<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Ayetler | Ateistlere Cevap</title>
	<atom:link href="https://ateistlerecevap.org/category/ayetler/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://ateistlerecevap.org</link>
	<description>Ateistlere,deistlere ve İslam&#039;ı kabul etmeyenlere İslam&#039;ı tanıtmak cevap vermek ve Müslüman kardeşimize fikir vermeye çalışan dostlarız.</description>
	<lastBuildDate>Thu, 10 May 2018 13:33:57 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.4.3</generator>

<image>
	<url>https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2020/10/cropped-logo-mavi-32x32.png</url>
	<title>Ayetler | Ateistlere Cevap</title>
	<link>https://ateistlerecevap.org</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Bakara 223 &#034;Eşleriniz sizin nesil yetiştiren tarlanızdır.&#034; Ayetinin Açıklaması-Tefsiri</title>
		<link>https://ateistlerecevap.org/bakara-223-esleriniz-sizin-nesil-yetistiren-tarlanizdir-ayetinin-aciklamasi-tefsiri/</link>
					<comments>https://ateistlerecevap.org/bakara-223-esleriniz-sizin-nesil-yetistiren-tarlanizdir-ayetinin-aciklamasi-tefsiri/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ateistlere Cevaplar]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 10 May 2018 13:33:57 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Ayetler]]></category>
		<category><![CDATA[Bakara 223]]></category>
		<category><![CDATA[Bakara 223 ateist]]></category>
		<category><![CDATA[Bakara 223 Diyanet]]></category>
		<category><![CDATA[Bakara 223 Mehmet Okuyan]]></category>
		<category><![CDATA[Bakara 223 Nüzul Sebebi]]></category>
		<category><![CDATA[Bakara 223 Tefsir]]></category>
		<category><![CDATA[Bakara 223 Tefsiri]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.ateistlerecevap.org/?p=2323</guid>

					<description><![CDATA[<p>Rivayet edildiğine göre Yahudiler, bir kimse karısının önüne arkasından yaklaşarak cinsel birleşmede bulunursa, doğacak çocuğu şaşı olur, derler ve bunun Tevrat&#8217;ta olduğunu söylerlermiş. Resulullah (asm)&#8217;a bu aktarılmış ve bu konuda bilgi istenmiş, &#8220;Yahudiler yalan söylüyorlar.&#8221; buyurmuş ve bunun üzerine bu âyet inmiş: &#8220;Ey erkekler kadınlarınız sizin tarlanızdır&#8230;&#8221; HARS: Aslında ziraat gibi ekin ekmek demek olup ekin yeri, [&#8230;]</p>
The post <a href="https://ateistlerecevap.org/bakara-223-esleriniz-sizin-nesil-yetistiren-tarlanizdir-ayetinin-aciklamasi-tefsiri/" data-wpel-link="internal">Bakara 223 "Eşleriniz sizin nesil yetiştiren tarlanızdır." Ayetinin Açıklaması-Tefsiri</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<table class="tr-caption-container" style="margin-left: auto; margin-right: auto; text-align: center;" cellspacing="0" cellpadding="0" align="center">
<tbody>
<tr>
<td style="text-align: center;"><a style="margin-left: auto; margin-right: auto;" href="https://4.bp.blogspot.com/-yLeWyBgucTc/Wb5T-L60KOI/AAAAAAAAIv0/NFucxm6TtpMZURLV2Vznown4oAJPUYodwCLcBGAs/s1600/Bakara%2B223.png" data-wpel-link="external" rel="nofollow external noopener noreferrer"><img fetchpriority="high" decoding="async" title="Bakara 223 &quot;Eşleriniz sizin nesil yetiştiren tarlanızdır.&quot; ayetini açıklar mısınız?" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2017/09/Bakara223.png" alt="Bakara 223 &quot;Eşleriniz sizin nesil yetiştiren tarlanızdır.&quot; ayetini açıklar mısınız?" width="640" height="360" border="0" data-original-height="720" data-original-width="1280" /></a></td>
</tr>
<tr>
<td class="tr-caption" style="text-align: center;"></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;"></div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;"><div class="su-note"  style="border-color:#e5e54c;border-radius:3px;-moz-border-radius:3px;-webkit-border-radius:3px;"><div class="su-note-inner su-u-clearfix su-u-trim" style="background-color:#FFFF66;border-color:#ffffff;color:#333333;border-radius:3px;-moz-border-radius:3px;-webkit-border-radius:3px;">&#8220;Eşleriniz sizin nesil yetiştiren tarlanızdır. Tarlanıza dilediğiniz şekilde varın. Kendiniz için ilerisini düşünerek hazırlık yapın. Allah&#8217;ın haram kıldığı şeylerden korunun ve O&#8217;nun huzuruna varacağınızı iyi bilin. (Ey Resulüm)! Mü&#8217;minleri müjdele!&#8221; (Bakara, 2/223)</div></div></div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Rivayet edildiğine göre Yahudiler, bir kimse karısının önüne arkasından yaklaşarak cinsel birleşmede bulunursa, doğacak çocuğu şaşı olur, derler ve bunun Tevrat&#8217;ta olduğunu söylerlermiş. Resulullah (asm)&#8217;a bu aktarılmış ve bu konuda bilgi istenmiş, <strong>&#8220;Yahudiler yalan söylüyorlar.&#8221;</strong> buyurmuş ve bunun üzerine bu âyet inmiş: &#8220;Ey erkekler kadınlarınız sizin tarlanızdır&#8230;&#8221;<br />
<br style="box-sizing: inherit;" />HARS: Aslında ziraat gibi ekin ekmek demek olup ekin yeri, ekilecek tarla anlamına isim de olur ki burada bu mânâdadır. Bu ifade ile kadının kadınlık organı bir yere, erkeğin spermi tohuma, doğacak çocuk da bitecek ürüne(mahsule) benzetilerek bir istiâre yapılmış ve bununla Allah&#8217;ın emrettiği ekin yeri açıklanmıştır ki o zaman da anlam şu olur:</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
<div class="su-note"  style="border-color:#e5e54c;border-radius:3px;-moz-border-radius:3px;-webkit-border-radius:3px;"><div class="su-note-inner su-u-clearfix su-u-trim" style="background-color:#FFFF66;border-color:#ffffff;color:#333333;border-radius:3px;-moz-border-radius:3px;-webkit-border-radius:3px;">&#8220;Kadınlar sizin ekinliğinizdir, siz onlara insan ve Müslüman tohumları ekip ürün olarak nesil, döl yetiştireceksiniz. Öyle ise tarlanıza (tarla anlamı unutulmamak ve ekin yerinden olmak şartıyla) dilediğiniz taraftan, hangi pozisyonda isterseniz gidiniz. Ve bununla birlikte kendiniz için ilerisini gözetip ona göre ihtiyatlı bulununuz, sadece şehvetinizi söndürmekle meşgul olmayıp geleceğiniz için salih ameller ile hazırlık görünüz. Ve Allah&#8217;a isyandan sakınınız da eğri yola gitmeyiniz. Ve biliniz ki, siz mutlaka Allah&#8217;a kavuşacak, O&#8217;nun huzuruna çıkacaksınız. Dolayısıyla yüzünüzü güldürecek şeyler kazanın da rezil olacağınız şeylerden kaçının.&#8221; (Elmalılı M. Hamdi Yazır, Kur&#8217;an-ı Kerim Tefsiri)</div></div>
&nbsp;
</div>
<div></div>
<div>Anahtar kelime alanı: <span style="font-size: 12px;">bakara 223 bakara 223 diyanet bakara 223 arapça bakara 223 ateist bakara 223 mehmet okuyan bakara 223 ekşi bakara 223 nuzul sebebi bakara 223 elmalılı tefsiri bakara 223 ayet bakara 223 ayet tefsiri bakara 223 mustafa islamoğlu bakara 223 yaşar nuri bakara 223 elmalılı bakara suresi 223 anlami bakara 223 üncü ayet bakara suresi 222 ve 223 ayetler bakara 223 kuran meali kuran bakara 223 bakara 223 meal bakara 223 mealleri bakara 223 sure bakara suresi 223 bakara suresinin 223 bakara 223 tefsir bakara 223 tefsiri bakara suresi 223 tefsiri bakara 222 ve 223 bakara suresi 222 ve 223</span></div>The post <a href="https://ateistlerecevap.org/bakara-223-esleriniz-sizin-nesil-yetistiren-tarlanizdir-ayetinin-aciklamasi-tefsiri/" data-wpel-link="internal">Bakara 223 "Eşleriniz sizin nesil yetiştiren tarlanızdır." Ayetinin Açıklaması-Tefsiri</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ateistlerecevap.org/bakara-223-esleriniz-sizin-nesil-yetistiren-tarlanizdir-ayetinin-aciklamasi-tefsiri/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Eskilerin Masalları hangi masallar? Kalem Suresi 15.Ayet açıklaması</title>
		<link>https://ateistlerecevap.org/eskilerin-masallari-hangi-masallar-kalem-suresi-15-ayet-aciklamasi/</link>
					<comments>https://ateistlerecevap.org/eskilerin-masallari-hangi-masallar-kalem-suresi-15-ayet-aciklamasi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ateistlere Cevaplar]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 09 May 2018 08:13:54 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Ayetler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.ateistlerecevap.org/?p=2308</guid>

					<description><![CDATA[<p>&#160; Ayette yer alan “Esatiru’l-Evvelin” ifadesi, “Eskilerin Hikâyeleri, masalları”anlamına gelir. [stextbox id=&#8217;info&#8217;]Bununla demek istediler ki: Kuran, Allah tarafından indirilen bir vahiy değil; eski insanların -kitaplarda yazılan- efsaneleri türünden bir şeydir. Muhammed de bu eski hurafeleri alıp Allah’a nispet etmiştir. (bk. el-Kasımi, el-Meraği, el-Cezairi,  es-Sabuni/safve, V. Zuhayli, ilgili ayetin tefsiri)[/stextbox] Alimlerin beyanlarından anladığımız kadarıyla, ayette -mealen- yer alan “eskilerin masalları” ifadesi, geçmiş [&#8230;]</p>
The post <a href="https://ateistlerecevap.org/eskilerin-masallari-hangi-masallar-kalem-suresi-15-ayet-aciklamasi/" data-wpel-link="internal">Eskilerin Masalları hangi masallar? Kalem Suresi 15.Ayet açıklaması</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/05/kalem-suresi-15.png" data-wpel-link="internal"><img decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-2305" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/05/kalem-suresi-15.png" alt="" width="1280" height="720" srcset="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/05/kalem-suresi-15.png 1280w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/05/kalem-suresi-15-300x169.png 300w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/05/kalem-suresi-15-1024x576.png 1024w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/05/kalem-suresi-15-768x432.png 768w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/05/kalem-suresi-15-1200x675.png 1200w" sizes="(max-width: 1280px) 100vw, 1280px" /></a><br />
<div class="su-box su-box-style-noise" id="" style="border-color:#3b0000;border-radius:10px"><div class="su-box-title" style="background-color:#6e2e28;color:#FFFFFF;border-top-left-radius:8px;border-top-right-radius:8px">Sorunun Detayı</div><div class="su-box-content su-u-clearfix su-u-trim" style="border-bottom-left-radius:8px;border-bottom-right-radius:8px"> Kalem suresi 2.inen sure olması rağmen surenin 15. ayeti &#8220;Ona âyetlerimiz okunduğu zaman: “(Bunlar) evvelkilerin masalları.” dedi.&#8221; Bunlar hangi &#8220;masallar&#8221;? Kur&#8217;an da bahsedilen kıssalar önceki peygamberle ilgilidir. Kafirler bu ayetlere masallar diyerek reddetmişlerdir. Fakat Kalem Suresi 2. inen ayetse bu ayeti nasıl anlamalıyız? Henüz inen &#8220;masal&#8221; diye itham edilebilecek sureler yok.</div></div>
&nbsp;<br />
Ayette yer alan <strong>“Esatiru’l-Evvelin”</strong> ifadesi, <strong>“Eskilerin Hikâyeleri, masalları”</strong>anlamına gelir.<br />
[stextbox id=&#8217;info&#8217;]Bununla demek istediler ki: Kuran, Allah tarafından indirilen bir vahiy değil; eski insanların -kitaplarda yazılan- efsaneleri türünden bir şeydir. Muhammed de bu eski hurafeleri alıp Allah’a nispet etmiştir. (bk. el-Kasımi, el-Meraği, el-Cezairi,  es-Sabuni/safve, V. Zuhayli, ilgili ayetin tefsiri)[/stextbox]
Alimlerin beyanlarından anladığımız kadarıyla, ayette -mealen- yer alan <strong>“eskilerin masalları”</strong> ifadesi, <strong>geçmiş peygamberlerin kıssalarıyla ilgili değildir.</strong><br />
<strong>Yaklaşık 20 civarında tefsire baktık, hiç birinde söz konusu ifadeyi “peygamberler kıssalar” olarak yorumlayan bir bilgiye rastlayamadık.</strong><br />
Bu konuda anlamamıza vesile olan en önemli bir nokta şudur:<br />
Kuran’ın ayetleri için <strong>“eskilerin masalları, hurafeleri” </strong>diyenlerin maksadı, belli bir masal, efsane değildir. Onların maksadı, genel olarak “her eskide” olduğu gibi, müşriklerin “eskilerinde de” var olup kendilerine kadar ulaşan ve onlarca da <strong>aslı astarı olmayan masallar</strong> olarak kabul edilen ancak hala ortada dolaşan hurafelerin toplamından oluşan hurafe kültürüdür.<br />
Özellikle, seyahat ettikleri İran, Şam ve benzeri bölgelerden öğrendikleri bir çok masalımsı hikayeleri de Mekke’ye taşımışlardı.<br />
Hz. Muhammed’in Allah’ın sözü olduğunu bildirdiği Kuran’a inanmayanlar, -onun belli- kıssaları, ayetleri için değil, vahiy olduğunu inkâr etmek için onu da eski masallara benzeterek inkâra devam etmişlerdi.<br />
Nitekim, yine Mekke’de inen Nahl suresinde de bu ifadeye yer verilmiştir: <strong>“Onlara ‘Rabbiniz ne indirdi?’ denildiği zaman, “(sözkonusu Kur’an Allah’ın indirdiği söz değil, bilakis O), “Öncekilerin masalları (türünden bir şeydir)” dediler.” </strong>(Nahl, 16/24)<br />
Burada görüldüğü gibi, itirazlarının hedefi, Kuran’ın muhtevası değil, onun vahiy kimliğini inkârdır. Bu sebeple, onlar için önemli olan ayet sayısının az veya çok olması, peygamber kıssaları ihtiva edip etmemesi değil, -bir tek ayet olsa bile- bunun kaynağının semavi, ilahi olmadığını iddia etmektir.<br />
<strong>“Onlardan seni Kuran okurken dinleyenler de vardır. Fakat Biz onu lâyık olduğu şekilde anlamalarına mani olmak için, onların kalplerine kat kat örtüler gerdik. Kulaklarının içine de, gereği gibi işitmelerini engelleyen ağırlıklar koyduk. Artık onlar her türlü mucize ve belgeyi de görseler yine iman etmezler. O kadar ki yanına geldikleri zaman seninle münakaşaya girişerek “Bu, eskilerin masallarından başka bir şey değildir.”</strong> derler (Enam, 6/25) mealindeki bu Mekki ayette de onların bu hedeflerine işaret edilmiştir.</p>The post <a href="https://ateistlerecevap.org/eskilerin-masallari-hangi-masallar-kalem-suresi-15-ayet-aciklamasi/" data-wpel-link="internal">Eskilerin Masalları hangi masallar? Kalem Suresi 15.Ayet açıklaması</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ateistlerecevap.org/eskilerin-masallari-hangi-masallar-kalem-suresi-15-ayet-aciklamasi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Eskilerin Masalları hangi masallar? Kalem Suresi 15.Ayet açıklaması</title>
		<link>https://ateistlerecevap.org/eskilerin-masallari-hangi-masallar-kalem-suresi-15-ayet-aciklamasi/</link>
					<comments>https://ateistlerecevap.org/eskilerin-masallari-hangi-masallar-kalem-suresi-15-ayet-aciklamasi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ateistlere Cevaplar]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 09 May 2018 08:13:54 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Ayetler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.ateistlerecevap.org/?p=2308</guid>

					<description><![CDATA[<p>&#160; Ayette yer alan “Esatiru’l-Evvelin” ifadesi, “Eskilerin Hikâyeleri, masalları”anlamına gelir. [stextbox id=&#8217;info&#8217;]Bununla demek istediler ki: Kuran, Allah tarafından indirilen bir vahiy değil; eski insanların -kitaplarda yazılan- efsaneleri türünden bir şeydir. Muhammed de bu eski hurafeleri alıp Allah’a nispet etmiştir. (bk. el-Kasımi, el-Meraği, el-Cezairi,  es-Sabuni/safve, V. Zuhayli, ilgili ayetin tefsiri)[/stextbox] Alimlerin beyanlarından anladığımız kadarıyla, ayette -mealen- yer alan “eskilerin masalları” ifadesi, geçmiş [&#8230;]</p>
The post <a href="https://ateistlerecevap.org/eskilerin-masallari-hangi-masallar-kalem-suresi-15-ayet-aciklamasi/" data-wpel-link="internal">Eskilerin Masalları hangi masallar? Kalem Suresi 15.Ayet açıklaması</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/05/kalem-suresi-15.png" data-wpel-link="internal"><img decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-2305" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/05/kalem-suresi-15.png" alt="" width="1280" height="720" srcset="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/05/kalem-suresi-15.png 1280w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/05/kalem-suresi-15-300x169.png 300w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/05/kalem-suresi-15-1024x576.png 1024w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/05/kalem-suresi-15-768x432.png 768w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/05/kalem-suresi-15-1200x675.png 1200w" sizes="(max-width: 1280px) 100vw, 1280px" /></a><br />
<div class="su-box su-box-style-noise" id="" style="border-color:#3b0000;border-radius:10px"><div class="su-box-title" style="background-color:#6e2e28;color:#FFFFFF;border-top-left-radius:8px;border-top-right-radius:8px">Sorunun Detayı</div><div class="su-box-content su-u-clearfix su-u-trim" style="border-bottom-left-radius:8px;border-bottom-right-radius:8px"> Kalem suresi 2.inen sure olması rağmen surenin 15. ayeti &#8220;Ona âyetlerimiz okunduğu zaman: “(Bunlar) evvelkilerin masalları.” dedi.&#8221; Bunlar hangi &#8220;masallar&#8221;? Kur&#8217;an da bahsedilen kıssalar önceki peygamberle ilgilidir. Kafirler bu ayetlere masallar diyerek reddetmişlerdir. Fakat Kalem Suresi 2. inen ayetse bu ayeti nasıl anlamalıyız? Henüz inen &#8220;masal&#8221; diye itham edilebilecek sureler yok.</div></div>
&nbsp;<br />
Ayette yer alan <strong>“Esatiru’l-Evvelin”</strong> ifadesi, <strong>“Eskilerin Hikâyeleri, masalları”</strong>anlamına gelir.<br />
[stextbox id=&#8217;info&#8217;]Bununla demek istediler ki: Kuran, Allah tarafından indirilen bir vahiy değil; eski insanların -kitaplarda yazılan- efsaneleri türünden bir şeydir. Muhammed de bu eski hurafeleri alıp Allah’a nispet etmiştir. (bk. el-Kasımi, el-Meraği, el-Cezairi,  es-Sabuni/safve, V. Zuhayli, ilgili ayetin tefsiri)[/stextbox]
Alimlerin beyanlarından anladığımız kadarıyla, ayette -mealen- yer alan <strong>“eskilerin masalları”</strong> ifadesi, <strong>geçmiş peygamberlerin kıssalarıyla ilgili değildir.</strong><br />
<strong>Yaklaşık 20 civarında tefsire baktık, hiç birinde söz konusu ifadeyi “peygamberler kıssalar” olarak yorumlayan bir bilgiye rastlayamadık.</strong><br />
Bu konuda anlamamıza vesile olan en önemli bir nokta şudur:<br />
Kuran’ın ayetleri için <strong>“eskilerin masalları, hurafeleri” </strong>diyenlerin maksadı, belli bir masal, efsane değildir. Onların maksadı, genel olarak “her eskide” olduğu gibi, müşriklerin “eskilerinde de” var olup kendilerine kadar ulaşan ve onlarca da <strong>aslı astarı olmayan masallar</strong> olarak kabul edilen ancak hala ortada dolaşan hurafelerin toplamından oluşan hurafe kültürüdür.<br />
Özellikle, seyahat ettikleri İran, Şam ve benzeri bölgelerden öğrendikleri bir çok masalımsı hikayeleri de Mekke’ye taşımışlardı.<br />
Hz. Muhammed’in Allah’ın sözü olduğunu bildirdiği Kuran’a inanmayanlar, -onun belli- kıssaları, ayetleri için değil, vahiy olduğunu inkâr etmek için onu da eski masallara benzeterek inkâra devam etmişlerdi.<br />
Nitekim, yine Mekke’de inen Nahl suresinde de bu ifadeye yer verilmiştir: <strong>“Onlara ‘Rabbiniz ne indirdi?’ denildiği zaman, “(sözkonusu Kur’an Allah’ın indirdiği söz değil, bilakis O), “Öncekilerin masalları (türünden bir şeydir)” dediler.” </strong>(Nahl, 16/24)<br />
Burada görüldüğü gibi, itirazlarının hedefi, Kuran’ın muhtevası değil, onun vahiy kimliğini inkârdır. Bu sebeple, onlar için önemli olan ayet sayısının az veya çok olması, peygamber kıssaları ihtiva edip etmemesi değil, -bir tek ayet olsa bile- bunun kaynağının semavi, ilahi olmadığını iddia etmektir.<br />
<strong>“Onlardan seni Kuran okurken dinleyenler de vardır. Fakat Biz onu lâyık olduğu şekilde anlamalarına mani olmak için, onların kalplerine kat kat örtüler gerdik. Kulaklarının içine de, gereği gibi işitmelerini engelleyen ağırlıklar koyduk. Artık onlar her türlü mucize ve belgeyi de görseler yine iman etmezler. O kadar ki yanına geldikleri zaman seninle münakaşaya girişerek “Bu, eskilerin masallarından başka bir şey değildir.”</strong> derler (Enam, 6/25) mealindeki bu Mekki ayette de onların bu hedeflerine işaret edilmiştir.</p>The post <a href="https://ateistlerecevap.org/eskilerin-masallari-hangi-masallar-kalem-suresi-15-ayet-aciklamasi/" data-wpel-link="internal">Eskilerin Masalları hangi masallar? Kalem Suresi 15.Ayet açıklaması</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ateistlerecevap.org/eskilerin-masallari-hangi-masallar-kalem-suresi-15-ayet-aciklamasi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bakara 73. Ayet Açıklaması. Neden ölüyü diriltmek için kesilen hayvanın parçasıyla vuruldu?</title>
		<link>https://ateistlerecevap.org/bakara-73-ayet-aciklamasi-neden-oluyu-diriltmek-icin-kesilen-hayvanin-parcasiyla-vuruldu/</link>
					<comments>https://ateistlerecevap.org/bakara-73-ayet-aciklamasi-neden-oluyu-diriltmek-icin-kesilen-hayvanin-parcasiyla-vuruldu/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ateistlere Cevaplar]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 28 Mar 2018 19:57:29 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Ayetler]]></category>
		<category><![CDATA[Bakara 67-73 Tefsir]]></category>
		<category><![CDATA[Bakara 73 74 Tefsir]]></category>
		<category><![CDATA[Bakara 73 Ayet Tefsiri]]></category>
		<category><![CDATA[Bakara 73 Tefsir]]></category>
		<category><![CDATA[Bakara 73 Tefsiri]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.ateistlerecevap.org/?p=2122</guid>

					<description><![CDATA[<p>&#160; Konuyla ilgili ayetlerin meali: [stextbox id=&#8217;info&#8217;] &#8220;Hani siz bir adam öldürmüştünüz de peşinden katilin kim olduğu hakkında birbirinizle kavgaya tutuşup suçu üzerinizden atmıştınız. Halbuki Allah sizin gizlediğinizi meydana çıkaracaktı. Bunun üzerine dedik ki: &#8216;Kestiğiniz sığırın bir parçasıyla o maktûlün cesedine vurun&#8217; (Vurulunca da o diriliverdi.) İşte Allah bunu nasıl dirilttiyse ölüleri de öyle diriltir. [&#8230;]</p>
The post <a href="https://ateistlerecevap.org/bakara-73-ayet-aciklamasi-neden-oluyu-diriltmek-icin-kesilen-hayvanin-parcasiyla-vuruldu/" data-wpel-link="internal">Bakara 73. Ayet Açıklaması. Neden ölüyü diriltmek için kesilen hayvanın parçasıyla vuruldu?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;<br />
<a href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/Bakara-suresi-73-74.ayetler-aciklamasi-tefsiri.png" data-wpel-link="internal"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-2123 size-full" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/Bakara-suresi-73-74.ayetler-aciklamasi-tefsiri.png" alt="Bakara 73" width="1280" height="720" srcset="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/Bakara-suresi-73-74.ayetler-aciklamasi-tefsiri.png 1280w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/Bakara-suresi-73-74.ayetler-aciklamasi-tefsiri-300x169.png 300w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/Bakara-suresi-73-74.ayetler-aciklamasi-tefsiri-1024x576.png 1024w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/Bakara-suresi-73-74.ayetler-aciklamasi-tefsiri-768x432.png 768w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/Bakara-suresi-73-74.ayetler-aciklamasi-tefsiri-1200x675.png 1200w" sizes="(max-width: 1280px) 100vw, 1280px" /></a><br />
Konuyla ilgili ayetlerin meali:<br />
[stextbox id=&#8217;info&#8217;]
<strong>&#8220;Hani siz bir adam öldürmüştünüz de peşinden katilin kim olduğu hakkında birbirinizle kavgaya tutuşup suçu üzerinizden atmıştınız. Halbuki Allah sizin gizlediğinizi meydana çıkaracaktı. Bunun üzerine dedik ki: &#8216;Kestiğiniz sığırın bir parçasıyla o maktûlün cesedine vurun&#8217; (Vurulunca da o diriliverdi.) İşte Allah bunu nasıl dirilttiyse ölüleri de öyle diriltir. Aklınızı iyice kullanasınız diye âyetlerini size gösterir.&#8221;</strong><br />
(Bakara Suresi, 2/73, 74)<br />
[/stextbox]
Bu olayda bir çok hikmet vardır: Bunlardan birkaçı şöyle açıklanabilir:<br />
<strong>a. Ölünün dirilmesi bir mucizedir. </strong>Mucize de olsa, bunu bir sebebe bağlı olarak gerçekleştirmek insanların zihninde daha tutarlı bir yer edinir. Bu sırdandır ki, Efendimiz (a.s.m) de bir yiyecek veya su ile ilgili bereket mucizesini gösterirken, bunu bir miktar yiyecek veya su üzerinden gerçekleştirmiştir. Bu husus, İlahî hikmete de daha uygundur.<br />
<strong>b.</strong> <strong>Zihinlerde zıtların birbirilerini güçlü bir şekilde çağrıştırması söz konusudur. </strong>Ölmüş bir hayvanın etiyle, ölen bir kimsenin diriltilmesi, hayat ile ölüm bağlantısını kuvvetli bir şekilde ortaya koyar. Bu olay, -bu açıdan- dünya hayatına düşkün ve hesap günü konusunda oldukça vurdumduymaz olan Yahudilerin ölümden sonraki hayata ciddi iman etmeleri ve ona göre hazırlanmalarını sağlamaya yönelik bir derstir.<br />
<strong>c. </strong>Bu olayın gerekçesi olarak Kur’an’da anlatıldığı üzere, Yahudilerden öldürülen bir kimsenin katili bulunamıyordu. Bu konuda değişik görüşler ve tartışmalar yaşanıyordu. İnek konusundaki ısrarlı sorulardan da anlaşılacağı gibi, gerçek katilin bulunmasını isteyenler yanında -katil ve yakınları gibi- onun ortaya çıkmasını istemeyenler de vardı. Her iki tarafın da itiraz edemeyecek bir tablonun oluşması hikmete en uygun olanıdır. Bu açıdan bakıldığında, -katilinin adını söyleyecek- <strong>ölünün gözle görünen bir sebebe bağlı olarak diriltilmesi, vahiy bağlantısını daha güçlü gösterdiği için </strong>daha da kuvvetli bir görünüm arz edecektir. Çünkü, sebepsiz bir şekilde ölünün dirilmesi durumunda, katilin ortaya çıkmasını istemeyenler tarafından “bu bir hortlama olabilir, bunun hezeyanlarına güven olmaz” diye itiraz edebilirlerdi. Halbuki, boğazlanmış/ölmüş bir inek parçasının vurulmasıyla ölünün dirilmesi, gözle görülen  bir harikalık yumağıdır. Çünkü, ölü bir et parçasının dirilme gücü olmadığına göre, bu işin arkasında Allah’ın kudretini kabul etme zorunluluğu vardır.<br />
<strong>d. </strong>Yahudiler, Mısırda gördükleri putperestlikten oldukça etkilenmişlerdir. Buzağıya tapmaları ve daha sonra -puta tapan bir topluluğu görünce- Hz. Musa (as)’a<strong> “Ne olur biz de böyle gözle görünen bazı ilahları edinelim!” </strong>şeklinde öneride bulunmaları, puta tapma düşüncesinin Yahudilerin iliklerine kadar işlediğini göstermektedir. Bu batıl ilahların başında Mısır’da gördükleri <strong>inek-perestlik</strong> safsatasıdır. Bu çarpıcı mucize olayda<strong> ilah diye baktıkları bir ineğin kesilmesi, aslında onlara bunun bir ilah olmadığı fikrini zihinlerinde canlandırmaya ve bu konuda kalıcı mesaj vermeye yöneliktir.</strong> Yahudilerin, kesilmesi istenen inek hakkındaki -ardı arkası kesilmez- soruları, onların bir ilah gibi görmeye alışık oldukları bu hayvanın öldürülmesine taraftar olmadıklarını gösteren önemli bir ipucudur.  Kur’an’da,  bir <strong>“ineğin kesilmesi”</strong>penceresinden <strong>“inek-perestlik”</strong> fikrinin öldürüldüğüne işaret edilmiştir.<br />
&nbsp;<br />
&nbsp;</p>
<hr />
<p>Anahtar kelime alanımız: bakara 73 tefsir bakara 73 tefsiri bakara 73 ayet tefsiri bakara 73 74 bakara 73 mustafa islamoğlu bakara 73 mehmet okuyan bakara 73 islamoğlu bakara 67 73 bakara suresi 73.ayet tefsiri bakara 72 73 bakara 73 bakara 73 ayet bakara suresi 73 ayet dinle bakara suresi 73 ayeti bakara suresi 73 üncü ayet surah baqarah ayat 73 bakara suresi 73 ayet bakara 73 meal bakara suresi 73. ayet okunuşu bakara suresi 73. ayet bakara 71 73</p>The post <a href="https://ateistlerecevap.org/bakara-73-ayet-aciklamasi-neden-oluyu-diriltmek-icin-kesilen-hayvanin-parcasiyla-vuruldu/" data-wpel-link="internal">Bakara 73. Ayet Açıklaması. Neden ölüyü diriltmek için kesilen hayvanın parçasıyla vuruldu?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ateistlerecevap.org/bakara-73-ayet-aciklamasi-neden-oluyu-diriltmek-icin-kesilen-hayvanin-parcasiyla-vuruldu/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Mücadele suresinin 12. ve 13. ayetlerinde bahsi geçen &#034;Elçi&#034; ile gizli konuşmadan önce sadaka verilmesi olayı nasıldır?</title>
		<link>https://ateistlerecevap.org/mucadele-12-13-aciklamasi/</link>
					<comments>https://ateistlerecevap.org/mucadele-12-13-aciklamasi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ateistlere Cevaplar]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 06 Mar 2018 08:12:15 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Ayetler]]></category>
		<category><![CDATA[kuran mücadele 12]]></category>
		<category><![CDATA[mücadele 12 ateist]]></category>
		<category><![CDATA[mücadele 12 ayet]]></category>
		<category><![CDATA[mücadele 12 diyanet]]></category>
		<category><![CDATA[mücadele 12 ekşi]]></category>
		<category><![CDATA[mücadele 12 elmalılı]]></category>
		<category><![CDATA[mücadele 12 tefsir]]></category>
		<category><![CDATA[mücadele 12 tefsiri]]></category>
		<category><![CDATA[mücadele 12.ayet tefsiri]]></category>
		<category><![CDATA[mücadele suresi 12-13]]></category>
		<category><![CDATA[mücadele suresi 12. ayet meali]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.ateistlerecevap.org/?p=1947</guid>

					<description><![CDATA[<p>&#160; Bazı alimler, buradaki sadaka verilmesi emrinin, vücub değil de, nedb/müstahab/sünnet ifade ettiğini söylemişlerdir. (Razî, ilgili ayetin tefsiri) Alimlerin önemli bir kısmına göre, Resûlullah ile özel olarak konuşmadan önce sadaka verilmesi hükmünün, kısa bir süre sonra neshedildiğini söylemişlerdir. (Taberî, Razî, İbn Kesir, ilgili ayetin tefsiri) Dolayısıyla bu sadakanın günümüzde verilmesine dair bir hüküm söz konusu değildir. İlgili [&#8230;]</p>
The post <a href="https://ateistlerecevap.org/mucadele-12-13-aciklamasi/" data-wpel-link="internal">Mücadele suresinin 12. ve 13. ayetlerinde bahsi geçen "Elçi" ile gizli konuşmadan önce sadaka verilmesi olayı nasıldır?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/mucadele-suresi-12-13-aciklamsi.png" data-wpel-link="internal"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-1948" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/mucadele-suresi-12-13-aciklamsi.png" alt="" width="1280" height="720" srcset="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/mucadele-suresi-12-13-aciklamsi.png 1280w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/mucadele-suresi-12-13-aciklamsi-300x169.png 300w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/mucadele-suresi-12-13-aciklamsi-1024x576.png 1024w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/mucadele-suresi-12-13-aciklamsi-768x432.png 768w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/mucadele-suresi-12-13-aciklamsi-1200x675.png 1200w" sizes="(max-width: 1280px) 100vw, 1280px" /></a><br />
&nbsp;<br />
<div class="su-box su-box-style-noise" id="" style="border-color:#3b0000;border-radius:10px"><div class="su-box-title" style="background-color:#6e2e28;color:#FFFFFF;border-top-left-radius:8px;border-top-right-radius:8px">Soru Detayı</div><div class="su-box-content su-u-clearfix su-u-trim" style="border-bottom-left-radius:8px;border-bottom-right-radius:8px">Mücadele suresinin 12. ve 13. ayetlerinde bahsi geçen &#8220;Elçi&#8221; ile gizli konuşmadan önce sadaka vermenin hikmeti nedir? Bu ayetler günümüz insanları için ne ifade etmektedir? </div></div>
Bazı alimler, buradaki sadaka verilmesi emrinin, <strong>vücub değil de, nedb/müstahab/sünnet</strong> ifade ettiğini söylemişlerdir. (Razî, ilgili ayetin tefsiri)<br />
Alimlerin önemli bir kısmına göre, Resûlullah ile özel olarak konuşmadan önce sadaka verilmesi hükmünün, kısa bir süre sonra neshedildiğini söylemişlerdir. (Taberî, Razî, İbn Kesir, ilgili ayetin tefsiri)<br />
Dolayısıyla bu sadakanın günümüzde verilmesine dair bir hüküm söz konusu değildir.<br />
İlgili ayetler şöyledir:<br />
[stextbox id=&#8217;info&#8217;]
<strong>“Ey iman edenler! Peygamber ile gizli bir şey konuşacağınız zaman, bu konuşmanızdan önce bir sadaka veriniz. Bu sizin için daha hayırlı ve daha temizdir. Şayet bir şey bulamazsanız, bilin ki Allah bağışlayandır, esirgeyendir.&#8221;</strong><br />
<strong>&#8220;Gizli bir şey konuşmanızdan önce sadakalar vermekten çekindiniz mi? Bunu yapmadığınıza ve Allah da sizi affettiğine göre artık namazı kılın, zekâtı verin Allah’a ve Resulüne itaat edin. Allah yaptıklarınızdan haberdardır.” </strong><em>(Mücadele, 58/12-13)</em><br />
[/stextbox]
Böyle bir davranışta, değişik hikmetlerin olması düşünülebilir. <strong>Bunlar:</strong><br />
[stextbox id=&#8217;warning&#8217;]
<em><strong>1.</strong> Hz. Peygamber ve onunla konuşmanın kıymetine dikkatleri çekmektir. Zîra insan bir şeyi zorlukla elde ettiği zaman, onu gözünde büyütür ve kıymetini daha iyi anlar. Fakat kolaylıkla elde ederse, ona fazla önem vermez.</em><br />
<em><strong>2.</strong> Resûlullah ile konuşmadan önce verilecek böyle bir sadaka sayesinde, fakirlere pek çok faydalar sağlanmış olur.</em><br />
<em><strong>3.</strong> Lüzumsuz sorulardan dolayı boş yere meşgul edilen Hz. Peygamberin, böylelikle yükü hafifletilmiş oldu.</em><br />
<em><strong>4.</strong> Ulu orta çok soru sormaktan sakındırmaya yönelik dikkatler çekilmiştir.</em><br />
<em><strong>5.</strong> Sorularında samimi olanlarla olmayanlar, münafıklarla, gerçekten inananlar birbirinden ayırdedilmiş oldular.</em><br />
[/stextbox]
&#8211; Bu gün de bu gibi terbiye adabı ve edepten dersler çıkarmak mümkündür.<br />
Burada dikkat çeken bir nokta, bu konudaki uygulamanın disipline edilmesine çalışılırken, sırf biçimsel bir düzenleme yapma cihetine gidilmeyip getirilen şeklin aynı zamanda <strong>kamuya yarar sağlamasının hedeflenmiş</strong> olmasıdır. Gerçekten, Kur&#8217;an&#8217;ın hemen her zaman iman konusuyla paralel olarak işlediği <strong>infakın önemine özel bir vurgu</strong> anlamı taşıyan bu düzenlemeyle<em> -en azından teorik düzeyde-</em> <strong>yoksulların hakkıyla ilgili hassas bir denge</strong> de sağlanmıştır. Zira bu usulün işlemesi halinde daha önce olduğu gibi fakirlerin sıra beklemeleri, onların mağduriyete uğramalarından ziyade kendilerine ayrılan <strong>bir fonun kaynağını güçlendirmiş </strong>olacaktı. Fakat asıl hedef gerçekleşince bu usulün bir kural halinde işletilmesine gerek kalmadı.<br />
Müslümanların böyle bir tecrübe yaşamaları, geride, bir yandan <strong>Resûl-i Ekrem&#8217;in hatırasına ve gösterdiği davranış modeline özel bir saygı ve dikkat gösterilmesi gereği, diğer yandan da imkânı olanların ihtiyaç sahiplerini sürekli gözetme vecibesinin</strong> bulunduğu konularında özel bir mesaj ve vurgu bırakmış oldu.<br />
Öte yandan, bu düzenlemeyle münafıkların Resûlullah&#8217;ın huzurunu işgal etmelerinin engellenmesinin veya bunların müminlerden ayırt edilmelerinin de hedeflendiği düşünülebilir. Çünkü onların Peygamber&#8217;i samimi olarak dinlemek gibi bir amaçları olmadığı için, bu uğurda maddî bir fedakârlıkta bulunmayı göze almaları beklenemezdi.<br />
Müminlerin bu konudaki kusurlarının Allah tarafından bağışlandığı, bu düzenlemeyi yeni bir malî yükümlülük şeklinde algılamamaları, ama <strong>mevcut yükümlülüklerini</strong> hakkıyla yerine getirmeye çalışmaları, yani <strong>namazlarını özenle kılıp zekâtlarını vermeleri, Allah ve Resulüne itaaat etmeleri </strong>istenmektedir.</p>The post <a href="https://ateistlerecevap.org/mucadele-12-13-aciklamasi/" data-wpel-link="internal">Mücadele suresinin 12. ve 13. ayetlerinde bahsi geçen "Elçi" ile gizli konuşmadan önce sadaka verilmesi olayı nasıldır?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ateistlerecevap.org/mucadele-12-13-aciklamasi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Tarık Suresi 7. Ayet (Sözde Çelişki)</title>
		<link>https://ateistlerecevap.org/tarik-suresi-7-ayet-sozde-celiski/</link>
					<comments>https://ateistlerecevap.org/tarik-suresi-7-ayet-sozde-celiski/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ateistlere Cevaplar]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 11 Feb 2018 11:00:08 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Ayetler]]></category>
		<category><![CDATA[Sorular]]></category>
		<category><![CDATA[Sözde Çelişkili Ayetler(!)]]></category>
		<category><![CDATA[tarik 7 aciklama]]></category>
		<category><![CDATA[tarık 7 çelişki]]></category>
		<category><![CDATA[tarık 7 diyanet]]></category>
		<category><![CDATA[tarık 7 ekşi]]></category>
		<category><![CDATA[tarık 7 mucize]]></category>
		<category><![CDATA[tarık 7 sure]]></category>
		<category><![CDATA[tarık suresi 7.ayet tefsiri]]></category>
		<category><![CDATA[tarık tefsir]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.ateistlerecevap.org/?p=1696</guid>

					<description><![CDATA[<p>&#8220;LÜTFEN SONUNA KADAR OKUYUN&#8221; &#8220;Onun için insan neden yaratıldığına bir baksın. Atılan bir sudan yaratıldı. O su, erkeğin sulbü ile kadının göğüs kemikleri arasından çıkar.&#8220;(Târık, 86/5-7) Bu tanımda, meninin yahut yumurta hücresinin çıkış yerleriyle ilgili bir işaret görülmemektedir.“Omurga” veya “sertlik” gibi anlamlara gelen &#8220;sulb&#8221; sözcüğüyle baba, “göğüsler” anlamına gelen &#8220;terâib&#8221; sözcüğüyle de anne bedenlerinin üremeyle ilgili nahiyelerinin kastedilmiş olabileceği dikkate alınırsa, son derece nezih bir ifade [&#8230;]</p>
The post <a href="https://ateistlerecevap.org/tarik-suresi-7-ayet-sozde-celiski/" data-wpel-link="internal">Tarık Suresi 7. Ayet (Sözde Çelişki)</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<figure id="attachment_1710" aria-describedby="caption-attachment-1710" style="width: 1280px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/02/Tarik-Suresi-7.-Ayet-tefsiri.png" data-wpel-link="internal"><img loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-1710" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/02/Tarik-Suresi-7.-Ayet-tefsiri.png" alt="Tarık-Suresi-7.-Ayet-tefsiri" width="1280" height="720" srcset="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/02/Tarik-Suresi-7.-Ayet-tefsiri.png 1280w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/02/Tarik-Suresi-7.-Ayet-tefsiri-300x169.png 300w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/02/Tarik-Suresi-7.-Ayet-tefsiri-1024x576.png 1024w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/02/Tarik-Suresi-7.-Ayet-tefsiri-768x432.png 768w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/02/Tarik-Suresi-7.-Ayet-tefsiri-1200x675.png 1200w" sizes="(max-width: 1280px) 100vw, 1280px" /></a><figcaption id="caption-attachment-1710" class="wp-caption-text">Tarık-Suresi-7.-Ayet-tefsiri</figcaption></figure>
<p style="text-align: center;">&#8220;LÜTFEN SONUNA KADAR OKUYUN&#8221;</p>
<blockquote><p><strong>&#8220;</strong><strong>Onun için insan neden yaratıldığına bir baksın. </strong><strong>Atılan bir sudan yaratıldı. </strong><strong>O su, erkeğin sulbü ile kadının göğüs kemikleri arasından çıkar.</strong><strong>&#8220;</strong><em>(Târık, 86/5-7)</em></p></blockquote>
<p>Bu tanımda, meninin yahut yumurta hücresinin çıkış yerleriyle ilgili bir işaret görülmemektedir.<em>“Omurga”</em> veya <em>“sertlik”</em> gibi anlamlara gelen <strong>&#8220;sulb&#8221;</strong> sözcüğüyle baba, <em>“göğüsler”</em> anlamına gelen <em>&#8220;terâib&#8221;</em> sözcüğüyle de anne bedenlerinin üremeyle ilgili nahiyelerinin kastedilmiş olabileceği dikkate alınırsa, son derece nezih bir ifade ile ve dikkatleri sözün asıl amacına yönlendirecek şekilde, cinsel birleşmenin kastedildiği anlaşılabilir.<br />
İnsanın <em>&#8220;sulb&#8221;</em> ile <em>&#8220;teraib&#8221;</em> arasından çıkan suyun bir cüzünden yaratıldığını düşünüp, kendisini böyle hakir bir sudan yaratan Allah&#8217;ın onu döndürmeğe de yani öldükten sonra yeniden yaratmağa da kadir olduğunu anlaması emredilmiştir.<br />
<em>&#8220;Sulb&#8221;</em> ve <em>&#8220;teraib&#8221;</em> üzerinde iki görüş vardır. <strong>Birincisine göre</strong> ikisi de erkektedir. <strong>Sulb</strong>, erkeğin bel kemiği, teribenin çoğulu olan <strong>teraib</strong>ise alttan dörder kaburga kemiğidir. İşte insanın cinsel cihazları, bedenin bu ana iskeleti arasında kalır. İnsan bu ana kemikler arasında bulunan cihazlardan tazyikle atılan suyun bir parçasından yaratılır.<br />
<strong>İkinci görüşe göre ise</strong> <em>&#8220;sulb&#8221;</em> erkeğe, <em>&#8220;teraib&#8221; </em>kadına aittir. Yani insanın, <em>erkeğin <strong>sülbü </strong>ile kadının <strong>teraibi</strong> arasından çıkan bir sudan,</em> yahut her ikisinin sulb ve teraibi arasından çıkan bir sudan yaratıldığı anlaşılmıştır.<br />
Birinci ihtimale göre insan erkekten atılan bir meniden yaratılmaktadır. Ki insanın cinisini belirleyen de, erkekten atılan meninin milyonlarca parçalarından biri olan meni parçacığıdır. İkinci takdirde de insanın, menideki sperm ile kadındaki yumurtanın birleşmesinden yaratıldığı anlatılmış olur. Özellikle <strong>&#8220;Hulike min main dafik&#8221;</strong> âyetinde bir incelik vardır ki o da insanın o tazyikle atılan suyun tamamından değil, bir parçasından yaratıldığı anlatılmaktadır ki gerçekte insan atılan meni içerisindeki milyonlarca spermden sadece birinin, yumurtayı aşılamasıyle yaratılmağa başlar.<br />
Âyet atılgan suyun, <strong>sulb</strong> ile <strong>teraib</strong> arasından çıktığını söylüyor. Kur&#8217;an&#8217;ın söylediğini modern anatomide tasdik ediyor. Zira erkeğin temel üreme organı husye ile kadının temel üreme organı yumurtalık, henüz anne karnındaki ceninin <strong>sulb</strong> ile <strong>teraib</strong> arasındaki bölgede oluşur. Daha sonra bunlar aşağı iner. Kadında rahmin yanına yerleşir, erkekte vücud dışına çıkar.<br />
Bunlar asıl yerlerinden aşağı inmekle beraber yine <strong>sulb</strong> il <strong>teraib </strong>arasından gelen sinir ve lenf damarlarıyle beslenir. Yani bunların faaliyeti, yine sulb ile teraib arasına bağlıdır.<br />
İşte bu âyetlerde, gözönünde her zaman görülen bu gerçeğe işaret edilerek Allah&#8217;ın yaratma kudreti anlatılıyor. Erkekte sperm, kadında yumurta gibi gözle görülmeyen hücreleri yaratıp bunların birleşmesinden yürüyen, gören, düşünen, yapan insan yaratan Allah, onu yeniden yaratamaz mı? Elbette yaratır.<br />
Râzi&#8217;nin naklettiği gibi burada bazı inkarcılar Kur&#8217;ân&#8217;da böyle<em> &#8220;atan su&#8221;</em>dan bahsedilerek<strong> &#8220;Sulb ve göğüs kemikleri arasından çıkar.&#8221; </strong>diye nitelenmesini tenkit etmişler ve demişlerdir ki: <em>&#8220;Sulb ve göğüs kemikleri arasından çıkar.&#8221;</em>denilmekten maksat, meni bu yerlerden ayrılır, yani dediğiniz gibi husyelerden sulbe doğru oluşur demek ise öyle değildir. Çünkü o, kanın fazlasından doğup oluşur ve bedenin bütün cüzlerinden ayrılır. Hatta her uzuvdan o uzvun huyunu ve özelliğini alır da ondan onların, yani o uzuvların benzeri doğmaya elverişli olur. O&#8217;nun için görülür ki, cinsel ilişkide aşırı gidenin bütün uzuvlarını zayıflık kaplar. Eğer maksat, meninin en önemli cüzleri burada oluşur demek ise, bu da zayıftır. Çünkü meninin en önemli cüzleri dimağda gelişir. Bunun delili de meninin görünüşte dimağa benzemesidir. Bir de onu çok harcayanın önce gözlerinde zayıflık ortaya çıkar. Eğer maksat, meninin karar kılıp kaldığı yer burasıdır demek ise bu da zayıftır. Çünkü onun kaldığı yer meni damarlarıdır. Bunlar ise hayalardan itibaren birbirine girmiş girift damarlardır. Eğer maksat, meninin çıkış yeri buradadır demek ise bu da zayıftır. Zira his gösteriyor ki durum öyle değildir.<br />
Yukarıdaki açıklamalardan sonra bu itirazların haksız yere söylenmiş safsatalardan ibaret olduğunu anlamak kolay olur. Bunda sade dimağ işinden ve bir de aşırı gitmenin zararından bahis itibarıyla iki fayda varsa da bunları vesile edinerek yapılan itirazlar boştur ve <strong>&#8220;sulb ile göğüs kemikleri arasından çıkış&#8221;</strong>sözünün ifade ettiği mânânın kapsamından gafil olmaktır.<br />
Bir kere meninin doğup oluşması, ayrılması ve uzuvların ondan doğması keyfiyetleri hakkındaki sözler kuruntu ve zayıf zandan ibarettir. Kuşkusuz Allah sözü uyulmaya daha layıktır.<br />
<strong>&#8220;Sulb ile göğüs kemikleri arası&#8221;</strong> tabiri, hakikat ve kinayesiyle bütün iç organları ve üreme aygıtını kapsayan ve sinirleri hatta bütün vücudu ve hatta birleşmeyi ifade eden son derece kapsamlı ve bu konuda bütün sırları içine alan en güzel bir tabirdir.<br />
Bilindiği gibi meninin halis meni olarak oluşması, ayrılması ve karar kılması sulbe bağlı olan meni torbacığında neticelenmektedir. Üreme yapması için atması şart olduğu gibi, çıkışının da birleşme halinde döl yolundan rahme doğru, kadının sulbü ve göğüs kemikleri arasında olması şarttır. İnsan bu şekilde yaratılmıştır. Onun için burada <strong>&#8220;atan su&#8221;</strong> tabiri mutlak bırakılmayıp bu şarta işaret için bu sıfatla nitelenmiştir.<br />
<strong>İkinci olarak, </strong>kuşku yok ki en önemli uzuvlar ve hatta bütün uzuvlar, sade bu vazifeyle değil her işle ilgilidir. Bu arada en büyük parçası da dimağdır. Arkada sulb, dimağdan gelen omuriliğin kalesi olduğu gibi, önden gerdan, sine ve bütün dallarıyla göğüs kemikleri de böyledir. Bu şekilde sinir sisteminin dayanağı olan <em>&#8220;sulb ile göğüs kemikleri arası&#8221; </em>bir de her canlıda daima uyanık olan ve ihtiyaçlarının tamamlanmasına ve giderilmesine memur edilmiş tabii ve doğuştan var olan bir meyli ifade eder. Bu bakımdan da şunu söyleyelim ki:<br />
Bizim ihtiyaçlarımızı gidermek için hazırlanmış olan eşyadan beyin merkezinde meydana gelen tesir, daima bu tesirin meydana geldiği sırada iç organların bulunduğu hale göre olur. Mesela, görme ve koklama duyusuna bir yiyecek sunulduğu zaman, mide ona son derece muhtaç durumda kalmış ise onun algılanması lezzetli ve elde etme arzusu kuvvetli olur. Oysa mide dolgun bulunduğu zaman aynı yiyeceği nefis ihmal eder veya tiksinir de algılama merkezi o canlıda onu uzaklaştırmaya mahsus hareketler meydana getirir. İşte bu hal, üreme vazifesine mahsus fiillerde ve daha diğerlerinde de olur. Bundan anlaşılır ki algılama merkezinin yabancı cisimler etkisine ait hükmü, onların iç uzuvlar için önemli olması veya olmamasıyla bir paralellik arzetmektedir. Bu hükmün meydana gelmesi için, dış duyularla algılanan ve sinirlerden algı merkezine geçen tesirin derhal bu merkezden iç uzuvlara yansıması da zorunlu olmak gerekir. Bu hal zorunlu olmakla beraber bu etkilenme yalnız kendisine ihtiyaç duyulan uzva yansımakla kalmaz bütün sinir sistemine yayılır, şimşek gibi büyük bir hızla uzuvların hepsini etkiler.<br />
Bir yırtıcı hayvan, mesela bir kurt farz edelim, bir yerde bulunuyor ki, bulunduğu yerden hem dişisini hem de bir koyunu aynı anda görmesi mümkün oluyor. Duyular, beyne ancak bu iki hayvanın dış şeklinin etkisini nakleder. Bunun üzerine beyinden çıkacak hüküm de iki türlü olur. Çünkü dişisini görmekle üreme uzuvları uyanır, koyunu görmekle de yemek arzusu uyanır. Eğer kurtta yemek ihtiyacı hakim ise, önce koyunu avlayıp yemek için saldırır. Eğer cinsel ilişki ihtiyacı ağır basarsa dişisine saldırır. Buna <em>&#8220;Bu şekilde farklı iki tesirin olması, farklı iki hayvandan olduğu içindir.&#8221;</em> diye itiraz etmenin mânâsı da yoktur. Çünkü bu farklılık, sırf o iki etkinin aynı anda ulaştığı iki organın farklılıığndan meydana geliyor. Kurt iğdiş olsaydı, kuşkusuz dişisini bırakıp avına koşacaktı. Bir koyunu bir taraftan bir kurt, bir taraftan da bir koç görseydi kurt yemeğe, koç aşmaya koşacaktı.<br />
Bunlar gibi daha birçok misalden anlaşılır ki, bir şeyden iki ayrı uzuvdaki etkisine göre farklı iki hüküm çıkar. Biri erkek biri dişi iki kaplanı bir araya getirsek, bunlar birbirleriyle cinsel ilişkide bulunma arzusu duydukları zamanın dışında birbirinden kaçınır, böyle bir zamanda ise yanaşırlar. Aralarında ortak olan bu etki öncekinin aksine olur.<br />
Demek ki, aynı etkilerden iç uzuvların durumuna göre farklı fiiller oluştuğu, bunların her zaman bütün uzuvlara aynı anda yansıdığı ve ihtiyacı daha fazla olan uzvun beyne, bu tesiri diğerlerinden daha şiddetle geri çevirdiği kesindir. İç uzuvların isteklerine dair algı merkezine vuku bulan duyurudan ve bu isteklerin yerine getirilmesi için hazırlanan fiillerden zihinsel belirtiler meydana gelir. Her ne zaman canlı, bu isteklerin algılanması ile bunların yerine getirilmesine mahsus hareket arasında bir zaman geçirmezse, onun fiilleri başka değil, sadece ilham kuvveti (estinque)nden meydana çıkar. Zira yalnız bu ilham kuvvetidir ki, terkipçe en aşağı derecede bulunan canlıların fiilleri bununla tamam olduğu gibi, terkipçe en mükemmel olan canlılar, hatta doğumundan hemen sonra insan da böyledir.<br />
<strong>Fakat beyin gelişip zihin sağlamlaşmaya başladıkça insan kendisini tanımaya başlar,</strong>Bu vazifeler gelişmede en yüksek dereceye ulaştığı zaman, iç organların etkisinin beyin üzerinde önceki gibi otoritesi kalmaz. O vakit evvvelki ihtiyaçlardan hemen yapılan fiiller zihin kuvveti ile türlü şekillerde nevilenmiş olur. Bu kuvvetten öyle yeni ihtiyaçlar ortaya çıkar ki, bunların, o gayesi hayatı korumak olan ihtiyaçlarla ilgili olmadığı açık olur. Bu şekilde hayattan fedakarlığı gerektiren bu zihinsel ihtiyaçları ya kendinden başka gaye gözetmeyen boş, oyun ve eğlence zevkinden ibaret bir düşüş ve aklî ve bedeni bir kötüye kullanış olur; bunlar,</p>
<blockquote><p><strong>&#8220;Dinlerini oyun ve eğlence edinenler.&#8221; </strong><em>(A&#8217;râf, 7/51)</em></p></blockquote>
<p>dir. Yahut kendinden fedakârlık ederek Allah&#8217;ın kullarına yararlı olmak için Hak yolunda can feda etmek derecesine kadar varacak ilâhî bir olgunluk gayesini hedef edinen yüksek bir ruhani zevk olur ki, bunlar da</p>
<blockquote><p><strong>&#8220;Onlara mühürlü halis sudan içirilir. Onun sonu misk kokar.&#8221;</strong><em>(Mutaffifîn, 83/26)</em></p></blockquote>
<p>diye anlatılanlardır.<br />
Bu ihtiyaçların da sinir sistemine intikal etme durumları öncekilerin intikal ediş şeklinden farklı olmaz. Bu şekilde bu kuvvetin iç uzuvlarda da bağ ve dalları vardır ki bunlar sulb ve göğüs kemikleri arasıdır. Bu hikmet ile de yüce Allah <em>&#8220;sulb ve göğüs kemikleri</em>&#8220;ni özellikle zikretmiştir. Bundan da anlaşılır ki, dimağa işaret edilmemiş diye sulb ve göğüs kemikleri arasından bahsedilmiş olmasına itiraz eden inkârcılar, bunların sinir sistemi ile ilgisini ve sinir sisteminin dimağa ait olduğunu bilmediklerinden dolayı o lafları söylemişler ve imanları olmadığı için ilâhî kelâmın irşatlarından yoksun kalmışlardır.<br />
Bu şekilde insanın nutfeden yaratılışına dikkatleri çekmenin yararı da pek büyüktür. Çünkü yukarıda da hatırlattığımız gibi bu, insana kendini tanıtacak ve üzerinde koruyup gözetici tek üstün varlık olan Yüce Allah&#8217;ın yaratıcılığını ve kudretini anlatacak en açık delillerdendir.<br />
<strong>İLK OLARAK, </strong>İnsan sûresinin başında da geçtiği gibi, insan vücudunda enteresan terkipler çoktur. Dolayısıyla onun sümük gibi değersiz ve basit görünen bir maddeden yaratılışı, dilediği gibi hareket eden güçlü yaratıcının varlığını ve gücünü gösteren en büyük delildir. Bir nutfenin düşünen, bakan, akıl eden, koruyan ve yüce değerlere sahip olan bir insan haline getirilmesi ne büyük yaratıcılık ve güçlülüktür?!&#8230;<br />
<strong>İKİNCİ OLARAK,</strong> insan kendi hallerini başkalarının hallerinden daha iyi anlar ve görür. Onun için bu delil olmada daha tamamlayıcı bir yol oynar.<br />
<strong>ÜÇÜNCÜ OLARAK,</strong> insan bu halleri hem kendi evladında hem de diğer canlıların doğumlarında devamlı olarak gözleyebilmektedir. Onun için bunun, dilediğini yapan bir yaratıcının varlığına delil olması daha kuvvetlidir.<br />
<strong>DÖRDÜNCÜ OLARAK</strong>, bunun delil olarak kullanılması, hikmet sahibi bir koruyucu ve dilediğini yapan bir yaratıcının varlığını kesin olarak gösterdiği gibi, aynı şekilde bu, öldükten sonra dirilmenin ve haşir ve neşrin doğru olduğuna da kesin delildir. Çünkü insanın sonradan yaratılışı anne ve babasının vücudunda ve hatta bütün âlemde dağılmış olan cüzlerin bir araya getirilmesi ve ona ruh üfürülmesi sebebiyle olduğu için, onu öyle toplayıp düzeltmek suretiyle de düzgün bir insan yapan yaratıcının kudreti düşünülünce, ölüm ile o cüzlerin dağılmasından sonra onları bir araya getirmeye ve önceki gibi düzgün yaratıklar yapmaya gücü yettiğini itiraf elbette gerekli olur.<br />
<strong>Onun için buyruluyor ki:</strong> Kuşkusuz o yaratıcının onu geri döndürmeye elbette gücü yeter. Yani bu yaratılış şekline gerek bir bütün olarak ve gerek ayrıntılarıyla bakılınca insanı başlangıçta yaratanın tekrar geri döndürmeye gücü yettiği, onu ölümle çevirip yeniden dirilterek huzuruna dikmeye ve o suretle kendini tanıtmaya kadir olduğu anlaşılır ve bu şekilde size onu haber verir.<br />
Burada <strong>&#8220;Ancak ona döndürüleceksiniz.&#8221; </strong>(Bakara, 2/245) mânâsını ifade eden bu geri döndürüş, insanın Müminûn sûresinde anlatılan yaratılışının dokuz aşamasından sekizinci ve dokuzuncu mertebe olarak</p>
<blockquote><p><strong>&#8220;Sonra siz bundan sonra muhakkak öleceksiniz. Sonra da muhakkak siz kıyamet günü diriltileceksiniz.&#8221;</strong><em>(Mü&#8217;minûn, 23/15-16)</em></p></blockquote>
<p>âyetleriyle haber verilen ölüm ve kıyamet günü yeniden dirilme aşamalarını anlatmaktadır.</p>The post <a href="https://ateistlerecevap.org/tarik-suresi-7-ayet-sozde-celiski/" data-wpel-link="internal">Tarık Suresi 7. Ayet (Sözde Çelişki)</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ateistlerecevap.org/tarik-suresi-7-ayet-sozde-celiski/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kehf Suresi 86. Ayet Kur&#039;an&#039;a Göre Güneş Balçığamı batıyor?</title>
		<link>https://ateistlerecevap.org/kehf-suresi-86-ayet-kurana-gore-gunes-balcigami-batiyor/</link>
					<comments>https://ateistlerecevap.org/kehf-suresi-86-ayet-kurana-gore-gunes-balcigami-batiyor/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ateistlere Cevaplar]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 10 Feb 2018 10:00:41 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Ayetler]]></category>
		<category><![CDATA[kehf 86 ateist]]></category>
		<category><![CDATA[kehf 86 sorularla islamiyet]]></category>
		<category><![CDATA[kehf 86 tefsir]]></category>
		<category><![CDATA[kehf suresi 86 anlamı]]></category>
		<category><![CDATA[kehf suresi 86. ayet tefsiri]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.ateistlerecevap.org/?p=1701</guid>

					<description><![CDATA[<p>ÖNCE YUKARIDAKİ VİDEOYU İZLEYİN &#160; &#8220;Biz ona dünyada geniş imkânlar verdik ve ihtiyaç duyduğu her konuda sebep ve vasıtalar ihsan ettik. O da batıya doğru bir yol tuttu. Nihayet batıya ulaştığında, güneşi adeta kara bir balçıkta batar vaziyette buldu. Orada yerli bir halk bulunuyordu. Biz: &#8216;Zülkarneyn! İster onlara azab edersin, ister güzel davranırsın.&#8217; Zülkarneyn şöyle dedi: &#8216;Kim zulmederse, [&#8230;]</p>
The post <a href="https://ateistlerecevap.org/kehf-suresi-86-ayet-kurana-gore-gunes-balcigami-batiyor/" data-wpel-link="internal">Kehf Suresi 86. Ayet Kur'an'a Göre Güneş Balçığamı batıyor?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><a href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/02/Kehf-suresi-86-90-ayetlerinin-aciklamasi.png" data-wpel-link="internal"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-1707" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/02/Kehf-suresi-86-90-ayetlerinin-aciklamasi.png" alt="Kehf-suresi-86-90-ayetlerinin-açıklaması." width="1280" height="720" srcset="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/02/Kehf-suresi-86-90-ayetlerinin-aciklamasi.png 1280w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/02/Kehf-suresi-86-90-ayetlerinin-aciklamasi-300x169.png 300w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/02/Kehf-suresi-86-90-ayetlerinin-aciklamasi-1024x576.png 1024w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/02/Kehf-suresi-86-90-ayetlerinin-aciklamasi-768x432.png 768w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/02/Kehf-suresi-86-90-ayetlerinin-aciklamasi-1200x675.png 1200w" sizes="(max-width: 1280px) 100vw, 1280px" /></a></p>
<p><iframe loading="lazy" width="640" height="360" src="https://www.youtube.com/embed/Xt1zQEPgDvc?feature=oembed" frameborder="0" allow="autoplay; encrypted-media" allowfullscreen></iframe></p>
<blockquote>
<h2>ÖNCE YUKARIDAKİ VİDEOYU İZLEYİN</h2>
<p>&nbsp;<br />
<strong>&#8220;Biz ona dünyada geniş imkânlar verdik ve ihtiyaç duyduğu her konuda sebep ve vasıtalar ihsan ettik. O da batıya doğru bir yol tuttu. Nihayet batıya ulaştığında, güneşi adeta kara bir balçıkta batar vaziyette buldu. Orada yerli bir halk bulunuyordu. Biz: <em>&#8216;Zülkarneyn! İster onlara azab edersin, ister güzel davranırsın.&#8217; </em>Zülkarneyn şöyle dedi: <em>&#8216;Kim zulmederse, Biz onu cezalandırırız, sonra da Rabbinin huzuruna götürülür. O da ona benzeri görülmedik bir ceza uygular. Fakat iman edip makbul ve güzel davranışlar içinde olana, en güzel karşılık verilir ve ona kolay olan buyruklarımızı emrederiz, kolaylık gösteririz.&#8217;</em> Zülkarneyn bu sefer yine bir yol tuttu. Güneşin doğduğu yere varınca, onun, kendilerini sıcaktan koruyacak bir siper nasib etmediğimiz bir halk üzerine doğduğunu gördü.&#8221;</strong>(Kehf, 18/85-90)</p></blockquote>
<p>Nihayet güneşin battığı yere ulaştı. Yerleşmiş olduğu yerin gün batı tarafından ta sonuna kadar vardı. Tefsir bilginlerinin de yaptıkları açıklamaya göre, Okyanus denilen Atlas Okyanusunun batı kenarına ulaştı. Bu Okyanus denizinde &#8220;Halidat&#8221; ismi verilen adaların bir zamanlar uzunluk (boylam) başlangıcı olarak kabul edildiklerini kaydediyorlar. Bununla birlikte biz bugün bu Halidat adalarının ne olduğunu tayin edemiyoruz. Özetle uzak batıya vardığı vakit güneşi (sanki) siyah bir çamura batıyor buldu. Veya &#8220;hâmiye&#8221; kırâetine göre, kızgın bir pınar içinde batıyor buldu. Tefsir bilginleri buradaki aynı, su pınarı; hamieyi balçıklı; hâmiye&#8217;yi de kızgın mânâsına tefsir etmişlerdir ki, güneşi balçıklı veya kızgın bir pınar içinde batıyor buldu demek olur. Bu şekilde bu su pınarından maksat, okyanus ve özellikle denizin ufuktaki batış noktasıdır.<br />
Batıya varıncaya kadar geçtiği memleketlerde birtakım saltanatların batışını görerek giden Zülkarneyn, uzak batıda geçtiği yolda önüne çıkan Okyanus kenarında güneşin batışını seyretmek için ufka baktığı zaman Allah mülkünün genişliği ve yüceliği içinde o koca okyanus etrafı gök ile çevrilmiş bir kuyu havzası gibi sınırlı bir su kaynağı manzarasını alıyor. Fakat içilebilecek parlak ve duru bir kaynak gibi değil, kara balçıkla bulanmış, dibi görünmez karanlık bir kuyu gibi görünüyor ve güneş bunun ufkunda batarken zayıflamaya başlayan parıltısı, allı morlu yansımalarıyla puslar içinde çalkalanarak karanlık bir batağa batıyor da, battığı nokta balçıklı bir göz gibi bulanıp kararırken, aynı zamanda renk ve buharıyla kaynayan kızgın bir köz halinde bulunuyor. Demek Zülkarneyn&#8217;in vicdanında güneş batışının bıraktığı intiba bu olmuştur ki, bu müşahedenin en ibret verici mânâsı, en son bir sınırda duracağı kesin olan dünya ululuğunun sınırlı olduğunu görmek ve geçici olduğunu anlamaktır.<br />
Sonra da, yani batıda yapacağı icraatı yaptıktan sonra da bir yol tuttu. Batıda batan güneşin doğuya dönmesi gibi, batıdan doğuya giden bir yol peşine düştü, nihayet güneşin doğduğu yere kadar gitti. Yani yeryüzünde güneşin arada engel bulunmaksızın doğduğu noktaya kadar gitti ki bu noktanın, Afrika&#8217;nın doğu kıyıları olması ihtimali olsa da açıkça anlaşılan Asya&#8217;nın uzak doğusu olmasıdır. Vardığında onu (güneşi) öyle bir kavim üzerine doğuyor buldu ki biz onlara, güneşin berisinde bir siper yapmamıştık. Binaları yok, hatta elbiseleri yok. Güneşin altında yanıyorlar. Nitekim bugüne kadar bile Sudan&#8217;da, Avusturalya&#8217;da böyle çıplaklar vardır. Bununla birlikte maksat, örfte herkesçe bilindiği üzere önemli bir örtü ve siper olduğu takdirde çadırlar bile önemli bir örtü olamayacağından dolayı, bu mânâ çölde yaşayanların çoğunu kapsar.<br />
<strong>Yüce Allah bu âyetiyle Zülkarneyn&#8217;e verdikleri ve temin ettikleri ile onun özelliklerini zikretmektedir. <em>Nedir onlar?</em></strong><br />
<strong>a) &#8220;Ona yeryüzünde imkan sağladık.&#8221;</strong><br />
&#8220;İmkan sağladık, güvenli bir yere yerleştirdik&#8221; anlamını şöyle ve­rebiliriz: &#8220;Ona yerleşik, güvenli bir düzen sağladık.&#8221; Ayrıca Yûsuf sûre­sinin 56. âyetindeki kullanımdan hareketle bu ifadeye <em>&#8220;onu iktidar sahibi yaptık&#8221;</em> anlamını da verebiliriz.<br />
<strong>b) &#8220;Kendisine her şeye ulaşacağı bilgi verdik.&#8221;</strong><br />
<strong>&#8220;es-sebeb&#8221;</strong> kelimesi,<em> &#8220;bir şeye ulaşmak, bir şeyi gerçekleştir­mek için baş vurulan vasıta veya araç&#8221;</em> anlamına gelmektedir. Bu bağ­lamda bu kelimeye <em>&#8220;insanı, amacına, idealine ulaştıracak olan bilgi&#8221;</em> di­yebiliriz. Bir şeye ulaşmak, bir şeyi gerçekleştirmek için en büyük vasıta bilgidir. Bilgiden daha büyük araç olamaz.<br />
Şimdi güvenli yere yerleştirmekle bilgiyi elde etme arasındaki iliş­kiyi görmemiz gerekiyor. Yerleşik düzenin güvenliği içinde bilgi edini­lebilir. Göçebe düzeninde bilgiyi elde etmek zordur.<br />
Önce bilgi sonra güven denileceği gibi, önce güven, sonra bilgi de denebilir. Güvenli ortam ile amacına ulaşacak vasıtayı vermekle Yüce Allah ona büyük lütuflarda bulunmuştur.<br />
<em>İki boynuzlu ya da iki asrın adamı anlamına gelen <strong>Zülkarneyn</strong></em> sıfa­tı ile bu iki şey arasında bağlantı kurulabilir. Bir boynuzu &#8220;güven&#8221; diğeri de &#8220;bilgi&#8221; olabilir. Güven ile bilgi, yüce değerlerin önünde gelmektedir, İki boynuz, bu iki değeri ifade edemez mi?<br />
<strong>&#8220;O da bir yol tutup gitti.&#8221;</strong><br />
Bu âyetteki sebeb kelimesine de <em>&#8220;araç, vasıta, bilgi&#8221; </em>manasını ve­rirsek açıklamamız şöyle olacaktır: Zülkarneyn Allah&#8217;ın kendisine ver­diği araç ya da bilgiyi takip etti. Bütün işlerinde meşru olan vasıtalara başvurdu. Amacına ulaşmak ve yapacağı işi elde etmek için meşru ol­mayan vasıtalara baş vurmadı. Meşru yollara uydu, doğru bilgiyi takip etti. Demek ki Zülkarneyn&#8217;in üçüncü özelliği, işlerinde daima meşru araçları, yani doğru bilgiyi kullanmasıdır. Meşru olmayan vasıtalara yanaşmaz, onları takip etmezdi.</p>
<blockquote><p><strong>&#8220;Sonunda Güneşin battığı yere ulaşınca, Güneşi kopkoyu bir suda&#8217;batıyormuş gibi gördü. Orada bir top­luluk buldu. &#8216;Ey Zülkarneyn, onları ister cezalandır, ister onlara karşı iyi davran&#8217; dedik.&#8221;</strong></p></blockquote>
<p>Bu âyetten yani yorumunu yapmakta olduğumuz Kehf suresi 86&#8217;dan çı­karacağımız önemli neticeler olacaktır:<br />
<strong>a) Zülkarneyn önce batıya doğru hareket etmeyi tercih etmiştir. </strong>Güneşin battığı yere vardığı anlatılmaktadır. Güneş ve batmak ya da batı kavramları bir araya gelmiştir. Güneş, ışığı temsil ettiğine göre Zülkarneyn&#8217;in de işi, ışık denen bilginin peşine gitmek olmuştur.<br />
Güneş, doğudan doğduğu gibi, bilgi de, peygamberler de doğudan doğmuştur. Güneşin ışınları nasıl batıya gidiyorsa, bilginin ışığını da batıya doğru getirip insanları eğitmek gerekiyor. Bilgi ve medeniyet do­ğudan batıya doğru gitmiştir. Zülkarneyn bu gidişin örneği durumunda olmuş ve bunu insanlığa hedef olarak sunmuş bir eğitimcidir; bunu da davranışı ile göstermiştir. Batıdan bir şey almak, yani bilgi ve medeniyet almak için değil, batıyı aydınlatmak için gitmiştir; gitmeyi tercih etmiş.<br />
<strong>b) Güneşi sıcak bir gözede batar buldu.</strong> Bu anlatımda mecazî bir anlatım şekli vardır. Zülkarneyn öyle gibi gördü. Bu durum yerkürenin yuvarlak olduğuna, küre şeklinde olduğuna da delil teşkil etmektedir. Dünyanın hareketi ile Güneş batmış gibi görünmektedir. Aslında Güneş batmamaktadır. Dünya bir taraftan kendi ekseni etrafında dönerken, di­ğer taraftan da Güneş&#8217;in etrafında dönmektedir.<br />
Ayette geçen <strong>&#8216;ayn&#8217;<em> </em></strong><em>&#8220;göze, pınar, suyun çıktığı yer&#8221; </em>anlamına gelmektedir. Gözden yaş çıktığı için, göze de pınar anlamında &#8216;ayn denmiştir. hamie kelimesi de &#8220;sıcak&#8221; anlamına gelmektedir. <strong>&#8220;hamiye&#8221;</strong> şeklinde okunursa &#8220;sıcak&#8221;,<strong> &#8220;hamie&#8221;</strong>şeklinde okunursa &#8220;bal­çık&#8221; manasına gelmektedir.<br />
Bunun anlamı Zülkarneyn&#8217;in yolculuğu Güneş&#8217;in denizde batar gi­bi göründüğü nihai noktaya, yani ötesine gidilemeyecek noktaya ulaş­mıştı. Bu noktanın neresi olduğu zikredilmemektedir.<br />
<strong>c) Zülkarneyn orada bir topluluk buldu.</strong> Bu topluluk, kötülüğün her çeşidine dalmış, erdemlerini tamamen yitirmişti. İşte bu noktada, Zülkarneyn&#8217;in bir eğitimci, hatta bir devlet adamı olduğu ortaya çıkmak­tadır.<br />
<strong>d) </strong>Yüce Allah, Zülkarneyn&#8217;e konuşmuştu ve ona o topluma nasıl muamele edeceğini bildirmiş, ama onu kendi tercihi ile karşı karşıya bırakmıştı. İster cezalandırır, isterse onlara iyi muamelede bulunur. Bu ifadeden şunu anlıyoruz:<br />
<strong>     1. </strong>Zülkarneyn oraya tek başına değil, muhtemelen bir ordu ile git­mişti. Çünkü tek başına bir topluluğa ceza vermesinin imkansızlığı orta­dadır. Bir sonraki âyetteki <em>&#8220;nü&#8217;azzibüh&#8221;</em> kelimesinin çoğul oluşu bu görü­şümüzü desteklemektedir.<br />
<strong>    2. </strong>Yüce Allah Zülkarneyn&#8217;i ceza ile güzel davranmak arasında ser­best bırakmıştır. Bu da bize, Yüce Allah&#8217;ın insana hür irade verdiğini, tercihlerinde serbest bıraktığını, bu konularda ona özgürlük verdiğini öğretmektedir.<br />
<strong>   3. </strong>Ceza ve iyi muamele yapmasını, toplumun, toplumu eğitmesi anlamında alıyoruz. Kötülüklere dalmış bir toplumu eğitmek için ceza metodu da kullanılabilir, iyi muamele metodu da. Bunlardan birini tercih etmek siyasetçiye veya eğitimciye kalmaktadır. Bu açıdan bakıldığında Zülkarneyn&#8217;in ordusu, aynı zamanda bir eğitim ordusu niteliğini taşıyor­du.</p>
<blockquote><p><strong>&#8220;O da şöyle dedi: Haksızlık edeni cezalandıracağız. Sonra Rabb&#8217;ine döndürülecek. Rabb&#8217;i de onu görülmemiş bir ceza ile cezalandıracaktır.&#8221;</strong></p></blockquote>
<p>Yüce Allah 86. âyette Zülkarneyn&#8217;i cezalandırma ile iyi muamele yapma arasında tercihle karşı karşıya bırakınca, 87. âyette Zülkarneyn&#8217;in cevabı ve o topluma olan söylevi şu olmuştur:<br />
<strong>a) &#8220;Haksızlık edeni cezalandıracağız.&#8221;</strong><br />
<em>Haksızlık</em> diye tercüme ettiğimiz kelime âyette<em>&#8220;zaleme&#8221; </em>olarak geçmektedir. Buradaki zulm, <em>&#8220;şirk denen çarpık inanç, başkalarının hak­larını çiğnemek, Yüce Allah&#8217;ın peygamberlerine gönderdiği mesajı inkâr etmek&#8221;</em> anlamına gelmektedir.<br />
Âyetin bu kısmından anlıyoruz ki <em>&#8220;cezalandıracağız&#8221;</em> ifadesi, Zülkarneyn&#8217;in tek olmadığı, bir ordu ile o ülkeye girdiğini göstermekte­dir. Çünkü<em> &#8220;cezalandırma&#8221; </em>fiili çoğul olarak kullanılmıştır.<br />
<strong>Diğer taraftan o toplumu</strong>, geçmişte yaptıkları haksızlıklardan, kötü­lüklerden, ahlâksızlıklardan dolayı cezalandırmayacağı, kendisinin o ülkeye girişinden sonra yapacaklarına göre onlara muamele edeceği or­taya çıkmaktadır.<br />
Buradan şu evrensel ilkeyi çıkartıyoruz: Bir ülkeyi fetheden bir or­dunun başındaki insan, o ülkenin insanlarını, geçmişte yaptıkları ile ce­zalandırmayacak, idareyi ele aldıktan sonra yaptıkları kötülükler nede­niyle onları cezalandıracaktır. Fetihten önceki zulüm, kötülük ve suçlar sıfırlanıp yeni bir hayatı başlatacak şekilde kendilerine bir fırsat verile­cektir.<br />
<strong>b) &#8220;Sonra Rabb&#8217;ine döndürülecek. O da onu görülmemiş bir ceza ile cezalandıracaktır.&#8221;</strong><br />
Demek ki, zulmeden, insanların haklarını çiğneyen, onlara dünyayı dar eden toplumlara hem bu dünyada ceza verilecek hem de âhirette. Çünkü zulüm öylesine kötü bir günahtır ki, dünyanın cezası ya da azabı ona denk olmamaktadır. Cezanın kalan kısmım da Yüce Allah âhirette tamamlayacaktır. Ama âyette geçen I5İ0 nükrâ kelimesi, bu dünyada insan algısının, tasavvurunun kapsayamayacağı, hiçbir kelime ile ifade edemeyeceği tarzdaki azabı ifade etmektedir. Başka bir ifadeyle cezanın ilk aşaması, o toplumda insanlara yapılan haksızlığın cezasıdır ve bu ceza dünyada verilecektir; diğeri de Allah&#8217;a karşı yapılanın karşılığıdır ki o da âhirette verilecektir. <em>Nitekim zulüm kavramı </em>hem insanlara karşı yapılan haksızlığı hem de Allah&#8217;a karşı yapılan haksızlığı, şirki ifade etmektedir.<br />
Bir önceki âyette, yani 86. âyette Zülkarneyn&#8217;e cezalandırma ruh­satı verilirken, o kavmin ne işlediği söylenmemişti. Ama 87. âyetten onların zulmettiği ortaya çıkmaktadır.<br />
<strong>c) </strong>Aslında Zülkarneyn&#8217;in ordularının o ülkeyi fethetmeleri, o top­lum için ceza niteliğini taşımaktadır, ama Zülkarneyn onlara adaleti, hakkı ve bilgiyi götürmüştür.<br />
Güneşin battığı kopkoyu su ya da balçık, hakkın, adaletin ve buna benzer değerlerin, bilginin battığı toplumu ifade etmektedir. Bilgi güne­şi, adaletin, hakkın güneşi o toplumda batıp yok oluyordu.</p>
<blockquote><p><strong>&#8220;Ancak inanıp yararlı iş yapanlara gelince, onlar için, güzel ödül vardır. Biz ona kendi emirlerimizden kolay olanı söyleyeceğiz.&#8221;</strong></p></blockquote>
<p><strong>a)</strong> Daha önce belirttiğimiz gibi, yanlış hareket edip suç veya günah işleyenlere ceza verileceği söylendikten hemen sonra, iman edip iyi amel işleyenlere ne yapılacağı gündeme getirilmektedir. Bu, Yüce Allah&#8217;ın Kur&#8217;ân&#8217;daki anlatım metodudur. 87. âyette geçen zulmün karşılığı 88. âyette iman ve iyi amel olmaktadır. Böylece zulmün ne olduğunun tanı­mı yapılmış olmaktadır.<br />
Kötülük yapana dünya ve âhiret azabı verilirken, iman edip iyi amel işleyene de ödül verilecektir. Demek ki herkes inancına ve ameline göre muamele görecektir.<br />
<strong>b) </strong>Yüce Allah, ödül vermekle kalmayacak, kendi emirlerinden ko­lay olanı söyleyecektir. Bu da ikinci ödülü olmaktadır. <em>Nedir emirlerin­den kolay olanı söylemek? </em>Muhammed Esed bunun:<em> &#8220;Yerine getirilmesi kolay olanla yükümlü tutmak, kolay planlar uygulatılması&#8221; </em>anlamına geldiğini ifade etmektedir.<br />
<strong>Biz bu soruya şöyle cevap veriyoruz:</strong> İman edip iyi amel işleyenle­re bu dünyada ve âhirette güzellikler verilecek, aynı zamanda o kişi Al­lah&#8217;ın emirlerini kolayca yerine getirme alışkanlığını, ruh olgunluğu ve gücünü de kazanacaktır.<br />
Erdemli hayat yaşamak, ahlâkî değerleri hayata geçirmek onun için kolaydır, hiçbir zaman onu sıkmaz. Çünkü erdemli bir hayatı yaşamakta Allah ona yardım edecektir. Bu da onun için bir ödüldür.<br />
Zülkarneyn&#8217;in eğitim okulu iyi ile kötünün ne olduğunu, neticele­rinin nereye varacağını öğreten, o konuda bilinçlendiren bir faaliyet yapmaktadır.</p>
<blockquote><p><strong>&#8220;Sonra yine bir yol tutup gitti. Sonunda Güneş&#8217;in doğduğu yere ulaşınca, Güneş&#8217;i, kendilerine Güneş&#8217;ten başka örtü vermediğimiz bir topluluğun üzerine doğuyor buldu.&#8221;</strong></p></blockquote>
<p>Zülkarneyn ikinci yolculuğunu Güneş&#8217;in doğduğu yere, yani doğu tarafına yaptı; orada da bir topluluk buldu.<br />
<strong>&#8220;Kendilerini Güneş&#8217;e karşı koruyacak hiçbir şeyi Yüce Allah&#8217;ın vermediği toplum&#8221;</strong>ifadesinden, bunların, öncelikle ilkel bir toplum ol­duğunu anlıyoruz. Bu ilkellikten, onların elbise yapacak durumda olma­dıkları, coğrafi çevrelerinin ağaçsız, gölge verecek hiçbir şeyin olmadığı, çöl topraklar olduğu fikrine varıyoruz. Ayrıca onların ev yapıp onun gölgesine sığınacak medeniyetleri de yoktu.<br />
Güneş&#8217;in battığı yerde bulduğu toplumla bu toplumun benzer yönü, akıl ve bilgi değerlerini kullanmamaları ve hayata geçirememeleridir. Bu toplumun da bilgilendirilmesi ve eğitilmesi gerekiyordu; onların da Zülkarneyn&#8217;in eğiticiliğine ihtiyaçları vardı. Eğitimden, bilgiden yoksun olan bu toplum halkının davranışlarında dengesizliklerin olacağı bir ger­çektir.<br />
Ayrıca Güneş&#8217;in ışınlarına karşı kendilerini koruyacak elbiselerinin olmaması gibi, kendilerini nefislerine, şeytana karşı koruyacak takva elbiseleri de yoktu. Takva elbisesi, akıl, bilgi ve Allah&#8217;a karşı görevlerini yapmaktan oluşan bir elbisedir. Bu elbiseden de yoksun olduklarını da anlıyoruz. Demek ki onların hem dışı hem de içi çıplaktı. <em>Elbiselerinin olmaması, onlarda haya duygusunun, utanmanın olmadığına bir işarettir.</em></p>
<blockquote><p><strong>&#8220;İşte onun durumu böyledir. Onun bilgi olarak sahip olduğu her şeyi biz biliriz.&#8221;</strong></p></blockquote>
<p>Yüce Allah, Zülkarneyn&#8217;in sahip olduğu, yani yanında bulunan bilgi, medeniyet araçlarını, imkanlarını, kudretini ve tecrübesini bildiğini söylemektedir. Bunun anlamı şudur: Zülkarneyn&#8217;in sahip olduğu ne var­sa, özellikle bilgi konusunda her şeyi ona Allah öğretmişti. Zülkarneyn&#8217;in bütün sahip olduklarını Yüce Allah ilmi ile ihata etmişti; O&#8217;nun ilmi onların tamamını kapsam alanına almıştı. Zaten dışında ol­ması imkansızdı.</p>
<blockquote><p>Râzî, bu ayetin izahında Zülkarneyn&#8217;in bu ikinci kavime de ilk kavme yaptığı gibi davrandığını yani, batıdakiler dediği topluma uygu­ladığı<strong>&#8220;zalimlere azap, müminlere iyilik&#8221; </strong>metodunu onlara da kullanmış­tı (Râzî, age, XXI/169).</p></blockquote>The post <a href="https://ateistlerecevap.org/kehf-suresi-86-ayet-kurana-gore-gunes-balcigami-batiyor/" data-wpel-link="internal">Kehf Suresi 86. Ayet Kur'an'a Göre Güneş Balçığamı batıyor?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ateistlerecevap.org/kehf-suresi-86-ayet-kurana-gore-gunes-balcigami-batiyor/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Zariyat Suresi 49. Ayet Açıklaması ve Tefsiri</title>
		<link>https://ateistlerecevap.org/zariyat-suresi-49-ayet-aciklamasi-ve-tefsiri/</link>
					<comments>https://ateistlerecevap.org/zariyat-suresi-49-ayet-aciklamasi-ve-tefsiri/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ateistlere Cevaplar]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 09 Feb 2018 10:15:17 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Ayetler]]></category>
		<category><![CDATA[Sorular]]></category>
		<category><![CDATA[Zariyat 49 açıklaması]]></category>
		<category><![CDATA[zariyat 49 sorularla islamiyet]]></category>
		<category><![CDATA[zariyat 49 tefsiri]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.ateistlerecevap.org/?p=1699</guid>

					<description><![CDATA[<p>&#8220;Yerin bitirdiklerinden, insanların kendilerinden ve henüz mahiyetini bilmedikleri şeylerden bütün çiftleri yaratan Allah&#8217;ı tesbih ve takdis ederim.&#8221; (Yasin, 36/36) &#8220;Düşünüp ibret alırsınız diye her şeyden çiftler yarattık.&#8221; (Zariyat, 51/49) Bu ayetler farklı yorumlara neden olmuştur. Zevc: Çift mânasına geldiği gibi çeşit ve kısım mânasına da gelir. Allah&#8217;ın bütün çeşit ve sınıflarıyla âlemi yarattığını ifade eder. Bu âyet, çift [&#8230;]</p>
The post <a href="https://ateistlerecevap.org/zariyat-suresi-49-ayet-aciklamasi-ve-tefsiri/" data-wpel-link="internal">Zariyat Suresi 49. Ayet Açıklaması ve Tefsiri</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/02/Zariyat-Suresi-49.-Ayet-tefsiri.png" data-wpel-link="internal"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-1703" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/02/Zariyat-Suresi-49.-Ayet-tefsiri.png" alt="" width="1280" height="720" srcset="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/02/Zariyat-Suresi-49.-Ayet-tefsiri.png 1280w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/02/Zariyat-Suresi-49.-Ayet-tefsiri-300x169.png 300w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/02/Zariyat-Suresi-49.-Ayet-tefsiri-1024x576.png 1024w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/02/Zariyat-Suresi-49.-Ayet-tefsiri-768x432.png 768w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/02/Zariyat-Suresi-49.-Ayet-tefsiri-1200x675.png 1200w" sizes="(max-width: 1280px) 100vw, 1280px" /></a></p>
<blockquote><p><strong>&#8220;Yerin bitirdiklerinden, insanların kendilerinden ve henüz mahiyetini bilmedikleri şeylerden bütün çiftleri yaratan Allah&#8217;ı tesbih ve takdis ederim.&#8221; </strong>(Yasin, 36/36)</p></blockquote>
<blockquote><p><strong>&#8220;Düşünüp ibret alırsınız diye her şeyden çiftler yarattık.&#8221; </strong>(Zariyat, 51/49)</p></blockquote>
<p>Bu ayetler farklı yorumlara neden olmuştur.<br />
<strong>Zevc: </strong>Çift mânasına geldiği gibi çeşit ve kısım mânasına da gelir. Allah&#8217;ın bütün çeşit ve sınıflarıyla âlemi yarattığını ifade eder. Bu âyet, çift kavramının insanlar gibi bitkilerde de erkek ve dişi unsurlar ile câri olduğunu, hatta insanların çeşitli dönemlerde bilmedikleri birçok şeylerde de çift unsurun bulunduğunu ifade eder: elektrikte artı ve eksi yük, cisimler arasında itme ve çekme kuvveti, maddenin temeli olan atomlarda pozitif ve negatif elektronlar, bu âyetin mûcizevî olarak haber verdiği şeyler arasındadır. Bütün bunlardan maksat da, her şeyi çift yaratan, bunca çeşitliliği ile kâinatı yaratan Allah&#8217;ın tek olup eş ve ortaktan münezzeh olduğunu vurgulamaktır.<br />
Gerçekten de, bugün, maddenin çiftler halinde yaratıldığı biliniyor. Bir toz zerresinden yıldızlara kadar bildiğimiz ne varsa, hepsinin yapı taşlarını teşkil eden atom parçacıkları ve onlardan daha aşağı seviyedeki parçacıklar, yaratılırken daima antimaddeleriyle birlikte çift olarak yaratılırlar.<br />
Müfessirler <strong>“her şeyden çift çift yaratma”</strong>nın anlamını açıklarken daha çok<strong><em> “gece-gündüz, erkek-dişi, yer-gök, insan-cin, iman-küfür, ay-güneş”</em></strong> gibi karşıtlık örnekleri üzerinde durmuşlardır. Taberî bunu <em>“Cenâb-ı Allah’ın her yarattığının yanı sıra amaç ve işlevi itibariyle ondan farklı bir ikincisini yaratması”</em> şeklinde anlamanın uygun olacağı kanaatindedir. Yine Taberî’nin izahına göre burada esas amaç Yüce Allah’ın yaratma sıfatına dikkat çekmektir. O’nun yaratmasını -meselâ ateşin yakma özelliği gibi- tek sonuçlu olarak algılamamak gerekir, O dilediği her şeyi dilediği biçimde yaratma gücüne sahiptir (Taberi, XXVII/8-9).<br />
<strong>Elmalılı, </strong>bu konudaki görüşleri özetledikten sonra, Beyzâvî’nin<em> “her cinsten iki nevi bulunduğu” </em>tarzındaki yorumunu öncekileri de içine alması itibariyle daha kapsamlı bulur. Bununla birlikte o, âyetteki <strong>“her şey”</strong> ifadesinin sadece cinsleri değil fertleri de kapsadığını dikkate alarak, burada dış âlemdekiler ile onların zihindeki formlarının uyumlu eşleşmesiyle tecelli eden idrak olayına da işaret bulunduğu yorumunu yapar; her hangi bir şey hakkında meydana gelen şuur hâdisesinde bu ikiliğin kaçınılmaz olduğunu, bu ikilik içinde birleştirilmeden hiçbir şeyin tasdik edilemeyeceğini, tefekkür ve tezekkürde bulunulamayacağını, âyetin sonunda yer alan<strong>“ki inceden inceye düşünesiniz”</strong> ifadesinin de bunu desteklediğini belirtir. (bk. Elmalılı Tefsiri, VI/4543-4544.)<br />
Ayrıca Yâsîn 36/36. suresinde,</p>
<blockquote><p><strong>“Toprağın bitirdiklerinden, kendilerinden ve daha bilmedikleri nice şeylerden bütün çiftleri yaratan Allah her türlü eksiklikten uzaktır.”<br />
</strong></p></blockquote>
<p>buyurularak, kâinatta insanın bildiği ve bilmediği bütün çiftleri yüce Allah’ın yarattığı belirtilmekte ve her birinin paydaşı, eşi, benzeri, karşıtı olan bu çiftlerin hepsinin yaratılmışlık özelliğine, dolayısıyla bunları yaratanın tek olduğuna dikkat çekilmektedir. İnsanların Kur’an’ın indiği sırada bilmediği birçok şeyde de çift yaratılma özelliğinin bulunduğu modern araştırmalar tarafından ortaya çıkarılmış olup bu, ileride daha nice varlık, olay ve kavram çiftlerinin keşfedilebileceğinin işaretidir.<br />
Paul Dirac adlı bilim adamının atom parçacıklarının da çift yaratıldığını, yani elektron karşısında pozitronun bulunduğunu tespit edip “parite kanunu”nu keşfetmesi ve bu sayede Nobel Ödülü kazanması, bu âyetteki anlam derinliğine ışık tutucu bir gelişme olarak değerlendirilebilir.<br />
<strong>Soruda geçenlere gelince:</strong><br />
Daha önce de atom için aynı şey söyleniyordu, ama sonra elektronların<em><strong> &#8220;artı ve eksi&#8221; </strong></em>yüklü olduğu görüldü. Zaman geçtikçe Kur&#8217;an’ın harikalığı daha iyi anlaşılmaktadır. Kur&#8217;an’ın bildirdiği şeyler zamanla daha iyi anlaşılacaktır. Bu nedenle henüz bilimin ulaşamadığı gerçekleri hemen inkar etmek asla doğru değildir.<br />
<strong>Eşeyli üremede ise,</strong> aynı türe ait iki bakteri yan yana gelerek aralarında geçici sitoplazmik köprü oluşturur. Bu köprü aracılığıyla DNA molekülü, tamamen veya kısmen bir bakteriden diğer bakteriye aktarılır. Bu gen aktarımı olayına <em><strong>&#8220;konjugasyon&#8221;</strong></em> denir. Konjugasyon olayı ile yeni özelliklere sahip ve ortam şartlarına uyum yapmış dayanıklı bakteriler oluşur. Eşeyli üremede gen aktarımında bulunan bakteri erkek, geni alan ise dişi olarak kabul edilir. Olay tamamlandığı zaman bakteriler arasında kurulmuş olan sitoplazmik köprü erir.<br />
Virüsler bölünerek üremezler. Virüslerin kendisi canlı olup olmadığı tartışmalıdır. Canlı hücresini bulduğunda onun DNA&#8217;sını kullanarak kendisini kopyalar.<br />
<em><strong>Salyangozun üremesi için de çift olması gerekir. </strong></em><br />
<em>“Salyangozlar hermafrodit (Çift eşeyli) canlılardır. Yani hem dişi ve hemde erkeklik organı aynı hayvanda bulunur. Fakat yine de çiftleşmeleri gerekmektedir. Kıştan çıkan salyangozlar ilkbaharda gece gündüz sürekli körpe filizleri yerler. Çok çabuk gelişirler. İki salyangoz yüzyüze gelerek uzuvları sayesinde birbirlerini döller. Her yıl çiftleşmeyebilirler ve mayıs ayında çiftleşirler. Bir defa çiftleşme ile birkaç yıl yumurtlamaya devam ederler. Çiftleşme mayıs ve ağustos aylarında iki defadır. Yumurtlama ise bir defadır. Burgonya cinsi salyangoz çiftleşmeden 12-15 gün sonra, bir başka tür ise 5-8 gün sonra yumurtlar..”</em></p>The post <a href="https://ateistlerecevap.org/zariyat-suresi-49-ayet-aciklamasi-ve-tefsiri/" data-wpel-link="internal">Zariyat Suresi 49. Ayet Açıklaması ve Tefsiri</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ateistlerecevap.org/zariyat-suresi-49-ayet-aciklamasi-ve-tefsiri/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Nebe suresi 33. ayet Açıklaması</title>
		<link>https://ateistlerecevap.org/nebe-suresi-33-ayet-aciklamasi/</link>
					<comments>https://ateistlerecevap.org/nebe-suresi-33-ayet-aciklamasi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ateistlere Cevaplar]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 27 Dec 2017 12:07:32 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Ayetler]]></category>
		<category><![CDATA[Sorular]]></category>
		<category><![CDATA[nebe 33 anlamı nebe 33 açıklama]]></category>
		<category><![CDATA[nebe 33 diyanet]]></category>
		<category><![CDATA[nebe suresi 33 tefsiri]]></category>
		<category><![CDATA[nebe suresi 33 ve 34]]></category>
		<category><![CDATA[nebe suresi 33. ayet arapça]]></category>
		<category><![CDATA[nebe suresi 33. ayet diyanet]]></category>
		<category><![CDATA[nebe suresi 33. ayet diyanet işleri]]></category>
		<category><![CDATA[nebe suresi 33. ayet tefsiri]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.ateistlerecevap.org/?p=1009</guid>

					<description><![CDATA[<p>Açıklama 1:  Allah Tealâ, ateş ehli olan kötülerin durumlarından bir miktar bahset­tikten sonra, cennet ehli olan iyilerin kurtuluş ve zafer yerinden de söz et­miştir, onlar ateşten kurtulup cennete sokulmuşlardır. Bunun Allah&#8217;ın bir lütfu ve ihsanı olduğu açıklanmıştır. İyilerin ve kötülerin durumlarının gösterilmesi, düşünme ve karşılaştırma, cennete götüren kulluğa teşvik ve ateşe götüren masiyet, küfür ve [&#8230;]</p>
The post <a href="https://ateistlerecevap.org/nebe-suresi-33-ayet-aciklamasi/" data-wpel-link="internal">Nebe suresi 33. ayet Açıklaması</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<figure id="attachment_1011" aria-describedby="caption-attachment-1011" style="width: 1280px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2017/12/Nebe-suresi-33.-ayet-aciklamsi.png" data-wpel-link="internal"><img loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-1011" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2017/12/Nebe-suresi-33.-ayet-aciklamsi.png" alt="Nebe-suresi-33.-ayet-açıklaması" width="1280" height="720" srcset="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2017/12/Nebe-suresi-33.-ayet-aciklamsi.png 1280w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2017/12/Nebe-suresi-33.-ayet-aciklamsi-300x169.png 300w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2017/12/Nebe-suresi-33.-ayet-aciklamsi-1024x576.png 1024w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2017/12/Nebe-suresi-33.-ayet-aciklamsi-768x432.png 768w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2017/12/Nebe-suresi-33.-ayet-aciklamsi-1200x675.png 1200w" sizes="(max-width: 1280px) 100vw, 1280px" /></a><figcaption id="caption-attachment-1011" class="wp-caption-text">Nebe suresi 33. ayet açıklaması</figcaption></figure>
<span style="font-size: 32px; font-family: 'trebuchet ms', geneva, sans-serif; color: #008080;"><strong>Açıklama 1: </strong></span><br />
Allah Tealâ, ateş ehli olan kötülerin durumlarından bir miktar bahset­tikten sonra, cennet ehli olan iyilerin kurtuluş ve zafer yerinden de söz et­miştir, onlar ateşten kurtulup cennete sokulmuşlardır. Bunun Allah&#8217;ın bir lütfu ve ihsanı olduğu açıklanmıştır. İyilerin ve kötülerin durumlarının gösterilmesi, düşünme ve karşılaştırma, cennete götüren kulluğa teşvik ve ateşe götüren masiyet, küfür ve yalanlama konusunda uyarı için bir zemindir. Özet olarak Allah Tealâ kâfirlere olan vaidini andıktan sonra iyile­re olan vaadini de açıklamıştır.<br />
Allah Teâlâ, kullarının uhrevî nimetlere dair yaklaşık bir fikir edinmelerini sağlamak ve onlar­da bir arzu uyandırmak için, birçok âyette olduğu gibi burada da idrak ve anlama gücüne göre temsilî bir anlatımla bu dünyada en çok ihtiyaç duydukları, arzuladık­ları, sevdikleri maddî-bedensel hazlardan örnekler vermiştir. Bu anlatımda Kur&#8217;an&#8217;ın ilk muhataplarının beklentilerinin dikkate alındığı da söylenebilir, keza bu anlatımdan, âhirette cennete girmeyi hak eden her bir insana, dünyadaki ame­line zihnî ve ruhî kemaline, mutluluk anlayışına ve beklentisine göre neleri istiyor ve bekliyorsa onların verileceği sonucunu çıkarmak da mümkündür.<br />
Bu anlatım, cennette mü&#8217;minler için hazırlanan eşleri tasvir etmek­tedir. Bunlar genellikle iki kısımdır: Biri, cennet yaratıldığı zaman orada yaratılan <strong>«Huri»</strong>denilen ve mahiyeti bizce bilinmeyen bakire ve yaşıt eş­lerdir. Diğeri, dünyadaki sâliha eşlerdir ki, cennete girince onlar da huri misali yaşıt duruma gelir ve genç kız görünümü alırlar.<br />
<strong>KE&#8217;S,</strong> kâse demektir. Dolu kadehe denir. Meşhur mânâda bunun hakikatı, içinde içki bulunan kadehin kendisidir. Özellikle içindeki içkiye de denir. İçki içenlerin asıl maksadı neticede içkinin vereceği neşe olduğu için, daha sonraları bu kelime <em>zikr-i sebeb irade-i müsebbeb (sebebi söyleyip neticeyi kastetme)</em>yoluyla tam neşeden mecaz olarak kullanılmıştır ki, edebiyatta bu mânâda kullanılışı yaygın olmuştur. Şu halde <em>&#8220;tam anlamıyla dolgun, vereceği neşe içinde hiç sarhoşluk ve sersemlik bulunmayan, o anda ve daha sonra her türlü gam ve kederden uzak saf ve duru bir hayat zevki&#8221;</em> demek olur. Böyle bir hayat ise, <strong>&#8220;Kuşkusuz ahiret yurdu, işte gerçek hayat odur.&#8221;</strong>(Ankebut, 29/64) delilince ancak ahiret hayatıdır. Çünkü dünyanın hiçbir neşesi yoktur ki içinde bir keder ve başağrısı bulunmasın.<br />
Bu nedenle <strong>&#8220;ke&#8217;s&#8221;</strong> demekle gözetilen<strong> &#8220;tam neşe&#8221;</strong> mânâsı dünya kadehlerinde, dünya şaraplarında yoktur. Bunlar bir neşeye karşılık bir türlü yıkımla doludur. Bundan dolayı Kur&#8217;ân&#8217;da dünya şarabı <strong>&#8220;Şeytanın işinden bir pislik.&#8221;</strong>(Mâide, 5/90) ve <strong>&#8220;Günahları faydalarından büyüktür.&#8221;</strong> (Bakara, 2/219) diye nitelendiği halde, ahiret şarabı <strong>&#8220;Tertemiz bir içecek&#8230;&#8221;</strong> (İnsan, 76/21) şeklinde nitelenmiştir ki bu, dünyada ancak mutlak bir iman, tertemiz bir aşk neşesi ile ruhani bir gaye halinde düşünülebilir. Bunda cismani zevkten ruhani zevke, geçici güzellik aynasından mutlak güzelliğin şevkine geçen öyle derin ve sonsuz bir sevgiliye kavuşma neşesi vardır ki, yolunda dünyadan geçilir, canlar feda edilir.<br />
&nbsp;<br />
<span style="color: #008080;"><strong><span style="font-size: 32px;">Açıklama 2:</span></strong></span><br />
&#8211; İlgili ayetin meali şöyledir: <strong>“Şüphesiz, Allah’a karşı gelmekten sakınanlar/takva sahipleri, başarı ve mutluluğa ererler. Onlara bahçeler, üzüm bağları, turunç göğüslü genç yaşıt dilberler, dolu dolu kadehler var.”</strong>(Nebe, 78/31-34)<br />
Tabii başka meallerde benzer ifadeler de var dır. Bu konuda şunları söyleyebiliriz:<br />
<strong>a) </strong>Ayetin ifadesinde <strong>“göğüsleri yeni tomurcuklanmış”</strong> denilmemiştir. Bazı  meallerde eklenen <strong>“henüz”</strong> kelimesi, ayetin ifadesinde yer almamıştır. Bu sebeple, ayette <strong>“göğüslerin tomurcuklandığı yıl, ay gün”</strong> gibi belirli bir zaman dilimine vurgu yapılmamıştır. İfade edilen <strong>“göğüsleri tomurcuklanmış olan kadınlar”</strong>dır. Bu tomurcuklanma yeni de olabilir, -söz gelişi- 33 yıl önce de olabilir. Ayetin kullandığı ifadeler belirli bir zaman dilimini kesinlikle içermemektedir.<br />
<strong>b) </strong>Ayette söz konusu edilen kadınlar dünya kadınlarından çok cennette<strong>yaratılmış hurilerdir.</strong> Huriler bir anne rahminde değil, Hz. Adem gibi annesiz ve babasız olarak yaratılmışlardır.<br />
Dolayısıyla, onlarda zaman içerisinde büyümek/tekamül etmek yoktur. Yani, göğüsleri yaratıldıklar günden itibaren tomurcukludur. Bu sebeple,<strong>“tomurcuklanmanın 10-11 yaşlarında olduğunu” </strong>söyleyip, küçük yaşa itiraz etmek yersizidir<br />
<strong>c)</strong> Bazı alimlere göre ayette geçen <strong>“Kevaib”</strong> kelimesi, tomurcuklu değil, <strong>bakire olan kadın</strong> anlamınadır. <em>(bk. Maverdi, ilgili ayetin tefsiri)</em><br />
<strong>d)</strong> Bazı alimlere göre ayette geçen <strong>“Kevaib”</strong> kelimesi,<strong> Kâib</strong>’in çoğuludur. <strong>Kâib</strong>ise, <strong>15 yaşındaki kızlar</strong> için kullanılan bir vasıftır. <em>(bk, İbn Aşur, ilgili yetin tefsiri)</em><br />
<strong>e) </strong>Genel anlayışa aykırı da olsa, burada göz ardı edilmemesi gereken şöyle bir yorum da yapılabilir:<br />
&#8211; Konumuzu ilgilendiren Surenin 33. ayetinde yer alan iki kelime vardır: <strong>“Kevaib”</strong> ve <strong>“Etrab” </strong>kelimeleri. Bildiğimiz yorumlarda<strong> “Kevaib” </strong>kelimesi <strong>“Kâib”</strong>in çoğulu olup <strong>“Tomurcuklu göğüs”</strong>, <strong>“Etrab”</strong> ise Tirb’in çoğulu olup <strong>“Yaşıtlar”</strong> anlamı verilmiştir. Bu kelimeleri böyle anlamlandırmak yanlış değildir.<br />
Ancak yanlış olmayan bir anlamlandırma da şudur: <strong>“Kevaib”</strong> kelimesi, “Ke’be”nin çoğuludur. Ke’be kelimesi, <strong>“yuvarlak-tümsek”</strong> manasına gelir. Mesela: tavlada kullanılan zarlar için de “Ke’be” kelimesi kullanılır. Buna göre, bu kelime daha önceki ayette geçen İneb’in bir vasfı olup üzüm danesi manasında da algılanabilir.<br />
Ayetin ikinci kelimesi olan <strong>“Etrab”</strong> ise yaşıt anlamına geldiği gibi, <strong>“denk”</strong>anlamına da gelir. Zaten yaşıt olup yaşta eşit olanlar birbirinin dengi demektir.<br />
Bu yoruma göre ayetin manası <strong>“göğüsleri tomurcuklu yaşıt kızlar”</strong> değil, <strong>“(büyüklük, sağlamlık ve tatlılık bakımından) birbirine denk olan üzüm daneleri”</strong> anlamına gelir.<br />
&#8211; 31-34. ayetleri bütüncül bir bakışla / siyak ve sibakına bakarak bir değerlendirme yaparsak, bu yorumun yabana atılacak bir şey olmadığını görürüz. Bu hususu birkaç noktada açıklayalım:<br />
<strong>Birincisi:</strong> Konuyla ilgili bu ayetlerin hiç birinde hurilerden, kızlardan, kadınlardan söz edilmemiştir. Burada <strong>“bağ-bahçe-kadın” </strong>kompozisyonu gibi genel bir anlayış esas alınarak kadın söz konusu edilmiştir.<br />
<strong>İkincisi:</strong> Bu yorum, ayetin önceki ve sonraki ayetlerle daha çok uygunluk göstermektedir. <strong>Şöyle ki:</strong><br />
Bu ayetten önce yer alan 32. ayette <strong>“Onlara bahçeler, üzüm bağları var.” </strong>denilmiştir. 33. ayette bu üzüm bağlarında bulunan üzümlerin güzelliklerine işaret edilmiş ve <strong>“(büyüklük, sağlamlık ve tatlılık gibi özellikleri bakımından) birbirine denk olan tomurcuk üzüm daneleri var” </strong>denilmiştir. Bu ayetten sonraki 34. ayette ise, <strong>“(Bu güzel üzüm danelerinden) dolu dolu kadehler var.”</strong> olduğuna işaret edilmiştir.<br />
Demek burada, <strong>“asmalardan devşirilen ve birbirine denk olan dane dane üzümler  ve o üzümlerden yapılıp dolu dolu kadehlerde sunulan içecekler”</strong>söz konusu edilmiştir. Görüldüğü üzere, bu üç ayette, son derece uyumlu bir bütünlük içinde, cennetin bahçeleri, bahçelerin meyveleri ve meyvelerin içecekleri anlatılmıştır.<br />
Tabii ki, daha önceki manalar tefsir kaynaklarında yer lamasına karşılık, bu son yorum yer almamaktadır. Bunu kabul etmezse bile, -yukarıda kaynağı verilmiş olan- bazı tefsirlerde geçtiği üzere, burada “göğüsleri tomurcuklu kızlar” yerine <strong>“15 yaşında bekar kızlar” </strong>manasını tercih edilebilir.<br />
<span id="more-1009"></span><br />
Anahtar Kelime Alanı: nebe 33 nebe 33 tefsir nebe 33 edip yüksel nebe 33 diyanet nebe 33 arapça nebe 33 sorularla islamiyet nebe 33 hakkı yılmaz nebe 33 english nebe 33 ekşi nebe 33. ayet tefsiri nebe 33 ayet nebe 33 yaşar nuri nebe 33 anlamı nebe 33 açıklama nebe 33 agnostik nebe suresi 33 ateistforum nebe suresi 33.ayet oku nebe suresi 33 ayet türkçe meali nebe suresi 33 anlami nebe 33 dinle nebe suresi 33 diyanet nebe 33 mustafa islamoğlu nebe 33 kuran nebe 33 meali nebe 33 meali diyanet nebe 33 ayet türkçe meali nebe 33 nedir nebe suresi 33 nolu ayet nebe 33 kuranmeali.org quran nebe 33 nebe 33 suresi nebe suresi 33. ayet tefsiri nebe suresi 33. ayet. ahzab 50-52 nebe suresi 33 tefsiri nebe suresi 33 uncu ayet nebe suresi 33 ve 34 nebe 33 34 nebe 33 34 35 nebe 33 36 nebe 32 33 34 nebe suresi 31 32 33 ayet nebe suresi 31 32 33 ayetler nebe 78 33</p>The post <a href="https://ateistlerecevap.org/nebe-suresi-33-ayet-aciklamasi/" data-wpel-link="internal">Nebe suresi 33. ayet Açıklaması</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ateistlerecevap.org/nebe-suresi-33-ayet-aciklamasi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Araf 179 Allah insanları ve cinleri Cehenneme sokmak için mi yarattı?</title>
		<link>https://ateistlerecevap.org/araf-179-allah-insanalr-ve-cinleri/</link>
					<comments>https://ateistlerecevap.org/araf-179-allah-insanalr-ve-cinleri/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ateistlere Cevaplar]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 19 Oct 2017 13:37:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Ayetler]]></category>
		<category><![CDATA[araf 179 anlamı]]></category>
		<category><![CDATA[araf 179 ayet]]></category>
		<category><![CDATA[araf 179 ekşi]]></category>
		<category><![CDATA[araf 179 kuranmeali]]></category>
		<category><![CDATA[araf 179 mehmet okuyan]]></category>
		<category><![CDATA[araf 179 tefsir]]></category>
		<category><![CDATA[araf 179. ayet tefsiri]]></category>
		<category><![CDATA[araf suresi 179. ayet tefsiri]]></category>
		<category><![CDATA[araf suresi 179. ayet türkçe meali]]></category>
		<category><![CDATA[quran al araf 179]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.ateistlerecevap.org/?p=7</guid>

					<description><![CDATA[<p>Değerli kardeşimiz, Araf suresi, 7/179: &#8220;Andolsun ki, cinlerden ve insanlardan birçoğunu cehennem için yarattık. Onların kalbleri vardır, fakat onunla gerçeği anlamazlar. Gözleri vardır, fakat onlarla görmezler. Kulakları vardır, fakat onlarla işitmezler. İşte bunlar hayvanlar gibidirler. Hatta daha da aşağıdırlar. Bunlar da gafillerin ta kendileridir.&#8221; Ayetin Açıklaması: Gerçekten de yemin olsun ki cinlerden ve insanlardan bir çoğunu da [&#8230;]</p>
The post <a href="https://ateistlerecevap.org/araf-179-allah-insanalr-ve-cinleri/" data-wpel-link="internal">Araf 179 Allah insanları ve cinleri Cehenneme sokmak için mi yarattı?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div class="separator" style="clear: both; text-align: center;">
<figure id="attachment_131" aria-describedby="caption-attachment-131" style="width: 731px" class="wp-caption aligncenter"><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-131" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2017/10/Araf-179-300x169.png" alt="" width="731" height="412" srcset="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2017/10/Araf-179-300x169.png 300w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2017/10/Araf-179.png 640w" sizes="(max-width: 731px) 100vw, 731px" /><figcaption id="caption-attachment-131" class="wp-caption-text">Araf-179</figcaption></figure>
</div>
<p>Değerli kardeşimiz,</p>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Araf suresi, 7/179: &#8220;Andolsun ki, cinlerden ve insanlardan birçoğunu cehennem için yarattık. Onların kalbleri vardır, fakat onunla gerçeği anlamazlar. Gözleri vardır, fakat onlarla görmezler. Kulakları vardır, fakat onlarla işitmezler. İşte bunlar hayvanlar gibidirler. Hatta daha da aşağıdırlar. Bunlar da gafillerin ta kendileridir.&#8221;</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Ayetin Açıklaması: Gerçekten de yemin olsun ki cinlerden ve insanlardan bir çoğunu da cehennem için yarattık, ki bunlar hüsranlarına haklarında ezeli hüküm verilmiş mahluklardır. Lâkin sırf cebir tarikiyle ve kendilerinin yaptıkları ve sebep oldukları şeyler hesaba katılmadan ve dikkate alınmadan cehennemlik olmuş değillerdir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Aslında başlangıçta &#8220;ahseni takvim&#8221;, yani en güzel biçimde yaratılmış, şuur fıtratını taahhüt etmiş iken sonra &#8220;esfeli safiline&#8221; düşmüş ve cebren kurtarılmalarına ilâhî meşiyetin ilgisiz kalmış olması bakımındandır. Allah Teâlâ ezeli ilmiyle biliyordu ki, bunlar ileride irade ve hürriyet sahibi oldukları zaman taahhütlerini yerine getirmeyecekler ve görevlerini yapmayacaklar, fıtratlarındaki emaneti, şühudu ve marifeti ve diğer güçlerini hak yolunda kullanmayacaklardır, &#8220;Alçaklığa saplanıp kalacaklar ve heveslerine uyacaklardır.&#8221;</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">İşte o zaman Allah, onların kalplerini ve ruhsal melekelerini mühürleyecek, hakkı duymak kabiliyetleri kapanacak, bundan böyle onlara öyle bir yaratılış ve huy verecek ki, artık sırf cehennemlik olacaklar. Allah bunun böyle olacağını, son durumlarının cehenneme varacağını bile bile onları yarattığı için ta başlangıçta, sonu cehennemlik birçok halk yaratmış oluyordu. Bu ise Allah Teâlâ&#8217;nın onları doğrudan doğruya cehenneme zorlaması değil, cennete zorlaması, sonu bir taraftan cennete, bir taraftan cehenneme giden, kârlı olabileceği gibi, zararı da olan bir hayata, kâr yolunu taahhüt ettirerek atması fakat taahhütlerinin yerine getirilmesini kendilerine bırakması ve onların üstlerine yüklemesidir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Şüphe yok ki, bu taahhüdün yerine getirilmeyeceğini bile bile o yüklemeyi yapmak, sonuç olarak onların lehine değil, aleyhlerine olan bir durumdur. Allah dileseydi onları taahhütlerini yapmaya zorlayabilirdi ya da hiç yaratmazdı. O zaman da yokluk ve zorunluluk kendileri hakkında hayat ve hür seçimden daha hayırlı olurdu. Bu onlar açısından belki hoşlanılmayan bir şeydir, ama sonuç bakımından daha hayırlı olduğu kesindir. Bunu Allah neden dilemedi?</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Bu nokta sırf O&#8217;nun iradesine bağlıdır ve hiçbir şekilde münakaşa edilebilir bir şey değildir. O&#8217;nun iradesine müdahele olunamaz. O ne mecburdur, ne de sorumludur. &#8220;Yaptığından sorumlu değildir.&#8221; (Enbiya 21/23), başına buyruk ve ortaksızdır. O&#8217;na bir şeyi vacip kılabilecek veya iradesine sınır koyabilecek hiçbir şey yoktur. (En&#8217;âm Sûresi&#8217;nde 25. âyetin tefsirine ve yine aynı sûrenin 112. âyetinin Cin ve İns hakkındaki açıklamasına bakınız.)</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Burada mutlak zorunluluk (cebr-i mahz) olmadığına dikkat çekilerek buyuruluyor ki, onların kalbleri vardır. Kendilerine duyacak bir kalb verilmemiş ve fıtrattaki misaka bağlanmamış değillerdir. Lâkin bu kalblerle fıkıh etmezler, yani işi derinden derine anlamazlar. Kendi vicdanında duyulması ve farkına varılması gereken şeye dikkat etmezler, gereği gibi duyup anlamazlar, gözleri de vardır. Lâkin bunlarla görülecek şeyi görmezler, kulakları da vardır. Lâkin bunlarla işitmezler, işitilecek şeyi dinleyip duymazlar.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Hasılı Allah&#8217;ın akıl ve duygu kuvvetlerini insan gibi ve gerektiği şekilde kullanmazlar. İşte bunlar en&#8217;âm (hayvan) gibidirler. Gönüllerinde, gözlerinde ve kulaklarında insanlığa mahsus olan mânâ ve şuur bulunmaz. Hayvan gibi sadece bir gövde ve ses ile insan olunur sanırlar ve yalnızca görünüş ile ilgilenirler. Veya bütün duyguları ve idrakleri münhasıran bu dünya hayatındaki geçim sebeplerine yöneliktir. Belki bunlar hayvandan da daha aşağı, daha şaşkındırlar. Çünkü en&#8217;âm denilen aşağı canlılar, yaratılıştan ve doğuştan gelen amaçlarından sapmazlar, seçebilecekleri kadar menfaat ve mazarratlarını seçerler, onları elde etmeye gücü yettiği kadar çaba gösterir, tehlikelerden korunmaya çalışır. Hiçbir uzvunu yaratılış gayesinin dışında kullanmaz, ileri gitmese de geri de kalmaz, yaratılışını değiştirmez. Onlar ise aksine gelişmeye ve ebedi mutluluğa aday olan yaratılışlarından gereği gibi yararlanmazlar, yararlanmak şöyle dursun onun bozulmasına sebep olurlar da ebedi azaba götüren bir yola girerler.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Ve işte onlar o gafillerin ta kendileridir. Tam anlamıyla gafil diye işte bunlara denilir. Zira beyinleri ve kalbleri var, fakat şuurları yoktur. Nefislerine karşı şahit olmuşlardır da kendi özlerinden haberleri olmaz, fıtratlarındaki misak ve taahhüdü duymazlar, aldırmazlar. Kendi iç gözlemleriyle, fıkh-ı nefsî denilen kendi iç dikkatleriyle duymadıkları gibi, dışarıdan gözlerine sokulan âyetlerin, kitabın ve kulaklarına okunan hak kelâmının verdiği haberlerin şahitliğiyle de duymazlar.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Vücud var, vicdan namına bir şeyleri yoktur. Dini, bir vehim; kitabı, bir eğlence; ilâhî kelâmı, bir musıki diye karşılarlar. ilâhî işlerle dünya işleri arasındaki inceliğin farkına varmaz, kimin kulu olduklarını, neye veya kime tapacaklarını bilmezler. Gönülleri boş heva, gözleri şekil ve resim, kulakları anlamsız sesler, müsemmasız isimler peşinde dolaşır durur. Kendilerine kalb, göz, kulak verip yaratan, yaratılıştan kendilerini rablık mîsakına taahhüt ettiren, Semî (işiten), Basîr (gören) ve eşi-benzeri olmayan Allah Teâlâ&#8217;ya türlü türlü şirkler koşarlar, gafletlerinden dolayı Allah&#8217;ı anmazlar, anarlarsa bile O&#8217;nun münezzeh şanına layık olmayan isim, sıfat ve özelliklerle anarlar. (bk. Elmalılı M. Hamdi Yazır, Hak Dini Kuran Dili)</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Bir diğer tefsirde ise konu şöyle değerlendirilmektedir:</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Araf suresi, 7/179: &#8220;Andolsun biz, cinlerden ve insanlardan birçoğunu cehennem için yarattık. Onların kalpleri vardır ama onlarla kavrayamazlar; gözleri vardır ama onlarla göremezler; kulakları vardır ama onlarla işitemezler. Onlar hay­vanlar gibidir, hatta daha da akılsızdırlar. İşte asıl gafiller onlardır.&#8221;</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Eski Arapça&#8217;da kalb kelimesi genellikle &#8220;insanın kavrama, bilme ve algılama, sağlıklı hüküm verme yeteneği&#8221;, kısaca &#8220;akıl&#8221; anlamına gelir. (Râgıb el-İs-fahânî, ez-Zerîa ilâ mekârimi&#8217;ş-şerîa, s. 176.) Birçok âyette olduğu gibi  konumuz olan âyette de kelime bu anlamda kullanılmıştır. (meselâ bk. Âl-i İmrân 3/151; Enfâl 8/12; Hac 22/46; Zümer 39/45; Nâalt 79/8.) Buradaki kalp, göz ve kulak kelimeleri, aslında duyma (his), algılama, düşünme, kavrama, bilme gibi insanı bilgiye, tefekküre ve imana götüren temel insanî yetenekleri ifade etmektedir. Nitekim, &#8220;kavrama&#8221; kelimesiyle çevirdiğimiz fıkıh da sıradan bir bilmeden ziyade &#8220;bir şeyin mahiyetini temelden ve doğru olarak anlayıp kavramak&#8221; demektir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Kur&#8217;ân-ı Kerîm&#8217;de insanın akıl sahibi, düşünen ve bilen bir varlık olmasına büyük önem verilmiş, her vesile ile insanın bu yönü harekete geçirilmeye, yararlı ve verimli kılınmaya çalışılmıştır. Kur&#8217;an&#8217;da akıl kelimesi isim olarak geçmemekle beraber -hepsi de &#8220;akletme, aklını kullanma, düşünüp taşınma&#8221; anlamında olmak üzere- çeşitli fiil kalıplarıyla kırk dokuz âyette bu kavram tekrar edilmiştir. Yüzlerce âyette geçen kalb (çoğulu kulûb) kelimesiyle birlikte fuâd (çoğulu efide), lüb (çoğulu elbâb), basiret (çoğulu basâir) kelimeleri de düşünme ve bilme melekelerini ifade eder. Ayrıca nazar, re&#8217;y, tedebbür, tefekkür, i&#8217;tibar, zikir ve tezekkür masdarından fiillerle yine insanın zihnî melekelerini doğru ve verimli bir şekilde kullanmasının gerekliliği sık sık vurgulanmış; bu âyetlerde daha çok insanın derunî, vicdanî âlemine ve gönül dünyasına hitap edilerek insanoğlu, en basitinden en kompleksine, en somutundan en soyutuna kadar kendisini kuşatan bütün varlıklar üzerinde; keza insanlığın var oluşundan akıbetinin ne olacağına varıncaya kadar olmuş ve olacak şeyler üzerinde düşünüp taşınmaya ve bunlardan dersler çıkarmaya çağırılmıştır. Fakat -konumuz olan âyet-i kerîmede de belirtildiği gibi-Allah&#8217;ın insanlara gerçekleri, iyilik ve güzellikleri görme, işitme, anlayıp kavrama yeteneklerini vermiş olmasına rağmen öyleleri vardır ki onlar bu yeteneklerini yaratılış amacına uygun bir şekilde ve doğru olarak kullanmazlar; bu sebeple de cehenneme atılmaları sonucunu doğuracak olan yanlış inançlara sapar, kötü işler yaparlar. Âyet birinci derecede Hz. Peygamber&#8217;in ilk muhatapları olan müşrikleri tehdit etmekle birlikte evrensel anlam ve uyarılar da içermektedir.<br />
<br style="box-sizing: inherit;" />Allah Teâlâ, akıllı, dolayısıyla yükümlü yaratıklar olup gözle görülmedikleri için &#8220;cin&#8221; adı verilen (En&#8217;âm 6/100.) bazı varlıklarla birlikte İnsanların -bir kısmını cennet için yarattığı gibi- bir kısmını da cehennem için yarattığını ifade buyurduktan sonra bunun sebebi olarak, onların yükümlülük ve sorumluluğa temel teşkil eden akıl ve diğer bilgi yeteneklerini doğru ve yerinde kullanmamalarını göstermektedir. Tek tek olayların fizikî ve görünür taraflarını aşarak bütünündeki hikmetleri yakalamak, böylece varlığın ve hayatın fizik ötesindeki tümel anlamını, hikmetini ve değerini kavramak; bu sayede kalbimizi küfürden, nifaktan, bâtıl inanç ve hurafelerden arınarak doğru bir imana ulaşmak; Câhiliye döneminde olduğu gibi günümüzde de sıkça görülen her türlü fâni ve sıradan varlıklara kul olma seviyesizliğinden kendimizi koruyup yalnız Allah&#8217;a kul olma ve yalnız O&#8217;nun yardımına güvenme onurunu kazanmak (Fatiha 1/5); kalbimizi ve zihnimizi Hakk&#8217;ın rızâsına aykırı, insanın ruhunu kirletici duygu ve düşüncelerden temizlemek; insanın hayatını lekeleyen, Allah ve insanlar katında itibarını düşüren her türlü kötü ve çirkin işlerden uzak durmak; evrenin düzeni ve işleyişi gibi insanlar arası ilişkilerin de Allah&#8217;ın yasaları uyarınca gerçekleştiğini anlayarak toplumsal, millî ve milletlerarası ilişkilerde başarının, bu yasalara uygun şekilde hazırlıklı ve birikimli olmaya bağlı bulunduğunu anlamak; varlık ve olayların anlamlarını ve hikmetlerini kavrayarak buradan din ve dünya hayatımız için hayırlı sonuçlar elde etmek; kalbimizi güzel duygu ve düşüncelerle, hayatımızı iyi ve yararlı davranışlarla donatmak; bütün bunlar, Allah&#8217;ın bizi biyolojik bakımdan büyük ölçüde müşterek olduğumuz öteki canlılardan onun sayesinde ayrı ve seçkin kıldığı aklımızı ve diğer bilgi araçlarımızı doğru kullanmamıza bağlıdır.<br />
<br style="box-sizing: inherit;" />Bu sebepledir ki, âyette söz konusu yeteneklerini doğru kullanmayanlar hayvan sürülerine benzetilmiş, hatta onlardan daha şaşkın, daha akılsız oldukları bildirilmiştir. Zira hayvanların da duyu araçları olmakla birlikte duyu verilerini kullanarak bunlardan bilgi üretme, hükümler çıkarma, bilinenlerden yola çıkarak bilinmeyenlere ulaşma gibi aklî ve zihinsel faaliyetler gösterme ve sonuçta zihnini doğru bilgi ve inançlarla ve hayatını güzel davranışlarla süsleme imkânları bulunmamaktadır. Böyle bir imkâna sahip olarak yaratıldıkları halde, bu imkânı doğru ve yerinde kullanmayan insanlar âyette hayvanlardan daha akılsız olarak nitelenmiştir. Eğer insanın dinî hayatını ve değerler dünyasını İlgilendiren görüş, düşünce ve inancı, ahlâkı, tutum ve davranışları hayvanlarla ortak yanını oluşturan aşağı duygu ve tutkularının tesiriyle yön değiştirmeye başlamışsa artık bu insan aklının kontrolünden çıkmış, güdülerinin hâkimiyetine girmiştir; böyle bir insan artık fiilen diğer canlılardan daha aşağı bir duruma düşmüş, gerçek mutluluk ve kurtuluş sebeplerinden uzaklaşarak gaflet ve dalâlete sapmış demektir. Kur&#8217;ân-ı Kerîm&#8217;in çeşitli vesilelerle bize bildirdiğine göre yüce Allah, böyle bir durumdan korunmaları için insanlara inanç ve amel dünyasını belirlemek üzere başlıca iki imkân vermiştir:</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Akıl ve vahiy. Râgıb el-İsfahânî&#8217;nin (ö. 502/1108) şu ifadeleri bu konudaki İslâmî yaklaşımın bir özeti sayılabilir: &#8220;Aziz ve celîl olan Allah&#8217;ın kullarına gönderdiği iki elçisi vardır. Biri içimizdeki elçidir ki bu akıldır, diğeri de dışımızdaki elçi yani peygamberdir. Hiç kimse, içindeki elçiden yararlanma işini öne almadıkça dışındaki elçiden yararlanamaz. Şu halde akıl, peygamberin öğretisinin doğruluğunu öğretir&#8230; Sonuç olarak akıl yönetici, din yol göstericidir. Akıl olmazsa din varlığını koruyamaz, din olmayınca da akıl yolunu şaşırır. Yüce Allah&#8217;ın buyurduğu gibi (Nur 24/35.) ikisinin birleşmesi ışık üstüne ışıktır&#8221;. (ez-Zeria ilâ mekârimi&#8217;ş-şerîa, s. 207.) Böylece insanı hayvandan ayıran en büyük özellik akıl olduğu için âyetin metninde insanı hayvanlarla karşılaştıran ifadede geçen ve edal (daha sapık, daha şaşkın) kelimesini &#8220;daha akılsız&#8221; diye çevirmeyi uygun bulduk. (bk. Diyanet Tefsiri, Kur’an Yolu, Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları: II/493-495.)</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">İlave bilgi için tıklayınız: <a style="background-attachment: initial; background-clip: initial; background-image: initial; background-origin: initial; background-position: 0px 0px; background-repeat: initial; background-size: initial; box-sizing: inherit; color: #bf5800; text-decoration-line: none;" href="http://www.sorularlaislamiyet.com/node/2705" data-wpel-link="external" rel="nofollow external noopener noreferrer">İnsanların ve cinlerin cehennemi dolduracağı bildiriliyor; bu neden gereklidir?</a></div>The post <a href="https://ateistlerecevap.org/araf-179-allah-insanalr-ve-cinleri/" data-wpel-link="internal">Araf 179 Allah insanları ve cinleri Cehenneme sokmak için mi yarattı?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ateistlerecevap.org/araf-179-allah-insanalr-ve-cinleri/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Nisa Suresi 34. Ayeti açıklar mısınız?</title>
		<link>https://ateistlerecevap.org/nisa-suresi-34-ayeti-aciklamasi/</link>
					<comments>https://ateistlerecevap.org/nisa-suresi-34-ayeti-aciklamasi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ateistlere Cevaplar]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 07 Oct 2017 11:39:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Ayetler]]></category>
		<category><![CDATA[Sorular]]></category>
		<category><![CDATA[nisa 34]]></category>
		<category><![CDATA[nisa 34 ateist]]></category>
		<category><![CDATA[nisa 34 ayet diyanet]]></category>
		<category><![CDATA[nisa 34 bayraktar bayraklı]]></category>
		<category><![CDATA[nisa 34 diyanet]]></category>
		<category><![CDATA[nisa 34 dövün]]></category>
		<category><![CDATA[nisa 34 ekşi]]></category>
		<category><![CDATA[nisa 34 mehmet okuyan]]></category>
		<category><![CDATA[nisa suresi 34. ayet başkaldıran kadınları dövün]]></category>
		<category><![CDATA[nisa suresi 34. ayet sorularla islamiyet]]></category>
		<category><![CDATA[nisa suresi 34.ayetin açıklaması]]></category>
		<category><![CDATA[nisa suresi meali]]></category>
		<category><![CDATA[nisa suresi tefsiri]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.ateistlerecevap.org/?p=8</guid>

					<description><![CDATA[<p>Değerli kardeşimiz, Erkeklerin aile içindeki yetkileri, kadınların da bu yetki karşısındaki durum ve tutumları konusu şu âyetlerde açıklanmıştır: &#8220;Allah&#8217;ın insanlardan bir kısmını diğerlerine üstün kılmasına bağlı olarak ve mallarından harcama yapmaları sebebiyle erkekler, kadınların yöneticisi ve koruyucusudurlar. Sâliha kadınlar Allah&#8217;a itaatkârdır. Allah&#8217;ın korumasına uygun olarak, kimsenin görmediği durumlarda da kendilerini korurlar. Baş kaldırmasından endişe ettiğiniz [&#8230;]</p>
The post <a href="https://ateistlerecevap.org/nisa-suresi-34-ayeti-aciklamasi/" data-wpel-link="internal">Nisa Suresi 34. Ayeti açıklar mısınız?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"><a style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;" href="https://1.bp.blogspot.com/-dS3fR2uC2s0/Wdi8loiJJRI/AAAAAAAAI8U/w2aggXhCVIAN39EjffyQsD_D-VjMPQxmgCLcBGAs/s1600/Untitled-4.png" data-wpel-link="external" rel="nofollow external noopener noreferrer"><img loading="lazy" decoding="async" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2017/10/Untitled-4.png" width="640" height="360" border="0" data-original-height="720" data-original-width="1280" /></a></div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;"></div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Değerli kardeşimiz,</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Erkeklerin aile içindeki yetkileri, kadınların da bu yetki karşısındaki durum ve tutumları konusu şu âyetlerde açıklanmıştır:</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid #b6ff6d; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343; margin-bottom: 1em;">&#8220;Allah&#8217;ın insanlardan bir kısmını diğerlerine üstün kılmasına bağlı olarak ve mallarından harcama yapmaları sebebiyle erkekler, kadınların yöneticisi ve koruyucusudurlar. Sâliha kadınlar Allah&#8217;a itaatkârdır. Allah&#8217;ın korumasına uygun olarak, kimsenin görmediği durumlarda da kendilerini korurlar. Baş kaldırmasından endişe ettiğiniz kadınlara ögüt verin, onları yataklarda yalnız bırakın ve onları dövün.&#8221;</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">&#8220;Eğer size itaat ederlerse artık onların aleyhine başka bir yol aramayın; çünkü Allah yücedir, büyüktür. Eğer karı kocanın aralarının açılmasından korkarsanız, erkeğin ailesinden bir hakem ve kadının ailesinden bir hakem gönderin; düzeltmek isterlerse Allah aralarını bulur; şüphesiz Allah her şeyi bilen, her şeyden haberdar olandır.&#8221; (Nisa, 4/34-35).</div>
</blockquote>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Şimdi bu iki âyeti tefsir ederek konuyu anlamaya çalışalım:</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">34. Âyette, yalnızca kocaların değil, bütün erkeklerin koruyucu ve yönetici (kavvâmûn) olmaları iki gerekçeye dayandırılmıştır:</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">a) Allah insanların bir kısmına diğerlerinden üstün kabiliyetler vermiştir, bu cümleden olarak koruma ve yönetme bakımından <em style="box-sizing: inherit;">erkekler, kadınlardan daha uygun özelliklerle donatılmışlardır.</em></div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">b) <em style="box-sizing: inherit;">Erkekler aile geçimini ve diğer malî yükümlülükleri üslenmişlerdir.</em> Bazı müfessirlere göre bu iki gerekçeden birincisi insan tabiatının değişmez özelliğidir; genel olarak erkeklerde akıl ve mantık ön plandadır, kadınlarda ise duygu öne çıkar. Koruma bakımından fizik güç önemlidir ve erkekler bu yönden daha güçlüdürler.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">İkinci gerekçe ise yaratılıştan değil, kültür ve medeniyet şartlarına bağlı alışkanlıklar, âdetler, tutumlardan kaynaklanmaktadır. İslâm&#8217;ın geldiği çağda daha yoğun, günümüzde ise önemli ölçüde olmak üzere erkeklerin bu fonksiyonları da devam etmektedir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">İslâm hukuk kurallarına göre erkek hem -geniş mânada- ailenin geçiminden tek başına sorumludur, hem de mehir, diyet, cihad/askerlik gibi malî tarafı olan yükümlülükleri vardır.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;"><em style="box-sizing: inherit;">Erkeğin &#8220;kavvâm&#8221; olması hangi yetkileri ve vazifeleri ihtiva etmektedir?</em></div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Bu soruya verilen cevaplar eskiden yeniye değişik olabilmiştir. Yalnızca âyet ve hadislerin lafızlarını değil, bunların yanında uygulamayı ve dolayısıyla örf ve âdeti de göz önüne alan müctehid ve müfessirler, sözlük mânası <em style="box-sizing: inherit;">&#8220;bir şeyin üzerinde duran, hâkim olan, özen gösteren, onunla yakından ilgilenen&#8221; </em>demek olan kavvamlığa,<em style="box-sizing: inherit;"> &#8220;reislik, yöneticilik, eğitim, koruma, savunma, ıslah, kazanma, üretme&#8221; </em>mânalarını yüklemişlerdir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Tarih boyunca erkekler bu işleri ve sıfatları, fiilen kadınlardan daha ziyade yüklenmişlerdir. Çağımızda kelimeye yüklenen hâkim mâna ise &#8220;aile reisliği&#8221;dir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Âyetten erkeklerin yönetim, savunma ve koruma bakımlarından genel olarak önde oldukları anlaşılmakla beraber, takip eden cümleler göz önüne alındığında burada, aile kurumunda hâkimiyet ve yöneticilik mânasının ağır bastığı görülecektir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Ailede kurucu unsur karı kocadır. Bu temel kurumu oluşturan, yöneten, yönlendiren dinî, ahlâkî, hukukî kurallar vardır. Kurallara uyulduğu müddetçe mesele yoktur. Taraflar kuralları bozar, hakları çiğnerse düzeni sağlamak ve adaleti gerçekleştirmek üzere çeşitli tedbirler ve müeyyideler devreye girecektir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Bu âyette karının, aynı sûrenin 128. âyetinde ise kocanın hukuku çiğnemesi ve düzene baş kaldırması (nüşûz) ele alınmıştır. Aile hayatı içinde kadın, kurallara göre rolünü ifa edip etmemesi yönünden iki sıfatla nitelendirilmiştir:</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Sâliha ve nâşize. Sâliha kadınlar hem kocalarının ve diğer aile fertlerinin yanında (açıkta, zâhirde) hem de onların bulunmadıklar yerlerde (gaybda) vazifelerini hakkıyla yerine getirir, Allah&#8217;ın koyduğu, toplumun benimsediği kuralların dışına çıkmaz, aileye ihanet etmez, şerefine leke sürmezler.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;"><em style="box-sizing: inherit;">Bazı davranış ve tavırları sebebiyle yoldan çıkma, hukuka baş kaldırma (nüşûz) belirtileri gösteren, böylece nâşize olması ihtimali beliren kadınlara karşı ne yapılacak, aile düzeni ve hukuku nasıl korunacaktır?</em></div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">İşte bu noktada Kur&#8217;ân-ı Kerîm vazifeyi ailenin reisi sıfatıyla önce kocaya vermektedir. Öngörülen tedbirlere başvurmasına rağmen koca düzeni sağlayamazsa ve ailenin dağılmasından korkulursa, sıra hakemlere gelecektir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;"><em style="box-sizing: inherit;">Âyette hukuka baş kaldıran, meşrû aile düzenini bozmaya kalkışan (nâşize) kadına karşı erkeğin yapabileceği şeyler:</em> <em style="box-sizing: inherit;">Öğüt vermek, yatakta yalnız bırakmak ve dövmek</em> şeklinde sıralanmıştır. Öğüt vermek ve yatakta yalnız bırakmak, küsmek gibi tedbirler problem teşkil etmemiştir, ancak dövme tedbiri özellikle çağımızda, kadın hakları ve insanlık haysiyeti yönlerinden önemli bir tartışma konusu olmuştur.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Esasen tefsir ve hadis kitaplarına bakıldığında kadının baş kaldırma durumunda bile kocası tarafından dövülmesini, eski tefsirciler arasında da farklı yorumlayanların, bunun câiz olmadığını ileri sürenlerin bulunduğu aşağıdaki alıntılarda görülmektedir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Dövme tedbiri ve hükmünün -bu âyet dışında- en önemli dayanağı ilgili hadislerdir. Bu hadislerin, aksini söyleyen rivayetlere nisbetle daha sahih ve sağlam olanlarında Peygamberimiz (asm) kadınların dövülmesini menetmekte, karılarını dövenlere &#8220;hayırsız&#8221; demektedir:</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid #b6ff6d; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">&#8220;Gündüz karısını köle gibi kırbaçlayan birisi akşam onunla aynı yatağa nasıl girecek?&#8221; (Buhârî, Nikâh 93; Ebû Dâvûd, Nikâh 60). diye sormaktadır.</div>
</blockquote>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Eski tefsircilerin, bu âyetin geliş sebebi olarak zikrettikleri bir vak&#8217;a, Araplarda âdet haline gelmiş bulunan &#8220;kadını dövme&#8221; eylemine Hz. Peygamber (asm)&#8217;in bakışı ve bunu ortadan kaldırma iradesi bakımından ilgi çekicidir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Ensardan Sa&#8217;d b. Rebî&#8217;, nâşize olan karısına bir tokat vurmuş, kayınpederi de damadını, Hz. Peygamber (asm)&#8217;e şikâyet etmişti. Peygamberimiz (asm) &#8220;Kadın da aynı şekilde kocasına vursun.&#8221; buyurdu. Fakat daha emir yerine getirilmeden açıklamakta olduğumuz âyet geldi, bu durumda kocanın karısına vurabileceği anlaşıldı ve emir geri alındı (Cessâs, 188; İbnü&#8217;l-Arabî, 415).</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Dövmenin şekli ve miktarı üzerinde durulmuş, kadına zarar vermemesi, iz bırakmaması, yüze vurulmaması genel olarak kaydedilmiştir. Bazı tefsircilere göre vurma tamamen semboliktir, meselâ müfessir Atâ&#8217;ya göre misvak (dişlerin temizlendiği, fırça büyüklüğündeki özel, yumuşak ağaç dalı) gibi bir şeyle yapılacaktır (Cessâs, 189; İbn Atıyye, 48).</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">İkinci nesil âlimlerinden Atâ, hukuku çiğneyen kadına uygulanacak müeyyide ile genel olarak kadın dövme konusundaki hadisleri birlikte değerlendirmiş ve şu sonuca varmıştır:</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid #b6ff6d; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;"><em style="box-sizing: inherit;">&#8220;Erkek, namusu lekeleyecek bir davranışta (fahişe) bulunmayan, yalnızca nâşize olan karsını dövemez, ancak ona karşı öfkesini ortaya koyabilir.&#8221;</em></div>
</blockquote>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Atâ&#8217;nn bu anlayışını açıklayan -biri eski, diğeri çağdaş- iki tefsir âlimi farklı dayanaklardan hareket etmişlerdir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Bunlardan Ebû Bekir İbnü&#8217;l-Arabî&#8217;ye göre Atâ, âyette geçen dövmenin ibâha (serbest bırakma) ifade ettiğini, genel olarak karı dövmeyi yasaklayan hadislerin ise kerahet (mekruh ve çirkin görme) hükmü getirdiğini tesbit etmiş ve sonuç olarak; <em style="box-sizing: inherit;">&#8220;Koca, karısını dövemez.&#8221;</em> demiştir (Ahkâm, 420).</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Çağdaş tefsircilerden İbn Âşûr&#8217;a göre Atâ, âyet ve hadislerin farklı durumlara göre farklı hükümler getirdiğini anlamış, öğüt ve küsmenin kocaya, tecavüzün şiddetine göre sopa vb. müeyyide uygulamanın ise kısmen kocaya, genel olarak da yönetim ve yargıya (ulü&#8217;l-emre) ait bulunduğu sonucuna varmıştır.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Koca iyi niyetle (ıslah etmek ve aileyi korumak maksadıyla) ve sınır aşmadan, kadına zarar vermeden <em style="box-sizing: inherit;">-nâşize olan eşine-</em> birkaç sopa vurursa buna izin verilecektir; sınır aşılır, bu izin kötüye kullanılırsa ülü&#8217;l-emr kocaların eşlerini sopalamasını kesin olarak yasaklayabilecektir. (İbn Âşûr, V / 43-44).</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Fuhuş sebebiyle değil de yalnızca kocasına baş kaldırdığı, aile hukukunu çiğnediği, uzun zaman sevdiği ve kabullendiği kocasını istemez olduğu için karının, kocası tarafından -belli ölçüler içinde- dövülebileceği hükmüne tarihîlik açısından da bakılmıştır.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">İbn Âşûr&#8217;a göre dövme izni bazı toplulukların veya toplum tabakalarının örf, âdet ve ruh hallerine riayet edilerek verilmiştir, her zamanda ve her durumda geçerli değildir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Nüşûz durumunda kocanın karısını dövebilmesi için aralarında yaşadıkları toplumda bu davranışın ayıp, anormal, aşağılayıcı, zarar verici, hukuka aykırı telakki edilmemesi, kocanın öfkesinin karısı tarafından ancak bu vasıta ile hissedilir olması gerekir; izin böyle topluluklar ve durumlar için geçerlidir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Hz. Ömer (ra)&#8217;in Mekke halkı ile Medine halkını, kadınlara hâkimiyet bakımından karşılaştırdığı şu sözleri de toplum değiştikçe ilişki ve davranışların da değişebileceğini göstermektedir:</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid #b6ff6d; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;"><em style="box-sizing: inherit;">&#8220;Biz muhacirler kadınlarımıza hâkimdik, sözümüzden çıkmazlardı, Medine&#8217;ye gelince gördük ki, Medine&#8217;nin yerli kadınları kocalarına hâkim durumdalar, bu defa bizim kadınlarımız da onlara benzemeye, onlar gibi davranmaya başladılar.&#8221;</em> (Buhârî, Nikâh 83; İbn Âşûr, V / 412).</div>
</blockquote>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Bize göre kadının aile hukukunu çiğnemesi halinde bir ıslah tedbiri olarak ve içinde yaşanılan topluluğun örf ve âdetine uyularak serbest bırakılan <em style="box-sizing: inherit;">&#8220;kocanın karısını dövmesi&#8221;</em> eylemi, Hz. Peygamber (asm) tarafından toplum ıslah edilerek, insanın ve özellikle zevcenin dövülemeyeceği ifade ve telkin edilerek ortadan kaldırılmış,<em style="box-sizing: inherit;"> &#8220;iyi bir kocanın karısını dövemeyeceği&#8221;</em> kaidesi, bu yakışıksız davranışın önüne bir set olarak konmuştur. Burada sünnet (Resûlullah&#8217;ın sözleri ve uygulaması) âyeti neshetmemiş, tarihîliğini, yerelliğini ve kültürel bağlamını açıklamıştır.</div>The post <a href="https://ateistlerecevap.org/nisa-suresi-34-ayeti-aciklamasi/" data-wpel-link="internal">Nisa Suresi 34. Ayeti açıklar mısınız?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ateistlerecevap.org/nisa-suresi-34-ayeti-aciklamasi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Allah&#039;I tanımak isteyenler buyrun&#8230;</title>
		<link>https://ateistlerecevap.org/allahi-tanmak-isteyenler-buyrun/</link>
					<comments>https://ateistlerecevap.org/allahi-tanmak-isteyenler-buyrun/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ateistlere Cevaplar]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 10 Sep 2017 20:38:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Ayetler]]></category>
		<category><![CDATA[ögüt]]></category>
		<category><![CDATA[Sorular]]></category>
		<category><![CDATA[Tanım]]></category>
		<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.ateistlerecevap.org/?p=14</guid>

					<description><![CDATA[<p>MÂRİFETULLAH Allah&#8217;ı bilme, tanıma, O&#8217;nu bütün sıfatlarıyla öğrenme, hakkında bilgi sahibi olma.Mârifetullah, iki kelimeden meydana gelen bir tamlamadır. Bunlar &#8220;marifet&#8221; ve &#8220;Allah&#8221; kelimeleridir. Marifet; lügatta, herkesin yapamadığı ustalık, ustalıkta yapılmış olan şey, bilme, biliş, vasıta, hoşa gitmeyen şey, tuhaflık manalarına gelmektedir. Bununla birlikte, marifet, Allah&#8217;ı O&#8217;nun isimlerini ve sıfatlarını, kudret ve iradesinin geçerliğini bilmek; alçak [&#8230;]</p>
The post <a href="https://ateistlerecevap.org/allahi-tanmak-isteyenler-buyrun/" data-wpel-link="internal">Allah'I tanımak isteyenler buyrun…</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div class="separator" style="clear: both; text-align: center;">
<a href="https://3.bp.blogspot.com/-jNQ9w_Hg2dg/WbWePoL_kxI/AAAAAAAAItQ/iEwb6U1n6ycOi2fto4jAsz1WR0K1KRc1ACLcBGAs/s1600/Kur%2527an%2527%25C4%25B1%2BKerim%2527in%2Bde%25C4%259Fi%25C5%259Fime%2Bu%25C4%259Framad%25C4%25B1%25C4%259F%25C4%25B1n%25C4%25B1n%2Bkan%25C4%25B1tlar%25C4%25B1.%2B%25282%2529.png" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;" data-wpel-link="external" rel="nofollow external noopener noreferrer"><img loading="lazy" decoding="async" alt="Allah'I tanımak isteyenler buyrun..." border="0" data-original-height="720" data-original-width="1280" height="360" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2017/09/Kur27an27C4B1Kerim27indeC49FiC59FimeuC49FramadC4B1C49FC4B1nC4B1nkanC4B1tlarC4B1.28229.png" title="Allah'I tanımak isteyenler buyrun..." width="640" /></a></div>
<h1 id="h1baslik" style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #990000; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 20px; font-weight: normal; line-height: 29px; margin: 0px !important; min-height: 1rem; padding: 10px;">
<br /></h1>
<h1 id="h1baslik" style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #990000; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 20px; font-weight: normal; line-height: 29px; margin: 0px !important; min-height: 1rem; padding: 10px;">
MÂRİFETULLAH</h1>
<div>
Allah&#8217;ı bilme, tanıma, O&#8217;nu bütün sıfatlarıyla öğrenme, hakkında bilgi sahibi olma.<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" /><br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />Mârifetullah, iki kelimeden meydana gelen bir tamlamadır. Bunlar &#8220;marifet&#8221; ve &#8220;Allah&#8221; kelimeleridir. Marifet; lügatta, herkesin yapamadığı ustalık, ustalıkta yapılmış olan şey, bilme, biliş, vasıta, hoşa gitmeyen şey, tuhaflık manalarına gelmektedir. Bununla birlikte, marifet, Allah&#8217;ı O&#8217;nun isimlerini ve sıfatlarını, kudret ve iradesinin geçerliğini bilmek; alçak gönüllü olmak manasını ifade ettiği gibi bilginler arasında ilim manasına da gelmektedir, ki onlara göre, her itim bir marifettir, her marifette bir ilimdir. Allah&#8217;ı âlim (bilen) herkes ariftir, her arif de âlimdir (Abdülkerim Kuşeyrî, Kuşeyri Risâlesi, s. 427).<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" /><br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />Genel olarak bu manalara gelmekte olan &#8220;marifet&#8221;, Allah lâfzı ile bir tamlama oluşturduğunda, yani &#8220;mârifetullah&#8221; denildiğinde ise &#8220;Allah&#8217;ın vücûd ve vahdaniyetinin bilinmesi&#8221; manasına gelmektedir.<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" /><br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />Mârifetullah, aslında, kişinin Allah&#8217;ı hakkıyla tanıması, bilmesi ve buna göre O&#8217;na bağlanması anlamında kullanılmaktadır. Zira, kişi, Allah&#8217;ı hakkıyla tanırsa, O&#8217;nun emir ve yasaklarına bağlanır. Mârifetullah bilgisinde şu üç nokta yer almaktadır.<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" /><br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />1. İzzet ve Celâl sahibi olan Allah&#8217;ı ve O&#8217;nun birliğini bilmek, ululuğu ulu olan ve her türlü noksan sıfatlardan münezzeh bulunan zatından teşbihi red etmek ve uzaklaştırmak;<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" /><br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />2. Allah&#8217;ın sıfatlarını ve bu sıfatların hükümlerini bilmek,<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" /><br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />3. Allah&#8217;ın fiillerini ve bu fiillerin hikmetlerini kavramak (Hucvirî, Keşful-Mahcûb, İstanbul 1982, s. 92).<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" /><br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />Cüneydî Bağdâdîye marifet ile ilgili bir soru sorulduğunda şöyle cevap verir: &#8220;Marifetten ve bunu elde etmenin sebeplerinden sordu. Marifet, gerek havasdan, gerek avamdan olsun bir tek marifettir. Çünkü onunla bilinen şey birdir. Fakat bunun başlangıcı ve yükseği vardır. Havas, yükseğindedir. Gerçi tam gayesine ve sonuna varamaz. Zira arifler katında maruf un sonu yoktur. Düşüncenin yetişmediği, akılların kapsayamadığı, zihinlerin algılayamadığı, görmenin keyfiyetine eremediği zatı marifet nasıl kapsar? Yaratıkları içinde O&#8217;nu en iyi bilenler, O&#8217;nun azametini idrakten, yahut zatını keşfetmekten aciz olduklarını en çok ikrar ederler. Çünkü benzeri olmayanı idrakten âciz olduklarını bilirler. Zira O, kadimdir, mâsivası ile muhdestir. Zira O, kavîdir, kuvvetini bir kuvvet verenden almamıştır. Halbuki O&#8217;ndan gayrı her kavî, O&#8217;nun kuvvetiyle kavîdir. Zira O, öğretmensiz âlimdir ve kendisinden başka bir kimseden bir fayda almamıştır. Her şeyi başkasından öğrenmekle değil, kendi ilmiyle bilir. O&#8217;ndan başka her âlimin ilmi O&#8217;ndan gelir. Tesbih ve tenzih, bidayetsiz evvel olan, nihayetsiz baki olan kendinden başkasının bu vasfa hakkı olmadığı ve bu vasıfların kendinden başkasına yaraşmadığı Allah&#8217;a olsun&#8221;<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" /><br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />Kur&#8217;ân-ı Kerim&#8217;de; &#8220;Allah&#8217;ı hakkıyla takdir edemediler&#8221; (el-En&#8217;âm, 6/91) ayeti, mârifetullah bilgisine işaret ettiği rivayet edilmektedir. Nitekim Ebû Ubeyde&#8217;nin, ayeti &#8220;Allah&#8217;ı hakkıyla tanıyamadılar, bilemediler&#8221; şeklinde açıkladığını görmekteyiz (el-Kurtubî, el-Câmi&#8217;li Ahkâmi&#8217;l-Kur&#8217;ân, Beyrût 1965, VII, 37).<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" /><br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />Ömer DUMLU<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" /><br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />MARİFET:“Tanıma”,“Bilme”<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" /><br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />MARİFETULLAH&nbsp;: “İlâhî hakikatlara vukufiyet”, “Kalbî inkişaf”, “İlâhî sıfat ve isimlerin tecellilerine tefekkürde erişilen mertebe.<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" /><br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />“Bütün ulûm-u hakikiyyenin esası ve nuru ve ruhu marifetullahdır.” (Sözler)&nbsp;<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" /><br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />Allah’a inanan insanın kalbi imanla nurlanmıştır. Bu, kör gözün açılmasından, işitmeyen kulağın duymaya başlamasından çok ileri bir inkişafla ruhun, Rabbine kavuşması, ona inanması ve kendini onun mahlûku bilmesidir. Şimdi sıra, O’nu tanıma vadisinde mesafeler katetmeye gelmiştir.<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" /><br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />Kur’an-ı Kerim, mü’mine daima marifet dersleri verir. Allah’ın adıyla başlar ve hemen Allah’ın Rahman ve Rahim olduğunu bildirir. Bu bir marifettir, yâni Allah’ı tanımaktır. Rahman ve Rahim olarak.<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdan
a, sans-serif; font-size: 15.4px;" /><br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />“Yaratan Rabbinin ismiyle oku!” emriyle Allah Resulüne (a.s.m.) ve onun şahsında da bütün ümmetine marifet sahasında mesafeler katetme emri verilmiş. Biz bu emirdeki Rab isminden dersimizi alarak, öncelikle kendimizde tecelli eden İlâhî terbiyeyi okuruz. Kanımızı, hücremizi okuruz; yüzümüzü gözümüzü okuruz; kalbimizi ruhumuzu okuruz&#8230; Hepsini en güzel ve en faydalı biçimde terbiye eden Rabbimizin rahmetini, keremini okuruz.<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" /><br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />Okudukça O’nun rububiyetine marifetimiz artar. O’nun rahmetine marifetimiz artar. İhsanını daha güzel, daha net, daha açık seyreder oluruz.<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" /><br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />Âyetin devamına geçer, nutfeden yaratıldığımızı ibretle düşünürüz. Bizi her şeyimizle o küçücük şifrede yerleştiren ve onu açıp her organımızı yerli yerine koyan Rabbimizin lütfuna, rahmetine hayran kalırız.&nbsp;<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" /><br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />Geçeriz Fatiha sûresine.. Rabbimizi, “Rabb-ül-âlemin” olarak tanırız. O, bizim Rabbimiz olduğu gibi, bütün hayvanlar, bitkiler âleminin de Rabbi. Sema âleminin, arz âleminin de Rabbi. Melek âleminin, cin âleminin de Rabbi. Arşın, kürsinin, cennet ve cehennemin de Rabbi. Bunları düşündükçe, O’nun marifetinde daha da terakki ederiz.<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" /><br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />İnsan marifetullahda ileri gittikçe hem Rabbinin keremini, ihsanını, afvını ve ğufranını daha iyi anlar; hem de O’nun kudretini, azametini, celâl ve kibriyasını. Böylece o mü’minin ruhunda muhabbetle mehafet, yâni Allah sevgisiyle Allah korkusu birlikte inkişaf eder. Rabbini ne kadar çok severse, korkusu da o nisbette artar.<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" /><br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />İnsan bir zâtı sevdi mi, onun teveccühünü kaybetme endişesi ruhunu sarar. Sevgiyle korkunun bu sentezine “hürmet” diyoruz. Hürmette sevgi hâkimdir, ama korku da onun yanıbaşından ayrılmaz.<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" /><br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />Allah’a kullukta da muhabbetle mehafet beraber yürürler. Her ikisi de marifetin inkişafı nisbetinde ilerler, yükselirler.<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" /><br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />Marifet, uçsuz bucaksız sema. Marifet, sonu gelmez yolculuk. Bir kul, bütün sıfatları sonsuz olan Allah’ın marifetinde ne kadar ileri giderse gitsin, önünde yine sonsuz bir mesafe vardır.<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" /><br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />Resulûllah Efendimiz (a.s.m.), Mi’rac mûcizesinden önce de, mahlûkat içerisinde tahkikî imanın son hududundaydı. Mi’rac ile, marifet semasına uruc etti. Rabbinin mülkünü kat kat gezdi. Cennetini, cehennemini gördü. Melekler âlemini bütün ihtişamı ile seyretti. O mukaddes ruhunu safha safha yücelten ve O’nu ulviyet mertebelerinde sür’atle yükselten bu bereketli seyahat sonunda, pâk lisanından şu cümle dökülmüştü:<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" /><br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />“Seni noksan sıfatlardan tenzih ederim. Ben (senin lütfunla eriştiğim bu marifet mertebesine rağmen yine de) seni hakkıyla tanımayamadım, bilemedim.”<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" /><br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />Bu mânâyı ders veren bir Hadis-i Kudsi:&nbsp;<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" /><br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />“Allah’ı hakkıyla ancak kendisi bilir.”&nbsp;<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" /><br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />Resulûllah Efendimiz (a.s.m.), “ben zaten semalara, cennete cehenneme ve onlarda vazife gören meleklere iman etmişim” demekle kalmayıp, Allah’ın emriyle o âlemleri gezdiği gibi, biz de Onun bu sünnetine hiç olmazsa tefekkürle uymalı, o âlemlerde fikren gezmeli, İlâhî sıfatların onlardaki geniş tecellilerini hayretle düşünmeli ve ruhumuzun İlâhî marifetle her an biraz daha terakki etmesine çalışmalıyız.<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" /><br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />Allah’ın marifetinde ilerlemenin, yükselmenin yolu, bizim için düşünmekten, okumaktan geçer. Bilhassa iman hakikatlarına ait ulvî dersleri.<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" /><br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" /><br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" /><br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />“Basiret nuruyla bakanlar, muhabbet ve ünsiyetin, Mahbubu devamlı olarak hatırlamakla kökleşeceğini, marifetin ise O’nun zâtını, sıfat ve fiillerini daima düşünmekle mümkün olabileceğini bilmişlerdir.” “Marifet, fikrin devamı ile hâsıl olur.” (İhya-yı Ulûm’dan)<br style="background-color
: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" /><br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />Buna göre, “ben zaten iman ediyorum” diyerek tefekkürden uzak kalmak, insanı marifetullahda geri bırakır.<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" /><br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />Etrafımızı çepeçevre kuşatan mahlûklardan, meselâ, bir yaprağa göz atalım. Biz o nazenin mahlûğu sadece rengiyle ve şekliyle tanırız. Onun hakkındaki marifetimiz, bilgimiz dar bir çerçevededir. Ama, biyoloji eğitimi görmüş, bitki fizyolojisi üzerinde ihtisas yapmış bir başkası, onun hakkında makaleler döker, kitaplar yazar.<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" /><br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />Dağ dendi mi, aklımızda sadece birkaç kelime, yahut bir iki cümle canlanır. Onun hakkındaki bilgimiz, onu tanımamız bu kadar kısa, bu kadar yetersizdir. Bir maden mühendisinin bu husustaki bilgisi, marifeti ise kitaplara sığmaz.<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" /><br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />Yaprak ve dağ; kâinat kitabından ancak iki kelime. Ve insan bu muhteşem kitabın sadece bir yahut iki kelimesinde ihtisas sahibi olabiliyor.<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" /><br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />Şimdi şöyle bir düşünelim: Kâinatın her yönüyle bilinmesi insan idrakini çok çok aşarsa, insanı hücre hücre, semayı yıldız yıldız, cenneti kat kat, cehennemi tabaka tabaka yaratan Allah’ın o sonsuz sıfatları hakkında insanın marifeti ne kadar noksan kalacaktır! Zaten O’nun mukaddes zâtını hakkıyla bilmek, beşerin idrak sahası dışındadır.<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" /><br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />Bir mü’min, ömrünün bütün dakikalarını marifetullahda her an terakki etmekle geçirse, sonunda söyleyeceği söz, “ben seni hakkıyla tanıyamadım” olacaktır.<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" /><br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />Yine böyle bir ömrü, hep şükürle, hep ibadetle geçirse sonunda “ben sana hakkıyla şükredemedim, sana hakkıyla ibadet edemedim.” diyecektir.<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" /><br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />Allah’ın cemali de sonsuz, celâli de kemali de&#8230; Her mü’min bunlara iman eder. Ama marifet hususunda, aralarında büyük farklılıklar var.<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" /><br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />Bir tek misal:<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" /><br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />Her mü’min Cenâb-ı Hakk’ın mekândan münezzeh ve her mekânda hazır olduğuna inanır. Bütün mekânları ve onlarda meydana gelen bütün hâdiseleri birlikte yaratan Zâtın, mekândan münezzeh ve her mekânda hazır olduğuna akıl da şehadet eder. Ama bu imanın, bu şehadetin kalblerde, duygularda, hislerde icra ettiği tesir noktasında, mü’minler arasında çok farklılıklar vardır. Bu hakikatı sadece sorulduğunda hatırlayan bir mü’min ile, bu imanını ruhunda hâkim kılan ve her an İlâhî murakabe altında bulunduğunun idraki içinde sözlerini, fiillerini ve hallerini daima kontrol altında tutan bir diğer mü’minin bu noktadaki marifetleri birbirinden çok farklıdır.<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" /><br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />İslâm’da tevhid esasdır. Her mü’min Allah’ın bir olduğunu bilir. O’nun eşi, benzeri, yardımcısı olmadığına iman eder. Bu, gerçek bir marifettir. Ama bu marifette de nice dereceler var. “Vahdehu”nun şu tefsirine bu nazarla bakalım:&nbsp;<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" /><br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />“Allah birdir. Başkasına müracaat edip yorulma. Onlara tezellül edip boyun eğme. Onların arkasına düşüp zahmet çekme. Onlardan korkup titreme. Çünkü Sultan-ı kâinat birdir, herşeyin dizgini O’nun elinde, her şeyin hazinesi O’nun yanındadır.” (Mektubat)&nbsp;<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" /><br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />İşte bu ulvî makama ermede mü’minler arasında nice dereceler var.<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" /><br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />İnsan, Allah’ın azametine marifet kazandıkça, ruhu huzur ve huşû ile dolar.<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" /><br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />Onun irade sıfatına olan marifeti terakki edince, âkıbetinden daima endişe eder. Zira, O’nun iradesine mâni olacak bir başka irade bulunmadığına yakînen inanmıştır.<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" /><br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />O’nun kibriyasını düşündükçe, nefsinin zillet ve hakaretini daha iyi anlar; ona büyüklenme fırsatı vermez.<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" /><br style="background-color: white; box-sizing: in
herit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />Herbiri sonsuz kemalde bulunan bütün İlâhî sıfatlar ve isimleri de bunlara kıyas ettiğimizde Allah’ın marifetinde terakki etmenin sonu olmadığını daha iyi anlar, bu vadide insanlar arasında bir bakıma sonsuz farklılık bulunduğunu daha iyi idrak ederiz.<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" /><br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />İnsanın yaratılış gayesinin ibadet olduğunu beyan eden İlâhî fermandaki bu ibadet kelimesini, büyük âlimlerimiz marifet olarak tefsir etmişler. İnsanın yaratılış gayesi Allah’ı tanımak ve bu vadide daima ilerlemektir, demişler. Bu mânâ gerçekten de ruhumuzu tam tatmin ediyor.<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" /><br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />Bilindiği gibi cennette, namaz, oruç, hac, zekât gibi ibadetler yok. Ama, marifette terakki, orada, çok daha ileri seviyesiyle, yine hükmünü icra edecek. Burada, bir bardak suda Allah’ın rahmetini okuyan, O’nu Rezzak olarak tanıyan bir mü’min, orada cennet ırmaklarından içecek, Rabbinin rezzakiyetini çok daha güzel anlayacak, daha geniş dairelerde tefekkür edecek.<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" /><br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />Burada semayı seyreden gözler, orada Arşı seyredecekler.<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" /><br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />Ba’s hâdisesiyle insanlar yeniden yaratılırken, cennetin bütün lezzetlerinden faydalanabilecek ve cehennemin o hayallere sığmaz acılarını çekebilecek bir mahiyete kavuşacaklar.<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" /><br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />İşte, mü’min, bu yeni yaratılışıyla, cennette dünyadakinden çok daha fazla lezzet alacak; tefekkürü, hayreti, şükrü ve marifeti de o nisbette artacaktır.<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" /><br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />Bu dünyadaki nimetler, cennettekilerin yanında gölge gibi. O halde, oradaki marifet de bu dünyadakinden o derece ileri olmalı.<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" /><br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />Prof. Dr. Alaaddin Başar</div>
<div>
</div>
<div>
<h1 id="h1baslik" style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #990000; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 20px; font-weight: normal; line-height: 29px; margin: 0px !important; min-height: 1rem; padding: 10px;">
Allah&#8217;ın sıfatları nelerdir?</h1>
</div>
<div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
İlâhî sıfatlar,&nbsp;zatî&nbsp;ve&nbsp;sübutî&nbsp;olmak üzere iki gruba ayrılıyor.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Zatî Sıfatlar:</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
<em style="box-sizing: inherit;">1. Vücut (Varlık),<br style="box-sizing: inherit;" />2. Kıdem (Ezeliyet, evveli olmama),<br style="box-sizing: inherit;" />3. Beka (Ebediyet, ahiri olmama),<br style="box-sizing: inherit;" />4. Vahdaniyet (Bir olma, şeriki bulunmama),<br style="box-sizing: inherit;" />5. Kıyam binefsihî (Varlığının devamının zatından olması, başkasın yardımıyla olmaması),<br style="box-sizing: inherit;" />6. Muhalefetün-lil-havâdis (Zatının mahlukatın zatlarına ve sıfatlarında mahluk sıfatlarına benzememesi).</em></div>
</blockquote>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Sübutî Sıfatlar:</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
<em style="box-sizing: inherit;">1. Hayat&nbsp;&nbsp;<br style="box-sizing: inherit;" />2. İlim<br style="box-sizing: inherit;" />3. İrade&nbsp;<br style="box-sizing: inherit;" />4. Kudret<br style="box-sizing: inherit;" />5. Sem (işitme)&nbsp;<br style="box-sizing: inherit;" />6. Basar (görme)<br style="box-sizing: inherit;" />7. Kelâm&nbsp;<br style="box-sizing: inherit;" />8. Tekvin (Yaratma, var etme.)</em></div>
</blockquote>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Tekvin&nbsp;sıfatı&nbsp;Maturudî&nbsp;mezhebine göredir. Diğer İtikat imamımız&nbsp;İmam Eş’arî, bu sıfatı müstakil bir sıfat olarak düşünmez. Böylece bu mezhepte Sübutî sıfatlar yedi tane olmuş olur.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Bazı İslâmî kaynaklarda ilâhî isimlerden de sıfat diye söz edildiği görülür. Meselâ,&nbsp;Kerim&nbsp;Allah’ın bir ismidir. Aynı zamanda Allah’ı kerem sahibi olarak vasıflandırması cihetiyle de sıfat vazifesi görür.&nbsp;&#8220;Kerim Allah&#8221;,&nbsp;dediğimiz zaman&nbsp;Kerim&nbsp;ismini sıfat makamında kullanmış oluruz.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Yine bu kaynaklarda Cenâb-ı Hakk’ın sıfatları üç grupta mütalâa edilir:</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
<em style="box-sizing: inherit;">1.&nbsp;Zâtî sıfatlar (Bunlar sübutî ve selbî olarak iki kısma ayrılırlar)<br style="box-sizing: inherit;" />2.&nbsp;Fiilî sıfatlar.<br style="box-sizing: inherit;" />3.&nbsp;Manevî sıfatlar.</em></div>
</blockquote>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Allah’ın bütün güzel isimleri bu sıfatlardan birine dayanır. Meselâ,&nbsp;Âlim&nbsp;ismi&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">sıfat-ı sübutiye</em>den&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">“ilim”&nbsp;</em>sıfatına,&nbsp;Kadîr&nbsp;ismi&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">“kudret”&nbsp;</em>sıfatına,&nbsp;Mütekellimismi&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">&#8220;kelâm&#8221;&nbsp;</em>sıfatına dayanır. Keza,&nbsp;Evvel&nbsp;ismi, zatî sıfatlardan&nbsp;kıdem&nbsp;sıfatına,&nbsp;Âhir&nbsp;ismi,&nbsp;bekâ&nbsp;sıfatına dayanır.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
<em style="box-sizing: inherit;">İlâhî isimlerden çoğu&nbsp;fiilî sıfatlara&nbsp;dayanmaktadır.&nbsp;</em>Hâlik&nbsp;ismi,&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">yaratma</em>&nbsp;fiiline;&nbsp;Muhyi&nbsp;ismi<em style="box-sizing: inherit;">&nbsp;ihya&nbsp;</em>(hayatlandırma) fiiline;&nbsp;Musavvir&nbsp;ismi&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">tasvir</em>, yâni sûret verme fiiline;&nbsp;Mümit&nbsp;ismi,&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">imate</em>&nbsp;(ölümü verme) fiiline dayanır.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Bazı isimler de<em style="box-sizing: inherit;">&nbsp;manevî sıfatlara</em>&nbsp;istinat ederler.&nbsp;Hakîm&nbsp;ismi Cenâb-ı Hakk’ın&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">hikmet</em>&nbsp;sahibi olması sıfatına;&nbsp;Kebir&nbsp;ismi,&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">kibriya</em>&nbsp;sahibi olma vasfına;&nbsp;Cemilismi,&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">cemal</em>&nbsp;sahibi olmasına dayanır&#8230;</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
</div>
<h1 id="h1baslik" style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #990000; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 20px; font-weight: normal; line-height: 29px; margin: 0px !important; min-height: 1rem; padding: 10px;">
Zat-ı İlahi, Lafza-i Celal, Şuunat, Sıfât, Esma ve Ef&#8217;al kavramlarını örneklerle açıklar mısınız?</h1>
</div>
<div>
</div>
<div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Değerli kardeşimiz,</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Zât-ı İlâhi:&nbsp;“Cenâb-ı Hakk’ın, bütün sıfatları, fiilleri, isimleri sonsuz kemalde bulunan ve her türlü noksanlıktan münezzeh bulunan Zâtı.”<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />“İzzet sahibi Rabbin onların isnad etmekte oldukları vasıflardan yücedir, münezzehtir.”&nbsp;(Saffat, 37/180)<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Bazı kimseler Cenâb-ı Hakk’ın kudsî zâtı hakkında bir takım sorular ortaya atıyor, asılsız ve temelsiz tahminler yürütüyorlar. Bunu yapanlar, daha çok, itikadı zayıf, fikri sönük, kul olduğundan gafil ve ameli noksan kimseler. Bunlar sorumluluktan korkuyor, âhiretten ürküyor, ibadetten kaçıyorlar. Kendi vehimleriyle öyle bir ilâh arıyorlar ki, O’nun mülkünde diledikleri gibi hareket edebilsinler. Ölümle hiçliğe gömülüp bir daha dirilmesin, hesaba çekilmesinler. O bâtıl mabudun, emir ve yasakları olmasın. Her işlerinde kendi başlarına buyruk olsunlar. Nefisleri nereyi isterse oraya koşabilsin, nereden hoşlanmazsa oradan kaçabilsinler.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Onlara Asr-ı Saadet öncesini hatırlatıp deseniz ki,&nbsp;“O günün insanları kendi yaptıkları putlara taparlarmış.”,&nbsp;“Böyle saçmalık mı olur?”&nbsp;derler. Gel gör ki, kendi yaptıkları onlarınkinden pek farklı değil. Onların elleriyle yaptıklarını, bunlar hayalleriyle yahut vehimleriyle yapmaya çabalıyorlar. Bir de, onların gayesi tapınmak imiş, bunların ki ise ibadetten kaçmak.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Biz bu adamları kendi kuruntularıyla başbaşa bırakıp, insan aklının bu vadideki güçsüzlüğünü şöyle bir düşünelim:<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Ne göz her varlığı görür, ne kulak her sesi işitir, ne de akıl her şeyi anlar. Her şey Allah’ın mülkü ve mahlûku. Akıl ise o her şeyden sadece bir şey. Ve her mahlûk gibi, o da mahdut, sınırlı. Henüz bir hücreyi bile tam olarak izah edememiş, genin şifrelerini çözememiş. Öte yandan galaksilere sınır biçememiş, semanın azametini rakamlara dökememiş. Kısacası, insan aklı henüz mahlûkat dairesini bütünüyle anlamış değil. Bu hâliyle kalkıyor, hâlikıyeti anlamaya, bu mukaddes sahada tahminler yürütmeye zorlanıyor. Kaldı ki, akıl henüz kendi mahiyetinin cahili. Nasıl bir mahlûk olduğunu hakkıyla anlamaktan âciz.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Akıl nedir?&nbsp;Nasıl çalışır? Duyu organlarıyla edindiği bilgileri nasıl yoğurur? Hâfızadan nasıl yardım alır? Elde ettiği neticeleri hâfızaya ne ile gönderir? Bu ve benzeri nice sorulara insanoğlu cevap bulamamakta.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Aslında aklın kendi mahiyetini bilmemesi, insan için büyük bir irşad kapısı, büyük bir hidayet vesilesi. “Henüz kendini lâyıkınca bilmeyen bir âletin öncülüğüne fazla güvenilmez” diye bir ikaz işareti.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Hiçbir akıl kendi mahiyetini bilemez ve yine hiçbir akıl kendi varlığından şüphe etmez. Bu, İlâhi hikmetin bir şifresidir. İnsan bu şifreyi çözerse, ne bu âlemin bir sahibi olduğundan şüphe eder, ne de O’nun kudsî zâtını anlamaya zorlanır.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Cenâb-ı Hakk’ın mukaddes Zâtı hakkında ortaya atılan bütün hayaller ve vehimler,&nbsp;“Akıl mahlûktur, Hâlıkını ihata edemez.”&nbsp;hakikatına göz kapamanın birer acı neticesi.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Evet,&nbsp;“Akıl mahlûktur, Hâlıkını ihata edemez.”&nbsp;yâni, hakkıyla kavrayamaz, lâyıkıyla bilemez.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Çevremizdeki varlıklara şöyle bir göz atalım. Bahçelerde boy gösteren ağaçlar, kırlarda otlayan koyunlar, üzerimizde uçuşan kuşlar, her an emdiğimiz hava, dünyamızı aydınlatan Güneş, gece yolumuzu gösteren Ay&#8230; Hepsi Hakk’ın mahlûku&#8230; Herbirine ayrı bir mahiyet verilmiş, farklı özellikler takılmış, değişik vazifeler yüklenmiş. Arı, Güneşe benzemediği gibi, bal vermesi de ışık saçmaya benzemiyor.&nbsp;<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Kuş, ceylan, balık ve şu yerküre&#8230; Herbiri ayrı bir varlık. Ne zâtları birbirine benziyor, ne sıfatları, ne de fiilleri&#8230; Biri uçar, diğeri koşar, beriki yüzer, bu ise döner&#8230; Herbiri ayrı bir âlem.&nbsp;<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Misâlleri çoğaltabiliriz.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Şimdi düşünelim: Bu ayrı ayrı mahiyetler kimin hazinesinden geliyor? Bu sıfatları bu varlıklara kim taktı? Hiçbiri kendi zâtını, fiillerini ve sıfatlarını kendisi arayıp bulmadığına, beğenip almadığına göre, bu kadar farklı varlıklar kimin kaderiyle takdir edildi ve kimin kudretiyle icad edildiler?&nbsp;<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Bozulmamış her akıl idrak eder ki, bu varlıkları yaratan elbette hiçbir cihetle onlara benzemez. Ve bu mahlûklar, akıllı olsalar, hiçbiri Hâlıkını kavrayamaz; O’nun kudsî Zâtını anlayamaz.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Bir de kendi varlığımızı düşünelim. Herbiri değişik özeliklere sahip ve farklı işler gören organlarımızı; “gözümüzü, kulağımızı, kalbimizi, ciğerimizi” bir an için şuurlu farzedelim ve onlara ruhu soralım,&nbsp;“Ruhu nasıl bilirsiniz?”&nbsp;diyelim. Bu organlardan, şuurunu yerinde kullananlar diyeceklerdir ki, o hepimizi idare eden ve hiçbirimize benzemeyen bir başka varlıktır. Onun hakkında ne konuşsak, yalan olur. O’nu neye benzetsek saçmalarız, gülünç düşer ve rezil oluruz.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />İkisi de mahlûk oldukları halde, bedenin organları ruhu anlayamıyor. O halde, bir mahlûk olan akıl, kendi Hâlıkının kudsî mahiyetini nasıl anlayabilir? O’nun mukaddes Zâtını nasıl kavrayabilir?&#8230;<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Zaten, akıl neyi anlarsa, hâfıza neyi alır, hayal neye ulaşırsa, bütün bunlar tıpkı, gözün gördüğü, kulağın işittiği, dilin tattığı varlıklar gibi birer mahlûk olurlar. Bu âletlerin hepsi yaratılmış&#8230; Elbette, bu terazilerin tartabildikleri de ancak mahlûk olabilir, Hâlık olamaz&#8230;<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Lâfza-i Celâl, Allah&#8230;<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Semayı direksiz durduran&nbsp;Kayyum.&nbsp;Küreleri muntazam döndüren&nbsp;Hâkim. Bütün hayatları bahşeden&nbsp;Muhyi.&nbsp;Bütün kuvvetleri lütfeden&nbsp;Kâdir.&nbsp;Sonsuzluk, zâtına has olan&nbsp;Bâki.&nbsp;Evveli olmaktan münezzeh&nbsp;Kadîm.&nbsp;Tüm sesleri birden işiten&nbsp;Semi’.&nbsp;Gizli-âşikârı bir gören&nbsp;Basîr.&nbsp;Varlığı her şeyden âşikâr&nbsp;Zâhir.&nbsp;Ne his, ne akılla bilinmez&nbsp;Bâtın. Allah&#8230;<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Varlık O’nun varlığını gösterir. Birlik O’nun vahdetini bildirir.&nbsp;<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Şu bütün çekirdekler, yumurtalar, kökler ve nihayet varlık âleminin ilk mahlûku Nur-u Muhammedî, bize O’nun evveli olmaktan münezzeh bir ezelî olduğunu ders verirler.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Şu varlık âleminde bir süre kendini gösterip sonra gözden kaybolan hadsiz eşya, onları terhis edip yerlerine yenilerini getiren bir ebedî kudreti durmadan ilân ederler.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Nurları<br />
n Muazzez Müellifi&#8217;nin pak gönlünden coşarak satırlara dökülen şu hikmet çağlayanını birlikte dinleyelim:<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />“Şu mevcudat İrade-i İlâhiyye ile seyyaledir. Şu kâinat emr-i Rabbanî ile seyyaredir. Şu mahlûkat, İzn-i İlâhî ile zaman nehrinde mütemadiyen akıyor. Âlem-i gaybdan gönderiliyor, âlem-i şehadette vücud-u zahirî giydiriliyor. Sonra âlem-i gayba muntazaman yağıyor, iniyor. Ve emr-i Rabbanî ile mütemadiyen istikbalden gelip hâle uğrayarak teneffüs eder, mâziye dökülür.”&nbsp;(Mektubat)<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Allah, başlangıcına hiçbir hayalin erişemeyeceği o zaman nehrini akıtan Zât. Onda akıttığı nice maddelerden şu gökkubbeyi çatan Zât. Bu kâinat sarayını bir süre boş olarak o nehirde akıttıktan sonra, rahmet hazinelerinden, o akıcı âleme, fâni mahlûkatını döken Zât. Bitkileri o arz sahrasında yaratan, hayvanları o tarlada otlatan ve öldüren, insanları o gezici imtihan meydanına getiren ve götüren Zât. Herkes ve her şey O’nun zaman nehrinde akmağa ve sonunda zevâl ve ölümü tatmağa mahkûm.&nbsp;Hâkim ancak O. Rahîm ancak O. Bâki ancak O. Kadîm ancak O&#8230;<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />O’nun yarattığı, zaman içinde yüzdürdüğü ve dünyasında gezdirdiği bir kul olarak, O’nun kemalini nasıl idrak edebiliriz!..<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Mahlûk ve sınırlı olan aklımızla, bütün sıfatları sonsuz kemalde bulunan&nbsp;Allah’ın zâtını elbette idrak edemeyiz.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Evet, O’nun zâtının kutsî mahiyetini ancak kendisi bilir.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Allah, bizleri imana, marifete, muhabbete götürecek pekçok duygularla, lâtifelerle donatmış. Bu yaratılışımız sayesinde, pekçok hakikatlara muhatab olabiliyoruz. Bunlardan birisi de, Allah’ın zâtının bilinmezliği.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Allah’ın zâtı hakkında tefekkür etmek insanı şirke götürür. Yâni, böyle bir düşünceye dalan insan Allah’a ortak koşma yolundadır. İnsan, Allah hakkında her ne düşünse, o kendi fikrinin bir mahsulü olmaktan ileri gidemez. Akıl mahlûk olduğu gibi, onun düşündükleri de mahlûk. İnsan, Allah’ın zâtı hakkında her ne düşünse, mahlûkattan elde ettiği bilgiler ve görgüler çerçevesinde düşünecek ve mutlaka hataya düşecek, yanlış karar verecektir.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />İşte bu noktada, kalbimizi nurlandıran, aklımızı kamaştıran, fikrimize ufuklar kazandıran büyük bir lütufla karşı karşıyayız: Kur’an. Allah’ı, o Allah kelâmı ile bilen insan, hakikata ermiştir. Beşer aklının bu vadide konuşacağı sözler çok sınırlı.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Allah’ın sıfatları, fiilleri, isimleri, şuunatı hakkında da bu zaif aklın bize söyleyeceği çok az şey vardır.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />“Rabbimizin bizden razı olması için neler yapmalıyız?”&nbsp;sorusu ise aklın hiç yanaşamayacağı bir umman.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Akılla sahiline erişilmez nice sahalarda Kur’an sayesinde rahatlıkla dolaşıyor, fikrin takatini aşan nice hakikatleri kolaylıkla anlıyoruz.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Şuunat:<br style="box-sizing: inherit;" />Şuunat,&nbsp;&#8220;Şe’n&#8221;in çoğuludur.&nbsp;Şe’n:&nbsp;“Şan. Tavır. Hâl. Kabiliyet. Emir. Kasıt”<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Allah’ın zâtı mukaddes olduğu gibi, şuunatı da mukaddes. Yâni, beşer aklı bu hususta ne düşünse, ne tahmin etse, ne hayaller kursa Allah’ın zâtı ve şuunatı bunların hiçbirine benzemez; hepsine benzemekten münezzehtir.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Şuunat,&nbsp;şe’n’in çoğulu. Şe’n için Türkçe&#8217;mizde tam bir karşılık bulamıyoruz. En yakın mânâ olarak&nbsp;“hal, kabiliyet”&nbsp;deniliyor.&nbsp;<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Hâlık (yaratıcı)&nbsp;Allah’ın bir ismidir.&nbsp;Hâlıkıyet ise şe’nidir.&nbsp;Yâni, yaratıcı olmak Allah’ın şânındandır. Bu hâlıkıyetini icra etmek diledi mi bu dilemeği, yâni bu iradeyi, ilim, kudret gibi sıfatlar takib ediyor ve halk (yaratma) fiili icra ediliyor. Böylece yaratılan o mahlûkta Hâlık ismi tecelli ediyor.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Rab da Cenâb-ı Hakk’ın bir başka ismi,&nbsp;Rab, yâni terbiye edici.&nbsp;Rububiyet (terbiye edici olmak) ise Allah’ın bir şe’ni.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Bütün İlâhî isimler böylece düşünüldüğünde herbirinin şuunât-ı ilâhiyyeden bir şe’n’e dayandığı anlaşılır.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Sevmek, lezzet almak, hoşlanmak insan için birer şe’n. Allah da mahlûkatını sever ama, bizim bir eserimizi sevmemiz gibi değil. İşte bu İlâhî muhabbeti, mahlûkatın sevgilerinden ayırmak için&nbsp;“mukaddes”&nbsp;kelimesi kullanılır. Allah da kulunun ibadetinden memnun olur. Ama, bu memnuniyet bir padişahın kendisine itaat eden bir askerinden memnuniyeti cinsinden değildir. İşte bunu zihinlere yerleştirmek için&nbsp;“memnuniyet-i mukaddese”&nbsp;tabiri kullanılıyor.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Allah’ın bütün mahlûkatının ihtiyaçlarını görmekte bir&nbsp;lezzet-i mukaddesesi&nbsp;vardır. Ama bu lezzet, bizim bir fakiri giydirmekten yahut doyurmaktan aldığımız lezzet gibi değildir.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />“Her bir faaliyette bir lezzet nev’i vardır”&nbsp;hakikatından hareket ederek kâinata nazar ettiğimizde, Cenâb-ı Hakk’ın herbir fiilini icra etmekte, herbir ismini tecelli ettirmekte bir lezzet-i mukaddesesi olduğu aklımıza görünür. Bu lezzetin keyfiyetini ise akıl idrak edemez. Zira, akıl ancak mahlûkat sahasında düşünebilir. Hâlık, düşünme sahasına -hâşâ- girmez. O’nun zâtına ve şuunatına akıl değil kalp teveccüh edebilir; iman ile, marifet ile, muhabbet ile, haşyet ile&#8230;<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Esma-i İlâhîyeden sadece Rab ismiyle meselemize bir derece ışık tutmağa çalışalım:<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Her mahlûku O terbiye ediyor. Bunların herbirisiyle hususî alâkadar oluyor; bir lezzet-i mukaddese ile.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Güneşi yandırmak, arzı döndürmek, yumurtayı uçurmak, nutfeyi gezdirmek birbirinden çok ayrı harika birer terbiye. Hayvan nev’ilerinin herbirinin de nice cinsleri var. Her nev ve her cins değişik özelliklere sahip. Herbirinin bütün ihtiyaçlarını gözeterek terbiyesine bakmak Allah’a mahsus.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Şu dünya kafesindeki kuş nevilerine bakalım. Ruhunda tereddüt ve korkunun hükmettiği serçeden, heybet ve ihtiras timsali kartala kadar bütün kuşları aynı kafeste ne kadar mükemmel besliyor. Herbirinin ihtiyaçlarını ne kadar muntazam görüyor.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Bir kuş nev’inde birbirinden bu kadar farklı terbiyeleri birlikte icra eden Allah, aynı anda, denizlerde ve okyanuslarda o kadar farklı balık çeşitlerini ayrı ayrı terbiyeden geçiriyor, besliyor, büyütüyor, idare ediyor. Herbirinin hertürlü ihtiyacını görüyor. Ömrü dolan bir balık başkasına yem oluyor. Böylece sanki,<br />
&nbsp;“Ne zamandan beri rızıklanarak Rabbimin Rezzak ismine ayine oldum, şimdi de aynı vazifeyi rızık olarak göreyim ve bu dünyadaki son tesbihimi de böylece yapayım.”&nbsp;diyor.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Orman ayrı bir âlem&#8230;&nbsp;Nice farklı terbiyeler de orada birlikte ve aynı anda gerçekleşiyor. Arslanın, kaplanın, parsın, sincabın, ceylanın, tilkinin, tavşanın terbiyeleri hep ayrı ayrı veriliyor. Rızıkları ayrı ayrı hazırlanıyor.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Bütün bu&nbsp;milyonu aşan hayvan nev’inin terbiyesi&nbsp;yanında, aynı anda yinemilyonu aşkın da bitki nev’i&nbsp;terbiye görmekte. Yoncasından kavağına, domatesinden baklasına, gülünden lâlesine, goncasına kadar&#8230;<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />İşte Rabb-ül Âlemin, melekler âlemini, sema âlemini, arz âlemini ve onlardaki bu milyonlarca ayrı âlemi birlikte tanzim ve idare etmekten, onlarda san’atını, ilmini, kudretini, ihsanını, keremini sergilemekten, beşerî ölçülere gelmez ulvî bir lezzet alır. İşte bu İlâhî lezzet,&nbsp;“lezzet-i mukaddese”&nbsp;tabiriyle ifade ediliyor.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />“İnsanın bir ferdi sair hayvanatın bir nev’i gibidir.”&nbsp;(Mesnevî-i Nuriye’den) hakikatının penceresinden meselemize nazar ettiğimizde bambaşka bir tabloyla karşılaşırız.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />İmanın, ihlâsın, havfın, muhabbetin, güzel ahlâkın sonsuz dereceleri, muhtelif fertlerde ve ayrı ayrı mertebelerde, kendilerini gösteriyorlar. Her peygamber (a.s.), her sahabi, her veli ve nihayet her mü’min ayrı bir âlem.&nbsp;<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Büyük insanların hepsinde her güzel ahlâk mevcut. Ama, farklı derecelerde, ayrı seviyelerde. Kimi muhabbette daha ileri, kimi Allah korkusunda, kimi ilimde umman, kimi cömertlikte. Biri cihatta önder, beriki tefekkürde.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Bütün bu güzelliklere, insanlar arasında, en ileri seviyeyle sahip olan bir tek zât var:&nbsp;Resulûllah (a.s.m.) Efendimiz.&nbsp;Allah’ın, insan terbiyesinden aldığı lezzet-i mukaddesenin en ileri seviyesi de&nbsp;Habibullah’ın terbiyesinde saklı.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />“Kulum bana adım adım gelirse, ben ona koşarak gelirim.”&nbsp;Hadis-i Kudsîsini bu yönüyle şöyle anlayabiliriz: Biz Allah’ı sevme vadisinde bir adımlık yol alsak, Allah’ın bize göstereceği mukaddes sevgi bunun on, yüz, bin, milyon katı kadar olacaktır. Çünkü, biz O’nun kuluyuz, O’nun san’atı, O’nun mahlûkuyuz.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Bir baba bile evlâdından gördüğü bir sevgiye on belki yüz katıyla karşılık verirse, Hâlık’ın, kendini seven bir mahlûkuna muhabbeti nasıl olur?<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Ve Cenetteki sonsuz ihsanlar&nbsp;lezzet-i mukaddesesinin en ileri mertebesi.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Ve Cennet&#8230;&nbsp;Allah’ın saadet yurdu olarak yarattığı mukaddes belde&#8230; Sevdiği kullarını ebediyyen sevindirmenin İlâhî sürûru ve mukaddes lezzetleriyle Rabbimiz o âlemde mü’minlere sonsuz ikramlarda bulunacak.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Diğer Esma-i İlâhiyyenin tecellileri de Rab ismiyle birlikte düşünüldüğünde, Allah’ın lezzet-i mukaddesesinin de ilmi ve kudreti gibi sonsuz olduğuna bir derece bakılabilir.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />İlâhi Sıfatlar</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Sıfat: “Vasıf. Hâl. Keyfiyet. Nişan. Alâmet” “Zâtın bazı ahvâline delâlet eden bir isim.”<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Cenâb-ı Hakk’ın zâtı bilinmez; ama zâtının varlığına mahlûkat adedince şahitler mevcut. O’nun mukaddes sıfatları da kemaliyle idrak edilemez; ancak o sıfatların varlıkları ve sonsuz oldukları bilinebilir.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />İlâhî sıfatlar,&nbsp;“sübutî”&nbsp;ve&nbsp;“selbî”&nbsp;olmak üzere iki gruba ayrılıyor.&nbsp;<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Sübutî sıfatlar, “hayat, ilim, irade, kudret, sem (işitme), basar (görme), kelâm ve tekvin.” Bu sıfatların hepsi ezelî, hepsi ebedî, hepsi sonsuz ve yine hepsi mutlak.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Bu sıfatlarda ne bir azalma ne de artma düşünülebilir.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Hayat,&nbsp;Allah’ın bir sıfatı. Ezelde ne ise ebedde de aynı. Bu hayatta ne bir azalma olur, ne de artma. Bizlere hayat bahşetmesi, O’nun ihya (hayat verme) fiiliyledir. Bizde hayat yaratmakla O’nun hayatında bir noksanlık olmaz. Malûmdur ki,&nbsp;Allah maddeden münezzehdir; maddenin sıfatlarından da münezzehdir.&nbsp;Allah bir maddî mahlûkuna ağırlık, boy, en, hacim gibi sıfatlar takmış. Bu sıfatlardan O’nun zâtı münezzeh.&nbsp;Bunların hepsini yoktan yaratıyor. O halde bu eşya ne kadar çok yaratılırsa yaratılsın Allah’ın zâtı için ve zâtî sıfatları için bir değişme söz konusu olamaz. İnsan bile, eserine benzemezken, eserinde yaptığı değişiklikler onun zâtında bir değişme meydana getirmezken, mahlûkattaki değişmelerin İlâhî sıfatlarda bir değişiklik yapması nasıl düşünülebilir?!..<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Allah’ın bir sıfatı da ilim.&nbsp;Ne kadar varlık yaratırsa yaratsın, onlara ne kadar hikmetler, mânâlar, faydalar takarsa taksın Onun ilim sıfatında bir değişme düşünülemez.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Allah’ın kudreti de öyle.&nbsp;Ağaca elma takmakla, insan koluna kuvvet takmak arasında Allah için bir fark yoktur. Elma da O’nun mahlûku, kuvvet de. Mahlûkun artıp azalması ise, Hâlikde hiçbir değişme meydana getiremez.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />İlâhî sıfatlardan bir diğeri&nbsp;“Basar”&nbsp;yâni görme, biri de “Sem’ ”, yâni işitme. Maddeden münezzeh olan Allah’ın görmesi gözden, işitmesi de kulaktan münezzeh. İlmi ve kudreti gibi görmesi ve işitmesi de sonsuz. Bir anda sonsuz işleri kudretiyle gördüğü gibi, sonsuz sesleri de işitmekte ve sonsuz eşyayı görmekte.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Bu eşyadan birisi kendi nefsimiz, kendi vücudumuz, kendi ruhumuz.&nbsp;&nbsp;<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Bizim ne hücrelerimizi değiştirmeğe gücümüz yeter, ne de mevsimleri. Dünyamızı gece ile örten de O, gözümüzü uyku ile kapatan da. Diğer varlıklar da bizim gibi. Meseleyi böyle değerlendirirsek Rabbimizin, sonsuz sıfatlarıyla bütün eşyayı ihata ettiğini ve herbir mahlûkunun yanında hazır olup, onun bütün ihtiyaçlarını bizzat gördüğünü daha iyi anlarız.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Sübutî sıfatlarının varlığını bilelim diye, Rabbimiz ruhumuzda bir sıfatlar âlemi yaratmış. Bizim de hayatımız, ilmimiz, irademiz, kudretimiz, işitme ve görmemiz var. Ama bunların hepsi mahlûk, hepsi sınırlı, hepsi kula münasip. Allah da hayat sahibidir ama kulunun hayatı gibi değil. O da görür, işitir fakat kulun görmesi, işitmesi gibi değil. Onun da iradesi var, ama cüz’î değil. O da kudret sahibi, lâkin bu kudret sınırlı değil.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Biz bu mahlûk sıfatlarımızı iyi değerlendirebilirsek Allah’ın mutlak ve sonsuz sıfatlarının var olduğunu bilir, onları sonsuz olarak tanırız.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />“Kalem-i Kudret”&nbsp;tabirinden ilham alarak şöyle düşünebiliriz: Şuursuz kalemden yine şuursuz mürekkep akıyor. Ama, kâğıda ilim saçan bir cümle dökülüyor. Ve biz bu yazıyı ilim sahibi, gören, işiten bir zâtın irade ettiğini hemen anlıyoruz. Bir çocuğa bile, sahifedeki resimleri kalemin çizdiğine inandıramazsınız.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Yeryüzü bir sahife.&nbsp;Bütün çiçekler, ağaçlar, böcekler, kuşlar ve nihayet bütün bir insanlık âlemi bu sahifede yazılıyor. Allah’ın kudret kalemiyle, ilmiyle, iradesiyle.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Allah bütün bu mahlûklarını görüyor, ihtiyaçlarını biliyor, seslerini işitiyor ve onlarla kelâm ediyor; vahiy ve ilham ile. Sübutî sıfatların varlığını böylece tasdik eden insan, bunlardan selbî sıfatlara intikal eder.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Vücut sıfatı hakkında şöyle düşünür:&nbsp;Her isim bir varın alâmeti, simgesi. Ağaç diyorsam, bu isme sahip bir varlık olduğu içindir. Toprak, su, deniz, ova, gök, yer, melek, insan hep varlık isimleri&#8230; Bu varlıkların var edilmelerini yokluğa veremeyeceğime göre, bütün bunlar Allah’ın varlığına birer delil, birer alâmet. Ve O’nun vücut sıfatına birer şâhit.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Sonra her varlığın bir başlangıcı olduğunu düşünür; başlangıcı olmaktan münezzeh olan Allah’ın “kıdem” sıfatını onlarda okur. Keza her varlığın bir sonu olduğunu dikkate alır ve sonu olmaktan münezzeh olan Allah’ın&nbsp;“beka”&nbsp;sıfatını bütün kalbiyle tasdik eder.&nbsp;<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Bir eseri yazan zâtın eserdeki hiçbir kelimeye, hiçbir cümleye benzemeyeceğini, zira kâtibin yazı cinsinden olmayacağını dikkate alır ve elementlerden kürelere, ruhlardan meleklere, çiçeklerden&nbsp; yıldızlara kadar bütün varlık âleminin yaratıcısı olan Allah elbette hiçbir mahlûka benzemeyecektir der ve O’nun&nbsp;“Muhalefetün-lil-havadis (zâtının hiçbir varlığa benzememesi)&nbsp;sıfatına iman eder.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Hiçbir varlığın kendi varlığını kendi iradesiyle ayakta tutmadığını, hepsinin bir İlâhî lütufla varlıklarını sürdürdüğünü düşünür ve Allah’ın&nbsp;“Kıyam-binefsihi”sıfatına bütün ruhuyla iman eder.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />İlahi İsimler<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Bazı İslâmî kaynaklarda İlâhî isimlerden de sıfat diye söz edildiği görülür. Meselâ,&nbsp;“Kerim”,&nbsp;Allah’ın bir ismidir. Aynı zamanda Allah’ı kerem sahibi olarak vasıflandırması cihetiyle de sıfat vazifesi görür. “Kerim Allah” dediğimiz zaman Kerim ismini sıfat makamında kullanmış oluruz.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Yine bu kaynaklarda Cenâb-ı Hakk’ın sıfatları üç grupta mütalâa edilir:&nbsp;“Zâtî sıfatlar” (bunlar sübutî ve selbî olarak iki kısma ayrılırlar),&nbsp;“fiilî sıfatlar”, bir de&nbsp;“manevî sıfatlar.”&nbsp;Allah’ın bütün güzel isimleri bu sıfatlardan birine dayanır. Meselâ,&nbsp;Âlim ismi sıfat-ı sübutiyeden “İlim” sıfatına,&nbsp;“Kadîr” ismi “Kudret” sıfatına,&nbsp;“Mütekellim” ismi “Kelâm” sıfatına dayanır.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Keza,&nbsp;Evvel ismi,&nbsp;sıfat-ı selbiyeden&nbsp;“Kıdem”&nbsp;sıfatına,&nbsp;“Âhir”<br />
 ismi,&nbsp;“Bekâ”&nbsp;sıfatına dayanır.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />İlâhî isimlerden çoğu fiilî sıfatlara dayanmaktadır.&nbsp;Hâlik&nbsp;ismi, yaratma fiiline;&nbsp;Muhyi&nbsp;ismi ihya (hayatlandırma) fiiline;&nbsp;Musavvir&nbsp;ismi “tasvir”, yâni sûret verme fiiline; Mümit (ölümü verici) ismi, imate (ölümü verme) fiiline dayanır.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Bazı isimler de manevî sıfatlara istinad ederler. Hakîm ismi Cenâb-ı Hakk’ın hikmet sahibi olması sıfatına;&nbsp;“Kebir”&nbsp;ismi, kibriya sahibi olma vasfına;&nbsp;Cemil&nbsp;ismi, cemal sahibi olmasına dayanır.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Buna göre biz Rabbimizi hangi isimle yâd edersek edelim, o isim aynı zamanda Rabbimizin bir vasfını, bir kemalini, bir cemalini, yahut ahlâk-ı ilâhiyyesinden bir ahlâkını ifade etmekle sıfat vazifesi görür.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Cenâb-ı Hakk’ın zâtı birdir ama isimleri yüzlerce, binlercedir. Hatta bazı zâtlara göre ilâhî isimler sonsuzdur. İşte bu isimler arasındaki farklılık, onların tecelligâhı olacak varlıkların da farklı olmalarını zarurî kılmıştır.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Allah’ın bütün isimleri güzeldir.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Zâtı güzel olduğu gibi bütün zâtî isimleri de güzeldir.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Sıfatları güzel olduğu gibi, bu sıfatlardan doğan sonsuz fiilleri de güzeldir. Ve bu fiillere dayanan ‘fiilî isimleri’ de güzeldir.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Bu sırra eren kâmil insanlar,&nbsp;“Kahrın da hoş, lütfun da hoş”&nbsp;demişlerdir. Zira, Kahhâr ismi de güzeldir, Latîf ismi de.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Bu kısa açıklamadan sonra,&nbsp;‘zât, şuunât, sıfat, fiil, isim’&nbsp;münasebetinden de kısaca söz edelim:<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Nur Külliyatı&#8217;nda bu önemli konu defalarca işlenmiş ve misallerle izah edilmiştir. Bunlardan birisinin sonunda şu hüküm cümlesine yer verilmiştir:<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />“İşte bütün âlemdeki âsâr-ı sanat ve bütün mahlukat, herbiri birer eser-i mükemmel olduğundan, herbiri bir fiile ve fiil ise isme, isim ise vasfa ve vasıf ise şe’ne ve şe’n ise zâta şehadet ettikleri için; masnuat adedince birtek Sâni’-i Zülcelâl’in vücub-u vücuduna şehadet ve ehadiyetine işaret ettikleri gibi; heyet-i mecmuası ile, silsile-i mahlukat kadar kuvvetli bir tarzda bir mi’rac-ı marifettir.”&nbsp;(Sözler)<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Buna göre,&nbsp;mahlukatı tefekkür ederken takip edeceğimiz sıra&nbsp;şöylece ortaya konulmuş oluyor:&nbsp;eser, fiil, isim, sıfat (vasıf), şe’n, zât.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Allah’ın, bir mahluku yaratmasında ise bu sıra&nbsp;şu şekli alıyor:&nbsp;zât, şe’n, sıfat, isim, fiil, eser.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Bir hadis-i kutsî de şöyle buyruluyor:<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />“Ben gizli bir hazine idim, bilinmeye muhabbet ettim (bilinmek istedim) de kâinatı yarattım.”<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Bu kutsî hadisin ışığında şöyle diyebiliriz: Bu varlık âleminin yaratılmasında ilk safha, Allah’ın bilinmeye muhabbet etmesidir. Bu ise ilâhî şuunâttan bir şe’ndir.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Bu ilâhî istekten sonra, kâinatın yaratılması irade edilmiştir, irade ise bir ilâhî sıfattır. Bu irade ile birlikte kudret, ilim gibi bütün sıfatların, tabiri caizse, faaliyet göstermesi söz konusudur. Demek ki&nbsp;sıfatları faaliyete geçiren şuunâttır.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Sıfatlar belli sayıda olmakla birlikte, bunlardan sonsuz fiiller zuhur etmiştir ve bu fiillerden her birisi, Allah’ın, ezelden beri var olan bir ismine dayanır. Terbiye fiilinin Rab ismine dayanması gibi.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Şu var ki, henüz hiçbir varlığın yaratılmadığı dönemde de, bu isimler var idi, ama tecelli etmemişlerdi.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Mahlukatın yaratılmasıyla tecelli eden isimler, fiilî isimlerdir;&nbsp;Rezzak, Hâlık, Muhyî, Mümit gibi&#8230;<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Zâtî isimlerin varlığına bu âlemde birçok delil varsa da bu, ‘tecelli’ demek değildir. Meselâ,&nbsp;Kadîm ismi hiçbir şeyde tecelli etmez.&nbsp;Çünkü evveli olmamak ancak Allah’a mahsustur. Ama biz, eşyanın evvellerine bakarak bunları yaratan Allah, Kadîm’dir, ezelîdir diyebiliriz. Yani, Allah’ın Kadîm ismini eşyanın evvellerinde okuyabiliriz, fakat bu bir tecelli değildir.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Şu noktayı da önemle belirtmek isteriz:<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Tecelli etmek başkadır, ayna olmak daha başkadır.&nbsp;İnsanın ölümünde Allah’ın Mümit (ölümü yaratan) ismi tecelli eder, fakat Bâkî ismi tecelli etmez.&nbsp;Ama, insanların ölümleri Bâki ismine bir ayna olurlar;&nbsp;yani biz, ölümlerde Allah’ın Bâki ismini okuyabiliriz.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Demek oluyor ki, âlemlerin yaratılmasıyla Allah’ın fiilî isimleri tecelli etmiş oldular. Böylece şu gördüğümüz ve göremediğimiz ilâhî eserler vücut buldular.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Allah’ın en mükemmel eseri, insan ruhudur. Bu ilâhî mucizede, nice ilâhî hakikatlerin birtakım işaretleri mevcuttur. Meselâ, insan kendi kudretini tefekkür ederek, ilâhî kudretin varlığını bilebilir; ancak, kudretinin mahluk olduğunu ve ilâhî kudrete işaret ettiğini unutmamak şartıyla&#8230;<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Mâlûm olduğu gibi, haritadaki bir işaret bir şehri gösterir, ama o işarette şehrin binalarını, caddelerini, büyüklüğünü, şeklini bulamazsınız; sadece o şehrin varlığından haberdar olursunuz o kadar.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />İnsanın sıfatları ve şuunâtı da böyledir.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Bu gerçeği göz önüne alarak şöyle diyebiliriz:<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />İnsan bir fakiri gördüğünde içinde bir merhamet, bir acıma duygusu uyanır. Bu, şuunâta misaldir.<br style="box-sizing: inherit;" />Sonra ona yardım etmeye karar verdiğinde, irade devreye girmiş ve böylece sıfatlara intikal edilmiştir. Elini cebine sokması da yine bir sıfat olan kudretle gerçekleşir.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Fakire sadaka vermek üzere elini uzatması bir fiildir, sadaka verme fiili.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Herkes bir fakiri görebilir, ama sadaka vermeyebilir de. Sadaka vermek, ancak cömert insanların işidir. Demek ki, cömert ismini taşıyan insanlarda, sadaka verme fiili gerçekleşiyor. Yani, bu fiil bu isme dayanıyor.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Sonunda, fakirin eline paranın değmesiyle, olay tamamlanmış oluyor.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />İşte insan, bu istidadı, bu kabiliyeti sayesinde, ilâhî şuunâtı, sıfatları ve fiilleri bir derece tefekk<br />
ür edebiliyor.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Son olarak Nur Külliyatı&#8217;ndaki şu hayatî tavsiye üzerinde de kısaca durmak isterim:<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />“Şeriat ve sünnet-i seniyenin ahkâmları içinde cilveleri intişar eden esmâ-i hüsnanın herbir isminin feyz-i tecellisine bir mazhar-ı câmi’ olmağa çalış&#8230;”&nbsp;(Sözler)<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Buna göre ilâhî isimlere mahzar olmak ve onlardan feyiz almanın en sağlam yolu, Kur’ân’a ve sünnete uymaktır. İnsan, ilâhî emirlere uyduğu, yasaklardan kaçındığı ve bu konuda en büyük rehber olan Allah Resûlünün (a.s.m.) sünnetine ittiba ettiği ölçüde, ilâhî isimlerin tecellilerinden feyiz alır.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Nur Müellifi,&nbsp;‘mazhar-ı câmi’&nbsp;olmaktan söz ediyor ve bunun için çalışmak gerektiğini söylüyor.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Bir mahluk, ne kadar çok isimden ne ölçüde feyiz alırsa, derecesi, şerefi, rütbesi o nisbette yükselir. Bir misal vermek isterim:&nbsp;<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Bir âlimde Allah’ın&nbsp;Alîm&nbsp;ismi tecelli etmiştir. Bu âlim fakirleri doyurduğunda&nbsp;Rezzâk&nbsp;isminden de ayrı bir feyiz alır. Kendisine karşı işlenen bir hatayı affettiğinde ise&nbsp;Afüvv&nbsp;ismine mazhar olur. Bütün bunlar kulun kendi cüz’î iradesiyle yapabildiği işlerdir ve&nbsp;‘mazhar-ı câmi olmaya çalış’,&nbsp;denilmesi de bundandır. Yoksa, bir ilâhî ihsan olarak bizde tecelli eden isimlerde, bizim bir çalışmamız söz konusu değildir.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Nur Külliyatı&#8217;nda, ‘insanın esmâ-i ilâhiyeye mazhar olması’ hakkında çok önemli bir bahis var. ‘Herbir isminin feyz-i tecellisine bir mazhar-ı câmi’ olmayı’ bu bahsin ışığında daha iyi anlayabiliriz:<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />“İnsan, üç cihetle esmâ-i ilâhiyeye bir âyinedir.&#8221;<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Biri&#8221;nci Vecih: Gecede zulümat, nasıl nuru gösterir. Öyle de: İnsan, za’f ve acziyle, fakr u hacatıyla, naks ve kusuru ile, bir Kadîr-i Zülcelâl’in kudretini, kuvvetini, gınasını, rahmetini bildiriyor ve hakeza pek çok evsaf-ı ilâhiyeye bu suretle âyinedarlık ediyor.&#8221;<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />&#8220;İkinci Vecih âyinedarlık ise: İnsana verilen numuneler nev’inden cüz’î ilim, kudret, basar, sem’, mâlikiyet, hâkimiyet gibi cüz’iyat ile kâinat Mâlikinin ilmine ve kudretine, basarına, sem’ine, hâkimiyet-i rububiyetine âyinedarlık eder.&#8221;<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />&#8220;Üçüncü Vecih âyinedarlık ise: İnsan, üstünde nakışları görünen esmâ-i ilâhiyeye âyinedarlık eder.”&nbsp;(Sözler)<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />İlk iki vecihte, insanın iradesi söz konusudur. Yani, insan kendi iradesini doğru kullanarak, aczini ve fakrını bildiği nisbette Allah’ın&nbsp;Kadîr&nbsp;ve&nbsp;Ğanî&nbsp;isimlerine ayna olur. Noksanını bildiği ölçüde, ilâhî sıfatların ve fiillerin kemâlini idrak eder, bu idrakle birlikte o da kemâl bulur, terakki eder.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Öte yandan, insan kendi mahiyetine konulan sıfatları doğru değerlendirdiğinde, bunlar vasıtasıyla, ilâhî sıfatların varlığını idrak eder. İnsan bu sıfatlara sahip olmasaydı, Allah’ın sıfatları ona meçhul olurdu. İlâhî sıfatların bir işareti, bir gölgesi insanın mahiyetinde yaratılmış olduğu için, insan, mahluk olan bu sıfatlarını kıyas unsuru olarak kullanıp, ilâhî sıfatları tefekkür edebiliyor.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Üçüncü vecihte, iradeyi kullanma, yahut kıyas yapma söz konusu değildir. Bu kâinat sergisinde Allah’ın nice farklı eserleri sergileniyor ve her birinde ayrı bir sanat ve farklı bir isim tecelli ediyor. İnsan da bu eserlerden birisi, ama birincisi. O da bir eser olarak kendinde tecelli eden isimleri sergiliyor, seyircilere gösteriyor, fikir erbabına okutturuyor.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Nur Müellifinin, ‘çalış’ tavsiyesi, ilk iki cihet içindir; bu üçüncü cihette kulun bir gayreti sözkonusu değildir.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Cevşen duasında Allah&#8217;ın 1001 ismi geçmektedir.&nbsp;Hannan&nbsp;ve&nbsp;Mennan&nbsp;isimleri de bunlardandır.</div>
</div>The post <a href="https://ateistlerecevap.org/allahi-tanmak-isteyenler-buyrun/" data-wpel-link="internal">Allah'I tanımak isteyenler buyrun…</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ateistlerecevap.org/allahi-tanmak-isteyenler-buyrun/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bakara 7 Allah kalpleri mühürlüyorsa müslüman olmak bizim elimizde değil mi?</title>
		<link>https://ateistlerecevap.org/bakara-7-allah-kalpleri-muhurluyorsa/</link>
					<comments>https://ateistlerecevap.org/bakara-7-allah-kalpleri-muhurluyorsa/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ateistlere Cevaplar]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 09 Sep 2017 09:46:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Ayetler]]></category>
		<category><![CDATA[Sorular]]></category>
		<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.ateistlerecevap.org/?p=15</guid>

					<description><![CDATA[<p>&#8220;Lütfen önce yazının tamamını okuyun ondan sonra karar verin yazının tamamını okumadan yorum yapmayın.&#8221; Değerli kardeşimiz, Kalp mühürlenmesi, bir kalbin küfür ve isyanla katılaşmak ve kararmak suretiyle imanı kabul edemez hâle gelmesi şeklinde tarif edilir.&#160;Allah Resulü (asm.) buyururlar ki: &#8220;Her günah ile kalpte bir siyah nokta meydana gelir. &#8220; Bir ayet-i kerimede de şöyle buyrulur: [&#8230;]</p>
The post <a href="https://ateistlerecevap.org/bakara-7-allah-kalpleri-muhurluyorsa/" data-wpel-link="internal">Bakara 7 Allah kalpleri mühürlüyorsa müslüman olmak bizim elimizde değil mi?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div class="separator" style="clear: both; text-align: center;">
<a href="https://1.bp.blogspot.com/-txepBIft-UI/WbO3AIb3FGI/AAAAAAAAIs4/a9OVT66AAcIfzBx2CrFR-G78M_OIAAyKwCLcBGAs/s1600/Bakara%2B191%2B%25284%2529.png" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;" data-wpel-link="external" rel="nofollow external noopener noreferrer"><img loading="lazy" decoding="async" alt="Bakara 7 Allah kalpleri mühürlüyorsa müslüman olmak bizim elimizde değil mi?" border="0" data-original-height="720" data-original-width="1280" height="360" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2017/09/Bakara19128429.png" title="Bakara 7 Allah kalpleri mühürlüyorsa müslüman olmak bizim elimizde değil mi?" width="640" /></a></div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
</div>
<div style="box-sizing: inherit; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; margin-bottom: 1em;">
&#8220;Lütfen önce yazının tamamını okuyun ondan sonra karar verin yazının tamamını okumadan yorum yapmayın.&#8221;</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Değerli kardeşimiz,</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
<em style="box-sizing: inherit;">Kalp mühürlenmesi, bir kalbin küfür ve isyanla katılaşmak ve kararmak suretiyle imanı kabul edemez hâle gelmesi şeklinde tarif edilir.</em>&nbsp;Allah Resulü (asm.) buyururlar ki:</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
&#8220;Her günah ile kalpte bir siyah nokta meydana gelir. &#8220;</div>
</blockquote>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Bir ayet-i kerimede de şöyle buyrulur:</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
&nbsp;“Allah kendisine ortak koşulmasını asla bağışlamaz; bundan başkasını (sair günahları) dilediği kimse için bağışlar.”&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">(Nisa, 4/48)</em></div>
</blockquote>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Bu hadis-i şeriften ve âyet-i kerimeden anladığımıza göre, kalbi karartan en büyük siyahlık şirk, yani Allah’a ortak koşmaktır. Bir insan, şirki dava eder ve bu hususta müminlerle mücadeleye girişirse, her geçen gün kalbindeki bu siyahlık daha da koyulaşır ve genişlenir. Gitgide bütün kalbi sarar. Artık o insanın iman ve tevhidi kabul etmesi âdeta imkânsız hale gelir. Nur müellifinin ifadesiyle,</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
<em style="box-sizing: inherit;">“Salâh ve hayrı kabule liyakati kalmaz.”</em></div>
</blockquote>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
İşte sözü edilen âyet-i kerime, Allah Resûlüne (asm.) cephe alan, onunla mücadele eden müşrikler hakkında nâzil olmuştur. Ve o müşriklerin kalplerinde şirkin tam hâkimiyet kurması ve tevhide yer kalmaması,&nbsp;“kalp mühürlenmesi”&nbsp;şeklinde ifade edilmiştir. İşte kendilerine hidayet kapısı kapananlar, bu noktaya varan müşriklerdir. Yoksa günah işleyen, zulüm eden yahut şirke giren her kişi için hidayet kapısının kapanması söz konusu değil. Aksi hâlde, Asr-ı saadette, daha önce putlara tapan on binlerce insanın İslâm’a girmelerini nasıl izah edeceğiz?!. Şirke giren her insanın kalbi mühürlenseydi, hiçbir müşrikin Müslüman olamaması gerekirdi. Demek ki, kalbi mühürlenenler, tevhide dönmeleri imkânsız hâle gelenlerdir. Ve onlar, bu çukura kendi iradelerini yanlış kullanarak düşüyorlar.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Çok önemli bir noktaya da kısaca değinmek isteriz:</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Nur Külliyatı&#8217;nda küfür iki kısımda incelenir: Adem-i kabul ve kabul-ü adem.&nbsp;Adem-i kabul,&nbsp;yani&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">“iman hakikatlerini kabul etmeme”&nbsp;</em>hakkında,&nbsp;“Bir lâkaydlıktır, bir göz kapamaktır ve cahilane bir hükümsüzlüktür.”&nbsp;denilir.&nbsp;Kabul-ü ademde ise&nbsp;küfrü dava etmek ve batıl itikadını ispata çalışmak&nbsp;söz konusudur. Bu ikinci gurup, küfür cephesinde yer alarak iman ehliyle mücadele ederler.&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">İşte kalp mühürlenmesi, daha çok, bunlar için söz konusudur.</em></div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
<em style="box-sizing: inherit;">&#8220;</em>Daha çok&#8221;&nbsp;diyoruz, çünkü bu insanlardan da, az da olsa, hidayete erenler, İslamı seçenler çıkmaktadır. Şüphesiz ki küfürleri tam ortaya çıkmış olanlar kendilerini ha (Allah&#8217;ın azabından) korkutmuşsun, ha korkutmamışsın onlar için aynıdır, iman etmezler. Fakat bu inzâr (korkutma) ve adem-i inzâr (korkutmama) senin için aynı değildir, &#8220;senin için eşit&#8221; değil, &#8220;onlar için eşit&#8221; dir. Zira sen görevini yapmış ve Allah&#8217;ın delilini göstermiş ve açıklamış olursun, sevap senin, günah onların olur. O eşitliğin, iman etmediklerinin sebebine gelince: Çünkü yüce şân sahibi Allah, onların kalplerini ve kulaklarını mühürlemiştir. Gerçeği kendiliklerinden sezip, düşünüp bulmaya, olmadığı halde dinleyip işitmeye, güzel kabul göstermeye kabiliyet (yetenek)leri kalmamıştır.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Aslî kalp vardır, fakat ilk yaratılıştaki sağlamlıklarını yitirmişler, kötü alışkanlıklarıyla onu örten ikinci bir alışkanlık kazanmışlardır. Bu kazancı da Allah Teâlâ yerine getirmiştir. Artık onlar kendiliklerinden; kendi istek ve arzularından, şahsî ve nefsî gayelerinden başka hiçbir şeye dönüp bakmazlar. Gerçeği anlamak için yaratılmış olan o kalplerin bütün faaliyet ve yetenekleri nefse ait arzularla boğulmuş, isterse gelecekteki menfaatleri adına olsun, kendilerinden şimdiki isteklerinden başka gayba ait gerçeklere karşı inat ile kaplanmışlar, onlar</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
&#8220;Öğüt alacak olanın, öğüt alacağı kadar bir süre sizi yaşatmadık mı?&#8221;<em style="box-sizing: inherit;">&nbsp;(Fâtır, 35/37)</em></div>
</blockquote>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
âyeti gereğince, Allah Teâlâ&#8217;nın verdiği düşünme devresini tamamlamışlar ve artık küfür, onların tam ortaya çıkmış kazançları, huyları ve ikinci yaratılışları olmuştur. Onlar ne hakikatı, kalp gibi nefse ait delilleri, ne de Kur&#8217;ân gibi daima açık manevî ve aklî bir mucizeyi düşünürler ve hatta ne dinlerler, ne dinlemek isterler, bilmek işlerine gelmez, bilseler de kabul etmezler. Bunlardan başka gözlerinin üzerinde de bir perde vardır&#8230;</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Görülen âlemde, âlemin şekli, madenlerin oluşumu, bitkilerin ve hayvanların durumu, anatomi gibi gözle görülebilen doğru delilleri, bakmak isteseler bile göremezler, çünkü o gözler perdelidir. Onları gaflet, şehvetler, kötülükler, bencillik perdesi bürümüştür. Mesela, her gün gökyüzüne bakar, o gönülün hoşlandığı manzarayı görür de, şu yerdeki, şu bedendeki, şu küçücük gözün, küçücük göz bebeğine uyan bir anlık ışık ile dışardan o kadar uzak ve geniş uzaklık ve mesafe içindeki büyük dış manzaranın nasıl ve ne ile anlaşıldığını görmez ve düşünmez. Acıktığı zaman ekmeğe koşar da, dışındaki ekmeği nasıl idrak ettiğini ve ona nasıl ve ne sayede isabet ve uyum sağlayabildiğini düşünmez ve görmez&#8230; Böylece onlar, gerçeği anlamak için şart olan kalp ve akıl, sağlam duyular, haberi duyma denilen üç ilim sebebinin üçünden de mahrum bir haldedirler.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
<em style="box-sizing: inherit;">&#8211; Kalp nasıl mühürlenir?</em></div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Malum ya üzerini mühürlenmek; zarf, kap, örtü ve kapı gibi şeylerde olur. İnsanların kalpleri de, ilimlerin ve bilgilerin zarfları ve kapları gibidir. Ne kadar anlayışlarımız varsa orada saklıdır. Kulak da bir kapı gibidir, duyulan şeyler oradan girer. Bilhassa geçmişteki, gelecekteki ve şimdiki gaybla ilgili haberler, kitaplardaki kavramlar duyma yoluyla bilinir. Şu halde kalbin mühürlenmesi, zarfın mühürlenmesine; kulağın mühürlenmesi, kapının mühürlenmesine benzer. Peygamber Efendimiz (asm) hadislerinde şu meâlde buyurmuştur ki:</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
&#8220;Günah ilk defa yapıldığı zaman kalpte bir siyah nokta yani kara bir leke olur. Eğer sahibi pişman olur, tövbe ve istiğfar ederse kalp yine parlar. Etmez de günah tekrarlanırsa, o leke de artar, sonra arta arta bir dereceye gelir ki, leke bir kılıf gibi bütün kalbi kaplar ki Mutaffifîn sûresinde<em style="box-sizing: inherit;">&nbsp;&#8216;Hayır, onların işleyip kazandıkları şeyler, kalplerinin üzerine pas tutmuştur.&#8217;</em>&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">(Mutaffifîn, 83/14)</em><em style="box-sizing: inherit;">&nbsp;</em>âyetindeki &#8220;rayn&#8221; da budur.&#8221;&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">(bk. Tirmizi, Tefsiru Sûre, 83, 1; İbn-i Mace Zühd 29)</em></div>
</blockquote>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Bu hadis gösteriyor ki, günahlar devam ettikçe kalpleri bir kılıf gibi kaplar. İşte o zaman bu âyetinde buyurulduğu gibi, Allah tarafından mühür ve baskı yapılır. O salgın leke o kalbe basılıp tabedilir. Başlangıçta âharlı parlak bir yazı kağıdı üzerine dökülmüş, silinmesi mümkün olan bir mürekkep gibiyken, bundan sonra matbû ve silinmez bir hale gelir. Diğer bir deyişle, alışkanlıkla bir ikinci huy olur. Ne silinir, ne çıkar ve o zaman ne iman yolu kalır, ne de küfürden kurtulmaya çare.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Bu mühürleme ve baskının kazanılması kuldan, yaratılması Allah&#8217;tandır.&nbsp;Şu hâlde burada hatm (mühürleme)in Allah&#8217;a isnadı, aklî mecaz değil, Ehl-i sünnet&#8217;in anladığı gibi hakikattir ve cebir (zorlama) yoktur. Bu hadis ve âyet ahlâkta alışkanlık meselesini ne güzel açıklar. Ahlâkın ve dinin kıymeti, devam ve alışkanlıkta olduğunu ne güzel anlatır. Bu nokta terbiye meselesinin sırrıdır. Dinî bakımdan bir günahta ısrar etmekle etmemenin farkı da bundandır. Günahı helal saymanın, haramı helal saymanın küfür olması da bununla ilgilidir. İman meselesinde kâfirler için bu alışkanlığın sonucu, bu ikinci huy, bu sağlam meleke ne ise, amel konusunda müminler için de böyledir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
<em style="box-sizing: inherit;">İyiliklere âdet edinmekle alışılır. Kötülükler de alışkanlık ile içinden çıkılmaz bir ikinci huy olur.&nbsp;</em>Hayatın akışı bu alışkanlığın kazanılması demektir. İlk yaratılışta beşer iradesinin ilgisi yoktur. Fakat alışkanlıkta ilk hissesi önemlidir. Bununla beraber bunun üzerine sonuç olarak yaratma yine Allah&#8217;ındır. Şu halde bu meselelerde ilk yaratılış gibi zorlama yoktur. Aynı zamanda insanın yaratıcılığı da yoktur, yalnız kazancı vardır. İnsan bir taraftan yaratılmışı alır, diğer taraftan yaratılacağı kazanır, onun kalbi, Allah&#8217;ın yaratığı ve halkının (yaratmasının) güzergâhıdır. İnsan asıl değil, vekildir. Allah Teâlâ onlara başlangıçta kalp vermeseydi veyahut kendiliğinden mühürlü olarak verseydi, o zaman zorlama olurdu. Hâlbuki âyet öyle demiyor.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
<em style="box-sizing: inherit;">Şu halde bazı Avrupalıların yaptığı gibi bu âyetlerle cebir (zorlama) isnadına kalkışmak, âyeti anlamamaktır.</em>&nbsp;Yalnız Allah Teâlâ bu gibi kâfirlerin iman etmiyeceklerini bildiği halde yine iman ile sorumlu tutmuştur. Hâlbuki Allah&#8217;ın ilminin tersine bir şey olmayacağından dolayı,&nbsp;&#8220;bu iman, üstesinden gelinemiyecek bir iman değil midir?&#8221;&nbsp;sorusu sorulmuştur. Fakat bunu da şöyle anlamak gerekir: Bu teklif ilk yaratılışa göre güç yetmiyecek değildir ve onun için yapılmıştır. Gerçi ikinci huya göre güç yetmezdir. Fakat onun için yapılmamış, sadece bilinmiştir. Kur&#8217;ân&#8217;ın hikmeti ve İslâmî esaslara göre ilimde zorlama fiili yoktur. Bundan,&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">&#8220;aklî zaruret yoktur&#8221;&nbsp;</em>diye de bahsederler. Cebir (zorlama) ve icâb (gerekli kılma), iradenin ve yaratmanın eseridir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
<em style="box-sizing: inherit;">Allah&#8217;ın, önden veya sondan bir şeyi bilmesi, onu yapması ve yaptırması demek değildir.&nbsp;</em>Ne bilen yapmaya mecburdur, ne de bilinen yapılmaya mecburdur. İsteğin fiile çıkması bile kudret (güç)e, güçle beraber bir de yaratmaya bağlıdır. Bunun içindir ki biz, kendimizde iradeye bağlanmayan ilimler ve hatta güç bulunduğu halde bile fiile çıkmamış nice iradeler buluruz.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Bütün bunlar bize gösterir&nbsp;ki bilmek, istemek, güç, yaratma bir grup sıfatlardır. Bundan dolayı Allah Teâlâ&#8217;nın bilmiş olması da zorla yaptırmış olması demek değildir. Ve Allah Teâlâ mühürü, ikinci huyu kulun istemesinden ve bahsettiği gücünden sonra yaratmıştır ve anılan teklif nihayet geçici ve değişken bir şekilde güç yetmez olmuştur. Bu ise hem mümkün ve hem olagelendir. Ve öyle olması yakışır.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Özetle kader, zorlama değildir.&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">Bunlar,&nbsp;Allah&nbsp;bildiği için kâfir olmamış, kâfir olduklarından ve olacaklarından dolayı Allah öyle bilmiş, öyle takdir etmiştir.</em>Yanılmayanın takdirinin manası düşünülürse, bu pek kolay anlaşılır. Bunlar için kurtuluş da yok, büyük bir azab vardır. Çünkü bunlarda, yukarıda anlatılan iman ve ahirete şeksiz inanma yoktur. Allah, Allah&#8217;ın kitabı, peygamber, ahiret denildikçe o mühürlü kalpler kıvranır, çarpınır, o mühürlü kulaklar uğuldar, o perdeli gözler deprenir, etrafa yalpa vurur. Öldükten sonra da cehennem azabını boylarlar.</div>
<p><iframe loading="lazy" allowfullscreen="" frameborder="0" height="360" mozallowfullscreen="" src="https://player.vimeo.com/video/22893696" webkitallowfullscreen="" width="640"></iframe><br />
<br />
<b>Anahtar kelime alanımız</b>: bakara 7 bakara 7 ayet bakara 7.ayet tefsiri bakara 7 ayeti bakara 7 arapça bakara 7 açıklama bakara suresi 7. ayet dinle bakara suresinin 7.ayeti bakara suresi 7. ayet okunuşu bakara suresi 7. ayet fazileti bakara suresi 7 ayetin anlami bakara suresi 7 ci sayfa bakara suresi 7.cüz 7 bakara court forster bakara 7.sayfa dinle bakara suresi 7. sayfa davut kaya bakara suresi sayfa 7 fatih çollak bakara suresi 7 nci ayet bakara suresi ilk 7 ayeti bakara suresinin ilk 7 ayeti bakara suresi 7 sayfa ishak danış bakara lyon 7 residence bakara lyon 7 bakara 7 meali bakara suresi 7 sayfa meali bakara süresi 7 nci ayet bakara suresi 7.sayfa okunuşu bakara 7 sayfa bakara suresi bakara suresi meali bakara suresi dinle bakara suresi arapça bakara suresi türkçe okunuşu bakara suresi tefsiri bakara suresinin son iki ayeti bakara suresi indir bakara suresi kaç ayet bakara 7 tefsir bakara 7 tefsiri bakara suresi 7 sayfa tecvid kuralları bakara suresi 7 sayfa türkçe okunuşu bakara süresi 7 ve 8 sayfa bakara 6. ve 7. ayet bakara suresi 6 ve 7.ayetler okunuşu bakara suresi 6 ve 7.ayetler tefsiri bakara suresi 6 ve 7 ayet bakara suresi 6 ve 7.ayetler meali bakara suresi 1-7 7 bakara suresi (87-103) bakara 2/7 bakara suresi 2 7 bakara 6-7 bakara suresi 6 7 8 9 10 bakara suresi 6-7 bakara 2 6 7 bakara suresi 5 6 7 sayfa bakara suresi 5 6 7 bakara 7 8 bakara 7 8 9 bakara suresi 7 8 9 sayfa</p>The post <a href="https://ateistlerecevap.org/bakara-7-allah-kalpleri-muhurluyorsa/" data-wpel-link="internal">Bakara 7 Allah kalpleri mühürlüyorsa müslüman olmak bizim elimizde değil mi?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ateistlerecevap.org/bakara-7-allah-kalpleri-muhurluyorsa/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Enam 92 Kuran sadece Mekke halkına mı göderildi?</title>
		<link>https://ateistlerecevap.org/enam-92-kuran-sadece-mekke-halkna/</link>
					<comments>https://ateistlerecevap.org/enam-92-kuran-sadece-mekke-halkna/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ateistlere Cevaplar]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 04 Sep 2017 07:31:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Ayetler]]></category>
		<category><![CDATA[Sorular]]></category>
		<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.ateistlerecevap.org/?p=18</guid>

					<description><![CDATA[<p>Değerli kardeşimiz, Önce özet bir bilgi verelim sonra detaylı açıklamasına geçelim. İslam&#8217;ın kıblesi (merkezi) Kabe dir yani Mekkedir. Enam suresi 92.ayetin meali şudur; &#8220;İşte bu da bizim indirdiğimiz bir kitab, feyz-u bereketi Dünyayı tutacak, evvelki kitablar bu tasdık etmedikçe mu&#8217;teber olmıyacak, bir de ümmülkurayı ve hem bütün çevresindekileri inzar edesin diye ki Âhıreti te&#8217;min edecekler [&#8230;]</p>
The post <a href="https://ateistlerecevap.org/enam-92-kuran-sadece-mekke-halkna/" data-wpel-link="internal">Enam 92 Kuran sadece Mekke halkına mı göderildi?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div class="separator" style="clear: both; text-align: center;">
<a href="https://2.bp.blogspot.com/-sj1gp2NTT-Y/Waz-ChA-JSI/AAAAAAAAIo4/wrBHC6SCva0_mrwurBTjhGGKTqy_x54ZQCLcBGAs/s1600/Bakara%2B191%2B%25282%2529.png" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;" data-wpel-link="external" rel="nofollow external noopener noreferrer"><img loading="lazy" decoding="async" alt="Enam 92 Kuran sadece Mekke halkına mı göderildi?" border="0" data-original-height="720" data-original-width="1280" height="360" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2017/09/Bakara19128229.png" title="Enam 92 Kuran sadece Mekke halkına mı göderildi?" width="640" /></a></div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Değerli kardeşimiz,</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Önce özet bir bilgi verelim sonra detaylı açıklamasına geçelim.</div>
<div style="box-sizing: inherit; margin-bottom: 1em;">
İslam&#8217;ın kıblesi (merkezi) Kabe dir yani Mekkedir. Enam suresi 92.ayetin meali şudur; &#8220;İşte bu da bizim indirdiğimiz bir kitab, feyz-u bereketi Dünyayı tutacak, evvelki kitablar bu tasdık etmedikçe mu&#8217;teber olmıyacak, bir de ümmülkurayı ve hem bütün çevresindekileri inzar edesin diye ki Âhıreti te&#8217;min edecekler buna iyman ederler ve onlar namazlarının üzerine muhafız olurlar&#8221; buradaki Ümmülkura demek şehirlerin anası yani Mekke demek ayette &#8220;ümmülkurayı ve hem bütün çevresindekileri&#8221; derken Mekkeyi ve onun tabiri caizse etrafında ki halka halka dizilmiş olan tüm insanlığı uyarması için gönderdik denmiştir. Özetle Mekke merkez Mekkenin dışında kalan bütün şehirler ve insanlarda onun etrafındaki çevrelerdir yani burada bir çelişki yoktur Kur&#8217;an bütün insanlığa ve cinlere gönderilmiştir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; margin-bottom: 1em;">
<b>Detaylı açıklama</b></div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Ayette Mekke&#8217;nin çevresinden kasıt tüm yeryüzüdür. Esasen bu ayette mucizevi bir haber de bulunmaktadır. Mekke&#8217;nin dünyanın merkezi olduğunu savunan teori bilimsel araştırmalarla kanıtlanmıştır. Jeoloji uzmanları, saat ayarlamasında&nbsp;Greenwich&#8217;in değil&nbsp;Mekke&#8217;nin ölçü alınması gerektiğini de ifade etmişlerdir.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />En&#8217;am Suresi, ayet 92:&nbsp;<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />&#8220;Bu Kitap (Kur&#8217;ân), kendinden önceki kitapları tasdik eden, şehirler anası (Mekke) halkını ve çevresindeki bütün insanlığı uyarman için indirdiğimiz mübarek bir kitaptır. Ahiret gününe iman edenler bu Kitab&#8217;a da iman ederler ve onlar namazlarına da devamlıdırlar.&#8221;&nbsp;<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Bu Kur&#8217;ân da, bizim indirdiğimiz öyle bir kitaptır ki, mübarektir. Feyzi, cihanı tutacaktır. Önündekini tasdik edici, teyid edici ve iyiyi kötüden ayırıcıdır. Ondaki nûr ve hidayet bunun tasdikinden geçerek artacak, kuvvetlenecek ve gelişecektir. Biz onu bunun için (yani âlemleri hatırlatmak, bereket ve tasdik için) ve bir de Ümmü&#8217;l-Kurâ&#8217;yı (şehirlerin anası) ve bütün çevresindeki kimseleri uyarasın diye indirdik. Ve ahirete iman eden, sonlarını kurtarmak isteyenlerdir ki buna iman ederler ve bunlar namazları üzerinde koruyucu kesilirler.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Bütün şehirlerin anası, merkezi demek olan (Ümmü&#8217;l-kurâ) Mekke&#8217;nin bir ismidir ki cihanın merkezi, bütün yaratılmışların kıblesi demek gibidir. Uyarma, Mekke&#8217;nin kendisine değil, halkına olacağı bilindiğinden mânâ, mecaz veya mecaz isnadı suretiyle&nbsp;&#8220;Ümmü&#8217;l-kurâ halkı&#8221;&nbsp;demektir.&nbsp;&#8220;ve men havleha&#8221;çevresindeki bütün insanlığı&nbsp;denilmesi de buna karinedir.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Şüphe yok ki&nbsp;&#8220;Mekke&#8221;&nbsp;denilmeyip de&nbsp;&#8220;Ümmü&#8217;l-kurâ&#8221;&nbsp;denilmesi, Mekke&#8217;yi âlemdeki bütün şehirlerin bir mutlak merkezi gibi düşündürmek içindir. Ve bundan dolayı&nbsp;&#8220;ve men havleha&#8221;&nbsp;de, merkez ve çevre karşılığıyla bütün yer çevresinde bulunanların hepsi demek olur. Bununla beraber &#8220;Ümmü&#8217;l-kurâ&#8221; merkezlik mânâsı dikkat nazarına alınmaksızın &#8220;Mekke&#8221; demek gibi düşünülürse,&nbsp;&#8220;ve men havleha&#8221;&#8216;dan Mekke çevresi, Mekke civarı, bundan da nihayet Arap Yarımadası düşünülür.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Bu ihtimale göre Kur&#8217;ân&#8217;ın nüzul hikmeti yalnızca Mekke ve Arap Yarımadası halkının uyarılmasına mahsusmuş gibi bir kuruntu akla gelebileceğinden &#8220;Mekke ve etrafını uyarman için&#8221; buyurulmadığı gibi, &#8220;Ümmü&#8217;l-kurâ ve etrafını uyarman için&#8221; de buyurulmayıp atıf vâvı ile &#8220;ve Ümmü&#8217;l-kurâ ve etrafını uyarman için&#8221; buyurulmuş ve bununla Kur&#8217;ân&#8217;ın nüzulünün, Muhammed Aleyhissalatü vesselamın peygamberliğinin yalnız Arap milletini uyarma hikmetine mahsus olmadığı ve bir âyet öncesindeki&nbsp;&#8220;O Kur&#8217;ân, âlemler için ancak bir uyarmadır.&#8221;&nbsp;mânâsıyla, bereketlerinin kapsamının genişliğinden gaflet etmemek gerektiği ve özellikle&nbsp;&#8220;Ey Muhammed! Biz seni ancak bütün insanlara bir müjdeci ve uyarıcı olarak gönderdik.&#8221;&nbsp;(Sebe&#8217;, 34/28) âyetinin kapsamı anlatılmıştır.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Fakat gariptir ki bütün bunlara karşı Yahudilerden bir grup, bu &#8220;ve Ümmü&#8217;l-kurâ ve etrafını uyarman için&#8221; âyet-i kerimesinden Hz. Muhammed (s.a.v)&#8217;in yalnız Araplara gönderilmiş bir peygamber olduğunu delil getirmeye kalkışmışlar, yani onun peygamberliğini itiraf etmekle beraber her millete değil, Araplara mahsus bir peygamber olduğu iddiasında bulunmuşlardır.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Bunlar Yahudilerden&nbsp;&#8220;İseviyye mezhebi&#8221;&nbsp;adıyla anılırlar ki, bugün aydın geçinen Avrupalılardan bir kısmının Arap olmayan Müslümanlar arasında bu Yahudi fırkasının mezhebini ve politikasını yaymaya çalıştıklarını görüyoruz. Beşerde vuku bulmuş bir iş olan peygamberliği inkâr etmenin, Allah&#8217;ı gereği gibi takdir etmemekten doğan bir cüret, bir nankörlük ve herhangi bir peygamberin peygamberliğini ve herhangi bir kitabın inmesini kabul ettikten sonra bütün peygamberleri ve kitapları tasdik ve teyid eden ve onlardan daha açık ve daha feyizli olarak indirilmiş bulunan mübarek Kur&#8217;ân&#8217;ı ve Muhammed Aleyhissalatü vesselamın nebîliğini inkâr etmenin ise bundan başka açık bir çelişki olduğu anlatılmakla peygamberlik işi tespit ve teyid ediliyor.&nbsp;<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />(KURAN&#8217;I KERİM TEFSİRİ, ELMALILI MUHAMMED HAMDİ YAZIR)</div>The post <a href="https://ateistlerecevap.org/enam-92-kuran-sadece-mekke-halkna/" data-wpel-link="internal">Enam 92 Kuran sadece Mekke halkına mı göderildi?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ateistlerecevap.org/enam-92-kuran-sadece-mekke-halkna/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Tevbe 5 Kafirleri bulduğunuz yerde öldürün ayetini açıklar mısnız?</title>
		<link>https://ateistlerecevap.org/tevbe-5-kafirleri-buldugunuz-yerde/</link>
					<comments>https://ateistlerecevap.org/tevbe-5-kafirleri-buldugunuz-yerde/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ateistlere Cevaplar]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 03 Sep 2017 14:42:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Ayetler]]></category>
		<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>
		<category><![CDATA[Tevbe 5]]></category>
		<category><![CDATA[Tevbe 5 Diyanet]]></category>
		<category><![CDATA[Tevbe 5 Elmalılı Hamdi Yazır]]></category>
		<category><![CDATA[Tevbe 5 Mehmet Okuyan]]></category>
		<category><![CDATA[Tevbe 5 Tefsir]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.ateistlerecevap.org/?p=20</guid>

					<description><![CDATA[<p>&#8220;O halde, hürmetli aylar çıkınca artık öbür müşrikleri nerede bulursanız öldürün, onları yakalayıp esir edin, onların geçebileceği bütün geçit başlarını tutun. Eğer tövbe eder, namaz kılar, zekât verirlerse onları serbest bırakın. Çünkü Allah gafurdur, rahîmdir.&#8221; (Tevbe, 9/5) &#8220;Eğer müşriklerden biri eman ile sana gelirse ona eman ver. Ta ki Allah&#8217;ın kelamını dinlesin. (Müslüman olmazsa) sonra onu [&#8230;]</p>
The post <a href="https://ateistlerecevap.org/tevbe-5-kafirleri-buldugunuz-yerde/" data-wpel-link="internal">Tevbe 5 Kafirleri bulduğunuz yerde öldürün ayetini açıklar mısnız?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"><a style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;" href="https://4.bp.blogspot.com/-bN8Ofpo3rBQ/WawTaRQxbCI/AAAAAAAAInM/WopKI9kAkvwJvuFrX5fQ-12spZlW04fUgCLcBGAs/s1600/Bakara%2B191%2B%25281%2529.png" data-wpel-link="external" rel="nofollow external noopener noreferrer"><img loading="lazy" decoding="async" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2017/09/Bakara19128129.png" width="640" height="360" border="0" data-original-height="720" data-original-width="1280" /></a></div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;"></div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;"></div>
<div style="box-sizing: inherit; font-family: arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
<div style="color: #666666;">&#8220;O halde, hürmetli aylar çıkınca artık öbür müşrikleri nerede bulursanız öldürün, onları yakalayıp esir edin, onların geçebileceği bütün geçit başlarını tutun. Eğer tövbe eder, namaz kılar, zekât verirlerse onları serbest bırakın. Çünkü Allah gafurdur, rahîmdir.&#8221; (Tevbe, 9/5)</div>
<div style="color: #666666;"></div>
<p>&#8220;Eğer müşriklerden biri eman ile sana gelirse ona eman ver. Ta ki Allah&#8217;ın kelamını dinlesin. (Müslüman olmazsa) sonra onu güven içinde bulunacağı bir yere ulaştır. Çünkü onlar bilmeyen bir kavimdir.&#8221;<em style="box-sizing: inherit; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;">(Tevbe, 9/6)</em></p>
<div style="color: #666666;"></div>
<div style="color: #666666;">Bu ayeti kerime, o günkü müşriklerle savaşmayı emretmektedir. Ancak günümüzde de İslam toplumuna saldıran olursa, o bölge halkının kendilerine savaş açan kafirlerle savaşması farzdır.</div>
<div style="color: #666666;"></div>
<div style="color: #666666;">Âyette sayılan önlemlerin kendi içinde tutarlı olabilmesi için &#8220;öl­dürme&#8221; son çare olarak düşünülecektir. Zira önce öldürme cihetine gidildiğinde diğer önlemlerin bir anlamı kalmamaktadır. Düşmanı öldürme, zaten savaş sürecinin tabii sonuçlarından olduğuna göre, burada öldürmenin özellikle tasrih edilmesi ise -muhtemelen- diğer önlemler göz ardı edilerek bu yola gidilmemesini hatırlatmak içindir. Nitekim müteakip âyette hemen tövbe edip İslâm&#8217;a girmemekle beraber İslâm&#8217;ı Müslümanların içinde görüp öğrenmek, üzerinde düşünmek için fırsat ve bunu sağlayacak bir güvence verilmesini isteyen müşriklere bu imkânın tanınma­sı istenmiştir. Bu anlayış Kur&#8217;an&#8217;ın öldürme konusundaki diğer ifadelerine de uy­gun düşmektedir.</div>
<div style="color: #666666;"></div>
<div style="color: #666666;">Haram aylardan sonra artık onlarla aranızda savaş durumu başlamıştır. Şu halde onların saldırılarını beklemeksizin hemen onlara savaş açınız, haram ve helâl farkı gözetmeden onları nerede bulursanız ve nasıl öldürebilirseniz öylece öldürünüz.</div>
<div style="color: #666666;"></div>
<div style="color: #666666;">Bununla beraber sünnette müsle yapmaktan, yani burun ve kulak gibi organları kesmekten ve bir kimseyi durdurup, elini kolunu bağlayarak ok ve benzeri aletlerle yavaş yavaş ve işkence ile öldürmekten menedilmiştir. Bundan başka Hz. Peygamber (asv) buyurmuştur ki,</div>
<div style="color: #666666;"></div>
<div style="color: #666666;">&#8220;Öldürme yönünden insanların en iffetlisi iman ehlidir.&#8221; Ve yine</div>
<div style="color: #666666;">&#8220;Öldürdüğünüz vakit güzellikle öldürün.&#8221; diye buyurmuştur. İşin böyle olması gerektiğini şu âyetler de ima yollu anlatır:</div>
<div style="color: #666666;"></div>
<div style="color: #666666;">Ve onları tutunuz, yakalayıp esir ediniz. Demek oluyor ki, tutup esir almak mümkün iken hemen öldürmeye kalkmamalıdır ve onları hasrediniz, bulundukları yerden çıkıp serbestçe dolaşmalarına, şuraya buraya gitmelerine izin vermeyiniz, onlar için her mersada oturunuz yani kaçırmamak, geçirmemek için evine, işine veya ticaret için sefere gidecek her geçidi tutup onları göz altında bulundurunuz. Kabe çevresinin müşrik varlığı ve egemenliğinden ebedî olarak arındırılması için lüzumlu her tedbir alınacaktı. (Kuran Yolu, Diyanet, ilgili ayetin tefsiri)</div>
<div style="color: #666666;"></div>
<div style="color: #666666;">&#8220;Artık tevbe ederlerse, yani şirkten vazgeçip imana gelirlerse, namazı kılıp zekatı verirlerse, yani namaz ve zekatı kabul ederek Müslüman olurlarsa, hemen yollarını açınız, koymuş olduğunuz engelleri kaldırınız, yukarıda söz konusu edilenlerden hiçbirini yapmayınız, onları kendi hallerine bırakınız. Çünkü Allah gafurdur, rahîmdir. İmana girmelerinden dolayı, daha önce yapmış oldukları şeyleri, şirk, küfür ve haksızlıkları bağışlar, üstelik iman ve taatlerine ecir ve sevap da verir.&#8221;</div>
<div style="color: #666666;"></div>
<div style="color: #666666;">&#8220;Demek ki, o müşriklere ya ölüm ve esaret veya İslâm&#8217;a girmekten başka birşey bırakılmamıştır. İleride de geleceği üzere, onlardan, ehlikitapta olduğu gibi, cizye dahi kabul edilmeyecektir. Hasan Basri rivayet etmiştir ki; esirlerden biri, Hz. Peygamber (asv)&#8217;e işittirecek şekilde &#8220;Allah&#8217;a tevbe ederim, Muhammed&#8217;e tevbe etmem.&#8221; diye üç kere bağırmış, Peygamber Efendimiz (asv) de &#8220;Bırakınız, hakkı ehline tanıdı.&#8221; buyurmuştur.&#8221;(Elmalılı Hamdi Yazır, ilgili ayetin tefsiri)</div>
</div>
<div style="box-sizing: inherit; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;"><b>Önerilen yazımız</b>: <b style="color: #666666;"><a href="https://www.ateistlerecevap.org/2017/09/bakara-191-kafirleri-buldugunuz-yerde.html" target="_blank" rel="noopener noreferrer" data-wpel-link="internal">Bakara 191 Onları bulduğunuz yerde öldürün ayeti</a></b></div>
<div style="box-sizing: inherit; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;"><b style="color: #666666;"> </b></div>
<div style="box-sizing: inherit; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;"><b style="color: #666666;"> </b></div>
<div style="box-sizing: inherit; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;"><b style="color: #666666;">Anahtar kelime alanımız:  </b>tevbe 5 tevbe 5 tefsir tevbe 5 ayet tevbe 5 diyanet tevbe 5 mehmet okuyan tevbe 5 sorularla islamiyet tevbe 5 elmalılı hamdi yazır tevbe 5 ekşi tevbe 5 açıklaması tevbe 5. ayet tefsir tevbe 5 ayet tefsiri tevbe 5 anlamı tevbe suresi 5. ayet nuzul sebebi tevbe suresi 5. ayetin tefsiri tevbe suresi 5. ayet dinle tevbe suresi 5. ayet sorularla islamiyet tevbe suresi 5. ayet bakara 191 nisa 89 91 tevbe suresi 5 ci ayet tevbe 5. ayet diyanet tevbe 5 turan dursun tevbe 5 ne demek tevbe 5 ne demek istiyor tevbe 5 deutsch tevbe 5 english tevbe 5 edip yüksel tevbe suresi 5. ayet eksi tevbe ile ilgili 5 hadis tevbe 5 iniş sebebi tevbe 5 in tefsiri tevbe suresi 5 inci ayet tevbe suresinin ilk 5 ayeti tevbe ile ilgili 5 ayet tevbe 5 kuran meali kuranda tevbe 5 tevbe suresi 5 kuran meali tevbe 5 meali tevbe 5 maide 33 tevbe 5 meal tefsir tevbe 5 nedir tevbe suresi 5 ayet ne demek quran tevbe 5 tevbe 5 suresi tevbe suresi 5. ayet tefsiri tevbe suresi 5.sayfa tevbe suresi 5 tefsiri tevbe 5 türkçe meali tevbe suresi 5 tefsir tevbe 1-5 tevbe suresi 1-5 5.tevbe sûresinin son 2 ayeti tevbe 4-5 tevbe 4 5 6 tevbe 5-6 tevbe 5 6 7 tevbe 9/5 tevbe sûresi (9) 5</div>The post <a href="https://ateistlerecevap.org/tevbe-5-kafirleri-buldugunuz-yerde/" data-wpel-link="internal">Tevbe 5 Kafirleri bulduğunuz yerde öldürün ayetini açıklar mısnız?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ateistlerecevap.org/tevbe-5-kafirleri-buldugunuz-yerde/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bakara 191 Kafirleri bulduğunuz yerde öldürün ayetini açıklar mısınız?</title>
		<link>https://ateistlerecevap.org/bakara-191-kafirleri-buldugunuz-yerde/</link>
					<comments>https://ateistlerecevap.org/bakara-191-kafirleri-buldugunuz-yerde/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ateistlere Cevaplar]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 03 Sep 2017 14:15:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Ayetler]]></category>
		<category><![CDATA[Sorular]]></category>
		<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.ateistlerecevap.org/?p=21</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bakara 191 Kafirleri bulduğunuz yerde öldürün ayetini açıklar mısınız? Serçe parmağının ucuna bakarak bir insanın resmini çizmek ne kadar yanlış bir sonuç doğurursa, bir tek ayetin sadece mealine bakarak Kur’an hakkında hüküm vermek de en az onun kadar yanıltıcı olur. Bazı yazarların dillerine doladıkları ve İslam’ın evrenselliğine, toleransına, ondaki engin fikir hürriyetine perde çekmek için [&#8230;]</p>
The post <a href="https://ateistlerecevap.org/bakara-191-kafirleri-buldugunuz-yerde/" data-wpel-link="internal">Bakara 191 Kafirleri bulduğunuz yerde öldürün ayetini açıklar mısınız?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<table align="center" cellpadding="0" cellspacing="0" class="tr-caption-container" style="margin-left: auto; margin-right: auto; text-align: center;">
<tbody>
<tr>
<td style="text-align: center;"><a href="https://3.bp.blogspot.com/-4OhrPoDmXD0/WawNmPHVlSI/AAAAAAAAIm8/6ZNH8sGDf9cVSqiFDqBByoyhRZjMzanTQCLcBGAs/s1600/Bakara%2B191.png" imageanchor="1" style="margin-left: auto; margin-right: auto;" data-wpel-link="external" rel="nofollow external noopener noreferrer"><img loading="lazy" decoding="async" alt="Bakara 191 Kafirleri bulduğunuz yerde öldürün ayetini açıklar mısınız?" border="0" data-original-height="720" data-original-width="1280" height="360" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2017/09/Bakara191.png" title="Bakara 191 Kafirleri bulduğunuz yerde öldürün ayetini açıklar mısınız?" width="640" /></a></td>
</tr>
<tr>
<td class="tr-caption" style="text-align: center;">Bakara 191 Kafirleri bulduğunuz yerde öldürün ayetini açıklar mısınız?</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
</div>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Serçe parmağının ucuna bakarak bir insanın resmini çizmek ne kadar yanlış bir sonuç doğurursa, bir tek ayetin sadece mealine bakarak Kur’an hakkında hüküm vermek de en az onun kadar yanıltıcı olur.</div>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Bazı yazarların dillerine doladıkları ve İslam’ın evrenselliğine, toleransına, ondaki engin fikir hürriyetine perde çekmek için yanlış yorumladıkları bir ayet-i kerime var:</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
“Onları bulduğunuz yerde öldürün. Sizi yurtlarınızdan çıkardıkları gibi siz de onları çıkarın. Fitne çıkarmak adam öldürmekten daha kötüdür…&#8221;&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">(Bakara, 2/191)</em></div>
</blockquote>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Konunun tahliline geçmeden önce bazı Kur’an hükümlerini hatırlamak gerekiyor. Ta ki, Kur’anın gerçek maksadı anlaşılsın ve bu ayetin de gerçek yorumu ortaya konulabilsin.</div>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Konuyla yakından ilgili bir ayet-i kerime:</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
“Dinde ikrah (zorlama) yoktur. Doğruluk sapıklıktan cidden ayrıldı…”&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">(Bakara, 2/256)</em></div>
</blockquote>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Bu ayetin tefsirinde, ayet-i kerimeye&nbsp;“Zorlama denen şey dinde yoktur.”&nbsp;manası da verilerek,&nbsp;“Sadece dinî konularda değil, hiçbir konuda zorlamaya izin yoktur.”denilmiştir.</div>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Aynı gerçeği ders veren bir başka ayet:</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
“Eğer Rabbin dileseydi yeryüzündekilerin hepsi elbette iman ederlerdi. O halde sen, inanmaları için insanları zorlayacak mısın?”&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">(Yûnus, 10/99)</em></div>
</blockquote>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Demek oluyor ki, peygamberlerin görevi ve Kur’anın hedefi hakkın ve hakikatin tebliğ edilmesi, duyurulmasıdır. İnsanlar bu dünyaya imtihan için gönderilmişlerdir. İmtihanın vazgeçilmez bir gereği de kişinin doğru ve yanlış yoldan birisini kendi iradesiyle seçebilmesidir. Zorlama iradeyi yok edeceğinden imtihanın da bir manası kalmaz.</div>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Bu manaya kuvvet veren pek çok ayet vardır:</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
“Allah dileseydi onlar şirk koşamazlardı. Seni onların üzerine bekçi kılmadık; sen onların vekili de değilsin.”&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">(En’am, 6/107)</em><br />
“Peygambere düşen görev ancak tebliğdir (duyurmadır).&#8221;&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">(Mâide, 5/99)</em><br />
“Allah, dileseydi hepinizi bir tek ümmet kılardı&#8230;”&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">(Nahl, 16/93)</em><br />
Bir başka ayet-i kerimede şu hakikate dikkat çekilir:<br style="box-sizing: inherit;" />“Kim inkâr ederse bilmelidir ki, Allah bütün alemlerden ganidir (müstağnidir).”<em style="box-sizing: inherit;">(Âl-i İmrân, 3/97)</em></div>
</blockquote>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Yani, Allah, yarattığı ve bizzat terbiye ettiği alemlerden hiçbirinin hiçbir şeyine muhtaç değildir. Güneşin ışığına, ağacın meyvesine, rüzgarın esmesine, mevsimlerin gelip gitmesine, canlıların görmesine, işitmesine muhtaç olmadığı gibi insanların inanmalarına, Onu tanımalarına, Ona ibadet etmelerine de muhtaç değildir.</div>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Böyle pek çok ayet-i kerime var. Bunlardan çıkan ortak sonuç şudur: Allah’ın insanları imana, ibadete davet etmesi gibi, müminlere cihadı emretmesi de yine onların menfaati içindir. Bu mana bütün asırlar ve bütün insanlık alemi için geçerli olmakla birlikte, ayetlerin ilk muhatabı olan sahabelere ve Arap yarımadasındaki iman-küfür mücadelesine daha çok bakmaktadır.</div>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
İslam dini Arap yarımadasına zuhur ettiğinde o bölge insanlarının temel inancı putperestlikti. Ve Kur’anın ana hedefi de kalplere “tevhid” inancını yerleştirmekti.</div>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Fatiha Suresi, Allah’ın&nbsp;“Rabbü’l-alemîn”&nbsp;olduğunu ilan ile başlar. Bütün alemler, gökler, yerler, insanlar, hayvanlar, cinler, melekler, bütün bitki türleri ancak Allah’ın terbiyesiyle hazır hallerine kavuşmuş ve bu sayede görevlerini en iyi şekilde yerine getirebilmişlerdir. Bu bir tevhid dersidir.</div>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Surenin devamında ancak Allah’a ibadet edileceği ve yine ancak ondan yardım dilenebileceği vurgulanır.</div>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Bir başka ayette rızıkların ancak sema ile arzın işbirliğiyle teşekkül ettiğine dikkat çekilerek şükrün de yine ancak sema ve arzın Rabbine yapılması gerektiği ders verilir.</div>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Bir diğer ayette bizzat Allah Resulüne (asm.) hitap edilerek,</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
“Sen sevdiğini hidayete erdiremezsin; ancak Allah dilediğine hidayet verir ve hidayete girecek olanları en iyi O bilir.”&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">(Kasas, 28/56)</em></div>
</blockquote>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
buyurulmakla en büyük nimet olan hidayete kavuşturmanın da ancak Allah’a mahsus olduğu ilan edilir.</div>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Böylece baştan sona kadar tevhid dersi verilerek sonunda, Nas Suresinde, Allah’ın&nbsp;“Rabbü’n-nas”&nbsp;olduğu ifade edilir. İnsanları terbiye eden ancak Allah’tır. Gözlerini görecek, kulaklarını işitecek, midelerin hazmedecek şekilde terbiye eden O olduğu gibi, akıllarını anlayacak, kalplerini inanacak, sevecek, korkacak şekilde terbiye eden de yine ancak Odur.</div>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Maziye nazar ettiğimizde bütün peygamberlerin ortak davalarının&nbsp;“tevhid”<em style="box-sizing: inherit;">&nbsp;(birlemek, Allah’ı bir bilmek)</em>&nbsp;olduğunu görürüz. İnsanlık aleminin yanlış da olsa bir şeylere inandığına, ateizmin kitle çapında fazla görülmediğine, ancak şirkin bütün çeşitleriyle insanları yoldan çıkaran en büyük&nbsp;“fitne”&nbsp;olduğuna şahit oluruz.</div>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
İşte tevhid inancının en büyük tebliğ edicisi olan Hazreti Muhammed (asm) Mekke’de yine en büyük mücadelesini şirke karşı vermeye başladığında bütün müşrikler karşısına çıktılar ve onu bu davasından vazgeçirmeye çalıştılar. Amcasını ricacı olarak gönderdiler.&nbsp;“Bir elime güneşi bir elime ayı koysalar, ben yine bu davadan vazgeçmem.”&nbsp;cevabını alınca artık kuvvet, zorbalık ve işkence dönemi de başlamış oldu.</div>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Şu nokta çok önemlidir:&nbsp;Mekke ve çevresinin müşrikleri başka beldelerdekinden çok farklıydı. Bunlar sadece batıl inançlarını kendi halleriyle yaşamakla kalmıyor, beldelerinde doğan tevhid nurunu söndürmeyi kendilerince kutsî bir ideal olarak benimsiyor, bu uğurda canlarını ve başlarını ortaya koyuyorlardı. Artık, iki şıktan başka bir seçenek görünmüyordu ortada. Ya tevhid inancı galip gelecek, insanlık alemine Kur’anın nuru ulaştırılacak, yahut insanların kalplerini batıl inançlar zaptedecekti. Başka bir ifadeyle, insanlara ya cennetin yolu gösterilecek, yahut cehenneme akış devam edecekti.</div>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Kur’an&#8217;ın o dönemin müşrikleri hakkındaki şiddet ayetlerine bu gözle bakmak gerekir. Mesele sadece birkaç müşrikle mücadele değil, top yekun şirk inancıyla ve onu temsil eden, onu korumak isteyenlerle mücadeledir. Nitekim, Kur’anın Mekke müşrikleri hakkındaki şiddetli beyanlarını, yine bir nevi şirk inancını taşıyan başka kavimlere karşı sürdürmediğini görüyoruz. Teslis inancına sahip Hıristiyanlar ve diğer ehl-i kitap hakkındaki ifadeler hiç de öyle şiddetli değil.</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
“Ehl-i kitapla ancak en güzel şekilde mücadele edin; içlerinden zulmedenler müstesna. Ve deyin ki,<em style="box-sizing: inherit;">&nbsp;‘Hem bize indirilene, hem de size indirilene inandık. Bizim ilahımız da&nbsp;sizin ilahınız da birdir ve biz Ona teslim olmuşuzdur.&#8217;</em>”&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">(Ankebût, 29/46)</em></div>
</blockquote>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Bu noktayı gözden ırak tutan birtakım çevreler şöyle diyorlar:</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
“Onları bulduğunuz yerde öldürün. Sizi yurtlarınızdan çıkardıkları gibi siz de onları çıkarın. Fitne çıkarmak adam öldürmekten daha kötüdür…&#8221;&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">(Bakara, 2/191)</em></div>
</blockquote>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
ayeti ortada iken İslam’ın farklı inançlara karşı toleranslı olduğunu nasıl söyleyebilirsiniz?</div>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Önemine binaen konuyu bazı yönleriyle biraz tahlil etmek gerekiyor: Ayet-i kerimenin muhatabı Arap müşrikleridir.</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
“Ey akıl sahipleri! Kısasta sizin için hayat vardır.”<em style="box-sizing: inherit;">&nbsp;(Bakara, 2/179)</em></div>
</blockquote>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Bu ayetlerle onları öldürenleri öldürmeleri, yurtlarından çıkaranları yurtlarından çıkarmaları emredilirken, fitnenin adam öldürmekten daha kötü olduğu da ayrıca vurgulanmıştır. Bir insanı öldürmek onun bu fani dünya hayatından faydalanmasına son vermek demektir. Fitne çıkarmak, insanları putlara tapmaya zorlamak ise onları ebedi cehenneme atmaktır. Bu ikincinin birinciden çok daha kötü olduğu açıktır. Kaldı ki Mekke müşriklerindeki fitnenin bir de katillik boyutu vardır: Kızlarını diri diri toprağa gömmeleri ve müminleri öldürmek için onlara savaş açmış olmaları.</div>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Aynı mananın işlendiği şu ayet-i kerimeleri de burada akdim edelim:</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343; margin-bottom: 1em;">
“İman edenler Allah yolunda savaşırlar. İnkar edenler de tağut yolunda savaşırlar. O halde şeytanın dostlarına karşı savaşın. Çünkü şeytanın hilesi zayıftır.”&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">(Nisa, 4/76)</em></div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
“Fitne kalmayıncaya ve din tamamen Allah’ın oluncaya kadar, onlarla savaşın.”&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">(Enfal, 8/39)</em></div>
</blockquote>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Ayette geçen “onlar” kelimesinden kasıt müşriklerdir, “fitne”den kasıt da Allah’a ortak koşmaktır.</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
“Fitne ortadan kalkıp, din yalnız Allah’ın oluncaya kadar onlarla savaşın. Eğer vazgeçerlerse bilin ki düşmanlık ancak zalimlere karşıdır.”<em style="box-sizing: inherit;">&nbsp;(Bakara, 2/193)</em></div>
</blockquote>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Son ayet hakkında yapılan tefsirlerden çok önemli gördüğüm iki hususu nakletmek isterim:</div>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
“Bu ayetin sebeb-i nüzulü, ehl-i Mekke’nin müminlere eza eyleyerek irtidatlarını (İslam dininden dönmelerini) teklif ve ısrar etmeleridir. Şu halde mana-yı nazım,<em style="box-sizing: inherit;">&nbsp;“Siz müşrikleri katledin ki onlara galebe edesiniz ve &#8230; irtidat fitnesi kalmasın. Ve ezalarından kurtulmak için onlarla kıtal etmelisiniz. Ta ki, şirk ortadan kalksın, din-i tevhid onun yerine ikame olsun.&#8221; (Konyalı M.Vehbi Ef. 1-2/331)</em></div>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Fitnenin ortadan kalkması için savaş emredilirken bir başka ayet-i kerime ile de şu sınırlamalar getirilmiştir:</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
“Sizinle savaşanlarla Allah yolunda savaşın. Fakat haddi aşmayın. Çünkü Allah haddi aşanları sevmez.”&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">(Bakara, 2/190)</em></div>
</blockquote>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Savaş, Allah yolunda olacaktır; toprak istilası, ganimet elde etme, köle kazanma gibi bir menfaat için yapılan savaşlar “cihat” özelliği taşımazlar. İkinci bir kayıt olarak da “haddi aşmama” getirilmiştir. Suçluya hak ettiğinden daha fazla ceza vermek de bir nevi zulümdür; işkence etmek, organlarını kesmek gibi.</div>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Konunun doğru yorumlanması için Tövbe Suresinin ilk ayetlerinin de yine doğru anlaşılması büyük önem arz ediyor:</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
“Bu bir ayrılık ihtarıdır! Allah ve Resulü tarafından kendileriyle muahede yapmış olduğunuz müşriklere. Artık yeryüzünde dört ay dolaşınız. Ve biliniz ki, şüphe yok ki, Allah’ı aciz bırakacak değilsiniz. Ve muhakkak ki, Allah kâfirleri zelil kılıcıdır.”<em style="box-sizing: inherit;">&nbsp;(Tevbe, 9/1, 2)</em></div>
</blockquote>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Bu ayetler, verdikleri sözlerinde durmayan müşrikler ile yapılmış olan anlaşmaların feshedildiğini bildirir. Ve kendilerine dört ay mühlet verilen o İslam düşmanlarının hüsrana uğrayacaklarını ihtar eder.</div>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Bir sonraki ayette müşrikler tövbe etmeye çağrılır, aksi hale acıklı bir azaba uğrayacakları haber verilir.</div>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Beşinci ayette ise&nbsp;“Artık haram aylar çıkınca o (muahede hükmüne riayet etmeyen) müşrikleri nerede bulursanız öldürünüz…&#8221;&nbsp;emri verilir.</div>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Altıncı ayette, anlaşma süresi bitmiş olsa bile, o müşriklerden kim eman dilerse, ona eman verilmesi ifade edilir ve şöyle devam edilir:</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
“Ta ki, Allah’ın kelamını dinlesin. Sonra (iman etmese de) onu emin bulunduğu mahalle ulaştır. Çünkü onlar şüphe yok ki bilmez bir kavimdir.”</div>
</blockquote>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Bu ayet-i kerimeler son nazil olan ayetlerdendir. Artık Müslümanlar galip gelmişler, müşriklere ya iman etmeleri yahut harbe razı olmaları tebliğ edilmiş, kendilerine inanmaları&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">(yahut göç etmeleri)</em>&nbsp;için dört ay gibi uzun bir süre tanınmış ve Allah Resulü (asm.) “Arap yarımadasında artık iki dinin olamayacağını” açıkça ilan etmiştir.</div>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Bu ayetin ve hadisin kendilerine tebliğ edildiği kişiler, yirmi seneyi aşkın bir süre İslam’ın nurunu söndürmeye çalışmış, Müslümanları yurtlarından uzaklaştırmış, onları göç ettikleri Medine’de de rahat bırakmayıp Medine’ye kadar gelerek onların hayatlarına kast etmek istemiş, şirk yolunda nice ölüler vermiş, nice sahabeleri şehit etmiş inatçı, bir bakıma idealist ve kararlı müşriklerdir. Buna rağmen kendileriyle anlaşma yapılmış, sulh içinde yaşama yolu denenmiştir. Bu anlaşmaları bozan taraf<em style="box-sizing: inherit;">&nbsp;(iki kabile dışında)</em>&nbsp;hep müşrikler olmuşlardır. Süre dolduğunda bu işin de sona ereceği açıkça haber verilmiştir. Artık gönüllere ya tevhit inancı hakim olacak, yahut putperestlik hüküm sürecektir. Bu işe bir son verme zamanı gelmiştir.</div>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Müslümanlar galip hale gelmelerine rağmen karşı tarafa süre tanınmış, onlardan eman dileyip İslam’ı tanımak ve öğrenmek isteyenlere eman verilmiş, inanmasalar da hemen öldürülmeyip yurtlarına emniyet içine dönmeleri sağlanmıştır. Kaldı ki ayetin sonunda müşrikleri acıklı bir sonun beklediği bildirilmekle, kendileri son bir kez daha ikaz edilmiştir.</div>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Diğer müşriklerden ve Ehl-i kitaptan farklı olarak Mekke müşriklerine böyle bir muamelede bulunulması, hak dinin ve tevhid inancının Mekke ve civarında iyice kökleşmesi ve oradan bütün cihana yayılması içindir. Çekirdek sağlam olacaktır ki ondan nice ağaçlar çıkabilsin. Artık Arap yarım adasında kimse putlara tapamayacak, kimse Kâbe’yi çıplak olarak tavaf edemeyecek, kimse kızlarını diri olarak toprağa gömemeyecek, herkes alemlerin Rabbi olan Allah’a inanacak, Onun emirlerine uyacak ve yasaklarından kaçınacaktır. Herkes ahiret yolcusu olduğunu bilecek ve o ebediyet yurdu için güzel ameller işleyecektir.</div>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Böylece melekleri çok gerilerde bırakan mübarek ve muhteşem müminler yetişecekler ve bunlar İslam’ın nurunu bütün bir insanlık alemine ulaştırmak için gayret göstereceklerdir.</div>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
İnsanlara zulmedilen beldelerden bu zulmü kaldırmak için cihad edecekler, ama galip geldiklerinde kimseyi İslam’a girmeye zorlamayacaklar, sadece, akıllara ve kalplere konulan ambargoyu kaldırarak onlara doğruyu ve güzeli seçebilecekleri bir hürriyet ortamı hazırlayacaklardır.</div>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Mekke müşriklerinin zulmü altında inleyenlerin kurtarılmalarını emreden şu ayet-i kerime çok anlamlı ve benzer zulümleri de ortadan kaldırma hususunda önemli bir rehberdir:</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
“Size ne oldu ki, Allah yolunda ve<em style="box-sizing: inherit;">&nbsp;‘Rabbimiz! Bizi halkı zalim olan şu şehirden çıkar, bize katından bir koruyucu ver, bize katından bir yardımcı ver.’&nbsp;</em>diyen zayıf erkek, kadın ve çocuklar uğrunda savaşmıyorsunuz?”&nbsp;(Nisa, 4/75)</div>
</blockquote>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
İşte o çekirdek kadro etrafındaki yabancı ve zararlı unsurların temizlenmesi için, bu ayetin emriyle Müslümanlar Mekke’yi fetih girişimini başlatmışlar ve sonunda başarıya ulaşmışlardır. Artık çekirdek kemalini bulmuştur. Kısa bir zaman sonra Endülüs medeniyeti, arkasından Selçuklu ve Osmanlı medeniyetleri doğacak ve Kur’anın nuru cihanın her bir tarafına ışık saçacaktır. Kalplerden öncelikle şirk temizlenecek, tevhid hakim kılınacakır. Zulüm yerini adalete, sefahat güzel ahlaka terk edecektir.</div>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Bu ayetten dersini alan müminler, batıl inançlarını halka zorla kabul ettirmek isteyenlerin güçlerini kırmak ve müminlere yapılan zulümlere son vermek gibi temel sebeple cihat yoluna girmiş ve yeni ülkeler fethetmişlerdir.</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
<em style="box-sizing: inherit;">“İslamda gaye-i harp&nbsp;intikam, katil, tebdil-i dine icbar değil, hasmı mağlup etmek ve kuvve-i cebriyesini alıp dininde serbest olarak hükm-ü hakka tabi tutmaktır ki, i’layı kelimetullah bundadır.” (Elmalılı Tefsiri, 2/864-5)</em></div>
</blockquote>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Müslümanlar, fethettikleri ülkelerin halklarından cizye denilen bir vergi almakla, onları kendi raiyetleri sınıfına dahil etmişler, canlarını ve mallarını koruma altına almışlardır.</div>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Zimmîler, yani bir İslam beldesinde yaşayan ve vergisini vermekle vatandaşlık haklarından faydalanmaya hak kazanan gayr-ı müslimler hakkındaki şu hadis-i şerif bu noktada çok anlamlıdır:</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
“… Kim bir zimmîye zulmeder ve ona gücünün üstüne iş yüklerse kıyamet günü beni karşısında bulacaktır.”<em style="box-sizing: inherit;">&nbsp;</em><em style="box-sizing: inherit;">(Ebû Dâvud, İmâre, 33;&nbsp;bk. Münâvî, Feyzu`l-kadîr, 6/19; Bağdâdî, Tarîhu Bağdad, 8/170; Aclûnî, Keşfu`l-hafâ, 2/342.)</em></div>
</blockquote>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Büyük müfessir Fahreddin-i Razi Hazretlerinin cihat konusundaki şu açıklaması çok önemlidir:</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
“Kafirlerle savaşan kimsenin maksadı küfrü kaldırma azmi ve kasdı olmalıdır. Bu sebeple, kâfirle savaş halinde olan kimsenin, savaşsız olarak onu küfründen vazgeçirebileceği düşüncesi ağır basınca, bu kimsenin onu öldürmekten vazgeçmesi vacip olur.”&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">(Tefsir-i Kebir; 4/436)</em></div>
</blockquote>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Yazımıza konu olan itirazı yapanların, İslam’ın şu hükmünü çok iyi değerlendirmeleri gerekiyor:&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">“Kâfir eğer zimmî olsa, dahilde olsa cizye verse, hariçte olsa musalaha etse İslamiyet’çe hakkı mahfuzdur.”&nbsp;</em>Buna göre, bir mümini öldürene kısas uygulandığı gibi, bir zimmîyi öldürene de kısas uygulanır.&nbsp;Eğer, Müslümanlar da bu ayeti söz konusu iddia sahibi gibi yanlış yorumlasalardı, fethettikleri ülkelerin bütün müşriklerini, putperestlerini, Hristiyanlarını ve Yahudilerini kılıçtan geçirirlerdi.</div>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Tarih bunun aksini söylüyor. İslam ülkelerinde varlıklarını sürdüren kiliseler, sinagoglar da böyle bir iddiayı yalanlıyorlar.</div>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Söz konusu ayeti yanlış ve eksiz yorumlayıp İslam’a hücum eden kişiler yanlış yolda oldukları gibi, yine bu ayeti kendi akıllarınca değerlendirip bütün gayr-ı müslimleri öldürmeyi düşünenler de o kadar hatalı ve İslam’ın ruhundan o derece uzak bir yoldadırlar.</div>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Üstad Bediüzzaman’ın&nbsp;“dinde mutaassıp, muhakeme-i akliyede noksan”&nbsp;diye nitelendirdiği bu gibi kişilerin hataları İslam’a mal edilemez.&nbsp;Böyle kimseleri bahane ederek İslam’a hücum etmek son derece yanlıştır. Eğer hücum edilecekse, Müslümanları dininden uzaklaştırmak için bir asırdan fazla zamandır aralıksız çalışan ifsat komitelerine edilmelidir; asıl suçlu onlardır.</div>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
İslam’ı aslına uygun olarak öğrenme imkanından mahrum bırakılan, Kur’anı eksik hatta yanlış öğrenen kişiler, sonunda bu İslam düşmanlarına da zarar vermeye başlamışlardır.</div>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Kaldı ki böyle kimseleri organize eden bir takım örgütlerin dış kaynaklı oldukları, bir cinayet şirketi gibi faaliyet gösterip silah kaçakçılığından uyuşturucu ticaretine kadar her tür rezilliği para karşılığı yaptırdıkları da ayrı bir gerçektir.</div>
<div class="separator" style="clear: both; text-align: center;">
<iframe loading="lazy" allowfullscreen="" class="YOUTUBE-iframe-video" data-thumbnail-src="https://i.ytimg.com/vi/D4Fv5gqTq-Q/0.jpg" frameborder="0" height="366" src="https://www.youtube.com/embed/D4Fv5gqTq-Q?feature=player_embedded" width="520"></iframe></div>
<div class="separator" style="clear: both; text-align: center;">
</div>
<div class="separator" style="clear: both; text-align: center;">
</div>
<p>&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;<iframe loading="lazy" allowfullscreen="" class="YOUTUBE-iframe-video" data-thumbnail-src="https://i.ytimg.com/vi/GHQBJMAcIb8/0.jpg" frameborder="0" height="366" src="https://www.youtube.com/embed/GHQBJMAcIb8?feature=player_embedded" width="520"></iframe></p>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Anahtar kelime alanımız:&nbsp;bakara 191 bakara 191 tefsir bakara 191 bakara 191 nuzul sebebi bakara 191-196 bakara 191 ayet bakara 191 ayet tefsiri bakara 191 arapça bakara 191 açıklama bakara suresi 191 ayet tefsiri bakara suresi 191 ayet dinle bakara suresi 191 ayeti bakara sûresinin 191 . ayet bakara 191 ci ayet al bakara 191 bakara 191 diyanet bakara 191 deutsch bakara 191 sorularla islamiyet bakara suresi 191 inci ayet bakara 191 mustafa islamoğlu kuran bakara 191 bakara 191 meal bakara/191 nisa/89 91 bakara 191 süresi bakara 191 sure bakara suresi 191 196 bakara suresi 191 192 bakara suresi 191 ci ayet sura bakara 191 bakara 191 türkçe meali bakara 191 tefsiri elmalılı bakara 2 191 tefsir bakara vers 191 bakara 191 193 bakara 191-192 bakara 190 191 bakara suresi 190 191 bakara 2 191 bakara 191 tevbe 5&nbsp;onları bulduğunuz yerde öldürün onları bulduğunuz yerde onları bulduğunuz yerde öldürün ekşi bakara suresi onları bulduğunuz yerde öldürün onlari buldugunuz yerde öldürün onlar benim bulduğum yeri arıyorlar onlari bulduğunuz yerde oldurun</div>The post <a href="https://ateistlerecevap.org/bakara-191-kafirleri-buldugunuz-yerde/" data-wpel-link="internal">Bakara 191 Kafirleri bulduğunuz yerde öldürün ayetini açıklar mısınız?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ateistlerecevap.org/bakara-191-kafirleri-buldugunuz-yerde/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Maide 51 Kafirleri dost edinmeyin ayetini açıklar mısınız?</title>
		<link>https://ateistlerecevap.org/maide-51-kafirleri-dost-edinmeyin/</link>
					<comments>https://ateistlerecevap.org/maide-51-kafirleri-dost-edinmeyin/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ateistlere Cevaplar]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 03 Sep 2017 09:32:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Ayetler]]></category>
		<category><![CDATA[maide 51 açıklama]]></category>
		<category><![CDATA[maide 51 açıklaması]]></category>
		<category><![CDATA[maide 51 anlamı]]></category>
		<category><![CDATA[maide 51 ayet]]></category>
		<category><![CDATA[maide 51 diyanet]]></category>
		<category><![CDATA[maide 51 nuzul sebebi]]></category>
		<category><![CDATA[maide 51 tefsiri elmalılı]]></category>
		<category><![CDATA[maide 51. ayet tefsiri]]></category>
		<category><![CDATA[maide suresi 51 nci ayet]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.ateistlerecevap.org/?p=22</guid>

					<description><![CDATA[<p>​ Maide 51 Kafirleri dost edinmeyin ayetini açıklar mısınız? &#160; Değerli kardeşimiz, Kur&#8217;an&#8217;ın belirttiği gibi, &#8220;Ehl-i Kitabın hepsi bir değildir.&#8221; (Âl-i İmran, 3/113). Onların hepsini aynı kategoride görmek, Kur&#8217;anî ve tarihî realiteye muhaliftir. &#8220;Yahudî ve Hristiyanları dost edinmeyin. Onlar birbirinin dostudurlar. İçinizden kim onları dost edinirse, o da onlardandır. Allah zalim topluluğa hidâyet etmez.&#8221; (Maide, 5/51) âyeti, [&#8230;]</p>
The post <a href="https://ateistlerecevap.org/maide-51-kafirleri-dost-edinmeyin/" data-wpel-link="internal">Maide 51 Kafirleri dost edinmeyin ayetini açıklar mısınız?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-1046" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2017/09/maide-51.png" alt="" width="640" height="360" srcset="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2017/09/maide-51.png 640w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2017/09/maide-51-300x169.png 300w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" />​</p>
<table class="tr-caption-container" style="margin-left: auto; margin-right: auto; text-align: center;" cellspacing="0" cellpadding="0" align="center">
<tbody>
<tr>
<td style="text-align: center;"></td>
</tr>
<tr>
<td class="tr-caption" style="text-align: center;">Maide 51 Kafirleri dost edinmeyin ayetini açıklar mısınız?</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>&nbsp;</p>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Değerli kardeşimiz,</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Kur&#8217;an&#8217;ın belirttiği gibi,</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid #b6ff6d; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">&#8220;Ehl-i Kitabın hepsi bir değildir.&#8221; (Âl-i İmran, 3/113).</div>
</blockquote>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Onların hepsini aynı kategoride görmek, Kur&#8217;anî ve tarihî realiteye muhaliftir.</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid #b6ff6d; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">&#8220;Yahudî ve Hristiyanları dost edinmeyin. Onlar birbirinin dostudurlar. İçinizden kim onları dost edinirse, o da onlardandır. Allah zalim topluluğa hidâyet etmez.&#8221; (Maide, 5/51)</div>
</blockquote>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">âyeti, onlarla diyaloğa ve beşerî ilişkilere mani değildir. Nitekim, Ehl-i kitaptan kız almak, Kur&#8217;an&#8217;ın hükmüyle sabit bir vakıadır (Maide, 5/5). Hamdi Yazır, üstteki âyetle ilgili şöyle der:</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid #b6ff6d; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;"><em style="box-sizing: inherit;">&#8220;Mü&#8217;minler, yahudi ve hristiyanlara iyilik etmekten, dostluk yapmaktan, onlara idareci olmaktan menedilmemiş, onları veli ittihaz eylemekten, yardaklık etmekten nehyedilmişlerdir. Çünkü onlar, mü&#8217;minlere yar olmazlar.&#8221;</em></div>
</blockquote>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Fıkıh usulündeki &#8220;Hüküm müştak üzerine olsa, me&#8217;haz-ı iştikak hükmün illetini gösterir.&#8221; esasının, üstteki âyeti doğru yorumlama noktasında hatırdan uzak tutulmaması gerekir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Mesela, <em style="box-sizing: inherit;">&#8220;hırsızlık yapanlara şu cezayı uygulayın&#8221; </em>denildiğinde, hükmün illetinin hırsızlık olduğu aşikardır. Onun gibi, üstteki âyetteki nehiy dahi, Yahudi ve Hristiyanlarla, Yahudilik ve Hristiyanlık cihetleriyle ilgilidir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Hem de bir adam zâtı için sevilmez. Belki muhabbet, sıfat veya san&#8217;atı içindir. Her bir Müslümanın herbir sıfatı Müslüman olması lazım gelirken, her zaman bunun gerçekleştiğini söyleyemeyiz. Onun gibi, herbir kafirin herbir sıfatı kafir değildir. Dolayısıyla, onlarda bulunan Müslüman sıfatlar veya faydalı san&#8217;atlar noktasından muhatap olmak niçin caiz olmasın ? &#8220;Ehl-i kitaptan bir haremin olsa, elbette seveceksin.&#8221;</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Meseleyi şu şekilde özetlemek mümkündür: Onlarla beşeri ilişkilerde bulunmak ayrı, onların din-örf ve adetlerine hayran kalmak ayrıdır. Birincisi Kur&#8217;an&#8217;ın nehyine dahil değilken, ikincisi kesinlikle yasaklanmıştır.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;"><em style="box-sizing: inherit;">“Yahudi ve Nasara ile muhabbetten Kur’anda nehiy vardır&#8230; Bununla beraber nasıl dost olunuz dersiniz?” </em>sorusuna Bediüzaman verdiği öz, fakat çok doyurucu cevabında şöyle diyordu:</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid #b6ff6d; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">“Bu nehiy, Yahudi ve Nasara ile Yahudiyet ve Nasraniyet olan ayineleri hasebiyledir.”</div>
</blockquote>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Buna göre Kur’an&#8217;da yasaklanan muhabbet, Hak din olan İslâm’a kavuştuktan sonra Yahudiliğe yahut Hristiyanlığa meyletmek ve sevgi beslemektir. Bu yasaktan kaçınmak şartıyla, bir Hristiyanla iyi komşuluk ilişkileri kurulabilir, ticaret yapılabilir, ortak düşmanlara karşı birlikte hareket edilebilir. Bütün bunlar Hristiyanlığı sevmek demek değildir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Konunun devamında bu noktaya şöyle açıklık getiriliyordu:</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid #b6ff6d; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;"><em style="box-sizing: inherit;">“Bir adam zatı için sevilmez. Belki muhabbet, sıfat ve san’atı içindir. … Binaenaleyh, Müslüman bir sıfatı veya san’atı istihsan etmekle iktibas etmek neden câiz olmasın? Ehl-i kitaptan bir haremin olsa elbette seveceksin!”</em> <em style="box-sizing: inherit;">(Münâzarât, s.40)</em></div>
</blockquote>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Son cümle gerçekten çok harika ve konuya son noktayı koyuyor. Ehl-i kitaptan bir kadınla evlenen Müslüman, hanımını elbete sevecektir, ama bu sevgi onun dinini sevmesi manasına gelmez.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Bu ince ölçüden uzak kalmak, bize bazen çok pahalıya mal oluyor.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Konunun devamında, Ehl-i kitapla dost olmanın gerekçesi, şu cümlelerde net olarak ortaya konuluyor:</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid #b6ff6d; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;"><em style="box-sizing: inherit;">“Onlarla dost olmamız, medeniyet ve terakkilerini istihsan ile iktibas etmektir. Ve her saadet-i dünyeviyenin esası olan âsâyişi muhafazadır. İşte bu dostluk kat’iyen nehy-i Kur’ânî de dahil değildir.” (Münâzarât, s.41)</em></div>
</blockquote>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">İlave bilgi için tıklayınız:</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Kaynak: sorularlaislamiyet.com</div>The post <a href="https://ateistlerecevap.org/maide-51-kafirleri-dost-edinmeyin/" data-wpel-link="internal">Maide 51 Kafirleri dost edinmeyin ayetini açıklar mısınız?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ateistlerecevap.org/maide-51-kafirleri-dost-edinmeyin/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ahzab 50-51-52 ayetlerini açıklar mısınız?</title>
		<link>https://ateistlerecevap.org/ahzab-50-51-52-ayetlerini-acklar-msnz/</link>
					<comments>https://ateistlerecevap.org/ahzab-50-51-52-ayetlerini-acklar-msnz/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ateistlere Cevaplar]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 02 Sep 2017 22:11:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Ayetler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.ateistlerecevap.org/?p=24</guid>

					<description><![CDATA[<p>Değerli kardeşimiz, &#8211; Söz konusu ayetlerden 50. ayette; Hz. Peygamber (asm)&#8217;in evlenebileceği bazı kadınların -amca kızı, dayı kızı gibi- özellikleri sayılmıştır. Ayrıca, o gün bütün dünyaca bir sistem olarak kabul edilen, İslam’dan çok öncesinden devam edip gelen (ve İslam’ın her fırsatta bunun kaldırılması için Müslümanlara telkinde bulunduğu, ancak evrensel bir mahiyet arz ettiği için o gün [&#8230;]</p>
The post <a href="https://ateistlerecevap.org/ahzab-50-51-52-ayetlerini-acklar-msnz/" data-wpel-link="internal">Ahzab 50-51-52 ayetlerini açıklar mısınız?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"><a href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2017/09/Ey-iman-edenler-Seslerinizi-Peygamberin-sesinin-ustune-yukseltmeyin.-Birbirinize-bagirdiginiz-gibi-Peygambere-yuksek-sesle-bagirmayin-yoksa-siz-farkina-varmadan-isledikleriniz-bosa-gider.-4.png" data-wpel-link="internal"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-1027" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2017/09/Ey-iman-edenler-Seslerinizi-Peygamberin-sesinin-ustune-yukseltmeyin.-Birbirinize-bagirdiginiz-gibi-Peygambere-yuksek-sesle-bagirmayin-yoksa-siz-farkina-varmadan-isledikleriniz-bosa-gider.-4.png" alt="" width="640" height="360" srcset="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2017/09/Ey-iman-edenler-Seslerinizi-Peygamberin-sesinin-ustune-yukseltmeyin.-Birbirinize-bagirdiginiz-gibi-Peygambere-yuksek-sesle-bagirmayin-yoksa-siz-farkina-varmadan-isledikleriniz-bosa-gider.-4.png 640w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2017/09/Ey-iman-edenler-Seslerinizi-Peygamberin-sesinin-ustune-yukseltmeyin.-Birbirinize-bagirdiginiz-gibi-Peygambere-yuksek-sesle-bagirmayin-yoksa-siz-farkina-varmadan-isledikleriniz-bosa-gider.-4-300x169.png 300w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" /></a></div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;"></div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Değerli kardeşimiz,</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">&#8211; Söz konusu ayetlerden 50. ayette; Hz. Peygamber (asm)&#8217;in evlenebileceği bazı kadınların -amca kızı, dayı kızı gibi- özellikleri sayılmıştır. Ayrıca, o gün bütün dünyaca bir sistem olarak kabul edilen, İslam’dan çok öncesinden devam edip gelen (ve İslam’ın her fırsatta bunun kaldırılması için Müslümanlara telkinde bulunduğu, ancak evrensel bir mahiyet arz ettiği için o gün kaldıramadığı) bir teamül çerçevesinde savaş esirlerinden olan cariyelerle de evlenebileceği vurgulanmıştır.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Bırakın diğer kadınların köle gibi muamele görmesi, köle / cariye kadınlar dahi İslam nizamında ve Hz. Peygamber (asm)’in yuvasında birer hanım efendi statüsüne girmiş ve bütün müminlerin annesi sayılmıştır. Efendimizin İbrahim adındaki oğlu, Müslüman olan ve Peygamber Efendimiz (asm) tarafından azat edilen Hz. Mariye’dendir. Bundan daha büyük şeref mi vardır?</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">&#8211; 51. ayette vurgulanan şey şudur: İslam’da birden fazla eşli olanların vaktini onlara eşit olarak paylaşması farzdır. Hz. Peygamber (asm) ise böyle bir zorunluluktan muaf tutulmuştur.  Hem maddî hem manevî bir devlet reisi olarak ailesine karşı olduğu gibi topluma karşı da çok büyük görevleri vardı. Böyle yoğun bir çalışma temposu içerinde bulunan elçisine -imkân bulamadığı takdirde, ailesine ayırdığı vaktini eşit bir şekilde taksim etmek zorunda olmadığına dair tolerans tanımasının garipsenecek hangi tarafı vardır? Bu toleransı Hz. Peygamber (asm) kendi kendine tanımıyor, Allah ona tanıyor. Üstelik, tanınan bu ruhsata rağmen, Hz. Peygamber (asm) kendi tercihini yine de <em style="box-sizing: inherit;">“vaktini eşleri arasında eşit ayırma” </em>yönünde kullanmış ve bu tavrı eşlerini daha da sevindirmiştir. Nitekim Hz. Aişe (r.anha) şöyle demiştir: Hz. Peygamber (asm), eşleri arasında vakit taksimatını eşit bir şekilde uygular ve şöyle dua ederdi:</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid #b6ff6d; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">“Ya Rabbî! Ben elimden geleni yapıyorum. Öyleyse elimde olmayıp yalnız Senin kudretinde bulunan bir şeyi yapamadığımdan dolayı beni sorumlu tutma.”</div>
</blockquote>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Allah’a ve Resulullah (asm)’a iman eden kimsenin bundan rahatsızlık duyulacak bir şey algılaması söz konusu olmaz. Bu konuya itiraz edenler Hz. Peygamber (asm)’e iman etmemiş kimselerdir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">&#8211; Surenin 52. ayetinde ise, Hz. Peygamber (asm)’in bundan böyle evlenmesinin uygun görülmediği hususu seslendirilmiştir. Bu husus tek başına Hz. Peygamberin (asm) Allah’ın hak resulü olduğunu, O’nun emirlerinden bir santim bile dışarı çıkmadığını, bütün hayatını ona göre tanzim ettiğini, aleyhinde olsa bile Allah’ın hükümlerini açıkça herkese bildirdiğini gösteren bir risalet belgesidir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">&#8211; Küfür ve iman mücadelesi, Hz. Adem (as)’den beri devam etmektedir ve kıyamete kadar sürecektir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Bu mücadelede; hakla batılı, doğruyla yanlışı karıştıran ve hakikatleri ters yüz ederek insanları saptırmaya çalışanlara; İslam literatüründe<em style="box-sizing: inherit;"> “deccaliyet vasfı sahipleri” </em>denmektedir. Bu manada deccal gibi adamlar İslam&#8217;a, Kur&#8217;an’a, Peygamber Efendimize (asm), mukaddesatımıza iftiralar etmektedir. Hakkı batıl, batılı da hak olarak göstermeye çalışmktadır. Nitekim, bir  hadis-i şerifte Peygamberimiz (asm) şöyle buyurmuştur:</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid #b6ff6d; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">“Ümmetim için en çok korktuğum, dili güçlü, iki yüzlü olan kimselerdir.” (Kenzu’l-Ummal, h. No: 28969-70).</div>
</blockquote>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Yani cerbeze yapacak kadar bilgi sahibi, başkasını kandırabilecek kadar ifade gücüne sahip iki yüzlü/münafıkların, İslam ümmetine zararı çok fazladır.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Napolyon’un meşhur bir sözü vardır: <em style="box-sizing: inherit;">“Bana öyle bir söz söyleyin ki, -başka bir şeye ihtimali olmasın- onunla sizi idam edeyim.” </em>Bunun anlamı şudur: Her sözü farklı yorumlamak mümkündür. Cerbezenin özelliği budur. En güzel şeylerin bir ucundan tutup onu çirkin göstermek&#8230; En çirkin bir şeyi de çok güzel olarak lanse etmeye çalışmak&#8230;</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Sekkakî’nin çok güzel bir söz vardır: <em style="box-sizing: inherit;">“Eğer her havlayan köpeğe bir taş atmaya kalkarsan, yerde taş kalmaz.”</em></div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Bir insan düşünün ki, elçisi dahil, bütün insanların hayatlarını tanzim etmek üzere vahyedilen bir kitabı, barındırdığı bu konulardan ötürü onu uydurma sayabiliyor. Örneğin Hz. Muhammed (asm)’in kaynaklarda onlarca hikmeti belirtilmiş olan çok evliliğini seslendiren Ahzab suresinin 50-51. ayetlerini, bir uydurma ve Hz. Peygamber (asm)’in arzularını pekiştirmeye yönelik olduğunu söylüyor. Güya inandığı bir Kur’an var da, Muhammed (asm) tarafından içine konulmuş bazı ayetler de varmış gibi, <em style="box-sizing: inherit;">“bu ayeti Kur’an’a soktu” </em>gibi herzeler savuruyor. Oysa, öyle adamlar, A’dan Z’eye Kur’an’ın Allah kelamı olduğuna inanmadığı gibi, hiç bir peygambere, hatta Allah’a da inanmayanlardır.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Hz. Peygamber (asm) devrindeki en şiddetli kâfirlerin bile söylemedikleri çirkin sözleri ve iftiraları söylemekten çekinmeyen bu tür insanların cehaletini ve karaktersizliklerini ifşa eden Allah’ın şu ayetini okuyacağız:</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid #b6ff6d; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">“Biz cehennem için cinlerden ve insanlardan öyle kimseler yarattık ki, onların kalpleri vardır ama bu kalplerle idrak etmezler, gözleri vardır onlarla (hakikati) görmezler, kulakları vardır onlarla işitmezler (gerçekleri duymazlıktan gelirler). Hasılı onlar hayvanlar gibidir, hatta (bakış açısı ve hayat felsefesi bakımından) onlardan da şaşkındırlar. İşte asıl gâfil olan onlardır.”(Araf, 7/179).</div>
</blockquote>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Ayette geçen özelliklerin bu gibi heriflere nasıl tıpa tıp uyduğunu göstermek için, bir misal olarak, Ahzap suresinin 50-51. ayetini çarpık yorumlarla yorumlarken kendi tuzağına düştüğü gafletin boyutunu göstermektedir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Ahzab Suresi, Ayet, 50-51-52:</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid #b6ff6d; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343; margin-bottom: 1em;">&#8220;50. Ey peygamber! Biz bilhassa sana şunları helâl kıldık: Mehirlerini vermiş olduğun eşlerini, Allah&#8217;ın sana ganimet olarak ihsan buyurduklarından sahip olduğun cariyeleri, amcalarının kızlarından, halalarının kızlarından, dayılarının kızlarından, teyzelerinin kızlarından seninle beraber hicret etmiş olanları, bir de mümin bir kadın kendini peygambere hibe ederse, peygamber nikâh etmek istediği takdirde, onu başka müminlere değil de sadece sana mahsus olmak üzere helâl kıldık. Onlara eşleri ve cariyeleri hakkında neyi farz kıldığımızı biliyoruz. Bunlar sana hiçbir darlık olmaması içindir. Allah, çok bağışlayıcıdır, çok merhamet edicidir.&#8221;</div>
<div style="box-sizing: inherit; margin-bottom: 1em;">&#8220;51. Onlardan dilediğini geri bırakır, dilediğini yanına alırsın. Sırasını geri bıraktığın kadınlardan dilediğini yanına almanda da sana bir günah yoktur. Onların gözleri aydın olup üzülmemelerine ve kendilerine verdiğin ile hepsinin hoşnut olmalarına en elverişli olan budur. Allah kalblerinizdekini bilir. Allah her şeyi bilir ve yumuşak davranır.&#8221;</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">&#8220;52. Bundan başka kadınlar sana helâl olmaz. Bunları başka eşlerle değiştirmek de olmaz. İsterse güzellikleri hoşuna gitsin. Ancak sahip olduğun cariyen başka. Allah her şeye gözcü bulunuyor.&#8221;</div>
</blockquote>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">AÇIKLAMA:</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">50. Ey Peygamber! Biz sana özellikle şunları helal kıldık. Bu âyette, peygambere, layık ve faziletli olan hanımlar zikredilmiş ve beyan buyurulmuştur. Çünkü;</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">   1. &#8220;Ecir&#8221;lerini yani, mehirlerini verdiğin hanımların. Şüphesiz mehıri verilmiş olan hanımın gönlü verilmeyenden daha hoştur.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">   2. Bir kimsenin bizzat kendisinin katıldığı savaşta ganimet olarak sahip olduğu cariye, elbette satın aldığı cariyeden daha temiz ve daha şüphesizdir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">   3. Kendisi ile birlikte hicret eden akrabaları da hicret etmeyenlerinden daha şereflidir. Bununla birlikte bazılarının dediği gibi, mehrin önce verilmesi peygamberin özelliklerinden olması da ihtimal dahilindedir. Nitekim amca ve hala, dayı ve teyze kızlarının helal olmasında &#8220;seninle birlikte hicret edenler,..&#8221; diye kayıtlanmasında Peygamber (asm)&#8217;in özelliğinin olması ağır basmaktadır.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Bunu şu rivayet de destekler: Ebu Talib&#8217;in kızı Ümmühanî şöyle demiştir: &#8220;Resulullah (s.a.v.) önceleri, benimle evlenmek istemişti, ben özür diledim; o da özürümü kabul etti. Sonra da Allah Teâlâ bu âyeti indirdi; ben ona helal olmadım. Çünkü ben onunla hicret etmemiştim. Ben Tuleka&#8217;dan, yani serbest bırakılanlardandım.&#8221; Bunun gibi &#8220;Ve kendisini Peygambere hibe eden mümin bir kadın,..&#8221; yani kendisinin mehirsiz olarak Peygambere nikahlanmasına razı olan kadın, fakat bu mutlak değil, &#8220;Peygamber O&#8217;nu nikah etmek istediği takdirde,&#8221; böyle mehirsiz olarak nikah da Peygamberin özelliklerindendir. Bazıları Meymune binti Haris, Zeyneb binti Huzeymetel-Ensariye, Ümmü Şerike binti Câbir ve Havle binti Hakîm, bu şekilde kendilerini bağışlamışlardı demiş ise de, İbnü Abbas bunun gerçekten meydana gelmediğini, yani Peygamberin bu şekilde hiçbir kadın ile evlenmediğini söylemiştir. &#8220;Bütün bunlar sırf sana mahsus olmak üzere helal kılındı, müminlere değil.&#8221;, çünkü zikrolunan kayıtlarla hepsinin helal olması diğer müminler hakkında gerçekleşmiş değildir. Sayıca da, şekilce de fark vardır.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">&#8220;Onlara hanımları ve &#8220;mülk-i yeminleri&#8221; olan cariyeleri hakkında farz kıldığımız, takdir buyurup karara bağladığımız hükümleri gerçekten bilmişizdir.&#8221; Yani onlara layık olanı menfaat ve yararlarını bilerek takdir etmişiz ve bildirmişizdir ki, Nisa Sûresi&#8217;nde geçtiği üzere dörde kadardır, onun için bu beyan olunanları diğer müminlere değil, sadece sana helal kıldık. &#8220;Şunun için ki sana hiçbir zorluk, bir darlık olmasın.&#8221; Olmasın da kalbin huzur içinde ilahî vahyin ortaya çıktığı yer olsun.(&#8230;)</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">51. Onlardan dilediğini geriye bırakırsın. Dilediğini de yanına alırsın. Birden çok hanımı olanlara sıra ile bir nöbet izlemek vaciptir. Buna &#8220;Kasm&#8221; denilir. Fakat Peygamberin özelliklerinden olmak üzere ona &#8220;Kasm&#8221; vacip kılınmayıp kendi dilemesine bırakılıyor. &#8220;Azlettiğin, yani bıraktığın yahut boşadığından arzu ettiğine dönmen durumunda da üstüne bir günah yoktur. Bu hüküm,&#8221; yani tertib üzere nöbetle &#8220;Kasm&#8221; sana vacip kılınmayıp böyle senin arzu ve dilemene bırakılması, &#8220;onların gözlerinin aydın olmasına ve gözleri aydın olup da üzülmemelerine ve senin kendilerine verdiğin ile yaptığın davranış ve ihsan ile hepsinin hoşnud olmalarına daha elverişlidir.&#8221; Çünkü o, bir kere hepsinin eşit oldukları bir hükümdür, sonra sen aralarını eşit tutar &#8220;Kasm&#8221; yaparsan, onu senin bir ihsanın bilerek sevineceklerdir. Ve eğer bazısını tercih edecek olursan, onu da Allah&#8217;ın bir hükmüyle yaptığını bilecekler, yine gönülleri hoş olacaktır. bundan anlaşılır ki hanımları sevindirmek, gönüllerini hoş etmek de şeriatın gözettiği maksatlardandır.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">&#8220;Kalblerinizdekini Allah bilir.&#8221; Hatırınızdan neler geçiyor, gönüller neler istiyor, ne duyguda, ne niyette bulunuyor hepsini bilir. Onun için kalplerinizi de güzel tutmaya çalışın. &#8220;Allah her şeyi bilir ve yumuşak davranır.&#8221; ALÎM, mübalağa ile alîm, çok, pek çok bilir; onun için gizli açık neyiniz varsa bilir. Fakat halimdir, ceza vermekte acele edivermez, mühlet verir, ihmal etmez; o halde cezanın geri bırakılmasından dolayı aldanmamalı ve çok titizlik etmemelidir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">52. &#8220;Sana bundan öte kadınlar helal olmaz.&#8221; Muhayyer kılınıp da seni tercih eden dokuz hanımından başka kadınla evlenmek caiz olmaz. Bu hanımlar, Aişe binti Ebi Bekr, Hafsa binti Ömer, Ümmü Habibe binti Ebî Süfyan, Sevde binti Zem&#8217;a, Ümmü Seleme binti Ebi Ümeyye, Safiyye binti Huyeyyi&#8217;l-Hayberiye, Meymune binti&#8217;l-Harisi&#8217;l-Lilâliye, Zeyneb binti Cahşi&#8217;l-Esediye, Cüveyriye binti&#8217;l-Hârisi&#8217;l-Mustalikıyyedir. Allah hepsinden razı olsun. &#8220;Onları başka hanımlara değiştirmen de olmaz.&#8221; Yani bunları boşayıp yerlerine başka kadınlarla evlenmen de caiz olmaz. Onlar Allah ve Resulü&#8217;nü seçtikleri için Allah Teâlâ da onlara böyle ikram ve lutufda bulunmuş, Resulullah (s.a.v.) de vefatına kadar sadece bu hanımlarla evli kalmış vefatında da onlar müminlerin anaları olarak kalmışlardı. &#8220;Güzellikleri hoşuna gitse bile.&#8221; Alacağın kadınların güzellikleri, senin takdirine layık olmaları varsayılsa bile helal olmaz. İbni Atiyye tefsirinde der ki: Bu ifade, bir adamın evlenmek istediği kadına bakmasının caiz olduğuna delildir. Nitekim Mugire b. Şu&#8217;be ve Muhammed b. Mesleme hadisleriyle Sünen&#8217;de de varid olmuştur. &#8220;Ancak elinin altında bulunan cariyeler hariç.&#8221; Çünkü onlar helal, &#8220;Bununla birlikte Allah her şeyi gözetliyor.&#8221; Onun için O&#8217;ndan korkmalı, koyduğu sınırları aşmamalı, helalden harama geçmemeli. Yukardaki ayetin eki mahiyetinde olan bu son cümle, yukarsını tamama erdirirken aşağısına bir ön giriş oluyor.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;"><em style="box-sizing: inherit;">(bk. Elmalılı M. Hamdi YAZIR, Hak Dini Kur&#8217;an Dili)</em></div>The post <a href="https://ateistlerecevap.org/ahzab-50-51-52-ayetlerini-acklar-msnz/" data-wpel-link="internal">Ahzab 50-51-52 ayetlerini açıklar mısınız?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ateistlerecevap.org/ahzab-50-51-52-ayetlerini-acklar-msnz/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ahzab 37 Peygamberimiz evlatlığının eşi ile neden evlendi?</title>
		<link>https://ateistlerecevap.org/ahzab-37-peygamberimiz-evlatlgnn-esi/</link>
					<comments>https://ateistlerecevap.org/ahzab-37-peygamberimiz-evlatlgnn-esi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ateistlere Cevaplar]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 02 Sep 2017 21:42:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Ayetler]]></category>
		<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>
		<category><![CDATA[ahzab 37]]></category>
		<category><![CDATA[ahzab 37 açıklama]]></category>
		<category><![CDATA[ahzab 37 açıklaması]]></category>
		<category><![CDATA[ahzab 37 aşr]]></category>
		<category><![CDATA[ahzab 37 ayet]]></category>
		<category><![CDATA[ahzab 37 ayet tefsiri]]></category>
		<category><![CDATA[ahzab 37 ne demek istiyor]]></category>
		<category><![CDATA[ahzap 37 açıklaması]]></category>
		<category><![CDATA[ahzap 37 ayet tefsiri]]></category>
		<category><![CDATA[ahzap 37.ayet meali]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.ateistlerecevap.org/?p=25</guid>

					<description><![CDATA[<p>Hicretin 5. Senesi, Zilkâde Ayı. Hz. Zeynep binti Cahş, Resûl-i Ekrem Efendimizin halası Ümeyme binti Abdülmuttalib&#8217;in kızı idi. Daha önce Peygamber Efendimizin evladlık edindiği Hz. Zeyd bin Hârise ile evlenmişti. Bu evliliğin dünürlüğünü de bizzat Resûl-i Ekrem Efendimiz yapmıştı.1 Hz. Zeynep ve ailesi böyle bir evliliği istemedikleri hâlde, sırf Peygamber Efendimizin ısrarı üzerine rıza göstermişlerdi. [&#8230;]</p>
The post <a href="https://ateistlerecevap.org/ahzab-37-peygamberimiz-evlatlgnn-esi/" data-wpel-link="internal">Ahzab 37 Peygamberimiz evlatlığının eşi ile neden evlendi?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"><a href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2017/09/Ey-iman-edenler-Seslerinizi-Peygamberin-sesinin-ustune-yukseltmeyin.-Birbirinize-bagirdiginiz-gibi-Peygambere-yuksek-sesle-bagirmayin-yoksa-siz-farkina-varmadan-isledikleriniz-bosa-gider.-3.png" data-wpel-link="internal"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-1024" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2017/09/Ey-iman-edenler-Seslerinizi-Peygamberin-sesinin-ustune-yukseltmeyin.-Birbirinize-bagirdiginiz-gibi-Peygambere-yuksek-sesle-bagirmayin-yoksa-siz-farkina-varmadan-isledikleriniz-bosa-gider.-3.png" alt="" width="640" height="360" srcset="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2017/09/Ey-iman-edenler-Seslerinizi-Peygamberin-sesinin-ustune-yukseltmeyin.-Birbirinize-bagirdiginiz-gibi-Peygambere-yuksek-sesle-bagirmayin-yoksa-siz-farkina-varmadan-isledikleriniz-bosa-gider.-3.png 640w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2017/09/Ey-iman-edenler-Seslerinizi-Peygamberin-sesinin-ustune-yukseltmeyin.-Birbirinize-bagirdiginiz-gibi-Peygambere-yuksek-sesle-bagirmayin-yoksa-siz-farkina-varmadan-isledikleriniz-bosa-gider.-3-300x169.png 300w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" /></a></div>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;"></div>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Hicretin 5. Senesi, Zilkâde Ayı.</div>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Hz. Zeynep binti Cahş, Resûl-i Ekrem Efendimizin halası Ümeyme binti Abdülmuttalib&#8217;in kızı idi. Daha önce Peygamber Efendimizin evladlık edindiği Hz. Zeyd bin Hârise ile evlenmişti. Bu evliliğin dünürlüğünü de bizzat Resûl-i Ekrem Efendimiz yapmıştı.1</div>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Hz. Zeynep ve ailesi böyle bir evliliği istemedikleri hâlde, sırf Peygamber Efendimizin ısrarı üzerine rıza göstermişlerdi.</div>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;"><em style="box-sizing: inherit;">Hz. Zeyd, izzetli zevcesi Hz. Zeynep&#8217;i kendisine mânen küfüv (denk) bulmuyordu.</em> Bu durum mânevî imtizaçsızlığa sebep oluyordu. Nitekim evliliklerinin birinci yılı henüz bitmişken, Hz. Zeyd, Peygamber Efendimize gelerek, <em style="box-sizing: inherit;">&#8220;Yâ Resûlallah! Ben, âilemden ayrılmak istiyorum.&#8221;</em> dedi.</div>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Peygamberimiz (s.a.v.)&#8217;in cevaben, &#8220;Zevceni tut, boşama! Allah&#8217;tan kork.&#8221; buyurdu.2</div>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Fakat Hz. Zeyd, ferasetiyle Hz. Zeynep&#8217;in yüksek bir ahlâkta yaratılmış olduğunu ve bir peygamber hanımı olacak fıtratta bulunduğunu hissetmişti. Kendisini de ona zevc olacak fıtratta mânen küfüv bulmadığı için boşadı.</div>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Peygamber Efendimiz, mânevî geçimsizlik sebebiyle Hz. Zeyd ve Hz. Zeynep arasındaki evliliğin son bulmasından son derece üzüldü. Çünkü, bu evliliği kendisi arzu etmişti. Durumun düzeltilmesi, mahzun Zeynep (r.a.) ile hâdiseden dolayı üzülen akrabalarının gönlünün alınması gerekiyordu.</div>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Hz. Zeynep&#8217;in iddeti (boşandıktan sonra beklemesi gereken müddet) dolmuştu.</div>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Resûl-i Ekrem Efendimiz bir gün Hz. Âişe Validemizle oturmuş sohbet ediyordu. Bu esnada kendisine vahiy geldi. İnen âyetlerde Cenâb-ı Hak şöyle buyuruyordu:</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid #b6ff6d; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343; margin-bottom: 1em;">&#8220;Zeyd o hanımla alâkasını kesince Biz onu sana nikâhladık tâ ki evlâtlıklarının boşadığı hanımlarla evlenmenin mü&#8217;minler için günah olmayacağı anlaşılsın. Allah&#8217;ın emri işte böylece yerine getirilmiştir.&#8221;</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">&#8220;Allah&#8217;ın kendisi için takdir ettiği şeyi yerine getirmesinde Peygamber için bir vebâl yoktur. Daha önce geçen peygamberler hakkında da Allah&#8217;ın kanunu böyledir. Allah&#8217;ın emri, tâyin edilmiş ve değişmez bir hükümdür.&#8221;3</div>
</blockquote>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Vahiy hali sona erince, Kâinatın Efendisi Peygamber Efendimiz (a.s.m.) gülümsedi, &#8220;Allah&#8217;ın, onu bana gökte nikâhladığını, Zeynep&#8217;e, kim gidip müjdeler?&#8221; buyurdu.</div>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Âyet-i kerimelerden açıkça anlaşılacağı gibi, Cenâb-ı Hak, Hz. Zeynep&#8217;i zevceliğe alması için Peygamberimiz (s.a.v.)&#8217;e emir vermiştir. Resûl-i Ekrem Efendimiz de bu emre uyarak Hz. Zeynep&#8217;i zevceliğe almıştır. Âyet-i kerimedeki &#8220;Biz onu sana zevce yaptık&#8221; beyanı, bu nikâhın bir akdi semavi olduğuna açıkça delâlet ediyor. Demek ki, bu nikâh, harikulâde, örf ve zahiri muâmelelerin üstünde sırf Allah&#8217;ın emriyledir ki, Resûl-i Kibriyâ Efendimiz, Allah&#8217;ın emrine boyun eğmiştir. Nefsî arzularla hiçbir ilgisi yoktur.</div>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Bu Evliliğin Mühim Bir Hikmeti</div>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Cenâb-ı Hakkın emriyle, Peygamber Efendimiz (a.s.m.) ile Hz. Zeynep arasında kurulan bu evliliğin ehemmiyetli bir şer&#8217;i hükmü olduğu gibi, bütün mü&#8217;minleri ilgilendiren bir hikmet ve fayda tarafı da vardı. Bu da konu ile ilgili gelen vahyin: &#8220;Tâ ki, evlâtlıklarını, kendilerinden alâkalarını kestikleri zevcelerini almakta mü&#8217;minler üzerine günah olmasın.&#8221; meâlindeki kısmında beyan buyurulmuştur.</div>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Çünkü, Cahiliyye Devrinde, bir kimse birisini evlât edindiği zaman, halk, evlâtlığı, onun adıyla anar ve evlâtlık, öz evlât gibi o kimsenin mirasından faydalanırdı. Haliyle bu inanca göre, evlâtlığın boşadığı kadını, onu evlât edinen kimse alamazdı, bu haramdı.</div>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">İşte, Peygamber Efendimizin, Allah Teâlânın emrine uyarak, Hz. Zeynep&#8217;i zevceliğe almasıyla Cahiliyye Devrinin bu inanç ve âdetinin bâtıl olduğunu ortaya kondu. Böyle bir durumda mü&#8217;minler için de vebâl ve günahın söz konusu olamayacağı belirtildi.</div>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Münafıkların Dedikoduları</div>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Peygamber Efendimiz (a.s.m.) Hz. Zeynep&#8217;le evlenince, her meselede fırsat kollayıp, Müslümanlar arasında fitne ve fesatı çıkarmaya can atan münafıklar, bu meselede de ileri geri konuşmaya başladılar. Cahiliyye Devri inancına göre, evlâtlığın boşadığı karısını almayı haram sayıp, bunu Resûl-i Ekrem Efendimiz (a.s.m.) aleyhinde dedikodu vesilesi yapıp, <em style="box-sizing: inherit;">&#8220;Muhammed, evlâdın karısıyla evlenmeyi haram kıldı. Kendisi ise oğlu Zeyd&#8217;in boşadığı karısıyla evlendi.&#8221;</em> diyerek yaygaraya başladılar.4 Gelen vahiy bu hususa da açık bir şekilde şöyle cevap veriyordu.5</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid #b6ff6d; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">&#8220;Muhammed hiçbirinizin babası değildir; o Allah&#8217;ın Resûlüdür ve peygamberlerin sonuncudur. Allah ise her şeyi hakkıyla bilir.&#8221;6</div>
</blockquote>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Peygamberlerin, ümmetlerine bir baba gibi nazar ve hitapları risâlet vazifesi itibariyledir, beşeri şahsiyetleri itibariyle değildir. Bu bakımdan, elbette onlardan zevce almanın uygun olmayacağından bahsedilemez. Kur&#8217;ân-ı Kerim, zihinlerde bu hususta uyanacak herhangi bir istifhamı bertaraf etmek maksadıyla, meâlini aldığımız son âyet-i kerime ile mânen şöyle demektedir:</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid #b6ff6d; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;"><em style="box-sizing: inherit;">&#8220;Peygamber rahmeti İlâhiye hesabıyla size şefkat eder, pederâne muâmele eder ve risâlet namına siz Onun evlâdı gibisiniz. Fakat şahsiyeti insaniye itibariyle pederiniz değildir ki, sizden zevce alması münasip düşmesin! Ve sizlere &#8216;oğlum&#8217; dese, ahkâmı şeriat itibariyle siz onun evlâdı olamazsınız!&#8221;</em>7</div>
</blockquote>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Böyle bir çok cihetlerden hikmetleri bulunan ve hayırlara vesile olan bu pâk ve nezih evliliğe toz kondurmak ve bununla da Resûl-i Kibriyâ Efendimizin yüce şahsiyetine gölge düşürmek niyetiyle çırpınıp duranların, hüsni niyetten ne kadar uzak ve maksadı hareket ettikleri, elbette ki, bu izahlarımız neticesinde, basiret ve feraset sahibi mü&#8217;minlerin gözünden kaçmaz.</div>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Düğün Ziyafeti ve Bir Mu&#8217;cîze</div>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Evliliklerinde ashabına düğün ziyafeti tertiplemek, Resûl-i Ekrem Efendimizin bir âdeti idi. Bu âdet, Müslümanlar arasında da günümüze kadar sünnet olarak devam edip gelmiştir.</div>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Fahr-i Kâinat Efendimiz, Hz. Zeynep&#8217;le evlendiği gün, Enes bin Mâlik&#8217;in annesi Ümmü Süleym, kendilerine yağda kavrulmuş biraz Medine hurması gönderdi. Gönderilen hurma küçük bir kap içinde, ancak Peygamber Efendimiz ve Hz. Zeynep&#8217;e kâfi gelebilecek kadardı.</div>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Hâdiseyi, bu bir avuç hurmayı getiren &#8220;Hâdimi Nebevî&#8221; ünvaniyle şöhret bulan Hz. Enes bin Mâlik şöyle anlatır:</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid #b6ff6d; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343; margin-bottom: 1em;">&#8220;Nebî (a.s.m.) götürdüğümü kabul etti ve &#8216;Bana, Ebû Bekir, Ömer, Osman ve Ali&#8217;yi (r.a.) çağır.&#8217; diye emretti. Bu arada daha birçok kimsenin ismini zikretti. Resûlullahın azıcık bir yiyecek için birçok kimseyi çağırmayı bana emretmesine şaştım. Ama emrine aykırı hareket edemezdim. Onların hepsini çağırdım.</div>
<div style="box-sizing: inherit; margin-bottom: 1em;">&#8220;Bu sefer, &#8216;Bak, Mescid&#8217;de kim varsa, onları da çağır.&#8217; dedi. Öyle yaptım. Mescid&#8217;e gidip, orada namaz kılan kimi buldumsa onlara, &#8216;Resûlullahın düğün ziyafetine buyurunuz.&#8217; dedim.&#8221;</div>
<div style="box-sizing: inherit; margin-bottom: 1em;">&#8220;Geldiler. Nihayet sofra doldu. Bana, &#8216;Mescid&#8217;de kimse kalmadı mı?&#8217; diye sordu. <em style="box-sizing: inherit;">&#8216;Hayır!..&#8217;</em> dedim.<br style="box-sizing: inherit;" />​Bu sefer, &#8216;Bak, yolda kim varsa, onları da çağır.&#8217; dedi.<br style="box-sizing: inherit;" />&#8220;Çağırdım. Odalar da doldu. &#8216;Gelmeyen kimse kaldı mı?&#8217; diye sordular.<br style="box-sizing: inherit;" /><em style="box-sizing: inherit;">&#8220;Hayır, yâ Resûlallah!&#8221;</em> dedim.<br style="box-sizing: inherit;" />&#8220;&#8216;Haydi çanağı getir.&#8217; buyurdu</div>
<div style="box-sizing: inherit; margin-bottom: 1em;">&#8220;Getirip önüne koydum. Elini çanağın üzerine koyup bereket duâsında bulundu. Bundan sonra, &#8216;Onar onar halkalansınlar ve herkes kendi önünden yesin.&#8217; buyurdu.</div>
<div style="box-sizing: inherit; margin-bottom: 1em;">&#8220;Dâvetliler emredilen şekil üzere oturarak doyuncaya kadar yediler. Böylece bütün dâvetliler bölük bölük gelip yiyip gittiler.</div>
<div style="box-sizing: inherit; margin-bottom: 1em;">&#8220;Ben çanaktaki hurmaya bakıyordum. Sofada ve odalarda bulunanların hepsi ondan doyuncaya kadar yedikleri hâlde çanaktaki hurma getirdiğim gibi duruyordu.</div>
<div style="box-sizing: inherit; margin-bottom: 1em;">&#8220;Resûlullah bana, &#8216;Ey Enes! Kaldır.&#8217; diye emretti.</div>
<div style="box-sizing: inherit; margin-bottom: 1em;">&#8220;Ben de çanağı kaldırdım. Sonra da annemin yanına vardım. Hâdiseyi olduğu gibi anlattım. Annem de bana,</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;"><em style="box-sizing: inherit;">&#8216;Hiç hayret etmene gerek yok! Eğer, Allah ondan bütün Medinelilerin yemesini dilemiş olsaydı, hepsi de yer ve doyarlardı.&#8217;</em> dedi.&#8221;8</div>
</blockquote>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Peygamberimiz Hz. Muhammed&#8217;in (a.s.m.) dini, dâveti ve risaleti umumî olduğu için, hemen hemen kâinatın her nevinden mucîzelere mazhar olmuştur. Duâsıyla yemeklerin bereketlenmesi hususunda da birçok mucîzeler göstermiştir. Mevzu ile ilgisi bakımından bu mucîzeyi burada naklettik. Ve, duâ ediyoruz:</div>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">&#8220;Yâ Rab! Resûl-i Ekremin (a.s.m.) bereketi hürmetine, bize ihsan ettiğin maddî ve mânevî rızkımıza bereket ihsan eyle!&#8221; Âmin&#8230;</div>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;"><em style="box-sizing: inherit;"><u style="box-sizing: inherit;">Dipnotlar:</u><br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />1. Tabakât, 8:101.<br style="box-sizing: inherit;" />2. A.g.e., 8:101; Tirmizî, Sünen, 5:354; ibn-i Kesir, Tefsir, 3:491.<br style="box-sizing: inherit;" />3. Ahzab Sûresi, 37-38.<br style="box-sizing: inherit;" />4. Cahiliyye Devrinin bu evlâd edinme âdeti Kur&#8217;ân-ı Kerîmin şu mealdeki âyet-i kelimeleriyle ortadan kaldırılmıştır. &#8216;&#8230; Allah evlâtlıklarınızı, oğullarınız hükmünde kılmamıştır. Bunlar sizin ağzmızdaki mânâsız bir sözden ibarettir. Allah ise hakkı bildiriyor ve kullarını doğru yola iletiyor.<br style="box-sizing: inherit;" />&#8220;Onları kendi babalarına nisbet edin; Allah katında doğru olan budur. Eğer babalarının kim olduğunu bilmiyorsanız, zâten onlar sizin din kardeşleriniz ve dostlarınızdır. Bu hususta unutarak veya bilmeyerek yaptığınız hatadan dolayı sizin için bir günah yoktur; siz ancak kasten yaptıklarınızdan mes&#8217;ulsünüz. Allah ise çok bağışlayıcı, çok merhamet edicidir.&#8221; (Ahzab, 33/4-5.)<br style="box-sizing: inherit;" />5. Tirmizî, Sünen, 5:352.<br style="box-sizing: inherit;" />6. Ahzab Sûresi, 40.<br style="box-sizing: inherit;" />7. Mektûbat, s. 28-29.<br style="box-sizing: inherit;" />8. Müslim, 2:1051.</em></div>The post <a href="https://ateistlerecevap.org/ahzab-37-peygamberimiz-evlatlgnn-esi/" data-wpel-link="internal">Ahzab 37 Peygamberimiz evlatlığının eşi ile neden evlendi?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ateistlerecevap.org/ahzab-37-peygamberimiz-evlatlgnn-esi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Tahrim suresi 4-5 bu ayeti açıklar mısınız?</title>
		<link>https://ateistlerecevap.org/tahrim-suresi-4-5-bu-ayeti-acklar-msnz/</link>
					<comments>https://ateistlerecevap.org/tahrim-suresi-4-5-bu-ayeti-acklar-msnz/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ateistlere Cevaplar]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 02 Sep 2017 20:59:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Ayetler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.ateistlerecevap.org/?p=26</guid>

					<description><![CDATA[<p>Değerli kardeşimiz, Önce ilgili ayetlerin mealini yazalım ki, ayetlere nasıl yanlış anlam verildiğini ve çarpıtıldığını herkes görsün: “Şimdi ikiniz de ey Peygamber eşleri, eğer kalplerinizin matlup olan durumdan kayması sebebiyle Allah’a tövbe ederseniz ne âla! Yok eğer hislerinize mağlup olup Peygambere karşı birbirinize arka çıkarsanız, bilin ki Allah da onun yardımcısıdır. Cebrail de, salih müminler [&#8230;]</p>
The post <a href="https://ateistlerecevap.org/tahrim-suresi-4-5-bu-ayeti-acklar-msnz/" data-wpel-link="internal">Tahrim suresi 4-5 bu ayeti açıklar mısınız?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"><a href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2017/09/Ey-iman-edenler-Seslerinizi-Peygamberin-sesinin-ustune-yukseltmeyin.-Birbirinize-bagirdiginiz-gibi-Peygambere-yuksek-sesle-bagirmayin-yoksa-siz-farkina-varmadan-isledikleriniz-bosa-gider.-2.png" data-wpel-link="internal"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-1029" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2017/09/Ey-iman-edenler-Seslerinizi-Peygamberin-sesinin-ustune-yukseltmeyin.-Birbirinize-bagirdiginiz-gibi-Peygambere-yuksek-sesle-bagirmayin-yoksa-siz-farkina-varmadan-isledikleriniz-bosa-gider.-2.png" alt="" width="640" height="360" srcset="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2017/09/Ey-iman-edenler-Seslerinizi-Peygamberin-sesinin-ustune-yukseltmeyin.-Birbirinize-bagirdiginiz-gibi-Peygambere-yuksek-sesle-bagirmayin-yoksa-siz-farkina-varmadan-isledikleriniz-bosa-gider.-2.png 640w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2017/09/Ey-iman-edenler-Seslerinizi-Peygamberin-sesinin-ustune-yukseltmeyin.-Birbirinize-bagirdiginiz-gibi-Peygambere-yuksek-sesle-bagirmayin-yoksa-siz-farkina-varmadan-isledikleriniz-bosa-gider.-2-300x169.png 300w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" /></a></div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;"></div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Değerli kardeşimiz,</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Önce ilgili ayetlerin mealini yazalım ki, ayetlere nasıl yanlış anlam verildiğini ve çarpıtıldığını herkes görsün:<br />
<br style="box-sizing: inherit;" />“Şimdi ikiniz de ey Peygamber eşleri, eğer kalplerinizin matlup olan durumdan kayması sebebiyle Allah’a tövbe ederseniz ne âla! Yok eğer hislerinize mağlup olup Peygambere karşı birbirinize arka çıkarsanız, bilin ki Allah da onun yardımcısıdır. Cebrail de, salih müminler ve melâikeler de ayrıca onun yardımcılarıdır. Eğer o sizi boşayacak olursa Rabbi ona, sizden daha hayırlı, Allah’a teslimiyet gösteren, mümin, gönülden itaat eden, tövbe eden, ibadete düşkün, oruca düşkün dul veya bâkireler olarak başka eşler nasip edebilir.”(Tahrim, 66/4-5).<br />
<br style="box-sizing: inherit;" />Görüldüğü gibi, ayette  Hz. Muhammed (a.s.m)’in “… hatta melekler bile karışıyor, bana arka çıkarlar diyor ve sizi boşarsam daha iyilerini de alırım” şeklinde bir ifadede bulunduğuna dair bir tek kelime bile yoktur.<br />
<br style="box-sizing: inherit;" />On beş asırdır, hiçbir kitaba nasip olmamış bir düzeyde milyonlarca hafızların ezberinde, her biri kendi devrinde insanlığın bir yıldızı ve kendi uzmanlık alanının bir güneşi olarak parlamış ve bu gün bile düşüncelerinden dünyanın istifade ettiği milyonlarca İslam aliminin gönlünde yer alan Kur’an-ı Kerim&#8217;in bazı ayetlerinin Allah’tan olmadığını düşünmek, bütün o zirvedeki akıllara, hikmetlere ve ilimlere açıkça bir saldırı anlamına gelir. Kendi aklını, dünya ilim ve düşünce çevresinin akıllarına hayran kaldığı milyonlarca insanın kolektif aklından daha üstün görmek, aklıselimle izah edilecek bir tutum değildir.<br />
<br style="box-sizing: inherit;" />Hz. Peygamber (a.s.m), hanımlarından birine gizli bir şey söylemiş ve kimseye açmamasını tembih etmişti. Ancak, o Efendimiz (asv)&#8217;in diğer bir hanımına söylemişti. Vahiy ile bundan haberdar olan Hz. Peygamber (a.s.m) söz konusu hanımına kendi sırrını başkasına açtığını söyleyerek sitemde bulunmuştu. Hanımı, bundan nasıl haberdar olduğunu sorunca da Hz. Peygamber (a.s.m) “Bunu bana her şeyden haberdar olan Allah bildirdi” diye cevap verdi.<br />
<br style="box-sizing: inherit;" />“Hani Peygamber zevcelerinden birine gizlice bir söz söylemişti. Fakat eşi, (o sözü) başkalarına haber verip Allah da bunu Peygambere açıklayınca, Peygamber bir kısmını bildirmiş, bir kısmından da vazgeçmişti. Peygamber bunu ona haber verince hanımı: ‘Bunu sana kim haber verdi?’ dedi. Peygamber de: ‘Her şeyi bilen ve her şeyden haberdar olan Allah bildirdi’ dedi.” (Tahrim, 66/3) mealindeki ayette bu geçek vurgulanmaktadır.<br />
<br style="box-sizing: inherit;" />Surenin 4-5. ayetlerinde söz konusu edilen hususlar da bu olayın bir devamıdır.<br />
<br style="box-sizing: inherit;" />Şimdi, olayın asıl bölümünü anlatan 3. ayetin verdiği bilgilerde gaybî bir haberin söz konusu olması nedeniyle Hz. Muhammed (a.s.m)’in peygamberliğini ispat eden açık bir mucize olduğu halde, bunu aklına sığıştırmamak ve başka Müslümanların akıllarını da bloke etmeye çalışmak çok tuhaf bir önyargıdır.</div>The post <a href="https://ateistlerecevap.org/tahrim-suresi-4-5-bu-ayeti-acklar-msnz/" data-wpel-link="internal">Tahrim suresi 4-5 bu ayeti açıklar mısınız?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ateistlerecevap.org/tahrim-suresi-4-5-bu-ayeti-acklar-msnz/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ahzab 53 Peygamber&#039;in evine girilmesi yasak mı?</title>
		<link>https://ateistlerecevap.org/ahzab-53-peygamberin-evine-girilmesi/</link>
					<comments>https://ateistlerecevap.org/ahzab-53-peygamberin-evine-girilmesi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ateistlere Cevaplar]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 02 Sep 2017 20:29:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Ayetler]]></category>
		<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>
		<category><![CDATA[ahzab 53 açıklaması]]></category>
		<category><![CDATA[ahzab 53 ateist]]></category>
		<category><![CDATA[ahzab 53 diyanet meali]]></category>
		<category><![CDATA[ahzab 53 ekşi]]></category>
		<category><![CDATA[Ahzab 53 İniş Sebebi]]></category>
		<category><![CDATA[ahzab 53 tefsir]]></category>
		<category><![CDATA[Ahzab 53 Tefsir Elmalılı]]></category>
		<category><![CDATA[ahzab suresi 53. ayet açıklaması]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.ateistlerecevap.org/?p=27</guid>

					<description><![CDATA[<p>&#160; Değerli kardeşimiz, Ahzab suresi, 53. Ayet: &#8220;Ey iman edenler! Peygamberin evlerine vaktine bakmaksızın ve yemeğe izin verilmedikçe girmeyin. Fakat çağırıldığınız vakit girin. Yemeği yediğinizde de hemen dağılın. Sohbet etmek için de izinsiz girmeyin. Çünkü bu haliniz Peygambere eziyet veriyor, ama o sizden utanıyor. Fakat Allah gerçeği söylemekten utanmaz. Hem O&#8217;nun hanımlarına bir ihtiyaç soracağınız [&#8230;]</p>
The post <a href="https://ateistlerecevap.org/ahzab-53-peygamberin-evine-girilmesi/" data-wpel-link="internal">Ahzab 53 Peygamber'in evine girilmesi yasak mı?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"><a href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2017/09/Ey-iman-edenler-Seslerinizi-Peygamberin-sesinin-ustune-yukseltmeyin.-Birbirinize-bagirdiginiz-gibi-Peygambere-yuksek-sesle-bagirmayin-yoksa-siz-farkina-varmadan-isledikleriniz-bosa-gider..png" data-wpel-link="internal"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-1021" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2017/09/Ey-iman-edenler-Seslerinizi-Peygamberin-sesinin-ustune-yukseltmeyin.-Birbirinize-bagirdiginiz-gibi-Peygambere-yuksek-sesle-bagirmayin-yoksa-siz-farkina-varmadan-isledikleriniz-bosa-gider..png" alt="" width="640" height="360" srcset="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2017/09/Ey-iman-edenler-Seslerinizi-Peygamberin-sesinin-ustune-yukseltmeyin.-Birbirinize-bagirdiginiz-gibi-Peygambere-yuksek-sesle-bagirmayin-yoksa-siz-farkina-varmadan-isledikleriniz-bosa-gider..png 640w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2017/09/Ey-iman-edenler-Seslerinizi-Peygamberin-sesinin-ustune-yukseltmeyin.-Birbirinize-bagirdiginiz-gibi-Peygambere-yuksek-sesle-bagirmayin-yoksa-siz-farkina-varmadan-isledikleriniz-bosa-gider.-300x169.png 300w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" /></a></div>
<p>&nbsp;</p>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Değerli kardeşimiz,</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Ahzab suresi, 53. Ayet:</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid #b6ff6d; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">&#8220;Ey iman edenler! Peygamberin evlerine vaktine bakmaksızın ve yemeğe izin verilmedikçe girmeyin. Fakat çağırıldığınız vakit girin. Yemeği yediğinizde de hemen dağılın. Sohbet etmek için de izinsiz girmeyin. Çünkü bu haliniz Peygambere eziyet veriyor, ama o sizden utanıyor. Fakat Allah gerçeği söylemekten utanmaz. Hem O&#8217;nun hanımlarına bir ihtiyaç soracağınız vakit de perde arkasından sorun. Böyle yapmanız hem sizin kalbleriniz ve hem de onların kalbleri için daha temizdir. Hem sizin Resulullah&#8217;a eziyet etmeye hakkınız yoktur. Ondan sonra hanımlarını da ebediyyen nikâh edemezsiniz. Çünkü bu Allah katında çok büyük bir günahtır.&#8221;</div>
</blockquote>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Ahzab suresi, 53. Ayet tefsiri:</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">&#8220;Ey iman edenler! Size izin verilmedikçe peygamberin evine girmeyin&#8230;&#8221; Ümmetin Peygamber (asm) ile ilgili durumu iki şekildedir:</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Birisi Peygamber (asm) ile başbaşa olduğu durumdur. O zaman vacip olan onun rahatsız etmemektir. İşte bu sûrenin 53. âyeti olan &#8220;Ey iman edenler! Peygamberin evlerine yemeğe çağrılmaksızın vakitli-vakitsiz girmeyin.&#8221; emri ile bu, beyan buyuruluyor.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">İkincisi ise Peygamber (asm) insanların arasında bulunduğu esnadadır. O zaman vacip olan da ona hürmet göstermektir. Yine bu sûrenin 56. âyeti olan &#8220;Ey iman edenler! Siz de ona salat ve selam getirin.&#8221; ayetiyle de bu beyan buyruluyor.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Nur Sûresi&#8217;nde de &#8220;Ey iman edenler! Kendi evlerinizden başka evlere izin alıp sahiplerine selam vermeden girmeyin.&#8221; <em style="box-sizing: inherit;">(Nur, 24/27)</em> buyurulmuş, kendi evlerinizden başka evlere sahiplerinden izin almaksızın girmeyiniz diye yasaklama getirilmişti. Bu hüküm genel nitelikli olduğu için, elbette Peygamber (asm)&#8217;in evlerini dahi kapsıyordu.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Fakat &#8220;Peygamber müminlere canlarından ileridir. Onun eşleri de müminlerin anneleridir.&#8221; <em style="box-sizing: inherit;">(Ahzab, 33/6) </em>buyurulmakla, Peygamber (asm)&#8217;in müminlere canlarından daha ileri ve hanımlarının onların anneleri olması, müminlerin Resulullah (asm)&#8217;ın evine kendi evleri gibi izin almaksızın girebilmelerine caizlik verecek zannedilebilirdi.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">İşte bu ayet hem böyle bir zanna yer olmadığını anlatıyor, hem bu vesileyle Resulullah (asm)&#8217;ın eşlerine &#8220;hicab&#8221;ı (tesettürü) emrediyor, hem de müminlerin anneleri olmalarının mânâsını açıklıyor.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Âyetten anlaşıldığına ve İbnü Abbas&#8217;tan rivayet olunduğuna göre, birtakım kimselere zaman zaman Resulullah (asm)&#8217;ın evinde yemek yediriliyordu. Bunlar bazen, yemekten önce yetişinceye kadar bekliyorlar, yemekten sonra da hemen çıkıp gitmiyorlar, Resulullah (asm) sıkılıyordu, bu ayet nazil oldu. Hz. Zeyneb (r.anha) ile evlendiği zaman yapılan düğün yemeğinde nazil olduğu da Buharî, Tirmizî ve başka kitaplarda Hz. Enes (ra)&#8217;ten rivayet olunmuştur. Sizin için yemeğe izin verilmedikçe, لِطَعاَمٍ denilmeyip, اِلَى طَعَامٍ denilmesi, izin kelimesinin içine davet manasını da yüklemek içindir. Beydâvî&#8217;nin ifadesine göre bu mânâ yüklemenin sebebi de, izin verilse bile yemeğe çağrılmadan varmanın güzel olmayacağına işaret etmek içindir. Yemek zamanına bakmaksızın veya yemeğin olmasını gözetmeksizin veya gözetmemek üzere girmeyin.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">İNÂ, bir şeyin zamanı gelip çatmak, yahut bir şey kemaline erip yetişmek mânâlarına gelir. Burada ikisiyle de tefsir edilmiştir. Bu<em style="box-sizing: inherit;"> &#8220;bakmaksızın&#8221;</em> kaydı <em style="box-sizing: inherit;">&#8220;girmeyiniz&#8221;</em> fiilinin fâilinden haldir. Yani zamanı gözetmemeniz, beklememeniz üzere, size yemeğe izin verilmedikçe girmeyin. Fakat çağrıldığınız zaman da girin. Zamanından önce de olsa girin. Fakat yemeği yediğiniz zaman da hemen dağılın. Hiç durmayın. Söz dinlemek veya sohbet etmek üzere izin verilmedikçe girmeyin. Bu da üzerine atfedilmiştir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Bizim anlayışımıza göre, bu kaydın yararı, yemekten başka maksatlar için de izinsiz girmenin yasaklığını genellemektir. Çünkü o izinsiz, zamansız giriş ve duruş Peygamber (asm)&#8217;e eziyet veriyordu. Evini daraltıyor, ev halkını sıkıyordu; fakat sizden utanıyor, girmeyin çıkın demekten sıkılıyordu. Halbuki Allah gerçeği söylemekten çekinmez, sıkılmaz.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Yani Nûr Sûresi âyeti gereği, başkasının evine izinsiz girenlerin ve ihtiyaçtan fazla duranları çıkarılması bir haktır. O halde Allah&#8217;ın söylediği gibi söylemekten sıkılmamak gerekir. Şayet size</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid #b6ff6d; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">&#8220;Geri dönün&#8217; denilirse dönüp gidin. Bu sizin için daha temizdir.&#8221; <em style="box-sizing: inherit;">(Nûr, 24/28)</em></div>
</blockquote>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">İzin ile girdiğinizde de kadınlara bir meta, gerekli bir şey soracağınız veya isteyeceğiniz zaman artık onlara bir &#8220;hicab&#8221;, yani görülmelerine engel bir perde, bir siper arkasından sorun.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Bundan böyle &#8220;harem&#8221;, farz kılınmışıtır ki, o zamana kadar Araplar da adet değildi. Öyle yapmanız, izinsiz girmemek, çabuk dağılmak, hareme soracağınızı perde arkasından sormak hem sizin kalbleriniz, hem onların kalbleri için daha fazla temizliktir. Şeytanî düşüncelerden, vesveselerden uzaklaşırsanız, hem kadınların, hem erkeklerin iffet ve ismet hisleri daha fazla yükselir, edeb, nezihlik, takva, hürmet gösterme artar.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Hem Resulullah (asm)&#8217;ı üzmeniz, incitmeniz sizin için doğru ve caiz olamaz. Ona hak ve yetkiniz olmadığı gibi, size yaraşmaz ve hakkınızda iyi olmaz. Onun için onu incitmesi düşünülen durumların ve hareketlerin hepsinden sakınmalı hiçbirini caiz görmemelisiniz. Onun arkasından, yani vefatından sonra hanımlarını nikahlamanız asla olamaz. İşte onların müminlerin anneleri olmalarının asıl mânâsı budur. Öz anneler gibi nikahlarının ebediyen caiz olmamasıdır.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Çünkü o günah, Peygamber (asm)&#8217;i üzmek, buna dahil olmak üzere o vefat ettikten sonra hanımları ile nikahlanmak günahı Allah katında çok büyük bulunuyor. Peygamber (asm)&#8217;e kasten eziyet etmek inkâr olduğu gibi, hanımları ile nikahlanmayı, helal saymak da öyledir. Resulullah (asm), vefatında da Allah katında öyle muazzam ve öyle saygı gösterilmesi vacip olandır.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;"><em style="box-sizing: inherit;">(bk. Elmalılı M. Hamdi YAZIR, Kur&#8217;an-ı Kerim Tefsiri, ilgili ayet.)</em></div>The post <a href="https://ateistlerecevap.org/ahzab-53-peygamberin-evine-girilmesi/" data-wpel-link="internal">Ahzab 53 Peygamber'in evine girilmesi yasak mı?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ateistlerecevap.org/ahzab-53-peygamberin-evine-girilmesi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>(Hucurat, 1-5) Peygamberimizin’in yanında yüksek sesle konuşulmasının Allah tarafından yasaklanması?</title>
		<link>https://ateistlerecevap.org/hucurat15-peygamberimizinin-yaninda/</link>
					<comments>https://ateistlerecevap.org/hucurat15-peygamberimizinin-yaninda/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ateistlere Cevaplar]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 01 Sep 2017 14:45:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Ayetler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.ateistlerecevap.org/?p=28</guid>

					<description><![CDATA[<p>Değerli kardeşimiz, Bakın ne güzel söylüyorsunuz: “Yanımda yüksek sesle konuşmayı yasakladım.&#8221; demiş olsa, buyruğu yine de yerine getirilmiş olurdu&#8230;” Bütün dünyanın aklına, zekasına hayran kaldığı Hz. Muhammed (asv)’in -kendi ifadeleriyle, kendi sözleriyle- ortaya koyduğu yüzlerce emir ve yasakları ortada iken ve bunları bize kadar ulaştıran yüzlerce hadis kaynakları buna şahit olduğu halde,  kendi sözlerini ortaya koyan hadis koleksiyonundan [&#8230;]</p>
The post <a href="https://ateistlerecevap.org/hucurat15-peygamberimizinin-yaninda/" data-wpel-link="internal">(Hucurat, 1-5) Peygamberimizin’in yanında yüksek sesle konuşulmasının Allah tarafından yasaklanması?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
<div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"><a href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2017/09/Ey-iman-edenler-Seslerinizi-Peygamberin-sesinin-ustune-yukseltmeyin.-Birbirinize-bagirdiginiz-gibi-Peygambere-yuksek-sesle-bagirmayin-yoksa-siz-farkina-varmadan-isledikleriniz-bosa-gider.-1.png" data-wpel-link="internal"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-1030" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2017/09/Ey-iman-edenler-Seslerinizi-Peygamberin-sesinin-ustune-yukseltmeyin.-Birbirinize-bagirdiginiz-gibi-Peygambere-yuksek-sesle-bagirmayin-yoksa-siz-farkina-varmadan-isledikleriniz-bosa-gider.-1.png" alt="" width="640" height="360" srcset="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2017/09/Ey-iman-edenler-Seslerinizi-Peygamberin-sesinin-ustune-yukseltmeyin.-Birbirinize-bagirdiginiz-gibi-Peygambere-yuksek-sesle-bagirmayin-yoksa-siz-farkina-varmadan-isledikleriniz-bosa-gider.-1.png 640w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2017/09/Ey-iman-edenler-Seslerinizi-Peygamberin-sesinin-ustune-yukseltmeyin.-Birbirinize-bagirdiginiz-gibi-Peygambere-yuksek-sesle-bagirmayin-yoksa-siz-farkina-varmadan-isledikleriniz-bosa-gider.-1-300x169.png 300w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" /></a></div>
<p>Değerli kardeşimiz,
</p></div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Bakın ne güzel söylüyorsunuz: <em style="box-sizing: inherit;">“Yanımda yüksek sesle konuşmayı yasakladım.&#8221; demiş olsa, buyruğu yine de yerine getirilmiş olurdu&#8230;” </em>Bütün dünyanın aklına, zekasına hayran kaldığı Hz. Muhammed (asv)’in -kendi ifadeleriyle, kendi sözleriyle- ortaya koyduğu yüzlerce emir ve yasakları ortada iken ve bunları bize kadar ulaştıran yüzlerce hadis kaynakları buna şahit olduğu halde,  kendi sözlerini ortaya koyan hadis koleksiyonundan farklı olarak, bir çok hakikatleri “Kur’an” denilen Allah’ın kitabından aktarması gösteriyor ki, o sadece bir peygamberdir, Allah’ın emir ve yasaklarını tebliğ etmekle yükümlüdür. Vahiy olarak kendisine indirilen Kur’an’ı kendi sözlerinden ayrı tutmak zorunda olduğunu biliyor ve bunları gelen vahiyle alır almaz derhal katiplerine yazdırıyordu. Hatta ilk zamanlarda daha yeni Müslüman olmuş bazı cahil bedevî Araplar tarafından “birbirine karıştırılır” korkusuyla kendi sözlerinin yazılmasını yasaklamıştır. İnsanlar Kur’an’ın üslubuna aşina olduktan sonra hadislerin yazılmasıyla ilgili yasağı kaldırmıştır.<br />
<br style="box-sizing: inherit;" />Demek ki, soruda söz konusu edilen olayda olduğu gibi, görünürde çok basit bir edep ve terbiye talimiyle ilgili de olsa, Allah’ın indirdiği vahyi kendine mal etmiyor, onun Kur’an ayeti olduğunu ilan ediyor.<br />
<br style="box-sizing: inherit;" />Bırakın görünürde küçük bir ilahî mesajı, kısa bir Rabbanî dersi kendine mal etmesi, kendisi için hiç de hoş olmayan bir takım uyarıları ve azarlamaları da insanlara ilan etmek zorunda kalıyor. Çünkü, bunların hepsi Allah’tandır, Hz. Muhammed (asv) ise, -aleyhine de olsa- onların hepsini insanlara aktarmak durumundadır.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Örneğin, bir defasında gayri müslim misafirleriyle sohbet eden Hz. Peygamber (a.s.m), -bu misafirlerden haberi olmayan sahabeden- Abdullah b. Ümmi Mektum adındaki bir âmâ, iki de bir -bilmeyerek- misafirlerin sözlerini kesecek şekilde  sorular soruyordu. Hz. Peygamber (a.s.m) ise, gayri müslim de olsa misafirlerine karşı gösterilen bu tavrı nezaket kurallarına uygun görmemiş ve bu sorularla pek ilgilenmemişti. Daha sonra inen Abese suresinde (80/1-11), Efendimiz (asv)&#8217;in bu tavrı yerilmiş ve gayri müslimlere karşı fazlaca titiz davranmasının abartılı bulunduğuna işaret edilmiştir.<br />
<br style="box-sizing: inherit;" />Mesela, Bedir ganimetinin taksimi hakkında yaptığı işlemden ötürü, kendisinin durumunu eleştiren ayetleri de gizlememiştir, gizleyememiştir. (bk. Enfal, 8/67-69).<br />
<br style="box-sizing: inherit;" />Kur’an’da üç yüz otuz iki defa zikredilen “kul = de ki” kelimesini bile zikretmesi, Hz. Muhammed (asv)’in bir peygamber olduğunu, Kur’an’ın Allah’ın kelamı olduğunun çok açık bir belgesidir. Çünkü, normalde birisi “deki…” dese, bu mesajı alan kişi onu “dek.i..” demeden aktarır ki, işin normali de budur.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Örneğin Kur’an’da “De ki: Allah birdir, samed’dir.” ayetleriyle başlayan İhlas suresini “De ki:..”yi kullanmadan aktarılması ve okunması gerekirdi. Fakat o, gerek bunu insanlara öğretirken, gerek kendisi namazlarında okurken “De ki&#8230;” sözcüğüyle birlikte okuyor.  Bundan anlaşılıyor ki, Hz. Muhammed (a.s.m) Kur’an’ın bir tek kelimesini, bir tek harfini değiştirmeden, Allah’ın mesajını olduğu gibi aktarmıştır. Neden mi?<br />
<br style="box-sizing: inherit;" />İşte o, işte Kur’an!:</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid #b6ff6d; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">“Yok, yok! gördüğünüz ve göremediğiniz âlemlere yemin olsun ki, bu Kur’ân, pek kerim bir Resulün -tebliğ ettiği- sözüdür. O bir şâirin sözü değildir. Ne de az iman ediyorsunuz! O bir kâhinin sözü de değildir. Ne de az düşünüyorsunuz! Bilakis o,  âlemlerin Rabbi olan Allah katından indirilmiştir. Eğer o (peygamber), bizim adımızla bir takım sözler uydursaydı, onu elimizle yakalar, sonra da onun şah damarını koparırdık. Sizden kimse da buna engel olamazdı. Şüphesiz ki bu Kur’an takvâ sahipleri için bir öğüttür. Elbette, içinizden bazılarının peygamberi yalancı saydığını biliriz. Şüphesiz, o / Kur’an kâfirler için bir pişmanlık vesilesi ve karşılaşacakları kesin bir gerçektir. O halde (ey şanlı elçi!) Rabbinin yüce adını zikret!”(Hakka, 69/38-52).</div>
</blockquote>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Soruda geçen ayetin geçtiği Hucurat Suresinde, Müslümanların Allah&#8217;a ve Resulüne karşı riayet etmeleri gereken edep, kendi aralarında ve başkalarıyla ilişkilerinde takınmaları gereken ahlâkî tavır konularında buyruk ve tavsiyelere yer verilmiş, müminler arasında çıkacak ihtilafların nasıl çözüleceği açıklanmış, insanların kök birliği ve eşitliği etkili bir üslûp içinde ilan edilmiş, üstünlüğün fırsat eşitliği içinde yapılacak yarışla elde edileceği vurgulanmış, iman ve islâm kavramlarıyla ilgili önemli açıklamalar yapılmıştır.<br />
<br style="box-sizing: inherit;" />Fahreddin Râzî&#8217;nin, sûrenin ana konularıyla ilgili olarak yaptığı sistematik açıklama ilgi çekicidir: Bu sûrede müminler, güzel ahlâk kurallarına yönlendirilmektedir. Riayet edilmesi gereken edep ve ahlâk kuralları ya Allah ya Resulü (asv) yahut da başkalarıyla ilgilidir. Başkaları ya iman, ibadet ve güzel ahlâk yolunu tutanlardır yahut yoldan sapanlardır (fâsıklardır). Doğru yolda olanlar da ya bir arada bulunurlar veya ayrı yerlerde. Böylece ahlâk ve davranış bakımından müminin karşısında beş farklı muhatap vardır. Sûrenin 1,2,6,11 ve 12. âyetlerine &#8220;Ey iman edenler&#8221; diye başlanmış ve her birinde yukarıda sıralanan muhataplardan biriyle ilgili ahlâk, edep ve davranış kurallarına yer verilmiştir. (bk. Razi, ilgili surenin tefsiri)<br />
<br style="box-sizing: inherit;" />Soruda geçen konuyla ilgili ayetlerin mealleri:</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid #b6ff6d; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">&#8211; Ey iman edenler! Allah ve Resulünün önüne geçmeyiniz, Allah&#8217;a itaatsizlikten sakınınız! Şüphesiz Allah her şeyi işitmekte ve bilmektedir. &#8211; Ey iman edenler! Seslerinizi Peygamber&#8217;in sesinden fazla çıkarmayınız, birbirinize bağırdığınız gibi ona bağırma­yınız; sonra farkında olmadan amelleriniz boşa gider.<br style="box-sizing: inherit;" />&#8211; Allah Resulünün ya­nında seslerini kısanlar var ya, işte onlar, Allah&#8217;ın gönüllerini takva yönün­den denemeye tâbi tuttuğu kimselerdir. Onlar için büyük bağışlanma ve bü­yük bir ödül vardır. <br style="box-sizing: inherit;" />&#8211; Odaların dışından sana seslenenlerin çoğu kuşkusuz düşünemiyorlar. <br style="box-sizing: inherit;" />&#8211; Yanına çıkıncaya kadar sabredip bekleselerdi elbette ken­dileri için daha iyi olacaktı. Yine de Allah çok bağışlayıcı, çok esirgeyicidir. (Hucurat, 49/1-5)</div>
</blockquote>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Ayetlerin açıklaması:<br />
<br style="box-sizing: inherit;" />1. &#8220;Geçmeyin&#8221; şeklindeki tercüme, aslında geçişli olan &#8220;lâ tükaddimû&#8221; fiilinin nadiren geçişsiz de olabileceği ve burada bu ikinci kullanımıyla yer aldığı yorumuna dayanmaktadır. (bk. Şevkânî, ilgili ayetin tefsiri) Kelimenin geçişli okunuşuna dayanan diğer yorumları da kapsayacak şekilde bunu &#8220;geçmeyin (başkalarını da geçirmeyin)&#8221; şeklinde anlamak yerinde olacaktır.<br />
<br style="box-sizing: inherit;" />Bu yasaklamaya göre mümin, gerek hüküm, karar ve tercihlerinde ve gerekse davranışlarında Allah ve Resulünün önüne geçmemekle yükümlü kılınmaktadır. Yalnızca &#8220;Allah&#8217;ın&#8230;&#8221; demek yeterli olacağı halde Resûl&#8217;ün de zikredilmesi, onun dinin tebliği yanında dini açıklama, uygulama ve ilâhî bildirime dayalı olarak tamamlamadaki önemli rolüne işaret etmekte; Resûl&#8217;e itaatin de dolaylı olarak Allah&#8217;a İtaat mânasına geldiği gerçeğinin altını çizmektedir. Hz. Peygamber (asv) zamanında, onun yanında bulunan müminler, hem irade ve kararda hem de fiil ve davranışta onun önüne geçmemek, onu beklemek, gözetmek, peşinden gitmek, izni ile hareket etmek durumundadırlar. Onun bulunmadığı yer ve zamanlarda &#8220;öne geçmemek ve geçirmemek&#8221;, dine aykırı bir karar vermemek, bir şey yapmamak mânasına gelmektedir. &#8220;Allah ve Resulünün önüne geçirmemek&#8221; de, önemi ve değeri ne olursa olsun -kişinin kendi nefsi dahil- hiçbir kimsenin irade ve rızasını, Allah ve Resulünün irade ve rızasının önüne geçirmeme, onu buna tercih etmeme, önceliği ilâhî irâde ve rızaya verme anlamına gelmektedir.2. Söz, karar ve davranışta Allah ve Resulünün iradelerini aşmamak, onların rızalarının dışına çıkmamak gerektiği önceki âyette bildirilmişti. Buna nispetle daha hafif bir ihlal ve kusur teşkil eden iki davranışın daha çirkinliği de bu âyette ifade edilmektedir: Bunlardan biri, Hz. Peygamber (asv)&#8217;in yanında başkalarıyla konuşurken onun sesini bastıracak kadar yüksek bir sesle konuşmak. Buhârî&#8217;nin rivayetine göre Hz. Peygamber (asv) ile görüşme yapmak üzere Temîmoğulları’ndan bir heyet gelmişti, Görüşme sırasında Hz. Ebû Bekir ile Ömer de orada idiler. Kabileye başkan yapılacak kişi üzerinde bu ikisi ihtilafa düşüp Hz. Peygamber (asv)&#8217;in yanında biraz da ağız dalaşı yaptılar. Bu âyet inince çok pişman oldular, üzüldüler. Artık onun yanında o kadar alçak sesle konuşuyorlardı ki, çoğu kere Peygamberimiz (asv) &#8220;İşitemedim, tekrarlar mısın!&#8221; diyordu. (bk. Buhari, Tefsir, 49/1-2)<br />
<br style="box-sizing: inherit;" />Ayette ifade edilen ikinci konu, Hz. Peygamber (asv) ile konuşurken, sıradan bir kimse ile konuşur gibi bağırıp çağırarak konuşmak. İslâm&#8217;dan önce Araplar bu gibi inceliklere riayet etmezler, ilâhî bir dinin eğitiminden geçmedikleri için bir peygambere nasıl davranılacağını da bilmezlerdi. Âyetler hem onlara edep dersi vermekte hem de daha sonra gelecek olan müminlere, vefatından sonra da olsa Peygamberlerine karşı besleyecekleri saygı ve sevgi konusunda örnekli açıklama yapmaktadır. Razî&#8217;ye göre &#8220;sesi, Peygamber&#8217;in sesinin üstüne çıkarmak&#8221;, onun huzurunda çok konuşmak şeklinde de anlaşılabilir. Çünkü bir kimse konuşuyorsa (sesi çıkıyorsa) diğeri susuyor ve dinliyor demektir. Hz, Peygamber (asv)&#8217;in yanında olabildiğince az konuşmak ve çok dinlemek gerekir; çünkü hayırlı olan onun konuşmasıdır. (Razi ilgili ayetin tefsiri) Buna göre Peygamber Efendimiz (asv)&#8217;in vefatından sonra da, onun hayatına uygun bir hayat sürmek ve onun emir ve yasakları karşısında içten ve dıştan ses çıkarmadan, itiraz etmeden ona itaat etmek gerekir. Ayrıca bütün seslendirmeler, görüşler, düşünceler, hayat tarzları, sistemler onun getirdiği İslama uygun olmalıdır, ondan alınmalıdır.<br />
<br style="box-sizing: inherit;" />&#8220;Farkında olmadan amelin boşa gitmesi&#8221; İki türlü olabilir: a) Âhiret hesaplaşmasında günahlar ile sevapların denkleştirilmesi, başkalarının haklarıyla ilgili bazı günahlardan kurtulabilmek için sevap hanesinden aktarmalar yapılması söz konusudur. Bu durumda insana büyük dereceler ve ödüller kazandıracak birçok amel (ibadet, hayır, güzel iş) tazminata gitmekte, bir mânada heder edilmektedir. b) İman olmazsa ebedî kurtuluş bakımından amelin bir değeri yoktur. Hz. Peygamber (asv)&#8217;e karşı gerekli edep ve saygıyı göstermeyen, onu hayatından örnek almayan kimselerin zaman içinde din duyguları, dinî pratikleri ve imanları -kendileri işin farkında olmadıkları halde- zayıflayabilir. Bu zayıflama imanın varlığı ile yokluğu eşit olan bir dereceye vardığında ibre, fikirde veya fiilde inkâra doğru yönelir, inkâr gerçekleşince de amellerin değeri kalmaz, âhiret sermayesi olarak boşa gitmiş sayılır.<br />
<br style="box-sizing: inherit;" />3. İşin önemini idrak etmedeki kusur ve İslâm öncesi alışkanlıkların etkisi yüzünden Hz. Peygamber (asv)&#8217;e karşı edepte kusur edenler ilâhî ikazı alınca imanları, takvaları ve iyi niyetleri sebebiyle derhal kendilerini toparladılar, onun yanında zor işitilen bir sesle konuşmaya başladılar. Allah&#8217;ın uy ansını ve rızasını hem alışkanlıklarının hem de öfkelerinin önüne geçirerek büyük bir takva imtihanı verdiler ve bu imtihandan başarılı çıktılar. Başarılan her imtihanın bir ödülü vardır, takva imtihanının ödülü de bu erdemin önem ve ölçüsünde büyük olacaktır.<br />
<br style="box-sizing: inherit;" />4-5. Benî Temîm isimli bedevi kabilesi Hz. Peygamber (asv)&#8217;i görmek, tanımak ve buna göre bir ilişki kararı almak üzere Medine&#8217;ye gelmişlerdi. Peygamberimiz (asv) her öğleden sonra yaptıkları gibi bir süre dinlenmek (kaylüle yapmak) üzere odalarına çekilmişlerdi. Kabile mensupları, kendilerine bu durum bildirildiği halde Resulullah (asv)&#8217;in evinin önünde, kaba bir şekilde &#8220;Muhammed, Muhammed!&#8221; diye bağırmaya başladılar. Bu davranışları hem edebe aykırı idi hem de onu rahatsız etmişti. Ama eğitim ve idrak seviyeleri henüz yaptıklarının kabalığını, yersizliğini anlayacak ölçüde değildi. (Kurtubî, Ahkam, ilgili ayetin tefsiri)<br />
<br style="box-sizing: inherit;" />Böyle yapanların medeni inceliklerden uzak bedeviler olduğu düşünüldüğünde davranış tabii de görülebilirdi. Buna rağmen Allah Teâlâ&#8217;nın vahiy göndererek uyanda bulunması iki önemli ve evrensel değer ve kurala dikkat çekmektedir:<br />
<br style="box-sizing: inherit;" />1. Medeni inceliklerin, insanî erdemlerin bütün topluluğa yayılması; köylünün, bedevinin, şehirlerden uzak yaşayanların da uygarlıktan nasiplendirilmesi, bütün ümmetin medenileşmesi gereklidir. <br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />2. Hz. Peygamber (asv)&#8217;in Allah katındaki yeri ve değeri çok yüksek olup onun karşısında herkes bu idrak içinde olmak zorundadır.
</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">(bk. Kur’an Yolu, Heyet, ilgili ayetlerin tefsiri)</div>The post <a href="https://ateistlerecevap.org/hucurat15-peygamberimizinin-yaninda/" data-wpel-link="internal">(Hucurat, 1-5) Peygamberimizin’in yanında yüksek sesle konuşulmasının Allah tarafından yasaklanması?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ateistlerecevap.org/hucurat15-peygamberimizinin-yaninda/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
