<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Hadisler | Ateistlere Cevap</title>
	<atom:link href="https://ateistlerecevap.org/category/hadisler/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://ateistlerecevap.org</link>
	<description>Ateistlere,deistlere ve İslam&#039;ı kabul etmeyenlere İslam&#039;ı tanıtmak cevap vermek ve Müslüman kardeşimize fikir vermeye çalışan dostlarız.</description>
	<lastBuildDate>Mon, 13 Jun 2022 12:32:19 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.4.3</generator>

<image>
	<url>https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2020/10/cropped-logo-mavi-32x32.png</url>
	<title>Hadisler | Ateistlere Cevap</title>
	<link>https://ateistlerecevap.org</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Kur&#039;an&#039;a Uyan Hadisi Almak Uymayan Hadisi Almamak</title>
		<link>https://ateistlerecevap.org/kurana-uyan-hadisi-almak-uymayan-hadisi-almamak/</link>
					<comments>https://ateistlerecevap.org/kurana-uyan-hadisi-almak-uymayan-hadisi-almamak/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ateistlere Cevaplar]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 27 Jan 2019 18:48:27 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Hadisler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.ateistlerecevap.org/?p=2866</guid>

					<description><![CDATA[<p>Günümüz hadis inkarcılarına &#8220;Yav kardeşim sen nasıl olur da Peygamber Efendimizin sözlerini inkar edersin onun emir ve yasaklarına uymazsın&#8230;. vs.&#8221; şeklinde sorsanız sizin bu sözünüze karşılık olarak söyleyeceği ilk cümle şudur &#8220;Biz Kur&#8217;an&#8217;a uyan hadisi alırız, hadisi okuruz Kur&#8217;an&#8217;a uyarsa alırız uymazsa almayız.&#8221; bu bahaneyi öne sürerekte neredeyse bütün hadisleri inkar ederler yani aslında söyledikleri [&#8230;]</p>
The post <a href="https://ateistlerecevap.org/kurana-uyan-hadisi-almak-uymayan-hadisi-almamak/" data-wpel-link="internal">Kur'an'a Uyan Hadisi Almak Uymayan Hadisi Almamak</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2019/01/Kurana-Uyan-Hadisi-Almak.png" data-wpel-link="internal"><img fetchpriority="high" decoding="async" class="aligncenter wp-image-2868 size-large" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2019/01/Kurana-Uyan-Hadisi-Almak-1024x1024.png" alt="Kur'an'a Uyan Hadisi Almak" width="640" height="640" srcset="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2019/01/Kurana-Uyan-Hadisi-Almak-1024x1024.png 1024w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2019/01/Kurana-Uyan-Hadisi-Almak-300x300.png 300w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2019/01/Kurana-Uyan-Hadisi-Almak-150x150.png 150w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2019/01/Kurana-Uyan-Hadisi-Almak-768x768.png 768w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2019/01/Kurana-Uyan-Hadisi-Almak.png 1080w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" /></a><br />
Günümüz hadis inkarcılarına &#8220;Yav kardeşim sen nasıl olur da Peygamber Efendimizin sözlerini inkar edersin onun emir ve yasaklarına uymazsın&#8230;. vs.&#8221; şeklinde sorsanız sizin bu sözünüze karşılık olarak söyleyeceği ilk cümle şudur &#8220;Biz Kur&#8217;an&#8217;a uyan hadisi alırız, hadisi okuruz Kur&#8217;an&#8217;a uyarsa alırız uymazsa almayız.&#8221; bu bahaneyi öne sürerekte neredeyse bütün hadisleri inkar ederler yani aslında söyledikleri bu söz gittikleri batıl olan yolu hakmış gibi göstermek için uydurdukları bir &#8220;kılıftır&#8221;.<br />
Hadis inkarcılarının en sevmediğim özelliği şudur. 1400 yıldır kimsenin düşünemediği, göremediği, herkesin yanlış anladığı şeyleri direkt ya dolaylı olarak doğru anladıklarını iddia etmeleri ve en sinir bozucu olanı ise sanki yeni bir şey keşfetmiş gibi yaptıklarını savunmaları.<br />
Yavaş yavaş konumuza gelelim, bunlar güya diyor ki bu zamana kadar insanlar Kur&#8217;an&#8217;a uymayan hadisi alıyorlardı ama artık bizim gibi dini, Kur&#8217;an&#8217;ı doğru anlayan kurtarıcılar var biz Kur&#8217;an&#8217;a uymayan hadisi kabul etmeyiz. Peki durum gerçekten de böyle mi? Hadis ilminin, hadis usulünün en temelinde, en başında bir hadis incelenirken iki tane şey incelenir<br />
&#8220;1) Hadisin Metni, 2) Hadisin Senedi (ravileri vs.)&#8221; peki burada ki hadisin metnini incelemek ne demek? Adından da anlaşılacağı üzere hadis incelenir Kur&#8217;an&#8217;a uyuyor mu ya da sahih olduğu sabit olan bir hadise muhalefet ediyor mu etmiyor mu, illetli bir hadis mi buna bakılır. Örneğin diyelim ki içki içmenin helal olduğunu söyleyen bir tane hadis var (böyle bir şey yok sadece örnek olsun diye diyorum)* Kur&#8217;an&#8217;a bakılır ne yazıyor Kur&#8217;an&#8217;da &#8220;İçki haramdır (özetle)&#8221; ve bunun aksini ispat eden bir tane bile delil yoktur ama bu sözde içki helal deniyor o zaman bu söz hadis olarak kabul edilmez. Yani aslında bizim Kur&#8217;an&#8217;ı doğru anlayan (!) kurtarıcılarımızın (!) uyguladığı (!) Kur&#8217;an&#8217;a uymayan hadisi almama olayı asırlardır uygulanan ve Hadis İlminin en temelini oluşturan şeydir.<br />
Arkadaşlar aslında asıl sorun şu birileri bizi Peygamber Efendimizin sözlerinden, sünnetinden, örnekliğinden uzaklaştırmaya çalışıyor ve bunu yaparken de kendilerince bir kılıf uyduruyorlar. Bazı hadisler ilk okunduğunda Kur&#8217;an&#8217;a zıt gibi gelebilir bu normaldir çünkü herkesin herşeyi doğru anlaması mümkün değildir. Burada önemli olan Kur&#8217;an&#8217;ın bize emrettiği gibi bilmediğimiz şeyleri ilim sahiplerine sormamızdır.<br />
Diyelim ki bu şekilde bir hadisle karşılaştık direkt inkar etmek yerine &#8220;Ben bunu direkt olarak inkar etmeyeyim bilen birisine sorayım o bana bu hadisin aslını astarını doğrusunu yanlışını anlatsın&#8221; dememiz lazım. Aslında bu konuda ateistlerle hadis inkarcıları arasında bir fark yoktur çünkü Kur&#8217;an&#8217;da da birbiriyle çelişkili gibi gözüken ayetler vardır ateistler bu ayetlerin hikmetini bilen birisine sormadığı için bu ayetleri inkar ediyor, hadis inkarcıları da Kur&#8217;an&#8217;a zıt gibi duran hadisleri bilen birisine sormadığı için hadisleri inkar ediyor.<br />
Aslında biraz gözlerini açıp baksalar yaptıklarının ateistlerin yaptıkları ile arasında bir fark olmadığını göreceklerdir. Allah hepimize hatalarımızı görüp bunları düzeltmeyi nasip etsin</p>The post <a href="https://ateistlerecevap.org/kurana-uyan-hadisi-almak-uymayan-hadisi-almamak/" data-wpel-link="internal">Kur'an'a Uyan Hadisi Almak Uymayan Hadisi Almamak</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ateistlerecevap.org/kurana-uyan-hadisi-almak-uymayan-hadisi-almamak/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Peygamber Efendimizin Mezhebi Neydi? Peygamberimizin Mezhebi Var Mıydı?</title>
		<link>https://ateistlerecevap.org/peygamber-efendimizin-mezhebi-neydi-peygamberimizin-mezhebi-var-miydi/</link>
					<comments>https://ateistlerecevap.org/peygamber-efendimizin-mezhebi-neydi-peygamberimizin-mezhebi-var-miydi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ateistlere Cevaplar]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 08 Dec 2018 22:34:15 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Hadisler]]></category>
		<category><![CDATA[Peygamber Efendimizin Mezhebi Neydi?]]></category>
		<category><![CDATA[Peygamberimizin Mezhebi Var Mıydı?]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.ateistlerecevap.org/?p=2802</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bu soruyu soran arkadaşların bazıları cidden bilmediklerinden, konu ile hiç alakaları  olmadıklarından soruyorlar bazıları da var ki cevabını bildikleri halde insanların kalbine vesvese salmak için soruyorlar. Şimdi bu sorunun cevabına yavaş yavaş geçelim. Daha önce mezheplerin nasıl ortaya çıktığını detaylıca anlattık, gerekli yazıları websitemizde bulabilirsiniz. Burada uzun uzun anlatmayacağım sadece özet bir şekilde geçeceğim. Peygamberimizin Asr-ı Saâdetinde [&#8230;]</p>
The post <a href="https://ateistlerecevap.org/peygamber-efendimizin-mezhebi-neydi-peygamberimizin-mezhebi-var-miydi/" data-wpel-link="internal">Peygamber Efendimizin Mezhebi Neydi? Peygamberimizin Mezhebi Var Mıydı?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/12/01-1.png" data-wpel-link="internal"><img decoding="async" class="aligncenter wp-image-2803 size-large" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/12/01-1-1024x1024.png" alt="Peygamber Efendimizin Mezhebi Neydi?" width="640" height="640" /></a><br />
Bu soruyu soran arkadaşların bazıları cidden bilmediklerinden, konu ile hiç alakaları  olmadıklarından soruyorlar bazıları da var ki cevabını bildikleri halde insanların kalbine vesvese salmak için soruyorlar. Şimdi bu<br />
sorunun cevabına yavaş yavaş geçelim. Daha önce mezheplerin nasıl ortaya çıktığını detaylıca anlattık, gerekli yazıları <a href="https://www.ateistlerecevap.org/2018/11/mezhepler-nasil-ortaya-cikti-nasil-mezhep-kurulur-okuyan-mezhebi-kuruyoruz.html" data-wpel-link="internal"><strong>websitemizde bulabilirsiniz</strong></a>.<br />
Burada uzun uzun anlatmayacağım sadece özet bir şekilde geçeceğim. Peygamberimizin Asr-ı Saâdetinde sahâbenin bir kısmı devamlı olarak Allah Resûlünün yanında kalıyor, Kur&#8217;ân&#8217;ı ve hadîsleri ezberliyor, onların mânâlarını iyice kavramaya çalışıyorlardı. Hazret-i Peygamber&#8217;in Kur&#8217;an&#8217;ın hükümlerini nasıl uyguladığını bizzat görüyor, âyetlerin iniş sebeblerini biliyorlardı.<br />
Hz. Peygamber&#8217;in vefatından sonra, bu sahâbeler Mekke ve Medine dışına çıktılar, çeşitli İslâm memleketlerine gittiler. Bunlar, gittikleri yerlerde Hicaz&#8217;dakinden farklı örf ve âdetlere sâhip insanlarla karşılaştılar. Halk gelip dinî mes&#8217;eleleri kendilerine soruyor, onlar da o mes&#8217;ele hakkında Kur&#8217;an ve Sünnetin hükmünü bildiriyorlardı. Sorulan mes&#8217;ele hakkında Kur&#8217;an&#8217;da ve hadîste hüküm bulamazlarsa, o mes&#8217;elede ictihâd edip mes&#8217;eleyi açıklığa kavuşturuyorlardı. Sahâbe, gittikleri şehirlerde, hem hâkim, hem müftü, hem vali, hem muallim durumunda idiler. Bulundukları yerde âdeta birer ekol meydana getirmişlerdi. Birbirlerinden çok farklı yerlere dağıldıkları ve bilgi, zekâ ve kavrayış bakımından da aralarında farklar olduğu için, sorulan mes&#8217;eleler karşısında pek tabiî olarak farklı ictihadlar, ayrı görüş ve kanaatlar ortaya çıkabiliyordu.<br />
Bir sahâbînin etrafında toplanan talebeleri, o sahâbînin kendisinden sonra da onun sistemi ve metodu doğrultusunda ictihad yapmaya, kapalı olan mes&#8217;eleleri çözmeye, cem&#8217;iyette yeni ortaya çıkan durumlara hükümler bulmağa çalıştılar. Bu çalışmalar neticesinde, zamanla fıkhî mezhebler teşekkül etmeye başladı. Bâzı mezhebler kendilerine fazla taraftar bulamadığı için, zaman içinde kaybolurken; bugünkü 4 büyük mezheb umumun teveccühünü kazanarak kuvvet buldu, yaygınlaştı ve günümüze kadar geldi.<br />
ÖZETLE mezheplerin ortaya çıkış süreci böyledir. Aslında bu açıklamadan sonra<strong> “Peygamber Efendimizin mezhebi neydi?”</strong> sorusunu sormak bile saçmalık olur ama biz yine de açıklayalım. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) zamanında mezhep yoktu, çünkü mezhebe ihtiyaç yoktu. Sahabeler bilmedikleri meseleleri bizzat Peygamberimize danışır ve ondan öğrendiği gibi amel ederdi. Yani bir asır sonra dünyaya gelecek olan mezhep imamlarının vazifesini kendi asrında bizzat Peygamber Efendimiz icra etmiştir.<br />
Mezhepler Peygamberimizin vefatından sonra ortaya çıkmıştır. Soru sormak için Peygamberimizi bulamayan Müslümanlar Efendimizin sünnetini ve Kur’an’ı çok iyi bilen müctehid âlimlere sorularını sormuşlar, bu âlimler de Kur’an ve sünnetten çıkardıkları cevapları ümmete ders vermişlerdir. Bu âlimlerin verdiği fetvalar da insanlar tarafından kabul görmüş ve neticede ümmet-i Muhammed Kur’an ve sünnetin fıkhi yönünü anlamada onları kendilerine rehber yapmıştır.<br />
Demek Peygamberimiz zamanında mezhep yoktu, çünkü ihtiyaç yoktu. Herkes bizzat Peygamberimizin uygulamasını görerek taklit ediyor ve bilmediğini bizzat Efendimize sorarak öğreniyordu. Mezhepler Peygamberimizden sonra çıkmış ve Efendimizin uygulamalarını ümmete ders vermiştir.<br />
Yani arkadaşlar özetle<br />
<strong>“Peygamberimizin Mezhebi Neydi?”</strong> gibi bir soru sormak mantıksızlık olur.</p>The post <a href="https://ateistlerecevap.org/peygamber-efendimizin-mezhebi-neydi-peygamberimizin-mezhebi-var-miydi/" data-wpel-link="internal">Peygamber Efendimizin Mezhebi Neydi? Peygamberimizin Mezhebi Var Mıydı?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ateistlerecevap.org/peygamber-efendimizin-mezhebi-neydi-peygamberimizin-mezhebi-var-miydi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Mezhepler Nasıl Ortaya Çıktı? Nasıl Mezhep Kurulur? “Okuyan Mezhebi” Kuruyoruz</title>
		<link>https://ateistlerecevap.org/mezhepler-nasil-ortaya-cikti-nasil-mezhep-kurulur-okuyan-mezhebi-kuruyoruz/</link>
					<comments>https://ateistlerecevap.org/mezhepler-nasil-ortaya-cikti-nasil-mezhep-kurulur-okuyan-mezhebi-kuruyoruz/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ateistlere Cevaplar]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 10 Nov 2018 20:52:17 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Hadisler]]></category>
		<category><![CDATA[Sorular]]></category>
		<category><![CDATA[Mezhepler Nasıl Kuruldu?]]></category>
		<category><![CDATA[Mezhepler Nasıl Ortaya Çıktı?]]></category>
		<category><![CDATA[Mezheplerin Ortaya Çıkış Süreci Nasıldı?]]></category>
		<category><![CDATA[Nasıl Mezhep Kurulur?]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.ateistlerecevap.org/?p=2780</guid>

					<description><![CDATA[<p>Mezheplerin Ortaya Çıkış Süreci Nasıldı? Mezhepler Nasıl Kuruldu? “Okuyan Mezhebi” Kuruyoruz (Yazıyı PDF dosyası olarak indirmek için BURAYA TIKLAYIN) Yazıya başlamadan önce not: burada yaptığımız şey işin mantığını kavramanızdır yoksa haşa mezhep falan kurduğumuz yok yanlış anlaşılmasın. Bu yazıda isim olarak Mehmet Okuyan&#8217;ı seçtik bu sadece bir örnek başka biriside olabilirdi isime değil yazının mantığına odaklanmamız [&#8230;]</p>
The post <a href="https://ateistlerecevap.org/mezhepler-nasil-ortaya-cikti-nasil-mezhep-kurulur-okuyan-mezhebi-kuruyoruz/" data-wpel-link="internal">Mezhepler Nasıl Ortaya Çıktı? Nasıl Mezhep Kurulur? “Okuyan Mezhebi” Kuruyoruz</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h1><a href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/11/Mezhepler-Nasil-Ortaya-Cikti-Nasil-Mezhep-Kurulur-Okuyan-Mezhebi-Kuruyoruz.jpg" data-wpel-link="internal"><img decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-2791" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/11/Mezhepler-Nasil-Ortaya-Cikti-Nasil-Mezhep-Kurulur-Okuyan-Mezhebi-Kuruyoruz.jpg" alt="Mezhepler Nasıl Ortaya Çıktı? Nasıl Mezhep Kurulur? “Okuyan Mezhebi” Kuruyoruz" width="1280" height="860" /></a></h1>
<h1><strong>Mezheplerin Ortaya Çıkış Süreci Nasıldı? Mezhepler Nasıl Kuruldu? “Okuyan Mezhebi” Kuruyoruz</strong></h1>
<p>(Yazıyı PDF dosyası olarak indirmek için <span style="color: #800000;"><a style="color: #800000;" href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/11/Mezhepler-Nasil-Ortaya-Cikti-Nasil-Mezhep-Kurulur-Okuyan-Mezhebi-Kuruyoruz-1.pdf" data-wpel-link="internal"><strong>BURAYA TIKLAYIN</strong></a></span>)</p>
<p><span style="font-size: 14pt;">Yazıya başlamadan önce not: <strong>burada yaptığımız şey işin mantığını kavramanızdır yoksa <span style="color: #ff0000;"><em>haşa mezhep falan kurduğumuz yok yanlış anlaşılmasın</em></span>. Bu yazıda isim olarak Mehmet Okuyan&#8217;ı seçtik bu sadece bir örnek başka biriside olabilirdi isime değil yazının mantığına odaklanmamız gerekiyor.</strong></span></p>
<p><span style="font-size: 14pt; font-family: Dosis;">Uzun bir süredir hazırlamak istediğim bir yazıyı, değinmek istediğim bir konuyu sizlere sunmak istedim. Konumuz <strong>“Mezhep nedir? Nasıl Ortaya Çıktı? Nasıl Mezhep Kurulur?”</strong>. Evet bugün sizlerle bir mezhep kuracağız ve adını <strong>“Okuyan Mezhebi”</strong> koyacağız tabi bunu yaparken diğer mezhepler nasıl ortaya çıktıysa ismi nasıl “Hanefi, Şafii, Hanbeli, Maliki&#8230;” mezhebi olduysa o şekilde yapacağız sıkmadan bir sürü kaynak içerisinde boğmadan anlatmaya çalışacağım. Rabbim bana razı olacağı şekilde düzgünce anlatmayı, size de razı olacağı düzgünce anlayabileceğiniz bir şekilde anlamayı nasip etsin, amin.</span></p>
<p><span style="font-size: 14pt; font-family: Dosis;">Öncelikle bizim (ehlisünnetin) dinen kabul ettiğimiz kaynakları paylaşalım</span></p>
<p><span style="font-size: 14pt; font-family: Dosis;"><strong>İslâm&#8217;da dinî hükümlerin iki kaynağı vardır:</strong> <strong><em>Kitap </em></strong>ve <strong><em>sünnet.</em></strong> Bu ikisinden <strong>sonra</strong> müracaat edilecek<strong> kıyas</strong> ve <strong>icma</strong> da esas itibariyle, yine bu iki kaynağa bağlıdır. Bunların dördüne birden<strong> “dört usul, dört şer’î delil”</strong> adı verilir. Bütün dinî hükümler bu dört delilden çıkarıldığı için, bunlara dayanır. Bu dört delil sırasıyla şöyledir:</span></p>
<p><span style="font-size: 14pt; font-family: Dosis;"><strong>1. Kitap:</strong></span><br />
<span style="font-size: 14pt; font-family: Dosis;">Kitaptan maksat Kur’ân-ı Kerim’dir. İslâm dininin en esaslı kaynağı olan yüce kitabımız Allah tarafından nasıl indirilmişse öylece muhafaza edilmiş, bir harfi dahi değişmemiştir. Çünkü, onun muhafazasını yüce kelâmın sahibi Cenab-ı Hak üzerine almış ve korumuştur. İşte dinî bir meselede ilk müracaat edilecek kaynak Kur’ân-ı Kerim’dir.</span></p>
<p><span style="font-size: 14pt; font-family: Dosis;"><strong>2. Sünnet:</strong></span><br />
<span style="font-size: 14pt; font-family: Dosis;">Sünnetten maksat, Resul-i Ekrem Efendimizin (a.s.m.) mübarek sözleri, işleri ve görüp de men etmeyerek sükût buyurdukları halleridir. Sünnet olarak tarif edilen Peygamberimizin (asm) bu hallerine aynı zamanda hadis denir.</span></p>
<p><span style="font-size: 14pt; font-family: Dosis;"><strong>Sahabiler,</strong> Kur’ân’da yer alan dinî hükümlerin tafsilatıyla ilgili binlerce hadisi ezberleyip muhafaza ederek kendilerinden sonra gelen ve <strong>&#8220;Tâbiîn&#8221;</strong> denilen ikinci nesle nakletmişlerdir. İlk olarak Hicrî 101 tarihinde Ömer bin Abdülaziz’in gayretleriyle dinî hükümlerin tafsilati ile ilgili dört bin kadar hadis-i şerif toplanmıştır. Kur’ân-ı Kerim’den sonra sünnet dinî hükümlerin tesbitinde çok esaslı bir yer tutmaktadır.</span></p>
<p><span style="font-size: 14pt; font-family: Dosis;"><strong>3. Kıyas:</strong></span><br />
<span style="font-size: 14pt; font-family: Dosis;">Bir meselede sabit olan bir hükmün benzerini, diğer bir meselede içtihad sonunda açığa çıkarmaktır. Diğer bir ifade ile,<strong> kitap, sünnet</strong> veya <strong>icma</strong> ile sabit olan bir meseledeki hükmü, aynı sebep, aynı hikmete dayanan başka benzer bir meselede tatbik etmektir. <strong><em>Kıyası,</em></strong><em> ancak müçtehid derecesindeki bir âlim yapabilir.</em></span></p>
<p><span style="font-size: 14pt; font-family: Dosis;"><strong>4. İcma:</strong></span><br />
<span style="font-size: 14pt; font-family: Dosis;"><strong><em>İcma, </em></strong><em>bir (aynı) asırda yaşayan İslâm müctehidlerinin, bir meseledeki dinî hüküm hakkında ittifak etmeleridir.</em> Buna göre kitap ve sünnette, hakkında bir nas bulunmayan bir meselede müçtehidlerin içtihad ederek verdikleri hükümlerde ittifak meydana gelirse, bu hüküm<strong> “icma-i ümmet”</strong>le sabit olmuş demektir. Hakkında icma olan bir mesele, artık kuvvetli bir mesele haline gelmiş demektir </span><span style="font-size: 14pt; font-family: Dosis;">dedikten sonra devam edelim.</span></p>
<p><span style="font-size: 14pt; font-family: Dosis;">Peygamber Efendimiz (sav) yaşarken Müslümanlar (sahabe efendilerimiz) anlaşmazlığa düştüklerinde, anlamadıkları bir yer olduğunda Nisa Suresi 59. ayette ve Nahl Suresi 44. ayette</span><br />
<span style="font-size: 14pt; font-family: Dosis;"><div class="su-note"  style="border-color:#e5e54c;border-radius:3px;-moz-border-radius:3px;-webkit-border-radius:3px;"><div class="su-note-inner su-u-clearfix su-u-trim" style="background-color:#FFFF66;border-color:#ffffff;color:#333333;border-radius:3px;-moz-border-radius:3px;-webkit-border-radius:3px;">“Ey iman edenler! Allah’a itaat edin. Peygamber’e itaat edin ve sizden olan ulu’l-emre (idarecilere) de. Herhangi bir hususta anlaşmazlığa düştüğünüz takdirde, Allah’a ve ahiret gününe gerçekten inanıyorsanız, onu Allah ve Resûlüne arz edin. Bu, daha iyidir, sonuç bakımından da daha güzeldir.”</div></div></span><br />
<span style="font-size: 14pt; font-family: Dosis;"><div class="su-note"  style="border-color:#e5e54c;border-radius:3px;-moz-border-radius:3px;-webkit-border-radius:3px;"><div class="su-note-inner su-u-clearfix su-u-trim" style="background-color:#FFFF66;border-color:#ffffff;color:#333333;border-radius:3px;-moz-border-radius:3px;-webkit-border-radius:3px;">“(O peygamberleri) apaçık belgeler ve kitaplarla gönderdik. İnsanlara, kendilerine indirileni <strong>açıklaman</strong> ve onların da (üzerinde) düşünmeleri için sana bu Kur&#8217;an&#8217;ı indirdik.”</div></div></span></p>
<p><span style="font-size: 14pt; font-family: Dosis;"> Allah’ın da buyurduğu gibi yaparak meseleyi Peygamber Efendimize sunar ve sorunlarına bir çözüm bulurlardı. Kur’an ayetlerini okur anlaşılmayan bir yer olduğunda yine ona gider ondan görüş alırlardı ve sonuç olarak mesele çözüme kavuşurdu. İslam’ın daha yeni yeni genişlemeye başladığı zamanlarda bu şekildeydi fakat sonraları İslam&#8217;ın büyümesi ve daha farklı coğrafyalara yayılması sebebiyle İslam’ı anlatacak, İslam’i meselelerde halkı bilgilendirecek kişilerin sahabelerin o bölgelere gitmesi zorunluluğu ortaya çıktı. Çünkü İslam genişliyor ve farklı farklı bölgelere yayılıyordu Peygamber Efendimiz (sav) de bizatihi tüm bölgelerde bulunamadığı için İslam’ı anlatması için o bölgelerde ortaya çıkan sorunların çözümü için o bölgelere her biri bir kitap hükmünde olan sahabe efendilerimizi yolladı. Meselâ, Hz. Ali ile Abdullah bin Mes’ut Kûfe’de, Enes bin Malik ile Ebû Musa el-Eş’arî Basra’da, Abdullah bin Ömer ile Zeyd bin Sâbit Medine’de yüzlerce talebe yetiştirdiler. Sahabîlerin yetiştirdiği bu talebelere <strong>“Tâbiîn”</strong> denmektedir. Resulullah (asm)&#8217;ın bıraktığı ilim mirası bu nesle intikal etti. Bunların içinde içtihad edebilecek seviyeye gelmiş pekçok âlim vardı. Meselâ, İbrahim en-Nehâî, Hasan el-Basrî, Tâvus bin Kaysan bunlardan birkaçıdır.</span></p>
<p><span style="font-size: 14pt; font-family: Dosis;">Peygamber Efendimiz (as), sahabilerin âlim ve fakihlerinden Muâz bin Cebel&#8217;i (r.a.) Yemen’e hâkim olarak tayin ettiğinde ona sordu:</span><br />
<span style="font-size: 14pt; font-family: Dosis;"><strong>“Oraya vardığın vakit ne ile hükmedeceksin? Sana bir şey sorulduğu yahut bir dâvâcı geldiğinde o müşkülü nasıl halledeceksin?”</strong></span><br />
<span style="font-size: 14pt; font-family: Dosis;">Muâz:<em> “Allah’ın kitabı Kur’ân ile.”</em></span><br />
<span style="font-size: 14pt; font-family: Dosis;">Resulullah:<strong> “Kitapta bulamazsan?”</strong></span><br />
<span style="font-size: 14pt; font-family: Dosis;">Muaz:<em> “Resullullahın sünnetiyle.”</em></span><br />
<span style="font-size: 14pt; font-family: Dosis;">Resulullah: <em>“Onda da bulamazsan?”</em></span><br />
<span style="font-size: 14pt; font-family: Dosis;">Muaz:<em> “Onda da bulamazsam kendi içtihadımla hükmederim.”</em></span><br />
<span style="font-size: 14pt; font-family: Dosis;">Bunun üzerine Resul-i Ekrem Efendimiz,<strong> “Allah’a hamd olsun ki, peygamberlerin elçisini {Muâz’ı}, peygamberlerinin razı olduğu şeye muvaffak buyurmuştur.” </strong>diyerek Muaz’ın bu sözlerinden dolayı memnuniyetini dile getirdi. (<em>Tirmizî, Ahkâm: 3; Ebû Dâvud, Akdiyye: 11; İbni Mâce, Menâsik: 38.</em>)</span></p>
<p><span style="font-size: 14pt; font-family: Dosis;">Burada çok önemli bir şeyin dikkatimizi çekmesi lazım ilk kaynağımız ilk bakacağımız yer “Kur’an” eğer bir mesele Kur’an da ihtilafa yer bırakmayacak şekilde mutlak bir şekilde açıklanmışsa biz bunu uygularız eğer Kur’an da yoksa sünnete bakarız eğer sünnete de kesin bir dil ile belirtilmemiş ise bu defa yine Kur’an ve Sünnet baz alınarak (müçtehidlerimiz) içtihad ederler. <span style="font-size: 12pt;"><strong><em>(İbadet ve muamelatla ilgili bir hükmü dinî delilinden çıkarmak için güç sarfetmeye içtihad denir. Bu hükümleri delillerinden çıkaran âlime de müçtehid adı verilir. Müçtehid, Kur’ân, sünnet ve İslâm hukuku ile ilgili bütün meselelerde tam bir bilgi sahibi olmalıdır).</em></strong></span></span></p>
<p><span style="font-size: 14pt; font-family: Dosis;">Az önce de belirtmiştim Sahabîler bazı beldelere yerleşerek ilim ve irfanlarıyla İslâma hizmet ettiler yüzlerce talebe yetiştirdiler. Sahabîlerin yetiştirdiği bu talebelere <strong>“Tâbiîn”</strong> denmektedir. Resulullah (asm)&#8217;ın bıraktığı ilim mirası bu nesle intikal etti. Bunların içinde içtihad edebilecek seviyeye gelmiş pek çok âlim vardı. Meselâ, İbrahim en-Nehâî, Hasan el-Basrî, Tâvus bin Kaysan bunlardan birkaçıdır.</span></p>
<p><span style="font-size: 14pt; font-family: Dosis;"><strong>Tâbiîn,</strong> sahabîlerin rivayet ettikleri hadisleri ve onların içtihadlarını derleyip bir araya topladılar. Bunun yanı sıra hakkında âyet, hadis ve sahabîlerin içtihadının mevcut olmadığı meselelerde kendileri de içtihadda bulundular. Çevrelerinde halkalanan talebeleri yetiştirmeye gayret ettiler. İslâm hukukunun temelini kurma, karşılaşılan yeni meseleleri enine boyuna inceleyip hükümlerini açıklama hususunda talebelerine rehberlik ettiler. Bu nesle de <strong>“Tebe-i Tâbiîn”</strong> adı verilmektedir. <strong><em>İmam-ı Âzam, İmam-ı Malik, İmam-ı Şâfiî, Ahmed bin Hanbel, Süfyan-ı Sevrî, Sufyan bin Uyeyne</em></strong> bu neslin meşhurlarındandır. Bu zatların içinden, meselâ İmam-ı Âzam Sahabîlerden bir kısmını görmüşse de, ilmî hüviyeti itibariyle Tebe-i Tâbiîne dahildir.</span></p>
<p><span style="font-size: 14pt; font-family: Dosis;">İşte fıkhî mezheplerin ortaya çıkışı bu zamana rastlar. Tebe-i Tâbiîn imamları, sahabenin ve tâbiînin içtihadlarını topladılar. İhtiyaç oldukça kendileri de birçok meselede içtihadda bulundular. Müslümanların karşılaşmış olduğu binlerce meselede fikrî çalışmalar yapıp belli esaslar koydular. Bu zatlar çeşitli şehirlerde ikamet ediyorlardı, ilmî çalışmalarını bulundukları beldede yapıyorlardı.</span></p>
<p><span style="font-size: 14pt; font-family: Dosis;"><strong>Diğer taraftan </strong>her birinin fetva metodu da farklıydı. Bazısı sadece Kur’ân ve sünneti esas alıyor, bazısı bunların yanında kıyası kabul ediyor; bir kısmı Kur’ân, sünnet ve sahabenin icmâı ışığında kendi reyiyle fetva veriyordu. Bir kısmı da bulunduğu bölgenin örf ve âdetlerini dikkate alıyordu. Bu çeşit içtihad ve fetvalar Müslümanların dinî yaşayışını iyice rahatlatmıştı.</span><br />
<span style="font-size: 14pt; font-family: Dosis;">Müçtehidlerin bu içtihadları İslâmın temel esaslarında olmayıp ikinci derece fer’î meseleler üzerinde yapılıyordu. Zamanla aynı meselede birtakım farklı içtihadlar ve izahlar ortaya çıktı. Müslümanlar ise kendi bölgelerinde yaşayan müçtehidin içtihadını kabul ediyor, ibadet ve muamelat hayatını ona göre yapıyordu. Meseleyi biraz daha somutlaştırarak devam edelim.</span></p>
<p><span style="font-size: 14pt; font-family: Dosis;">Örneğin Irak bölgesinde İmamı Azam Ebu Hanife efendimiz vardı ve dini konuda ihtasası, eğitimi, bilgisi vardı. Halk İslami bir konuda bir yol bulamayınca ya da bir mesele olduğunda ona başvururlardı buda gayet doğal bir şey çünkü herkesin her şeyi bilmesi mümkün değil herkes Kur’an hafızı olamaz ya da herkes Peygamber Efendimizin hadislerini, sünnetini tamamiyle bilemez o yüzden bu meselelerde işin erbabına bilenine danışılır. Günümüzde de bu durum böyledir herkes doktor olamaz, herkes mühendis olamaz vs.. doktor mühendisin işini detaylıca bilmez mühendiste doktorun, mühendisin sağlık ile ilgili bir sıkıntısı olduğunda doktora başvurur ya da doktor başka bir meselede mühendise…</span></p>
<p><span style="font-size: 14pt; font-family: Dosis;">Halk dini konuda ona danışır o da Kur’an’ı ve Sünneti baz alarak, kaynak kabul ederek hüküm verirdi. Başka bir bölgedeki başka bir imam da örneğin (<strong><em>İmam-ı Malik, İmam-ı Şâfiî, Ahmed bin Hanbel, Süfyan-ı Sevrî, Sufyan bin Uyeyne</em></strong> ) başka bir hüküm verirdi.</span></p>
<p><span style="color: #800000;"><strong><span style="font-size: 18pt;">Peki bunların kaynakları aynı olmasına rağmen nasıl farklı görüşler ortaya çıkıyordu?</span></strong></span><br />
<span style="font-size: 14pt; font-family: Dosis;">Bunun en temel sebebi Kur’an’ın dil yapısıdır. Arapça çok zengin bir dildir aynı kelime bir çok farklı manaya gelirdi bir cümleden bir çok farklı mana çıkarılabiliyor aynı iki tane imam aynı ayeti okuyup farklı hükümler çıkarabiliyordu ikisininde kaynağı aynı ama cümle içinde ki kelimelerin anlam farklılığından dolayı farklı hükümler ortaya çıkabiliyordu bunları biraz örneklendirelim;</span></p>
<ol>
<li><span style="font-size: 14pt; font-family: Dosis; color: #003366;"><strong><u> Örnek</u></strong></span></li>
</ol>
<p><span style="font-size: 14pt; font-family: Dosis;">Namazın farz olduğunda bütün mezhepler ittifak halindedirler. Namaz için abdest almanın farziyetinde de bütün mezhepler müttefiktirler. Bu abdestin içinde başa meshedilmesinde de, keza bütün mezhebler müttefiktirler. Ayrılık, sadece bu meshin şekli ve miktarı gibi temel olmayan hususlardadır, mesihte değildir. Meselâ:</span></p>
<ol>
<li><span style="font-size: 14pt; font-family: Dosis;">İmam-ı Mâlik ve Ahmed bin Hanbel, başa meshedilirken tamamının meshedilmesini zaru rî görmüşlerdir.</span></li>
<li><span style="font-size: 14pt; font-family: Dosis;">Ebû Hanîfe ise, tamamı değil dörtte biri de olsa kâfidir, demiştir.</span></li>
<li><span style="font-size: 14pt; font-family: Dosis;">İmam-ı Şâfiî de birkaç kıla bile meshedilmesi kifayet eder kanaatına varmıştır. İmamların bu ayrılığına bakan bâzıları diyorlar ki:</span></li>
</ol>
<p><span style="font-size: 14pt; font-family: Dosis;">&#8211; Madem ki âyet bir, hadîs bir, teferruatta da olsa bu ayrılık olmamalıydı. Böyle diyenlerin kimi bilemediklerinden iyi niyetle böyle düşünmekteler. Kimi de inançlarını iyice zayıflatıp şüphe kuyularına düştükleri için, tahrip ve yıkıntı meydana getirmek kasdıyla böyle konuşmaktalar. Halbuki ne iyi niyetlilerin böyle bir vesveseye kapılmalarına sebeb var, ne de kötü niyetlilerin düştükleri vesvese kuyusundan böyle bir yıkıntı meydana getirmeleri mümkün. Şöyle ki: Dillerin en zengin ve en olgunu arabçadır. Arab lisanında sadece (Ceale) kelimesi 15 mânâya geldiği gibi, harfler de böyle şümûllü ve zengin mânâlara gelir. Meselâ: Türkçede (B) harfinin kendi başına bir mânâsı yoktur. Ama Arabça`da ise (B) harfinin de kendi başına mânâları vardır. Hangi kelimenin başına (B) harfi gelirse kelimenin istikametine te`sir eder, mânâsına müessir olur. İsterseniz buyurun (B) harfinin geldiği mânâlara bir göz atalım:</span></p>
<p><span style="font-size: 14pt; font-family: Dosis;">1 &#8211; B, sa dece kelimeyi güzelleştirmek için gelir, mânâsı olmaz.</span><br />
<span style="font-size: 14pt; font-family: Dosis;">2 &#8211; B, &#8220;bâzı&#8221; mânâsına gelir.</span><br />
<span style="font-size: 14pt; font-family: Dosis;">3 &#8211; B, &#8220;bitiştirmek&#8221; mânâsına gelir. İşte bu mânâlara şâmil olan (B) harfini Rabbimiz &#8220;başınıza meshediniz&#8221; emrini verdiği âyetindeki &#8220;rüûsiküm&#8221; kelimesinin başına koyarak &#8220;Bi-rüûsiküm&#8221; buyurmuştur. Demek ki Rabbimizin &#8220;başınıza meshediniz&#8221; emrinden muradı, (B) harfinin şâmil olduğu mânâlara da şâmildir. İşte bu şümûl hikmetinden dolayıdır ki,</span></p>
<p><span style="font-size: 14pt; font-family: Dosis;"> İmam-ı Ahmed`le İmam-ı Mâlik:</span><br />
<span style="font-size: 14pt; font-family: Dosis;">&#8211; Başa meshederken başın tamamı meshedilmelidir. Zira buradaki (B) harfi, kelimeyi güzelleştirmek için gelmiş olan zâid (B) dir. Kendi başına mânâsı yoktur, der.</span></p>
<p><span style="font-size: 14pt; font-family: Dosis;">Ebû Hanîfe ise:</span><br />
<span style="font-size: 14pt; font-family: Dosis;">&#8211; Bu (B) bâzı mânâsına gelen B`dir. Başın bâzısına meshedilse de kâfi gelir, der.</span></p>
<p><span style="font-size: 14pt; font-family: Dosis;">İmam-ı Şâfiî de:</span><br />
<span style="font-size: 14pt; font-family: Dosis;">&#8211; Bu (B) bitiştirmek mânâsına gelen B`dir. Sadece elin başa bitişmesi, birkaç kıla bile değmesi kifayet eder, mesih tamam olur, der. </span><br />
<span style="font-size: 14pt; font-family: Dosis;">O halde gerçek böyle iken, kim hangi ictihad sahibini hatâ ile itham edebilir, mezheblerin teferruattaki bu ayrılığının dinde ayrılık mânâsına geldiğini iddia edebilir. Kelimeyi gönderen Rabbimizdir. Başına (B) harfini koyarak telâffuz buyuran yine Rabbimizdir. Huzûr-u İlâhî`de bu müctehidlerden her biri:</span></p>
<p><span style="font-size: 14pt; font-family: Dosis;">&#8211; Yâ Rab, senin mukaddes kelâmındaki harflerden anladığımız mânâları tercih edip ortaya koyduk, deyince mes`ûl mü olurlar? Rabbimizin:</span></p>
<p><span style="font-size: 14pt; font-family: Dosis;">&#8211; Benim muradım da bu idi, demeyeceği ne ile bellidir? Bir anne oğullarına yazdığı mektubunda bana (MEYVE) getirin dese, oğullardan biri elma, diğeri portakal, bir başkası muz, dördüncüsü de şeftali alıp getirseler, bunların dördü de annenin isteğini yerine getirmiş olmaz mı? Çünkü (MEYVE) kelimesi bunların hepsine de şâmildir. Herkes kendine göre ictihad edip annesinin o meyveyi kasdettiğini tahmin etmiştir. Hepsi de annesine itâat etmiş evlât sevabını alacaklardır. Bunlar suçlanabilir mi?</span></p>
<ol start="2">
<li><span style="font-size: 14pt; font-family: Dosis; color: #003366;"><strong><u> Örnek</u></strong></span></li>
</ol>
<p><span style="font-size: 14pt; font-family: Dosis;">Âli İmran suresi 97. ayette şöyle buyrulmuş: “Oraya (Kâbe’ye) giren emin olur.”</span></p>
<p><span style="font-size: 14pt; font-family: Dosis;">İmam-ı Âzam Hazretlerine göre, şer’an öldürülmesi gereken bir kimse Harem-i Şerif’e sığınsa kendisine dokunulmaz ve orada ceza uygulanmaz. Sadece ona yiyecek ve içecek verilmeyerek oradan çıkmaya mecbur edilir ve çıkınca kısas yapılır.</span></p>
<p><span style="font-size: 14pt; font-family: Dosis;">İmam Şafi Hazretlerine göre ise Kâbe’ye sığınan oradan çıkmazsa çıkması için beklenmez, orada kısas edilir.</span></p>
<p><span style="font-size: 14pt; font-family: Dosis;">Yine fıkıh ilmini ve ezelî kelamın mahiyetini bilmeyenleri şaşırtacak bir durum!</span><br />
<span style="font-size: 14pt; font-family: Dosis;">Aynı meselede iki farklı hüküm! Hâlbuki kişi İlahî kelamın mahiyetini bilseydi bu farklı hükümlerin son derece normal ve ezelî kelamın bir hususiyeti olduğunu anlayacaktı. Şimdi ihtilafın sebebini öğrenelim:</span></p>
<p><span style="font-size: 14pt; font-family: Dosis;">Ayet-i kerimede, “Kâbe’ye giren emin olur.” buyrulmuş. Buradaki “emniyet” İmam-ı Âzam’a göre, <strong>dünyevi emniyettir</strong> ve Kâbe’ye girenin her türlü dünyevi tehlikeden emin olması gerekmektedir. İmam-ı Âzam Hazretlerine göre, can emniyeti de bunlardan biridir. O hâlde kendisine kısas yapılması gereken bir kişi Kâbe’ye sığınsa ona dokunulmaz. Çünkü Allah-u Teâlâ kitabında Kâbe’ye girenin tehlikeden emin olması gerektiğini buyurmuştur.</span></p>
<p><span style="font-size: 14pt; font-family: Dosis;">İmam Şafi ise ayetteki “emniyeti” <strong>ahiret azabından emin olmakla</strong> tefsir etmiştir. Yani İmam Şafi’ye göre, Kâbe’ye giren dünyevi tehlikelerden değil, uhrevi tehlikelerden emin olur. Yaptığı tavaf, say ve diğer ibadetlerle kendisini Allah’a affettirir ve cehennem azabından kurtulur. Dolayısıyla İmam Şafi’ye göre, ayetin hükmü dünyaya değil, ahirete bakmaktadır. Netice olarak da kısas gereken bir kişi Kâbe’ye sığınsa çıkması emredilir, eğer çıkmazsa orada hükmü icra edilir.</span></p>
<p><span style="font-size: 14pt; font-family: Dosis;">Görüldüğü gibi, ayetteki “emniyetin” farklı manalara gelebilme ihtimali hükmün farklılığına sebep olmuştur. Eğer ayetteki “emniyet” dünyevi emniyet ise orada kısas yapılamaz. İmam-ı Âzam bu ihtimali tercih etmiştir. Yok, eğer ayetteki emniyet ahiretteki azaptan emin olmaksa orada kısas yapılabilir. İmam Şafi de bu ihtimali tercih etmiştir. Ayrıca her bir mezhep imamı görüşlerine hadislerden de deliller getirmiştir. Bizler bu başlıkta sadece Ku’ran’ı anlamadaki ihtilafı işlediğimizden meselenin hadis bölümüne geçmiyoruz.</span><br />
<span style="font-size: 14pt; font-family: Dosis;">Demek “Kâbe’ye sığınan bir kimseye kısas yapılıp yapılamayacağı” konusunda sadece tek bir hükmün olmasını istemek ayetin bu iki vechini bilmemekten ve Allah’ın kelamını beşer kelamı gibi tek manaya gelen bir kelam zannetmekten dolayıdır.</span></p>
<p><span style="font-size: 14pt; font-family: Dosis;">“Eğer bu hükümlerden hangisi doğrudur?” dersen ikiside doğrudur.</span></p>
<ol start="3">
<li><span style="font-size: 14pt; font-family: Dosis; color: #003366;"><strong><u> Örnek</u></strong></span></li>
</ol>
<p><span style="font-size: 14pt; font-family: Dosis;">Cenab-ı Hakk Nisa suresi 11. ve 12. ayetlerde miras taksiminin nasıl yapılacağını beyan buyurmuş ve taksimden önce borçların ödenmesi gerektiğini bildirmiştir. Bu ayete göre, miras taksim edilmeden önce vefat edenin borçları ödenir ve eğer varsa malının üçte birlik kısmından yaptığı vasiyeti yerine getirilir. Daha sonrada Allah’ın belirttiği şekilde kalan mal mirasçılara taksim edilir.</span></p>
<p><span style="font-size: 14pt; font-family: Dosis;">İmam-ı Âzam Hazretleri ayette geçen “deyn (borç)” kelimesini “kullara ait borçlar” olarak tefsir etmiştir. İmam-ı Âzam Hazretlerine göre, ölen bir kimsenin kullara ait borçları vasiyeti olmasa da mirastan çıkarılır ve alacaklılara ödenir. Ancak Allah’ın hakkı olan zekât ve hac gibi borçlar vasiyeti olmazsa mirastan çıkarılmaz. Buna göre ölü Allah’a ait hakların mirastan ödenmesini vasiyet etmez ve mirasçılar da kendi rızaları ile bu borçları ödemek istemezlerse Allah’a ait borçlar miras malından çıkarılmaz ve bu borçlar ödenmez.</span></p>
<p><span style="font-size: 14pt; font-family: Dosis;">İmam Şafi Hazretleri ise ayette geçen “deyn (borç)” kelimesini “hem kullara ait hem de Allah’a ait borçlar” olarak tefsir etmiştir. İmam Şafi Hazretlerine göre, ölenin vasiyeti olmasa da ödemediği zekât ve eda etmediği hac gibi Allah’a ait borçları mirastan çıkarılır. Bu hususta mirasçıların izin verip vermemesine bakılmaz.</span></p>
<p><span style="font-size: 14pt; font-family: Dosis;">İşte ayet-i kerimedeki “deyn” kelimesinin mutlak bırakılması ve her iki manaya da gelebilme ihtimali hükmün ihtilafına sebep olmuştur. Eğer ayette “kullara ait borçlar ödendikten sonra” ya da “hem Allaha hem de kullara ait olan borçlar ödendikten sonra” denilseydi ayet açık olduğu için ihtilaf olmazdı. <strong>Demek ihtilafın sebebi, ayetin mutlak bırakılması ve her iki manayı da içinde cemetmesidir.</strong> Ayrıca her bir mezhep imamı görüşlerine hadislerden de deliller getirmiştir. Ancak bizler bu başlıkta sadece Kur’an’ı anlamadaki ihtilafı işlediğimizden meselenin hadis bölümüne geçmiyoruz.</span></p>
<p><span style="font-size: 14pt; font-family: Dosis;">Netice olarak deriz ki, Kelam-ı Ezelînin mahiyeti anlaşıldıkça ihtilafın zaruri bir netice olduğu daha iyi kavranacaktır. Zira “vasiyet edilmediği takdirde miras malından Allah’a ait borçların çıkarılıp çıkarılmaması” hususunda sadece tek bir hükmün olmasını istemek ayetteki “deyn” kelimesinin bu iki manayı da içinde cemettiğini bilmemekten ileri gelmektedir.</span></p>
<p><span style="font-size: 14pt; font-family: Dosis;"><em>(Buradan sonrasına özellikle dikkat edin çünkü ileride mezhep kurarken işimize yarayacak.)</em> Bu ve bunun gibi onlarca, yüzlerce örnek çıkarılabilir ve sonuç değişmeyecektir bu verdiğim örnekler sadece Kur’an ayetlerindendi bir de bunun hadis kısmı var mezhebi inkar edenlerin geneli hadiside inkar ettiği için oraya hiç girmedim bile, bu şekilde farklı görüşlerin ortaya çıkması zaruri duruma gelmiştir.</span></p>
<p><span style="font-size: 14pt; font-family: Dosis;">Şimdi burada durup Mezhebin tanımını yapalım  </span><br />
<div class="su-note"  style="border-color:#e5e54c;border-radius:3px;-moz-border-radius:3px;-webkit-border-radius:3px;"><div class="su-note-inner su-u-clearfix su-u-trim" style="background-color:#FFFF66;border-color:#ffffff;color:#333333;border-radius:3px;-moz-border-radius:3px;-webkit-border-radius:3px;"><span style="font-size: 14pt; font-family: Dosis;">“Mezheb, gidilen yol, benimsenen metod ve görüş demektir. Dinî mânada mezheb ise, müctehid bir âlimin fikir ve görüşlerini benimseyen insanların meydana getirdiği dinî ekollere denir. Mezhebler arasında esasta hiçbir ayrılık yoktur. Ayrılık, teferruatta, dînin özüne dokunmayan fer&#8217;î mes&#8217;elelerdedir. Ayrıca hiçbir müctehid kendi adına bir mezheb kurmak iddiasıyla ortaya çıkmamıştır. Kur&#8217;an ve hadîslerden çıkardıkları hükümlerin başkaları tarafından benimsenmesi neticesinde, kendiliğinden o müctehid adına bir mezheb teşekkül etmiştir.”</span></div></div>
<span style="font-size: 14pt; font-family: Dosis;">ve yazımıza devam edelim.</span></p>
<p><span style="font-size: 14pt; font-family: Dosis;">İmamı Azam Ebu Hanife’nin yaşadığı bölgede ki insanların binlerce kilometre öteye gidip başka bir alime fıkhi bir mesele soramayacakları için <em>-ki o zamanın şartlarında binlerce kilometre yol kat etmek aylar sürüyordu-</em> onlarda bu alanında uzman olan eğitim görmüş dini bilen birisinin görüşlerini, fetvalarını kabul edip uygulamaya başladılar. Başka bölgedeki insanlarda Ebu Hanife gibi başka bir müçtehidin görüşlerini, fetvalarını alıp uyguladığı için zamanla bu görüşlerin etki alanı İslam’ın da yayılmasıyla orantılı olarak genişlemeye başladı ve zamanla Ebu Hanife’nin fetvalarını uygulayanlar günümüz tabiriyle “Sanal” bir Hanefi mezhebine mensup oldular.</span></p>
<p><span style="font-size: 14pt; font-family: Dosis;"> Sanal diyorum çünkü Ebu Hanife çıkıpta “<em>Ben bir mezhep kurdum, bana uyun, benim mezhebimi kabul edin, o mezhebi benim ismimle söyleyin, ben bir mezhep kurdum adıda Hanefiliktir&#8230;</em>” gibi şeyler söylemedi diğerleri de böyleydi <strong><em>İmam-ı Malik, İmam-ı Şâfiî, Ahmed bin Hanbel, İmam Taberi</em></strong>  hiçbiri çıkıpta “Ben mezhep kurdum gelin tabi olan demedi” bu mezhep isimleri gayri ihtiyari ortaya çıktı Ebu Hanifenin fetvalarını kabul edenlere –ki Ebu Hanife 10.000 üzerinde fetva vermiştir- Hanefi dendi. İmam Şafii’nin fetvalarını kabul edenlere  -ki o da binlerce meselede fetva verdi- Şafii dendi.  <strong><u>“Mezheb, gidilen yol, benimsenen metod ve görüş demektir”</u></strong> dolayısıyla Ebu Hanife’nin görüşlerini, fetvalarını benimseyip uygulayanlara “Hanefi Mezhebindendir” demek gayet doğal ve normaldir çünkü bu cümlenin manası <strong><u>“Ebu Hanifenin görüşünü, fetvalarını benimseyen, kabul edenler” </u></strong>demektir bunun başka bir açıklaması manası vs. yok.</span></p>
<p><span style="font-size: 14pt; font-family: Dosis;">Burası çok önemli tekrar belirtmek istiyorum Ebu Hanife ve diğer mezhep imamları çıkıpta “<em>Ben bir mezhep kurdum, bana uyun, benim mezhebimi kabul edin, o mezhebi benim ismimle söyleyin, ben bir mezhep kurdum adıda Hanefiliktir&#8230;</em>” gibi şeyler söylemedi. Alanlarında çok iyiydiler avam tabaka da dini meselelerde onlara danışmaya başladı ve zamanla Ebu Hanife’nin fetvaları yayılmaya başladı, Ebu Hanife’ye inanıp onun fetvalarını kabul edip uygulayanlara da Hanefi dendi (diğerleri de böyledir). Buraya kadar yani mezheplerin nasıl ortaya çıktığına kadar bir sorun kalmadı diye düşünüyorum şimdi gelelim yazımızın ana konusuna “Mezhep Kurmaya”.</span></p>
<p><span style="font-size: 14pt; font-family: Dosis;">Burada günümüz hadis inkarcılarının akıl hocalarından biri olan Mehmet Okuyan üzerinden devam edeceğiz yazımıza. Mehmet Okuyan sadece temsili bir isim  bunun yerine farklı farklı kişilerde koyulabilir elbette ancak bu yazıda bu isim tercih edildi. İlerleyişimiz şu şekilde olacak;</span></p>
<ol>
<li><span style="font-size: 14pt; font-family: Dosis;">Bazı meseleler seçeceğiz ve Ebu Hanife’nin ve Mehmet Okuyan’ın bu konuda ki görüşlerini belirteceğiz.</span></li>
<li><span style="font-size: 14pt; font-family: Dosis;">İkisinin de dini konuda yaptıklarına bakacağız</span></li>
<li><span style="font-size: 14pt; font-family: Dosis;">Son olarak Hanefi Mezhebinin yayılma, büyüme, ortaya çıkma süreci nasılsa aynı şeyleri Mehmet Okuyan’ın görüşleri içinde uygulayıp “Okuyan Mezhebini” kuracağız.</span></li>
</ol>
<p><span style="font-size: 14pt; font-family: Dosis;"><a href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/11/Screenshot_14.png" data-wpel-link="internal"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-2781" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/11/Screenshot_14.png" alt="" width="760" height="119" srcset="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/11/Screenshot_14.png 709w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/11/Screenshot_14-300x47.png 300w" sizes="(max-width: 760px) 100vw, 760px" /></a></span><br />
<span style="font-size: 14pt; font-family: Dosis;">Elimizde dört tane görüş var bunun sayısı artırılıp yüzlerce, binlerce yapılabilir ancak yazı çok uzamasın diye bu kadarı ile yetiniyorum. 1. Maddemizi yerine getirdik şimdi gelelim ikinci maddeye ve din adına yaptıklarına. İkisi de dini konuşmalar yaptı, münazaralara katıldı, fetvalar verdi, görüşler belirtti ve talebe (öğrenci) yetiştirdi. Şimdi günümüzde Hadis İnkarcılarına baktığınızda <span style="color: #800000;">hoca olarak kabul edilip fetvaları kabul edilip uygulanan kişilerden birisi de Mehmet Okuyandır. Asırlar önce o zamanda da bu kişi Ebu Hanife idi yani birileri onun fetvalarını kabul edip uyguluyordu.</span> Mesela sorun hadis inkarcılarına kabir azabı var mı yok mu diye size genel mana da Mehmet Okuyan ve onun zihniyetinde ki kişilerden öğrendikleri şekilde açıklama yapıp kabir azabı yok diyecekler.</span></p>
<p><span style="font-size: 14pt; font-family: Dosis;">Şimdi gelelim 3. Adıma elimizde ne var “İki tane hoca, birbirinden farklı dört görüş, ve bu iki hocayı takip edip fetvalarını kabul eden binlerce insan…” Şimdi biraz geri gidelim ve mezheplerin yayılma sürecine dönelim ne demiştik <strong><u>“Herkes her konuda uzman olamayacağı için din konusunda uzman olmayanlarda uzman olanlara danışır.</u></strong>” <em><span style="color: #003366;">İnsanlar asırlar önce Ebu Hanifenin verdiği fetvaları kabul ettiği gibi günümüz hadis inkarcıları da Mehmet Okuyan’ın fetvalarını kabul edip uyguluyor.</span></em> Ebu Hanife “Ben mezhep kurdum adı Hanefiliktir gelin bana tabi olun” demedi, Mehmet Okuyanda böyle bir şey söylemedi. Ebu Hanife Kur’an ve Sünnete davet ediyordu onlardan hüküm veriyordu Mehmet Okuyan ise sadece Kur’an dan hüküm veriyor. Şimdi ki durumumuza bakalım Ebu Hanife ile Mehmet okuyanın durumu arasında hiçbir fark yok. Hatta bunu görsel hale getirelim biraz.</span><br />
<span style="font-size: 14pt; font-family: Dosis;"><a href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/11/Basliksiz-2.jpg" data-wpel-link="internal"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-2782 " src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/11/Basliksiz-2.jpg" alt="" width="577" height="404" srcset="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/11/Basliksiz-2.jpg 1000w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/11/Basliksiz-2-300x210.jpg 300w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/11/Basliksiz-2-768x538.jpg 768w" sizes="(max-width: 577px) 100vw, 577px" /></a></span><br />
<span style="font-size: 14pt; font-family: Dosis;">Tablomuz aynen bu şekilde iki tane hoca var ve bu hocaların fetvalarını kabul edip görüşleri çevresinde toplanan binlerce insan var bu iki hoca bir çok konuda fetva verip bazı konularda da ayrıldıkları için doğal olarak bunların çevrelerinde olan insanlarda genel mana da bunların görüşlerine sahip olmaya başladı ve karşımıza iki tane farklı “SANAL MEZHEP” çıktı. Biri Ebu Hanife’nin fetvalarını kabul edenler diğeri Mehmet Okuyan’ın fetvalarını kabul edenler. Şimdi sormak lazım bunlara Ebu Hanife’nin fetvalarını kabul edenlere Hanefi deyip o görüşler, fetvalar bütününe de Hanefi Mezhebi deyip Mehmet Okuyan’a ve onun görüşünü kabul edenlere neden Okuyan/Okuyancı vs. demiyoruz? Çünkü yazımızın bu kısmına kadar belirttiğimiz gibi ikisi de aynı işi yapıyor ikiside aynı aşamalardan geçiyor. Bu durumda bizim Mehmet Okuyan’ın görüşlerini kabul edip onları uygulayanlara da “Okuyan Mezhebine Mensup Kişiler” dememiz lazım. Çünkü Hanefi mezhebi demek “<strong><u>Ebu Hanifenin görüşünü, fetvalarını benimseyen, kabul edenler” </u></strong>demekti bu defa sadece isim değişikliği yapıp demek Ebu Hanife yerine Mehmet Okuyan koyup “<strong><u>Mehmet Okuyan’ın görüşünü, fetvalarını benimseyen, kabul edenler” </u></strong>diyoruz. O zaman bu kişilere de “Okuyan Mezhebine Mensup Kişiler” dememiz gerekiyor. Şimdi gelelim ikisininde ortak noktada ki durumlarına.</span><br />
<span style="font-size: 14pt; font-family: Dosis;"><strong> <a href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/11/Screenshot_13.png" data-wpel-link="internal"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-2783" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/11/Screenshot_13.png" alt="" width="849" height="166" /></a></strong></span><br />
<span style="font-size: 14pt; font-family: Dosis;"><strong> </strong></span><br />
<span style="font-size: 14pt; font-family: Dosis;">Evet, gördüğünüz üzere Hanefi Mezhebinin kurulumunda ki ve mezheplerin ortaya çıkış sebebinde ki BÜTÜN ŞARTLARI Mehmet Okuyan’da karşılamış oldu. Doğal olarak artık biz şunu diyebiliriz “<strong><u>Mehmet Okuyan’ın görüşünü, fetvalarını benimseyen, kabul edenler “ Okuyan Mezhebi”ne mensup kişilerdir</u></strong>”. Şimdi işi biraz daha genişletip Ebu Hanife’nin çevresinde ki kişilere ve Mehmet Okuyan’ın çevresinde ki kişilere bakalım.</span><br />
<span style="font-size: 14pt; font-family: Dosis;"><a href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/11/Screenshot_12.png" data-wpel-link="internal"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-2784" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/11/Screenshot_12.png" alt="" width="791" height="201" /></a></span><br />
<span style="font-size: 14pt; font-family: Dosis;">Solda Ebu Hanife ve onun talebeleri, arkadaşları/dostları diyebileceğimiz kişiler var, sağda da Mehmet Okuyan ve onun çevresinde ki (genel manada) aynı görüşlerde olan arkadaşları/dostları var. Solda ki tabloda bulunanların görüşleri genel  mana da aynıdır bazı meselelerde farklıdır (az sayıda), sağdakiler de aynı şekildedir. Birbirine ne kadar da benziyor değil mi?</span><br />
<span style="font-size: 14pt; font-family: Dosis;">Şimdi geldik günümüzde en yaygın olan dört mezhebe ve yeni kurduğumuz Okuyan Mezhebine ait bir tablo oluşturmaya</span><br />
<span style="font-size: 14pt; font-family: Dosis;"><a href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/11/Screenshot_11.png" data-wpel-link="internal"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-2785" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/11/Screenshot_11.png" alt="" width="912" height="156" /></a></span><br />
<span style="font-size: 14pt; font-family: Dosis;">Gördüğünüz üzere günümüzde yaygın olan dört mezhebin birkaç konuda ki görüşlerini sunduk. Şimdi <span style="color: #800000;">Mehmet Okuyan gibi Mehmet Okuyan dışında dört farklı kişinin görüşlerini</span> sıralamış olduk. Sonra dedik ki biz buraya birde bunlar gibi aynı şartlarda meydana gelen “Okuyan Mezhebini koyalım dedik ve durum şöyle oldu”</span><br />
<span style="font-size: 14pt; font-family: Dosis;"><a href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/11/Screenshot_10-1.png" data-wpel-link="internal"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-2786" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/11/Screenshot_10-1.png" alt="" width="1081" height="158" /></a></span><br />
<span style="font-size: 14pt; font-family: Dosis;">Hatta şöyle yapalım tablodan Hanbeli Mezhebinin yerine Okuyan Mezhebini koyalım;</span><br />
<span style="font-size: 14pt; font-family: Dosis;"><a href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/11/Screenshot_9.png" data-wpel-link="internal"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-2787" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/11/Screenshot_9.png" alt="" width="908" height="153" /></a></span><br />
<span style="font-size: 14pt; font-family: Dosis;"><span style="color: #ff0000;"><em><strong>Şimdi 1. ve 3. tablo arasında bir fark var mı?</strong></em></span>  Yoktur, tek fark bünyesinde Ahmet Bin Hanbeli’nin görüşlerini barındıran Hanbeli Mezhebi yerine Mehmet Okuyan’ın görüşlerini barındıran Okuyan Mezhebini ekledik ve az önce de dediğimiz gibi arada hiçbir fark yok. Şimdi yavaş yavaş özet yapıp yazının sonuna doğru gelelim.</span></p>
<p><span style="font-size: 14pt; font-family: Dosis;">Mezhep dediğimiz şey  <strong><u>“Gidilen yol, benimsenen metod ve görüş demektir”</u></strong> Hanefi Mezhebi Ebu Hanife’nin Kur&#8217;an ve hadîslerden çıkardığı hükümlerin <strong><u>başkaları tarafından benimsenmesi neticesinde, kendiliğinden o müctehid adına ortaya çıkmasından oluşmuştur. </u></strong>Diğer mezheplerde bu şekilde meydana gelmiştir. Bizim sonradan kurduğumuz “Okuyan Mezhebi” de az önce yaptığımız tanım neticesinde Mehmet Okuyan’ın Kur&#8217;an’dan çıkardığı hükümlerin <strong><u>başkaları tarafından benimsenmesi neticesinde, kendiliğinden o hoca (Mehmet Okuyan) adına ortaya çıkmasından oluşmuştur.</u></strong></span></p>
<p><u> </u><br />
<span style="font-size: 14pt; color: #ff0000;"><strong>Tabi burada yaptığımız şey işin mantığını kavramanız içindi yoksa mezhep falan kurduğumuz yok yanlış anlaşılmasın.</strong></span><br />
<span style="font-size: 14pt; font-family: Dosis;">Değinmek istediğim diğer mesele de şu mezhebi tanımına uygun olarak kullanırsak hayatta ki birçok din dışı görüşte mezheptir. Örneğin ırkçılık yapıp kendini ırkını üstün tutanlar da aslında bir “Mezheptir” örneğin bir grup insan (binlerce) Alman ırkını üstün görüp diğer ırkları aşağılıyorsa ve bu akımında başında “X” kişisi/kişileri varsa o ırkçı grup aslında “X Mezhebine” mensuptur. Yani arkadaşlar şu kafanızda ki &#8220;Mezhep ön yargısını&#8221; yıkın artık. Mezhepler (hak olanları) kulluk yarışında yürünen farklı yollardan başka bir şey değildir&#8230;</span></p>The post <a href="https://ateistlerecevap.org/mezhepler-nasil-ortaya-cikti-nasil-mezhep-kurulur-okuyan-mezhebi-kuruyoruz/" data-wpel-link="internal">Mezhepler Nasıl Ortaya Çıktı? Nasıl Mezhep Kurulur? “Okuyan Mezhebi” Kuruyoruz</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ateistlerecevap.org/mezhepler-nasil-ortaya-cikti-nasil-mezhep-kurulur-okuyan-mezhebi-kuruyoruz/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Miraç Olayında Peygamber Efendimiz Allah&#039;la (haşa) Pazarlık Mı Yapıyor?</title>
		<link>https://ateistlerecevap.org/mirac-olayinda-peygamber-efendimiz-allahla-hasa-pazarlik-mi-yapiyor/</link>
					<comments>https://ateistlerecevap.org/mirac-olayinda-peygamber-efendimiz-allahla-hasa-pazarlik-mi-yapiyor/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ateistlere Cevaplar]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 15 Oct 2018 08:19:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Hadisler]]></category>
		<category><![CDATA[Miraç Hadisesinde Pazarlık Mı Var?]]></category>
		<category><![CDATA[Peygamber Efendimizin Miraçta Hz.Musa İle Konuşması]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.ateistlerecevap.org/?p=2775</guid>

					<description><![CDATA[<p>Gülsek mi ağlasak mı bilmiyorum. Olayları öyle bir çarpıtıyorlar, öyle bir anlatıyorlar ki siyah rengi size beyaz diye yutturuyorlar. Gelin önce bi ilgili hadise bakalım: &#8220;O zaman Allah ümmetime elli vakit namaz farz kıldı. Bu farziyeti yüklenerek döndüm. Derken Mûsâ Aleyhisselâma rast geldim. &#8220;Mûsâ (a.s.) bana, &#8216;Rabbin ümmetine neleri farz kıldı?&#8217; diye sordu. &#8220;Onlara, &#8216;Elli [&#8230;]</p>
The post <a href="https://ateistlerecevap.org/mirac-olayinda-peygamber-efendimiz-allahla-hasa-pazarlik-mi-yapiyor/" data-wpel-link="internal">Miraç Olayında Peygamber Efendimiz Allah'la (haşa) Pazarlık Mı Yapıyor?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/10/Mirac-Olayinda-Peygamber-Efendimiz-hasa-Allahla-Pazarlik-Mi-Yapiyor.png" data-wpel-link="internal"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-2776 size-large" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/10/Mirac-Olayinda-Peygamber-Efendimiz-hasa-Allahla-Pazarlik-Mi-Yapiyor-1024x1024.png" alt="Miraç-Olayında-Peygamber-Efendimiz-(haşa)-Allah'la-Pazarlık-Mı-Yapıyor" width="640" height="640" srcset="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/10/Mirac-Olayinda-Peygamber-Efendimiz-hasa-Allahla-Pazarlik-Mi-Yapiyor-1024x1024.png 1024w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/10/Mirac-Olayinda-Peygamber-Efendimiz-hasa-Allahla-Pazarlik-Mi-Yapiyor-300x300.png 300w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/10/Mirac-Olayinda-Peygamber-Efendimiz-hasa-Allahla-Pazarlik-Mi-Yapiyor-150x150.png 150w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/10/Mirac-Olayinda-Peygamber-Efendimiz-hasa-Allahla-Pazarlik-Mi-Yapiyor-768x768.png 768w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/10/Mirac-Olayinda-Peygamber-Efendimiz-hasa-Allahla-Pazarlik-Mi-Yapiyor.png 1080w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" /></a><br />
Gülsek mi ağlasak mı bilmiyorum. Olayları öyle bir çarpıtıyorlar, öyle bir anlatıyorlar ki siyah rengi size beyaz diye yutturuyorlar. Gelin önce bi ilgili hadise bakalım:<br />
&#8220;O zaman Allah ümmetime elli vakit namaz farz kıldı. Bu farziyeti yüklenerek döndüm. Derken Mûsâ Aleyhisselâma rast geldim.<br />
&#8220;Mûsâ (a.s.) bana, &#8216;Rabbin ümmetine neleri farz kıldı?&#8217; diye sordu.<br />
&#8220;Onlara, &#8216;Elli vakit namaz farz kıldı&#8217; dedim.<br />
&#8220;Mûsa (a.s.) bana, &#8216;Rabbine dön de şefaat et, zira ümmetin buna tâkat getiremez&#8217; dedi.&#8221;Bunun üzerine Rabbime Mürâcaat ettim. Allah Taâla şatrını (bir kısmını) indirdi. Ben yine Mûsâ&#8217;nın (a.s.) yanına dönerek durumu kendisine haber verdim: &#8216;Bir kısmını indirdi&#8217; dedim. O yine, &#8216;Rabbine mürâcaat et, zira ümmetin tâkat getiremez&#8217; dedi.<br />
&#8220;Ben yine Rabbime mürâcaat ettim. Alah Taâla kalanından bir kısmını indirdi. Mûsâ Aleyhisselâmın yanına yine döndüm. O tekrar, &#8216;Rabbine dön, zira ümmetin buna dayanamaz&#8217; dedi. Bir daha müracaat ettim.<br />
&#8220;Allah Teâla, &#8216;Onlar beştir, yine onlar [sevapitibariyle] ellidir. Benim nezdimde hükm-ü kaza değişmez&#8217; buyurdu.<br />
&#8220;Mûsa&#8217;nın yanına döndüm. O yine, &#8216;Rabbine dön&#8217; dedi.&#8221;<br />
&#8220;Ben de, &#8216;Artık, Rabbimden utanır oldum&#8217; dedim.&#8221;<br />
&#8220;Ben yine Rabbime mürâcaat ettim. Alah Taâla kalanından bir kısmını indirdi. Mûsâ Aleyhisselâmın yanına yine döndüm. O tekrar, &#8216;Rabbine dön, zira ümmetin buna dayanamaz&#8217; dedi. Bir daha müracaat ettim.<br />
&#8220;Allah Teâla, &#8216;Onlar beştir, yine onlar<br />
[sevap itibariyle] ellidir. Benim nezdimde hükm-ü kaza değişmez&#8217; buyurdu.<br />
&#8220;Mûsa&#8217;nın yanına döndüm.<br />
O yine, &#8216;Rabbine dön&#8217; dedi.&#8221;<br />
&#8220;Ben de, &#8216;Artık, Rabbimden utanır oldum&#8217; dedim.&#8221; (1)<br />
Evet hadis bu şimdi bir de açıklama aşamasına geçelim bakalım.<br />
<span style="color: #800000;">Burada Peygamber Efendimiz ümmeti için dua ediyor. Elli vakit namaz hususunda ümmetinin buna takaat getiremeyeceğini dile getirip bunu azaltması konusunda Allah’a birnevi dua ediyor, Allah’tan bir şey istiyor ve Allah’ta bunu kabul edip müsaade ediyor ve namazın vakit sayısını azaltıyor. Eğer dua etmek pazarlık yapmak ise (haşa) tüm müslümanlar Allah ile pazarlık yapıyor. Çünkü başımıza (zahirde) kaldıramayacağımız bir yük geldiğinde bir musibet geldiğinde Allah’a dua ediyoruz, Peygamber Efendimizin de yaptığının bundan hiçbir farkı yok biz kendimiz için dua ediyoruz O da bizim için Rabbine dua ediyor birine pazarlık deyip diğerine bir şey </span><br />
<span style="color: #800000;">dememek çıkarcılıktan başka bir şey değildir.</span><br />
Bunları da geçtim hadi Kur’an’dan bu olaya benzer durumlara bakalım Allah, Kur’an’da da ilk olarak koyduğu hükmü aradan çok kısa zaman geçince hafifletmiştir.<br />
Örnek 1:<br />
“Ey Peygamber! Müminleri savaşa teşvik et. Eğer sizden sabırlı yirmi kişi bulunursa, iki yüze (kâfire) galip gelirler. Eğer sizden yüz kişi olursa, kâfir olanlardan bin kişiye galip gelirler. Çünkü onlar anlamayan bir topluluktur.<br />
Şimdi Allah, yükünüzü hafifletti; sizde zayıflık olduğunu bildi. O halde sizden sabırlı yüz kişi bulunursa, (onlardan) ikiyüz kişiye galip gelir. Ve eğer sizden bin kişi olursa, Allah’ın izniyle (onlardan) ikibin kişiye galip gelirler. Allah sabredenlerle beraberdir.” [Enfal, 65-66]
Örnek 2:<br />
Bakara kıssasında Yahudiler, Hz. Musa’dan<br />
talepte bulundukça Allah daha önce mutlak bıraktığı hükme yeni yeni kayıtlar koymuştur.<br />
Örnek 3:<br />
Yüce Allah şöyle buyuruyor:<br />
“Musa’ya otuz gece vade verdik ve ona on gece daha ilâve ettik; böylece Rabbinin tayin ettiği vakit kırk geceyi buldu.” (A’raf, 142)<br />
Örnek 4:<br />
Yüce Allah şöyle buyuruyor:<br />
“[Ey Peygamber] O zaman sen, müminlere şöyle diyordun: İndirilen üç bin melekle Rabbinizin sizi takviye etmesi, sizin için yeterli değil midir? Evet, siz sabır gösterir ve Allah’tan sakınırsanız, onlar (düşmanlarınız) hemen şu anda üzerinize<br />
gelseler, Rabbiniz, nişanlı beş bin melekle sizi takviye eder.”[Âl-i İmran, 124-125]
Örnek 5:<br />
Yüce Allah, İblisi rahmetinden kovunca<br />
İblis kendisinden süre istemiş, Allah da kendisine süre tanımıştır.<br />
Soru: Allah, -hâşâ- İblis’le pazarlığa mı girişti?<br />
Örnek 6:<br />
Yüce Allah şöyle buyuruyor:<br />
“İbrahim’den korku gidip kendisine müjde<br />
gelince, Lût kavmi hakkında (adeta) bizimle<br />
mücadeleye başladı. İbrahim cidden yumuşak huylu, bağrı yanık, kendisini Allah’a vermiş biri idi. (Melekler dediler ki): Ey İbrahim! Bundan vazgeç. Çünkü Rabbinin (azap) emri gelmiştir. Ve onlara, geri çevrilmez bir azap mutlaka gelecektir!” [Hûd, 74-76]
Soru: Literal bir okumayla bu âyete baktığınızda bir Peygamber’in Rabbiyle ve O’nun gönderdiği meleklerle bir kavmin helak olmaması için pazarlığa giriştiğini söyleyebiliyor musunuz?<br />
Bu maddeleri ve örnekleri çoğaltmak mümkündür. Ancak konuyu uzatmamak adına burada kesiyorum.<br />
Bu yazı, zannî olan haber-i vâhidi savunayım diye hâşâ kat’î olan Kur’an’ı tehlikeye atmak, hakkında şüphe oluşturmak için yazılmış değildir. Sadece her şeye zâhir gözlüğüyle ve literal olarak bakan zihnin aynı çarpık bakış açısını -tıpkı züccaciyeci dükkânına giren fil gibi- bir süre sonra Kur’an’a da uygulayabileceğini ve bazı vahim sonuçları olabileceğini göstermek üzere yazılmıştır.<br />
Yukarıdaki âyetlerin tümünün elbette bir açıklaması var. Ben bu yazıda, hadisleri<br />
reddedeceğiz diye getireceğimiz kriterlerin bir zaman sonra / birileri tarafından Kur’an’a da<br />
uygulanması tehlikesinden söz ediyorum.<br />
Rabbimizin kitabı elbette<br />
her türlü şüphe ve tereddütten berîdir.<br />
Selametle&#8230;</p>The post <a href="https://ateistlerecevap.org/mirac-olayinda-peygamber-efendimiz-allahla-hasa-pazarlik-mi-yapiyor/" data-wpel-link="internal">Miraç Olayında Peygamber Efendimiz Allah'la (haşa) Pazarlık Mı Yapıyor?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ateistlerecevap.org/mirac-olayinda-peygamber-efendimiz-allahla-hasa-pazarlik-mi-yapiyor/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Hadisler Ne Zaman Yazılmaya Başladı?</title>
		<link>https://ateistlerecevap.org/hadisler-ne-zaman-yazilmaya-basladi/</link>
					<comments>https://ateistlerecevap.org/hadisler-ne-zaman-yazilmaya-basladi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ateistlere Cevaplar]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 14 Sep 2018 15:07:41 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Hadisler]]></category>
		<category><![CDATA[Hadisler Ne Zaman Yazılmaya Başladı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.ateistlerecevap.org/?p=2750</guid>

					<description><![CDATA[<p>(Yazı iki bölümden oluşuyor birinci bölümün kaynakları ve yazıları ayrı ikinci bölümün ki ayrı. İkinci bölümde sahabe ve tabiin zamanında yazılan hadisler ile ilgili eseler mevcut) 1. Bölüm Hadisler hakkında reformistlerden şu iddiayı hep duyarsınız “Hadisler Peygamberin vefatından 200 sene sonra yazılmaya başlandı, böyle sözlere nasıl itibar edelim” Bu iddia tamamiyle yalan ve eksiktir. Daha önceleride söylemiştim tekrar [&#8230;]</p>
The post <a href="https://ateistlerecevap.org/hadisler-ne-zaman-yazilmaya-basladi/" data-wpel-link="internal">Hadisler Ne Zaman Yazılmaya Başladı?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/09/Hadislerin-Yazilmasina-Ne-Zaman-Baslanildi.png" data-wpel-link="internal"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-2751" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/09/Hadislerin-Yazilmasina-Ne-Zaman-Baslanildi.png" alt="Hadislerin-Yazılmasına-Ne-Zaman-Başlanıldı" width="1280" height="905" srcset="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/09/Hadislerin-Yazilmasina-Ne-Zaman-Baslanildi.png 1280w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/09/Hadislerin-Yazilmasina-Ne-Zaman-Baslanildi-300x212.png 300w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/09/Hadislerin-Yazilmasina-Ne-Zaman-Baslanildi-1024x724.png 1024w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/09/Hadislerin-Yazilmasina-Ne-Zaman-Baslanildi-768x543.png 768w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/09/Hadislerin-Yazilmasina-Ne-Zaman-Baslanildi-1200x848.png 1200w" sizes="(max-width: 1280px) 100vw, 1280px" /></a><br />
(Yazı iki bölümden oluşuyor birinci bölümün kaynakları ve yazıları ayrı ikinci bölümün ki ayrı. İkinci bölümde sahabe ve tabiin zamanında yazılan hadisler ile ilgili eseler mevcut)<br />
<span style="font-size: 24pt;"><strong>1. Bölüm</strong></span><br />
Hadisler hakkında reformistlerden şu iddiayı hep duyarsınız <strong>“Hadisler Peygamberin vefatından 200 sene sonra yazılmaya başlandı, böyle sözlere nasıl itibar edelim”</strong> Bu iddia tamamiyle <strong>yalan ve eksiktir.</strong><br />
Daha önceleride söylemiştim tekrar tekrar söyleyeyim <strong>ateistler ile hadis inkarcılarının aralarında pek bir fark yoktur birsi cımbızlama yapıp Kuran’ı, İslam’ı diğer hadisleri inkar ediyor.</strong> Reformistlere işlerine gelmeyen bir ayet söyleyin hemen atılırlar “Cımbızlama yapma diğer ayetlere de bak” ama iş hadislere gelince bunu uygulamazlar işlerine gelen hadisi alır işlerine gelmeyeni almazlar hadisleri topluca değerlendirseler aslında mesele çözülecek.<br />
Önce bir meseleye açıklık getirelim hadisler peygamber efendimiz vefat ettikten 200 yıl sonra yazılmaya başlanmadı bu tamamiyle uydurma bir iddiadır şimdi biraz özet bilgi vereceğim detayına başka bir yazıda değineceğim inşaAllah.<br />
İslâmî kaynakların verdiği bilgiye göre, hadisleri Hz. Peygamber (asm)’den ilk duyup hıfzeden sahâbe neslinin birbir aradan çekildiğini (vefat ettiğini) ve yerlerine kendileri gibi sünneti bilen hafızların bırakılmadığını, ayrıca bid‘atlerin de yayılmaya başladığını gören halîfe Ömer b. Abdulaziz (ö.101/719), bütün vâli ve âlimlere mektup göndererek hadislerin yazıya geçirilmesini emretmiştir. Emrin gereğini ilk gerçekleştiren ünlü âlim imam Zührî (ö.124/741) olmuştur (1).<br />
Burada altı çizilmesi gereken nokta şudur: Zührî’nin gerçekleştirdiği faaliyet -devlet eliyle yaptırılan- resmi tedvîndir. Daha önceleri fertler bazında gayri resmi (devlet eliyle olmayan) kitabet/hadisleri yazıyla kaydetme ve tedvin etme işi hep var olagelmiştir. Abdullah b. Amr b. el-‘As’ın (ö.63/682) bin hadisi ihtiva eden “es-Sahifetu’s-Sâdıka”sı ile Hemmâm b. Münebbih’in (ö.101/719) hocası Ebû Hureyre’den aldığı hadisleri içeren yüz otuz sekiz hadislik sahifesi bunlar arasında en meşhur olanlarıdır (2).<br />
Kaldı ki, Hz. Peygamber (asm) tarafından bizzat yazdırılmış olan bazı vesikalar, mektupların varlığı, yine -yukarıda iki örnek verildiği üzere- onun zamanında bazı sahabilerce yazılmış hadis sahifelerinin bulunduğu bu gün ilmî olarak ispatlanmış ve neşredilmiş bulunmaktadır (3).<br />
<strong>Yani 200 sene sonra yazılması meselesi devlet eliyle yaptırılan ilk resmi tedvindir. Devlet eliyle yaptırılmayan gayri resmi olan hadis yazımı zaten hep vardı o yüzden bu iddia yanlış ve eksiktir. </strong><br />
Mesela Hz. Peygamber s.a.v Efendimizin devrinde bile hadisler yazılıyordu. Biraz aşağıda hangi sahabenin hadis yazdığını ve eserlerini tek tek göreceğiz. Fakat önce Fuat Sezgin’in bu hususta yazdıklarına da bir bakalım:<br />
“Sahifa”siyle en çok meşhur olanların başında Abdullah b. Amr gelmektedir. Hasseten onun sahifesi ‘as-Sadiqa’ diye adlanırdı. Kaynakların bize sakladığı malumata göre, sahifeleriyle meşhur olan sahabe okur, dinleyiciler hadisleri kaydederdi. Bu kayıt işi için lüzumlu kağıt bulunmayınca bazan hadisler ya nalınlara veya ‘alvah’ adı verilen muhtelif yassı maddeler üzerine yazılırdı. Mesela Sa’id b. Cubeyr’in Abdullah b. Abbas’ın sahifasından zaptettikleri bu şekilde idi. Abdullah b. Abbas’ın sadece hadisleri ihtiva eden kitabı değil, aynı zamanda bazı filolojik malumatı havi Kur’an tefsiri de ‘sahifa’ diye adlanıyordu.”[4]
Bir de Ebu Hureyre (r.a)’nin Hemmam ibn Münebbih’e yazdırdığı “Sahife”si vardır. Bu “Sahife”nin Şam ve Berlin’de iki nüshası bulunmaktadır.[5]
<img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-685" src="https://i1.wp.com/belgelerlegercektarih.net/wp-content/uploads/Hemmam-ibn-M%C3%BCnebbihin-sahifesi-sam-zahiriye-k%C3%BCt%C3%BCphanesi-Muhammed-Hamidullah-Hz.-Peygamber-d%C3%B6neminde-hadisler-yazildi-mi-Hadisler-ne-zaman-yazildi.-Hadisler-200-300-yil-sonra-mi-yazildi..jpg?resize=793%2C491" sizes="(max-width: 793px) 100vw, 793px" srcset="https://i1.wp.com/belgelerlegercektarih.net/wp-content/uploads/Hemmam-ibn-Münebbihin-sahifesi-sam-zahiriye-kütüphanesi-Muhammed-Hamidullah-Hz.-Peygamber-döneminde-hadisler-yazildi-mi-Hadisler-ne-zaman-yazildi.-Hadisler-200-300-yil-sonra-mi-yazildi..jpg?w=890 890w, https://i0.wp.com/belgelerlegercektarih.net/wp-content/uploads/Hemmam-ibn-Münebbihin-sahifesi-sam-zahiriye-kütüphanesi-Muhammed-Hamidullah-Hz.-Peygamber-döneminde-hadisler-yazildi-mi-Hadisler-ne-zaman-yazildi.-Hadisler-200-300-yil-sonra-mi-yazildi..jpg?resize=300%2C186 300w, https://i2.wp.com/belgelerlegercektarih.net/wp-content/uploads/Hemmam-ibn-Münebbihin-sahifesi-sam-zahiriye-kütüphanesi-Muhammed-Hamidullah-Hz.-Peygamber-döneminde-hadisler-yazildi-mi-Hadisler-ne-zaman-yazildi.-Hadisler-200-300-yil-sonra-mi-yazildi..jpg?resize=768%2C475 768w" alt="" width="670" height="415" /></p>
<p class="wp-caption-text"><em>Şam’da Zahiriye Kütüphanesi’nde muhafaza edilen elyazmasının son sayfasının fotokopisi… 133 no’lu hadisin geri kalan kısmı bu sayfanın başında yazılıdır…</em></p>
<p>***</p>
<div id="attachment_686" class="wp-caption aligncenter"><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-686 size-full" src="https://i1.wp.com/belgelerlegercektarih.net/wp-content/uploads/Hemmam-ibn-M%C3%BCnebbihin-sahifesi-Berlin-K%C3%BCt%C3%BCphanesi-Hz.-Peygamber-d%C3%B6neminde-hadisler-yazildi-mi-Hadisler-ne-zaman-yazildi.-Hadisler-200-300-yil-sonra-mi-yazildi..jpg?resize=515%2C635" sizes="(max-width: 515px) 100vw, 515px" srcset="https://i0.wp.com/belgelerlegercektarih.net/wp-content/uploads/Hemmam-ibn-Münebbihin-sahifesi-Berlin-Kütüphanesi-Hz.-Peygamber-döneminde-hadisler-yazildi-mi-Hadisler-ne-zaman-yazildi.-Hadisler-200-300-yil-sonra-mi-yazildi..jpg?w=515 515w, https://i2.wp.com/belgelerlegercektarih.net/wp-content/uploads/Hemmam-ibn-Münebbihin-sahifesi-Berlin-Kütüphanesi-Hz.-Peygamber-döneminde-hadisler-yazildi-mi-Hadisler-ne-zaman-yazildi.-Hadisler-200-300-yil-sonra-mi-yazildi..jpg?resize=243%2C300 243w" alt="" width="517" height="637" /></p>
<p class="wp-caption-text"><em><strong>[5]</strong> no’lu dipnot ile alakalı… Berlin Kraliyet Kütüphanesi Yazmalar Kataloğu, Arapça El Yazmaları Kataloğu’nun kapağı…</em></p>
</div>
<p>***<br />
<img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-687" src="https://i2.wp.com/belgelerlegercektarih.net/wp-content/uploads/Hemmam-ibn-M%C3%BCnebbihin-sahifesi-berlin-k%C3%BCt%C3%BCphanesi-2-Hz.-Peygamber-d%C3%B6neminde-hadisler-yazildi-mi-Hadisler-ne-zaman-yazildi.-Hadisler-200-300-yil-sonra-mi-yazildi..jpg?resize=966%2C632" sizes="(max-width: 966px) 100vw, 966px" srcset="https://i0.wp.com/belgelerlegercektarih.net/wp-content/uploads/Hemmam-ibn-Münebbihin-sahifesi-berlin-kütüphanesi-2-Hz.-Peygamber-döneminde-hadisler-yazildi-mi-Hadisler-ne-zaman-yazildi.-Hadisler-200-300-yil-sonra-mi-yazildi..jpg?w=966 966w, https://i2.wp.com/belgelerlegercektarih.net/wp-content/uploads/Hemmam-ibn-Münebbihin-sahifesi-berlin-kütüphanesi-2-Hz.-Peygamber-döneminde-hadisler-yazildi-mi-Hadisler-ne-zaman-yazildi.-Hadisler-200-300-yil-sonra-mi-yazildi..jpg?resize=300%2C196 300w, https://i0.wp.com/belgelerlegercektarih.net/wp-content/uploads/Hemmam-ibn-Münebbihin-sahifesi-berlin-kütüphanesi-2-Hz.-Peygamber-döneminde-hadisler-yazildi-mi-Hadisler-ne-zaman-yazildi.-Hadisler-200-300-yil-sonra-mi-yazildi..jpg?resize=768%2C502 768w" alt="" width="678" height="444" /><br />
<em><span id="result_box" class="" lang="tr"><span class=""><strong>[5]</strong> no’lu dipnot ile alakalı… <strong>Hemmam ibn Münebbih’in “Sahife”si</strong> 1889 tarihli Berlin Kraliyet Kütüphanesi Yazmalar Kataloğu-Arapça El Yazmaları Kataloğu’nun <strong>183’üncü sayfasında “1384 We 1797” numarada</strong>kayıtlı bulunmaktadır…</span></span></em><br />
Ancak bu “Sahife” 1939’da Tübingen şehrindeki kütüphaneye nakledilmiş.<strong>[6]</strong><br />
Prof. Dr. Muhammed Hamidullah ise bu “Sahife” hakkında şunları yazmaktadır:<br />
“Hemmam’ın rivayetleri Buhari’nin Sahih’inde ve Müslim’in Sahih’inde bulunabilir ve her ikisi de bizzat <strong>Hemmam’ın Sahifesini kaynak</strong> olarak gösterirler; insanı etkileyen çok dikkat çekici bir olaydır ki, <strong>hem Hemmam ile diğerleri hem de Buhari ve Müslim arasında bir nokta farkı dahi yoktur.</strong> Aşağıdaki tabloda Hemmam’ın seri numarasını veriyor, Buhari ve Müslim’deki yerlerini gösteriyoruz. Burada K, kitap (bölüm), B, bab (kısım) ve numara da o kısım içindeki hadis numarasını verir…<br />
<img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-688" src="https://i2.wp.com/belgelerlegercektarih.net/wp-content/uploads/Hemmam-ibn-M%C3%BCnebbihin-sahifesi-Muhammed-Hamidullah-buhari-ve-m%C3%BCslim-karsilastirmasi-Hz.-Peygamber-d%C3%B6neminde-hadisler-yazildi-mi-Hadisler-ne-zaman-yazildi.-Hadisler-200-300-yil-sonra-mi-yazildi..jpg?resize=957%2C708" sizes="(max-width: 957px) 100vw, 957px" srcset="https://i0.wp.com/belgelerlegercektarih.net/wp-content/uploads/Hemmam-ibn-Münebbihin-sahifesi-Muhammed-Hamidullah-buhari-ve-müslim-karsilastirmasi-Hz.-Peygamber-döneminde-hadisler-yazildi-mi-Hadisler-ne-zaman-yazildi.-Hadisler-200-300-yil-sonra-mi-yazildi..jpg?w=957 957w, https://i0.wp.com/belgelerlegercektarih.net/wp-content/uploads/Hemmam-ibn-Münebbihin-sahifesi-Muhammed-Hamidullah-buhari-ve-müslim-karsilastirmasi-Hz.-Peygamber-döneminde-hadisler-yazildi-mi-Hadisler-ne-zaman-yazildi.-Hadisler-200-300-yil-sonra-mi-yazildi..jpg?resize=300%2C222 300w, https://i1.wp.com/belgelerlegercektarih.net/wp-content/uploads/Hemmam-ibn-Münebbihin-sahifesi-Muhammed-Hamidullah-buhari-ve-müslim-karsilastirmasi-Hz.-Peygamber-döneminde-hadisler-yazildi-mi-Hadisler-ne-zaman-yazildi.-Hadisler-200-300-yil-sonra-mi-yazildi..jpg?resize=768%2C568 768w" alt="" width="678" height="502" /><br />
<img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-689" src="https://i1.wp.com/belgelerlegercektarih.net/wp-content/uploads/Hemmam-ibn-M%C3%BCnebbihin-sahifesi-Muhammed-Hamidullah-buhari-ve-m%C3%BCslim-karsilastirmasi-2-Hz.-Peygamber-d%C3%B6neminde-hadisler-yazildi-mi-Hadisler-ne-zaman-yazildi.-Hadisler-200-300-yil-sonra-mi-yazildi..jpg?resize=964%2C698" sizes="(max-width: 964px) 100vw, 964px" srcset="https://i1.wp.com/belgelerlegercektarih.net/wp-content/uploads/Hemmam-ibn-Münebbihin-sahifesi-Muhammed-Hamidullah-buhari-ve-müslim-karsilastirmasi-2-Hz.-Peygamber-döneminde-hadisler-yazildi-mi-Hadisler-ne-zaman-yazildi.-Hadisler-200-300-yil-sonra-mi-yazildi..jpg?w=964 964w, https://i1.wp.com/belgelerlegercektarih.net/wp-content/uploads/Hemmam-ibn-Münebbihin-sahifesi-Muhammed-Hamidullah-buhari-ve-müslim-karsilastirmasi-2-Hz.-Peygamber-döneminde-hadisler-yazildi-mi-Hadisler-ne-zaman-yazildi.-Hadisler-200-300-yil-sonra-mi-yazildi..jpg?resize=300%2C217 300w, https://i0.wp.com/belgelerlegercektarih.net/wp-content/uploads/Hemmam-ibn-Münebbihin-sahifesi-Muhammed-Hamidullah-buhari-ve-müslim-karsilastirmasi-2-Hz.-Peygamber-döneminde-hadisler-yazildi-mi-Hadisler-ne-zaman-yazildi.-Hadisler-200-300-yil-sonra-mi-yazildi..jpg?resize=768%2C556 768w" alt="" width="678" height="491" /><br />
…Daha itinalı bir araştırma, bizzat Hemmam tarafından nakledilip Buhari ve Müslim’in eserlerine dahil edilmiş olan başka hadislerin de mevcut olduğunu ve sonuncu kaynakların (Buhari ve Müslim’in) aynı hadisleri <strong>başka ravilerden de nakletmiş olduklarını meydana çıkarır.</strong><br />
Her ne olursa olsun, yukarıda verilen birbirine denk rivayetler listesi gösteriyor ki, 138 hadisten 98’i Buhari ve Müslim tarafından, 21’i yalnız Buhari tarafından, 48’i yalnız Müslim tarafından nakledilmiştir.<br />
Hemmam’ın eserini, Buhari’ninki ve Müslim’inki ile mukayese ettiğimiz zaman aralarındaki <strong>onca zaman farkına ve ravi nesillerine rağmen bu hadislerden hiçbirinin bir tek kelimesinin bile değişmemiş olduğunu kaydetmek mühimdir.</strong> Bu harikulade titizlik ve doğruluk karşısında insanın hürmetle eğileceği geliyor.<br />
Yukarıda verdiğimiz birbiriyle neredeyse eşit rivayetler tablosu, meselenin sadece bir yüzünü ortaya koymak ve yalnız bir örnek vermek içindir. Bu hadisleri Hemmam’a isnat ederek zikreden Ma’mer Cami’inde, Abdürrezzak’ın Musannef’inde vb. izlerini göstermeyi gerekli görmedik.<br />
Bu vesileyle üzerinde durulmadan geçilemeyecek bir husus var. Aşağıda Resul-i Ekrem (s.a.v.)’e atfedilen hadislerin birbirini takibeden ravilerinin bir zinciri var:<br />
– Buhari (el-Cami’ es-Sahih’i basılmıştır)<br />
– Ahmed ibn Hanbel, (Müsned’i basılmıştır)<br />
– Abdürrezzak, (Musannef’i çeşitli elyazmaları halinde mevcuttur)<br />
– Ma’mer ibn Raşid (Cami’inin elyazmaları mevcuttur)<br />
– Hemmam ibn Münebbih, (Sahife’si bu eserde tanıtılmıştır)<br />
Farzedelim ki, Buhari yukarıdaki kaynak zincirine dayanarak bir hadis zikretti. Daha eski kaynaklar elde bulunmadığı sürece şüpheci bir kimsenin şüphe etmeye ve Buhari’nin hakikati söylemediğini, sadece bir rivayet zinciri yahut hem rivayet zinciri ve hem de muhtevasını uydurduğunu iddia etmeye hakkı olabilirdi. <strong>Fakat madem ki şimdi eski kaynaklar elimiz altında bulunuyor, artık ‘Buhari onu uydurarak söyledi’ yahut ‘uydurandan işiterek rivayet etti’ demenin, böyle bir şeyi tasavvur etmenin imkanı kalmamıştır.</strong><br />
Bilakis birbiri ardınca gelen bütün raviler zinciri ve hepsi meydana çıkarılmış olan<strong> kaynaklar birbiri üzerine eklenerek hadisenin en son noktasına kadar varıyor</strong> ve onlara hakikatin ve vakıanın doğruluğu hakkında onay damgası vuruyor. Son zamanlarda bu en eski eserlerin meydana çıkarılmış olmasıyla <strong>her birinin doğruluğunu ispatlamak mümkün olmuştur.</strong> Insan onların hepsinin kuvvetli delillerle hakiki olduğunu itirafa mecbur oluyor. Bu, sağlam kaynaklara dayanıldığının ve vakıanın başka türlü olamayacağının en şerefli bir ispatıdır.<strong>[7]</strong><br />
Dolayısıyla bundan sonra hiç kimse hadislerin haşa yüzyıllar sonra yazılmış ve Imam Buhari ve Imam Müslim’in bunları uydurmuş olduğunu iddia edemeyecektir. Eğer bu yazıyı okuduktan sonra bile bazıları bu iddiada bulunuyorsa, bu durumda onları art niyetli kişiler ve fitneciler olarak görmekten başka bir seçeneğimiz kalmayacaktır.<br />
1: İbn Hacer, Fethu’l-Barî, 1/208<br />
2: Çakan, İsmail Lütfü, Hadis Edebiyatı, s.12<br />
3: M. Hamidullah, el-Vesaiku’s-siyasiye; Çakan, a.g.e<br />
<strong>[4]</strong> Fuad Sezgin, Buhari’nin Kaynakları Hakkında Araştırmalar, Ibrahim Horoz Basımevi, Istanbul 1956, sayfa 9.<br />
<strong>[5]</strong> Die Handschriften-Verzeichnisse Der Königlichen Bibliothek Zu Berlin, 8. cild, Verzeichniss Der Arabischen Handschriften Von W. Ahlwardt, 2. cild, A. Asher &amp; Co., Berlin 1889, sayfa 183, numara <span id="result_box" class="" lang="tr"><span class="">“1384 We 1797”. </span></span>(<span id="result_box" class="" lang="tr"><span class="">Berlin Kraliyet Kütüphanesi Yazmalar Kataloğu-Arapça El Yazmaları Kataloğu).</span></span><br />
<strong>[6]</strong> Prof. Dr. Harry Harun Behr, “Das islamische Gebet aus religionspädagogischer Perspektive”, (Das Gebet im Religionsunterricht in interreligiöser Perspektive’nin içinde), Frank &amp; Timme Yayınları, Berlin 2014, sayfa 165. Ancak bu kaynakta verilen katalog numaras<span id="result_box" class="" lang="tr"><span class="">ı</span></span> yanl<span id="result_box" class="" lang="tr"><span class="">ı</span></span>şt<span id="result_box" class="" lang="tr"><span class="">ı</span></span>r. Doğru olan<span id="result_box" class="" lang="tr"><span class="">ı</span></span>n<span id="result_box" class="" lang="tr"><span class="">ı</span></span> <strong>[5]</strong> no’lu dipnotta verdik.<br />
<strong>[7]</strong> Prof. Dr. Muhammed Hamidullah, Muhtasar Hadis Tarihi ve Sahife-i Hemmam ibn Münebbih, (Tercüme eden: Kemal Kuşçu), Beyan Yayınları, Istanbul 2016, sayfa 78-85.</p>
<hr />
<p><strong><span style="font-size: 24pt;">2. Bölüm</span></strong><br />
Aşağıdaki yazı, S. Kemal Sandıkçı hocanın, “Diyanet Işleri Başkanlığı Yayınları” arasından çıkan “Ilk Üç Asırda Islam Coğrafyasında Hadis” (Ankara 1991) isimli çok kıymetli eserinden kısaltılarak alıntılanmıştır. Bu yazıda, Hz. Peygamber s.a.v Efendimiz hayatta iken ve vefatından sonra bazı sahabeler tarafından kaleme alınmış eserleri kaynaklarıyla açıklıyoruz. Önemine binaen Tâbiin’den de bir-iki alime yer verdik. Esasen Tabiun devrinde yazılmış yüzlerce eser olmasına rağmen bu yazının hacmini fersah fersah aşacağı için bunlara temas etmemeyi uygun gördük. Dipnotlarda kaynakları kısaltarak gösterdik, künyelerini ise yazının sonunda alfabetik sıraya göre dizdik.<br />
<strong>***</strong><br />
<strong>SA’D B. ‘UBADE 15/636</strong><br />
Rasulullah’dan (as.) işittiği hadisleri yazdığı bir sahifeye sahipti.<strong>[1]</strong><br />
<strong>Talebeleri:</strong><br />
Abdullah b. Abbas (68/ 687)<br />
Said b. el-Müseyyeb (94/713) ve diğerleri.<strong>[2]</strong><br />
<strong>Eseri:</strong><br />
es-Sahife.<strong>[3]</strong><br />
<strong>***</strong><br />
<strong>Hz. ALİ 40/661</strong><br />
Hadis rivayetini teşvik ederdi, ancak ihtiyatkar davranır ve rivayet edene bazan yemin verirdi.<strong>[4]</strong><br />
Hz. Peygamber’den (as.) 586 hadis rivayet etmiştir.<strong>[5]</strong> En sahih senedi şöyledir:<br />
Ali —- ‘Abide – – – – Muhammed b. Sirin —- Eyyub<strong>[6]</strong><br />
<strong>Talebeleri:</strong><br />
Abdurrahman b. ebi Leyla (öl.82/701)<br />
Kays b. ebi Hazim (öl.84 /703)<br />
Said b. el-Müseyyeb (öl.94/713)<br />
eş-Şa’bi (öl.103/721) ve diğerleri.<strong>[7]</strong><br />
<strong>Eseri:</strong><br />
es-Sahife.<strong>[8]</strong><br />
<strong>***</strong><br />
<strong>EBU HUREYRE 59/677</strong><br />
Rasulullah’dan (as.) bazı hadislerini yazardı; evinde sakladığı bir sahifesi vardı.<strong>[9]</strong> Hadislerinin bir nüshası Ömer b. Abdülaziz’in elinde bulunmuştur.<strong>[10]</strong> Diğer bir nüshası da talebesi Beşir b. Nahik tarafından istinsah edilmişti.<strong>[11]</strong> Ayrıca Mervan b. Hakem’in de perde arkasındaki bir katibe, onun hadislerini yazdırdığı rivayet edilir.<strong>[12]</strong><br />
Kendisinden 800 civarında sahabe ve tabiî rivayette bulunmuştur.<strong>[13]</strong> En sahih senedi şöyledir:<br />
Ebu Hureyre —- İbnu’l-Müseyyeb —- ez-Zühri.<strong>[14]</strong><br />
Medine’de vefat etmiştir.<strong>[15]</strong><br />
<strong>Talebeleri:</strong><br />
Said b. el-Müseyyeb (öl.94/713)<br />
Tavus b. Keysan (öl.106/724)<br />
Muhammed b. Sirin (öl.110/729)<br />
Abdurrahman b. Hürmüz el-A’rac (öl.117/735) ve diğerleri.<strong>[16]</strong><br />
<strong>Eseri:</strong><br />
es-Sahife.<strong>[17]</strong><br />
<strong>***</strong><br />
<strong>ABDULLAH B. ÖMER 73/693 (Hz. Ömer radıyallahu anh’ın oğlu.)</strong><br />
Hicretten sona Rasulullah’dan (as.) duyduğu bazı hadisleri yazdığı bilinmektedir.<strong>[18]</strong> Malik b. Enes’in kitapları arasında onun bir sahifesinin çıktığı rivayet edilir.<strong>[19]</strong> Hz. Peygamber’in (as.) vefatından sonra 60 yıl insanlara fetva vermiştir.<strong>[20]</strong> Özellikle hadis ilminde mahirdi.<strong>[21]</strong> Medine ilminin ana rükünlerinden biri idi.<strong>[22]</strong> 2630 hadis ile, Ebu Hureyre’den sonra, en çok hadis rivayet edendir.<br />
<strong>Talebeleri:</strong><br />
Salim b. Abdullah b. Ömer (öl.106/724)<br />
Nafi’ Mevla b. Ömer (öl.107/725)<br />
‘Urve b. ez-Zübeyr (öl.94/713) ve diğerleri<strong>.[23]</strong><br />
<strong>Eseri:</strong><br />
es-Sahife.<strong>[24]</strong><br />
<strong>***</strong><br />
<strong>CABİR B. ABDULLAH 78/697</strong><br />
Medine’li alim sahabelerdendir, Akabe ehlindendir.<strong> [25]</strong><br />
Hz. Peygamber’den (as.) hadis yazmıştır; meşhur bir sahifenin sahibidir.<strong>[26]</strong> Mescid-i Nebi’de hadis okuturdu.<strong>[27]</strong> Aynı zamanda fakihti, zamanının Medine müftüsü idi.<strong>[28]</strong><br />
<strong>Talebeleri:</strong><br />
Said b. el-Müseyyeb (94/713)<br />
‘Urve b . ez-Zubeyr (94/713)<br />
Ata b. Yesar (öl.103/721)<br />
‘Amr b . Dinar (öl.126/744) ve diğerleri.<strong>[29]</strong><br />
<strong>Eseri:</strong><br />
es-Sahife.<strong>[30]</strong><br />
<strong>***</strong><br />
<strong>‘URVE B. ez-ZÜBEYR 94/713</strong><br />
Medine’lidir, fukaha-i seb’adandır.<strong>[31]</strong> Hafız muhaddislerdendir.<strong>[32]</strong> Siyercidir, ilk Meğazi musannıfıdır.<strong>[33]</strong>Teyzesi Hz. Aişe’nin hadislerini en iyi bilenlerdendi<strong>[34]</strong>, onun hadislerini yazardı.<strong>[35]</strong> Fıkhı da ondan öğrenmişti.<strong>[36]</strong> ez-Zühri (öl.124/742) onun için; “Tükenmeyen bir denizdi.”<strong>[37]</strong> der. Ulemadan olan oğlu Hişam b. ‘Urve (öl.146/763); “Vallahi, biz, onun hadisinin 2000 cüz’ünden bir cüz’ünü bile öğrenemedik.” der.<strong>[38]</strong> Devrinde Medine’den en derin hadis kütürüne sahip olandı.<strong>[39]</strong><br />
<strong>Hocaları:</strong><br />
Zeyd b. Sabit (öl.45/665) Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimizin evlatlığı.<br />
Hz. Aişe (öl.57/ 677)<br />
Ebü Hureyre (öl.59/677)<br />
İbn Ömer (öl.73/693) ve diğerleri.<strong>[40]</strong><br />
<strong>Talebeleri:</strong><br />
Ata b. ebi Rebah (öl.114/732)<br />
ez-Zühri (öl.124/742)<br />
‘Amr b. Dinar (öl.126/744)<br />
Hişam b. ‘Urve (öl.146/763) ve diğerleri.<strong>[41]</strong><br />
<strong>Eseri:</strong><br />
Kitabu’l-Meğazi.<strong>[42]</strong><br />
<strong>***</strong><br />
<strong>İBNU ABBAS 68/687</strong><br />
Hz. Peygamber’in (as.) amcasının oğludur. Rasullullah’ın vefatı esnasında henüz on üç yaşında idi.<strong>[43]</strong>Her sahada çok geniş bir ilme sahip olduğundan dolayı “Hibru’l-ümmet”<strong>[44]</strong> diye, özellikle Tefsir ilmindeki maharetinden dolayı da “Tercümanu’l-Kur’an”<strong>[45]</strong> diye maruftur.<br />
Resulullah’ın vefatından sonra çeşitli savaşlara katılmış,<strong>[46]</strong> Hz. Ali’nin Basra valiliğini yapmış,<strong>[47]</strong> sonra oradan ayrılarak Mekke’ye dönmüş ve hayatını orada ilim öğrenmek ve öğretmekle geçirmiştir.<strong>[48] </strong>Hz. Peygamber (as. ); “Ona hikmeti ve Kur’anın te’vilini öğretmesi ve onu dinde fakih yapması” için Allah’a dua etmişti.<strong>[49] </strong>Öldüğünde bir deve yükü teşkil edecek kadar te’lifat bırakmıştı.<strong>[50]</strong><br />
<strong>Talebeleri:</strong><br />
Said b. Cübeyr (öl.95/714)<br />
Mücahid b. Cebr (öl.104/722)<br />
‘İkrime (öl.105/723)<br />
Ata b. ebi Rebah (öl.114/732)<br />
‘Amr b. Dinar (öl.126/744) ve diğerleri.<strong>[51]</strong><br />
<strong>Eseri:</strong><br />
Tefsiru’l-Kur’an.<strong>[52]</strong><br />
<strong>***</strong><br />
<strong>HEMMAM B. MÜNEBBİH 40-101?/660-719?</strong><br />
Ebu Hureyre’nin talebesi<strong>[53]</strong> ve hadis ilminde yapılan en eski te’lifin sahibidir.<strong>[54]</strong> Tahsil için Medine’ye gitmiş ve orada Ebu Hureyre’den hadis dinlemiştir.<strong>[55]</strong> Çeşitli savaşlara da iştirak etmiş ve bu arada bulduğu eski kitapları kardeşi için satın almıştır.<strong>[56]</strong><br />
Ebu Hureyre’nin rivayet etmiş olduğu ve “es-Sahifetu’s-Sahiha” diye meşhur olan 140 hadisi muhtevi sahifesi, meşhur talebesi Ma’mer b. Raşid tarafından eksiksiz olarak rivayet edilmiştir.<strong>[57]</strong><br />
<strong>Hocaları:</strong><br />
Ebü Hureyre (öl.59/679)<br />
İbn Abbas (öl.68/687) ve diğerleri.<strong>[58]</strong><br />
<strong>Talebeleri:</strong><br />
Vehb b. Münebbih (öl.114/732)<br />
Ma’mer b. Raşid (öl.154/770) ve diğerleri.<strong>[59]</strong><br />
<strong>Eseri:</strong><br />
es-Sahifetu’s-Sahiha.<strong>[60]</strong><br />
<strong>***</strong><br />
<strong>SEMÜRE B. CÜNDUB 50/679</strong><br />
Hz. Peygamber’den (as.) 123 hadis rivayet etmiştir.<strong>[61]</strong> Rasulullah’ın (as.) hadislerini yazdığı bilinmektedir, çok meşhur sahifenin sahibidir.<strong>[62]</strong><br />
<strong>Talebeleri:</strong><br />
Ebu Reca’ el-‘Utaridi (öl.107/726)<br />
el-Hasan el-Basri (öl.110/728)<br />
Muhammed b. Sirin (öl.110/729) ve diğerleri.<strong>[63]</strong><br />
<strong>Eseri:</strong><br />
es-Sahife.<strong>[64]</strong><br />
<strong>***</strong><br />
<strong>ENES B. MALİK 93/712</strong><br />
Küçük yaşta Rasulullah’ın (as.) hizmetine girmiş ve on yıl Ona (as.) hizmette bulunmuştur.<strong>[65]</strong> 2286 hadis ile Hz. Peygamber’den (as.) en çok hadis rivayet eden büyük sahabelerdendir. Abid ve zahid bir şahsiyetti, namazda ayaklarına kan duruncaya kadar kıyamda dururdu.<strong>[66]</strong><br />
<strong>Talebeleri:</strong><br />
el-Hasan el-Basri (öl.110/728)<br />
Muhammed b. Sirin (öl.110/729) ve diğerleri.<strong>[67]</strong><br />
<strong>Eseri:</strong><br />
Müstakil bir sahifesinden bahsedilmemekle beraber, Rasulullah’ın (as.) hadislerini yazdığı rivayet edilmektedir.<strong>[68]</strong><br />
<strong>***</strong><br />
<strong>el-HASAN el-BASRI 21-110/642-728</strong><br />
Medine’de dünyaya geldi.<strong>[69]</strong> Vadil-Kura’da<strong>[70]</strong> yetişti.<strong>[71]</strong> Babası, Zeyd b. Sabit’in (Hz. Peygamber’in a.s evladlığı), annesi de Ümmü Seleme’nin (Hz. Peygamber’in a.s hanımı) azadlısı idiler.<strong>[72]</strong> Annesi meşgul olduğu zamanlarda, Ümmü Seleme onu avutmak için meme verirdi; Hasan’ın lisanındaki fesahat ve talakatın bundan ileri geldiği rivayet edilir.<strong>[73]</strong><br />
Kadılık yapar, ücret almazdı.<strong>[74]</strong> Hadisleri manen rivayet ederdi.<strong>[75]</strong> Bir çok sahabeyi idrak etmiştir, özellikle Enes b. Malik’in en meşhur talebesidir.<strong>[76]</strong><br />
<strong>Hocaları:</strong><br />
Ebü Musa’l-Eş’ari (öl.44/665)<br />
‘İmran b. el-Husayn (öl.52/672)<br />
Ma’kıl b. Yesar (öl.60(680)<br />
İbn Ömer ( öl.73/693)<br />
Enes b. Malik (öl.93/712) ve diğerleri.<strong>[77]</strong><br />
<strong>Talebeleri:</strong><br />
Katade b. Diame (öl.118/736)<br />
Yunus b. ‘Ubeyd (öl.139/756)<br />
İbn ‘Avn (öl.151/768)<br />
Yezid b. İbrahim et-Tusteri (öl.161/778)<br />
Cerir b. Hazim (öl.170/786) ve diğerleri.<strong>[78]</strong><br />
<strong>Eserleri:</strong><br />
Tefsiru’l-Kur’an.<strong>[79]</strong><br />
el-Ahadisu’l-Muteferrika.<strong>[80]</strong><br />
el-Kırae.<strong>[81]</strong><br />
Şurutu’l-İmame.<strong>[82]</strong><br />
Vasıyye.<strong>[83]</strong><br />
Feraid.<strong>[84]</strong><br />
Kitabu’l-İhlas.<strong>[85]</strong><br />
el-İstiğfaratu’l-Munkızetu min’en-Nar.<strong>[86]</strong><br />
Risale fi Fadli Mekke.<strong>[87]</strong><br />
Risale ila Abdurrahim b. Enes fi’t-Tergib bi Mücavereti Mekketi’l-Mükkerreme.<strong>[88]</strong><br />
<strong>***</strong><br />
<strong>İBN MES’UD: 32/652</strong><br />
Altıncı olarak Islama giren ve Mekke’de Kur’anı ilk defa cehren okuyan büyük sahabedendir.<strong>[89]</strong>Rasulullah’ın (as) hadimi ve sırdaşı olan lbn Mes’ud<strong>[90]</strong> muhaddisliği yanında müfessir,<strong>[91]</strong> kari,<strong>[92]</strong> fakih ve kadı idi.<strong>[93]</strong> Rasulullah’ın (as) hadislerini yazardı; topladığı hadisler bilahare oğluna intikal etmişti.<strong>[94]</strong><br />
Bizzat Hz. Peygamber’den (as) yetmiş süre aldığını söyler.<strong>[95]</strong> Rasulullah (as), son Ramazan’da Cibril’e Kur’anı iki defa arzederken, lbn Mes’ud’un da orada bulunduğu rivayet edilir.<strong>[96]</strong> Hz. Ömer, onun için “İlim dolu dağarcık” der<strong>[97]</strong> ve muallim olarak Küfe’ye gönderdiğinde, Küfe’lilere; “Abdullah’ı göndermekle sizi kendime tercih ettim.” diye yazar.<strong>[98]</strong> Küfe’de ifta ve beytülmal memurluğu görevini birlikte yürütüyordu.<strong>[99]</strong><br />
Rivayette şedit davranırdı; talebelerini lafızların zaptında gevşeklik göstermekten menederdi.<strong>[100]</strong> Küfe’deki görevi esnasında Tefsir, Hadis, Fıkıh ve Kıraat ilminin tam olarak temellerini atmıştır.<strong>[101] </strong>Aynı zamanda Hanefi mezhebinin de müessisi sayılır; zira Ebu Hanife, fıkhi meselelerinin çoğunu onun görüşlerine dayandırır.<strong>[102]</strong><br />
<strong>Talebeleri:</strong><br />
‘Alkame b. Kays (öl.62/681).<br />
Mesruk (öl.63/682).<br />
‘Abidetü’s-Selmani (öl.72/691).<br />
Kays b. ebi Hazim (öl.84/703) ve diğerleri.<strong>[103]</strong><br />
<strong>Eseri:</strong><br />
es-Sahife.<strong>[104]</strong><br />
<strong>***</strong><br />
<strong>ABDULLAH B. EBİ EVFA 87/706.</strong><br />
Meşhur sahabilerdendir. Babası da sahabi idi. Abdullah, Biat-ı Rıdvan ehlindendir. Ondan sonra yapılan bütün savaşlara katılmıştır. Hz. Peygamber’in (as.) vefatından sonra Küfe’ye gitmiş ve oraya yerleşmiştir. Küfe’de en son vefat eden sahabi, Abdullah’dır. Aynı zamanda Biat-ı Rıdvan ehlinden de en son ölen sahabidir. Hayatının sonlanna doğru gözlerini kaybetmişti.<strong>[105]</strong> Abdullah, Rasulullah’ın (as.) hadislerini yazarak toplamıştır. Bu hadisler onun huzurunda çeşitli kişiler tarafından okunurdu.<strong>[106]</strong><br />
<strong>Talebeleri:</strong><br />
Tarık b. Musarrıf (113/731).<br />
İsmail b. Ebi Halid (146/763) ve diğerleri.<strong>[107]</strong><br />
<strong>Eseri:</strong><br />
es-Sahife.<strong>[108]</strong><br />
<strong>***</strong><br />
<strong>ABDULLAH B. ‘AMR B. el-‘AS: 65/684</strong><br />
Mekke fethinden önce Medine’ye babasıyla birlikte hicret ederek müslüman oldu.<strong>[109]</strong> Babasından önce müslüman olduğu da mervidir.<strong>[110]</strong> Fetihten sonra Hz. Peygamber (as.) uzun müddet yaşamadığı ve binaenaleyh onunla sohbeti uzun sürmediği halde, Rasullullah’tan (as.) hadis yazmak için izin almış<strong>[111]</strong> ve duyduğu hadisleri yazarak çok miktarda hadis toplamıştır. Eba Hureyre, şöyle söyler: “Ashabtan, hadisi benden iyi hıfzeden yoktur, ancak Abdullah müstesna; zira o yazar, ben yazmazdım.”<strong>[112]</strong><br />
Mısır medresesinin müessisidir.<strong>[113] </strong>Rasulullah’dan (as.) duyduğu hadisleri bir sahifede toplamış ve bu sahifenin, hayatta en çok sevdiği iki şeyden biri olduğunu söylemiştir.<strong>[114]</strong> Kütüb-u kadimeyi de mütalaa etmişti.<strong>[115]</strong> Çok ibadet eder; geceyi kaim, gündüzü saim geçirir, üç günde bir hatmederdi.<strong>[116]</strong><br />
<strong>Talebeleri:</strong><br />
Mesruk (öl.63/682)<br />
Said b. el-Müseyyeb (öl.94/713)<br />
eş-Şa’bi ( öl.103/721)<br />
‘İkrime ( öl.105/723) ve diğerleri.<strong>[117]</strong><br />
<strong>Eseri:</strong><br />
es-Sahifetu’s-Sadıka.<strong>[118]</strong><br />
<strong>**********</strong><br />
<strong>KAYNAKLAR:</strong><br />
<strong>[1]</strong> Tirimizi, III, 627.<br />
<strong>[2]</strong> Bkz., İbn Sa’d, III, 613, Usud, II, 356, Nevevi, I, 212, İsabe, III, 65, Tehzib, III, 475, Şezerat, I, 28, Zirikli, III, 135.<br />
<strong>[3]</strong> Tirimizi, III, 627.<br />
<strong>[4]</strong> Tezkire, 10.<br />
<strong>[5]</strong> Fuhum, 363, Nevevi, I, 344, Tedrib, I, 392.<br />
<strong>[6]</strong> Ma’rife,54, Kifaye, 397; İbn Salah, 12; Nevevi, I, 92; Tedrib, I, 77. Krşz; Ma’rife, 53-55, Kifaye, 397., İbn Salah, 12., Tedrib, I, 78, Bais, 23.<br />
<strong>[7]</strong> Bkz., İbn Sa’d, II. 337 ve devamı, Kitabu’l-İlel, 79, Usud, IV, 99, Nevevi, I, 344 ve devamı, Tezkire, 10 ve devamı, İsabe, IV, 564 ve devamı, İs’af, 206.<br />
<strong>[8]</strong> Buhari, I, 38, IV, 84 ve 122, Ebu Davud, II, 216, İbn Mace, Il, 887, İbn Abdulberr, 90, Tezkire, 10. Bu Sahife’yi Rif’at Fevzi Abdulmuttalib neşretmiştir. Kahire, 1406/1986.<br />
<strong>[9]</strong> İbn Abdulberr, 95.<br />
<strong>[10]</strong> Muhtasar Hadis Tarihi, 52.<br />
<strong>[11]</strong> Darimi, I, 127, İbn Abdulberr, 92.<br />
<strong>[12]</strong> İsabe, VII, 433.<br />
<strong>[13]</strong> Usud, VI, 321, Tezkire, 37, İsabe, VII, 432, Tehzib, XII, 265.<br />
<strong>[14]</strong> Ma’rife, 55, Tedrib, I, 83, Bais, 23. Krşz., Ma’rife, 53-54, 56, Kifaye, 398, Tedrib, I, 82-84, Bais, 23-24.<br />
<strong>[15]</strong> Usud, VI, 321.<br />
<strong>[16]</strong> Bkz., İbn Sa’d, II, 362, Usud, VI, 321, Tezkire, 36 ve devamı, İsabe, VII, 431 ve devamı, Tehzib, XII, 262 ve devamı.<br />
<strong>[17]</strong> Darimi, I, 127, İbn Abdulberr, 92.<br />
<strong>[18]</strong> Muhtasar Hadis Tarihi, 47.<br />
<strong>[19]</strong> Dibac, I, 112.<br />
<strong>[20]</strong> Usud, III, 342, Bidaye, IX, 5, Tehzib, V, 328.<br />
<strong>[21]</strong> Usud, III, 342.<br />
<strong>[22]</strong> İsabe, IV, 186.<br />
<strong>[23]</strong> Bkz., Usud, III, 341, Nevevi, I, 279, Tezkire, 37, İsabe, IV, 182.<br />
<strong>[24]</strong> Dibac, I, 112.<br />
<strong>[25]</strong> Usud, I, 307.<br />
<strong>[26]</strong> Müslim, II, 885.<br />
<strong>[27]</strong> İsabe, I, 435, Tehzib, II, 42, İs’af, 185.<br />
<strong>[28]</strong> Tezkire, 43.<br />
<strong>[29]</strong> Bkz., Cerh, I, 492, Usud, I, 307, Nevevi, I, 142, Tezkire, 43, İsabe, I, 434.<br />
<strong>[30]</strong> Müslim, II, 885, Tezkire, 43, GAS, I, 85.<br />
<strong>[31]</strong> Nevevi, I, 331, Vefeyat, III, 255.<br />
<strong>[32]</strong> Tezkire, 62.<br />
<strong>[33]</strong> Bidaye, IX, 101.<br />
<strong>[34]</strong> Takdime, 45, Nevevi, I, 331, İs’af, 205.<br />
<strong>[35]</strong> İbn Sa’d, V, 179, İbn Abdulberr, 96.<br />
<strong>[36]</strong> Tezkire, 62.<br />
<strong>[37]</strong> Fesevi, I, 552, Tezkire, 62, Duvel, I, 65, Bidaye, IX, 102.<br />
<strong>[38]</strong> Nevevi, I, 331.<br />
<strong>[39]</strong> Tedrib, II, 399.<br />
<strong>[40]</strong> Bkz., İbn Sa’d, V, 179, Cerh, VI, 395, Safve, II, 85, Nevevi, I, 331, Vefeyat, III, 255, Tezkire, 62, Bidaye, IX, 101, Tehzib, VII, 180, İs’af, 205.<br />
<strong>[41]</strong> Bkz., İbn Sa’d, V, 179, Cerh, VI, 395, Safve, II, 85, Nevevi, I, 331, Vefeyat, III, 255, Tezkire, 62, Bidaye, IX, 101, Tehzib, VII, 180, İs’af, 205.<br />
<strong>[42]</strong> Bidaye, IX, 101.<br />
<strong>[43]</strong> Tezkire, 40, Tehzib, V, 276.<br />
<strong>[44]</strong> Usud, III, 291, İsabe, IV, 141.<br />
<strong>[45]</strong> İbn Sa’d, II, 366, Nevevi, I, 274, Tezkire, 40, İsabe, IV, 146.<br />
<strong>[46]</strong> İsabe, IV, 142.<br />
<strong>[47]</strong> İsabe, IV, 150, Nevevi, I, 276.<br />
<strong>[48]</strong> Nevevi, I, 276, Fecr, 148.<br />
<strong>[49]</strong> İbn Sa’d, II, 365.<br />
<strong>[50]</strong> Nevevi, I, 275, Ğaye, I, 425, İsabe, IV, 152.<br />
<strong>[51]</strong> Şezerat, I, 114, Muhtasar Hadis Tarihi, 47.<br />
<strong>[52]</strong> Bkz., Usud, III, 292 ve devamı, Nevevi, I, 275 ve devamı, Tezkire, 40, İsabe, IV, 148 ve devamı, İs’af, 199. Tefsiru’l-Kur’an isimli eseri 1317, İstanbul’da neşredilmiştir. Bkz., Serkis, 158.<br />
<strong>[53]</strong> Şezerat, I, 182, Muhtasar Hadis Tarihi, 52.<br />
<strong>[54]</strong> Kehhale, XIII, 153, Zirikli, IX, 98.<br />
<strong>[55]</strong> Muhtasar Hadis Tarihi, 53.<br />
<strong>[56]</strong> Tehzib, Xl, 67, Şezerat, I, 182.<br />
<strong>[57]</strong> Muhtasar Hadis Tarihi, 56.<br />
<strong>[58]</strong> Bkz., Cerh, VIII, 107, Nevevi, Il, 140, Tehzib, Xl, 67, Muhtasar Hadis Tarihi, 56.<br />
<strong>[59]</strong> Bkz., Cerh, VIII, 107, Nevevi, Il, 140, Tehzib, Xl, 67, Muhtasar Hadis Tarihi, 56.<br />
<strong>[60]</strong> İlk olarak 1373/1953’de Şam’da neşredilen bu eser, Kemal Kuşçu tarafından 1967, İstanbul’da “Muhtasar Hadis, Tarihi ve Sahife-i Hemmam b. Mühebbih” adıyla, Dr. Talat Koçyiğt tarafından 1967 Ankara’da “Hemmam ibn Münebbihin Sahifesi” adıyle türkçeye tercüme edilmiştir.<br />
<strong>[61]</strong> Fuhum, 365.<br />
<strong>[62]</strong> GAS, I, 84, Tehzib, IV, 198.<br />
<strong>[63]</strong> Bkz., Cerh, III, 154, Usud, Il, 454, İsabe, III, 179, Tehzib, IV, 236.<br />
<strong>[64]</strong> GAS, I, 84, Tehzib, IV, 198.<br />
<strong>[65]</strong> İbn Sa’d, VII, 17, Usud, I, 151.<br />
<strong>[66]</strong> İs’af, 183.<br />
<strong>[67]</strong> Bkz. Tehzib, I, 376, Tezkire, 45, Cerh, I, 286.<br />
<strong>[68]</strong> Bkz., Muhtasar Hadis Tarihi, 37.<br />
<strong>[69]</strong> Vefeyat, II, 72, Zirikli, II, 242.<br />
<strong>[70]</strong> Bkz., Buldan, V, 345.<br />
<strong>[71]</strong> Maarif, 195, Nevevi, I, 161, Tezkire, 71.<br />
<strong>[72]</strong> Nevevi, I, 161, Vefeyat,II, 69, Tezkire, 71, Bidaye, IX, 266.<br />
<strong>[73]</strong> Maarif, 195, Hilye, II, 147, Şezerat, I, 136.<br />
<strong>[74]</strong> İbn Sa’d, VII, 172.<br />
<strong>[75]</strong> İbn Sa’d, VII, 158, Darimi, I, 94, Kifaye, 206, İbn Abdulberr, 105.<br />
<strong>[76]</strong> Bkz., Meşahir, 88, Nevevi, I, 162, Tehzib, ll, 266.<br />
<strong>[77]</strong> Bkz. Cerh, II, 40, Nevevi, I, 161, lbn Receb, 353-355, Tezkire, 71, Tehzib, II, 263-264.<br />
<strong>[78]</strong> Bkz. Cerh, II, 40, Nevevi, I, 161, lbn Receb, 353-355, Tezkire, 71, Tehzib, II, 263-264.<br />
<strong>[79]</strong> Fihrist, 51, Hediyye, I, 265, GAS, I, 592.<br />
<strong>[80]</strong> Kerkük, 1329-1331, Tekritlizade H. Hasani.<br />
<strong>[81]</strong> GAS, I, 592.<br />
<strong>[82]</strong> GAS, I, 592.<br />
<strong>[83]</strong> GAS, I, 592.<br />
<strong>[84]</strong> İstanbul, 1306, Kırk Sual.<br />
<strong>[85]</strong> Hediyye, I, 265.<br />
<strong>[86]</strong> GAS, I, 592.<br />
<strong>[87]</strong> Hediyye, I, 265.<br />
<strong>[88]</strong> Hediyye, I, 265., Suppl., I, 101, GAS, I, 592.<br />
<strong>[89]</strong> Usud, III, 385, İsabe, IV, 233.<br />
<strong>[90]</strong> Tezkire, 13.<br />
<strong>[91]</strong> Küçükkalay, 91.<br />
<strong>[92]</strong> Hilye, I, 124, Ğaye, I, 458.<br />
<strong>[93]</strong> Maarif, 109, Tezkire, 15.<br />
<strong>[94]</strong> İbn Abdulberr, 91.<br />
<strong>[95]</strong> İbn Sa’d, II, 342, Hilye, I, 125, Usud, III, 385, Ğaye, I, 458, Tehzib, VI, 27.<br />
<strong>[96]</strong> İbn Sa’d, Il, 342.<br />
<strong>[97]</strong> Usud, III, 389.<br />
<strong>[98]</strong> Fesevi, Il, 533, Usud, III, 388.<br />
<strong>[99]</strong> Maarif, 109, Küçükkalay, 21.<br />
<strong>[100]</strong> Tezkire, 13.<br />
<strong>[101]</strong> Küçükkalay, 28.<br />
<strong>[102]</strong> Küçükkalay, 59.<br />
<strong>[103]</strong> Bkz., İbn Sa’d, VI, 11, Usud, III, 386, Nevevi, I, 288, Tezkire, 13, İsabe, IV, 234.<br />
<strong>[104]</strong> İbn Abdulberr, 91.<br />
<strong>[105]</strong> Usud, III, 182, İsabe, IV, 18, Tehzib, V, 151.<br />
<strong>[106]</strong> Buhari, IV, 30, 77.<br />
<strong>[107]</strong> Bkz., lbn Sa’d, IV, 301, VI, 21, Usud, III, 182, Nevevi, I, 261, İsabe, IV, 18, Tehzib, V, 151. Şezerat, I, 96.<br />
<strong>[108]</strong> Buhari, IV, 30, 77.<br />
<strong>[109]</strong> Tezkire, 41.<br />
<strong>[110]</strong> Usud, III, 349, Nevevi, I, 281.<br />
<strong>[111]</strong> Darimi, I, 125, Usud, III, 349, Benna, I, 172, Ebu Davud, III, 318.<br />
<strong>[112]</strong> Darimi, I, 125, İbn Abdulberr, 89, Usud, III, 349, Benna, I, 172.<br />
<strong>[113]</strong> Fecr, 190, Koçyiğit, 96.<br />
<strong>[114]</strong> Darimi, I, 127, İbn Abdulberr, 91.<br />
<strong>[115]</strong> Usud, III, 349.<br />
<strong>[116]</strong> İsabe, IV, 194.<br />
<strong>[117]</strong> Bkz., Usud, III, 349, Nevevi, I, 281, Tezkire, 41, İsabe, IV, 193, Tehzib, V, 337, İs’af,200.<br />
<strong>[118]</strong> Darimi, I, 127, İbn Abdulberr, 91. Usud, III, 350, GAS, I, 84.<br />
Bu yazı belgelerlegercektarih.net ve sorularlaislamiyet.com sitesinde ki yazıdan faydalanılarak hazırlanmıştır</p>The post <a href="https://ateistlerecevap.org/hadisler-ne-zaman-yazilmaya-basladi/" data-wpel-link="internal">Hadisler Ne Zaman Yazılmaya Başladı?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ateistlerecevap.org/hadisler-ne-zaman-yazilmaya-basladi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Hadisler Ne Zaman Yazılmaya Başladı?</title>
		<link>https://ateistlerecevap.org/hadisler-ne-zaman-yazilmaya-basladi/</link>
					<comments>https://ateistlerecevap.org/hadisler-ne-zaman-yazilmaya-basladi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ateistlere Cevaplar]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 14 Sep 2018 15:07:41 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Hadisler]]></category>
		<category><![CDATA[Hadisler Ne Zaman Yazılmaya Başladı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.ateistlerecevap.org/?p=2750</guid>

					<description><![CDATA[<p>(Yazı iki bölümden oluşuyor birinci bölümün kaynakları ve yazıları ayrı ikinci bölümün ki ayrı. İkinci bölümde sahabe ve tabiin zamanında yazılan hadisler ile ilgili eseler mevcut) 1. Bölüm Hadisler hakkında reformistlerden şu iddiayı hep duyarsınız “Hadisler Peygamberin vefatından 200 sene sonra yazılmaya başlandı, böyle sözlere nasıl itibar edelim” Bu iddia tamamiyle yalan ve eksiktir. Daha önceleride söylemiştim tekrar [&#8230;]</p>
The post <a href="https://ateistlerecevap.org/hadisler-ne-zaman-yazilmaya-basladi/" data-wpel-link="internal">Hadisler Ne Zaman Yazılmaya Başladı?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/09/Hadislerin-Yazilmasina-Ne-Zaman-Baslanildi.png" data-wpel-link="internal"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-2751" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/09/Hadislerin-Yazilmasina-Ne-Zaman-Baslanildi.png" alt="Hadislerin-Yazılmasına-Ne-Zaman-Başlanıldı" width="1280" height="905" srcset="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/09/Hadislerin-Yazilmasina-Ne-Zaman-Baslanildi.png 1280w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/09/Hadislerin-Yazilmasina-Ne-Zaman-Baslanildi-300x212.png 300w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/09/Hadislerin-Yazilmasina-Ne-Zaman-Baslanildi-1024x724.png 1024w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/09/Hadislerin-Yazilmasina-Ne-Zaman-Baslanildi-768x543.png 768w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/09/Hadislerin-Yazilmasina-Ne-Zaman-Baslanildi-1200x848.png 1200w" sizes="(max-width: 1280px) 100vw, 1280px" /></a><br />
(Yazı iki bölümden oluşuyor birinci bölümün kaynakları ve yazıları ayrı ikinci bölümün ki ayrı. İkinci bölümde sahabe ve tabiin zamanında yazılan hadisler ile ilgili eseler mevcut)<br />
<span style="font-size: 24pt;"><strong>1. Bölüm</strong></span><br />
Hadisler hakkında reformistlerden şu iddiayı hep duyarsınız <strong>“Hadisler Peygamberin vefatından 200 sene sonra yazılmaya başlandı, böyle sözlere nasıl itibar edelim”</strong> Bu iddia tamamiyle <strong>yalan ve eksiktir.</strong><br />
Daha önceleride söylemiştim tekrar tekrar söyleyeyim <strong>ateistler ile hadis inkarcılarının aralarında pek bir fark yoktur birsi cımbızlama yapıp Kuran’ı, İslam’ı diğer hadisleri inkar ediyor.</strong> Reformistlere işlerine gelmeyen bir ayet söyleyin hemen atılırlar “Cımbızlama yapma diğer ayetlere de bak” ama iş hadislere gelince bunu uygulamazlar işlerine gelen hadisi alır işlerine gelmeyeni almazlar hadisleri topluca değerlendirseler aslında mesele çözülecek.<br />
Önce bir meseleye açıklık getirelim hadisler peygamber efendimiz vefat ettikten 200 yıl sonra yazılmaya başlanmadı bu tamamiyle uydurma bir iddiadır şimdi biraz özet bilgi vereceğim detayına başka bir yazıda değineceğim inşaAllah.<br />
İslâmî kaynakların verdiği bilgiye göre, hadisleri Hz. Peygamber (asm)’den ilk duyup hıfzeden sahâbe neslinin birbir aradan çekildiğini (vefat ettiğini) ve yerlerine kendileri gibi sünneti bilen hafızların bırakılmadığını, ayrıca bid‘atlerin de yayılmaya başladığını gören halîfe Ömer b. Abdulaziz (ö.101/719), bütün vâli ve âlimlere mektup göndererek hadislerin yazıya geçirilmesini emretmiştir. Emrin gereğini ilk gerçekleştiren ünlü âlim imam Zührî (ö.124/741) olmuştur (1).<br />
Burada altı çizilmesi gereken nokta şudur: Zührî’nin gerçekleştirdiği faaliyet -devlet eliyle yaptırılan- resmi tedvîndir. Daha önceleri fertler bazında gayri resmi (devlet eliyle olmayan) kitabet/hadisleri yazıyla kaydetme ve tedvin etme işi hep var olagelmiştir. Abdullah b. Amr b. el-‘As’ın (ö.63/682) bin hadisi ihtiva eden “es-Sahifetu’s-Sâdıka”sı ile Hemmâm b. Münebbih’in (ö.101/719) hocası Ebû Hureyre’den aldığı hadisleri içeren yüz otuz sekiz hadislik sahifesi bunlar arasında en meşhur olanlarıdır (2).<br />
Kaldı ki, Hz. Peygamber (asm) tarafından bizzat yazdırılmış olan bazı vesikalar, mektupların varlığı, yine -yukarıda iki örnek verildiği üzere- onun zamanında bazı sahabilerce yazılmış hadis sahifelerinin bulunduğu bu gün ilmî olarak ispatlanmış ve neşredilmiş bulunmaktadır (3).<br />
<strong>Yani 200 sene sonra yazılması meselesi devlet eliyle yaptırılan ilk resmi tedvindir. Devlet eliyle yaptırılmayan gayri resmi olan hadis yazımı zaten hep vardı o yüzden bu iddia yanlış ve eksiktir. </strong><br />
Mesela Hz. Peygamber s.a.v Efendimizin devrinde bile hadisler yazılıyordu. Biraz aşağıda hangi sahabenin hadis yazdığını ve eserlerini tek tek göreceğiz. Fakat önce Fuat Sezgin’in bu hususta yazdıklarına da bir bakalım:<br />
“Sahifa”siyle en çok meşhur olanların başında Abdullah b. Amr gelmektedir. Hasseten onun sahifesi ‘as-Sadiqa’ diye adlanırdı. Kaynakların bize sakladığı malumata göre, sahifeleriyle meşhur olan sahabe okur, dinleyiciler hadisleri kaydederdi. Bu kayıt işi için lüzumlu kağıt bulunmayınca bazan hadisler ya nalınlara veya ‘alvah’ adı verilen muhtelif yassı maddeler üzerine yazılırdı. Mesela Sa’id b. Cubeyr’in Abdullah b. Abbas’ın sahifasından zaptettikleri bu şekilde idi. Abdullah b. Abbas’ın sadece hadisleri ihtiva eden kitabı değil, aynı zamanda bazı filolojik malumatı havi Kur’an tefsiri de ‘sahifa’ diye adlanıyordu.”[4]
Bir de Ebu Hureyre (r.a)’nin Hemmam ibn Münebbih’e yazdırdığı “Sahife”si vardır. Bu “Sahife”nin Şam ve Berlin’de iki nüshası bulunmaktadır.[5]
<img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-685" src="https://i1.wp.com/belgelerlegercektarih.net/wp-content/uploads/Hemmam-ibn-M%C3%BCnebbihin-sahifesi-sam-zahiriye-k%C3%BCt%C3%BCphanesi-Muhammed-Hamidullah-Hz.-Peygamber-d%C3%B6neminde-hadisler-yazildi-mi-Hadisler-ne-zaman-yazildi.-Hadisler-200-300-yil-sonra-mi-yazildi..jpg?resize=793%2C491" sizes="(max-width: 793px) 100vw, 793px" srcset="https://i1.wp.com/belgelerlegercektarih.net/wp-content/uploads/Hemmam-ibn-Münebbihin-sahifesi-sam-zahiriye-kütüphanesi-Muhammed-Hamidullah-Hz.-Peygamber-döneminde-hadisler-yazildi-mi-Hadisler-ne-zaman-yazildi.-Hadisler-200-300-yil-sonra-mi-yazildi..jpg?w=890 890w, https://i0.wp.com/belgelerlegercektarih.net/wp-content/uploads/Hemmam-ibn-Münebbihin-sahifesi-sam-zahiriye-kütüphanesi-Muhammed-Hamidullah-Hz.-Peygamber-döneminde-hadisler-yazildi-mi-Hadisler-ne-zaman-yazildi.-Hadisler-200-300-yil-sonra-mi-yazildi..jpg?resize=300%2C186 300w, https://i2.wp.com/belgelerlegercektarih.net/wp-content/uploads/Hemmam-ibn-Münebbihin-sahifesi-sam-zahiriye-kütüphanesi-Muhammed-Hamidullah-Hz.-Peygamber-döneminde-hadisler-yazildi-mi-Hadisler-ne-zaman-yazildi.-Hadisler-200-300-yil-sonra-mi-yazildi..jpg?resize=768%2C475 768w" alt="" width="670" height="415" /></p>
<p class="wp-caption-text"><em>Şam’da Zahiriye Kütüphanesi’nde muhafaza edilen elyazmasının son sayfasının fotokopisi… 133 no’lu hadisin geri kalan kısmı bu sayfanın başında yazılıdır…</em></p>
<p>***</p>
<div id="attachment_686" class="wp-caption aligncenter"><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-686 size-full" src="https://i1.wp.com/belgelerlegercektarih.net/wp-content/uploads/Hemmam-ibn-M%C3%BCnebbihin-sahifesi-Berlin-K%C3%BCt%C3%BCphanesi-Hz.-Peygamber-d%C3%B6neminde-hadisler-yazildi-mi-Hadisler-ne-zaman-yazildi.-Hadisler-200-300-yil-sonra-mi-yazildi..jpg?resize=515%2C635" sizes="(max-width: 515px) 100vw, 515px" srcset="https://i0.wp.com/belgelerlegercektarih.net/wp-content/uploads/Hemmam-ibn-Münebbihin-sahifesi-Berlin-Kütüphanesi-Hz.-Peygamber-döneminde-hadisler-yazildi-mi-Hadisler-ne-zaman-yazildi.-Hadisler-200-300-yil-sonra-mi-yazildi..jpg?w=515 515w, https://i2.wp.com/belgelerlegercektarih.net/wp-content/uploads/Hemmam-ibn-Münebbihin-sahifesi-Berlin-Kütüphanesi-Hz.-Peygamber-döneminde-hadisler-yazildi-mi-Hadisler-ne-zaman-yazildi.-Hadisler-200-300-yil-sonra-mi-yazildi..jpg?resize=243%2C300 243w" alt="" width="517" height="637" /></p>
<p class="wp-caption-text"><em><strong>[5]</strong> no’lu dipnot ile alakalı… Berlin Kraliyet Kütüphanesi Yazmalar Kataloğu, Arapça El Yazmaları Kataloğu’nun kapağı…</em></p>
</div>
<p>***<br />
<img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-687" src="https://i2.wp.com/belgelerlegercektarih.net/wp-content/uploads/Hemmam-ibn-M%C3%BCnebbihin-sahifesi-berlin-k%C3%BCt%C3%BCphanesi-2-Hz.-Peygamber-d%C3%B6neminde-hadisler-yazildi-mi-Hadisler-ne-zaman-yazildi.-Hadisler-200-300-yil-sonra-mi-yazildi..jpg?resize=966%2C632" sizes="(max-width: 966px) 100vw, 966px" srcset="https://i0.wp.com/belgelerlegercektarih.net/wp-content/uploads/Hemmam-ibn-Münebbihin-sahifesi-berlin-kütüphanesi-2-Hz.-Peygamber-döneminde-hadisler-yazildi-mi-Hadisler-ne-zaman-yazildi.-Hadisler-200-300-yil-sonra-mi-yazildi..jpg?w=966 966w, https://i2.wp.com/belgelerlegercektarih.net/wp-content/uploads/Hemmam-ibn-Münebbihin-sahifesi-berlin-kütüphanesi-2-Hz.-Peygamber-döneminde-hadisler-yazildi-mi-Hadisler-ne-zaman-yazildi.-Hadisler-200-300-yil-sonra-mi-yazildi..jpg?resize=300%2C196 300w, https://i0.wp.com/belgelerlegercektarih.net/wp-content/uploads/Hemmam-ibn-Münebbihin-sahifesi-berlin-kütüphanesi-2-Hz.-Peygamber-döneminde-hadisler-yazildi-mi-Hadisler-ne-zaman-yazildi.-Hadisler-200-300-yil-sonra-mi-yazildi..jpg?resize=768%2C502 768w" alt="" width="678" height="444" /><br />
<em><span id="result_box" class="" lang="tr"><span class=""><strong>[5]</strong> no’lu dipnot ile alakalı… <strong>Hemmam ibn Münebbih’in “Sahife”si</strong> 1889 tarihli Berlin Kraliyet Kütüphanesi Yazmalar Kataloğu-Arapça El Yazmaları Kataloğu’nun <strong>183’üncü sayfasında “1384 We 1797” numarada</strong>kayıtlı bulunmaktadır…</span></span></em><br />
Ancak bu “Sahife” 1939’da Tübingen şehrindeki kütüphaneye nakledilmiş.<strong>[6]</strong><br />
Prof. Dr. Muhammed Hamidullah ise bu “Sahife” hakkında şunları yazmaktadır:<br />
“Hemmam’ın rivayetleri Buhari’nin Sahih’inde ve Müslim’in Sahih’inde bulunabilir ve her ikisi de bizzat <strong>Hemmam’ın Sahifesini kaynak</strong> olarak gösterirler; insanı etkileyen çok dikkat çekici bir olaydır ki, <strong>hem Hemmam ile diğerleri hem de Buhari ve Müslim arasında bir nokta farkı dahi yoktur.</strong> Aşağıdaki tabloda Hemmam’ın seri numarasını veriyor, Buhari ve Müslim’deki yerlerini gösteriyoruz. Burada K, kitap (bölüm), B, bab (kısım) ve numara da o kısım içindeki hadis numarasını verir…<br />
<img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-688" src="https://i2.wp.com/belgelerlegercektarih.net/wp-content/uploads/Hemmam-ibn-M%C3%BCnebbihin-sahifesi-Muhammed-Hamidullah-buhari-ve-m%C3%BCslim-karsilastirmasi-Hz.-Peygamber-d%C3%B6neminde-hadisler-yazildi-mi-Hadisler-ne-zaman-yazildi.-Hadisler-200-300-yil-sonra-mi-yazildi..jpg?resize=957%2C708" sizes="(max-width: 957px) 100vw, 957px" srcset="https://i0.wp.com/belgelerlegercektarih.net/wp-content/uploads/Hemmam-ibn-Münebbihin-sahifesi-Muhammed-Hamidullah-buhari-ve-müslim-karsilastirmasi-Hz.-Peygamber-döneminde-hadisler-yazildi-mi-Hadisler-ne-zaman-yazildi.-Hadisler-200-300-yil-sonra-mi-yazildi..jpg?w=957 957w, https://i0.wp.com/belgelerlegercektarih.net/wp-content/uploads/Hemmam-ibn-Münebbihin-sahifesi-Muhammed-Hamidullah-buhari-ve-müslim-karsilastirmasi-Hz.-Peygamber-döneminde-hadisler-yazildi-mi-Hadisler-ne-zaman-yazildi.-Hadisler-200-300-yil-sonra-mi-yazildi..jpg?resize=300%2C222 300w, https://i1.wp.com/belgelerlegercektarih.net/wp-content/uploads/Hemmam-ibn-Münebbihin-sahifesi-Muhammed-Hamidullah-buhari-ve-müslim-karsilastirmasi-Hz.-Peygamber-döneminde-hadisler-yazildi-mi-Hadisler-ne-zaman-yazildi.-Hadisler-200-300-yil-sonra-mi-yazildi..jpg?resize=768%2C568 768w" alt="" width="678" height="502" /><br />
<img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-689" src="https://i1.wp.com/belgelerlegercektarih.net/wp-content/uploads/Hemmam-ibn-M%C3%BCnebbihin-sahifesi-Muhammed-Hamidullah-buhari-ve-m%C3%BCslim-karsilastirmasi-2-Hz.-Peygamber-d%C3%B6neminde-hadisler-yazildi-mi-Hadisler-ne-zaman-yazildi.-Hadisler-200-300-yil-sonra-mi-yazildi..jpg?resize=964%2C698" sizes="(max-width: 964px) 100vw, 964px" srcset="https://i1.wp.com/belgelerlegercektarih.net/wp-content/uploads/Hemmam-ibn-Münebbihin-sahifesi-Muhammed-Hamidullah-buhari-ve-müslim-karsilastirmasi-2-Hz.-Peygamber-döneminde-hadisler-yazildi-mi-Hadisler-ne-zaman-yazildi.-Hadisler-200-300-yil-sonra-mi-yazildi..jpg?w=964 964w, https://i1.wp.com/belgelerlegercektarih.net/wp-content/uploads/Hemmam-ibn-Münebbihin-sahifesi-Muhammed-Hamidullah-buhari-ve-müslim-karsilastirmasi-2-Hz.-Peygamber-döneminde-hadisler-yazildi-mi-Hadisler-ne-zaman-yazildi.-Hadisler-200-300-yil-sonra-mi-yazildi..jpg?resize=300%2C217 300w, https://i0.wp.com/belgelerlegercektarih.net/wp-content/uploads/Hemmam-ibn-Münebbihin-sahifesi-Muhammed-Hamidullah-buhari-ve-müslim-karsilastirmasi-2-Hz.-Peygamber-döneminde-hadisler-yazildi-mi-Hadisler-ne-zaman-yazildi.-Hadisler-200-300-yil-sonra-mi-yazildi..jpg?resize=768%2C556 768w" alt="" width="678" height="491" /><br />
…Daha itinalı bir araştırma, bizzat Hemmam tarafından nakledilip Buhari ve Müslim’in eserlerine dahil edilmiş olan başka hadislerin de mevcut olduğunu ve sonuncu kaynakların (Buhari ve Müslim’in) aynı hadisleri <strong>başka ravilerden de nakletmiş olduklarını meydana çıkarır.</strong><br />
Her ne olursa olsun, yukarıda verilen birbirine denk rivayetler listesi gösteriyor ki, 138 hadisten 98’i Buhari ve Müslim tarafından, 21’i yalnız Buhari tarafından, 48’i yalnız Müslim tarafından nakledilmiştir.<br />
Hemmam’ın eserini, Buhari’ninki ve Müslim’inki ile mukayese ettiğimiz zaman aralarındaki <strong>onca zaman farkına ve ravi nesillerine rağmen bu hadislerden hiçbirinin bir tek kelimesinin bile değişmemiş olduğunu kaydetmek mühimdir.</strong> Bu harikulade titizlik ve doğruluk karşısında insanın hürmetle eğileceği geliyor.<br />
Yukarıda verdiğimiz birbiriyle neredeyse eşit rivayetler tablosu, meselenin sadece bir yüzünü ortaya koymak ve yalnız bir örnek vermek içindir. Bu hadisleri Hemmam’a isnat ederek zikreden Ma’mer Cami’inde, Abdürrezzak’ın Musannef’inde vb. izlerini göstermeyi gerekli görmedik.<br />
Bu vesileyle üzerinde durulmadan geçilemeyecek bir husus var. Aşağıda Resul-i Ekrem (s.a.v.)’e atfedilen hadislerin birbirini takibeden ravilerinin bir zinciri var:<br />
– Buhari (el-Cami’ es-Sahih’i basılmıştır)<br />
– Ahmed ibn Hanbel, (Müsned’i basılmıştır)<br />
– Abdürrezzak, (Musannef’i çeşitli elyazmaları halinde mevcuttur)<br />
– Ma’mer ibn Raşid (Cami’inin elyazmaları mevcuttur)<br />
– Hemmam ibn Münebbih, (Sahife’si bu eserde tanıtılmıştır)<br />
Farzedelim ki, Buhari yukarıdaki kaynak zincirine dayanarak bir hadis zikretti. Daha eski kaynaklar elde bulunmadığı sürece şüpheci bir kimsenin şüphe etmeye ve Buhari’nin hakikati söylemediğini, sadece bir rivayet zinciri yahut hem rivayet zinciri ve hem de muhtevasını uydurduğunu iddia etmeye hakkı olabilirdi. <strong>Fakat madem ki şimdi eski kaynaklar elimiz altında bulunuyor, artık ‘Buhari onu uydurarak söyledi’ yahut ‘uydurandan işiterek rivayet etti’ demenin, böyle bir şeyi tasavvur etmenin imkanı kalmamıştır.</strong><br />
Bilakis birbiri ardınca gelen bütün raviler zinciri ve hepsi meydana çıkarılmış olan<strong> kaynaklar birbiri üzerine eklenerek hadisenin en son noktasına kadar varıyor</strong> ve onlara hakikatin ve vakıanın doğruluğu hakkında onay damgası vuruyor. Son zamanlarda bu en eski eserlerin meydana çıkarılmış olmasıyla <strong>her birinin doğruluğunu ispatlamak mümkün olmuştur.</strong> Insan onların hepsinin kuvvetli delillerle hakiki olduğunu itirafa mecbur oluyor. Bu, sağlam kaynaklara dayanıldığının ve vakıanın başka türlü olamayacağının en şerefli bir ispatıdır.<strong>[7]</strong><br />
Dolayısıyla bundan sonra hiç kimse hadislerin haşa yüzyıllar sonra yazılmış ve Imam Buhari ve Imam Müslim’in bunları uydurmuş olduğunu iddia edemeyecektir. Eğer bu yazıyı okuduktan sonra bile bazıları bu iddiada bulunuyorsa, bu durumda onları art niyetli kişiler ve fitneciler olarak görmekten başka bir seçeneğimiz kalmayacaktır.<br />
1: İbn Hacer, Fethu’l-Barî, 1/208<br />
2: Çakan, İsmail Lütfü, Hadis Edebiyatı, s.12<br />
3: M. Hamidullah, el-Vesaiku’s-siyasiye; Çakan, a.g.e<br />
<strong>[4]</strong> Fuad Sezgin, Buhari’nin Kaynakları Hakkında Araştırmalar, Ibrahim Horoz Basımevi, Istanbul 1956, sayfa 9.<br />
<strong>[5]</strong> Die Handschriften-Verzeichnisse Der Königlichen Bibliothek Zu Berlin, 8. cild, Verzeichniss Der Arabischen Handschriften Von W. Ahlwardt, 2. cild, A. Asher &amp; Co., Berlin 1889, sayfa 183, numara <span id="result_box" class="" lang="tr"><span class="">“1384 We 1797”. </span></span>(<span id="result_box" class="" lang="tr"><span class="">Berlin Kraliyet Kütüphanesi Yazmalar Kataloğu-Arapça El Yazmaları Kataloğu).</span></span><br />
<strong>[6]</strong> Prof. Dr. Harry Harun Behr, “Das islamische Gebet aus religionspädagogischer Perspektive”, (Das Gebet im Religionsunterricht in interreligiöser Perspektive’nin içinde), Frank &amp; Timme Yayınları, Berlin 2014, sayfa 165. Ancak bu kaynakta verilen katalog numaras<span id="result_box" class="" lang="tr"><span class="">ı</span></span> yanl<span id="result_box" class="" lang="tr"><span class="">ı</span></span>şt<span id="result_box" class="" lang="tr"><span class="">ı</span></span>r. Doğru olan<span id="result_box" class="" lang="tr"><span class="">ı</span></span>n<span id="result_box" class="" lang="tr"><span class="">ı</span></span> <strong>[5]</strong> no’lu dipnotta verdik.<br />
<strong>[7]</strong> Prof. Dr. Muhammed Hamidullah, Muhtasar Hadis Tarihi ve Sahife-i Hemmam ibn Münebbih, (Tercüme eden: Kemal Kuşçu), Beyan Yayınları, Istanbul 2016, sayfa 78-85.</p>
<hr />
<p><strong><span style="font-size: 24pt;">2. Bölüm</span></strong><br />
Aşağıdaki yazı, S. Kemal Sandıkçı hocanın, “Diyanet Işleri Başkanlığı Yayınları” arasından çıkan “Ilk Üç Asırda Islam Coğrafyasında Hadis” (Ankara 1991) isimli çok kıymetli eserinden kısaltılarak alıntılanmıştır. Bu yazıda, Hz. Peygamber s.a.v Efendimiz hayatta iken ve vefatından sonra bazı sahabeler tarafından kaleme alınmış eserleri kaynaklarıyla açıklıyoruz. Önemine binaen Tâbiin’den de bir-iki alime yer verdik. Esasen Tabiun devrinde yazılmış yüzlerce eser olmasına rağmen bu yazının hacmini fersah fersah aşacağı için bunlara temas etmemeyi uygun gördük. Dipnotlarda kaynakları kısaltarak gösterdik, künyelerini ise yazının sonunda alfabetik sıraya göre dizdik.<br />
<strong>***</strong><br />
<strong>SA’D B. ‘UBADE 15/636</strong><br />
Rasulullah’dan (as.) işittiği hadisleri yazdığı bir sahifeye sahipti.<strong>[1]</strong><br />
<strong>Talebeleri:</strong><br />
Abdullah b. Abbas (68/ 687)<br />
Said b. el-Müseyyeb (94/713) ve diğerleri.<strong>[2]</strong><br />
<strong>Eseri:</strong><br />
es-Sahife.<strong>[3]</strong><br />
<strong>***</strong><br />
<strong>Hz. ALİ 40/661</strong><br />
Hadis rivayetini teşvik ederdi, ancak ihtiyatkar davranır ve rivayet edene bazan yemin verirdi.<strong>[4]</strong><br />
Hz. Peygamber’den (as.) 586 hadis rivayet etmiştir.<strong>[5]</strong> En sahih senedi şöyledir:<br />
Ali —- ‘Abide – – – – Muhammed b. Sirin —- Eyyub<strong>[6]</strong><br />
<strong>Talebeleri:</strong><br />
Abdurrahman b. ebi Leyla (öl.82/701)<br />
Kays b. ebi Hazim (öl.84 /703)<br />
Said b. el-Müseyyeb (öl.94/713)<br />
eş-Şa’bi (öl.103/721) ve diğerleri.<strong>[7]</strong><br />
<strong>Eseri:</strong><br />
es-Sahife.<strong>[8]</strong><br />
<strong>***</strong><br />
<strong>EBU HUREYRE 59/677</strong><br />
Rasulullah’dan (as.) bazı hadislerini yazardı; evinde sakladığı bir sahifesi vardı.<strong>[9]</strong> Hadislerinin bir nüshası Ömer b. Abdülaziz’in elinde bulunmuştur.<strong>[10]</strong> Diğer bir nüshası da talebesi Beşir b. Nahik tarafından istinsah edilmişti.<strong>[11]</strong> Ayrıca Mervan b. Hakem’in de perde arkasındaki bir katibe, onun hadislerini yazdırdığı rivayet edilir.<strong>[12]</strong><br />
Kendisinden 800 civarında sahabe ve tabiî rivayette bulunmuştur.<strong>[13]</strong> En sahih senedi şöyledir:<br />
Ebu Hureyre —- İbnu’l-Müseyyeb —- ez-Zühri.<strong>[14]</strong><br />
Medine’de vefat etmiştir.<strong>[15]</strong><br />
<strong>Talebeleri:</strong><br />
Said b. el-Müseyyeb (öl.94/713)<br />
Tavus b. Keysan (öl.106/724)<br />
Muhammed b. Sirin (öl.110/729)<br />
Abdurrahman b. Hürmüz el-A’rac (öl.117/735) ve diğerleri.<strong>[16]</strong><br />
<strong>Eseri:</strong><br />
es-Sahife.<strong>[17]</strong><br />
<strong>***</strong><br />
<strong>ABDULLAH B. ÖMER 73/693 (Hz. Ömer radıyallahu anh’ın oğlu.)</strong><br />
Hicretten sona Rasulullah’dan (as.) duyduğu bazı hadisleri yazdığı bilinmektedir.<strong>[18]</strong> Malik b. Enes’in kitapları arasında onun bir sahifesinin çıktığı rivayet edilir.<strong>[19]</strong> Hz. Peygamber’in (as.) vefatından sonra 60 yıl insanlara fetva vermiştir.<strong>[20]</strong> Özellikle hadis ilminde mahirdi.<strong>[21]</strong> Medine ilminin ana rükünlerinden biri idi.<strong>[22]</strong> 2630 hadis ile, Ebu Hureyre’den sonra, en çok hadis rivayet edendir.<br />
<strong>Talebeleri:</strong><br />
Salim b. Abdullah b. Ömer (öl.106/724)<br />
Nafi’ Mevla b. Ömer (öl.107/725)<br />
‘Urve b. ez-Zübeyr (öl.94/713) ve diğerleri<strong>.[23]</strong><br />
<strong>Eseri:</strong><br />
es-Sahife.<strong>[24]</strong><br />
<strong>***</strong><br />
<strong>CABİR B. ABDULLAH 78/697</strong><br />
Medine’li alim sahabelerdendir, Akabe ehlindendir.<strong> [25]</strong><br />
Hz. Peygamber’den (as.) hadis yazmıştır; meşhur bir sahifenin sahibidir.<strong>[26]</strong> Mescid-i Nebi’de hadis okuturdu.<strong>[27]</strong> Aynı zamanda fakihti, zamanının Medine müftüsü idi.<strong>[28]</strong><br />
<strong>Talebeleri:</strong><br />
Said b. el-Müseyyeb (94/713)<br />
‘Urve b . ez-Zubeyr (94/713)<br />
Ata b. Yesar (öl.103/721)<br />
‘Amr b . Dinar (öl.126/744) ve diğerleri.<strong>[29]</strong><br />
<strong>Eseri:</strong><br />
es-Sahife.<strong>[30]</strong><br />
<strong>***</strong><br />
<strong>‘URVE B. ez-ZÜBEYR 94/713</strong><br />
Medine’lidir, fukaha-i seb’adandır.<strong>[31]</strong> Hafız muhaddislerdendir.<strong>[32]</strong> Siyercidir, ilk Meğazi musannıfıdır.<strong>[33]</strong>Teyzesi Hz. Aişe’nin hadislerini en iyi bilenlerdendi<strong>[34]</strong>, onun hadislerini yazardı.<strong>[35]</strong> Fıkhı da ondan öğrenmişti.<strong>[36]</strong> ez-Zühri (öl.124/742) onun için; “Tükenmeyen bir denizdi.”<strong>[37]</strong> der. Ulemadan olan oğlu Hişam b. ‘Urve (öl.146/763); “Vallahi, biz, onun hadisinin 2000 cüz’ünden bir cüz’ünü bile öğrenemedik.” der.<strong>[38]</strong> Devrinde Medine’den en derin hadis kütürüne sahip olandı.<strong>[39]</strong><br />
<strong>Hocaları:</strong><br />
Zeyd b. Sabit (öl.45/665) Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimizin evlatlığı.<br />
Hz. Aişe (öl.57/ 677)<br />
Ebü Hureyre (öl.59/677)<br />
İbn Ömer (öl.73/693) ve diğerleri.<strong>[40]</strong><br />
<strong>Talebeleri:</strong><br />
Ata b. ebi Rebah (öl.114/732)<br />
ez-Zühri (öl.124/742)<br />
‘Amr b. Dinar (öl.126/744)<br />
Hişam b. ‘Urve (öl.146/763) ve diğerleri.<strong>[41]</strong><br />
<strong>Eseri:</strong><br />
Kitabu’l-Meğazi.<strong>[42]</strong><br />
<strong>***</strong><br />
<strong>İBNU ABBAS 68/687</strong><br />
Hz. Peygamber’in (as.) amcasının oğludur. Rasullullah’ın vefatı esnasında henüz on üç yaşında idi.<strong>[43]</strong>Her sahada çok geniş bir ilme sahip olduğundan dolayı “Hibru’l-ümmet”<strong>[44]</strong> diye, özellikle Tefsir ilmindeki maharetinden dolayı da “Tercümanu’l-Kur’an”<strong>[45]</strong> diye maruftur.<br />
Resulullah’ın vefatından sonra çeşitli savaşlara katılmış,<strong>[46]</strong> Hz. Ali’nin Basra valiliğini yapmış,<strong>[47]</strong> sonra oradan ayrılarak Mekke’ye dönmüş ve hayatını orada ilim öğrenmek ve öğretmekle geçirmiştir.<strong>[48] </strong>Hz. Peygamber (as. ); “Ona hikmeti ve Kur’anın te’vilini öğretmesi ve onu dinde fakih yapması” için Allah’a dua etmişti.<strong>[49] </strong>Öldüğünde bir deve yükü teşkil edecek kadar te’lifat bırakmıştı.<strong>[50]</strong><br />
<strong>Talebeleri:</strong><br />
Said b. Cübeyr (öl.95/714)<br />
Mücahid b. Cebr (öl.104/722)<br />
‘İkrime (öl.105/723)<br />
Ata b. ebi Rebah (öl.114/732)<br />
‘Amr b. Dinar (öl.126/744) ve diğerleri.<strong>[51]</strong><br />
<strong>Eseri:</strong><br />
Tefsiru’l-Kur’an.<strong>[52]</strong><br />
<strong>***</strong><br />
<strong>HEMMAM B. MÜNEBBİH 40-101?/660-719?</strong><br />
Ebu Hureyre’nin talebesi<strong>[53]</strong> ve hadis ilminde yapılan en eski te’lifin sahibidir.<strong>[54]</strong> Tahsil için Medine’ye gitmiş ve orada Ebu Hureyre’den hadis dinlemiştir.<strong>[55]</strong> Çeşitli savaşlara da iştirak etmiş ve bu arada bulduğu eski kitapları kardeşi için satın almıştır.<strong>[56]</strong><br />
Ebu Hureyre’nin rivayet etmiş olduğu ve “es-Sahifetu’s-Sahiha” diye meşhur olan 140 hadisi muhtevi sahifesi, meşhur talebesi Ma’mer b. Raşid tarafından eksiksiz olarak rivayet edilmiştir.<strong>[57]</strong><br />
<strong>Hocaları:</strong><br />
Ebü Hureyre (öl.59/679)<br />
İbn Abbas (öl.68/687) ve diğerleri.<strong>[58]</strong><br />
<strong>Talebeleri:</strong><br />
Vehb b. Münebbih (öl.114/732)<br />
Ma’mer b. Raşid (öl.154/770) ve diğerleri.<strong>[59]</strong><br />
<strong>Eseri:</strong><br />
es-Sahifetu’s-Sahiha.<strong>[60]</strong><br />
<strong>***</strong><br />
<strong>SEMÜRE B. CÜNDUB 50/679</strong><br />
Hz. Peygamber’den (as.) 123 hadis rivayet etmiştir.<strong>[61]</strong> Rasulullah’ın (as.) hadislerini yazdığı bilinmektedir, çok meşhur sahifenin sahibidir.<strong>[62]</strong><br />
<strong>Talebeleri:</strong><br />
Ebu Reca’ el-‘Utaridi (öl.107/726)<br />
el-Hasan el-Basri (öl.110/728)<br />
Muhammed b. Sirin (öl.110/729) ve diğerleri.<strong>[63]</strong><br />
<strong>Eseri:</strong><br />
es-Sahife.<strong>[64]</strong><br />
<strong>***</strong><br />
<strong>ENES B. MALİK 93/712</strong><br />
Küçük yaşta Rasulullah’ın (as.) hizmetine girmiş ve on yıl Ona (as.) hizmette bulunmuştur.<strong>[65]</strong> 2286 hadis ile Hz. Peygamber’den (as.) en çok hadis rivayet eden büyük sahabelerdendir. Abid ve zahid bir şahsiyetti, namazda ayaklarına kan duruncaya kadar kıyamda dururdu.<strong>[66]</strong><br />
<strong>Talebeleri:</strong><br />
el-Hasan el-Basri (öl.110/728)<br />
Muhammed b. Sirin (öl.110/729) ve diğerleri.<strong>[67]</strong><br />
<strong>Eseri:</strong><br />
Müstakil bir sahifesinden bahsedilmemekle beraber, Rasulullah’ın (as.) hadislerini yazdığı rivayet edilmektedir.<strong>[68]</strong><br />
<strong>***</strong><br />
<strong>el-HASAN el-BASRI 21-110/642-728</strong><br />
Medine’de dünyaya geldi.<strong>[69]</strong> Vadil-Kura’da<strong>[70]</strong> yetişti.<strong>[71]</strong> Babası, Zeyd b. Sabit’in (Hz. Peygamber’in a.s evladlığı), annesi de Ümmü Seleme’nin (Hz. Peygamber’in a.s hanımı) azadlısı idiler.<strong>[72]</strong> Annesi meşgul olduğu zamanlarda, Ümmü Seleme onu avutmak için meme verirdi; Hasan’ın lisanındaki fesahat ve talakatın bundan ileri geldiği rivayet edilir.<strong>[73]</strong><br />
Kadılık yapar, ücret almazdı.<strong>[74]</strong> Hadisleri manen rivayet ederdi.<strong>[75]</strong> Bir çok sahabeyi idrak etmiştir, özellikle Enes b. Malik’in en meşhur talebesidir.<strong>[76]</strong><br />
<strong>Hocaları:</strong><br />
Ebü Musa’l-Eş’ari (öl.44/665)<br />
‘İmran b. el-Husayn (öl.52/672)<br />
Ma’kıl b. Yesar (öl.60(680)<br />
İbn Ömer ( öl.73/693)<br />
Enes b. Malik (öl.93/712) ve diğerleri.<strong>[77]</strong><br />
<strong>Talebeleri:</strong><br />
Katade b. Diame (öl.118/736)<br />
Yunus b. ‘Ubeyd (öl.139/756)<br />
İbn ‘Avn (öl.151/768)<br />
Yezid b. İbrahim et-Tusteri (öl.161/778)<br />
Cerir b. Hazim (öl.170/786) ve diğerleri.<strong>[78]</strong><br />
<strong>Eserleri:</strong><br />
Tefsiru’l-Kur’an.<strong>[79]</strong><br />
el-Ahadisu’l-Muteferrika.<strong>[80]</strong><br />
el-Kırae.<strong>[81]</strong><br />
Şurutu’l-İmame.<strong>[82]</strong><br />
Vasıyye.<strong>[83]</strong><br />
Feraid.<strong>[84]</strong><br />
Kitabu’l-İhlas.<strong>[85]</strong><br />
el-İstiğfaratu’l-Munkızetu min’en-Nar.<strong>[86]</strong><br />
Risale fi Fadli Mekke.<strong>[87]</strong><br />
Risale ila Abdurrahim b. Enes fi’t-Tergib bi Mücavereti Mekketi’l-Mükkerreme.<strong>[88]</strong><br />
<strong>***</strong><br />
<strong>İBN MES’UD: 32/652</strong><br />
Altıncı olarak Islama giren ve Mekke’de Kur’anı ilk defa cehren okuyan büyük sahabedendir.<strong>[89]</strong>Rasulullah’ın (as) hadimi ve sırdaşı olan lbn Mes’ud<strong>[90]</strong> muhaddisliği yanında müfessir,<strong>[91]</strong> kari,<strong>[92]</strong> fakih ve kadı idi.<strong>[93]</strong> Rasulullah’ın (as) hadislerini yazardı; topladığı hadisler bilahare oğluna intikal etmişti.<strong>[94]</strong><br />
Bizzat Hz. Peygamber’den (as) yetmiş süre aldığını söyler.<strong>[95]</strong> Rasulullah (as), son Ramazan’da Cibril’e Kur’anı iki defa arzederken, lbn Mes’ud’un da orada bulunduğu rivayet edilir.<strong>[96]</strong> Hz. Ömer, onun için “İlim dolu dağarcık” der<strong>[97]</strong> ve muallim olarak Küfe’ye gönderdiğinde, Küfe’lilere; “Abdullah’ı göndermekle sizi kendime tercih ettim.” diye yazar.<strong>[98]</strong> Küfe’de ifta ve beytülmal memurluğu görevini birlikte yürütüyordu.<strong>[99]</strong><br />
Rivayette şedit davranırdı; talebelerini lafızların zaptında gevşeklik göstermekten menederdi.<strong>[100]</strong> Küfe’deki görevi esnasında Tefsir, Hadis, Fıkıh ve Kıraat ilminin tam olarak temellerini atmıştır.<strong>[101] </strong>Aynı zamanda Hanefi mezhebinin de müessisi sayılır; zira Ebu Hanife, fıkhi meselelerinin çoğunu onun görüşlerine dayandırır.<strong>[102]</strong><br />
<strong>Talebeleri:</strong><br />
‘Alkame b. Kays (öl.62/681).<br />
Mesruk (öl.63/682).<br />
‘Abidetü’s-Selmani (öl.72/691).<br />
Kays b. ebi Hazim (öl.84/703) ve diğerleri.<strong>[103]</strong><br />
<strong>Eseri:</strong><br />
es-Sahife.<strong>[104]</strong><br />
<strong>***</strong><br />
<strong>ABDULLAH B. EBİ EVFA 87/706.</strong><br />
Meşhur sahabilerdendir. Babası da sahabi idi. Abdullah, Biat-ı Rıdvan ehlindendir. Ondan sonra yapılan bütün savaşlara katılmıştır. Hz. Peygamber’in (as.) vefatından sonra Küfe’ye gitmiş ve oraya yerleşmiştir. Küfe’de en son vefat eden sahabi, Abdullah’dır. Aynı zamanda Biat-ı Rıdvan ehlinden de en son ölen sahabidir. Hayatının sonlanna doğru gözlerini kaybetmişti.<strong>[105]</strong> Abdullah, Rasulullah’ın (as.) hadislerini yazarak toplamıştır. Bu hadisler onun huzurunda çeşitli kişiler tarafından okunurdu.<strong>[106]</strong><br />
<strong>Talebeleri:</strong><br />
Tarık b. Musarrıf (113/731).<br />
İsmail b. Ebi Halid (146/763) ve diğerleri.<strong>[107]</strong><br />
<strong>Eseri:</strong><br />
es-Sahife.<strong>[108]</strong><br />
<strong>***</strong><br />
<strong>ABDULLAH B. ‘AMR B. el-‘AS: 65/684</strong><br />
Mekke fethinden önce Medine’ye babasıyla birlikte hicret ederek müslüman oldu.<strong>[109]</strong> Babasından önce müslüman olduğu da mervidir.<strong>[110]</strong> Fetihten sonra Hz. Peygamber (as.) uzun müddet yaşamadığı ve binaenaleyh onunla sohbeti uzun sürmediği halde, Rasullullah’tan (as.) hadis yazmak için izin almış<strong>[111]</strong> ve duyduğu hadisleri yazarak çok miktarda hadis toplamıştır. Eba Hureyre, şöyle söyler: “Ashabtan, hadisi benden iyi hıfzeden yoktur, ancak Abdullah müstesna; zira o yazar, ben yazmazdım.”<strong>[112]</strong><br />
Mısır medresesinin müessisidir.<strong>[113] </strong>Rasulullah’dan (as.) duyduğu hadisleri bir sahifede toplamış ve bu sahifenin, hayatta en çok sevdiği iki şeyden biri olduğunu söylemiştir.<strong>[114]</strong> Kütüb-u kadimeyi de mütalaa etmişti.<strong>[115]</strong> Çok ibadet eder; geceyi kaim, gündüzü saim geçirir, üç günde bir hatmederdi.<strong>[116]</strong><br />
<strong>Talebeleri:</strong><br />
Mesruk (öl.63/682)<br />
Said b. el-Müseyyeb (öl.94/713)<br />
eş-Şa’bi ( öl.103/721)<br />
‘İkrime ( öl.105/723) ve diğerleri.<strong>[117]</strong><br />
<strong>Eseri:</strong><br />
es-Sahifetu’s-Sadıka.<strong>[118]</strong><br />
<strong>**********</strong><br />
<strong>KAYNAKLAR:</strong><br />
<strong>[1]</strong> Tirimizi, III, 627.<br />
<strong>[2]</strong> Bkz., İbn Sa’d, III, 613, Usud, II, 356, Nevevi, I, 212, İsabe, III, 65, Tehzib, III, 475, Şezerat, I, 28, Zirikli, III, 135.<br />
<strong>[3]</strong> Tirimizi, III, 627.<br />
<strong>[4]</strong> Tezkire, 10.<br />
<strong>[5]</strong> Fuhum, 363, Nevevi, I, 344, Tedrib, I, 392.<br />
<strong>[6]</strong> Ma’rife,54, Kifaye, 397; İbn Salah, 12; Nevevi, I, 92; Tedrib, I, 77. Krşz; Ma’rife, 53-55, Kifaye, 397., İbn Salah, 12., Tedrib, I, 78, Bais, 23.<br />
<strong>[7]</strong> Bkz., İbn Sa’d, II. 337 ve devamı, Kitabu’l-İlel, 79, Usud, IV, 99, Nevevi, I, 344 ve devamı, Tezkire, 10 ve devamı, İsabe, IV, 564 ve devamı, İs’af, 206.<br />
<strong>[8]</strong> Buhari, I, 38, IV, 84 ve 122, Ebu Davud, II, 216, İbn Mace, Il, 887, İbn Abdulberr, 90, Tezkire, 10. Bu Sahife’yi Rif’at Fevzi Abdulmuttalib neşretmiştir. Kahire, 1406/1986.<br />
<strong>[9]</strong> İbn Abdulberr, 95.<br />
<strong>[10]</strong> Muhtasar Hadis Tarihi, 52.<br />
<strong>[11]</strong> Darimi, I, 127, İbn Abdulberr, 92.<br />
<strong>[12]</strong> İsabe, VII, 433.<br />
<strong>[13]</strong> Usud, VI, 321, Tezkire, 37, İsabe, VII, 432, Tehzib, XII, 265.<br />
<strong>[14]</strong> Ma’rife, 55, Tedrib, I, 83, Bais, 23. Krşz., Ma’rife, 53-54, 56, Kifaye, 398, Tedrib, I, 82-84, Bais, 23-24.<br />
<strong>[15]</strong> Usud, VI, 321.<br />
<strong>[16]</strong> Bkz., İbn Sa’d, II, 362, Usud, VI, 321, Tezkire, 36 ve devamı, İsabe, VII, 431 ve devamı, Tehzib, XII, 262 ve devamı.<br />
<strong>[17]</strong> Darimi, I, 127, İbn Abdulberr, 92.<br />
<strong>[18]</strong> Muhtasar Hadis Tarihi, 47.<br />
<strong>[19]</strong> Dibac, I, 112.<br />
<strong>[20]</strong> Usud, III, 342, Bidaye, IX, 5, Tehzib, V, 328.<br />
<strong>[21]</strong> Usud, III, 342.<br />
<strong>[22]</strong> İsabe, IV, 186.<br />
<strong>[23]</strong> Bkz., Usud, III, 341, Nevevi, I, 279, Tezkire, 37, İsabe, IV, 182.<br />
<strong>[24]</strong> Dibac, I, 112.<br />
<strong>[25]</strong> Usud, I, 307.<br />
<strong>[26]</strong> Müslim, II, 885.<br />
<strong>[27]</strong> İsabe, I, 435, Tehzib, II, 42, İs’af, 185.<br />
<strong>[28]</strong> Tezkire, 43.<br />
<strong>[29]</strong> Bkz., Cerh, I, 492, Usud, I, 307, Nevevi, I, 142, Tezkire, 43, İsabe, I, 434.<br />
<strong>[30]</strong> Müslim, II, 885, Tezkire, 43, GAS, I, 85.<br />
<strong>[31]</strong> Nevevi, I, 331, Vefeyat, III, 255.<br />
<strong>[32]</strong> Tezkire, 62.<br />
<strong>[33]</strong> Bidaye, IX, 101.<br />
<strong>[34]</strong> Takdime, 45, Nevevi, I, 331, İs’af, 205.<br />
<strong>[35]</strong> İbn Sa’d, V, 179, İbn Abdulberr, 96.<br />
<strong>[36]</strong> Tezkire, 62.<br />
<strong>[37]</strong> Fesevi, I, 552, Tezkire, 62, Duvel, I, 65, Bidaye, IX, 102.<br />
<strong>[38]</strong> Nevevi, I, 331.<br />
<strong>[39]</strong> Tedrib, II, 399.<br />
<strong>[40]</strong> Bkz., İbn Sa’d, V, 179, Cerh, VI, 395, Safve, II, 85, Nevevi, I, 331, Vefeyat, III, 255, Tezkire, 62, Bidaye, IX, 101, Tehzib, VII, 180, İs’af, 205.<br />
<strong>[41]</strong> Bkz., İbn Sa’d, V, 179, Cerh, VI, 395, Safve, II, 85, Nevevi, I, 331, Vefeyat, III, 255, Tezkire, 62, Bidaye, IX, 101, Tehzib, VII, 180, İs’af, 205.<br />
<strong>[42]</strong> Bidaye, IX, 101.<br />
<strong>[43]</strong> Tezkire, 40, Tehzib, V, 276.<br />
<strong>[44]</strong> Usud, III, 291, İsabe, IV, 141.<br />
<strong>[45]</strong> İbn Sa’d, II, 366, Nevevi, I, 274, Tezkire, 40, İsabe, IV, 146.<br />
<strong>[46]</strong> İsabe, IV, 142.<br />
<strong>[47]</strong> İsabe, IV, 150, Nevevi, I, 276.<br />
<strong>[48]</strong> Nevevi, I, 276, Fecr, 148.<br />
<strong>[49]</strong> İbn Sa’d, II, 365.<br />
<strong>[50]</strong> Nevevi, I, 275, Ğaye, I, 425, İsabe, IV, 152.<br />
<strong>[51]</strong> Şezerat, I, 114, Muhtasar Hadis Tarihi, 47.<br />
<strong>[52]</strong> Bkz., Usud, III, 292 ve devamı, Nevevi, I, 275 ve devamı, Tezkire, 40, İsabe, IV, 148 ve devamı, İs’af, 199. Tefsiru’l-Kur’an isimli eseri 1317, İstanbul’da neşredilmiştir. Bkz., Serkis, 158.<br />
<strong>[53]</strong> Şezerat, I, 182, Muhtasar Hadis Tarihi, 52.<br />
<strong>[54]</strong> Kehhale, XIII, 153, Zirikli, IX, 98.<br />
<strong>[55]</strong> Muhtasar Hadis Tarihi, 53.<br />
<strong>[56]</strong> Tehzib, Xl, 67, Şezerat, I, 182.<br />
<strong>[57]</strong> Muhtasar Hadis Tarihi, 56.<br />
<strong>[58]</strong> Bkz., Cerh, VIII, 107, Nevevi, Il, 140, Tehzib, Xl, 67, Muhtasar Hadis Tarihi, 56.<br />
<strong>[59]</strong> Bkz., Cerh, VIII, 107, Nevevi, Il, 140, Tehzib, Xl, 67, Muhtasar Hadis Tarihi, 56.<br />
<strong>[60]</strong> İlk olarak 1373/1953’de Şam’da neşredilen bu eser, Kemal Kuşçu tarafından 1967, İstanbul’da “Muhtasar Hadis, Tarihi ve Sahife-i Hemmam b. Mühebbih” adıyla, Dr. Talat Koçyiğt tarafından 1967 Ankara’da “Hemmam ibn Münebbihin Sahifesi” adıyle türkçeye tercüme edilmiştir.<br />
<strong>[61]</strong> Fuhum, 365.<br />
<strong>[62]</strong> GAS, I, 84, Tehzib, IV, 198.<br />
<strong>[63]</strong> Bkz., Cerh, III, 154, Usud, Il, 454, İsabe, III, 179, Tehzib, IV, 236.<br />
<strong>[64]</strong> GAS, I, 84, Tehzib, IV, 198.<br />
<strong>[65]</strong> İbn Sa’d, VII, 17, Usud, I, 151.<br />
<strong>[66]</strong> İs’af, 183.<br />
<strong>[67]</strong> Bkz. Tehzib, I, 376, Tezkire, 45, Cerh, I, 286.<br />
<strong>[68]</strong> Bkz., Muhtasar Hadis Tarihi, 37.<br />
<strong>[69]</strong> Vefeyat, II, 72, Zirikli, II, 242.<br />
<strong>[70]</strong> Bkz., Buldan, V, 345.<br />
<strong>[71]</strong> Maarif, 195, Nevevi, I, 161, Tezkire, 71.<br />
<strong>[72]</strong> Nevevi, I, 161, Vefeyat,II, 69, Tezkire, 71, Bidaye, IX, 266.<br />
<strong>[73]</strong> Maarif, 195, Hilye, II, 147, Şezerat, I, 136.<br />
<strong>[74]</strong> İbn Sa’d, VII, 172.<br />
<strong>[75]</strong> İbn Sa’d, VII, 158, Darimi, I, 94, Kifaye, 206, İbn Abdulberr, 105.<br />
<strong>[76]</strong> Bkz., Meşahir, 88, Nevevi, I, 162, Tehzib, ll, 266.<br />
<strong>[77]</strong> Bkz. Cerh, II, 40, Nevevi, I, 161, lbn Receb, 353-355, Tezkire, 71, Tehzib, II, 263-264.<br />
<strong>[78]</strong> Bkz. Cerh, II, 40, Nevevi, I, 161, lbn Receb, 353-355, Tezkire, 71, Tehzib, II, 263-264.<br />
<strong>[79]</strong> Fihrist, 51, Hediyye, I, 265, GAS, I, 592.<br />
<strong>[80]</strong> Kerkük, 1329-1331, Tekritlizade H. Hasani.<br />
<strong>[81]</strong> GAS, I, 592.<br />
<strong>[82]</strong> GAS, I, 592.<br />
<strong>[83]</strong> GAS, I, 592.<br />
<strong>[84]</strong> İstanbul, 1306, Kırk Sual.<br />
<strong>[85]</strong> Hediyye, I, 265.<br />
<strong>[86]</strong> GAS, I, 592.<br />
<strong>[87]</strong> Hediyye, I, 265.<br />
<strong>[88]</strong> Hediyye, I, 265., Suppl., I, 101, GAS, I, 592.<br />
<strong>[89]</strong> Usud, III, 385, İsabe, IV, 233.<br />
<strong>[90]</strong> Tezkire, 13.<br />
<strong>[91]</strong> Küçükkalay, 91.<br />
<strong>[92]</strong> Hilye, I, 124, Ğaye, I, 458.<br />
<strong>[93]</strong> Maarif, 109, Tezkire, 15.<br />
<strong>[94]</strong> İbn Abdulberr, 91.<br />
<strong>[95]</strong> İbn Sa’d, II, 342, Hilye, I, 125, Usud, III, 385, Ğaye, I, 458, Tehzib, VI, 27.<br />
<strong>[96]</strong> İbn Sa’d, Il, 342.<br />
<strong>[97]</strong> Usud, III, 389.<br />
<strong>[98]</strong> Fesevi, Il, 533, Usud, III, 388.<br />
<strong>[99]</strong> Maarif, 109, Küçükkalay, 21.<br />
<strong>[100]</strong> Tezkire, 13.<br />
<strong>[101]</strong> Küçükkalay, 28.<br />
<strong>[102]</strong> Küçükkalay, 59.<br />
<strong>[103]</strong> Bkz., İbn Sa’d, VI, 11, Usud, III, 386, Nevevi, I, 288, Tezkire, 13, İsabe, IV, 234.<br />
<strong>[104]</strong> İbn Abdulberr, 91.<br />
<strong>[105]</strong> Usud, III, 182, İsabe, IV, 18, Tehzib, V, 151.<br />
<strong>[106]</strong> Buhari, IV, 30, 77.<br />
<strong>[107]</strong> Bkz., lbn Sa’d, IV, 301, VI, 21, Usud, III, 182, Nevevi, I, 261, İsabe, IV, 18, Tehzib, V, 151. Şezerat, I, 96.<br />
<strong>[108]</strong> Buhari, IV, 30, 77.<br />
<strong>[109]</strong> Tezkire, 41.<br />
<strong>[110]</strong> Usud, III, 349, Nevevi, I, 281.<br />
<strong>[111]</strong> Darimi, I, 125, Usud, III, 349, Benna, I, 172, Ebu Davud, III, 318.<br />
<strong>[112]</strong> Darimi, I, 125, İbn Abdulberr, 89, Usud, III, 349, Benna, I, 172.<br />
<strong>[113]</strong> Fecr, 190, Koçyiğit, 96.<br />
<strong>[114]</strong> Darimi, I, 127, İbn Abdulberr, 91.<br />
<strong>[115]</strong> Usud, III, 349.<br />
<strong>[116]</strong> İsabe, IV, 194.<br />
<strong>[117]</strong> Bkz., Usud, III, 349, Nevevi, I, 281, Tezkire, 41, İsabe, IV, 193, Tehzib, V, 337, İs’af,200.<br />
<strong>[118]</strong> Darimi, I, 127, İbn Abdulberr, 91. Usud, III, 350, GAS, I, 84.<br />
Bu yazı belgelerlegercektarih.net ve sorularlaislamiyet.com sitesinde ki yazıdan faydalanılarak hazırlanmıştır</p>The post <a href="https://ateistlerecevap.org/hadisler-ne-zaman-yazilmaya-basladi/" data-wpel-link="internal">Hadisler Ne Zaman Yazılmaya Başladı?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ateistlerecevap.org/hadisler-ne-zaman-yazilmaya-basladi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Hadislerin Yazılması Yasaklandı Mı?</title>
		<link>https://ateistlerecevap.org/hadislerin-yazilmasi-yasaklandi-mi/</link>
					<comments>https://ateistlerecevap.org/hadislerin-yazilmasi-yasaklandi-mi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ateistlere Cevaplar]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 01 Aug 2018 14:06:53 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Hadisler]]></category>
		<category><![CDATA[Hadislerin Yazılması Yasak Mı?]]></category>
		<category><![CDATA[Hadislerin Yazılmasının Yasaklanması]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.ateistlerecevap.org/?p=2642</guid>

					<description><![CDATA[<p>Hadisler hakkında reformistlerden şu iddiayı hep duyarsınız &#8220;Hadisler Peygamberin vefatından 200 sene sonra yazılmaya başlandı, bide zaten Peygamber hadislerin yazılmasını yasakladı böyle sözlere nasıl itibar edelim&#8221; Bu iddia tamamiyle yalan ve eksiktir. Hadislerin yazılmasını yasaklayan hadisin aslı şudur “Benden [Kur’an’dan başka] bir şey yazmayınız! Kim benden Kur’an’dan başka bir şey yazmışsa onu imha etsin” (Müslim, Zuhd,72)&#8221; [&#8230;]</p>
The post <a href="https://ateistlerecevap.org/hadislerin-yazilmasi-yasaklandi-mi/" data-wpel-link="internal">Hadislerin Yazılması Yasaklandı Mı?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/08/Hadislerin-Yazilmasi-Yasaklandi-mi.png" data-wpel-link="internal"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-2644 size-large" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/08/Hadislerin-Yazilmasi-Yasaklandi-mi-1024x1024.png" alt="Hadislerin yazılması yasaklandı mı? Peygamber Efendimiz Yasakladı mı?" width="640" height="640" srcset="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/08/Hadislerin-Yazilmasi-Yasaklandi-mi-1024x1024.png 1024w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/08/Hadislerin-Yazilmasi-Yasaklandi-mi-300x300.png 300w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/08/Hadislerin-Yazilmasi-Yasaklandi-mi-150x150.png 150w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/08/Hadislerin-Yazilmasi-Yasaklandi-mi-768x768.png 768w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/08/Hadislerin-Yazilmasi-Yasaklandi-mi.png 1080w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" /></a><br />
Hadisler hakkında reformistlerden şu iddiayı hep duyarsınız <strong>&#8220;Hadisler Peygamberin vefatından 200 sene sonra yazılmaya başlandı, bide zaten Peygamber hadislerin yazılmasını yasakladı böyle sözlere nasıl itibar edelim&#8221;</strong> Bu iddia tamamiyle <strong>yalan ve eksiktir.</strong><br />
Hadislerin yazılmasını yasaklayan hadisin aslı şudur<strong> <span style="font-size: 12pt;">“Benden [Kur’an’dan başka] bir şey yazmayınız! Kim benden Kur’an’dan başka bir şey yazmışsa onu imha etsin” (Müslim, Zuhd,72)&#8221;</span></strong><br />
Daha önceleride söylemiştim tekrar tekrar söyleyeyim <span style="color: #003366;"><strong>ateistler ile hadis inkarcılarının aralarında pek bir fark yoktur birsi cımbızlama yapıp Kuran’ı, İslam’ı diğer hadisleri inkar ediyor.</strong></span> Reformistlere işlerine gelmeyen bir ayet söyleyin hemen atılırlar “Cımbızlama yapma diğer ayetlere de bak” ama iş hadislere gelince bunu uygulamazlar işlerine gelen hadisi alır işlerine gelmeyeni almazlar hadisleri topluca değerlendirseler aslında mesele çözülecek.<br />
Önce bir meseleye açıklık getirelim hadisler peygamber efendimiz vefat ettikten 200 yıl sonra yazılmaya başlanmadı bu tamamiyle uydurma bir iddiadır şimdi biraz özet bilgi vereceğim detayına başka bir yazıda değineceğim inşaAllah.<br />
İslâmî kaynakların verdiği bilgiye göre, hadisleri Hz. Peygamber (asm)’den ilk duyup hıfzeden sahâbe neslinin birbir aradan çekildiğini (vefat ettiğini) ve yerlerine kendileri gibi sünneti bilen hafızların bırakılmadığını, ayrıca bid‘atlerin de yayılmaya başladığını gören halîfe Ömer b. Abdulaziz (ö.101/719), bütün vâli ve âlimlere mektup göndererek hadislerin yazıya geçirilmesini emretmiştir. Emrin gereğini ilk gerçekleştiren ünlü âlim imam Zührî (ö.124/741) olmuştur (1).<br />
Burada altı çizilmesi gereken nokta şudur: Zührî’nin gerçekleştirdiği faaliyet -devlet eliyle yaptırılan- resmi tedvîndir. Daha önceleri fertler bazında gayri resmi (devlet eliyle olmayan) kitabet/hadisleri yazıyla kaydetme ve tedvin etme işi hep var olagelmiştir. Abdullah b. Amr b. el-‘As&#8217;ın (ö.63/682) bin hadisi ihtiva eden &#8220;es-Sahifetu’s-Sâdıka&#8221;sı ile Hemmâm b. Münebbih’in (ö.101/719) hocası Ebû Hureyre’den aldığı hadisleri içeren yüz otuz sekiz hadislik sahifesi bunlar arasında en meşhur olanlarıdır (2).<br />
Kaldı ki, Hz. Peygamber (asm) tarafından bizzat yazdırılmış olan bazı vesikalar, mektupların varlığı, yine -yukarıda iki örnek verildiği üzere- onun zamanında bazı sahabilerce yazılmış hadis sahifelerinin bulunduğu bu gün ilmî olarak ispatlanmış ve neşredilmiş bulunmaktadır (3).<br />
<span style="color: #800080;"><strong>Yani 200 sene sonra yazılması meselesi devlet eliyle yaptırılan ilk resmi tedvindir. Devlet eliyle yaptırılmayan gayri resmi olan hadis yazımı zaten hep vardı o yüzden bu iddia yanlış ve eksiktir.</strong></span><br />
Bin hadis ihtiva eden &#8220;es-Sahifetu’s-Sâdıka&#8221; sahibi Abdullah b. Amr b. As’ın anlattığı şu olay hadislerin yazıya geçirilmesine dair verilen izin bakımından manidardır:<br />
“Resulullah’dan duyduğum her şeyi ezberlemek maksadıyla yazıyordum. Kureyş beni bundan nehyetti ve ‘Resulullah (a.s.m) kızgınlık ve sükûnet hallerinde konuşan bir insan iken, sen ondan duyduğun her şeyi nasıl yazarsın?’ dediler. Bunun üzerine yazmaktan vazgeçtim. Sonra durumu Resulullah’a arzettim. Eliyle ağzına işaret ederek; ‘Yaz, canım kudret elinde olan Allah’a yemin ederim ki buradan haktan başka bir şey çıkmaz.’ buyurdu.”(Ebu Davud, ilim,3).<br />
Hz.Ebu Hureyre’nin şu ifadeleri de Hz. Peygamber (asm) zamanında hadislerin ezberlenmesi yanında yazıldığını da göstermektedir:<br />
<span style="color: #003366;"><strong>“Resulullah’ın ashabı içinde Abdullah b. Amr hariç, benden daha fazla hadis rivayet eden kimse yoktur, Abdullah <span style="color: #003300;">YAZAR</span>, ben yazmazdım.”(Buharî, ilim, 39).</strong></span><br />
Başlangıçta -hadisin yazılması ile ilgili- görülen bazı tereddütler neticede ortadan kalkmış ve hadislerin yazıya geçirilmesinin cevazına fikir birliği sağlanmıştır(4).<br />
Hattâbî bu konuda şu açıklamayı yapıyor:<br />
&#8220;Hadislerin yazı ile tesbiti ile ilgili bu yasağın İslâmiyetin ilk yıllarına ait olup sonradan kaldırılmış olması icab eder.<br />
Çünkü o yıllarda Hz. Peygambere Kur&#8217;an âyetleri inmeye devam ediyordu. İnen âyetler vahiy kâtipleri tarafından kaydediliyordu. Kur&#8217;an âyetlerinin yazı ile tespit edildiği o günlerde bir taraftan da hadislerin yazı ile tespit edilmesine izin verilmesi halinde Kur&#8217;an âyetleri ile hadislerin karışarak bir sayfaya yazılması ihtimali vardı. Böyle bir sakıncanın bulunmaması halinde ilmin yazı ile tesbitinin yasaklanması düşünülemez.<br />
Nitekim Hz. Peygamber Efendimizin daha sonraki yıllarda ümmetine &#8220;Sizden benim bu sözümü dinleyenler, burada bulunmayanlara iletsin.”[Buhari/İlim-9] buyurması, bu yasağın daha sonraki yıllarda kalktığını gösterir.<br />
Özetle:<br />
Alimlerimiz, hadislerin yazılmasını yasaklamayı ifade eden hadis rivayeti ile, hadislerin yazılmasına izin veren ve fiilen yazıldığını gösteren sahih hadis rivayetlerini bir arada değerlendirip sonucu birkaç ihtimale dayandırmışlardır:<br />
<strong>Birincisi</strong>; yasak emri, Kur’an’ın nazil olduğu ilk döneme aittir. Yazmaya ruhsat ise, diğer zamanlar içindir.<br />
<strong>İkincisi</strong>; yasak emri, Kur&#8217;an&#8217;la birebir aynı sahife ya da levha üzerine hiçbir şeyin yazılmamasını kastetmektedir. Çünkü satır aralarına veya kenarlara yazılacak kelime ve cümleler, insana Kur&#8217;ân-ı Kerîm&#8217;denmiş gibi bir hüküm verdirebilirdi. Ruhsat ise, Kur’an’la aynı sayfada yazılmama durumuyla ilgilidir.<br />
<strong>Üçüncüsü</strong>; yasak, hadisleri ezberlemeden sadece yazıya dökenler içindir. O zaman hem yazı yazanlar az, hem doğru yazanlar nadir olduğu için, hadisleri ezberlemeden sadece yazıyla kaydedenlerin yanlış yazacakları endişesiyle yasak konmuştur. Ruhsat ise, ezber ile yazmayı birlikte yapanlara yöneliktir.<br />
Kabul gören genel ifade, karışma tehlikesinin bulunduğu zaman genel olarak yasaklanmış, bu tehlike ortadan kalkınca da izin verilmiş olmasından ibarettir.(5)<br />
Son olarak zayıfta olsa bir hadisi nakledelim (zayıf ve uydurma farklı şeylerdir):<br />
“Ensar’dan bir adam Hz. Peygamber (asm)’in mescidinde oturur, Hz. Peygamber (asm)’den hadis dinler, (hadis dinlemek) hoşuna gider ama ezberleyemezdi. Hz. Peygamber (asm)’e bu durumdan yakındı ve şöyle dedi: “Ya Resulallah! Ben sizden hadis dinliyorum, hoşuma gidiyor, fakat ezberleyemiyorum.”<br />
Bunun üzerine Hz. Peygamber (asm) “Elinin yardımına müracaat et.” buyurdu ve eliyle yazıyı işaret etti.” (Tirmizi, ilim, 12)<br />
Bu kadar açıklamanın yeterli olduğunu düşünüyorum Selametle 🙂<br />
Kaynaklar:<br />
1: İbn Hacer, Fethu’l-Barî, 1/208<br />
2: Çakan, İsmail Lütfü, Hadis Edebiyatı, s.12<br />
3: M. Hamidullah, el-Vesaiku’s-siyasiye; Çakan, a.g.e<br />
4: İbn Salah, Ulumu’l-Hadis, s.161<br />
5: İbn Kesîr, İhtisâru Ulûmi&#8217;l-hadîs, A. Şâkir neşri, Mısır, 1951, s. 132 vd.</p>The post <a href="https://ateistlerecevap.org/hadislerin-yazilmasi-yasaklandi-mi/" data-wpel-link="internal">Hadislerin Yazılması Yasaklandı Mı?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ateistlerecevap.org/hadislerin-yazilmasi-yasaklandi-mi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Mustafa İslamoğlu Patentli Yalanlar Serisi Güncellenmiş!</title>
		<link>https://ateistlerecevap.org/mustafa-islamoglu-patentli-yalanlar-serisi-guncellenmis/</link>
					<comments>https://ateistlerecevap.org/mustafa-islamoglu-patentli-yalanlar-serisi-guncellenmis/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ateistlere Cevaplar]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 31 Jul 2018 09:53:31 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Hadisler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.ateistlerecevap.org/?p=2639</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bir gün biri hokkabazlığın tarihini yazacak olursa, hiç şüphem yok seni “tarihin en usta hokkabazları” listesinin başına koyacaktır! Gelmiş geçmiş hokkabazların hiç birisi, cehaleti bilgi, yalanı hakikat diye pazarlamada senin yanına bile yaklaşamaz… (Bu yazının PDF nüshasını indirebilirsiniz. İndirmek için buraya tıklayınız.) Hayatın yalan senin; söylediklerin, yazdıkların, anlattıkların, jestlerin, mimiklerin… Utanma hissinden mahrum bırakılmış bir insandan beklenebilecek [&#8230;]</p>
The post <a href="https://ateistlerecevap.org/mustafa-islamoglu-patentli-yalanlar-serisi-guncellenmis/" data-wpel-link="internal">Mustafa İslamoğlu Patentli Yalanlar Serisi Güncellenmiş!</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div class="entry-featured">
<div class="entry-thumb"><a href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/07/ebubekir-sifil-mustafa-islamoglu-hadis-nushalari-yalani.jpg" data-wpel-link="internal"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-2640" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/07/ebubekir-sifil-mustafa-islamoglu-hadis-nushalari-yalani.jpg" alt="" width="800" height="533" srcset="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/07/ebubekir-sifil-mustafa-islamoglu-hadis-nushalari-yalani.jpg 800w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/07/ebubekir-sifil-mustafa-islamoglu-hadis-nushalari-yalani-300x200.jpg 300w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/07/ebubekir-sifil-mustafa-islamoglu-hadis-nushalari-yalani-768x512.jpg 768w" sizes="(max-width: 800px) 100vw, 800px" /></a></div>
</div>
<div class="entry-content content">
Bir gün biri hokkabazlığın tarihini yazacak olursa, hiç şüphem yok seni “tarihin en usta hokkabazları” listesinin başına koyacaktır! Gelmiş geçmiş hokkabazların hiç birisi, cehaleti bilgi, yalanı hakikat diye pazarlamada senin yanına bile yaklaşamaz…<br />
<em>(Bu yazının PDF nüshasını indirebilirsiniz. İndirmek için buraya tıklayınız.)</em><br />
Hayatın yalan senin; söylediklerin, yazdıkların, anlattıkların, jestlerin, mimiklerin… Utanma hissinden mahrum bırakılmış bir insandan beklenebilecek her anormallik sende; hem de “dip” seviyesinde.. Görmeyi bilenler için “ibretlik”sin!<br />
Hadis meselesini hadsizce dolamışsın yine o çatal diline; bir yığın yalan, iftira ve iptizal eşliğinde.. Şaşırmadım, çünkü sen, din adına yalan söylemeye, iftira pazarlamaya borçlusun şöhretini. Hadisten bahsederken de ağzından dökülen; yalandan, iftiradan, hıyanetten başkası olmuyor. Allah’tan korkmasaydım, hesap günü endişesi taşımasaydım “mesleğini icra etmiş yine hokkabaz; vazifesini yapmış” der geçerdim..<br />
Burada yeni haberdar olduğum herzelerine cevap verecek olmam, seni ciddiye aldığımı göstermiyor tabii ki; sen benim nazarımda bir hokkabazdan bir gram fazlası değilsin. Birkaç dakikalık konuşmaya[1] onca yalanı sığdırmak ancak senin gibi profesyonel bir hokkabazın harcı olabilirdi.. İşte bu tiyatral yeteneğine aldanarak yalanlarını hakikat, zavallılığını marifet zannedebilecek insanlar arasında belki senin gerçek yüzünü gören birileri olur, bütün meselem bu!..<br />
İğrenç yalanlarını aynı sırayla suratına çarpayım:</p>
<h2><strong>I.</strong></h2>
<p>Hadislerin uzun yolculuklarla (rıhle) toplanıp kitaplara kaydedildiğini inkâr sadedinde F. Sezgin hocanın <em>Buhârî’nin Kaynakları</em>‘nı referans gösteriyorsun. Gösteriye başladığın ilk dakikada sirkatini söylüyorsun aslında! Zira</p>
<ol>
<li>İmam el-Buhârî’nin hadis toplamak için rıhle yapmadığını, <em>Sahîh</em>‘ini, kendisinden önce oluşturulmuş yazılı kaynaklardan istifadeyle, “masa başı faaliyeti”yle oluşturduğunu söylemek için elde mevcut <em>Sahîh-i Buhârî </em>nüshalarına dayanmaktan başka yol yoktur. Senin çapın böyle bir çalışmayı kaldırmaz, biliyorum. Sezgin hoca böyle yaparak oluşturmuştur mezkûr eserini. Peki, suratını şekilden şekle sokarak “Yok! Yok işte..” dediğin nüshalar güvenilir değilse, o nüshalardan hareketle oluşturulmuş bir bilgiyi hangi ahlak ve ilim ölçüsüne dayanarak “güvenilir” kabul ettin?</li>
<li>Fuat Sezgin hoca hadislerin bize kadar intikal tarzı konusunda vehim ve yalanlar üzerine kurulu istişrak faaliyetinin ipliğini pazara çıkarmak için yazılı kaynak ve sistemli tasnif vakıasını –olması gerektiği gibi– h. I. asrın sonları ile II. asrın başlarına kadar götürürken, ahir ömründe bir nadanın bu çabayı, Hz. Peygamber (s.a.v)’in sünnet ve hadisine çemkirmek için arsızca istismar, hatta tahrif ettiğine şahit olsa ne yapardı acaba? İmam Ahmed’in <em>Müsned</em>‘ini tahkik ederken bir kısım hadisleri çıkardığı iftiranı duyunca şaşkınlıktan küçük dilini yutan rahmetli Şu’ayb Arnaût hoca gibi “Kezzâb, kezzâb!” mı derdi, yoksa “Bir doktora görünsün; belli ki denge problemi var” deyip geçer miydi, bilemiyorum…</li>
</ol>
<p>Tarafgir ve hatta “düşmanca” tavrıyla malum ve meşhur Ignaz Goldziher bile “Müellifleri tarafından kıymetli olduklarına, kendilerine has ölçülere göre hükmolunup seçilen hadisler ve binlerce hikemî sözler, bizzat bu müellifler tarafından uzun seyahatler neticesinde toplanmıştır. Buhârî, İslam aleminin her tarafında bin kadar şeyh[2] ile temasa gelmişti…” diyerek “rıhle” vakıasını itirafa mecbur olmuşken, sen hangi tohumun meyvesisin ki, “250 yıl sonra biri çıkıp sözüm ona tek tek gezerek topluyor. Bunun koca bir yalan olduğunu, hadisleri tek tek gezerek toplama rivayetinin koca bir yalan olduğunu; at, eşek, deve sırtında binlerce mil giderek (ki buna “rıhle” denir hadis ilminde) hadis topladıkları iddia edilen insanların, basbayağı bunları masa başında başkalarının yazdığı kitapları bire bir kopya ederek yazdığını geçenlerde kaybettiğimiz Fuat Sezgin hoca <em>Buhârî’nin Kaynakları </em>adlı ezber bozan kitabında isbat etmiştir” diyebiliyorsun?<br />
Kendisi artık hayatta değil; Sezgin hocanın konu hakkında söylediklerini ona niyabeten senin gözüne ben sokmuş olayım:<br />
“Buhârî’nin hangi tarihte <em>Sahîh</em>‘ini telif ettiğini bilmiyoruz. Umumiyetle <em>at-Târîh al-kabîr</em>‘ini ve muhtelif mevzulara dair küçük hacimli kitaplarını te’lifinden sonra <em>Sahîh</em>‘iyle meşgul olduğunu tahmin ve bunu on altı senede, kaynaklarını birlikte taşımak suretiyle muhtelif ülkelerdeki seyahatları esnasında meydana getirdiğini biliyoruz…”[3]
“Talab al-ilm veya talab al-hadis diye İslamî edebiyatta mühim bir şey ifade eden faaliyet sadece hadislerin cem’inden ibaret bulunmayıp diğer taraftan cem’olunmuş veya malum hadislerin rivayet selahiyetini ele geçirmeyi de hedef ediniyordu. Samâ’ ve kırâat gibi tahammül al-ilm’in doğrudan doğruya şeyh ile tilmizin temasını zaruri kılan kaidelerinin yanında, şeyh ile tilmizin birbirlerini görmeden, uzak mesafeler ötesinde birbirlerinden rivayet edebilme imkânını veren icâza, mukātaba ve sair nevilerin ortaya çıkmış olmasına rağmen, anlaşılıyor ki asırlar boyunca kitabların veya hadislerin rivayetini esas ravisinden almaya karşı gösterilen rağbet asla zayıflamamıştı.”[4]
Şimdi cevap ver arsız hokkabaz! <em>Buhârî’nin Kaynakları </em>isimli kitabı okudun mu sen gerçekten? Şayet okuduysan “nerenle” okudun?<br />
“Rıhle” ile ilgili olarak bir başka eserinde de Sezgin hoca şunları söyler:<br />
“Hadis ilmine dair kitapların, özellikle de “Tabakātu’l-Muhaddisîn” tarzı eserlerin bize, muhaddislerin, ilim talebi için gerçekleştirdiği meşakkatli yolculuklara (rıhle) dair zikrettiği pek çok kıssa, bu yolculukların, olabildiğince fazla kitabın ve hadisin rivayet iznini (icâzet) mümkün en efdal veçhiyle, yani “semâ’” ve “kırâat” suretiyle almak amacıyla yapılan “ilim yolculukları” olduğunu anlatmaktadır. Bu haberler “kıssa” formundadır ve yanlış anlamalara yol açmıştır. Bu yanlış anlama, muhaddislerin, İslam aleminin dört bir yanına dağılmış bulunan ravilerin hafızasında bulunan hadisleri ilk defa kitaplarda toplamak zorunda bulunduğu şeklinde olmuştur…”[5]
Bu eserinde hususi olarak İmam el-Buhârî’nin rıhleleri hakkında söyledikleri ise şöyle: “Hadis öğrenimi faaliyetine, diğer meşhur muhaddislerin yaptığı gibi erken yaşlarda başladı. 16 yaşına geldiğinde hacc için Mekke’ye gitti; Mekke ve Medine ulemasından hadis dinledi. Daha sonra Mısır’a gitti. İlim talebi amacıyla Hadis ilminin önemli merkezlerine yaptığı, 16 yıl süren rıhleden sonra, memleketine “meşhur bir alim” olarak döndü…”[6]
Evet, ortada “koca bir yalan” var, bu konuda haklısın. Ama bu, senin yalan ve iftira imalathanesine dönmüş ağzından çıkan ve tıynetini ele veren iğrenç bir yalan…</p>
<h2><strong>II.</strong></h2>
<p>“Buhârî’nin <em>Sahîh</em>‘ine bakalım örnek olarak. Yani “orijinali var mı?” diye sordunuz. Kitabın müellif nüshası yok. Yani Buhârî’nin eliyle yazdığı nüsha yok ortada. (…) Peki, ondan kopyalayanlar olmuş. Fîrabrî[7] nüshası diye bir nüshadan bahsediliyor kaynaklarda, Nesefî nüshası diye bir nüshadan.. Kopya nüsha. Peki Fîrabrî ve Nesefî’nin ondan kopyaladığı kitapların orijinalleri var mı? O da yok. Peki, onlardan kopyalayan daha çok insandan bahsediliyor; peki o kopyalayanların bir tanesinin orijinali var mı? Maalesef o da yok. Peki o yok, o yok, o yok, o yok… Peki nereye kadar yok? Buhârî’den beş yüz yıl yaklaşık sonrasına kadar yok. 1301 ölümlü olan Yûnînî diye bir adam çıkıyor. Diyor ki bize: “Bu, Buhârî’nin topladığı hadisler: <em>Sahîh.</em> Böyle bir kitap!.. Buhârî hicrî 256’da vefat etti. Arasında yaklaşık 500 yıl var. Ve 500 yıl sonra biri çıkıyor, “Bu, Buhârî’nin <em>Sahîh </em>kitabıdır” diyor. İnanırsanız!..” diyorsun.<br />
Tahminen hicrî VIII. yüzyıla ait olduğunu ve bilinmeyen bir kaynaktan istinsah edildiğini bizzat söylediğin bir nüshayı <em>Hasan el-Basrî’nin Kader Risalesi </em>diye bir yığın gevezelikle “müellif nüshası” diye pazarlayacak kadar ilimden ve ahlaktan yoksun biri için <em>Sahîh-i Buhârî</em>‘nin müellif nüshasının elde mevcut olup olmamasının ne önemi olur ki? Bütün derdi “meslek icrası” olan ve fakat bunu yaparken dahi üçüncü-beşinci elden çalışmalardan kopyala-yapıştır yapmaktan başka hüneri olmayan sen, <em>Buhârî</em> nüshaları hakkında önündeki nota bakarak konuşurken dahi kirli bir cehalet saçıyorsun.<br />
el-Yûnînî’ye (701/1302) gelene kadar hiçbir <em>Buhârî  </em>nüshasının mevcut olmadığı yalanı, “yalan sahnesi”ne dönmüş yüzüne yakışsa da, hakikatle bağdaşmıyor. Ben yine senin profesyonel hokkabazlığına aldanabilecekler için meseleyi özetleyeyim:<br />
<em>Sahîh-i Buhârî</em> –diğer pek çok eser için de bahis konusu olduğu gibi– bize kadar üç farklı yoldan gelmiştir:</p>
<h3>1. Eserin rivayetlerinin yazmaları:</h3>
<p><strong>A.</strong> Ebû Zeyd el-Mervezî’nin (371/981) İmam el-Buhârî’nin birinci kuşak talebesi el-Firebrî’den (320/932) bizzat dinleyerek oluşturduğu, modern tekniklerle 380-391/980-1000 yıllarına tarihlenen nâkıs bir nüsha el’an mevcuttur.[8]
<strong>B.</strong> Yine el-Firebrî’ye ait nüshayı bizzat el-Firebrî’den alan 3 ravisinden dinleyerek ve nüsha farklılıklarını belirterek nakletmiş olan Ebû Zerr el-Herevî’ye (434/1042) ait nüsha, İbnu’s-Seken, el-Asîlî, es-Sicilmâsî, en-Nefzâvî, İbn Manzûr, es-Sıkıllî, es-Sadefî… rivayetleri olarak parça parça da olsa günümüze ulaşmıştır.[9]
<strong>C.</strong> el-Firebrî’nin bir diğer ravisi Ebû Muhammed es-Serahsî’ye (381/991) ait nüsha İstanbul’dadır.[10]
Bunlar dışında dünyanın çeşitli kütüphanelerinde varlığı tesbit edilmiş bulunan 492/1098, 507/1113, 534/1139, 551/1156, 556/1160, 571/1175, 576/1180, 591/1194, 593/1196 tarihli nüshalar malumdur.[11]
<h3><em>2. Sahîh </em>üzerine yapılmış çok çeşitli çalışmalar</h3>
<p><strong>A.</strong><em> Sahîh</em>‘i bizzat el-Buhârî’den alan en-Nesefî ve el-Firebrî’ye talebelik etmiş olan el-Hattâbî’nin (388/998) ilk <em>Buhârî </em>şerhi olan <em>A’lâmu’l-Hadîs</em>‘i elimizde.<br />
<strong>B.</strong> ed-Dârekutnî’nin (385/995) <em>et-Tetebbu’ ve’l-İlzâmât</em>‘ı, el-Hâkim en-Nîsâbûrî’nin (405/1014) <em>el-Medhal</em>‘i, Abdülganî b. Sa’îd’in (409/1018) <em>Keşfu’l-Evhâm</em>‘ı ve Ebû Ali el-Ğassânî’nin <em>Takyîdu’l-Mühmel</em>‘i;<br />
<strong>C.</strong> el-Hâkimu’l-Kebîr (378/988), el-Hattâbî, ed-Dâvudî (402/1011), İbnu’t-Temîmî (?), İbnu’s-Sâbûnî (1031) ve İbn Ebî Sufre (435/1043) tarafından <em>Sahîh-i Buhârî </em>üzerine yazılmış erken dönem şerhleri.<br />
<strong>D.</strong> <em>Sahîhân </em>(el-Buhârî ve Müslim) hadislerini tekrarlarını atarak bir araya toplamak maksadıyla el-Cevzakî (388/998), İbn Şahtîr (402/1011), İbnu’l-Karrâb (414/1023), el-Berkanî (425/1033), Ebû Müslim el-Buhârî (468/1075), İbn Futûh el-Humeydî (488/1095), en-Nu’mânî (488/1095), el-Beğavî (516/1122), İbnu’l-Haddâd (517/1123), el-Murrî (536/1141), İbn Hübeyre (560/1164), Abdülhakk el-İşbilî (581/1185), Ömer b. Bedr el-Mevsılî (588/1192) ve İbn Ebî Hucce (642/1244) tarafından yapılan “Cem” çalışmaları<br />
<strong>E.</strong> el-Aynî (855/1451) ve İbn Hacer’e (852/1448) gelene kadar kaleme alınmış 30’dan fazla şerh, 10’dan fazla kısmî şerh/hâşiye, 10 civarında müşkilini beyan, en az 5 adet seçme çalışması, en az 5 adet teracim ve  “sülâsiyât” şerhi, en az 7 adet ricâl tanıtımı, en az 5 ihtisar çalışması.<br />
<strong>F.</strong> el-İsmâ’îlî (371/981), el-Ğıtrîfî (377/987), ed-Dabbî (378/988), İbn Merdûye (410/1019), Ebû Nu’aym (430/1038) ve el-Berkānî’nin (425/1033) <em>Sahîh-i Buhârî </em>üzerine;<br />
<strong>G.</strong> İbnu’l-Ahrem (344/955), el-Mâsercîsî (365/975), el-Berkānî, İbn Mencûye (428/1036), Ebû Zerr el-Herevî (431/1039), el-Hallâl (439/1047), el-Mîlencî’nin (486/1093) <em>Sahîhân</em>üzerine yazdığı “Müstahrec”ler.<br />
<strong>H.</strong> Ebû Zerr el-Herevî ile el-Hâkimu’n-Nîsâbûrî’nin <em>Sahîhân </em>üzerine yazdığı “Müstedrek”ler…<br />
Evet, bütün bunlar tarih boyunca <em>Sahîh-i Buhârî</em> üzerine yapılmış –pek çoğu da basılmış– çalışmalar olarak bu eserin “tevatüren nakledildiği” gerçeğini haykırıp dururken, tek bir yazma nüshanın bulunmayışını diline dolamak neyin çabasıdır? Bugün elimizde bulunan <em>Sahîh-i Buhârî </em>nüshalarının güvenilmez olduğunu söylemeye çalışıyorsan, buna senin çapın da gücün de yetmez.</p>
<h3>3. Hıfz</h3>
<p>Sadece <em>Sahîh-i Buhârî</em>‘nin değil, diğer hadis musannefatının da –tıpkı Kur’an gibi– “ezberlenerek” nesilden nesile aktarıldığı, bu sahayla iştigal edenlerin malumudur. Hadis tarihiyle veya genel olarak İslamî ilimlerin tarihiyle ilgili herhangi bir kaynakta konuyla ilgili mebzul miktarda bilgi bulmak için ilave bir çabaya dahi gerek yoktur. Esasen başka herhangi bir kültürde kolay kolay göremeyeceğimiz şifahî rivayet melekesi, daha isabetli bir tabirle “hıfzederek muhafaza etme” hassasiyeti, bundan önceki 2 maddede kısaca zikrettiğim eserlerin nakil tarzından tamamen bağımsız/kopuk değildir.[12] Adı geçen eserlerin müelliflerinin istisnasız hepsi, <em>Sahîh-i Buhârî </em>üzerine çalışma yaparken “buluntu” nüshalardan[13] değil, sened zinciriyle kendilerini İmam el-Buhârî’ye bağlayan, hoca-talebe ilişkisi içinde aldıkları nüshalar üzerinden yürütmüşlerdir çalışmalarını. Elde mevcut herhangi bir şerhin giriş kısmına bakmakla bile bu husus kolayca teyit edilebilir.<br />
İşbu şifahi rivayetlerin, İmam el-Buhârî’den itibaren ulaştığı tevatür dolayısıyladır ki, elde hiçbir yazılı nüsha bulunmasaydı bile, bugün <em>Sahîh-i Buhârî </em>adıyla tedavülde bulunan eserin İmam el-Buhârî’ye aidiyeti konusunda en küçük bir şüphe duymayacaktık.<br />
Anlayacağın hokkabaz efendi, el-Buhârî’den yaklaşık 500 yıl sonra el-Yûnînî’nin elinde gördüğümüz <em>Sahîh-i Buhârî </em>nüshası hüdayi nabit ortaya çıkmadı. Kendisini İmam el-Buhârî’ye bağlayan o sened zincirleri olmasaydı bu ümmetin uleması el-Yûnînî’ye Mustafa İslamoğlu muamelesi yapardı!..<br />
el-Yûnînî hakkında hafız ez-Zehebî diyor ki: “(…) Kendisinden çok istifade ettiğimiz hocamız. (…) Baalbek ve Dimaşk’ta kendisinden çok ilim/rivayet aldım. (…) <em>Sahîh-i Buhârî</em>‘yi istinsah ve tahrir etti. İstinsah ettiği nüshayı aslıyla 1 senede mukabele ettiğini ve 11 kere dinlettiğini bana söylemişti…”[14]
ez-Zehebî’nin bir başka eserinde de şu bilgileri buluyoruz: “(…) <em>es-Sahîh</em>‘i İbnu’z-Zebîdî’den dinledi. Bu zat bu eseri rivayet eden en âlicenap kişiydi. İbnu’s-Sabbâh, Mükrem, İbnu’l-Lettî, el-Erbilî, Abdülvâhid b. Ebi’l-Madâ’, Ca’fer el-Ma’medânî, İbnu’l-Mukayyir, İbnu’r-Ravvâc, İbnu’l-Cümeyzî ve daha birçok kimseden de dinledi. Ebû Ali İbnu’l-Cevâlîkî ve bir grup alim Bağdat’tan, Mahmûd b. Mende ve bir grup alim Esbehan’dan, Ebu’l-Hattâb b. Dıhye ve bir grup alim Mısır’dan kendisine icazet verdi. (…) <em>es-Sahîh</em>‘i kopya etti, pek çok nüsha üzerinden kontrolünü gerçekleştirdi ve birçok defa aslıyla mukabele etti. Sonra o nüshayı İbn Mâlik’e[15] okudu…”[16]
İslamî rivayet sisteminde her bir eser, sahibinden itibaren bir sonraki nesle bir yandan imlâ, semâ’, kırâat, arz vd. usullerle aktarılırken, aynı zamanda mukabele edilmiş kopya nüshalar da oluşuyordu. <em>Sahîh-i Buhârî</em> de aynı şekilde musannıfından itibaren el-Yûnînî’ye gelene kadar zaten hoca-talebe ilişkisi içinde ve icazet sistemiyle aktarılmıştır. Bu aktarım hem eserin bu iş için akdedilen özel meclislerde okunması hem de her bir aşamasında asıl nüsha ile istinsah edilen nüshanın mukabele edilmesi suretiyle gerçekleşmiştir.<br />
Bu söylediklerim aynen el-Yûnînî’nin mesaisi için de geçerlidir. Acaba el-Yûnînî o meşhur çalışmayı hangi nüshaları esas alarak gerçekleştirmişti?<br />
Şu nüshaları:</p>
<ul>
<li>Ebû Zerr el-Herevî (434/1043) nüshası: el-Firebrî’ye üç ayrı raviyle (el-Müstemlî, es-Serahsî, el-Küşmîhenî) bağlanan bu nüsha el-Yûnînî’ye, Abdülcelîl (459/1067) tarikiyle İbn Hutay’e (560/1164) üzerinden ulaşmaktadır. Türkiye ve Fas’ta tesbit edilmiş kopyaları mevcuttur.</li>
<li>el-Asîlî (392/1002) nüshası: el-Firebrî’ye iki ayrı ravi (el-Cürcânî ve el-Mervezî) üzerinden bağlanan ve meşhur Mâlikî fakih ve muhaddisi İbn Abdilberr (463/1070) tarafından nakledilmiş olan nüshadır.</li>
<li>İbn Asâkir (571/1175) nüshası: 80 cilt halinde basılmış bulunan[17] ünlü <em>Târîhu Medîneti Dimaşk </em>isimli eserin müellifi olan İbn Asâkir’in bu nüshası, el-Firebrî’ye, el-Küşmîhenî ve İbn Şebbûye üzerinden ulaşmaktadır.</li>
<li>es-Sem’ânî (602/1205) nüshası: “Ebu’l-Vakt” diye bilinen hadis hafızı Abdülevvel b. Îsâ el-Herevî’nin es-Serahsî üzerinden el-Firebrî’ye ulaşan senediyle naklettiği bu nüsha, <em>el-Ensâb </em>başta olmak üzere birçok meşhur eserin sahibi es-Sem’ânî tarafından Ebu’l-Vakt’a okunmak suretiyle oluşturulmuştur.[18]</li>
</ul>
<p>Şunu da eklemiş olayım: <em>Sahîh-i Buhârî</em> nüshaları arasında karşılaştırma çalışması yapmak el-Yûnînî’ye mahsus değildir. es-Sâğânî (650/1252) gibi el-Yûnînî’den önce bu çalışmaları yapanlar olduğu gibi, es-Sehârenpûrî (1297/1880) gibi ondan sonra da yapanlar olmuştur.<br />
Bütün bunlar senin için bir şey ifade ediyor mu bay hokkabaz?</p>
<h2><strong>III.</strong></h2>
<p>“Ondan[19] onlarca yıl sonra iki kişi daha çıkıyor mesela. Aynî diye biri Buhârî’nin <em>Sahîh</em>‘ini şerh ettiğini söylüyor; “Bu da Buhârî’nin kitabı” diyor. Yine İbn Hacer el-Askalânî diye biri, <em>Fethu’l-Bârî </em>diye bir şerh yazıyor Buhârî’nin kitabına. “Bu da Buhârî” diyor. Ve biz üçünü[20] yan yana koyuyoruz; ama arasında tonlarca fark buluyoruz. Dolayısıyla hangisi Buhârî’nin kitabı?” diyorsun ya;<br />
el-Yûnînî’den “onlarca yıl sonra”[21] ortaya çıktığını söylediğin el-Aynî ve İbn Hacer’den önce <em>Sahîh-i Buhârî </em>üzerine –bir kısmını yukarıda özetle ifade ettiğim– düzinelerce çalışma yapıldığı ve bunların önemli bir bölümü de matbu olduğu halde, arada kocaman bir boşluk varmış gibi konuşman hem cehalet hem hıyanet.. Ama ben burada başka bir nokta üzerinde duracağım: Şu “tonlarca fark” meselesi!<br />
Şimdi cevap ver hokkabaz:</p>
<ol>
<li>el-Yûnînî ile İbn Hacer ve el-Aynî arasında “buluyoruz” dediğin o “tonlarca fark” nedir? Buna dair birkaç, evet sadece “birkaç” örnek ver ki, pişkince söylediğin yalanlara kanan insanlara “Evet, bu üç metnin üçü de el-Buhârî’ye ait olamaz” dedirtecek kadar birbirini nakzetsin!</li>
<li>İbn Hacer <em>Fethu’l-Bârî</em>‘yi telif ederken <em>Sahîh-i Buhârî </em>metnin ihtiva ettiği hadisleri bablara bütün olarak koymak yerine, üstünde duracağı kelimeleri/cümleleri şerhine parça parça almıştı. Günümüzde mevcut baskılarda ise Buhârî hadislerini her babda kâmilen buluyoruz. Sen hangi baskıyı esas aldın “İbn Hacer’in esas aldığı Buhârî metni budur” derken? Ve niçin o baskı?</li>
<li>İbn Hacer ve el-Aynî gibi şarihlerin mufassal şerhleri de, konu hakkında özel olarak kaleme alınmış –İbn Abdilhâdî’nin <em>el-İhtilâf Beyne Ruvâti’l-Buhârî</em>‘si gibi– monografiler de elimizde.[22]</li>
<li>İbn Hacer ve el-Aynî’nin şerhlerini –üstelik de el-Yûnînî edisyonu ile karşılaştırmalı şekilde!!– eline alıp incelemiş numarası yaparak sokaktaki insanı kandırman mümkün olabilir. Senin böyle numaralarda ne kadar usta olduğunu biliyorum. Onun için mesela “esas aldıkları rivayet aynı (Ebû Zerr el-Herevî rivayeti) olduğu halde neden “hasılı tahsil” pahasına bu iki şerhi karşılaştırdın da, mesela en-Nesefî rivayetini esas alan el-Kastallânî şerhini bahse konu etmedin” diye bir soruya muhatap olsan, eminim ki o meşhur kıvraklığınla bunun da altından kalkarsın sen!!</li>
<li>Hazır bu kopyayı da vermişken şöyle sorayım o zaman: el-Aynî veya İbn Hacer şerhiyle el-Kastallânî şerhi arasında, <em>Sahîh-i Buhârî</em>‘nin eldeki nüshalarının mevsukiyetini ciddi biçimde zedeleyecek birkaç örnek ver de, kamuoyu senin arsız bir sahtekâr olmadığını görsün!</li>
</ol>
<h2><strong>IV.</strong></h2>
<p>“Ahmed b. Hanbel’in <em>Müsned</em>‘i on yedinci yüzyılda, on yedinci yüzyılın son çeyreğinde ortaya çıkıncaya kadar, hicrî 241 yılında vefat etmiş olan Ahmed b. Hanbel’in <em>Müsned</em>‘i yok ortada! Yani o öldükten ne kadar sonra diyelim, yaklaşık 900-1000 yıl sonra önümüze bir kitap çıkarıyorlar; “Bu Ahmed b. Hanbel’in <em>Müsned</em>‘idir” diyorlar. İnanırsanız” diyorsun.<br />
Geri zekâlı bir insan dahi, mahcup olmamak için, konu hakkında ağzını açmadan önce gidip literatüre şöyle bir bakar. Ama senin ar damarın çürümüş olduğu için mahcup olamıyorsun, utanamıyorsun.<br />
İmam Ahmed’in <em>Müsned</em>‘i ile ilgili söyleyeceklerim de <em>Sahîh-i Buhârî</em> hakkında söylediklerimden farklı olmayacak. Bu eserin de bize kadar nakli 3 şekilde olmuştur: Yazma metinler, üzerine yapılan çalışmalar ve hafıza.</p>
<ol>
<li>
<h3>Yazma metinler.</h3>
</li>
</ol>
<p>XVII. yüzyılın son çeyreğinde ortaya çıktığını söylediğin <em>Müsned</em>‘in, 6/12, 7/13, 8/14, 9/15, 10/16. asırlara ait yazma nüshaları el’an çeşitli kütüphanelerde mevcut.[23]
<ol start="2">
<li>
<h3>Üzerine yapılan çalışmalar.</h3>
</li>
</ol>
<p>* <em>Müsned</em>‘deki hadisleri alfabetik sıraya koyarak zikreden bir eser ile, muhtevalarına göre bablara dağıtıldığı bir çalışmanın yazmaları Sezgin hoca tarafından zikredilmiştir.[24]
* Bir diğer “tebvîb” çalışmasının yazması Tübingen’dedir.[25]
* Nûruddîn el-Heysemî (807/1405) <em>Müsned</em>‘de bulunup da <em>Kütüb-i Sitte</em>‘de bulunmayan hadisleri (zevâid) <em>Gâyetu’l-Maksad</em> isimli eserinde toplamıştır. (“el-Heysemî” adını iyi biliyorsun. <em>Üç Muhammed </em>adlı o ucube kitapta bu hadis hafızının –bilahare burada zikrettiğim eserini de ihtiva eden ve “zevâid” edebiyatının en muhteşem örneğini oluşturan <em>Mecma’u’z-Zevâid </em>isimli muhalled eserini, “rivayet adına eline geçen her şeyi içine alan” diye nitelendirmiştin. Ta o zaman ettiğin lafların adamı olmadığını görmüş, uyarmıştım seni; hatırlıyorsun değil mi?..)<br />
* İbn Hacer el-Askalânî, <em>Müsned</em>‘deki hadisler üzerine “etrâf” çalışması yapmış, yani bu eserdeki hadislerin metinlerini ilk kelimelerini esas alarak alfabetik sıraya koymuştur.[26]
Bunlar dışında matbu eserler arasında İbnu’l-Cevzî’nin (597/1201) <em>Câmi’u’l-Mesânîd</em>‘i[27]ile İbn Kesîr’in (774/1373) <em>Câmi’u’l-Mesânîd ve’s-Sünen</em>‘i[28] de <em>Müsned</em>‘in muhtevasını aktaran eserler arasında ilk akla gelenlerdir. Her iki müellif de anılan eserlerinde muhtevalarını aktardıkları temel kaynakları, müelliflerine varan sened zincirleriyle almışlardır. Söz konusu senedler eserlerin baş taraflarında mezkûrdur.</p>
<h2><strong>V.</strong></h2>
<p>“Hadisler hadis kitabına girinceye kadar başına gelen, pişmiş tavuğun başına gelmemiş. (…) Siyasî, sosyal, ekonomik, dinsel, kabilevî nedenlerle hadisler yamuluyor yolda gelirken…” diye başlayıp devam eden herzeleri yemek için kendine sordurduğun “Hadis kitaplarının orijinalleri elimizde var mı? En eski nüshalar hangi tarihlere aittir?” sorusuna suratını bin bir şekle sokarak verdiğin cevaptan da hemen anlaşılacağı gibi, senin derdin hadis kitaplarının orijinal nüshaları falan değil; sıkıntın hadislerin bizzat kendisi!<br />
Hadis/sünnet konusundaki karın ağrın müzmin bir maraz haline dönüştüğü için sen, o meş’um ağzını her açtığında utanç verici biçimde biraz daha batacaksın “hızlân” bataklığına ve çırpındıkça daha da gömüleceksin, ta ki helak olup gidene kadar.<br />
Benim derdim, önce mahkeme-i kübraya “münker karşısında susmuş insan” olarak çıkmamak; ikinci olarak da senin zehirli ağına düşmek üzere olanlardan velev bir kişiye olsun senin gerçek yüzünü gösterebilmek. Onun için uzun bir cevap verme ihtiyacı hissettim.<br />
Yoksa salt “akademik/entelektüel saik”le bir kimse böyle bir soru sorsa ya da kendisine sorulan soruya cevap arasa, sadece takdir edilir. Ve dahi insafa davet etmek için de sorulur: Dünya üzerinde 1000-1200 sene öncesinden günümüze salimen gelmiş kaç yazma eser gösterilebilir?..<br />
Vesselâmu alâ menittebe’a’l-hüdâ…<br />
&nbsp;</p>
<h2>Yazmalardan Birkaç Örnek</h2>
<div id="attachment_5897" class="wp-caption aligncenter"><img loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-5897 jetpack-lazy-image jetpack-lazy-image--handled" src="https://i0.wp.com/ebubekirsifil.com/cdn/ZWJ1YmVraXJzaWZpbGNvbQ/01.jpg?resize=483%2C610&amp;ssl=1" sizes="(max-width: 483px) 100vw, 483px" srcset="https://i0.wp.com/ebubekirsifil.com/cdn/ZWJ1YmVraXJzaWZpbGNvbQ/01.jpg?w=483&amp;ssl=1 483w, https://i0.wp.com/ebubekirsifil.com/cdn/ZWJ1YmVraXJzaWZpbGNvbQ/01.jpg?resize=238%2C300&amp;ssl=1 238w, https://i0.wp.com/ebubekirsifil.com/cdn/ZWJ1YmVraXJzaWZpbGNvbQ/01.jpg?resize=100%2C126&amp;ssl=1 100w" alt="" width="483" height="610" data-recalc-dims="1" data-lazy-src="1" /></p>
<p class="wp-caption-text"><em>Sahîh-i Buhârî</em>‘nin Alphonse Mingana koleksiyonundaki el-Mervezî nüshasının ilk sayfası.</p>
</div>
<p>&nbsp;</p>
<div id="attachment_5901" class="wp-caption aligncenter"><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-5901 size-full jetpack-lazy-image jetpack-lazy-image--handled" src="https://i0.wp.com/ebubekirsifil.com/cdn/ZWJ1YmVraXJzaWZpbGNvbQ/02.jpg?resize=845%2C599&amp;ssl=1" sizes="(max-width: 845px) 100vw, 845px" srcset="https://i0.wp.com/ebubekirsifil.com/cdn/ZWJ1YmVraXJzaWZpbGNvbQ/02.jpg?w=845&amp;ssl=1 845w, https://i0.wp.com/ebubekirsifil.com/cdn/ZWJ1YmVraXJzaWZpbGNvbQ/02.jpg?resize=300%2C213&amp;ssl=1 300w, https://i0.wp.com/ebubekirsifil.com/cdn/ZWJ1YmVraXJzaWZpbGNvbQ/02.jpg?resize=768%2C544&amp;ssl=1 768w, https://i0.wp.com/ebubekirsifil.com/cdn/ZWJ1YmVraXJzaWZpbGNvbQ/02.jpg?resize=100%2C71&amp;ssl=1 100w" alt="" width="845" height="599" data-recalc-dims="1" data-lazy-src="1" /></p>
<p class="wp-caption-text">Alphonse Mingana koleksiyonundaki el-Mervezî nüshasının iç sayfalarından bir örnek.</p>
</div>
<div id="attachment_5902" class="wp-caption aligncenter"><img loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-5902 jetpack-lazy-image jetpack-lazy-image--handled" src="https://i2.wp.com/ebubekirsifil.com/cdn/ZWJ1YmVraXJzaWZpbGNvbQ/03.jpg?resize=833%2C599&amp;ssl=1" sizes="(max-width: 833px) 100vw, 833px" srcset="https://i2.wp.com/ebubekirsifil.com/cdn/ZWJ1YmVraXJzaWZpbGNvbQ/03.jpg?w=833&amp;ssl=1 833w, https://i2.wp.com/ebubekirsifil.com/cdn/ZWJ1YmVraXJzaWZpbGNvbQ/03.jpg?resize=300%2C216&amp;ssl=1 300w, https://i2.wp.com/ebubekirsifil.com/cdn/ZWJ1YmVraXJzaWZpbGNvbQ/03.jpg?resize=768%2C552&amp;ssl=1 768w, https://i2.wp.com/ebubekirsifil.com/cdn/ZWJ1YmVraXJzaWZpbGNvbQ/03.jpg?resize=100%2C72&amp;ssl=1 100w" alt="" width="833" height="599" data-recalc-dims="1" data-lazy-src="1" /></p>
<p class="wp-caption-text">Alphonse Mingana koleksiyonundaki el-Mervezî nüshasının son sayfası.</p>
</div>
<div id="attachment_5903" class="wp-caption aligncenter"><img loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-5903 jetpack-lazy-image jetpack-lazy-image--handled" src="https://i0.wp.com/ebubekirsifil.com/cdn/ZWJ1YmVraXJzaWZpbGNvbQ/04.jpg?resize=1031%2C628&amp;ssl=1" sizes="(max-width: 1031px) 100vw, 1031px" srcset="https://i0.wp.com/ebubekirsifil.com/cdn/ZWJ1YmVraXJzaWZpbGNvbQ/04.jpg?w=1191&amp;ssl=1 1191w, https://i0.wp.com/ebubekirsifil.com/cdn/ZWJ1YmVraXJzaWZpbGNvbQ/04.jpg?resize=300%2C183&amp;ssl=1 300w, https://i0.wp.com/ebubekirsifil.com/cdn/ZWJ1YmVraXJzaWZpbGNvbQ/04.jpg?resize=768%2C468&amp;ssl=1 768w, https://i0.wp.com/ebubekirsifil.com/cdn/ZWJ1YmVraXJzaWZpbGNvbQ/04.jpg?resize=1024%2C624&amp;ssl=1 1024w, https://i0.wp.com/ebubekirsifil.com/cdn/ZWJ1YmVraXJzaWZpbGNvbQ/04.jpg?resize=100%2C61&amp;ssl=1 100w, https://i0.wp.com/ebubekirsifil.com/cdn/ZWJ1YmVraXJzaWZpbGNvbQ/04.jpg?resize=1031%2C628&amp;ssl=1 1031w" alt="" width="1031" height="628" data-recalc-dims="1" data-lazy-src="1" /></p>
<p class="wp-caption-text"><em>Sahîh-i Buhârî</em>‘nin VI. cüzünün Milli Kütüphane-1123’de kayıtlı nüshasının ilk sayfası.</p>
</div>
<div id="attachment_5904" class="wp-caption aligncenter"><img loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-5904 jetpack-lazy-image jetpack-lazy-image--handled" src="https://i1.wp.com/ebubekirsifil.com/cdn/ZWJ1YmVraXJzaWZpbGNvbQ/05.jpg?resize=1031%2C628&amp;ssl=1" sizes="(max-width: 1031px) 100vw, 1031px" srcset="https://i1.wp.com/ebubekirsifil.com/cdn/ZWJ1YmVraXJzaWZpbGNvbQ/05.jpg?w=1191&amp;ssl=1 1191w, https://i1.wp.com/ebubekirsifil.com/cdn/ZWJ1YmVraXJzaWZpbGNvbQ/05.jpg?resize=300%2C183&amp;ssl=1 300w, https://i1.wp.com/ebubekirsifil.com/cdn/ZWJ1YmVraXJzaWZpbGNvbQ/05.jpg?resize=768%2C468&amp;ssl=1 768w, https://i1.wp.com/ebubekirsifil.com/cdn/ZWJ1YmVraXJzaWZpbGNvbQ/05.jpg?resize=1024%2C623&amp;ssl=1 1024w, https://i1.wp.com/ebubekirsifil.com/cdn/ZWJ1YmVraXJzaWZpbGNvbQ/05.jpg?resize=100%2C61&amp;ssl=1 100w, https://i1.wp.com/ebubekirsifil.com/cdn/ZWJ1YmVraXJzaWZpbGNvbQ/05.jpg?resize=1031%2C628&amp;ssl=1 1031w" alt="" width="1031" height="628" data-recalc-dims="1" data-lazy-src="1" /></p>
<p class="wp-caption-text">Aynı nüshanın son sayfası. Soldaki son sayfanın köşesine Şemsuddîn Ebû Abdillâh Muhammed b. Abdiddâim’in (775/1374) kırâat, orada bulunanların da semâ’ ettiği kaydı düşülmüş. Bu kayıt <em>Sahîh-i Buhârî</em>‘nin diğer cüzlerine ait nüshnalarda da var.</p>
</div>
<div id="attachment_5905" class="wp-caption aligncenter"><img loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-5905 jetpack-lazy-image jetpack-lazy-image--handled" src="https://i1.wp.com/ebubekirsifil.com/cdn/ZWJ1YmVraXJzaWZpbGNvbQ/06.jpg?resize=1031%2C750&amp;ssl=1" sizes="(max-width: 1031px) 100vw, 1031px" srcset="https://i1.wp.com/ebubekirsifil.com/cdn/ZWJ1YmVraXJzaWZpbGNvbQ/06.jpg?w=1269&amp;ssl=1 1269w, https://i1.wp.com/ebubekirsifil.com/cdn/ZWJ1YmVraXJzaWZpbGNvbQ/06.jpg?resize=300%2C218&amp;ssl=1 300w, https://i1.wp.com/ebubekirsifil.com/cdn/ZWJ1YmVraXJzaWZpbGNvbQ/06.jpg?resize=768%2C559&amp;ssl=1 768w, https://i1.wp.com/ebubekirsifil.com/cdn/ZWJ1YmVraXJzaWZpbGNvbQ/06.jpg?resize=1024%2C745&amp;ssl=1 1024w, https://i1.wp.com/ebubekirsifil.com/cdn/ZWJ1YmVraXJzaWZpbGNvbQ/06.jpg?resize=100%2C73&amp;ssl=1 100w, https://i1.wp.com/ebubekirsifil.com/cdn/ZWJ1YmVraXJzaWZpbGNvbQ/06.jpg?resize=1031%2C750&amp;ssl=1 1031w" alt="" width="1031" height="750" data-recalc-dims="1" data-lazy-src="1" /></p>
<p class="wp-caption-text"><em>Müsned</em>‘in ilk cüzünün, (Feyzullah Efendi) bir nüshasının semâ’ kayıtlarının bulunduğu ilk sayfası. En üstte bu cüzün İbnu’n-Neccârî’ye (690/1291) okunduğu kayıtlı. Bu zat meşhur müsnid Fahruddîn Ebu’l-Hasen Ali b. Ahmed es-Sâlihî el-Hanbelî’dir. Sayfanın alt tarafındaki kayıtta bu cildin 656/1258 yılında semâ’ edildiği, mecliste kıraatın Şemsuddîn Muhammed b. Abdirrahîm b. Abdilvâhid (688/1289) tarafından yapıldığı, en altında ise bu nüshanın Abdurrahman b. Muhammed b. Ahmed el-Makdisî (682/1283) tarafından tashih edildiği belirtiliyor.</p>
</div>
<div id="attachment_5906" class="wp-caption aligncenter"><img loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-5906 jetpack-lazy-image jetpack-lazy-image--handled" src="https://i0.wp.com/ebubekirsifil.com/cdn/ZWJ1YmVraXJzaWZpbGNvbQ/07.jpg?resize=1031%2C742&amp;ssl=1" sizes="(max-width: 1031px) 100vw, 1031px" srcset="https://i0.wp.com/ebubekirsifil.com/cdn/ZWJ1YmVraXJzaWZpbGNvbQ/07.jpg?w=1268&amp;ssl=1 1268w, https://i0.wp.com/ebubekirsifil.com/cdn/ZWJ1YmVraXJzaWZpbGNvbQ/07.jpg?resize=300%2C216&amp;ssl=1 300w, https://i0.wp.com/ebubekirsifil.com/cdn/ZWJ1YmVraXJzaWZpbGNvbQ/07.jpg?resize=768%2C553&amp;ssl=1 768w, https://i0.wp.com/ebubekirsifil.com/cdn/ZWJ1YmVraXJzaWZpbGNvbQ/07.jpg?resize=1024%2C737&amp;ssl=1 1024w, https://i0.wp.com/ebubekirsifil.com/cdn/ZWJ1YmVraXJzaWZpbGNvbQ/07.jpg?resize=100%2C72&amp;ssl=1 100w, https://i0.wp.com/ebubekirsifil.com/cdn/ZWJ1YmVraXJzaWZpbGNvbQ/07.jpg?resize=1031%2C742&amp;ssl=1 1031w" alt="" width="1031" height="742" data-recalc-dims="1" data-lazy-src="1" /></p>
<p class="wp-caption-text"><em>Müsned</em>deki, “Aşere-i Mübeşşere” ve “Ehl-i Beyt” rivayetlerini muhtevi cüzün Feyzullah Efendi-514 ‘deki nüshasının ilk sayfası.</p>
</div>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-5907 size-full jetpack-lazy-image jetpack-lazy-image--handled" src="https://i0.wp.com/ebubekirsifil.com/cdn/ZWJ1YmVraXJzaWZpbGNvbQ/08.jpg?resize=1031%2C786&amp;ssl=1" sizes="(max-width: 1031px) 100vw, 1031px" srcset="https://i0.wp.com/ebubekirsifil.com/cdn/ZWJ1YmVraXJzaWZpbGNvbQ/08.jpg?w=1270&amp;ssl=1 1270w, https://i0.wp.com/ebubekirsifil.com/cdn/ZWJ1YmVraXJzaWZpbGNvbQ/08.jpg?resize=300%2C229&amp;ssl=1 300w, https://i0.wp.com/ebubekirsifil.com/cdn/ZWJ1YmVraXJzaWZpbGNvbQ/08.jpg?resize=768%2C585&amp;ssl=1 768w, https://i0.wp.com/ebubekirsifil.com/cdn/ZWJ1YmVraXJzaWZpbGNvbQ/08.jpg?resize=1024%2C780&amp;ssl=1 1024w, https://i0.wp.com/ebubekirsifil.com/cdn/ZWJ1YmVraXJzaWZpbGNvbQ/08.jpg?resize=100%2C76&amp;ssl=1 100w, https://i0.wp.com/ebubekirsifil.com/cdn/ZWJ1YmVraXJzaWZpbGNvbQ/08.jpg?resize=1031%2C786&amp;ssl=1 1031w" alt="" width="1031" height="786" data-recalc-dims="1" data-lazy-src="1" /></p>
<div id="attachment_5908" class="wp-caption aligncenter"><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-5908 size-full jetpack-lazy-image jetpack-lazy-image--handled" src="https://i0.wp.com/ebubekirsifil.com/cdn/ZWJ1YmVraXJzaWZpbGNvbQ/09.jpg?resize=1031%2C754&amp;ssl=1" sizes="(max-width: 1031px) 100vw, 1031px" srcset="https://i0.wp.com/ebubekirsifil.com/cdn/ZWJ1YmVraXJzaWZpbGNvbQ/09.jpg?w=1266&amp;ssl=1 1266w, https://i0.wp.com/ebubekirsifil.com/cdn/ZWJ1YmVraXJzaWZpbGNvbQ/09.jpg?resize=300%2C219&amp;ssl=1 300w, https://i0.wp.com/ebubekirsifil.com/cdn/ZWJ1YmVraXJzaWZpbGNvbQ/09.jpg?resize=768%2C562&amp;ssl=1 768w, https://i0.wp.com/ebubekirsifil.com/cdn/ZWJ1YmVraXJzaWZpbGNvbQ/09.jpg?resize=1024%2C749&amp;ssl=1 1024w, https://i0.wp.com/ebubekirsifil.com/cdn/ZWJ1YmVraXJzaWZpbGNvbQ/09.jpg?resize=100%2C73&amp;ssl=1 100w, https://i0.wp.com/ebubekirsifil.com/cdn/ZWJ1YmVraXJzaWZpbGNvbQ/09.jpg?resize=1031%2C754&amp;ssl=1 1031w" alt="" width="1031" height="754" data-recalc-dims="1" data-lazy-src="1" /></p>
<p class="wp-caption-text">Aynı cüzün VIII/XIV, IX/XV ve X/XVI. asırları ait semâ’ kayıtları.</p>
</div>
<div id="attachment_5909" class="wp-caption aligncenter"><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-5909 size-full jetpack-lazy-image jetpack-lazy-image--handled" src="https://i1.wp.com/ebubekirsifil.com/cdn/ZWJ1YmVraXJzaWZpbGNvbQ/10.jpg?resize=1031%2C786&amp;ssl=1" sizes="(max-width: 1031px) 100vw, 1031px" srcset="https://i1.wp.com/ebubekirsifil.com/cdn/ZWJ1YmVraXJzaWZpbGNvbQ/10.jpg?w=1270&amp;ssl=1 1270w, https://i1.wp.com/ebubekirsifil.com/cdn/ZWJ1YmVraXJzaWZpbGNvbQ/10.jpg?resize=300%2C229&amp;ssl=1 300w, https://i1.wp.com/ebubekirsifil.com/cdn/ZWJ1YmVraXJzaWZpbGNvbQ/10.jpg?resize=768%2C585&amp;ssl=1 768w, https://i1.wp.com/ebubekirsifil.com/cdn/ZWJ1YmVraXJzaWZpbGNvbQ/10.jpg?resize=1024%2C780&amp;ssl=1 1024w, https://i1.wp.com/ebubekirsifil.com/cdn/ZWJ1YmVraXJzaWZpbGNvbQ/10.jpg?resize=100%2C76&amp;ssl=1 100w, https://i1.wp.com/ebubekirsifil.com/cdn/ZWJ1YmVraXJzaWZpbGNvbQ/10.jpg?resize=1031%2C786&amp;ssl=1 1031w" alt="" width="1031" height="786" data-recalc-dims="1" data-lazy-src="1" /></p>
<p class="wp-caption-text">Nûruddîn el-Heysemî’nin <em>Ğâyetu’l-Maksad</em>‘ının ikinci kısmının Feyzullah Efendi-515’deki nüshası.</p>
</div>
<div id="attachment_5910" class="wp-caption aligncenter"><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-5910 size-full jetpack-lazy-image jetpack-lazy-image--handled" src="https://i1.wp.com/ebubekirsifil.com/cdn/ZWJ1YmVraXJzaWZpbGNvbQ/11.jpg?resize=1031%2C820&amp;ssl=1" sizes="(max-width: 1031px) 100vw, 1031px" srcset="https://i1.wp.com/ebubekirsifil.com/cdn/ZWJ1YmVraXJzaWZpbGNvbQ/11.jpg?w=1101&amp;ssl=1 1101w, https://i1.wp.com/ebubekirsifil.com/cdn/ZWJ1YmVraXJzaWZpbGNvbQ/11.jpg?resize=300%2C239&amp;ssl=1 300w, https://i1.wp.com/ebubekirsifil.com/cdn/ZWJ1YmVraXJzaWZpbGNvbQ/11.jpg?resize=768%2C611&amp;ssl=1 768w, https://i1.wp.com/ebubekirsifil.com/cdn/ZWJ1YmVraXJzaWZpbGNvbQ/11.jpg?resize=1024%2C815&amp;ssl=1 1024w, https://i1.wp.com/ebubekirsifil.com/cdn/ZWJ1YmVraXJzaWZpbGNvbQ/11.jpg?resize=100%2C80&amp;ssl=1 100w, https://i1.wp.com/ebubekirsifil.com/cdn/ZWJ1YmVraXJzaWZpbGNvbQ/11.jpg?resize=1031%2C820&amp;ssl=1 1031w" alt="" width="1031" height="820" data-recalc-dims="1" data-lazy-src="1" /></p>
<p class="wp-caption-text"><em>Ğâyetu’l-Maksad</em>‘ın ferağ kaydı. Yıl: 779/1378. Yan tarafta bizzat müellifine okunmak suretiyle müellif aslıyla mukabelesinin yapıldığı belirtiliyor.</p>
</div>
<div id="attachment_5911" class="wp-caption aligncenter"><img loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-5911 jetpack-lazy-image jetpack-lazy-image--handled" src="https://i1.wp.com/ebubekirsifil.com/cdn/ZWJ1YmVraXJzaWZpbGNvbQ/12.jpg?resize=1031%2C783&amp;ssl=1" sizes="(max-width: 1031px) 100vw, 1031px" srcset="https://i1.wp.com/ebubekirsifil.com/cdn/ZWJ1YmVraXJzaWZpbGNvbQ/12.jpg?w=1222&amp;ssl=1 1222w, https://i1.wp.com/ebubekirsifil.com/cdn/ZWJ1YmVraXJzaWZpbGNvbQ/12.jpg?resize=300%2C228&amp;ssl=1 300w, https://i1.wp.com/ebubekirsifil.com/cdn/ZWJ1YmVraXJzaWZpbGNvbQ/12.jpg?resize=768%2C583&amp;ssl=1 768w, https://i1.wp.com/ebubekirsifil.com/cdn/ZWJ1YmVraXJzaWZpbGNvbQ/12.jpg?resize=1024%2C778&amp;ssl=1 1024w, https://i1.wp.com/ebubekirsifil.com/cdn/ZWJ1YmVraXJzaWZpbGNvbQ/12.jpg?resize=100%2C76&amp;ssl=1 100w, https://i1.wp.com/ebubekirsifil.com/cdn/ZWJ1YmVraXJzaWZpbGNvbQ/12.jpg?resize=1031%2C783&amp;ssl=1 1031w" alt="" width="1031" height="783" data-recalc-dims="1" data-lazy-src="1" /></p>
<p class="wp-caption-text"><em>Müsned</em>‘in Feyzullah Efendi-518’deki bir diğer cüzü. Sağdaki sayfada yer alan semâ’ kaydı, nüshanın kıraat edildiği meclislerin sonuncusunun h. 590’lı yıllarda akdedildiğini söylüyor. Soldaki sayfada ise bir başka meclisin 668/1270 yılında tamamlandığı kayıtlı.</p>
</div>
<p><b>Bitirirken iğneyi kendimize batıralım:</b><br />
Burada fotoğrafını verdiğim yazmalar düzinelercesi arasından rastgele aldığım örneklerdir. Türkiye’deki yazma eser kütüphanelerinde titiz bir fihristleme çalışmasının henüz tam olarak yapılamadığını biliyoruz. Kültür Bakanlığı’ndan vakit geçirmeden bu hayatî alana el atmasını bekliyoruz.<br />
Böyle bir çalışmanın gerçekleşmesi halinde pek çok eserin varlığının gün yüzüne çıkacağı kesindir. Aynı durum şu veya bu oranda dünyadaki İslamî yazmaların bulunduğu pek çok kütüphane için de geçerlidir.<br />
Bir yandan bu gerçek, diğer yandan da Muhammed Zâhid el-Kevserî, Şu’ayb el-Arnaût, Fuat Sezgin vb. gibi yazma eserler alanında vukufiyet kesbetmiş mütehassıslar yetiştirme konusundaki aymazlığımız Mustafa İslamoğlu gibi tiplerin tahrifat ve tahribatına zemin oluşturuyor ne yazık ki…<br />
<strong>Ebubekir Sifil – 30 Temmuz 2018</strong></p>
<h1><strong>Kaynakça/Dipnotlar</strong></h1>
<hr />
[1] https://www.youtube.com/watch?v=psY4-Q7xB0U</p>
<hr />
[2] Hadis terminolojisinde “şeyh”, kendisinden hadis alınan ravi hakkında kullanılan (bir nevi “hoca” anlamında) bir tabirdir.</p>
<hr />
[3] Sezgin, <em>Buhârî’nin Kaynakları</em>, 169.</p>
<hr />
[4] Sezgin, <em>a.g.e.</em>, 32.</p>
<hr />
[5] Sezgin, <em>Târîhu’t-Turâs</em>, I/2, 136.</p>
<hr />
[6] Sezgin, <em>Târîhu’t-Turâs</em>, I/2, 221.</p>
<hr />
[7] Bu nisbeyi de “Fîrabrî” şeklinde –birinci “i”yi uzatarak– telaffuz ediyorsun; yanlış! Doğrusu “Firebrî” olacak.[8] Alphonse Mingana’nın (1973) şahsî kütüphanesinde mahfuz bulunan bu nüshanın durumu ve hususiyetleri için bkz. Abdülvahap Özsoy, <em>Buhârî Nüshaları ve Nüsha Farklılıkları</em>, 156 vd.</p>
<hr />
[9] Muhammed el-Menûnî, “Sahîhu’l-Buhârî fi’d-Dirâsâti’l-Mağribiyye”, <em>Mecelletu Da’veti’l-Hakk</em>, I, 511 vd. el-Menûnî adı geçen makalesinde şu veya bu oranda günümüze ulaşmış bulunan 11 nüsha hakkında bilgi vermektedir. Ayrıca bkz. Cum’a Fethî Abdülhalîm, <em>Rivâyâtu’l-Câmi’i’s-Sahîh</em>, 374 vd.;</p>
<hr />
[10] Sezgin, <em>Buhârî’nin Kaynakları</em>, 190.</p>
<hr />
[11] Abdülvahap Özsoy, <em>Buhârî Nüshaları ve Nüsha Farklılıklarının Mahiyeti Üzerine</em>, 156.</p>
<hr />
[12] İslamî rivayet kültüründe ezberin yeri/önemi ve hafızasıyla isimlerle ilgili anekdotlar için bkz. İbn Hilâl el-Askerî, <em>el-Hass alâ Talebi’l-İlm</em>; el-Hatîbu’l-Bağdâdî, <em>el-Hass alâ Hıfzi’l-Hadîs</em>; İbnu’l-Cevzî, <em>el-Hass alâ Hıfzi’l-İlm</em>…</p>
<hr />
[13] Hadis tarihinde “vicâde” denilen buluntu nüshalardan rivayetin pek tensip ve tenezzül edilen bir şey olmadığı yine ehlinin malumudur. Vicâde’lerden yapılan nakillerin makbuliyeti için belli şartlar bulunmalıdır. Konunun detayları için Usul-i Hadis kaynaklarına başvurulmalıdır.</p>
<hr />
[14] ez-Zehebî, <em>el-Mu’cemu’l-Kebîr</em>, II, 40.</p>
<hr />
[15] <em>Elfiye </em>sahibi meşhur Nahiv alimi.</p>
<hr />
[16] ez-Zehebî, <em>Zeylu Târîhi’l-İslâm</em>, 18.</p>
<hr />
[17] Ömer b. Ğarâme el-Amravî tahkikiyle, Dâru’l-Fikr, Beyrut-1415/1995.</p>
<hr />
[18] Bkz. Arafat Aydın-Ali Albayrak, “Sahîh-i Buhârî Nüshalarına Dair Yani Bulgular: Bulak Baskısı, Yûnînî Yazmaları ve Abdullah b. Sâlim el-Basrî Nüshası”, <em>İslâm Araştırmaları Dergisi</em>, sayı: 35, yıl: 20169-10; el-Kastallânî, <em>İrşâdu’s-Sârî</em>, I, 40; el-Kettânî, <em>er-Risâletu’l-Müstetrafe</em>, 25 vd.</p>
<hr />
[19] el-Yûnînî’den.</p>
<hr />
[20] el-Yûnînî nüshası ile el-Aynî ve İbn Hacer şerhleri.</p>
<hr />
[21] Aslında yaklaşık bir buçuk asır sonra!</p>
<hr />
[22] Ebû Mes’ûd ed-Dimaşkî’nin <em>Etrâfu’s-Sahîhayn</em>‘da ve Ebû Ali el-Ğassânî’nin<em>Takyîdu’l-Mühmel</em>‘in sonunda yatığı gibi, farklı maksatlarla kaleme alındıkları halde nüsha ihtilaflarına da değinen eserler de mevcuttur.</p>
<hr />
[23] Sezgin, <em>Târîhu’t-Turâs</em>, I/2, 220-1.</p>
<hr />
[24] Sezgin, <em>a.g.e.</em>, I/2, 221.</p>
<hr />
[25] Brockelmann, <em>Târîhu’l-Edebi’l-Arabî</em>, III, 311.</p>
<hr />
[26] <em>İtrâfu’l-Müsnidi’l-Mu’telî </em>adını verdiği bu çalışma da matbudur.</p>
<hr />
[27] İmam Ahmed’in <em>Müsned</em>‘i, <em>Sahîhân</em> ve <em>Sünen-i Tirmizî</em>‘deki hadislerin, sahabî ravilerinin alfabetik sırasına göre dizilmesiyle oluşturulmuştur; 8 cilt halinde matbudur.</p>
<hr />
<p class="cf-tweet-this cf-tt-target cf-tt-out-of-bounds cf-tt-out-of-bounds-bottom cf-tt-element-attached-bottom cf-tt-element-attached-center cf-tt-target-attached-top cf-tt-target-attached-center cf-tt-abutted cf-tt-abutted-top">[28] Ahmed b. Hanbel, Ebû Ya’lâ ve el-Bezzâr’ın <em>Müsned</em>‘leri, <em>Kütüb-i Sitte</em> ve et-Taberânî’nin iki <em>Mu’cem</em>‘indeki hadislerin sahabî ravilerinin alfabetik dizilimine göre zikredildiği bu eser de 37 cilt halinde basılmıştır. İbn Kesîr’in ömrü vefa etmediği için tamamlayamadığı Ebû Hureyre (r.a) müsnedlerinin bir kısmı da bu baskıda Abdüsselâm b. Muhammed Allûş tarafından eserin sonuna ilave edilmiştir.</p>
<p>Kaynak: https://ebubekirsifil.com/s/mustafa-islamoglu/patentli-yalanlar-serisi/
</p></div>The post <a href="https://ateistlerecevap.org/mustafa-islamoglu-patentli-yalanlar-serisi-guncellenmis/" data-wpel-link="internal">Mustafa İslamoğlu Patentli Yalanlar Serisi Güncellenmiş!</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ateistlerecevap.org/mustafa-islamoglu-patentli-yalanlar-serisi-guncellenmis/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ölü ailesinin kendisi için ağlamasından dolayı azaba uğratılır hadisinin açıklaması</title>
		<link>https://ateistlerecevap.org/olu-kendisine-feryad-ve-figanla-aglanmasi-sebebiyle-kabrinde-azab-olunur-hadisinin-aciklamasi/</link>
					<comments>https://ateistlerecevap.org/olu-kendisine-feryad-ve-figanla-aglanmasi-sebebiyle-kabrinde-azab-olunur-hadisinin-aciklamasi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ateistlere Cevaplar]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 26 Jul 2018 10:44:25 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Hadisler]]></category>
		<category><![CDATA[Sözde Çelişkili Hadisler(!)]]></category>
		<category><![CDATA[Çelişkili Hadisler]]></category>
		<category><![CDATA[Kur'an'la Çelişen Hadisler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.ateistlerecevap.org/?p=2601</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ölü, kendisine feryâd ve figânla ağlanması se­bebiyle kabrinde azâb olunur hadisinin açıklaması Daha önce de söylemiştim hadis inkarcıları ile ateistlerin aralarında pek bir fark yoktur birisi cımbızlama yapıp yalan yanlış aktarıp Kur’an-ı, İslam’ı inkar ediyor diğeri hadisleri. İkisinin de yöntemi aynı yani. Yanda (ya da yukarıda) ki fotoğrafta ki yazıda ki hadisin bir cümlesini cımbızlıyorlar [&#8230;]</p>
The post <a href="https://ateistlerecevap.org/olu-kendisine-feryad-ve-figanla-aglanmasi-sebebiyle-kabrinde-azab-olunur-hadisinin-aciklamasi/" data-wpel-link="internal">Ölü ailesinin kendisi için ağlamasından dolayı azaba uğratılır hadisinin açıklaması</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a href="https://www.ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/07/Ölü-kendisine-feryâd-ve-figânla-ağlanması-se­bebiyle-kabrinde-azâb-olunur-hadisi-hakkında.png" data-wpel-link="internal"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-2666" src="https://www.ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/07/Ölü-kendisine-feryâd-ve-figânla-ağlanması-se­bebiyle-kabrinde-azâb-olunur-hadisi-hakkında.png" alt="Ölü, kendisine feryâd ve figânla ağlanması se­bebiyle kabrinde azâb olunur hadisi hakkında" width="1080" height="1080" /></a></p>
<h1 style="font-size: 18px;">Ölü, kendisine feryâd ve figânla ağlanması se­bebiyle kabrinde azâb olunur hadisinin açıklaması</h1>
<p><a href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/07/1.png" data-wpel-link="internal"><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-2618 size-medium alignleft" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/07/1-300x300.png" alt="" width="300" height="300" srcset="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/07/1-300x300.png 300w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/07/1-150x150.png 150w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/07/1.png 718w" sizes="(max-width: 300px) 100vw, 300px" /></a><br />
Daha önce de söylemiştim hadis inkarcıları ile ateistlerin aralarında pek bir fark yoktur birisi cımbızlama yapıp yalan yanlış aktarıp Kur’an-ı, İslam’ı inkar ediyor diğeri hadisleri. İkisinin de yöntemi aynı yani. Yanda (ya da yukarıda) ki fotoğrafta ki yazıda ki hadisin bir cümlesini cımbızlıyorlar altına da bir tane ayeti yapıştırıyorlar bu şekilde paylaşıp bu konu ile ilgili bilgisi olmayanların aklına şüphe sokuyorlar ve <span style="color: #bf0046;"><strong>Peygambersiz bir din oluşturma hedeflerine doğru ilerliyorlar.</strong> </span>Tabi bunu okuyanlarda hiç araştırma zahmetine girmiyorlar maalesef.<br />
Buhari de bu konu ile ilgili bap bile var, zaten Buhari bizzat kendisi bu hadisin açıklamasını yapıyor ama onlar sadece işlerine gelen kısmı alıp cımbızlama yapıyorlar. Önce hadisi verelim “Ölü, kendisine feryâd ve figânla ağlanması se­bebiyle kabrinde azâb olunur” Şimdi gelelim hadisin açıklamasına. Buhari bu hadisi daha nakletmeden önce açıklamasını yapıyor ve şöyle diyor “Bu azâblanmaya sebeb olan ağlama, sağlığında Ölülere feryâdla ağlama, ölünün kendi âdeti ve hayât yolundan olduğu zamandır Çünkü Yüce Allah: &#8220;Ey îmân edenler, kendilerinizi ve aile ferdlerinizi ateşten koruyun&#8221;buyurmuştur (Tahrim: 6)<br />
Buhari’nin açıklamasının devamı da var ancak bu kadarı bile yeterli aslında. Anlamayanlar için biz daha detaylı bir şekilde anlatalım.<br />
“Hayâtında ölülere feryâdla ağlayıcılık eden bir adam, çocuklarını da bu çirkin âdete alıştırmış ve kendisi ölünce, bu alışık aile halkı bu defa da kendisine feryâdla ağlayacaklarından, iyi terbiyeleri ve çirkin işlerden korunmalarıyla vazifeli bulunduğu ailesi ferdlerini iyi terbiyeleri şöyle dursun, ağlayıcılık gibi bir mekruha alıştırmış bulunduğundan kendi kötü eseri olarak azâb olunur demek olur.&#8221;<br />
Yani kişi hayattayken ailesine <strong><span style="color: #bf0046;">“Ölünün arkasından feryad etmeyin, isyan etmeyin bu kötü ve günah bir iştir, dinimiz bunu yasaklamıştır ölülerin arkasından isyan etmeyin, feryad etmeyin, saçızını başınızı yolmayın”</span></strong> demişse <strong><span style="color: #008080;">bu kişiye azap edilmez çünkü o üzerine düşen vazifeyi yapmıştır</span></strong> ancak kişi bunları söylemediyse, ailesine bunları anlatmadıysa, üstüne birde kendisi yaşarken bunları yapıyorsa ya da ailesine yaptırıyorsa ya da kendisi böyle bir iş yaparak ailesine kötü örnek olup onların da bunu yapmasına sebep oluyorsa, kendi yaptığı şeyi meşru bir şeymiş gibi gösteriyorsa şu ayetlere göre<br />
<div class="su-note"  style="border-color:#dada0d;border-radius:10px;-moz-border-radius:10px;-webkit-border-radius:10px;"><div class="su-note-inner su-u-clearfix su-u-trim" style="background-color:#f4f427;border-color:#fffff3;color:#332c2c;border-radius:10px;-moz-border-radius:10px;-webkit-border-radius:10px;">“Ey iman edenler! Kendinizi ve ailenizi, yakıtı insanlar ve taşlar olan ateşten koruyun (Tahrim: 6)” </div></div>
ve<br />
<div class="su-note"  style="border-color:#dada0d;border-radius:10px;-moz-border-radius:10px;-webkit-border-radius:10px;"><div class="su-note-inner su-u-clearfix su-u-trim" style="background-color:#f4f427;border-color:#fffff3;color:#332c2c;border-radius:10px;-moz-border-radius:10px;-webkit-border-radius:10px;">“Kim güzel bir (işte) aracılık ederse, ona o işin sevabından bir pay vardır. Kim de kötü bir (işte) aracılık ederse, ona da o kötülükten bir pay vardır. (Nisa: 85)“</div></div>
ayetlerine göre kişi günaha girer azaba uğrar. Çünkü Tahrim suresinde ki ayette kişinin ailesinden sorumlu olduğu yani onlara doğruyu yanlışı, iyiyi kötüyü, günahı sevabı anlatması lazım ailesini cehennem azabından koruması lazım. Kişi bunları yapmaz iyiyi, doğruyu anlatmayıp ailesini kötülükten, günahtan sakındırmazsa emre karşı itaatsizlik ettiği için ceza görmeyi hak eder. Nisa suresin de ki ayette bu açıklamayı destekler çünkü o ayette <strong>“Kim de kötü bir (işte) aracılık ederse, ona da o kötülükten bir pay vardır.</strong>” diyor yani o kişi yaşarken az önce ki saydığımız şeyleri yaparsa ya da yapan ailesini gördüğü halde onlara bunun yanlış bir şey olduğunu anlatmazsa kötü bir işe aracılık etmiş olur ve yine bu ayetlere göre o da günaha girmiş olur ve yine bu ayetlere göre azaba müstehak olur.<br />
Yani arkadaşlar Kur’an ayeti ile söylenen hadis arasında hiçbir şekilde çelişki yoktur ikisi de aynı şey söylüyor ikisi de birbirini destekliyor. Belki akıllara şu soru gelebilir bi ayette kimse başkasının günahını yüklenmez diyor öbüründe, günaha sebep olunca o kişi de günaha girer diyor ayetler çelişmiyor mu?<br />
diyebilir bunun için de sayfamızda ki <a href="https://www.ateistlerecevap.org/2018/07/ankebut-13-ve-fatir-18-ayetleri-celisiyor-mu.html" data-wpel-link="internal">“Çelişkili Ayetler (!) Ankebut 13 ve Fatır 18”</a><br />
Yazımızı okuyabilirler yazıyı bu yazının sonunda paylaştık isteyenler oradan okuyabilir  isteyende <a href="https://www.ateistlerecevap.org/2018/07/ankebut-13-ve-fatir-18-ayetleri-celisiyor-mu.html" data-wpel-link="internal">buraya tıklayarak</a> okuyabilir.<br />
Arkadaşlar birileri size çıkıpta  <strong>“Bize Kur’an yeter, Biz Kur’an müslümanıyız, sahih hadisler Kur’an’la çelişiyor” diyorsa size</strong><strong>tavsiyem o insandan uzak durun</strong>. Size Kur’an’la çelişiyor diye bir hadis sunarlarsa hemen hadisin öncesine, sonrasına, açıklamasına bakın, diğer hadislerle beraber değerlendirin, mesela bunlara işlerine gelmeyen bir ayet sunun ilk söyleyecekleri şey şu olur <strong>&#8220;Cımbızlama yapma diğer ayetlere de bakarsan bu ayetin şu ayette açıklamasının olduğunu görürsün&#8221;</strong> ancak iş hadislere gelince bunu yapmazlar cımbızlama yaparlar işlerine gelen kısmı alıp insanlara yalan yanlış bilgiler sunarlar. İşlerine gelmeyen kısım ise hiç umurlarında olmaz.<br />
<a href="https://www.ateistlerecevap.org/2018/07/ankebut-13-ve-fatir-18-ayetleri-celisiyor-mu.html" data-wpel-link="internal"><strong>Çelişkili olduğu iddia edilen ayetler ile ilgili yazıyı buraya tıklayarak okuyabilirsiniz</strong></a>.</p>
<h1 style="font-size: 10px;">Ölü ailesinin kendisi için ağlamasından dolayı azaba uğratılır</h1>
<p>&nbsp;</p>The post <a href="https://ateistlerecevap.org/olu-kendisine-feryad-ve-figanla-aglanmasi-sebebiyle-kabrinde-azab-olunur-hadisinin-aciklamasi/" data-wpel-link="internal">Ölü ailesinin kendisi için ağlamasından dolayı azaba uğratılır hadisinin açıklaması</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ateistlerecevap.org/olu-kendisine-feryad-ve-figanla-aglanmasi-sebebiyle-kabrinde-azab-olunur-hadisinin-aciklamasi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Dört şey dört şeye doymaz: Toprak yağmura, kadın erkeğe, göz bakmaya, âlim ilme doymaz [Uydurma]</title>
		<link>https://ateistlerecevap.org/dort-sey-dort-seye-doymaz-toprak-yagmura-kadin-erkege-goz-bakmaya-alim-ilme-doymaz/</link>
					<comments>https://ateistlerecevap.org/dort-sey-dort-seye-doymaz-toprak-yagmura-kadin-erkege-goz-bakmaya-alim-ilme-doymaz/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ateistlere Cevaplar]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 25 Jun 2018 20:11:47 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Hadisler]]></category>
		<category><![CDATA[Uydurma Hadisler]]></category>
		<category><![CDATA[Dört şey dört şeye doymaz]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.ateistlerecevap.org/?p=2570</guid>

					<description><![CDATA[<p>Dört şey dört şeye doymaz: Toprak yağmura, kadın erkeğe, göz bakmaya, âlim ilme doymaz.&#8221; [1] İbnü&#8217;l-Cevzî bunu &#8220;Mevzuat&#8221; kitabında [2]  zikretmiştir.[3] [1] bkz. İbnü&#8217;l-Cevzî, Mevzuat 1/234-236; Zehebi, Mizan: 1/542; Sehavî, Makasıd: s.47; İbnü&#8217;d-Deyba&#8217;, Temyiz s.24; Aliyyü&#8217;1-Karî, Kübra: s.118; Aclunî, Keşf. 1/116; Hut, Esne&#8217;t Metalib: s.51. [2] İbnü&#8217;l-Cevzî, Mevzuat 1/234-236 [3] Hafız Zehebî, Mizanü&#8217;l-Î&#8217;tidaî&#8217;&#38;e (1/542) bu [&#8230;]</p>
The post <a href="https://ateistlerecevap.org/dort-sey-dort-seye-doymaz-toprak-yagmura-kadin-erkege-goz-bakmaya-alim-ilme-doymaz/" data-wpel-link="internal">Dört şey dört şeye doymaz: Toprak yağmura, kadın erkeğe, göz bakmaya, âlim ilme doymaz [Uydurma]</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/06/Dort-sey-dort-seye-doymaz.png" data-wpel-link="internal"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-2571" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/06/Dort-sey-dort-seye-doymaz.png" alt="Dört-şey-dört-şeye-doymaz" width="718" height="718" srcset="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/06/Dort-sey-dort-seye-doymaz.png 718w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/06/Dort-sey-dort-seye-doymaz-300x300.png 300w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/06/Dort-sey-dort-seye-doymaz-150x150.png 150w" sizes="(max-width: 718px) 100vw, 718px" /></a><br />
Dört şey dört şeye doymaz: Toprak yağmura, kadın erkeğe, göz bakmaya, âlim ilme doymaz.&#8221; [1] İbnü&#8217;l-Cevzî bunu &#8220;Mevzuat&#8221; kitabında [2]  zikretmiştir.[3]
[1] bkz. İbnü&#8217;l-Cevzî, Mevzuat 1/234-236; Zehebi, Mizan: 1/542; Sehavî, Makasıd: s.47; İbnü&#8217;d-Deyba&#8217;, Temyiz s.24; Aliyyü&#8217;1-Karî, Kübra: s.118; Aclunî, Keşf. 1/116; Hut, Esne&#8217;t Metalib: s.51.<br />
[2] İbnü&#8217;l-Cevzî, Mevzuat 1/234-236<br />
[3] Hafız Zehebî, Mizanü&#8217;l-Î&#8217;tidaî&#8217;&amp;e (1/542) bu -uydurma* ha­disi Huseyn b. Ulvan el-Kelbî&#8217;nin biyografisinde onun tarikiyle nakletmiş,   sonra da şöyle demiştir: &#8220;Ben de derim ki: Yalancı da yalana doymaz.&#8221;</p>The post <a href="https://ateistlerecevap.org/dort-sey-dort-seye-doymaz-toprak-yagmura-kadin-erkege-goz-bakmaya-alim-ilme-doymaz/" data-wpel-link="internal">Dört şey dört şeye doymaz: Toprak yağmura, kadın erkeğe, göz bakmaya, âlim ilme doymaz [Uydurma]</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ateistlerecevap.org/dort-sey-dort-seye-doymaz-toprak-yagmura-kadin-erkege-goz-bakmaya-alim-ilme-doymaz/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Talebe alimin önüne oturunca, Allah ona yetmiş rahmet kapısı açar&#8230; Sözü hadis mi?</title>
		<link>https://ateistlerecevap.org/talebe-alimin-onune-oturunca-allah-ona-yetmis-rahmet-kapisi-acar-sozu-hadis-mi/</link>
					<comments>https://ateistlerecevap.org/talebe-alimin-onune-oturunca-allah-ona-yetmis-rahmet-kapisi-acar-sozu-hadis-mi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ateistlere Cevaplar]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 23 Jun 2018 20:57:45 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Hadisler]]></category>
		<category><![CDATA[Uydurma Hadisler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.ateistlerecevap.org/?p=2565</guid>

					<description><![CDATA[<p>Talebe alimin önüne oturunca, Allah ona yetmiş rahmet kapısı açar. Talebe, onun yanından kalktığında annesinden doğduğu gibi günahsız kalkar. Allah, ona her harfe karşılık yetmiş şehid sevabı verir, her hadise karşılık bir senelik ibadet yazar. Bu söz tamamen UYDURMADIR itibar etmeyin.</p>
The post <a href="https://ateistlerecevap.org/talebe-alimin-onune-oturunca-allah-ona-yetmis-rahmet-kapisi-acar-sozu-hadis-mi/" data-wpel-link="internal">Talebe alimin önüne oturunca, Allah ona yetmiş rahmet kapısı açar… Sözü hadis mi?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/06/Talebe-alimin-onune-oturunca.png" data-wpel-link="internal"><img loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-2566" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/06/Talebe-alimin-onune-oturunca.png" alt="Talebe alimin önüne oturunca, Allah ona yetmiş rahmet kapısı açar. Talebe, onun yanından kalktığında annesinden doğduğu gibi günahsız kalkar. Allah, ona her harfe karşılık yetmiş şehid sevabı verir, her hadise karşılık bir senelik ibadet yazar." width="718" height="718" srcset="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/06/Talebe-alimin-onune-oturunca.png 718w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/06/Talebe-alimin-onune-oturunca-300x300.png 300w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/06/Talebe-alimin-onune-oturunca-150x150.png 150w" sizes="(max-width: 718px) 100vw, 718px" /></a><br />
Talebe alimin önüne oturunca, Allah ona yetmiş rahmet kapısı açar. Talebe, onun yanından kalktığında annesinden doğduğu gibi günahsız kalkar. Allah, ona her harfe karşılık yetmiş şehid sevabı verir, her hadise karşılık bir senelik ibadet yazar.</p>
<h2 style="text-align: center;"><span style="font-size: 24pt; color: #008080;"><strong>Bu söz tamamen UYDURMADIR itibar etmeyin.</strong></span></h2>The post <a href="https://ateistlerecevap.org/talebe-alimin-onune-oturunca-allah-ona-yetmis-rahmet-kapisi-acar-sozu-hadis-mi/" data-wpel-link="internal">Talebe alimin önüne oturunca, Allah ona yetmiş rahmet kapısı açar… Sözü hadis mi?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ateistlerecevap.org/talebe-alimin-onune-oturunca-allah-ona-yetmis-rahmet-kapisi-acar-sozu-hadis-mi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>&#034;Şeyhi Olmayanın Şeyhi Şeytandır&#034; diye bir hadis var mı?</title>
		<link>https://ateistlerecevap.org/seyhi-olmayanin-seyhi-seytandir-diye-bir-hadis-var-mi/</link>
					<comments>https://ateistlerecevap.org/seyhi-olmayanin-seyhi-seytandir-diye-bir-hadis-var-mi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ateistlere Cevaplar]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 23 Jun 2018 20:33:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Hadisler]]></category>
		<category><![CDATA[Uydurma Hadisler]]></category>
		<category><![CDATA[Şeyhi olmayanın Şeyhi Şeytandır]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.ateistlerecevap.org/?p=2559</guid>

					<description><![CDATA[<p>&#8220;Şeyhi olmayanın şeyhi şeytandır.&#8221; Halkarasında dillerde hadis diye dolaşan ve Rasûlullah&#8217;ın hadisiyle hiçbir ilgisi olmayan bu söz, Bayezid Bistamî&#8217;ye âit olup Kuşeyrî Risâlesi&#8217;nde şu şekilde yer almaktadır: &#8220;Üstâdı bulunmayanın imamı şeytandır.&#8221; (Abdülkerim Kuşeyrî, Kuşeyrî Risâlesi, çev. Süleyman Uludağ, İst. 1991, s. 592). Halk arasında ise, ilk şekliyle şöhret bulmuştur. Yine benzer bir uydurma hadis şöyledir: [&#8230;]</p>
The post <a href="https://ateistlerecevap.org/seyhi-olmayanin-seyhi-seytandir-diye-bir-hadis-var-mi/" data-wpel-link="internal">"Şeyhi Olmayanın Şeyhi Şeytandır" diye bir hadis var mı?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<figure id="attachment_2560" aria-describedby="caption-attachment-2560" style="width: 518px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/06/eyhi-olmayanin-seyhi-seytandir.png" data-wpel-link="internal"><img loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-2560" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/06/eyhi-olmayanin-seyhi-seytandir.png" alt="Şeyhi olmayanın Şeyhi Şeytandır" width="518" height="518" srcset="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/06/eyhi-olmayanin-seyhi-seytandir.png 518w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/06/eyhi-olmayanin-seyhi-seytandir-300x300.png 300w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/06/eyhi-olmayanin-seyhi-seytandir-150x150.png 150w" sizes="(max-width: 518px) 100vw, 518px" /></a><figcaption id="caption-attachment-2560" class="wp-caption-text">Şeyhi olmayanın Şeyhi Şeytandır</figcaption></figure>
<h1><span style="font-size: 18pt;">&#8220;Şeyhi olmayanın şeyhi şeytandır.&#8221;</span></h1>
<p>Halkarasında dillerde hadis diye dolaşan ve Rasûlullah&#8217;ın hadisiyle hiçbir ilgisi<br />
olmayan bu söz, Bayezid Bistamî&#8217;ye âit olup Kuşeyrî Risâlesi&#8217;nde şu şekilde yer<br />
almaktadır: &#8220;Üstâdı bulunmayanın imamı şeytandır.&#8221; (Abdülkerim Kuşeyrî, Kuşeyrî<br />
Risâlesi, çev. Süleyman Uludağ, İst. 1991, s. 592). Halk arasında ise, ilk<br />
şekliyle şöhret bulmuştur. Yine benzer bir uydurma hadis şöyledir: &#8220;Şeyhi<br />
olmayanın dini de olmaz.&#8221; Akşemseddin, bu rivâyeti kaynak belirtmeden Makamatu&#8217;l-Evliyâ<br />
adlı eserinde şeyhin önemini anlatırken zikretmiştir (A. İhsan Yurd-Mustafa<br />
Kaçalin, Akşemseddin&#8217;in Hayatı ve Eserleri, s. 332). Kaynakların hiçbirinde yer<br />
almayan bu rivâyet uydurmadır (208). Hadis diye nakledilen benzer bir uydurma da<br />
şudur: &#8220;Kavmi içindeki şeyh, ümmeti içindeki peygamber gibidir.&#8221;</p>The post <a href="https://ateistlerecevap.org/seyhi-olmayanin-seyhi-seytandir-diye-bir-hadis-var-mi/" data-wpel-link="internal">"Şeyhi Olmayanın Şeyhi Şeytandır" diye bir hadis var mı?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ateistlerecevap.org/seyhi-olmayanin-seyhi-seytandir-diye-bir-hadis-var-mi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Efendimiz (sav)’in Vefatından Sonra Devesinin Yas Tuttuğunu Anlatan Rivayet</title>
		<link>https://ateistlerecevap.org/efendimiz-savin-vefatindan-sonra-devesinin-yas-tuttugunu-anlatan-rivayet/</link>
					<comments>https://ateistlerecevap.org/efendimiz-savin-vefatindan-sonra-devesinin-yas-tuttugunu-anlatan-rivayet/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ateistlere Cevaplar]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 14 Jun 2018 12:05:24 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Hadisler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.ateistlerecevap.org/?p=2544</guid>

					<description><![CDATA[<p>بسم الله الرحمن الرحيم الحمد لله رب العالمين، والصلاة والسلام على سيدنا محمد وعلى آله وصحبه أجمعين Siyer kaynaklarında Peygamber (s.a.v) Efendimiz’in binek olarak kullandığı birçok merkep, katır ve devenin adı zikredilmiştir. Merkepler arasında “Ya’fûr” hakkında şöyle bir kıssa anlatılır: Efendimiz (s.a.v), Hayber’de ganimet olarak aldığı, kendisini görür görmez “Sen Allah’ın Peygamberisin” diyen bu merkebe [&#8230;]</p>
The post <a href="https://ateistlerecevap.org/efendimiz-savin-vefatindan-sonra-devesinin-yas-tuttugunu-anlatan-rivayet/" data-wpel-link="internal">Efendimiz (sav)’in Vefatından Sonra Devesinin Yas Tuttuğunu Anlatan Rivayet</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-1035" src="https://muslumanca.ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/06/ebubekir-sifil-efendimizin-sav-vefat.png" alt="" width="1200" height="630" /></p>
<div class="entry-content content">
<div>بسم الله الرحمن الرحيم<br />
الحمد لله رب العالمين، والصلاة والسلام على سيدنا محمد وعلى آله وصحبه أجمعين</div>
<p>Siyer kaynaklarında Peygamber (s.a.v) Efendimiz’in binek olarak kullandığı birçok merkep, katır ve devenin adı zikredilmiştir.<br />
Merkepler arasında “Ya’fûr” hakkında şöyle bir kıssa anlatılır:<br />
Efendimiz (s.a.v), Hayber’de ganimet olarak aldığı, kendisini görür görmez “Sen Allah’ın Peygamberisin” diyen bu merkebe kendisi bindiği gibi, başka işlerinde de kullanmıştır. Soyundan geldiği 70 merkebin İsrailoğulları nebilerine hizmet ettiği söylenen bu merkep, oldukça sür’atli, aynı zamanda sadık ve uysalmış. Efendimiz (s.a.v) yanına geldiğinde O’na selam verir, Efendimiz (s.a.v) tarafından, davet etmek istediği kişiye gönderdiğinde o kişinin evine gidince başıyla kapıyı çalar, o kişi de Efendimiz (s.a.v)’in kendisini çağırdığını anlar, Ya’fûr’un sırtına binerek Efendimiz (s.a.v)’in çağrısına icabet edermiş. Efendimiz (s.a.v) vefat ettiğinde bu merkep, kendisini bir kuyuya atarak intihar etmiş!<br />
Ya’fur’la ilgili olarak anlatılan bu olayların hiç birisi sahih değildir. rivayet sahih değildir. İbn Hibbân Kitâbu’d-Du’afâ’da <sup id="footnote_plugin_tooltip_1" class="footnote_plugin_tooltip_text">1)</sup> zikrettiği bu rivayet hakkında, “aslı yoktur” demiştir.<br />
Efendimiz (s.a.v)’in develerinden “Kasvâ” veya “Adbâ” yahut “Ced’â” hakkında da benzeri bir kıssa zikredilir. <sup id="footnote_plugin_tooltip_2" class="footnote_plugin_tooltip_text">2)</sup><br />
Buna göre Bu deve, Efendimiz (s.a.v) vefat edince başını alıp çöllere gitmiş, yemeden içmeden kesilmiş ve çölde o hal üzere ölmüştür. <sup id="footnote_plugin_tooltip_3" class="footnote_plugin_tooltip_text">3)</sup><br />
Ulema bu rivayetin senedli bir naklinin bulunmadığına dikkat çekmiştir. Ali el-Kârî şöyle der: “Bu kıssayı nakledenin kim olduğunu bilmiyorum.”<sup id="footnote_plugin_tooltip_4" class="footnote_plugin_tooltip_text">4)</sup> Kadı Iyâd’ın adı geçen eserindeki hadislerin kaynaklarını belirtmek üzere yazdığı Menâhilu’s-Safâ isimli eserinde (s. 130) İmam es-Süyûtî de bu rivayeti zikrettikten sonra altını boş bırakmış, herhangi bir kaynak zikretmemiştir.</p>
<blockquote><p>Sonuç olarak her iki kıssanın da aslı yoktur; bu kıssaların “vakıa” gibi zikredilmesi doğru değildir. Esasen Efendimiz (s.a.v)’in mucizeleriyle ilgili olsun, O’na karşı duyulan muhabbetin derinliğine ilişkin olsun, elimizdeki sahih rivayetler bizi bu türlü aslı olmayan rivayetlerden müstağni kılmaktadır.<br />
Vallâhu a’lem.</p></blockquote>
<p><strong class="cf-tweet-this cf-tt-target cf-tt-enabled cf-tt-abutted cf-tt-abutted-top cf-tt-out-of-bounds cf-tt-out-of-bounds-bottom cf-tt-element-attached-bottom cf-tt-element-attached-center cf-tt-target-attached-top cf-tt-target-attached-center">Ebubekir Sifil – 16 Kasım 2017</strong>
</div>The post <a href="https://ateistlerecevap.org/efendimiz-savin-vefatindan-sonra-devesinin-yas-tuttugunu-anlatan-rivayet/" data-wpel-link="internal">Efendimiz (sav)’in Vefatından Sonra Devesinin Yas Tuttuğunu Anlatan Rivayet</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ateistlerecevap.org/efendimiz-savin-vefatindan-sonra-devesinin-yas-tuttugunu-anlatan-rivayet/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>“Bir şeyde (uğursuzluk) olsaydı, bu atta, kadında, meskende olurdu.” Hadisinin Detaylı Açıklaması&#8230;</title>
		<link>https://ateistlerecevap.org/bir-seyde-ugursuzluk-olsaydi-hadisinin-detayli-aciklamasi/</link>
					<comments>https://ateistlerecevap.org/bir-seyde-ugursuzluk-olsaydi-hadisinin-detayli-aciklamasi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ateistlere Cevaplar]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 07 May 2018 02:48:10 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Hadisler]]></category>
		<category><![CDATA[Hadis]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.ateistlerecevap.org/?p=2299</guid>

					<description><![CDATA[<p>[stextbox id=&#8217;info&#8217;]Lütfen yazıyı sonuna kadar okuyunuz.[/stextbox] Peygamber Efendimiz Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: [stextbox id=&#8217;warning&#8217;]“Bir şeyde (uğursuzluk) olsaydı, bu atta, kadında, meskende olurdu.” (Buhârî, Cihad 47, Nikah 17; Müslim, Selam 119; Muvattâ, İsti&#8217;zân 2[/stextbox] 1)Bu ve buna benzer rivayetler, Hz. Peygamberin (ﷺ) Araplarda mevcut olan uğursuzluk inancını reddettiğini gösteren hadislerdendir. Uğursuzluk inancı, farklı şekiller altında çok yaygın olması [&#8230;]</p>
The post <a href="https://ateistlerecevap.org/bir-seyde-ugursuzluk-olsaydi-hadisinin-detayli-aciklamasi/" data-wpel-link="internal">“Bir şeyde (uğursuzluk) olsaydı, bu atta, kadında, meskende olurdu.” Hadisinin Detaylı Açıklaması…</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;">[stextbox id=&#8217;info&#8217;]Lütfen yazıyı sonuna kadar okuyunuz.[/stextbox]
<p>Peygamber Efendimiz Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki:<br />
[stextbox id=&#8217;warning&#8217;]<strong>“Bir şeyde (uğursuzluk) olsaydı, bu atta, kadında, meskende olurdu.” </strong>(Buhârî, Cihad 47, Nikah 17; Müslim, Selam 119; Muvattâ, İsti&#8217;zân 2[/stextbox]
1)Bu ve buna benzer rivayetler, Hz. Peygamberin (<strong>ﷺ)</strong> <strong>Araplarda mevcut olan uğursuzluk inancını reddettiğini </strong>gösteren hadislerdendir. Uğursuzluk inancı, farklı şekiller altında çok yaygın olması sebebiyle, Resulullah (<strong>ﷺ</strong>) bunu ortadan kaldırmak adına pek çok açıklamalarda bulunmuş, tavırlar takınmıştır.<br />
&#8211; Bu hadisten anlaşılması gereken hakikat şudur:<br />
Araplar, kuşların uçmasından, horozun ötmesine kadar her şeyde uğursuzluk olabileceğini düşünüyorlardı. Hz. Peygamber (<strong>ﷺ)</strong> bu yaygın ve yanlış kanaati ortadan kaldırmak için her fırsatta <strong>“uğursuzluk” diye bir şeyin mevcut olmadığını </strong>belirtiyordu.<br />
Aynı ifadeyi tekrar etmek yerine farklı ifadelerin kullanılması muhataplar üzerinde daha etkili olduğu için peygamberimiz de bu üslubu benimsemişti.<br />
İşte bu hadiste de kullanılan ifadelerde de “uğursuzluk” diye bir şeyin olmadığını belirtmek için <strong>“Bir şeyde (uğursuzluk) olsaydı, bu atta, kadında, meskende olurdu.”</strong> diye buyurmuştur.<br />
Bu tespitte önemli bazı noktalar vardır:<br />
<strong>a)</strong> Uğursuzluk demek, meydana geldiğinde kişiye zarar veren şey demektir. İnsanların en fazla zarar görmesi muhtemel olanlar, insanların en yakınında bulunan kadın, mesken ve attır. Bunlarda uğursuzluk aramazken, kalkıp havada uçan kuşta aramak akıl dışı bir düşüncedir.<br />
<strong>b)</strong> Uğursuzluk, mademki insana zarar veren bir şeydir. O halde, insanlar için en değerli olan kadın, at ve meskende olmalıdır. Oysa Araplar bunlarda fazla bir uğursuzluk aramıyorlardı. Demek ki en değerli varlıklarda uğursuzluğu aramayıp, insan için o kadar da değerli olmayan <strong>“kuşun kanat çırpması, horozun ötmesi”</strong> gibi başka şeylerde aramak sağlıklı bir tutum değildir.<br />
<strong>c) </strong>İnsanların hayatındaki huzur ve mutluluğun kaynağı, kadın, at (binit) ve meskendir. Şayet bunlardan biri zararlı olmaya başlarsa, ondan uzak durmakta fayda vardır. Huzursuzluğun kaynağı olan şeyden uzaklaşmak manevi bir işaret bir sinyal olabilir. Kader-i ilahi ileride daha büyük zararlara vesile olabilen söz konusu hayat arkadaşlarından ayrılması için bir uyarı niteliğini taşıyabilir.<br />
<strong>d)</strong> Bir rivayete göre, Ebu Hüreyre’nin böyle bir şey söylediğini işiten Hz. Aişe, Hz. Peygamberin <strong>“Yahudilerin böyle düşündüklerini”</strong> söylediğini, Ebu Hüreyre’nin sonradan geldiği için bu konuşmanın ilk cümlelerini duymadığını belirtmiş ve bu bilginin yanlış olduğuna dikkat çekmiştir. (bk. İbn Hacer, 6/61)<br />
&#8211; Başka bir rivayette, Hz. Aişe:<br />
[stextbox id=&#8217;warning&#8217;]<strong>“Peygamberimizin: “cahiliye devrinde bu üç şeyde uğursuzluk olduğunu” belirtmişti, Ebu Hureyre bunu duymadığı için yanlış anlamıştı.” </strong>demiştir. (İbn Hanbel, 6/150, 240; Tahavi, Müşkilu’l-asar, 1/341)[/stextbox]
<span style="font-size: 20px;"><strong>Akla şu soru gelebilir “Neden erkek değil de kadın?”</strong></span><br />
Hadiste üç şeye vurgu yapılıyor At(binit-Araç-araba vs.) mesken (ev-barınak) ve Kadın. İnsan hayatında en önemli şey barınacağı bir yerdir yani ÖN PLANDADIR, ondan sonraki önemli şeylerden biri de bir araçtır (bisiklet-araba-motor vs.) Araplar hiç akla gelmeyecek olan kuşun uçmasında bile uğursuzluk ararken ön planda olan bu şeyler de uğursuzluk aramamaları saçmalıktır nitekim Peygamberimiz de buna vurgu yapmıştır.<br />
Peki kadın demesinin amacı ne? <strong>İslam&#8217;a göre kadın toplumun mihenk taşıdır can damarıdır.</strong> Çocuk eğitimini aile de genelde kadın üstlenir çünkü çocukla en çok o vakit geçirir. Kadın İstanbul&#8217;u fetheden Fatih Sultan Mehmet gibi bir çocuk da yetiştirebilir, 6 milyon insanın öldürülmesinden sorumlu olan Adolf Hitler gibi bir çocukta yetiştirebilir (İsimler sadece TEMSİLİDİR). Başka bir örnek verelim mesela otobüstesiniz ve otobüs baya kalabalık orada bir kadın çıkıp &#8220;Şu erkek beni taciz etti&#8221; diyor ve o erkekte çıkıp &#8220;Hayır kadın beni taciz etti&#8221; diyor sizce hangisinin sözüne daha çok önem verilir? Tabi ki de kadının peki orada kadın onu söyledikten sonra o erkeği ne yaparlar? orasını sizin hayal gücünüze bırakıyorum&#8230;<br />
Ya da bi genç kız yada kadın farketmez ailesine ithafen bir erkeği hedef gösterip bu beni rahatsız ediyor/Taciz ediyor gibi bir itham da bulunsa ne olur? O erkeğin düşeceği durumu siz düşünün <strong>kan davası çıkar-aileler arası çatışma çıkar-işin sonucunda ölümler olur</strong> aynı şeyi bir erkek dile getirse sizde biliyorsunuz ki bu saydıklarımızın hiçbiri olmaz(bu gibi olaylar haberlere de konu oldu hatta bir genç kız bir akrabası ile zina edip hamile kalınca suçu okuldan birine atıyor ve babası gidip o çocuğu masum olduğu halde öldürüyor işin aslı sonradan anlaşılıyor bir kişi mezarda bir kişi hapiste&#8230;)<br />
Örnekler daha da çoğaltılabilir. Yani anlayacağınız kadın bir lafı ile binlerin ölmesine ya da yaşamasına ve çok büyük şeylere sebep olabilir <strong>(Tarihte de örnekleri var örn: Truva Savaşı-Atilla&#8217;nın(MS.434-453) karısı için Savaşı(galya seferi-Cengiz(Timuçin) Han&#8217;ın (MS.1162-1227) karısı için Savaşı(merkitlerle savaşı)</strong> bugün bile kadın üzerinden bir çok algı operasyonu yapılıp toplumda kargaşa çıkarılmaya çalışılıyor toplumun düzeni bozulmaya çalışılıyor.<br />
Uğursuzluk dediğimiz şey, gerçekleşmesi sonucunda ortaya kötü şeylerin çıktığı inanışlardır şimdi eğer illa bir şeyde uğursuzluk <strong>OLSAYDI</strong> bu kadar değerli ve ön planda olan kadın da mı olurdu yoksa kümeste ki horozun ötmesinde mi? Sırf bunu bildiği ve dile getirdiği için peygamber efendimiz mi suçludur yoksa bunu insanlara yanlış lanse edip az önce bahsettiğimiz gibi kadın üzerinden kargaşa çıkarıp toplumun düzenini bozmaya çalışanlar ya da hadisleri itibarsızlaştırmaya çalışanlar mı suçludur? kararı vicdanınıza bırakıyorum&#8230;</p>The post <a href="https://ateistlerecevap.org/bir-seyde-ugursuzluk-olsaydi-hadisinin-detayli-aciklamasi/" data-wpel-link="internal">“Bir şeyde (uğursuzluk) olsaydı, bu atta, kadında, meskende olurdu.” Hadisinin Detaylı Açıklaması…</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ateistlerecevap.org/bir-seyde-ugursuzluk-olsaydi-hadisinin-detayli-aciklamasi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Hadislerin yazılması, toplanması / tedvini, günümüze kadar ulaştırılması ve sünnetin bağlayıcılığı hakkında detaylı açıklama&#8230;</title>
		<link>https://ateistlerecevap.org/hadislerin-yazilmasi-toplanmasi-tedvini-gunumuze-kadar-ulastirilmasi-ve-sunnetin-baglayiciligi-hakkinda-detayli-aciklama/</link>
					<comments>https://ateistlerecevap.org/hadislerin-yazilmasi-toplanmasi-tedvini-gunumuze-kadar-ulastirilmasi-ve-sunnetin-baglayiciligi-hakkinda-detayli-aciklama/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ateistlere Cevaplar]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 27 Apr 2018 20:59:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Hadisler]]></category>
		<category><![CDATA[Sorular]]></category>
		<category><![CDATA[Hadisler Kaça Ayrılır]]></category>
		<category><![CDATA[Hadislerin Bağlayıcılığı]]></category>
		<category><![CDATA[Kuran ve Hadis]]></category>
		<category><![CDATA[Peygambere İtaat]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.ateistlerecevap.org/?p=2247</guid>

					<description><![CDATA[<p>İslâm âlimlerinin hepsi, Kur’ân’ı açıklamada Peygamber (asm) sünnetini birinci kaynak olarak görmüşlerdir. Bunun dayandığı bir gerçek var mı? Evet, peygamberlik görevi sadece Kur’ân’ı getirmekle bitmez; onu açıklamak, izah etmek ve nasıl tatbik edileceğini göstermek, onun görev sınırları içindedir. Meselâ şu âyetler onun İlâhî görevlerinden bir kısmını belirtiyor: [stextbox id=&#8217;info&#8217;]“Hak dini onlara açıklasın diye, her peygamberi [&#8230;]</p>
The post <a href="https://ateistlerecevap.org/hadislerin-yazilmasi-toplanmasi-tedvini-gunumuze-kadar-ulastirilmasi-ve-sunnetin-baglayiciligi-hakkinda-detayli-aciklama/" data-wpel-link="internal">Hadislerin yazılması, toplanması / tedvini, günümüze kadar ulaştırılması ve sünnetin bağlayıcılığı hakkında detaylı açıklama…</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/04/Hadislerin-toplanmasi-yazilmasi.png" data-wpel-link="internal"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-2252" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/04/Hadislerin-toplanmasi-yazilmasi.png" alt="" width="1280" height="720" srcset="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/04/Hadislerin-toplanmasi-yazilmasi.png 1280w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/04/Hadislerin-toplanmasi-yazilmasi-300x169.png 300w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/04/Hadislerin-toplanmasi-yazilmasi-1024x576.png 1024w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/04/Hadislerin-toplanmasi-yazilmasi-768x432.png 768w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/04/Hadislerin-toplanmasi-yazilmasi-1200x675.png 1200w" sizes="(max-width: 1280px) 100vw, 1280px" /></a><br />
<em>İslâm âlimlerinin hepsi, Kur’ân’ı açıklamada Peygamber (asm) sünnetini birinci kaynak olarak görmüşlerdir. Bunun dayandığı bir gerçek var mı?</em><br />
Evet, peygamberlik görevi sadece Kur’ân’ı getirmekle bitmez; onu açıklamak, izah etmek ve nasıl tatbik edileceğini göstermek, onun görev sınırları içindedir. Meselâ şu âyetler onun İlâhî görevlerinden bir kısmını belirtiyor:<br />
[stextbox id=&#8217;info&#8217;]<strong>“Hak dini onlara açıklasın diye, her peygamberi biz kendi kavminin lisanıyla gönderdik.”</strong><em>(İbrahim,14/4)</em>[/stextbox]
[stextbox id=&#8217;info&#8217;]<strong>“O kimseler ki, yanlarındaki Tevrat ve İncil’de vasıflarını yazılı buldukları ümmî peygamber olan Resulullaha uyarlar. O peygamber ise kendilerini iyiliğe sevk edip kötülükten sakındırır; temiz ve güzel nimetleri onlara helâl, habis olanları ise haram kılar; daha önce kendilerine yüklediğimiz ağır yükleri ve üzerlerindeki bağları onlardan kaldırır. İşte ona îmân eden, ona hürmet eden, düşmanlarına karşı ona yardımda bulunan ve onunla indirilmiş olan nûra uyanlar, kurtuluşa erenlerin tâ kendisidir.”</strong><em>(A&#8217;raf, 7/157)</em>[/stextbox]
[stextbox id=&#8217;info&#8217;]<strong>“Allah ve Resulü bir meselede hükmünü verdiği zaman, bir mü’min erkeğin yahut bir mü’min kadının artık işlerinde başka bir yolu seçme hakkı yoktur. Kim Allah’a ve Resulüne isyan ederse, apaçık bir sapıklığa düşmüştür.”</strong><em>(Ahzab, 33/36)</em>[/stextbox]
[stextbox id=&#8217;info&#8217;]<strong>“Hayır! Rabbine and olsun ki, onlar, aralarındaki anlaşmazlıklar için senin hükmüne müracaat edip, sonra da verdiğin hükme gönüllerinde hiçbir sıkıntı duymaksızın tam bir teslimiyetle râzı olup uymadıkça iman etmiş olmazlar.”</strong><em>(Nisa, 4/65)</em>[/stextbox]
[stextbox id=&#8217;info&#8217;]<strong>“Peygambere itaat eden Allah’a itaat etmiş olur. Kim bundan yüz çevirirse, seni öylelerinin üzerine muhâfız olarak göndermedik; sen ancak doğru yolu gösterip tebliğ etmekle mükellefsin.”</strong><em>(Nisa, 4/80)</em>[/stextbox]
[stextbox id=&#8217;info&#8217;]<strong>“Peygamber size ne emretmişse alın, neyi yasaklamışsa ondan da kaçının. Allah’tan korkun. Muhakkak ki Allah’ın azâbı pek şiddetlidir.”</strong><em>(Haşir, 59/7)</em>[/stextbox]
[stextbox id=&#8217;info&#8217;]<strong>“De ki: Eğer Allah’ı seviyorsanız bana uyun ki Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın. Allah çok bağışlayıcı, çok merhamet edicidir.”</strong><em>(Âl-i İmran, 3/31)</em>[/stextbox]
Evet, buna benzer âyetler Peygamberimizin (asm) görevini, sadece Kur’ân’ı insanlara getirmekle sınırlı olmadığını belirtiyor.<em> Bunu biraz açabilir miyiz?</em><br />
<strong>1. Efendimizin (asm) bir görevi özet şeklinde olan âyetleri açıklamaktır:</strong>Meselâ Kur’ân <strong>“Namaz kılın” </strong>diyor, ama namaz nasıl kılınacak? <strong>“Rükû ve sücud yapın”</strong> diyor, ama rükû ve sücud nasıl yapılacak, teferruat vermiyor. Kıyam nasıl yapılacak, ayrıntı yok. İşte Peygamberimiz (asm) <strong>“Ben nasıl namaz kılıyorsam öyle kılın”</strong> diyerek âyet-i kerimeyi şekil ve muhteva olarak açıklıyor ve nasıl tatbik edilebileceğini gösteriyor. Namaz, oruç, zekât, hac gibi Kur’ân-ı Kerimde mücmel (özet) olarak gelip açıklanmayan emirleri Peygamberimiz açıklıyor.<br />
<strong>2. Efendimizin görevleri arasında, anlaşılması zor olan âyetleri açıklamak da vardır.</strong><br />
Meselâ âyet-i kerîmede,<br />
[stextbox id=&#8217;info&#8217;]<strong>“Onlara karşı gücünüzün yettiği her türlü kuvveti ve cihad için ayrılıp eğitilmiş atları hazır tutun ki, onunla Allah’ın ve sizin düşmanlarınızı ve bunlardan başka sizin bilemediğiniz, fakat Allah’ın bildiği düşmanlarınızı korkutasınız.”</strong><em> (Enfâl, 8/60)</em>[/stextbox]
buyuruluyor. Bu âyette <strong>“Kuvvet ve savaş atlarını hazır bulundurun.”</strong> tabiri geçiyor. Sahabe Peygamberimize sormuş: <strong>“Kuvvet nedir?”</strong> Peygamberimiz (asm), <strong>“Bilin, kuvvet atmaktır, kuvvet atmaktır, kuvvet atmaktır.” </strong>diye üç defa tekrar etmiştir. Her devrin değişen atma vasıtalarına süratle, vakit kaybetmeden ayak uydurmamızı emir buyurmuştur.<br />
<strong>3. </strong>Sonra Kur’ân-ı Kerimin mutlak ve âm (sınırsız ve genel ifadeli olan) âyetlerini takyitle tahsis ediyor, yani onlara sınır getiriyor. Meselâ,<br />
[stextbox id=&#8217;info&#8217;]<strong>“Allah alışverişi helâl, faizi ise haram kıldı.”</strong><em>(Bakara, 2/275)</em>[/stextbox]
buyuruyor. Bu âyet-i kerîmeye göre her şeyin alışverişi helâldir. Ama Peygamberimiz (asm) buna bir sınır getirerek domuzun ve içkinin alışverişini yasaklamıştır. Demek meşru alışverişin sınırlarını bu şekilde açıklamış oluyor.<br />
Diğer bir örnek ise şu âyet-i kerimedir:<br />
[stextbox id=&#8217;info&#8217;]<strong>“İman eden ve imanlarına zulüm bulaştırmamış olanlar, korkudan emin olmak işte onların hakkıdır ve doğru yola eriştirilenler de onlardır.”</strong><em>(En&#8217;am, 6/82)</em>[/stextbox]
Sahabe bu âyet gelince telâşlanıp Peygamberimize sormuş:<em> “Hepimiz nefsimize zulmediyoruz. Yâ Resulallah, bizde zulme düşmeyen var mı?” </em>Peygamber (asm.) <strong>“Şirk pek büyük bir zulümdür.”</strong> âyetini hatırlatarak, buradaki <strong>zulmün şirk olduğunu</strong> açıklamıştır. Dolayısıyla bu neviden olan <strong>Kur’ân-ı Kerim&#8217;deki anlaşılması zor olan âyetleri Peygamberimiz (asm) açıklıyor.</strong><br />
<strong>4. Sonra Kur’ân’da olan meseleler ayrıca Peygamberimiz (asm) tarafından tekraren teyit ve te’kid edilmiştir.</strong> Böylece onun daha iyi anlaşılması sağlanmıştır. Bu da bu sadette söylenebilir.<br />
<strong>5. Peygamberimizin bir de şâri’ yönü, yani, Kur’ân’da olmayan hükümleri koyma yetkisi var.</strong> Meselâ, yiyeceklerden haram olanların isimleri iki âyet-i kerimede belirtilir. Ama onların hiçbirisinde eşek eti geçmez. Peygamberimiz (asm) Hayber Seferi sırasında, ehlî (evcil) eşek etini haram etmiştir.<br />
<strong><em>&#8211; Bunlar niçin Kur’ân’da açıklanmamış da Peygamberimize bırakılmıştır?</em></strong><br />
Kur’ân bütün teferruatı verseydi ciltlerle dolu bir kitap olurdu. Halbuki bu da Kur’ân’dan istifademizi zorlaştırır. Bu bakımdan meselelerin bir kısmının açıklamasını Peygamberimize bırakmıştır. Peygamberimize bıraktırmasının da ayrıca birtakım maslahatları var. Çünkü birtakım meseleler zaman içerisinde neshedilmiş, yürürlükten kalkmıştır.<br />
Hem hadislerin bir kısmı bize zayıf hadisler şeklinde gelmiştir. Bu zayıf hadislerle amel ihtilâf getirmiştir. İhtilâf ise ümmet için rahmettir. Halbuki Kur’ân-ı Kerim&#8217;de kesin olarak bütün bu meseleleri zikretmiş olsaydı, orada ihtilâf etme şartımız azalırdı. Dinimizin gelişen zamana ve toplum şartlarına göre esnekliği azalabilirdi. Halbuki dinimizin üstün bir yönü -kanatimce- zamana ve zemine göre yeni yorumlara imkân tanımasıdır. Bu güzel birşeydir.<br />
Hattâ dahası var; Peygamberimiz (asm) de âlimlere bir marj bırakmıştır. Dinimizin güzelliği bu. Âlimler Kur’ân-ı Kerim ve Sünnetten hareketle hüküm koymada birtakım temel kaideler belirtmiş ve usul koymuştur. Âlimler bu usullerle yeni meseleleri yoruma kavuşturuyor. Böylece başka şeriata ve kültür sistemine ihtiyaç hasıl olmadan, kanun alma ihtiyacı duymadan yeni şartlara göre kanunlarımızı kendimiz koyabiliyoruz. Nitekim Osmanlının son dönemlerine kadar bütün ortaya çıkan yeni ihtiyaçlarımız kendi değerlerimiz çerçevesinde kanunlaştırılmış, Kur’ân ve Sünnetten çıkartılmıştır.<br />
<strong>Halkımız hadislerle Kur’ân-ı Kerimi nasıl öğrenecek?</strong> Meselâ Yâsin Sûresini hepimiz çok okuyoruz. “Peygamberimiz acaba bu sûreyi nasıl tefsir etmiş” diye öğrenmek istesek, bunu nereden bulacağız. Bir usulü, yöntemi var mı bunun?<br />
Öncelikle Kur’ân, Kur’ân ile tefsir edilir. Çünkü bir âyet diğer bir âyeti açıklar. Bir konu bir yerde bir yönü anlatılır, diğer bir yerde diğer bir yönü anlatılır ve hakeza. Fakat Peygamberimizin de Kur’ân’la ilgili çokça tefsiri vardır. Buharî’nin en geniş bölümlerinden birisi Tefsir’dir. Tirmizî’nin en geniş bölümlerinden birisi yine Tefsir bölümüdür. Kaldı ki Buharî ve Tirmizî’de yer almayan tefsire müteallik hadisler, başka kaynaklarımızda verilmiştir.<br />
Ben bazan matematiği uygulayarak diyorum ki: <strong>bir doğru iki noktadan geçer. </strong>Aynı şekilde Kur’ân-ı Kerimden çıkaracağımız bir mânâda Kur’ân-ı Kerim çıkış noktasıdır. İkinci bir nokta olarak Hadise atıf yapmazsak, o zaman o tek noktadan binlerce görüş çıkabilir. Halbuki din nedir? Tevhid, birlik, beraberlik dinidir. O âyetten herkes kendi kafasına göre bir yorum değil, gerçeğe uygun yorum çıkaracaktır. Acaba Peygamber (asm) ne demiştir, ona bakacağız. Peygamber sözlerinde yoksa, acaba Sahabe ne demiştir, Tabiîn ne demiştir, Etbeuttabiîn ne demiştir, onlara bakacağız. Onlar Kur’ân’ı aslına uygun şekilde anlama şansına bizden daha çok sahipti.<br />
<em><strong>&#8211; Hadislere ne derece güvenilir?</strong></em><br />
Hadislere güvenmemek için bir sebep yok. Daha önce de belirttiğimiz gibi, Kur’ân-ı Kerim insanları Peygamberimize (asm) yöneltiyor, <strong>“Onun getirdiğini alın, onun yasakladıklarından kaçının” </strong>diyor. Yani Kur’ân ikinci bir kaynağı olarak devamlı şekilde Peygamberimizi nazara veriyor.<br />
İkincisi Peygamberimiz (asm) kendisini öne sürüyor, Sünnetine dikkat çekiyor ve Sünnetle bu işin yürüyeceğini Peygamber Efendimiz (asm) ifade ediyor. Meselâ Peygamberimiz Hz. Muaz’ı Yemen’e gönderiyor.<strong> “Orada ne ile amel edeceksin?”</strong> diyor. Hz. Muaz <strong>“Kur’ân’la amel edeceğim.”</strong> diyor. <strong>“Kur’ân’da bulamazsan?”</strong> diye soruyor Peygamberimiz.<strong> “Sizin sünnetinizle,”</strong> diyor Hz. Muaz. <strong>“Sizin sünnetinizde bulamazsam, içtihadımla” </strong>diyor. Peygamberimiz (asm) bundan çok memnun kalıyor. İslâm ulemasının hepsinin elinde delildir bu hadis. İçtihadın gerekli olması hususunda, Sünnetin delil olması hususunda bu delildir. Dolayısıyla Resulullahın sağlığında Sahabe ikinci kaynak olarak hadisi bilmektedir.<br />
Hz. Ömer anlatıyor: “Ben emsalim bir kardeşimle münavebe yaptım. Bir gün o tarlaya gidiyor tarla işlerini yürütüyor, ben Resulullaha gidiyorum, orada Resulullahı dinliyorum. Akşam gelince emsalim olan kardeşime o gün Resulullahtan gördüğümü, duyduğumu anlatıyorum. Ertesi gün ben tarlaya gidiyorum, emsalim kardeşim Resulullahı takibe gidiyor, duyduğunu, gördüğünü akşam bana anlatıyor. Böylece Peygamberimizi her gün yakından takip etme fırsatı buluyoruz.”<br />
Bir Sahabî diyor ki: “Ben Resulullahtan her duyduğumu yazardım. Bana dediler ki, ‘Resulullah da bir insandır. Bazan öfkeli halde konuşur, bazan sükûn halinde konuşur. Herşeyini yazmak doğru değildir.’ Bunun üzerine vazgeçtim. Ama duyduklarım aklımda kalmaz hale geldi. Onun için yine Peygambere gidip durumu anlattım. ‘Yâ Resulallah, senden güzel şeyler işitiyor ve bunları yazıyordum. Fakat Ensar böyle böyle söyledi. Bunun üzerine vazgeçtim. Ama şimdi yazmayınca da rahatsızım, ne yapayım?’ dedim. Resulullah mübarek ağzını göstererek <strong>‘Bundan haktan başka birşey çıkmaz, yaz’</strong> buyurdu.”<br />
Yine Resulullaha uğrayanlar oluyor ve hafızalarından şikâyet ediyorlar. Peygamberimiz onlara <strong>“Sağ elini yardıma çağır.” </strong>buyuruyor, yazmalarını söylüyor.<br />
Bir başka şey daha söyleyeyim. Enes (r.a.) çok hadis rivayet edenlerin arasında yer alır ve Müksirûn denilen yedi kişiden biridir. Müstedrek’te rastladığım bir hadiste Hz. Enes diyor ki: <strong>“Ben Resulullah&#8217;tan gündüzleri hadis yazar, geceleri tashih etmesi için ona okurdum.” </strong>Yani, Peygamberimiz (asm) onun yazdıklarını düzeltiveriyor. Ondan sonra hadis ilminde talebelerin öğrendiği hadisleri hocalara götürüp okuması, arz etmesi söz konusu olmuştur. Talebe yazdığını, ezberlediğini hocanın önünde okur, hoca onu tashih ederdi ve öyle icazet alınırdı.<br />
<em><strong>&#8211; Bütün hadislere Kur’ân tefsiridir diyebilir miyiz?</strong></em><br />
Evet. Peygamberimiz (a.s.m.) yaşayışı ile Kur’ân-ı Kerimi pratiğe dökmüştür. Dolayısıyla Kur’ân’ın insanlardan istediği ideal hayat tarzı ve şekli Peygamberimiz (asm)&#8217;de kendini göstermektedir. Bunu eğer kulluk noktasından ele alırsak, Allah’a karşı kulluğumuzun nasıl olması gerektiğini en mükemmel şekilde Peygamberimiz (asm) göstermiştir. İbadetlerin hepsini Peygamberimiz en mükemmel şekilde yerine getirmiştir. Peygamberimizin kulluğu, Kur’ân-ı Kerim&#8217;in bizden istediği kulluğun en mükemmel şeklidir, bütün yönleriyle. Beşerî münasebetler de öyle. İnsanlarla ve komşularıyla olan münasebetlerinde en güzel örnekleri göstermiştir. Karı koca münasebetlerinde en güzel karı koca münasebetlerini ortaya koymuştur. Çocuk terbiyesinde, çocuklara karşı nasıl davranılması gerektiğini göstermiştir.<br />
Demek ki Peygamberimiz (a.s.m.) bütün hayatının her safhasında, her kesitinde, her karesinde en güzel örnek olarak Kur’ân-ı Kerim&#8217;in idealini temsil etmiştir, yaşamıştır, göstermiştir. Müslümanlar bunu imkânları nispetinde aynen Peygamber (asm)&#8217;den alabilirler. Bir hadiste Hz. Ayşe Peygamberimiz ahlakını<strong>“Onun ahlâkı Kur’ân ahlâkıydı.”</strong> diye ifade ediyor. Dolayısıyla Peygamberimiz (asm) ahlâk yönüyle de Kur’ân-ı Kerim&#8217;in ahlâkını şerh etmiştir, açıklamıştır. Belki hepsini kelama dökmemiştir, ama fiile dökmüştür. Onun her sözü, her fiili ve her davranışı, Kur’ân-ı Kerim&#8217;in ruhunun tefsiridir.<br />
<strong>Diğer yandan, eski milletlerle ilgili kıssalara da açıklama getirmiştir. </strong>Hz. İbrahim (as)’in bazı Kur’ân’da olmayan meselelerini Peygamberimiz (asm)&#8217;in hadislerinde bulabiliyoruz. Demek ki, Kur’ân’ın temas ettiği, insanlığa getirmek istediği, vermek istediği, hukuk olsun, ahlâk olsun, yaşayış tarzı olsun, bütün derslerin hepsini Peygamberimiz (asm)&#8217;in hayatında, bazan sözleriyle, bazan fiilleriyle, bazan tahlilleriyle bulabiliyoruz.<br />
Şimdi Kur’ân-ı Kerim&#8217;de <strong>“Yiyin, için, israf etmeyin&#8230;”</strong> buyuruluyor. Başka bir âyette de, tebziri yasaklıyor. <strong>tebzir,</strong> israfın kardeşidir. Şimdi bu iki âyeti daha iyi anlamak için Peygamberimizin uygulamasına bakalım:<br />
Efendimiz (asm) israfa gayet net bir sınırlama getirmiştir ki, bunun en canlı örneği abdesttir. Abdest alırken suyu israf etmemek için ölçülü kullanırdı. Üç avuç suyla organları yıkamayı emir buyurmuştur. Fazlası mekruhtur. Bu miktarla sınırlamış Peygamberimiz (asm). Sahabe şaşırıyor ve diyor: “Yâ Resulallah, suyun tasarrufu için mi?” “Hayır,” diyor Peygamberimiz. <strong>“Nehir kenarında olsan bile organlarını üçer defa yıkayacaksın.”</strong><br />
Ben hadislerde gördüm, Ebu ed-Derdâ’dan gelen bir rivayet: “Bir gün Peygamberimiz bir yere giderken nehre rastlamış. Oradan bir kap su getirmişler Peygamberimize. O da onunla abdest almış ve bir miktar su artmış. Biz olsak o suyu şöyle etrafa serpiveririz. Halbuki Peygamberimiz (asm) buyuruyor ki:<br />
<strong>&#8220;Gidin, bunu nehre boşaltın. Ola ki ileride bir canlının kursağına gıda olur.”</strong><br />
Bir de, fazla yesek, fazla konuşsak, zamanımızı boş yere geçirsek, israf yapmış oluruz. Bunlar da bizim <strong>geri gelmeyecek israflarımız.</strong> Veya bir kibrit çöpünün yakılması da israftır. Bunlar da mekruhtur. Günde beş defa abdest alırken suyun israf edilmemesiyle, tabiata karşı saygı dersi verilmiştir. İsrafın hayatın diğer alanlarında da ciddî bir mesele olduğu, abdest örneğiyle ders veriliyor.<br />
Şimdi, <strong>“İsraf etmeyiniz”</strong> âyet-i kerimesinin açıklanmasına bakınız. Demek âyet-i kerimeyi okuduğumuz zaman bu âyetlerin hadis-i şeriflerde nasıl açıklandığına bakmamız lâzım. Hadis kültürümüz ne kadar geniş olursa Kur’ân-ı Kerimi o nisbette anlamış oluruz.<br />
Ben sonuç itibarıyla şöyle bir şey söyleyebilir miyim? Kur’an-ı Kerim&#8217;den bir ayet okuduğumuz zaman, bunun anlamını meallerden ve tefsirlerden öğrenmeye çalışacağız. Ancak bununla yetinmeyeceğiz, hadis kültürümüzü çoğaltacağız. Bol miktarda hadis öğrenerek bunlarla hayatımızı şekillendireceğiz. Bu şekilde Kur’ân’ı okuduğumuzda onun anlamını Efendimizden bizzat öğrenmiş gibi olacağız.<br />
İşte bunu anlayan âlimlerimiz, meselâ Taberî, bir âyetle ilgili aklına ne kadar hadis gelmişse hepsini yazmıştır. Taberî tefsirinde çok hadis naklediyor diye bazıları tenkit bile etmiş. Kırk ciltlik tefsirinin büyük bir bölümü hadislerle doludur. Ama hadislere baktığımız zaman, âyetleri daha iyi anlıyoruz. Çünkü hadisin verdiği nur başka, kendi tefekkürümüzle çıkartacağımız mânâ başka. Benim görüşüm,<strong> Kur’an-ı Kerimi hadislerle anlamaya yönelmek en güzeli.</strong><br />
<strong>HADÎSLERİN YAZILMASINA İZİN VEREN RİVAYETLER</strong><br />
Hadîslerin yazılmasına ruhsat veren, yazıldığını gösteren rivayetler çoktur. Bunlardan biri, yazdığı hadîsler, kitap halinde sonraki nesillere intikal eden Abdullah İbnu Amr (radıyallahu anh) &#8216;a aittir. Der ki:<br />
“Ben Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselam) &#8216;den işittiğim şeyleri, ezberlemek arzusuyla yazıyordum. Kureyş beni menederek: <em>&#8216;Sen Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)&#8217;dan her duyduğunu yazıyorsun, halbuki Resûlullah (aleyhissalâtu vesselam) bir insandır, öfke ve rıza, her iki hâlde de konuşur.&#8217;</em>dediler. Bunun üzerine yazmaktan vazgeçtim. Ancak durumu da Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselam)&#8221;e arzettim. Resûlullah (aleyhissalâtu vesselam) parmağıyla mübarek ağızlarına işaret buyurarak:<strong> </strong><br />
<strong>&#8216;Yaz,  Nefsimi elinde tutan Allah&#8217;a kasem ederim, buradan haktan başka bir şey çıkmaz.&#8217; </strong>dedi.&#8221;<br />
Abdullah İbnu Amr (radıyallahu anh)&#8217;ın sistemli şekilde hadîs yazdığını te&#8217;yid eden bir rivayet Ebu Hüreyre (radıyallahu anh)&#8217;ye aittir ve üstelik Buhâri&#8217;de kaydedilmiş bulunmaktadır. Ebu Hüreyre (radıyallahu anh) şöyle buyurur:<br />
<strong>&#8220;Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselam)&#8217;den çok hadîs (bilmede) Abdullah İbnu Amr hâriç, bana yetişen yoktur. O, beni geçer, zira o yazardı, ben ise yazmazdım.&#8221;</strong><br />
Hadîslerin yazılması hususunda ruhsat ifade eden rivayetler bundan ibaret değildir. Hafızasından şikâyet edenlere Resûlullah (aleyhissalâtu vesselam)ın: <strong>&#8220;Sağ elinizi yardıma çağırın&#8221;, &#8220;İlmi yazı ile bağlayın&#8221; </strong>gibi tavsiyeleri, bazı konuşmaların yazılı metnini isteyenlere yazılı verilmesi, hepsi de hadîsten ibaret olan uzunluğu birkaç satırdan bir kaç sayfaya ulaşan ve sayısı üç yüzü bulan pek çok &#8220;mektup (yani yazılı vesika)&#8221; ların varlığı Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm)&#8217;in, hadîslerin yazılması hususundaki ruhsatına yeterli delillerdir. Sadece mektuplar değerlendirilse bile Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm)&#8217;in Kur&#8217;ân&#8217;dan başka bir şeyin yazılmasına sistematik, ısrarlı bir muhalefette bulunmadığı, tam tersine, medenî hayatta yazının geniş çapta kullanılmasına büyük ehemmiyet verdiği anlaşılır.<br />
<strong>EBU HÜREYRE&#8217;NİN SAHİFE-İ SAHÎHA&#8217;SI:</strong><br />
Bazı rivayetler Ebu Hüreyre (radıyallahu anh)&#8217;nin, Resûlullah (aleyhissalâtu vesselam)&#8217;dan işittiği hadîslerini yazdığını ifâde etmektedir. Bu sahifenin ismi <strong>Sahife-i Sahîha</strong>&#8216;dır. El-Hasan İbnu Amr İbnu Umeyye ed-Damri anlatıyor: &#8220;Uz. Ebu Hüreyre (radıyallahu anh)&#8217;nin yanında bir hadîs rivayet ettim. Ancak o : &#8221; &#8216;Böyle bir hadîs yok&#8221; diye inkâr etti. Bunu kendisinden işittiğimi söyledim. O vakit: &#8220;Bunu benden işitmişsen o bende yazılıdır&#8221; dedi ve elimden tutarak beni evine götürdü. Orada bana Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm) &#8216;in hadîslerinin yazılı bulunduğu pek çok kitap &#8216; &#8216;kütüben kesireten&#8221; gösterdi. Rivayet ettiğim hadîsi burada buldu ve:<strong> &#8220;Ben sana demedim mi? Eğer ben bir hadîs rivayet etti isem. o, yanımda yazılı olarak mevcuttur. &#8220;</strong> dedi.<br />
<strong>HADİSLERİN TOPLANMASI:</strong><br />
Hadîs tarihinin ikinci mühim devresini<strong> &#8220;tedvinü&#8217;s-sünne&#8221; </strong>dediğimiz çalışmalar teşkil eder. Zaman olarak ikinci hicrî asrı içine alır.<br />
<em><strong>&#8211; TEDVÎN NEDİR?</strong></em><br />
<strong>Tedvin,</strong> lügat olarak cem edip kitap hâline koymak mânasına gelir. Bir hadîs ıstılahı olarak, hadîslerin resmen yazılıp kitap haline konması demektir. Burada &#8220;resmen&#8221; tabirinin bilhassa ehemmiyeti var. Zira, önceki bahislerde de görüldüğü üzere, hadîslerin yazılması, ferdi ve hususî olarak Resûlullah (aleyhissalâtu vesselam) devrinde başlamış bir faaliyettir. Hatta bizzat RASÜLULLAH (aleyhissalâtu vesselam) tarafından pek çok yazılı vesîka bırakılmıştır ve hepsine de &#8220;sünnet&#8221; denilmektedir.<br />
Ama bunların hiçbiri tedvin kelimesiyle ifade edilen <strong>&#8220;yazma&#8221;</strong> işine girmez. Çünkü tedvînde hadîslerin tamamının yazılması söz konusudur. Öyle ise <strong>tedvîn</strong>in daha mükemmel bir tarifini: <strong>&#8220;Hadîslerin hepsine şâmil olan ve devlet eliyle yürütülen ikinci hicrî asırdaki yazma faaliyetidir.&#8221;</strong> şeklinde yapabiliriz.<br />
<em><strong>&#8211; TEDVİN NASIL BAŞLADI?</strong></em><br />
<strong>Tedvîn işi,</strong> Emevi halifelerinden <strong>Ömer İbnu Abdilaziz</strong>&#8216;le başlar. Dindarlığı ve Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)&#8217;ın sünnetine düşkünlüğü ile meşhur olan Ömer İbnu Abdilaziz (rahimehulllah), sünneti bilen Ashab neslinin, arkadan da büyük alimlerin çeşitli sebeplerle birer birer hayattan çekilmelerini görerek hadîsin kaybolacağından endişe eder. Tehlikeyi önlemek için her tarafdaki mevcut âlimleri hadîslerin yazılması işine sevk etmeyi düşünür. Bu maksatla, halife sıfatıyla valilere emirler, tamimler gönderir.<br />
Ömer İbnu Abdilaziz&#8217;in gönderdiği bu mektuplardan bir tanesinin metni Buhârî&#8217;de mevcuttur. Bu, Medine valisi Ebu Bekr İbnu Hazm&#8217;a gönderilen mektuptur:<br />
<em>“Beldende Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselam) &#8216;le ilgili rivayetleri araştır, topla ve yaz. Ben ilmin (hadîslerin) yok olmasından ve âlimlerin tükenmesinden korkuyorum. Bu iş yapılırken sâdece Resûlullah (aleyhissalâtu vesselam)&#8217;in sünneti kabul edilsin. Âlimler mescid gibi herkese açık ve malum yerlerde oturup tedrisatta bulunarak ilmi yaysınlar, bilmeyenlere öğretsinler. Zira ilim gizli kalmadıkça yok olmaz.&#8221;</em><br />
İbnu Sa&#8217;d&#8217;ın kaydettiği rivayette Ömer İbnu Abdilaziz (rahimehullah) İbnu Hazm&#8217;a yazdığı mektupta şu ziyadede bulunmuştur:<br />
<strong>&#8220;&#8230;.câri, bilinen bir sünnet veya Amra bintu Abdirrahmân&#8217;ın rivayetleri kabul edilsin&#8230;&#8221;</strong><br />
Dârimi&#8217;nın rivayetinde şu ziyâde mevcut:<br />
<strong>“Sizce (veya bölgenizde) Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselam) &#8216;den sabit ve sahih olan rivayetlerle Hz. Ömer&#8217;den sabit olan rivayetleri yaz.&#8221;</strong><br />
Ebu Nuaym&#8217;m Târîhu İsfehan&#8217;da kaydettiğine göre Ömer İbnu Abdilaziz, mektubu, bütün İslâm beldelerine göndermiştir.<br />
Şu halde tedvin işinden bahseden muhtelif rivayetleri göz önüne alarak konu hakkında daha bütün bir fikre varabilmekteyiz.<br />
Hadîslerin tedvininde Halîfe Ömer İbnu Abdilaziz&#8217;in bu teşebbüsünü takdir edebilmek için; Tedvin&#8217;de en büyük hizmeti geçen ve bu faaliyete ismini veren Muhammed İbnu Şihâb ez-Zührf&#8217;nin şu itirafını bir kere daha kaydetmek ister:<br />
<em>“Bizi bu ümera (idareciler) mecbur edinceye kadar ilmin yazılmasını uygun bulmuyorduk. (Ümerânın müdâhale ve icbarıyla bu işe girişince) hiçbir Müslümanı yazmaktan men etmemek gerektiğine inandık.&#8221;</em><br />
<strong>HADİSLERİN TOPLANMASINA SEVKEDEN SEBEPLER</strong><br />
Hadîslerin yazılıp kitaplar halinde bir yerde toplanmasına sevkeden gerçek âmilleri daha yakından görmekte fayda var:<br />
<strong>1.</strong> Alimlerin ittifakıyla bunlardan biri, Ömer İbnu Abdilazîz&#8217;in mektubunda da ifâde edilen husustur: <strong>Ulemânın inkırazı ile hadîslerin yok olma endişesi:</strong> Bu gerçekten mühim bir husustur. Her ne kadar hadîsler ferdî olarak yazılıyor idiyse de çoğunlukla &#8220;Ezberlenmek için&#8221; yazılıyordu ve ezberlenince yakılıyordu veya ölürken, kendisinden yazılanların imhası tavsiye ediliyordu. Yukarıda Zühri’den kaydettiğimiz rivayet bile, hadîslerin yazılması hususunda, ilmî çevrelerdeki tereddüdü anlamaya kâfidir.<br />
Üstelik bu dönem, siyasî çalkantıların, iç kargaşaların sıkça görüldüğü bir devredir. 95. hicrî yılında <strong>Haccâc-ı Zâlim</strong> tarafından öldürülen, devrin meşhur muhaddisi <strong>Said İbnu Cübeyr</strong>&#8216;in kaybı bile Ömer İbnu Abdilaziz&#8217;i &#8220;hadîsler kaybolacak&#8221; diye korkutmaya yeterli bir hâdisedir. Kaldı ki, aynı hâdiseler Talk İbnu Habîb&#8217;in ölümüne sebep olur, meşhurlardan Mücâhid kıl payı idamdan kurtulursa da hapse atılır.<br />
<strong>2.</strong> Ömer İbnu Abdilaziz&#8217;in mektubuna açık bir şekilde aksetmemiş olsa bile, tedvine sevkeden ikinci mühim âmil, siyasî ve mezhebi ihtilaflar sebebiyle hadîs uydurma faaliyetlerinin artmasıdır. Bu hususu, Zührî (rahimehullah)&#8217;in şu sözleri tevsik ve teyîd eder:<br />
<em>&#8220;Eğer şark cihetinden gelen ve nezdimizde meçhul ve merdûd olan hadîsler olmasaydı, ne tek hadîs yazardım ne de yazılmasına izin verirdim.&#8221;</em><br />
<strong>Suyûtî Hazretleri,</strong> hadîs uydurma faaliyetlerinin tedvindeki rolüne şöyle parmak basmıştır:<br />
<em>&#8220;Ulemanın çeşitli beldelere dağıtıldığı, Haricîlerin ve RâfızîIerin uydurma ve bidatlarının çoğaldığı bir vakitte, sünnet. Sahabe &#8216;nin akvâli ve fâbiî&#8217;nin fetvalarıyla karışık olarak tedvin edildi.&#8221;</em><br />
<strong>TEDVÎN&#8217;İN CEREYAN TARZI:</strong><br />
Rivayetler, Ömer İbnu Abdilazîz&#8217;in, meseleyi bir tamimle bırakmayıp, tedvîn çalışmalarını titizlikle takip ettiğini göstermektedir. Meselâ merkezde, bu işte çalışacak, hususî katipler tutulmuştur. Söz gelimi Hişâm İbnu Abdilmelik, Zühri&#8217;nin emrine iki kâtip vermiştir. Bunlar tam bir yıl boyu Zührî&#8217;nin hadîslerini yazmışlardır.<br />
Tedvin faaliyetlerine, halife Ömer İbnu Abdilazîz (rahimehullah) bizzat katılmış, elinde defter kalem namazlara devam etmiş, namazlardan sonra teşkil edilen ders halkalarına oturarak Avn İbnu Abdillah&#8217;dan, Yezîb İbnu&#8217;r-Rakkâşî&#8217;den hadîs yazmıştır.<br />
Tedvin sırasında, sâdece Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)&#8217;a nisbet edilen rivayetler değil, Sahabe hazerâtından ve Tâbiîn&#8217;den rivayet edilen<strong> âsâr</strong> da bâzı muhaddislerce<strong> &#8220;sünnet&#8221; </strong>mefhumuna dâhil edilerek yazılmıştır.<br />
Halife&#8217;nin emriyle taşrada yazılan hadîsler defterler hâlinde merkeze gönderilmekte, orada çoğaltılarak tekrar İslâm beldelerine yollanmaktaydı. Bu mühim hususu tevsik eden bir rivayet Zührî&#8217;den gelmektedir:<br />
<em>&#8220;Ömer İbnu Abdilaziz (rahimehullah) Sünnet&#8217;in cem edilmesini emretti. Biz de onu defter defter yazdık. Ömer İbnu Abdilazîz (rahimehullah) üzerinde hâkimiyeti bulunan her bir yere bunlardan bir defter yolladı.&#8221;</em><br />
Bu yollanan defterlerin, merkezdeki aslî nüshalardan çoğaltılan tâli nüshalar olduğu muhakkaktır.<br />
Bazı rivayetler, merkezde toplanan hadîslerin, ulemâ nezâretinde belli bir kontroldan geçirildiğini ifâde etmektedir: Ebu&#8217;z-Zinâd Abdullah İbnu&#8217;z-Zekvân anlatıyor: &#8220;Ömer İbnu Abdilazîz&#8217;in fükahâyı topladığını gördüm. Ulema ona pek çok sünnet toplamıştı. (Bunları fukahâ ile birlikte okuyor) kendisiyle amel olunmayan bir sünnet zikredilince: &#8220;Bu fazladandır, üzerine amel yoktur.&#8221; diyordu.&#8221;<br />
Yukarıda, merkezden taşraya gönderildiği belirtilen nüshaların bu kontrol muamelesinden sonra istinsah edilmiş olabileceği söylenebilir.<br />
<strong>Tedvin</strong> faaliyetlerinin mühim bir hususiyeti, hadîslerin, sünen, sahîh veya müsned gibi herhangi bir tasnîf tarzında yazılmamış olmasıdır. Burada hadîsleri yazıya geçirmek, yazı ile tesbît etmek esas alınmıştır, şu veya bu tarzda şu veya bu maksada uygun olması değil. Bu sebeple, merfiı, mevkut ve maktu rivayetler sahîhi, baseni ve zayıfıyla birlikte iç içe, yan yana yazılmıştır. Bunların temyîz ve tanzimi müteakip asırda tebvîb devrî&#8217;nde ele alınacaktır.<br />
<strong>EBU BEKR İBNU HAZM&#8217;İN ROLÜ:</strong><br />
Medine Valisi Ebu Bekr İbnu Hazm, devrinin büyük bir hadîs âlimi olmasına rağmen Ömer İbnu Abdilazîz&#8217;in emrine icabet ederek şahsen hadîs yazdığına dâir elimizde kayıt yoktur. O, vali sıfatıyla ulemâyı bu faaliyete icbar etmekle yetinmiş olabilir. Nitekim bu işi canıgönülden benimseyip birinci derecede rol oynayan Zühri, bir Medîne âlimidir ve Ebu Bekr İbnu Hazm&#8217;ın emriyle işe başlamış olması şüphe götürmeyen bir husustur.<br />
Tedvin işinin meyvesini tam olarak görmeye Ömer İbnu Abdilazîz&#8217;in ömrü vefa etmemiş olsa da onun devrinde tedvîn edilenlerin istinsah edilerek taşra vilâyetlere gönderilecek bir seviyeyi bulduğunu bizzat Zührî&#8217;den intikal eden bir rivayete istinaden az önce kaydettik. <strong>Bu sebeple İslâm âlimleri, ilk tedvîn işinin Ömer İbnu Abdilazîz (rahimehullâh) zamanında, birinci hicrî asrın son yıllarında ele alındığında ittifak ederler.</strong><br />
<em>İlave bilgi için tıklayınız:</em><br />
<em>&#8211; <a dir="ltr" href="https://www.google.com/url?q=http://www.sorularlaislamiyet.com/soru/197883/hadislerin-bir-cok-raviden-gectigini-dikkate-alirsak-hadislere-neden-guvenelim-ve-neden-hadis-inkarciligi-yapmayalim&amp;sa=U&amp;ei=wTFcUdW4HuuM7Aa_sYGIBw&amp;ved=0CCIQFjAJ&amp;client=internal-uds-cse&amp;usg=AFQjCNHNxJ98RLAUMm7NUxSHYko1U0GwHw" target="_top" rel="noopener noreferrer nofollow external" data-wpel-link="external">Hadislerin bir çok raviden geçtiğini dikkate alırsak, hadislere neden güvenelim?..</a></em><br />
<strong>* * * </strong><br />
<strong>Sünnet ve Hadislerin Bağlayıcılığı</strong><br />
Bu konuyu Kur’an-ı Kerim, hadis-i şerifler ve alimlerin görüşleri doğrultusunda ele alarak işleyeceğiz.<br />
<strong>1. Kur’an-ı Kerim:</strong> Hz. Peygamber (asm)’a Kur’an-ı Kerim dışında(1) vahiy geldiğini gösteren ayetler vardır.<br />
Bunlardan bazıları şunlardır:<br />
<strong>a.</strong> <strong>Kendi içinizden size ayetlerimizi okuyan, sizi kötülüklerden arındıran, size Kitab’ı ve Hikmet’i talim edip, bilmediklerinizi öğreten</strong>,(2) <strong>Allah’ın kendisine Kitab’ı ve Hikmet’i bildirdiği,</strong>(3) ifade edilen ayetlerde, Hz. Peygamber (asm)’a Kitab ile beraber bir de Hikmet’in verildiği anlaşılıyor.<br />
Atıf, ma’tufa hem benzerlik hem de muğayeretlik/aykırılık manasını taşımaktadır. Bu itibarla, Kitab’tan kasıt Kur’an-ı Kerim olduğuna göre Hikmet’in başka bir şey olması lazım. Bunun da sünnet olma ihtimali hepsinden önce gelir.(4) Atıftan ma’tufa olan farklılığı bu benzerlik noktası ise ikisinin de Allah’ın bildirmesiyle olmasıdır ki ikisinin de kaynağı vahiydir.(5)<br />
<strong>b. “Hatırlayın ki, Allah size iki taifeden birinin sizin olduğunu vaat ediyordu. Siz de kuvvetsiz olanın sizin olmasını istiyordunuz.”</strong>(6) ayetinde belirtilen vaat, önceden Müslümanlara verilmiş ama ne olduğu ayette bildirilmemiştir. Bu da başka bir vahiyle haber verildiğinin delilidir.<br />
<strong>c. “Peygamber, eşlerinden birine gizlice bir şey söylemişti. Fakat eşi bu sözü başkalarına haber verip, Allah da bunu Peygamber’e açıklayınca, Peygamber bir kısmını bildirip, bir kısmından da vazgeçmiştir. Peygamber bunu ona haber verince eşi, “Bunu sana kim bildirdi?” dedi. Peygamber, “Bilen, her şeyden haberdar olan Allah bana haber verdi” dedi.”</strong>(7) ayeti açıkça Kur’an dışında vahiy olduğunun delilidir. Zira verilen sırrın ifşasına dair bir açıklama Kur&#8217;an da olmadığı halde Hz.Peygamber (asm) bunu bilmektedir. Öyleyse bunu kendi kendine bilemeyeceğine ve Allah’ın bildirdiği ifade edildiğine göre, Kur&#8217;an içine girmemiş bir vahyin varlığı açıkça ortaya çıkmaktadır.<br />
<strong>2. Hadis-i şerifler:</strong><br />
<strong>a.</strong> Mikdad b. Ma’dikerib’in rivayetine göre Resulullah (asm), şöyle buyurmuştur: <strong>“&#8230;Bana Kitab ve onunla beraber onun gibisi verildi.”</strong>(8)<br />
<strong>b.</strong><strong> Kudsi Hadisler:</strong> (9) Bu tür hadislerde geçen, “Resulullah (asm), Rabbinden rivayet ettiği hadiste şöyle buyurdu”, “Resulullah’ın (asm), rivayet ettiği hadiste Allah Teala şöyle buyurdu” denilmesi ve hadislerin <strong>“Ey kullarım”</strong> diye başlaması Hz. Peygamber (asm)’e Kur’an dışında vahiy geldiğinin delillerindendir.<br />
<strong>c.</strong><strong>Cibril Hadisi:</strong> (10) diye bilinen meşhur hadise. Cebrail (a.s) beşer suretinde gelmiş ve bazı sualler sorarak cevap almış, Hz. Peygamber (asm) de ashabına, bunun Cebrail (a.s) olduğunu ve dini öğretmek için geldiğini bildirmiştir.<br />
<strong>d.</strong> Hz. Peygamber’in (asm), şüphesiz Rabbim Allah, bana vahyetti,(11) ben emrolundum, nehyolundum,(12) gibi ifadeleri ve Cebrail (a.s)’ın bazı şeyleri kendisine öğrettiğini bildirmesi de,(13) Kur’an dışında vahyin varlığına açık delillerindendir.(14)<br />
Ayrıca bir Yahudi’nin sorularına cevap veren Hz. Peygamber (asm)’in<strong> “Aslında bunları bilmiyordum. Ancak Allah onları bana bildirdi.”</strong>(15) buyurması da konuyu destekleyen diğer bir husustur.<br />
<strong>3. Alimlerin görüşleri:</strong><br />
Ashab-ı Kiram (r.a.) Peygamber Efendimiz (asm)’ın uygulamalarından, izahlarından ve ifadelerinden Kur&#8217;an dışında vahiy aldığını biliyorlardı. Bunu birçok defalar ifade etmişlerdir. Alimler de Kur&#8217;an, hadis ve ashabın ifadeleri doğrultusunda sünnetin kaynağı hakkında fikir ve beyanda bulunmuştur; hepsi olmasa bile sünnetin kaynağının vahye dayandığını ifade etmişlerdir.<br />
Hz. Aişe (r.a) validemiz, Hz. Hatice (ra) hakkında vahiy geldiğini ifade eder ve O’na cennetten bir köşk verildiğinin bildirildiğini söyler.<br />
Rivayetlerde geçen, Cibril, Kur’an’ı indirdiği gibi sünneti de indirdi.(16) Ayrıca komşuya iyi davranmayı, abdest almayı, namaz kılmayı, telbiyenin yüksek sesle yapılmasını, kutlu akik vadisinde namaz kılınmasını, namazların vakitlerini, ümmet-i Muhammed’in (a.s.m) gireceği cennet kapısını, seyyidü’s-şüheda olan Hz. Hamza (r.a)’ın adının sema ehli tarafından levhalaştırılması(17) gibi bilgilerin Cibril (a.s) vasıtasıyla alması da Kur&#8217;an dışında vahiy olduğunu gösterir.<br />
Tavus ise, bizzat vahiy yoluyla inmiş bulunan diyetlere dair bir yazılı metine sahip olduğunu ve zekat ve diyetle ilgili hükümlerin vahiyle geldiğini belirtir.(18)<br />
Evzâi, “Sana Resulullah (asm)&#8217;dan bir hadis ulaştığında sakın ha başka bir şeyle hükmetme; Çünkü Resulullah (asm), Yüce Allah’tan bir tebliğciydi.” diyerek,(19) sünnetin vahye istinad ettiğini ifade etmiştir.<br />
Daha önce de ifade ettiğimiz gibi, bu konuda önemli açıklamaları olanlardan biri de İmam Şafii’dir.(20) Konuyu ilmine güvendiği bir zata dayandırdığı ve kendisinin de kabul ettiği anlayışa göre Sünnet; ya vahiydir, ya vahyin beyanıdır, ya da Allah’ın kendisine tevdi etmiş olduğu bir durumdur. Bu da kendisine has kıldığı nübüvvete ve buna dayalı olarak ilham ettiği hikmete dayanır. Şu halde hangi durum esas alınırsa alınsın, Allah, insanların Rasullah’a itaatını emretmiş, sünnetin gereği ile amel etmelerini istemiştir. Sünnet’in Kur&#8217;an’ı açıklaması, ya Allah’tan gelen Risalet yoluyla, ya ilhamla ya da kendine verilmiş “emir” ile gerçekleşir.<br />
Aynı kanaatleri paylaşan İbn Hazm, <strong>Sünneti, vahy-i gayri metluv</strong> olarak ifade eder ve <strong>vahy-i metluv</strong> olan <strong>Kur&#8217;an’a</strong> uymamız gerektiği gibi, ikinci vahiy olan sünnet’e de uymamızın esas olduğunu belirtir. Zira bağımlılığı ve Allah’tan olmaları bakımından ikisi de aynıdır .(21)<br />
Gazali Hazretleri de <strong>sünnetin</strong> vahye istinad ettiğini ifade ile<strong> vahy-i gayri metluv </strong>olduğunu belirtir.(22)<br />
Sünnetin tamamı vahiy olarak kabul edilirse, Hz. Peygamberin (asm) nasıl Kur&#8217;an-ı Kerim’i değiştiremiyorsa, sünneti de değiştiremeyeceği anlamı kendiliğinden ortaya çıkmaktadır.(23)<br />
<strong>Kur&#8217;an gibi,</strong> sünnetin de tamamı vahye istinad ediyor, anlayışı içinde, önemli bir husus ortaya çıkmaktadır. Şayet, Hz. Peygamber (asm), her hadise ve olayda, Kur&#8217;an ayeti gibi, sünnet vahyini bekliyorsa, bu durumda O’nun içtihatları, istişareleri nasıl değerlendirilecektir. Elbette vahyi beklediği zamanlar olmuş, ama hayatın her safhasını böyle düşünmek ve değerlendirmede bulunmak bizi sıkıntıya sokacaktır.<br />
İşte bu gibi durumlar bazı alimleri, sünnetin tamamının değil de bir kısmının vahye, bir kısmının da içtihat ve istişare gibi durumlara dayandığı kanaatine sevk etmiştir.<br />
<strong>Mesela İbn Kuteybe, sünnet’in kaynağını üçe ayırarak şöyle der</strong>:<br />
<strong>a) </strong>Cebrail’in Allah’tan getirdiği sünnet.(24)<br />
<strong>b) </strong>Allah’ın Resulüne (asm) bıraktığı; re’yini açıklamasını istediği sünnet.(25)<br />
<strong>c) </strong>Resulullah (asm)’ın, bize âdab için kıldığı sünnet. Bunlar yapıldığında sevap alınıp, terkinde ise ceza olmayan sünnettir.(26)<br />
Benzer görüşü benimseyen Hanefilerden Serahsi, Hz. Peygamber (asm)’ın, re’y ve içtihat sonucu ulaştığı neticelerin, vahiy mesabesinde olduğunu belirtir:<br />
<strong>Vahiy iki kısımdır:</strong><br />
<strong>1. Zahir vahiy:</strong> Bu da üçe ayrılır.<br />
<strong>a) </strong>Melek lisanıyla gelen, kulakla algılanan ve Allah’tan geldiği kesin bilinen vahiy. Bu kısım Kur&#8217;an vahyidir.<br />
<strong>b)</strong> Kelamsız, melek tarafından yapılan işaretle Hz.Peygamber (asm)’e açıklanan vahiydir.(27)<br />
<strong>c)</strong> İlhamdır. Bu da, Resulullah (a.s.M)’ın kalbinin en ufak bir kuşkuya mahal kalmayacak şekilde ilahi te’yide mazhar olmasıdır. Onun kalbine bir nur doğar, meselenin hükmü açıkça belli olur.<br />
<strong>2. Batınî vahiy:</strong> Buna “ma yüşbihu’l-vahy” diyen Serahsi, Resulullah’ın (asm), re’y ve içtihadı sonucu ulaştığı hükümler olduğunu söyler. O’nun hata üzere bırakılmaması, devamlı vahyin kontrolünde olması gibi hususlar, bu kısımdan olan hükümleri de vahiy mesabesinde kılmaktadır. Ümmetten diğerlerinin içtihadı ise, yanılma ihtimallerinin olması ve bu yanılmalarının vahiyle düzeltilme imkanı bulunmaması sebebiyle Hz. Peygamber (a.s.m)&#8217;in içtihadı mesabesinde değildir.(28)<br />
Serahsi’nin bu açıklaması neticede Hz. Peygamber (asm)’ın bütün davranışlarının vahye dayandığı O’nun tashihinden geçtiği anlamına gelmektedir. Zira, Hz. Peygamber (asm)’ın davranışı veya sözü ya doğrudur, ya da yanlıştır. Hayatı boyunca düzeltilmişse tamam. Aynen kalmışsa onun doğru olduğu ortaya çıkar. Zira yanlışın Allah tarafından devam ettirilmesi mümkün değildir.<br />
<strong>Şatıbi ise şöyle der:</strong><br />
Hadis ya saf Allah’tan gelen bir vahiydir, ya da Hz. Peygamber (asm) tarafından yapılmış bir içtihattır. Ancak bu durumda onun içtihadı Kitap ya da sünnetten sahih bir vahye dayandırılmış ve onun kontrolünden geçmiştir. Hz. Peygamber (asm)’in içtihadında hata yapabileceği görüşü benimsense bile, o asla hatası üzerinde bırakılmaz, derhal tashih edilir. Sonunda mutlaka doğruya döner. Dolayısıyla ondan sadır olan hiçbir şeyde hata ihtimali yoktur.(29)<br />
Bu ifadelerden hareketle diyebilir ki, sünnetin tamamı vahiydir, diyenler pek de ifrat etmiş olmuyorlar. Zira, neticede sünnetin tamamı vahyin kontrolünden geçiyor, ya ibka ediliyor ya da tashih ediliyordu. Yani vahyin kontrolüne girmemiş bir uygulamanın varlığını kabul edemeyeceğimize göre netice olarak hepsinin vahye dayandığını rahatlıkla söyleyebiliriz. Ancak sünnetin tamamının vahye dayandığını söylerken bununla Rasulullah (asm)’ın devrinde tesbiti yapılan ve bize kadar sahih olarak gelen sünnetleri kastettiğimizi de belirtelim.<br />
<strong>4. Vahyi Takriridir</strong><br />
Sünnet’i tarif ederken bir kısmının da takriri sünnet dediğimiz, Hz. Peygamber (a.s.m) huzurunda yapılıp da gördüğü veya duyduğu halde susması veya tasvip buyurmasıdır.(30) Yani Ashabı Kiram gerek önceki Cahiliye döneminden kalma bazı uygulamaları, gerekse kendi anlayış ifadeleri olarak yaptıkları konuşma, davranış gibi hususlardan birini Hz. Peygamber (asm), gördüğünde veya duyduğunda onları bazen düzeltiyor, bazen değiştiriyor, bazen da seslenmiyordu. Ashabı Kiram O’nun bu susmasını tasvip olarak değerlendiriyordu. Zira ümmetin yaptığı bir hatayı aynen bırakması, Hz. Peygamber (asm) adına uygun olmazdı. Bu sebeple O’nun susmaları bile o fiil veya sözün yanlış olmadığı anlamına geliyordu.<br />
Ashab (r.a), Hz. Peygamber (asm)’ın kontrolünde olduğu gibi, Resulullah (asm) da İsmet sıfatının(31) bir gereği olarak, devamlı vahyin kontrolü altındaydı. Dolayısıyla O’nun hatasının düzeltilmeden bırakılmayacağı(32) ve bu uyarının da geciktirilmeden hemen yapılacağı(33) bilinmelidir. Bu özelliğiyle Hz. Peygamber (asm) bütün insanlardan ve içtihada ehil olanlardan ayrılmaktadır.<br />
Daha peygamber olarak görevlendirilmeden önce bile bazı davranışlarından dolayı ikaz edildiği bilinmektedir.(34)<br />
Bir defasında, Kureyş çocukları ile oyun oynarken izarını çıkarıp taş taşımak istemiş, ancak bu durumdan şiddetle menedilmiştir. Yine zemzem kuyusunun tamiri için amcası Ebu Talib’e yardım maksadıyla izarını çıkarıp üzerine taşı koymak istemiş, fakat baygınlık geçirmiştir. Kendine geldiğinde ise, üzerinde beyaz elbise olan birinin örtünmesini istediğini söylemiştir.(35)<br />
Vücudunun görülmesi uygun olmayan hususlar için muhafaza edildiği gibi, o günün toplumunda görülen bazı nahoş uygulamalardan da korunmuştur. Kendi ifadesiyle, düğün gibi yerlerde yapılan oyun ve eğlencelere bakmak istemiş, ancak onları duyamamış ve uyuya kalmış, ondan sonra da peygamberlikle vazifeleninceye kadar kötülüğe bulaşmamıştır.(36)<br />
Henüz peygamber değilken ve ümmetine ve insanlığa örnekliği kesin olarak belirtilmemişken, böyle koruma altında olan bir zatın, bütün yönleriyle ümmetine ve insanlığa nümune olduğu bir dönemde muhafaza edilmemesi, hatalı ve eksik bir durum varsa düzeltilmemesi(37) düşünülebilir mi?<br />
Nitekim Kur&#8217;an-ı Kerim’de bunun misallerini görmekteyiz. Hz. Peygamber (asm) vahyi muhafaza için endişe etmiş, ancak Allah Teala, buna mahal olmadığını bildirerek endişesini gidermiştir.(38)<br />
İnsanların hidayete gelmeleri, Allah’ın emrine uymaları hususunda O’nun vazifesinin yalnız tebliğ olduğu, vahyin ancak Allah’ın dilemesiyle olacağı, sonucu Allah’ın dilemesine bağlı olduğu(39) gibi hususlarda uyarılmış; mağfiret dilediği amcası Ebu Talib hakkında, ikaz edilerek dua etmekten men edilmiştir.(40)<br />
Diğer taraftan, Uhud Savaşı&#8217;ndan sonra düşmanlarına lanette bulunmaktan(41) ve Hz. Hamza (r.a)’a yapılan muamelelerden sonra müsle yapmak arzusundan(42) da vazgeçirilmiştir.<br />
Ayrıca, Bedir Savaşı&#8217;nda elde edilen esirlerle ilgili fidye karşılığı salıverilme fikrinden dolayı uyarılmış,(43) münafıklarla ilgili onları kazanma arzusuyla yaptığı uygulamadan men edilmiş(44), esirlerin arzusu için Allah’ın helal kıldığı şeyi kendine haram kılması sebebiyle de ikaz edilmiştir.(45)<br />
Bu ve benzeri ayetler Hz. Peygamber (asm)’ın yaptığı bazı tasarruflarının rızayı İlahi’ye muvafık olmadığı durumlarda tashih edildiğinin açk göstergeleridir. Allah Teala, O’nu, önce muhayyer bırakıyor ve içtihat etmesini, ashabıyla istişare eylemesini istiyor. Sonuçta Allah’ın rızasına uygun ise öylece kalıyor, değilse tashih ediliyordu. Nitekim, önce müşrik çocuklarının babaları hükmünde olduğunu beyan edip, sonra cennetlik olduklarını söylemesi, ilk önceleri kelerin, meshe uğramış Yahudiler olduğunu söylemesi sonra bu görüşünden vahyin uyarısıyla vazgeçmesi, kabir azabı hakkındaki görüşün Yahudi fitnesi olduğunu söyledikten sonra, vahyin uyarısıyla kabir azabının varlığını beyan edip, dualarında ondan Allah’a sığınması gibi hususlar,(46) Kur&#8217;an vahyi dışında da kendisinin uyarılıp tashih edildiğini göstermektedir.<br />
İşte Resulullah (asm)’ın huzurunda yapılan veya haberdar olduğu bir fiil, hareket veya sözü yanlış olarak devam ettirmesi mümkün olmadığı ve bu tür takriri sünnetin ümmet için örnek olması kesin olduğu gibi, Allah’ın huzurunda Resulullah (asm)’ın yaptığı davranış ve fiillerin de yanlış olarak devam etmesi söz konusu değildir ve bütün hayatı boyunca ondan sudur eden her şey daha da evleviyetle bizim için örnektir.<br />
Şu halde, Alim, Habir, Semi, Basir, Hakim olan Allah (c.c), Peygamber Efendimiz (asm)’den sadır olan her türlü söz, fiil ve davranışı ya tashih etmiştir, ya da aynen devam ettirmiştir. Bu dokunmayıp devam ettiği şeylere ister Hanefi ulamasının dediği gibi <strong>batınî vahiy</strong> diyelim,(47) isterse <strong>takriri vahiy</strong> diyelim, neticede Hz. Peygamber (a.s.m)’in sünnetinin vahye dayandığını ifade edebiliriz.<br />
Bundan hareketle, Hz. Peygamber (asm)’in içinde bulunduğu toplumun bazı örf ve adetlerini aynen devam ettirmesi, Allah’ın kontrolünden geçtiği ve bir nevi<strong>vahyi takriri </strong>olması sebebiyle, onlara sadece birer adet ve gelenek olarak bakmanın doğru olmayacağını düşünüyoruz. Zaten o uygulamaların temelden Hz. İbrahim (a.s) veya başka peygamberlere dayandığını önceden ifade etmiştik.<br />
Şu halde Hz. Peygamber (asm)’in sergilediği davranış ve hareketler, aynıyla Cahiliye de bulunsa bile, yanlış olsaydı, mutlaka vahiy tarafından tashih edilecekti. Tashih edilmeyenler ise tasvip edilmiş demektir denilebilir.<br />
Peygamber Efendimize İtaat ve İttiba ile ilgili Ayetler:<br />
1) -(Ey Muhammed! Onlara) Deki: “Allah’ı seviyorsanız, bana tabi olunuz ki, Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın&#8230;”(Al-i İmran / 31)<br />
2)-(Ve yine) de ki: “Allah’a ve Rasule itaat edin; eğer yüz çevirirlerse, şüphesiz Allah kafirleri sevmez.” (Al-i İmran / 32)<br />
3) -“Allah’a ve Peygambere itaat edin ki rahmet olunasınız.” (Al-i İmran /132)<br />
4 Ey iman edenler! Allah’a itaat edin. Peygambere ve sizden olan emir sahiplerine de itaat edin&#8230;” (Nisa / 59)<br />
5)-“Her kim Allah’a ve Peygambere itaat ederse,” (Nisa / 69)<br />
6)-“Her kim o Peygambere itaat ederse, Allah’a itaat etmiş olur.” (Nisa / 80)<br />
7) -“Ey iman edenler! Allah’a ve Rasulüne itaat ediniz&#8230;.” (Enfal / 20)<br />
8) -“Allah’a ve Rasulüne itaat edin ve birbirinizle çekişmeyin&#8230;” (Enfal / 46)<br />
10) -“Oysa aralarında hüküm vermesi için Allah’a ve Peygamberine davet olunan mü’minlerin sözü ise, “işittik ve itaat ettik” demeleridir&#8230;” (Nur / 51)<br />
11) -“Kim, Allah’a ve Peygamberine itaat eder ve O’ndan korkar, sakınırsa, işte kurtuluşa erenler de bunlardır.” (Nur / 52)<br />
12) -“(Ey müslümanlar!) Namazı dosdoğru kılın; zekatı verin ve Peygambere itaat edin ki rahmet olunasınız.” (Nur / 56)<br />
13) -“İçinizden kim Allah’a ve Rasulüne itaat eder ve salih amel işlerse,&#8230;” (Ahzab / 31)<br />
14) -“&#8230;kim Allah’a ve Rasulüne itaat ederse büyük bir kurtuluşa ermiş olur.” (Ahzab / 71)<br />
15) -“&#8230;Peygamber size neyi verirse, onu alın; neden sizi nehyederse, ondan da sakının&#8230;” (Haşr / 7)<br />
16 ) -“Allah’a itaat edin; Rasüle de itaat edin.” (Teğabun / 12)<br />
<u><em><strong>DİPNOTLAR:</strong></em></u><br />
<em>1. <strong>“O kendilğinden konuşmaz. Onun konuşması ancak, bildirilen bir vahiy ile dir.”  </strong>ayetinden kastedilenin yalnız Kur’an olduğu söyleniyorsa da, sünneti de ithtiva ettiğini belirten alimlerimiz vardır. Mesela, Elmalılı bu ayeti “O, yani Kur’an veya Onun nutku ancak bir vahiydir. Başka türlü söylenemez. Yalnızca vahyolunur.” diye tefsir ederek Sünnetinde vahiy edildiğine işaret etmiştir. (Yazır, Hak Dini VII, 457); Krş. Kurtubî, Tefsir, XVII,84-85; Aydınlı, Abdullah, Sünnetin Kaynağı Hakkında, Din Öğretimi dergisi, Sayı 37, Ank, 1992, s.48; Kırbaşoğlu, Sünnet, 236 vd.<br />
2. Bakara, 48; Ali İmran, 164.<br />
3. Nisa, 113; Cuma, 2.<br />
4. Hikmet’ten kastın sünnet olduğunu söyleyenler için bk. Hasan el-Basrî, Katade, Yahya b. Kesir, (Suyuti, Miftahu’l-Cenne, s.23); İmam eş-Şafii, er Risâle, 32,78,93.<br />
5. Kur’an ve Sünnet’in vahiy olması, aralarındaki farkın ne olduğu sorusunu akla getirmiştir. Aralarında mahiyet farkı olmadığı bu ayetten anlaşılıyor. Ancak biri <strong>vahy-i metluv,</strong> diğeri <strong>vahy-i gayri metluv</strong>dur. Suyuti bu hususu şöyle özetler: Allah’ın kelamı iki kısımdır. Allah Cibrile, “Peygamber’e Allah sana şunu şunu emrediyor, de.” Buyurur. Cibril’de muradı İlahiyi anlar ve Peygamber’e iletir. Bu aynen bir hükümdarın güvendiği birisini kendi namına elçi olarak tebasına göndermesi ve elçinin de hükümdarın arzusunu kendi ifadesiyle iletmesi gibidir. Diğeri ise Allah Cibril’e “Peygamber’e git ve şu kitabı ona oku” buyurur. O da aynen harfi harfine ona okur. İşte Kur’an vahyi ikinci kısma, sünnet vahyi birinci kısma benzemektedir. Bu yüzden Sünnetin manasıyla rivayetinin de caiz olduğunu söyler. Suyuti, el-İtkân, I,45; bk, Subhi es-Salih, Hadis İlimleri, s.261-262; Karaman, Hadis Usulü, s.9-10.<br />
6. Enfal, 7.<br />
7. Tahrim, 3.<br />
8. Hadisin başında, Kur’an’da bulduğumuzu alırız, onda olmayanı almayız diyecek bir takım insanların geleceğinin bildirilmesi, sonra da sünnetin verildiğinin belirtilmesi konumuz açısından önemlidir. bk. Ebu Davud, Sünne, 6.<br />
9. Kudsi, ilahi veya rabbani, adıyla ifade edilen bu hadisler, Allah’a (c.c) nisbetle söylenmiştir. Hem lafzı hem de manasının Allah’a ait olduğu veya aynı diğer hadisler gibi manası Allah’tan, lafzı Peygamberimiz (asm)&#8217;den olduğu ancak ümmetin dikkatini çekmek açısından böyle ifade edildiği gibi anlayışlar vardır. bk. El-Hadis, ve’l-Muhaddisun, s.18; Kavaidu’t-Tahdis, s.64 vd.<br />
10. bk, Buhari, İman, 37; Müslim, İman, 1; Ebu Davut, Sünnet, 16; Tirmizi, İman,4.<br />
11. Müslim, Cennet, 63-64; bk, Aydınlı, Sünnetin Kaynağı, s.50-51; Toksarı, Sünnet, s.98-99; Ebu Davud, Edeb, 48.<br />
12. Müslim, İman, 32-36; bk, el-Münavî, Feyzu’l-Kadir, VI, 289-290.<br />
13. Örnek için bk, Müslim, Cenaiz, 1; Tirmizi, İmam, 18; Cihad, 32.<br />
14. Bazı araştırmacılar, vahy ifadesinin geçtiği hadisleri, mana ile rivayet edildiğinden, genel olarak hadislerin vahyedildiğine delil teşkil etmeyeceğini iddia etse bile (Erul, Bünyamin, İslamiyat, C.1, s.1, s.55 vd.) bir başka makalesinde, Yüce Allah’ın Kur&#8217;an dışında, Hz. Peygamber (asm) ile iletişim içinde olmadığını söylememiz mümkün değildir. Diyerek, Rasulullah (asm)’ın tebliğ, talim, tezkiye ve beyan ile görevlendirildiğini söyler. Ancak buna Hikmet demenin daha doğru olacağını söyler. (Erul, Bünyamin, İslamiyat, C.III, s.1., s.184.<br />
15. Müslim, Hayız, 34.<br />
16. Buhari, Nikah, 108.<br />
17. Sırasıyla bk, Suyuti, Miftah, 29; Müsned, II, 85,160; Buhari, Edeb, 28; Müslim, 1,140; Ebu Davud, Menasik, 24,27; Tirmizi, Hac, 14; Ebu Davud, Salat, 2; Buhari, Bedu’l-Halk, 6; Ebu Davud, Sünnet, 9; Müsned, I, 191; İbn Hişam, Sire, III, 101-102.<br />
18. Suyuti, Miftah, 29.<br />
19. Abdülğani Abdülhalik, Hucce, 337; Sünnet’in vahye dayandığı hususunda icma olduğu söylenir. bk, a.e., s.338; Hasan b. Atıyye’nin de Sünnet’in Kur’an gibi vahye dayandığını söylediği rivayet edilir. Darimi, Mukaddime, 49.<br />
20. Vahyi Metluv Kur&#8217;an, vahyi ğayri mevlut sünnet tir diyen Şafii hazretleri, Sünnetin Kur&#8217;an’ı Kerim’de geçen “hikmet” olduğunu söyler. (er-Risale, 3-4,10; el-Ümm, V, 127,128.)<br />
21. İbn Hazım, el-İhkam, 93; Krş. Kırbaşoğlu, Sünnet, s.260-261.<br />
22. Gazali, Mustasfa, I, 83; Hattabi’nin de aynı kanaatte olduğu hk. bk. Hattabi, Mealimu’s-Sünen, V, 10.<br />
23. Çakan, İ.Lütfi, Hadislerde Görülen İhtilaflar ve Çözüm Yolları, İst, 1982, s.96.<br />
24. Bir kadının teyzesiyle ve halasıyla aynı nikah altında bulunamayacağını ifade eden hadis bu kabildendir. Buhari, Nikah, 27; Müslim, Nikah, 37-38.<br />
25. İpek elbise giymek haram olduğu halde, hastalığından dolayı Abdurrahman b. Avf’a (r.a) Hz. Peygamber’in müsaade etmesini misal verir. bk. Buhari, Cihad, 91; Libas, 29; Müslim, Libas, 24-26.<br />
26. İbn Kuteybe, Ebu Muh. Abdullah, Te’vilu Muhtelifi’l-Hadis, Beyrut, 1972, s.196 vd.<br />
27. Ruhu’l-Kudüs kalbime üfledi, gibi ifadeler bu kabilden vahiydir. İbn Mace, Ticaret, 2; Beyhaki, Sünen, VII, 76; Suyuti, Miftah, 30.<br />
28. Serahsi, Şemsuddin, Usulü’s-Serahsi, Beyrut, 1973, II, 90-96.<br />
29. Şatıbi, Muvafakat, IV, 19; Benzer görüşler için bkz, Abdülgani, Hucce, s.334 vd.<br />
30. bk, Aydınlı, Istılah, 148; Ayrıca bk. Buhari, İ’tisam, 24.<br />
31. Peygamberlerin sıfatlarından olan ismet, Onların küfürden, Allah’ı bilmemekten, yalan söylemekten, hata etmekten, yanılgıya düşmekten, ihmalden, şeriatın tafsilatını bilmemekten uzak olduğu, bunlardan masum bulunduğu demektir. Hata üzere devam etmelerinin de mümkün olmadığı anlamındadır. bk, Gazali, Mustasfa, II, 212-214; Sâbûni, Maturidiyye Akâidi, trc. Bekir Topaloğlu, Ank. 1979, s.212-212; Yazır, Hak Dini, IX, 6357; Abdülgani, Hucce, 108 vd.<br />
32. Serahsi, Usul, II, 68.<br />
33 Sabuni, Maturidiyye, 121; Abdülğani, Hucce, s.222; İbn Teymiyye’nin Peygamberlerin hata üzere bırakılmayacağı görüşü için bkz. Abdülcelil İsa, İctihadü’r-Rasül, Mısır, ts. S.33.<br />
34. Allah’ü Teala’nın, O’nu (a.s.m) Cahiliye pisliklerinden muhafaza etmesi hk. bk. İbn sa’d, Tabakat, I, 121; Ebu Nuaym, Delâil, I, 129; Beyhakî, Delaîl, I, 313.<br />
35. Ebu Nuaym, Delail, I, 147; Ayrıca bkz, Buhari, I, 96; Müslim, I, 268; Beyhaki, Delail, I, 313-314.<br />
36. bk. Taberi, Tarih, II, 196; Ebu Nuaym, Delail, I, 143; Beyhaki, Delail, I, 315; Bir defasında O’nu (a.s.m) zorla bir eğlenceye götürmüşler, ancak O kaybolmuş, daha sonra ortaya çıkınca demiş ki; Beyaz ve uzun boylu bir adam bana; “Ey Muhammed! Sakın o puta el sürme, geriye dön” dedi. Krş. Müsned, II, 68-69; Köksal, İslam Tarihi, II,117-121.<br />
37. Geniş bilgi için bk. Serahsi, Usul, II, 91; Gazali, Mustasfa, II,214; Sabunî, Maturidiyye, s.121; Abdülğani, Hucce, 221-222; Abdülcelil İsa, İctihad, s.31-33; Çakan, İhtilaflar, s.96,113; Erdoğan, Sünnet, 192 vd.<br />
38. Kıyamet, 16-17.<br />
39. Sırasıyla bk. Gaşiye, 21-22; Hud, 12; Kehf, 23; Kasas, 56; Yunus, 99; Şuara, 3.<br />
40. Tevbe, 113.<br />
41. Tirmizi, Tefsir, sure 3/12; Ali İmran, 128; Abdülcelil İsa, İctihad, s.95.<br />
42. Hz. Hamza’nın Kulak burun gibi organları kesilmiş, ciğeri sökülmüştü. İbn Hişam, Sire, III, 101-103. Ayet için bk. Nahl, 126-127.<br />
43. Enfal, 67-68. bk. Abdülğani, Hucce, 185.<br />
44. Tevbe, 88, 84; bk. İbn Kesir, Tefsir, II, 378; Abdülcelil İsa, s.105.<br />
45. Tahrim, 1-2.<br />
46. bk. Abdülcelil İsa, İçtihad, s.59-66.<br />
47. bk. Serahsi, II, 90-91; Tehanevi, Muh.Ali b. Ali, Keşşafu İstilahati’l-Fünün, İst, 1984, II, 1523.</em><br />
<i>Selam ve dua ile&#8230;<br />
Kaynak: Sorularlaİslamiyet.com</i><br />
Anahtar Kelime Alanı: hadisler hadisler kısa hadislerle kuran tefsiri hadisler buhari hadisler kaça ayrılır hadisler ayet midir hadisler ayetler hadisler ayetleri nesh eder mi hadisler arapça ve anlamları hadisler buhari müslim hadisler bize nasıl ulaşmıştır hadisler bilinmeyen buhari&#8217;den hadisler hadis çeşitleri hadis çeşitleri şeması hadis çeşitleri ve tanımları hadisler farz mıdır hadisler gerçek midir hadisler günümüze nasıl geldi hadisler gerçekten doğrumu hadisler hakkında bilgi hadisler hikayeler hadisler hakkında ayetler hadisler hangi dönemde yazılmıştır h.z muhammed hadisleri hadisler ışığında günlük hayat hadisler ışığında değerlerimiz hadisler ışığında hadisler ile ilgili sözler hadisler ile ilgili ayetler hadisler ile ilgili hikayeler hadisler ilk ne zaman yazıldı hadisler-i şerifler peygamberimizin i hadisleri hadisler kurana aykırı olabilir mi hadisler kimin cümleleridir hadisler kaynaklı hadisler konularına göre k.kerimle ilgili hadisler hadisler listesi hadis literatürü hadis listesi hadislerin lafzen ve manen rivayeti hadisler müslim hadisler nasıl yazıldı hadisler ne kadar doğru hadisler neden var hadisler ne zaman yazıldı hadisler ne zaman toplandı hadisler nedir hadisler ne zaman yapılmıştır hadisler ne işe yarar peygamber efendimiz n hadisleri hadisler okunuşu ve anlamı hadisler olmasaydı hadisler örnekleri hadisler önemli hadislerin önemi hadislerin özellikleri hadisler peygamberden kaç yıl sonra yazıldı hadisler peygamber efendimizin hadisler peygamberimizle ilgili hadisler ravilerin sayısı bakımından kaça ayrılır hadisler riyazüs salihin hadisler sahih hadisler sahih mi hadisler sorularla islamiyet hadisi şerifler ve anlamları hadisler tirmizi hadisler tirmizi buhari hadisler tasnif edilirken hangi esaslar göz önüne alınmıştır hadisler uydurma mıdır hadis usulü hadis usulü özet hadis usulü pdf hadisler ve islam hadisler ve kaynakları hadisler ve sünnetler hadisler ve mealleri hadisler yasaklandımı</p>The post <a href="https://ateistlerecevap.org/hadislerin-yazilmasi-toplanmasi-tedvini-gunumuze-kadar-ulastirilmasi-ve-sunnetin-baglayiciligi-hakkinda-detayli-aciklama/" data-wpel-link="internal">Hadislerin yazılması, toplanması / tedvini, günümüze kadar ulaştırılması ve sünnetin bağlayıcılığı hakkında detaylı açıklama…</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ateistlerecevap.org/hadislerin-yazilmasi-toplanmasi-tedvini-gunumuze-kadar-ulastirilmasi-ve-sunnetin-baglayiciligi-hakkinda-detayli-aciklama/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Hadislerde geçen &#034;Tüm köpeklerin öldürülmesi&#034; olayını nasıl anlamalıyız? Hadis Hakkında Açıklama&#8230;</title>
		<link>https://ateistlerecevap.org/hadislerde-gecen-tum-kopeklerin-oldurulmesi-olayini-nasil-anlamaliyiz-aciklama/</link>
					<comments>https://ateistlerecevap.org/hadislerde-gecen-tum-kopeklerin-oldurulmesi-olayini-nasil-anlamaliyiz-aciklama/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ateistlere Cevaplar]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 26 Apr 2018 23:22:24 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Hadisler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.ateistlerecevap.org/?p=2239</guid>

					<description><![CDATA[<p>Rivayetlerden anlaşıldığı kadarıyla, öldürme emri bildiğimiz köpekler için tahsis edilmiş bir emir değildir. Bu emir bütün yırtıcı hayvanlarla ilgilidir. Buharî ve Müslim&#8217;in sahihinde şöyle bir hadis vardır: [stextbox id=&#8217;download&#8217;]&#8220;Beş tane hayvan &#8220;fasık&#8221;dır ki, Mekke&#8217;nin harem bölgesinde de öldürülebilir. Bunlar; fare, akrep, karga, çaylak ve yırtıcı köpektir.&#8221; (Bir rivayette: kişi ihramda da olsa bunları öldürebilir.) (Buhârî, Bedu&#8217;l-halk, 16; [&#8230;]</p>
The post <a href="https://ateistlerecevap.org/hadislerde-gecen-tum-kopeklerin-oldurulmesi-olayini-nasil-anlamaliyiz-aciklama/" data-wpel-link="internal">Hadislerde geçen "Tüm köpeklerin öldürülmesi" olayını nasıl anlamalıyız? Hadis Hakkında Açıklama…</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Rivayetlerden anlaşıldığı kadarıyla, öldürme emri bildiğimiz köpekler için tahsis edilmiş bir emir değildir. Bu emir bütün yırtıcı hayvanlarla ilgilidir. Buharî ve Müslim&#8217;in sahihinde şöyle bir hadis vardır:<br />
[stextbox id=&#8217;download&#8217;]<strong>&#8220;Beş tane hayvan &#8220;fasık&#8221;dır ki, Mekke&#8217;nin harem bölgesinde de öldürülebilir. Bunlar; fare, akrep, karga, çaylak ve yırtıcı köpektir.&#8221; </strong>(Bir rivayette: kişi ihramda da olsa bunları öldürebilir.) <em>(Buhârî, Bedu&#8217;l-halk, 16; Müslim, Hac, 9: 66-72).</em>[/stextbox]
Bazı rivayetlerde yılan da vardır. Hadiste geçen anahtar kelimeler şunlardır: <strong>Fasık:</strong> Bu kelimenin sözlük anlamı; yoldan sapmaktır. Fasık adam, Allah&#8217;ın emir ve yasaklarının belirlediği çizginin dışına çıkan kimse demektir. Bu hayvanlara <strong>&#8220;fasık&#8221; </strong>adının verilmesi, bunların insanlara, diğer canlılara v.s. ye zarar vermekle, hayvanlar aleminin büyük çoğunluğunun yolundan dışarı çıkmaları sebebiyledir.<em> (bk. Nevevî, Şerhu Müslim, ilgili hadisin şerhi).</em><br />
<strong>El-Kelb el-Akur: </strong>Yırtıcı köpek demektir. Gördüğümüz kadarıyla bütün rivayetlerde köpek için bu vasıf kullanılmıştır. Bu da öldürme emrinin normal köpekler hakkında olmadığı, köpeğin köpek olduğu için böyle bir cezaya hedef olmadığını göstermektedir. Nitekim İmam Nevevî, bu hadisi açıklarken, şu görüşlere yer verir:<br />
[stextbox id=&#8217;download&#8217;]&#8221;Cumhura/âlimlerin büyük çoğunluğuna göre, hadiste geçen <strong>&#8216;el-Kelb el-Akur&#8217;</strong> (yırtıcı köpek) kelimesi, bütün yırtıcı hayvanlar için geçerlidir. Çünkü köpeğin vasfı olarak geçen <strong>&#8216;el-akur&#8217;</strong>kelimesi, yırtıcı anlamına gelir. Buna göre, hadiste geçen <strong>&#8216;yırtıcı köpek&#8217;</strong> tabiri, aslan, kaplan, kurt gibi genellikle yırtıcı hayvanlardan sayılanların hepsi için geçerlidir.&#8221; <em>(bk. Nevevî, Şerhu Müslim, ilgili hadisin şerhi).</em>[/stextbox]
Hz. Peygamber (a.s.m)&#8217;in Ebu Leheb&#8217;in oğlu Utbe için ettiği beddua meşhurdur.<br />
[stextbox id=&#8217;download&#8217;]&#8221;Allah&#8217;ım! Ona köpeklerinden bir köpeği musallat et!&#8221;[/stextbox]
diye beddua etmiş ve bir gece bir aslan gelip kervanın arasında bulunan Utbe&#8217;yi alıp parçalamıştı<em>. (bk. İbn Battal, Şerhu&#8217;l-Buharî-el-Mektebetu&#8217;ş-Şamile, VIII/80).</em><br />
İmam Malik de şöyle der: İhram&#8217;da olan bir kimse, kendisine eziyet veren hayvanları/haşereleri öldürmesi caizdir. Eziyet etmeyenleri öldürmesi ise caiz değildir.<em> (el-Mektebetu&#8217;ş-Şamile, IV/252).</em> İmam Malik&#8217;e göre, hadiste söz konusu edilen <strong>&#8220;yırtıcı köpek&#8221;</strong>ten maksat; <strong>aslan, kaplan, sırtlan kurt</strong> gibi insanlara saldıran, parçalayan her türlü yırtıcı hayvanlardır. <em>(İbn Kudame, el-Şerhu&#8217;l-Kebir; el-Mektebetu&#8217;ş-Şamile, III/302).</em><br />
Aslında Malikilere göre, yırtıcı kurt gibi insana saldıran, eziyet eden bütün hayvanlar &#8220;yırtıcı köpek&#8221; anlamındadır ve öldürülmeleri caizdir.<strong><em> </em>Fakat eziyet etmeyenleri öldürmek asla caiz değildir.</strong> <em>(İbn Kudame, a.g.e; el-Mektebetu&#8217;ş-Şamile, IV/14). </em>Ünlü âlimlerden İbnu Abdilber&#8217;e göre, zararlı olmadıkça hiçbir köpek öldürülmez. Çünkü Hz. Peygamber (a.s.m), canlıları silaha hedef yapmayı yasaklamıştır. Üstelik köpeğe su vermenin faziletiyle ilgili hadis mevcuttur.<br />
Hadiste <strong>&#8220;Her ciğer sahibine su vermenin ecri vardır.&#8221;</strong> buyurulmuştur. Ayrıca her tarafta bunca âlim dine aykırı fiillere işlere göz yummayan uyanık kimseler olduğu halde, köpekleri öldürme adeti yoktur. Ben, Müslümanların hiçbir fakihinin, köpek beslemeyi adaleti cerh eden, şahitliğe mani olan bir hal görmedim. Sadece Şafii mezhebi, ihtiyaç olmadığı halde köpek beslemeyi haram saymıştır&#8221; der. <em>(Canan, Kütübü sitte,13/ 516)</em><br />
Söz konusu hadis şöyledir: Hz. Ebu Hüreyre (r.a.) anlatıyor: Hz. Peygamber (a.s.m) şöyle buyurdu:<br />
[stextbox id=&#8217;download&#8217;]
<strong>“Bir adam yolda yürürken çok susadı. Derken bir kuyuya rastladı. İçine girip su içti. Dışarı çıktığında susuzluktan soluyup toprağı yemekte olan bir köpek gördü. Adam kendi kendine: ‘Bu köpek de benim gibi susamış’ deyip tekrar kuyuya indi, mestini su ile doldurup ağzıyla tutarak dışarı çıktı ve köpeğe su verdi. Allah onun bu davranışından memnun kaldı ve kendisini affetti.&#8221;</strong> Hz. Peygamber (asm)‘in yanında bulunanlardan bazıları:<br />
<em>‘Ey Allah’ın resûlü! Yani hayvanlar(a yaptığımız iyilikler)için de bize bir ücret var mı?’ </em>dediler. Allah’ın Resûlü:<br />
<strong>‘Evet! Her yaş ciğer <em>(sahibi olan canlılara yapılan iyilikler)</em>için bir ücret vardır.’ </strong>buyurdu.&#8221;<em>( Buhârî, Şirb, 9, Vudu, 33; Müslim, selam, 153; Ebu Dâvud, cihad, 47).</em><br />
[/stextbox]
Diğer bir rivayette ise Efendimiz (asm) şöyle buyurmuştur:<br />
[stextbox id=&#8217;download&#8217;]<strong>“Kötü yolda olan bir kadın, sıcak bir günde, bir kuyunun etrafında dönen bir köpek gördü, susuzluktan dilini çıkarmış soluyordu. Kadıncağız mestini çıkarıp onunla onu suladı. Bu yüzden bağışlandı.”</strong><em>(Müslim, Tevbe, 155).</em>[/stextbox]
Bu hadislerden de açıkça anlaşıldığı gibi, İslam&#8217;da Allah&#8217;ın yarattığı bütün canlılara karşı merhamet esastır. Hanefî mezhebinin meşhur fıkıh kaynağı el-Mebsut&#8217;ta şu görüşlere yer verilmiştir:<br />
[stextbox id=&#8217;download&#8217;]&#8221; Hadiste ifade edilen yırtıcı köpek&#8221;ten maksat kurt, aslan gibi eziyet veren yırtıcı hayvanlardır. İmam Şafinin dediği gibi, hadiste anlatılan şey şudur: Zararlı, saldırgan olan yırtıcı hayvanlardan başkasını öldürmek caiz değildir.&#8221;<em> (el-Mebsut- el-Mektebetu&#8217;ş-Şamile V/159).</em>[/stextbox]
Nitekim, Şafii mezhebenin ünlü bilgini İbn Hacer el-Heytemi, yırtıcı köpeğin öldürülmesi konusunda şunları söyler:<br />
[stextbox id=&#8217;download&#8217;]&#8221;Yırtıcı köpeği aç bırakarak ölüme terk etmek caiz değildir. Bilakis, öldürülecekse, mümkün olduğunca en güzel bir şekilde öldürmek gerekir.&#8221; (bk. Tuhfetu&#8217;l-Muhtac; el-Mektebetu&#8217;ş-Şamile, IV/252).[/stextbox]
El-Beycermî&#8217;nin ifadesi bu konuda daha açıktır:<br />
[stextbox id=&#8217;download&#8217;]&#8221;Yalnız faydalı olan köpekler değil, zararı olmadığı, saldırgan ve yırtıcılığa soyunmadığı sürece bütün köpeklerin canı muhteremdir, dokunulamaz.&#8221; (Haşyetu&#8217;l-Beycermî Ala&#8217;l-Menhec; el-Mektebetu&#8217;ş-Şamile, I/474).[/stextbox]
Buna göre Peygamber Efendimiz (asm)&#8217;in öldürülmelerine izin verdiği hayvanlar, vahşi, yırtıcı ve saldırgan hayvanlardır.</p>The post <a href="https://ateistlerecevap.org/hadislerde-gecen-tum-kopeklerin-oldurulmesi-olayini-nasil-anlamaliyiz-aciklama/" data-wpel-link="internal">Hadislerde geçen "Tüm köpeklerin öldürülmesi" olayını nasıl anlamalıyız? Hadis Hakkında Açıklama…</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ateistlerecevap.org/hadislerde-gecen-tum-kopeklerin-oldurulmesi-olayini-nasil-anlamaliyiz-aciklama/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>&#034;Ümmetimin ihtilafı rahmettir.&#034; Hadisi Hakkında Açıklama</title>
		<link>https://ateistlerecevap.org/ummetimin-ihtilafi-rahmettir-hadisi-hakkinda-aciklama/</link>
					<comments>https://ateistlerecevap.org/ummetimin-ihtilafi-rahmettir-hadisi-hakkinda-aciklama/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ateistlere Cevaplar]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 26 Apr 2018 23:00:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Hadisler]]></category>
		<category><![CDATA[İhtilaf kaç çeşittir?]]></category>
		<category><![CDATA[İhtilafta Rahmet Olur mu?]]></category>
		<category><![CDATA[Ümmetimin İhtilafı Rahmmettir Hadisi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.ateistlerecevap.org/?p=2236</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bazı hadislere “uydurma” deyip geçenler, daha çok o hadisteki manayı, hadisin ne maksatla söylendiğini bilemeyen, idrak edemeyen kimselerdir. Hâl böyle olunca, meselenin mahiyetini bilemeden o hususta fikir yürütenlerin sözlerinin bir kıymetinin olmadığı hatırdan çıkarılmamalıdır. Peygamberimiz (asm)&#8217;den rivayet edilen hadisler İslâm ulemasınca çok sıkı bir inceleme, araştırma sonunda bize kadar gelmiştir. Sadece bir hadisi öğrenmek için Medine’den kalkıp [&#8230;]</p>
The post <a href="https://ateistlerecevap.org/ummetimin-ihtilafi-rahmettir-hadisi-hakkinda-aciklama/" data-wpel-link="internal">"Ümmetimin ihtilafı rahmettir." Hadisi Hakkında Açıklama</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><em><strong>Bazı hadislere “uydurma” deyip geçenler, </strong>daha çok o hadisteki manayı, hadisin ne maksatla söylendiğini bilemeyen, idrak edemeyen kimselerdir. </em>Hâl böyle olunca, meselenin mahiyetini bilemeden o hususta fikir yürütenlerin sözlerinin bir kıymetinin olmadığı hatırdan çıkarılmamalıdır.<br />
Peygamberimiz (asm)&#8217;den rivayet edilen hadisler İslâm ulemasınca çok sıkı bir inceleme, araştırma sonunda bize kadar gelmiştir. Sadece bir hadisi öğrenmek için Medine’den kalkıp Mısır’a seyahat eden Ebû Eyyup el-Ensârî’nin gayreti bu meseleyi ispata kâfidir. Daha sonra devam eden asırlar boyunca, yaklaşık dört-beş asırlık bir devrede, hadis âlimleri gecelerini gündüzlerine katarak hadislerin sıhhati hususunda çalışmalar yapmışlardır. Hadis olarak duydukları her şeyi hemen kabul etmemişler; kim rivayet etmiş, nasıl bir rivayet silsilesi takip etmiş, hepsini teker teker incelemişler. Hattâ bu rivayet silsilesinin farklılığından dolayı hadisler derecelendirilmiş, buna göre hadis kitapları hazırlanmıştır.<br />
<strong>Bazı hadisler vardır ki,</strong> manası aynı olmakla beraber farklı şekilde rivayet edilegelmiştir. Yine bazı hadisler de vardır ki, hadis ilminin ıstılâhlarına göre sıhhat derecesine göre<em> “merfu, münkati, mürsel, zaif” </em>şeklinde sıralanmıştır. Hadis âlimleri ilk anda anlaşılamayan bu çeşit hadisleri hadis ilminin kendi esasları çerçevesinde, bazı âyet ve hadislerin mana bütünlüğü içinde anlamaya çalışmışlar, ona göre izah ve açıklamalar getirmişlerdir.<br />
İşte <strong>“Ümetimin ihtilâfı rahmettir.”</strong> meâlindeki hadisi şerif, yukarıda sözünü ettiğimiz hususlara girmektedir. Bu hadis-i şerife İslâm tarihi boyunca çeşitli itirazlarda bulunulmuş. Hadis âlimleri onlara gerekli cevabı vererek, itirazlarının manasızlığını ortaya koymuşlardır.<br />
Bu nevi hadis-i şeriflere bir örnek olması açısından, bu hususta hadis âlimlerinin sözlerini ve açıklamalarını biraz genişçe vermek istiyoruz. Tâ ki, her anlamadığı hadise <em>“mevzudur”</em> deyip geçenler bu hususta ihtiyatlı olsunlar.<br />
İmam Aclûnî’nin<em> &#8220;Keşfü’l-Hafâ&#8221;</em> isimli bir eseri vardır. Bu eser, hakkında münakaşa edilen ve hadis olarak duyulmuş olan sözlerin hadis olup olmadıklarını inceliyor. Hadis sahasında yapılmış en orijinal bir çalışmadır. Bu hadis hakkında hadis âlimlerinin şu izahlarına yer verilir: İmam Beyhakî Medhal’de İbni Abbas’tan şu meâlde bir hadis rivayet eder:</p>
<blockquote><p><strong>“Ashabım semadaki yıldızlar gibidir. Hangisinden hadis alırsanız, doğruyu bulursunuz. Ashabın ihtilâfı sizin için rahmettir.” </strong><em>(el-Aclûnî, Keşfü’l-Hafâ, I/64; el-Münâvî, Feyzü’l-Kadîr, I/210-212)</em></p></blockquote>
<p>Yine Beyhakî aynı yerde şu hadise yer vermektedir:</p>
<blockquote><p><strong>“Muhammed’in (a.s.m.) Ashabının ihtilâfı Allah’ın kulları için bir rahmettir.”</strong></p></blockquote>
<p>Aynı meâldeki hadisin varlığını, Taberânî, Deylemî, Ebû Naîm, ez-Zerkeşi, İbni Hacer gibi hadis âlimleri de belirtirler. Büyük hadis âlimi Hattabî ise şöyle der:</p>
<blockquote><p>“Bu hadis-i şerife iki kişi itirazda bulunmuştur. Birisi deli, öbürü de dinsizdir. Bunlar el-Musilî ile Câhiz’dir. Bunlar şöyle diyorlar: <em>‘Eğer ihtilâf rahmet olsaydı, ittifak azap olurdu.”</em></p></blockquote>
<p>Bunun bir saçmalıktan ibaret olduğunu belirten Hattabi “ihtilâf”ı şöyle anlatır:</p>
<blockquote><p><em><strong>“İhtilâf üç çeşittir. </strong>Birincisi ve ikincisi Allah’ın zat ve sıfatındaki ihtilâftır ki, birisi küfür, diğeri bid’attir. Bir de vecihleri bulunan fıkha ait fer’i meselelerdeki ihtilâftır. İşte buradaki ihtilâf ümmet için rahmettir.”</em></p></blockquote>
<p>Ömer bin Abdülaziz ise şöyle der:</p>
<blockquote><p><em><strong>“Ashab-ı Kiram ihtilâf etmemiştir.’ </strong>sözü hiç hoşuma gitmiyor. Şayet onlar ihtilâf etmeseydi hiçbir meselede ruhsat çıkmazdı.”</em></p></blockquote>
<p>İmam Nevevî ise, Sahih-i Müslim şerhinde, bir vesileyle ihtilaf konusuna değinir ve bu hususa şu izahı getirir:</p>
<blockquote><p><em>“Bir şeyin rahmet olması, onun zıddının azap olmasını gerektirmez. Bu hadiste de böyle bir şey yersizdir. Bunu ancak cahiller veya bilmez görünenler söyler. Cenab-ı Hak şöyle buyurur:</em><br />
<strong>‘Rahat edesiniz diye geceyi sizin için yaratması Onun rahmetindedir.’</strong><br />
<em>Geceye <strong>‘rahmet’ </strong>denmiştir, bundan gündüzün azap olması manası çıkmaz.” (bk. Şerhu Müslim, 11/91-92; Aclunî, a.y)</em></p></blockquote>
<p>Yine bazı âlimler, “Ümmetim dalâlet üzerinde toplanmaz.” hadisini zikrederek, “Bundan ümmetin ihtilâfının rahmet olmadığı manası anlaşılmamalı” derler.<br />
Hadisteki ihtilâftan hangi mananın kasdedildiği hususunda da âlimler şöyle derler:<br />
“Buradaki ihtilâftan murad, dinin asıl meselelerindeki ihtilâf olmayıp, fer’î meselelerdeki ihtilâftır. Çünkü dinin asıllarındaki ihtilâf dalâlettir <em>(Kadı İyaz, Sübki). </em>Bu meseledeki ihtilâftan maksat, ümmetin sanat, makam, mevki ve mertebelerindeki ihtilâftır. Bu da ümmet için rahmettir. Çünkü farklı sanatların bulunması herkese faydalıdır.<em> (İmam Harameyn).</em>”<br />
Hadis âlimlerinin bu husustaki birleştikleri nokta <strong>fer’î meselelerdeki ihtilâftır.</strong>Bunun da adı ictihaddır. Müctehidlerin ise dinin asıllarında değil de, fer’î meselelerdeki ihtilâflarından, yani farklı ictihadda bulunmalarından mezhepler meydana gelmiştir. Mezheplerin farklı farklı olması da Müslümanlar için bir rahmet olmuştur. Çünkü her Müslüman, kendi şartlarına göre bir mezhebi taklit ederek amel ve ibadetini yapmıştır.<br />
<em><strong>Müctehidler bir meselede ihtilâfa düşseler,</strong> isâbet edenler iki sevap alırken, yanılmış olanlar bir sevap alırlar.</em> Dinî meseledeki doğruyu ararken yanılmaları dahi onlara bir günah kazandırmamakta, sevap kazandırmaktadır. Bu meseledeki daha geniş izahı Feyzü’l-Kadir’in birinci cildinin 210-212 sayfalarına bakılabilir.<br />
<strong>“Ümmetimin ihtilâfı rahmettir.” </strong>meâlindeki hadis-i şerif, <em>“hakka hizmetteki ihtilâf, farklı görüş beyanı, değişik yorumlarda bulunma”</em> tarzında anlaşıldığında mevzu biraz daha umumileşmektedir. Çünkü Müslümanlar aynı esas ve gerçeklere inanmakla beraber her fert müstakil bir şahsiyet ve düşünce yapısına sahiptir. Bunun için de hâdiseleri değerlendirirken farklı açılardan yaklaşılabilir, yorumlanabilir.<br />
<strong>Müslümanlar meselelerini istişare yoluyla halledeceklerine göre</strong>, herkes samimi bir şekilde fikirlerini açıklar, bilgisi ve ihtisası dahilinde görüşlerini beyan eder. İşte bu yönüyle ihtilâf maddî ve mânevî inkişafın kaynağı olur. Bediüzzaman bu hadis-i şerifi <em>&#8220;Mektubat&#8221;</em> isimli eserinde izah ederken, meseleyi üç suâl, üç cevap çerçevesinde ele almakta ve misallerle anlatmaktadır. Bu izahı özetleyerek verelim:<br />
Suâl ve cevap şöyle:<br />
<em>&#8211; Hadiste, “Ümmetimin ihtilafı rahmettir” denilmiş. İhtilâf ise tarafgirlik gerektirir. Bu nasıl rahmet olur?</em><br />
<strong>Hadiste ifade edilen <em>“ihtilâf” </em>müsbet olanıdır. </strong>Hakka hizmette bulunan, İslâmî hakikatleri muhtaç olanlara ulaştırmaya çalışan kimseler belli ölçülerde fikir alış-verişinde bulunacaklardır. Fakat bu arada herkes mesleğinin ve hizmet tarzının tamir ve revacına çalışmalıdır. Başkasının fikir ve hizmetini tahrip ve iptal etmeye değil, tamamlanmasına ve ıslâhına gayret etmelidir. Bu müsbet tarafı. Menfî ihtilâf ise, kin, haset ve düşmanca hisler besleyerek birbirlerinin tahribine çalışırlar. Hadis, bunu reddetmektedir. Çünkü birbirleriyle boğuşanlar müsbet hareket edemezler.<br />
<em><strong>İkinci suâl: </strong>Tarafgirlik hastalığı mazlum halkı zâlim kimselerin şerrinden kurtarır. </em>Çünkü bir kasabanın ileri gelenleri birleşseler mazlum halkı ezerler. Şayet taraftarlık olsa mazlumlar bir tarafa iltica ederek kendilerini kurtarırlar.<br />
<strong>Bu mesele de şöyle izah ediliyor:</strong><br />
<em><strong>Şayet tarafgirlik hak nâmına olsa,</strong> bu durum haklı ve mazlumlara bir melce, sığınak olabilir.</em> Halbuki şimdiki garaz dolu ve nefis hesabına yapılan taraftarlık haklılara değil, haksızlara sığınak olmuştur. Onların dayanacakları nokta şekline girmiştir. Çünkü bu çeşit insanların yanına şeytan gelse, onun fikrine yardım edip taraftar olsa, ona rahmet okur. Eğer karşı tarafa melek gibi bir adam gelse, ona lânet okuyacak derecede bir haksızlık gösterir.Dolayısıyla bu çeşit ihtilafta rahmet olmadığı gibi, müsbet manada bir neticeye varılmaz.<br />
<strong>Üçüncü mesele de şöyle:</strong><br />
Hakikat hesabına yapılan fikrî tartışmalarda maksat ve esasta birleşilmekle beraber, vesilelerde ihtilaf edilir, farklı düşünülür. Bu tartışma, gerçeklerin her köşesini açığa çıkardığı gibi, hakka ve hakikate de hizmet eder. Fakat tarafgir bir şekilde ve garaz dolu firavunlaşmış nefis hesabına ve kendini beğenerek yapılan fikrî bir tartışmadan hakikat parıltıları değil, belki fitne ateşleri çıkar. Çünkü bu tarz fikrî bir tartışmaya giren kimselerin fikirlerinin aynı noktada birleşmesi mümkün değildir. Çünkü hak namına yapılmadığı için, tartışmalar aşırı bir hal alır, sonsuza kadar devam edip gider. Tedavisi mümkün olmayan çatlaklara, yaralara sebep olur. Çünkü maksatta ittifak edilmemiştir.<br />
Özetleyerek verdiğimiz bu izahlardan sonra Bediüzzaman bu hususta bütün mü’minlere şu ikazı yapar:</p>
<blockquote><p><em>“Ey ehl-i îman! Zillet içinde esaret altına girmemek isterseniz, aklınızı başınıza alınız. İhtilafınızdan istifade eden zalimlere karşı, <strong>[Mü’minler ancak kardeştir, meâlindeki âyet-i kerimenin] kal’a-i kudsiyesi içine giriniz, tahassün ediniz [sığınınız]. </strong>Yoksa ne hayatınızı muhafaza ve ne de hukukunuzu müdafaa edebilirsiniz. Malumdur ki, iki kahraman birbiriyle boğuşurken iki çocuk ikisini de dövebilir. Bir mizanda (terazide) iki dağ biribirine karşı müvazenede bulunsa [tartılsa] bir küçük taş müvazenelerini bozup onlarla oynayabilir, birini yukarı, birini aşağı indirir.&#8221;</em><br />
<em>&#8220;“İşte, ey ehl-i iman! İhtiraslarınızdan ve husumet-kârâne [düşmanca] tarafgirliklerinizden kuvvetiniz hiçe iner, az bir kuvvetle ezilebilirsiniz. Hayat-ı içtimaiyenizle alakanız varsa, <strong>[Mü’minin mü’mine münasebeti, taşları birbirine destek olan sarsılmaz bir bina gibidir.] </strong>mealindeki hadiste belirtilen düstur-u âliyeyi düstur-u hayat yapınız. Şefâlet-i dünyeviyeden ve şekavet-i uhreviyeden [dünyada sefaletten ve âhirette azaptan] kurtulunuz.” (Mektubat.s. 247-249)</em></p></blockquote>
<p>Bu kadar izahtan ve açıklamalardan sonra artık bu hadise<em> “mevzudur, uydurmadır” </em>deyip geçmek, bilgisizlikten başka bir şey olmasa gerekir. Zaten hiçbir hadis âlimi de bu hadise “mevzu” dememiştir. Hakkında şüphe edilen hadislere nasıl bakmamız gerektiği hususunda Bediüzzaman’ın Sözler isimli eserinin <em>“Yirmi Dördüncü Söz, Üçüncü Dal</em>”ında işlenen “On İki Aslı” gözden geçirmekte büyük fayda vardır.</p>The post <a href="https://ateistlerecevap.org/ummetimin-ihtilafi-rahmettir-hadisi-hakkinda-aciklama/" data-wpel-link="internal">"Ümmetimin ihtilafı rahmettir." Hadisi Hakkında Açıklama</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ateistlerecevap.org/ummetimin-ihtilafi-rahmettir-hadisi-hakkinda-aciklama/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
