<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Evrim | Ateistlere Cevap</title>
	<atom:link href="https://ateistlerecevap.org/category/evrim/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://ateistlerecevap.org</link>
	<description>Ateistlere,deistlere ve İslam&#039;ı kabul etmeyenlere İslam&#039;ı tanıtmak cevap vermek ve Müslüman kardeşimize fikir vermeye çalışan dostlarız.</description>
	<lastBuildDate>Tue, 05 Dec 2017 15:20:31 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=5.8</generator>

<image>
	<url>https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2020/10/cropped-logo-mavi-32x32.png</url>
	<title>Evrim | Ateistlere Cevap</title>
	<link>https://ateistlerecevap.org</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Evrimle İlgili Terimler</title>
		<link>https://ateistlerecevap.org/evrim-terminolojisi/</link>
					<comments>https://ateistlerecevap.org/evrim-terminolojisi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ateistlere Cevaplar]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 05 Dec 2017 15:20:31 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Evrim]]></category>
		<category><![CDATA[evrim]]></category>
		<category><![CDATA[evrim hakkında kitaplar]]></category>
		<category><![CDATA[evrim ile ilgili]]></category>
		<category><![CDATA[evrim ile ilgili araştırma]]></category>
		<category><![CDATA[evrim ile ilgili araştırma yapan bilim adamlarının görüşleri]]></category>
		<category><![CDATA[evrim ile ilgili ayetler]]></category>
		<category><![CDATA[evrim ile ilgili belgesel]]></category>
		<category><![CDATA[evrim ile ilgili bilim adamları]]></category>
		<category><![CDATA[evrim ile ilgili bilimsel makaleler]]></category>
		<category><![CDATA[evrim ile ilgili bilinmeyenler]]></category>
		<category><![CDATA[evrim ile ilgili kavramlar]]></category>
		<category><![CDATA[evrim ne demek]]></category>
		<category><![CDATA[evrim teorisi çürütüldü]]></category>
		<category><![CDATA[evrim teorisi nedir]]></category>
		<category><![CDATA[evrim terminolojisi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.ateistlerecevap.org/?p=921</guid>

					<description><![CDATA[<p>Evrim Terminolojisi Evrim; değişme, başkalaşma, farklılaşma, ilerleme ve  evolüsyon gibi, aralarında değişik nüanslar bulunan pek çok kelime, tâbir ve deyim yerine kullanılmaktadır. Tekâmül” manasında “evrim” kullanılıyorsa, bu manadaki evrim, teori değil, bir kanundur. Ay­nı şekilde, “evrim” terimiyle, tahavvül-ü zerrat, yani atom­ların hâl değiştirmesi kastediliyorsa, o da teori değil, bü­­tün kâinatta cereyan eden umumi bir kanundur. [&#8230;]</p>
The post <a href="https://ateistlerecevap.org/evrim-terminolojisi/" data-wpel-link="internal">Evrimle İlgili Terimler</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div class="art-postmetadataheader">
<h2><a href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2017/12/evrim-ile-ilgili-terimler-1.png" data-wpel-link="internal"><img loading="lazy" class="aligncenter size-large wp-image-982" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2017/12/evrim-ile-ilgili-terimler-1-1024x576.png" alt="" width="640" height="360" /></a></h2>
<h2>Evrim Terminolojisi</h2>
</div>
<div class="art-postcontent">
<div class="art-article">
Evrim; değişme, başkalaşma, farklılaşma, ilerleme ve  evolüsyon gibi, aralarında değişik nüanslar bulunan pek çok kelime, tâbir ve deyim yerine kullanılmaktadır.<br />
Tekâmül” manasında “evrim” kullanılıyorsa, bu manadaki evrim, teori değil, bir kanundur. Ay­nı şekilde, “evrim” terimiyle, tahavvül-ü zerrat, yani atom­ların hâl değiştirmesi kastediliyorsa, o da teori değil, bü­­tün kâinatta cereyan eden umumi bir kanundur.<br />
Her bilim dalının kendine has ıslahat ve tabirleri olduğu gibi, evrimin de kendisine has terminolojisi vardır. Bu terminoloji üzerinde henüz tam ittifakın sağlanamamış olmasındandır ki, aynı mana ve mefhumlar, farklı kimseler tarafından değişik anlamlarda kullanılmaktadır. Bu tabirlerin tam oturmamış olmasını, evrim teorisinin yeniliğinden başka, ilimdeki gelişmeye paralel olarak, bu teoriye zamanla yapılan tali ilavelerle kazandığı farklı manalarda aramak gerekir. Bir de buna “dili Türkçeleştirme” adı altında pek çok tabir ve kelimenin atılarak, o manaların tek kelimeyle ifade edil­meye çalışıldığını eklerseniz, meselenin güçlüğü anlaşılır.<br />
Yaygın kullanım alanı olan bazı Arapça ve Farsça terim ve tabirler, Türkçe ve Osmanlıca kaynaklarda bazen aynen, bazen de kısmen değişikliğe uğratılarak muhafaza edilmiştir. Geçmişe uzanan ilim tarihi içinde, değişme, farklılaşma, başkalaşma vs’yi ifade için kullanılan tabirlere o zamanda yüklenilmiş olan manaların olduğu gibi bilinmesi önemlidir. De­ğilse, hem geçmişi iyi anlamama ve hem de hâldeki düşünceleri bütün berraklığıyla ortaya koyamama gibi bir durumla karşılaşırız.<br />
Burada evrimin karşılığı olarak alınan tabirlerden bazılarına yer verilecektir. Başlıcaları evrim, evolüsyon, tekâmül, istihale, tatavvur, tahavvül, tebdil, tebeddül, tağyir, tegayyür, terakki, sudur, zuhur, techid, ontojeni ve filojeni’dir. Bu mana farklılıkları birbirine yakın olmakla beraber, ayrı ayrı kavramları ifade etmektedir. Hâl böyle iken, bu ve daha burada yer vermediğimiz benzer tabirler yerine “evrim” kelimesi kullanılmaktadır. Dolayısıyla farklı manaların aynı terimle ifadesi, bu sahada çalışanların birbirini yanlış anlamasına sebep olmakta, bu konuda bir kavram kargaşasının varlığı dikkati çekmektedir. Bu bakımdan, geçmişte benzer veya farklı mefhumların ne şekilde ifade edildiğinin, yani evrim terminolojisinin bilinmesi zarureti vardır.</p>
<h3>Evrim</h3>
<p>Evrimle, bir değişiklik, başkalaşma veya bir farklılaşma ifade edilmeye çalışılır. Bir diğer söyleyişle evrim, kademeli olarak gelişme ve değişmeyi ifade eder. Lügat manası böyle olmakla beraber, biyolojideki kullanımında, bir türden başka bir türün veya bir varlıktan başka bir varlığın yavaş yavaş, za­manla ve tesadüfen meydana gelmesi anlatılmaya çalışılır. Bu kullanımda bir hudut veya sınırlama getirilmediği için, en küçük bir farklılıktan her türlü değişme ve başkalaşmaya ve yeni bir yapılanmaya varıncaya kadar her şey “evrim” kelimesiyle verilmek istenmektedir. Hatta “ilim ve fendeki ilerleme veya terakki” manasında bile “evrim” terimi tercih edilmektedir. Aslında biyoloji sahasında evrimin kullanılmasında bir sınırlamanın olmasına ihtiyaç vardır. Bu kelimeye günümüzde genelde yüklenen mananın “evolüsyon” karşılığında olduğu görülüyor.</p>
<h3>Evolüsyon</h3>
<p>“Evolüsyon” terimi, yüksek ve daha karmaşık yapılı hayvan ve bitkilerin, jeolojik zamanlar boyunca, evvelce mevcut olan ilkel atalardan, değişme ve farklılaşma ile tesadüfen meydana gelmelerini ifade eder. Dikkat edilirse, evolüsyonun iki temel kabule dayandığı görülür. Birisi, tek hücreli canlıdan yüksek yapılılara doğru canlıların soy ağacında mutlaka silsile hâlinde bir sonraki varlık, önceki atalarından meydana gelmiş olmalıdır. İkincisi de, bu canlının ortaya çıkışı ve zaman içerisinde değişmesi tamamen tesadüflere bağlıdır.</p>
<h3>Tekâmül</h3>
<p>“Tekâmül” kelimesine geçmişte birbirine tamamen zıt iki farklı mananın yüklendiğini görüyoruz. Birisi, herhangi bir varlığın zaman içinde belirli bir olgunluğa erişmesi, mükemmel hâle gelmesini ifade eder. Diğeri de, “evolüsyon” manasında, yani bir türden bir başkasının tesadüfen meydana geldiğini belirten evrim teorisi yerine kullanılmıştır. Geçmişte evrim teorisi yerine <b>“Tekâmül Teorisi”</b> dendiğini görüyoruz. Ancak tekâmülün evrim teorisi yerine kullanımı çok yaygın değildir. Çoğunlukla birinci manada, yani “bir varlığın mahiyetini değiştirmeden, bir başka söyleyişle, özelliğini yitirmeden, kendi yapısı içerisinde kemale ermesi, olgunlaşması” manasında ele alınmıştır. Bu yönüyle tekâmülün ifade ettiği mana, daha çok ontojeniye yakındır. Ontojeni manasında tekâmülün kullanımı, hem cansızlar âleminde hem de canlılar âleminde görülür. Meselâ yeryüzünün ilk şeklinin böyle olmadığı, başlangıçta güneşle birlikte bulunduğu, ondan ayrılıp uzaydaki yerini alarak zamanla soğuyup kabuk bağladığı belirtilerek bu kemale erme yönündeki değişmeler tekâmülle ifade edilmiş ve ilk yaratılışından itibaren yerkürenin, tekâmül ederek insan ve diğer canlıların yaşayabileceği günümüzdeki yapıya ulaştığına dikkat çekilmiştir. Yine de her an bu tedricî (yavaş yavaş) değişimin devam ettiği nazara verilmiştir. Bu yavaş yavaş değişimin, yani tedricî tekâmülün canlılar âleminde de yer aldığına vurgu yapılır. Meselâ bir elma çekirdeğinin ağaç hâline gelişi ya da bir embriyonun gelişerek kemale ermiş bir canlıyı hasıl edişi hep bu “tekâmül” kelimesiyle ifade edilmiştir. Bunu özetlersek:<br />
&nbsp;</p>
<table border="1" cellspacing="1" cellpadding="1" align="center">
<tbody>
<tr>
<td align="center"><img src="http://www.sorularlaevrim.com/images/icerik/tekamul-cekirdektenagac.jpg" alt="Çekirdeğin Tekâmülü" align="middle" border="1" hspace="5" vspace="5" /></td>
</tr>
<tr>
<td align="center">Çekirdekten bir ağacın teşekkülü</td>
</tr>
<tr>
<td align="center"><img src="http://www.sorularlaevrim.com/images/icerik/tekamul-yumurtadantavuk.jpg" alt="Yumurtanın Tekâmülü" align="middle" border="1" hspace="5" vspace="5" /></td>
</tr>
<tr>
<td align="center">Yumurtadan bir canlının gelişimi</td>
</tr>
<tr>
<td align="center"><img src="http://www.sorularlaevrim.com/images/icerik/tekamul-zigottaninsan.jpg" alt="İnsanın Tekâmülü" align="middle" border="1" hspace="5" vspace="5" /></td>
</tr>
<tr>
<td align="center">Tek hücreden ibaret olan zigottan insanın teşekkülü</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Bütün bunlar, geçmişte “tekâmül” terimiyle ifade edilmişlerdir. Yukarıdaki açıklamalardan da anlaşılacağı gibi, kâinattaki canlı ve cansız bütün varlıklar, bu manada kendi içlerinde, bir bakıma embriyodan olgun hâle gelinceye kadar gösterdikleri tedricî bir değişim kanununa tabidir.<b> </b>Dolayısıyla tekâmülün bu manada kullanımı<b></b>teori değil, bir kanundur.</p>
<h3><b>Tahavvül</b></h3>
<p>Evrim konusundaki yanlış değerlendirmelere sebep olan kelimelerden birisi de “tahavvül”dür. Tahavvül, “hâl değiştirme”dir. Geçmişte, “bir molekül veya bileşiğin yapısını değiştirmesi” manasında kullanılmıştır.<br />
Günümüzde biliyoruz ki, elementler, hava, su ve toprak gi­bi ortamlardan iyon veya bileşikler şeklinde alınarak varlıkların meydana gelmesine sebep olmaktadır. Bu olay bir kanun şeklinde cereyan eder. Meselâ insan bünyesinde yer alan bir demir atomu, değişik bileşikler hâlinde çok farklı yolları takip ederek buraya ulaşmıştır. Demir atomu başlangıçta bir kayacın yapısındadır. Bu kayacın toprak şeklinde ayrışmasıyla onun içerisine geçecektir. Daha sonra bitki tarafından iyon ya da küçük bileşikler hâlinde alınacaktır. O bitkiyi hayvanın yemesi hâlinde hayvanın vücudunda bileşikler teşkil edecek, o hayvanın insan tarafından yenmesiyle de o demir atomu insana geçmiş olacaktır.<br />
On üçüncü asırda da, atom ve moleküllerin teşkil ettiği bileşikler ve bunların canlı veya cansızların yapısında yer almasında izlediği yol da, yukarıdakine benzer bir tarzda, fakat tahavvülle açıklanmaya çalışılmıştır. Binikiyüzlü yılların sonun­da, bir ansiklopedi tarzındaki “Marifetname” adlı eserinde İbrahim Hakkı, bu meseleyi “atomların hâl değiştirmesi”<b> </b>şek­linde ifade eder ve şöyle der:</p>
<blockquote><p>“<i>Allah’ın emriyle felekler ve yıldızlar hareket edip dört unsur (ateş, hava, su ve toprak) birbirlerine karışır. Bu karışım ve bileşimden önce madenler meydana gelir. Bundan da bitkiler, maden ve bitkilerin birleşmesinden de hayvanlar meydana gelir ve hayvan soyu kemalini, en uygun şeklini bulunca insan hasıl olur</i>”<sup>1</sup>.</p></blockquote>
<p>İbrahim Hakkı burada atomların bir hâlden başka bir hâle geçtiğine işaret etmekte, bu elementlerin kademe kademe hangi canlı mertebelerinde görev aldığını belirtmektedir. Nitekim bir başka ifadesinde şöyle bir değerlendirme yapar.</p>
<blockquote><p>“<i>O akıcı vücut bitki âlemine girerken bazı afetler, hastalıklar ona saldırır ve bu yüzden bitki olamaz. Yahut bitki olurken kemale gelmeden, olgunlaşmadan evvel bozulur. Bitkilik vas­­fını kaybeder ve hayvanlara yem olmaktan çıkar. Bazen de bir hayvan, insanın yemesine elverişli bir duruma gel­miş­ken yenmeden evvel bozulur ve bu yüzden hayvanı insan mer­tebesine naklettirmeye, dönüşmeye engel olur. Bazen de bozulmadan insan mertebesine naklolur</i>”<sup> 2</sup>.</p></blockquote>
<p>İbrahim Hakkı’ya göre, topraktan bitki vasıtasıyla alınan, Meselâ bir sodyum atomu, çiçekte canlılık kazanmakta, koyunda daha hareketli bir hâle geçmekte, insan bünyesine gelince en yüksek mertebeye ulaşmış olmaktadır. Burada ifade edilmeye çalışılan olay, elementlerin varlıklar âlemindeki hareket seyridir. Atomların yapısında ve hareketindeki bu değişikliğin de evrim teorisiyle ifade edilmemesi gerekir. Çünkü atomların bu şekilde hâl değiştirmesi, eskilerin tabiriyle, “ta­hav­vülat-ı zerrat” olarak belirtilir. Görüldüğü gibi bu hâl değiştirme bir teori değil, bütün canlılar âleminde cereyan eden bir kanundur.</p>
<h3><b>İstihale</b><b></b></h3>
<p>Geçmişte “istihale” ve “te­kâmül” kelimelerinin “evolüsyon” ya da “evrim” manasında kullanılmış olduğunu anlıyoruz. Nitekim Hamdi Yazır bir eserinde, tekâmül ve istihaleyi müdafaa edenlerin görüşlerine itiraz ederek şöyle diyor:</p>
<blockquote><p>“Bütün hayvan vücutları mükemmel bir tasnif (sınıflandırma) ile tertip edildiği zaman görünüyor ki, aralarında nok­sanlıktan kemale (mükemmele) doğru, yani basitten mürekkebe (kompleks yapılıya) giden bir derecelenme vardır. Bununla beraber, her bir cinsin diğer cinsten hasıl olduğuna (meydana geldiğine) dair bir tecrübeye, bir şahide de rastlamıyoruz. İnsan insandan doğuyor; aslan aslandan, at attan, maymun maymundan&#8230; Böyle olmakla beraber, bu tecrübeye rağmen, aynı menşeyden (kökenden), yani topraktan gelmeye dayanılarak burada da bir mantık yapılıyor. Hayvan cinslerinin birbirine benzemesini, istihale veya tekâmülle basitten yüksek yapılının hasıl olduğuna bağlıyorlar. Bu suretle bir gün gelmiş ki, hayvanın biri ve Meselâ bir takdire göre, maymunun biri veya birkaçı insan doğuruvermiş ve insanlar bunlardan türemiş&#8230; Biz daima göğsümüzü gere gere ve ilmî yoldan hiç ayrılmayarak deriz ki: Aynı menşeyden (kökenden) gelme davası doğrudur. Evvela, bütün hayvanat için bu menşeyin aslı maddedir, basit unsurlar ve elementlerdir. Bir başka ifadeyle, topraktır. Bu maddeden hayvanatın meydana gelmesi ise ilim, irade, kuvvet, kudret sahibi haricî bir sebebe bağlıdır ki, o basit şeyden canlı hasıl olabilsin. Çünkü noksandan kendi kendine bir kâmil hasıl olamaz. Meselâ bir okkalık bir sıklet (ağırlık), iki okkalık sıkleti sürükleyemez. Çıktığı, sürüklediği farz edilirse, bir şeyin yok iken sebepsiz, illetsiz hasıl olduğunu kabul etmek lazım gelir. O zaman akıl, ilim ve fen yoktur. Aralarında mertebe yakınlığı bulunan hayvan cinslerini, tecrübenin aksine olarak, birbirinden istihale ettirmek veya doğurtmak ne tabiidir, ne zaruridir. Kurbağalar balıktan doğmuş, demek için, görülmüş bir misale ihtiyaç vardır. Gözlenmiş bir numune olmadığı ve mantıki bir zaruret bulunmadığı hâlde böyle bir hüküm, elbette fennî ve felsefi bir hüküm değildir”<b><sup>3</sup></b>.</p></blockquote>
<h3><b>Tatavvur</b></h3>
<p>Esasen evrim yeni bir mefhum olduğu için Arapça’da da tam oturmuş bir karşılığı mevcut değildir. Bu sahadaki bazı otoriteler, evrimin karşılığı olarak “tavırdan tavıra geçme” manasında <b>“</b>tatavvur<b>” </b>kelimesinin kullanılabileceğini ileri sürerler. Darwin maddesinde bu teori <b>“</b>Tatavvur<b> </b>Teorisi<b>” </b>olarak adlandırılmıştır. Fakat ne Kamus’un tercümesinde ne de Arapça lügat Lisan-ül Arap’da “tatavvur” kelimesine yer verilmemiştir.</p>
<h3><b>Tebdil</b></h3>
<p>Bir şeyin suretini şeklini değiştirme, yerine geçme/bedel olma. Tebdil-i kıyafet etme. Giyinişini değiştirme.</p>
<h3><b>Tebeddül</b></h3>
<p>Karşılıklı olarak yerine geçme, değişme. Bir şeyin yerine başkasının geçmesi. Sosyal alanda, bir âdetin yerine başka bir âdetin gelmesidir. Biyolojik alanda ise, “bir canlının yerini bir başka canlının alması” manasında kullanılır.</p>
<h3><b>Tağyir</b></h3>
<p>Olduğu hâlden bir başka hâle geçme. Başka hâle getirme. Süte su katarak değiştirmek.</p>
<h3><b>Tegayyür</b></h3>
<p>Hâlini değiştirmek. Rengin değişmesi, karşılıklı başkalaşma.</p>
<h3><b>Terakki</b></h3>
<p>Yükselme, yukarı kalkma, merhale, aşama. Maddi ya da manevi alanda basamak basamak yukarı çıkma, atlaya atlaya ilerleme, atılım.</p>
<h3><b>Sudur</b></h3>
<p>Ortaya çıkma, zahir olma, yaratılma. “Tecelli” kelimesiyle de ifade edilmiş olan bu tabir, “yokluktan varlık âlemine çıkarılma, yoktan yaratma” yerine kullanılmıştır.</p>
<h3><b>Zuhur</b></h3>
<p>Kelime olarak “ortaya çıkmak, belirtmek, görünmek, meydana gelmek” anlamındadır. Canlı ana türlerin kozmolojik evrimini ifade eder.</p>
<h3><b>Tecdit</b></h3>
<p>Yenilenme, yenilik kazanma. Nazzam tarafından, “bir türün bir hâlden başka bir hâle geçmesi” manasında kullanılmıştır.</p>
<h3><b>Ontojeni</b></h3>
<p>Bir canlının embriyodan itibaren olgun hâle gelinceye kadar geçirdiği safhaların tamamıdır. Bir bitki, zigottan itibaren gelişerek çok hücreli yapı ve dokuları verir. Bitkide gözlenen bu safhalar “filiz, fidan, ağaç ve meyveli ağaç” şeklinde, hayvanlarda “çok hücreli embriyodan yavru ve yetişkin bir hayvan,” insanda ise “bebek, çocuk, genç, olgun ve yaşlı” olarak şekillenir. Bitkiler, hayvanlar ve insanlar âleminde görülen bu gelişim bir kanun şeklinde kendini gösterir. Bu cihetiyle ontojeni, bir bakıma tekâmülün bir manasıyla terminoloji bakımından büyük oranda örtüşmektedir.</p>
<h3><b>Filogeny</b></h3>
<p>Bir canlının ilk yaratılışından itibaren günümüze kadar geçirdiği farz edilen ve ilmî tetkikle açıklanmaya çalışılan saf­halardır. Evrim düşüncesine göre, yeryüzünde ilk önce tek hücreli bir varlık teşekkül etmiş, bunun zaman içerisinde değişim ve başkalaşım geçirmesiyle silsile hâlinde ve tamamen tesadüflere bağlı olarak yüksek yapılı diğer canlılar ortaya çıkmıştır. İlk canlılar soy ağacının kökünü, daha sonrakiler gövdesini teşkil etmiş, bunlar da giderek ağacın dalları gibi ikiye ayrılmış, bir dalı bitkiler âlemini, diğer dalı da hayvanlar âlemini vermiştir. Bu soy ağacı <b>“Filogenetik Soy Ağacı” </b>ola­rak adlandırılır.<br />
&nbsp;</p>
<h3><b>Sonuç</b></h3>
<p>Yukarıdaki açıklamalardan da anlaşılacağı gibi “evrim” kelimesi, değişme, başkalaşma, farklılaşma ve ilerleme gibi, aralarında değişik nüanslar bulunan pek çok kelime, tabir ve de­yim yerine kullanılmanın yanında, bir türden bir başka türün ve dolayısıyla bu yolla bütün canlıların tesadüfen ortaya çıktığını da içine alan “evolüsyon” yerine de kullanılmaktadır. Bütün bu manalar “Evrim Teorisi” adı altında ifade edil­me­ye çalışılır. Hâlbuki “tekâmül” manasında “evrim” kullanılıyorsa, yani siz “evrim” terimiyle “tekâmül” manasını ifade edi­yorsanız, bu manadaki evrim, teori değil, bir kanundur. Ay­nı şekilde, “evrim” terimiyle, tahavvül-ü zerrat, yani atom­ların hâl değiştirmesi kastediliyorsa, o da teori değil, bü­­tün kâinatta cereyan eden umumi bir kanundur.<br />
Şunun da belirtilmesi gerekir ki, burada verilmeye ve açık­lanmaya çalışılan birtakım Arapça, Farsça ya da Osmanlıca kelime ve tabirlerin verilmesinden maksat, bu kelimelerin kullanılmasını müdafaa etmek ya da o kelimeleri savun­mak değildir; farklı manadaki kelimelerin tek kelimeyle ifadesinin nasıl mana kargaşasına yol açtığına dikkati çekmektir. “Tekâmül” kelimesini kullanmayacaksak, bunun yerine kul­lanacağımız tabirin başka manaları içerisine almama­sı gerekir. Aksi hâlde, şimdiki durumda olduğu gibi, karşı­mı­za mana kargaşası çıkacaktır.</p>
<h2>Anorganik ve Organik Evrim</h2>
<p>Burada evrim, yine yaygın kullanılış manasıyla, yani yukarıda sözü edilen değişme, başkalaşma, farklılaşma, ilerleme ve evolüsyonu ifade eden bütün tabir ve kelimelerin yerine kullanılmıştır. Geniş manasıyla evrim, anorganik ve organik olmak üzere ikiye ayrılır.</p>
<h3>Anorganik evrim</h3>
<p>“Kâinattaki bütün cansız varlıkların nasıl ortaya çıktığı ve günümüze nasıl ulaşmış olduğu” hususu, anorganik evrimin konusunu teşkil eder. Bir başka ifadeyle, anorganik evrim, ilk maddenin nasıl ortaya çıktığını, galaksilerin yaratılışını ve dünyanın günümüzdeki şeklini alması için geçirdiği safhaları iza­ha çalışır. Görüldüğü gibi, mesele bir veya birkaç teoriyle geçiştirilemeyecek kadar şümullü olduğu gibi, ilimlerin pek çoğunun felsefi temelini de teşkil etmektedir.<br />
&nbsp;<br />
Prof.Dr. Adem Tatlı<br />
&nbsp;<br />
<strong>Kaynaklar:</strong><br />
&nbsp;<br />
1. Hakkı, İ. Ma&#8217;rifetname. Ahmet Kamil Matbaası. İs­tanbul.  1297, s.28.<br />
2. Hakkı, İ.: a.g.e. s.32.<br />
3. Yazır, H. Hak Dini &#8211; Kur&#8217;an Dili. 1971, c.1, s. 329 – 331.
</div>
</div>The post <a href="https://ateistlerecevap.org/evrim-terminolojisi/" data-wpel-link="internal">Evrimle İlgili Terimler</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ateistlerecevap.org/evrim-terminolojisi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Siyah tenli ırkların Afrika&#039;da yaşamasının sebebi nedir? Evrim olmadığına göre, sıcak bölgelerde neden zencilerin yaşadığını nasıl açıklarız?</title>
		<link>https://ateistlerecevap.org/siyah-tenli-irklarin-afrikada-yasamasinin-sebebi-nedir/</link>
					<comments>https://ateistlerecevap.org/siyah-tenli-irklarin-afrikada-yasamasinin-sebebi-nedir/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ateistlere Cevaplar]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 04 Dec 2017 06:19:27 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Evrim]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.ateistlerecevap.org/?p=969</guid>

					<description><![CDATA[<p>&#160; Değerli kardeşimiz, Bazıları, zenci ırkın tropik bölgelerdeki yoğun ultraviyole ışınlarına uyum sağlayarak meydana geldiğini iddia ederler. Halbuki bu görüş, Kuzey ve Güney Amerika&#8217;da aynı ışınlara maruz kalanların niçin siyahlaşmadıkları sorusunu izah edememektedir. Son yapılan çalışmalar, deri rengindeki bu farklılığın irsî olduğunu ortaya koymuştur. Dolayısıyla, ırkların teşekkülüyle ortaya çıkan siyahlar, kendileri için zararlı olmayan ışınların [&#8230;]</p>
The post <a href="https://ateistlerecevap.org/siyah-tenli-irklarin-afrikada-yasamasinin-sebebi-nedir/" data-wpel-link="internal">Siyah tenli ırkların Afrika'da yaşamasının sebebi nedir? Evrim olmadığına göre, sıcak bölgelerde neden zencilerin yaşadığını nasıl açıklarız?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2017/11/Siyah-tenli-irklarin.png" data-wpel-link="internal"><img loading="lazy" class="aligncenter size-large wp-image-938" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2017/11/Siyah-tenli-irklarin-1024x576.png" alt="" width="640" height="360" srcset="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2017/11/Siyah-tenli-irklarin-1024x576.png 1024w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2017/11/Siyah-tenli-irklarin-300x169.png 300w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2017/11/Siyah-tenli-irklarin-768x432.png 768w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2017/11/Siyah-tenli-irklarin-1200x675.png 1200w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2017/11/Siyah-tenli-irklarin.png 1280w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" /></a><br />
&nbsp;<br />
Değerli kardeşimiz,<br />
Bazıları, zenci ırkın tropik bölgelerdeki yoğun ultraviyole ışınlarına uyum sağlayarak meydana geldiğini iddia ederler. Halbuki bu görüş, Kuzey ve Güney Amerika&#8217;da aynı ışınlara maruz kalanların niçin siyahlaşmadıkları sorusunu izah edememektedir.<br />
Son yapılan çalışmalar, deri rengindeki bu farklılığın irsî olduğunu ortaya koymuştur. Dolayısıyla, ırkların teşekkülüyle ortaya çıkan siyahlar, kendileri için zararlı olmayan ışınların bulunduğu sahaya göç etmiştir. Diğer taraftan açık renkli ve mavi gözlü İskandinav ırkı ise, ekvator yakınındaki yoğun ultraviyole ışığından kurtulmak için kuzeye gitmiştir.<br />
Rum sûresinin 22. ayetinde bu hususta mealen şöyle buyurulur:</p>
<blockquote><p><strong>&#8220;Gökleri ve yeri yaratması, dillerinizin ve renklerinizin değişik olması, onun varlığının delillerindendir. Doğrusu bunlarda bilenler için dersler vardır.&#8221;<br />
</strong></p></blockquote>
<p>Allah Teala her bölgenin şartlarına göre bitki ve hayvanları yarattığı gibi, o bölgenin insanının ten rengini de ona mahsus yaratmıştır.<br />
&nbsp;</p>The post <a href="https://ateistlerecevap.org/siyah-tenli-irklarin-afrikada-yasamasinin-sebebi-nedir/" data-wpel-link="internal">Siyah tenli ırkların Afrika'da yaşamasının sebebi nedir? Evrim olmadığına göre, sıcak bölgelerde neden zencilerin yaşadığını nasıl açıklarız?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ateistlerecevap.org/siyah-tenli-irklarin-afrikada-yasamasinin-sebebi-nedir/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Hz. Âdem ile Hz. Havva&#039;nın göbek deliği var mıydı? Yoksa evrime delil midir?</title>
		<link>https://ateistlerecevap.org/hz-adem-ile-hz-havvanin-gobek-deligi-var-miydi/</link>
					<comments>https://ateistlerecevap.org/hz-adem-ile-hz-havvanin-gobek-deligi-var-miydi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ateistlere Cevaplar]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 30 Nov 2017 13:01:18 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Evrim]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.ateistlerecevap.org/?p=963</guid>

					<description><![CDATA[<p>Değerli kardeşimiz, Bu ilk insanlarda göbek bağının varlığı veya yokluğunu bizzat göstermek mümkün olmadığına göre, sadece bazı sebeplere ve yaratılıştaki hikmete göre bir yorum yapılabilir. Bilindiği gibi, insan anne karnında göbekten beslenmektedir. Dünyaya gelince ağızdan beslendiği için, göbekteki bu açıklık zamanla kapanmakta ve sadece belirli bir izi kalmaktadır. İlk insanın yaratılışında anneden beslenme olmadığına göre, mantıken [&#8230;]</p>
The post <a href="https://ateistlerecevap.org/hz-adem-ile-hz-havvanin-gobek-deligi-var-miydi/" data-wpel-link="internal">Hz. Âdem ile Hz. Havva'nın göbek deliği var mıydı? Yoksa evrime delil midir?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Değerli kardeşimiz,<br />
Bu ilk insanlarda göbek bağının varlığı veya yokluğunu bizzat göstermek mümkün olmadığına göre, sadece bazı sebeplere ve yaratılıştaki hikmete göre bir yorum yapılabilir.<br />
Bilindiği gibi, insan anne karnında göbekten beslenmektedir. Dünyaya gelince ağızdan beslendiği için, göbekteki bu açıklık zamanla kapanmakta ve sadece belirli bir izi kalmaktadır. İlk insanın yaratılışında anneden beslenme olmadığına göre, mantıken göbek bağının da bulunmaması gerekir. Cenab-ı Hak, onun rızkını göbek bağı olmadan da verir. Yumurtanın içindeki civcivi, göbek bağsız besleyip büyüten, elbette ilk insan Hz. Âdem babamızı ve Hz. Havva validemizi de öyle besleyip büyütmüştür.<br />
<strong>Ateistler burada cerbeze ve kelime oyunu yaparak, insanları yanıltmaya çalışıyorlar.</strong> İnsan, göbek bağı olsa da olmasa da bir hücre halinden gelişip farklılaşarak insan şekline geliyor. Daha da ilerisi, her bir insanın her an binlerce hücresi değişip yenileniyor. Bir saniye sonraki insan, bir saniye önceki insan değildir. Bu değişme ve farklılaşmalara biz tekâmül diyoruz; yani, gelişip farklılaşarak kemale erme. Bu tarzdaki gelişme bir kanundur. Canlı ve cansız kâinattaki bütün varlıklarda bu kanun geçerlidir. Onlar buna evrim diyorlarsa, o zaman, <strong>evolüsyon</strong> manasında kullandıkları, bir canlıdan bir başka canlının tesadüfen meydana geldiği iddialarını başka bir kelime ile ifade etmeleri gerekir. Onlar cerbeze yaparak ikisine de <strong>evrim </strong>diyorlar. Hâlbuki tahavvül ve tekâmül manasındaki değişiklikler bir kanundur.<br />
Evolüsyon manasında meydana geldiğini iddia ettikleri değişiklik ve farklılaşmanın dayandığı bir hakikat yoktur. <strong>Farazi ve felsefî bir düşüncedir.</strong><br />
&nbsp;</p>The post <a href="https://ateistlerecevap.org/hz-adem-ile-hz-havvanin-gobek-deligi-var-miydi/" data-wpel-link="internal">Hz. Âdem ile Hz. Havva'nın göbek deliği var mıydı? Yoksa evrime delil midir?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ateistlerecevap.org/hz-adem-ile-hz-havvanin-gobek-deligi-var-miydi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Evolüsyon nedir?</title>
		<link>https://ateistlerecevap.org/evolusyon-nedir/</link>
					<comments>https://ateistlerecevap.org/evolusyon-nedir/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ateistlere Cevaplar]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 28 Nov 2017 12:43:54 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Evrim]]></category>
		<category><![CDATA[Tanım]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.ateistlerecevap.org/?p=909</guid>

					<description><![CDATA[<p>Evolüsyon “Evolüsyon” terimi, yüksek ve daha karmaşık yapılı hayvan ve bitkilerin, jeolojik zamanlar boyunca, evvelce mevcut olan ilkel atalardan, değişme ve farklılaşma ile tesadüfen meydana gelmelerini ifade eder. Dikkat edilirse, evolüsyonun iki temel kabule dayandığı görülür. Birisi, tek hücreli canlıdan yüksek yapılılara doğru canlıların soy ağacında mutlaka silsile hâlinde bir sonraki varlık, önceki atalarından meydana [&#8230;]</p>
The post <a href="https://ateistlerecevap.org/evolusyon-nedir/" data-wpel-link="internal">Evolüsyon nedir?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<figure id="attachment_919" aria-describedby="caption-attachment-919" style="width: 640px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2017/11/akaid-nedir-1.png" data-wpel-link="internal"><img loading="lazy" class="size-large wp-image-919" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2017/11/akaid-nedir-1-1024x576.png" alt="evolüsyon nedir" width="640" height="360" /></a><figcaption id="caption-attachment-919" class="wp-caption-text">evolüsyon nedir</figcaption></figure>
<h3>Evolüsyon</h3>
<p>“Evolüsyon” terimi, yüksek ve daha karmaşık yapılı hayvan ve bitkilerin, jeolojik zamanlar boyunca, evvelce mevcut olan ilkel atalardan, değişme ve farklılaşma ile tesadüfen meydana gelmelerini ifade eder. Dikkat edilirse, evolüsyonun iki temel kabule dayandığı görülür. Birisi, tek hücreli canlıdan yüksek yapılılara doğru canlıların soy ağacında mutlaka silsile hâlinde bir sonraki varlık, önceki atalarından meydana gelmiş olmalıdır. İkincisi de, bu canlının ortaya çıkışı ve zaman içerisinde değişmesi tamamen tesadüflere bağlıdır.</p>The post <a href="https://ateistlerecevap.org/evolusyon-nedir/" data-wpel-link="internal">Evolüsyon nedir?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ateistlerecevap.org/evolusyon-nedir/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İnsan vücudanda körelmiş organ var mıdır? Varsa evrime delil olabilir mi?</title>
		<link>https://ateistlerecevap.org/insan-vucudanda-korelmis-orgen-var-midir-varsa-evrime-delil-olabilir-mi/</link>
					<comments>https://ateistlerecevap.org/insan-vucudanda-korelmis-orgen-var-midir-varsa-evrime-delil-olabilir-mi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ateistlere Cevaplar]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 27 Nov 2017 12:17:41 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Evrim]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.ateistlerecevap.org/?p=943</guid>

					<description><![CDATA[<p>Fosilleşmiş bir Evrim Safsatası: &#8221;Körelmiş Organlar&#8221; Körelmiş organ iddiası Charles Darwin evrim hipotezini ortaya atmadan evvel Lamarck tarafından dillendirilmiştir.“Kullanılan organın geliştiği, kullanılmayanın köreldiği” hususu, “Lamarck Prensibi” olarak bilinir. Buna göre evvelce aktif olan bir organ, zamanın geçmesi ve çevre şartlarının değişmesi ile pasif bir konuma geçmiş hatta hiç ihtiyaç kalmadığı takdirde ise tamamen körelmiştir. Bu [&#8230;]</p>
The post <a href="https://ateistlerecevap.org/insan-vucudanda-korelmis-orgen-var-midir-varsa-evrime-delil-olabilir-mi/" data-wpel-link="internal">İnsan vücudanda körelmiş organ var mıdır? Varsa evrime delil olabilir mi?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<figure id="attachment_939" aria-describedby="caption-attachment-939" style="width: 640px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2017/11/Untitled-1.png" data-wpel-link="internal"><img loading="lazy" class="size-large wp-image-939" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2017/11/Untitled-1-1024x576.png" alt="körelmiş organ" width="640" height="360" srcset="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2017/11/Untitled-1-1024x576.png 1024w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2017/11/Untitled-1-300x169.png 300w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2017/11/Untitled-1-768x432.png 768w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2017/11/Untitled-1-1200x675.png 1200w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2017/11/Untitled-1.png 1280w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" /></a><figcaption id="caption-attachment-939" class="wp-caption-text">körelmiş organ</figcaption></figure>
<span style="font-size: large;"><b>Fosilleşmiş bir Evrim Safsatası: &#8221;Körelmiş Organlar&#8221;</b></span><br />
Körelmiş organ iddiası Charles Darwin evrim hipotezini ortaya atmadan evvel Lamarck tarafından dillendirilmiştir.“Kullanılan organın geliştiği, kullanılmayanın köreldiği” hususu, “Lamarck Prensibi” olarak bilinir. Buna göre evvelce aktif olan bir organ, zamanın geçmesi ve çevre şartlarının değişmesi ile pasif bir konuma geçmiş hatta hiç ihtiyaç kalmadığı takdirde ise tamamen körelmiştir.<br />
Bu masal evrim hipotezi tarihince &#8221;bilim&#8221; adı altında pekçok makalede neşredilmiş, araştırmalara konu olmuştur. Ernst Wiedersheim, 1895 yılında yayınladığı “The Structure of Man” adlı eserinde, insanın bedeninde iş görmeyen ve daha önceki atalarından kalıntı olarak intikal eden ve zamanla insanın bedenini terk edecek olan 86 lüzumsuz organ olduğunu belirtmiştir. Encyclopedia Britannica hâlen böyle körelmiş organ sayısını 100’den fazla olarak vermektedir. Bu listeye kozalaksı beze, tiroit bezi, timüs bezi, kuyruk sokumu, apandisit, kulak kasları ve bademcikleri dâhil etmektedir<br />
İnsanda kör bağırsak, diğer canlılara göre fazla gelişmemiştir. Bu durum körelmiş bir yapı olarak kabul edilir ve insanın otla beslenen bir atadan geldiğine delil gösterilir. İnsanda bir başka körelmiş kabul edilen organ, kuyruk sokumudur. Bunun da insanın kuyruklu atasından geldiği, şu anda görevi bulunmayan lüzumsuz organ olduğu ileri sürülür. Ayrıca epifiz bezi, hipofiz bezi ve bademcikler gibi pek çok yapının, körelmiş organ olduğu iddia edilir.<br />
<b>Kainata Mühendis Kesilenler..</b><br />
Mühendisler kendi alanlarında söz sahibidirler. Bir inşaat mühendisi bir binanın inşa edilmesiyle ilgili herşeyde ihtisas sahibi olduğundan bu hususta eleştiriler sunabilir. Yapılan binanın neresinde hata var, neresinin gereksiz, neresinin eksik olduğunu söyleyebilir.<br />
Peki Kainatın Mühendisi kim? Bu kainatı bu kadar hassas ölçülere bağlı kılan ve herşeyi bir basit maddeden mucize gibi inşa eden kim? Elbette bu sorunun cevabının insan olmayacağı kesindir. Zira Kainatı yaratan ve onu düzenleyip insana hazır eden Cenab-ı Hakk’tır.Canlıları basit bir maddeden halk eden Cenabı Hakk elbette onların yaratılış hikmetiyle ilgili en yüksek söz sahibidir.Yüce Rabbimiz;<br />
<i><b>Hem o göğü, yeri ve aralarındakileri Biz boşuna yaratmadık. O, küfredenlerin zannı. Onun için küfredenlere ateşten bir veyl var. (Sad-27)</b></i><br />
Buyurmaktadır.Durum böyle iken elbette kainatta bir zerreden ibaret olan aklı küçük, kabiliyetleri kısıtlı insan kendini kainata mühendis tayin edip neresinin gereksiz, neresinin fazla olduğuna karar veremez. Böyle büyük bir iddianın sahipleri sonunda her zaman haksız çıkmaya ve aleme maskara olmaya müstehaktırlar.<br />
Şimdi bu sözde mühendislerin iddialarını inceleyip insan vücudunda köreldiği iddia edilen organları ve vazifelerini bir inceleyelim;<br />
Beyinde bulunan <b>kozalaksı beze</b> körelmiş organ olarak anlatılmıştır. Fakat yapılan araştırmalar sonucunda bu bezenin melatonin hormonunu salgıladığı ve böylece cinsel gelişimi düzenlediği keşfedilmiştir.<br />
Köreldiği iddia edilen bir başka organ <b>timüs bezi</b>dir. Araştırmalar timüs bezinin erken çocukluk döneminde, bedenin bağışıklık sisteminin gelişiminde hayati bir katkı yaptığı ortaya koymuştur. Timüs bezi, gelişim çağında lenf sisteminin normal gelişiminden ve bağışıklık maddesi (antikor) teşekkülünden sorumludur.<br />
<b>Tiroid bezi</b>nin körelmiş bir yapı olduğu iddiası ise metabolizma ve büyüme için hayati önem taşıyan iki hormon salgılayan bir endokrin bezesi olduğu anlaşılınca çökmüştür.<br />
<b>Bademcik</b>lerin de köreldiği iddiası halen daha dillendirilmektedir. Hatta bu halk arasında bile bazen işitilebilir. Halbuki herşeyi hikmetle yaratan Allahu Teala, bademciklere de mühim bir vazife vermiştir. Bademcikler (Tonsillar) lenfosit üretir ve ayrıca lokal bir antibakteriyel görev yapar.<br />
Evrimciler daha pek çok organın körelmiş olduğu iddiasındadır. Bunlardan en meşhurlarından iki tanesine daha değinelim;<br />
<b>Apandisit </b>başka bir tabirle kör bağırsak halen daha körelmiş organ listesinin başına konur. Fakat yapılan araştırmalar sonucunda kör bağırsak vücuda giren yabancı unsurlara karşı aktif bir organ olarak iş görür. Kalın bağırsağa gönderdiği sıvıyla bulaşıcı hastalıklara karşı koruyuculuk görevi yapmaktadır. Nitekim bugün, kör bağırsağın alınması hâlinde bazı antikorların salınmadığı ve bu yüzden çeşitli mikropların ürediği tespit edilmiştir. Kör bağırsağı erken yaşlarda alınanların diğerlerine göre kansere yakalanma oranı yüzde 30 daha fazladır.<br />
En çok dillendirilen körelmiş organlardan bir tanesi de <b>kuyruk sokumu kemiği</b>dir. Bu kemik evrimi savunanlar için insanın atasının kuyruklu bir tür olduğu husunda sarsılmaz bir ispat gibi kabul edilir. Ancak bilimsel araştırmalar kuyruk sokumu kemiğinin körelmediğini ve çok mühim bir vazifesinin olduğunu ortaya koymuştur. Kuyruk sokumu kemiği kalça kemerinin karın kasları için mühim bir tutunma noktasıdır. İnsan bu sayede rahat oturabilir. Halk arasında bazı kazalarda kuyruk sokumu kemiğini kıranlar olur. Bu insanların kesinlikle uzun süre aynı pozisyonda oturamadıkları ve asla rahat edemedikleri gözlemlenmiştir.<br />
&nbsp;<br />
Körelmiş organ safsatası sadece insan organları ile ilgili değildir; evrimciler hayvanlar aleminde hikmetini çözemedikleri birçok organı da körelmiş olmakla suçlarlar. Bu iddialarını da evrime ispat olarak sunmak üzere birçok deneyler yaparak güya körelmiş organların bir işe yaramadığını ispatlamaya çalışırlar. Ancak her seferinde bir tokat yiyip esasen hiç bir organın körelmiş olmadığını, körelenin kendi vicdan ve kalpleri olduğunu anlarlar. Sadece basit bir örnek aşağıda görebileceğiniz <b>boynuzlu böcek</b>le alakalıdır. Boynuzlu böcekteki boynuzların körelmiş olduğunu iddia eden evrimci bilim adamı Armin Moczek, yanıldığını itiraf etmek zorunda kalmıştır.<br />
Boynuzlu böcekle ilgili araştırma yürüten ve kendisi de evrimci olan bilim adamı Armin Mozcek, bu böceklerin boynuzlarının körelmiş olmadığını şu sözleri ile itiraf eder;<br />
<i>&#8221;Öyle gözüküyor ki ergenlik öncesi bu boynuzlar işlevsiz değillerdir. Halbuki çoğumuz önceden böyle düşünmüyordu.&#8221;</i><i><b> </b></i>Yakın zamanda yapılan bir araştırmada bilim adamları böceğin larva aşamasındayken ufak voltaj arkları kullanarak, boynuz hücrelerini diğer hücrelere zarar vermeden yok etmişlerdir. Sonrasında ise, boynuz dokusu tahrip edilen böceklerin baş bölgelerindeki kabukları kıramadıkları gözlemlenmiştir. Sonuçta bu böceklerin baş kısımları sıkı bir şekilde koruyucu zırhla örtülü kalmış ve kabuklarından dışarı çıkamamışlardır. Bu da göstermektedir ki boynuzlar körelmiş birer organ değil aksine bu canlılar için hayati önem taşıyan birer organdır.<br />
Körelmiş organ iddiası hususunda dillendirilen bir diğer canlı ise <b>deve kuşu</b>dur. Bu kuşların kanatlarının zamanla köreldiği iddia edilir. Bu iddianın arkasında, kanatların sadece uçmak için vazifeli olabileceği gibi son derece sığ ve yüzeysel bir bakış açısı vardır. Oysa ki <b>deve kuşu</b> gibi saatte 97 km hızla koşabilen bir canlı için kanatlar son derece önemli bir denge sağlayıcı görevi görürler&#8230;<br />
<b>Meçhul bir Kainat &#8221;İnsan&#8221;</b><br />
Bugün halen insan vücudunda vazifesini bilmediğimiz pek çok yapı vardır. İnsanın vazifesi ise aynen yukarıda bahsettiğimiz köreldiği iddia edilen organlar gibi, diğer vazifesi bilinmeyen yapıların da ne hikmetle yaratıldığını bulmaktır. Yoksa hikmetini anlamadığımız her şey hakkında gereksiz, körelmiş, luzumsuz demek ancak haddini aşıp, aklını kainata mühendis yapıp eblehçesine büyüklük taslamak olur ki; muhakkak bir gün ilim elindeki bir tokmağı o ahmağın başına indirir inşaAllah da aklını başına getirir&#8230;</p>The post <a href="https://ateistlerecevap.org/insan-vucudanda-korelmis-orgen-var-midir-varsa-evrime-delil-olabilir-mi/" data-wpel-link="internal">İnsan vücudanda körelmiş organ var mıdır? Varsa evrime delil olabilir mi?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ateistlerecevap.org/insan-vucudanda-korelmis-orgen-var-midir-varsa-evrime-delil-olabilir-mi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Evrimi sadece dine inananlar kabul etmemektedir. Evrimi kabul eden bu bilim adamları nasıl yanılıyor olabilir?</title>
		<link>https://ateistlerecevap.org/evrimi-sadece-dine-inananlar-kabul-etmemektedir/</link>
					<comments>https://ateistlerecevap.org/evrimi-sadece-dine-inananlar-kabul-etmemektedir/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ateistlere Cevaplar]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 24 Nov 2017 22:05:55 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Evrim]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.ateistlerecevap.org/?p=949</guid>

					<description><![CDATA[<p>Sorunuza farklı yönlerden cevap vermeye çalışacağız: Cevap 1: Aynı sorulara karşılık şu soruları da düşünelim lütfen: Dünyada evrim teorisini kabul etmeyen binlerce ilim adamı da var&#8230; Bunların diğerlerinden tek farkı Allah’a iman etmeleridir. Peki bu adamlarının ilmin yanında, din-iman ilmine sahip olmaları, bunları daha cahil mi yoksa daha bilgili mi yapar? Birinci şıkkı savunmanın hiçbir [&#8230;]</p>
The post <a href="https://ateistlerecevap.org/evrimi-sadece-dine-inananlar-kabul-etmemektedir/" data-wpel-link="internal">Evrimi sadece dine inananlar kabul etmemektedir. Evrimi kabul eden bu bilim adamları nasıl yanılıyor olabilir?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<figure id="attachment_936" aria-describedby="caption-attachment-936" style="width: 640px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2017/11/Evrimi-sadece-dine-inananlar-kabul-etmemektedir.png" data-wpel-link="internal"><img loading="lazy" class="size-large wp-image-936" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2017/11/Evrimi-sadece-dine-inananlar-kabul-etmemektedir-1024x576.png" alt="Evrimi-sadece-dine-inananlar-kabul-etmemektedir" width="640" height="360" srcset="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2017/11/Evrimi-sadece-dine-inananlar-kabul-etmemektedir-1024x576.png 1024w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2017/11/Evrimi-sadece-dine-inananlar-kabul-etmemektedir-300x169.png 300w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2017/11/Evrimi-sadece-dine-inananlar-kabul-etmemektedir-768x432.png 768w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2017/11/Evrimi-sadece-dine-inananlar-kabul-etmemektedir-1200x675.png 1200w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2017/11/Evrimi-sadece-dine-inananlar-kabul-etmemektedir.png 1280w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" /></a><figcaption id="caption-attachment-936" class="wp-caption-text">Evrimi-sadece-dine-inananlar-kabul-etmemektedir</figcaption></figure>
Sorunuza farklı yönlerden cevap vermeye çalışacağız:<br />
<strong>Cevap 1:</strong><br />
Aynı sorulara karşılık şu soruları da düşünelim lütfen:<br />
Dünyada evrim teorisini kabul etmeyen binlerce ilim adamı da var&#8230; Bunların diğerlerinden tek farkı Allah’a iman etmeleridir. Peki bu adamlarının ilmin yanında, din-iman ilmine sahip olmaları, bunları daha cahil mi yoksa daha bilgili mi yapar? Birinci şıkkı savunmanın hiçbir dayanağı yoktur.<br />
<em>Evrimi kabul etmeyen bu bilim adamları nasıl yanılıyor olabilir?</em> Diğer soruları da bunlara kıyas edebilirsiniz&#8230;<br />
<strong>Şimdi diğer bir açıdan bakalım;</strong> bu koca ilim adamları bir bayan ile bir maymunun kafataslarının yarısını bir araya getirip bir yüz yaptılar ve bunun geçmişinin çok eskiye dayanan tarihî bir maymun kafatası olduğunu söyleyip maymunların insanlara çok benzediklerine bir delil olarak bilim dünyasına yutturmaya çalıştılar. Daha sonra bunun bir sahtekârlık olduğu yine insaflı batılı bilim adamları tarafından ifşa edildi. Bunu yıllar önce biz de okuduk. <em>Peki bu rezilliği yapan bilim adamlarından her şey beklenmez mi?</em><br />
Bu konu tamamen ideolojik bir malzeme haline getirildi. Materyalist bilim adamları evrim teorisi üzerinden dinlerin kökünü kazımayı amaçlıyorlar ve bu uğurda her yolu mubah görüyorlar. Zaten Allah’tan korkmayanın başka ne korkusu olabilir ki&#8230;<br />
<em>“Eğer inançsız oldukları için bu teoriyi savunuyorlar derseniz, o zaman bu adamlar niye inkar ederek cehennemi nasıl göze alıyorlar?”</em> sorsunun cevabı bize göre çok açıktır; adamlar cehennemi göze almıyorlar, çünkü cehennemin varlığına inanmıyorlar ki&#8230; Bu sebeple denilebilir ki, Allah’a ve ahirete iman eden bilim adamları ile  iman etmeyen bilim adamları arasında dürüstlük bakımından çok fark vardır. İman edenler bile bile yalan uydurdukları takdirde Allah’a karşı isyan etmiş olacaklarını ve<em> -affedilmedikleri takdirde- </em>cehenneme gideceklerini düşünmek durumundadır. Diğerleri ise Allah’a veya ahirete imanları olmadığı için yaptıkları yanlışların bir cezasını düşünmezler&#8230;<br />
<strong>Evrim teorisi</strong> bazıları için bir dinsizlik malzemesi olduğu halde, bazıları için bir tekamül prensibidir. Hangi düşünce olursa olsun, insanların gerçekten mutasyona uğradığını, maymun veya başka bir türden geldiğini bilimsel olarak ispat etmek mümkün değildir. Madem ki, modern fen ve bilim gözle gördüğüne inanır, bu konuda gözle görünür tek bir veri yoktur. Veri gibi gösterilenlerin hepsi de bu konudaki düşünce sahiplerinin varmak istedikleri sonuçlara ulaşmak için varsaydıkları teorileri birer kesin bilgiymiş gibi sunmalarından ibarettir.<br />
<strong>Cevap 2:</strong><br />
Öncelikle neyin tartışmasının yapıldığını bilmek gerekir. Daha açık olarak, evrim tartışmasını iyi anlamaya ihtiyaç vardır.<br />
<strong>&#8211; Evrim nedir?</strong><br />
Evrim kelimesi; başkalaşma, farklılaşma, kademeli olarak gelişme, değişme, ilerleme ve evolüsyon gibi aralarında değişik farklar bulunan pek çok kelime, tâbir ve deyim yerine kullanılmaktadır.<br />
Materyalist evrimciler, bütün canlıların silsile halinde birbirinden tesadüfen meydana geldiğini ileri sürmektedirler.<br />
Bugün için yapılabilen tespitlere göre; bitkilerin, hayvanların ve insanların, yani canlıların tamamının genetik yapısında dört temel molekül yer alır. Bunlar; <strong>adenin, guanin, sitosin</strong> ve<strong> timin</strong>’dir. Bu moleküllerin yapılarını da; <strong>karbon, hidrojen, oksijen, kükürt, fosfat</strong> ve <strong>azot</strong> atomları teşkil eder.<br />
Canlıların genetik yapı bakımından hangi elementlerden meydana geldiğini ortaya koyma bilimin görevidir. Bunların neye işaret ettiğini yorumlama ise, bilimsel bilginin görevi değildir. Bunu yorumlama; insanın inancına, ideolojisine, felsefî görüşüne ve metafizik düşünce gibi kültür değerlerine bağlıdır.<br />
Kütüphanelerimizi dolduran kitaplar, alfabenin yirmi dokuz harfinden meydana gelmiştir. Bütün kitaplarda harflerin aynı oluşundan hareketle, kitapların birbirinden meydana geldiği düşüncesi bilimsel değildir. Aynı şekilde, kâinattaki bütün varlıkların da 114 elementten meydana gelmiş olmasının, onların hepsinin silsile halinde birbirinden hâsıl olduğu iddiası bilimsel bir yaklaşım olamaz.<br />
Canlıların genetiğindeki elementlerin benzerliğini, onlar ideolojilerinin gereği, bütün varlıkların silsile halinde ve tesadüfen birbirinden meydana geldiğine gerekçe gösteriyorlar. Biz de bilimsel yoldan hiç ayrılmayarak, göğsümüzü gere gere diyoruz ki, canlılarda elementlerin benzerliği, onları yaratanın birliğine ve varlığına en büyük delildir. Biz nasıl ki, yirmi dokuz harfle, istersek <strong>“balık”</strong>, istersek  <strong>“at”</strong> ya da <strong>“insan”</strong> yazabiliyoruz. Allah da <strong>yüz on dört</strong> elementten istediği zaman, istediği varlığı, dilediği şekilde yazıyor.<br />
Şu anda yeryüzünde, insan da dâhil, binlerce ve hatta milyonlarca bitki ve hayvan türü ayrı ayrı ve tek bir hücreden meydana geliyor. Canlıların genetik yapılarında, ufak tefek değişiklikler olsa da, o canlının vasfını ve özekliğini değiştirecek tarz farklılaşma ortaya çıkmıyor. Şayet bir canlının genetik yapısı büyük oranda değişecek veya değiştirilecek olsa, o canlı daha embriyo safhasında ölüyor. Şimdiye kadar, bir canlının genetik yapısının farklılaşarak tamamen farklı bir canlıyı hâsıl ettiğine bilim âlemi şahit olmadı. Velev ki, bir canlıdan bir başka canlı meydana gelmiş bile olsa, onu da Allah yaratmış olacaktır.<br />
Yaratılışı savunanlar, çevredeki bütün varlıkların en ince ayrıntılarına kadar araştırılmasını ve incelenmesini, bu konuda her türlü değişik görüşe yer verilmesini bilimin bir gereği olarak kabul etmektedirler. Evrende hiçbir şey kararında değildir. Atomdan galaksilere kadar her şey, Allah’ın ilim ve iradesi dâhilinde her an değişmekte, başkalaşmakta ve farklılaşmaktadır. Allah da, kâinattaki varlıklar hakkında düşünmemizi, akıl ve fikir yürütmemizi istemekte, bilenlerle bilmeyenlerin bir olmadığını bildirmektedir.<br />
Kısaca ifade edersek, atom ve moleküllerin, bir halden bir başka hale geçerek, yani hal değiştirerek canlıların bünyesinde yer almaları, bir takım biyoloji ve fizik kanunları çerçevesinde olmaktadır. Dolayısıyla elementlerin hal değiştirmesi, teori değil, Allah’ın ilim, irade ve kudreti doğrultusunda meydana gelen bir kanunudur.<br />
Aslında kâinatta hiçbir şey sabit değildir. Atomdan galaksilere kadar her şey her an hareket ve faaliyettedir. Atomun etrafındaki elektronlar saniyede elli bin devir yapmaktadır. Atomlardan meydana gelen moleküller de hareket halindedir. Katı moleküllerde hareket yavaş, ama sıvı ve havadaki moleküller daha hızlıdır.<br />
<strong>Kâinatta yüz milyar galaksinin varlığı kabul edilmektedir.</strong> Bu galaksilerin bazıları ışık hızına yakın bir süratte birbirinden uzaklaşır. Bütün canlı varlıklar da her an değişim içerisindedir. İnsan yaklaşık yüz trilyon hücreden meydana gelmiştir. Her bir hücrede bir saniyede üç bin değişik reaksiyon olmaktadır. Bir saniye sonraki insan, madde cihetiyle bir saniye önceki insan değildir. Bünyesinde pek çok element değişim ve başkalaşıma uğramıştır. Bu ve benzeri bütün değişim ve başkalaşımlar <strong>EVRİM </strong>olarak ifade ediliyor. Bu manadaki bütün değişim ve başkalaşımlar teori değil bir kanundur.<br />
<strong>&#8211; Evrimi tartışmalı hale getiren nedir?</strong><br />
Evrimi esas tartışmalı hale getiren onun <strong>evolüsyon </strong>karşılığı olarak kullanılmasıdır.  Yani, bir türden bir başka türün ve dolayısıyla bu yolla, insan da dâhil bütün canlıların, silsile halinde birbirinden tesadüfen ve tabiatın eseri olarak ortaya çıktığı görüşüdür.<br />
<strong>&#8211; Evrim tartışmasının altında yatan nedir?</strong><br />
Burada, bir yaratıcının kabulü veya reddi vardır. Meselâ elinizde bir gözlük var. Bunun hangi maddelerden yapıldığını, ne iş gördüğünü en ince ayrıntılarına kadar inceliyorsunuz. Böyle bir delilde herkes gözlüğün bir ustanın eseri olduğunda hemfikirdir. Gözlük yerine canlıların gözü dikkate alınınca, o da en ince yapısına kadar inceleniyor, ne işe yaradığı ve nasıl çalıştığı ortaya konulmaya çalışılıyor.<br />
Buraya kadar evrimcilerle yaratılışçılar arasında problem yoktur. Bu gözün ustasının kim olduğuna sıra gelince, tartışma başlıyor. Yaratılışı savunanlar, nasıl ki eldeki gözlük; ilim, irade ve kudret sahibi bir ustanın eseri ise, ondan daha mükemmel olan gözün de ilim, irade ve kudret sahibi bir ustanın eseri olduğunu kabul ve iddia ediyorlar.<br />
Ateist evrimciler ise, gözlüğün ustasını kabul ettikleri halde, gözün tesadüfen ortaya çıktığını ve bir ustasının bulunmadığını belirtiyorlar ve böyle bir iddianın bilimsel bir yaklaşım tarzı olduğunu ileri sürüyorlar. Kısacası, Allah’ı devreden çıkarıyorlar.<br />
<strong>Yaratılışçılarla Evrimcilerin Kâinata Bakış Farkı</strong><br />
Materyalist evrimcilerle yaratılışçılar arasındaki tartışmanın en can alıcı noktalarından birisi de, evrimcilerin kâinata sebepler hesabına ve tabiat namına bakmaları ve her şeyi sebeplere vermeleridir.<br />
Yaratılışçılar ise kâinata, Allah adına bakarlar. Kâinata Allah hesabına bakıldığı zaman, o sahadan elde edilen bütün bilgiler marifetullaha, yani Allah’ı bilmeye basamak olmaktadır. İslâmiyet, bilimde ne kadar çok terakki edilse, yani varlıklar hakkında ne kadar geniş bilgi sahibi olunsa, Allah’ın kâinattaki tasarrufunun, hikmet ve hâkimiyetinin daha iyi bilineceğini nazara verir.<br />
<strong>&#8211; Bilim adamlarının genelde dine karşı oluşlarının sebebi nedir?</strong><br />
On dokuzuncu yüzyılda Fransız İhtilali ile hâkimiyeti ele alan materyalist felsefe, Hristiyan dinine karşı duruş sergilemiş ve bundan sonra her türlü bilimsel gelişmenin karşıtı, ya da düşmanı, dini düşünce gösterilmiştir. Bu tarihten sonra bütün siyasi, sosyolojik ve bilimsel çalışmaların temeli ateizme dayandırılmıştır.<br />
İslâmiyet’i bilmeyenler, Hristiyanlıkla onu aynı kefeye koydular. Hristiyanlığa karşı duruş, İslamiyet’e karşı duruş şeklinde algılandı.<br />
Hâlbuki İslâmiyet’le bilimin çatışması söz konusu değildir. Çünkü İslâm dini, kâinatın tamamını âdeta bir kitap gibi kabul eder. Allah’ın kudret sıfatının eseri olan ve elementlerle yazılmış bir kitap; yani, kâinat kitabı.<br />
İslâmiyet’te, cisimlerdeki ölçülü, plânlı ve bir maksat ve gayeye göre yaratılışın düşünülmesi “TEFEKKÜR”, fikir ve akıl yürütme, yorumlama olarak ifade edilir. Böyle bir saatlik akıl yürütme ve düşünmeyi, İslâmiyet bir sene nafile ibadetten üstün görmektedir.<br />
Kur’an;<strong> “Düşünmüyor musunuz?” </strong><em>(Bakara, 2/76), </em><strong>“Aklınızı kullanmıyor musunuz?”</strong> <em>(Bakara, 2/44)</em> diyerek, akla havale eder. Akıllı düşünmeye teşvik eder.<strong> “Bu inceliği, ancak aklı selim sahipleri düşünüp anlar.” </strong>der <em>(Âl-i İmran, 3/7).</em> Allah’tan ilmimizin arttırılmasını istememizi öğütler: <strong>&#8221; &#8216;Rabbim, ilmimi arttır.&#8217; de.&#8221;</strong> <em>(Tâhâ, 20/114). </em>Bilenlerle bilmeyenlerin bir olmadığına dikkat çekilir:</p>
<blockquote><p><strong>“Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu?” </strong><em>(Zumer, 39/9).</em><br />
<strong>“Düşünesiniz diye gerçekten size âyetleri açıkladık.”</strong><em>(Hadîd, 57/17).</em></p></blockquote>
<p>Bilinmeyen bir şeyin sorulup araştırılarak öğrenilmesi istenmektedir:</p>
<blockquote><p><strong>“Eğer bilmiyorsanız, bilenlerden sorun.”</strong> denmektedir <em>(Nahl, 16/43).</em></p></blockquote>
<p>Hadislerde de ilme teşvik vardır:</p>
<blockquote><p><strong>“İlim talebi için yola çıkan kimse, dönünceye kadar Allah yolundadır.”</strong><em> (Tirmizî, İlim 2, 2649; İbn Mâce, Mukaddime 17, 227).</em><br />
<strong>“Kim ilim öğrenmeyi talep ederse, bu onun geçmişteki günahlarına kefaret olur.</strong>”(Tirmizî, İlim 2, 2650).<br />
<strong>“Hikmetli söz müminin yitiğidir. Onu nerede bulursa, hemen almaya ehaktır.</strong>”<em>(Tirmizî, İlim, 19, 2688).</em><br />
<strong>“İlmin azalması, cehaletin artması&#8230;”</strong> <em>(Buhari, Kitabu’l-İlim, 71-72) </em>dünyanın sonu olarak belirtilmiştir.</p></blockquote>
<p>İslâmiyet’te âlimin mürekkebi, şehidin kanından üstün tutulmuştur. Böyle bir din, ilme karşı olabilir mi? Zaten bütün ilimler, Allah’ın kâinat kitabının tefsiri ve açıklaması değil midir? Kur’an da O’nun kitabı, kâinat da. Kur’an’a ters düşen, ilim değil, ancak bir takım teori ve hipotezler veya ideolojik yaklaşımlar olabilir.<br />
Kısaca söylemek gerekirse; maddeyi ilahlaştıran pozitivist inanç savunucuları, evrim teorisini, bilimsel platformundan çıkararak kendi ateist ideolojilerine âlet etmişlerdir.<br />
<strong>Evrim Teorisi Bilimsel Bir Teori Değildir.</strong><br />
<strong>&#8211; Bilimsel teorinin özelliği nedir?</strong><br />
<strong>Bilimsel teori; </strong>bilgi edinme süreci aşamasında ortaya atılan, geçerlilik ve güvenilirliği bilimsel yöntemlerle tespit edilmiş olan, iç tutarlılığı bulunan bilgiler ve açıklamalar bütünü olarak tarif edilir. <em>(http://www.canertaslaman.com/2012/03/evrim-teorisi-felsefe-ve-tanri/)</em><br />
<strong>Evrim Teorisi,</strong> bilimsel kıstasları taşımayan, yani laboratuarda denenemeyen, çoğunlukla metafiziğe dayalı görüşleri bünyesinde barındıran felsefi bir düşünce tarzıdır. <strong>Metafizik ise; </strong>sonuçların bilimsel bir biçimde ifade edilememesi ve bilimsel olarak doğrulanamaması anlamında her türlü felsefî düşünce olarak ifade edilir.<br />
Evrime her ne kadar bilimsel bir şekil verilmeye çalışılsa da, metafiziksel varsayımlara yapışıldığı görülmektedir. İstenilse de bu metafizik düşünceden kaçınmak mümkün değildir. Çünkü maddenin ve âlemin varlığı,  canlılığın mahiteyi, Yaratıcı’nın kimliği ve vasıfları gibi konuların büyük bir kısmı Evrim Teorisi’nin gündeminde olduğu sürece, metafizik yaklaşımlar kaçınılmazdır.<br />
Evrimcilerin evrim teorisine güçlü bağlılıkları, onları her türlü metafiziksel tahminleri yürütmeye sevk etmiştir. Evrimin belli başlı delilleri ve bunların başarısı, onun bilimsel desteğinden değil, yaratılışa karşı oluşundan kaynaklanmaktadır. Evrimin eldeki en iyi açıklama olduğu sıkça ileri sürülür. Böyle bir iddia ise, bilimsel olmayan bir hükümdür. <strong>Evrimin doğruluğunu başta kabul edip, onu destekleyecek deliller aramak, bilimsel olmayan maksatlı bir davranıştır.</strong><br />
Meşhur antropolog Servier de evrimciliğin laik bir din dogması haline geldiğini belirtir ve şöyle der:  <strong>“Evrimcilik, Batı’nın laik din dogması haline gelmiştir.”</strong><em>(Servier, J. Etnoloji. Tercüme M. Ali Kayabal. İletişim Yayınları, 1992, s. 113, 124)</em><br />
Kant, <strong>Yargı Gücünün Eleştirisi </strong>adlı eserinde, bir bilimin ancak matematiksel olduğu oranda gerçek bilim olduğunu ileri sürmektedir. Kant’a göre, Evrim Teorisi’nin içinde matematiksel argümanların çok az oluşu, onun bilimsel bir teori sayılmasını tartışmalı hale getirmektedir (Mayr, E.  The Growth of Biological Thought. The Belknap Press of  Harward University Press, Cambridge, 1982, s. 862).<br />
Ünlü felsefeci Bernard Russell de evrimin gerek metot ve gerekse ilgilendiği problemler bakımından bilimsel bilgi olmadığını dile getirerek şunu söyler:</p>
<blockquote><p><strong>“Evrimcilik, şu ya da bu biçim altında çağımızın ağır basan bir inanç şeklidir. Evrimcilik, gerek metoduyla ve gerekse ele aldığı problemlerle, gerçek bir bilim değildir.”</strong> <em>(Russell, B. Dünya Üzerine Bildiğimiz. Terc. Vehbi Hacıkadiroğlu. Alaz Yayınları. İstanbul, 1980, s. 24-25).</em></p></blockquote>
<p>Çağımızın seçkin bilim felsefecisi Karl Popper’e göre bilimselliğin ölçütü doğrulanmaya değil, yanlışlanmaya elverişliliktir. Ona göre bir bilgi veya sonucun özelliği, yanlışlamaya müsait olmasıdır. Hâlbuki Darwinciliğin öyle bir teste elverdiği söylenemez. Darwinciliği doğrulayan bazı olgusal veriler gösterilebilir. Ama bilimselliğin ölçütü doğrulanmaya değil yanlışlanmaya elverişliliktir. Başka bir ifadeyle, Darwinciler teorilerinin hangi muhtemel gözlem sonuçlarıyla yanlışlanabileceğini ortaya koymuş değillerdir. Dolayısıyla Darwincilik bilimsel bir teori olmaktan çok metafiziksel bir yapıya sahiptir <em>(Popper, K. Unended Quest, Fontana-Collins, 1976, s. 171).</em><br />
Kısaca ifade etmek gerekirse, bu teori bilim kıstaslarına uymamaktadır. Bilimsel bilgi değil, metafizik yönü ağır basan felsefî bir düşünce tarzıdır.<br />
Bilim adamlarının çoğu evolüsyon manasında evrimi kabul etmemektedir.<br />
Bilim adamlarının çoğu, canlıların kademe kademe birbirinden tesadüfen meydana geldiği şeklindeki evrim görüşünü kabul etmemektedirler. Zaten yaratılışçılarla evrimciler arasındaki tartışma bu tip bir evrim anlayışı sebebiyledir. Kaldı ki, Materyalist felsefecilerin ve ateist biyologların müdafaasını yaptığı böyle bir evrim görüşü bilimsel bir bilgi değil, felsefi ve metafiziğe dayanan bir görüş ve yorumdur. Dolayısıyla ateizme dayalı böyle felsefî bir görüşü bütün bilim adamlarının kabul ettiği yönündeki yaklaşım, tamamen ideolojik bir tutumdur.<br />
<strong>&#8211; Bir insan özelliklede bilim adamıysa nasıl bile bile Allah’ı inkâr eder?</strong><br />
Okuyucumuz sorusunda böyle diyor. Haklıdır. Bilim adamı, kâinattaki son derece sanatlı, sonsuz bir ilmi ve kudreti gerektiren eserleri görüp, bunların sahibini nasıl inkâr edebilir. Bir harf kâtipsiz, bir iğne ustasız olmazken, şu koca kâinatın sahipsiz olması mümkün müdür? Elbette mümkün değildir.<br />
Gözlük camına mürekkepli bir kalemle birkaç nokta konduğu zaman, bu noktalar bazen bir dağın görünmesine mani olur. Aynen bunun gibi, işlenilen günahlar sebebiyle insanın manevî kalp gözüne konan noktalar, pek çok hakikatin görünmesine engel olur.<br />
Güneş, nur ve ziyadır. Girdiği yeri aydınlatıp, nurlandırıp, gül ve reyhanların, nergis ve lalelerin teşekküle sebep olurken, aynı güneş, mahiyeti bozulmuş maddeleri kokuşturur ve çürütür. Bunun gibi, mana âlemi günahlar sebebiyle bozulmuş kimselerin kâinattan aldıkları marifet nurları âlemlerinde söner. Her bir varlık Allah’a açılan bir pencere iken, onun âleminde gelişigüzelliğe ve tesadüfe dönüşür. Onların artık hakikate nüfuz etmeleri mümkün değildir. Çünkü Cenab-ı Hak öyleleri için;</p>
<blockquote><p><strong>“Onların kulakları vardır işitmez, gözleri vardır görmez, akılları vardır fakat idrak etmez.&#8221;</strong><em>(Araf, 7/179),</em><br />
<strong>&#8220;Şeytan onların amellerine kendilerine hoş gösterir.”</strong><em>(Enam, 6/43) </em>buyuruyor&#8230;</p></blockquote>
<p>Bizim böylelerin avukatlığını yapmamıza gerek yok, şeytanlar onu fazlasıyla yapıyor. Biz, Allah’a inanmanın bir iman meselesi olduğunu gözden uzak tutmamalıyız. Allah’a inanmanın yolu, Allah’ı bilme ve anlama yönünde gayret sarf etmekten geçiyor. Ancak bu da yeterli değildir. Cenabı Hakk’da ona iman nurunu ihsan edecek. Siz ihtiyarınızı bu yönde kullanmazsanız, Allah iman nasip etmiyor. Siz cüzi iradenizi bu yönde kullanınca da, o iman nuru, yine Allah’ın lütuf ve merhametine bağlı. Biz başkasına Allah’ın bu ikramı niye yapmadığına değil, bize ihsan ve lütfettiği bu iman nimetine karşı şükrünü eda ve O’na minnettarlığımızı bildirmeye gayret etmeliyiz.<br />
Bilmeliyiz ki, dünya ve ahirette bu iman nimetinden daha büyük ve değerli bir ihsan ve lütuf olamaz. Dolayısıyla böyle bir nimete mazhar olmak, Allah’ın yanında ne kadar kıymetli, değerli ve sevgili olduğumuzu gösteriyor. Her halde bize düşen görev, bu sevgi ve lütufa mazhar olmaya çalışmaktır. Yoksa böyle bir nimetin elimizden alınması için, başta şeytan ve nefis ve kötü arkadaşlar her an çalışıyorlar. Tabir caiz ise, bu nimeti kaybetmemek için ona dört elle değil, belki sekiz elle sarılmalı ve Allah’a, bu nimeti bizden almaması için yalvarmalıyız. Çünkü <strong>iman nimeti </strong>insanın hem dünyasına ve hem de ahiretini aydınlatıyor. Sahibine dünyada da  Cennet hayatı yaşatıyor.</p>The post <a href="https://ateistlerecevap.org/evrimi-sadece-dine-inananlar-kabul-etmemektedir/" data-wpel-link="internal">Evrimi sadece dine inananlar kabul etmemektedir. Evrimi kabul eden bu bilim adamları nasıl yanılıyor olabilir?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ateistlerecevap.org/evrimi-sadece-dine-inananlar-kabul-etmemektedir/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Canlıların protein yapısı benzerliği, onların aynı kökenden geldiğine delil olur mu?</title>
		<link>https://ateistlerecevap.org/canlilarin-protein-yapisi-benzerligi-onlarin-ayni-kokenden-geldigine-delil-olur-mu/</link>
					<comments>https://ateistlerecevap.org/canlilarin-protein-yapisi-benzerligi-onlarin-ayni-kokenden-geldigine-delil-olur-mu/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ateistlere Cevaplar]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 23 Nov 2017 12:14:34 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Evrim]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.ateistlerecevap.org/?p=937</guid>

					<description><![CDATA[<p>Canlıların temel yapısını ve genetik özelliklerini proteinler teşkil eder. Proteinler amino asitlerden meydana gelmiştir. Amino asitler de karbon, hidrojen, azot, kükürt ve fosfor gibi elementlerden hasıl olmaktadır. Bizim alfabedeki 29 harf gibi, kâinatta da izotoplarıyla birlikte 114 element vardır. Bütün varlıklar maddesi itibariyle bu elementlerden meydana gelmektedir. Canlıların temel yapısını ve genetik özelliklerini proteinler teşkil [&#8230;]</p>
The post <a href="https://ateistlerecevap.org/canlilarin-protein-yapisi-benzerligi-onlarin-ayni-kokenden-geldigine-delil-olur-mu/" data-wpel-link="internal">Canlıların protein yapısı benzerliği, onların aynı kökenden geldiğine delil olur mu?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<figure id="attachment_934" aria-describedby="caption-attachment-934" style="width: 640px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2017/11/Canlilarin-protein-yapisi-benzerligi-onlarin-ayn-e1511439204929.png" data-wpel-link="internal"><img loading="lazy" class="size-large wp-image-934" src="https://www.ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2017/11/Canlıların-protein-yapısı-benzerliği-onların-ayn-1024x576.png" alt="Canlıların-protein-yapısı-benzerliği,-onların-ayn" width="640" height="360" /></a><figcaption id="caption-attachment-934" class="wp-caption-text">Canlıların-protein-yapısı-benzerliği,-onların-ayn</figcaption></figure>
Canlıların temel yapısını ve genetik özelliklerini proteinler teşkil eder. Proteinler amino asitlerden meydana gelmiştir. Amino asitler de karbon, hidrojen, azot, kükürt ve fosfor gibi elementlerden hasıl olmaktadır.<br />
Bizim alfabedeki 29 harf gibi, kâinatta da izotoplarıyla birlikte 114 element vardır. Bütün varlıklar maddesi itibariyle bu elementlerden meydana gelmektedir.<br />
<span style="vertical-align: inherit;"><span style="vertical-align: inherit;">Canlıların temel yapısını ve genetik özelliklerini proteinler teşkil eder. Proteinler amino asitlerden meydana gelmiştir. Amino asitler de karbon, hidrojen, azot, kükürt ve fosfor gibi elementlerden hasıl olmaktadır.</span></span><br />
<span style="vertical-align: inherit;"><span style="vertical-align: inherit;">     Bizim alfabedeki 29 harf gibi, kâinatta da izotoplarıyla birlikte 114 element vardır. Bütün varlıklar maddesi itibariyle bu elementlerden meydana gelmektedir.</span></span><br />
Siz 29 harfi kullanarak, bu harflerden sırasıyla; hece, kelime, cümle ve paragraflar yaparak istediğiniz metni ortaya koyarsınız. Burada marifet harflerde değil, harfleri dizen ve yazandadır. Kelime ve harflerin benzer olması, “<i>Mutlaka bir sonraki cümle, bir önceki cümle veya kelimenin değişmesiyle ortaya çıkmıştır”</i> şeklindeki bir iddiaya delil olamaz ve böyle bir yaklaşım bilimsel değil, tamamen felsefî bir düşünce tarzıdır.<br />
Söz gelimi siz bir halı dokuyorsanız, bunun için mevcut 114 elementi, ya da atomu belirli oranda kullanırsınız. Kullandığınız ham maddeyi teşkil eden elementler aynıdır. Ancak, sizin kullandığınız şekil, motif ve modele göre farklı halı tipleri ortaya çıkar. İki halı tipinin birbirine yakın motif ve desene sahip olması, bunlardan öncekinin değişerek diğerini verdiği şeklindeki yorum şahsi ve felsefîdir. Bilimsel bir dayanağı yoktur.<br />
Tıpkı  canlıların yapısı da böyledir. Onlar da madde itibariyle 114 elementin belirli sayı ve oranda birleşmesiyle hâsıl olmaktadırlar.<br />
Bugün için yapılabilen tespitlere göre; bitkilerin, hayvanların ve insanların, yani canlıların tamamının genetik yapısını gösteren DNA ve RNA’lar da protein yapısındadır. Bu proteinlerde beş temel molekül yer alır. Bunlar; Adenin, Guanin, Sitosin, Timin ve Urasil’dir. Bu moleküllerin yapılarını da genelde; karbon, hidrojen, oksijen, kükürt, fosfor ve azot atomları teşkil eder. Zaman zaman buna birkaç element daha ilave olabilir. Bu elementlerin farklı sayı, yapı ve şekilde birleşmeleri, canlıların genetik yapısında değişikliğe sebep olur.<br />
Evrimciler tarafından, insanla maymun arasındaki genetik benzerliğin %98 olduğu iddia edilmekte ve dolayısıyla maymunla insan arasında evrim bakımından bu yönüyle ilişki kurulmaya çalışılmaktadır. Bu, iddianın bilimsel dayanağı yoktur. İnsan ve maymun genlerinin %98 birbirine benzediği iddiası, yıllar önce evrimciler tarafından üretilmiştir ve devamlı olarak bir slogan gibi kullanılmaktadır. İnsanda ve şempanzede bulunan 30-40 civarındaki temel proteindeki aminoasit dizilimlerinin ayniliği, bu benzerlik iddiasına delil olarak ileri sürülmektedir.<br />
İnsanda yaklaşık 100 bin protein vardır. Bunların içerisinde 40 tanesinin benzer olması, insanla maymunun %98 benzer olduğunu göstermez. Böyle bir yaklaşım, bilimsel olmaktan çok, propaganda amaçlıdır. Kaldı ki, bu 40 proteinin DNA benzerliği konusu da tartışmalıdır. Bu çalışma 1987 yılında Sibley ve Ahlquist tarafından yapılmış ve Moleküler Evrim Dergisi<i> (Journal of Molecular Evolution)</i>’nde yayınlanmıştır<sup>1</sup>.<br />
Ancak, bu verileri inceleyen Sarich, burada kullanılan metodun fazla güvenilir olmadığını ve elde edilen verilerin çok abartılarak yorumlandığını belirtmiştir<sup>2</sup>.<br />
Kaldı  ki, bu benzerlik iddia edildiği gibi %98 bile olsa, bu iki canlı  grubu arasında evrimsel bir ilişki kurulamaz. Çünkü türler çok hususi genetik şifrelere sahiptir.<br />
Canlıların genetik yapı bakımından hangi elementlerden meydana geldiğini ortaya koyma bilimin görevidir. Bunların neye işaret etiğini yorumlama ise, bilimsel bilginin görevi değildir. Bunu yorumlama; insanın inancına, ideolojisine, felsefî görüşüne ve metafizik düşünce gibi kültür değerlerine bağlıdır.<br />
Canlılarda temel yapıların benzerliği,  onların tesadüfen birbirinden meydana geldiğine değil, bütün varlıkların ustasının tekliğine ve hepsinin aynı plan üzerine Allah tarafından yaratılmış olduğuna delildir.<br />
<sup><span style="vertical-align: inherit;"><span style="vertical-align: inherit;">1. Sibley and Ahlquist, Journal of Molecular Evolution, no. </span><span style="vertical-align: inherit;">26, s. </span><span style="vertical-align: inherit;">100. </span></span><br />
<span style="vertical-align: inherit;"><span style="vertical-align: inherit;">2. Sarich ve diğerleri, Cladistics, 1989, no. </span><span style="vertical-align: inherit;">5, s. </span><span style="vertical-align: inherit;">3-32.</span></span></sup><br />
&nbsp;</p>The post <a href="https://ateistlerecevap.org/canlilarin-protein-yapisi-benzerligi-onlarin-ayni-kokenden-geldigine-delil-olur-mu/" data-wpel-link="internal">Canlıların protein yapısı benzerliği, onların aynı kökenden geldiğine delil olur mu?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ateistlerecevap.org/canlilarin-protein-yapisi-benzerligi-onlarin-ayni-kokenden-geldigine-delil-olur-mu/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Erkeklerde meme ucu varlığının hikmeti nedir? Erkek meme uçlarının işlevsiz oluşu ile ilgili evrimcilerin &#034;körelmiş organ&#034; tezlerine karşı bir cevap verir misiniz?</title>
		<link>https://ateistlerecevap.org/erkeklerde-meme-ucu-varliginin-hikmeti-nedir-erkek-meme-uclarinin-islevsiz-olusu-ile-ilgili-evrimcilerin-korelmis-organ-tezlerine-karsi-bir-cevap-verir-misiniz/</link>
					<comments>https://ateistlerecevap.org/erkeklerde-meme-ucu-varliginin-hikmeti-nedir-erkek-meme-uclarinin-islevsiz-olusu-ile-ilgili-evrimcilerin-korelmis-organ-tezlerine-karsi-bir-cevap-verir-misiniz/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ateistlere Cevaplar]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 18 Nov 2017 16:33:11 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Evrim]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.ateistlerecevap.org/?p=856</guid>

					<description><![CDATA[<p>Değerli kardeşimiz, Meme uçları ceninde henüz erkeklik dişilik teşekkül etmeden önce mevcuttur. Doğumdan sonra erkek ve kız çocuklarında durum aynı olup, ergenlik dönemiyle farklı hormonların salgılanmasıyla birlikte değişim başlar. Meme uçları sinir hücrelerinin bol olduğu bir yerdir. Erkekteki meme uçlarının cinsel uyarılmada etkisi bilinmektedir. Yüce Allah hiçbir şeyi boş yere yaratmamıştır. Bizim şimdilik bu konuda fazla [&#8230;]</p>
The post <a href="https://ateistlerecevap.org/erkeklerde-meme-ucu-varliginin-hikmeti-nedir-erkek-meme-uclarinin-islevsiz-olusu-ile-ilgili-evrimcilerin-korelmis-organ-tezlerine-karsi-bir-cevap-verir-misiniz/" data-wpel-link="internal">Erkeklerde meme ucu varlığının hikmeti nedir? Erkek meme uçlarının işlevsiz oluşu ile ilgili evrimcilerin "körelmiş organ" tezlerine karşı bir cevap verir misiniz?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Değerli kardeşimiz,<br />
<strong>Meme uçları</strong> ceninde henüz erkeklik dişilik teşekkül etmeden önce mevcuttur. Doğumdan sonra erkek ve kız çocuklarında durum aynı olup, ergenlik dönemiyle farklı hormonların salgılanmasıyla birlikte değişim başlar.<br />
Meme uçları sinir hücrelerinin bol olduğu bir yerdir. Erkekteki meme uçlarının cinsel uyarılmada etkisi bilinmektedir.<br />
Yüce Allah hiçbir şeyi boş yere yaratmamıştır. Bizim şimdilik bu konuda fazla bilgimizin olmaması faydasız olduğu manasına gelmez.<br />
Meme uçlarının, insanın önceki atalarından kalmış körelmiş organ olarak nitelendirilmesi, bilimsel değil, felsefî bir görüştür. Çünkü bir organın kullanılmamasıyla zayıflaması, ya da kullanılmasıyla gelişmesi sadece vücut hücrelerindeki bir değişikliktir; genlerde olan bir değişiklik değildir. Dolayısıyla bu değişiklik yavrularına geçmez.<br />
Mesela, trafik kazasında, ya da savaşlarda eli kopan bir kimsenin çocuklarının elleri sağlam olarak dünyaya gelir.</p>The post <a href="https://ateistlerecevap.org/erkeklerde-meme-ucu-varliginin-hikmeti-nedir-erkek-meme-uclarinin-islevsiz-olusu-ile-ilgili-evrimcilerin-korelmis-organ-tezlerine-karsi-bir-cevap-verir-misiniz/" data-wpel-link="internal">Erkeklerde meme ucu varlığının hikmeti nedir? Erkek meme uçlarının işlevsiz oluşu ile ilgili evrimcilerin "körelmiş organ" tezlerine karşı bir cevap verir misiniz?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ateistlerecevap.org/erkeklerde-meme-ucu-varliginin-hikmeti-nedir-erkek-meme-uclarinin-islevsiz-olusu-ile-ilgili-evrimcilerin-korelmis-organ-tezlerine-karsi-bir-cevap-verir-misiniz/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Evrimcilerin &#034;dinozorların kuşa dönüşmesi&#034; düşünceleri hakkında ne söylenebilir?</title>
		<link>https://ateistlerecevap.org/evrimcilerin-dinozorlarin-kusa-donusmesi-dusunceleri-hakkinda-ne-soylenebilir/</link>
					<comments>https://ateistlerecevap.org/evrimcilerin-dinozorlarin-kusa-donusmesi-dusunceleri-hakkinda-ne-soylenebilir/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ateistlere Cevaplar]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 13 Nov 2017 10:10:58 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Evrim]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.ateistlerecevap.org/?p=844</guid>

					<description><![CDATA[<p>Korkunç sürüngen anlamına gelen &#8220;dinozor&#8221; sık sık duyduğumuz, pek de yabancı olmadığımız bir kelime. Bu yaratıklar, fosillerinden anladığımız kadarıyla 225.000.000 yıl önce yeryüzünde yaşamaya başladılar ve 65.000.000 yıl önce aniden tamamen yok oldular.</p>
The post <a href="https://ateistlerecevap.org/evrimcilerin-dinozorlarin-kusa-donusmesi-dusunceleri-hakkinda-ne-soylenebilir/" data-wpel-link="internal">Evrimcilerin "dinozorların kuşa dönüşmesi" düşünceleri hakkında ne söylenebilir?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<figure id="attachment_890" aria-describedby="caption-attachment-890" style="width: 640px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2017/11/Evrimcilerin-dinazorlarin-kusa-donusmesi-iddiasi-e1510567692985.png" data-wpel-link="internal"><img loading="lazy" class="size-large wp-image-890" src="https://www.ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2017/11/Evrimcilerin-dinazorların-kuşa-dönüşmesi-iddiası-1024x576.png" alt="Evrimcilerin-dinazorların-kuşa-dönüşmesi-iddiası" width="640" height="360" /></a><figcaption id="caption-attachment-890" class="wp-caption-text">Evrimcilerin-dinazorların-kuşa-dönüşmesi-iddiası</figcaption></figure>
Korkunç sürüngen anlamına gelen <strong>&#8220;dinozor&#8221;</strong> sık sık duyduğumuz, pek de yabancı olmadığımız bir kelime. <em>Bu yaratıklar, fosillerinden anladığımız kadarıyla 225.000.000 yıl önce yeryüzünde yaşamaya başladılar ve 65.000.000 yıl önce aniden tamamen yok oldular.</em><br />
<div class="su-box su-box-style-noise" id="" style="border-color:#3b0000;border-radius:10px"><div class="su-box-title" style="background-color:#6e2e28;color:#FFFFFF;border-top-left-radius:8px;border-top-right-radius:8px">Sorunun Cevabı</div><div class="su-box-content su-u-clearfix su-u-trim" style="border-bottom-left-radius:8px;border-bottom-right-radius:8px">
Korkunç sürüngen anlamına gelen <strong>&#8220;dinozor&#8221;</strong> sık sık duyduğumuz, pek de yabancı olmadığımız bir kelime. <em>Bu yaratıklar, fosillerinden anladığımız kadarıyla 225.000.000 yıl önce yeryüzünde yaşamaya başladılar ve 65.000.000 yıl önce aniden tamamen yok oldular.</em><br />
Halkın merakını uyandıran bu yaratıkların gündeme gelmesi, eskiden beri bazı yerli ve yabancı dergilere evrim konusuna zemin hazırlama fırsatı verir. Mesela, TÜBİTAK&#8217;ın<em> &#8220;Bilim ve Teknik Dergisi&#8221;</em>, <strong>Ekim 1993</strong> sayısında, kapak yaptığı dinozorların hayatı ve yok oluşları ile ilgili yazının devamında Darwin&#8217;in görüşlerini yayınlıyordu. Aynı derginin <strong>Ağustos 1983</strong> sayısında da dinozorların yok oluşları kapak yapılmış, ardından da <em>&#8220;Hayat Nasıl Başladı?&#8221;</em> başlıklı evrim senaryolarına yer verilmişti. <em><strong>Ağustos 1978</strong> tarihli &#8220;National Geographic&#8221; adlı araştırma dergisinde de dinozorların hayatları ve ölümleri ele alınarak, evrimleşerek nasıl kuş oldukları izah edilmeye çalışılmıştı.</em><br />
Ne var ki bu iddia, 1986 yılında ilim dünyasına açıklanan <strong>Protoavis</strong> adlı 225.000.000 yıllık bir kuş fosili tarafından bir anda yıkılıverdi. Anlaşıldı ki, dinozorlar ilk tarih sahnesinde görüldüğü sıralarda, kuşlar gökyüzünde serbestçe kanat çırpıyorlardı.<br />
<em>Dinozorların ortaya çıkışları, hayatları ve yok oluşları, evrimi çağrıştırmak şöyle dursun, tamamen aleyhinde bir takım deliller sergiliyor.</em> Onlar tarih sahnesinden nasıl ve neden silindi? Bu soruya verilen cevaplardan evrime bir pay çıkarmak, pek de inandırıcı gözükmüyor. Çünkü evrim görüşüyle asıl cevaplandırılmak istenen, türlerin nasıl yok olduğu değil, nasıl ortaya çıktığı problemidir. Ne enteresandır ki, evrimle ilgili kitaplarda dinozorların kökeni konusunda hemen hemen hiçbir bilgiye ve tatmin edici delile rastlanmaz.<br />
<strong>Ayrıca şu bilinmelidir ki,</strong> dinozor türlerinin felaketlerle aniden yok oluşu gerçeği, tedrici Darwinist evrime izin vermemektedir. Eğer bu yaratıkların başka bir türe dönüşerek zamanla yok oldukları gösterilse idi, bu evrimcilerin bir malzemesi olabilirdi. <em>(bk. Gerçeğe Doğru, C.III, Zafer Yayınları)</em><br />
</div></div>The post <a href="https://ateistlerecevap.org/evrimcilerin-dinozorlarin-kusa-donusmesi-dusunceleri-hakkinda-ne-soylenebilir/" data-wpel-link="internal">Evrimcilerin "dinozorların kuşa dönüşmesi" düşünceleri hakkında ne söylenebilir?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ateistlerecevap.org/evrimcilerin-dinozorlarin-kusa-donusmesi-dusunceleri-hakkinda-ne-soylenebilir/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bir çok bilim adamı evrim teorisini kabul ettiğine göre, bunun bir gerçekliği olamaz mı?</title>
		<link>https://ateistlerecevap.org/bir-cok-bilim-adami-evrim-teorisini-kabul-ettigine-gore-bunun-bir-gercekligi-olamaz-mi/</link>
					<comments>https://ateistlerecevap.org/bir-cok-bilim-adami-evrim-teorisini-kabul-ettigine-gore-bunun-bir-gercekligi-olamaz-mi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ateistlere Cevaplar]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 13 Nov 2017 09:51:36 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Evrim]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.ateistlerecevap.org/?p=851</guid>

					<description><![CDATA[<p>Değerli kardeşimiz, Çoğu insan bir bilim adamından duyduğu her şeyi, mutlak doğru sanır. Bu bilim adamının birtakım felsefi ya da ideolojik ön yargılara kapılmış olabileceğinden endişe etmez. Oysa bilim adamlarının bir bölümü, sahip oldukları bazı ön yargıları ya da bağlı oldukları felsefi görüşleri, bilimsel bir görünüm altında topluma empoze ederler. Örneğin, tesadüflerin karmaşa ve düzensizlikten [&#8230;]</p>
The post <a href="https://ateistlerecevap.org/bir-cok-bilim-adami-evrim-teorisini-kabul-ettigine-gore-bunun-bir-gercekligi-olamaz-mi/" data-wpel-link="internal">Bir çok bilim adamı evrim teorisini kabul ettiğine göre, bunun bir gerçekliği olamaz mı?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2017/11/bir-cok-bilim-adami-evrimi-kabul-ettigine-gore-gecek-olamaz-mi-1.png" data-wpel-link="internal"><img loading="lazy" class="size-large wp-image-888 aligncenter" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2017/11/bir-cok-bilim-adami-evrimi-kabul-ettigine-gore-gecek-olamaz-mi-1-1024x576.png" alt="bir çok bilim adamı evrimi kabul ettiğine göre geçek olamaz mı" width="640" height="360" srcset="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2017/11/bir-cok-bilim-adami-evrimi-kabul-ettigine-gore-gecek-olamaz-mi-1-1024x576.png 1024w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2017/11/bir-cok-bilim-adami-evrimi-kabul-ettigine-gore-gecek-olamaz-mi-1-300x169.png 300w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2017/11/bir-cok-bilim-adami-evrimi-kabul-ettigine-gore-gecek-olamaz-mi-1-768x432.png 768w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2017/11/bir-cok-bilim-adami-evrimi-kabul-ettigine-gore-gecek-olamaz-mi-1-1200x675.png 1200w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2017/11/bir-cok-bilim-adami-evrimi-kabul-ettigine-gore-gecek-olamaz-mi-1.png 1280w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" /></a><br />
Değerli kardeşimiz,<br />
Çoğu insan bir bilim adamından duyduğu her şeyi, mutlak doğru sanır. Bu bilim adamının birtakım felsefi ya da ideolojik ön yargılara kapılmış olabileceğinden endişe etmez. Oysa bilim adamlarının bir bölümü, sahip oldukları bazı ön yargıları ya da bağlı oldukları felsefi görüşleri, bilimsel bir görünüm altında topluma empoze ederler. Örneğin, tesadüflerin karmaşa ve düzensizlikten başka bir şey oluşturamadığını gözleriyle gördükleri halde, evrendeki ve canlılardaki tasarım, plan ve düzenin tesadüfler sonucu ortaya çıktığını savunurlar.<br />
<div class="su-box su-box-style-noise" id="" style="border-color:#3b0000;border-radius:10px"><div class="su-box-title" style="background-color:#6e2e28;color:#FFFFFF;border-top-left-radius:8px;border-top-right-radius:8px">Sorunun Cevabı</div><div class="su-box-content su-u-clearfix su-u-trim" style="border-bottom-left-radius:8px;border-bottom-right-radius:8px">
Değerli kardeşimiz,<br />
Çoğu insan bir bilim adamından duyduğu her şeyi, mutlak doğru sanır. Bu bilim adamının birtakım felsefi ya da ideolojik ön yargılara kapılmış olabileceğinden endişe etmez. Oysa bilim adamlarının bir bölümü, sahip oldukları bazı ön yargıları ya da bağlı oldukları felsefi görüşleri, bilimsel bir görünüm altında topluma empoze ederler. Örneğin, tesadüflerin karmaşa ve düzensizlikten başka bir şey oluşturamadığını gözleriyle gördükleri halde, evrendeki ve canlılardaki tasarım, plan ve düzenin tesadüfler sonucu ortaya çıktığını savunurlar.<br />
Söz gelimi bu tür bir biyolog, canlılığın yapıtaşı olan bir protein molekülünde inanılmaz bir düzen olduğunu ve bu düzenin tesadüflerle oluşma olasılığının bulunmadığını rahatlıkla anlar. Ama buna rağmen, proteinin, milyarlarca yıl önce ilkel dünya şartlarında rastlantılar sonucu meydana geldiğini iddia eder. Bununla da kalmaz, yalnızca bir değil, milyonlarca proteinin tesadüflerle oluşup, sonra inanılmaz bir plan ve düzen içinde biraraya gelerek ilk canlı hücreyi oluşturduklarını da çekinmeden iddiasına ekler ve bunu ısrarla savunur. Bahsettiğimiz kişi <strong>&#8220;evrimci&#8221;</strong> bir bilim adamıdır.<br />
Oysa aynı bilim adamı, boş bir arazide yürürken üst üste dizilmiş üç tuğla görse, bunların tesadüfen meydana gelip, sonra yine tesadüfen üst üste dizildiklerine asla ihtimal vermez. Hatta böyle bir şey iddia eden kimsenin aklından kuşkulanır.<br />
Peki, sıradan olayları normal değerlendirebilen bu insanlar, konu kendilerinin nasıl var olduğu sorusunu araştırmaya gelince, nasıl olup da bu denli akıl dışı bir tutum sergilerler?<br />
Elbette, bu davranışın bilim adına olduğunu söylemek mümkün değildir. Çünkü bilimsel düşünceye göre, eğer bir olayın iki muhtemel nedeni varsa, her iki ihtimal üzerinde de düşünmek gerekir. Eğer iki ihtimalden birisi diğerinden çok daha düşükse, örneğin yüzde bir ise, bu durumda akılcı ve bilimsel olan hiç kuşkusuz ki yüzde doksan dokuz olan diğer ihtimal üzerinde yoğunlaşmaktır.<br />
Bu bilimsel ölçüyü akılda tutarak düşünelim. Canlıların bu dünya üzerinde nasıl ortaya çıktığı konusunda öne sürülen iki görüş vardır. <strong>Birincisi,</strong> tüm canlıları, şu an sahip oldukları kompleks yapılarıyla Allah&#8217;ın yarattığıdır. <strong>İkincisi ise,</strong>canlılığın bilinçsiz tesadüfler sonucunda meydana geldiğidir. Bu ikincisi, evrim teorisinin iddiasıdır.<br />
Bilimsel verilere, örneğin moleküler biyolojiye baktığımızda ise, tek bir canlı hücrenin, hatta onda bulunan milyonlarca proteinden tek bir tanesinin bile, evrimin savunduğu şekilde tesadüfler sonucu oluşmasına ihtimal olmadığını görürüz. İlerleyen bölümlerimizde de ele alacağımız gibi, olasılık hesapları bu gerçeği açık ve net olarak ortaya koymaktadır. Bu durumda, canlıların ortaya çıkışı hakkında öne sürülen evrimci görüşün doğru olma ihtimali <strong>&#8220;sıfır&#8221;</strong>dır.<br />
O halde, birinci görüşün doğru olma ihtimali <strong>&#8220;yüzde yüz&#8221;</strong>dür. Yani, canlılık bilinçli bir biçimde var edilmiştir. Diğer bir deyişle <strong>&#8220;yaratılmış&#8221;</strong>tır. Tüm canlı varlıklar, üstün bir güç, bilgi ve akıl sahibi olan Allah&#8217;ın yaratmasıyla var olmuşlardır. Bu gerçek yalnızca bir inanç biçimi değil, akıl ve bilimin vardığı ortak sonuçtur.<br />
Elbette bu gerçek karşısında, evrimci bir bilim adamının bu iddiasından bütünüyle vazgeçmesi, açık ve ispatlanmış gerçeğe teslim olması gereklidir. Aksine bir davranış, kendisinin &#8220;bilim adamı&#8221; olmaktan çok, bilimi felsefesine, ideolojisine ve dogmatik inançlarına alet eden bir kişi olduğunu gösterecektir.<br />
Oysa bütün bunlara rağmen söz konusu evrimci &#8220;bilim adamı&#8221;nın, gerçeklerle yüzleştiği her durumda, öfkesi, inadı ve önyargıları bir kat daha artar. Onun bu tutumu tek bir kelimeyle açıklanabilir: &#8220;İnanç&#8221; &#8230; Ama batıl bir inanç. Zira, gerçeklerle karşı karşıya geldiği halde, bunlara gözünü kapayıp, hayalinde kurduğu akıl dışı bir senaryoya ömür boyu bağlanmanın başka bir açıklaması olamaz.<br />
<em><strong>Bilim adamlarını evrimci ve materyalist olmaya zorlayan mekanizmalar da vardır.</strong></em> Batılı ülkelerde bir bilim adamının yükselebilmesi, doçent, profesör gibi ünvanlara ulaşabilmesi, bilimsel dergilerde yazılarını yayınlatabilmesi için bazı standartlara uyması gerekir. Evrim teorisini kayıtsız şartsız kabul etmek, bir numaralı standarttır. Bu sistem, söz konusu bilim adamlarını bütün bilimsel kariyerlerini dogmatik bir inanç uğruna harcamaya kadar götürür. Amerikalı moleküler biyolog Jonathan Wells, 2000 yılında yayınlanan <strong>Icons of Evolution</strong>adlı kitabında bu zorlayıcı mekanizmalardan şöyle söz eder:<br />
<em><strong>Dogmatik Darwinistler </strong></em>işe, kanıtlar hakkında dar bir yorum empoze ederek ve bunu bilim yapmanın tek yolu olarak göstererek başlarlar. Bunun ardından eleştiri getirenler bilimsel olmamakla damgalanır; yazdıkları makaleleler, yönetim kurullarına dogmatik (evrimci)lerin hakim olduğu önde gelen bilim dergileri tarafından reddedilir, kendilerine gelen bilimsel projeleri &#8220;ön yorum&#8221; için dogmatik evrimcilere yollayan devlet kurumları ise (evrim teorisine) eleştiri getirenlere fon sağlamazlar; ve sonuçta evrimi eleştirenler bilimsel camiadan tamamen dışlanır. Bu süreç içinde, Darwinist bakış açısı aleyhinde deliller yok edilir, güçlüler karşısındaki şahitlerin susturulması gibi. Ya da deliller özelleşmiş teknik bilim dergilerinin içine gömülür, öyleki bunları buradan ancak kararlı bir araştırmacı bulup çıkarabilir. Eleştiri getirenler susturulduktan ve karşı deliller gömüldükten sonra, artık dogmatik evrimciler teorileri hakkında bilimsel bir tartışma bulunmadığını ve aleyhinde de bir delil olmadığını ilan ederler.<br />
İşte sık sık duyabileceğiniz<em><strong> &#8220;Evrim bilim dünyasında kabul görmeye devam ediyor&#8221; </strong></em>hikayesinin ardındaki gerçek budur. <strong>Evrim,</strong> bilimsel bir değeri olduğu için değil, ideolojik bir zorunluluk olduğu için ayakta tutulmakta ve bu durumun farkında olan bilim adamlarının da sadece bir kısmı &#8220;kral çıplak&#8221; demeyi göze almaktadır.<br />
İnsan kendisini bu büyüden kurtarır; açık, önyargısız ve özgür bir biçimde düşünürse, apaçık olan gerçeği görür. Modern bilimin de her yönden gözler önüne serdiği bu kaçınılmaz gerçek, canlıların bir tesadüfler zinciri sonucunda değil, üstün bir yaratılış sonucunda var olduklarıdır. İnsanoğlu sadece kendisinin nasıl var olduğunu, bir damla sudan nasıl oluştuğunu düşünse ya da herhangi bir canlının mükemmel özelliklerini incelese bile, bu yaratılış gerçeğini kolaylıkla görebilir.<br />
Yukarıda da belirtildiği gibi, evrimci bilim adamları, aslında evrim teorisinin bilimin hiçbir ilgili dalı tarafından ispatlanamadığının ve tutarsız bir iddia olduğunun farkındadırlar. Ancak inandıkları ideoloji uğruna bu teoriyi savunmaktadırlar. Bu bölümde evrimcilerin evrim teorisinin genel olarak geçersizliği ile ilgili itiraflarına yer verilecektir.<br />
<strong>Pierre Paul Grassé </strong>(Fransız Bilimler Akademisi Eski Başkanı, Evolution of Living Organisms (Canlı Organizmaların Evrimi) isimli kitabın yazarı):<br />
<em>&#8220;Bugün, bizim görevimiz, bizden daha önce baş gösteren ve basit, anlaşılır ve açıklanmış bir olgu olarak kabul edilen evrim mitolojisini yıkmaktır. Hile (aldatma) bazen bilinçsiz olur, ama her zaman değil, çünkü bazı insanlar, tarafgirlikleri nedeniyle, amaçlı olarak gerçeği görmezden gelirler ve inançlarının yetersizliğini ve yanlışlığını kabul etmeyi reddederler.&#8221;</em>1<br />
Rastgele mutasyonların, tüm canlılık aleminin ihtiyaçlarını karşılamış olmasının imkansızlığını anlattıktan sonra Grassé şöyle diyor:<br />
<em>Hayal kurmaya karşı bir yasa yok, ama bilim buna dahil edilmemelidir.</em>2<br />
<strong>Prof. Derek Ager:  </strong><em><br />
</em><br />
<em>&#8220;Öğrenci iken öğrendiğim bütün evrim hikayelerinin bugün doğru olmadıklarının anlaşılması oldukça önemli.&#8221;</em>3<br />
<strong>Dr. Robert Milikan</strong> (Nobel ödüllü, ünlü bir evrimci):<br />
<em>&#8220;Şu çok acıklı: Biz bilim adamları şu ana kadar hiçbir bilim adamının kanıtlayamadığı evrimi kanıtlamaya çalışıyoruz.&#8221;</em>4<br />
<strong>Dr. Lewis Thomas: </strong><br />
&#8220;<em>Biyolojinin, evrimde yönlendirici güç için &#8220;hata&#8221; sözcüğünden başka bir sözcüğe ihtiyacı var. Tesadüf doktrini ile uzlaşmam mümkün değil. Doğadaki amaçsızlık ve kör tesadüfler kavramına tahammül edemiyorum. Ve bununla beraber zihnimi sakinleştirmek için bunun yerine ne koyabileceğimi hala bilmiyorum.&#8221;</em>5<br />
<strong>Jerry Coyne </strong>(Chicago Üniversitesi Evrim ve Ekoloji Bölümü&#8217;nden):<br />
<em>&#8220;Neo-Darwinist görüş için çok az delil olduğunu söylemeliyiz: Bu görüşün teorik temelleri ve deneysel delilleri oldukça zayıftır.&#8221;</em>6<br />
<strong>H. S. Lipson: </strong><br />
<em><br />
&#8220;Eğer canlılık atomların, doğa güçlerinin ve radyasyonun karşılıklı etkileşimleri sonucunda oluşmamışsa nasıl oluşmuştur?.. Sanırım tek kabul edilebilir açıklamanın yaratılış olduğunu kabul etmeliyiz. Bundan ne kendim ne de fizikçiler hoşlanmamaktadır. Ancak eğer bir teoriyi bilimsel deliller destekliyorsa, o teoriyi sırf hoşlanmadığımız için reddedemeyiz. Aslında evrim bir anlamda bilimsel bir din haline geldi; hemen hemen bütün bilim adamları bunu kabul etti ve birçoğu onunla uyumlu olması için gözlemlerini eğip bükmeye hazırlandılar.&#8221;</em><br />
&#8220;Evrim teorisinin yaşayan canlıların tüm özelliklerini sayabilme yeteneği beni daima teoriden kuşkulanmaya itmiştir (Örneğin zürafanın uzun boynu). Bu nedenle son otuz yıllık biyolojik araştırmaların Darwin&#8217;in teorisine uygun olup olmadığına baktım. Uygun olduğunu düşünmüyorum. Bana göre teori ayakta bile duramamaktadır.&#8221;7<br />
<strong>Gregory Alan Pesely: </strong><br />
<em><br />
&#8220;Ayrıca bilim adamlarının temel prensibi <strong>&#8220;gereksiz söz tekrarı&#8221;</strong> olan bir kanundan memnun kalmaları utanılacak bir şeydir. Bu problem ile ilgili başarılı bir çözüme kavuşulmadıkça doğal seleksiyon teorisi asla ciddi bir bilim olamaz.&#8221;</em>8<br />
<strong>Dr. Colin Patterson </strong>(İngiltere Doğa Tarihi Müzesi yöneticilerinden, evrimci paleontolog. Doğa Tarihi Müzesi Gazetesi&#8217;nin editörü, Evolution kitabının yazarı):<br />
<em>&#8220;Bu anti-evrimci bakış açısını almaya başlamamın nedenlerinden birisi, bu şey üzerinde yirmi yıl çalışıp bu konuda tek bir şey bilmemenin yaptığı etkiydi. Bir kişinin bu kadar uzun bir süre yanlış yönlendirildiğini öğrenmesi onun için oldukça büyük bir şok. Bu yüzden geçen birkaç hafta, çeşitli insanlara ve insan gruplarına basit bir soru sormaya çalıştım. Soru şu:<strong> &#8216;Bana evrim hakkında bildiğiniz bir şeyi, doğru olan bir şeyi anlatabilir misiniz?&#8217;</strong> Bu soruyu Doğa Tarihi Müzesi&#8217;ndeki jeoloji grubuna sordum ve aldığım tek cevap sessizlikti. Chicago Üniversitesi&#8217;ndeki Evrim Morfoloji Semineri&#8217;ndeki (Evolutionary Morphology Seminar) prestij sahibi evrimci üyelerde denedim ve aldığım tek cevap uzun süren bir sessizlikti ve sonunda bir kişi şöyle dedi:<strong> &#8220;Tek bir şey biliyorum, evrim teorisi liselerde okutulmamalıdır.&#8221;</strong></em>9<br />
<strong>Dr. Albert Fleischman (Zoolog</strong>):<br />
<em><br />
&#8220;Çöküşte olan Darwin&#8217;in teorisi doğa aleminde ispatlanması gereken tek gerçek değildir. Bilimsel araştırmaların bir sonucu değildir, ama kesin olarak hayal gücünün bir ürünüdür.&#8221;</em>10<br />
<strong>W. R. Thompson </strong>(Commonwealth Institute of Biological Control &#8211; Ottowa&#8217;nın başkanı):<br />
<em><br />
&#8220;Bilim adamı olmayan kişilerin dikkatini, evrimle ilgili anlaşmazlıkların üzerine çekmek uygun ve doğru olacaktır. Fakat bazı evrimcilerin son görüşleri bunu makul bulmadıklarını gösteriyor. Bilimsel olarak tanımlayamayacakları bir doktrini savunmak için biraraya gelen bilim adamlarının zorlukları elimine ederek ve eleştirileri gizleyerek inançlarını halkın gözünde devam ettirme girişimi bilimsel açıdan anormal ve istenmeyen bir durumdur.&#8221;</em>11<br />
<strong><br />
E. O. Wiley </strong>(CUNY, Balık Bilimi (Ichthyology) Bölümü ve Amerikan Doğa Tarihi Müzesi), Norman Macbeth tarafından yazılan Darwin Retried (Yeniden Darwin) adlı kitap hakkındaki düşünceleri:<br />
<em><br />
&#8220;Macbeth, evrime yeni bir göz ile bakmamızı, halka ve gerekirse kendimize Darwinizm&#8217;in yanlış verilere sahip yapay bir teori olduğunu itiraf etmemizi öneriyor. Sanırım bunlar mükemmel öneriler.&#8221;</em>12<br />
<strong>Roger Lewin </strong>(Ünlü evrimci bilim yazarı, New Scientist dergisi eski editörlerinden):<br />
<em><br />
&#8220;Zekamızı gösteren anlayışımız, son derece geniş teknolojik imkanlarımız, son derece kompleks olan dilimiz, ahlaki değerlerimiz tüm bunlar galiba doğayla insanları birbirinden ayırmaya yeterli olacaktır.? Evrimciler için bu durum açıklanması gereken bir utançtır.&#8221;</em>13<br />
<strong>Herribert Nillson: </strong><br />
<em><br />
&#8220;Evrimi bir deney ile ispat etme girişimlerim kırk seneden fazla sürdü ve başarısızlıkla sonuçlandı. Hiç olmazsa deneyime ön yargılı anti-evrimsel bir başlama noktasından başlamakla suçlanmayacaktım.&#8221;</em>14<br />
<strong>P. Lemoine: </strong><br />
<em>&#8220;Evrim teorileri ile araştırma yapmayı seven gençlerimiz kandırıldı. Bütün dünyanın öğrenmeye devam ettiği bir dogma oluşturuldu. Zoologlar ya da botanikçiler yapılan hiçbir açıklamanın yeterli olmadığını saptamıştır?. Bu özetten şu sonuç çıkmaktadır ki, evrimin gerçekleşmiş olması imkansızdır.&#8221;</em> 15<br />
<strong>Norman Macbeth: </strong><br />
<em><br />
&#8220;Maalesef evrim alanındaki açıklamaların çoğu iyi değil. Doğrusu bunların açıklama olarak değerlendirilmeleri bile çok zordur. Öneri, önsezi ve boş hayallerdir, hipotez olarak adlandırılmaları bile yanlış olur.&#8221;</em>16<br />
<strong>Prof. Cemal Yıldırım</strong> (Yerli evrim savunucularından, felsefe profesörü):<br />
<em><br />
&#8220;Hiçbir bilim adamı (Darwinist ya da neo-Darwinist olsun) evrim kuramının ispat edildiği düşüncesini ileri süremez.&#8221;</em>17<br />
<em>&#8220;Doğrudur, evrim kuramı ispat edilememiştir.&#8221;</em>18<br />
Darwin&#8217;in evrim kuramı bugün geçerliliğini koruyorsa, bunun başlıca nedeni yerine geçecek daha doyurucu, alternatif bir kuramın yokluğundandır. Yetersiz de olsa Darwin&#8217;in kuramını, başka bir kuram ortaya çıkıncaya kadar korumak zorundayız.19<br />
<strong><br />
François Jacob </strong>(Hücre Genetiği Profesörü &#8211; 1965 Nobel Tıp Ödülü):<br />
<em><br />
&#8220;Ama yine de, özellikle evrimin mekanizmalarına ilişkin nihai açıklamaya sahip olmanın uzağındayız&#8230; Ayrıca, örneğin kromozomların yapısıyla ilgili şu yakınlarda gerçekleştirilen bazı gözlemlerin de ortaya koyduğu gibi, evrimin temelinde yer alan bütün mekanizmaları bilebilmenin de çok uzağındayız.&#8221;</em>20<br />
<strong>C. D. Darlington:</strong><br />
<em><br />
&#8220;Bize insanoğlunun sanatı kademe kademe geliştirdiği ve sonunda tarihin ışığında ortaya çıktığı anlatıldı. Bu <strong>&#8220;yavaş yavaş&#8221;</strong> ve <strong>&#8220;adım adım&#8221; </strong>gibi insanın beynini uyuşturmak için kullanılan kelimeler sürekli olarak tekrarlandılar. Amaç büyük bir bilgisizliği örtmekti. Biri şu soruyu sormalıydı: <strong>&#8220;Hangi kademeler?&#8221;</strong>Ancak bu soruyu soran kişi de verilen yavan cevaplarla uyuşturuldu ve vazgeçti. Çünkü hiç kimse medeniyetin bir anda oluştuğunu düşünmek bile istemiyordu.&#8221;</em>21<br />
<strong>Christopher Wills </strong>(San Diego California Üniversitesi&#8217;nde biyolog ve evrim dersleri veriyor.) Darwin ve Alfred Russel Wallace&#8217;tan söz ederek şöyle diyor:<br />
<em><br />
&#8220;Evrim kuramının iki büyük kurucusundan birinin (Wallace) sonunda bu kuramın çoğunu reddetmesi şaşırtıcı.&#8221;</em>22<br />
<strong>Kaynaklar:</strong><br />
1. Pierre Paul Grassé, Evolution of Living Organisms, Academic Press, New York, 1977, s.8<br />
2. Pierre Paul Grassé, Evolution of Living Organisms, s.103<br />
3. Derek Ager, &#8220;The Nature of the Fossil Record.&#8221; Proceedings of the Geological Association, Vol. 87, No:2, 1976, s. 132<br />
4. SBS Vital Topics, David B. Loughran, Nisan 1996, Stewarton Bible School, Stewarton, Scotland,<br />
5. Lewis Thomas, &#8220;On the Uncertainty of Science&#8221;, Key Reporter, vol.46 (Sonbahar 1980), s.2<br />
6. H.A. Orr ve Jerry Coyne (1992), &#8220;The Genetics of Adaptation: A Reassessment&#8221;, American Naturalist, 140, 726<br />
7. H. S. Lipson, &#8220;A Physicist Look at Evolution&#8221;, Physics Bulletin, 31 (1980), s. 138<br />
8. Gregory Alan Pesely, &#8220;The Epistomological Status of Natural Selection&#8221;, Laval Theologique et Philosophique, vol. 38 (Şubat 1982), s. 74<br />
9. Dr. Colin Patterson, &#8220;Evolution and Creationism&#8221;, American Museum of Natural History&#8217;deki konuşmasından, New York City, 5 Kasım 1981<br />
10. SBS Vital Topics, David B. Loughran, Nisan 1996, Stewarton Bible School, Stewarton, Scotland,34. Charles Darwin, Origin Of The Species (Türlerin Kökeni) kitabının &#8220;Everyman&#8217;s Library&#8221; baskısının Önsöz&#8217;ü, 1965<br />
11. Charles Darwin, Origin Of The Species (Türlerin Kökeni) kitabının &#8220;Everyman&#8217;s Library&#8221; baskısının Önsöz&#8217;ü, 1965<br />
12. E.O.Wiley, &#8220;Review of Darwin Retried by MacBeth&#8221; Systematic Zoology, cilt 24 (Haz.1975), s. 270<br />
13. Roger Lewin, In the Age of Mankind, Washington D.C.: Smithsonian Books, 1988. s.22<br />
14. Herribert Nillson, Synthetische Artbildung (lund, İsveç: Verlag CWK Gleerup, 1953), s. 31<br />
15. Introduction: De (Evolution), Encyclopedie Française, Vol.5 (1937) s.6<br />
16. Norman Macbeth, Darwin Retried: An Appeal to Reason, Boston: Gambit, 1971, s. 147<br />
17. Cemal Yıldırım, Evrim Kuramı ve Bağnazlık, Bilgi Yayınevi, Ocak 1989, s.56-57<br />
18. Cemal Yıldırım, Evrim Kuramı ve Bağnazlık, s.134<br />
19. Cemal Yıldırım, Evrim Kuramı ve Bağnazlık, s.108<br />
20. François Jacob, Mümkünlerin Oyunu, Kesit Yayıncılık, İstanbul 1996, s. 50-51<br />
21. C.D. Darlington, &#8220;Origin of Darwinism&#8221;, Scientific American, Mayıs 1959, s.68<br />
22. Christopher Wills, Genlerin Bilgeliği, Sarmal Yayınevi, Mart 1997, İstanbul, s.86<br />
</div></div>The post <a href="https://ateistlerecevap.org/bir-cok-bilim-adami-evrim-teorisini-kabul-ettigine-gore-bunun-bir-gercekligi-olamaz-mi/" data-wpel-link="internal">Bir çok bilim adamı evrim teorisini kabul ettiğine göre, bunun bir gerçekliği olamaz mı?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ateistlerecevap.org/bir-cok-bilim-adami-evrim-teorisini-kabul-ettigine-gore-bunun-bir-gercekligi-olamaz-mi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
