<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>ögüt | Ateistlere Cevap</title>
	<atom:link href="https://ateistlerecevap.org/category/ogut/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://ateistlerecevap.org</link>
	<description>Ateistlere,deistlere ve İslam&#039;ı kabul etmeyenlere İslam&#039;ı tanıtmak cevap vermek ve Müslüman kardeşimize fikir vermeye çalışan dostlarız.</description>
	<lastBuildDate>Sun, 10 Sep 2017 20:38:00 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.4.4</generator>

<image>
	<url>https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2020/10/cropped-logo-mavi-32x32.png</url>
	<title>ögüt | Ateistlere Cevap</title>
	<link>https://ateistlerecevap.org</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Allah&#039;I tanımak isteyenler buyrun&#8230;</title>
		<link>https://ateistlerecevap.org/allahi-tanmak-isteyenler-buyrun/</link>
					<comments>https://ateistlerecevap.org/allahi-tanmak-isteyenler-buyrun/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ateistlere Cevaplar]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 10 Sep 2017 20:38:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Ayetler]]></category>
		<category><![CDATA[ögüt]]></category>
		<category><![CDATA[Sorular]]></category>
		<category><![CDATA[Tanım]]></category>
		<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.ateistlerecevap.org/?p=14</guid>

					<description><![CDATA[<p>MÂRİFETULLAH Allah&#8217;ı bilme, tanıma, O&#8217;nu bütün sıfatlarıyla öğrenme, hakkında bilgi sahibi olma.Mârifetullah, iki kelimeden meydana gelen bir tamlamadır. Bunlar &#8220;marifet&#8221; ve &#8220;Allah&#8221; kelimeleridir. Marifet; lügatta, herkesin yapamadığı ustalık, ustalıkta yapılmış olan şey, bilme, biliş, vasıta, hoşa gitmeyen şey, tuhaflık manalarına gelmektedir. Bununla birlikte, marifet, Allah&#8217;ı O&#8217;nun isimlerini ve sıfatlarını, kudret ve iradesinin geçerliğini bilmek; alçak [&#8230;]</p>
The post <a href="https://ateistlerecevap.org/allahi-tanmak-isteyenler-buyrun/" data-wpel-link="internal">Allah'I tanımak isteyenler buyrun…</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div class="separator" style="clear: both; text-align: center;">
<a href="https://3.bp.blogspot.com/-jNQ9w_Hg2dg/WbWePoL_kxI/AAAAAAAAItQ/iEwb6U1n6ycOi2fto4jAsz1WR0K1KRc1ACLcBGAs/s1600/Kur%2527an%2527%25C4%25B1%2BKerim%2527in%2Bde%25C4%259Fi%25C5%259Fime%2Bu%25C4%259Framad%25C4%25B1%25C4%259F%25C4%25B1n%25C4%25B1n%2Bkan%25C4%25B1tlar%25C4%25B1.%2B%25282%2529.png" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;" data-wpel-link="external" rel="nofollow external noopener noreferrer"><img fetchpriority="high" decoding="async" alt="Allah'I tanımak isteyenler buyrun..." border="0" data-original-height="720" data-original-width="1280" height="360" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2017/09/Kur27an27C4B1Kerim27indeC49FiC59FimeuC49FramadC4B1C49FC4B1nC4B1nkanC4B1tlarC4B1.28229.png" title="Allah'I tanımak isteyenler buyrun..." width="640" /></a></div>
<h1 id="h1baslik" style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #990000; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 20px; font-weight: normal; line-height: 29px; margin: 0px !important; min-height: 1rem; padding: 10px;">
<br /></h1>
<h1 id="h1baslik" style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #990000; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 20px; font-weight: normal; line-height: 29px; margin: 0px !important; min-height: 1rem; padding: 10px;">
MÂRİFETULLAH</h1>
<div>
Allah&#8217;ı bilme, tanıma, O&#8217;nu bütün sıfatlarıyla öğrenme, hakkında bilgi sahibi olma.<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" /><br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />Mârifetullah, iki kelimeden meydana gelen bir tamlamadır. Bunlar &#8220;marifet&#8221; ve &#8220;Allah&#8221; kelimeleridir. Marifet; lügatta, herkesin yapamadığı ustalık, ustalıkta yapılmış olan şey, bilme, biliş, vasıta, hoşa gitmeyen şey, tuhaflık manalarına gelmektedir. Bununla birlikte, marifet, Allah&#8217;ı O&#8217;nun isimlerini ve sıfatlarını, kudret ve iradesinin geçerliğini bilmek; alçak gönüllü olmak manasını ifade ettiği gibi bilginler arasında ilim manasına da gelmektedir, ki onlara göre, her itim bir marifettir, her marifette bir ilimdir. Allah&#8217;ı âlim (bilen) herkes ariftir, her arif de âlimdir (Abdülkerim Kuşeyrî, Kuşeyri Risâlesi, s. 427).<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" /><br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />Genel olarak bu manalara gelmekte olan &#8220;marifet&#8221;, Allah lâfzı ile bir tamlama oluşturduğunda, yani &#8220;mârifetullah&#8221; denildiğinde ise &#8220;Allah&#8217;ın vücûd ve vahdaniyetinin bilinmesi&#8221; manasına gelmektedir.<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" /><br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />Mârifetullah, aslında, kişinin Allah&#8217;ı hakkıyla tanıması, bilmesi ve buna göre O&#8217;na bağlanması anlamında kullanılmaktadır. Zira, kişi, Allah&#8217;ı hakkıyla tanırsa, O&#8217;nun emir ve yasaklarına bağlanır. Mârifetullah bilgisinde şu üç nokta yer almaktadır.<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" /><br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />1. İzzet ve Celâl sahibi olan Allah&#8217;ı ve O&#8217;nun birliğini bilmek, ululuğu ulu olan ve her türlü noksan sıfatlardan münezzeh bulunan zatından teşbihi red etmek ve uzaklaştırmak;<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" /><br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />2. Allah&#8217;ın sıfatlarını ve bu sıfatların hükümlerini bilmek,<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" /><br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />3. Allah&#8217;ın fiillerini ve bu fiillerin hikmetlerini kavramak (Hucvirî, Keşful-Mahcûb, İstanbul 1982, s. 92).<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" /><br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />Cüneydî Bağdâdîye marifet ile ilgili bir soru sorulduğunda şöyle cevap verir: &#8220;Marifetten ve bunu elde etmenin sebeplerinden sordu. Marifet, gerek havasdan, gerek avamdan olsun bir tek marifettir. Çünkü onunla bilinen şey birdir. Fakat bunun başlangıcı ve yükseği vardır. Havas, yükseğindedir. Gerçi tam gayesine ve sonuna varamaz. Zira arifler katında maruf un sonu yoktur. Düşüncenin yetişmediği, akılların kapsayamadığı, zihinlerin algılayamadığı, görmenin keyfiyetine eremediği zatı marifet nasıl kapsar? Yaratıkları içinde O&#8217;nu en iyi bilenler, O&#8217;nun azametini idrakten, yahut zatını keşfetmekten aciz olduklarını en çok ikrar ederler. Çünkü benzeri olmayanı idrakten âciz olduklarını bilirler. Zira O, kadimdir, mâsivası ile muhdestir. Zira O, kavîdir, kuvvetini bir kuvvet verenden almamıştır. Halbuki O&#8217;ndan gayrı her kavî, O&#8217;nun kuvvetiyle kavîdir. Zira O, öğretmensiz âlimdir ve kendisinden başka bir kimseden bir fayda almamıştır. Her şeyi başkasından öğrenmekle değil, kendi ilmiyle bilir. O&#8217;ndan başka her âlimin ilmi O&#8217;ndan gelir. Tesbih ve tenzih, bidayetsiz evvel olan, nihayetsiz baki olan kendinden başkasının bu vasfa hakkı olmadığı ve bu vasıfların kendinden başkasına yaraşmadığı Allah&#8217;a olsun&#8221;<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" /><br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />Kur&#8217;ân-ı Kerim&#8217;de; &#8220;Allah&#8217;ı hakkıyla takdir edemediler&#8221; (el-En&#8217;âm, 6/91) ayeti, mârifetullah bilgisine işaret ettiği rivayet edilmektedir. Nitekim Ebû Ubeyde&#8217;nin, ayeti &#8220;Allah&#8217;ı hakkıyla tanıyamadılar, bilemediler&#8221; şeklinde açıkladığını görmekteyiz (el-Kurtubî, el-Câmi&#8217;li Ahkâmi&#8217;l-Kur&#8217;ân, Beyrût 1965, VII, 37).<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" /><br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />Ömer DUMLU<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" /><br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />MARİFET:“Tanıma”,“Bilme”<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" /><br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />MARİFETULLAH&nbsp;: “İlâhî hakikatlara vukufiyet”, “Kalbî inkişaf”, “İlâhî sıfat ve isimlerin tecellilerine tefekkürde erişilen mertebe.<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" /><br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />“Bütün ulûm-u hakikiyyenin esası ve nuru ve ruhu marifetullahdır.” (Sözler)&nbsp;<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" /><br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />Allah’a inanan insanın kalbi imanla nurlanmıştır. Bu, kör gözün açılmasından, işitmeyen kulağın duymaya başlamasından çok ileri bir inkişafla ruhun, Rabbine kavuşması, ona inanması ve kendini onun mahlûku bilmesidir. Şimdi sıra, O’nu tanıma vadisinde mesafeler katetmeye gelmiştir.<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" /><br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />Kur’an-ı Kerim, mü’mine daima marifet dersleri verir. Allah’ın adıyla başlar ve hemen Allah’ın Rahman ve Rahim olduğunu bildirir. Bu bir marifettir, yâni Allah’ı tanımaktır. Rahman ve Rahim olarak.<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdan
a, sans-serif; font-size: 15.4px;" /><br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />“Yaratan Rabbinin ismiyle oku!” emriyle Allah Resulüne (a.s.m.) ve onun şahsında da bütün ümmetine marifet sahasında mesafeler katetme emri verilmiş. Biz bu emirdeki Rab isminden dersimizi alarak, öncelikle kendimizde tecelli eden İlâhî terbiyeyi okuruz. Kanımızı, hücremizi okuruz; yüzümüzü gözümüzü okuruz; kalbimizi ruhumuzu okuruz&#8230; Hepsini en güzel ve en faydalı biçimde terbiye eden Rabbimizin rahmetini, keremini okuruz.<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" /><br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />Okudukça O’nun rububiyetine marifetimiz artar. O’nun rahmetine marifetimiz artar. İhsanını daha güzel, daha net, daha açık seyreder oluruz.<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" /><br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />Âyetin devamına geçer, nutfeden yaratıldığımızı ibretle düşünürüz. Bizi her şeyimizle o küçücük şifrede yerleştiren ve onu açıp her organımızı yerli yerine koyan Rabbimizin lütfuna, rahmetine hayran kalırız.&nbsp;<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" /><br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />Geçeriz Fatiha sûresine.. Rabbimizi, “Rabb-ül-âlemin” olarak tanırız. O, bizim Rabbimiz olduğu gibi, bütün hayvanlar, bitkiler âleminin de Rabbi. Sema âleminin, arz âleminin de Rabbi. Melek âleminin, cin âleminin de Rabbi. Arşın, kürsinin, cennet ve cehennemin de Rabbi. Bunları düşündükçe, O’nun marifetinde daha da terakki ederiz.<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" /><br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />İnsan marifetullahda ileri gittikçe hem Rabbinin keremini, ihsanını, afvını ve ğufranını daha iyi anlar; hem de O’nun kudretini, azametini, celâl ve kibriyasını. Böylece o mü’minin ruhunda muhabbetle mehafet, yâni Allah sevgisiyle Allah korkusu birlikte inkişaf eder. Rabbini ne kadar çok severse, korkusu da o nisbette artar.<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" /><br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />İnsan bir zâtı sevdi mi, onun teveccühünü kaybetme endişesi ruhunu sarar. Sevgiyle korkunun bu sentezine “hürmet” diyoruz. Hürmette sevgi hâkimdir, ama korku da onun yanıbaşından ayrılmaz.<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" /><br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />Allah’a kullukta da muhabbetle mehafet beraber yürürler. Her ikisi de marifetin inkişafı nisbetinde ilerler, yükselirler.<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" /><br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />Marifet, uçsuz bucaksız sema. Marifet, sonu gelmez yolculuk. Bir kul, bütün sıfatları sonsuz olan Allah’ın marifetinde ne kadar ileri giderse gitsin, önünde yine sonsuz bir mesafe vardır.<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" /><br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />Resulûllah Efendimiz (a.s.m.), Mi’rac mûcizesinden önce de, mahlûkat içerisinde tahkikî imanın son hududundaydı. Mi’rac ile, marifet semasına uruc etti. Rabbinin mülkünü kat kat gezdi. Cennetini, cehennemini gördü. Melekler âlemini bütün ihtişamı ile seyretti. O mukaddes ruhunu safha safha yücelten ve O’nu ulviyet mertebelerinde sür’atle yükselten bu bereketli seyahat sonunda, pâk lisanından şu cümle dökülmüştü:<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" /><br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />“Seni noksan sıfatlardan tenzih ederim. Ben (senin lütfunla eriştiğim bu marifet mertebesine rağmen yine de) seni hakkıyla tanımayamadım, bilemedim.”<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" /><br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />Bu mânâyı ders veren bir Hadis-i Kudsi:&nbsp;<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" /><br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />“Allah’ı hakkıyla ancak kendisi bilir.”&nbsp;<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" /><br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />Resulûllah Efendimiz (a.s.m.), “ben zaten semalara, cennete cehenneme ve onlarda vazife gören meleklere iman etmişim” demekle kalmayıp, Allah’ın emriyle o âlemleri gezdiği gibi, biz de Onun bu sünnetine hiç olmazsa tefekkürle uymalı, o âlemlerde fikren gezmeli, İlâhî sıfatların onlardaki geniş tecellilerini hayretle düşünmeli ve ruhumuzun İlâhî marifetle her an biraz daha terakki etmesine çalışmalıyız.<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" /><br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />Allah’ın marifetinde ilerlemenin, yükselmenin yolu, bizim için düşünmekten, okumaktan geçer. Bilhassa iman hakikatlarına ait ulvî dersleri.<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" /><br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" /><br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" /><br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />“Basiret nuruyla bakanlar, muhabbet ve ünsiyetin, Mahbubu devamlı olarak hatırlamakla kökleşeceğini, marifetin ise O’nun zâtını, sıfat ve fiillerini daima düşünmekle mümkün olabileceğini bilmişlerdir.” “Marifet, fikrin devamı ile hâsıl olur.” (İhya-yı Ulûm’dan)<br style="background-color
: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" /><br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />Buna göre, “ben zaten iman ediyorum” diyerek tefekkürden uzak kalmak, insanı marifetullahda geri bırakır.<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" /><br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />Etrafımızı çepeçevre kuşatan mahlûklardan, meselâ, bir yaprağa göz atalım. Biz o nazenin mahlûğu sadece rengiyle ve şekliyle tanırız. Onun hakkındaki marifetimiz, bilgimiz dar bir çerçevededir. Ama, biyoloji eğitimi görmüş, bitki fizyolojisi üzerinde ihtisas yapmış bir başkası, onun hakkında makaleler döker, kitaplar yazar.<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" /><br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />Dağ dendi mi, aklımızda sadece birkaç kelime, yahut bir iki cümle canlanır. Onun hakkındaki bilgimiz, onu tanımamız bu kadar kısa, bu kadar yetersizdir. Bir maden mühendisinin bu husustaki bilgisi, marifeti ise kitaplara sığmaz.<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" /><br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />Yaprak ve dağ; kâinat kitabından ancak iki kelime. Ve insan bu muhteşem kitabın sadece bir yahut iki kelimesinde ihtisas sahibi olabiliyor.<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" /><br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />Şimdi şöyle bir düşünelim: Kâinatın her yönüyle bilinmesi insan idrakini çok çok aşarsa, insanı hücre hücre, semayı yıldız yıldız, cenneti kat kat, cehennemi tabaka tabaka yaratan Allah’ın o sonsuz sıfatları hakkında insanın marifeti ne kadar noksan kalacaktır! Zaten O’nun mukaddes zâtını hakkıyla bilmek, beşerin idrak sahası dışındadır.<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" /><br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />Bir mü’min, ömrünün bütün dakikalarını marifetullahda her an terakki etmekle geçirse, sonunda söyleyeceği söz, “ben seni hakkıyla tanıyamadım” olacaktır.<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" /><br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />Yine böyle bir ömrü, hep şükürle, hep ibadetle geçirse sonunda “ben sana hakkıyla şükredemedim, sana hakkıyla ibadet edemedim.” diyecektir.<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" /><br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />Allah’ın cemali de sonsuz, celâli de kemali de&#8230; Her mü’min bunlara iman eder. Ama marifet hususunda, aralarında büyük farklılıklar var.<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" /><br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />Bir tek misal:<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" /><br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />Her mü’min Cenâb-ı Hakk’ın mekândan münezzeh ve her mekânda hazır olduğuna inanır. Bütün mekânları ve onlarda meydana gelen bütün hâdiseleri birlikte yaratan Zâtın, mekândan münezzeh ve her mekânda hazır olduğuna akıl da şehadet eder. Ama bu imanın, bu şehadetin kalblerde, duygularda, hislerde icra ettiği tesir noktasında, mü’minler arasında çok farklılıklar vardır. Bu hakikatı sadece sorulduğunda hatırlayan bir mü’min ile, bu imanını ruhunda hâkim kılan ve her an İlâhî murakabe altında bulunduğunun idraki içinde sözlerini, fiillerini ve hallerini daima kontrol altında tutan bir diğer mü’minin bu noktadaki marifetleri birbirinden çok farklıdır.<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" /><br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />İslâm’da tevhid esasdır. Her mü’min Allah’ın bir olduğunu bilir. O’nun eşi, benzeri, yardımcısı olmadığına iman eder. Bu, gerçek bir marifettir. Ama bu marifette de nice dereceler var. “Vahdehu”nun şu tefsirine bu nazarla bakalım:&nbsp;<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" /><br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />“Allah birdir. Başkasına müracaat edip yorulma. Onlara tezellül edip boyun eğme. Onların arkasına düşüp zahmet çekme. Onlardan korkup titreme. Çünkü Sultan-ı kâinat birdir, herşeyin dizgini O’nun elinde, her şeyin hazinesi O’nun yanındadır.” (Mektubat)&nbsp;<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" /><br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />İşte bu ulvî makama ermede mü’minler arasında nice dereceler var.<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" /><br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />İnsan, Allah’ın azametine marifet kazandıkça, ruhu huzur ve huşû ile dolar.<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" /><br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />Onun irade sıfatına olan marifeti terakki edince, âkıbetinden daima endişe eder. Zira, O’nun iradesine mâni olacak bir başka irade bulunmadığına yakînen inanmıştır.<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" /><br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />O’nun kibriyasını düşündükçe, nefsinin zillet ve hakaretini daha iyi anlar; ona büyüklenme fırsatı vermez.<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" /><br style="background-color: white; box-sizing: in
herit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />Herbiri sonsuz kemalde bulunan bütün İlâhî sıfatlar ve isimleri de bunlara kıyas ettiğimizde Allah’ın marifetinde terakki etmenin sonu olmadığını daha iyi anlar, bu vadide insanlar arasında bir bakıma sonsuz farklılık bulunduğunu daha iyi idrak ederiz.<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" /><br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />İnsanın yaratılış gayesinin ibadet olduğunu beyan eden İlâhî fermandaki bu ibadet kelimesini, büyük âlimlerimiz marifet olarak tefsir etmişler. İnsanın yaratılış gayesi Allah’ı tanımak ve bu vadide daima ilerlemektir, demişler. Bu mânâ gerçekten de ruhumuzu tam tatmin ediyor.<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" /><br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />Bilindiği gibi cennette, namaz, oruç, hac, zekât gibi ibadetler yok. Ama, marifette terakki, orada, çok daha ileri seviyesiyle, yine hükmünü icra edecek. Burada, bir bardak suda Allah’ın rahmetini okuyan, O’nu Rezzak olarak tanıyan bir mü’min, orada cennet ırmaklarından içecek, Rabbinin rezzakiyetini çok daha güzel anlayacak, daha geniş dairelerde tefekkür edecek.<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" /><br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />Burada semayı seyreden gözler, orada Arşı seyredecekler.<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" /><br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />Ba’s hâdisesiyle insanlar yeniden yaratılırken, cennetin bütün lezzetlerinden faydalanabilecek ve cehennemin o hayallere sığmaz acılarını çekebilecek bir mahiyete kavuşacaklar.<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" /><br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />İşte, mü’min, bu yeni yaratılışıyla, cennette dünyadakinden çok daha fazla lezzet alacak; tefekkürü, hayreti, şükrü ve marifeti de o nisbette artacaktır.<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" /><br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />Bu dünyadaki nimetler, cennettekilerin yanında gölge gibi. O halde, oradaki marifet de bu dünyadakinden o derece ileri olmalı.<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" /><br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />Prof. Dr. Alaaddin Başar</div>
<div>
</div>
<div>
<h1 id="h1baslik" style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #990000; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 20px; font-weight: normal; line-height: 29px; margin: 0px !important; min-height: 1rem; padding: 10px;">
Allah&#8217;ın sıfatları nelerdir?</h1>
</div>
<div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
İlâhî sıfatlar,&nbsp;zatî&nbsp;ve&nbsp;sübutî&nbsp;olmak üzere iki gruba ayrılıyor.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Zatî Sıfatlar:</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
<em style="box-sizing: inherit;">1. Vücut (Varlık),<br style="box-sizing: inherit;" />2. Kıdem (Ezeliyet, evveli olmama),<br style="box-sizing: inherit;" />3. Beka (Ebediyet, ahiri olmama),<br style="box-sizing: inherit;" />4. Vahdaniyet (Bir olma, şeriki bulunmama),<br style="box-sizing: inherit;" />5. Kıyam binefsihî (Varlığının devamının zatından olması, başkasın yardımıyla olmaması),<br style="box-sizing: inherit;" />6. Muhalefetün-lil-havâdis (Zatının mahlukatın zatlarına ve sıfatlarında mahluk sıfatlarına benzememesi).</em></div>
</blockquote>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Sübutî Sıfatlar:</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
<em style="box-sizing: inherit;">1. Hayat&nbsp;&nbsp;<br style="box-sizing: inherit;" />2. İlim<br style="box-sizing: inherit;" />3. İrade&nbsp;<br style="box-sizing: inherit;" />4. Kudret<br style="box-sizing: inherit;" />5. Sem (işitme)&nbsp;<br style="box-sizing: inherit;" />6. Basar (görme)<br style="box-sizing: inherit;" />7. Kelâm&nbsp;<br style="box-sizing: inherit;" />8. Tekvin (Yaratma, var etme.)</em></div>
</blockquote>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Tekvin&nbsp;sıfatı&nbsp;Maturudî&nbsp;mezhebine göredir. Diğer İtikat imamımız&nbsp;İmam Eş’arî, bu sıfatı müstakil bir sıfat olarak düşünmez. Böylece bu mezhepte Sübutî sıfatlar yedi tane olmuş olur.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Bazı İslâmî kaynaklarda ilâhî isimlerden de sıfat diye söz edildiği görülür. Meselâ,&nbsp;Kerim&nbsp;Allah’ın bir ismidir. Aynı zamanda Allah’ı kerem sahibi olarak vasıflandırması cihetiyle de sıfat vazifesi görür.&nbsp;&#8220;Kerim Allah&#8221;,&nbsp;dediğimiz zaman&nbsp;Kerim&nbsp;ismini sıfat makamında kullanmış oluruz.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Yine bu kaynaklarda Cenâb-ı Hakk’ın sıfatları üç grupta mütalâa edilir:</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
<em style="box-sizing: inherit;">1.&nbsp;Zâtî sıfatlar (Bunlar sübutî ve selbî olarak iki kısma ayrılırlar)<br style="box-sizing: inherit;" />2.&nbsp;Fiilî sıfatlar.<br style="box-sizing: inherit;" />3.&nbsp;Manevî sıfatlar.</em></div>
</blockquote>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Allah’ın bütün güzel isimleri bu sıfatlardan birine dayanır. Meselâ,&nbsp;Âlim&nbsp;ismi&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">sıfat-ı sübutiye</em>den&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">“ilim”&nbsp;</em>sıfatına,&nbsp;Kadîr&nbsp;ismi&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">“kudret”&nbsp;</em>sıfatına,&nbsp;Mütekellimismi&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">&#8220;kelâm&#8221;&nbsp;</em>sıfatına dayanır. Keza,&nbsp;Evvel&nbsp;ismi, zatî sıfatlardan&nbsp;kıdem&nbsp;sıfatına,&nbsp;Âhir&nbsp;ismi,&nbsp;bekâ&nbsp;sıfatına dayanır.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
<em style="box-sizing: inherit;">İlâhî isimlerden çoğu&nbsp;fiilî sıfatlara&nbsp;dayanmaktadır.&nbsp;</em>Hâlik&nbsp;ismi,&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">yaratma</em>&nbsp;fiiline;&nbsp;Muhyi&nbsp;ismi<em style="box-sizing: inherit;">&nbsp;ihya&nbsp;</em>(hayatlandırma) fiiline;&nbsp;Musavvir&nbsp;ismi&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">tasvir</em>, yâni sûret verme fiiline;&nbsp;Mümit&nbsp;ismi,&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">imate</em>&nbsp;(ölümü verme) fiiline dayanır.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Bazı isimler de<em style="box-sizing: inherit;">&nbsp;manevî sıfatlara</em>&nbsp;istinat ederler.&nbsp;Hakîm&nbsp;ismi Cenâb-ı Hakk’ın&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">hikmet</em>&nbsp;sahibi olması sıfatına;&nbsp;Kebir&nbsp;ismi,&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">kibriya</em>&nbsp;sahibi olma vasfına;&nbsp;Cemilismi,&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">cemal</em>&nbsp;sahibi olmasına dayanır&#8230;</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
</div>
<h1 id="h1baslik" style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #990000; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 20px; font-weight: normal; line-height: 29px; margin: 0px !important; min-height: 1rem; padding: 10px;">
Zat-ı İlahi, Lafza-i Celal, Şuunat, Sıfât, Esma ve Ef&#8217;al kavramlarını örneklerle açıklar mısınız?</h1>
</div>
<div>
</div>
<div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Değerli kardeşimiz,</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Zât-ı İlâhi:&nbsp;“Cenâb-ı Hakk’ın, bütün sıfatları, fiilleri, isimleri sonsuz kemalde bulunan ve her türlü noksanlıktan münezzeh bulunan Zâtı.”<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />“İzzet sahibi Rabbin onların isnad etmekte oldukları vasıflardan yücedir, münezzehtir.”&nbsp;(Saffat, 37/180)<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Bazı kimseler Cenâb-ı Hakk’ın kudsî zâtı hakkında bir takım sorular ortaya atıyor, asılsız ve temelsiz tahminler yürütüyorlar. Bunu yapanlar, daha çok, itikadı zayıf, fikri sönük, kul olduğundan gafil ve ameli noksan kimseler. Bunlar sorumluluktan korkuyor, âhiretten ürküyor, ibadetten kaçıyorlar. Kendi vehimleriyle öyle bir ilâh arıyorlar ki, O’nun mülkünde diledikleri gibi hareket edebilsinler. Ölümle hiçliğe gömülüp bir daha dirilmesin, hesaba çekilmesinler. O bâtıl mabudun, emir ve yasakları olmasın. Her işlerinde kendi başlarına buyruk olsunlar. Nefisleri nereyi isterse oraya koşabilsin, nereden hoşlanmazsa oradan kaçabilsinler.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Onlara Asr-ı Saadet öncesini hatırlatıp deseniz ki,&nbsp;“O günün insanları kendi yaptıkları putlara taparlarmış.”,&nbsp;“Böyle saçmalık mı olur?”&nbsp;derler. Gel gör ki, kendi yaptıkları onlarınkinden pek farklı değil. Onların elleriyle yaptıklarını, bunlar hayalleriyle yahut vehimleriyle yapmaya çabalıyorlar. Bir de, onların gayesi tapınmak imiş, bunların ki ise ibadetten kaçmak.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Biz bu adamları kendi kuruntularıyla başbaşa bırakıp, insan aklının bu vadideki güçsüzlüğünü şöyle bir düşünelim:<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Ne göz her varlığı görür, ne kulak her sesi işitir, ne de akıl her şeyi anlar. Her şey Allah’ın mülkü ve mahlûku. Akıl ise o her şeyden sadece bir şey. Ve her mahlûk gibi, o da mahdut, sınırlı. Henüz bir hücreyi bile tam olarak izah edememiş, genin şifrelerini çözememiş. Öte yandan galaksilere sınır biçememiş, semanın azametini rakamlara dökememiş. Kısacası, insan aklı henüz mahlûkat dairesini bütünüyle anlamış değil. Bu hâliyle kalkıyor, hâlikıyeti anlamaya, bu mukaddes sahada tahminler yürütmeye zorlanıyor. Kaldı ki, akıl henüz kendi mahiyetinin cahili. Nasıl bir mahlûk olduğunu hakkıyla anlamaktan âciz.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Akıl nedir?&nbsp;Nasıl çalışır? Duyu organlarıyla edindiği bilgileri nasıl yoğurur? Hâfızadan nasıl yardım alır? Elde ettiği neticeleri hâfızaya ne ile gönderir? Bu ve benzeri nice sorulara insanoğlu cevap bulamamakta.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Aslında aklın kendi mahiyetini bilmemesi, insan için büyük bir irşad kapısı, büyük bir hidayet vesilesi. “Henüz kendini lâyıkınca bilmeyen bir âletin öncülüğüne fazla güvenilmez” diye bir ikaz işareti.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Hiçbir akıl kendi mahiyetini bilemez ve yine hiçbir akıl kendi varlığından şüphe etmez. Bu, İlâhi hikmetin bir şifresidir. İnsan bu şifreyi çözerse, ne bu âlemin bir sahibi olduğundan şüphe eder, ne de O’nun kudsî zâtını anlamaya zorlanır.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Cenâb-ı Hakk’ın mukaddes Zâtı hakkında ortaya atılan bütün hayaller ve vehimler,&nbsp;“Akıl mahlûktur, Hâlıkını ihata edemez.”&nbsp;hakikatına göz kapamanın birer acı neticesi.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Evet,&nbsp;“Akıl mahlûktur, Hâlıkını ihata edemez.”&nbsp;yâni, hakkıyla kavrayamaz, lâyıkıyla bilemez.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Çevremizdeki varlıklara şöyle bir göz atalım. Bahçelerde boy gösteren ağaçlar, kırlarda otlayan koyunlar, üzerimizde uçuşan kuşlar, her an emdiğimiz hava, dünyamızı aydınlatan Güneş, gece yolumuzu gösteren Ay&#8230; Hepsi Hakk’ın mahlûku&#8230; Herbirine ayrı bir mahiyet verilmiş, farklı özellikler takılmış, değişik vazifeler yüklenmiş. Arı, Güneşe benzemediği gibi, bal vermesi de ışık saçmaya benzemiyor.&nbsp;<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Kuş, ceylan, balık ve şu yerküre&#8230; Herbiri ayrı bir varlık. Ne zâtları birbirine benziyor, ne sıfatları, ne de fiilleri&#8230; Biri uçar, diğeri koşar, beriki yüzer, bu ise döner&#8230; Herbiri ayrı bir âlem.&nbsp;<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Misâlleri çoğaltabiliriz.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Şimdi düşünelim: Bu ayrı ayrı mahiyetler kimin hazinesinden geliyor? Bu sıfatları bu varlıklara kim taktı? Hiçbiri kendi zâtını, fiillerini ve sıfatlarını kendisi arayıp bulmadığına, beğenip almadığına göre, bu kadar farklı varlıklar kimin kaderiyle takdir edildi ve kimin kudretiyle icad edildiler?&nbsp;<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Bozulmamış her akıl idrak eder ki, bu varlıkları yaratan elbette hiçbir cihetle onlara benzemez. Ve bu mahlûklar, akıllı olsalar, hiçbiri Hâlıkını kavrayamaz; O’nun kudsî Zâtını anlayamaz.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Bir de kendi varlığımızı düşünelim. Herbiri değişik özeliklere sahip ve farklı işler gören organlarımızı; “gözümüzü, kulağımızı, kalbimizi, ciğerimizi” bir an için şuurlu farzedelim ve onlara ruhu soralım,&nbsp;“Ruhu nasıl bilirsiniz?”&nbsp;diyelim. Bu organlardan, şuurunu yerinde kullananlar diyeceklerdir ki, o hepimizi idare eden ve hiçbirimize benzemeyen bir başka varlıktır. Onun hakkında ne konuşsak, yalan olur. O’nu neye benzetsek saçmalarız, gülünç düşer ve rezil oluruz.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />İkisi de mahlûk oldukları halde, bedenin organları ruhu anlayamıyor. O halde, bir mahlûk olan akıl, kendi Hâlıkının kudsî mahiyetini nasıl anlayabilir? O’nun mukaddes Zâtını nasıl kavrayabilir?&#8230;<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Zaten, akıl neyi anlarsa, hâfıza neyi alır, hayal neye ulaşırsa, bütün bunlar tıpkı, gözün gördüğü, kulağın işittiği, dilin tattığı varlıklar gibi birer mahlûk olurlar. Bu âletlerin hepsi yaratılmış&#8230; Elbette, bu terazilerin tartabildikleri de ancak mahlûk olabilir, Hâlık olamaz&#8230;<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Lâfza-i Celâl, Allah&#8230;<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Semayı direksiz durduran&nbsp;Kayyum.&nbsp;Küreleri muntazam döndüren&nbsp;Hâkim. Bütün hayatları bahşeden&nbsp;Muhyi.&nbsp;Bütün kuvvetleri lütfeden&nbsp;Kâdir.&nbsp;Sonsuzluk, zâtına has olan&nbsp;Bâki.&nbsp;Evveli olmaktan münezzeh&nbsp;Kadîm.&nbsp;Tüm sesleri birden işiten&nbsp;Semi’.&nbsp;Gizli-âşikârı bir gören&nbsp;Basîr.&nbsp;Varlığı her şeyden âşikâr&nbsp;Zâhir.&nbsp;Ne his, ne akılla bilinmez&nbsp;Bâtın. Allah&#8230;<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Varlık O’nun varlığını gösterir. Birlik O’nun vahdetini bildirir.&nbsp;<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Şu bütün çekirdekler, yumurtalar, kökler ve nihayet varlık âleminin ilk mahlûku Nur-u Muhammedî, bize O’nun evveli olmaktan münezzeh bir ezelî olduğunu ders verirler.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Şu varlık âleminde bir süre kendini gösterip sonra gözden kaybolan hadsiz eşya, onları terhis edip yerlerine yenilerini getiren bir ebedî kudreti durmadan ilân ederler.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Nurları<br />
n Muazzez Müellifi&#8217;nin pak gönlünden coşarak satırlara dökülen şu hikmet çağlayanını birlikte dinleyelim:<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />“Şu mevcudat İrade-i İlâhiyye ile seyyaledir. Şu kâinat emr-i Rabbanî ile seyyaredir. Şu mahlûkat, İzn-i İlâhî ile zaman nehrinde mütemadiyen akıyor. Âlem-i gaybdan gönderiliyor, âlem-i şehadette vücud-u zahirî giydiriliyor. Sonra âlem-i gayba muntazaman yağıyor, iniyor. Ve emr-i Rabbanî ile mütemadiyen istikbalden gelip hâle uğrayarak teneffüs eder, mâziye dökülür.”&nbsp;(Mektubat)<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Allah, başlangıcına hiçbir hayalin erişemeyeceği o zaman nehrini akıtan Zât. Onda akıttığı nice maddelerden şu gökkubbeyi çatan Zât. Bu kâinat sarayını bir süre boş olarak o nehirde akıttıktan sonra, rahmet hazinelerinden, o akıcı âleme, fâni mahlûkatını döken Zât. Bitkileri o arz sahrasında yaratan, hayvanları o tarlada otlatan ve öldüren, insanları o gezici imtihan meydanına getiren ve götüren Zât. Herkes ve her şey O’nun zaman nehrinde akmağa ve sonunda zevâl ve ölümü tatmağa mahkûm.&nbsp;Hâkim ancak O. Rahîm ancak O. Bâki ancak O. Kadîm ancak O&#8230;<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />O’nun yarattığı, zaman içinde yüzdürdüğü ve dünyasında gezdirdiği bir kul olarak, O’nun kemalini nasıl idrak edebiliriz!..<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Mahlûk ve sınırlı olan aklımızla, bütün sıfatları sonsuz kemalde bulunan&nbsp;Allah’ın zâtını elbette idrak edemeyiz.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Evet, O’nun zâtının kutsî mahiyetini ancak kendisi bilir.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Allah, bizleri imana, marifete, muhabbete götürecek pekçok duygularla, lâtifelerle donatmış. Bu yaratılışımız sayesinde, pekçok hakikatlara muhatab olabiliyoruz. Bunlardan birisi de, Allah’ın zâtının bilinmezliği.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Allah’ın zâtı hakkında tefekkür etmek insanı şirke götürür. Yâni, böyle bir düşünceye dalan insan Allah’a ortak koşma yolundadır. İnsan, Allah hakkında her ne düşünse, o kendi fikrinin bir mahsulü olmaktan ileri gidemez. Akıl mahlûk olduğu gibi, onun düşündükleri de mahlûk. İnsan, Allah’ın zâtı hakkında her ne düşünse, mahlûkattan elde ettiği bilgiler ve görgüler çerçevesinde düşünecek ve mutlaka hataya düşecek, yanlış karar verecektir.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />İşte bu noktada, kalbimizi nurlandıran, aklımızı kamaştıran, fikrimize ufuklar kazandıran büyük bir lütufla karşı karşıyayız: Kur’an. Allah’ı, o Allah kelâmı ile bilen insan, hakikata ermiştir. Beşer aklının bu vadide konuşacağı sözler çok sınırlı.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Allah’ın sıfatları, fiilleri, isimleri, şuunatı hakkında da bu zaif aklın bize söyleyeceği çok az şey vardır.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />“Rabbimizin bizden razı olması için neler yapmalıyız?”&nbsp;sorusu ise aklın hiç yanaşamayacağı bir umman.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Akılla sahiline erişilmez nice sahalarda Kur’an sayesinde rahatlıkla dolaşıyor, fikrin takatini aşan nice hakikatleri kolaylıkla anlıyoruz.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Şuunat:<br style="box-sizing: inherit;" />Şuunat,&nbsp;&#8220;Şe’n&#8221;in çoğuludur.&nbsp;Şe’n:&nbsp;“Şan. Tavır. Hâl. Kabiliyet. Emir. Kasıt”<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Allah’ın zâtı mukaddes olduğu gibi, şuunatı da mukaddes. Yâni, beşer aklı bu hususta ne düşünse, ne tahmin etse, ne hayaller kursa Allah’ın zâtı ve şuunatı bunların hiçbirine benzemez; hepsine benzemekten münezzehtir.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Şuunat,&nbsp;şe’n’in çoğulu. Şe’n için Türkçe&#8217;mizde tam bir karşılık bulamıyoruz. En yakın mânâ olarak&nbsp;“hal, kabiliyet”&nbsp;deniliyor.&nbsp;<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Hâlık (yaratıcı)&nbsp;Allah’ın bir ismidir.&nbsp;Hâlıkıyet ise şe’nidir.&nbsp;Yâni, yaratıcı olmak Allah’ın şânındandır. Bu hâlıkıyetini icra etmek diledi mi bu dilemeği, yâni bu iradeyi, ilim, kudret gibi sıfatlar takib ediyor ve halk (yaratma) fiili icra ediliyor. Böylece yaratılan o mahlûkta Hâlık ismi tecelli ediyor.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Rab da Cenâb-ı Hakk’ın bir başka ismi,&nbsp;Rab, yâni terbiye edici.&nbsp;Rububiyet (terbiye edici olmak) ise Allah’ın bir şe’ni.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Bütün İlâhî isimler böylece düşünüldüğünde herbirinin şuunât-ı ilâhiyyeden bir şe’n’e dayandığı anlaşılır.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Sevmek, lezzet almak, hoşlanmak insan için birer şe’n. Allah da mahlûkatını sever ama, bizim bir eserimizi sevmemiz gibi değil. İşte bu İlâhî muhabbeti, mahlûkatın sevgilerinden ayırmak için&nbsp;“mukaddes”&nbsp;kelimesi kullanılır. Allah da kulunun ibadetinden memnun olur. Ama, bu memnuniyet bir padişahın kendisine itaat eden bir askerinden memnuniyeti cinsinden değildir. İşte bunu zihinlere yerleştirmek için&nbsp;“memnuniyet-i mukaddese”&nbsp;tabiri kullanılıyor.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Allah’ın bütün mahlûkatının ihtiyaçlarını görmekte bir&nbsp;lezzet-i mukaddesesi&nbsp;vardır. Ama bu lezzet, bizim bir fakiri giydirmekten yahut doyurmaktan aldığımız lezzet gibi değildir.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />“Her bir faaliyette bir lezzet nev’i vardır”&nbsp;hakikatından hareket ederek kâinata nazar ettiğimizde, Cenâb-ı Hakk’ın herbir fiilini icra etmekte, herbir ismini tecelli ettirmekte bir lezzet-i mukaddesesi olduğu aklımıza görünür. Bu lezzetin keyfiyetini ise akıl idrak edemez. Zira, akıl ancak mahlûkat sahasında düşünebilir. Hâlık, düşünme sahasına -hâşâ- girmez. O’nun zâtına ve şuunatına akıl değil kalp teveccüh edebilir; iman ile, marifet ile, muhabbet ile, haşyet ile&#8230;<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Esma-i İlâhîyeden sadece Rab ismiyle meselemize bir derece ışık tutmağa çalışalım:<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Her mahlûku O terbiye ediyor. Bunların herbirisiyle hususî alâkadar oluyor; bir lezzet-i mukaddese ile.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Güneşi yandırmak, arzı döndürmek, yumurtayı uçurmak, nutfeyi gezdirmek birbirinden çok ayrı harika birer terbiye. Hayvan nev’ilerinin herbirinin de nice cinsleri var. Her nev ve her cins değişik özelliklere sahip. Herbirinin bütün ihtiyaçlarını gözeterek terbiyesine bakmak Allah’a mahsus.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Şu dünya kafesindeki kuş nevilerine bakalım. Ruhunda tereddüt ve korkunun hükmettiği serçeden, heybet ve ihtiras timsali kartala kadar bütün kuşları aynı kafeste ne kadar mükemmel besliyor. Herbirinin ihtiyaçlarını ne kadar muntazam görüyor.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Bir kuş nev’inde birbirinden bu kadar farklı terbiyeleri birlikte icra eden Allah, aynı anda, denizlerde ve okyanuslarda o kadar farklı balık çeşitlerini ayrı ayrı terbiyeden geçiriyor, besliyor, büyütüyor, idare ediyor. Herbirinin hertürlü ihtiyacını görüyor. Ömrü dolan bir balık başkasına yem oluyor. Böylece sanki,<br />
&nbsp;“Ne zamandan beri rızıklanarak Rabbimin Rezzak ismine ayine oldum, şimdi de aynı vazifeyi rızık olarak göreyim ve bu dünyadaki son tesbihimi de böylece yapayım.”&nbsp;diyor.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Orman ayrı bir âlem&#8230;&nbsp;Nice farklı terbiyeler de orada birlikte ve aynı anda gerçekleşiyor. Arslanın, kaplanın, parsın, sincabın, ceylanın, tilkinin, tavşanın terbiyeleri hep ayrı ayrı veriliyor. Rızıkları ayrı ayrı hazırlanıyor.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Bütün bu&nbsp;milyonu aşan hayvan nev’inin terbiyesi&nbsp;yanında, aynı anda yinemilyonu aşkın da bitki nev’i&nbsp;terbiye görmekte. Yoncasından kavağına, domatesinden baklasına, gülünden lâlesine, goncasına kadar&#8230;<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />İşte Rabb-ül Âlemin, melekler âlemini, sema âlemini, arz âlemini ve onlardaki bu milyonlarca ayrı âlemi birlikte tanzim ve idare etmekten, onlarda san’atını, ilmini, kudretini, ihsanını, keremini sergilemekten, beşerî ölçülere gelmez ulvî bir lezzet alır. İşte bu İlâhî lezzet,&nbsp;“lezzet-i mukaddese”&nbsp;tabiriyle ifade ediliyor.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />“İnsanın bir ferdi sair hayvanatın bir nev’i gibidir.”&nbsp;(Mesnevî-i Nuriye’den) hakikatının penceresinden meselemize nazar ettiğimizde bambaşka bir tabloyla karşılaşırız.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />İmanın, ihlâsın, havfın, muhabbetin, güzel ahlâkın sonsuz dereceleri, muhtelif fertlerde ve ayrı ayrı mertebelerde, kendilerini gösteriyorlar. Her peygamber (a.s.), her sahabi, her veli ve nihayet her mü’min ayrı bir âlem.&nbsp;<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Büyük insanların hepsinde her güzel ahlâk mevcut. Ama, farklı derecelerde, ayrı seviyelerde. Kimi muhabbette daha ileri, kimi Allah korkusunda, kimi ilimde umman, kimi cömertlikte. Biri cihatta önder, beriki tefekkürde.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Bütün bu güzelliklere, insanlar arasında, en ileri seviyeyle sahip olan bir tek zât var:&nbsp;Resulûllah (a.s.m.) Efendimiz.&nbsp;Allah’ın, insan terbiyesinden aldığı lezzet-i mukaddesenin en ileri seviyesi de&nbsp;Habibullah’ın terbiyesinde saklı.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />“Kulum bana adım adım gelirse, ben ona koşarak gelirim.”&nbsp;Hadis-i Kudsîsini bu yönüyle şöyle anlayabiliriz: Biz Allah’ı sevme vadisinde bir adımlık yol alsak, Allah’ın bize göstereceği mukaddes sevgi bunun on, yüz, bin, milyon katı kadar olacaktır. Çünkü, biz O’nun kuluyuz, O’nun san’atı, O’nun mahlûkuyuz.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Bir baba bile evlâdından gördüğü bir sevgiye on belki yüz katıyla karşılık verirse, Hâlık’ın, kendini seven bir mahlûkuna muhabbeti nasıl olur?<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Ve Cenetteki sonsuz ihsanlar&nbsp;lezzet-i mukaddesesinin en ileri mertebesi.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Ve Cennet&#8230;&nbsp;Allah’ın saadet yurdu olarak yarattığı mukaddes belde&#8230; Sevdiği kullarını ebediyyen sevindirmenin İlâhî sürûru ve mukaddes lezzetleriyle Rabbimiz o âlemde mü’minlere sonsuz ikramlarda bulunacak.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Diğer Esma-i İlâhiyyenin tecellileri de Rab ismiyle birlikte düşünüldüğünde, Allah’ın lezzet-i mukaddesesinin de ilmi ve kudreti gibi sonsuz olduğuna bir derece bakılabilir.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />İlâhi Sıfatlar</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Sıfat: “Vasıf. Hâl. Keyfiyet. Nişan. Alâmet” “Zâtın bazı ahvâline delâlet eden bir isim.”<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Cenâb-ı Hakk’ın zâtı bilinmez; ama zâtının varlığına mahlûkat adedince şahitler mevcut. O’nun mukaddes sıfatları da kemaliyle idrak edilemez; ancak o sıfatların varlıkları ve sonsuz oldukları bilinebilir.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />İlâhî sıfatlar,&nbsp;“sübutî”&nbsp;ve&nbsp;“selbî”&nbsp;olmak üzere iki gruba ayrılıyor.&nbsp;<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Sübutî sıfatlar, “hayat, ilim, irade, kudret, sem (işitme), basar (görme), kelâm ve tekvin.” Bu sıfatların hepsi ezelî, hepsi ebedî, hepsi sonsuz ve yine hepsi mutlak.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Bu sıfatlarda ne bir azalma ne de artma düşünülebilir.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Hayat,&nbsp;Allah’ın bir sıfatı. Ezelde ne ise ebedde de aynı. Bu hayatta ne bir azalma olur, ne de artma. Bizlere hayat bahşetmesi, O’nun ihya (hayat verme) fiiliyledir. Bizde hayat yaratmakla O’nun hayatında bir noksanlık olmaz. Malûmdur ki,&nbsp;Allah maddeden münezzehdir; maddenin sıfatlarından da münezzehdir.&nbsp;Allah bir maddî mahlûkuna ağırlık, boy, en, hacim gibi sıfatlar takmış. Bu sıfatlardan O’nun zâtı münezzeh.&nbsp;Bunların hepsini yoktan yaratıyor. O halde bu eşya ne kadar çok yaratılırsa yaratılsın Allah’ın zâtı için ve zâtî sıfatları için bir değişme söz konusu olamaz. İnsan bile, eserine benzemezken, eserinde yaptığı değişiklikler onun zâtında bir değişme meydana getirmezken, mahlûkattaki değişmelerin İlâhî sıfatlarda bir değişiklik yapması nasıl düşünülebilir?!..<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Allah’ın bir sıfatı da ilim.&nbsp;Ne kadar varlık yaratırsa yaratsın, onlara ne kadar hikmetler, mânâlar, faydalar takarsa taksın Onun ilim sıfatında bir değişme düşünülemez.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Allah’ın kudreti de öyle.&nbsp;Ağaca elma takmakla, insan koluna kuvvet takmak arasında Allah için bir fark yoktur. Elma da O’nun mahlûku, kuvvet de. Mahlûkun artıp azalması ise, Hâlikde hiçbir değişme meydana getiremez.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />İlâhî sıfatlardan bir diğeri&nbsp;“Basar”&nbsp;yâni görme, biri de “Sem’ ”, yâni işitme. Maddeden münezzeh olan Allah’ın görmesi gözden, işitmesi de kulaktan münezzeh. İlmi ve kudreti gibi görmesi ve işitmesi de sonsuz. Bir anda sonsuz işleri kudretiyle gördüğü gibi, sonsuz sesleri de işitmekte ve sonsuz eşyayı görmekte.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Bu eşyadan birisi kendi nefsimiz, kendi vücudumuz, kendi ruhumuz.&nbsp;&nbsp;<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Bizim ne hücrelerimizi değiştirmeğe gücümüz yeter, ne de mevsimleri. Dünyamızı gece ile örten de O, gözümüzü uyku ile kapatan da. Diğer varlıklar da bizim gibi. Meseleyi böyle değerlendirirsek Rabbimizin, sonsuz sıfatlarıyla bütün eşyayı ihata ettiğini ve herbir mahlûkunun yanında hazır olup, onun bütün ihtiyaçlarını bizzat gördüğünü daha iyi anlarız.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Sübutî sıfatlarının varlığını bilelim diye, Rabbimiz ruhumuzda bir sıfatlar âlemi yaratmış. Bizim de hayatımız, ilmimiz, irademiz, kudretimiz, işitme ve görmemiz var. Ama bunların hepsi mahlûk, hepsi sınırlı, hepsi kula münasip. Allah da hayat sahibidir ama kulunun hayatı gibi değil. O da görür, işitir fakat kulun görmesi, işitmesi gibi değil. Onun da iradesi var, ama cüz’î değil. O da kudret sahibi, lâkin bu kudret sınırlı değil.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Biz bu mahlûk sıfatlarımızı iyi değerlendirebilirsek Allah’ın mutlak ve sonsuz sıfatlarının var olduğunu bilir, onları sonsuz olarak tanırız.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />“Kalem-i Kudret”&nbsp;tabirinden ilham alarak şöyle düşünebiliriz: Şuursuz kalemden yine şuursuz mürekkep akıyor. Ama, kâğıda ilim saçan bir cümle dökülüyor. Ve biz bu yazıyı ilim sahibi, gören, işiten bir zâtın irade ettiğini hemen anlıyoruz. Bir çocuğa bile, sahifedeki resimleri kalemin çizdiğine inandıramazsınız.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Yeryüzü bir sahife.&nbsp;Bütün çiçekler, ağaçlar, böcekler, kuşlar ve nihayet bütün bir insanlık âlemi bu sahifede yazılıyor. Allah’ın kudret kalemiyle, ilmiyle, iradesiyle.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Allah bütün bu mahlûklarını görüyor, ihtiyaçlarını biliyor, seslerini işitiyor ve onlarla kelâm ediyor; vahiy ve ilham ile. Sübutî sıfatların varlığını böylece tasdik eden insan, bunlardan selbî sıfatlara intikal eder.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Vücut sıfatı hakkında şöyle düşünür:&nbsp;Her isim bir varın alâmeti, simgesi. Ağaç diyorsam, bu isme sahip bir varlık olduğu içindir. Toprak, su, deniz, ova, gök, yer, melek, insan hep varlık isimleri&#8230; Bu varlıkların var edilmelerini yokluğa veremeyeceğime göre, bütün bunlar Allah’ın varlığına birer delil, birer alâmet. Ve O’nun vücut sıfatına birer şâhit.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Sonra her varlığın bir başlangıcı olduğunu düşünür; başlangıcı olmaktan münezzeh olan Allah’ın “kıdem” sıfatını onlarda okur. Keza her varlığın bir sonu olduğunu dikkate alır ve sonu olmaktan münezzeh olan Allah’ın&nbsp;“beka”&nbsp;sıfatını bütün kalbiyle tasdik eder.&nbsp;<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Bir eseri yazan zâtın eserdeki hiçbir kelimeye, hiçbir cümleye benzemeyeceğini, zira kâtibin yazı cinsinden olmayacağını dikkate alır ve elementlerden kürelere, ruhlardan meleklere, çiçeklerden&nbsp; yıldızlara kadar bütün varlık âleminin yaratıcısı olan Allah elbette hiçbir mahlûka benzemeyecektir der ve O’nun&nbsp;“Muhalefetün-lil-havadis (zâtının hiçbir varlığa benzememesi)&nbsp;sıfatına iman eder.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Hiçbir varlığın kendi varlığını kendi iradesiyle ayakta tutmadığını, hepsinin bir İlâhî lütufla varlıklarını sürdürdüğünü düşünür ve Allah’ın&nbsp;“Kıyam-binefsihi”sıfatına bütün ruhuyla iman eder.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />İlahi İsimler<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Bazı İslâmî kaynaklarda İlâhî isimlerden de sıfat diye söz edildiği görülür. Meselâ,&nbsp;“Kerim”,&nbsp;Allah’ın bir ismidir. Aynı zamanda Allah’ı kerem sahibi olarak vasıflandırması cihetiyle de sıfat vazifesi görür. “Kerim Allah” dediğimiz zaman Kerim ismini sıfat makamında kullanmış oluruz.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Yine bu kaynaklarda Cenâb-ı Hakk’ın sıfatları üç grupta mütalâa edilir:&nbsp;“Zâtî sıfatlar” (bunlar sübutî ve selbî olarak iki kısma ayrılırlar),&nbsp;“fiilî sıfatlar”, bir de&nbsp;“manevî sıfatlar.”&nbsp;Allah’ın bütün güzel isimleri bu sıfatlardan birine dayanır. Meselâ,&nbsp;Âlim ismi sıfat-ı sübutiyeden “İlim” sıfatına,&nbsp;“Kadîr” ismi “Kudret” sıfatına,&nbsp;“Mütekellim” ismi “Kelâm” sıfatına dayanır.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Keza,&nbsp;Evvel ismi,&nbsp;sıfat-ı selbiyeden&nbsp;“Kıdem”&nbsp;sıfatına,&nbsp;“Âhir”<br />
 ismi,&nbsp;“Bekâ”&nbsp;sıfatına dayanır.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />İlâhî isimlerden çoğu fiilî sıfatlara dayanmaktadır.&nbsp;Hâlik&nbsp;ismi, yaratma fiiline;&nbsp;Muhyi&nbsp;ismi ihya (hayatlandırma) fiiline;&nbsp;Musavvir&nbsp;ismi “tasvir”, yâni sûret verme fiiline; Mümit (ölümü verici) ismi, imate (ölümü verme) fiiline dayanır.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Bazı isimler de manevî sıfatlara istinad ederler. Hakîm ismi Cenâb-ı Hakk’ın hikmet sahibi olması sıfatına;&nbsp;“Kebir”&nbsp;ismi, kibriya sahibi olma vasfına;&nbsp;Cemil&nbsp;ismi, cemal sahibi olmasına dayanır.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Buna göre biz Rabbimizi hangi isimle yâd edersek edelim, o isim aynı zamanda Rabbimizin bir vasfını, bir kemalini, bir cemalini, yahut ahlâk-ı ilâhiyyesinden bir ahlâkını ifade etmekle sıfat vazifesi görür.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Cenâb-ı Hakk’ın zâtı birdir ama isimleri yüzlerce, binlercedir. Hatta bazı zâtlara göre ilâhî isimler sonsuzdur. İşte bu isimler arasındaki farklılık, onların tecelligâhı olacak varlıkların da farklı olmalarını zarurî kılmıştır.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Allah’ın bütün isimleri güzeldir.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Zâtı güzel olduğu gibi bütün zâtî isimleri de güzeldir.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Sıfatları güzel olduğu gibi, bu sıfatlardan doğan sonsuz fiilleri de güzeldir. Ve bu fiillere dayanan ‘fiilî isimleri’ de güzeldir.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Bu sırra eren kâmil insanlar,&nbsp;“Kahrın da hoş, lütfun da hoş”&nbsp;demişlerdir. Zira, Kahhâr ismi de güzeldir, Latîf ismi de.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Bu kısa açıklamadan sonra,&nbsp;‘zât, şuunât, sıfat, fiil, isim’&nbsp;münasebetinden de kısaca söz edelim:<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Nur Külliyatı&#8217;nda bu önemli konu defalarca işlenmiş ve misallerle izah edilmiştir. Bunlardan birisinin sonunda şu hüküm cümlesine yer verilmiştir:<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />“İşte bütün âlemdeki âsâr-ı sanat ve bütün mahlukat, herbiri birer eser-i mükemmel olduğundan, herbiri bir fiile ve fiil ise isme, isim ise vasfa ve vasıf ise şe’ne ve şe’n ise zâta şehadet ettikleri için; masnuat adedince birtek Sâni’-i Zülcelâl’in vücub-u vücuduna şehadet ve ehadiyetine işaret ettikleri gibi; heyet-i mecmuası ile, silsile-i mahlukat kadar kuvvetli bir tarzda bir mi’rac-ı marifettir.”&nbsp;(Sözler)<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Buna göre,&nbsp;mahlukatı tefekkür ederken takip edeceğimiz sıra&nbsp;şöylece ortaya konulmuş oluyor:&nbsp;eser, fiil, isim, sıfat (vasıf), şe’n, zât.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Allah’ın, bir mahluku yaratmasında ise bu sıra&nbsp;şu şekli alıyor:&nbsp;zât, şe’n, sıfat, isim, fiil, eser.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Bir hadis-i kutsî de şöyle buyruluyor:<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />“Ben gizli bir hazine idim, bilinmeye muhabbet ettim (bilinmek istedim) de kâinatı yarattım.”<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Bu kutsî hadisin ışığında şöyle diyebiliriz: Bu varlık âleminin yaratılmasında ilk safha, Allah’ın bilinmeye muhabbet etmesidir. Bu ise ilâhî şuunâttan bir şe’ndir.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Bu ilâhî istekten sonra, kâinatın yaratılması irade edilmiştir, irade ise bir ilâhî sıfattır. Bu irade ile birlikte kudret, ilim gibi bütün sıfatların, tabiri caizse, faaliyet göstermesi söz konusudur. Demek ki&nbsp;sıfatları faaliyete geçiren şuunâttır.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Sıfatlar belli sayıda olmakla birlikte, bunlardan sonsuz fiiller zuhur etmiştir ve bu fiillerden her birisi, Allah’ın, ezelden beri var olan bir ismine dayanır. Terbiye fiilinin Rab ismine dayanması gibi.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Şu var ki, henüz hiçbir varlığın yaratılmadığı dönemde de, bu isimler var idi, ama tecelli etmemişlerdi.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Mahlukatın yaratılmasıyla tecelli eden isimler, fiilî isimlerdir;&nbsp;Rezzak, Hâlık, Muhyî, Mümit gibi&#8230;<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Zâtî isimlerin varlığına bu âlemde birçok delil varsa da bu, ‘tecelli’ demek değildir. Meselâ,&nbsp;Kadîm ismi hiçbir şeyde tecelli etmez.&nbsp;Çünkü evveli olmamak ancak Allah’a mahsustur. Ama biz, eşyanın evvellerine bakarak bunları yaratan Allah, Kadîm’dir, ezelîdir diyebiliriz. Yani, Allah’ın Kadîm ismini eşyanın evvellerinde okuyabiliriz, fakat bu bir tecelli değildir.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Şu noktayı da önemle belirtmek isteriz:<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Tecelli etmek başkadır, ayna olmak daha başkadır.&nbsp;İnsanın ölümünde Allah’ın Mümit (ölümü yaratan) ismi tecelli eder, fakat Bâkî ismi tecelli etmez.&nbsp;Ama, insanların ölümleri Bâki ismine bir ayna olurlar;&nbsp;yani biz, ölümlerde Allah’ın Bâki ismini okuyabiliriz.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Demek oluyor ki, âlemlerin yaratılmasıyla Allah’ın fiilî isimleri tecelli etmiş oldular. Böylece şu gördüğümüz ve göremediğimiz ilâhî eserler vücut buldular.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Allah’ın en mükemmel eseri, insan ruhudur. Bu ilâhî mucizede, nice ilâhî hakikatlerin birtakım işaretleri mevcuttur. Meselâ, insan kendi kudretini tefekkür ederek, ilâhî kudretin varlığını bilebilir; ancak, kudretinin mahluk olduğunu ve ilâhî kudrete işaret ettiğini unutmamak şartıyla&#8230;<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Mâlûm olduğu gibi, haritadaki bir işaret bir şehri gösterir, ama o işarette şehrin binalarını, caddelerini, büyüklüğünü, şeklini bulamazsınız; sadece o şehrin varlığından haberdar olursunuz o kadar.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />İnsanın sıfatları ve şuunâtı da böyledir.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Bu gerçeği göz önüne alarak şöyle diyebiliriz:<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />İnsan bir fakiri gördüğünde içinde bir merhamet, bir acıma duygusu uyanır. Bu, şuunâta misaldir.<br style="box-sizing: inherit;" />Sonra ona yardım etmeye karar verdiğinde, irade devreye girmiş ve böylece sıfatlara intikal edilmiştir. Elini cebine sokması da yine bir sıfat olan kudretle gerçekleşir.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Fakire sadaka vermek üzere elini uzatması bir fiildir, sadaka verme fiili.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Herkes bir fakiri görebilir, ama sadaka vermeyebilir de. Sadaka vermek, ancak cömert insanların işidir. Demek ki, cömert ismini taşıyan insanlarda, sadaka verme fiili gerçekleşiyor. Yani, bu fiil bu isme dayanıyor.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Sonunda, fakirin eline paranın değmesiyle, olay tamamlanmış oluyor.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />İşte insan, bu istidadı, bu kabiliyeti sayesinde, ilâhî şuunâtı, sıfatları ve fiilleri bir derece tefekk<br />
ür edebiliyor.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Son olarak Nur Külliyatı&#8217;ndaki şu hayatî tavsiye üzerinde de kısaca durmak isterim:<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />“Şeriat ve sünnet-i seniyenin ahkâmları içinde cilveleri intişar eden esmâ-i hüsnanın herbir isminin feyz-i tecellisine bir mazhar-ı câmi’ olmağa çalış&#8230;”&nbsp;(Sözler)<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Buna göre ilâhî isimlere mahzar olmak ve onlardan feyiz almanın en sağlam yolu, Kur’ân’a ve sünnete uymaktır. İnsan, ilâhî emirlere uyduğu, yasaklardan kaçındığı ve bu konuda en büyük rehber olan Allah Resûlünün (a.s.m.) sünnetine ittiba ettiği ölçüde, ilâhî isimlerin tecellilerinden feyiz alır.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Nur Müellifi,&nbsp;‘mazhar-ı câmi’&nbsp;olmaktan söz ediyor ve bunun için çalışmak gerektiğini söylüyor.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Bir mahluk, ne kadar çok isimden ne ölçüde feyiz alırsa, derecesi, şerefi, rütbesi o nisbette yükselir. Bir misal vermek isterim:&nbsp;<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Bir âlimde Allah’ın&nbsp;Alîm&nbsp;ismi tecelli etmiştir. Bu âlim fakirleri doyurduğunda&nbsp;Rezzâk&nbsp;isminden de ayrı bir feyiz alır. Kendisine karşı işlenen bir hatayı affettiğinde ise&nbsp;Afüvv&nbsp;ismine mazhar olur. Bütün bunlar kulun kendi cüz’î iradesiyle yapabildiği işlerdir ve&nbsp;‘mazhar-ı câmi olmaya çalış’,&nbsp;denilmesi de bundandır. Yoksa, bir ilâhî ihsan olarak bizde tecelli eden isimlerde, bizim bir çalışmamız söz konusu değildir.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Nur Külliyatı&#8217;nda, ‘insanın esmâ-i ilâhiyeye mazhar olması’ hakkında çok önemli bir bahis var. ‘Herbir isminin feyz-i tecellisine bir mazhar-ı câmi’ olmayı’ bu bahsin ışığında daha iyi anlayabiliriz:<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />“İnsan, üç cihetle esmâ-i ilâhiyeye bir âyinedir.&#8221;<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Biri&#8221;nci Vecih: Gecede zulümat, nasıl nuru gösterir. Öyle de: İnsan, za’f ve acziyle, fakr u hacatıyla, naks ve kusuru ile, bir Kadîr-i Zülcelâl’in kudretini, kuvvetini, gınasını, rahmetini bildiriyor ve hakeza pek çok evsaf-ı ilâhiyeye bu suretle âyinedarlık ediyor.&#8221;<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />&#8220;İkinci Vecih âyinedarlık ise: İnsana verilen numuneler nev’inden cüz’î ilim, kudret, basar, sem’, mâlikiyet, hâkimiyet gibi cüz’iyat ile kâinat Mâlikinin ilmine ve kudretine, basarına, sem’ine, hâkimiyet-i rububiyetine âyinedarlık eder.&#8221;<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />&#8220;Üçüncü Vecih âyinedarlık ise: İnsan, üstünde nakışları görünen esmâ-i ilâhiyeye âyinedarlık eder.”&nbsp;(Sözler)<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />İlk iki vecihte, insanın iradesi söz konusudur. Yani, insan kendi iradesini doğru kullanarak, aczini ve fakrını bildiği nisbette Allah’ın&nbsp;Kadîr&nbsp;ve&nbsp;Ğanî&nbsp;isimlerine ayna olur. Noksanını bildiği ölçüde, ilâhî sıfatların ve fiillerin kemâlini idrak eder, bu idrakle birlikte o da kemâl bulur, terakki eder.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Öte yandan, insan kendi mahiyetine konulan sıfatları doğru değerlendirdiğinde, bunlar vasıtasıyla, ilâhî sıfatların varlığını idrak eder. İnsan bu sıfatlara sahip olmasaydı, Allah’ın sıfatları ona meçhul olurdu. İlâhî sıfatların bir işareti, bir gölgesi insanın mahiyetinde yaratılmış olduğu için, insan, mahluk olan bu sıfatlarını kıyas unsuru olarak kullanıp, ilâhî sıfatları tefekkür edebiliyor.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Üçüncü vecihte, iradeyi kullanma, yahut kıyas yapma söz konusu değildir. Bu kâinat sergisinde Allah’ın nice farklı eserleri sergileniyor ve her birinde ayrı bir sanat ve farklı bir isim tecelli ediyor. İnsan da bu eserlerden birisi, ama birincisi. O da bir eser olarak kendinde tecelli eden isimleri sergiliyor, seyircilere gösteriyor, fikir erbabına okutturuyor.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Nur Müellifinin, ‘çalış’ tavsiyesi, ilk iki cihet içindir; bu üçüncü cihette kulun bir gayreti sözkonusu değildir.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Cevşen duasında Allah&#8217;ın 1001 ismi geçmektedir.&nbsp;Hannan&nbsp;ve&nbsp;Mennan&nbsp;isimleri de bunlardandır.</div>
</div>The post <a href="https://ateistlerecevap.org/allahi-tanmak-isteyenler-buyrun/" data-wpel-link="internal">Allah'I tanımak isteyenler buyrun…</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ateistlerecevap.org/allahi-tanmak-isteyenler-buyrun/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İslam&#039;da  Kısasa Kısas. Kısasın şartları nelerdir? Nasıl uygulanır?</title>
		<link>https://ateistlerecevap.org/islamda-ksasa-ksas-ksasn-sartlar/</link>
					<comments>https://ateistlerecevap.org/islamda-ksasa-ksas-ksasn-sartlar/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ateistlere Cevaplar]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 06 May 2017 09:27:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[ögüt]]></category>
		<category><![CDATA[Sorular]]></category>
		<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.ateistlerecevap.org/?p=55</guid>

					<description><![CDATA[<p>Değerli kardeşimiz, Kısasın farz olduğu Kur&#8217;an-ı Kerimde şu şekilde açıklanır. “Ey iman edenler! Öldürülenler hakkında size kısas farz kılındı. Hüre hür, köleye köle, kadına kadın (öldürülür). Ancak her kimin cezası, kardeşi (öldürülenin velisi) tarafından bir miktar bağışlanırsa artık (taraflar) hakkaniyete uymalı ve (öldüren) ona (gereken diyeti) güzellikle ödemelidir. Bu söylenenler, Rabbinizden bir hafifletme ve rahmettir. [&#8230;]</p>
The post <a href="https://ateistlerecevap.org/islamda-ksasa-ksas-ksasn-sartlar/" data-wpel-link="internal">İslam'da  Kısasa Kısas. Kısasın şartları nelerdir? Nasıl uygulanır?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div class="separator" style="clear: both; text-align: center;">
<a href="https://4.bp.blogspot.com/-9nZ88TwyN50/WQ2WU4KsAyI/AAAAAAAAGYI/Anvw3hpvXGEh9l4cRmZT1Q5tkA5HVUHmQCLcB/s1600/%25C4%25B0slam%2527da%2BK%25C4%25B1sasa%2BK%25C4%25B1sas.K%25C4%25B1sas%25C4%25B1n%2B%25C5%259Fartlar%25C4%25B1nelerdir-Nas%25C4%25B1l%2Buygulan%25C4%25B1r-.png" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;" data-wpel-link="external" rel="nofollow external noopener noreferrer"><img decoding="async" alt="İslam'da  Kısasa Kısas. Kısasın şartları nelerdir? Nasıl uygulanır?" border="0" height="360" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2017/05/C4B0slam27daKC4B1sasaKC4B1sas.KC4B1sasC4B1nC59FartlarC4B1nelerdir-NasC4B1luygulanC4B1r-.png" title="İslam'da  Kısasa Kısas. Kısasın şartları nelerdir? Nasıl uygulanır?" width="640" /></a></div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Değerli kardeşimiz,</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Kısasın farz olduğu Kur&#8217;an-ı Kerimde şu şekilde açıklanır.</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343; margin-bottom: 1em;">
“Ey iman edenler! Öldürülenler hakkında size kısas farz kılındı. Hüre hür, köleye köle, kadına kadın (öldürülür). Ancak her kimin cezası, kardeşi (öldürülenin velisi) tarafından bir miktar bağışlanırsa artık (taraflar) hakkaniyete uymalı ve (öldüren) ona (gereken diyeti) güzellikle ödemelidir. Bu söylenenler, Rabbinizden bir hafifletme ve rahmettir. Her kim bundan sonra haddi aşarsa muhakkak onun için elem verici bir azap vardır.&#8221;</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
&#8220;Ey akıl sahipleri! Kısasta sizin için hayat vardır. Umulur ki suç işlemekten sakınırsınız.&#8221;(Bakara, 2/178-179)</div>
</blockquote>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Gerçi kısasın kendisi cezayı hakketmiş bir hayatı yok etmedir, ama aynı zamanda haksız yere hayatı yok etmeye karşı, hayatın en büyük müeyyidesidir. Kısas gibi caydırıcı bir hüküm, toplum ve kişi hayatının garantisidir. Böylece dünya hayatınızı olduğu gibi ahiret hayatınızı da korursunuz.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Bu âyetler göre kısas farzdır.&nbsp;Günümüzde uygulanmasına gelince, Allah’ın hükümleri kıyamete kadar geçerlidir. Bu nedenle kısas bu zamanda uygulanmaz diye bir şey yoktur.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Bu hüküm insanları yöneten kimseleri ilgilendirdiği için onların görevidir; halkın bundan dolayı bir sorumluluğu yoktur.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Âyetin açıklaması:<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Kısasın güzelliklerini açıklama hususunda buyuruluyor ki:&nbsp;Size kısas yazıldı ve sizin için kısasta büyük bir hayat vardır, ey akıl sahipleri!..&nbsp;Bu bakımdan kısası, Allah&#8217;ın adaletine ve merhametine yaraşmayan kötü bir şey zannetmeyiniz de&nbsp;&#8220;Kısasta büyük bir hayat vardır.&#8221;&nbsp;beliğ vecizesini aslî kanun tanıyınız.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Bunu böyle tanıdıktan sonra af ile muamele ederseniz çok büyük bir fazilet olur. Aksi halde Arapların yaptığı gibi, kısas hududunu aşarak öldürmekle karşılık vermek ve diğer işkence ve azaba başvurmak, nasıl bir zulüm ve cinâyet ise,&nbsp;adam öldürmeye karşı, Allah&#8217;ın hükmü yalnız aftır,&nbsp;demek de insanlıktan hayat hakkını çekip alacak büyük bir cinâyet olur.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
<em style="box-sizing: inherit;">Kısas,&nbsp;hayat hakkının ve canı korumanın gereğidir.&nbsp;</em>Kısasın meşru oluşunda akıl sahibi olan insanlar için büyük bir hayat vardır. Affın kıymeti de buna bağlıdır. Gerçi kısasın kendisi, bir hayatı yok etmektir ama, aynı zamanda haksız yere bir hayatı yok etmeye karşı, hayatın zıddı olan kısasın meşru oluşu da hayatın ve yaşama hakkının en büyük müeyyidesidir. Şöyle ki:</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
1.&nbsp;Önce bu, hem katil olmak isteyecek kimse, hem de öldürülmesi istenen kimse hakkında kuvvetle hayatı korumaya sevketmektedir. Çünkü katil olmak isteyen kimse, öldürürse ve öldürdüğünde kendisinin de öldürülmeyi hak edeceğini bilirse akıl gereği olarak, öldürmekten vazgeçer. Böylece hem kendisi hayatta kalır, hem de karşısındaki.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
2.&nbsp;Bunda, ikisinden başka genel toplumun yaşama hakkını da güvenceye alma vardır. Çünkü bu şekilde öldürmenin önüne geçilmesi, bu ikisinden başka, bunlarla uzaktan yakından ilgili olması düşünülen insanların da hayatlarının devamına ve güvenliğine bir garantidir. Zira bir öldürme olayı, öldürenle öldürülenin yakınları arasında düşmanlık ve fitneye, bu da büyük çarpışmalara&nbsp;(kan davalarına)&nbsp;sebep olabilir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Akıl sahipleri için, bu öldürmeye engel olacak olan haklı kısasın meşruluğu, bütün bu fitnelerin ve heyecanların önüne geçeceği için, toplumun yaşamasına sebep ve yaşama hakkına garanti olur. Bu faydalar ise, haklı bir kısas şeklinde olmayan saldırgan öldürmelerde ve affın mecburiyeti takdirinde mevcud değildir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
İşte kısasın meşruluğu,&nbsp;bu kadar önemli bir yaşama sebebi olduğu gibi, bu&nbsp;&#8220;Kısasta büyük bir hayat vardır.&#8221;&nbsp;vecizesi de belağatın en yüksek derecesine ulaşmış, özlü bir îcâz ve îcâz kanunudur. Bunun, büyük bir mânâ topluluğunu, son derece özlü bir şekilde ifade edivermiş olduğunda Arab edebiyatçıları ve beyan ilmi âlimleri ittifak etmişlerdir. Çünkü bundan önce Arapların bu konuda bazı vecizeleri vardı. Bunlardan bazıları şunlardır:</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343; margin-bottom: 1em;">
a) &#8220;Bir kısım insanları öldürmek, toplumu diriltmektir.&#8221;&nbsp;<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />b)&nbsp;&#8220;<em style="box-sizing: inherit;">Öldürmeyi çok yapınız ki, öldürme azalsın.&#8221;&nbsp;</em>derlerdi.</div>
<div style="box-sizing: inherit; margin-bottom: 1em;">
Bu gibi vecizeler arasında en güzel saydıkları da şu idi:</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
c) &#8220;Öldürme, öldürmeyi yok eder. Yani öldürmeyi en çok ortadan kaldıran şey, yine öldürmedir.&#8221;</div>
</blockquote>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Halbuki&nbsp;&#8220;Kısasta büyük bir hayat vardır.&#8221;&nbsp;prensibinin bundan da birçok yönlerden daha fasih (fesâhatli) ve daha beliğ (belağatlı) olduğu açık ve üzerinde ittifak edilmiş bir husustur. Şöyle ki:</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
1.&nbsp;Önce, hepsinden daha kısa ve özlüdür.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
2.&nbsp;Tekrardan uzaktır.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
3.&nbsp;Bunda bedî&#8217; ilminde &#8220;tıbak&#8221; denen tezat sanatı, &#8220;kısas&#8221; ve &#8220;hayat&#8221; kelimeleriyle en güzel ve makul bir tarzda tatbik edilmiş olduğu hâlde, diğerleri görünürde makul olmayan, imkânsız bir çelişki suretindedir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Öldürmenin yokluğu, öldürmeye; öldürmenin çokluğunun, öldürmenin azlığına sebep gösterilmesi, görünüş itibariyle, bir şeyi kendi yokluğuna sebep göstermek demektir. Bunda ise bazı zevklere göre bir şiir havası olsa bile hiçbir hikmet yoktur.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
4.<em style="box-sizing: inherit;">&nbsp;Kısas, öldürmeden bir yönüyle daha genel, diğer yönüyle daha özeldir.</em>Geneldir;&nbsp;çünkü yaralamaları da içine almaktadır.&nbsp;Özeldir;&nbsp;çünkü her öldürmede kısas yapılmaz ve öldürmelerin her çeşidi, öldürmeye engel olmaz. Bilakis saldırı şeklindeki öldürmeler, fitneyi şiddetlendirerek karışıklığa sebep olur.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
O hâlde&nbsp;&#8220;öldürme&#8221;&nbsp;kelimesi, ahd lâmı ile öldürmenin bir çeşidine, yani kısasa tahsis edilmedikçe vecize sahih olmaz. Böyle olunca da kısasın yaralar kısmı haric kalır. Bu bakımdan&nbsp;&#8220;Kısasta büyük bir hayat vardır.&#8221;&nbsp;ifadesi, bu açıdan üç yönden daha beliğdir. Çünkü her yönüyle sahihtir, açıktır, daha kapsamlıdır.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
5.<em style="box-sizing: inherit;">&nbsp;Yokluk, menfi bir gayedir. Hayat ise istenen müsbet bir gayedir.</em>&nbsp;Öldürme işinin yokluğu, hayatın varlığını içine aldığından, tabii ki arzu edilir. Bundan dolayı âyet, asıl maksat olan müsbet gayeye delalet ettiği ve dikkati ona çevirdiği için pek yüksektir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
6.&nbsp;&#8220;Hayat&#8221; kelimesi nekire (belirsiz isim) olarak ifade edilmiş bulunduğu için, &#8220;tenvin-i tazim&#8221; ile hayatın bir nevi büyüğüne, yani kamu hayatına, ahiret hayatına ve hayat hakkının büyüklüğüne işareti kapsamaktadır. Diğerleri ise pek ilmî olan bu hukukî ve dinî sırdan mahrumdur.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
İşte bunlar gibi daha birçok yönden bu Kur&#8217;ân vecizesinin, diğerlerine üstünlüğü, bu kadar geniş mânâsıyla i&#8217;câz haddindeki özlü ifadesiyle, Arap edebiyatçılarını büyüleyen sebeplerden biri olmuştur. Kısasın meşru oluşunun güzellikleri de Allah tarafından bu prensiple beyan buyurulmuştur.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
İşte böyle içine almış olduğu hayatî güzellikler ve maksatlar itibariyle çok önemli olan kısas, size farz kılınmıştır ki,&nbsp;korunabilesiniz,&nbsp;öldürmeden, kısası ihmal veya kötüye kullanmadan sakınıp, hayatınızı ve yaşama hakkınızı muhafaza edebilesiniz. Bu hayatta kötülükten sakınmakla ahiret hayatında kurtuluşa kavuşasınız.<em style="box-sizing: inherit;">(bk. Elmalılı H. YAZIR, İlgili Âyetin Tefsiri)</em></div>
<div style="box-sizing: inherit; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
<em style="box-sizing: inherit;"><b>Kısasın şartları;</b></em></div>
<div style="background-color: white; color: #8e8e8e; font-family: &quot;Open Sans&quot;, sans-serif; font-size: 14px; margin-bottom: 20px;">
<strong><a href="http://mektebisuffa.com/" style="background: transparent; color: #f09217; outline: none 0px; text-decoration-line: none; transition: all 0.2s linear;" data-wpel-link="external" rel="nofollow external noopener noreferrer">Adam öldürmenin cezası</a></strong><strong>&nbsp;olan kısas cezasının uygulanma için gereken şartlar:</strong></div>
<div style="background-color: white; color: #8e8e8e; font-family: &quot;Open Sans&quot;, sans-serif; font-size: 14px; margin-bottom: 20px;">
<strong>1.</strong>&nbsp;Öldüren kişi akıllı ve ergenlik çağına ulaşmış olmalıdır. Deli veya çocuğun öldürmesi ile deli ve çocuğa kısas cezası verilmez.</div>
<div style="background-color: white; color: #8e8e8e; font-family: &quot;Open Sans&quot;, sans-serif; font-size: 14px; margin-bottom: 20px;">
<strong>2.</strong>&nbsp;<strong>Öldürme fiili kasten işlenmelidir.</strong>&nbsp;İstemeden, yanlışlıkla yapılan öldürmelerde kısas cezası uygulanmaz.</div>
<div style="background-color: white; color: #8e8e8e; font-family: &quot;Open Sans&quot;, sans-serif; font-size: 14px; margin-bottom: 20px;">
<strong>3.</strong>&nbsp;Katil, öldürme fiilini kendi iradesi ile yapmalıdır. Katil, öldürülme veya bir uzvun sakatlanması gibi bir zorlama altında öldürme fiilini yapmış ise Ebu Hanife ve Ebu Muhammed’e göre katile kısas uygulanmaz çünkü katil, öldürmeye zorlanmıştır ve öldürme fiilini yapmayı istememiştir.</div>
<div style="background-color: white; color: #8e8e8e; font-family: &quot;Open Sans&quot;, sans-serif; font-size: 14px; margin-bottom: 20px;">
<strong>4.</strong>&nbsp;<strong>Öldüren kişi öldürme fiilini meşru müdafaa halinde iken yaparsa kısas uygulanmaz çünkü öldüren kişi maruz kaldığı saldırıyı başka türlü men etme imkanı bulamamış olabilir.</strong></div>
<div style="background-color: white; color: #8e8e8e; font-family: &quot;Open Sans&quot;, sans-serif; font-size: 14px; margin-bottom: 20px;">
<strong>5.</strong>&nbsp;Öldürülen kişi öldürenin çocuk veya torunlarından biri olmamalıdır. Bir katil oğlunu, kızını veya torununu öldürse katile kısas cezası uygulanmaz. Bu durumda katile diyet, ta’zir ve mirastan mahrum olma gibi hükümler uygulanır. Babanın çocuğunu öldürmesi halinde babaya kısas uygulanmaz. Annenin çocuğunu öldürmesi halinde anneye kısas uygulanmaz. Dedenin torununu öldürmesi halinde dedeye kısas uygulanmaz. Ninenin torununu öldürmesi halinde nineye kısas uygulanmaz. Çünkü baba, anne, dede ve nine o çocuğun dünyaya gelmesine, hayat sahibi olmasına vesile olmuştur. Ancak babasını, annesini, dedesini, ninesini öldüren kişiye kısas uygulanır.</div>
<div style="background-color: white; color: #8e8e8e; font-family: &quot;Open Sans&quot;, sans-serif; font-size: 14px; margin-bottom: 20px;">
<strong>6.</strong>&nbsp;<strong>Öldürülen kişinin velisi katili affederse kısas uygulanmaz. Öldürülenin velilerinden bir kısmı katili affeder, bir kısmı katili affetmezse yine kısas uygulanmaz.</strong></div>
<div style="background-color: white; color: #8e8e8e; font-family: &quot;Open Sans&quot;, sans-serif; font-size: 14px; margin-bottom: 20px;">
<strong>7.</strong>&nbsp;Cinayet Dar’ül İslam’da işlenmelidir. Devlet yöneticisine isyan eden isyancıları öldürene kısas uygulanmaz. Darü’l Harpte ikamet eden bir Müslüman öldürülürse öldüren kişiye kısas cezası uygulanmaz.</div>
<div style="background-color: white; color: #8e8e8e; font-family: &quot;Open Sans&quot;, sans-serif; font-size: 14px; margin-bottom: 20px;">
<strong>8.</strong>&nbsp;Devlet başkanı kısas cezasının uygulanmasına izin vermelidir.&nbsp;<strong>Devlet başkanı izin vermez ise şahıslar kısas cezasını uygulayamaz. Ancak kısas cezasının uygulanmaması katilin Allah tarafından affedildiği anlamına gelmez.&nbsp;</strong></div>
<div style="background-color: white; color: #8e8e8e; font-family: &quot;Open Sans&quot;, sans-serif; font-size: 14px; margin-bottom: 20px;">
<strong>Bir Müslüman haksız yere İslam devleti tebaasından olan bir ehl-i kitabı (Hristiyan veya Yahudi) öldürse Müslümana kısas uygulanır.</strong></div>
<div style="background-color: white; color: #8e8e8e; font-family: &quot;Open Sans&quot;, sans-serif; font-size: 14px; margin-bottom: 20px;">
Bir adam çocuğu öldürse adama kısas uygulanır. Sağlam insan kör, topal, felçli, hasta birisini öldürse öldürene kısas uygulanır. Ölmek üzere olan kişiyi öldürene de kısas uygulanır.</div>
<div style="background-color: white; color: #8e8e8e; font-family: &quot;Open Sans&quot;, sans-serif; font-size: 14px; margin-bottom: 20px;">
Bir kişiyi birden fazla kişi öldürmüşse öldüren kişilere kısas uygulanır. Bir kişinin bir uzvunu birden fazla kişi kesmişse tüm kesenlerin o uzuvları kesilir.</div>
<div style="background-color: white; color: #8e8e8e; font-family: &quot;Open Sans&quot;, sans-serif; font-size: 14px; margin-bottom: 20px;">
<strong>Yaralarda da kısas (yaralamaya karşı yaralama) uygulanır.</strong></div>
<blockquote style="background-color: white; color: #8e8e8e; font-family: &quot;Open Sans&quot;, sans-serif; font-size: 14px; font-style: italic; margin-bottom: 20px; margin-top: 0px; padding-left: 42px;">
<div style="margin-bottom: 20px;">
<strong>“Onda (Tevrat’ta) üzerlerine şunu da yazdık: Cana can, göze göz, buruna burun, kulağa kulak, dişe diş kısas edilir. Yaralar da kısasa tabidir. Kim de bu hakkını bağışlar, sadakasına sayarsa o, kendisi için keffaret olur. Allah’ın indirdiği ile hükmetmeyenler, zalimlerin ta kendileridir.” Maide Suresi 45.Ayeti Meali</strong></div>
</blockquote>
<div style="background-color: white; color: #8e8e8e; font-family: &quot;Open Sans&quot;, sans-serif; font-size: 14px; margin-bottom: 20px;">
<strong>Yaralamalarda kısas (Yaralamaya karşı yaralama) uygulanması için gereken şartlar:</strong></div>
<div style="background-color: white; color: #8e8e8e; font-family: &quot;Open Sans&quot;, sans-serif; font-size: 14px; margin-bottom: 20px;">
<strong>1.</strong>&nbsp;Yaralayan kişi akıllı ve ergenlik çağına gelmiş olmalıdır. Çocuk veya deliye kısas uygulanmaz.</div>
<div style="background-color: white; color: #8e8e8e; font-family: &quot;Open Sans&quot;, sans-serif; font-size: 14px; margin-bottom: 20px;">
<strong>2.</strong>&nbsp;<strong>Yaralama fiili kasten yapılmalıdır. Yanlışlıkla, istemeden yapılan yaralamalar sebebiyle kısas uygulanmaz.</strong></div>
<div style="background-color: white; color: #8e8e8e; font-family: &quot;Open Sans&quot;, sans-serif; font-size: 14px; margin-bottom: 20px;">
<strong>3.</strong>&nbsp;Yaralama fiili hür irade ile yapılmalıdır.</div>
<div style="background-color: white; color: #8e8e8e; font-family: &quot;Open Sans&quot;, sans-serif; font-size: 14px; margin-bottom: 20px;">
<strong>4.</strong>&nbsp;<strong>Yaralanan kişi kısas isteme hakkına sahiptir.&nbsp;Eğer yaralanan kişi kısas istemezse kısas uygulanmaz.&nbsp;Yani Allah yaralanan kişiye kısas isteme hakkını vermiştir. Mağdur olan kişiye bu hakkı veren Allah sonsuz adalet sahibidir.&nbsp;</strong></div>
<div style="background-color: white; color: #8e8e8e; font-family: &quot;Open Sans&quot;, sans-serif; font-size: 14px; margin-bottom: 20px;">
<strong>5.</strong>&nbsp;<strong>Eşitliğin ve denkliğin sağlanması mümkün değil ise kısas uygulanmaz çünkü yaralayan kişiye daha azıyla veya daha fazlasıyla karşılık vermek adalete aykırıdır.</strong>&nbsp;Eşitlik ve denklik sağlanmalıdır. Sağlam organ kesilmiş ise sağlam organa kısas yapılır. Felçli ve sakat olan bir organın karşılığında sağlam organa kısas yapılmaz. Bunun için diyet ödenir. Sağlam uzuv karşılığında felçli veya sakat uzva kısas uygulamak caizdir.</div>
<div style="background-color: white; color: #8e8e8e; font-family: &quot;Open Sans&quot;, sans-serif; font-size: 14px; margin-bottom: 20px;">
<strong>6.</strong>&nbsp;Yaralanan kişi, kendisini yaralaması için yaralayan kişiye izin vermemiş olmalıdır.</div>
<div style="box-sizing: inherit; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
<em style="box-sizing: inherit;"></em></div>
<div style="background-color: white; color: #8e8e8e; font-family: &quot;Open Sans&quot;, sans-serif; font-size: 14px; margin-bottom: 20px;">
<strong>7.</strong>&nbsp;Devlet başkanı kısasın uygulanmasına izin vermelidir.<strong>&nbsp;Devlet başkanı izin vermezse kısas cezası uygulanmaz. Ancak kasten yaralama işini yapan kişi günaha girmiştir. Tevbe edip helalleşmesi gerekir. &nbsp;</strong></div>
<div style="background-color: white; color: #8e8e8e; font-family: &quot;Open Sans&quot;, sans-serif; font-size: 14px; margin-bottom: 20px;">
<strong><br /></strong></div>The post <a href="https://ateistlerecevap.org/islamda-ksasa-ksas-ksasn-sartlar/" data-wpel-link="internal">İslam'da  Kısasa Kısas. Kısasın şartları nelerdir? Nasıl uygulanır?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ateistlerecevap.org/islamda-ksasa-ksas-ksasn-sartlar/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kur&#039;an neden Arapca indi? Neden Araplara indirildi?</title>
		<link>https://ateistlerecevap.org/kuran-neden-arapca-indi-neden-araplara/</link>
					<comments>https://ateistlerecevap.org/kuran-neden-arapca-indi-neden-araplara/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ateistlere Cevaplar]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 10 Apr 2017 16:32:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[ögüt]]></category>
		<category><![CDATA[Sorular]]></category>
		<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.ateistlerecevap.org/?p=75</guid>

					<description><![CDATA[<p>Değerli kardeşimiz, Cevap 1: Bu konuda detaylarla birlikte bir şeyler yazmak “soru-cevap” sitilimizi aşar, kitap yazmak veya uzunca bir makale yazmak icap eder. Bu sebeple, -bildiğimiz kadarıyla- bu konunun anlaşılmasına katkı sağlayacak bazı noktalara dikkat çekmekle yetineceğiz. a.&#160;Kur’an’ın kendisine vahiy olarak indiği peygamber(a.s.m)’in dili Arapça idi. Bir insan olarak Hz. Muhammed(a.s.m)’e Kur’an başka bir dilde [&#8230;]</p>
The post <a href="https://ateistlerecevap.org/kuran-neden-arapca-indi-neden-araplara/" data-wpel-link="internal">Kur'an neden Arapca indi? Neden Araplara indirildi?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div class="separator" style="clear: both; text-align: center;">
<a href="https://4.bp.blogspot.com/-GiE7OSplVwU/WOuy2-ienjI/AAAAAAAAFm8/FuxGO-8mmc00DHRQ_-RA4Jrd7uJvddF2QCLcB/s1600/Mezhepler%2B%25284%2529.png" imageanchor="1" data-wpel-link="external" rel="nofollow external noopener noreferrer"><img decoding="async" alt="Kur'an neden Arapca indi? Neden Araplara indirildi?" border="0" height="360" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2017/04/Mezhepler28429.png" title="Kur'an neden Arapca indi? Neden Araplara indirildi?" width="640" /></a></div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Değerli kardeşimiz,</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Cevap 1:</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Bu konuda detaylarla birlikte bir şeyler yazmak “soru-cevap” sitilimizi aşar, kitap yazmak veya uzunca bir makale yazmak icap eder. Bu sebeple, -bildiğimiz kadarıyla- bu konunun anlaşılmasına katkı sağlayacak bazı noktalara dikkat çekmekle yetineceğiz.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
a.&nbsp;Kur’an’ın kendisine vahiy olarak indiği peygamber(a.s.m)’in dili Arapça idi. Bir insan olarak Hz. Muhammed(a.s.m)’e Kur’an başka bir dilde inseydi elbette onu anlayamayacaktı. Tebliğ ve teybinle/açıklamakla görevli olan peygamberin(a.s.m) anlamadığı bir kitabı başkasına tebliğ ve açıklaması mümkün olabilir miydi?</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343; margin-bottom: 1em;">
“Biz her peygamberi, kendi milletinin lisanı ile gönderdik, ta ki onlara hakikatleri iyice açıklasın.”<em style="box-sizing: inherit;">(İbrahim, 14/4),</em></div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
“Eğer biz Kur’ân’ı yabancı bir dille gönderseydik derlerdi ki:<em style="box-sizing: inherit;">&#8216;Neden, onun âyetleri açıkça beyan edilmedi? Dil yabancı, muhatap Arap! Olur mu böyle şey?&#8217;&nbsp;</em>”&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">(Fussilet, 41/44)</em></div>
</blockquote>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
mealindeki ayetler bu gerçeğe dikkat çekmiştir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
b.&nbsp;Kur’an, Allah’ın diğer kitap ve suhufları gibi elbette belli bir yerde, bir muhitte, bir çevrede gelmek zorundaydı. Yani, bütün insanlara birden hitap edecek şekilde, bütün dillerde birden gökten yağar gibi yeryüzüne inmesi sünnetüllaha aykırıdır. Söz gelimi İbranice konuşanlara Tevrat o dilde geldiği gibi, Kur’an’ın da ilk muhatapları olan Araplara Arap lisanıyla gelmek durumundaydı.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
c.&nbsp;Kur’an-ı hakim, diğer semavî kitaplardan farklı olarak ifade tarzıyla, lafzıyla da bir mucize olmasıdır. İlk muhatapları olan Araplarca, Kur’an’ın bu harika belagatı, eşsiz fesahati,&nbsp; benzersiz bedî’ sanatının anlaşılması için, ilahî hikmet tarih içersinde Arapça’ya&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">–diğer dillerden farklı-</em>&nbsp;bir özellik, bir genişlik, kazandırmıştır. Bu bağlamda Arapları da ümmi bir millet olarak hazırlayıp, tarihî iftihar tablolarını yazıya dökemedikleri için hafızalarına yazmak zorunda bırakmıştır. Tarihlerini kafalarına kazımak için veciz sözler, kinaye, mecaz, istiare, teşbih gibi bedi dil sanatlarını kullanmak mecburiyetinde kalmışlardır.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Bu sistem Araplarda şiir ve belagatı insanlık camiasında eşsiz bir zirveye taşımıştır. Bu husus, Arapların Kur’an’ı beşer üstü bir kelam olduğunu anlamalarını sağlamıştır. Bu sebepledir ki, yüz binlerce insan Kur’an’ın belagatına secde etmek zorunda kalmıştır. Büyük çoğunluğu Kur’an’ın bu eşsiz üslubu karşısında fazla dayanamayıp İslam dinine girmiştir. Siyasî, sosyal, kültürel, ekonomik gibi sebeplerden ötürü, İslam’ın hakikatlerine kulağını kapayanlar bile Kur’an’ın bu eşsiz ifade tarzının güzelliğini itiraf etmek zorunda kalmışlardır. Babalarının dinlerini terk etmeme adına bu mucizeye&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">“sihir”&nbsp;</em>demekle işin içinden sıyrılmaya çalışmışlardır.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Bu açıklamalardan anlaşılıyor ki, Kur’an’ın Arapça olarak inmesinin bir hikmeti de &#8211;<em style="box-sizing: inherit;">aklî / manevî ve lisanî bir mucize olan Kur’an’ın harikalığını yansıtma kabiliyetinde olan-</em>&nbsp;Arapça dilinin bu özel konumudur.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
d. Hikmet açısından önemli bir husus da şu olabilir ki;&nbsp;evrensel bir vahiy olan, bütün insanlara hitap eden, kıyamete kadar yürürlükte olmaya devam eden Kur’an’ın kullandığı lisanın konumu büyük önem arz eder. Sözcüklerinin değişik manalara gelebilecek şekilde&nbsp; geniş kapsama, az sözle çok manaları ifade edebilecek şekilde veciz üsluba, mecaz ve hakikati, mantık ve mefhumu, delalet ve mazmunu, sarahat ve işaratı yansıtabilecek şekilde incelikleri barındıran, estetik sanata sahip olmasıyla Arapça&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">–böyle cihanşümul bir vahiy olan-</em>&nbsp;Kur’an’ın dili olmaya hak kazanmıştır.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
e.&nbsp;Şunu da unutmamak gerekir ki,&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">Kur’an hangi dilde gelseydi, aynı sualler onun için de geçerli olacaktı.</em>&nbsp;Halbuki vahiy, mutlaka insanların kullandığı dillerden biriyle inmek durumundadır.&nbsp; Bu ser-meşkle daha pek çok şey aşk edilebilir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Cevap 2:</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Bir ilahi kitap aynı anda bütün milletlerin dilinde gönderilemeyeceğine ve peygamber aynı anda bütün milletlerden çıkamayacağına göre bir dilin ve kavmin seçilmesi aklen zaruridir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Peygamberimizin Araplar içinden gönderilmesinin ve Kur&#8217;an&#8217;ın Arapça olmasının milliyetçilikle ilgisi yoktur. Çünkü İslam menfi milliyetçiliği yani ırkçılığı yasaklar. Her millet ibadetler, haram- helaller ve Kur&#8217;an&#8217;ın öngördüğü ahkam dışındaki muamelerinde kendi örf ve kültürüne göre hareket eder, kendi geleneklerini yaşar. Diğer milletlerin Arap kültürünü yaşama zorunluluğu yoktur. Ama aynı dine mensup olmanın verdiği ilgiyle Müslüman milletlerin birbirini etkilemesi tabiidir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
İkinci bir husus,&nbsp;Kur&#8217;an&#8217;ın Arapça olmasını ve Hz. Peygamberin Arap milletinden çıkmasını takdir eden Allah&#8217;tır. Allah ise yaptıklarından dolayı kullara hesap vermez.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Kur&#8217;an&#8217;ın, her türlü dış etkiden masun kalan ve nahiv lisanı olan Arap diliyle gönderilmesinin sayısız hikmetleri vardır.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Bizi yaratan Allah, Kur’an-ı Kerimi Arapça olarak bize göndermiş. Elbetteki manasını öğrenmek için Türkçe, İngilizce gibi mealleri okumamız gerekir. Ancak namaz ibadetinde okuduğumuzda mutlaka aslından orjinalini okumalıyız. Çünkü onun aslı Arapça’dır. Allah Kur&#8217;an’ı Arapça olarak indirmiştir. Tercümesi Kur&#8217;an yerine geçemez.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Örneğin bir çekirdeğin aslını bozarak parçalara ayırsak, sonra da toprağa eksek ağaç olamayacaktır. Çünkü özellikleri kaybolmuştur. Bunun gibi Kur&#8217;an ayetleri, kelimeleri ve harfleri birer çekirdek gibidir. Başka dillere çevrilince özelliğini kaybedeceği için Kur&#8217;an olmayacaktır.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
“Manasını anlamıyoruz”&nbsp;düşüncesine gelince, ister aslıyla isterse mealleriyle Kur&#8217;an&#8217;ın manasını anlamak ve onun hükümleriyle yaşamak, her Müslümanın görevidir. Zaten Kur&#8217;an anlaşılmak ve yaşanmak için gönderilmiştir. İngilizce bir kitabı bile anlamak için İngilizce öğrenen bir Müslümanın, Kur&#8217;anı anlamak için neden Arapça öğrenmediğini de bir düşünmek gerekir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Ayrıca biz anlamasak da onun bize faydası vardır. Örneğin, dili tad alma özelliğini kaybetmiş bir insan yediği yemek ve gıdalardan faydalanamayacak mıdır?.. Kişinin dili tad almasa da yediği gıdalar gerekli organlarına gidecektir. Kur&#8217;an okumak da bunun gibidir. Aklı Kur&#8217;an&#8217;ın manasını anlamayan bir insan, onu ruhunun midesine atınca, aklı anlamasa da ruhunun diğer özellikleri onun manalarını alacaktır.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Diğer taraftan Kur&#8217;an&#8217;ın her harfine en az on sevap verileceği bildiriliyor.<em style="box-sizing: inherit;">&nbsp;(Tirmizi, Sevabü&#8217;l-Kur&#8217;an, 16, 2912)</em>&nbsp;Yüce Rabb’imizin (cc) lütfuna bakalım ki, Kur’an’ın her harfine en az on&nbsp;sevap veriyor. Kur’an’ı cuma, bayram, Ramazan, Kadir Gecesi gibi mübarek ve özel vakitlerde okuduğumuzda ise her harfine verilen sevap karşılığı bire yedi yüz&nbsp;hatta bire 700.000’e kadar çıkmaktadır. Meallerin mutlaka faydası var, ama hiçbir meal Kur&#8217;an yerine geçmeyeceği için, Kur&#8217;an&#8217;ın her harfinden alınan sevabı da alınamayacaktır.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Cevap 3:</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
İlk nazarda müminin, Allah’ına anladığı bir dil ile kulluk etmesi daha tabii ve temenniye şayan görünüyor; bunun için de en iyi vasıta ana dilidir. Fakat mesele incelendiğinde, farklı boyutlara ulaşmaktadır: Her şeyden önce dua ile namaz arasında açık bir ayırım yapmak icabeder. Namaz dışındaki duada mü&#8217;minin ihtiyaçlarını ve dileklerini Rabbine istediği dilde bildirmesi yasak değildir. Bu şahsi bir meseledir ve kulun, Halıkı ile olan vasıtasız münasebetleri ile ilgilidir. Buna mukabil namaz, kolektif ve umumi bir ibadettir ve namaza iştirak eden diğer mü&#8217;minlerin ihtiyaçları da dikkate alınmalıdır.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
<em style="box-sizing: inherit;">Namaz,&nbsp;prensip olarak ve tercihen cemaatle kılınır; tek başına (ferdi olarak) kılınan namaza müsaade vardır, fakat asla tercih edilmez, tercih cemaatle kılınan namazadır.</em></div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Şayet, İslamiyet herhangi bir bölgenin, ırkın veya milletin dini olsaydı, hiç şüphesiz sadece bu bölgenin, bu ırkın veya bu milletin dili kullanılabilirdi. Fakat, bütün ırklardan ve dünyanın bütün noktalarında oturan ve her biri diğerleri tarafından anlaşılmayan yüzlerce dili konuşan mü&#8217;minlere sahip, cihanşumul bir dinin icapları başka olacaktır. Mesela, Çince bilmeyen bir Türk Çin&#8217;e gittiğinde, sokaklarda bir takım Çince sesler işitecek ve onlardan hiçbir şey anlamayacaktır. Eğer bu sözler ezanın veya Allahü Ekber&#8217;in tercümesi ise, hiçbir şeyin farkına varamayacak ve mesela cuma namazını kaçıracaktır.&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">(Çin&#8217;deki camiler, Türkiye&#8217;de minareleri ile kendini belli eden camilere hiç benzemez.)&nbsp;</em>Aynı şekilde Türkiye&#8217;den geçen Çinli bir Müslümanın,<em style="box-sizing: inherit;">&nbsp;(Türkiye&#8217;deki Müslümanlar kendi dilleriyle ibadet ettikleri takdirde)</em>&nbsp;dindaşlarıyla ortak hiçbir tarafı olmayacaktır. Şu hâlde cihanşumul bir dinin bazı müşterek esasları olmalıdır. Bu konuda ezan ve kıraat, şüphesiz iki esas unsuru teşkil eder.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Beynelmilel kongre ve toplantılarda bu durumun bir örneği görülebilir. Mesela, Birleşmiş Milletler&#8217;de herkes kendi lisanını değil, Fransızca ve İngilizce gibi müsaade edilen dilleri kullanır. Umumun menfaati için hususi menfaat feda edilir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Meselenin diğer bir cephesi daha vardır:&nbsp;Hiçbir tercüme, asla orijinalinin yerini tutamaz. Burada şu noktayı bilhassa belirtelim ki, İslam&#8217;dan başka hiçbir din, peygamberine gönderilen vahyin orijinaline sahip değildir. Bütün Hristiyanların, Yahudilerin ve Mecusilerin sahip olduğu dini kitaplar, tercümeler, toplamalar, vs.dir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Şunu da unutmayalım ki,&nbsp;namazda kullanılacak pek az kelime vardır. Önce ezan ve kamet, sonra&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">&#8220;Allahu Ekber&#8221;, &#8220;Sübhane rabbiye&#8217;l-azim&#8221;, &#8220;Sübhane rabbiye&#8217;l-a&#8217;la&#8221;&nbsp;</em>gibi ifadelerin yanı sıra Fatiha suresi ve iki kısa sure. Hepsi bir sahifeyi aşmaz. Ve bu kelimelerin ekseriyeti herkesçe bilinir, bütün Müslümanların dillerine geçmiştir. O derece ki, çocuk veya namaza yeni başlayan biri, onları manalarıyla birlikte ve kendisini zahmetsiz ve büyük bir gayret sarfetmeden öğrenir. Bu ifadelerin manası bir defa öğrenilince, artık itiraza yer kalmaz.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Dünya işleri için lügatlar dolusu yabancı kelimeyi ezberleyenler, ebedi saadetin reçetesi olan ibadetlerimiz için Allah kelamından bir sayfalık ezberi fazla buluyorlarsa, şu gerçeği hatırlasınlar:&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">Allah&#8217;ın, bizim ibadetlerimize ihtiyacı yoktur. Ona ihtiyaç duyanlar sadece bizleriz.</em></div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Cevap 4:</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Kur&#8217;an niçin aslından okunmalı?</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Kur&#8217;an-ı kerim&#8217;de altı yerde&nbsp;“Kur&#8217;anen Arabiyyen”&nbsp;ifadesi geçer. Yani Cenab-ı Hak, Kur&#8217;an-ı Kerim&#8217;i Arapça olarak indirdiğini bildirir. İbrahim suresinin 4. ayetinin meali de şöyledir:</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
“Hak dini onlara açıklasın diye, her peygamberi biz kendi kavminin lisanıyla gönderdik. Sonra Allah, dilediğini sapıklığında bırakır, dilediğini de doğru yola iletir. Onun kuvveti her şeye galiptir ve o her şeyi hikmetle yapar.”</div>
</blockquote>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Bu durumda Kur&#8217;an&#8217;ın manası nasıl Allah&#8217;tan gelmişse, lafzı, ifadesi ve yazılışı bakımından da ilahidir.&nbsp;Kur&#8217;an&nbsp;dendiği zaman hem onun Arapça olarak okunan lafzı ve kelimeleri, hem de anlaşılan manası akla gelir ve hakikatte de öyledir. Bu iki hususiyeti birbirinden ayırmak, farklı mütalaa etmek mümkün değildir. Kur&#8217;an ancak kendi lisanı üzerine okunabileceği için, sadece o lisanın kendi harfleriyle yazılır, o harflerle okunur.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Araplardan başka Farsça, Hintçe, Çince, Uzak Doğu dilleriyle konuşan Müslümanlar da, biz Türkler de Müslüman oluşumuzdan bu yana Kur&#8217;an&#8217;ı Arapça olarak yazmış, o dille okumuşuz. İslam alimlerinin de ortak görüşü, Kur&#8217;an&#8217;ın başka dille yazılamayacağı yolundadır. Bunda ittifak vardır.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Zaten Kur&#8217;an&#8217;ı başka bir dille yazmak mümkün olmadığı gibi, başka bir dille doğru olarak okumak da mümkün değildir. Çünkü Kur&#8217;an harflerinin kendisine has özellikleri vardır. Bu harflerin bazılarının karşılığı ve okunuş şekli başka dilin alfabelerinde mevcut değildir. Söyleniş bakımından birbirine benzer harfler olsa da mahreçleri&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">(ağızdan çıkış yerleri)&nbsp;</em>itibariyle de farklıdır. Mesela, Arapça için&nbsp;“lügat-ı dad”&nbsp;denir; yani Fatiha suresinin sonundaki&nbsp;“veleddallin”&nbsp;deki&nbsp;“dad”&nbsp;harfi hiçbir lisanda bulunmamaktadır. Bu harfin bulunduğu bir kelimeyi başka bir lisanın ifade etmesi mümkün değildir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Mesela, Türkçede sadece “h” harfi yerine Arapça&#8217;da üç çeşit “h” harfi vardır. Noktasız “ha” noktalı hırıltılı “ha” ve ”he”. Aralarındaki farkı küçük bir misalle açıklayalım. Noktasız ha /&nbsp;&nbsp;ح&nbsp;ile yazılan&nbsp;“mahluk”&nbsp;مَحْلُق&nbsp;, noktalı hırıltılı ha /&nbsp;خ&nbsp;ile yazılan&nbsp;“mahluk”&nbsp;مَخْلُق&nbsp;ve he /&nbsp;ه&nbsp;ile yazılan&nbsp;“mahluk” &nbsp;مَهْلُق. Her üçünün de Türkçe de yazılışı ve okunuşu aynıdır. Halbuki Arapça’da birincisi&nbsp;tıraş edilmiş, ikincisi&nbsp;yaratılmış, üçüncüsü ise&nbsp;helak edilmiş&nbsp;anlamındadır. İşte Kur’an’ı Latince yazıdan okuyan birisi bu farkları anlayamayacağından, söz gelimi Allah’ın yaratmasından bahseden bir ayeti, farkına varmadan&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">“tıraş etmek”</em>&nbsp;veya&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">“helak etmek”</em>&nbsp;manasına okuyabilecektir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Yine Kur&#8217;an harflerinin içinde üç adet&nbsp;“ze”&nbsp;vardır. Biri ince&nbsp;“ze /&nbsp;ز&nbsp;”, biri peltek&nbsp;“zel /ذ&nbsp;”, diğeri de&nbsp;“zı /&nbsp;ظ”&nbsp;dır.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Türkçe deki&nbsp;“s”&nbsp;yerine üç harf bulunur.&nbsp;“sin /&nbsp;س&nbsp;&#8221;&nbsp;, &#8220;sad /&nbsp;ص”&nbsp;ve peltek&nbsp;&#8220;se /&nbsp;ث&nbsp;”.Arapça&#8217;ya has bir harf vardır ki, o da&nbsp;“ayın /&nbsp;ع”&nbsp;olarak okunan harftir. Bu harf başka bir dilde pek bulunmamaktadır.</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
<em style="box-sizing: inherit;">Şimdi Kur&#8217;an harflerini bilmeyen bir kişi, yukarıdaki harfler Türkçe ile yazıldığı zaman nasıl okuyacaktır? Bu harfleri çıkaramadığı gibi, okuduğu kelime ve ayetler de birer Kur&#8217;an kelimesi ve ayeti olmaktan uzak olmaz mı?</em></div>
</blockquote>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
İşte Latin harfleriyle yazılmış olan Kur&#8217;an&#8217;ı,&nbsp;daha bunlar gibi pek çok mahzurlardan dolayı doğru olarak okumak mümkün değildir. Kur&#8217;an okumasını öğrenmek isteyen kimse ancak onu aslından okumak suretiyle öğrenebilir. Böylece sıhhatli bir neticeye varmış olur.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; margin-bottom: 1em;">
<b>kaynak: www.sorularlaislamiyet.com</b></div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
</div>
<div class="separator" style="clear: both; text-align: center;">
<iframe loading="lazy" allowfullscreen="" class="YOUTUBE-iframe-video" data-thumbnail-src="https://i.ytimg.com/vi/9g0sZQPdPBo/0.jpg" frameborder="0" height="366" src="https://www.youtube.com/embed/9g0sZQPdPBo?feature=player_embedded" width="520"></iframe></div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
</div>The post <a href="https://ateistlerecevap.org/kuran-neden-arapca-indi-neden-araplara/" data-wpel-link="internal">Kur'an neden Arapca indi? Neden Araplara indirildi?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ateistlerecevap.org/kuran-neden-arapca-indi-neden-araplara/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Allah bizi neden imtihan ediyor?</title>
		<link>https://ateistlerecevap.org/allah-bizi-neden-imtihan-ediyor/</link>
					<comments>https://ateistlerecevap.org/allah-bizi-neden-imtihan-ediyor/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ateistlere Cevaplar]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 29 Jan 2017 16:19:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[ögüt]]></category>
		<category><![CDATA[Sorular]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.ateistlerecevap.org/?p=102</guid>

					<description><![CDATA[<p>Cevap 1: Allah Teâla günah işleme kabiliyeti olmayan meleklerle, hiç sorumlu olmayan hayvanları yaratmıştır.&#160;Bu iki varlıktan başka, hem melekleri geçecek kadar mükemmel, hem de aklı olmayan hayvanlardan daha aşağı olacak kadar kötü olma özelliğindeki insanı yaratmıştır. Allah&#8217;ın hiçbir şeye muhtaç olmadığını, kainata ve içindeki faaliyetlere bakan bir insan görebilir.&#160;Biz bir düşünelim, dünyaya gelmeden önce kainatın [&#8230;]</p>
The post <a href="https://ateistlerecevap.org/allah-bizi-neden-imtihan-ediyor/" data-wpel-link="internal">Allah bizi neden imtihan ediyor?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div class="separator" style="clear: both; text-align: center;">
</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
<div class="separator" style="clear: both; text-align: center;">
<a href="https://1.bp.blogspot.com/-nllSQIMQBSc/WI5A81QdE4I/AAAAAAAAFT0/wKGJP7C4AQcCygxr8MuVxdTfUdnYq40dQCLcB/s1600/Allah%2Bbizi%2Bneden%2Bimtihan%2Bediyor.png" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;" data-wpel-link="external" rel="nofollow external noopener noreferrer"><img loading="lazy" decoding="async" border="0" height="200" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2017/01/Allahbizinedenimtihanediyor.png" width="320" /></a></div>
<p>
Cevap 1:</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Allah Teâla günah işleme kabiliyeti olmayan meleklerle, hiç sorumlu olmayan hayvanları yaratmıştır.&nbsp;Bu iki varlıktan başka, hem melekleri geçecek kadar mükemmel, hem de aklı olmayan hayvanlardan daha aşağı olacak kadar kötü olma özelliğindeki insanı yaratmıştır.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Allah&#8217;ın hiçbir şeye muhtaç olmadığını, kainata ve içindeki faaliyetlere bakan bir insan görebilir.<em style="box-sizing: inherit;">&nbsp;</em><em style="box-sizing: inherit;">Biz bir düşünelim, dünyaya gelmeden önce kainatın neyi eksikti de biz geldikten sonra tamamladık.</em>&nbsp;Veya ibadetimizle ne yapıyoruz ki Allah&#8217;ın herhangi bir ihtiyacı görülüyor.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Allah her şeyi kemaliyle bilendir.&nbsp;Ama bu bilmesi bizi yönlendirmesi anlamına gelmemektedir.&nbsp;Çünkü O&#8217;nun ilmi ezelidir. Yani geçmiş, gelecek ve şimdiki zamanı aynı anda müşahede eder. Ve herkes vicdanen bilir ki, istediğim şeyi yaparım, konuşurum istemediğim şeyi yapmam. Bu kaideye göre Allah bizim ne yaptığımızı bilir. Ama biz de yaptığımız şeyin irademizle olduğunu vicdanen ve alken biliriz.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Allah bizi kendisini tanımak ve kendisine layık olacak şekilde ibadet etmek için yarattı. Bu vazifeyi yerine getirecek alet ve cihazları da yaratmıştır. Yani bizden istenen şeyler ile bunları karşılayacak sermaye muvazenelidir. Burada herhangi bir adaletsizlik olmadığını bütün insaf ve vicdan ehli bilir. Fakat Allah&#8217;ın bizi yaratırken bize sorup sormaması ise, tamamen Allah&#8217;ın iradesini kısıtlamak anlamına gelir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Oysa alimlerimizin ittifakı ile&nbsp;&#8220;Allah &#8211; la yüsel&#8221;dir.&nbsp;Yani yaptığı işlerden sorguya çekilmez.&nbsp;Ama kainatta yaptığı ve yarattığı herhangi bir hadisenin hikmetsiz veya adaletsiz olduğuna dair hiç kimse ağzını açamamaktadır. Çünkü, kainatta hikmetsiz ve abes olabilecek bir durum yoktur. Bütün kainatı didik didik araştıran bilim adamları bu ilahi hikmet karşısında hayrete düşmektedir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Allah&#8217;ın insanı yaratmasının çok hikmetlerinden birisi&nbsp;ibadettir. Çünkü:</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
1.&nbsp;Allah insanı imtihan için yarattı. Bu hikmet insanın yaratılmadan olamayacağı kesindir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
2.&nbsp;Allah kainatta tecelli ettiği cemal ve kemalini hem kendisi&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">-kendine mahsus bir şekilde-</em>&nbsp;görmek hem de başkalarının gözüyle görmek istiyor. Başkasının görmesi derken bunların başında insan gelmektedir. Bu hikmet de yine insanın yaratılmasını gerekli kılıyor.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
3.&nbsp;İbadet için yarattı. Bu hikmetin yerine gelmesi için var olan birisi gerektir. Yaratılmadan ibadetin yerine gelmesi mümkün değildir. Burada yaptığımız ibadetin miktarına göre cennetteki yerimiz hazırlanıyor.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
4.&nbsp;Allah&#8217;ın her şeyden daha büyük olduğunu ilan etmek ve Allah&#8217;ın emirlerini yaymak. Bu hikmetin yerine gelebilmesi için, hem tebliğ edenin hem de tebliğ edilenin yaratılması icap eder.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
5.&nbsp;Bir çekirdeğin ağaç olması için toprağa girmesi gerektiği gibi, insanın da yetişip olgunlaşmsı ve terakkisi için dünya tarlasına gönderilmiştir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
6.&nbsp;Eğer başka alemde yaratılsaydık o zaman da neden bu alemde yaratıldık diye sormamız gerekecekti. İnsan için en mükemmel imtihan salonu bu olduğu için buraya gönderildik denilebilir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
İşte tüm kainatta rastlanılamayan hikmetsiz iş ve fiillere elbette şeriatta da rastlanmaz. Yani bizim taşıyamayacağımız işleri Allah bize yüklemez. Bütün hayvanlara, bitkilere ve cansızlara vazifeler yükleyen Allah, elbette bize de bazı vazifeler yükleyecektir. Yoksa tüm kainatta mevcut olan hikmet, insanlar yönünden abes olacaktı. Hiçbir işinde abesiyet ve çirkinlik olmayan ve bu gibi şeylerden münezzeh olan Allah, elbette insanlara da taşıyabilecekleri bir yükü yüklemesi gerekmektedir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Kâinatın ömrü milyarlarca yıl ile ifade ediliyor; insanlık âleminin ömrü ise bin seneyle ifade ediliyor. Henüz insan nevi yaratılmadan, bu hadis-i kudsîde verilen haber, öncelikle melekler âlemine bakıyordu. Allah&#8217;ı bilen, eserlerini temaşa ve tefekkür eden, O&#8217;na isyandan uzak bu mübarek varlıklar, hadis-i kudsîde verilen haberi ibadetleriyle, tesbihleriyle, itaatleriyle, marifet ve muhabbetleriyle tahakkuk ettirmiş oluyorlardı. Hayvanlar âlemi de yaratılış gayelerine tam uygun bir hayat sürmekle, ruhları yönüyle, melekleri andırıyorlardı. Bitkiler âlemi ve cansız varlıklar da mükemmel bir itaat ile vazife görüyorlardı.</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
&#8220;Hiçbir şey yoktur ki Allah&#8217;ı tesbih ve O&#8217;na hamd etmesin&#8230;&#8221;(İsra, 17/44)</div>
</blockquote>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
mealindeki âyet-i kerimede geçen&nbsp;&#8220;şey&#8221;&nbsp;tabiri, canlı-cansız her varlığı içine alır. Her şey O&#8217;nu tesbih eder ve O&#8217;na medih ve senada bulunur.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Cenab-ı Hak, bütün bu tespih ve ibadetlerin çok daha ileri derecesini icra etmeye kabiliyetli bir başka mahiyet daha yaratmayı irade buyurdu: İşte bu ulvi mahiyet, arzın halifesi olacak olan insandı. Cenab-ı Hak, topraktan bir insan yaratacağını meleklere haber verdiğinde, yukarıdakine benzer bir soru, meleklerden de gelmiş ve onlara cevaben,&nbsp;&#8220;Siz benim bildiklerimi bilemezsiniz,..&#8221;&nbsp;buyrulmuştu.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
İmtihana tabi tutulan ve kazanmaları halinde melekleri geçecek olan bu yeni misafirler, âyet-i kerimede de haber verildiği gibi, ancak Allah&#8217;a ibadet için yaratılmışlardı.</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
&#8220;Ben, cinleri ve insanları ancak bana ibadet etsinler diye yarattım.&#8221;&nbsp;(Zariyat, 51/56)</div>
</blockquote>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Âyette geçen&nbsp;&#8220;ibadet&#8221;&nbsp;kelimesine bir çok tefsir âliminin&nbsp;&#8220;marifet&#8221;&nbsp;mânâsı verdiği dikkate alındığında, bu insanın, Allah&#8217;ı tanımak, varlığını, birliğini bilmek, sıfatlarının sonsuzluğuna inanmak, mahlûkat âlemini de hikmet ve ibret nazarıyla temaşa ve tefekkür etmekle vazifeli olduğu anlaşılıyordu.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Bu mümtaz mahlûk, sadece cemal tecellilerine muhatap olmayacak, Cenab-ı Hakk&#8217;ın hem cemal, hem de celal tecellileri ile ayrı ayrı imtihanlara tabi tutulacaktı.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Nitekim öyle oldu ve öylece devam ediyor. Nimetler, ihsanlar, ikramlar, güzellikler, sıhhat, afiyet, ferah, gibi haller hep cemal tecellileridir. Ve insanoğlu bunlara karşı şükredip etmeme şıklarından birini tercihle karşı karşıya. Maalesef, nefis ve şeytanın galebesiyle çoğu insan, cemal tecellileriyle sarhoş olup bu imtihanı kazanamıyorlar.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
İmtihanın diğer yönü, hastalık, musibet, bela, afet, ölüm gibi celal tecellileri&#8230; Ve neticede sabır, tevekkül, teslim, rıza, imtihanına tabi tutulma. Akıl aksini düşünse de gerçek şu ki, bu imtihanı kazananlar, birincilere nispetle çok daha fazla.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Bundaki hikmet şu olsa gerek: Musibet ve hastalıklar, insana kul olduğunu, aciz bir varlık olduğunu çok iyi hatırlatıyor, ders veriyorlar. Konumuza ışık tutacak bir Nur cümlesi:</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
<em style="box-sizing: inherit;">&#8220;Fâtır-ı Hakîm, insanın mahiyet-i maneviyesinde nihayetsiz azîm bir acz ve hadsiz cesîm bir fakr dercetmiştir. Tâ ki, kudreti nihayetsiz bir Kadîr-i Rahîm ve gınası nihayetsiz bir Ganiyy-i Kerim bir zâtın hadsiz tecelliyatına câmi&#8217; geniş bir âyine olsun.&#8221; (Sözler, Yirmi Üçüncü Söz)</em></div>
</blockquote>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
İbadet ve marifet için yaratılan insan, bu vadide mertebe kat edebilmek için aczini ve fakrını hissedecek, sürekli olarak Rabbine sığınacak ve Ondan medet dileyecektir. Duadan geri durmayacak, huzuru yakalamaya çalışacaktır. Bunlar ise başta nefis ve şeytan olmak üzere, dünya hayatında insanı, medet dilemeye ve sığınmaya götüren her türlü musibet, hastalık, çaresizlik ve sıkıntılarla mümkün.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Çaresizlik içinde kalıp Rabbine sığınan ruhlar, bu dünya imtihanını kazanma noktasında müsbet bir puan almış oluyorlar. Ama, refah, sıhhat ve saadet gibi tecellilerde insanoğlu, aczini anlamak yerine, bunlara meftun olup, kul olduğunu unutup, gaflete dalabiliyor.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Konunun çok önemli bir yanı da şu: Marifetullah, yani Allah&#8217;ı tanıma denilince, bütün isim ve sıfatları dikkate almak gerekiyor; sadece cemalî isimleri değil.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Allah, Rahman olduğu gibi Kahhar&#8217;dır da. İzzeti tattıran da Odur zilleti çektiren de. Bu dünyada sadece cemalî isimler tecelli etse ve insan sadece bunlara muhatap olsa idi marifeti noksan kalırdı. Bu imtihan meydanında, insanoğlu Allah&#8217;ı hem celal, hem de cemal sıfatlarıyla tanımak durumunda. Ahirette ise, yollar ayrılacak. İnsanların bir kısmı ibadet, ihlas, salih amel ve güzel ahlâklarına mükâfat olarak, cennete girecek ve lütuf, kerem, ihsan gibi nice cemal tecellilerine, azamî ölçüde ve ebediyen muhatap olacaklar. Küfür ve şirk yolunu tutarak dalalet ve sefahate düşenler ise celal, izzet ve kahır tecellileriyle karşılaşacaklar. Böylece, ahiret yurdunda, Allah&#8217;ın hem cemalî hem de celalî isimleri en ileri mânâda tecelli etmiş olacak.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Nur Külliyat&#8217;ında bir dua cümlesi var:</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
<em style="box-sizing: inherit;">&#8220;Bize gösterdiğin nümûnelerin ve gölgelerin asıllarını, menbalarını göster.&#8221; (Sözler, Onuncu Söz)</em></div>
</blockquote>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Bu dünyadaki varlıklar, ahirete nispetle, gölge kadar zayıf bir tecelliye muhatap oluyorlar. Ve bu gölge hayatın gereğini yapan ve hakkını vermeye çalışan insanlar asıla kavuşuyorlar.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
<em style="box-sizing: inherit;">Şunu da unutmamak gerekiyor: Lütuf gibi kahrın da aslı ahirette.</em></div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Cevap 2:</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Kaderi ikiye ayırabiliriz: Izdırari kader, ihtiyari kader.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
&#8220;Izdırari kader&#8221;de bizim hiçbir tesirimiz yok. O, tamamen irademiz dışında yazılmış. Dünyaya geleceğimiz yer, annemiz, babamız, şeklimiz, kabiliyetlerimiz ızdırari kaderimizin konusu. Bunlara kendimiz karar veremeyiz. Bu nevi kaderimizden dolayı mesuliyetimiz de yok.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
İkinci kısım kader ise,&nbsp;irademize bağlıdır. Biz neye karar vereceksek ve ne yapacaksak, Allah ezeli ilmiyle bilmiş, öyle takdir etmiştir. Sizin sorduğunuz soruda bu alanda müzakere edilmektedir. Yani siz bir aday tipi belirliyorsunuz ve arıyorsunuz. Allah da sizin istediğiniz vasıflara sahip birkaç kişiyi önünüze çıkarıyor. Sizde bunlardan birini iradenizle beğenip kabul ediyorsunuz.&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">Alah&#8217;ın seçtiğiniz eşin kim olduğunu ezelde bilmesi&nbsp;kader,&nbsp;fakat sizin iradenizle seçmeniz&nbsp;cüz&#8217;i irade&nbsp;dediğimiz insanın mesuliyet sınırlarıdır.</em></div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Kalbimiz çarpıyor, kanımız temizleniyor, hücrelerimiz büyüyor, çoğalıyor, ölüyor. Vücudumuzda, bizim bilmediğimiz birçok işler yapılıyor. Bunların hiçbirini yapan biz değiliz. Uyuduğumuz zaman bile bu tür faaliyetler devam ediyor.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Ama şunu da çok iyi biliyoruz ki, kendi isteğimizle yaptığımız işler de var. Yemek, içmek, konuşmak, yürümek gibi fiillerde karar veren biziz. Zayıf da olsa bir irademiz, az da olsa bir ilmimiz, cılız da olsa bir gücümüz var.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Yol kavşağında hangi yoldan gideceğimize kendimiz karar veriyoruz. Hayat ise, yol kavşaklarıyla dolu.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
<em style="box-sizing: inherit;">Şu halde,&nbsp;bilerek tercih ettiğimiz, hiçbir zorlamaya maruz kalmaksızın karar verip işlediğimiz bir suçu, kendimizden başka kime yükleyebiliriz?</em></div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
İnsanın cüz-i ihtiyari adı verilen iradesi, önemsiz gibi görülmekle beraber, kainatta geçerli olan kanunlardan istifade ederek büyük işlerin meydana gelmesine sebep olmaktadır.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
<em style="box-sizing: inherit;">Bir apartmanın üst katının lütuflarla, bodrum katının ise işkence aletleriyle dolu olduğunu ve bir şahsın bu apartmanın asansörü içerisinde bulunduğunu farz ediniz</em>. Kendisine, apartmanın bu keyfiyeti daha önce anlatılmış bulunan bu zat, üst katın düğmesine bastığında lütfa mazhar olacak, alt katın düğmesine bastığında ise azaba duçar olacaktır.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Burada iradenin yaptığı tek şey, sadece hangi düğmeye basılacağına karar vermesi ve teşebbüse geçmesidir. Asansör ise, o zatın kudret ve iradesiyle değil, belirli fizik ve mekanik kanunlarla hareket etmektedir. Yani, insan üst kata kendi iktidarıyla çıkmadığı gibi, alt kata da kendi iktidarıyla inmemektedir. Bununla beraber asansörün nereye gideceğinin tayini, içindeki şahsın iradesine bırakılmıştır.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
İnsanın kendi iradesiyle yaptığı bütün işler, bu ölçüyle değerlendirilebilir. Mesela; Cenab-ı Hak, meyhaneye gitmenin haram, camiye gitmenin ise faziletli olduğunu insanlara bildirmiş bulunmaktadır. İnsan bedeni ise kendi iradesiyle, misaldeki asansör gibi her iki yere de gitmeye müsait bir yapıdadır.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Kainattaki faaliyetlerde olduğu gibi, beden içindeki faaliyetlerde de insanın iradesi söz konusu olmamakta ve insan bedeni, kanun-u külli adı verilen ilahi kanunlarla hareket etmektedir. Fakat onun nereye gideceğinin tayini, insanın irade ve ihtiyarına bırakılmıştır. O hangi düğmeye basarsa, yani nereye gitmek isterse, beden oraya doğru hareket etmekte, dolayısıyla da gideceği yerin mükafatı veya cezası o insana ait olmaktadır.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Dikkat edilirse, kaderi bahane ederek,<em style="box-sizing: inherit;">&nbsp;&#8220;benim ne suçum var&#8221;</em>&nbsp;diyen kişinin, iradeyi yok saydığı görülür.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Eğer insan,<em style="box-sizing: inherit;">&nbsp;&#8220;rüzgarın önünde sürüklenen bir yaprak&#8221;&nbsp;</em>ise, seçme kabiliyeti yoksa, yaptığından mesul değilse, o zaman suçun ne manası kalır? Böyle diyen kişi, bir haksızlığa uğradığı zaman mahkemeye müracaat etmiyor mu?</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Halbuki, anlayışına göre şöyle düşünmesi gerekirdi:<em style="box-sizing: inherit;">&nbsp;&#8220;Bu adam benim evimi yaktı, namusuma dil uzattı, çocuğumu öldürdü, ama mazurdur. Kaderinde bu fiilleri işlemek varmış, ne yapsın, başka türlü davranmak elinden gelmezdi ki.&#8221;</em></div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
<em style="box-sizing: inherit;">Hakkı çiğnenenler gerçekten böyle mi düşünüyorlar?</em></div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
İnsan yaptığından sorumlu olmasaydı,&nbsp;&#8220;iyi&#8221;&nbsp;ve&nbsp;&#8220;kötü&#8221;&nbsp;kelimeleri manasız olurdu. Kahramanları takdire, hainleri aşağılamaya gerek kalmazdı. Çünkü, her ikisi de yaptığını isteyerek yapmamış olurlardı. Halbuki hiç kimse böyle iddialarda bulunmaz. Vicdanen her insan, yaptıklarından sorumlu olduğunu ve rüzgarın önünde bir yaprak gibi olmadığını kabul eder.</p>
<div class="separator" style="clear: both; text-align: center;">
<iframe loading="lazy" allowfullscreen="" class="YOUTUBE-iframe-video" data-thumbnail-src="https://i.ytimg.com/vi/jflZYwXJ7lQ/0.jpg" frameborder="0" height="366" src="https://www.youtube.com/embed/jflZYwXJ7lQ?feature=player_embedded" width="520"></iframe></div>
<p></div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
<div id="flippy">
KAYNAK</div>
<div id="flippanel">
&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; www.sorularlaislamiyet.com
</div>
<p></div>The post <a href="https://ateistlerecevap.org/allah-bizi-neden-imtihan-ediyor/" data-wpel-link="internal">Allah bizi neden imtihan ediyor?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ateistlerecevap.org/allah-bizi-neden-imtihan-ediyor/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kur&#039;an&#039;da bilimsel ifadeler var mı</title>
		<link>https://ateistlerecevap.org/kuranda-bilimsel-ifadeler-var/</link>
					<comments>https://ateistlerecevap.org/kuranda-bilimsel-ifadeler-var/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ateistlere Cevaplar]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 29 Jan 2017 18:53:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[ögüt]]></category>
		<category><![CDATA[Sorular]]></category>
		<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.ateistlerecevap.org/?p=103</guid>

					<description><![CDATA[<p>Allah Teala her kavme bir peygamber göndermiştir. Peygamberler insanların dini hayatı ile ilgili hususlarla ilgilendikleri gibi, onlara dünyevi ihtiyaçlarını karşılayacak bilim ve teknikte de öncülük etmiştir. Bu bakımdan eski ümmetleri ilim ve teknikten uzak düşünmek doğru değildir. Kur&#8217;an-ı Kerim&#8217;de anlatılan bazı hususlar eski kavimler döneminde de bilinmekteydi. Çünkü onlara da peygamberler gelmiş ve bazı bilgilerden [&#8230;]</p>
The post <a href="https://ateistlerecevap.org/kuranda-bilimsel-ifadeler-var/" data-wpel-link="internal">Kur'an'da bilimsel ifadeler var mı</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
<div class="separator" style="clear: both; text-align: center;">
<a href="https://3.bp.blogspot.com/-qD4PkC6V-oA/WI47FIp7wCI/AAAAAAAAFTU/0frsT4u1xRg6-QYkfVw06lRhmooqIUjXwCLcB/s1600/Kur%2527an%2527da%2Bbilimsel%2Bifadeler%2Bvar%2Bm%25C4%25B1.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;" data-wpel-link="external" rel="nofollow external noopener noreferrer"><img loading="lazy" decoding="async" border="0" height="280" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2017/01/Kur27an27dabilimselifadelervarmC4B1.jpg" width="320" /></a></div>
<p>
Allah Teala her kavme bir peygamber göndermiştir. Peygamberler insanların dini hayatı ile ilgili hususlarla ilgilendikleri gibi, onlara dünyevi ihtiyaçlarını karşılayacak bilim ve teknikte de öncülük etmiştir. Bu bakımdan eski ümmetleri ilim ve teknikten uzak düşünmek doğru değildir.<br />
<br style="box-sizing: inherit;" /><br />
Kur&#8217;an-ı Kerim&#8217;de anlatılan bazı hususlar eski kavimler döneminde de bilinmekteydi. Çünkü onlara da peygamberler gelmiş ve bazı bilgilerden bahsetmiştir.<br />
<br style="box-sizing: inherit;" /><br />
Mesela, Kur&#8217;an-ı Kerim&#8217;de anlatılan Tufan olayı, ve diğer hadiseler Tevrat ve İncil&#8217;in dışında, Sümer, Asur-Babil kayıtlarında, Yunan efsanelerinde, Hindistan&#8217;da Satapatha, Brahmana ve Mahabharata destanlarında, İngiltere&#8217;nin Galler yöresinde anlatılan bazı efsanelerde, İskandinav Edna efsanelerinde, Litvanya efsanelerinde ve hatta Çin kaynaklı öykülerde birbirine çok benzer şekillerde anlatılır.<br />
<br style="box-sizing: inherit;" /><br />
<em style="box-sizing: inherit;">Birbirinden ve Tufan bölgesinden hem coğrafi hem kültürel olarak bu kadar uzak kültürlerde, Tufan&#8217;la ilgili bu denli detaylı ve birbiriyle uyumlu bilgi nasıl yerleşmiş olabilir?</em><br />
<br style="box-sizing: inherit;" /><br />
Sorunun cevabı açıktır:&nbsp;Eski dönemlerde birbirleriyle ilişki kurmuş olmaları imkansız olan bu toplumların yazıtlarında aynı olaydan bahsedilmesi, aslında bu insanların bir ilahi kaynaktan bilgi aldıklarını gösteren açık bir kanıt durumundadır. Görünen odur ki, tarihin en büyük helak olaylarından biri olan Tufan, farklı uygarlıklara gönderilen birçok peygamberler tarafından ibret için anlatılmış ve bu şekilde Tufan&#8217;la ilgili bilgiler çeşitli kültürlere yerleşmiştir.<br />
<br style="box-sizing: inherit;" /><br />
Bununla birlikte, Tufan olayı ve Nuh (as) Kıssası bir çok kültür ve dini kaynaklarda anlatılmasına rağmen, kaynakların tahrif edilmesi veya yanlış aktarma ve kasıtlar sebebiyle birçok değişikliğe uğramış, aslından uzaklaştırılmıştır. Yapılan araştırmalardan, temelde aynı olayı anlatan ancak aralarında birtakım farklılıklar da bulunan Tufan anlatımları içinde, eldeki bilimsel bulgulara uygun yegane anlatımın Kur&#8217;an&#8217;daki olduğunu görüyoruz.<br />
<br style="box-sizing: inherit;" /><br />
Allah hiç bir kavmi peygambersiz bırakmamış, onlara hakkı tebliğ edecek peygamberleri göndermiştir. Bu nedenle sümerlerin peygamber olmadan yaşadıklarını iddia etmek yanlıştır. Çünkü, 124.000 peygamberin insanları tebliğ için gönderildiği hadiste belirtilen bir hakikattir. Ayrıca tüm peygamberlerin en büyük davası tevhid ve iman hakikatlerini insanla tebliğ etmektir. Bu nedenle sümerlerin destanlarında bahsedilen bazı şeyleri Tevrat, Zebur, İncil ve Kur&#8217;an&#8217;da olması gayet normaldir. Çünkü, peygamberlerin davası bir olduğu gibi, muhataplarıda insan, o dinlerin sahibi de Allah&#8217;tır. Bunda garipsenecek herhangi bir taraf yoktur.<br />
<br style="box-sizing: inherit;" /><br />
Kur&#8217;an-ı Kerim&#8217;in her ayeti birer mucizedir. Bu bakımdan Kur&#8217;an&#8217;daki bütün mucizeleri burada anlatmak mümkün değildir.&nbsp;Bazıları şöyledir:<br />
<br style="box-sizing: inherit;" /><br />
1. &#8220;Allah O&#8217;dur ki, gökleri dayanak olmaksızın yükseltti.&#8221;&nbsp;(Ra&#8217;d, 13/2) ayeti göklerin dağlar sayesinde ayakta duruyor hurafesini ortadan kaldırmıştır.<br />
<br style="box-sizing: inherit;" /><br />
2.&nbsp;Kur&#8217;an-ı Kerim&#8217;de evrenin yaratılışı şöyle açıklanır:&nbsp;&#8221; O gökleri ve yeri yoktan var edendir.&#8221;&nbsp;(En&#8217;am, 6/101) bu ayet şimdiki ilim dünyasının ulaştığı son nokta olan -tüm evrenin zaman ve mekan boyutlarıyla bir sıfırdan, büyük bir patlamayla ortaya çıktığı- gerçeğini 1400 sene evvel haber vermiştir.<br />
<br style="box-sizing: inherit;" /><br />
3. Kainatın daima genişlediği artık ilim ve bilim dünyasının kabul ettiği bir ilmi buluştur.&nbsp;Buna Kur&#8217;an şu ayetiyle işaret etmektedir.&nbsp;&#8220;Biz göğü büyük bir kudretle bina ettik. Ve şüphesiz biz onu genişleticiyiz.&#8221;&nbsp;(Zariyat, 51/47)<br />
<br style="box-sizing: inherit;" /><br />
4.&nbsp;20. asrın bir buluşu da her yıldız ve gök cisimlerin bir yörüngede durduğu gerçeğidir. Bu duruma Kur&#8217;an&nbsp;&#8220;Geceyi, gündüzü, Güneşi ve Ay&#8217;ı yaratan O&#8217;dur. Her biri bir yörüngede yüzüp gidiyor.&#8221;&nbsp;(Enbiya, 21/33)<br />
<br style="box-sizing: inherit;" /><br />
5. Güneşin sabit olarak durduğu zannedilirdi.&nbsp;Oysa Kur&#8217;an güneşin sabit değil, aksine daima hareket eden ve belirli bir hızla ilerleyen bir gök cismi olduğunu söylüyordu. Ve asırlar sonra da ilim onu tasdik edecekti. Şöyleki&nbsp;&#8220;Güneş de kendisi için tespit edilen bir karar yerine doğru akıp gitmektedir. Bu üstün ve güçlü olan bilenin takdiridir.&#8221;&nbsp;(Yasin, 36/38)<br />
<br style="box-sizing: inherit;" /><br />
Kur&#8217;an&#8217;daki Jeolojik Mucizeler&nbsp;<br />
<br style="box-sizing: inherit;" /><br />
Karaların Azalması<br />
<br style="box-sizing: inherit;" /><br />
Yüce Allah on dört asır önce indirdiği Kur&#8217;an-ı Kerim&#8217;de kendi yaratışıyla ilgili bazı sırları haber vermektedir. Bu sırlar hem Kur&#8217;an&#8217;ın Allah sözü olduğunu kanıtlamakta hem de doğa bilimlerindeki gelişmenin önünü açmaktadır.</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
&#8220;Onlar görmüyorlar mi ki, gerçekten Biz arza geliyor ve onu çevresinden eksiltiyoruz&#8230;&#8221;&nbsp;<br />
(Rad, 41)</div>
</blockquote>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
&#8220;&#8230; Fakat simdi, Bizim gerçekten yere gelip onu etrafından eksiltmekte olduğumuzu görmüyorlar mi?&#8230;&#8221;&nbsp;(Enbiya, 21/44)</div>
</blockquote>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Küresel ısınmayla birlikte kutuplardaki buz tabakaları erimekte ve okyanuslardaki deniz suyu seviyesi yükselmektedir. Artan su miktarı da daha fazla karayı kaplamaktadır. Deniz kıyıları sular altında kaldıkça, yeryüzünün toplam yüz ölçümü veya kara miktarı da azalmaktadır. (Dr. Mazhar U. Kazi, 130 Evident Miracles in the Qur&#8217;an, Crescent Publishing House, New York, USA, 1998, s. 115)<br />
<br style="box-sizing: inherit;" /><br />
Ayetlerde geçen&nbsp;&#8220;onu çevresinden eksiltiyoruz&#8221;, &#8220;etrafından eksiltmekte olduğumuz&#8221;&nbsp;ifadelerinin de, deniz kıyılarının sularla kaplanmasına işaret ediyor olması muhtemeldir.<br />
<br style="box-sizing: inherit;" /><br />
New York Times gazetesinde bu konu ile ilgili yer alan bir haber şöyledir:</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
<em style="box-sizing: inherit;">&#8220;Geçen yüzyıl boyunca, yeryüzünün ortalama yüzey ısısı bir Fahrenheit kadar yükseldi, ısınma oranı da son çeyrek yüzyılda artış gösterdi. Bilim adamları, 1950 ve 1960&#8217;larin denizaltı verilerini 1990&#8217;larin gözlemleri ile karsılaştırdılar ve Kuzey Kutbu havzasındaki buz tabakasının % 45 oranında inceldiğini ispatladılar. Uydu görüntüleri, bölgeyi kaplayan buzların boyutlarının geçtigimiz yıllarda önemli ölçüde azaldığını göstermektedir.&#8221;</em>&nbsp;(www.planetwaves.net/polar_NYT.html; New York Times, August 19, 2000)</div>
</blockquote>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
20. yüzyıl sonlarında elde edilen bulgular, Enbiya Suresi&#8217;nin 44. ve Rad Suresi&#8217;nin 41. ayetlerindeki hikmetleri anlamamıza yardımcı olmuştur.<br />
<br style="box-sizing: inherit;" /><br />
Kıtaların Sürüklenmesi<br />
<br style="box-sizing: inherit;" /><br />
Yer kabuğu kendisinden daha yoğun olan manto tabakası zeminde adeta yüzer gibi hareket etmektedir. Ilk olarak 20. yüzyılın başlarında Alfred Wegener isimli Alman bir bilim adamı, yeryüzündeki kıtaların dünyanın ilk dönemlerinde bir arada bulunduklarını, daha sonra farklı yönlerde sürüklenerek birbirlerinden ayrılıp uzaklaştıklarını keşfetmiştir.<br />
<br style="box-sizing: inherit;" /><br />
Yeryüzündeki kara parçaları yaklaşık beş yüz milyon yıl önce birbirlerine bağlılardı ve Pangaea ismi verilen bu büyük kara parçası Güney Kutbu&#8217;nda bulunuyordu.Yaklaşık yüz seksen milyon yıl önce Pangaea ikiye ayrıldı. Farklı yönlere sürüklenen bu iki dev kıtanın birincisinden Afrika, Avustralya, Antarktika ve Hindistan; ikincisinden ise, Avrupa, Kuzey Amerika ve Asya&#8217;nın Hindistan dışındaki kısımları oluştu.<br />
<br style="box-sizing: inherit;" /><br />
Kıtasal hareketin yılda 1 ile 5 cm civarında olduğu hesaplanmıştır. Tabakalar bu şekilde hareket ettikçe Dünya coğrafyasında değişiklikler meydana gelir. Örneğin, Atlantik Okyanusu her sene biraz daha genişlemektedir. (Carolyn Sheets, Robert Gardner,Samuel F. Howe, General Science, Allyn and Bacon Inc.Newton, Massachusetts, 1985, s. 305)<br />
<br style="box-sizing: inherit;" /><br />
Allah, dağların hareketini ayette &#8220;sürüklenme&#8221; olarak bildirmiştir. Bilim adamlarının bugün bu hareket için kullandıkları İngilizce terim de&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">&#8220;continental drift&#8221;</em>&nbsp;yani&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">&#8220;kıtasal sürüklenme&#8221;</em>dir.</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
&#8220;Dağları görürsün de, donmuş sanırsın; oysa onlar bulutların sürüklenmesi gibi sürüklenirler&#8230;&#8221; (Neml Suresi, 88)</div>
</blockquote>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Yerin Yedi Katmandan Oluşması<br />
<br style="box-sizing: inherit;" /><br />
Allah&#8217;ın Kur&#8217;an&#8217;da yeryüzü ile ilgili bilgilerden biri, yeryüzünün, yedi kat olan gökyüzüne benzerliğidir:</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
&#8220;Allah, yedi göğü ve yerden de onların benzerini yarattı?.&#8221;&nbsp;(Talak, 65/12)</div>
</blockquote>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Rabbimiz asırlar önce yerin ve göğün yedişer kat olduğunu bildirmiştir. Asırlar sonra uzun jeolojik araştırmalar sonucunda varılan netice de aynı olmuştur. Bilim adamlarının sıraladığı bu katmanlar şöyledir:&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">Hidrosfer, Litosfer, Astenosfer, Üst manto, Alt Manto.</em><br />
<br style="box-sizing: inherit;" /><br />
Dış Çekirdek ve Iç Çekirdek.&nbsp;<br />
<br style="box-sizing: inherit;" /><br />
Hidrosfer,&nbsp;okyanus ve denizlerin en üst kısmı ile bunlardan etkilenen karaların kıyılarıdır.&nbsp;Litosfer,&nbsp;Dünya&#8217;nın en üst katmanını oluşturan katı kaya tabakadır. Diğer katmanlarla kıyaslandığında oldukça ince, daha soğuk ve daha katıdır; bu bakımdan yeryüzünde kabuk görevi görür.<br />
<br style="box-sizing: inherit;" /><br />
Litosferin&nbsp;altında&nbsp;Astenosfer&nbsp;katmanı bulunur. Bu katman yüksek ısı ve basınca maruz kaldığında yumuşayıp eriyebilen, sıcak, yarı katı maddelerden oluşmuştur. Katı Litosfer tabakasının, yavaşça hareket eden Astenosfer tabakası üzerinde yüzdüğü ya da hareket ettiği düşünülmektedir. Bu katmanın altında yüksek sıcaklıkta, yarı katı kayalardan oluşan yaklaşık 2.900 km kalınlığında manto denilen bir tabaka vardır. Kabuktan daha fazla demir, magnezyum ve kalsiyum içeren manto daha sıcak ve yoğundur; çünkü Dünya&#8217;nın içindeki ısı ve basınç derinlikle birlikte artar.<br />
<br style="box-sizing: inherit;" /><br />
Dünya&#8217;nın merkezinde de neredeyse mantonun iki katı yoğunlukta olan çekirdek yer alır. Bu yoğunluğun sebebi içeriğinde kayalardan çok metaller (demir-nikelalasimi) bulunmasıdır. Dünya&#8217;nın çekirdeği ise iki ayrı parçadan oluşur: Biri 2.200 km kalınlığında olan sıvı dış çekirdek, diğeri de 1.250 km kalınlığındaki katı bir iç çekirdek. Dünya döndükçe sıvı dış çekirdek Dünya&#8217;nın manyetik alanını oluşturur.<br />
<br style="box-sizing: inherit;" /><br />
Her şeyden önemlisi, 20. yüzyıldaki teknoloji ile tespit edilebilen bu bilimsel gerçeklerin Kur&#8217;an&#8217;da yerelması Kur&#8217;an&#8217;ın çok sayıdaki mucizesinden sadece birkaçıdır.<br />
<br style="box-sizing: inherit;" /><br />
Yarılan Yeryüzü</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
&#8220;Dönüşlü olan göğe and olsun. Yarılan yere de.&#8221;&nbsp;(Tarık, 86/11-12)</div>
</blockquote>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Yukarıdaki ayette geçen Arapça<em style="box-sizing: inherit;">&nbsp;&#8220;sada&#8221;&nbsp;</em>kelimesi Türkçede&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">&#8220;çatlama, yarılma, ayrılma&#8221;</em>&nbsp;anlamlarına gelmektedir. Allah&#8217;ın yerin yarılması üzerine yemin etmesi, başka bir Kur&#8217;an mucizesidir.<br />
<br style="box-sizing: inherit;" /><br />
1945-1946 yıllarında, bilim adamları mineral kaynaklarını araştırmak için ilk kez deniz ve okyanusların diplerine indiler. Araştırmaların da dikkati çeken en önemli noktalardan biri Dünya&#8217;nın kırıklı yapısı oldu. Dünya&#8217;nın dış yüzeyindeki kayalık tabaka; kuzey-güney ve doğu-batı doğrultulu olup, on binlerce kilometre uzunluğunda çok sayıda geniş çatlak (fay) ile yarılmıştı. Yeryüzünün bu kırıklı yapısı sayesinde, önemli miktarda ısı dışarı atılır ve erimiş kayaların büyük bir kısmı okyanuslardaki tepeleri oluşturur. Eğer yeryüzünün, kabuğundan yüksek miktarda ısının dışarı çıkmasına olanak veren bu yapısı olmasaydı Dünya üzerinde hayat imkansız olurdu. Çünkü bu durumda yer kabuğunun altından çıkış noktası bulamayan ısı, çok büyük miktarlarda olumsuz nükleer etki meydana getirecekti.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
<div id="flippy">
Kaynak</div>
<div id="flippanel">
&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;www.sorularlaislamiyet.com
</div>
<p></div>
<div class="separator" style="clear: both; text-align: center;">
<iframe loading="lazy" allowfullscreen="" class="YOUTUBE-iframe-video" data-thumbnail-src="https://i.ytimg.com/vi/l2vkoBvTe6I/0.jpg" frameborder="0" height="366" src="https://www.youtube.com/embed/l2vkoBvTe6I?feature=player_embedded" width="520"></iframe></div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
</div>The post <a href="https://ateistlerecevap.org/kuranda-bilimsel-ifadeler-var/" data-wpel-link="internal">Kur'an'da bilimsel ifadeler var mı</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ateistlerecevap.org/kuranda-bilimsel-ifadeler-var/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kaderimiz çiziliyse kararlarımızdan niye sorumlu tutuluyoruz?</title>
		<link>https://ateistlerecevap.org/kaderimiz-ciziliyse-kararlarimizdan/</link>
					<comments>https://ateistlerecevap.org/kaderimiz-ciziliyse-kararlarimizdan/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ateistlere Cevaplar]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 28 Jan 2017 07:39:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[ögüt]]></category>
		<category><![CDATA[Sorular]]></category>
		<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.ateistlerecevap.org/?p=106</guid>

					<description><![CDATA[<p>Değerli kardeşimiz, Şöyle düşünebiliriz: Mesela, biz güneşin ne zaman doğup batacağını biliyoruz.Takvime de yazıyoruz, yarın şu saatte güneş doğacaktır. Gerçekten de yarın o saatte güneş doğuyor. Güneşin bu doğuşuna bizim yazmamızın bir etkisi olmadığı gibi, &#8220;biz yarın güneşin doğuşunu biliyoruz, öyleyse güneş doğmasa da olur&#8221; gibi bir söylem de bulunmamız da hata olur. Güneşin doğmasıyla oluşacak bütün faydalar [&#8230;]</p>
The post <a href="https://ateistlerecevap.org/kaderimiz-ciziliyse-kararlarimizdan/" data-wpel-link="internal">Kaderimiz çiziliyse kararlarımızdan niye sorumlu tutuluyoruz?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"></div>
<div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"></div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;"><a href="http://3.bp.blogspot.com/-1xqnxsbZpnY/Wde68h8LOZI/AAAAAAAAI48/Ltr3pKL-vLEST6NLxh6ErJe2R3pS9bZlgCK4BGAYYCw/s1600/kapak.png" data-wpel-link="external" rel="nofollow external noopener noreferrer"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2017/01/kapak.png" width="640" height="360" border="0" /></a></div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Değerli kardeşimiz,<br />
Şöyle düşünebiliriz: Mesela, biz güneşin ne zaman doğup batacağını biliyoruz.Takvime de yazıyoruz, yarın şu saatte güneş doğacaktır. Gerçekten de yarın o saatte güneş doğuyor. Güneşin bu doğuşuna bizim yazmamızın bir etkisi olmadığı gibi, <i style="box-sizing: inherit;">&#8220;biz yarın güneşin doğuşunu biliyoruz, öyleyse güneş doğmasa da olur&#8221;</i> gibi bir söylem de bulunmamız da hata olur. Güneşin doğmasıyla oluşacak bütün faydalar da olmamış olur.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;"><i style="box-sizing: inherit;">Allah’ın insanı yaratmasının çok hikmetlerinden birisi de ibadettir.</i></div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">1. Allah insanı imtihan için yarattı. Bu hikmet insanın yaratılmadan olamayacağı kesindir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">2. Allah kâinatta tecelli ettiği cemal ve kemalini hem kendisi –kendine mahsus bir şekilde– görmek hem de başkalarının gözüyle görmek istiyor. Başkasının görmesi derken bunların başında insan gelmektedir. Bu hikmet de yine insanın yaratılmasını gerekli kılıyor.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">3. İbadet için yarattı. Bu hikmetin yerine gelmesi için var olan birisi gerektir. Yaratılmadan ibadetin yerine gelmesi mümkün değildir. Burada yaptığımız ibadetin miktarına göre cennetteki yerimiz hazırlanıyor.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">4. Allah’ın her şeyden daha büyük olduğunu ilan etmek ve Allah’ın emirlerini yaymak. Bu hikmetin yerine gelebilmesi için, hem tebliğ edenin hem de tebliğ edilenin yaratılması icap eder.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">5. Bir çekirdeğin ağaç olması için toprağa girmesi gerektiği gibi, insanın da yetişip olgunlaşmsı ve terakkisi için dünya tarlasına gönderilmiştir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">6. Eğer başka âlemde yaratılsaydık, o zaman da <i style="box-sizing: inherit;">&#8220;Neden bu âlemde yaratıldık?&#8221; </i>diye sormamız gerekecekti. <i style="box-sizing: inherit;">&#8220;İnsan için en mükemmel imtihan salonu bu olduğu için buraya gönderildik.&#8221;</i> denilebilir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">7. Bilmekle yapmanın çok farklı şeyler olduğunu vurgulamak gerekir. Bir misal vermiştik. Bizlerin bir çekirdeğin ağaç olacağını bilmemiz onun ağaç olmasına gerek olmadığı anlamına gelmez</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">8. Allah&#8217;ın insanı imtihana tabi tutmasının bir hikmeti, insanların kendi yaptıklarını bilmesi için de önemlidir. Nitekim mahşer meydanında insanın bütün yaptıkları kendisine gösterilecek ve Allah&#8217;ın adaleti karşısında insan söyleyecek söz bulamayacaktır. Şayet imtihan etmeden cennet veya cehenneme atsaydı o zaman nefis beni imtihan etmeden Cehenneme atman adalet olmaz diye şekvada bulunabilirdi.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Bir öğretmen düşünün. Kimin ne not alacağını bilsin. Sınıfa girince öğrencilere ben sizin ne alacağınızı biliyordum. Ona göre notlarınızı yazdım. İmtihana gerek yoktur. Elbette öğrencilerin hocalarına itimadı tam bile olsa nefisleri itiraz etmeye yeltenecektir. İşte Rabbimiz nefsin bu itirazını önlemek için bu imtihanı yapmaktadır.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Ayrıca bir makine veya bina için bir plan yapılsa,<i style="box-sizing: inherit;"> &#8220;madem ki plan var öyleyse binaya ve makinaya ne gerek var&#8221;</i>denilebilir mi?..</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Yarın bir yere gideceğimizi ve şunları yiyeceğimizi planlıyalım. Buna göre madem ne yapacağımız belli öyleyse ne gerek var gitmeye ve yemek yemeye diyor muyuz?</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Biz bile gündelik basit şeyler için bunu diyemezsek, Allah&#8217;ın sayısız hikmetlerle yarattığı insanı,<i style="box-sizing: inherit;"> &#8220;Madem ne yapacağını biliyordu öyleyse neden imtihan ediyor?&#8221;</i> denilemez.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Cenab-ı Hak Hakim&#8217;dir ve Adil&#8217;dir. Hikmetsiz ve abes iş yapmaz ve Adildir, kullarına da zulmetmez.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Kaderin bir manası Allah Teala&#8217;nın yarattığı varlıkların hayat programlarını ezeli ilmi ile bilmesidir. Yani insanın anne rahmine düştüğü andan tutun dünyaya gelmesi ve aldığı nefese kadar kaderinde vardır ve Allah Teala tarafından bilinmektedir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Kader, ilim ve iradeyle düzenlenmiş bir programdır. Kaza ise, bu programın uygulanma safhasının adıdır.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;"><i style="box-sizing: inherit;">Kaza, Allah’ın kudretinin ortaya çıkmasıdır </i>. Kader ise, Allah’ın ilminin bir yansımasıdır. Bu açıdan bakıldığında kader denildiği zaman ilim akla gelir. Nitekim</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid #b6ff6d; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">“Hiçbir şey yoktur ki, hazineleri bizim yanımızda olmasın. Her şeyi biz bilinen bir kader ile indiririz.” (Hicr, 15/21)</div>
</blockquote>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">ayeti Kader’in Allah’ın bilmesi anlamına geldiğini gösterir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;"><i style="box-sizing: inherit;">Kader ilimden çıkmış bir program olduğundan, insanın fiilleri üzerinde zorlayıcı bir yönü bulunmamaktadır. </i>Nitekim ilm-i kelamın kader mevzusunda bir kaidesi olan “İlim maluma tabidir.” sözü meseleyi daha açık bir şekilde ifade edecektir. Bunu bir misalle açıklarsak mesela, yarın güneşin ne zaman doğup batacağını bilmemiz onun doğması ve batmasına bir etkisi yoktur. Bizler o şekilde bildiğimiz için güneş doğup batmamakta, aksine güneş o dakikada doğup batacağı için bizler bilmekteyiz.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;"><i style="box-sizing: inherit;">Allah’ın, kimin cehenneme, kimin cennete gideceğini ezelî ilmiyle bilmesi onun ilah olmasının bir vasfıdır.</i> İnsanda cennet veya cehennem ehli olmayı gerektirecek amelleri işlemeye müsait özellikler vardır. İnsana verilen cüz-i irade ile cennetliklerin veya cehennemliklerin amellerini işleyebilirler. Bunda da tüm mesuliyet ona aittir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Kaderin iki yönü vardır: İnsanın iradesi dışında olanı ki; dünyaya gelmesi, anne ve babasının kim olacağı, eceli vs. (örnekler çoğaltılabilir) gibi hususlardır. Bunda insanın iradesi ile karar vermesi söz konusu olmadığından, bunlardan mesul de değildir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Kendi iradesi ile yapmaya karar verdiği fiillerinden de mesuldür. Her insan vicdanen bilir ki camiye gitmesi de meyhaneye gitmesi de kendi istemesi ile olur. Burada bir zorlama yoktur.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Bir hadis-i Nebevi (asm) de “her insanın İslam fıtratı üzerine doğduğu&#8221; ifade edilmiştir. &#8220;İslam&#8221; ifadesinin hadislerde geçen manalarından birisi de temiz ve güzel ahlaktır. Yani her insan özünde temiz ve güzel ahlak üzerine, imanın esaslarını tasdik edebilme özelliğinde yaratılmıştır. Ancak kul kendi iradesi ile bu vasfını değiştirip cehennemliklere mahsus inanç içine girer ve cehennemliklere mahsus fiiller işlerse, bundan da elbette mesul olacaktır</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Kaynak: www.sorularlaislamiyet.com</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">bu konu ile ilgili daha detaylı bilgi için aşağıdaki videoları izleyin.</div>
<div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"><iframe loading="lazy" class="YOUTUBE-iframe-video" src="https://www.youtube.com/embed/k2lnlV5d8yU?feature=player_embedded" width="520" height="366" frameborder="0" allowfullscreen="allowfullscreen" data-thumbnail-src="https://i.ytimg.com/vi/k2lnlV5d8yU/0.jpg"></iframe></div>
<div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"></div>
<div class="separator" style="clear: both; text-align: center;">⇓⇓⇓⇓⇓⇓⇓</div>
<p><iframe loading="lazy" class="YOUTUBE-iframe-video" src="https://www.youtube.com/embed/yOFSCiZ9niQ?feature=player_embedded" width="520" height="366" frameborder="0" allowfullscreen="allowfullscreen" data-thumbnail-src="https://i.ytimg.com/vi/yOFSCiZ9niQ/0.jpg"></iframe></p>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;"></div>The post <a href="https://ateistlerecevap.org/kaderimiz-ciziliyse-kararlarimizdan/" data-wpel-link="internal">Kaderimiz çiziliyse kararlarımızdan niye sorumlu tutuluyoruz?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ateistlerecevap.org/kaderimiz-ciziliyse-kararlarimizdan/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bir Ateiste İslam&#039;ı Nasıl Anlatırım?</title>
		<link>https://ateistlerecevap.org/birateisteislaminasilanlatiri/</link>
					<comments>https://ateistlerecevap.org/birateisteislaminasilanlatiri/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ateistlere Cevaplar]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 27 Jan 2017 23:01:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[ögüt]]></category>
		<category><![CDATA[Sorular]]></category>
		<category><![CDATA[Tanım]]></category>
		<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.ateistlerecevap.org/?p=107</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bir Ateiste İslam&#8217;ı Nasıl Anlatırım? Bu konu çok önemli bir konu maalesef çoğu Müslüman kardeşimiz bir ateist ile tartışırken veya İlam dışındaki başka dinlere mensup insanlarla tartışırken onları aşağılayacak, küçük düşürecek şekilde konuşur ve onların düşünceleri ile dalga geçer. Bu çok büyük bir yanlıştır. Oysaki efendimiz bir hadisi şerifinde ne buyuruyor;&#160; &#8220;Kolaylaştırınız! Zorlaştırmayınız! Müjdeleyiniz, nefret [&#8230;]</p>
The post <a href="https://ateistlerecevap.org/birateisteislaminasilanlatiri/" data-wpel-link="internal">Bir Ateiste İslam'ı Nasıl Anlatırım?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<table align="center" cellpadding="0" cellspacing="0" class="tr-caption-container" style="margin-left: auto; margin-right: auto; text-align: center;">
<tbody>
<tr>
<td style="text-align: center;"><a href="https://3.bp.blogspot.com/-edHQL4r7WDQ/WIvHzgaaUjI/AAAAAAAAFR8/W6m5ew_TL5AYQ_nvxaKFUr5F6dOVxl_twCLcB/s1600/Bir%2BAteiste%2B%25C4%25B0slam%2527%25C4%25B1%2BNas%25C4%25B1l%2BAnlat%25C4%25B1r%25C4%25B1m.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: auto; margin-right: auto;" data-wpel-link="external" rel="nofollow external noopener noreferrer"><img loading="lazy" decoding="async" alt="Nasıl Anlatırım?" border="0" height="266" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2017/01/BirAteisteC4B0slam27C4B1NasC4B1lAnlatC4B1rC4B1m.jpg" title="Bir Ateiste İslam'ı Nasıl Anlatırım?" width="400" /></a></td>
</tr>
<tr>
<td class="tr-caption" style="text-align: center;">Bir Ateiste İslam&#8217;ı Nasıl Anlatırım?</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Bu konu çok önemli bir konu maalesef çoğu Müslüman kardeşimiz bir ateist ile tartışırken veya İlam dışındaki başka dinlere mensup insanlarla tartışırken onları aşağılayacak, küçük düşürecek şekilde konuşur ve onların düşünceleri ile dalga geçer. Bu çok büyük bir yanlıştır. Oysaki efendimiz bir hadisi şerifinde ne buyuruyor;&nbsp;</p>
<blockquote class="tr_bq"><p>
&#8220;Kolaylaştırınız! Zorlaştırmayınız! Müjdeleyiniz, nefret ettirmeyiniz! Birbirinizle anlaşın, iyi geçinin, ihtilâfa düşmeyin!&#8221;</p></blockquote>
<p>Eğer biz karşımızdaki insana güzel dil ile yaklaşmaz isek onu İslamdan uzaklaştırırız. Dinlemeyi öğrenin anlayışla karşılayın bir çok sorusu olabilir asla yadırgamayın elinizden geldiğinice doğru bir şekilde sorularını cevaplayın eğer sizde bilmiyorsanız beraber araştırın. Araştırmaktan asla korkmayın kalbiniz tatmin olana kadar araştırın bu konu il ilgili HZ.İbrahim&#8217;in bir kıssası var bu kıssa şöyledir;</p>
<div class="itemIntroText" style="background-color: white; font-size: 14px;">
<blockquote class="tr_bq" style="margin-bottom: 1.5em; margin-top: 0.5em; text-align: justify;">
<div class="itemIntroText" style="text-align: start;">
<div style="margin-bottom: 1.5em; margin-top: 0.5em; text-align: justify;">
HZ.İbrahim herkese“ Benim Rabbim öldürür ve diriltir .” diye anlatıyor , kendi de buna gönülden inanıyordu Öyle olmasına rağmen Hazreti İbrahim bir gün :</div>
</div>
<div class="itemFullText" style="text-align: start;">
<div style="margin-bottom: 1.5em; margin-top: 0.5em; text-align: justify;">
Ya Rabbi ! Ölüleri nasıl dirilteceğini bana göster ! diye ( ALLAH’A ) yalvardı Yüce Rabbimiz ona :</div>
<div style="margin-bottom: 1.5em; margin-top: 0.5em; text-align: justify;">
Ölüleri dirilteceğime inanmadın mı yoksa , İbrahim ? diye sordu . Hazreti İbrahim</div>
<div style="margin-bottom: 1.5em; margin-top: 0.5em; text-align: justify;">
İnandım elbette , Rabbim ! Ama bunu , gözümle göreyim de kalbim iyice yatışsın diye istiyorum , dedi .</div>
<div style="margin-bottom: 1.5em; margin-top: 0.5em; text-align: justify;">
Bunu üzerine ( ALLAH ) Teala Hazreti İbrahim’e dedi ki :</div>
<div style="margin-bottom: 1.5em; margin-top: 0.5em; text-align: justify;">
Öyleyse dört kuş tut ! Bunları kendine iyice alıştır . Adlarıyla seslendiğin vakit uçup sana gelebilsinler . Sonra da bunları kes ! Etlerini doğra ve iyice birbirine karıştır . Bu etleri dört parçaya böl ve her parçayı bir dağın başına koy ! Sonra da kuşları alışık oldukları şekilde çağır ! Koşup sana geldiklerini göreceksin . Bunu gördükten sonra artık iyice anan ki , ( ALLAH’IN ) her şeye gücü yeter ve o yaptığı her işi boşuna değil , anlamlı olarak yapar .</div>
<div style="margin-bottom: 1.5em; margin-top: 0.5em; text-align: justify;">
Hazreti İbrahim , dileğinin kabul edilmesine çok sevindi . Hemen bir güvercin , bir tavus kuşu , bir karga ve bir horozu kendine alıştırdı . Artık bu hayvanlar nerede olursa olsunlar , İbrahim ( a.s. )’ın sesini duyar duymaz , ona doğru uçup geliyorlardı .</div>
<div style="margin-bottom: 1.5em; margin-top: 0.5em; text-align: justify;">
Bir gün Hazreti İbrahim ( ALLAH ) Tealanın buyurduğu şekilde onları kesti Etlerini birbirine iyice karıştırdıktan sonra , dörde böldü . Her birini bir dağın başına koydu . Sonra uygun bir yere çekildi . Daha önce alıştırdığı şekilde Kuşlara ve Horoza seslendi . Bir anda dirilip canlana hayvanlar , ona doğru uçup geldiler Tıpkı eskiden olduğu gibi her şeyleri yerli yerinde duruyordu .</div>
<div style="margin-bottom: 1.5em; margin-top: 0.5em; text-align: justify;">
Bunu gören İbrahim ( a.s. ) , secdeye kapandı . Rabbine şükür etti . Ona olan imanı daha bir güçlendi .</div>
</div>
</blockquote>
</div>
<div class="itemFullText" style="background-color: white; font-size: 14px;">
<div style="margin-bottom: 1.5em; margin-top: 0.5em; text-align: justify;">
Şöyle düşünebiliriz ki : Hz.İbrahim bir peygamber ve Allah&#8217;a iman etmiş onun gücünün sonsuz olduğunu biliyor ama yinede KALBİNİN TATMİN OLMASI için Allah&#8217;a böyle bir soru soruyor.Ey Müslüman kardeşim! Oku araştır öğren sorgula bilgisiz kalma. Soruların cevapları için örneklere başvurabilirsiniz aşağıdaki gibi;</div>
</div>
<p><b>Örnekler kullanın:</b><br />
Kavun ve karpuz gibi sulu meyveleri örnek verin</p>
<ul>
<li>Bak kardeşim kupkuru toraktan canı olmayan aklı zekası düşüncesi olmayan bir topraktan sulu sulu meyveler çıkıyor işte bunlar Allah (c.c) un bir lütfudur gibi.</li>
<li>Bak şu vücuduna &nbsp;her şey düzgün bir şekilde ilerliyor sen bir adım atatken aklı olmayan milyonlarca hücre atom öyle bir nizam içerisinde hareket ediyorlar ki beynindeki nöronlar beyinde oluşan emirleri saliseler içerisinde bacak kaslarına iletiyor ve sen adım atıyorsun ve attığın her adımda milyonlarca hücre bu hareketleri tekrar tekrar yapıyor bunların oluşması tesadüf olabilir mi?</li>
</ul>
<p>gibi örneklerle yaklaşabilirsiniz bu örnekler dahada çoğaltılabilir konu ile ilgili daha da detaylı bilgi için aşağıdaki videoları izleyin.</p>
<div>
</div>
<div class="separator" style="clear: both; text-align: center;">
<iframe loading="lazy" allowfullscreen="" class="YOUTUBE-iframe-video" data-thumbnail-src="https://i.ytimg.com/vi/VtFezPyR160/0.jpg" frameborder="0" height="366" src="https://www.youtube.com/embed/VtFezPyR160?feature=player_embedded" width="520"></iframe></div>
<div class="separator" style="clear: both; text-align: center;">
</div>
<div class="separator" style="clear: both; text-align: center;">
</div>
<div class="separator" style="clear: both; text-align: center;">
</div>
<div class="separator" style="clear: both; text-align: center;">
<iframe loading="lazy" allowfullscreen="" class="YOUTUBE-iframe-video" data-thumbnail-src="https://i.ytimg.com/vi/SFVx6J5J82Y/0.jpg" frameborder="0" height="366" src="https://www.youtube.com/embed/SFVx6J5J82Y?feature=player_embedded" width="520"></iframe></div>
<div class="separator" style="clear: both; text-align: center;">
</div>
<div class="separator" style="clear: both; text-align: center;">
</div>
<div>
</div>
<p></p>The post <a href="https://ateistlerecevap.org/birateisteislaminasilanlatiri/" data-wpel-link="internal">Bir Ateiste İslam'ı Nasıl Anlatırım?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ateistlerecevap.org/birateisteislaminasilanlatiri/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Allah Neden Bana Sormadan Beni Yarattı?</title>
		<link>https://ateistlerecevap.org/allah-neden-bana-sormadan-beni-yara/</link>
					<comments>https://ateistlerecevap.org/allah-neden-bana-sormadan-beni-yara/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ateistlere Cevaplar]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 27 Jan 2017 08:55:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[ögüt]]></category>
		<category><![CDATA[Sorular]]></category>
		<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.ateistlerecevap.org/?p=108</guid>

					<description><![CDATA[<p>Arkadaşlar soru açık&#160;Allah Neden Bana Sormadan Beni Yarattı bunun cevabı aslında basit olmakla beraber insanlarımız araştırmadığı için suçu Allah&#8217;ın üstüne atıyor bu konu ile ilgili detaylı bilgiyi aşağıdaki videolardan bulabilirsiniz. ⇩⇩⇩⇩ &#160; &#160; &#160; &#160; &#160; &#160; &#160; &#160; &#160;</p>
The post <a href="https://ateistlerecevap.org/allah-neden-bana-sormadan-beni-yara/" data-wpel-link="internal">Allah Neden Bana Sormadan Beni Yarattı?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div class="separator" style="clear: both; text-align: center;">
<a href="https://2.bp.blogspot.com/-ViZzPCCDNiI/WIsKw1_qD2I/AAAAAAAAFRk/fKIeUawCI5oPjrNBaffA4JfZWJuc7eWQgCLcB/s1600/Allah%2BNeden%2BBana%2BSormadan%2BBeni%2BYaratt%25C4%25B1%2B.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;" data-wpel-link="external" rel="nofollow external noopener noreferrer"><img loading="lazy" decoding="async" alt="Allah bana sordumu" border="0" height="268" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2017/01/AllahNedenBanaSormadanBeniYarattC4B1.jpg" title="Allah bana sordumu" width="400" /></a></div>
<p>
Arkadaşlar soru açık&nbsp;Allah Neden Bana Sormadan Beni Yarattı bunun cevabı aslında basit olmakla beraber insanlarımız araştırmadığı için suçu Allah&#8217;ın üstüne atıyor bu konu ile ilgili detaylı bilgiyi aşağıdaki videolardan bulabilirsiniz.</p>
<div class="separator" style="clear: both; text-align: center;">
<iframe loading="lazy" allowfullscreen="" class="YOUTUBE-iframe-video" data-thumbnail-src="https://i.ytimg.com/vi/Xr8HvfkU71k/0.jpg" frameborder="0" height="366" src="https://www.youtube.com/embed/Xr8HvfkU71k?feature=player_embedded" width="520"></iframe></div>
<div class="separator" style="clear: both; text-align: center;">
</div>
<div class="separator" style="clear: both; text-align: center;">
⇩⇩⇩⇩</div>
<p>&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;<iframe loading="lazy" allowfullscreen="" class="YOUTUBE-iframe-video" data-thumbnail-src="https://i.ytimg.com/vi/ixUdehUTRdM/0.jpg" frameborder="0" height="366" src="https://www.youtube.com/embed/ixUdehUTRdM?feature=player_embedded" width="520"></iframe></p>The post <a href="https://ateistlerecevap.org/allah-neden-bana-sormadan-beni-yara/" data-wpel-link="internal">Allah Neden Bana Sormadan Beni Yarattı?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ateistlerecevap.org/allah-neden-bana-sormadan-beni-yara/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Hz.Adem&#039;in Cezasını Neden Ben Çekiyorum?</title>
		<link>https://ateistlerecevap.org/hzademin-cezasn-neden-ben-cekiyoru/</link>
					<comments>https://ateistlerecevap.org/hzademin-cezasn-neden-ben-cekiyoru/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ateistlere Cevaplar]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 27 Jan 2017 08:46:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[ögüt]]></category>
		<category><![CDATA[Sorular]]></category>
		<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.ateistlerecevap.org/?p=109</guid>

					<description><![CDATA[<p>Hz.Adem&#8217;in Cezasını Neden Ben Çekiyorum? İnsanın asıl vatanı cennettir.&#160;Hz. Adem (a.s) cennette olmakla beraber, Allah onları o haliyle cennette bırakmak için yaratmamış, onları çoğalma ve imtihan vesilesi yapmak gibi büyük bir gaye için yaratmıştı. Bu hikmetten dolayı, onların malum hatayı işlemelerine izin vermiştir. Allah, asıl vatanın cennet olduğunu, dünyanın ise sadece geçici bir imtihan meydanı [&#8230;]</p>
The post <a href="https://ateistlerecevap.org/hzademin-cezasn-neden-ben-cekiyoru/" data-wpel-link="internal">Hz.Adem'in Cezasını Neden Ben Çekiyorum?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<table align="center" cellpadding="0" cellspacing="0" class="tr-caption-container" style="margin-left: auto; margin-right: auto; text-align: center;">
<tbody>
<tr>
<td style="text-align: center;"><a href="https://3.bp.blogspot.com/-vtgDW8sjCXk/WIsIz9VXdeI/AAAAAAAAFRY/_de2dbEfhUEwQSjgWBaqsgCbLq8fl9_YgCLcB/s1600/Hz.%2BAdem%2527in%2BCezas%25C4%25B1n%25C4%25B1%2BNeden%2BBen%2B%25C3%2587ekiyorum.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: auto; margin-right: auto;" data-wpel-link="external" rel="nofollow external noopener noreferrer"><img loading="lazy" decoding="async" alt="Cezasını neden ben çekiyorum" border="0" height="277" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2017/01/Hz.Adem27inCezasC4B1nC4B1NedenBenC387ekiyorum.jpg" title="Cezasını neden ben çekiyorum" width="400" /></a></td>
</tr>
<tr>
<td class="tr-caption" style="text-align: center;">Hz.Adem&#8217;in Cezasını Neden Ben Çekiyorum?</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
İnsanın asıl vatanı cennettir.&nbsp;Hz. Adem (a.s) cennette olmakla beraber, Allah onları o haliyle cennette bırakmak için yaratmamış, onları çoğalma ve imtihan vesilesi yapmak gibi büyük bir gaye için yaratmıştı. Bu hikmetten dolayı, onların malum hatayı işlemelerine izin vermiştir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Allah, asıl vatanın cennet olduğunu, dünyanın ise sadece geçici bir imtihan meydanı olarak yaratıldığını insanlığın Anne ve Babasına bizzat göstermek için, hikmetiyle böyle bir uygulama yapmıştır.<br />
<br style="box-sizing: inherit;" /><br />
Allah Teâla günah işleme kabiliyeti olmayan meleklerle, hiç sorumlu olmayan hayvanları yaratmıştır.<br />
<br style="box-sizing: inherit;" /><br />
Bu iki varlıktan başka, hem melekleri geçecek kadar mükemmel, hem de aklı olmayan hayvanlardan daha aşağı olacak kadar kötü olma özelliğindeki insanı yaratmıştır. İşte böyle bir varlığın hangi özellikleri taşıdığının anlaşılması için şeytan yaratılmıştır.<br />
<br style="box-sizing: inherit;" /><br />
Mesela, altın ve bakırın karışık halden ayrılması için ateşte kaynatılması gibi, insan denen varlığın iyi ve kötü huylarının birbirinden ayrılması, iyi huylu Ebubekir (ra) ile kötü ruhlu Ebucehil&#8217;in anlaşılması için Allah şeytanı ateşten yaratmıştır.<br />
<br style="box-sizing: inherit;" /><br />
<em style="box-sizing: inherit;">Ayrıca ambardaki çekirdeklerin ağaç olması için toprağa atılması gerekiyor.</em>&nbsp;Görünüşte toprak altı karanlık ve sıkıcıdır. Ancak ağaç olmanın yolu oradan geçiyor. Binlerce sene ambarda kalsa ağaç olamıyor.<br />
<br style="box-sizing: inherit;" /><br />
İşte Allah, cennet ambarında duran babamız Adem Peygamberi (as) dünya tarlasına gönderiyor. Ağaç olarak cennete dönmesi için de şeytan ateşine oturtuyor. İbadet toprağına gömüyor. Böylece ağaç olarak cennete geri dönüyor. Bizim durumumuz da böyledir.<br />
<br style="box-sizing: inherit;" /><br />
İnsanın aklını meşgul eden ve zihnini yoran hadiselerden birisi de, Hz. Âdem (as)&#8217;in cennetten çıkarılışı, dünyaya gönderilişi ve bu hadiseye de şeytanın sebep oluşudur. Bazı kimselerin aklına şöyle bir soru gelmektedir:</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
<em style="box-sizing: inherit;">“Eğer şeytan olmasaydı, Hz. Âdem cennette kalacak ve biz de orada mı bulunacaktık?”</em><br />
<br style="box-sizing: inherit;" /><br />
Bu konunun izahında, Cenab-ı Hakk&#8217;ın, Hz. Âdem (as)&#8217;i yaratmazdan önce meleklerle olan konuşmasına dikkat edelim. Bakara Suresinde şöyle anlatılmaktadır:</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
“Hani, rabbin meleklere, ben yeryüzünde bir halife yaratacağım dedi. Onlar, &#8216;Bizler hamdinle sana tesbih ve seni takdis edip dururken, yeryüzünde fesat çıkaracak, orada kan dökecek insanı mı halife kılıyorsun?&#8217; dediler. Allah da onlara, sizin bilemeyeceğinizi herhalde ben bilirim dedi.”&nbsp;(Bakara, 2/30)</div>
</blockquote>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Ayet-i kerimenin mealinde de görüldüğü gibi, Cenab-ı Hak daha Hz. Âdem (as)&#8217;i yaratmadan önce insan nevini yeryüzünde var edeceğini haber vermektedir. Yani insanların cennette değil de, dünyada yaşayacaklarını bildirmektedir. Şeytanın Hz. Âdem (as)&#8217;i aldatması, insanın dünyaya gönderilmesine sadece bir sebep olmuştur.<br />
<br style="box-sizing: inherit;" /><br />
Diğer taraftan, meleklerden farklı olarak insana nefis ve şehevi hisler verilmiştir. Bu hislerin akislerinin görülmesi için insanların dünyaya gönderilmesi, onlara bazı sorumlulukların verilmesi ve bir imtihana tabi tutulması gerekliydi. Ta ki, insan bu imtihan ve tecrübe sonunda ya cennete layık bir kıymet alsın, yahut cehenneme ehil olacak bir vaziyete girsin.<br />
<br style="box-sizing: inherit;" /><br />
Kur&#8217;an&#8217;da geçen kelimelerin hangi anlamda kullanıldığı çok önemlidir. Peygamberlerin masum olduğu düşünülürse bunun kesinlikle bilinçli bir isyan olmadığı açıkça anlaşılır. Nitekim bundan önceki ayetlerde olay anlatılırken Hz. Adem (as)&#8217;in bu sözü unuttuğu belirtilir:</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
&#8220;Doğrusu bundan önce Âdem&#8217;e (bu ağaçtan yeme diye) emrettik, fakat unuttu ve biz onda bir azim (bir kararlılık) bulmadık.&#8221;&nbsp;(Taha, 20/115)</div>
</blockquote>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Demek Hz. Adem (as)&#8217;in bu davranışı Allah&#8217;ın emrine karşı gelmek gibi bilinçli bir hareket değildir. Bu nedenle ayeti bizim anladığımız isyan olarak değil şöyle anlamak mümkündür:</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
&#8220;Bunun üzerine ikisi de o ağaçtan yediler. Hemen ayıp yerleri kendilerine açılıp görünüverdi. Ve üzerlerine cennet yaprağından örtüp yamamaya başladılar. Âdem Rabbinin emrinden çıktı da şaşırdı.&#8221;&nbsp;(Taha, 20/121)</div>
</blockquote>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Peygamberler günah işlemez<br />
<br style="box-sizing: inherit;" /><br />
Günahlar, büyük ve küçük olmak üzere iki kısımdır. Büyük günahların başlıcaları şunlardır:&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">Adam öldürme, zina, içki içme, ana babaya karşı gelme, kumar, yalancı şahitlik, dine zarar verecek bid&#8217;atlara taraftar olmak.</em>1<br />
<br style="box-sizing: inherit;" /><br />
Bütün peygamberler gerek peygamberliklerinden önce, gerekse peygamberliklerinden sonra hiçbir şekilde büyük günah işlememişlerdir.<br />
<br style="box-sizing: inherit;" /><br />
Ancak, bazı peygamberler hata yoluyla, unutmak veya daha iyiyi terk etmek suretiyle bizim bildiğimiz şeklin dışında&nbsp;&#8220;zelle&#8221;&nbsp;denen bazı hatalar işlemişlerdir.2 Hz. Adem (as)&#8217;in cennette iken yasak ağacın meyvelerinden yemesi zelleye misal olarak verilebilir. Hz. Âdem (as), yasak meyvelerden yemekle bizim bildiğimiz mânâda bir günah işlememiş, daha iyi olanı terk etmiştir. Neticede de, bu hatalarından dolayı cennet nimetlerinden mahrum kaldılar. Cennette günah ve sevap mefhumunun olmaması bu günahın, bilinenden başka bir şeklinin olduğu da anlaşılır.<br />
<br style="box-sizing: inherit;" /><br />
<em style="box-sizing: inherit;">Cennet nimetlerinden birisi de, orada&nbsp;&#8220;tuvalete gitme&#8221;&nbsp;gibi bir ihtiyacın mevcut olmadığıdır.</em>3 Cennette yenip içilen şeylerin artıkları olmadığından Hz. Âdem (as) ve Havva, cennette büyük ve küçük abdest yapmıyorlardı. Avret mahalleri elbise veya bir nurla kendilerinden gizlenmişti.4 Yasak ağacın meyvelerinden yemeleri avret yerlerinin açılmasına, küçük ve büyük abdest gibi eza verecek şeylere sebep olacağı için Cenab-ı Hak o ağaçtan yemelerini men etmişti.5 Nitekim, yasak ağacın meyvelerini yedikleri anda, daha önce hiç görmedikleri avret yerleri açılıverdi. O yerlerin açılması uygun olmadığı için yaprakla örtünmeye başladılar.6<br />
<br style="box-sizing: inherit;" /><br />
<em style="box-sizing: inherit;">Hz. Âdem (as)&#8217;in yasak ağacın meyvesinden yiyerek cennetten çıkarılmasında kaderin hissesini unutmamak gerekir.&nbsp;</em>Çünkü, Cenab-ı Hakk&#8217;an insanı yaratmasındaki hikmet ve maksadın gerçekleşmesi, ancak Hz. Âdem (as) ve Havva&#8217;nın cennetten yeryüzüne inmesiyle mümkün olmuştur. Ebu&#8217;l-Hasen-i Şâzelî, Hz. Âdem (as)&#8217;in zellesi hakkında şöyle der:</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
<em style="box-sizing: inherit;">&#8220;Ne hikmetli bir günah ki, kıyamete kadar gelecek insanlara tevbenin meşru kılınmasına sebep olmuştur.&#8221;</em>7</div>
</blockquote>
<p>Kaynak: www.sarularlaislamiyet.com</p>
<div class="separator" style="clear: both; text-align: center;">
<iframe loading="lazy" allowfullscreen="" class="YOUTUBE-iframe-video" data-thumbnail-src="https://i.ytimg.com/vi/BCV9-kdNQns/0.jpg" frameborder="0" height="366" src="https://www.youtube.com/embed/BCV9-kdNQns?feature=player_embedded" width="520"></iframe></div>The post <a href="https://ateistlerecevap.org/hzademin-cezasn-neden-ben-cekiyoru/" data-wpel-link="internal">Hz.Adem'in Cezasını Neden Ben Çekiyorum?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ateistlerecevap.org/hzademin-cezasn-neden-ben-cekiyoru/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Allah Neden Şeytana İzin Verdi?</title>
		<link>https://ateistlerecevap.org/allah-neden-seytana-izin-verdi/</link>
					<comments>https://ateistlerecevap.org/allah-neden-seytana-izin-verdi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ateistlere Cevaplar]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 27 Jan 2017 08:37:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[ögüt]]></category>
		<category><![CDATA[Sorular]]></category>
		<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.ateistlerecevap.org/?p=110</guid>

					<description><![CDATA[<p>Aslında yaptıklarından ve yarattıklarından dolayı&#160;&#8220;kimse Allah&#8217;a hesap soramaz&#8221;&#160;(Enbiya, 21/23)&#160;Ancak bizler, insan olmanın gereği olarak her konuda olduğu gibi, bu konuda da Hz. İbrahim (as) gibi,&#160;&#8220;kalbimizin tatmin olmasını&#8221;&#160;(Bakara, 2/260)&#160;istiyoruz. İşte bu yüzden de aklımıza ister istemez şu soru geliyor: &#8211; Öyleyse neden, Allah şeytanı ve kötülükleri yaratmış da bize musallat etmiş? Kötülüğü yaratmak kötü, şerri yaratmak [&#8230;]</p>
The post <a href="https://ateistlerecevap.org/allah-neden-seytana-izin-verdi/" data-wpel-link="internal">Allah Neden Şeytana İzin Verdi?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div class="separator" style="clear: both; text-align: center;">
<a href="https://3.bp.blogspot.com/-chdv5vc6Stc/WIsHfNpQgQI/AAAAAAAAFRM/4i6I62QVOLcF60QAp8txVVSt6qtLFpPkACLcB/s1600/Allah%2BneDEN%2B%25C5%259EEYTANA%2B%25C4%25B0Z%25C4%25B0N%2BVERD%25C4%25B0.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;" data-wpel-link="external" rel="nofollow external noopener noreferrer"><img loading="lazy" decoding="async" border="0" height="278" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2017/01/AllahneDENC59EEYTANAC4B0ZC4B0NVERDC4B0.jpg" width="400" /></a></div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Aslında yaptıklarından ve yarattıklarından dolayı&nbsp;&#8220;kimse Allah&#8217;a hesap soramaz&#8221;<em style="box-sizing: inherit;">&nbsp;(Enbiya, 21/23)</em>&nbsp;Ancak bizler, insan olmanın gereği olarak her konuda olduğu gibi, bu konuda da Hz. İbrahim (as) gibi,&nbsp;&#8220;kalbimizin tatmin olmasını&#8221;&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">(Bakara, 2/260)</em>&nbsp;istiyoruz. İşte bu yüzden de aklımıza ister istemez şu soru geliyor:</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
<em style="box-sizing: inherit;">&#8211; Öyleyse neden, Allah şeytanı ve kötülükleri yaratmış da bize musallat etmiş? Kötülüğü yaratmak kötü, şerri yaratmak da şer değil mi?</em></div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Hemen ifade edelim ki, şerrin yaratılması şer değildir; şerri işlemek şerdir.&nbsp;Çünkü Allah bir şeyi şer olsun diye yaratmıyor; hayır olsun diye yaratıyor. Allah&#8217;ın hayır olarak yarattığı şeyleri de bizler hakkımızda şerre çeviririz. Mesela, şeytan ateşten yaratılmıştır ve bu konuda en güzel örnek de ateştir. Ateşin yaratılması şer değildir, ancak ona dokunmak şerdir. İnsan ateşi muhafaza altına alırsa ondan faydalanır; aksi hâlde zarar görür.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Buna bir başka örnek de yağmurdur. Yağmurun gelmesinin binlerle neticeleri var, bütünü de güzeldir. Tedbirsizliği yüzünden bazıları yağmurdan zarar görseler,<em style="box-sizing: inherit;">&nbsp;&#8220;Yağmurun yaratılması rahmet değildir.&#8221;</em>&nbsp;diyemezler ve&nbsp;&#8220;şerdir&#8221;&nbsp;diye hükmedemezler.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Allah Teâla günah işleme kabiliyeti olmayan meleklerle, hiç sorumlu olmayan hayvanları yaratmıştır. Bu iki varlıktan başka, hem melekleri geçecek kadar mükemmel, hem de aklı olmayan hayvanlardan daha aşağı olacak kadar kötü olma özelliğindeki insanı yaratmıştır. Bu noktada insanın terakkisine yol açmak üzere şeytana fırsat tanınmış ve insana kötülüğü emreden bir nefis verilmiştir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Dünya ahiretin tarlasıdır.&nbsp;Ahiretin iki menzili olan cennet de cehennem de insanların imanlarının ve amellerinin meyvesi olacaktır. Bunun için insan nevi bir imtihana tabi tutulmuştur.&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">Hayatını iman ve sahil amel üzere&nbsp;geçirip bütün işlerini istikamet üzere gören insanlar, cennete layık bir kıymet alırlar.</em>&nbsp;Aksi yolda gidenler ise cehennem ehli olurlar.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
İnsan, nefsine uymaz ve şeytanı dinlemezse manen terakki eder ve meleklerden daha yüce bir makama erebilir. Aksini yaptığı taktirde de hayvanlardan daha aşağılara düşebilir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Bilindiği gibi, elmasla kömürün aslı karbondur. Ancak diziliş farklılığından dolayı biri elmas diğeri kömür olmuştur. Aynı şekilde insanların da aslı birdir. Bütün insanlar aynı maddi ve manevi cihazlarla donatılmışlardır. Ancak, bunların doğru yahut yanlış kullanılmalarıyla insanlar arasındaki farklılık ortaya çıkmış ve toplumda elmas ruhlular yanında kömür ruhlular da ortaya çıkmıştır.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Meselenin bir başka boyutu da şudur. İnsan, şeytana uymakla kendini zarara soktuğu gibi,<em style="box-sizing: inherit;">&nbsp;&#8220;Sebep olan işleyen gibidir.&#8221;&nbsp;</em>kaidesine göre bu işte şeytan da büyük bir sorumluk altına girer ve cehennemdeki azabını artırmış olur. İnsanları yoldan çıkarmak üzere kendisine tanınmasını istediği fırsat, başına bela olacak ve istikametten saptırdığı kişilerin azaplarının bir katı da ona tattırılacaktır.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Cenab-ı Hak dileseydi şeytana bu fırsatı vermeyebilirdi. O zaman onun görevini de insan nefsi üstlenmiş olurdu. Sonuç değişmezdi. Kendisine insanları yoldan çıkarmak için çalışma fırsatının verilmesiyle şeytan büyük bir zarara uğramış, tabiri caizse, küstahlığının cezasını böylece görmüştür.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Kaynak: www.sarularlaislamiyet.com</div>
<div class="separator" style="clear: both; text-align: center;">
<iframe loading="lazy" allowfullscreen="" class="YOUTUBE-iframe-video" data-thumbnail-src="https://i.ytimg.com/vi/RVqwpy2bfCA/0.jpg" frameborder="0" height="366" src="https://www.youtube.com/embed/RVqwpy2bfCA?feature=player_embedded" width="520"></iframe></div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
</div>The post <a href="https://ateistlerecevap.org/allah-neden-seytana-izin-verdi/" data-wpel-link="internal">Allah Neden Şeytana İzin Verdi?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ateistlerecevap.org/allah-neden-seytana-izin-verdi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Allah nerede?</title>
		<link>https://ateistlerecevap.org/allah-nerede/</link>
					<comments>https://ateistlerecevap.org/allah-nerede/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ateistlere Cevaplar]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 27 Jan 2017 08:35:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[ögüt]]></category>
		<category><![CDATA[Sorular]]></category>
		<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.ateistlerecevap.org/?p=111</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bu konuyla ilgili bilgiyi İmam Beyhaki’de görüyoruz. Özeti şudur: Ebu Hanife kendisine&#160;&#8220;Allah nerededir?&#8221;&#160;diye soran kadına:&#160;&#8220;Allah Subhanehu ve Teala sema&#8217;dadır, yerde değil.&#8221;&#160;cevabını verdi. Bunun üzerine adamın biri:&#160;&#8220;Peki, Allah&#8217;ın:&#160;&#8220;O bizimle beraberdir.&#8221;&#160;(Hadid, 57/4), sözüne&#160;ne dersin?&#8221;&#160;deyince:&#160;&#8220;Bu, senin bir kimseye mektup yazıp&#160;&#8216;Ben seninle beraberim.&#8217;&#160;demen gibidir. Halbuki sen onun yanında değilsin.&#8221;&#160;cevabını verdi.(bk. Beyhaki, el-Esma ve&#8217;s-Sıfat, 2/238). Konuyu seslendiren Beyhakî’nin bizzat kendisi, [&#8230;]</p>
The post <a href="https://ateistlerecevap.org/allah-nerede/" data-wpel-link="internal">Allah nerede?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div class="separator" style="clear: both; text-align: center;">
<a href="https://4.bp.blogspot.com/-qHvCgc0Oy9c/WIsBmF5-N1I/AAAAAAAAFRA/-7qTVygBpksrHghaVb--glAEOAnkagIjwCEw/s1600/Allah%2Bnerede.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;" data-wpel-link="external" rel="nofollow external noopener noreferrer"><img loading="lazy" decoding="async" border="0" height="278" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2017/01/Allahnerede.jpg" width="400" /></a></div>
<div class="separator" style="clear: both; text-align: center;">
</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Bu konuyla ilgili bilgiyi İmam Beyhaki’de görüyoruz. Özeti şudur:</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Ebu Hanife kendisine<em style="box-sizing: inherit;">&nbsp;&#8220;Allah nerededir?&#8221;&nbsp;</em>diye soran kadına:&nbsp;&#8220;Allah Subhanehu ve Teala sema&#8217;dadır, yerde değil.&#8221;&nbsp;cevabını verdi. Bunun üzerine adamın biri:&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">&#8220;Peki, Allah&#8217;ın:</em><em style="box-sizing: inherit;">&nbsp;</em>&#8220;O bizimle beraberdir.&#8221;&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">(Hadid, 57/4)</em>, sözüne&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">ne dersin?&#8221;&nbsp;</em>deyince:&nbsp;&#8220;Bu, senin bir kimseye mektup yazıp<em style="box-sizing: inherit;">&nbsp;&#8216;Ben seninle beraberim.&#8217;&nbsp;</em>demen gibidir. Halbuki sen onun yanında değilsin.&#8221;&nbsp;cevabını verdi.<em style="box-sizing: inherit;">(bk. Beyhaki, el-Esma ve&#8217;s-Sıfat, 2/238).</em></div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Konuyu seslendiren Beyhakî’nin bizzat kendisi, İmam Azam&#8217;la ilgili bu rivayetin doğruluğundan emin değildir. Bu tereddüdünü&nbsp;“eğer bu rivayet doğru ise&#8230;”&nbsp;kaydıyla göstermiştir<em style="box-sizing: inherit;">.(bk. ilgili yer)</em>.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Beyhakî’ye göre&nbsp; şayet bu rivayet doğru olsa bile, bunun anlamı gerçekten gökte olduğu anlamına gelmez.&nbsp; İmam Azam, bu ifadeyi,&nbsp; Kur’an’da Allah hakkında kullanılan&nbsp;“gökte olan&#8230;”<em style="box-sizing: inherit;">(Mülk, 67/16,17)&nbsp;</em>mealindeki&nbsp; ayetten ötürü kullanmıştır.<em style="box-sizing: inherit;">(bk. ilgili yer).</em>&nbsp;Bu ayetin manası ise, gerçekte Allah’a bir mekan izafe etmek değil, onun yüceler yücesi bir varlık olduğu gerçeğidir. İnsanlara göre gök kavramı,&nbsp; hâkimiyeti, üstünlüğü ve yüceliği ifade eder.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Kanaatimizce, söz konusu rivayette yer alan&nbsp;“İmam Azam yedi gün sonra ancak kadına cevap verebildi.”&nbsp;ifadesi, bu rivayetin doğru olmadığının açık göstergesidir. Çünkü böyle bir soruya cevap vermek için yedi gün beklemek İmam Azama yakışmaz. Nitekim, Beyhakî’nin aynı yerde diğer bir rivayete dayanarak ifade ettiği gibi, bu konuda İmam Azamın görüşü ehlisünnet görüşüdür.</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
“Allah vardı, onunla birlikte hiçbir şey yoktu.”<em style="box-sizing: inherit;">&nbsp;(Kenzu’l-ummal, h. No: 29850; bk.&nbsp;Buhârî, Megâzî, 67, 74, Bed&#8217;u&#8217;l-Halk 1, Tevhid 22; Tirmizî, Menâkıb, 3946.)</em></div>
</blockquote>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
mealindeki hadisten anlaşılacağı üzere, yer ve göklerin de içinde bulunduğu yaratılmış varlıktan hiç bir eser yokken, Allah vardı ve tabiatıyla gökte değildi. Zaten Ezelî olmanın anlamı da budur.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
&#8220;Allah zaman ve mekandan münezzehtir.&#8221;&nbsp;inancı Ehl-i sünnetin temel akidesidir. Bu sözü bir kafirin uydurduğu ve bu sözden dolayı öldürüldüğü, şeklindeki iddia bir uydurmadır. Aslı astarı yoktur.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Mezhep imamlarının ve o mezheplere tabi milyonlarca alimin görüşlerini bir tarafa atarak, kendi düşüncelerini&nbsp;“selef/selefiye”&nbsp;adı altında ümmete dayatmaya çalışan bir zümrenin aktif gayretleri bilinmektedir. Bu düşüncelerini tasdik ettirmek için de İmam Azam gibi büyük müçtehitlerin bazı sözlerini cımbızla alıp, eğip bükerek, kendilerine delil getiriyorlar. Bu cümleden olarak, Hanefî Mezhebi&#8217;nin alimleri arasında yer alan Şerhul Akidetul Tahaviye sahibinin görüşüşlerini kendilerine uygun buldukları için oradan bolca istifade ediyorlar. Halbuki, bu kişi,&nbsp; İbn Teymiye’nin fikirlerinin etkisinde kalmış bir kimsedir. Bu sebeple, Tahavî’nin demediği şeyleri de anti parantez olarak kitaba sokuşturarak kendi düşüncelerini yaymaya çalışmıştır.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Bununla beraber, kim söylerse söylesin, ehlisünnet ve cemaatin umumî caddesinin dışına çıkanlar, insanlara yarardan çok zarar veririler.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
&#8211; Öncelikle şunun altını çizmeliyiz&nbsp;ki, bu zümrenin sık, sık kullandıkları&nbsp;“Selef alimleri şöyle dedi.”&nbsp;şeklindeki kestirip atmaları, isabetli bir tavır değildir. Selef deyince sanki&nbsp;“Selef efendi”&nbsp;adında bir kimseden söz ediliyormuş gibi, bir tek düşünceden bahsediliyor. Oysa ehl-i ilim ve erbab-ı basiret çok iyi bilirler ki, gerek sahabiler, gerek tabiinler ve gerekse&nbsp; tebe-i tabiin olsun, hepsinin pek çok meselede farklı görüşleri, farklı içtihatları ve ayetlerle ilgili farklı yorumları vardır. Hepsi de selef alimlerinden olan meşhur fıkhî mezheplerin varlığı, bunun açık göstergesidir. Sahabilerin birbirinden farklı içtihat yaptıkları ehl-i ilme gizli değildir.&nbsp;Demek ki, “selef böyle dedi, şöyle dedi” gibi toptancı ifadeler asla doğru değildir.&nbsp;Hatta yanlış bir yönledime olacağından bunu söyleyenlerin sorumlu olacakları da unutulmamalıdır. İslam’ın fikir özgürlüğüne verdiği değer ölçüsüne de aykırıdır. Kur’an ayetlerini tedebbür ve tefekkür etmeyi emreden ayetlerin emirlerine karşı da ciddi bir saygısızlık ifadesidir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
&#8211; İkincisi:&nbsp;Selef alimlerinin hiç biri, söz gelişi&nbsp;“Arşa istiva”yı teşbih ve tecsimi andıran bir manaya yorumlamamıştır; dedikleri şey,&nbsp;“Bu tür ifadeler müteşabihtir, iman ederiz, gerçek anlamlarını Allah’a havale ederiz.”&nbsp;şeklindedir. Oların bu görüşlerini özetleyen İmam Malik’in şu sözleri meşhurdur. Adam’ın biri İmam Malik’e&nbsp;“Arşa istiva”&nbsp;konusunu sorduğunda imam cevap olarak:&nbsp;“İstiva malumdur, keyfiyeti meçhuldur, onu sorgulamak bidattir&#8230;”&nbsp;demiştir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
&#8211; Üçüncüsü:&nbsp;Hz. Ali (ra)&nbsp;“Gerçekleri öyle anlatınız ki, Allah ve Resulü (asm) yalanlanmasın.”&nbsp;demiştir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Bu kurala göre, daha önceki zamanlarda bu tür müteşabih konuları o dönemin safvetine/insanların duygular açısından arı ve duru olan durumlarına halel vermemek için, onların bilgisini Allah’a havale etmek uygun olabilirdi. Ancak, felsefenin her tarafa yayıldığı, İslam’a aykırı bir çok yanlış düşüncenin zemin bulduğu sonraki devirlerde, aynı metot kullanılsaydı, Hz. Ali’nin bu tavsiyesine, İslam’ın&nbsp; tebliğ metoduna, evrensel mesajının&nbsp; hakkıyla anlaşılmasına taban tabana zıt bir hal olurdu.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
&#8211; Dördüncüsü:&nbsp;İmam Azam dahil, ehlisünnetin ortak akidesine göre, Allah’ın selbî sıfatlarından bir sıfatı da&nbsp;“muhalefetun lil havadis”dir. Yani Allah, yaratıkların hiçbirine benzemez.&nbsp;“Allah’ın benzerinin olmadığını”&nbsp;ifade eden ayette bu husus vurgulanmıştır.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Arşa istiva,&nbsp;bazılarının sandığı gibi bir hakikat olarak telakki edilse, Allah’ın maddi bir varlık olarak tasavvur etmek lazım gelir ki, ehlisünnetin akidesine aykırıdır. Fakat bunu mecaz bir ifade olarak Allah’ın bütün varlıklar üzerindeki saltanatının manevî bir simgesi olarak, kabul etmekte ne dine bir aykırılığı, ne ayetin açık ifadesine bir tezatlığı ve ne de Kur’an’daki Allah tasavvuruna bir zıddiyeti vardır. Ve üstelik böyle bir anlayışın ortaya konmasıyla, bu günkü insanların zihninde yanlış bir Allah tasavvurunun önüne de geçilmiş olur.</div>
<div class="separator" style="clear: both; text-align: left;">
Kaynak: www.sorularlaislamiyet.com</div>
<div class="separator" style="clear: both; text-align: left;">
</div>
<div style="text-align: center;">
<iframe loading="lazy" allowfullscreen="" class="YOUTUBE-iframe-video" data-thumbnail-src="https://i.ytimg.com/vi/twRKRiCuOMA/0.jpg" frameborder="0" height="366" src="https://www.youtube.com/embed/twRKRiCuOMA?feature=player_embedded" width="520"></iframe></div>
<div class="separator" style="clear: both; text-align: left;">
</div>The post <a href="https://ateistlerecevap.org/allah-nerede/" data-wpel-link="internal">Allah nerede?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ateistlerecevap.org/allah-nerede/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Allah Egoist midir? Neden ona ibadet etmizi istiyor ve etmezsek cehennem ile tehdit ediyor?</title>
		<link>https://ateistlerecevap.org/allah-egoist-midir/</link>
					<comments>https://ateistlerecevap.org/allah-egoist-midir/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ateistlere Cevaplar]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 27 Jan 2017 08:07:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[ögüt]]></category>
		<category><![CDATA[Sorular]]></category>
		<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.ateistlerecevap.org/?p=112</guid>

					<description><![CDATA[<p>Allah Egosit midir? Soru: Allah neden hep onu zikretmemizi onu anmamızı ona dua etmemizi istiyor .Biz onu zikredersek onun için ne değişir peki onun için hiç birşey değişmiyorsa neden onu zikredip ona ibadet etmemizi istiyor ve ibadet etmediğimiz zaman bizi cehennem ateşi ile tehdit ediyor? Cevap: Öncelikle bizim Allah&#8217;a ibadet ettiğimiz zaman Allah bir şey [&#8230;]</p>
The post <a href="https://ateistlerecevap.org/allah-egoist-midir/" data-wpel-link="internal">Allah Egoist midir? Neden ona ibadet etmizi istiyor ve etmezsek cehennem ile tehdit ediyor?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"><a style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;" href="https://3.bp.blogspot.com/-3AN-sGjMrO0/WIr6La53RRI/AAAAAAAAFQs/z5S3hCA20PkB2J7mFY_xxmlqmyiJVfZlwCLcB/s1600/metal-scratches-oldH%25C3%2596.jpg" data-wpel-link="external" rel="nofollow external noopener noreferrer"><img loading="lazy" decoding="async" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2017/01/metal-scratches-oldHC396.jpg" width="400" height="350" border="0" /></a></div>
<div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"></div>
<div class="separator" style="clear: both; text-align: left;"><b>Allah Egosit midir?</b></div>
<div class="separator" style="clear: both; text-align: left;">Soru: Allah neden hep onu zikretmemizi onu anmamızı ona dua etmemizi istiyor .Biz</div>
<div class="separator" style="clear: both; text-align: left;">onu zikredersek onun için ne değişir peki onun için hiç birşey değişmiyorsa neden onu zikredip ona ibadet etmemizi istiyor ve ibadet etmediğimiz zaman bizi cehennem ateşi ile tehdit ediyor?</div>
<div class="separator" style="clear: both; text-align: left;"></div>
<div class="separator" style="clear: both; text-align: left;">Cevap: Öncelikle bizim Allah&#8217;a ibadet ettiğimiz zaman Allah bir şey kazanmaz veya kaybetmez o bizi düşündüğü için ona ibadet etmemizi ister bir örnek ile açıklayayım akılda daha kalıcı olur.</div>
<div class="separator" style="clear: both; text-align: left;"></div>
<blockquote class="tr_bq">
<ul>
<li>Varsayalım ki anneniz kalp hastası eğer onu tedavi ettirmez isen ölecek doktor sana &#8220;X&#8221; ilacını öneriyor peki doktor sana &#8220;X&#8221; ilacını tavsiye ettiği zaman bir karı oldu mu hayır, bir çıkarı oldu mu hayır, sadece senin iyiliğin için sana o ilacı önerdi.</li>
</ul>
</blockquote>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;"><em style="box-sizing: inherit;">&#8211; “Egoist” demek, sadece kendini düşünen, kendi menfaatini ön planda tutan, yalnız kendini nazara veren demektir.</em></div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Oysa Allah’ın bu kadar nimetleri insanlar için hazırlaması, yeryüzünü bin bir çeşit nimetlerle donatılmış bir sofra halinde sergilemesi, onun kullarına, yaratıklarına, sanatına ne kadar değer verdiğini ve sonsuz rahmetini göstermektedir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">&#8211; Allah kendini Samed<em style="box-sizing: inherit;"> (İhlas suresi, 2) </em>olarak nitelemiştir. Samed demek, her şeyin kendisine muhtaç olduğu, fakat kendisinin hiçbir şeye muhtaç olmadığı varlık demektir. Hiçbir şeye muhtaç olmayan ve her şeyin kendisine muhtaç olduğu ve kendisinin bütün bu muhtaçların ihtiyaçlarını fiilen yerine getirdiği gözle görülen yüceler yücesi Allah hakkında “egoist” demek, vicdan ve insaf ölçülerinden fersah fersah uzaklaşmak anlamına gelir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Bu konuda yüzlerce ayetten sadece aşağıdaki ayeti ön yargısız okumanızı tavsiye ederiz:</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid #b6ff6d; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;"><em style="box-sizing: inherit;">“Göklerin ve yerin</em> yaratılışında, <em style="box-sizing: inherit;">gece ile gündüzün</em> sürelerinin değişmesinde, <em style="box-sizing: inherit;">insanlara fayda sağlamak üzere</em> denizlerde <em style="box-sizing: inherit;">gemilerin</em> süzülüşünde, Allah’ın gökten indirip kendisiyle ölmüş yeri canlandırdığı <em style="box-sizing: inherit;">yağmurda</em> ve yeryüzünde hayat verip yaydığı <em style="box-sizing: inherit;">canlılarda, rüzgarların</em> yönlerini değiştirip durmasında, gökle yer arasında emre hazır <em style="box-sizing: inherit;">bulutların</em> duruşunda, <em style="box-sizing: inherit;">elbette aklını çalıştıran kimseler için Allah’ın varlığına ve birliğine nice deliller</em> vardır.”<em style="box-sizing: inherit;"> (Bakara, 2/164)</em></div>
</blockquote>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">&#8211; Allah’a -haşa- “egoist” diyen insanların varlığı bile, Kur’an’ın defalarca Allah’ın kudretini vurgulamasının ne kadar doğru ve isabetli olduğunun en açık göstergesidir. Bugün binlerce insan hâlâ Allah’ın varlığında, sonsuz ilim ve kudretinde tereddüt gösteriyorsa, Kur’an’daki bu konuların tekrar tekrar vurgulanmasının ne kadar haklı olduğunu göstermektedir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">&#8211; Allah, hiç şüphesiz hiç kimsenin ne övgüsünden ne de yergisinden etkilenir. Ancak, o sonsuz rahmetiyle kullarının edepli olmalarını, insan gibi insan olmalarını ve cennet için ortaya koyduğu kriterlere uygun bir performans göstermelerini istediği için, defalarca insanları uyarıyor, kendi isimlerinin tecellilerine dikkat çekiyor.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Mesela<em style="box-sizing: inherit;"> -ayet manalarının özetiyle-</em> diyor ki, bakın: bu kâinatı yaratmak sonsuz ilim ve kudreti gerektirir. Madem kâinat var, öyleyse sonsuz ilim ve kudret sahibi Allah da vardır. Öyleyse, bu kâinatın tesadüf oyuncağı olarak ortaya çıktığını düşünerek hem size verdiğim aklınıza hakaret etmiş hem de Allah’ın sonsuz ilim ve kudretini görmeyen bir körlüğe düşmüş olursunuz. Çünkü;</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Çok iyi biliyor ve görüyorsunuz ki, bir tek harf yazarsız olmaz, bir iğne bile ustasız olmaz, bir köy bile muhtarsız/idarecisiz olmaz.. Mesele bu kadar açık iken, nasıl olur da -örneğin- yüz trilyon hücreden meydana gelen insan gibi harika bir kitabı yazarsız düşünebiliyorsunuz!..</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Nasıl olur da -mesela- kâinat çapında görülen harika sanat tablolarını ustasız olduğu ihtimaline kapılabiliyorsunuz?!.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Ve nasıl olurda -örneğin- milyarlar seneden beri hiçbir trafik kazasına meydan vermeden hareket eden, güneş sistemin -güneşiyle, ayı ile, yerküresiyle, atmosferiyle- yüzlerce hikmetli ve gayeli işleri başarmak için gösterdiği bu harika görev aşkını, ödev performansını tesadüfe verebiliyorsunuz?!.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">&#8211; Madem -bu saydığımız- ilmi gerçeklerin tanıklığıyla, bu kâinatın/evrenin şahadetiyle Allah’ın sonsuz ilim ve kudreti vardır, öyleyse aynı kudretle sizi tekrar diriltip hesaba çekeceğinden asla şüphe etmeyin. Sonra size yazık olur, bu cehaletinizin cezasını ağır ödeyeceksiniz.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">&#8211; Şimdi bu kadar önemli bir konuda bu uyarıları tekrar etmeyi Allah’ın kullarına olan sonsuz merhametini düşünmeyip, “egoistlik” olarak değerlendirmenin elbette bir hesabı olacaktır.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">&#8211; İlginçtir, Kur’an’da sözlü olarak tekrar edilen aynı sonsuz rahmetin ontolojik olarak yapılan tekrarlarına kimse itiraz etmiyor. Örneğin kimse kalkıp da:</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid #b6ff6d; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;"><em style="box-sizing: inherit;">“Niçin her gün güneş tekrar edip doğuyor..<br style="box-sizing: inherit;" />Niçin her gün çeşitli nimetler bize ikram ediliyor..<br style="box-sizing: inherit;" />Niçin bizim akciğerlerimiz atmosferdeki oksijen tüpüne bağlanmış her saniye tekrar tekrar nefes almamızı sağlıyor..<br style="box-sizing: inherit;" />Niçin günde bir kaç kez bize su içiriliyor, yemek yediriliyor..<br style="box-sizing: inherit;" />Her gece neden uyutuluyoruz, ardından her sabah tekrar tekrar diriltiliyoruz.. “</em></div>
</blockquote>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">diye itiraz etmiyor..</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Çünkü bütün bunlar kudreti, hikmeti ve rahmeti sonsuz olan Allah’ın kullarına yaptığı iyilikler olduğunu, bunlar olmadan yaşamanın mümkün olmadığını biliyor da ondan itiraz etmiyor&#8230;</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">&#8211; Kur’an’da yer alan her bir tekrar gerçekte tekrar olmayıp, ilgili konuya yeni bir boyut kazandırmaya, işin ehli olanlara daha derin işaretler vermeye, gafil olanları şiddetle uyarmaya yöneliktir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">&#8211; Şimdi bir doktor, defalarca bir hastayı muayene etse, tekrar tekrar tahlillerini yaptırsa, günde defalarca bir ilacı almasını tavsiye etse, söz konusu hasta <em style="box-sizing: inherit;">-aklı varsa- </em>bundan memnun olmaz mı?</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">&#8211; Bir anne-babanın o inkâr edilmez şefkatlerinin bir gereği olarak çocuklarını her gün bazı kötülüklerden uzak durmasını tavsiye etmelerini “egoist” olduklarına verilebilir mi?</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Bir öğretmenin talebelerine her gün derslerini iyi çalışmalarını söylemesini “egoist” olduğuna yorumlanabilir mi?</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Bir komutanın her gün askerlerine talim yaptırması “egoist” olduğuna kanıt gösterilebilir mi?</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">&#8211; Peki her gün defalarca maddi bedenimiz için gıdalar alıyoruz da manevi -rahi, aklî, vicdanî- bünyemiz için maddi gıdalardan daha elzem olan manevi gıdaları, yani Allah’ın o şefkat dolu emir ve yasaklarından ibaret olan Kur’an’da tavsiyelerini nasıl olur da bir fazlalık olarak değerlendirebiliriz?..</div>
<p>&#8211; Son olarak söyleyeceğimiz şudur: Önce Allah’a, Resulullah (asm)’a, Kur’an’a iman edelim ki, her gün defalarca kalbimizi tekrar tekrar bozan şeytanın bu gibi vesveselerine set çekelim.<br />
Aynen bu örnekteki gibi de Allah ou zikretmemizi istiyor çünkü bizi seviyor. Bu örnekler daha da çoğaltılabilir eğer tamin olmadıysanız yorumda belirtin.<br />
Konuyu daha iyi ve daha derin öğrenmek için aşağıdaki videoları izleyin.</p>
<div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"><iframe loading="lazy" class="YOUTUBE-iframe-video" src="https://www.youtube.com/embed/wKPfZZEA3PY?feature=player_embedded" width="520" height="366" frameborder="0" allowfullscreen="allowfullscreen" data-thumbnail-src="https://i.ytimg.com/vi/wKPfZZEA3PY/0.jpg"></iframe></div>
<div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"></div>
<div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"></div>
<div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"></div>
<p><iframe loading="lazy" class="YOUTUBE-iframe-video" src="https://www.youtube.com/embed/HwFftH8CnQw?feature=player_embedded" width="520" height="366" frameborder="0" allowfullscreen="allowfullscreen" data-thumbnail-src="https://i.ytimg.com/vi/HwFftH8CnQw/0.jpg"></iframe></p>The post <a href="https://ateistlerecevap.org/allah-egoist-midir/" data-wpel-link="internal">Allah Egoist midir? Neden ona ibadet etmizi istiyor ve etmezsek cehennem ile tehdit ediyor?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ateistlerecevap.org/allah-egoist-midir/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Allah&#039;ı (haşa) Kim yarattı?</title>
		<link>https://ateistlerecevap.org/allah-kim-yara/</link>
					<comments>https://ateistlerecevap.org/allah-kim-yara/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ateistlere Cevaplar]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 26 Jan 2017 16:08:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[ögüt]]></category>
		<category><![CDATA[Sorular]]></category>
		<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.ateistlerecevap.org/?p=113</guid>

					<description><![CDATA[<p>Allah&#8217;ı (haşa) Kim yarattı? Örnekler ile açıklama: Teselsülün muhal olduğuna dair bazı misaller takdim edelim: On-on beş vagonlu bir tren düşününüz. Bu vagonlardan herbirisini bir önceki vagon çeker. Ve nihayet iş lokomotife dayandığında artık&#160;&#8220;Lokomotifi kim çekiyor?&#8221;&#160;diye bir soru sorulamaz. Zira, çekip fakat çekilmeyen bir lokomotif olmazsa bu nizam bozulur ve hareket meydana gelmez. Aynı şekilde, [&#8230;]</p>
The post <a href="https://ateistlerecevap.org/allah-kim-yara/" data-wpel-link="internal">Allah'ı (haşa) Kim yarattı?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div class="separator" style="clear: both; text-align: center;">
<a href="https://2.bp.blogspot.com/-YbLWLa7I-Cw/WIoa5P9Z1tI/AAAAAAAAFQU/3wP-4y8GO4gaDd0MfEyHdgvBcGwEiT_6gCLcB/s1600/metal-scratches-oldJH.png" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;" data-wpel-link="external" rel="nofollow external noopener noreferrer"><img loading="lazy" decoding="async" border="0" height="250" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2017/01/metal-scratches-oldJH.png" width="400" /></a></div>
<p></p>
<div class="MsoNormal">
<b>Allah&#8217;ı (haşa) Kim yarattı?</b><br />
<b>Örnekler ile açıklama:</b></p>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Teselsülün muhal olduğuna dair bazı misaller takdim edelim:</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
On-on beş vagonlu bir tren düşününüz. Bu vagonlardan herbirisini bir önceki vagon çeker. Ve nihayet iş lokomotife dayandığında artık&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">&#8220;Lokomotifi kim çekiyor?&#8221;&nbsp;</em>diye bir soru sorulamaz. Zira, çekip fakat çekilmeyen bir lokomotif olmazsa bu nizam bozulur ve hareket meydana gelmez.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Aynı şekilde, bir şekerin nasıl yapıldığını sorsak, bize cevaben, şeker fabrikasında yapıldığı söylenecektir. Şeker fabrikasındaki âletlerin nerede yapıldığını sorduğumuzda onların da tezgâhları gösterilecektir. Sonunda mesele bir zatın ilmine, iradesine ve kudretine dayanmazsa, tezgâhın da tezgâhı sorulacak ve teselsüle gidilecektir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Diğer taraftan bir elma, tabiri caiz ise, elma fabrikası olan ağacında yapılmaktadır. Bu ağaç ise kâinat fabrikasında inşa edilmiştir. Eğer elma ağacının da kâinatın da yapılması sonsuz bir ilim ve kudret sahibine verilmezse, kâinat fabrikasına da bir fabrika, o fabrikaya da bir fabrika gerekecek ve çıkmaza girilecektir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Bir asker emri onbaşıdan, o da yüzbaşıdan ve başkumandan da padişahtan alır.&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">&#8220;Ya padişah kimden emir alıyor?&#8221;&nbsp;</em>şeklinde bir soru sorulamaz. Zira padişah da birinden emir alsa, o da asker derecesine iner ve emir aldığı zât padişah olur. Bu durumda birinci şahıs padişah değildir ki:<em style="box-sizing: inherit;">&nbsp;&#8220;Padişah kimden emir alıyor?&#8221;&nbsp;</em>diye bir soru sorulabilsin. Padişah denilince, emir veren, fakat emir almayan bir hükümdar akla gelir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Bu misâllerden anlaşıldığı gibi, bu kâinatın yaratılışının; zâtı, esması ve sıfatlarıyla ezelî ve ebedî olan Allah’ın ilim, irade ve kudretine dayanması zaruridir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
<em style="box-sizing: inherit;">&#8220;Cenâb-ı Hakk&#8217;ı -hâşâ- kim yarattı?&#8221;</em>&nbsp;diye firavunâne soru soranlar&nbsp;“teselsülün muhal oduğunu”&nbsp;bilmediklerini ve nefisleriyle bir demogoji yaptıklarını açığa vurmuş olurlar.</div>
<div style="box-sizing: inherit; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; margin-bottom: 1em;">
Detaylı açıklama</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Değerli kardeşimiz,</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Zamanımızda saf zihinleri bulandırmak, körpe dimağları ifsat etmek için ortaya atılan sorulardan biri de&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">&#8220;Bu mahlûkatı Allah yarattı, peki ya Allah&#8217;ı -hâşâ- kim yarattı?&#8221;&nbsp;</em>sorusudur.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Aynı soru müşrikler tarafından bizzat Peygamber Efendimize (asm.) sorulmuş ve bu soru üzerine Cebrail (as.), Allahü Azîmüşşân&#8217;dan İhlâs Sûresini cevap olarak getirmiştir. Bu sûre ile şirkin bütün nevileri kökünden kesilip atılıyor, tevhidin bütün mertebeleri en güzel bir şekilde izah ve ispat ediliyordu. Resûl-i Ekrem &nbsp;Efendimiz (asm.) de bu soruyu soran kimselere yine İhlâs Sûresi ile cevap verilmesini beyan buyurmuşlardır.(1)</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Biz de Resûlulluh’a (asm.) ittiba ederek bu soruya İhlâs Sûresi ile cevap vereceğiz. Cenâb-ı Hak İhlâs suresinde kendisini kullarına şöylece bildirmektedir:</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
&#8220;De ki: O Allah&#8217;dır, Ehad’dir. (O) Allah&#8217;tır, Samed&#8217;dir. Doğurmadığı gibi, doğmamıştır da.&nbsp; Hiçbir şey O&#8217;nun dengi (ve benzeri) değildir.&#8221;</div>
</blockquote>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Bu sûre Allah&#8217;ın varlığının, birliğinin, eşi ve dengi olmadığının en güzel, en cami bir ifadesidir ve Kur&#8217;ân-ı Kerîm&#8217;in tevhid noktasında bir özeti gibidir. Bu konudaki diğer âyet-i kerîmeler, bir bakıma bu sûrenin tefsiri hükmündedirler.&nbsp;</div>
<h2 style="box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 1.714rem; line-height: 1.2857em; margin: calc(2rem - 0.14285em) 0px 1rem; padding: 0px;">
“De ki: O Allah&#8217;dır, Ehad&#8217;dir.”</h2>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Âyet-i kerîmedeki Allah lâfzı Cenâb-ı Hakk&#8217;ın zâtına işaret etmekte,&nbsp;Ehad&nbsp;ise, O&#8217;nun birliğini ifade etmektedir. Burada şunu belirtmek gerekir,&nbsp;Ehad&nbsp;ism-i şerifi&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">&#8220;adet olarak&#8221;</em>&nbsp;bir demek olmayıp,&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">&#8220;yegâne birdir&#8221;, &#8220;tek birdir&#8221;, &#8220;şeriksiz birdir&#8221;, &#8220;kendinden başkası hep mahlûk olan&#8221;&nbsp;</em>manasına gelir. Yâni O&#8217;ndan başka bütün birler adet olarak birdirler, mahlûkturlar, mümkindirler.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Cenâb-ı Hakk&#8217;ın zâtının bir olduğunu, kudsî mahiyetinin hiçbir mahiyete benzemediğini, mekândan ve zamandan, cisimden ve cisme ait bütün özelliklerden münezzeh olduğunu ifade eder.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Cenâb-ı Hakk&#8217;ı&nbsp;&#8220;Ehad&#8221;&nbsp;olarak bilen bir insan<em style="box-sizing: inherit;">&nbsp;&#8220;O’nu kimin yarattığı&#8221;</em>&nbsp;gibi bir sorunun ne kadar saçma olduğunu hemen anlar. Böyle bir mü&#8217;mini hiçbir vehim ve vesvese şüpheye ve tereddüde düşüremez.</div>
<h2 style="box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 1.714rem; line-height: 1.2857em; margin: calc(2rem - 0.14285em) 0px 1rem; padding: 0px;">
&#8220;(O) Allah&#8217;tır, Samed&#8217;dir.&#8221;</h2>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
&nbsp;Yâni, O hiçbir şeye muhtaç değildir, her şey O’na muhtaçtır. Bütün istek ve arzulara cevap veren, bütün ihtiyaçları gideren yegâne merci O&#8217;dur.&nbsp;</div>
<h2 style="box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 1.714rem; line-height: 1.2857em; margin: calc(2rem - 0.14285em) 0px 1rem; padding: 0px;">
&#8220;Doğurmadığı gibi…&#8221;</h2>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Yani, Ehad ve Samed olan Allahü Teâlâ, evlâd sahibi olmaktan, doğurmaktan ve bölünüp &#8211; parçalanmaktan münezzehtir.&nbsp;</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
&#8220;Allahü Teâlâ,&nbsp;Ehad, Samed&nbsp;olduğu için tecezzi etmez, O&#8217;ndan ne bir cüz, ne bir cevher, ne bir madde kopup ayrılmaz, çıkmaz. O&#8217;nun cinsi, nevi, benzeri olmaz. Hiçbir ihtiyacı ve eksiği bulunmaz. Ancak O&#8217;nun ilminde bulunan her şey, yine O&#8217;nun yaratmayı dilemesiyle vücuda gelir. &#8216;Ol&#8217; demesiyle olur.&#8221;(2)&nbsp;</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
O Vahid-i Ehad bölünme ve parçalanmadan münezzeh olduğu için, kendi zâtından bir ilâh sudur etmesi muhaldir. Mahlûkatını ilmi, iradesi, kudreti ile yaratır. Yarattığı mahlûkatın O&#8217;na denk yahut O&#8217;ndan güçlü olması muhaldir.</div>
<h2 style="box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 1.714rem; line-height: 1.2857em; margin: calc(2rem - 0.14285em) 0px 1rem; padding: 0px;">
&#8220;…&nbsp;doğmamıştır da.&#8221;</h2>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Yâni, bir başkasından doğmamıştır, sonradan olmamıştır; evveli yoktur, ezelîdir. O&#8217;nun olmadığı bir zaman tasavvur edilemez.&nbsp;</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Bu ayet, Allahü Teâlâ hakkında babalığı, analığı, başkasından doğmuş olmayı reddetmekle, başta Hristiyanların&nbsp;&#8220;teslis&#8221;&nbsp;akidesi olmak üzere her türlü velediyet fikrini reddeder.&nbsp;</div>
<h2 style="box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 1.714rem; line-height: 1.2857em; margin: calc(2rem - 0.14285em) 0px 1rem; padding: 0px;">
&#8220;Hiçbir şey O&#8217;nun dengi (ve benzeri) değildir.&#8221;</h2>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Merhum Elmalılı Hamdi Efendi, bu âyetin tefsirinde şöyle buyurur:</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
<em style="box-sizing: inherit;">&#8220;Ne öncesinde doğuran bir sabıkı ve üstünü, ne de sonrasında doğmuş ve doğacak bir astı ve eki yoktur. Şan ve değer bakımından da O&#8217;na eşdeğer olacak hiçbir şekilde hiçbir denk mevcut değildir. Ne zatında, ne sıfatında hiçbir eşiti, hiçbir benzeri, ne zıtlaşacak, ne birleşek şekilde hiçbir eş, arkadaş, ortak veya rakip olmamıştır ve olamaz. Yani ezelde olmadığı gibi, bundan sonra da olmayacaktır. O&#8217;ndan başka bir&nbsp;&#8216;Vacibu&#8217;l-vücud&#8217;&nbsp;yoktur. Ezelde olmayınca sonradan olması da muhaldir. Bunu ihtara hacet yoktur. Çünkü sonradan olanlar hâdis ve mahluk olacağı için zaten O&#8217;na denk ve eşit olması mümkün değildir. Çünkü sonradan olanda ne kadar kemal farz edilirse edilsin yine de mahluktur.&#8221;</em>(3)</div>
</blockquote>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Sûrenin önceki âyetleri tevhidin bütün mertebelerini özet olarak ifade ettiği gibi, bu âyet-i kerîme de Cenâb-ı Hakk&#8217;ın zâtında benzeri, fiillerinde ortağı ve sıfatında misli bulunmadığını beyan ile şirkin akla gelebilecek bütün türlerini reddetmektedir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
İhlas suresinin kısa bir açıklamasını verdikten sonra, söz konusu soru hakkında şunları da ifade etmekte fayda görüyoruz:</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Şu varlık aleminin yaratıcısı ancak ve ancak vücudu vâcib, ezelî ve ebedî, zâtında ve sıfatlarında benzeri bulunmayan&nbsp;Allah&#8217;dır. Elbette, O Zât-ı Akdes hakkında böyle bir soru sorulamaz. Çünkü<em style="box-sizing: inherit;">&nbsp;&#8220;kim yarattı&#8221;</em>&nbsp;sorusu ancak mahlûkat için sorulabilir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Allahü Teâlâ&nbsp;Ehad’dir; birdir, zatında şeriki yoktur.&nbsp;</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Allahü Teâlâ&nbsp;Samed&#8217;dir. Bütün mahlûkat yaratılmalarında, devam ve bekalarında, idare ve tedbirlerinde her an O&#8217;na muhtaçtır. Hiçbir şeye muhtaç olmayan O&nbsp;Ehad&nbsp;ve&nbsp;Samed&nbsp;hakkında böyle bir soru sormak O&#8217;nu tanımamanın, bilmemenin bir ifadesidir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Allahü Azîmüşşân doğmadan ve doğurulmadan münezzehtir. Ezelî ve ebedî olan ve kendisinden üstün bir varlık tasavvur edilmeyen O Zât-ı Zülcelâl&#8217;in, bir başkasının tesiri ile vücuda gelmesi nasıl tevehhüm edilebilir?</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Allahü Teâlâ&#8217;nın eşi, benzeri, dengi ve misli yoktur. Ne ulûhiyyetinde ne rubûbiyetinde ne mabudiyetinde ne hallâkiyetinde ve ne de hâkimiyetinde O&#8217;na denk ve misil olacak hiçbir varlık düşünülemez. Zerre kadar aklı olan bir insan böyle bir Zât hakkında bu çelişkili sorunun sorulamayacağını bilir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Evet<em style="box-sizing: inherit;">, &#8220;Cenâb-ı Hakk&#8217;ı -hâşâ- kim yarattı?&#8221;</em>&nbsp;sorusunda açık bir çelişki vardır. Şöyle ki: Allahü Teâlâ Hazretlerinin vücudu zâtidir. Ezelî ve ebedîdir. Eşi ve benzeri yoktur. Her şeyi yaratan ve her şeyin kendisine muhtaç olduğu bir Zata yaratılma izafe edilirse çelişki ortaya çıkar. Hakikatlerin zıddına dönüşmesi gerekir.</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
&#8220;İnkılâb-ı hakâik, ittifaken muhaldir ve inkılâb-ı hakâik içinde muhal-ender muhal, bir zıddın kendi zıddına inkılâbıdır. Ve bu inkılâb-ı ezdad içinde bilbedahe bin derece muhal şudur ki: Zıt, kendi mahiyetinde kalmakla beraber, kendi zıddının aynı olsun.&#8221;(4)</div>
</blockquote>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Soru bu hakikatin ışığında incelendiğinde şu tezatlar ortaya çıkar:&nbsp;</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Allahü Teâlâ&#8217;nın -hâşâ- yaratıldığı vehmedilirse o hâlde, O Zât-ı Mukaddes&#8217;in hem ezelî, hem hadis (sonradan yaratılmış), hem Hâlık, hem mahlûk, hem sonsuz kadir, hem sonsuz âciz, kısacası, hem ulûhiyetin sonsuz kemâl sıfatlarına, hem de mahlûkiyetin sonsuz eksik sıfatlarına sahip olması lâzım gelir.&nbsp;</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Soru böyle sonsuz çelişki ve zıtlıklar taşıdığı gibi, birçok imkansızlıkları da içine almaktadır. Bunlardan sadece birisi olan&nbsp;&#8220;teselsülün muhaliyeti&#8221;ni nazara vermekle yetineceğiz.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Bir an için O Vâcib-ül Vücud hakkında böyle bir soru sorulduğu farzedilse, o zaman bu soru o noktada kalmaz. Yâni Cenâb-ı Hakk&#8217;ı yarattığı vehmedilen o halikın da bir halikı, onun da halikı&#8230; sorulur. Böylece soru silsile hâline sonsuza kadar gider. O hâlde bu sorunun mahiyeti muhale, imkânsızlığa dayanır ve böyle bir soru sorulamaz.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Teselsülün muhal olduğuna dair bazı misaller takdim edelim:</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
On-on beş vagonlu bir tren düşününüz. Bu vagonlardan herbirisini bir önceki vagon çeker. Ve nihayet iş lokomotife dayandığında artık&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">&#8220;Lokomotifi kim çekiyor?&#8221;&nbsp;</em>diye bir soru sorulamaz. Zira, çekip fakat çekilmeyen bir lokomotif olmazsa bu nizam bozulur ve hareket meydana gelmez.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Aynı şekilde, bir şekerin nasıl yapıldığını sorsak, bize cevaben, şeker fabrikasında yapıldığı söylenecektir. Şeker fabrikasındaki âletlerin nerede yapıldığını sorduğumuzda onların da tezgâhları gösterilecektir. Sonunda mesele bir zatın ilmine, iradesine ve kudretine dayanmazsa, tezgâhın da tezgâhı sorulacak ve teselsüle gidilecektir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Diğer taraftan bir elma, tabiri caiz ise, elma fabrikası olan ağacında yapılmaktadır. Bu ağaç ise kâinat fabrikasında inşa edilmiştir. Eğer elma ağacının da kâinatın da yapılması sonsuz bir ilim ve kudret sahibine verilmezse, kâinat fabrikasına da bir fabrika, o fabrikaya da bir fabrika gerekecek ve çıkmaza girilecektir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Bir asker emri onbaşıdan, o da yüzbaşıdan ve başkumandan da padişahtan alır.&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">&#8220;Ya padişah kimden emir alıyor?&#8221;&nbsp;</em>şeklinde bir soru sorulamaz. Zira padişah da birinden emir alsa, o da asker derecesine iner ve emir aldığı zât padişah olur. Bu durumda birinci şahıs padişah değildir ki:<em style="box-sizing: inherit;">&nbsp;&#8220;Padişah kimden emir alıyor?&#8221;&nbsp;</em>diye bir soru sorulabilsin. Padişah denilince, emir veren, fakat emir almayan bir hükümdar akla gelir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Bu misâllerden anlaşıldığı gibi, bu kâinatın yaratılışının; zâtı, esması ve sıfatlarıyla ezelî ve ebedî olan Allah’ın ilim, irade ve kudretine dayanması zaruridir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
<em style="box-sizing: inherit;">&#8220;Cenâb-ı Hakk&#8217;ı -hâşâ- kim yarattı?&#8221;</em>&nbsp;diye firavunâne soru soranlar&nbsp;“teselsülün muhal oduğunu”&nbsp;bilmediklerini ve nefisleriyle bir demogoji yaptıklarını açığa vurmuş olurlar.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
<em style="box-sizing: inherit;"><u style="box-sizing: inherit;">Dipnotlar:</u></em></div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
<em style="box-sizing: inherit;">(1) Hak Dini Kuran Dili, 9/6272; Fahruddin Er-Râzi, Tefsir-i Kebir Mefâtihu’l-Gayb, Akçağ Yayınları: 23/554-555.; Suyûtî, Lübâbun-Nukûl, 11,199-211; Alusi, XXX, 270-27I.<br style="box-sizing: inherit;" />(2) Elmalılı Hamdi Yazır, H.D.K.D., Cilt 9, s. 6321.<br style="box-sizing: inherit;" />(3) Elmalılı Hamdi Yazır, a.g.e., s. 6333.<br style="box-sizing: inherit;" />(4) Said Nursî, Sözler, s. 65.</em></div>
</div>
<div class="separator" style="clear: both; text-align: center;">
<iframe loading="lazy" allowfullscreen="" class="YOUTUBE-iframe-video" data-thumbnail-src="https://i.ytimg.com/vi/gs-UvIVfLUM/0.jpg" frameborder="0" height="366" src="https://www.youtube.com/embed/gs-UvIVfLUM?feature=player_embedded" width="520"></iframe></div>
<p>
&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;↓↓↓↓↓ </p>
<p></p>
<div class="separator" style="clear: both; text-align: center;">
<iframe loading="lazy" allowfullscreen="" class="YOUTUBE-iframe-video" data-thumbnail-src="https://i.ytimg.com/vi/Xp18cH9BA5o/0.jpg" frameborder="0" height="366" src="https://www.youtube.com/embed/Xp18cH9BA5o?feature=player_embedded" width="520"></iframe></div>
<p></p>The post <a href="https://ateistlerecevap.org/allah-kim-yara/" data-wpel-link="internal">Allah'ı (haşa) Kim yarattı?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ateistlerecevap.org/allah-kim-yara/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kafirleri bulduğunuz yerde öldürün ayeti</title>
		<link>https://ateistlerecevap.org/kafirleri-buldugunuz-yerde-oldurun-ayeti/</link>
					<comments>https://ateistlerecevap.org/kafirleri-buldugunuz-yerde-oldurun-ayeti/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ateistlere Cevaplar]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 26 Jan 2017 14:09:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[ögüt]]></category>
		<category><![CDATA[Sorular]]></category>
		<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.ateistlerecevap.org/?p=114</guid>

					<description><![CDATA[<p>Serçe parmağının ucuna bakarak bir insanın resmini çizmek ne kadar yanlış bir sonuç doğurursa, bir tek ayetin sadece mealine bakarak Kur’an hakkında hüküm vermek de en az onun kadar yanıltıcı olur. Bazı yazarların dillerine doladıkları ve İslam’ın evrenselliğine, toleransına, ondaki engin fikir hürriyetine perde çekmek için yanlış yorumladıkları bir ayet-i kerime var: “Onları bulduğunuz yerde [&#8230;]</p>
The post <a href="https://ateistlerecevap.org/kafirleri-buldugunuz-yerde-oldurun-ayeti/" data-wpel-link="internal">Kafirleri bulduğunuz yerde öldürün ayeti</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div class="separator" style="clear: both; text-align: center;">
<a href="https://2.bp.blogspot.com/-suJM3ziDJmY/WIoBIWrSb4I/AAAAAAAAFQE/WBIspNqNHZ8AKWNC2PITBb-C7FtCNKLtQCLcB/s1600/j.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;" data-wpel-link="external" rel="nofollow external noopener noreferrer"><img loading="lazy" decoding="async" border="0" height="335" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2017/01/j.jpg" width="400" /></a></div>
<div class="separator" style="clear: both; text-align: center;">
</div>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Serçe parmağının ucuna bakarak bir insanın resmini çizmek ne kadar yanlış bir sonuç doğurursa, bir tek ayetin sadece mealine bakarak Kur’an hakkında hüküm vermek de en az onun kadar yanıltıcı olur.</div>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Bazı yazarların dillerine doladıkları ve İslam’ın evrenselliğine, toleransına, ondaki engin fikir hürriyetine perde çekmek için yanlış yorumladıkları bir ayet-i kerime var:</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
“Onları bulduğunuz yerde öldürün. Sizi yurtlarınızdan çıkardıkları gibi siz de onları çıkarın. Fitne çıkarmak adam öldürmekten daha kötüdür…&#8221;&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">(Bakara, 2/191)</em></div>
</blockquote>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Konunun tahliline geçmeden önce bazı Kur’an hükümlerini hatırlamak gerekiyor. Ta ki, Kur’anın gerçek maksadı anlaşılsın ve bu ayetin de gerçek yorumu ortaya konulabilsin.</div>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Konuyla yakından ilgili bir ayet-i kerime:</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
“Dinde ikrah (zorlama) yoktur. Doğruluk sapıklıktan cidden ayrıldı…”&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">(Bakara, 2/256)</em></div>
</blockquote>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Bu ayetin tefsirinde, ayet-i kerimeye&nbsp;“Zorlama denen şey dinde yoktur.”&nbsp;manası da verilerek,“Sadece dinî konularda değil, hiçbir konuda zorlamaya izin yoktur.”&nbsp;denilmiştir.</div>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Aynı gerçeği ders veren bir başka ayet:</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
“Eğer Rabbin dileseydi yeryüzündekilerin hepsi elbette iman ederlerdi. O halde sen, inanmaları için insanları zorlayacak mısın?”&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">(Yûnus, 10/99)</em></div>
</blockquote>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Demek oluyor ki, peygamberlerin görevi ve Kur’anın hedefi hakkın ve hakikatin tebliğ edilmesi, duyurulmasıdır. İnsanlar bu dünyaya imtihan için gönderilmişlerdir. İmtihanın vazgeçilmez bir gereği de kişinin doğru ve yanlış yoldan birisini kendi iradesiyle seçebilmesidir. Zorlama iradeyi yok edeceğinden imtihanın da bir manası kalmaz.</div>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Bu manaya kuvvet veren pek çok ayet vardır:</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
“Allah dileseydi onlar şirk koşamazlardı. Seni onların üzerine bekçi kılmadık; sen onların vekili de değilsin.”&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">(En’am, 6/107)</em><br style="box-sizing: inherit;" />“Peygambere düşen görev ancak tebliğdir (duyurmadır).&#8221;&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">(Mâide, 5/99)</em><br style="box-sizing: inherit;" />“Allah, dileseydi hepinizi bir tek ümmet kılardı&#8230;”&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">(Nahl, 16/93)</em><br style="box-sizing: inherit;" />Bir başka ayet-i kerimede şu hakikate dikkat çekilir:<br style="box-sizing: inherit;" />“Kim inkâr ederse bilmelidir ki, Allah bütün alemlerden ganidir (müstağnidir).”<em style="box-sizing: inherit;">(Âl-i İmrân, 3/97)</em></div>
</blockquote>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Yani, Allah, yarattığı ve bizzat terbiye ettiği alemlerden hiçbirinin hiçbir şeyine muhtaç değildir. Güneşin ışığına, ağacın meyvesine, rüzgarın esmesine, mevsimlerin gelip gitmesine, canlıların görmesine, işitmesine muhtaç olmadığı gibi insanların inanmalarına, Onu tanımalarına, Ona ibadet etmelerine de muhtaç değildir.</div>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Böyle pek çok ayet-i kerime var. Bunlardan çıkan ortak sonuç şudur: Allah’ın insanları imana, ibadete davet etmesi gibi, müminlere cihadı emretmesi de yine onların menfaati içindir. Bu mana bütün asırlar ve bütün insanlık alemi için geçerli olmakla birlikte, ayetlerin ilk muhatabı olan sahabelere ve Arap yarımadasındaki iman-küfür mücadelesine daha çok bakmaktadır.</div>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
İslam dini Arap yarımadasına zuhur ettiğinde o bölge insanlarının temel inancı putperestlikti. Ve Kur’anın ana hedefi de kalplere “tevhid” inancını yerleştirmekti.</div>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Fatiha Suresi, Allah’ın&nbsp;“Rabbü’l-alemîn”&nbsp;olduğunu ilan ile başlar. Bütün alemler, gökler, yerler, insanlar, hayvanlar, cinler, melekler, bütün bitki türleri ancak Allah’ın terbiyesiyle hazır hallerine kavuşmuş ve bu sayede görevlerini en iyi şekilde yerine getirebilmişlerdir. Bu bir tevhid dersidir.</div>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Surenin devamında ancak Allah’a ibadet edileceği ve yine ancak ondan yardım dilenebileceği vurgulanır.</div>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Bir başka ayette rızıkların ancak sema ile arzın işbirliğiyle teşekkül ettiğine dikkat çekilerek şükrün de yine ancak sema ve arzın Rabbine yapılması gerektiği ders verilir.</div>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Bir diğer ayette bizzat Allah Resulüne (asm.) hitap edilerek,</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
“Sen sevdiğini hidayete erdiremezsin; ancak Allah dilediğine hidayet verir ve hidayete girecek olanları en iyi O bilir.”&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">(Kasas, 28/56)</em></div>
</blockquote>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
buyurulmakla en büyük nimet olan hidayete kavuşturmanın da ancak Allah’a mahsus olduğu ilan edilir.</div>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Böylece baştan sona kadar tevhid dersi verilerek sonunda, Nas Suresinde, Allah’ın&nbsp;“Rabbü’n-nas”&nbsp;olduğu ifade edilir. İnsanları terbiye eden ancak Allah’tır. Gözlerini görecek, kulaklarını işitecek, midelerin hazmedecek şekilde terbiye eden O olduğu gibi, akıllarını anlayacak, kalplerini inanacak, sevecek, korkacak şekilde terbiye eden de yine ancak Odur.</div>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Maziye nazar ettiğimizde bütün peygamberlerin ortak davalarının&nbsp;“tevhid”<em style="box-sizing: inherit;">&nbsp;(birlemek, Allah’ı bir bilmek)</em>&nbsp;olduğunu görürüz. İnsanlık aleminin yanlış da olsa bir şeylere inandığına, ateizmin kitle çapında fazla görülmediğine, ancak şirkin bütün çeşitleriyle insanları yoldan çıkaran en büyük&nbsp;“fitne”&nbsp;olduğuna şahit oluruz.</div>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
İşte tevhid inancının en büyük tebliğ edicisi olan Hazreti Muhammed (asm) Mekke’de yine en büyük mücadelesini şirke karşı vermeye başladığında bütün müşrikler karşısına çıktılar ve onu bu davasından vazgeçirmeye çalıştılar. Amcasını ricacı olarak gönderdiler.&nbsp;“Bir elime güneşi bir elime ayı koysalar, ben yine bu davadan vazgeçmem.”&nbsp;cevabını alınca artık kuvvet, zorbalık ve işkence dönemi de başlamış oldu.</div>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Şu nokta çok önemlidir:&nbsp;Mekke ve çevresinin müşrikleri başka beldelerdekinden çok farklıydı. Bunlar sadece batıl inançlarını kendi halleriyle yaşamakla kalmıyor, beldelerinde doğan tevhid nurunu söndürmeyi kendilerince kutsî bir ideal olarak benimsiyor, bu uğurda canlarını ve başlarını ortaya koyuyorlardı. Artık, iki şıktan başka bir seçenek görünmüyordu ortada. Ya tevhid inancı galip gelecek, insanlık alemine Kur’anın nuru ulaştırılacak, yahut insanların kalplerini batıl inançlar zaptedecekti. Başka bir ifadeyle, insanlara ya cennetin yolu gösterilecek, yahut cehenneme akış devam edecekti.</div>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Kur’an&#8217;ın o dönemin müşrikleri hakkındaki şiddet ayetlerine bu gözle bakmak gerekir. Mesele sadece birkaç müşrikle mücadele değil, top yekun şirk inancıyla ve onu temsil eden, onu korumak isteyenlerle mücadeledir. Nitekim, Kur’anın Mekke müşrikleri hakkındaki şiddetli beyanlarını, yine bir nevi şirk inancını taşıyan başka kavimlere karşı sürdürmediğini görüyoruz. Teslis inancına sahip Hıristiyanlar ve diğer ehl-i kitap hakkındaki ifadeler hiç de öyle şiddetli değil.</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
“Ehl-i kitapla ancak en güzel şekilde mücadele edin; içlerinden zulmedenler müstesna. Ve deyin ki,<em style="box-sizing: inherit;">&nbsp;‘Hem bize indirilene, hem de size indirilene inandık. Bizim ilahımız da&nbsp;sizin ilahınız da birdir ve biz Ona teslim olmuşuzdur.&#8217;</em>”&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">(Ankebût, 29/46)</em></div>
</blockquote>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Bu noktayı gözden ırak tutan birtakım çevreler şöyle diyorlar:</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
“Onları bulduğunuz yerde öldürün. Sizi yurtlarınızdan çıkardıkları gibi siz de onları çıkarın. Fitne çıkarmak adam öldürmekten daha kötüdür…&#8221;&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">(Bakara, 2/191)</em></div>
</blockquote>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
ayeti ortada iken İslam’ın farklı inançlara karşı toleranslı olduğunu nasıl söyleyebilirsiniz?</div>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Önemine binaen konuyu bazı yönleriyle biraz tahlil etmek gerekiyor: Ayet-i kerimenin muhatabı Arap müşrikleridir.</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
“Ey akıl sahipleri! Kısasta sizin için hayat vardır.”<em style="box-sizing: inherit;">&nbsp;(Bakara, 2/179)</em></div>
</blockquote>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Bu ayetlerle onları öldürenleri öldürmeleri, yurtlarından çıkaranları yurtlarından çıkarmaları emredilirken, fitnenin adam öldürmekten daha kötü olduğu da ayrıca vurgulanmıştır. Bir insanı öldürmek onun bu fani dünya hayatından faydalanmasına son vermek demektir. Fitne çıkarmak, insanları putlara tapmaya zorlamak ise onları ebedi cehenneme atmaktır. Bu ikincinin birinciden çok daha kötü olduğu açıktır. Kaldı ki Mekke müşriklerindeki fitnenin bir de katillik boyutu vardır: Kızlarını diri diri toprağa gömmeleri ve müminleri öldürmek için onlara savaş açmış olmaları.</div>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Aynı mananın işlendiği şu ayet-i kerimeleri de burada akdim edelim:</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343; margin-bottom: 1em;">
“İman edenler Allah yolunda savaşırlar. İnkar edenler de tağut yolunda savaşırlar. O halde şeytanın dostlarına karşı savaşın. Çünkü şeytanın hilesi zayıftır.”&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">(Nisa, 4/76)</em></div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
“Fitne kalmayıncaya ve din tamamen Allah’ın oluncaya kadar, onlarla savaşın.”&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">(Enfal, 8/39)</em></div>
</blockquote>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Ayette geçen “onlar” kelimesinden kasıt müşriklerdir, “fitne”den kasıt da Allah’a ortak koşmaktır.</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
“Fitne ortadan kalkıp, din yalnız Allah’ın oluncaya kadar onlarla savaşın. Eğer vazgeçerlerse bilin ki düşmanlık ancak zalimlere karşıdır.”<em style="box-sizing: inherit;">&nbsp;(Bakara, 2/193)</em></div>
</blockquote>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Son ayet hakkında yapılan tefsirlerden çok önemli gördüğüm iki hususu nakletmek isterim:</div>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
“Bu ayetin sebeb-i nüzulü, ehl-i Mekke’nin müminlere eza eyleyerek irtidatlarını (İslam dininden dönmelerini) teklif ve ısrar etmeleridir. Şu halde mana-yı nazım,<em style="box-sizing: inherit;">&nbsp;“Siz müşrikleri katledin ki onlara galebe edesiniz ve &#8230; irtidat fitnesi kalmasın. Ve ezalarından kurtulmak için onlarla kıtal etmelisiniz. Ta ki, şirk ortadan kalksın, din-i tevhid onun yerine ikame olsun.&#8221; (Konyalı M.Vehbi Ef. 1-2/331)</em></div>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Fitnenin ortadan kalkması için savaş emredilirken bir başka ayet-i kerime ile de şu sınırlamalar getirilmiştir:</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
“Sizinle savaşanlarla Allah yolunda savaşın. Fakat haddi aşmayın. Çünkü Allah haddi aşanları sevmez.”&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">(Bakara, 2/190)</em></div>
</blockquote>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Savaş, Allah yolunda olacaktır; toprak istilası, ganimet elde etme, köle kazanma gibi bir menfaat için yapılan savaşlar “cihat” özelliği taşımazlar. İkinci bir kayıt olarak da “haddi aşmama” getirilmiştir. Suçluya hak ettiğinden daha fazla ceza vermek de bir nevi zulümdür; işkence etmek, organlarını kesmek gibi.</div>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Konunun doğru yorumlanması için Tövbe Suresinin ilk ayetlerinin de yine doğru anlaşılması büyük önem arz ediyor:</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
“Bu bir ayrılık ihtarıdır! Allah ve Resulü tarafından kendileriyle muahede yapmış olduğunuz müşriklere. Artık yeryüzünde dört ay dolaşınız. Ve biliniz ki, şüphe yok ki, Allah’ı aciz bırakacak değilsiniz. Ve muhakkak ki, Allah kâfirleri zelil kılıcıdır.”<em style="box-sizing: inherit;">&nbsp;(Tevbe, 9/1, 2)</em></div>
</blockquote>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Bu ayetler, verdikleri sözlerinde durmayan müşrikler ile yapılmış olan anlaşmaların feshedildiğini bildirir. Ve kendilerine dört ay mühlet verilen o İslam düşmanlarının hüsrana uğrayacaklarını ihtar eder.</div>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Bir sonraki ayette müşrikler tövbe etmeye çağrılır, aksi hale acıklı bir azaba uğrayacakları haber verilir.</div>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Beşinci ayette ise&nbsp;“Artık haram aylar çıkınca o (muahede hükmüne riayet etmeyen) müşrikleri nerede bulursanız öldürünüz…&#8221;&nbsp;emri verilir.</div>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Altıncı ayette, anlaşma süresi bitmiş olsa bile, o müşriklerden kim eman dilerse, ona eman verilmesi ifade edilir ve şöyle devam edilir:</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
“Ta ki, Allah’ın kelamını dinlesin. Sonra (iman etmese de) onu emin bulunduğu mahalle ulaştır. Çünkü onlar şüphe yok ki bilmez bir kavimdir.”</div>
</blockquote>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Bu ayet-i kerimeler son nazil olan ayetlerdendir. Artık Müslümanlar galip gelmişler, müşriklere ya iman etmeleri yahut harbe razı olmaları tebliğ edilmiş, kendilerine inanmaları&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">(yahut göç etmeleri)</em>için dört ay gibi uzun bir süre tanınmış ve Allah Resulü (asm.) “Arap yarımadasında artık iki dinin olamayacağını” açıkça ilan etmiştir.</div>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Bu ayetin ve hadisin kendilerine tebliğ edildiği kişiler, yirmi seneyi aşkın bir süre İslam’ın nurunu söndürmeye çalışmış, Müslümanları yurtlarından uzaklaştırmış, onları göç ettikleri Medine’de de rahat bırakmayıp Medine’ye kadar gelerek onların hayatlarına kast etmek istemiş, şirk yolunda nice ölüler vermiş, nice sahabeleri şehit etmiş inatçı, bir bakıma idealist ve kararlı müşriklerdir. Buna rağmen kendileriyle anlaşma yapılmış, sulh içinde yaşama yolu denenmiştir. Bu anlaşmaları bozan taraf<em style="box-sizing: inherit;">&nbsp;(iki kabile dışında)</em>&nbsp;hep müşrikler olmuşlardır. Süre dolduğunda bu işin de sona ereceği açıkça haber verilmiştir. Artık gönüllere ya tevhit inancı hakim olacak, yahut putperestlik hüküm sürecektir. Bu işe bir son verme zamanı gelmiştir.</div>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Müslümanlar galip hale gelmelerine rağmen karşı tarafa süre tanınmış, onlardan eman dileyip İslam’ı tanımak ve öğrenmek isteyenlere eman verilmiş, inanmasalar da hemen öldürülmeyip yurtlarına emniyet içine dönmeleri sağlanmıştır. Kaldı ki ayetin sonunda müşrikleri acıklı bir sonun beklediği bildirilmekle, kendileri son bir kez daha ikaz edilmiştir.</div>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Diğer müşriklerden ve Ehl-i kitaptan farklı olarak Mekke müşriklerine böyle bir muamelede bulunulması, hak dinin ve tevhid inancının Mekke ve civarında iyice kökleşmesi ve oradan bütün cihana yayılması içindir. Çekirdek sağlam olacaktır ki ondan nice ağaçlar çıkabilsin. Artık Arap yarım adasında kimse putlara tapamayacak, kimse Kâbe’yi çıplak olarak tavaf edemeyecek, kimse kızlarını diri olarak toprağa gömemeyecek, herkes alemlerin Rabbi olan Allah’a inanacak, Onun emirlerine uyacak ve yasaklarından kaçınacaktır. Herkes ahiret yolcusu olduğunu bilecek ve o ebediyet yurdu için güzel ameller işleyecektir.</div>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Böylece melekleri çok gerilerde bırakan mübarek ve muhteşem müminler yetişecekler ve bunlar İslam’ın nurunu bütün bir insanlık alemine ulaştırmak için gayret göstereceklerdir.</div>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
İnsanlara zulmedilen beldelerden bu zulmü kaldırmak için cihad edecekler, ama galip geldiklerinde kimseyi İslam’a girmeye zorlamayacaklar, sadece, akıllara ve kalplere konulan ambargoyu kaldırarak onlara doğruyu ve güzeli seçebilecekleri bir hürriyet ortamı hazırlayacaklardır.</div>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Mekke müşriklerinin zulmü altında inleyenlerin kurtarılmalarını emreden şu ayet-i kerime çok anlamlı ve benzer zulümleri de ortadan kaldırma hususunda önemli bir rehberdir:</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
“Size ne oldu ki, Allah yolunda ve<em style="box-sizing: inherit;">&nbsp;‘Rabbimiz! Bizi halkı zalim olan şu şehirden çıkar, bize katından bir koruyucu ver, bize katından bir yardımcı ver.’&nbsp;</em>diyen zayıf erkek, kadın ve çocuklar uğrunda savaşmıyorsunuz?”&nbsp;(Nisa, 4/75)</div>
</blockquote>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
İşte o çekirdek kadro etrafındaki yabancı ve zararlı unsurların temizlenmesi için, bu ayetin emriyle Müslümanlar Mekke’yi fetih girişimini başlatmışlar ve sonunda başarıya ulaşmışlardır. Artık çekirdek kemalini bulmuştur. Kısa bir zaman sonra Endülüs medeniyeti, arkasından Selçuklu ve Osmanlı medeniyetleri doğacak ve Kur’anın nuru cihanın her bir tarafına ışık saçacaktır. Kalplerden öncelikle şirk temizlenecek, tevhid hakim kılınacakır. Zulüm yerini adalete, sefahat güzel ahlaka terk edecektir.</div>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Bu ayetten dersini alan müminler, batıl inançlarını halka zorla kabul ettirmek isteyenlerin güçlerini kırmak ve müminlere yapılan zulümlere son vermek gibi temel sebeple cihat yoluna girmiş ve yeni ülkeler fethetmişlerdir.</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
<em style="box-sizing: inherit;">“İslamda gaye-i harp&nbsp;intikam, katil, tebdil-i dine icbar değil, hasmı mağlup etmek ve kuvve-i cebriyesini alıp dininde serbest olarak hükm-ü hakka tabi tutmaktır ki, i’layı kelimetullah bundadır.” (Elmalılı Tefsiri, 2/864-5)</em></div>
</blockquote>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Müslümanlar, fethettikleri ülkelerin halklarından cizye denilen bir vergi almakla, onları kendi raiyetleri sınıfına dahil etmişler, canlarını ve mallarını koruma altına almışlardır.</div>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Zimmîler, yani bir İslam beldesinde yaşayan ve vergisini vermekle vatandaşlık haklarından faydalanmaya hak kazanan gayr-ı müslimler hakkındaki şu hadis-i şerif bu noktada çok anlamlıdır:</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
“… Kim bir zimmîye zulmeder ve ona gücünün üstüne iş yüklerse kıyamet günü beni karşısında bulacaktır.”<em style="box-sizing: inherit;">&nbsp;</em><em style="box-sizing: inherit;">(Ebû Dâvud, İmâre, 33;&nbsp;bk. Münâvî, Feyzu`l-kadîr, 6/19; Bağdâdî, Tarîhu Bağdad, 8/170; Aclûnî, Keşfu`l-hafâ, 2/342.)</em></div>
</blockquote>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Büyük müfessir Fahreddin-i Razi Hazretlerinin cihat konusundaki şu açıklaması çok önemlidir:</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
“Kafirlerle savaşan kimsenin maksadı küfrü kaldırma azmi ve kasdı olmalıdır. Bu sebeple, kâfirle savaş halinde olan kimsenin, savaşsız olarak onu küfründen vazgeçirebileceği düşüncesi ağır basınca, bu kimsenin onu öldürmekten vazgeçmesi vacip olur.”&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">(Tefsir-i Kebir; 4/436)</em></div>
</blockquote>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Yazımıza konu olan itirazı yapanların, İslam’ın şu hükmünü çok iyi değerlendirmeleri gerekiyor:&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">“Kâfir eğer zimmî olsa, dahilde olsa cizye verse, hariçte olsa musalaha etse İslamiyet’çe hakkı mahfuzdur.”&nbsp;</em>Buna göre, bir mümini öldürene kısas uygulandığı gibi, bir zimmîyi öldürene de kısas uygulanır.&nbsp;Eğer, Müslümanlar da bu ayeti söz konusu iddia sahibi gibi yanlış yorumlasalardı, fethettikleri ülkelerin bütün müşriklerini, putperestlerini, Hristiyanlarını ve Yahudilerini kılıçtan geçirirlerdi.</div>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Tarih bunun aksini söylüyor. İslam ülkelerinde varlıklarını sürdüren kiliseler, sinagoglar da böyle bir iddiayı yalanlıyorlar.</div>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Söz konusu ayeti yanlış ve eksiz yorumlayıp İslam’a hücum eden kişiler yanlış yolda oldukları gibi, yine bu ayeti kendi akıllarınca değerlendirip bütün gayr-ı müslimleri öldürmeyi düşünenler de o kadar hatalı ve İslam’ın ruhundan o derece uzak bir yoldadırlar.</div>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Üstad Bediüzzaman’ın&nbsp;“dinde mutaassıp, muhakeme-i akliyede noksan”&nbsp;diye nitelendirdiği bu gibi kişilerin hataları İslam’a mal edilemez.&nbsp;Böyle kimseleri bahane ederek İslam’a hücum etmek son derece yanlıştır. Eğer hücum edilecekse, Müslümanları dininden uzaklaştırmak için bir asırdan fazla zamandır aralıksız çalışan ifsat komitelerine edilmelidir; asıl suçlu onlardır.</div>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
İslam’ı aslına uygun olarak öğrenme imkanından mahrum bırakılan, Kur’anı eksik hatta yanlış öğrenen kişiler, sonunda bu İslam düşmanlarına da zarar vermeye başlamışlardır.</div>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Kaldı ki böyle kimseleri organize eden bir takım örgütlerin dış kaynaklı oldukları, bir cinayet şirketi gibi faaliyet gösterip silah kaçakçılığından uyuşturucu ticaretine kadar her tür rezilliği para karşılığı yaptırdıkları da ayrı bir gerçektir.</div>
<ul>
</ul>
<p></p>
<div class="separator" style="clear: both; text-align: center;">
Arkadaşlar konu ile ilgili detaylı bilgi için aşağıdaki videoları izleyiniz&nbsp;</div>
<div class="separator" style="clear: both; text-align: center;">
anlamadığınız bir yer olursa yorumlar belirtin</div>
<div class="separator" style="clear: both; text-align: center;">
</div>
<div class="separator" style="clear: both; text-align: center;">
</div>
<p>&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;<iframe loading="lazy" allowfullscreen="" class="YOUTUBE-iframe-video" data-thumbnail-src="https://i.ytimg.com/vi/D4Fv5gqTq-Q/0.jpg" frameborder="0" height="366" src="https://www.youtube.com/embed/D4Fv5gqTq-Q?feature=player_embedded" width="520"></iframe></p>
<p>&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; ↓↓↓↓</p>
<div class="separator" style="clear: both; text-align: center;">
<iframe loading="lazy" allowfullscreen="" class="YOUTUBE-iframe-video" data-thumbnail-src="https://i.ytimg.com/vi/GHQBJMAcIb8/0.jpg" frameborder="0" height="366" src="https://www.youtube.com/embed/GHQBJMAcIb8?feature=player_embedded" width="520"></iframe></div>The post <a href="https://ateistlerecevap.org/kafirleri-buldugunuz-yerde-oldurun-ayeti/" data-wpel-link="internal">Kafirleri bulduğunuz yerde öldürün ayeti</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ateistlerecevap.org/kafirleri-buldugunuz-yerde-oldurun-ayeti/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kur&#039;an eksiksiz ise neden hadislere bakarız?</title>
		<link>https://ateistlerecevap.org/kuran-eksiksiz-ise-neden-hadislere/</link>
					<comments>https://ateistlerecevap.org/kuran-eksiksiz-ise-neden-hadislere/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ateistlere Cevaplar]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 26 Jan 2017 13:35:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[ögüt]]></category>
		<category><![CDATA[Sorular]]></category>
		<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.ateistlerecevap.org/?p=115</guid>

					<description><![CDATA[<p>Hz. Peygamber (s.a.s)&#8217;in sözleri, fiilleri, takrirleri ile ahlâkî ve beşerî vasıflarındarı oluşan sünnetinin söz veya yazı ile ifade edilmiş şekli. Bu mânâda hadis, sünnet ile eş anlamlıdır.Hadis kelimesi, &#8220;eski&#8221;nin zıddı &#8220;yeni&#8221; anlamına geldiği gibi, söz ve haber anlamlarına da gelir. Bu kelimeden türeyen bazı fiiller ise haber vermek, nakletmek gibi anlamlar ifade eder. Hadis kelimesi, [&#8230;]</p>
The post <a href="https://ateistlerecevap.org/kuran-eksiksiz-ise-neden-hadislere/" data-wpel-link="internal">Kur'an eksiksiz ise neden hadislere bakarız?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div class="separator" style="clear: both; text-align: center;">
<a href="https://4.bp.blogspot.com/-HomnW3vXEvU/WIn3nbNcfII/AAAAAAAAFPo/FVULEMznH7YFBiqPxiOAKgOFLTySCq1hQCLcB/s1600/maxresdefault%25281%2529r.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;" data-wpel-link="external" rel="nofollow external noopener noreferrer"><img loading="lazy" decoding="async" border="0" height="308" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2017/01/maxresdefault28129r.jpg" width="400" /></a></div>
<p>Hz. Peygamber (s.a.s)&#8217;in sözleri, fiilleri, takrirleri ile ahlâkî ve beşerî vasıflarındarı oluşan sünnetinin söz veya yazı ile ifade edilmiş şekli. Bu mânâda hadis, sünnet ile eş anlamlıdır.<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" /><br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />Hadis kelimesi, &#8220;eski&#8221;nin zıddı &#8220;yeni&#8221; anlamına geldiği gibi, söz ve haber anlamlarına da gelir. Bu kelimeden türeyen bazı fiiller ise haber vermek, nakletmek gibi anlamlar ifade eder. Hadis kelimesi, Kur&#8217;ân&#8217;da bu anlamları ifade edecek biçimde kullanılmıştır. Sözgelimi, &#8220;Demek onlar bu söze (hadis) inanmazlarsa, onların peşinde kendini üzüntüyle helâk edeceksin&#8221; (el-Kehf, 18/6) âyetinde &#8220;söz&#8221; (Kur&#8217;ân); &#8221; Musa&#8217;nın haberi (hadîsu Mûsa) sana gelmedi mi?&#8221; (Tâhâ, 20/9) ayetinde &#8220;haber&#8221; anlamına gelmektedir. &#8220;Ve Rabbinin nimetini anlat (fehaddis)&#8221; fiili de &#8220;anlat, haber ver, tebliğ et&#8221; anlamında kullanılmıştır.<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" /><br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />Hadis kelimesi zamanla, Hz. Peygamber&#8217;den rivâyet edilen haberlerin genel adı olarak kullanılmaya başlanmıştır. Kelime, bizzat Rasûlullah (s.a.s) tarafından da, bu anlamda kullanılmıştır. Buhârî&#8217;de yeralan bir hadîse göre Ebû Hüreyre, &#8220;Yâ Rasûlullah, kıyâmet günü şefâatine nâil olacak en mutlu insan kimdir?&#8221; diye sorar. Hz. Peygamber şöyle cevap verir: &#8220;Senin &#8220;hadîse&#8221; karşı olan iştiyakını bildiğim için, bu hadis hakkında herkesten önce senin soru soracağını tahmin etmiştim. Kıyâmet günü şefâatime nâil olacak en mutlu insan, &#8220;Lâ ilâhe illâllah&#8221; diyen kimsedir&#8221; (Buhârî, İlim; 33).<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" /><br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />Hadisin Dindeki Yeri ve Önemi:<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" /><br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />Rasûlullah (s.a.s), Allah&#8217;tan aldığı vahyi yalnızca insanlara aktarmakla kalmamış, aynı zamanda onları açıklamış ve kendi hayatında da tatbik ederek müşahhas örnekler hâline getirmiştir. Bu nedenle O&#8217;na &#8220;yaşayan Kur&#8217;ân&#8221; da denilmiştir.<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" /><br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />İslâm bilginleri genellikle, dinî konularla ilgili hâdislerin, Allah tarafından Hz. Peygamber&#8217;e vahyedilmiş olduklarını kabul ederler; delil olarak da, &#8220;O (Peygamber), kendiliğinden konuşmaz; O&#8217;nun sözleri, kendisine gönderilmiş vahiyden başkası değildir&#8221; (en-Necm, 54/3-4) âyetini ileri sürerler. Ayrıca, &#8220;Andolsun ki; Allah, mü&#8217;minlere büyük lütufta bulundu. Çünkü, daha önce apaçık bir sapıklık içinde bulunuyorlarken, kendi aralarından, onlara kitap ve hikmeti öğreten bir elçi gönderdi&#8221; (Âlu lmrân, 3/164) âyetinde sözü edilen &#8220;hikmet&#8221; kelimesinin, &#8220;sünnet&#8221; anlamında olduğunu da belirtmişlerdir. Nitekim, Hz. Peygamber ve O&#8217;nun ashâbından nakledilen bazı haberler de, bu gerçeği ortaya koymaktadır. Rasûlullah&#8217;tan (s.a.s) şöyle rivayet edilmiştir: &#8220;Bana kitap (Kur&#8217;ân) ve bir de onunla birlikte, onun gibisi (sünnet) verildi&#8221; (Ebû Dâvûd, Sünen, II, 505). Hassan İbn Atiyye, aynı konuda şu açıklamayı yapmıştır: &#8220;Cibrîl (a.s.) Rasûlullah (s.a.s)&#8217;e Kur&#8217;ân&#8217;ı getirdiği ve öğrettiği gibi, sünneti de öylece getirir ve öğretirdi&#8221; (İbn Abdilberr, Câmiu&#8217;l Beyâni&#8217;l-ilm, II, 191).<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" /><br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />Yukarıda zikredilen âyet ve haberlerden de anlaşılacağı gibi, Kur&#8217;ân ve hadîs (daha geniş ifadesiyle sünnet), Allah (c.c.) tarafından Rasûlullah (s.a.s.)&#8217;a gönderilmiş birer vahiy olmak bakımından aynıdırlar. Şu kadar var ki; Kur&#8217;ân, hadîsin aksine, anlam ve lâfız yönünden bir benzerinin meydana getirilmezliği (i&#8217;câz) ve Levh-i Mahfûz&#8217;da yazı ile tesbit edildiği için, ne Cibrîl (a.s.)&#8217;in ve ne de Hz. Peygamber&#8217;in, üzerinde hiçbir tasarrufları bulunmaması noktasında hadîsten ayrılır. Hadîs ise, lâfız olarak vahyedilmediği için, Kur&#8217;ân lâfzı gibi mu&#8217;ciz olmayıp, ifade ettiği anlama bağlı kalmak şartıyla sadece mânâ yönüyle nakledilmesi câizdir.<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" /><br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />Hz. Peygamber&#8217;den hadîs olarak nakledilen, fakat daha ziyade, O&#8217;nun (s.a.s) sade bir insan sıfatıyla, dinî hiçbir özelliği bulunmayan, günlük yaşayışıyla ilgili sözlerinin, yukarıda anlatılanların dışında kaldığını söylemek gerekir. O&#8217;nun (s.a.s.) bir insan sıfatıyla hata yapabileceğini açıklaması (Müslim, Fedâil, 139-140-141) bunu gösterir. Nitekim bazı ictihadlarında hataya düşmesi, bu konularda herhangi bir vahyin gelmediğini gösterir. Ancak bu hataların da, bazan vahiy yolu ile düzeltildiği unutulmamalıdır.<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" /><br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />Vahye dayalı bir fıkıh kaynağı olarak hadis, Kur&#8217;ân karşısındaki durumu ve getirdiği hükümler açısından şu şekillerde bulunur:<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" /><br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />1. Bazı hadisler, Kur&#8217;ân&#8217;ın getirdiği hükümleri teyid ve tekit eder. ana-babaya itâatsizliği, yalancı şâhitliği, cana kıymayı yasaklayan hadisler böyledir.<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" /><br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />2. Bir kısmı hadisler, Kur&#8217;ân&#8217;ın getirdiği hükümleri açıklar, onları tamamlayıcı bilgiler verir. Kur&#8217;ân&#8217;da namaz kılmak, haccetmek, zekât vermek&#8230; emredilmiş, fakat bunların nasıl olacağı belirtilmemiştir. Bu ibadetlerin nasıl yapılacağını hadislerden öğreniyoruz.<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" /><br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />3. Bazı hadisler de, Kur&#8217;ân&#8217;ın hiç temas etmediği konularda, hükümler koyar. Hadîsin başlı başına müstakil bir teşri&#8217; (yasama) kaynağı olduğunu gösteren bu tür hadislere, ehlî merkeplerle yırt<br />
ıcı kuşların etinin yenmesini haram kılan, diyetlerle ilgili birçok hükmü belirten hadisler&#8230; örnek olarak verilebilir.<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" /><br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />Buraya kadar anlatılanlar, hadîsin (sünnet) İslâm dinindeki önemli yerini gözler önüne sermektedir. Din açısından, Kur&#8217;ân&#8217;dan hemen sonra gelen bir hüküm kaynağı olarak hadislere gereken önemin verilerek Hz. Peygamber&#8217;in sünnetine uyulması, başta Allah (c.c.) olmak üzere, O&#8217;nun Rasülü Hz. Muhammed (s.a.s) tarafından da çok kesin ifadelerle emredilmiştir. Bu konuda Kur&#8217;ân&#8217;da şu âyetlere yer verilmiştir: &#8220;Ey Peygamber de ki: Eğer Allah&#8217;ı seviyorsanız, bana uyunuz ki; Allah da sizi sevsin ve günâhlarınızı bağışlasın&#8221;(Âlu İmrân, 3/31); &#8220;Ey Peygamber de ki: Allah&#8217;a ve peygamber&#8217;e itâat ediniz. Eğer yüz çevirirseniz, biliniz ki Allah kâfirleri sevmez&#8221; (Âlu İmran, 3/32; &#8220;Allah&#8217;a ve Peygamberlere itâat ediniz, umulur ki rahmet olunursunuz&#8221; (Âlu İmrân, 3/132); &#8220;Peygamber size neyi getirmişse onu alın, neyi yasaklamışsa ondan sakının&#8221; (el-Haşr, 59/7). Görüldüğü gibi bu âyetlerde, Rasûlullah (s.a.s)&#8217;e itâat, Allah&#8217;a (c.c.) itâat ile birlikte emredilmiş, hatta Peygamber (s.a.s)&#8217;e itâatin Allah&#8217;a (c.c.) itâat demek olduğu açıkça belirtilmiştir.<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" /><br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />Rasûlullah (s.a.s) da bir hadîsinde: &#8220;Şunu kesin olarak biliniz ki, bana Kur&#8217;ân ve onunla beraber onun bir benzeri (sünnet) daha verilmiştir. Karnı tok bir halde rahat koltuğuna oturarak;&#8217; Şu Kur&#8217;an&#8217;a sarılın; O&#8217;nda neyi helâl görürseniz onu helâl, neyi koram görürseniz onu da haram kabul ediniz&#8217; diyecek bazı kimseler gelmesi yakındır. Şüphesiz ki, Allah Rasûlünün haram kıldığı şey de Allah&#8217;ın haram kıldığı gibidir&#8221; (Ebû Davûd Sünnet, 5; İbni Mace, Mukaddime, 2; Ahmed b. Hanbel, Müsned, IV,131) buyurarak, sünnetini küçümseyip dinden ayırmak isteyenlere karşı müslümanları uyarmış ve dinin sünnetsiz düşünülemeyeceğini vurgulamıştır. Nitekim, Hz. Peygamber&#8217;in burada geleceğini ikaz ettiği kişi ve gruplar Hicri birinci ve ikinci asırlarda ve bir de XIX-XX. asırlarda müsteşriklerin etkisiyle, Hindistan (Ehl-i Kur&#8217;an Cemiyeti) ve Mısır&#8217;da (Tevlik Sıdkı, Mahmud Ebû Reyye..) ortaya çıkmış, fakat bunların hadis ve sünnete hiçbir etkisi olmamıştır.<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" /><br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />Hadisin Yapısı:<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" /><br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />Hadisler yakından incelendiği zaman, birbirinden farklı iki ana kısımdan oluştuğu görülür: Sened ve metin.<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" /><br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />Sened: Güvenmek, dayanmak anlamın gelen &#8220;sened&#8221; kelimesi, bir hadis terimi olarak, metnin başında yeralan ve biri diğerinden almak ve nakletmek suretiyle hadîsi rivâyet eden kişilerin, Rasûlüllah&#8217;a varıncaya kadar sayıldığı kısımdır. Başka bir deyişle, râvîler zincirinin adı olup bu zincir, hadîsin Hz. Peygamber&#8217;den kimler aracılığıyla ve hangi yollarla bize ulaştığını gösterir: Meselâ:<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" /><br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />&#8220;Haddesenâ Muhammed İbn Beşşâr, kâle; haddesenâ Yahyâ kâle; Haddesenâ Şu&#8217;be, kâle; haddesenâ bu&#8217;t-Teyyâ&#8217;h, an Enes, ani&#8217;n-Nebiyyi sallellahü aleyhi ve sellem kâle: (Enes&#8217;ten Ebu&#8217;t-Teyyâh, ondan Şu&#8217;be, ondan Yahyâ, ondan da Muhammed İbn Beşşâr naklederek, Rasûlullah (s.a.v.)&#8217;in şöyle dediğini rivayet etmişlerdir:).&#8221; Senette geçen &#8220;haddesenâ&#8221; (bize nakletti, rivayet etti) ve &#8220;an&#8221; (ondan) kelimelerine &#8220;rivâyet lâfızları&#8221; denir. &#8220;Kâle&#8221;, dedi anlamındadır.<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" /><br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />Senedi, yani râvîler zincirini zikretmeye &#8220;isnâd&#8221; adı verilir. Râvîlerin hadisleri nakletmesine &#8220;rivâyet&#8221;, rivâyet ettikleri hadise de &#8220;mervî&#8221; denir. Senede &#8220;târik&#8221; veya &#8220;vecih&#8221; adı da verilmektedir. Sened daha çok hadis uzmanları için, hadisin sıhhatini, yani, hadîsin Hz. Peygamber&#8217;e âit olup olmadığını kontrol edebilmek açısından önem taşımaktadır.<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" /><br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />Metin; Senedin, ya da râviler zincirinin kendinde son bulduğu, rivâyet edilen asıl hadis kısmına metin denir. Yukarıda örnek olarak verdiğimiz sened, metni ile birlikte şu şekilde kaydedilir: &#8220;Enes&#8217;ten Ebiı&#8217;t-Teyyâh, ondan Şu&#8217;be, ondan Yahyâ, ondan da Muhammed İbn Beşşâr naklederek, Nebi (s.a.s.)&#8217;in şöyle dediğini rivâyet etmişlerdir: &#8220;Kolaylaştırınız güçleştirmeyiniz, müjdeleyiniz nefret ettirmeyiniz. &#8220;<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" /><br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />Hadislerin Sınıflandırması:<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" /><br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />Sağlamlık yönünden hadisler üç kısma ayrılır: Sahih, hasen, zayıf. Hadislerin çeşitli yönlerden değerlendirilmesi yapılmıştır. Bu değerlendirmelerde doğruluğu (sıhhati) araştırılan, hadîsin Hz. Peygamber&#8217;e âit olan metin kısmı değil; metnin Rasûlullah (s.a.s)&#8217;e âit olup olmadığını gösteren sened kısmıdır. Bu durumda değerlendirme sonunda bir hadîse sahih, hasen veya zayıf denildiğinde bu, Hz. Peygamber&#8217;in söz veya fiilinin sahih veya zayıf olduğu anlamında değil, hadis metnindeki ifadenin Rasûlullah&#8217;a (s.a.s) âit oluşunun sahih veya zayıf olduğu anlamındadır.<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" /><br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />1. Sahih hadis: Adâlet ve zabt sahibi râvîlerin, yine aynı durumdaki râvîler vasıtasıyla Hz. Peygamber&#8217;e kadar ulaşan kesintisiz bir senedle rivâyet ettikleri, şâz ve illetli olmayan hadistir. Bu tür hadislerin Hz. Peyga<br />
mber&#8217;den geldiğinde herhangi bir şüphe yoktur. Yukarıdaki tariften de anlaşılacağı gibi, bir hadisin sahih olabilmesi için bazı şartların bulunması lâzımdır. Bu şartlar şunlardır:<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" /><br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />a) Hadîsi nakleden râvîler âdil olmalıdır. Burada sözü edilen adâlet, zulmün zıt anlamlısı değil; şirk, fısk ve bid&#8217;at gibi bütün büyük ve küçük günâhlardan sakınmak ve takvâ sahibi, samimi bir müslüman olmak anlamındadır. Bu özelliğe sahip kimselere hadis ıstıladımda, &#8220;adl&#8221; (âdil) denir. Hakkında gerekli araştırmalar usûlüne uygun şekilde yapılıp, adâlet prensibine aykırı davranışları nedeniyle &#8220;âdil&#8217; olmadıkları anlaşılan (mecruh) râvîler ile kim oldukları bilinmeyen, ya da durumları belirsiz olduğu için adâletleri tesbit edilemeyen kimselerin (meçhûl) rivayet ettikleri hadisler, &#8220;sahih&#8221; hadislerin dışında kalır.<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" /><br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />b) Râvîler, rivâyet edecekleri hadisleri, doğru bir şekilde öğrenme, aradan uzun bir zaman geçse bile aynen hatırlayabileck ölçüde &#8220;öğrendiğini koruma&#8221; (zabt) yeteneğine sahip olmalıdır. Öğrenme ve öğrendiğini koruma yeteneğine sahip olamayan râvîlerin naklettikleri hadisler de &#8220;sahih&#8221; kabul edilmez.<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" /><br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />c) Hadîsi nakleden râvîlerin her biri, kendisinden hadis naklettikleri kimseler ile bizzat görüşerek hadis almış veya en azından, görüşme imkân ve ihtimaline sahip, çağdaş (muâsır) kişiler olmalıdır. Râvîler arasında gizli veya açık bir kopukluğun (inkıta&#8217;) bulunması, yani senedin muttasıl olmaması hadîsi &#8220;sahih&#8221;likten çıkarır.<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" /><br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />d)Güvenilir (sika) bir râvî tarafından rivâyet edilen hadis, daha güvenilir bir veya birden fazla râvînin rivayetine ters düşerek, tek (şâzz) kalmamalıdır. Çünkü bu durum, hadîsin sihhatine engeldir.<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" /><br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />e) Hadîsin metin veya senedinde, onu zaafa düşüren herhangi bir kusur bulunmamalıdır. İlletli (muallel) kabul edilen bu tür hadisler, sahihlik vasfını kaybeder.<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" /><br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />İşte bu beş şartın hepsini taşıyan hadisler sahihtir; yani teknik olarak bu hadislerin Hz. Peygamber&#8217;e âit olduğunda şüphe yoktur.<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" /><br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />2. Hasen hadis: Sözlükte &#8220;güzel&#8221; anlamına gelen &#8220;hasen&#8221; kelimesi, hadis ıstılahında sahih hadisle zayıf hadis arasında yer alan, fakat sahih hadîse daha yakın olan hadis türüne verilen addır. Daha açık bir ifade ile, hasen hadisle sahih hadis arısındaki fark, hasen hadîsin râvîlerinin durumu kesin olarak bilinmemekle birlikte, yalancılıkla suçlanmamış, dürüst ve güvenilir olmalarına rağmen, titizlikleri (itkân) ve hâfızalarının sağlamlığı (zabt) açısından sahih hadis râvîlerinden daha aşağı derecede bulunmasıdır. Hasen hadis, bu iki özellik dışında sahih hadîsin bütün özelliklerini taşır. Bir de, hasen hadislerin mütâbi&#8217;teri olmalıdır. Mütâbi&#8217;, bir râvînin naklettiği hadîsin başka râvîler vasıtasıyla da rivâyet edilmesidir. Böylece hasen hadis râvîlerindeki zabt eksikliği takviye edilmiş olur.<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" /><br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />Hasen hadis terimi, yaygın şekilde ilk defa Tirmizî tarafından kullanılmıştır. Tirmizî&#8217;den önce hadisler, sahih ve zayıf diye ikiye ayrılır, zayıf hadis de; terkedilmiş, terkedilmemiş olmak üzere iki kısımda değerlendirilirdi. &#8220;Terkedilmeyen zayıf hadisler&#8221;, Tirmizi (279/892) tarafından hasen cerimiyle &#8220;zayıflıktan&#8221; çıkarılmış oldu. Bunun tabii sonucu olarak da Tirmizî&#8217;nin Câmi&#8217;i, hasen hadîsin başlıca kaynağı sayılmıştır. Ebû Dâvûd&#8217;un Sünen&#8217;i de, hasen hadîsin çokça bulunduğu eserlerden biri olarak kabul edilir.<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" /><br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />3. Zayıf Hadis: Zayıf hadis, sahih veya hasen hadîsin taşıdığı şartların birini veya birkaçını taşımayan hadistir. Bu şartların bulunup bulunmadığı, hadisin çeşitli yönlerden tetkik ve tenkide tâbi tutulmasıyla anlaşılır. Sözgelimi, hadîsin râvîsi adâletindeki kusur sebebiyle, zabtının zayıflığı, seneddeki kopukluk, râvînin kendindan daha sikâ bir râvî veya râvilere aykırı rivâyeti&#8230; sebepleriyle hadîsin Hz. Peygamber&#8217;e âit olduğu zayıf kabul edilir. Hadis bilginleri, zayıf hadisleri çeşitli yönleriyle pek çok kısma ayırmışlardır.<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" /><br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />Hadis âlimleri, zayıf hadisle amel edilip edilemeyeceği konusunda üç görüş ileri sürmüşlerdir.<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" /><br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />a) Hiçbir konuda zayıf hadisle amel edilmez. Yahya b. Maîn&#8217;den nakledilen bu görüşü, Buhârî ve Müslim&#8217;in yanısıra İbn Hazm ve Ebû Bekr İbnu&#8217;l-Arabî benimsemiştir.<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" /><br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />b)Her konuda zayıf bir hadisle amel edilebilir. Ahmed b. Hanbel ve Ebû Dâvûd &#8220;zayıf hadis re&#8217;y, yani kıyastan daha iyidir&#8221; diyerek bu görüşü tercih etmişlerdir.<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" /><br
 style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />c) Bazı şartları taşıması hâlinde, amellerin fazileti ile ilgili konularda zayıf hadisle amel edilebilir. İbn Hacer el-Askalânî bu şartları şöyle sıralar:<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" /><br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />aa. Hadis aşırı derecede zayıf olmamalıdır.<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" /><br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />bb. Zayıf hadis, kitap veya sünnete dayalı olarak amel edilen bir aslın kapsamına girmelidir.<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" /><br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />cc. Zayıf hadisle amel edilirken sâbit olduğuna kesin gözle bakmamalı, ihtiyaten amel edildiği bilinmelidir.<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" /><br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />Bazı alimlerin ileri sürdüğü, &#8220;gerek şer&#8217;î hükümler ve gerekse fezâil konusunda, elimizde zayıf hadîse lüzum bırakmıyacak kadar çok sahih ve hasen hadis vardır&#8221; görüşü, tercihe şâyân bir görüş olsa gerektir.<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" /><br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />Kudsi ve Nebevi Hadis: Mânâsı Allah&#8217;a, lâfızları Hz. Peygamber&#8217;e âit olan hadislere kudsi hadis; mânâ ve lâfzı Hz. Peygamber&#8217;e âit olan hadislere de nebevî hadis denir. &#8220;İlâhî hadis&#8221; ve &#8220;Rabbânî hadis&#8221; diye de adlandırılan kudsî hadis: Ha. Peygamber&#8217;in, anlam bakımından Allah&#8217;a dayandırdığı, başka bir deyişle O&#8217;ndan nakiller yaparak söylediği sözdür. Kur&#8217;ân ile nebevî hadis arasında yeralan bu tür hadislerin &#8220;kutsal&#8221;lığı, mânâsının Allah&#8217;a âit olmasından; &#8220;hadis&#8221; diye adlandırılması ise, Hz. Peygamber tarafından dile getirilmiş olmasından kaynaklanmaktadır.<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" /><br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />Allah tarafından gelen vahiy olmaları bakımından, Kur&#8217;ân âyetleriyle kutsî hadisler arasında bir fark yoktur. Fakat Kur&#8217;ân hem anlamı, hem de lâfızları yönünden Allah&#8217;a âit iken, kutsî hadis, sadece mânâ açısından Allah&#8217;a âittir. Kur&#8217;ân ile kutsî hadis arasındaki diğer farklar şunlardır:<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" /><br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />a) Kutsî hadis, namazda okunmaz.<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" /><br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />b) Abdestsiz olarak dokunulması câizdir.<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" /><br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />c) Lâfzı Allah&#8217;a âit olmadığı için Kur&#8217;ân gibi mu&#8217;ciz değildir.<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" /><br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />d) Lafzî rivâyeti şart olmayıp, sadece anlam olarak rivâyet edilmesi câizdir.<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" /><br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />Kutsî hadîsin ilk kaynağı Allah olduğu ve esasen hitap O&#8217;ndan geldiği için, rivâyet edilirken başına, &#8220;Hz. Peygamber&#8217;in rivâyet ettiğine göre Allahu Teâlâ şöyle buyurdu:&#8230;&#8221; veya &#8220;Rasûlullah (s.a.s), Rabbinden rivâyet ettiği hadiste şöyle buyurdu:&#8230;&#8221; şeklinde bir rivâyet lafzı getirilir.<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" /><br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />Diğer hadislere göre kutsî hadislerin sayısı çok azdır.<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" /><br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />Hadisin dindeki önemli yeri zamanla müstakil bir ilim hâline dönüşmesine sebep olmuştur. Hadis âlimleri, İslâm&#8217;da Kur&#8217;ân&#8217;dan sonra en önemli yeri işgal eden bu ilim dalını, sahih olanlarını sahih olmayanlardan ayırmak için, hadîsin sened ve metninin araştırılmasını konu edinen bir ilim olarak tanımlamışlardır.<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" /><br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />Hadis ilmi üzerinde devamlı gelişen çalışmalar, bazı konularının bağımsız araştırma alanına dönüşmesine yol açmıştır. Bu ilim dalları şunlardır:<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" /><br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />1. Rivâyetü&#8217;l-Hadis İlmi: Hz. Peygamber&#8217;in sünnetini (hadisler) toplayan, nakleden ilim. Hadislerin yazılı şekillerini ihtivâ eden bütün hadis kitapları (Sahihler, Câmiler, Sünenler, Müsnedler&#8230;)&#8217;bu ilme âit malzemeyi oluştururlar.<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" /><br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />2. Dirâyetü&#8217;l-Hadis İlmi: Hadislerin sıhhat durumlarını tesbit için, sened ve metnin durumlarını anlamaya imkân veren ilim dalıdır.<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" /><br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />3. Cerh ve Ta&#8217;dil İlmi: Sahâbeden itibaren bütün hadis râvîlerinin doğruluk ve<br />
 güvenirlik durumlarının incelendiği bir ilim dalıdır. Genellikle râvîler isimlerine ve künyelerine göre alfabetik bir tarzda sıralanır ve her birinin hayatı, kimlerden hadis rivâyet ettiği, kimlere hadis naklettiği, râvîler arasındaki yeri, adâlet ve zabt yönünden durumu, kendisi hakkında hadis münekkidlerinin görüşü&#8230; teknik tâbirlerle ifade edilir. İlk asırlardan itibaren pek çok kıymetli eserin kaleme alındığı bu ilim dalında, İbn Ebi Hâtim er-Razi&#8217;nin &#8220;el-Cerh ve&#8217;t-Ta&#8217;dil&#8221; adlı kıymetli bir kitabı vardır.<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" /><br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />4. Râvîler Tarihi İlmi: Hadis rivâyeti açısından ravilerin biyoğrafilerini, tabakalarını&#8230; veren ilimdir. İbn Sa&#8217;dın &#8220;Tabakat&#8221; ı, Buhârî&#8217;nin &#8220;Tarîh&#8221;i, İbn Hacer&#8217;in &#8220;el-İsâbe&#8221;si, bu ilmin en meşhur kaynaklarındandır.<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" /><br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />5. Hadislerin Vürûd Sebepleri İlmi: Hadislerin söyleniş sebeplerini tesbit etmeye çalışan ilim dalıdır. Hadislerin daha iyi anlaşılmasını sağlayan bu dalda, Suyûtî&#8217;nin &#8220;el-Lüma&#8221; isimli bir eseri vardır.<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" /><br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />6. Garîbu&#8217;l-Hadis İlmi: Hadis metinlerinde geçen, az kullanıldığı veya Arapça&#8217;ya sonradan girdiği için anlaşılması zor olan kelimelerin açıklanması bu ilmin konusunu teşkil eder. Ebû Ubeyd ve İbn Kuteybe&#8217;nin &#8220;Garîbu&#8217;l-Hadis&#8221;adlı eserleri ile, Zemahşerî&#8217;nin &#8220;el-Fâik&#8221; ve İbnü&#8217;l-Esîr&#8217;in &#8220;en-Nihâye&#8221; si, bu ilim dalının önemli kaynaklarıdır.<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" /><br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />7. İlelü&#8217;l-Hadîs İlmi: Herkesin farkedemediği, ancak hadis uzmanlarının tesbit edebildiği ve hadisin sıhhatine engel olan gizli kusurları araştıran bir ilimdir. Ahmed b. Hanbel&#8217;in &#8220;Kitabu&#8217;l-İlel&#8221; i bunlardandır.<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" /><br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />8. Muhtelifu&#8217;l-Hadîs İlmi: Bu ilim, gerçekte olmadığı halde dış görünüşü bakımından aralarında çelişki var gibi görünen hadisleri ele alır ve görünürdeki bu çelişkiyi giderir. Bu sahada İbn Kuteybe&#8217;nin yazdığı &#8220;Te&#8217;vilu Muhtelifi&#8217;l-Hadis&#8221; adlı eseri, hadis Müdafaası adıyla Türkçe&#8217;ye çevrilmiştir.<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" /><br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />9. Nâsih ve Mensûh İlmi: Biri diğerinin hükmünü ortadan kaldıran hadisleri konu edinen bir ilimdir. Bu sahanın en önemli kaynağı Hâzimî&#8217;nin &#8220;el-İ&#8217;tibâr&#8221; adlı eseridir.<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" /><br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />Hadisler Günümüze Nasıl İntikal etmiştir?<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" /><br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />Kur&#8217;ân âyetleri nâzil oldukça onları vahiy kâtiplerine bizzat yazdıran Hz. Peygamber, önceleri kendi hadislerinin yazılmasını yasaklamış, fakat hadisleri birbirlerine rivâyet etmelerine izin vermişti. Bu yasağın sebebi, ashâbın Kur&#8217;ân&#8217;la hadisleri birbirine karıştırma tehlikesiyle Arap yazısının henüz gelişmemiş olması, okuma-yazma bilenlerin azlığı, yazı malzemesinin kıtlığı gibi sebepler olabilir. Daha sonraları bu mahzurlar ortadan kalkınca veya azalınca Hz. Peygamber&#8217;in, hadislerin yazılmasına izin verdiğini görmekteyiz. Nitekim, hadis yazan 30-40 kadar sahâbîden biri olana Abdullah b. Amr 1000 civarında hadis yazmış ve bunları bir sahife (kolleksiyon) hâline getirmiş, adına da &#8220;es-Sahîfetü&#8217;s-Sâdıka&#8221; (Doğru Sahife) demiştir. Sağlığında Hz. Peygamber&#8217;den pekçok hadis öğrenen sahâbe, O&#8217;nun (s.a.s) vefâtından sonra bunları başkalarına nakletmiş, böylece hadisler hem sözlü, hem de yazılı bir halde sonraki nesillere intikal etmiştir. Hz. Peygamber&#8217;in vefatından sonra başlayan hadis toplama yolculukları (rıhle) ve hicrî birinci asır ortalarından itibaren görülen &#8220;tedvin&#8221; (dağınık haldeki hadis malzemesini bir araya toplama) faaliyetleri H. 99-101 yıllarında halife Ömer İbn Abdülaziz (H. 101) zamanında vâliliklere gönderilen emirnamelerle resmî tedvin hâlinde devam etmiş; toplanan bu hadisler konularına göre tasnif edilerek hicrî ikinci asır ortnlarından itibaren hadis kitapları meydana getirilmeye başlanmıştır. Günümüze kadar gelen en eski hadis kitapları bu devrelere âittir. Bu kitaplardan sonra hicrî üçüncü asırda &#8221; Kütüb-i Sitte&#8221; (altı kaynak eser) denilen hadis külliyâtının meydana getirilmesiyle hadis tasnifi altın çağına ulaşmıştır. Kütüb-i Sitte; Buhârı ve Müslim&#8217;in &#8220;el-Câmiu&#8217;s-Sahîh&#8221; leri ile, Ebû Dâvûd, Tirmizî, Nesâî ve İbn Mâce&#8217;nin &#8220;Sünen&#8221; lerinden oluşmaktadır.<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" /><br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />Hadis Kitaplarının Dereceleri:<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" /><br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />İhtiva ettikleri hadislerin güvenilir olup-olmamalarına göre hadis kitapları şu derecelere ayrılır:<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" /><br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />Birinci Tabaka: Mütevâtir, meşhûr, sahîh ve hasen hadisler. Buhârî ve Müslim&#8217;in &#8220;Sahih&#8221;leri ile İmam Mâlik&#8217;in &#8221; Muvatta&#8221;adlı eserleri. Bu kitaplardaki hadislerle amel edilir.<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" /><br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />İkinci Tabaka: Birinci tabakadaki kitaplar seviyesine çıkamayan, fakat, müelliflerinin titizlikle bazı şartları uygulayarak hadisleri aldıkları kitalar. Bunlar da hadis kaynağı olarak benimsenmiş, asırlar boyu faydalanılmıtır. Tirmizî&#8217;nin Câmi&#8217;i, Ebû Dâvûd&#8217;un Sünen&#8217;i Ahmed b<br />
. Hanbel&#8217;in Müsned&#8217;i, Nesâî&#8217;nin Sünen&#8217;i (Müctebâ) bu tabakadandır.<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" /><br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />Üçüncü Tabaka: Bu tabakadaki kitaplarda sahih hadisler yanında zayıf hadisler de olduğu gibi, râvîleri içinde halleri meçhul olanlar da vardır. Abdürrezzâk&#8217;ın &#8220;Musannef&#8221; i, Beyhakî, Taberânî ve Tahâvî&#8217;nin kitapları&#8230;gibi. Bu kitaplardaki hadislerden ancak, hadis uzmanları yararlanabilir.<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" /><br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />Dördüncü Tabaka: Bu dereceye giren kitaplar, büyük muhaddisler döneminden ve &#8220;tasnif&#8221; devrinin bittiği tarihlerden sonra ortaya çıkan, hadis ilmiyle ilgisi olmayan ve bu yolu bir menfaat kapısı haline getiren ehliyetsiz kişilerin yazdığı, içi uydurma ve hurafelerle dolu olan kitaplardır. İbn Mürdeveyh, İbn Şâhîn, Ebû&#8217;ş-Şeyh&#8230; gibilerin kitapları bu tabakadan olup, bunlardan, amel edilmek üzere asla hadis alınamaz.<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" /><br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />İsmail Lütfi ÇAKAN<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" /><br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />Akif KÖTEN<br />
Aşağıdaki videoyu inceleyerek de izleyerek de bu konuyu daha detaylı bir şekilde öğrenebilir araştırabilirsiniz.</p>
<div class="separator" style="clear: both; text-align: center;">
<iframe loading="lazy" allowfullscreen="" class="YOUTUBE-iframe-video" data-thumbnail-src="https://i.ytimg.com/vi/HtFFDRfTuAw/0.jpg" frameborder="0" height="366" src="https://www.youtube.com/embed/HtFFDRfTuAw?feature=player_embedded" width="520"></iframe></div>
<p></p>The post <a href="https://ateistlerecevap.org/kuran-eksiksiz-ise-neden-hadislere/" data-wpel-link="internal">Kur'an eksiksiz ise neden hadislere bakarız?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ateistlerecevap.org/kuran-eksiksiz-ise-neden-hadislere/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
