<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Uncategorized | Ateistlere Cevap</title>
	<atom:link href="https://ateistlerecevap.org/category/uncategorized/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://ateistlerecevap.org</link>
	<description>Ateistlere,deistlere ve İslam&#039;ı kabul etmeyenlere İslam&#039;ı tanıtmak cevap vermek ve Müslüman kardeşimize fikir vermeye çalışan dostlarız.</description>
	<lastBuildDate>Fri, 30 Jul 2021 08:23:27 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.4.3</generator>

<image>
	<url>https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2020/10/cropped-logo-mavi-32x32.png</url>
	<title>Uncategorized | Ateistlere Cevap</title>
	<link>https://ateistlerecevap.org</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Neden Sürekli Huzursuzum? Yaşantımdan Zevk Alamıyorum. Mutsuzluğumun Sebebi Nedir?</title>
		<link>https://ateistlerecevap.org/neden-surekli-huzursuzum-yasantimdan-zevk-alamiyorum-mutsuzlugumun-sebebi-nedir/</link>
					<comments>https://ateistlerecevap.org/neden-surekli-huzursuzum-yasantimdan-zevk-alamiyorum-mutsuzlugumun-sebebi-nedir/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ateistlere Cevaplar]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 30 Nov 2020 18:01:33 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>
		<category><![CDATA[Huzursuzluğun Sebepleri Nelerdir?]]></category>
		<category><![CDATA[Neden Huzursuzum?]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://ateistlerecevap.org/?p=2954</guid>

					<description><![CDATA[<p>Huzursuzluğun, bunalımın, stresin önemli sebeplerinden birisi de şudur; “Bir şey ‘ma vudia leh’inde istihdam edilmezse atalete uğrar, matlup eseri göstermez.” (Bediüzzaman, Sünuhat) “ma vudia leh”, bir şeyin yapılış gayesi demektir. Gözün yaratılış gayesi: görme işlevidir&#8230; Onu tatların kontrolünde kullanmaya kalkarsanız gözünüze zarar verirsiniz ve görme işlevi için verilen gözünüze zarar verdiğiniz için kimseyi suçlama hakkınız da [&#8230;]</p>
The post <a href="https://ateistlerecevap.org/neden-surekli-huzursuzum-yasantimdan-zevk-alamiyorum-mutsuzlugumun-sebebi-nedir/" data-wpel-link="internal">Neden Sürekli Huzursuzum? Yaşantımdan Zevk Alamıyorum. Mutsuzluğumun Sebebi Nedir?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Huzursuzluğun, bunalımın, stresin önemli sebeplerinden birisi de şudur;</p>
<blockquote><p><strong><em>“Bir şey ‘ma vudia leh’inde istihdam edilmezse atalete uğrar, matlup eseri göstermez.” </em>(Bediüzzaman, Sünuhat)</strong></p></blockquote>
<p><strong>“ma vudia leh”,</strong> bir şeyin yapılış gayesi demektir. Gözün yaratılış gayesi: görme işlevidir&#8230; Onu tatların kontrolünde kullanmaya kalkarsanız gözünüze zarar verirsiniz ve görme işlevi için verilen gözünüze zarar verdiğiniz için kimseyi suçlama hakkınız da olmaz.</p>
<p>Her duygusunu ve hissini onu Yaratanın rızası dairesinde ve istikamet çizgisinde kullanan insanlar dünyada da bir nevi cennet hayatı yaşarlar.</p>
<p>İnsana verilen her bir his ve duygu insanı Allah’tan uzaklaştırmak için değildir; aksine insanı Allah’a yaklaştırmak ve terakki etmek içindir. Bu his ve duyguların yüzünü geçici ve önemsiz şeylerden çevirip sonsuz şeylere yönlendirmek gerekmektedir. <em><strong>Yani o duyguyu yok etmek değil, hayırlı şeylere yönlendirmek gerekir</strong>.</em></p>
<p><strong>Mesela geleceği düşünmek hissi herkeste vardır.</strong> Bir insan bununla isterse sadece dünya hayatını düşünebilir ve sadece ona çalışabilir. <strong><span style="color: #800000;">Fakat bu his ve duygu sadece bunun için verilmemiştir.</span></strong> Öyleyse bu hissi başka değerli bir şeye yönlendirmesi gerekir. Bu da sonsuz geleceğimiz olan ahireti düşünmek tarzında olmalıdır, bu sayede isterse hem dünyayı hem ahireti düşünerek iki cihanda da rahat edebilir.</p>
<p><strong>Mesela insanda inat duygusu da var.</strong> Bu hissi dünya işlerine sarf ettiği zaman önemsiz şeylere de inat eder. Mesela “Ben inat ettim kumardan milyon TL kazanacağım” şeklinde inat eden bir insan sürekli kumara yatırım yaparak elindeki parasını kaybeder ve hem elindekini kaybettiği için hem de yenisini kazanamadığı için kendini sıkıntıdan sıkıntıya sokar ve günah da kazanır. Fakat insan bu hissini, Allah’ın istediği şekilde kullansa, o zaman ibadete inkılap etmiş olur. Şöyle ki, bu his ile bir Müslüman diyecek:</p>
<blockquote><p><strong><em>“Ben inat ettim sabah namazını kaçırmayacağım, inat ettim her hafta sadaka vereceğim, inat ettim hiçbir mü’mine kızmayacağım, inat ettim her gün şu kadar namaz vb ibadet edeceğim&#8230;&#8221;</em></strong></p></blockquote>
<p>Böylece kendisine verilen inat duygusunu hayırlı işlere çevirip ibadet haline getirebilir. İş böyle olunca maddi olarak kayba uğrasa bile, kendisini bazı geçici lezzetlerden mahrum bıraksa bile bunun hak yoluna gittiğini ve kaybettiklerini veya vazgeçtiklerini ahirette misliyle kazanacağını bildiği için kendisini sıkıntıya sokmaz kendi kendisinin huzurunu kaçırmaz.</p>
<p>Kazandığınız parayı helal daire de harcamak yerine, örneğin iddia ve kumar oynamakta kullanırsanız bunları kaybettiğinizde “Neden kazanamıyorum, neden daha çok param yok” diye kendinizi büyük bir çıkmaza sürüklersiniz. Ancak böyle yapmak yerine paranızı sadaka vererek harcayıp helal daire de kullandığınız zaman maddi olarak paranız azalsa bile manevi olarak kuvvetleneceğinizden dolayı giden paranın üzüntüsünü çekmez aksine Allah yolunda harcadığınız paranın size hem bu dünyada hem de ahirette misliyle karşılığının verileceğini bildiğinizden dolayı içiniz, kalbiniz huzurla dolar.</p>
<p>Size verilen kalbi, sevme ve sevilme duygusunu, Dünya malına, çıkar ilişkilerine ve haram sevdalara adadığınız zaman bunlardan birisi dahi eksik kaldığında kendinizi boşlukta hissedersiniz ve içiniz sıkıntıyla dolar.</p>
<p>Örneğin haram bir sevdaya daldığınız zaman karşı taraftan da bazı hisler beklersiniz ve bu hisler gerçekleşmediği zaman kendinizi suçlar karşı tarafı suçlar ve bununla da yetinmez geçici zevk ve duygular yüzünden Allah’ı suçlar ve inkara kadar gidersiniz. O hisleri yaşayamadığınız için üzülür, kendinizi sıkıntıya sokar, ibadetlerinizi aksatırsınız, normal hayatınızı aksatırsınız.</p>
<p>Örneğin her akşam ailenizle oturup muhabbet ederken kendinizi bunalıma soktuğunuz için ailenizle vakit geçirmek istemezsiniz, içinizden bir şey yapmak gelmez ve buda sizi zamanla uyuşuk, bir amacı olmayan, bir gayesi olmayan, kendisini sadece geçici zevklere adayan ve idealleri, kuralları, değerleri olmayan basit biri yapar. Bu yüzden agresifleşir ve çevrenizde bulunan ve sizi gerçekten seven insanları da üzersiniz.</p>
<p><strong><em>Dünyayı oyun ve eğlence bilenlerin bakışları âhiretedir.</em></strong> Gayretleri orası içindir. Oranın saadeti de, azabı da ebedîdir. Bunun şuurunda olan ve <em>“biz Allah’ın kuluyuz, hayatımız, ölümümüz, bedenimiz, ruhumuz, mevkiimiz, makamımız, bütün bunlar geçicidir ve kısacası her şeyimiz, onun için, onun rızası içindir” </em>düşüncesini benimseyen insan, fâni dünyanın geçici sıkıntılarında boğulmaz.</p>
<p>Her şey gibi, kalp huzuru da O’nun elindedir. Buna lâyıkıyla iman etsek başkalarının kapılarında dolaşmaktan kurtulacak, aradığımız her güzelliği Rabbimizin rahmet kapısında bulacağız.</p>
<p>Burada şunu anlamamız gerekir: Nasıl Allah Teâlâ, kuluna mal veriyor ve onu nerede kullanacağını görmek diliyorsa aynı şekilde düz yürüdüğü yollarda önüne kavşaklar, rampalar çıkararak, o anda ne yapacağını görmek istemektedir. Malını helal yoldan kazandıktan sonra onu mubah yollarla harcayan ve sadakasını verenin o mal sayesinde Rabbinin rızasına erdiği gibi, Rabbinden gelen sıkıntılara karşı sabretmesini bilen kul da malını infak eden gibi ecir kazanmış olmaktadır. Bu sıkıntı, mal üzerinden olabilir, aile içindeki fertlerden birinden olabilir, siyasi yönetimden olabilir, tabii bir afet şeklinde olabilir. Türü ne olursa olsun mü’minin ayağına batan bir diken bile, huzurunu kaçırdığı için bir anlamda beladır, sıkıntıdır. Her bela, her sıkıntı, bunaltan, terleten, tansiyon yükselten, ağlatan, ezip utandıran ne varsa ecir kaynağıdır. <strong>Yeter ki kul, ihmalinin ve üzerine düşeni yapmamış olmanın bedelini ödemesin</strong>.</p>
<p>İşte bu yüzden şu cümleyi iyice idrak etmemiz anlamamız gerekmektedir;</p>
<blockquote><p><span style="font-size: 18pt;"><strong>“Durgun bir deniz asla iyi bir denizci yetiştirmez&#8230;<br />
Başına gelen musibetler aslında seni dünya fırtınasından ahiret sahiline çıkarmak içindir&#8230;”</strong></span></p></blockquote>The post <a href="https://ateistlerecevap.org/neden-surekli-huzursuzum-yasantimdan-zevk-alamiyorum-mutsuzlugumun-sebebi-nedir/" data-wpel-link="internal">Neden Sürekli Huzursuzum? Yaşantımdan Zevk Alamıyorum. Mutsuzluğumun Sebebi Nedir?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ateistlerecevap.org/neden-surekli-huzursuzum-yasantimdan-zevk-alamiyorum-mutsuzlugumun-sebebi-nedir/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ya gerçekten Ahiret yoksa?</title>
		<link>https://ateistlerecevap.org/ya-gercekten-ahiret-yoksa/</link>
					<comments>https://ateistlerecevap.org/ya-gercekten-ahiret-yoksa/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ateistlere Cevaplar]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 19 Oct 2017 13:39:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sorular]]></category>
		<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.ateistlerecevap.org/?p=6</guid>

					<description><![CDATA[<p>Değerli kardeşimiz, Günlük hayatımızda, ahiretin varlığı hakkında derinliğine nüfuz edilmeyince zorlandığımız sorularla karşılaşırız. Bunlar &#8220;Görmediğime inanmam&#8221; safsatasının arkasına sığınan materyalistlerin bir iman vadisini daha inkar için kullandıkları, devrini çoktan kapamış hezeyanlardır..Evet, insan akıl ve mantığının bir hadiseyi halihazır için kabullenip de onu istikbal için inkar etmesinden daha korkunç bir tezat düşünülemez. Yani aslında ahiretin varlığına delil olarak [&#8230;]</p>
The post <a href="https://ateistlerecevap.org/ya-gercekten-ahiret-yoksa/" data-wpel-link="internal">Ya gerçekten Ahiret yoksa?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"></div>
<div>
<figure id="attachment_129" aria-describedby="caption-attachment-129" style="width: 554px" class="wp-caption aligncenter"><img fetchpriority="high" decoding="async" class=" wp-image-129" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2017/10/U-300x169.png" alt="Ya gerçekten ahiret yoksa" width="554" height="312" srcset="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2017/10/U-300x169.png 300w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2017/10/U.png 640w" sizes="(max-width: 554px) 100vw, 554px" /><figcaption id="caption-attachment-129" class="wp-caption-text">Ya gerçekten ahiret yoksa</figcaption></figure>
</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Değerli kardeşimiz,</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Günlük hayatımızda, ahiretin varlığı hakkında derinliğine nüfuz edilmeyince zorlandığımız sorularla karşılaşırız. Bunlar <em style="box-sizing: inherit;">&#8220;Görmediğime inanmam&#8221; </em>safsatasının arkasına sığınan materyalistlerin bir iman vadisini daha inkar için kullandıkları, devrini çoktan kapamış hezeyanlardır..<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Evet, insan akıl ve mantığının bir hadiseyi halihazır için kabullenip de onu istikbal için inkar etmesinden daha korkunç bir tezat düşünülemez. Yani aslında ahiretin varlığına delil olarak içinde yaşadığımız hayat kafidir. İkinci bir hayatın varlığını inkar edenler, içinde yaşadıkları hayatı inkar edebilirler mi? Edemezler.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Çünkü; bir kumandanın hiç yoktan bir orduyu toplayıp emri altına alması mı daha kolaydır, yoksa vazifesini öğrenmiş birbiriyle tanışmış ve istirahat için dağılmış bir orduyu teşkil eden askerleri tekrar boru sesiyle bir araya getirmesi mi daha kolaydır? Hangisi? Elbette ikincisi. Bu misal gibi, Rabbimiz bizi yokluk karanlıklarından çıkarıp pırıl pırıl bir alemde hayat dediğimiz nimeti vermiş olduğuna göre, ölünce aynı işin bir kere daha tekrarlanması nasıl imkansız olabilir. Üstelik birincisine göre daha kolay değil midir?<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Hem bir yerden veya bir şeyden haber vermek için o yere gitmek veya o şeyi mutlaka gözümüzle görmek mi gerekir? Astronomi ilmi bize yıldızlardan, galaksilerden, bahsetmektedir. Uzayda hala ışığı bize ulaşamayan nice yıldızlar vardır. Peki buralara kim gidip kim gelmiştir?<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Bu konu ile alakalı olarak Bediüzzaman Hazretleri şöyle der:</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid #b6ff6d; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">&#8220;Perde-i gayb içindeki alem-i ahirete ait menzilleri dünya gözümüzle görmek ve göstermek için, ya kainatı küçültüp iki vilayet derecesine getirmeli, veyahut gözümüzü büyütüp yıldızlar gibi gözlerimiz olmalı ki, yerlerini görüp, tayin edelim. Ahiret alemine ait menziller bu dünyevi gözümüzle görülmez.&#8221;(Mektubat, Birinci Mektup)</div>
</blockquote>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Bu dünyanın ölçülerine göre çalışan insan aklı, her ne kadar mahiyet ve ölçüleri başka olan bir alemi hakkiyle idrakten aciz ise de, varlığı hakkında hadsiz deliller olup ispat edildiği için ahireti mümkün görmektedir. Aklen mümkün olan bir şeyin varlığı da haber yoluyla tahakkuk eder.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Bütün peygamberler ve kitaplar ahiretin varlığını haber vermiş ve insanın öldükten sonra tekrar dirilerek, bu dünya hayatında yaptıklarından hesaba çekileceğini ihbar etmişlerdir. Hele mukaddes kitabımızda da ahiret hayatı, dünya hayatından bazı misaller, bir takım teşbihler getirilerek en mükemmel bir tarzda anlatılmıştır. Bu da ahiretin, cennet ve cehennem menzillerinin dünyaya benzediğinden değil, başka türlü tam manasıyla bu hakikati anlamamız mümkün olmadığındandır.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Üstelik Efendimiz (s.a.v.) de, Miraç Gecesi&#8217;nde gidip görmüş ve gelip haber vermiştir. Şimdi varlığı hakkında bu kadar sağlam deliller sıraladıktan sonra inkar edenlere soruyoruz. <em style="box-sizing: inherit;">Siz nereye gidip baktınız da göremediğinizden dolayı yokluğuna hükmediyorsunuz? Deliliniz nedir? Madem inkar ediyorsunuz, inkarınıza delil getirmek mecburiyetindesiniz. Yok, yok demek neyi halleder?</em><br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />İzah ve ispat edenlerin ciltler dolusu bilgiler verip şüpheleri defettikleri bir davanın, güneş gibi açık bir hakikatin karşısında inkar ile gözlerini kapayanlar ancak kendilerine gündüzü gece yaparlar.</div>The post <a href="https://ateistlerecevap.org/ya-gercekten-ahiret-yoksa/" data-wpel-link="internal">Ya gerçekten Ahiret yoksa?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ateistlerecevap.org/ya-gercekten-ahiret-yoksa/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Allah insana muhtaç olmadığı halde, insanı niçin yaratmıştır?</title>
		<link>https://ateistlerecevap.org/allah-insana-muhtac-olmadg-halde-insan/</link>
					<comments>https://ateistlerecevap.org/allah-insana-muhtac-olmadg-halde-insan/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ateistlere Cevaplar]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 06 Oct 2017 18:09:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sorular]]></category>
		<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.ateistlerecevap.org/?p=9</guid>

					<description><![CDATA[<p>Önce şunu belirtmek gerek. Bu soruya öyle küçük bir soru olmadığı için,&#160;cevapları da haliyle hap gibi değil. Azıcık&#160;zahmete girip okumak ve hatta biraz düşünmek gerekiyor. Tüm yazı&#160; okununca&#160;tatmin edici olacağını düşünüyorum. Not: Bu soruya verilecek cevap, tabii ki öncelikle Allah’ın var olduğunu ve tüm kainatı ve içindekileri yaratan mutlak kudret sahibi olduğunu kabule dayanıyor. Eğer, [&#8230;]</p>
The post <a href="https://ateistlerecevap.org/allah-insana-muhtac-olmadg-halde-insan/" data-wpel-link="internal">Allah insana muhtaç olmadığı halde, insanı niçin yaratmıştır?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div class="separator" style="clear: both; text-align: center;">
<a href="https://1.bp.blogspot.com/-7Z96zSISuqE/WdfFA45119I/AAAAAAAAI6A/8kRE8bQQDYAKWdWfM8que-9IrFOzM5UHACLcBGAs/s1600/Untitled-1.png" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;" data-wpel-link="external" rel="nofollow external noopener noreferrer"><img decoding="async" border="0" data-original-height="720" data-original-width="1280" height="360" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2017/10/Untitled-1.png" width="640" /></a></div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
</div>
<div style="background-color: white; color: #333333; line-height: 19.5px; margin-bottom: 0.75em; margin-top: 0.25em; padding: 0px;">
Önce şunu belirtmek gerek. Bu soruya öyle küçük bir soru olmadığı için,&nbsp;cevapları da haliyle hap gibi değil. Azıcık&nbsp;<strong>zahmete girip okumak ve hatta biraz düşünmek gerekiyor.</strong></div>
<div style="background-color: white; color: #333333; line-height: 19.5px; margin-bottom: 0.75em; margin-top: 0.25em; padding: 0px;">
<strong>Tüm yazı&nbsp; okununca</strong>&nbsp;tatmin edici olacağını düşünüyorum.</div>
<div style="background-color: white; color: #333333; line-height: 19.5px; margin-bottom: 0.75em; margin-top: 0.25em; padding: 0px;">
<strong>Not</strong>: Bu soruya verilecek cevap, tabii ki öncelikle Allah’ın var olduğunu ve tüm kainatı ve içindekileri yaratan mutlak kudret sahibi olduğunu kabule dayanıyor. Eğer, yaratıcı var mı? gibi bir soru sorulacaksa, bunun da cevabı var. Ancak şu anki konumuz&nbsp;bu değil.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
<b style="color: black; font-size: medium;">Cevap 1:</b></div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Allah&#8217;ın hiçbir şeye muhtaç olmadığını, kainata ve içindeki faaliyetlere bakan bir insan görebilir.<em style="box-sizing: inherit;">&nbsp;</em><em style="box-sizing: inherit;">Biz bir düşünelim, dünyaya gelmeden önce kainatın neyi eksikti de biz geldikten sonra tamamladık.</em>&nbsp;Veya ibadetimizle ne yapıyoruz ki Allah&#8217;ın herhangi bir ihtiyacı görülüyor.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Allah her şeyi kemaliyle bilendir.&nbsp;Ama bu bilmesi bizi yönlendirmesi anlamına gelmemektedir.&nbsp;Çünkü O&#8217;nun ilmi ezelidir. Yani geçmiş, gelecek ve şimdiki zamanı aynı anda müşahede eder. Ve herkes vicdanen bilir ki, istediğim şeyi yaparım, konuşurum istemediğim şeyi yapmam. Bu kaideye göre Allah bizim ne yaptığımızı bilir. Ama biz de yaptığımız şeyin irademizle olduğunu vicdanen ve alken biliriz.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Allah bizi kendisini tanımak ve kendisine layık olacak şekilde ibadet etmek için yarattı. Bu vazifeyi yerine getirecek alet ve cihazları da yaratmıştır. Yani bizden istenen şeyler ile bunları karşılayacak sermaye muvazenelidir. Burada herhangi bir adaletsizlik olmadığını bütün insaf ve vicdan ehli bilir. Fakat Allah&#8217;ın bizi yaratırken bize sorup sormaması ise, tamamen Allah&#8217;ın iradesini kısıtlamak anlamına gelir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Oysa alimlerimizin ittifakı ile&nbsp;&#8220;Allah,&nbsp;la yüsel&#8221;dir.&nbsp;Yani yaptığı işlerden sorguya çekilmez.&nbsp;Ama kainatta yaptığı ve yarattığı herhangi bir hadisenin hikmetsiz veya adaletsiz olduğuna dair hiç kimse ağzını açamamaktadır. Çünkü, kainatta hikmetsiz ve abes olabilecek bir durum yoktur. Bütün kainatı didik didik araştıran bilim adamları bu ilahi hikmet karşısında hayrete düşmektedir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Allah&#8217;ın insanı yaratmasının çok hikmetlerinden birisi&nbsp;ibadettir. Çünkü:</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
1.&nbsp;Allah insanı imtihan için yarattı. Bu hikmet insanın yaratılmadan olamayacağı kesindir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
2.&nbsp;Allah kainatta tecelli ettiği cemal ve kemalini hem kendisi&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">-kendine mahsus bir şekilde-</em>&nbsp;görmek hem de başkalarının gözüyle görmek istiyor. Başkasının görmesi derken bunların başında insan gelmektedir. Bu hikmet de yine insanın yaratılmasını gerekli kılıyor.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
3.&nbsp;İbadet için yarattı. Bu hikmetin yerine gelmesi için var olan birisi gerektir. Yaratılmadan ibadetin yerine gelmesi mümkün değildir. Burada yaptığımız ibadetin miktarına göre cennetteki yerimiz hazırlanıyor.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
4.&nbsp;Allah&#8217;ın her şeyden daha büyük olduğunu ilan etmek ve Allah&#8217;ın emirlerini yaymak. Bu hikmetin yerine gelebilmesi için, hem tebliğ edenin hem de tebliğ edilenin yaratılması icap eder.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
5.&nbsp;Bir çekirdeğin ağaç olması için toprağa girmesi gerektiği gibi, insanın da yetişip olgunlaşmsı ve terakkisi için dünya tarlasına gönderilmiştir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
6.&nbsp;Eğer başka alemde yaratılsaydık o zaman da neden bu alemde yaratıldık diye sormamız gerekecekti. İnsan için en mükemmel imtihan salonu bu olduğu için buraya gönderildik denilebilir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
İşte tüm kainatta rastlanılamayan hikmetsiz iş ve fiillere elbette şeriatta da rastlanmaz. Yani bizim taşıyamayacağımız işleri Allah bize yüklemez. Bütün hayvanlara, bitkilere ve cansızlara vazifeler yükleyen Allah, elbette bize de bazı vazifeler yükleyecektir. Yoksa tüm kainatta mevcut olan hikmet, insanlar yönünden abes olacaktı. Hiçbir işinde abesiyet ve çirkinlik olmayan ve bu gibi şeylerden münezzeh olan Allah, elbette insanlara da taşıyabilecekleri bir yükü yüklemesi gerekmektedir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Kâinatın ömrü milyarlarca yıl ile ifade ediliyor; insanlık âleminin ömrü ise bin seneyle ifade ediliyor. Henüz insan nevi yaratılmadan, bu hadis-i kudsîde verilen haber, öncelikle melekler âlemine bakıyordu. Allah&#8217;ı bilen, eserlerini temaşa ve tefekkür eden, O&#8217;na isyandan uzak bu mübarek varlıklar, hadis-i kudsîde verilen haberi ibadetleriyle, tesbihleriyle, itaatleriyle, marifet ve muhabbetleriyle tahakkuk ettirmiş oluyorlardı. Hayvanlar âlemi de yaratılış gayelerine tam uygun bir hayat sürmekle, ruhları yönüyle, melekleri andırıyorlardı. Bitkiler âlemi ve cansız varlıklar da mükemmel bir itaat ile vazife görüyorlardı.</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
&#8220;Hiçbir şey yoktur ki Allah&#8217;ı tesbih ve O&#8217;na hamd etmesin&#8230;&#8221;<em style="box-sizing: inherit;">(İsra, 17/44)</em></div>
</blockquote>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
mealindeki âyet-i kerimede geçen&nbsp;&#8220;şey&#8221;&nbsp;tabiri, canlı-cansız her varlığı içine alır. Her şey O&#8217;nu tesbih eder ve O&#8217;na medih ve senada bulunur.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Cenab-ı Hak, bütün bu tespih ve ibadetlerin çok daha ileri derecesini icra etmeye kabiliyetli bir başka mahiyet daha yaratmayı irade buyurdu: İşte bu ulvi mahiyet, arzın halifesi olacak olan insandı. Cenab-ı Hak, topraktan bir insan yaratacağını meleklere haber verdiğinde, yukarıdakine benzer bir soru, meleklerden de gelmiş ve onlara cevaben,&nbsp;&#8220;Siz benim bildiklerimi bilemezsiniz,..&#8221;&nbsp;buyrulmuştu.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
İmtihana tabi tutulan ve kazanmaları halinde melekleri geçecek olan bu yeni misafirler, âyet-i kerimede de haber verildiği gibi, ancak Allah&#8217;a ibadet için yaratılmışlardı.</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
&#8220;Ben, cinleri ve insanları ancak bana ibadet etsinler diye yarattım.&#8221;&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">(Zariyat, 51/56)</em></div>
</blockquote>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Âyette geçen&nbsp;&#8220;ibadet&#8221;&nbsp;kelimesine bir çok tefsir âliminin&nbsp;&#8220;marifet&#8221;&nbsp;mânâsı verdiği dikkate alındığında, bu insanın, Allah&#8217;ı tanımak, varlığını, birliğini bilmek, sıfatlarının sonsuzluğuna inanmak, mahlûkat âlemini de hikmet ve ibret nazarıyla temaşa ve tefekkür etmekle vazifeli olduğu anlaşılıyordu.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Bu mümtaz mahlûk, sadece cemal tecellilerine muhatap olmayacak, Cenab-ı Hakk&#8217;ın hem cemal, hem de celal tecellileri ile ayrı ayrı imtihanlara tabi tutulacaktı.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Nitekim öyle oldu ve öylece devam ediyor. Nimetler, ihsanlar, ikramlar, güzellikler, sıhhat, afiyet, ferah, gibi haller hep cemal tecellileridir. Ve insanoğlu bunlara karşı şükredip etmeme şıklarından birini tercihle karşı karşıya. Maalesef, nefis ve şeytanın galebesiyle çoğu insan, cemal tecellileriyle sarhoş olup bu imtihanı kazanamıyorlar.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
İmtihanın diğer yönü, hastalık, musibet, bela, afet, ölüm gibi celal tecellileri&#8230; Ve neticede sabır, tevekkül, teslim, rıza, imtihanına tabi tutulma. Akıl aksini düşünse de gerçek şu ki, bu imtihanı kazananlar, birincilere nispetle çok daha fazla.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Bundaki hikmet şu olsa gerek: Musibet ve hastalıklar, insana kul olduğunu, aciz bir varlık olduğunu çok iyi hatırlatıyor, ders veriyorlar. Konumuza ışık tutacak bir Nur cümlesi:</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
<em style="box-sizing: inherit;">&#8220;Fâtır-ı Hakîm, insanın mahiyet-i maneviyesinde nihayetsiz azîm bir acz ve hadsiz cesîm bir fakr dercetmiştir. Tâ ki, kudreti nihayetsiz bir Kadîr-i Rahîm ve gınası nihayetsiz bir Ganiyy-i Kerim bir zâtın hadsiz tecelliyatına câmi&#8217; geniş bir âyine olsun.&#8221; (Sözler, Yirmi Üçüncü Söz)</em></div>
</blockquote>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
İbadet ve marifet için yaratılan insan, bu vadide mertebe kat edebilmek için aczini ve fakrını hissedecek, sürekli olarak Rabbine sığınacak ve Ondan medet dileyecektir. Duadan geri durmayacak, huzuru yakalamaya çalışacaktır. Bunlar ise başta nefis ve şeytan olmak üzere, dünya hayatında insanı, medet dilemeye ve sığınmaya götüren her türlü musibet, hastalık, çaresizlik ve sıkıntılarla mümkün.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Çaresizlik içinde kalıp Rabbine sığınan ruhlar, bu dünya imtihanını kazanma noktasında müsbet bir puan almış oluyorlar. Ama, refah, sıhhat ve saadet gibi tecellilerde insanoğlu, aczini anlamak yerine, bunlara meftun olup, kul olduğunu unutup, gaflete dalabiliyor.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Konunun çok önemli bir yanı da şu: Marifetullah, yani Allah&#8217;ı tanıma denilince, bütün isim ve sıfatları dikkate almak gerekiyor; sadece cemalî isimleri değil.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Allah, Rahman olduğu gibi Kahhar&#8217;dır da. İzzeti tattıran da Odur zilleti çektiren de. Bu dünyada sadece cemalî isimler tecelli etse ve insan sadece bunlara muhatap olsa idi marifeti noksan kalırdı. Bu imtihan meydanında, insanoğlu Allah&#8217;ı hem celal, hem de cemal sıfatlarıyla tanımak durumunda. Ahirette ise, yollar ayrılacak. İnsanların bir kısmı ibadet, ihlas, salih amel ve güzel ahlâklarına mükâfat olarak, cennete girecek ve lütuf, kerem, ihsan gibi nice cemal tecellilerine, azamî ölçüde ve ebediyen muhatap olacaklar. Küfür ve şirk yolunu tutarak dalalet ve sefahate düşenler ise celal, izzet ve kahır tecellileriyle karşılaşacaklar. Böylece, ahiret yurdunda, Allah&#8217;ın hem cemalî hem de celalî isimleri en ileri mânâda tecelli etmiş olacak.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Nur Külliyat&#8217;ında bir dua cümlesi var:</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
<em style="box-sizing: inherit;">&#8220;Bize gösterdiğin nümûnelerin ve gölgelerin asıllarını, menbalarını göster.&#8221;&nbsp;(Sözler, Onuncu Söz)</em></div>
</blockquote>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Bu dünyadaki varlıklar, ahirete nispetle, gölge kadar zayıf bir tecelliye muhatap oluyorlar. Ve bu gölge hayatın gereğini yapan ve hakkını vermeye çalışan insanlar asıla kavuşuyorlar.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Şunu da unutmamak gerekiyor: Lütuf gibi kahrın da aslı ahirette.</div>
<div style="box-sizing: inherit; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; margin-bottom: 1em;">
<b><br /></b></div>
<div style="box-sizing: inherit; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; margin-bottom: 1em;">
<b>Cevap 2:</b></div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
“Şu kâinattan maksad-ı âlâ, tezahür-ü Rububiyete karşı, ubudiyet-i küllîye-i insaniyedir.”&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">(Sözler, s 264)</em></div>
</blockquote>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
<em style="box-sizing: inherit;">“İnsan niçin yaratılmış?”&nbsp;</em>sorusuna sıkça muhatap oluruz. Böyle bir soruyu kendimize yahut bir başkasına sormamız, bizim için büyük bir İlâhî ihsandır. Şöyle ki: Bu soruyu güneş kendisine soramadığı gibi, bir başka yıldız da güneşe sorabilmiş değil. Yine bu soruyu bir arı bir başka arıya, yahut bir koyun berikine sormaktan aciz. Demek oluyor ki, bu sorunun cevabını arayan insanoğlu, kendi varlığını istediği sahada kullanma konusunda serbest bırakılmış; bir arayış içinde ve bu konuda bir imtihana tabi tutulmuş.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
<em style="box-sizing: inherit;">Bu imtihanı kazanmanın tek yolu, sorunun cevabını bizi yaratandan öğrenmemizdir.</em>&nbsp;Bu noktaya varan insanlar gerçeğin kapısını çalmış olurlar. Ve kendilerine Kur’an lisanıyla, Peygamber diliyle cevapları verilir.</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
“Ben cinleri ve insanları, ancak bana ibadet -kulluk- etsinler diye yarattım.”&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">(Zâriyât, 51/56)</em></div>
</blockquote>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Nur Küllîyatında ibadete&nbsp;“marifet”&nbsp;manası veriliyor. Bu mana üzerinde çoğu tefsir alimlerimiz ittifak etmişler. Namaz, oruç gibi ibadetler ise bu marifetin neticesidir. Yani, insan nimetin şükür gerektirdiğini idrak edecektir ki, sonra bu şükür ve hamd vazifeni yerine getirsin.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
İnsan, bu kâinatı dolduran İlahi mucizelerin tefekkür ve hayreti icap ettirdiklerini bilecektir ki, tespih ve tekbir vazifesini ifa etsin.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
İnsan, başka insanlara merhamet etmesi gerektiğinin şuuruna erecektir ki zekât ve sadaka verme yolunu tutsun.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Bütün bunlar imanın ve marifetin, yani Allah’a inanmanın ve onu tanımanın meyveleridir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Nur Külliyatından bir marifet dersi:</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
“Şu kâinattan maksad-ı âlâ, tezahür-ü Rububiyete karşı, ubudiyet-i küllîye-i insaniyedir.”&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">(Sözler, s. 264)</em></div>
</blockquote>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Rububiyet,&nbsp;terbiye edicilik manasına geliyor. Bütün alemlerin her birinde bu fiil bir başka şekilde, bir başka güzellikte, bir başka mükemmellikte kendini gösteriyor. Ve biz her namazda Fatiha Sûresini okurken alemlerin Rabbine hamd etmekle bu farklı terbiyelerin şuurunda olduğumuzu ilan etmiş oluruz.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Işıklar alemini de Allah terbiye ediyor, gözler alemini de. Ve biz, güneşin ışık verecek şekilde, gözümüzün de ondan faydalanacak biçimde terbiye edildiklerini düşünerek Rabbimize şükretmekle&nbsp;“tezahür-ü Rububiyete karşı, ubudiyet”&nbsp;vazifemizi yerine getiririz.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Gıda maddelerinin yenilecek şekilde, ağzımızın, dilimizin, midemizin de onlardan faydalanacak tarzda terbiye edildiklerini nazara alarak Rabbimizin bu sonsuz ihsanlarını hayret ve teşekkürle karşıladığımızda, yine o<em style="box-sizing: inherit;">&nbsp;rububiyete karşı ubudiyetle mukabele</em>&nbsp;etmiş oluruz.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
<em style="box-sizing: inherit;">Kâinatın yaratılması insan için, insanın yaratılması ise ubudiyet içindir.</em>Burada dikkatimizi iki kelime çekiyor;&nbsp;âlâ&nbsp;ve&nbsp;küllîye&nbsp;kelimeleri. Bu iki kelime bize bu vazifeyi yapan daha başka varlıklar da olduğunu haber veriyorlar. Şu var ki, insan ubudiyet vazifeni onlardan daha üstün ve daha küllî bir derecede yapabilecek bir istidada sahip. Sözünü etmek istediğimiz bu varlıklar, meleklerle cinlerdir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Bir melek, bir meyveyi tefekkür ederken, dünün şekilsiz, renksiz elementlerinin bugün güzel bir varlık haline gelmelerini, sert ağaçtan bu yumuşak meyvelerin çıkmasını hayretle seyreder. Ama o meyvenin tadını, vitaminini, kalorisini düşünemez, tefekkür edemez. Zira, istidadı buna müsait değildir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
İnsana bu noktada bambaşka bir kabiliyet verilmiştir. O, aklıyla, hayaliyle sadece hazır eşyayı değil, o anda görmediği nice şeyleri hatta geçmişi ve geleceği düşünebilir. Böylece fikri, düşüncesi, anlayışı ve feyzi küllîleşir. Eline aldığı bir meyveyi yerken, o anda bir milyonu aşkın canlı türünün sonsuz denecek kadar çok fertlerinin rızklandıklarını, kendisinin de bu İlâhî sofradan faydalanan bir fert olduğunu düşünebilir ve böylece Allah’ın&nbsp;Rezzak&nbsp;ismini küllî manada tefekkür etme imkanına kavuşur.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Dilerse, düşüncesini geçmiş ve gelecek zamanlara da götürür. Bütün zamanlarda ve mekânlardaki her türlü nimeti ve onlardan istifade edenleri, hayalinin yardımıyla, birlikte düşünür ve tefekkürü daha da küllîleşir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Bütün İlâhî isimlerin tecellileri için benzer şeyler söylenebilir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Nur Küllîyatında,&nbsp;“İyyake na’büdü” “Biz ancak sana ibadet ederiz.”&nbsp;ayetinin açıklaması yapılırken, ayet-i kerimede niçin&nbsp;ben&nbsp;değil de&nbsp;biz&nbsp;denildiğine dikkat çekilir ve böyle denilmekle üç ayrı cemaatin kastedildiği ders verilir. Bunlardan birisi bütün müminler, diğeri vücudumuzda vazife gören ve her biri kendine mahsus bir ibadetle meşgul olan bütün organlar, hücreler, duygular,.., üçüncüsü ise bütün bir varlık âlemi.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Demek oluyor ki insan, bütün varlık alemi namına&nbsp;“İyyake na’budü”diyebilecek bir kabiliyettedir. İşte tek başına da namaz kılsa, ferdiyetten kurtulup bu üç cemaatin ibadetlerini Rabbine takdim eden insan küllî bir ibadet yapmış demektir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
İnsanın bu kâinata meyve olması da böyle bir neticeyi doğurmaktadır. Bir ağacın bütün birimlerini şuurlu farz etseniz, en küllî tefekkürü meyve yapacaktır. Çünkü meyvenin içindeki çekirdek bütün ağaçtan süzüldüğü için o meyvede ağacın tümünün ibadetlerini temsil etme, tefekkür etme kabiliyeti bulunacaktır.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Bu küllî ubudiyeti en ileri derecede yapanlar kâinat ağacının en mükemmel meyveleri olan peygamberler ve özellikle Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed’dir (asm.).</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
“Maksad-ı âlâ ve ubudiyet-i küllîye”&nbsp;manalarıyla şu kutsî hadis arasında yakın bir ilgi vardır:</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
“Sen olmasaydın ben felekleri yaratmazdım.”</div>
</blockquote>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
***<br />
Nur Küllîyatında insanın vazifesiyle ilgili birçok bahis mevcut. Bunların bir özeti olarak birkaç maddeyi takdim etmek isterim:</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
&#8211; Ruhuna bir İlâhî ikram olarak takılan, ilim, irade, görme, işitme gibi sıfatlarını Allah’ın sıfatlarını bilmeye bir vasıta olarak kullanmak. Kendi ruhundan İlahi sıfatları bilmek için açılan bu marifet pencerelerini iyi değerlendirmek.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
<em style="box-sizing: inherit;">&#8211;&nbsp;</em>Akıl kuvvetini hikmet dairesinde, şehvet kuvvetini iffet dairesinde, gazap kuvvetini şecaat dairesinde kullanmak.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
&#8211; Muhabbetini ancak Allah’a vermek ve mahlukatı da yine Onun namına, Onun isimlerine ayna olmaları, kemaline işaret etmeleri, cemalinden haber vermeleri cihetiyle sevmek.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
&#8211; “İbadatın bütün enva`ına müstaid bir fıtratta” yaratıldığının şuurunda olup, bütün ibadet çeşitlerinin ayrı ayrı feyizlerinden azami ölçüde nasiplenmeye çalışmak.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
&#8211; Kendisine verilen&nbsp;“kalb, sır, ruh, akıl hattâ hayal ve sair kuvvelerin hayat-ı ebediyeye yüzlerini çevirmek.”&nbsp;Böylece bunların her birini kendine mahsus ibadetiyle meşgul etmek.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
&#8211; Duygularının her biriyle Allah’ın rahmet hazinelerinden birini açmak, ondan güzelce faydalanmak ve küllî şükretmek.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
&#8211; Aczini ölçü alarak Allah’ın kudretini, fakrına bakarak Onun rahmetini, noksanlıklarını düşünerek Onun kemalini tefekkür etmek. Rabbini sonsuz kemal, rahmet ve kudret sahibi, kendi nefsini ise yine sonsuz aciz, fakir ve noksan bilmek.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
&#8211; Ruhunu günahlardan, bedenini de her tüllü kirlerden, pisliklerden uzak tutarak İlahi huzura çıkmak.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
&#8211; Kendini Allah’ın en mükemmel eseri olma cihetiyle meleklerin, ruhanilerin seyrine, temaşasına güzelce sunmak.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
İşte insan bu gibi ulvî gayeler için yaratılmıştır. Ama ne yazık ki, bir çok insan, kendini unutmuş ve bu gayelerden gafil olarak sadece dünya hayatını rahat bir şekilde geçirmek için çabalar. Bütün kâinatın ibadetlerini temsil etme kabiliyetine sahip olduğu halde, sadece çevresindeki bir gurup insanın teveccühlerini kazanmayı ve kendisini onlara beğendirmeyi hayatına gaye edinir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Bir süre sonra kendisi de, o insanlar da dünyadan göçüp gitmekte ve bütün bu gayeler de onun bedeniyle birlikte adeta toprağa gömülüp kaybolmaktalar.&nbsp;</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
ALLAH’IN İBADETİMİZE İHTİYACI VAR MI?</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Hiçbir şeye ihtiyacı olmayan, her şey Ona muhtaç olan Yüce Allah’ın, bizim gibi âciz kulların ibadetine hiç mi, hiç ihtiyacı yoktur.&nbsp;O, bizim hiçbir şeyimize muhtaç değildir. Çünkü kâinat ve içindekiler, ne varsa her şey Onundur, Onun mülküdür.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Son derece âciz ve zayıf bir kul olarak bizler muhtaç ve fakiriz. İhtiyaçlarımız ebede kadar uzanmış; bir çiçeği istediğimiz gibi, bir baharı da istiyoruz. Hatta ebedî Cenneti de istemekten kendimizi alamıyoruz. Dünya bizim olsa bile, istek ve arzularımızı tatmin edemiyoruz. Hal böyle iken, ihtiyaçlarımızın sadece çok az bir kısmını elde edebiliyoruz. Sonsuzluğa uzanan ihtiyaçlarımızın temin edildiği mekân, ebedî saadet menzili olan Cennettir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Yüce Allah’ın ibadetimize ihtiyacının olmadığını ve hakikî muhtaç olanın asıl bizler olduğumuzu şöyle bir misâlle açıklamamız mümkündür.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Hasta olduğumuzda doktora gideriz. Doktor, hastalığımızı teşhis ettikten sonra, bir reçete yazar. Sonra da ilâçları belirtilen saatte kullanmamızı ısrarla ister. Doktorun niyeti, bir an önce hastasının şifa bulup rahata kavuşmasıdır. Doktorun bu iyi niyetine karşı kalkıp,<em style="box-sizing: inherit;">&nbsp;“Doktor Bey, bu ilâçları kullanmamın sana bir faydası var mı? Bir ihtiyacın mı var ki, bu acı ve tatsız ilâçları tavsiye ediyorsun?”&nbsp;</em>dememiz hem yersiz bir hareket olur, hem de kendimizi gülünç bir duruma düşürmüş oluruz.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Bu misalde olduğu gibi, insan olarak mânen hastayız. Günah ve şüphelerin kalb ve ruhumuzda açtığı yaralarla mânen dertliyiz. İşte Yüce Rabbimiz, duygu ve lâtifelerimizi günah paslarından temizlememiz, parlatıp nurlandırmamız ve bu mânevî dertlerden şifaya kavuşmamız için yaramıza bir merhem, dertlerimize bir ilâç olarak ibadeti emretmiştir. Mesele bu kadar açık ve berrak iken, yine kalkıp da,&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">“Yâ Rabbî, bizim ibadetimize ne ihtiyacın var, niçin ibadet etmemizi bizden ısrarla istiyorsun?”</em>&nbsp;dememiz, hastanın doktora çıkışmasından bin defa daha yersiz ve gülünçtür.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Bunun yanında kulluk vazifesini yapmayın ibadeti terk eden kişiyi Cenab-ı Hakk&#8217;ın dünyada mânevî sıkıntıya, âhirette şiddetli azaba çarptıracağını beyan buyurmasının hikmet tarafını şöyle bir misalle izah edebiliriz.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Milletin canına, malına ve namusuna zarar veren bir kişi yakalanıp, hâkim karşısına çıkarıldığı zaman, hâkim suçluyu cürmüne göre cezaya çarptırır, mahkûm eder. Bu adam cezayı hak ettiği için kimse kendisine acımaz ve&nbsp;“Yazık oldu”&nbsp;demez.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Mutlak adalet ve kudret sahibi olan Cenab-ı Hak da, ibadeti terk etmekle bütün varlıkların hukukuna tecavüz eden insanı, dünyada ruhî sıkıntılara, âhirette de Cehennem azabına çarptırır. Bu da aynı hak ve adalet olur.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Gerçekten de, canlı cansız her varlık kendilerine mahsus dillerle Yaratıcısını tesbih eder, verilen vazifeyi eksiksiz olarak yerine getirir. Meselâ toprak, içine atılan her bir tohuma saksılık eder, filizlinmesine yardımcı olur. Su, dünyaya hayatı bahşederek vazifesini mükemmel bir şekilde görür. Ateş, insanların yiyeceğini pişirmek, onları ısıtmak ve daha pekçok vazife görmek suretiyle kendine düşeni eksiksiz yapar.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
İşte, insan kâinata iman gözüyle bakmamak ve kulluk vazifelerini, ibadeti terk etmekle mahlûkatın da ibadetini göremiyor, onları başıboşlukla itham ediyor ve sonunda inkâra kalkışıyor. Onların Allah tarafından vazifelendirilmiş birer unsur olduklarını da inkâr ettiği için, mânen hukuklarına tecavüz etmiş, zulmetmiş oluyor. Bunun için de, cezası bir iken, mahlûkat adedince artış gösteriyor.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Ayrıca, ibadetsiz insan kendi nefsine de zulmediyor. Her şeyden önce, insanın ruhu, bedeni ve bütün âzaları kendisine bir emanettir. İnsan, sahip olduğu bütün nimetler için ne bir fiyat ödemiştir, ne de ödemeye gücü yeter.&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">Meselâ gözümüze hangi kuvvetimizle sahip olduk veya eğer satın alacak olsaydık, değerini takdir edip, ödeyebilir miydik?</em>&nbsp;Bu nimetlerin gerçek sahibi Allah olduğuna göre, onları vazifesiz de bırakmamıştır. Bilhassa namaz kılarken, bütün lâtife ve hislerimiz de hisselerini almaktadır.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
İşte insan ibadeti terk etmekle, bütün âza, duygu ve lâtifelerini âtıl bir vaziyete sokmuş sayılıyor. Böylece kendi nefsine de zulmederek cezaya müstahak hâle gelmesine sebep oluyor.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
İnsan bilerek veya bilmeyerek yaptığı bütün bu zulüm ve haksızlıkların cezasını dünyada ve âhirette çekeceği için, kendi kendini azabın içine atmış oluyor!..</div>
<div class="separator" style="clear: both; text-align: center;">
<iframe allowfullscreen="" class="YOUTUBE-iframe-video" data-thumbnail-src="https://i.ytimg.com/vi/gRCQBg39IN0/0.jpg" frameborder="0" height="366" src="https://www.youtube.com/embed/gRCQBg39IN0?feature=player_embedded" width="520"></iframe></div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
</div>The post <a href="https://ateistlerecevap.org/allah-insana-muhtac-olmadg-halde-insan/" data-wpel-link="internal">Allah insana muhtaç olmadığı halde, insanı niçin yaratmıştır?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ateistlerecevap.org/allah-insana-muhtac-olmadg-halde-insan/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Dinler ve Allah inancı ölüm korkusuyla mı uydurulmuştur?</title>
		<link>https://ateistlerecevap.org/dinler-ve-allah-inanc-olum-korkusuyla/</link>
					<comments>https://ateistlerecevap.org/dinler-ve-allah-inanc-olum-korkusuyla/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ateistlere Cevaplar]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 11 Sep 2017 11:01:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sorular]]></category>
		<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.ateistlerecevap.org/?p=11</guid>

					<description><![CDATA[<p>Değerli kardeşimiz, Bu iddia aslında bir felsefeciye aittir. Ben onu ve düşüncelerini burada sıralayacak değilim. Sadece bazı saf zihinleri bulandırabileceği ihtimaliyle konuyu kısaca değerlendirmekle yetineceğim.&#160;Soru sahibi, insanın aciz bir varlık olmasından yola çıkıyor. Burada biraz duraklayalım ve&#160;“olmak&#8221;&#160;kelimesini&#160;“yaratılmak”&#160;şeklinde düzelterek konuya devam edelim. Eğer&#160;“yaratılma”&#160;insanın kendi elinde olsaydı, aciz bir varlık olmak yerine aslanlar gibi güçlü, kuşlar gibi [&#8230;]</p>
The post <a href="https://ateistlerecevap.org/dinler-ve-allah-inanc-olum-korkusuyla/" data-wpel-link="internal">Dinler ve Allah inancı ölüm korkusuyla mı uydurulmuştur?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div class="separator" style="clear: both; text-align: center;">
<a href="https://4.bp.blogspot.com/-mpZyMZ0YWBA/WbZph5Y-YLI/AAAAAAAAIuQ/52TWAHUgLMYKyN8_EdVGxo5lId6WgLISwCLcBGAs/s1600/Dinler%2Bve%2BAllah%2Binanc%25C4%25B1%2B%25C3%25B6l%25C3%25BCm%2Bkorkusuyla%2Bm%25C4%25B1%2Buydurulmu%25C5%259Ftur-.png" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;" data-wpel-link="external" rel="nofollow external noopener noreferrer"><img loading="lazy" decoding="async" alt="Dinler ve Allah inancı ölüm korkusuyla mı uydurulmuştur?" border="0" data-original-height="720" data-original-width="1280" height="360" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2017/09/DinlerveAllahinancC4B1C3B6lC3BCmkorkusuylamC4B1uydurulmuC59Ftur-.png" title="Dinler ve Allah inancı ölüm korkusuyla mı uydurulmuştur?" width="640" /></a></div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Değerli kardeşimiz,</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; margin-bottom: 1em;">
Bu iddia aslında bir felsefeciye aittir. Ben onu ve düşüncelerini burada sıralayacak değilim. Sadece bazı saf zihinleri bulandırabileceği ihtimaliyle konuyu kısaca değerlendirmekle yetineceğim.&nbsp;<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Soru sahibi, insanın aciz bir varlık olmasından yola çıkıyor. Burada biraz duraklayalım ve&nbsp;“olmak&#8221;&nbsp;kelimesini&nbsp;“yaratılmak”&nbsp;şeklinde düzelterek konuya devam edelim. Eğer&nbsp;“yaratılma”&nbsp;insanın kendi elinde olsaydı, aciz bir varlık olmak yerine aslanlar gibi güçlü, kuşlar gibi yükseklerde uçan bir canlı olmayı tercih edecek ve yanılacaktı. Tercih ona bırakılmadığına göre insan kendi kendine var olmamış, yaratılmıştır.&nbsp;<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Bir buçuk milyonu aşkın canlı türü içinde en şerefli ve en üstün varlık olan insanın, böyle en aciz ve muhtaç bir mahiyette yaratılmasındaki İlâhî hikmeti kavrayabilmek için, hayalen maziye gidelim ve kâinatın yaratılış safhalarını özet halinde şöyle bir düşünelim:<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Dünya sarayının inşasına başlanıyor. Buharımsı bir madde gittikçe her tarafa yayılıyor, genişliyor, yükseliyor, soğuyor, katılaşmaya yüz tutuyor.&nbsp;<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Ve melekler âlemi, işin sonunun nereye varacağını merak ederek bu garip icraatları seyre koyuluyorlar.&nbsp;<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Bu faaliyetlerin sonunda ortaya bir güneş çıkıyor. Ondan kopan muhteşem bir lav parçası, güneşten belli bir mesafeye kadar uzaklaştıktan sonra yolculuğunun yönünü değiştiriyor. Gitgide daha fazla uzaklaşması beklenirken, Güneşin etrafında dönmeye başlıyor. Bir süre sonra o ateş parçasının büyük çoğunluğu okyanuslar, denizler, nehirler halini alıyor.&nbsp;<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />O korkunç ateş parçasının muhteşem okyanuslara dönüşmesini melekler âlemi hayretle seyrediyorlar.&nbsp;<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Derken, o ateşin bir kısmı, kara haline geliyor; onda bitkiler boy gösteriyor, ormanlar teşekkül ediyor. Yakıcı ateşten yanıcı ormanların çıkması da büyük bir İlâhî mucize olarak seyrediliyor.&nbsp;<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Daha sonra hayvanlar âlemi yeryüzünde boy gösteriyor. Bütün hayvanlar, yüzlerine takılan bir çift göz vasıtasıyla görme mucizesiyle tanışıyorlar. Güneş ışığı bütün gözlere nüfuz ediyor ve onların görmelerini sağlıyor.&nbsp;<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Ve sonunda, her şeye muhtaç bir varlık olarak, insan yaratılıyor. Tâ ki, her şey onun imdadına koşsun, onun hizmetinde bulunsun. Ve o seçkin varlık, her şey ile Rabbini bilsin, O’nun hikmetini, rahmetini, kudretini tanısın; her şey için O’na hamd ve şükretsin.&nbsp;<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />İnsandan önce yaratılan milyonlarca tür canlıdan hiçbiri ne kendi gözlerini, ne güneşi, ne de bu iki varlık arasındaki yakın ilişkiyi bilemeden sadece yollarını görmekle, rızıklarını bulmakla yetiniyorlardı. İnsan ise kendisine lütfedilen akıl sayesinde güneşi de tanıdı, göz mucizesini de. Bu tanıma onun için ayrı bir imtiyazdı ve onu diğer bütün canlılardan daha üstün kılacak ve arza halife yapacaktı.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />İşte insan bu büyük ihsan karşısında bütün ruhuyla ve kalbiyle Rabbine şükretmeye başladı.&nbsp;<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Onu şükre sevk eden sadece görme nimeti değildi. Çevresindeki bütün canlılar,&nbsp;“Hava nedir?” “Atmosfer nedir?”&nbsp;bilmeden solunum yapıyorlardı. Emdikleri havanın ciğerlerine gittiğinden ve kanlarını temizlediğinden gafildiler. Onlar kanın da cahiliydiler, ciğerin de, havanın da. İnsan ise bunların üçünü de biliyor, düşünüyor, onlardaki İlâhî ihsanı tefekkür ediyor ve şükrünü artırıyordu.&nbsp;<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Verdiğimiz bu iki örneğe daha nicelerini ekleyebiliriz. İnsanoğlu, bedenindeki bütün organları, onların görevlerini ve faydalarını, ruhuna takılan bütün duyguları, hayali, hafızayı, vicdanı biliyor ve onlara sahip olmanın manevî hazzını kalbinin tâ derinliklerinde hissediyordu. Ayrıca, gece ve gündüzden mevsimlere, çiçeklerden yıldızlara, atomlardan sistemlere kadar çevresini kuşatan bütün varlıkları ve hadiseleri idrak edebiliyor ve bu kabiliyet onu şükre ve hayrete sevk ediyordu.&nbsp;<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Bütün bu olup bitenlere karşı kendisine nasıl bir görev düşüyordu? Bu sorunun cevabını her vicdan arıyor, her akıl düşünüyor ve merak ediyordu.&nbsp;<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />İşte, Allah’ın sadık elçileri olan peygamberlerin gönderilmesi ve hak kelamı olan kitapların indirilmesiyle bu merak izale ediliyordu. Ve insanın yaratılmasındaki temel gaye, şu ayet-i kerimede açıkça ifadesini buluyordu:<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />“ Ben cinleri ve insanları ancak bana ibadet -kulluk- etsinler diye yarattım.”&nbsp;(Zâriyat Sûresi, 51/56)<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Birçok tefsirlerde&nbsp;“ibadet”e&nbsp;“marifet”&nbsp;manası da veriliyor. Buna göre insanların ve cinlerin birinci vazifeleri&nbsp;“yaratıcılarını tanımak, ona iman etmek ve onun rızası dairesinde bir ömür geçirmek”&nbsp;oluyor.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />İşte insanlar bu yaratılışları sayesinde vicdanlarının sevkiyle, iman ve ibadet ihtiyacını hissetmişler, bir peygambere kavuşamayanlar ise kendi akıllarıyla bu ihtiyaçlarını karşılama yoluna gitmişler ve bunun sonucu olarak da kendi yaptıkları putlara tapmaya başlamışlardır.&nbsp;<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />İddia edildiği gibi inanma ihtiyacının tek kaynağı, insanın kendi acizliğini görüp korkması ve sığınacak bir merci araması değildir.&nbsp;<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Nur Külliyatında,&nbsp;“Fıtrat-ı beşeriyede (insanın yaratılışında) cemale karşı bir muhabbet, kemale karşı perestiş etmek ve ihsana karşı sevmek vardır.”&nbsp;(Lem’alar) buyrulur.&nbsp;<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Bütün kâinattaki cemal, kemal ve ihsan tecellilerini kendi öz varlığımızda da açıkça seyredebiliyoruz.&nbsp;<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Konunun başında güneşten ve gözden söz etmiştik. Örneğimizi de yine gözden verelim.&nbsp;<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Göz çok “güzeldir”, çok “mükemmel” bir sanat eseridir ve insan için büyük bir “ihsan”dır. Göz örneğini diğer organlarımıza ve ruh dünyamıza taşıdığımızda insan varlığının “cemal, kemal ve ihsan” tecellileriyle adeta kaynaştığını görürüz.&nbsp;<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />İşte ibadetin gerçek kaynağı, sanıldığı gibi sadece korku değil, insanın kendi varlığındaki bütün bu rabbanî icraatlara vakıf olması, onları tefekkür etmesi ve ruhunun derinliklerinde şükür ihtiyacı duymasıdır.&nbsp;<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Korkunun da bu vadide ayrı bir yeri vardır, ama her şey ona bina edilemez.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" /
>İnsanın korktuğu en büyük hadise ölümdür. Bütün canlı türleri içinde hayat yolculuğunun ölümle sonuçlanacağını bilen sadece insandır. Bu bilgi ve bu korku, insanın ölüm ötesi bir hayata aday olduğunun ayrı bir delilidir. Ve korku hissi, insanın o ebedî âleme hazırlanmasını sağlayan büyük bir sermayedir.&nbsp;<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Bu âlemde cemal ve celal tecellileri, gece ve gündüz gibi yan yana ve iç içedirler.&nbsp;<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />“Cemale muhabbet, celalden havf etmek (korkmak)”&nbsp;büyük bir hakikattir. Yani, güzelliklere sevgi beslenecek, azamet ve kudret tecellilerinden ise korkulacaktır. Bu korku, Allah’a isyandan uzak yaşamanın ve ebedî saadete ermenin çok önemli bir esasıdır.&nbsp;<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Bilindiği gibi insanın birinci görevi imandır; onu salih amel ve takva takip eder. Allah’a inanan kişi O’nun emirleri dairesinde hareket etmekle yani salih amel işlemekle cennete yöneldiği gibi, takva ile yani günahlardan sakınmakla da cehennemden uzaklaşır.&nbsp;<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Korku hissi bunun için verilmiştir ve böyle değerlendirilmesi gerekir.&nbsp;<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Bunun dışındaki mülahazalar insanın sönük aklının mahsulü ve işlediği günahların hesabını verme korkusundan kaynaklanan bir teselli arayışıdır.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />İlave bilgi için tıklayınız:&nbsp;<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" /><a href="https://www.ateistlerecevap.org/2017/08/inanma-ihtiyac-dogustan-m-gelir.html" style="background-attachment: initial; background-clip: initial; background-image: initial; background-origin: initial; background-position: 0px 0px; background-repeat: initial; background-size: initial; box-sizing: inherit; color: #bf5800; text-decoration-line: none;" target="_blank" rel="noopener noreferrer" data-wpel-link="internal">İnanmak ihtiyacı doğuştan mıdır?</a></div>The post <a href="https://ateistlerecevap.org/dinler-ve-allah-inanc-olum-korkusuyla/" data-wpel-link="internal">Dinler ve Allah inancı ölüm korkusuyla mı uydurulmuştur?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ateistlerecevap.org/dinler-ve-allah-inanc-olum-korkusuyla/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Allah&#039;ı bu dünyada niye göremiyoruz?</title>
		<link>https://ateistlerecevap.org/allah-bu-dunyada-niye-goremiyoruz/</link>
					<comments>https://ateistlerecevap.org/allah-bu-dunyada-niye-goremiyoruz/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ateistlere Cevaplar]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 10 Sep 2017 22:15:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sorular]]></category>
		<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.ateistlerecevap.org/?p=12</guid>

					<description><![CDATA[<p>&#160; Değerli kardeşimiz, Allah’ın bir ismi Nur’dur. Nuranî varlıklar olan meleklerden, güneş ışığına ve kâinatı doldurmuş bütün ışınlara kadar, her şey bu ismin değişik tecellilerini taşımaktadır. İnsan gözü, bu dünyada, sadece madde alemini görür. Ne kendi ruhunu, ne amellerini yazan melekleri görebilir ne de ışınlar âlemini. İnsan gözünün kâinatta mevcut ışınların ancak % 2.5 kadarını görebildiği [&#8230;]</p>
The post <a href="https://ateistlerecevap.org/allah-bu-dunyada-niye-goremiyoruz/" data-wpel-link="internal">Allah'ı bu dünyada niye göremiyoruz?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"></div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
<div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"><a style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;" href="https://2.bp.blogspot.com/-0UNjZsGpr2Y/Wb6FpVaRUVI/AAAAAAAAIxA/UP6wqWFokXMB5zr17XexwwzI0izvudLaACLcBGAs/s1600/Kuran_Keriminde_i_imeu_ramad___n_nkan_tlar_.%25285%2529.png" data-wpel-link="external" rel="nofollow external noopener noreferrer"><img loading="lazy" decoding="async" class="" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2017/09/Kuran_Keriminde_i_imeu_ramad___n_nkan_tlar_.28529.png" width="635" height="357" border="0" data-original-height="360" data-original-width="640" /></a></div>
<p>&nbsp;
</p></div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Değerli kardeşimiz,</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Allah’ın bir ismi Nur’dur. Nuranî varlıklar olan meleklerden, güneş ışığına ve kâinatı doldurmuş bütün ışınlara kadar, her şey bu ismin değişik tecellilerini taşımaktadır. İnsan gözü, bu dünyada, sadece madde alemini görür. Ne kendi ruhunu, ne amellerini yazan melekleri görebilir ne de ışınlar âlemini.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;"><em style="box-sizing: inherit;">İnsan gözünün kâinatta mevcut ışınların ancak % 2.5 kadarını görebildiği tespit edilmiştir.</em> Bu göz ile bu alemde bütün nuranî varlıkları yaratan Allah’ın görülmesini beklemek, en azından, fizik kanunlarına zıt bir anlayış olur. Konunun bir başka yönü de insanların bu dünyada imtihan olmalarıdır.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;"><em style="box-sizing: inherit;">Allah’ın görünmesi bu imtihan sırrına da ters düşer. </em>Bu dünyaya gönderilişimizin gayesi Allah’ı tanımak ve ibadet etmek olduğuna göre ve insanlarda inanıp inanmamak arasında bırakıldıklarına göre, eğer göz ile görme olsaydı o zaman herkes ister istemez inanmak zorunda kalacak ve imtihan sırrı ortadan kalkacaktı. Bediüzzaman’ın ifadesine göre Ebu Cehil gibi kömür ruhlular ile Hz. Ebu Bekir gibi elmas ruhlular aynı seviyede kalacaktı.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Allah’ı gözümüzle görmememizin nedeni, kudret ve ilmiyle her şeyi kapsamasından ve zıddının yokluğundandır.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Mesela, atmosferin yer küreyi her yandan kuşatması gibi, güneşin de bütün feza âlemini kuşattığını farz etsek, o zaman güneşi göz ile görmek mümkün olmaz. Her yer güneşin ışığıyla kaplandığından güneş görünmez olur. Hem gece gibi bir zıddı da olmadığından güneş görülmez ve mahiyeti anlaşılmaz. Bununla beraber, ışığıyla her yerde bulunan ve her yeri kapsayan güneşin varlığını inkâr etmek de cehalet olur.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Aynı mantık perspektifi içerisinde, isim ve sıfatlarıyla her şeyi kuşatan ve her yerde hazır olan ve zıddı olmayan Allah’ın da göz ile görülmemesini anlayabiliriz.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;"> Ahirette ise durum tamamen farklıdır. Cennet ehlinin ruhları bedenlerine galip gelecektir. Burada gölge hükmünde olan varlıklarının aslı orada yaratılacaktır. İnsan her yönüyle cennete layık ve ondaki her türlü ihsanlardan faydalanabilecek bir varlık olarak cennete girecektir. Cennette bile rü’yet hadisesinin sürekli olmayışı üzerinde düşünmek gerekir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: arimo, arial, verdana, sans-serif; margin-bottom: 1em;">
<div style="font-size: 15.4px;">Demek oluyor ki, cennet ehli, rü’yete mazhar olacakları zaman ayrı bir hâle girecekler ve bu İlâhî ikram kendine mahsus ayrı bir ortamda gerçekleşecektir. Nitekim, rü’yetten döndüklerinde ailelerinin onları tanıyamayacakları yolundaki haberler de bunu göstermektedir.</div>
<div style="font-size: 15.4px;"></div>
<p><b><a href="https://www.ateistlerecevap.org/2017/07/gormedigime-inanmam-allah-gormeden.html" target="_blank" rel="noopener noreferrer" data-wpel-link="internal">Allah&#8217;ı gözümle görmeden inanmam diyenler buraya tıklasın</a></b>
</div>The post <a href="https://ateistlerecevap.org/allah-bu-dunyada-niye-goremiyoruz/" data-wpel-link="internal">Allah'ı bu dünyada niye göremiyoruz?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ateistlerecevap.org/allah-bu-dunyada-niye-goremiyoruz/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sonsuzluk anlaşılabilir mi?</title>
		<link>https://ateistlerecevap.org/sonsuzluk-anlaslabilir-mi/</link>
					<comments>https://ateistlerecevap.org/sonsuzluk-anlaslabilir-mi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ateistlere Cevaplar]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 10 Sep 2017 21:45:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sorular]]></category>
		<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.ateistlerecevap.org/?p=13</guid>

					<description><![CDATA[<p>Değerli kardeşimiz, Bir bardağa denizin yerleşmesi mümkün olmadığı gibi, sınırlı olan insan aklının da sonsuzu kavraması mümkün değildir. Şu var ki, insan sonsuzu anlamasa bile onun varlığını bilebilir. Bilmek, inanmak başka, anlamak daha başkadır. İnsanoğlu her şeyiyle sınırlı.&#160;Hayatının bir başlangıcı var. Her başlangıç bir sondan haber verdiği için, bu hayatın da&#160;bir sonu olacaktır. İşte, başı [&#8230;]</p>
The post <a href="https://ateistlerecevap.org/sonsuzluk-anlaslabilir-mi/" data-wpel-link="internal">Sonsuzluk anlaşılabilir mi?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div class="separator" style="clear: both; text-align: center;">
<a href="https://2.bp.blogspot.com/-QWUFzJ-07n0/WbWyFmW4ChI/AAAAAAAAIto/stmxN0GT-_8p3ayE-77Gau6pIazvn20TgCLcBGAs/s1600/Kur%2527an%2527%25C4%25B1%2BKerim%2527in%2Bde%25C4%259Fi%25C5%259Fime%2Bu%25C4%259Framad%25C4%25B1%25C4%259F%25C4%25B1n%25C4%25B1n%2Bkan%25C4%25B1tlar%25C4%25B1.%2B%25284%2529.png" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;" data-wpel-link="external" rel="nofollow external noopener noreferrer"><img loading="lazy" decoding="async" alt="Sonsuzluk anlaşılabilir mi?" border="0" data-original-height="720" data-original-width="1280" height="360" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2017/09/Kur27an27C4B1Kerim27indeC49FiC59FimeuC49FramadC4B1C49FC4B1nC4B1nkanC4B1tlarC4B1.28429.png" title="Sonsuzluk anlaşılabilir mi?" width="640" /></a></div>
<div class="separator" style="clear: both; text-align: center;">
</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Değerli kardeşimiz,</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Bir bardağa denizin yerleşmesi mümkün olmadığı gibi, sınırlı olan insan aklının da sonsuzu kavraması mümkün değildir. Şu var ki, insan sonsuzu anlamasa bile onun varlığını bilebilir. Bilmek, inanmak başka, anlamak daha başkadır.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
<em style="box-sizing: inherit;">İnsanoğlu her şeyiyle sınırlı.&nbsp;</em>Hayatının bir başlangıcı var. Her başlangıç bir sondan haber verdiği için, bu hayatın da&nbsp;bir sonu olacaktır. İşte, başı ve sonu olan bu kısa hayat içerisinde, insan her yönüyle sınırlı işler görebiliyor. Gözü, mevcut ışınların ancak yüzde iki buçuk kadarını görebiliyor. Kulağı sadece belli bir frekanstaki sesleri işitebiliyor.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Madde aleminde açıkça görünen bu hakikat, ruh aleminde de geçerli. İnsan aklı her şeyi anlayamıyor. Zira, öğrenmeye başlamasının bir başlangıcı var. Başlangıcı olan ilim sonsuz da olamıyor; tıpkı hayat gibi&#8230;</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
<em style="box-sizing: inherit;">İnsan aklının aczinin başlangıç noktası, kendini anlayamamasıdır.&nbsp;</em>Şu sınırlı akıl, henüz kendini anlamış değilken nasıl oluyor da sonsuzu anlamaya kalkışabiliyor?.. Üçün dörtten küçük olduğunu bilen insanoğlu, yine kesinlikle bilir ki, ben üçten dördü çıkarmaya kalkışırsam menfi bir netice ile karşılaşırım. Bunu bildiği hâlde, sınırlı olan aklına sonsuzluğu sıkıştırmaya çabalıyorsa, sonucun eksi sonsuz, yani sonsuz bir menfi olacağını da baştan kabul etmiş demektir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
<em style="box-sizing: inherit;">İnsan sonsuzu anlayamaz, ama sonsuza inanabilir&#8230;</em>&nbsp;Bu da insanoğluna büyük bir ilahî lütuftur. Yoksa, bütün sıfatları sonsuz olan Rabbine nasıl iman edecekti?..</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Bu vadide insanoğluna bir mukayese imkanı, bir fikir yürütme, istidlalde bulunma gücü verilmiş. O, bu güç sayesinde çok iyi bilir ki, bu alemde benim bir başlangıcım ve sonum olduğu gibi, her şeyin de yine bir ilk ve son noktası var.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Başlangıcı olan her şey, bize şu iki hakikati birden ders verir:</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Beni yoktan yaratan bir zat var ve onun varlığı ezelidir. Aynı şekilde her son da bize ebedi bir zattan haber verir.&nbsp;Kendimize şu soruyu soralım:&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">Senin anlayamadığın sadece sonsuzluk mu? Yer çekimini anlayabiliyor musun? Güneşin, gezegenlerini nasıl çekip çevirdiğini kavrayabiliyor musun? Ruhun, aklın, hayalin, hafızanın mahiyetlerini bilebiliyor musun? Elma ağacının içindeki o manevi fabrikayı izah edebilmiş misin? Yumurta nasıl oluyor da, uçan bir kuş oluyor? Nutfe dokuz ay sonra nasıl ağlıyor, görüyor, işitiyor?&nbsp;</em>Bu alemde insanın göremedikleri gördüklerinden, anlayamadıkları anladıklarından, bilmedikleri bildiklerinden çok fazladır.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
İnsanın, bu fani eşyayı anlamış gibi, bekayı anlamaya kalkışması onu en azından yorar. En azından diyorum, çünkü bu gibi yersiz arayışların insanı sersem etme ve yoldan çıkarma ihtimali de vardır&#8230;</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
İnsanın sonsuzu anlama gayreti iki ayrı sahada cereyan ediyor.&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">Birisi,&nbsp;ilahi sıfatların sonsuzluğu,&nbsp;diğeri&nbsp;de ahiret hayatının sonsuzluğu&#8230;</em>&nbsp;Bu ikisi arasında, gözden kaçmaması gereken önemli bir farklılık var. Ahiretteki sonsuzluktan söz edildiğinde, zihinlerde hemen zaman ve müddet kavramları canlanır. Sonu gelmeyen, tükenmeyen, fani olmayan, arızalanmayan bir hayat&#8230; Burada verilen hayatın geri alınmaması, baki kılınması söz konusudur. Bunu aklın almaması için bir sebep olmasa gerek&#8230;</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Allah ın sıfatlarının sonsuzluğuna gelince:&nbsp;Onun kudreti sonsuzdur, demek,<em style="box-sizing: inherit;">“ne kadar alem yaratırsa yaratsın kudretinde bir noksanlık olmaz”</em>&nbsp;demektir. İlminin sonsuzluğu, onun cehilden münezzeh olduğu manasınadır. Diğer sıfatlar da aynı şekilde, aynı mantık içerisinde değerlendirilmelidir.&nbsp;“Ezeli olan elbette ebedidir.”&nbsp;hakikati, Cenab-ı Hakk&#8217;ın zatı için de geçerlidir, sıfatları için de&#8230;&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">Yani, onun bütün sıfatları sonsuzdur, ebedidir. Zira, hiçbiri sonradan var olmuş değildir; hepsi ezelidir.</em></div>The post <a href="https://ateistlerecevap.org/sonsuzluk-anlaslabilir-mi/" data-wpel-link="internal">Sonsuzluk anlaşılabilir mi?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ateistlerecevap.org/sonsuzluk-anlaslabilir-mi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Allah&#039;I tanımak isteyenler buyrun&#8230;</title>
		<link>https://ateistlerecevap.org/allahi-tanmak-isteyenler-buyrun/</link>
					<comments>https://ateistlerecevap.org/allahi-tanmak-isteyenler-buyrun/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ateistlere Cevaplar]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 10 Sep 2017 20:38:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Ayetler]]></category>
		<category><![CDATA[ögüt]]></category>
		<category><![CDATA[Sorular]]></category>
		<category><![CDATA[Tanım]]></category>
		<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.ateistlerecevap.org/?p=14</guid>

					<description><![CDATA[<p>MÂRİFETULLAH Allah&#8217;ı bilme, tanıma, O&#8217;nu bütün sıfatlarıyla öğrenme, hakkında bilgi sahibi olma.Mârifetullah, iki kelimeden meydana gelen bir tamlamadır. Bunlar &#8220;marifet&#8221; ve &#8220;Allah&#8221; kelimeleridir. Marifet; lügatta, herkesin yapamadığı ustalık, ustalıkta yapılmış olan şey, bilme, biliş, vasıta, hoşa gitmeyen şey, tuhaflık manalarına gelmektedir. Bununla birlikte, marifet, Allah&#8217;ı O&#8217;nun isimlerini ve sıfatlarını, kudret ve iradesinin geçerliğini bilmek; alçak [&#8230;]</p>
The post <a href="https://ateistlerecevap.org/allahi-tanmak-isteyenler-buyrun/" data-wpel-link="internal">Allah'I tanımak isteyenler buyrun…</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div class="separator" style="clear: both; text-align: center;">
<a href="https://3.bp.blogspot.com/-jNQ9w_Hg2dg/WbWePoL_kxI/AAAAAAAAItQ/iEwb6U1n6ycOi2fto4jAsz1WR0K1KRc1ACLcBGAs/s1600/Kur%2527an%2527%25C4%25B1%2BKerim%2527in%2Bde%25C4%259Fi%25C5%259Fime%2Bu%25C4%259Framad%25C4%25B1%25C4%259F%25C4%25B1n%25C4%25B1n%2Bkan%25C4%25B1tlar%25C4%25B1.%2B%25282%2529.png" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;" data-wpel-link="external" rel="nofollow external noopener noreferrer"><img loading="lazy" decoding="async" alt="Allah'I tanımak isteyenler buyrun..." border="0" data-original-height="720" data-original-width="1280" height="360" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2017/09/Kur27an27C4B1Kerim27indeC49FiC59FimeuC49FramadC4B1C49FC4B1nC4B1nkanC4B1tlarC4B1.28229.png" title="Allah'I tanımak isteyenler buyrun..." width="640" /></a></div>
<h1 id="h1baslik" style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #990000; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 20px; font-weight: normal; line-height: 29px; margin: 0px !important; min-height: 1rem; padding: 10px;">
<br /></h1>
<h1 id="h1baslik" style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #990000; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 20px; font-weight: normal; line-height: 29px; margin: 0px !important; min-height: 1rem; padding: 10px;">
MÂRİFETULLAH</h1>
<div>
Allah&#8217;ı bilme, tanıma, O&#8217;nu bütün sıfatlarıyla öğrenme, hakkında bilgi sahibi olma.<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" /><br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />Mârifetullah, iki kelimeden meydana gelen bir tamlamadır. Bunlar &#8220;marifet&#8221; ve &#8220;Allah&#8221; kelimeleridir. Marifet; lügatta, herkesin yapamadığı ustalık, ustalıkta yapılmış olan şey, bilme, biliş, vasıta, hoşa gitmeyen şey, tuhaflık manalarına gelmektedir. Bununla birlikte, marifet, Allah&#8217;ı O&#8217;nun isimlerini ve sıfatlarını, kudret ve iradesinin geçerliğini bilmek; alçak gönüllü olmak manasını ifade ettiği gibi bilginler arasında ilim manasına da gelmektedir, ki onlara göre, her itim bir marifettir, her marifette bir ilimdir. Allah&#8217;ı âlim (bilen) herkes ariftir, her arif de âlimdir (Abdülkerim Kuşeyrî, Kuşeyri Risâlesi, s. 427).<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" /><br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />Genel olarak bu manalara gelmekte olan &#8220;marifet&#8221;, Allah lâfzı ile bir tamlama oluşturduğunda, yani &#8220;mârifetullah&#8221; denildiğinde ise &#8220;Allah&#8217;ın vücûd ve vahdaniyetinin bilinmesi&#8221; manasına gelmektedir.<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" /><br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />Mârifetullah, aslında, kişinin Allah&#8217;ı hakkıyla tanıması, bilmesi ve buna göre O&#8217;na bağlanması anlamında kullanılmaktadır. Zira, kişi, Allah&#8217;ı hakkıyla tanırsa, O&#8217;nun emir ve yasaklarına bağlanır. Mârifetullah bilgisinde şu üç nokta yer almaktadır.<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" /><br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />1. İzzet ve Celâl sahibi olan Allah&#8217;ı ve O&#8217;nun birliğini bilmek, ululuğu ulu olan ve her türlü noksan sıfatlardan münezzeh bulunan zatından teşbihi red etmek ve uzaklaştırmak;<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" /><br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />2. Allah&#8217;ın sıfatlarını ve bu sıfatların hükümlerini bilmek,<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" /><br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />3. Allah&#8217;ın fiillerini ve bu fiillerin hikmetlerini kavramak (Hucvirî, Keşful-Mahcûb, İstanbul 1982, s. 92).<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" /><br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />Cüneydî Bağdâdîye marifet ile ilgili bir soru sorulduğunda şöyle cevap verir: &#8220;Marifetten ve bunu elde etmenin sebeplerinden sordu. Marifet, gerek havasdan, gerek avamdan olsun bir tek marifettir. Çünkü onunla bilinen şey birdir. Fakat bunun başlangıcı ve yükseği vardır. Havas, yükseğindedir. Gerçi tam gayesine ve sonuna varamaz. Zira arifler katında maruf un sonu yoktur. Düşüncenin yetişmediği, akılların kapsayamadığı, zihinlerin algılayamadığı, görmenin keyfiyetine eremediği zatı marifet nasıl kapsar? Yaratıkları içinde O&#8217;nu en iyi bilenler, O&#8217;nun azametini idrakten, yahut zatını keşfetmekten aciz olduklarını en çok ikrar ederler. Çünkü benzeri olmayanı idrakten âciz olduklarını bilirler. Zira O, kadimdir, mâsivası ile muhdestir. Zira O, kavîdir, kuvvetini bir kuvvet verenden almamıştır. Halbuki O&#8217;ndan gayrı her kavî, O&#8217;nun kuvvetiyle kavîdir. Zira O, öğretmensiz âlimdir ve kendisinden başka bir kimseden bir fayda almamıştır. Her şeyi başkasından öğrenmekle değil, kendi ilmiyle bilir. O&#8217;ndan başka her âlimin ilmi O&#8217;ndan gelir. Tesbih ve tenzih, bidayetsiz evvel olan, nihayetsiz baki olan kendinden başkasının bu vasfa hakkı olmadığı ve bu vasıfların kendinden başkasına yaraşmadığı Allah&#8217;a olsun&#8221;<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" /><br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />Kur&#8217;ân-ı Kerim&#8217;de; &#8220;Allah&#8217;ı hakkıyla takdir edemediler&#8221; (el-En&#8217;âm, 6/91) ayeti, mârifetullah bilgisine işaret ettiği rivayet edilmektedir. Nitekim Ebû Ubeyde&#8217;nin, ayeti &#8220;Allah&#8217;ı hakkıyla tanıyamadılar, bilemediler&#8221; şeklinde açıkladığını görmekteyiz (el-Kurtubî, el-Câmi&#8217;li Ahkâmi&#8217;l-Kur&#8217;ân, Beyrût 1965, VII, 37).<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" /><br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />Ömer DUMLU<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" /><br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />MARİFET:“Tanıma”,“Bilme”<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" /><br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />MARİFETULLAH&nbsp;: “İlâhî hakikatlara vukufiyet”, “Kalbî inkişaf”, “İlâhî sıfat ve isimlerin tecellilerine tefekkürde erişilen mertebe.<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" /><br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />“Bütün ulûm-u hakikiyyenin esası ve nuru ve ruhu marifetullahdır.” (Sözler)&nbsp;<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" /><br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />Allah’a inanan insanın kalbi imanla nurlanmıştır. Bu, kör gözün açılmasından, işitmeyen kulağın duymaya başlamasından çok ileri bir inkişafla ruhun, Rabbine kavuşması, ona inanması ve kendini onun mahlûku bilmesidir. Şimdi sıra, O’nu tanıma vadisinde mesafeler katetmeye gelmiştir.<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" /><br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />Kur’an-ı Kerim, mü’mine daima marifet dersleri verir. Allah’ın adıyla başlar ve hemen Allah’ın Rahman ve Rahim olduğunu bildirir. Bu bir marifettir, yâni Allah’ı tanımaktır. Rahman ve Rahim olarak.<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdan
a, sans-serif; font-size: 15.4px;" /><br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />“Yaratan Rabbinin ismiyle oku!” emriyle Allah Resulüne (a.s.m.) ve onun şahsında da bütün ümmetine marifet sahasında mesafeler katetme emri verilmiş. Biz bu emirdeki Rab isminden dersimizi alarak, öncelikle kendimizde tecelli eden İlâhî terbiyeyi okuruz. Kanımızı, hücremizi okuruz; yüzümüzü gözümüzü okuruz; kalbimizi ruhumuzu okuruz&#8230; Hepsini en güzel ve en faydalı biçimde terbiye eden Rabbimizin rahmetini, keremini okuruz.<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" /><br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />Okudukça O’nun rububiyetine marifetimiz artar. O’nun rahmetine marifetimiz artar. İhsanını daha güzel, daha net, daha açık seyreder oluruz.<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" /><br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />Âyetin devamına geçer, nutfeden yaratıldığımızı ibretle düşünürüz. Bizi her şeyimizle o küçücük şifrede yerleştiren ve onu açıp her organımızı yerli yerine koyan Rabbimizin lütfuna, rahmetine hayran kalırız.&nbsp;<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" /><br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />Geçeriz Fatiha sûresine.. Rabbimizi, “Rabb-ül-âlemin” olarak tanırız. O, bizim Rabbimiz olduğu gibi, bütün hayvanlar, bitkiler âleminin de Rabbi. Sema âleminin, arz âleminin de Rabbi. Melek âleminin, cin âleminin de Rabbi. Arşın, kürsinin, cennet ve cehennemin de Rabbi. Bunları düşündükçe, O’nun marifetinde daha da terakki ederiz.<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" /><br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />İnsan marifetullahda ileri gittikçe hem Rabbinin keremini, ihsanını, afvını ve ğufranını daha iyi anlar; hem de O’nun kudretini, azametini, celâl ve kibriyasını. Böylece o mü’minin ruhunda muhabbetle mehafet, yâni Allah sevgisiyle Allah korkusu birlikte inkişaf eder. Rabbini ne kadar çok severse, korkusu da o nisbette artar.<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" /><br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />İnsan bir zâtı sevdi mi, onun teveccühünü kaybetme endişesi ruhunu sarar. Sevgiyle korkunun bu sentezine “hürmet” diyoruz. Hürmette sevgi hâkimdir, ama korku da onun yanıbaşından ayrılmaz.<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" /><br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />Allah’a kullukta da muhabbetle mehafet beraber yürürler. Her ikisi de marifetin inkişafı nisbetinde ilerler, yükselirler.<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" /><br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />Marifet, uçsuz bucaksız sema. Marifet, sonu gelmez yolculuk. Bir kul, bütün sıfatları sonsuz olan Allah’ın marifetinde ne kadar ileri giderse gitsin, önünde yine sonsuz bir mesafe vardır.<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" /><br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />Resulûllah Efendimiz (a.s.m.), Mi’rac mûcizesinden önce de, mahlûkat içerisinde tahkikî imanın son hududundaydı. Mi’rac ile, marifet semasına uruc etti. Rabbinin mülkünü kat kat gezdi. Cennetini, cehennemini gördü. Melekler âlemini bütün ihtişamı ile seyretti. O mukaddes ruhunu safha safha yücelten ve O’nu ulviyet mertebelerinde sür’atle yükselten bu bereketli seyahat sonunda, pâk lisanından şu cümle dökülmüştü:<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" /><br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />“Seni noksan sıfatlardan tenzih ederim. Ben (senin lütfunla eriştiğim bu marifet mertebesine rağmen yine de) seni hakkıyla tanımayamadım, bilemedim.”<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" /><br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />Bu mânâyı ders veren bir Hadis-i Kudsi:&nbsp;<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" /><br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />“Allah’ı hakkıyla ancak kendisi bilir.”&nbsp;<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" /><br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />Resulûllah Efendimiz (a.s.m.), “ben zaten semalara, cennete cehenneme ve onlarda vazife gören meleklere iman etmişim” demekle kalmayıp, Allah’ın emriyle o âlemleri gezdiği gibi, biz de Onun bu sünnetine hiç olmazsa tefekkürle uymalı, o âlemlerde fikren gezmeli, İlâhî sıfatların onlardaki geniş tecellilerini hayretle düşünmeli ve ruhumuzun İlâhî marifetle her an biraz daha terakki etmesine çalışmalıyız.<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" /><br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />Allah’ın marifetinde ilerlemenin, yükselmenin yolu, bizim için düşünmekten, okumaktan geçer. Bilhassa iman hakikatlarına ait ulvî dersleri.<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" /><br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" /><br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" /><br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />“Basiret nuruyla bakanlar, muhabbet ve ünsiyetin, Mahbubu devamlı olarak hatırlamakla kökleşeceğini, marifetin ise O’nun zâtını, sıfat ve fiillerini daima düşünmekle mümkün olabileceğini bilmişlerdir.” “Marifet, fikrin devamı ile hâsıl olur.” (İhya-yı Ulûm’dan)<br style="background-color
: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" /><br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />Buna göre, “ben zaten iman ediyorum” diyerek tefekkürden uzak kalmak, insanı marifetullahda geri bırakır.<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" /><br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />Etrafımızı çepeçevre kuşatan mahlûklardan, meselâ, bir yaprağa göz atalım. Biz o nazenin mahlûğu sadece rengiyle ve şekliyle tanırız. Onun hakkındaki marifetimiz, bilgimiz dar bir çerçevededir. Ama, biyoloji eğitimi görmüş, bitki fizyolojisi üzerinde ihtisas yapmış bir başkası, onun hakkında makaleler döker, kitaplar yazar.<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" /><br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />Dağ dendi mi, aklımızda sadece birkaç kelime, yahut bir iki cümle canlanır. Onun hakkındaki bilgimiz, onu tanımamız bu kadar kısa, bu kadar yetersizdir. Bir maden mühendisinin bu husustaki bilgisi, marifeti ise kitaplara sığmaz.<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" /><br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />Yaprak ve dağ; kâinat kitabından ancak iki kelime. Ve insan bu muhteşem kitabın sadece bir yahut iki kelimesinde ihtisas sahibi olabiliyor.<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" /><br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />Şimdi şöyle bir düşünelim: Kâinatın her yönüyle bilinmesi insan idrakini çok çok aşarsa, insanı hücre hücre, semayı yıldız yıldız, cenneti kat kat, cehennemi tabaka tabaka yaratan Allah’ın o sonsuz sıfatları hakkında insanın marifeti ne kadar noksan kalacaktır! Zaten O’nun mukaddes zâtını hakkıyla bilmek, beşerin idrak sahası dışındadır.<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" /><br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />Bir mü’min, ömrünün bütün dakikalarını marifetullahda her an terakki etmekle geçirse, sonunda söyleyeceği söz, “ben seni hakkıyla tanıyamadım” olacaktır.<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" /><br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />Yine böyle bir ömrü, hep şükürle, hep ibadetle geçirse sonunda “ben sana hakkıyla şükredemedim, sana hakkıyla ibadet edemedim.” diyecektir.<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" /><br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />Allah’ın cemali de sonsuz, celâli de kemali de&#8230; Her mü’min bunlara iman eder. Ama marifet hususunda, aralarında büyük farklılıklar var.<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" /><br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />Bir tek misal:<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" /><br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />Her mü’min Cenâb-ı Hakk’ın mekândan münezzeh ve her mekânda hazır olduğuna inanır. Bütün mekânları ve onlarda meydana gelen bütün hâdiseleri birlikte yaratan Zâtın, mekândan münezzeh ve her mekânda hazır olduğuna akıl da şehadet eder. Ama bu imanın, bu şehadetin kalblerde, duygularda, hislerde icra ettiği tesir noktasında, mü’minler arasında çok farklılıklar vardır. Bu hakikatı sadece sorulduğunda hatırlayan bir mü’min ile, bu imanını ruhunda hâkim kılan ve her an İlâhî murakabe altında bulunduğunun idraki içinde sözlerini, fiillerini ve hallerini daima kontrol altında tutan bir diğer mü’minin bu noktadaki marifetleri birbirinden çok farklıdır.<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" /><br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />İslâm’da tevhid esasdır. Her mü’min Allah’ın bir olduğunu bilir. O’nun eşi, benzeri, yardımcısı olmadığına iman eder. Bu, gerçek bir marifettir. Ama bu marifette de nice dereceler var. “Vahdehu”nun şu tefsirine bu nazarla bakalım:&nbsp;<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" /><br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />“Allah birdir. Başkasına müracaat edip yorulma. Onlara tezellül edip boyun eğme. Onların arkasına düşüp zahmet çekme. Onlardan korkup titreme. Çünkü Sultan-ı kâinat birdir, herşeyin dizgini O’nun elinde, her şeyin hazinesi O’nun yanındadır.” (Mektubat)&nbsp;<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" /><br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />İşte bu ulvî makama ermede mü’minler arasında nice dereceler var.<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" /><br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />İnsan, Allah’ın azametine marifet kazandıkça, ruhu huzur ve huşû ile dolar.<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" /><br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />Onun irade sıfatına olan marifeti terakki edince, âkıbetinden daima endişe eder. Zira, O’nun iradesine mâni olacak bir başka irade bulunmadığına yakînen inanmıştır.<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" /><br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />O’nun kibriyasını düşündükçe, nefsinin zillet ve hakaretini daha iyi anlar; ona büyüklenme fırsatı vermez.<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" /><br style="background-color: white; box-sizing: in
herit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />Herbiri sonsuz kemalde bulunan bütün İlâhî sıfatlar ve isimleri de bunlara kıyas ettiğimizde Allah’ın marifetinde terakki etmenin sonu olmadığını daha iyi anlar, bu vadide insanlar arasında bir bakıma sonsuz farklılık bulunduğunu daha iyi idrak ederiz.<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" /><br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />İnsanın yaratılış gayesinin ibadet olduğunu beyan eden İlâhî fermandaki bu ibadet kelimesini, büyük âlimlerimiz marifet olarak tefsir etmişler. İnsanın yaratılış gayesi Allah’ı tanımak ve bu vadide daima ilerlemektir, demişler. Bu mânâ gerçekten de ruhumuzu tam tatmin ediyor.<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" /><br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />Bilindiği gibi cennette, namaz, oruç, hac, zekât gibi ibadetler yok. Ama, marifette terakki, orada, çok daha ileri seviyesiyle, yine hükmünü icra edecek. Burada, bir bardak suda Allah’ın rahmetini okuyan, O’nu Rezzak olarak tanıyan bir mü’min, orada cennet ırmaklarından içecek, Rabbinin rezzakiyetini çok daha güzel anlayacak, daha geniş dairelerde tefekkür edecek.<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" /><br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />Burada semayı seyreden gözler, orada Arşı seyredecekler.<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" /><br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />Ba’s hâdisesiyle insanlar yeniden yaratılırken, cennetin bütün lezzetlerinden faydalanabilecek ve cehennemin o hayallere sığmaz acılarını çekebilecek bir mahiyete kavuşacaklar.<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" /><br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />İşte, mü’min, bu yeni yaratılışıyla, cennette dünyadakinden çok daha fazla lezzet alacak; tefekkürü, hayreti, şükrü ve marifeti de o nisbette artacaktır.<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" /><br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />Bu dünyadaki nimetler, cennettekilerin yanında gölge gibi. O halde, oradaki marifet de bu dünyadakinden o derece ileri olmalı.<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" /><br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />Prof. Dr. Alaaddin Başar</div>
<div>
</div>
<div>
<h1 id="h1baslik" style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #990000; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 20px; font-weight: normal; line-height: 29px; margin: 0px !important; min-height: 1rem; padding: 10px;">
Allah&#8217;ın sıfatları nelerdir?</h1>
</div>
<div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
İlâhî sıfatlar,&nbsp;zatî&nbsp;ve&nbsp;sübutî&nbsp;olmak üzere iki gruba ayrılıyor.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Zatî Sıfatlar:</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
<em style="box-sizing: inherit;">1. Vücut (Varlık),<br style="box-sizing: inherit;" />2. Kıdem (Ezeliyet, evveli olmama),<br style="box-sizing: inherit;" />3. Beka (Ebediyet, ahiri olmama),<br style="box-sizing: inherit;" />4. Vahdaniyet (Bir olma, şeriki bulunmama),<br style="box-sizing: inherit;" />5. Kıyam binefsihî (Varlığının devamının zatından olması, başkasın yardımıyla olmaması),<br style="box-sizing: inherit;" />6. Muhalefetün-lil-havâdis (Zatının mahlukatın zatlarına ve sıfatlarında mahluk sıfatlarına benzememesi).</em></div>
</blockquote>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Sübutî Sıfatlar:</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
<em style="box-sizing: inherit;">1. Hayat&nbsp;&nbsp;<br style="box-sizing: inherit;" />2. İlim<br style="box-sizing: inherit;" />3. İrade&nbsp;<br style="box-sizing: inherit;" />4. Kudret<br style="box-sizing: inherit;" />5. Sem (işitme)&nbsp;<br style="box-sizing: inherit;" />6. Basar (görme)<br style="box-sizing: inherit;" />7. Kelâm&nbsp;<br style="box-sizing: inherit;" />8. Tekvin (Yaratma, var etme.)</em></div>
</blockquote>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Tekvin&nbsp;sıfatı&nbsp;Maturudî&nbsp;mezhebine göredir. Diğer İtikat imamımız&nbsp;İmam Eş’arî, bu sıfatı müstakil bir sıfat olarak düşünmez. Böylece bu mezhepte Sübutî sıfatlar yedi tane olmuş olur.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Bazı İslâmî kaynaklarda ilâhî isimlerden de sıfat diye söz edildiği görülür. Meselâ,&nbsp;Kerim&nbsp;Allah’ın bir ismidir. Aynı zamanda Allah’ı kerem sahibi olarak vasıflandırması cihetiyle de sıfat vazifesi görür.&nbsp;&#8220;Kerim Allah&#8221;,&nbsp;dediğimiz zaman&nbsp;Kerim&nbsp;ismini sıfat makamında kullanmış oluruz.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Yine bu kaynaklarda Cenâb-ı Hakk’ın sıfatları üç grupta mütalâa edilir:</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
<em style="box-sizing: inherit;">1.&nbsp;Zâtî sıfatlar (Bunlar sübutî ve selbî olarak iki kısma ayrılırlar)<br style="box-sizing: inherit;" />2.&nbsp;Fiilî sıfatlar.<br style="box-sizing: inherit;" />3.&nbsp;Manevî sıfatlar.</em></div>
</blockquote>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Allah’ın bütün güzel isimleri bu sıfatlardan birine dayanır. Meselâ,&nbsp;Âlim&nbsp;ismi&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">sıfat-ı sübutiye</em>den&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">“ilim”&nbsp;</em>sıfatına,&nbsp;Kadîr&nbsp;ismi&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">“kudret”&nbsp;</em>sıfatına,&nbsp;Mütekellimismi&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">&#8220;kelâm&#8221;&nbsp;</em>sıfatına dayanır. Keza,&nbsp;Evvel&nbsp;ismi, zatî sıfatlardan&nbsp;kıdem&nbsp;sıfatına,&nbsp;Âhir&nbsp;ismi,&nbsp;bekâ&nbsp;sıfatına dayanır.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
<em style="box-sizing: inherit;">İlâhî isimlerden çoğu&nbsp;fiilî sıfatlara&nbsp;dayanmaktadır.&nbsp;</em>Hâlik&nbsp;ismi,&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">yaratma</em>&nbsp;fiiline;&nbsp;Muhyi&nbsp;ismi<em style="box-sizing: inherit;">&nbsp;ihya&nbsp;</em>(hayatlandırma) fiiline;&nbsp;Musavvir&nbsp;ismi&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">tasvir</em>, yâni sûret verme fiiline;&nbsp;Mümit&nbsp;ismi,&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">imate</em>&nbsp;(ölümü verme) fiiline dayanır.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Bazı isimler de<em style="box-sizing: inherit;">&nbsp;manevî sıfatlara</em>&nbsp;istinat ederler.&nbsp;Hakîm&nbsp;ismi Cenâb-ı Hakk’ın&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">hikmet</em>&nbsp;sahibi olması sıfatına;&nbsp;Kebir&nbsp;ismi,&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">kibriya</em>&nbsp;sahibi olma vasfına;&nbsp;Cemilismi,&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">cemal</em>&nbsp;sahibi olmasına dayanır&#8230;</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
</div>
<h1 id="h1baslik" style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #990000; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 20px; font-weight: normal; line-height: 29px; margin: 0px !important; min-height: 1rem; padding: 10px;">
Zat-ı İlahi, Lafza-i Celal, Şuunat, Sıfât, Esma ve Ef&#8217;al kavramlarını örneklerle açıklar mısınız?</h1>
</div>
<div>
</div>
<div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Değerli kardeşimiz,</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Zât-ı İlâhi:&nbsp;“Cenâb-ı Hakk’ın, bütün sıfatları, fiilleri, isimleri sonsuz kemalde bulunan ve her türlü noksanlıktan münezzeh bulunan Zâtı.”<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />“İzzet sahibi Rabbin onların isnad etmekte oldukları vasıflardan yücedir, münezzehtir.”&nbsp;(Saffat, 37/180)<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Bazı kimseler Cenâb-ı Hakk’ın kudsî zâtı hakkında bir takım sorular ortaya atıyor, asılsız ve temelsiz tahminler yürütüyorlar. Bunu yapanlar, daha çok, itikadı zayıf, fikri sönük, kul olduğundan gafil ve ameli noksan kimseler. Bunlar sorumluluktan korkuyor, âhiretten ürküyor, ibadetten kaçıyorlar. Kendi vehimleriyle öyle bir ilâh arıyorlar ki, O’nun mülkünde diledikleri gibi hareket edebilsinler. Ölümle hiçliğe gömülüp bir daha dirilmesin, hesaba çekilmesinler. O bâtıl mabudun, emir ve yasakları olmasın. Her işlerinde kendi başlarına buyruk olsunlar. Nefisleri nereyi isterse oraya koşabilsin, nereden hoşlanmazsa oradan kaçabilsinler.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Onlara Asr-ı Saadet öncesini hatırlatıp deseniz ki,&nbsp;“O günün insanları kendi yaptıkları putlara taparlarmış.”,&nbsp;“Böyle saçmalık mı olur?”&nbsp;derler. Gel gör ki, kendi yaptıkları onlarınkinden pek farklı değil. Onların elleriyle yaptıklarını, bunlar hayalleriyle yahut vehimleriyle yapmaya çabalıyorlar. Bir de, onların gayesi tapınmak imiş, bunların ki ise ibadetten kaçmak.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Biz bu adamları kendi kuruntularıyla başbaşa bırakıp, insan aklının bu vadideki güçsüzlüğünü şöyle bir düşünelim:<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Ne göz her varlığı görür, ne kulak her sesi işitir, ne de akıl her şeyi anlar. Her şey Allah’ın mülkü ve mahlûku. Akıl ise o her şeyden sadece bir şey. Ve her mahlûk gibi, o da mahdut, sınırlı. Henüz bir hücreyi bile tam olarak izah edememiş, genin şifrelerini çözememiş. Öte yandan galaksilere sınır biçememiş, semanın azametini rakamlara dökememiş. Kısacası, insan aklı henüz mahlûkat dairesini bütünüyle anlamış değil. Bu hâliyle kalkıyor, hâlikıyeti anlamaya, bu mukaddes sahada tahminler yürütmeye zorlanıyor. Kaldı ki, akıl henüz kendi mahiyetinin cahili. Nasıl bir mahlûk olduğunu hakkıyla anlamaktan âciz.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Akıl nedir?&nbsp;Nasıl çalışır? Duyu organlarıyla edindiği bilgileri nasıl yoğurur? Hâfızadan nasıl yardım alır? Elde ettiği neticeleri hâfızaya ne ile gönderir? Bu ve benzeri nice sorulara insanoğlu cevap bulamamakta.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Aslında aklın kendi mahiyetini bilmemesi, insan için büyük bir irşad kapısı, büyük bir hidayet vesilesi. “Henüz kendini lâyıkınca bilmeyen bir âletin öncülüğüne fazla güvenilmez” diye bir ikaz işareti.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Hiçbir akıl kendi mahiyetini bilemez ve yine hiçbir akıl kendi varlığından şüphe etmez. Bu, İlâhi hikmetin bir şifresidir. İnsan bu şifreyi çözerse, ne bu âlemin bir sahibi olduğundan şüphe eder, ne de O’nun kudsî zâtını anlamaya zorlanır.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Cenâb-ı Hakk’ın mukaddes Zâtı hakkında ortaya atılan bütün hayaller ve vehimler,&nbsp;“Akıl mahlûktur, Hâlıkını ihata edemez.”&nbsp;hakikatına göz kapamanın birer acı neticesi.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Evet,&nbsp;“Akıl mahlûktur, Hâlıkını ihata edemez.”&nbsp;yâni, hakkıyla kavrayamaz, lâyıkıyla bilemez.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Çevremizdeki varlıklara şöyle bir göz atalım. Bahçelerde boy gösteren ağaçlar, kırlarda otlayan koyunlar, üzerimizde uçuşan kuşlar, her an emdiğimiz hava, dünyamızı aydınlatan Güneş, gece yolumuzu gösteren Ay&#8230; Hepsi Hakk’ın mahlûku&#8230; Herbirine ayrı bir mahiyet verilmiş, farklı özellikler takılmış, değişik vazifeler yüklenmiş. Arı, Güneşe benzemediği gibi, bal vermesi de ışık saçmaya benzemiyor.&nbsp;<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Kuş, ceylan, balık ve şu yerküre&#8230; Herbiri ayrı bir varlık. Ne zâtları birbirine benziyor, ne sıfatları, ne de fiilleri&#8230; Biri uçar, diğeri koşar, beriki yüzer, bu ise döner&#8230; Herbiri ayrı bir âlem.&nbsp;<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Misâlleri çoğaltabiliriz.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Şimdi düşünelim: Bu ayrı ayrı mahiyetler kimin hazinesinden geliyor? Bu sıfatları bu varlıklara kim taktı? Hiçbiri kendi zâtını, fiillerini ve sıfatlarını kendisi arayıp bulmadığına, beğenip almadığına göre, bu kadar farklı varlıklar kimin kaderiyle takdir edildi ve kimin kudretiyle icad edildiler?&nbsp;<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Bozulmamış her akıl idrak eder ki, bu varlıkları yaratan elbette hiçbir cihetle onlara benzemez. Ve bu mahlûklar, akıllı olsalar, hiçbiri Hâlıkını kavrayamaz; O’nun kudsî Zâtını anlayamaz.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Bir de kendi varlığımızı düşünelim. Herbiri değişik özeliklere sahip ve farklı işler gören organlarımızı; “gözümüzü, kulağımızı, kalbimizi, ciğerimizi” bir an için şuurlu farzedelim ve onlara ruhu soralım,&nbsp;“Ruhu nasıl bilirsiniz?”&nbsp;diyelim. Bu organlardan, şuurunu yerinde kullananlar diyeceklerdir ki, o hepimizi idare eden ve hiçbirimize benzemeyen bir başka varlıktır. Onun hakkında ne konuşsak, yalan olur. O’nu neye benzetsek saçmalarız, gülünç düşer ve rezil oluruz.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />İkisi de mahlûk oldukları halde, bedenin organları ruhu anlayamıyor. O halde, bir mahlûk olan akıl, kendi Hâlıkının kudsî mahiyetini nasıl anlayabilir? O’nun mukaddes Zâtını nasıl kavrayabilir?&#8230;<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Zaten, akıl neyi anlarsa, hâfıza neyi alır, hayal neye ulaşırsa, bütün bunlar tıpkı, gözün gördüğü, kulağın işittiği, dilin tattığı varlıklar gibi birer mahlûk olurlar. Bu âletlerin hepsi yaratılmış&#8230; Elbette, bu terazilerin tartabildikleri de ancak mahlûk olabilir, Hâlık olamaz&#8230;<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Lâfza-i Celâl, Allah&#8230;<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Semayı direksiz durduran&nbsp;Kayyum.&nbsp;Küreleri muntazam döndüren&nbsp;Hâkim. Bütün hayatları bahşeden&nbsp;Muhyi.&nbsp;Bütün kuvvetleri lütfeden&nbsp;Kâdir.&nbsp;Sonsuzluk, zâtına has olan&nbsp;Bâki.&nbsp;Evveli olmaktan münezzeh&nbsp;Kadîm.&nbsp;Tüm sesleri birden işiten&nbsp;Semi’.&nbsp;Gizli-âşikârı bir gören&nbsp;Basîr.&nbsp;Varlığı her şeyden âşikâr&nbsp;Zâhir.&nbsp;Ne his, ne akılla bilinmez&nbsp;Bâtın. Allah&#8230;<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Varlık O’nun varlığını gösterir. Birlik O’nun vahdetini bildirir.&nbsp;<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Şu bütün çekirdekler, yumurtalar, kökler ve nihayet varlık âleminin ilk mahlûku Nur-u Muhammedî, bize O’nun evveli olmaktan münezzeh bir ezelî olduğunu ders verirler.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Şu varlık âleminde bir süre kendini gösterip sonra gözden kaybolan hadsiz eşya, onları terhis edip yerlerine yenilerini getiren bir ebedî kudreti durmadan ilân ederler.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Nurları<br />
n Muazzez Müellifi&#8217;nin pak gönlünden coşarak satırlara dökülen şu hikmet çağlayanını birlikte dinleyelim:<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />“Şu mevcudat İrade-i İlâhiyye ile seyyaledir. Şu kâinat emr-i Rabbanî ile seyyaredir. Şu mahlûkat, İzn-i İlâhî ile zaman nehrinde mütemadiyen akıyor. Âlem-i gaybdan gönderiliyor, âlem-i şehadette vücud-u zahirî giydiriliyor. Sonra âlem-i gayba muntazaman yağıyor, iniyor. Ve emr-i Rabbanî ile mütemadiyen istikbalden gelip hâle uğrayarak teneffüs eder, mâziye dökülür.”&nbsp;(Mektubat)<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Allah, başlangıcına hiçbir hayalin erişemeyeceği o zaman nehrini akıtan Zât. Onda akıttığı nice maddelerden şu gökkubbeyi çatan Zât. Bu kâinat sarayını bir süre boş olarak o nehirde akıttıktan sonra, rahmet hazinelerinden, o akıcı âleme, fâni mahlûkatını döken Zât. Bitkileri o arz sahrasında yaratan, hayvanları o tarlada otlatan ve öldüren, insanları o gezici imtihan meydanına getiren ve götüren Zât. Herkes ve her şey O’nun zaman nehrinde akmağa ve sonunda zevâl ve ölümü tatmağa mahkûm.&nbsp;Hâkim ancak O. Rahîm ancak O. Bâki ancak O. Kadîm ancak O&#8230;<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />O’nun yarattığı, zaman içinde yüzdürdüğü ve dünyasında gezdirdiği bir kul olarak, O’nun kemalini nasıl idrak edebiliriz!..<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Mahlûk ve sınırlı olan aklımızla, bütün sıfatları sonsuz kemalde bulunan&nbsp;Allah’ın zâtını elbette idrak edemeyiz.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Evet, O’nun zâtının kutsî mahiyetini ancak kendisi bilir.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Allah, bizleri imana, marifete, muhabbete götürecek pekçok duygularla, lâtifelerle donatmış. Bu yaratılışımız sayesinde, pekçok hakikatlara muhatab olabiliyoruz. Bunlardan birisi de, Allah’ın zâtının bilinmezliği.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Allah’ın zâtı hakkında tefekkür etmek insanı şirke götürür. Yâni, böyle bir düşünceye dalan insan Allah’a ortak koşma yolundadır. İnsan, Allah hakkında her ne düşünse, o kendi fikrinin bir mahsulü olmaktan ileri gidemez. Akıl mahlûk olduğu gibi, onun düşündükleri de mahlûk. İnsan, Allah’ın zâtı hakkında her ne düşünse, mahlûkattan elde ettiği bilgiler ve görgüler çerçevesinde düşünecek ve mutlaka hataya düşecek, yanlış karar verecektir.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />İşte bu noktada, kalbimizi nurlandıran, aklımızı kamaştıran, fikrimize ufuklar kazandıran büyük bir lütufla karşı karşıyayız: Kur’an. Allah’ı, o Allah kelâmı ile bilen insan, hakikata ermiştir. Beşer aklının bu vadide konuşacağı sözler çok sınırlı.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Allah’ın sıfatları, fiilleri, isimleri, şuunatı hakkında da bu zaif aklın bize söyleyeceği çok az şey vardır.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />“Rabbimizin bizden razı olması için neler yapmalıyız?”&nbsp;sorusu ise aklın hiç yanaşamayacağı bir umman.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Akılla sahiline erişilmez nice sahalarda Kur’an sayesinde rahatlıkla dolaşıyor, fikrin takatini aşan nice hakikatleri kolaylıkla anlıyoruz.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Şuunat:<br style="box-sizing: inherit;" />Şuunat,&nbsp;&#8220;Şe’n&#8221;in çoğuludur.&nbsp;Şe’n:&nbsp;“Şan. Tavır. Hâl. Kabiliyet. Emir. Kasıt”<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Allah’ın zâtı mukaddes olduğu gibi, şuunatı da mukaddes. Yâni, beşer aklı bu hususta ne düşünse, ne tahmin etse, ne hayaller kursa Allah’ın zâtı ve şuunatı bunların hiçbirine benzemez; hepsine benzemekten münezzehtir.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Şuunat,&nbsp;şe’n’in çoğulu. Şe’n için Türkçe&#8217;mizde tam bir karşılık bulamıyoruz. En yakın mânâ olarak&nbsp;“hal, kabiliyet”&nbsp;deniliyor.&nbsp;<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Hâlık (yaratıcı)&nbsp;Allah’ın bir ismidir.&nbsp;Hâlıkıyet ise şe’nidir.&nbsp;Yâni, yaratıcı olmak Allah’ın şânındandır. Bu hâlıkıyetini icra etmek diledi mi bu dilemeği, yâni bu iradeyi, ilim, kudret gibi sıfatlar takib ediyor ve halk (yaratma) fiili icra ediliyor. Böylece yaratılan o mahlûkta Hâlık ismi tecelli ediyor.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Rab da Cenâb-ı Hakk’ın bir başka ismi,&nbsp;Rab, yâni terbiye edici.&nbsp;Rububiyet (terbiye edici olmak) ise Allah’ın bir şe’ni.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Bütün İlâhî isimler böylece düşünüldüğünde herbirinin şuunât-ı ilâhiyyeden bir şe’n’e dayandığı anlaşılır.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Sevmek, lezzet almak, hoşlanmak insan için birer şe’n. Allah da mahlûkatını sever ama, bizim bir eserimizi sevmemiz gibi değil. İşte bu İlâhî muhabbeti, mahlûkatın sevgilerinden ayırmak için&nbsp;“mukaddes”&nbsp;kelimesi kullanılır. Allah da kulunun ibadetinden memnun olur. Ama, bu memnuniyet bir padişahın kendisine itaat eden bir askerinden memnuniyeti cinsinden değildir. İşte bunu zihinlere yerleştirmek için&nbsp;“memnuniyet-i mukaddese”&nbsp;tabiri kullanılıyor.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Allah’ın bütün mahlûkatının ihtiyaçlarını görmekte bir&nbsp;lezzet-i mukaddesesi&nbsp;vardır. Ama bu lezzet, bizim bir fakiri giydirmekten yahut doyurmaktan aldığımız lezzet gibi değildir.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />“Her bir faaliyette bir lezzet nev’i vardır”&nbsp;hakikatından hareket ederek kâinata nazar ettiğimizde, Cenâb-ı Hakk’ın herbir fiilini icra etmekte, herbir ismini tecelli ettirmekte bir lezzet-i mukaddesesi olduğu aklımıza görünür. Bu lezzetin keyfiyetini ise akıl idrak edemez. Zira, akıl ancak mahlûkat sahasında düşünebilir. Hâlık, düşünme sahasına -hâşâ- girmez. O’nun zâtına ve şuunatına akıl değil kalp teveccüh edebilir; iman ile, marifet ile, muhabbet ile, haşyet ile&#8230;<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Esma-i İlâhîyeden sadece Rab ismiyle meselemize bir derece ışık tutmağa çalışalım:<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Her mahlûku O terbiye ediyor. Bunların herbirisiyle hususî alâkadar oluyor; bir lezzet-i mukaddese ile.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Güneşi yandırmak, arzı döndürmek, yumurtayı uçurmak, nutfeyi gezdirmek birbirinden çok ayrı harika birer terbiye. Hayvan nev’ilerinin herbirinin de nice cinsleri var. Her nev ve her cins değişik özelliklere sahip. Herbirinin bütün ihtiyaçlarını gözeterek terbiyesine bakmak Allah’a mahsus.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Şu dünya kafesindeki kuş nevilerine bakalım. Ruhunda tereddüt ve korkunun hükmettiği serçeden, heybet ve ihtiras timsali kartala kadar bütün kuşları aynı kafeste ne kadar mükemmel besliyor. Herbirinin ihtiyaçlarını ne kadar muntazam görüyor.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Bir kuş nev’inde birbirinden bu kadar farklı terbiyeleri birlikte icra eden Allah, aynı anda, denizlerde ve okyanuslarda o kadar farklı balık çeşitlerini ayrı ayrı terbiyeden geçiriyor, besliyor, büyütüyor, idare ediyor. Herbirinin hertürlü ihtiyacını görüyor. Ömrü dolan bir balık başkasına yem oluyor. Böylece sanki,<br />
&nbsp;“Ne zamandan beri rızıklanarak Rabbimin Rezzak ismine ayine oldum, şimdi de aynı vazifeyi rızık olarak göreyim ve bu dünyadaki son tesbihimi de böylece yapayım.”&nbsp;diyor.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Orman ayrı bir âlem&#8230;&nbsp;Nice farklı terbiyeler de orada birlikte ve aynı anda gerçekleşiyor. Arslanın, kaplanın, parsın, sincabın, ceylanın, tilkinin, tavşanın terbiyeleri hep ayrı ayrı veriliyor. Rızıkları ayrı ayrı hazırlanıyor.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Bütün bu&nbsp;milyonu aşan hayvan nev’inin terbiyesi&nbsp;yanında, aynı anda yinemilyonu aşkın da bitki nev’i&nbsp;terbiye görmekte. Yoncasından kavağına, domatesinden baklasına, gülünden lâlesine, goncasına kadar&#8230;<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />İşte Rabb-ül Âlemin, melekler âlemini, sema âlemini, arz âlemini ve onlardaki bu milyonlarca ayrı âlemi birlikte tanzim ve idare etmekten, onlarda san’atını, ilmini, kudretini, ihsanını, keremini sergilemekten, beşerî ölçülere gelmez ulvî bir lezzet alır. İşte bu İlâhî lezzet,&nbsp;“lezzet-i mukaddese”&nbsp;tabiriyle ifade ediliyor.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />“İnsanın bir ferdi sair hayvanatın bir nev’i gibidir.”&nbsp;(Mesnevî-i Nuriye’den) hakikatının penceresinden meselemize nazar ettiğimizde bambaşka bir tabloyla karşılaşırız.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />İmanın, ihlâsın, havfın, muhabbetin, güzel ahlâkın sonsuz dereceleri, muhtelif fertlerde ve ayrı ayrı mertebelerde, kendilerini gösteriyorlar. Her peygamber (a.s.), her sahabi, her veli ve nihayet her mü’min ayrı bir âlem.&nbsp;<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Büyük insanların hepsinde her güzel ahlâk mevcut. Ama, farklı derecelerde, ayrı seviyelerde. Kimi muhabbette daha ileri, kimi Allah korkusunda, kimi ilimde umman, kimi cömertlikte. Biri cihatta önder, beriki tefekkürde.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Bütün bu güzelliklere, insanlar arasında, en ileri seviyeyle sahip olan bir tek zât var:&nbsp;Resulûllah (a.s.m.) Efendimiz.&nbsp;Allah’ın, insan terbiyesinden aldığı lezzet-i mukaddesenin en ileri seviyesi de&nbsp;Habibullah’ın terbiyesinde saklı.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />“Kulum bana adım adım gelirse, ben ona koşarak gelirim.”&nbsp;Hadis-i Kudsîsini bu yönüyle şöyle anlayabiliriz: Biz Allah’ı sevme vadisinde bir adımlık yol alsak, Allah’ın bize göstereceği mukaddes sevgi bunun on, yüz, bin, milyon katı kadar olacaktır. Çünkü, biz O’nun kuluyuz, O’nun san’atı, O’nun mahlûkuyuz.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Bir baba bile evlâdından gördüğü bir sevgiye on belki yüz katıyla karşılık verirse, Hâlık’ın, kendini seven bir mahlûkuna muhabbeti nasıl olur?<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Ve Cenetteki sonsuz ihsanlar&nbsp;lezzet-i mukaddesesinin en ileri mertebesi.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Ve Cennet&#8230;&nbsp;Allah’ın saadet yurdu olarak yarattığı mukaddes belde&#8230; Sevdiği kullarını ebediyyen sevindirmenin İlâhî sürûru ve mukaddes lezzetleriyle Rabbimiz o âlemde mü’minlere sonsuz ikramlarda bulunacak.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Diğer Esma-i İlâhiyyenin tecellileri de Rab ismiyle birlikte düşünüldüğünde, Allah’ın lezzet-i mukaddesesinin de ilmi ve kudreti gibi sonsuz olduğuna bir derece bakılabilir.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />İlâhi Sıfatlar</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Sıfat: “Vasıf. Hâl. Keyfiyet. Nişan. Alâmet” “Zâtın bazı ahvâline delâlet eden bir isim.”<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Cenâb-ı Hakk’ın zâtı bilinmez; ama zâtının varlığına mahlûkat adedince şahitler mevcut. O’nun mukaddes sıfatları da kemaliyle idrak edilemez; ancak o sıfatların varlıkları ve sonsuz oldukları bilinebilir.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />İlâhî sıfatlar,&nbsp;“sübutî”&nbsp;ve&nbsp;“selbî”&nbsp;olmak üzere iki gruba ayrılıyor.&nbsp;<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Sübutî sıfatlar, “hayat, ilim, irade, kudret, sem (işitme), basar (görme), kelâm ve tekvin.” Bu sıfatların hepsi ezelî, hepsi ebedî, hepsi sonsuz ve yine hepsi mutlak.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Bu sıfatlarda ne bir azalma ne de artma düşünülebilir.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Hayat,&nbsp;Allah’ın bir sıfatı. Ezelde ne ise ebedde de aynı. Bu hayatta ne bir azalma olur, ne de artma. Bizlere hayat bahşetmesi, O’nun ihya (hayat verme) fiiliyledir. Bizde hayat yaratmakla O’nun hayatında bir noksanlık olmaz. Malûmdur ki,&nbsp;Allah maddeden münezzehdir; maddenin sıfatlarından da münezzehdir.&nbsp;Allah bir maddî mahlûkuna ağırlık, boy, en, hacim gibi sıfatlar takmış. Bu sıfatlardan O’nun zâtı münezzeh.&nbsp;Bunların hepsini yoktan yaratıyor. O halde bu eşya ne kadar çok yaratılırsa yaratılsın Allah’ın zâtı için ve zâtî sıfatları için bir değişme söz konusu olamaz. İnsan bile, eserine benzemezken, eserinde yaptığı değişiklikler onun zâtında bir değişme meydana getirmezken, mahlûkattaki değişmelerin İlâhî sıfatlarda bir değişiklik yapması nasıl düşünülebilir?!..<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Allah’ın bir sıfatı da ilim.&nbsp;Ne kadar varlık yaratırsa yaratsın, onlara ne kadar hikmetler, mânâlar, faydalar takarsa taksın Onun ilim sıfatında bir değişme düşünülemez.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Allah’ın kudreti de öyle.&nbsp;Ağaca elma takmakla, insan koluna kuvvet takmak arasında Allah için bir fark yoktur. Elma da O’nun mahlûku, kuvvet de. Mahlûkun artıp azalması ise, Hâlikde hiçbir değişme meydana getiremez.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />İlâhî sıfatlardan bir diğeri&nbsp;“Basar”&nbsp;yâni görme, biri de “Sem’ ”, yâni işitme. Maddeden münezzeh olan Allah’ın görmesi gözden, işitmesi de kulaktan münezzeh. İlmi ve kudreti gibi görmesi ve işitmesi de sonsuz. Bir anda sonsuz işleri kudretiyle gördüğü gibi, sonsuz sesleri de işitmekte ve sonsuz eşyayı görmekte.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Bu eşyadan birisi kendi nefsimiz, kendi vücudumuz, kendi ruhumuz.&nbsp;&nbsp;<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Bizim ne hücrelerimizi değiştirmeğe gücümüz yeter, ne de mevsimleri. Dünyamızı gece ile örten de O, gözümüzü uyku ile kapatan da. Diğer varlıklar da bizim gibi. Meseleyi böyle değerlendirirsek Rabbimizin, sonsuz sıfatlarıyla bütün eşyayı ihata ettiğini ve herbir mahlûkunun yanında hazır olup, onun bütün ihtiyaçlarını bizzat gördüğünü daha iyi anlarız.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Sübutî sıfatlarının varlığını bilelim diye, Rabbimiz ruhumuzda bir sıfatlar âlemi yaratmış. Bizim de hayatımız, ilmimiz, irademiz, kudretimiz, işitme ve görmemiz var. Ama bunların hepsi mahlûk, hepsi sınırlı, hepsi kula münasip. Allah da hayat sahibidir ama kulunun hayatı gibi değil. O da görür, işitir fakat kulun görmesi, işitmesi gibi değil. Onun da iradesi var, ama cüz’î değil. O da kudret sahibi, lâkin bu kudret sınırlı değil.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Biz bu mahlûk sıfatlarımızı iyi değerlendirebilirsek Allah’ın mutlak ve sonsuz sıfatlarının var olduğunu bilir, onları sonsuz olarak tanırız.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />“Kalem-i Kudret”&nbsp;tabirinden ilham alarak şöyle düşünebiliriz: Şuursuz kalemden yine şuursuz mürekkep akıyor. Ama, kâğıda ilim saçan bir cümle dökülüyor. Ve biz bu yazıyı ilim sahibi, gören, işiten bir zâtın irade ettiğini hemen anlıyoruz. Bir çocuğa bile, sahifedeki resimleri kalemin çizdiğine inandıramazsınız.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Yeryüzü bir sahife.&nbsp;Bütün çiçekler, ağaçlar, böcekler, kuşlar ve nihayet bütün bir insanlık âlemi bu sahifede yazılıyor. Allah’ın kudret kalemiyle, ilmiyle, iradesiyle.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Allah bütün bu mahlûklarını görüyor, ihtiyaçlarını biliyor, seslerini işitiyor ve onlarla kelâm ediyor; vahiy ve ilham ile. Sübutî sıfatların varlığını böylece tasdik eden insan, bunlardan selbî sıfatlara intikal eder.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Vücut sıfatı hakkında şöyle düşünür:&nbsp;Her isim bir varın alâmeti, simgesi. Ağaç diyorsam, bu isme sahip bir varlık olduğu içindir. Toprak, su, deniz, ova, gök, yer, melek, insan hep varlık isimleri&#8230; Bu varlıkların var edilmelerini yokluğa veremeyeceğime göre, bütün bunlar Allah’ın varlığına birer delil, birer alâmet. Ve O’nun vücut sıfatına birer şâhit.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Sonra her varlığın bir başlangıcı olduğunu düşünür; başlangıcı olmaktan münezzeh olan Allah’ın “kıdem” sıfatını onlarda okur. Keza her varlığın bir sonu olduğunu dikkate alır ve sonu olmaktan münezzeh olan Allah’ın&nbsp;“beka”&nbsp;sıfatını bütün kalbiyle tasdik eder.&nbsp;<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Bir eseri yazan zâtın eserdeki hiçbir kelimeye, hiçbir cümleye benzemeyeceğini, zira kâtibin yazı cinsinden olmayacağını dikkate alır ve elementlerden kürelere, ruhlardan meleklere, çiçeklerden&nbsp; yıldızlara kadar bütün varlık âleminin yaratıcısı olan Allah elbette hiçbir mahlûka benzemeyecektir der ve O’nun&nbsp;“Muhalefetün-lil-havadis (zâtının hiçbir varlığa benzememesi)&nbsp;sıfatına iman eder.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Hiçbir varlığın kendi varlığını kendi iradesiyle ayakta tutmadığını, hepsinin bir İlâhî lütufla varlıklarını sürdürdüğünü düşünür ve Allah’ın&nbsp;“Kıyam-binefsihi”sıfatına bütün ruhuyla iman eder.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />İlahi İsimler<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Bazı İslâmî kaynaklarda İlâhî isimlerden de sıfat diye söz edildiği görülür. Meselâ,&nbsp;“Kerim”,&nbsp;Allah’ın bir ismidir. Aynı zamanda Allah’ı kerem sahibi olarak vasıflandırması cihetiyle de sıfat vazifesi görür. “Kerim Allah” dediğimiz zaman Kerim ismini sıfat makamında kullanmış oluruz.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Yine bu kaynaklarda Cenâb-ı Hakk’ın sıfatları üç grupta mütalâa edilir:&nbsp;“Zâtî sıfatlar” (bunlar sübutî ve selbî olarak iki kısma ayrılırlar),&nbsp;“fiilî sıfatlar”, bir de&nbsp;“manevî sıfatlar.”&nbsp;Allah’ın bütün güzel isimleri bu sıfatlardan birine dayanır. Meselâ,&nbsp;Âlim ismi sıfat-ı sübutiyeden “İlim” sıfatına,&nbsp;“Kadîr” ismi “Kudret” sıfatına,&nbsp;“Mütekellim” ismi “Kelâm” sıfatına dayanır.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Keza,&nbsp;Evvel ismi,&nbsp;sıfat-ı selbiyeden&nbsp;“Kıdem”&nbsp;sıfatına,&nbsp;“Âhir”<br />
 ismi,&nbsp;“Bekâ”&nbsp;sıfatına dayanır.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />İlâhî isimlerden çoğu fiilî sıfatlara dayanmaktadır.&nbsp;Hâlik&nbsp;ismi, yaratma fiiline;&nbsp;Muhyi&nbsp;ismi ihya (hayatlandırma) fiiline;&nbsp;Musavvir&nbsp;ismi “tasvir”, yâni sûret verme fiiline; Mümit (ölümü verici) ismi, imate (ölümü verme) fiiline dayanır.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Bazı isimler de manevî sıfatlara istinad ederler. Hakîm ismi Cenâb-ı Hakk’ın hikmet sahibi olması sıfatına;&nbsp;“Kebir”&nbsp;ismi, kibriya sahibi olma vasfına;&nbsp;Cemil&nbsp;ismi, cemal sahibi olmasına dayanır.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Buna göre biz Rabbimizi hangi isimle yâd edersek edelim, o isim aynı zamanda Rabbimizin bir vasfını, bir kemalini, bir cemalini, yahut ahlâk-ı ilâhiyyesinden bir ahlâkını ifade etmekle sıfat vazifesi görür.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Cenâb-ı Hakk’ın zâtı birdir ama isimleri yüzlerce, binlercedir. Hatta bazı zâtlara göre ilâhî isimler sonsuzdur. İşte bu isimler arasındaki farklılık, onların tecelligâhı olacak varlıkların da farklı olmalarını zarurî kılmıştır.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Allah’ın bütün isimleri güzeldir.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Zâtı güzel olduğu gibi bütün zâtî isimleri de güzeldir.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Sıfatları güzel olduğu gibi, bu sıfatlardan doğan sonsuz fiilleri de güzeldir. Ve bu fiillere dayanan ‘fiilî isimleri’ de güzeldir.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Bu sırra eren kâmil insanlar,&nbsp;“Kahrın da hoş, lütfun da hoş”&nbsp;demişlerdir. Zira, Kahhâr ismi de güzeldir, Latîf ismi de.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Bu kısa açıklamadan sonra,&nbsp;‘zât, şuunât, sıfat, fiil, isim’&nbsp;münasebetinden de kısaca söz edelim:<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Nur Külliyatı&#8217;nda bu önemli konu defalarca işlenmiş ve misallerle izah edilmiştir. Bunlardan birisinin sonunda şu hüküm cümlesine yer verilmiştir:<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />“İşte bütün âlemdeki âsâr-ı sanat ve bütün mahlukat, herbiri birer eser-i mükemmel olduğundan, herbiri bir fiile ve fiil ise isme, isim ise vasfa ve vasıf ise şe’ne ve şe’n ise zâta şehadet ettikleri için; masnuat adedince birtek Sâni’-i Zülcelâl’in vücub-u vücuduna şehadet ve ehadiyetine işaret ettikleri gibi; heyet-i mecmuası ile, silsile-i mahlukat kadar kuvvetli bir tarzda bir mi’rac-ı marifettir.”&nbsp;(Sözler)<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Buna göre,&nbsp;mahlukatı tefekkür ederken takip edeceğimiz sıra&nbsp;şöylece ortaya konulmuş oluyor:&nbsp;eser, fiil, isim, sıfat (vasıf), şe’n, zât.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Allah’ın, bir mahluku yaratmasında ise bu sıra&nbsp;şu şekli alıyor:&nbsp;zât, şe’n, sıfat, isim, fiil, eser.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Bir hadis-i kutsî de şöyle buyruluyor:<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />“Ben gizli bir hazine idim, bilinmeye muhabbet ettim (bilinmek istedim) de kâinatı yarattım.”<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Bu kutsî hadisin ışığında şöyle diyebiliriz: Bu varlık âleminin yaratılmasında ilk safha, Allah’ın bilinmeye muhabbet etmesidir. Bu ise ilâhî şuunâttan bir şe’ndir.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Bu ilâhî istekten sonra, kâinatın yaratılması irade edilmiştir, irade ise bir ilâhî sıfattır. Bu irade ile birlikte kudret, ilim gibi bütün sıfatların, tabiri caizse, faaliyet göstermesi söz konusudur. Demek ki&nbsp;sıfatları faaliyete geçiren şuunâttır.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Sıfatlar belli sayıda olmakla birlikte, bunlardan sonsuz fiiller zuhur etmiştir ve bu fiillerden her birisi, Allah’ın, ezelden beri var olan bir ismine dayanır. Terbiye fiilinin Rab ismine dayanması gibi.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Şu var ki, henüz hiçbir varlığın yaratılmadığı dönemde de, bu isimler var idi, ama tecelli etmemişlerdi.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Mahlukatın yaratılmasıyla tecelli eden isimler, fiilî isimlerdir;&nbsp;Rezzak, Hâlık, Muhyî, Mümit gibi&#8230;<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Zâtî isimlerin varlığına bu âlemde birçok delil varsa da bu, ‘tecelli’ demek değildir. Meselâ,&nbsp;Kadîm ismi hiçbir şeyde tecelli etmez.&nbsp;Çünkü evveli olmamak ancak Allah’a mahsustur. Ama biz, eşyanın evvellerine bakarak bunları yaratan Allah, Kadîm’dir, ezelîdir diyebiliriz. Yani, Allah’ın Kadîm ismini eşyanın evvellerinde okuyabiliriz, fakat bu bir tecelli değildir.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Şu noktayı da önemle belirtmek isteriz:<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Tecelli etmek başkadır, ayna olmak daha başkadır.&nbsp;İnsanın ölümünde Allah’ın Mümit (ölümü yaratan) ismi tecelli eder, fakat Bâkî ismi tecelli etmez.&nbsp;Ama, insanların ölümleri Bâki ismine bir ayna olurlar;&nbsp;yani biz, ölümlerde Allah’ın Bâki ismini okuyabiliriz.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Demek oluyor ki, âlemlerin yaratılmasıyla Allah’ın fiilî isimleri tecelli etmiş oldular. Böylece şu gördüğümüz ve göremediğimiz ilâhî eserler vücut buldular.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Allah’ın en mükemmel eseri, insan ruhudur. Bu ilâhî mucizede, nice ilâhî hakikatlerin birtakım işaretleri mevcuttur. Meselâ, insan kendi kudretini tefekkür ederek, ilâhî kudretin varlığını bilebilir; ancak, kudretinin mahluk olduğunu ve ilâhî kudrete işaret ettiğini unutmamak şartıyla&#8230;<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Mâlûm olduğu gibi, haritadaki bir işaret bir şehri gösterir, ama o işarette şehrin binalarını, caddelerini, büyüklüğünü, şeklini bulamazsınız; sadece o şehrin varlığından haberdar olursunuz o kadar.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />İnsanın sıfatları ve şuunâtı da böyledir.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Bu gerçeği göz önüne alarak şöyle diyebiliriz:<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />İnsan bir fakiri gördüğünde içinde bir merhamet, bir acıma duygusu uyanır. Bu, şuunâta misaldir.<br style="box-sizing: inherit;" />Sonra ona yardım etmeye karar verdiğinde, irade devreye girmiş ve böylece sıfatlara intikal edilmiştir. Elini cebine sokması da yine bir sıfat olan kudretle gerçekleşir.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Fakire sadaka vermek üzere elini uzatması bir fiildir, sadaka verme fiili.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Herkes bir fakiri görebilir, ama sadaka vermeyebilir de. Sadaka vermek, ancak cömert insanların işidir. Demek ki, cömert ismini taşıyan insanlarda, sadaka verme fiili gerçekleşiyor. Yani, bu fiil bu isme dayanıyor.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Sonunda, fakirin eline paranın değmesiyle, olay tamamlanmış oluyor.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />İşte insan, bu istidadı, bu kabiliyeti sayesinde, ilâhî şuunâtı, sıfatları ve fiilleri bir derece tefekk<br />
ür edebiliyor.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Son olarak Nur Külliyatı&#8217;ndaki şu hayatî tavsiye üzerinde de kısaca durmak isterim:<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />“Şeriat ve sünnet-i seniyenin ahkâmları içinde cilveleri intişar eden esmâ-i hüsnanın herbir isminin feyz-i tecellisine bir mazhar-ı câmi’ olmağa çalış&#8230;”&nbsp;(Sözler)<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Buna göre ilâhî isimlere mahzar olmak ve onlardan feyiz almanın en sağlam yolu, Kur’ân’a ve sünnete uymaktır. İnsan, ilâhî emirlere uyduğu, yasaklardan kaçındığı ve bu konuda en büyük rehber olan Allah Resûlünün (a.s.m.) sünnetine ittiba ettiği ölçüde, ilâhî isimlerin tecellilerinden feyiz alır.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Nur Müellifi,&nbsp;‘mazhar-ı câmi’&nbsp;olmaktan söz ediyor ve bunun için çalışmak gerektiğini söylüyor.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Bir mahluk, ne kadar çok isimden ne ölçüde feyiz alırsa, derecesi, şerefi, rütbesi o nisbette yükselir. Bir misal vermek isterim:&nbsp;<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Bir âlimde Allah’ın&nbsp;Alîm&nbsp;ismi tecelli etmiştir. Bu âlim fakirleri doyurduğunda&nbsp;Rezzâk&nbsp;isminden de ayrı bir feyiz alır. Kendisine karşı işlenen bir hatayı affettiğinde ise&nbsp;Afüvv&nbsp;ismine mazhar olur. Bütün bunlar kulun kendi cüz’î iradesiyle yapabildiği işlerdir ve&nbsp;‘mazhar-ı câmi olmaya çalış’,&nbsp;denilmesi de bundandır. Yoksa, bir ilâhî ihsan olarak bizde tecelli eden isimlerde, bizim bir çalışmamız söz konusu değildir.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Nur Külliyatı&#8217;nda, ‘insanın esmâ-i ilâhiyeye mazhar olması’ hakkında çok önemli bir bahis var. ‘Herbir isminin feyz-i tecellisine bir mazhar-ı câmi’ olmayı’ bu bahsin ışığında daha iyi anlayabiliriz:<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />“İnsan, üç cihetle esmâ-i ilâhiyeye bir âyinedir.&#8221;<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Biri&#8221;nci Vecih: Gecede zulümat, nasıl nuru gösterir. Öyle de: İnsan, za’f ve acziyle, fakr u hacatıyla, naks ve kusuru ile, bir Kadîr-i Zülcelâl’in kudretini, kuvvetini, gınasını, rahmetini bildiriyor ve hakeza pek çok evsaf-ı ilâhiyeye bu suretle âyinedarlık ediyor.&#8221;<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />&#8220;İkinci Vecih âyinedarlık ise: İnsana verilen numuneler nev’inden cüz’î ilim, kudret, basar, sem’, mâlikiyet, hâkimiyet gibi cüz’iyat ile kâinat Mâlikinin ilmine ve kudretine, basarına, sem’ine, hâkimiyet-i rububiyetine âyinedarlık eder.&#8221;<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />&#8220;Üçüncü Vecih âyinedarlık ise: İnsan, üstünde nakışları görünen esmâ-i ilâhiyeye âyinedarlık eder.”&nbsp;(Sözler)<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />İlk iki vecihte, insanın iradesi söz konusudur. Yani, insan kendi iradesini doğru kullanarak, aczini ve fakrını bildiği nisbette Allah’ın&nbsp;Kadîr&nbsp;ve&nbsp;Ğanî&nbsp;isimlerine ayna olur. Noksanını bildiği ölçüde, ilâhî sıfatların ve fiillerin kemâlini idrak eder, bu idrakle birlikte o da kemâl bulur, terakki eder.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Öte yandan, insan kendi mahiyetine konulan sıfatları doğru değerlendirdiğinde, bunlar vasıtasıyla, ilâhî sıfatların varlığını idrak eder. İnsan bu sıfatlara sahip olmasaydı, Allah’ın sıfatları ona meçhul olurdu. İlâhî sıfatların bir işareti, bir gölgesi insanın mahiyetinde yaratılmış olduğu için, insan, mahluk olan bu sıfatlarını kıyas unsuru olarak kullanıp, ilâhî sıfatları tefekkür edebiliyor.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Üçüncü vecihte, iradeyi kullanma, yahut kıyas yapma söz konusu değildir. Bu kâinat sergisinde Allah’ın nice farklı eserleri sergileniyor ve her birinde ayrı bir sanat ve farklı bir isim tecelli ediyor. İnsan da bu eserlerden birisi, ama birincisi. O da bir eser olarak kendinde tecelli eden isimleri sergiliyor, seyircilere gösteriyor, fikir erbabına okutturuyor.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Nur Müellifinin, ‘çalış’ tavsiyesi, ilk iki cihet içindir; bu üçüncü cihette kulun bir gayreti sözkonusu değildir.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Cevşen duasında Allah&#8217;ın 1001 ismi geçmektedir.&nbsp;Hannan&nbsp;ve&nbsp;Mennan&nbsp;isimleri de bunlardandır.</div>
</div>The post <a href="https://ateistlerecevap.org/allahi-tanmak-isteyenler-buyrun/" data-wpel-link="internal">Allah'I tanımak isteyenler buyrun…</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ateistlerecevap.org/allahi-tanmak-isteyenler-buyrun/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bakara 7 Allah kalpleri mühürlüyorsa müslüman olmak bizim elimizde değil mi?</title>
		<link>https://ateistlerecevap.org/bakara-7-allah-kalpleri-muhurluyorsa/</link>
					<comments>https://ateistlerecevap.org/bakara-7-allah-kalpleri-muhurluyorsa/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ateistlere Cevaplar]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 09 Sep 2017 09:46:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Ayetler]]></category>
		<category><![CDATA[Sorular]]></category>
		<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.ateistlerecevap.org/?p=15</guid>

					<description><![CDATA[<p>&#8220;Lütfen önce yazının tamamını okuyun ondan sonra karar verin yazının tamamını okumadan yorum yapmayın.&#8221; Değerli kardeşimiz, Kalp mühürlenmesi, bir kalbin küfür ve isyanla katılaşmak ve kararmak suretiyle imanı kabul edemez hâle gelmesi şeklinde tarif edilir.&#160;Allah Resulü (asm.) buyururlar ki: &#8220;Her günah ile kalpte bir siyah nokta meydana gelir. &#8220; Bir ayet-i kerimede de şöyle buyrulur: [&#8230;]</p>
The post <a href="https://ateistlerecevap.org/bakara-7-allah-kalpleri-muhurluyorsa/" data-wpel-link="internal">Bakara 7 Allah kalpleri mühürlüyorsa müslüman olmak bizim elimizde değil mi?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div class="separator" style="clear: both; text-align: center;">
<a href="https://1.bp.blogspot.com/-txepBIft-UI/WbO3AIb3FGI/AAAAAAAAIs4/a9OVT66AAcIfzBx2CrFR-G78M_OIAAyKwCLcBGAs/s1600/Bakara%2B191%2B%25284%2529.png" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;" data-wpel-link="external" rel="nofollow external noopener noreferrer"><img loading="lazy" decoding="async" alt="Bakara 7 Allah kalpleri mühürlüyorsa müslüman olmak bizim elimizde değil mi?" border="0" data-original-height="720" data-original-width="1280" height="360" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2017/09/Bakara19128429.png" title="Bakara 7 Allah kalpleri mühürlüyorsa müslüman olmak bizim elimizde değil mi?" width="640" /></a></div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
</div>
<div style="box-sizing: inherit; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; margin-bottom: 1em;">
&#8220;Lütfen önce yazının tamamını okuyun ondan sonra karar verin yazının tamamını okumadan yorum yapmayın.&#8221;</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Değerli kardeşimiz,</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
<em style="box-sizing: inherit;">Kalp mühürlenmesi, bir kalbin küfür ve isyanla katılaşmak ve kararmak suretiyle imanı kabul edemez hâle gelmesi şeklinde tarif edilir.</em>&nbsp;Allah Resulü (asm.) buyururlar ki:</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
&#8220;Her günah ile kalpte bir siyah nokta meydana gelir. &#8220;</div>
</blockquote>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Bir ayet-i kerimede de şöyle buyrulur:</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
&nbsp;“Allah kendisine ortak koşulmasını asla bağışlamaz; bundan başkasını (sair günahları) dilediği kimse için bağışlar.”&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">(Nisa, 4/48)</em></div>
</blockquote>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Bu hadis-i şeriften ve âyet-i kerimeden anladığımıza göre, kalbi karartan en büyük siyahlık şirk, yani Allah’a ortak koşmaktır. Bir insan, şirki dava eder ve bu hususta müminlerle mücadeleye girişirse, her geçen gün kalbindeki bu siyahlık daha da koyulaşır ve genişlenir. Gitgide bütün kalbi sarar. Artık o insanın iman ve tevhidi kabul etmesi âdeta imkânsız hale gelir. Nur müellifinin ifadesiyle,</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
<em style="box-sizing: inherit;">“Salâh ve hayrı kabule liyakati kalmaz.”</em></div>
</blockquote>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
İşte sözü edilen âyet-i kerime, Allah Resûlüne (asm.) cephe alan, onunla mücadele eden müşrikler hakkında nâzil olmuştur. Ve o müşriklerin kalplerinde şirkin tam hâkimiyet kurması ve tevhide yer kalmaması,&nbsp;“kalp mühürlenmesi”&nbsp;şeklinde ifade edilmiştir. İşte kendilerine hidayet kapısı kapananlar, bu noktaya varan müşriklerdir. Yoksa günah işleyen, zulüm eden yahut şirke giren her kişi için hidayet kapısının kapanması söz konusu değil. Aksi hâlde, Asr-ı saadette, daha önce putlara tapan on binlerce insanın İslâm’a girmelerini nasıl izah edeceğiz?!. Şirke giren her insanın kalbi mühürlenseydi, hiçbir müşrikin Müslüman olamaması gerekirdi. Demek ki, kalbi mühürlenenler, tevhide dönmeleri imkânsız hâle gelenlerdir. Ve onlar, bu çukura kendi iradelerini yanlış kullanarak düşüyorlar.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Çok önemli bir noktaya da kısaca değinmek isteriz:</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Nur Külliyatı&#8217;nda küfür iki kısımda incelenir: Adem-i kabul ve kabul-ü adem.&nbsp;Adem-i kabul,&nbsp;yani&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">“iman hakikatlerini kabul etmeme”&nbsp;</em>hakkında,&nbsp;“Bir lâkaydlıktır, bir göz kapamaktır ve cahilane bir hükümsüzlüktür.”&nbsp;denilir.&nbsp;Kabul-ü ademde ise&nbsp;küfrü dava etmek ve batıl itikadını ispata çalışmak&nbsp;söz konusudur. Bu ikinci gurup, küfür cephesinde yer alarak iman ehliyle mücadele ederler.&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">İşte kalp mühürlenmesi, daha çok, bunlar için söz konusudur.</em></div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
<em style="box-sizing: inherit;">&#8220;</em>Daha çok&#8221;&nbsp;diyoruz, çünkü bu insanlardan da, az da olsa, hidayete erenler, İslamı seçenler çıkmaktadır. Şüphesiz ki küfürleri tam ortaya çıkmış olanlar kendilerini ha (Allah&#8217;ın azabından) korkutmuşsun, ha korkutmamışsın onlar için aynıdır, iman etmezler. Fakat bu inzâr (korkutma) ve adem-i inzâr (korkutmama) senin için aynı değildir, &#8220;senin için eşit&#8221; değil, &#8220;onlar için eşit&#8221; dir. Zira sen görevini yapmış ve Allah&#8217;ın delilini göstermiş ve açıklamış olursun, sevap senin, günah onların olur. O eşitliğin, iman etmediklerinin sebebine gelince: Çünkü yüce şân sahibi Allah, onların kalplerini ve kulaklarını mühürlemiştir. Gerçeği kendiliklerinden sezip, düşünüp bulmaya, olmadığı halde dinleyip işitmeye, güzel kabul göstermeye kabiliyet (yetenek)leri kalmamıştır.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Aslî kalp vardır, fakat ilk yaratılıştaki sağlamlıklarını yitirmişler, kötü alışkanlıklarıyla onu örten ikinci bir alışkanlık kazanmışlardır. Bu kazancı da Allah Teâlâ yerine getirmiştir. Artık onlar kendiliklerinden; kendi istek ve arzularından, şahsî ve nefsî gayelerinden başka hiçbir şeye dönüp bakmazlar. Gerçeği anlamak için yaratılmış olan o kalplerin bütün faaliyet ve yetenekleri nefse ait arzularla boğulmuş, isterse gelecekteki menfaatleri adına olsun, kendilerinden şimdiki isteklerinden başka gayba ait gerçeklere karşı inat ile kaplanmışlar, onlar</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
&#8220;Öğüt alacak olanın, öğüt alacağı kadar bir süre sizi yaşatmadık mı?&#8221;<em style="box-sizing: inherit;">&nbsp;(Fâtır, 35/37)</em></div>
</blockquote>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
âyeti gereğince, Allah Teâlâ&#8217;nın verdiği düşünme devresini tamamlamışlar ve artık küfür, onların tam ortaya çıkmış kazançları, huyları ve ikinci yaratılışları olmuştur. Onlar ne hakikatı, kalp gibi nefse ait delilleri, ne de Kur&#8217;ân gibi daima açık manevî ve aklî bir mucizeyi düşünürler ve hatta ne dinlerler, ne dinlemek isterler, bilmek işlerine gelmez, bilseler de kabul etmezler. Bunlardan başka gözlerinin üzerinde de bir perde vardır&#8230;</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Görülen âlemde, âlemin şekli, madenlerin oluşumu, bitkilerin ve hayvanların durumu, anatomi gibi gözle görülebilen doğru delilleri, bakmak isteseler bile göremezler, çünkü o gözler perdelidir. Onları gaflet, şehvetler, kötülükler, bencillik perdesi bürümüştür. Mesela, her gün gökyüzüne bakar, o gönülün hoşlandığı manzarayı görür de, şu yerdeki, şu bedendeki, şu küçücük gözün, küçücük göz bebeğine uyan bir anlık ışık ile dışardan o kadar uzak ve geniş uzaklık ve mesafe içindeki büyük dış manzaranın nasıl ve ne ile anlaşıldığını görmez ve düşünmez. Acıktığı zaman ekmeğe koşar da, dışındaki ekmeği nasıl idrak ettiğini ve ona nasıl ve ne sayede isabet ve uyum sağlayabildiğini düşünmez ve görmez&#8230; Böylece onlar, gerçeği anlamak için şart olan kalp ve akıl, sağlam duyular, haberi duyma denilen üç ilim sebebinin üçünden de mahrum bir haldedirler.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
<em style="box-sizing: inherit;">&#8211; Kalp nasıl mühürlenir?</em></div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Malum ya üzerini mühürlenmek; zarf, kap, örtü ve kapı gibi şeylerde olur. İnsanların kalpleri de, ilimlerin ve bilgilerin zarfları ve kapları gibidir. Ne kadar anlayışlarımız varsa orada saklıdır. Kulak da bir kapı gibidir, duyulan şeyler oradan girer. Bilhassa geçmişteki, gelecekteki ve şimdiki gaybla ilgili haberler, kitaplardaki kavramlar duyma yoluyla bilinir. Şu halde kalbin mühürlenmesi, zarfın mühürlenmesine; kulağın mühürlenmesi, kapının mühürlenmesine benzer. Peygamber Efendimiz (asm) hadislerinde şu meâlde buyurmuştur ki:</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
&#8220;Günah ilk defa yapıldığı zaman kalpte bir siyah nokta yani kara bir leke olur. Eğer sahibi pişman olur, tövbe ve istiğfar ederse kalp yine parlar. Etmez de günah tekrarlanırsa, o leke de artar, sonra arta arta bir dereceye gelir ki, leke bir kılıf gibi bütün kalbi kaplar ki Mutaffifîn sûresinde<em style="box-sizing: inherit;">&nbsp;&#8216;Hayır, onların işleyip kazandıkları şeyler, kalplerinin üzerine pas tutmuştur.&#8217;</em>&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">(Mutaffifîn, 83/14)</em><em style="box-sizing: inherit;">&nbsp;</em>âyetindeki &#8220;rayn&#8221; da budur.&#8221;&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">(bk. Tirmizi, Tefsiru Sûre, 83, 1; İbn-i Mace Zühd 29)</em></div>
</blockquote>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Bu hadis gösteriyor ki, günahlar devam ettikçe kalpleri bir kılıf gibi kaplar. İşte o zaman bu âyetinde buyurulduğu gibi, Allah tarafından mühür ve baskı yapılır. O salgın leke o kalbe basılıp tabedilir. Başlangıçta âharlı parlak bir yazı kağıdı üzerine dökülmüş, silinmesi mümkün olan bir mürekkep gibiyken, bundan sonra matbû ve silinmez bir hale gelir. Diğer bir deyişle, alışkanlıkla bir ikinci huy olur. Ne silinir, ne çıkar ve o zaman ne iman yolu kalır, ne de küfürden kurtulmaya çare.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Bu mühürleme ve baskının kazanılması kuldan, yaratılması Allah&#8217;tandır.&nbsp;Şu hâlde burada hatm (mühürleme)in Allah&#8217;a isnadı, aklî mecaz değil, Ehl-i sünnet&#8217;in anladığı gibi hakikattir ve cebir (zorlama) yoktur. Bu hadis ve âyet ahlâkta alışkanlık meselesini ne güzel açıklar. Ahlâkın ve dinin kıymeti, devam ve alışkanlıkta olduğunu ne güzel anlatır. Bu nokta terbiye meselesinin sırrıdır. Dinî bakımdan bir günahta ısrar etmekle etmemenin farkı da bundandır. Günahı helal saymanın, haramı helal saymanın küfür olması da bununla ilgilidir. İman meselesinde kâfirler için bu alışkanlığın sonucu, bu ikinci huy, bu sağlam meleke ne ise, amel konusunda müminler için de böyledir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
<em style="box-sizing: inherit;">İyiliklere âdet edinmekle alışılır. Kötülükler de alışkanlık ile içinden çıkılmaz bir ikinci huy olur.&nbsp;</em>Hayatın akışı bu alışkanlığın kazanılması demektir. İlk yaratılışta beşer iradesinin ilgisi yoktur. Fakat alışkanlıkta ilk hissesi önemlidir. Bununla beraber bunun üzerine sonuç olarak yaratma yine Allah&#8217;ındır. Şu halde bu meselelerde ilk yaratılış gibi zorlama yoktur. Aynı zamanda insanın yaratıcılığı da yoktur, yalnız kazancı vardır. İnsan bir taraftan yaratılmışı alır, diğer taraftan yaratılacağı kazanır, onun kalbi, Allah&#8217;ın yaratığı ve halkının (yaratmasının) güzergâhıdır. İnsan asıl değil, vekildir. Allah Teâlâ onlara başlangıçta kalp vermeseydi veyahut kendiliğinden mühürlü olarak verseydi, o zaman zorlama olurdu. Hâlbuki âyet öyle demiyor.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
<em style="box-sizing: inherit;">Şu halde bazı Avrupalıların yaptığı gibi bu âyetlerle cebir (zorlama) isnadına kalkışmak, âyeti anlamamaktır.</em>&nbsp;Yalnız Allah Teâlâ bu gibi kâfirlerin iman etmiyeceklerini bildiği halde yine iman ile sorumlu tutmuştur. Hâlbuki Allah&#8217;ın ilminin tersine bir şey olmayacağından dolayı,&nbsp;&#8220;bu iman, üstesinden gelinemiyecek bir iman değil midir?&#8221;&nbsp;sorusu sorulmuştur. Fakat bunu da şöyle anlamak gerekir: Bu teklif ilk yaratılışa göre güç yetmiyecek değildir ve onun için yapılmıştır. Gerçi ikinci huya göre güç yetmezdir. Fakat onun için yapılmamış, sadece bilinmiştir. Kur&#8217;ân&#8217;ın hikmeti ve İslâmî esaslara göre ilimde zorlama fiili yoktur. Bundan,&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">&#8220;aklî zaruret yoktur&#8221;&nbsp;</em>diye de bahsederler. Cebir (zorlama) ve icâb (gerekli kılma), iradenin ve yaratmanın eseridir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
<em style="box-sizing: inherit;">Allah&#8217;ın, önden veya sondan bir şeyi bilmesi, onu yapması ve yaptırması demek değildir.&nbsp;</em>Ne bilen yapmaya mecburdur, ne de bilinen yapılmaya mecburdur. İsteğin fiile çıkması bile kudret (güç)e, güçle beraber bir de yaratmaya bağlıdır. Bunun içindir ki biz, kendimizde iradeye bağlanmayan ilimler ve hatta güç bulunduğu halde bile fiile çıkmamış nice iradeler buluruz.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Bütün bunlar bize gösterir&nbsp;ki bilmek, istemek, güç, yaratma bir grup sıfatlardır. Bundan dolayı Allah Teâlâ&#8217;nın bilmiş olması da zorla yaptırmış olması demek değildir. Ve Allah Teâlâ mühürü, ikinci huyu kulun istemesinden ve bahsettiği gücünden sonra yaratmıştır ve anılan teklif nihayet geçici ve değişken bir şekilde güç yetmez olmuştur. Bu ise hem mümkün ve hem olagelendir. Ve öyle olması yakışır.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Özetle kader, zorlama değildir.&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">Bunlar,&nbsp;Allah&nbsp;bildiği için kâfir olmamış, kâfir olduklarından ve olacaklarından dolayı Allah öyle bilmiş, öyle takdir etmiştir.</em>Yanılmayanın takdirinin manası düşünülürse, bu pek kolay anlaşılır. Bunlar için kurtuluş da yok, büyük bir azab vardır. Çünkü bunlarda, yukarıda anlatılan iman ve ahirete şeksiz inanma yoktur. Allah, Allah&#8217;ın kitabı, peygamber, ahiret denildikçe o mühürlü kalpler kıvranır, çarpınır, o mühürlü kulaklar uğuldar, o perdeli gözler deprenir, etrafa yalpa vurur. Öldükten sonra da cehennem azabını boylarlar.</div>
<p><iframe loading="lazy" allowfullscreen="" frameborder="0" height="360" mozallowfullscreen="" src="https://player.vimeo.com/video/22893696" webkitallowfullscreen="" width="640"></iframe><br />
<br />
<b>Anahtar kelime alanımız</b>: bakara 7 bakara 7 ayet bakara 7.ayet tefsiri bakara 7 ayeti bakara 7 arapça bakara 7 açıklama bakara suresi 7. ayet dinle bakara suresinin 7.ayeti bakara suresi 7. ayet okunuşu bakara suresi 7. ayet fazileti bakara suresi 7 ayetin anlami bakara suresi 7 ci sayfa bakara suresi 7.cüz 7 bakara court forster bakara 7.sayfa dinle bakara suresi 7. sayfa davut kaya bakara suresi sayfa 7 fatih çollak bakara suresi 7 nci ayet bakara suresi ilk 7 ayeti bakara suresinin ilk 7 ayeti bakara suresi 7 sayfa ishak danış bakara lyon 7 residence bakara lyon 7 bakara 7 meali bakara suresi 7 sayfa meali bakara süresi 7 nci ayet bakara suresi 7.sayfa okunuşu bakara 7 sayfa bakara suresi bakara suresi meali bakara suresi dinle bakara suresi arapça bakara suresi türkçe okunuşu bakara suresi tefsiri bakara suresinin son iki ayeti bakara suresi indir bakara suresi kaç ayet bakara 7 tefsir bakara 7 tefsiri bakara suresi 7 sayfa tecvid kuralları bakara suresi 7 sayfa türkçe okunuşu bakara süresi 7 ve 8 sayfa bakara 6. ve 7. ayet bakara suresi 6 ve 7.ayetler okunuşu bakara suresi 6 ve 7.ayetler tefsiri bakara suresi 6 ve 7 ayet bakara suresi 6 ve 7.ayetler meali bakara suresi 1-7 7 bakara suresi (87-103) bakara 2/7 bakara suresi 2 7 bakara 6-7 bakara suresi 6 7 8 9 10 bakara suresi 6-7 bakara 2 6 7 bakara suresi 5 6 7 sayfa bakara suresi 5 6 7 bakara 7 8 bakara 7 8 9 bakara suresi 7 8 9 sayfa</p>The post <a href="https://ateistlerecevap.org/bakara-7-allah-kalpleri-muhurluyorsa/" data-wpel-link="internal">Bakara 7 Allah kalpleri mühürlüyorsa müslüman olmak bizim elimizde değil mi?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ateistlerecevap.org/bakara-7-allah-kalpleri-muhurluyorsa/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Enam 92 Kuran sadece Mekke halkına mı göderildi?</title>
		<link>https://ateistlerecevap.org/enam-92-kuran-sadece-mekke-halkna/</link>
					<comments>https://ateistlerecevap.org/enam-92-kuran-sadece-mekke-halkna/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ateistlere Cevaplar]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 04 Sep 2017 07:31:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Ayetler]]></category>
		<category><![CDATA[Sorular]]></category>
		<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.ateistlerecevap.org/?p=18</guid>

					<description><![CDATA[<p>Değerli kardeşimiz, Önce özet bir bilgi verelim sonra detaylı açıklamasına geçelim. İslam&#8217;ın kıblesi (merkezi) Kabe dir yani Mekkedir. Enam suresi 92.ayetin meali şudur; &#8220;İşte bu da bizim indirdiğimiz bir kitab, feyz-u bereketi Dünyayı tutacak, evvelki kitablar bu tasdık etmedikçe mu&#8217;teber olmıyacak, bir de ümmülkurayı ve hem bütün çevresindekileri inzar edesin diye ki Âhıreti te&#8217;min edecekler [&#8230;]</p>
The post <a href="https://ateistlerecevap.org/enam-92-kuran-sadece-mekke-halkna/" data-wpel-link="internal">Enam 92 Kuran sadece Mekke halkına mı göderildi?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div class="separator" style="clear: both; text-align: center;">
<a href="https://2.bp.blogspot.com/-sj1gp2NTT-Y/Waz-ChA-JSI/AAAAAAAAIo4/wrBHC6SCva0_mrwurBTjhGGKTqy_x54ZQCLcBGAs/s1600/Bakara%2B191%2B%25282%2529.png" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;" data-wpel-link="external" rel="nofollow external noopener noreferrer"><img loading="lazy" decoding="async" alt="Enam 92 Kuran sadece Mekke halkına mı göderildi?" border="0" data-original-height="720" data-original-width="1280" height="360" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2017/09/Bakara19128229.png" title="Enam 92 Kuran sadece Mekke halkına mı göderildi?" width="640" /></a></div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Değerli kardeşimiz,</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Önce özet bir bilgi verelim sonra detaylı açıklamasına geçelim.</div>
<div style="box-sizing: inherit; margin-bottom: 1em;">
İslam&#8217;ın kıblesi (merkezi) Kabe dir yani Mekkedir. Enam suresi 92.ayetin meali şudur; &#8220;İşte bu da bizim indirdiğimiz bir kitab, feyz-u bereketi Dünyayı tutacak, evvelki kitablar bu tasdık etmedikçe mu&#8217;teber olmıyacak, bir de ümmülkurayı ve hem bütün çevresindekileri inzar edesin diye ki Âhıreti te&#8217;min edecekler buna iyman ederler ve onlar namazlarının üzerine muhafız olurlar&#8221; buradaki Ümmülkura demek şehirlerin anası yani Mekke demek ayette &#8220;ümmülkurayı ve hem bütün çevresindekileri&#8221; derken Mekkeyi ve onun tabiri caizse etrafında ki halka halka dizilmiş olan tüm insanlığı uyarması için gönderdik denmiştir. Özetle Mekke merkez Mekkenin dışında kalan bütün şehirler ve insanlarda onun etrafındaki çevrelerdir yani burada bir çelişki yoktur Kur&#8217;an bütün insanlığa ve cinlere gönderilmiştir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; margin-bottom: 1em;">
<b>Detaylı açıklama</b></div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Ayette Mekke&#8217;nin çevresinden kasıt tüm yeryüzüdür. Esasen bu ayette mucizevi bir haber de bulunmaktadır. Mekke&#8217;nin dünyanın merkezi olduğunu savunan teori bilimsel araştırmalarla kanıtlanmıştır. Jeoloji uzmanları, saat ayarlamasında&nbsp;Greenwich&#8217;in değil&nbsp;Mekke&#8217;nin ölçü alınması gerektiğini de ifade etmişlerdir.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />En&#8217;am Suresi, ayet 92:&nbsp;<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />&#8220;Bu Kitap (Kur&#8217;ân), kendinden önceki kitapları tasdik eden, şehirler anası (Mekke) halkını ve çevresindeki bütün insanlığı uyarman için indirdiğimiz mübarek bir kitaptır. Ahiret gününe iman edenler bu Kitab&#8217;a da iman ederler ve onlar namazlarına da devamlıdırlar.&#8221;&nbsp;<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Bu Kur&#8217;ân da, bizim indirdiğimiz öyle bir kitaptır ki, mübarektir. Feyzi, cihanı tutacaktır. Önündekini tasdik edici, teyid edici ve iyiyi kötüden ayırıcıdır. Ondaki nûr ve hidayet bunun tasdikinden geçerek artacak, kuvvetlenecek ve gelişecektir. Biz onu bunun için (yani âlemleri hatırlatmak, bereket ve tasdik için) ve bir de Ümmü&#8217;l-Kurâ&#8217;yı (şehirlerin anası) ve bütün çevresindeki kimseleri uyarasın diye indirdik. Ve ahirete iman eden, sonlarını kurtarmak isteyenlerdir ki buna iman ederler ve bunlar namazları üzerinde koruyucu kesilirler.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Bütün şehirlerin anası, merkezi demek olan (Ümmü&#8217;l-kurâ) Mekke&#8217;nin bir ismidir ki cihanın merkezi, bütün yaratılmışların kıblesi demek gibidir. Uyarma, Mekke&#8217;nin kendisine değil, halkına olacağı bilindiğinden mânâ, mecaz veya mecaz isnadı suretiyle&nbsp;&#8220;Ümmü&#8217;l-kurâ halkı&#8221;&nbsp;demektir.&nbsp;&#8220;ve men havleha&#8221;çevresindeki bütün insanlığı&nbsp;denilmesi de buna karinedir.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Şüphe yok ki&nbsp;&#8220;Mekke&#8221;&nbsp;denilmeyip de&nbsp;&#8220;Ümmü&#8217;l-kurâ&#8221;&nbsp;denilmesi, Mekke&#8217;yi âlemdeki bütün şehirlerin bir mutlak merkezi gibi düşündürmek içindir. Ve bundan dolayı&nbsp;&#8220;ve men havleha&#8221;&nbsp;de, merkez ve çevre karşılığıyla bütün yer çevresinde bulunanların hepsi demek olur. Bununla beraber &#8220;Ümmü&#8217;l-kurâ&#8221; merkezlik mânâsı dikkat nazarına alınmaksızın &#8220;Mekke&#8221; demek gibi düşünülürse,&nbsp;&#8220;ve men havleha&#8221;&#8216;dan Mekke çevresi, Mekke civarı, bundan da nihayet Arap Yarımadası düşünülür.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Bu ihtimale göre Kur&#8217;ân&#8217;ın nüzul hikmeti yalnızca Mekke ve Arap Yarımadası halkının uyarılmasına mahsusmuş gibi bir kuruntu akla gelebileceğinden &#8220;Mekke ve etrafını uyarman için&#8221; buyurulmadığı gibi, &#8220;Ümmü&#8217;l-kurâ ve etrafını uyarman için&#8221; de buyurulmayıp atıf vâvı ile &#8220;ve Ümmü&#8217;l-kurâ ve etrafını uyarman için&#8221; buyurulmuş ve bununla Kur&#8217;ân&#8217;ın nüzulünün, Muhammed Aleyhissalatü vesselamın peygamberliğinin yalnız Arap milletini uyarma hikmetine mahsus olmadığı ve bir âyet öncesindeki&nbsp;&#8220;O Kur&#8217;ân, âlemler için ancak bir uyarmadır.&#8221;&nbsp;mânâsıyla, bereketlerinin kapsamının genişliğinden gaflet etmemek gerektiği ve özellikle&nbsp;&#8220;Ey Muhammed! Biz seni ancak bütün insanlara bir müjdeci ve uyarıcı olarak gönderdik.&#8221;&nbsp;(Sebe&#8217;, 34/28) âyetinin kapsamı anlatılmıştır.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Fakat gariptir ki bütün bunlara karşı Yahudilerden bir grup, bu &#8220;ve Ümmü&#8217;l-kurâ ve etrafını uyarman için&#8221; âyet-i kerimesinden Hz. Muhammed (s.a.v)&#8217;in yalnız Araplara gönderilmiş bir peygamber olduğunu delil getirmeye kalkışmışlar, yani onun peygamberliğini itiraf etmekle beraber her millete değil, Araplara mahsus bir peygamber olduğu iddiasında bulunmuşlardır.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Bunlar Yahudilerden&nbsp;&#8220;İseviyye mezhebi&#8221;&nbsp;adıyla anılırlar ki, bugün aydın geçinen Avrupalılardan bir kısmının Arap olmayan Müslümanlar arasında bu Yahudi fırkasının mezhebini ve politikasını yaymaya çalıştıklarını görüyoruz. Beşerde vuku bulmuş bir iş olan peygamberliği inkâr etmenin, Allah&#8217;ı gereği gibi takdir etmemekten doğan bir cüret, bir nankörlük ve herhangi bir peygamberin peygamberliğini ve herhangi bir kitabın inmesini kabul ettikten sonra bütün peygamberleri ve kitapları tasdik ve teyid eden ve onlardan daha açık ve daha feyizli olarak indirilmiş bulunan mübarek Kur&#8217;ân&#8217;ı ve Muhammed Aleyhissalatü vesselamın nebîliğini inkâr etmenin ise bundan başka açık bir çelişki olduğu anlatılmakla peygamberlik işi tespit ve teyid ediliyor.&nbsp;<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />(KURAN&#8217;I KERİM TEFSİRİ, ELMALILI MUHAMMED HAMDİ YAZIR)</div>The post <a href="https://ateistlerecevap.org/enam-92-kuran-sadece-mekke-halkna/" data-wpel-link="internal">Enam 92 Kuran sadece Mekke halkına mı göderildi?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ateistlerecevap.org/enam-92-kuran-sadece-mekke-halkna/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İslam&#039;da Adalet anlayışı nasıldır?</title>
		<link>https://ateistlerecevap.org/islamda-adalet-anlays-nasldr/</link>
					<comments>https://ateistlerecevap.org/islamda-adalet-anlays-nasldr/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ateistlere Cevaplar]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 03 Sep 2017 17:01:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sorular]]></category>
		<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.ateistlerecevap.org/?p=19</guid>

					<description><![CDATA[<p>Değerli kardeşimiz, Allah Teala Hazretleri bir ayet-i kerimede; “Muhakkak, Allah, adaleti, iyiliği, yakınlara yardım yapmayı emreder; hayasızlığı, fenalığı ve azgınlığı da yasaklar.”&#160;(Nahl, 16/90) buyuruyor. Demek ki, Cenab-ı Hakk zulme ve bozgunculuğa razı değildir. Adil-i mutlak olan Allah,&#160;zalimlerin yaptıklarından asla gafil değildir ve zulüm ve ihanet edenler, şüphesiz İlahi adalet önünde hesaplarını en ince teferruatına kadar [&#8230;]</p>
The post <a href="https://ateistlerecevap.org/islamda-adalet-anlays-nasldr/" data-wpel-link="internal">İslam'da Adalet anlayışı nasıldır?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div class="separator" style="clear: both; text-align: center;">
<a href="https://1.bp.blogspot.com/-rHN6rhYE8eQ/Waw1HawuX3I/AAAAAAAAInk/f7TCclPvJkk0eZEh43IXFse6a8e8BSUcgCLcBGAs/s1600/Kur%2527an%2527%25C4%25B1%2BKerim%2527in%2Bde%25C4%259Fi%25C5%259Fime%2Bu%25C4%259Framad%25C4%25B1%25C4%259F%25C4%25B1n%25C4%25B1n%2Bkan%25C4%25B1tlar%25C4%25B1.%2B%25281%2529.png" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;" data-wpel-link="external" rel="nofollow external noopener noreferrer"><img loading="lazy" decoding="async" border="0" data-original-height="720" data-original-width="1280" height="360" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2017/09/Kur27an27C4B1Kerim27indeC49FiC59FimeuC49FramadC4B1C49FC4B1nC4B1nkanC4B1tlarC4B1.28129.png" width="640" /></a></div>
<p></p>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Değerli kardeşimiz,</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Allah Teala Hazretleri bir ayet-i kerimede;</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
“Muhakkak, Allah, adaleti, iyiliği, yakınlara yardım yapmayı emreder; hayasızlığı, fenalığı ve azgınlığı da yasaklar.”&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">(Nahl, 16/90)</em></div>
</blockquote>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
buyuruyor. Demek ki, Cenab-ı Hakk zulme ve bozgunculuğa razı değildir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Adil-i mutlak olan Allah,&nbsp;zalimlerin yaptıklarından asla gafil değildir ve zulüm ve ihanet edenler, şüphesiz İlahi adalet önünde hesaplarını en ince teferruatına kadar vereceklerdir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Yine başka bir ayet-i kerimede zalimlere değil taraftar olmak, onlara kalben meyletmenin ve zulümlerini hoş görmenin bile ne kadar tehlikeli olduğu şöyle anlatılır:</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
“Zulmedenlere meyletmeyin, yoksa ateş (cehennem azabı) size dokunur.”<em style="box-sizing: inherit;">( Hud, 11/113)</em></div>
</blockquote>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Bir ayet-i kerimede de,</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
“Muhakkak, Allah size, emanetleri ehline vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğiniz zaman adaletle hükmetmenizi emreder.”<em style="box-sizing: inherit;">&nbsp;(Nisa, 4/58)</em></div>
</blockquote>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
buyurulur. Burada dikkat çekici bir nokta, adalet konusunda&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">“müminler”</em>denilmeyip&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">“insanlar”</em>&nbsp;denilmesidir. Buna göre, dost ve düşman ayırt edilmeksizin herkese adaletle muamele etmek gerekmektedir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Nitekim şu ayet-i kerime de aynı hakikati ders verir:</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
“Kim zerre kadar hayır işlese onu (karşılığını) görecek. Her kim zere kadar şer işlese onu (karşılığını) görecek.”<em style="box-sizing: inherit;">&nbsp;(Zilzal, 99/7-8)</em></div>
</blockquote>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
İslam’da adaletin önemli esaslarından biri de,&nbsp;birisinin hatası ile başkalarının, akraba ve dostlarının, milletinin ve devletinin sorumlu tutulamayacağıdır. Cenab-ı Hak, Kur’an-ı Kerim&#8217;de;</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
“Hiçbir günahkâr, başkasının günahını yüklenmez.”<em style="box-sizing: inherit;">(Fâtır, 35/18)</em></div>
</blockquote>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
buyurur. Herkes kendi günahının cezasını çeker. Cinayeti kim işlemişse, cezayı da ancak o çekmelidir ve çekecektir. Şu var ki, bir insan bir başkasının günah işlemesine sebep olmuşsa, bu durumda hem günahı işleyen, hem de o günaha sebep olan kişi ceza göreceklerdir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Cenab-ı Hak, kullarının birbirlerinin hukuklarına tecavüz etmemeleri için Kur’an-ı Kerim’de birçok sınırlar belirlemiş ve bunları&nbsp;“Allah’ın hudutları”&nbsp;diye tanımlamıştır. Bu sınırları aşanların zalim olacaklarını ve İlâhî azaba uğrayacaklarını, tehdit ile, ders vermiştir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Peygamberimiz de bir hadis-i şeriflerinde şöyle buyururlar:</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
“Allah dünyada insanlara azap edenlere azap eder.”&nbsp;</div>
</blockquote>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Cenab-ı Hak, Kur’an-ı Kerim’de adalet ile hükmetmeyen zalim kavimlerin akıbetlerinin çok kötü olacağını bir çok ayette haber veriyor. Bunlardan, misal olarak, iki tanesini nazara verelim:</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343; margin-bottom: 1em;">
“Nice kasabaların halkını haksızlık yaparlarken yok ettik. Artık damları çökmüş, kuyuları terk edilmiş, sarayları bomboş kalmıştır.”&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">(Hac, 22/45)&nbsp;</em></div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
“Halkı zalim olan nice kasabaları kırıp geçirdik ve onlardan sonra başka milletler var ettik.”<em style="box-sizing: inherit;">&nbsp;(Enbiya, 21/11)</em></div>
</blockquote>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
İslâm dini başka dine mensup olan insanların da hak ve hukukuna riayet edilmesini emreder. Sulh halinde, onların hakları da aynen Müslümanların hakkı gibi saklıdır, koruma altındadır. Nitekim, Hanefi mezhebinde, “sulh halinde, Müslüman olmayan bir insanı haksız yere öldüren bir Müslüman’a da kısas uygulanır”, yani o da ölüme mahkum edilir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Peygamberimiz bu gibi kimseleri bir hadis-i şerifinde şöyle tehdit etmektedir:</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
“Kim bir zımmiye eziyet ederse, ben onun hasmıyım (düşmanıyım). Ben kimin hasmı olursam, ahirette onun yakasını tutarım.”&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">(Keşfü’l Hafa, II/218, hadis no: 2341)</em></div>
</blockquote>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Gerçek bu iken, İslâm’ın ruhundan uzaklaşmış bazı Müslümanların terör ve zulme bulaşmalarının kaynağını, dinde değil, onların cehaletlerinde ve nefse mağlup olmalarında aramak icap eder.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Malumdur ki, insan hatadan hâli değildir; işlediği bir hata ancak onu mahkum eder. Bu şahsî hata yüzünden onun dinini sorumlu tutmaya kalkışmak, insaf ve adalet ölçülerine sığmaz.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Bu konuda çok önemli bir noktaya da kısaca değinmek icap ediyor:</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Müslümanların gerçek İslâmiyet’i, asli kaynaklarından öğrenip yaşamalarına mani olan ve onları sefahate teşvik ederek dinden uzaklaştıran ve ülkelerini insafsızca sömürerek onları fakirliğin pençesine düşüren mihraklar, bu kimselerin anarşi afetine düşmelerinden birinci derecede sorumludurlar. Bu menfaat şebekelerinin, başkalarını suçlamak yerine, bir nefis muhasebesi yapmaları ve vicdanlarını sorgulamaları daha isabetli olur.</div>The post <a href="https://ateistlerecevap.org/islamda-adalet-anlays-nasldr/" data-wpel-link="internal">İslam'da Adalet anlayışı nasıldır?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ateistlerecevap.org/islamda-adalet-anlays-nasldr/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Tevbe 5 Kafirleri bulduğunuz yerde öldürün ayetini açıklar mısnız?</title>
		<link>https://ateistlerecevap.org/tevbe-5-kafirleri-buldugunuz-yerde/</link>
					<comments>https://ateistlerecevap.org/tevbe-5-kafirleri-buldugunuz-yerde/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ateistlere Cevaplar]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 03 Sep 2017 14:42:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Ayetler]]></category>
		<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>
		<category><![CDATA[Tevbe 5]]></category>
		<category><![CDATA[Tevbe 5 Diyanet]]></category>
		<category><![CDATA[Tevbe 5 Elmalılı Hamdi Yazır]]></category>
		<category><![CDATA[Tevbe 5 Mehmet Okuyan]]></category>
		<category><![CDATA[Tevbe 5 Tefsir]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.ateistlerecevap.org/?p=20</guid>

					<description><![CDATA[<p>&#8220;O halde, hürmetli aylar çıkınca artık öbür müşrikleri nerede bulursanız öldürün, onları yakalayıp esir edin, onların geçebileceği bütün geçit başlarını tutun. Eğer tövbe eder, namaz kılar, zekât verirlerse onları serbest bırakın. Çünkü Allah gafurdur, rahîmdir.&#8221; (Tevbe, 9/5) &#8220;Eğer müşriklerden biri eman ile sana gelirse ona eman ver. Ta ki Allah&#8217;ın kelamını dinlesin. (Müslüman olmazsa) sonra onu [&#8230;]</p>
The post <a href="https://ateistlerecevap.org/tevbe-5-kafirleri-buldugunuz-yerde/" data-wpel-link="internal">Tevbe 5 Kafirleri bulduğunuz yerde öldürün ayetini açıklar mısnız?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"><a style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;" href="https://4.bp.blogspot.com/-bN8Ofpo3rBQ/WawTaRQxbCI/AAAAAAAAInM/WopKI9kAkvwJvuFrX5fQ-12spZlW04fUgCLcBGAs/s1600/Bakara%2B191%2B%25281%2529.png" data-wpel-link="external" rel="nofollow external noopener noreferrer"><img loading="lazy" decoding="async" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2017/09/Bakara19128129.png" width="640" height="360" border="0" data-original-height="720" data-original-width="1280" /></a></div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;"></div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;"></div>
<div style="box-sizing: inherit; font-family: arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
<div style="color: #666666;">&#8220;O halde, hürmetli aylar çıkınca artık öbür müşrikleri nerede bulursanız öldürün, onları yakalayıp esir edin, onların geçebileceği bütün geçit başlarını tutun. Eğer tövbe eder, namaz kılar, zekât verirlerse onları serbest bırakın. Çünkü Allah gafurdur, rahîmdir.&#8221; (Tevbe, 9/5)</div>
<div style="color: #666666;"></div>
<p>&#8220;Eğer müşriklerden biri eman ile sana gelirse ona eman ver. Ta ki Allah&#8217;ın kelamını dinlesin. (Müslüman olmazsa) sonra onu güven içinde bulunacağı bir yere ulaştır. Çünkü onlar bilmeyen bir kavimdir.&#8221;<em style="box-sizing: inherit; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;">(Tevbe, 9/6)</em></p>
<div style="color: #666666;"></div>
<div style="color: #666666;">Bu ayeti kerime, o günkü müşriklerle savaşmayı emretmektedir. Ancak günümüzde de İslam toplumuna saldıran olursa, o bölge halkının kendilerine savaş açan kafirlerle savaşması farzdır.</div>
<div style="color: #666666;"></div>
<div style="color: #666666;">Âyette sayılan önlemlerin kendi içinde tutarlı olabilmesi için &#8220;öl­dürme&#8221; son çare olarak düşünülecektir. Zira önce öldürme cihetine gidildiğinde diğer önlemlerin bir anlamı kalmamaktadır. Düşmanı öldürme, zaten savaş sürecinin tabii sonuçlarından olduğuna göre, burada öldürmenin özellikle tasrih edilmesi ise -muhtemelen- diğer önlemler göz ardı edilerek bu yola gidilmemesini hatırlatmak içindir. Nitekim müteakip âyette hemen tövbe edip İslâm&#8217;a girmemekle beraber İslâm&#8217;ı Müslümanların içinde görüp öğrenmek, üzerinde düşünmek için fırsat ve bunu sağlayacak bir güvence verilmesini isteyen müşriklere bu imkânın tanınma­sı istenmiştir. Bu anlayış Kur&#8217;an&#8217;ın öldürme konusundaki diğer ifadelerine de uy­gun düşmektedir.</div>
<div style="color: #666666;"></div>
<div style="color: #666666;">Haram aylardan sonra artık onlarla aranızda savaş durumu başlamıştır. Şu halde onların saldırılarını beklemeksizin hemen onlara savaş açınız, haram ve helâl farkı gözetmeden onları nerede bulursanız ve nasıl öldürebilirseniz öylece öldürünüz.</div>
<div style="color: #666666;"></div>
<div style="color: #666666;">Bununla beraber sünnette müsle yapmaktan, yani burun ve kulak gibi organları kesmekten ve bir kimseyi durdurup, elini kolunu bağlayarak ok ve benzeri aletlerle yavaş yavaş ve işkence ile öldürmekten menedilmiştir. Bundan başka Hz. Peygamber (asv) buyurmuştur ki,</div>
<div style="color: #666666;"></div>
<div style="color: #666666;">&#8220;Öldürme yönünden insanların en iffetlisi iman ehlidir.&#8221; Ve yine</div>
<div style="color: #666666;">&#8220;Öldürdüğünüz vakit güzellikle öldürün.&#8221; diye buyurmuştur. İşin böyle olması gerektiğini şu âyetler de ima yollu anlatır:</div>
<div style="color: #666666;"></div>
<div style="color: #666666;">Ve onları tutunuz, yakalayıp esir ediniz. Demek oluyor ki, tutup esir almak mümkün iken hemen öldürmeye kalkmamalıdır ve onları hasrediniz, bulundukları yerden çıkıp serbestçe dolaşmalarına, şuraya buraya gitmelerine izin vermeyiniz, onlar için her mersada oturunuz yani kaçırmamak, geçirmemek için evine, işine veya ticaret için sefere gidecek her geçidi tutup onları göz altında bulundurunuz. Kabe çevresinin müşrik varlığı ve egemenliğinden ebedî olarak arındırılması için lüzumlu her tedbir alınacaktı. (Kuran Yolu, Diyanet, ilgili ayetin tefsiri)</div>
<div style="color: #666666;"></div>
<div style="color: #666666;">&#8220;Artık tevbe ederlerse, yani şirkten vazgeçip imana gelirlerse, namazı kılıp zekatı verirlerse, yani namaz ve zekatı kabul ederek Müslüman olurlarsa, hemen yollarını açınız, koymuş olduğunuz engelleri kaldırınız, yukarıda söz konusu edilenlerden hiçbirini yapmayınız, onları kendi hallerine bırakınız. Çünkü Allah gafurdur, rahîmdir. İmana girmelerinden dolayı, daha önce yapmış oldukları şeyleri, şirk, küfür ve haksızlıkları bağışlar, üstelik iman ve taatlerine ecir ve sevap da verir.&#8221;</div>
<div style="color: #666666;"></div>
<div style="color: #666666;">&#8220;Demek ki, o müşriklere ya ölüm ve esaret veya İslâm&#8217;a girmekten başka birşey bırakılmamıştır. İleride de geleceği üzere, onlardan, ehlikitapta olduğu gibi, cizye dahi kabul edilmeyecektir. Hasan Basri rivayet etmiştir ki; esirlerden biri, Hz. Peygamber (asv)&#8217;e işittirecek şekilde &#8220;Allah&#8217;a tevbe ederim, Muhammed&#8217;e tevbe etmem.&#8221; diye üç kere bağırmış, Peygamber Efendimiz (asv) de &#8220;Bırakınız, hakkı ehline tanıdı.&#8221; buyurmuştur.&#8221;(Elmalılı Hamdi Yazır, ilgili ayetin tefsiri)</div>
</div>
<div style="box-sizing: inherit; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;"><b>Önerilen yazımız</b>: <b style="color: #666666;"><a href="https://www.ateistlerecevap.org/2017/09/bakara-191-kafirleri-buldugunuz-yerde.html" target="_blank" rel="noopener noreferrer" data-wpel-link="internal">Bakara 191 Onları bulduğunuz yerde öldürün ayeti</a></b></div>
<div style="box-sizing: inherit; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;"><b style="color: #666666;"> </b></div>
<div style="box-sizing: inherit; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;"><b style="color: #666666;"> </b></div>
<div style="box-sizing: inherit; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;"><b style="color: #666666;">Anahtar kelime alanımız:  </b>tevbe 5 tevbe 5 tefsir tevbe 5 ayet tevbe 5 diyanet tevbe 5 mehmet okuyan tevbe 5 sorularla islamiyet tevbe 5 elmalılı hamdi yazır tevbe 5 ekşi tevbe 5 açıklaması tevbe 5. ayet tefsir tevbe 5 ayet tefsiri tevbe 5 anlamı tevbe suresi 5. ayet nuzul sebebi tevbe suresi 5. ayetin tefsiri tevbe suresi 5. ayet dinle tevbe suresi 5. ayet sorularla islamiyet tevbe suresi 5. ayet bakara 191 nisa 89 91 tevbe suresi 5 ci ayet tevbe 5. ayet diyanet tevbe 5 turan dursun tevbe 5 ne demek tevbe 5 ne demek istiyor tevbe 5 deutsch tevbe 5 english tevbe 5 edip yüksel tevbe suresi 5. ayet eksi tevbe ile ilgili 5 hadis tevbe 5 iniş sebebi tevbe 5 in tefsiri tevbe suresi 5 inci ayet tevbe suresinin ilk 5 ayeti tevbe ile ilgili 5 ayet tevbe 5 kuran meali kuranda tevbe 5 tevbe suresi 5 kuran meali tevbe 5 meali tevbe 5 maide 33 tevbe 5 meal tefsir tevbe 5 nedir tevbe suresi 5 ayet ne demek quran tevbe 5 tevbe 5 suresi tevbe suresi 5. ayet tefsiri tevbe suresi 5.sayfa tevbe suresi 5 tefsiri tevbe 5 türkçe meali tevbe suresi 5 tefsir tevbe 1-5 tevbe suresi 1-5 5.tevbe sûresinin son 2 ayeti tevbe 4-5 tevbe 4 5 6 tevbe 5-6 tevbe 5 6 7 tevbe 9/5 tevbe sûresi (9) 5</div>The post <a href="https://ateistlerecevap.org/tevbe-5-kafirleri-buldugunuz-yerde/" data-wpel-link="internal">Tevbe 5 Kafirleri bulduğunuz yerde öldürün ayetini açıklar mısnız?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ateistlerecevap.org/tevbe-5-kafirleri-buldugunuz-yerde/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bakara 191 Kafirleri bulduğunuz yerde öldürün ayetini açıklar mısınız?</title>
		<link>https://ateistlerecevap.org/bakara-191-kafirleri-buldugunuz-yerde/</link>
					<comments>https://ateistlerecevap.org/bakara-191-kafirleri-buldugunuz-yerde/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ateistlere Cevaplar]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 03 Sep 2017 14:15:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Ayetler]]></category>
		<category><![CDATA[Sorular]]></category>
		<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.ateistlerecevap.org/?p=21</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bakara 191 Kafirleri bulduğunuz yerde öldürün ayetini açıklar mısınız? Serçe parmağının ucuna bakarak bir insanın resmini çizmek ne kadar yanlış bir sonuç doğurursa, bir tek ayetin sadece mealine bakarak Kur’an hakkında hüküm vermek de en az onun kadar yanıltıcı olur. Bazı yazarların dillerine doladıkları ve İslam’ın evrenselliğine, toleransına, ondaki engin fikir hürriyetine perde çekmek için [&#8230;]</p>
The post <a href="https://ateistlerecevap.org/bakara-191-kafirleri-buldugunuz-yerde/" data-wpel-link="internal">Bakara 191 Kafirleri bulduğunuz yerde öldürün ayetini açıklar mısınız?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<table align="center" cellpadding="0" cellspacing="0" class="tr-caption-container" style="margin-left: auto; margin-right: auto; text-align: center;">
<tbody>
<tr>
<td style="text-align: center;"><a href="https://3.bp.blogspot.com/-4OhrPoDmXD0/WawNmPHVlSI/AAAAAAAAIm8/6ZNH8sGDf9cVSqiFDqBByoyhRZjMzanTQCLcBGAs/s1600/Bakara%2B191.png" imageanchor="1" style="margin-left: auto; margin-right: auto;" data-wpel-link="external" rel="nofollow external noopener noreferrer"><img loading="lazy" decoding="async" alt="Bakara 191 Kafirleri bulduğunuz yerde öldürün ayetini açıklar mısınız?" border="0" data-original-height="720" data-original-width="1280" height="360" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2017/09/Bakara191.png" title="Bakara 191 Kafirleri bulduğunuz yerde öldürün ayetini açıklar mısınız?" width="640" /></a></td>
</tr>
<tr>
<td class="tr-caption" style="text-align: center;">Bakara 191 Kafirleri bulduğunuz yerde öldürün ayetini açıklar mısınız?</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
</div>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Serçe parmağının ucuna bakarak bir insanın resmini çizmek ne kadar yanlış bir sonuç doğurursa, bir tek ayetin sadece mealine bakarak Kur’an hakkında hüküm vermek de en az onun kadar yanıltıcı olur.</div>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Bazı yazarların dillerine doladıkları ve İslam’ın evrenselliğine, toleransına, ondaki engin fikir hürriyetine perde çekmek için yanlış yorumladıkları bir ayet-i kerime var:</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
“Onları bulduğunuz yerde öldürün. Sizi yurtlarınızdan çıkardıkları gibi siz de onları çıkarın. Fitne çıkarmak adam öldürmekten daha kötüdür…&#8221;&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">(Bakara, 2/191)</em></div>
</blockquote>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Konunun tahliline geçmeden önce bazı Kur’an hükümlerini hatırlamak gerekiyor. Ta ki, Kur’anın gerçek maksadı anlaşılsın ve bu ayetin de gerçek yorumu ortaya konulabilsin.</div>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Konuyla yakından ilgili bir ayet-i kerime:</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
“Dinde ikrah (zorlama) yoktur. Doğruluk sapıklıktan cidden ayrıldı…”&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">(Bakara, 2/256)</em></div>
</blockquote>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Bu ayetin tefsirinde, ayet-i kerimeye&nbsp;“Zorlama denen şey dinde yoktur.”&nbsp;manası da verilerek,&nbsp;“Sadece dinî konularda değil, hiçbir konuda zorlamaya izin yoktur.”denilmiştir.</div>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Aynı gerçeği ders veren bir başka ayet:</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
“Eğer Rabbin dileseydi yeryüzündekilerin hepsi elbette iman ederlerdi. O halde sen, inanmaları için insanları zorlayacak mısın?”&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">(Yûnus, 10/99)</em></div>
</blockquote>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Demek oluyor ki, peygamberlerin görevi ve Kur’anın hedefi hakkın ve hakikatin tebliğ edilmesi, duyurulmasıdır. İnsanlar bu dünyaya imtihan için gönderilmişlerdir. İmtihanın vazgeçilmez bir gereği de kişinin doğru ve yanlış yoldan birisini kendi iradesiyle seçebilmesidir. Zorlama iradeyi yok edeceğinden imtihanın da bir manası kalmaz.</div>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Bu manaya kuvvet veren pek çok ayet vardır:</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
“Allah dileseydi onlar şirk koşamazlardı. Seni onların üzerine bekçi kılmadık; sen onların vekili de değilsin.”&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">(En’am, 6/107)</em><br />
“Peygambere düşen görev ancak tebliğdir (duyurmadır).&#8221;&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">(Mâide, 5/99)</em><br />
“Allah, dileseydi hepinizi bir tek ümmet kılardı&#8230;”&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">(Nahl, 16/93)</em><br />
Bir başka ayet-i kerimede şu hakikate dikkat çekilir:<br style="box-sizing: inherit;" />“Kim inkâr ederse bilmelidir ki, Allah bütün alemlerden ganidir (müstağnidir).”<em style="box-sizing: inherit;">(Âl-i İmrân, 3/97)</em></div>
</blockquote>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Yani, Allah, yarattığı ve bizzat terbiye ettiği alemlerden hiçbirinin hiçbir şeyine muhtaç değildir. Güneşin ışığına, ağacın meyvesine, rüzgarın esmesine, mevsimlerin gelip gitmesine, canlıların görmesine, işitmesine muhtaç olmadığı gibi insanların inanmalarına, Onu tanımalarına, Ona ibadet etmelerine de muhtaç değildir.</div>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Böyle pek çok ayet-i kerime var. Bunlardan çıkan ortak sonuç şudur: Allah’ın insanları imana, ibadete davet etmesi gibi, müminlere cihadı emretmesi de yine onların menfaati içindir. Bu mana bütün asırlar ve bütün insanlık alemi için geçerli olmakla birlikte, ayetlerin ilk muhatabı olan sahabelere ve Arap yarımadasındaki iman-küfür mücadelesine daha çok bakmaktadır.</div>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
İslam dini Arap yarımadasına zuhur ettiğinde o bölge insanlarının temel inancı putperestlikti. Ve Kur’anın ana hedefi de kalplere “tevhid” inancını yerleştirmekti.</div>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Fatiha Suresi, Allah’ın&nbsp;“Rabbü’l-alemîn”&nbsp;olduğunu ilan ile başlar. Bütün alemler, gökler, yerler, insanlar, hayvanlar, cinler, melekler, bütün bitki türleri ancak Allah’ın terbiyesiyle hazır hallerine kavuşmuş ve bu sayede görevlerini en iyi şekilde yerine getirebilmişlerdir. Bu bir tevhid dersidir.</div>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Surenin devamında ancak Allah’a ibadet edileceği ve yine ancak ondan yardım dilenebileceği vurgulanır.</div>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Bir başka ayette rızıkların ancak sema ile arzın işbirliğiyle teşekkül ettiğine dikkat çekilerek şükrün de yine ancak sema ve arzın Rabbine yapılması gerektiği ders verilir.</div>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Bir diğer ayette bizzat Allah Resulüne (asm.) hitap edilerek,</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
“Sen sevdiğini hidayete erdiremezsin; ancak Allah dilediğine hidayet verir ve hidayete girecek olanları en iyi O bilir.”&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">(Kasas, 28/56)</em></div>
</blockquote>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
buyurulmakla en büyük nimet olan hidayete kavuşturmanın da ancak Allah’a mahsus olduğu ilan edilir.</div>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Böylece baştan sona kadar tevhid dersi verilerek sonunda, Nas Suresinde, Allah’ın&nbsp;“Rabbü’n-nas”&nbsp;olduğu ifade edilir. İnsanları terbiye eden ancak Allah’tır. Gözlerini görecek, kulaklarını işitecek, midelerin hazmedecek şekilde terbiye eden O olduğu gibi, akıllarını anlayacak, kalplerini inanacak, sevecek, korkacak şekilde terbiye eden de yine ancak Odur.</div>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Maziye nazar ettiğimizde bütün peygamberlerin ortak davalarının&nbsp;“tevhid”<em style="box-sizing: inherit;">&nbsp;(birlemek, Allah’ı bir bilmek)</em>&nbsp;olduğunu görürüz. İnsanlık aleminin yanlış da olsa bir şeylere inandığına, ateizmin kitle çapında fazla görülmediğine, ancak şirkin bütün çeşitleriyle insanları yoldan çıkaran en büyük&nbsp;“fitne”&nbsp;olduğuna şahit oluruz.</div>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
İşte tevhid inancının en büyük tebliğ edicisi olan Hazreti Muhammed (asm) Mekke’de yine en büyük mücadelesini şirke karşı vermeye başladığında bütün müşrikler karşısına çıktılar ve onu bu davasından vazgeçirmeye çalıştılar. Amcasını ricacı olarak gönderdiler.&nbsp;“Bir elime güneşi bir elime ayı koysalar, ben yine bu davadan vazgeçmem.”&nbsp;cevabını alınca artık kuvvet, zorbalık ve işkence dönemi de başlamış oldu.</div>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Şu nokta çok önemlidir:&nbsp;Mekke ve çevresinin müşrikleri başka beldelerdekinden çok farklıydı. Bunlar sadece batıl inançlarını kendi halleriyle yaşamakla kalmıyor, beldelerinde doğan tevhid nurunu söndürmeyi kendilerince kutsî bir ideal olarak benimsiyor, bu uğurda canlarını ve başlarını ortaya koyuyorlardı. Artık, iki şıktan başka bir seçenek görünmüyordu ortada. Ya tevhid inancı galip gelecek, insanlık alemine Kur’anın nuru ulaştırılacak, yahut insanların kalplerini batıl inançlar zaptedecekti. Başka bir ifadeyle, insanlara ya cennetin yolu gösterilecek, yahut cehenneme akış devam edecekti.</div>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Kur’an&#8217;ın o dönemin müşrikleri hakkındaki şiddet ayetlerine bu gözle bakmak gerekir. Mesele sadece birkaç müşrikle mücadele değil, top yekun şirk inancıyla ve onu temsil eden, onu korumak isteyenlerle mücadeledir. Nitekim, Kur’anın Mekke müşrikleri hakkındaki şiddetli beyanlarını, yine bir nevi şirk inancını taşıyan başka kavimlere karşı sürdürmediğini görüyoruz. Teslis inancına sahip Hıristiyanlar ve diğer ehl-i kitap hakkındaki ifadeler hiç de öyle şiddetli değil.</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
“Ehl-i kitapla ancak en güzel şekilde mücadele edin; içlerinden zulmedenler müstesna. Ve deyin ki,<em style="box-sizing: inherit;">&nbsp;‘Hem bize indirilene, hem de size indirilene inandık. Bizim ilahımız da&nbsp;sizin ilahınız da birdir ve biz Ona teslim olmuşuzdur.&#8217;</em>”&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">(Ankebût, 29/46)</em></div>
</blockquote>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Bu noktayı gözden ırak tutan birtakım çevreler şöyle diyorlar:</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
“Onları bulduğunuz yerde öldürün. Sizi yurtlarınızdan çıkardıkları gibi siz de onları çıkarın. Fitne çıkarmak adam öldürmekten daha kötüdür…&#8221;&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">(Bakara, 2/191)</em></div>
</blockquote>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
ayeti ortada iken İslam’ın farklı inançlara karşı toleranslı olduğunu nasıl söyleyebilirsiniz?</div>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Önemine binaen konuyu bazı yönleriyle biraz tahlil etmek gerekiyor: Ayet-i kerimenin muhatabı Arap müşrikleridir.</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
“Ey akıl sahipleri! Kısasta sizin için hayat vardır.”<em style="box-sizing: inherit;">&nbsp;(Bakara, 2/179)</em></div>
</blockquote>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Bu ayetlerle onları öldürenleri öldürmeleri, yurtlarından çıkaranları yurtlarından çıkarmaları emredilirken, fitnenin adam öldürmekten daha kötü olduğu da ayrıca vurgulanmıştır. Bir insanı öldürmek onun bu fani dünya hayatından faydalanmasına son vermek demektir. Fitne çıkarmak, insanları putlara tapmaya zorlamak ise onları ebedi cehenneme atmaktır. Bu ikincinin birinciden çok daha kötü olduğu açıktır. Kaldı ki Mekke müşriklerindeki fitnenin bir de katillik boyutu vardır: Kızlarını diri diri toprağa gömmeleri ve müminleri öldürmek için onlara savaş açmış olmaları.</div>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Aynı mananın işlendiği şu ayet-i kerimeleri de burada akdim edelim:</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343; margin-bottom: 1em;">
“İman edenler Allah yolunda savaşırlar. İnkar edenler de tağut yolunda savaşırlar. O halde şeytanın dostlarına karşı savaşın. Çünkü şeytanın hilesi zayıftır.”&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">(Nisa, 4/76)</em></div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
“Fitne kalmayıncaya ve din tamamen Allah’ın oluncaya kadar, onlarla savaşın.”&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">(Enfal, 8/39)</em></div>
</blockquote>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Ayette geçen “onlar” kelimesinden kasıt müşriklerdir, “fitne”den kasıt da Allah’a ortak koşmaktır.</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
“Fitne ortadan kalkıp, din yalnız Allah’ın oluncaya kadar onlarla savaşın. Eğer vazgeçerlerse bilin ki düşmanlık ancak zalimlere karşıdır.”<em style="box-sizing: inherit;">&nbsp;(Bakara, 2/193)</em></div>
</blockquote>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Son ayet hakkında yapılan tefsirlerden çok önemli gördüğüm iki hususu nakletmek isterim:</div>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
“Bu ayetin sebeb-i nüzulü, ehl-i Mekke’nin müminlere eza eyleyerek irtidatlarını (İslam dininden dönmelerini) teklif ve ısrar etmeleridir. Şu halde mana-yı nazım,<em style="box-sizing: inherit;">&nbsp;“Siz müşrikleri katledin ki onlara galebe edesiniz ve &#8230; irtidat fitnesi kalmasın. Ve ezalarından kurtulmak için onlarla kıtal etmelisiniz. Ta ki, şirk ortadan kalksın, din-i tevhid onun yerine ikame olsun.&#8221; (Konyalı M.Vehbi Ef. 1-2/331)</em></div>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Fitnenin ortadan kalkması için savaş emredilirken bir başka ayet-i kerime ile de şu sınırlamalar getirilmiştir:</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
“Sizinle savaşanlarla Allah yolunda savaşın. Fakat haddi aşmayın. Çünkü Allah haddi aşanları sevmez.”&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">(Bakara, 2/190)</em></div>
</blockquote>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Savaş, Allah yolunda olacaktır; toprak istilası, ganimet elde etme, köle kazanma gibi bir menfaat için yapılan savaşlar “cihat” özelliği taşımazlar. İkinci bir kayıt olarak da “haddi aşmama” getirilmiştir. Suçluya hak ettiğinden daha fazla ceza vermek de bir nevi zulümdür; işkence etmek, organlarını kesmek gibi.</div>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Konunun doğru yorumlanması için Tövbe Suresinin ilk ayetlerinin de yine doğru anlaşılması büyük önem arz ediyor:</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
“Bu bir ayrılık ihtarıdır! Allah ve Resulü tarafından kendileriyle muahede yapmış olduğunuz müşriklere. Artık yeryüzünde dört ay dolaşınız. Ve biliniz ki, şüphe yok ki, Allah’ı aciz bırakacak değilsiniz. Ve muhakkak ki, Allah kâfirleri zelil kılıcıdır.”<em style="box-sizing: inherit;">&nbsp;(Tevbe, 9/1, 2)</em></div>
</blockquote>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Bu ayetler, verdikleri sözlerinde durmayan müşrikler ile yapılmış olan anlaşmaların feshedildiğini bildirir. Ve kendilerine dört ay mühlet verilen o İslam düşmanlarının hüsrana uğrayacaklarını ihtar eder.</div>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Bir sonraki ayette müşrikler tövbe etmeye çağrılır, aksi hale acıklı bir azaba uğrayacakları haber verilir.</div>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Beşinci ayette ise&nbsp;“Artık haram aylar çıkınca o (muahede hükmüne riayet etmeyen) müşrikleri nerede bulursanız öldürünüz…&#8221;&nbsp;emri verilir.</div>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Altıncı ayette, anlaşma süresi bitmiş olsa bile, o müşriklerden kim eman dilerse, ona eman verilmesi ifade edilir ve şöyle devam edilir:</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
“Ta ki, Allah’ın kelamını dinlesin. Sonra (iman etmese de) onu emin bulunduğu mahalle ulaştır. Çünkü onlar şüphe yok ki bilmez bir kavimdir.”</div>
</blockquote>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Bu ayet-i kerimeler son nazil olan ayetlerdendir. Artık Müslümanlar galip gelmişler, müşriklere ya iman etmeleri yahut harbe razı olmaları tebliğ edilmiş, kendilerine inanmaları&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">(yahut göç etmeleri)</em>&nbsp;için dört ay gibi uzun bir süre tanınmış ve Allah Resulü (asm.) “Arap yarımadasında artık iki dinin olamayacağını” açıkça ilan etmiştir.</div>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Bu ayetin ve hadisin kendilerine tebliğ edildiği kişiler, yirmi seneyi aşkın bir süre İslam’ın nurunu söndürmeye çalışmış, Müslümanları yurtlarından uzaklaştırmış, onları göç ettikleri Medine’de de rahat bırakmayıp Medine’ye kadar gelerek onların hayatlarına kast etmek istemiş, şirk yolunda nice ölüler vermiş, nice sahabeleri şehit etmiş inatçı, bir bakıma idealist ve kararlı müşriklerdir. Buna rağmen kendileriyle anlaşma yapılmış, sulh içinde yaşama yolu denenmiştir. Bu anlaşmaları bozan taraf<em style="box-sizing: inherit;">&nbsp;(iki kabile dışında)</em>&nbsp;hep müşrikler olmuşlardır. Süre dolduğunda bu işin de sona ereceği açıkça haber verilmiştir. Artık gönüllere ya tevhit inancı hakim olacak, yahut putperestlik hüküm sürecektir. Bu işe bir son verme zamanı gelmiştir.</div>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Müslümanlar galip hale gelmelerine rağmen karşı tarafa süre tanınmış, onlardan eman dileyip İslam’ı tanımak ve öğrenmek isteyenlere eman verilmiş, inanmasalar da hemen öldürülmeyip yurtlarına emniyet içine dönmeleri sağlanmıştır. Kaldı ki ayetin sonunda müşrikleri acıklı bir sonun beklediği bildirilmekle, kendileri son bir kez daha ikaz edilmiştir.</div>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Diğer müşriklerden ve Ehl-i kitaptan farklı olarak Mekke müşriklerine böyle bir muamelede bulunulması, hak dinin ve tevhid inancının Mekke ve civarında iyice kökleşmesi ve oradan bütün cihana yayılması içindir. Çekirdek sağlam olacaktır ki ondan nice ağaçlar çıkabilsin. Artık Arap yarım adasında kimse putlara tapamayacak, kimse Kâbe’yi çıplak olarak tavaf edemeyecek, kimse kızlarını diri olarak toprağa gömemeyecek, herkes alemlerin Rabbi olan Allah’a inanacak, Onun emirlerine uyacak ve yasaklarından kaçınacaktır. Herkes ahiret yolcusu olduğunu bilecek ve o ebediyet yurdu için güzel ameller işleyecektir.</div>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Böylece melekleri çok gerilerde bırakan mübarek ve muhteşem müminler yetişecekler ve bunlar İslam’ın nurunu bütün bir insanlık alemine ulaştırmak için gayret göstereceklerdir.</div>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
İnsanlara zulmedilen beldelerden bu zulmü kaldırmak için cihad edecekler, ama galip geldiklerinde kimseyi İslam’a girmeye zorlamayacaklar, sadece, akıllara ve kalplere konulan ambargoyu kaldırarak onlara doğruyu ve güzeli seçebilecekleri bir hürriyet ortamı hazırlayacaklardır.</div>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Mekke müşriklerinin zulmü altında inleyenlerin kurtarılmalarını emreden şu ayet-i kerime çok anlamlı ve benzer zulümleri de ortadan kaldırma hususunda önemli bir rehberdir:</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
“Size ne oldu ki, Allah yolunda ve<em style="box-sizing: inherit;">&nbsp;‘Rabbimiz! Bizi halkı zalim olan şu şehirden çıkar, bize katından bir koruyucu ver, bize katından bir yardımcı ver.’&nbsp;</em>diyen zayıf erkek, kadın ve çocuklar uğrunda savaşmıyorsunuz?”&nbsp;(Nisa, 4/75)</div>
</blockquote>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
İşte o çekirdek kadro etrafındaki yabancı ve zararlı unsurların temizlenmesi için, bu ayetin emriyle Müslümanlar Mekke’yi fetih girişimini başlatmışlar ve sonunda başarıya ulaşmışlardır. Artık çekirdek kemalini bulmuştur. Kısa bir zaman sonra Endülüs medeniyeti, arkasından Selçuklu ve Osmanlı medeniyetleri doğacak ve Kur’anın nuru cihanın her bir tarafına ışık saçacaktır. Kalplerden öncelikle şirk temizlenecek, tevhid hakim kılınacakır. Zulüm yerini adalete, sefahat güzel ahlaka terk edecektir.</div>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Bu ayetten dersini alan müminler, batıl inançlarını halka zorla kabul ettirmek isteyenlerin güçlerini kırmak ve müminlere yapılan zulümlere son vermek gibi temel sebeple cihat yoluna girmiş ve yeni ülkeler fethetmişlerdir.</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
<em style="box-sizing: inherit;">“İslamda gaye-i harp&nbsp;intikam, katil, tebdil-i dine icbar değil, hasmı mağlup etmek ve kuvve-i cebriyesini alıp dininde serbest olarak hükm-ü hakka tabi tutmaktır ki, i’layı kelimetullah bundadır.” (Elmalılı Tefsiri, 2/864-5)</em></div>
</blockquote>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Müslümanlar, fethettikleri ülkelerin halklarından cizye denilen bir vergi almakla, onları kendi raiyetleri sınıfına dahil etmişler, canlarını ve mallarını koruma altına almışlardır.</div>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Zimmîler, yani bir İslam beldesinde yaşayan ve vergisini vermekle vatandaşlık haklarından faydalanmaya hak kazanan gayr-ı müslimler hakkındaki şu hadis-i şerif bu noktada çok anlamlıdır:</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
“… Kim bir zimmîye zulmeder ve ona gücünün üstüne iş yüklerse kıyamet günü beni karşısında bulacaktır.”<em style="box-sizing: inherit;">&nbsp;</em><em style="box-sizing: inherit;">(Ebû Dâvud, İmâre, 33;&nbsp;bk. Münâvî, Feyzu`l-kadîr, 6/19; Bağdâdî, Tarîhu Bağdad, 8/170; Aclûnî, Keşfu`l-hafâ, 2/342.)</em></div>
</blockquote>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Büyük müfessir Fahreddin-i Razi Hazretlerinin cihat konusundaki şu açıklaması çok önemlidir:</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
“Kafirlerle savaşan kimsenin maksadı küfrü kaldırma azmi ve kasdı olmalıdır. Bu sebeple, kâfirle savaş halinde olan kimsenin, savaşsız olarak onu küfründen vazgeçirebileceği düşüncesi ağır basınca, bu kimsenin onu öldürmekten vazgeçmesi vacip olur.”&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">(Tefsir-i Kebir; 4/436)</em></div>
</blockquote>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Yazımıza konu olan itirazı yapanların, İslam’ın şu hükmünü çok iyi değerlendirmeleri gerekiyor:&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">“Kâfir eğer zimmî olsa, dahilde olsa cizye verse, hariçte olsa musalaha etse İslamiyet’çe hakkı mahfuzdur.”&nbsp;</em>Buna göre, bir mümini öldürene kısas uygulandığı gibi, bir zimmîyi öldürene de kısas uygulanır.&nbsp;Eğer, Müslümanlar da bu ayeti söz konusu iddia sahibi gibi yanlış yorumlasalardı, fethettikleri ülkelerin bütün müşriklerini, putperestlerini, Hristiyanlarını ve Yahudilerini kılıçtan geçirirlerdi.</div>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Tarih bunun aksini söylüyor. İslam ülkelerinde varlıklarını sürdüren kiliseler, sinagoglar da böyle bir iddiayı yalanlıyorlar.</div>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Söz konusu ayeti yanlış ve eksiz yorumlayıp İslam’a hücum eden kişiler yanlış yolda oldukları gibi, yine bu ayeti kendi akıllarınca değerlendirip bütün gayr-ı müslimleri öldürmeyi düşünenler de o kadar hatalı ve İslam’ın ruhundan o derece uzak bir yoldadırlar.</div>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Üstad Bediüzzaman’ın&nbsp;“dinde mutaassıp, muhakeme-i akliyede noksan”&nbsp;diye nitelendirdiği bu gibi kişilerin hataları İslam’a mal edilemez.&nbsp;Böyle kimseleri bahane ederek İslam’a hücum etmek son derece yanlıştır. Eğer hücum edilecekse, Müslümanları dininden uzaklaştırmak için bir asırdan fazla zamandır aralıksız çalışan ifsat komitelerine edilmelidir; asıl suçlu onlardır.</div>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
İslam’ı aslına uygun olarak öğrenme imkanından mahrum bırakılan, Kur’anı eksik hatta yanlış öğrenen kişiler, sonunda bu İslam düşmanlarına da zarar vermeye başlamışlardır.</div>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Kaldı ki böyle kimseleri organize eden bir takım örgütlerin dış kaynaklı oldukları, bir cinayet şirketi gibi faaliyet gösterip silah kaçakçılığından uyuşturucu ticaretine kadar her tür rezilliği para karşılığı yaptırdıkları da ayrı bir gerçektir.</div>
<div class="separator" style="clear: both; text-align: center;">
<iframe loading="lazy" allowfullscreen="" class="YOUTUBE-iframe-video" data-thumbnail-src="https://i.ytimg.com/vi/D4Fv5gqTq-Q/0.jpg" frameborder="0" height="366" src="https://www.youtube.com/embed/D4Fv5gqTq-Q?feature=player_embedded" width="520"></iframe></div>
<div class="separator" style="clear: both; text-align: center;">
</div>
<div class="separator" style="clear: both; text-align: center;">
</div>
<p>&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;<iframe loading="lazy" allowfullscreen="" class="YOUTUBE-iframe-video" data-thumbnail-src="https://i.ytimg.com/vi/GHQBJMAcIb8/0.jpg" frameborder="0" height="366" src="https://www.youtube.com/embed/GHQBJMAcIb8?feature=player_embedded" width="520"></iframe></p>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Anahtar kelime alanımız:&nbsp;bakara 191 bakara 191 tefsir bakara 191 bakara 191 nuzul sebebi bakara 191-196 bakara 191 ayet bakara 191 ayet tefsiri bakara 191 arapça bakara 191 açıklama bakara suresi 191 ayet tefsiri bakara suresi 191 ayet dinle bakara suresi 191 ayeti bakara sûresinin 191 . ayet bakara 191 ci ayet al bakara 191 bakara 191 diyanet bakara 191 deutsch bakara 191 sorularla islamiyet bakara suresi 191 inci ayet bakara 191 mustafa islamoğlu kuran bakara 191 bakara 191 meal bakara/191 nisa/89 91 bakara 191 süresi bakara 191 sure bakara suresi 191 196 bakara suresi 191 192 bakara suresi 191 ci ayet sura bakara 191 bakara 191 türkçe meali bakara 191 tefsiri elmalılı bakara 2 191 tefsir bakara vers 191 bakara 191 193 bakara 191-192 bakara 190 191 bakara suresi 190 191 bakara 2 191 bakara 191 tevbe 5&nbsp;onları bulduğunuz yerde öldürün onları bulduğunuz yerde onları bulduğunuz yerde öldürün ekşi bakara suresi onları bulduğunuz yerde öldürün onlari buldugunuz yerde öldürün onlar benim bulduğum yeri arıyorlar onlari bulduğunuz yerde oldurun</div>The post <a href="https://ateistlerecevap.org/bakara-191-kafirleri-buldugunuz-yerde/" data-wpel-link="internal">Bakara 191 Kafirleri bulduğunuz yerde öldürün ayetini açıklar mısınız?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ateistlerecevap.org/bakara-191-kafirleri-buldugunuz-yerde/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ahzab 37 Peygamberimiz evlatlığının eşi ile neden evlendi?</title>
		<link>https://ateistlerecevap.org/ahzab-37-peygamberimiz-evlatlgnn-esi/</link>
					<comments>https://ateistlerecevap.org/ahzab-37-peygamberimiz-evlatlgnn-esi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ateistlere Cevaplar]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 02 Sep 2017 21:42:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Ayetler]]></category>
		<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>
		<category><![CDATA[ahzab 37]]></category>
		<category><![CDATA[ahzab 37 açıklama]]></category>
		<category><![CDATA[ahzab 37 açıklaması]]></category>
		<category><![CDATA[ahzab 37 aşr]]></category>
		<category><![CDATA[ahzab 37 ayet]]></category>
		<category><![CDATA[ahzab 37 ayet tefsiri]]></category>
		<category><![CDATA[ahzab 37 ne demek istiyor]]></category>
		<category><![CDATA[ahzap 37 açıklaması]]></category>
		<category><![CDATA[ahzap 37 ayet tefsiri]]></category>
		<category><![CDATA[ahzap 37.ayet meali]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.ateistlerecevap.org/?p=25</guid>

					<description><![CDATA[<p>Hicretin 5. Senesi, Zilkâde Ayı. Hz. Zeynep binti Cahş, Resûl-i Ekrem Efendimizin halası Ümeyme binti Abdülmuttalib&#8217;in kızı idi. Daha önce Peygamber Efendimizin evladlık edindiği Hz. Zeyd bin Hârise ile evlenmişti. Bu evliliğin dünürlüğünü de bizzat Resûl-i Ekrem Efendimiz yapmıştı.1 Hz. Zeynep ve ailesi böyle bir evliliği istemedikleri hâlde, sırf Peygamber Efendimizin ısrarı üzerine rıza göstermişlerdi. [&#8230;]</p>
The post <a href="https://ateistlerecevap.org/ahzab-37-peygamberimiz-evlatlgnn-esi/" data-wpel-link="internal">Ahzab 37 Peygamberimiz evlatlığının eşi ile neden evlendi?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"><a href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2017/09/Ey-iman-edenler-Seslerinizi-Peygamberin-sesinin-ustune-yukseltmeyin.-Birbirinize-bagirdiginiz-gibi-Peygambere-yuksek-sesle-bagirmayin-yoksa-siz-farkina-varmadan-isledikleriniz-bosa-gider.-3.png" data-wpel-link="internal"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-1024" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2017/09/Ey-iman-edenler-Seslerinizi-Peygamberin-sesinin-ustune-yukseltmeyin.-Birbirinize-bagirdiginiz-gibi-Peygambere-yuksek-sesle-bagirmayin-yoksa-siz-farkina-varmadan-isledikleriniz-bosa-gider.-3.png" alt="" width="640" height="360" srcset="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2017/09/Ey-iman-edenler-Seslerinizi-Peygamberin-sesinin-ustune-yukseltmeyin.-Birbirinize-bagirdiginiz-gibi-Peygambere-yuksek-sesle-bagirmayin-yoksa-siz-farkina-varmadan-isledikleriniz-bosa-gider.-3.png 640w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2017/09/Ey-iman-edenler-Seslerinizi-Peygamberin-sesinin-ustune-yukseltmeyin.-Birbirinize-bagirdiginiz-gibi-Peygambere-yuksek-sesle-bagirmayin-yoksa-siz-farkina-varmadan-isledikleriniz-bosa-gider.-3-300x169.png 300w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" /></a></div>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;"></div>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Hicretin 5. Senesi, Zilkâde Ayı.</div>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Hz. Zeynep binti Cahş, Resûl-i Ekrem Efendimizin halası Ümeyme binti Abdülmuttalib&#8217;in kızı idi. Daha önce Peygamber Efendimizin evladlık edindiği Hz. Zeyd bin Hârise ile evlenmişti. Bu evliliğin dünürlüğünü de bizzat Resûl-i Ekrem Efendimiz yapmıştı.1</div>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Hz. Zeynep ve ailesi böyle bir evliliği istemedikleri hâlde, sırf Peygamber Efendimizin ısrarı üzerine rıza göstermişlerdi.</div>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;"><em style="box-sizing: inherit;">Hz. Zeyd, izzetli zevcesi Hz. Zeynep&#8217;i kendisine mânen küfüv (denk) bulmuyordu.</em> Bu durum mânevî imtizaçsızlığa sebep oluyordu. Nitekim evliliklerinin birinci yılı henüz bitmişken, Hz. Zeyd, Peygamber Efendimize gelerek, <em style="box-sizing: inherit;">&#8220;Yâ Resûlallah! Ben, âilemden ayrılmak istiyorum.&#8221;</em> dedi.</div>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Peygamberimiz (s.a.v.)&#8217;in cevaben, &#8220;Zevceni tut, boşama! Allah&#8217;tan kork.&#8221; buyurdu.2</div>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Fakat Hz. Zeyd, ferasetiyle Hz. Zeynep&#8217;in yüksek bir ahlâkta yaratılmış olduğunu ve bir peygamber hanımı olacak fıtratta bulunduğunu hissetmişti. Kendisini de ona zevc olacak fıtratta mânen küfüv bulmadığı için boşadı.</div>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Peygamber Efendimiz, mânevî geçimsizlik sebebiyle Hz. Zeyd ve Hz. Zeynep arasındaki evliliğin son bulmasından son derece üzüldü. Çünkü, bu evliliği kendisi arzu etmişti. Durumun düzeltilmesi, mahzun Zeynep (r.a.) ile hâdiseden dolayı üzülen akrabalarının gönlünün alınması gerekiyordu.</div>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Hz. Zeynep&#8217;in iddeti (boşandıktan sonra beklemesi gereken müddet) dolmuştu.</div>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Resûl-i Ekrem Efendimiz bir gün Hz. Âişe Validemizle oturmuş sohbet ediyordu. Bu esnada kendisine vahiy geldi. İnen âyetlerde Cenâb-ı Hak şöyle buyuruyordu:</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid #b6ff6d; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343; margin-bottom: 1em;">&#8220;Zeyd o hanımla alâkasını kesince Biz onu sana nikâhladık tâ ki evlâtlıklarının boşadığı hanımlarla evlenmenin mü&#8217;minler için günah olmayacağı anlaşılsın. Allah&#8217;ın emri işte böylece yerine getirilmiştir.&#8221;</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">&#8220;Allah&#8217;ın kendisi için takdir ettiği şeyi yerine getirmesinde Peygamber için bir vebâl yoktur. Daha önce geçen peygamberler hakkında da Allah&#8217;ın kanunu böyledir. Allah&#8217;ın emri, tâyin edilmiş ve değişmez bir hükümdür.&#8221;3</div>
</blockquote>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Vahiy hali sona erince, Kâinatın Efendisi Peygamber Efendimiz (a.s.m.) gülümsedi, &#8220;Allah&#8217;ın, onu bana gökte nikâhladığını, Zeynep&#8217;e, kim gidip müjdeler?&#8221; buyurdu.</div>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Âyet-i kerimelerden açıkça anlaşılacağı gibi, Cenâb-ı Hak, Hz. Zeynep&#8217;i zevceliğe alması için Peygamberimiz (s.a.v.)&#8217;e emir vermiştir. Resûl-i Ekrem Efendimiz de bu emre uyarak Hz. Zeynep&#8217;i zevceliğe almıştır. Âyet-i kerimedeki &#8220;Biz onu sana zevce yaptık&#8221; beyanı, bu nikâhın bir akdi semavi olduğuna açıkça delâlet ediyor. Demek ki, bu nikâh, harikulâde, örf ve zahiri muâmelelerin üstünde sırf Allah&#8217;ın emriyledir ki, Resûl-i Kibriyâ Efendimiz, Allah&#8217;ın emrine boyun eğmiştir. Nefsî arzularla hiçbir ilgisi yoktur.</div>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Bu Evliliğin Mühim Bir Hikmeti</div>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Cenâb-ı Hakkın emriyle, Peygamber Efendimiz (a.s.m.) ile Hz. Zeynep arasında kurulan bu evliliğin ehemmiyetli bir şer&#8217;i hükmü olduğu gibi, bütün mü&#8217;minleri ilgilendiren bir hikmet ve fayda tarafı da vardı. Bu da konu ile ilgili gelen vahyin: &#8220;Tâ ki, evlâtlıklarını, kendilerinden alâkalarını kestikleri zevcelerini almakta mü&#8217;minler üzerine günah olmasın.&#8221; meâlindeki kısmında beyan buyurulmuştur.</div>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Çünkü, Cahiliyye Devrinde, bir kimse birisini evlât edindiği zaman, halk, evlâtlığı, onun adıyla anar ve evlâtlık, öz evlât gibi o kimsenin mirasından faydalanırdı. Haliyle bu inanca göre, evlâtlığın boşadığı kadını, onu evlât edinen kimse alamazdı, bu haramdı.</div>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">İşte, Peygamber Efendimizin, Allah Teâlânın emrine uyarak, Hz. Zeynep&#8217;i zevceliğe almasıyla Cahiliyye Devrinin bu inanç ve âdetinin bâtıl olduğunu ortaya kondu. Böyle bir durumda mü&#8217;minler için de vebâl ve günahın söz konusu olamayacağı belirtildi.</div>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Münafıkların Dedikoduları</div>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Peygamber Efendimiz (a.s.m.) Hz. Zeynep&#8217;le evlenince, her meselede fırsat kollayıp, Müslümanlar arasında fitne ve fesatı çıkarmaya can atan münafıklar, bu meselede de ileri geri konuşmaya başladılar. Cahiliyye Devri inancına göre, evlâtlığın boşadığı karısını almayı haram sayıp, bunu Resûl-i Ekrem Efendimiz (a.s.m.) aleyhinde dedikodu vesilesi yapıp, <em style="box-sizing: inherit;">&#8220;Muhammed, evlâdın karısıyla evlenmeyi haram kıldı. Kendisi ise oğlu Zeyd&#8217;in boşadığı karısıyla evlendi.&#8221;</em> diyerek yaygaraya başladılar.4 Gelen vahiy bu hususa da açık bir şekilde şöyle cevap veriyordu.5</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid #b6ff6d; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">&#8220;Muhammed hiçbirinizin babası değildir; o Allah&#8217;ın Resûlüdür ve peygamberlerin sonuncudur. Allah ise her şeyi hakkıyla bilir.&#8221;6</div>
</blockquote>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Peygamberlerin, ümmetlerine bir baba gibi nazar ve hitapları risâlet vazifesi itibariyledir, beşeri şahsiyetleri itibariyle değildir. Bu bakımdan, elbette onlardan zevce almanın uygun olmayacağından bahsedilemez. Kur&#8217;ân-ı Kerim, zihinlerde bu hususta uyanacak herhangi bir istifhamı bertaraf etmek maksadıyla, meâlini aldığımız son âyet-i kerime ile mânen şöyle demektedir:</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid #b6ff6d; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;"><em style="box-sizing: inherit;">&#8220;Peygamber rahmeti İlâhiye hesabıyla size şefkat eder, pederâne muâmele eder ve risâlet namına siz Onun evlâdı gibisiniz. Fakat şahsiyeti insaniye itibariyle pederiniz değildir ki, sizden zevce alması münasip düşmesin! Ve sizlere &#8216;oğlum&#8217; dese, ahkâmı şeriat itibariyle siz onun evlâdı olamazsınız!&#8221;</em>7</div>
</blockquote>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Böyle bir çok cihetlerden hikmetleri bulunan ve hayırlara vesile olan bu pâk ve nezih evliliğe toz kondurmak ve bununla da Resûl-i Kibriyâ Efendimizin yüce şahsiyetine gölge düşürmek niyetiyle çırpınıp duranların, hüsni niyetten ne kadar uzak ve maksadı hareket ettikleri, elbette ki, bu izahlarımız neticesinde, basiret ve feraset sahibi mü&#8217;minlerin gözünden kaçmaz.</div>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Düğün Ziyafeti ve Bir Mu&#8217;cîze</div>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Evliliklerinde ashabına düğün ziyafeti tertiplemek, Resûl-i Ekrem Efendimizin bir âdeti idi. Bu âdet, Müslümanlar arasında da günümüze kadar sünnet olarak devam edip gelmiştir.</div>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Fahr-i Kâinat Efendimiz, Hz. Zeynep&#8217;le evlendiği gün, Enes bin Mâlik&#8217;in annesi Ümmü Süleym, kendilerine yağda kavrulmuş biraz Medine hurması gönderdi. Gönderilen hurma küçük bir kap içinde, ancak Peygamber Efendimiz ve Hz. Zeynep&#8217;e kâfi gelebilecek kadardı.</div>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Hâdiseyi, bu bir avuç hurmayı getiren &#8220;Hâdimi Nebevî&#8221; ünvaniyle şöhret bulan Hz. Enes bin Mâlik şöyle anlatır:</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid #b6ff6d; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343; margin-bottom: 1em;">&#8220;Nebî (a.s.m.) götürdüğümü kabul etti ve &#8216;Bana, Ebû Bekir, Ömer, Osman ve Ali&#8217;yi (r.a.) çağır.&#8217; diye emretti. Bu arada daha birçok kimsenin ismini zikretti. Resûlullahın azıcık bir yiyecek için birçok kimseyi çağırmayı bana emretmesine şaştım. Ama emrine aykırı hareket edemezdim. Onların hepsini çağırdım.</div>
<div style="box-sizing: inherit; margin-bottom: 1em;">&#8220;Bu sefer, &#8216;Bak, Mescid&#8217;de kim varsa, onları da çağır.&#8217; dedi. Öyle yaptım. Mescid&#8217;e gidip, orada namaz kılan kimi buldumsa onlara, &#8216;Resûlullahın düğün ziyafetine buyurunuz.&#8217; dedim.&#8221;</div>
<div style="box-sizing: inherit; margin-bottom: 1em;">&#8220;Geldiler. Nihayet sofra doldu. Bana, &#8216;Mescid&#8217;de kimse kalmadı mı?&#8217; diye sordu. <em style="box-sizing: inherit;">&#8216;Hayır!..&#8217;</em> dedim.<br style="box-sizing: inherit;" />​Bu sefer, &#8216;Bak, yolda kim varsa, onları da çağır.&#8217; dedi.<br style="box-sizing: inherit;" />&#8220;Çağırdım. Odalar da doldu. &#8216;Gelmeyen kimse kaldı mı?&#8217; diye sordular.<br style="box-sizing: inherit;" /><em style="box-sizing: inherit;">&#8220;Hayır, yâ Resûlallah!&#8221;</em> dedim.<br style="box-sizing: inherit;" />&#8220;&#8216;Haydi çanağı getir.&#8217; buyurdu</div>
<div style="box-sizing: inherit; margin-bottom: 1em;">&#8220;Getirip önüne koydum. Elini çanağın üzerine koyup bereket duâsında bulundu. Bundan sonra, &#8216;Onar onar halkalansınlar ve herkes kendi önünden yesin.&#8217; buyurdu.</div>
<div style="box-sizing: inherit; margin-bottom: 1em;">&#8220;Dâvetliler emredilen şekil üzere oturarak doyuncaya kadar yediler. Böylece bütün dâvetliler bölük bölük gelip yiyip gittiler.</div>
<div style="box-sizing: inherit; margin-bottom: 1em;">&#8220;Ben çanaktaki hurmaya bakıyordum. Sofada ve odalarda bulunanların hepsi ondan doyuncaya kadar yedikleri hâlde çanaktaki hurma getirdiğim gibi duruyordu.</div>
<div style="box-sizing: inherit; margin-bottom: 1em;">&#8220;Resûlullah bana, &#8216;Ey Enes! Kaldır.&#8217; diye emretti.</div>
<div style="box-sizing: inherit; margin-bottom: 1em;">&#8220;Ben de çanağı kaldırdım. Sonra da annemin yanına vardım. Hâdiseyi olduğu gibi anlattım. Annem de bana,</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;"><em style="box-sizing: inherit;">&#8216;Hiç hayret etmene gerek yok! Eğer, Allah ondan bütün Medinelilerin yemesini dilemiş olsaydı, hepsi de yer ve doyarlardı.&#8217;</em> dedi.&#8221;8</div>
</blockquote>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Peygamberimiz Hz. Muhammed&#8217;in (a.s.m.) dini, dâveti ve risaleti umumî olduğu için, hemen hemen kâinatın her nevinden mucîzelere mazhar olmuştur. Duâsıyla yemeklerin bereketlenmesi hususunda da birçok mucîzeler göstermiştir. Mevzu ile ilgisi bakımından bu mucîzeyi burada naklettik. Ve, duâ ediyoruz:</div>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">&#8220;Yâ Rab! Resûl-i Ekremin (a.s.m.) bereketi hürmetine, bize ihsan ettiğin maddî ve mânevî rızkımıza bereket ihsan eyle!&#8221; Âmin&#8230;</div>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;"><em style="box-sizing: inherit;"><u style="box-sizing: inherit;">Dipnotlar:</u><br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />1. Tabakât, 8:101.<br style="box-sizing: inherit;" />2. A.g.e., 8:101; Tirmizî, Sünen, 5:354; ibn-i Kesir, Tefsir, 3:491.<br style="box-sizing: inherit;" />3. Ahzab Sûresi, 37-38.<br style="box-sizing: inherit;" />4. Cahiliyye Devrinin bu evlâd edinme âdeti Kur&#8217;ân-ı Kerîmin şu mealdeki âyet-i kelimeleriyle ortadan kaldırılmıştır. &#8216;&#8230; Allah evlâtlıklarınızı, oğullarınız hükmünde kılmamıştır. Bunlar sizin ağzmızdaki mânâsız bir sözden ibarettir. Allah ise hakkı bildiriyor ve kullarını doğru yola iletiyor.<br style="box-sizing: inherit;" />&#8220;Onları kendi babalarına nisbet edin; Allah katında doğru olan budur. Eğer babalarının kim olduğunu bilmiyorsanız, zâten onlar sizin din kardeşleriniz ve dostlarınızdır. Bu hususta unutarak veya bilmeyerek yaptığınız hatadan dolayı sizin için bir günah yoktur; siz ancak kasten yaptıklarınızdan mes&#8217;ulsünüz. Allah ise çok bağışlayıcı, çok merhamet edicidir.&#8221; (Ahzab, 33/4-5.)<br style="box-sizing: inherit;" />5. Tirmizî, Sünen, 5:352.<br style="box-sizing: inherit;" />6. Ahzab Sûresi, 40.<br style="box-sizing: inherit;" />7. Mektûbat, s. 28-29.<br style="box-sizing: inherit;" />8. Müslim, 2:1051.</em></div>The post <a href="https://ateistlerecevap.org/ahzab-37-peygamberimiz-evlatlgnn-esi/" data-wpel-link="internal">Ahzab 37 Peygamberimiz evlatlığının eşi ile neden evlendi?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ateistlerecevap.org/ahzab-37-peygamberimiz-evlatlgnn-esi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ahzab 53 Peygamber&#039;in evine girilmesi yasak mı?</title>
		<link>https://ateistlerecevap.org/ahzab-53-peygamberin-evine-girilmesi/</link>
					<comments>https://ateistlerecevap.org/ahzab-53-peygamberin-evine-girilmesi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ateistlere Cevaplar]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 02 Sep 2017 20:29:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Ayetler]]></category>
		<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>
		<category><![CDATA[ahzab 53 açıklaması]]></category>
		<category><![CDATA[ahzab 53 ateist]]></category>
		<category><![CDATA[ahzab 53 diyanet meali]]></category>
		<category><![CDATA[ahzab 53 ekşi]]></category>
		<category><![CDATA[Ahzab 53 İniş Sebebi]]></category>
		<category><![CDATA[ahzab 53 tefsir]]></category>
		<category><![CDATA[Ahzab 53 Tefsir Elmalılı]]></category>
		<category><![CDATA[ahzab suresi 53. ayet açıklaması]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.ateistlerecevap.org/?p=27</guid>

					<description><![CDATA[<p>&#160; Değerli kardeşimiz, Ahzab suresi, 53. Ayet: &#8220;Ey iman edenler! Peygamberin evlerine vaktine bakmaksızın ve yemeğe izin verilmedikçe girmeyin. Fakat çağırıldığınız vakit girin. Yemeği yediğinizde de hemen dağılın. Sohbet etmek için de izinsiz girmeyin. Çünkü bu haliniz Peygambere eziyet veriyor, ama o sizden utanıyor. Fakat Allah gerçeği söylemekten utanmaz. Hem O&#8217;nun hanımlarına bir ihtiyaç soracağınız [&#8230;]</p>
The post <a href="https://ateistlerecevap.org/ahzab-53-peygamberin-evine-girilmesi/" data-wpel-link="internal">Ahzab 53 Peygamber'in evine girilmesi yasak mı?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"><a href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2017/09/Ey-iman-edenler-Seslerinizi-Peygamberin-sesinin-ustune-yukseltmeyin.-Birbirinize-bagirdiginiz-gibi-Peygambere-yuksek-sesle-bagirmayin-yoksa-siz-farkina-varmadan-isledikleriniz-bosa-gider..png" data-wpel-link="internal"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-1021" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2017/09/Ey-iman-edenler-Seslerinizi-Peygamberin-sesinin-ustune-yukseltmeyin.-Birbirinize-bagirdiginiz-gibi-Peygambere-yuksek-sesle-bagirmayin-yoksa-siz-farkina-varmadan-isledikleriniz-bosa-gider..png" alt="" width="640" height="360" srcset="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2017/09/Ey-iman-edenler-Seslerinizi-Peygamberin-sesinin-ustune-yukseltmeyin.-Birbirinize-bagirdiginiz-gibi-Peygambere-yuksek-sesle-bagirmayin-yoksa-siz-farkina-varmadan-isledikleriniz-bosa-gider..png 640w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2017/09/Ey-iman-edenler-Seslerinizi-Peygamberin-sesinin-ustune-yukseltmeyin.-Birbirinize-bagirdiginiz-gibi-Peygambere-yuksek-sesle-bagirmayin-yoksa-siz-farkina-varmadan-isledikleriniz-bosa-gider.-300x169.png 300w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" /></a></div>
<p>&nbsp;</p>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Değerli kardeşimiz,</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Ahzab suresi, 53. Ayet:</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid #b6ff6d; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">&#8220;Ey iman edenler! Peygamberin evlerine vaktine bakmaksızın ve yemeğe izin verilmedikçe girmeyin. Fakat çağırıldığınız vakit girin. Yemeği yediğinizde de hemen dağılın. Sohbet etmek için de izinsiz girmeyin. Çünkü bu haliniz Peygambere eziyet veriyor, ama o sizden utanıyor. Fakat Allah gerçeği söylemekten utanmaz. Hem O&#8217;nun hanımlarına bir ihtiyaç soracağınız vakit de perde arkasından sorun. Böyle yapmanız hem sizin kalbleriniz ve hem de onların kalbleri için daha temizdir. Hem sizin Resulullah&#8217;a eziyet etmeye hakkınız yoktur. Ondan sonra hanımlarını da ebediyyen nikâh edemezsiniz. Çünkü bu Allah katında çok büyük bir günahtır.&#8221;</div>
</blockquote>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Ahzab suresi, 53. Ayet tefsiri:</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">&#8220;Ey iman edenler! Size izin verilmedikçe peygamberin evine girmeyin&#8230;&#8221; Ümmetin Peygamber (asm) ile ilgili durumu iki şekildedir:</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Birisi Peygamber (asm) ile başbaşa olduğu durumdur. O zaman vacip olan onun rahatsız etmemektir. İşte bu sûrenin 53. âyeti olan &#8220;Ey iman edenler! Peygamberin evlerine yemeğe çağrılmaksızın vakitli-vakitsiz girmeyin.&#8221; emri ile bu, beyan buyuruluyor.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">İkincisi ise Peygamber (asm) insanların arasında bulunduğu esnadadır. O zaman vacip olan da ona hürmet göstermektir. Yine bu sûrenin 56. âyeti olan &#8220;Ey iman edenler! Siz de ona salat ve selam getirin.&#8221; ayetiyle de bu beyan buyruluyor.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Nur Sûresi&#8217;nde de &#8220;Ey iman edenler! Kendi evlerinizden başka evlere izin alıp sahiplerine selam vermeden girmeyin.&#8221; <em style="box-sizing: inherit;">(Nur, 24/27)</em> buyurulmuş, kendi evlerinizden başka evlere sahiplerinden izin almaksızın girmeyiniz diye yasaklama getirilmişti. Bu hüküm genel nitelikli olduğu için, elbette Peygamber (asm)&#8217;in evlerini dahi kapsıyordu.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Fakat &#8220;Peygamber müminlere canlarından ileridir. Onun eşleri de müminlerin anneleridir.&#8221; <em style="box-sizing: inherit;">(Ahzab, 33/6) </em>buyurulmakla, Peygamber (asm)&#8217;in müminlere canlarından daha ileri ve hanımlarının onların anneleri olması, müminlerin Resulullah (asm)&#8217;ın evine kendi evleri gibi izin almaksızın girebilmelerine caizlik verecek zannedilebilirdi.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">İşte bu ayet hem böyle bir zanna yer olmadığını anlatıyor, hem bu vesileyle Resulullah (asm)&#8217;ın eşlerine &#8220;hicab&#8221;ı (tesettürü) emrediyor, hem de müminlerin anneleri olmalarının mânâsını açıklıyor.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Âyetten anlaşıldığına ve İbnü Abbas&#8217;tan rivayet olunduğuna göre, birtakım kimselere zaman zaman Resulullah (asm)&#8217;ın evinde yemek yediriliyordu. Bunlar bazen, yemekten önce yetişinceye kadar bekliyorlar, yemekten sonra da hemen çıkıp gitmiyorlar, Resulullah (asm) sıkılıyordu, bu ayet nazil oldu. Hz. Zeyneb (r.anha) ile evlendiği zaman yapılan düğün yemeğinde nazil olduğu da Buharî, Tirmizî ve başka kitaplarda Hz. Enes (ra)&#8217;ten rivayet olunmuştur. Sizin için yemeğe izin verilmedikçe, لِطَعاَمٍ denilmeyip, اِلَى طَعَامٍ denilmesi, izin kelimesinin içine davet manasını da yüklemek içindir. Beydâvî&#8217;nin ifadesine göre bu mânâ yüklemenin sebebi de, izin verilse bile yemeğe çağrılmadan varmanın güzel olmayacağına işaret etmek içindir. Yemek zamanına bakmaksızın veya yemeğin olmasını gözetmeksizin veya gözetmemek üzere girmeyin.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">İNÂ, bir şeyin zamanı gelip çatmak, yahut bir şey kemaline erip yetişmek mânâlarına gelir. Burada ikisiyle de tefsir edilmiştir. Bu<em style="box-sizing: inherit;"> &#8220;bakmaksızın&#8221;</em> kaydı <em style="box-sizing: inherit;">&#8220;girmeyiniz&#8221;</em> fiilinin fâilinden haldir. Yani zamanı gözetmemeniz, beklememeniz üzere, size yemeğe izin verilmedikçe girmeyin. Fakat çağrıldığınız zaman da girin. Zamanından önce de olsa girin. Fakat yemeği yediğiniz zaman da hemen dağılın. Hiç durmayın. Söz dinlemek veya sohbet etmek üzere izin verilmedikçe girmeyin. Bu da üzerine atfedilmiştir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Bizim anlayışımıza göre, bu kaydın yararı, yemekten başka maksatlar için de izinsiz girmenin yasaklığını genellemektir. Çünkü o izinsiz, zamansız giriş ve duruş Peygamber (asm)&#8217;e eziyet veriyordu. Evini daraltıyor, ev halkını sıkıyordu; fakat sizden utanıyor, girmeyin çıkın demekten sıkılıyordu. Halbuki Allah gerçeği söylemekten çekinmez, sıkılmaz.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Yani Nûr Sûresi âyeti gereği, başkasının evine izinsiz girenlerin ve ihtiyaçtan fazla duranları çıkarılması bir haktır. O halde Allah&#8217;ın söylediği gibi söylemekten sıkılmamak gerekir. Şayet size</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid #b6ff6d; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">&#8220;Geri dönün&#8217; denilirse dönüp gidin. Bu sizin için daha temizdir.&#8221; <em style="box-sizing: inherit;">(Nûr, 24/28)</em></div>
</blockquote>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">İzin ile girdiğinizde de kadınlara bir meta, gerekli bir şey soracağınız veya isteyeceğiniz zaman artık onlara bir &#8220;hicab&#8221;, yani görülmelerine engel bir perde, bir siper arkasından sorun.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Bundan böyle &#8220;harem&#8221;, farz kılınmışıtır ki, o zamana kadar Araplar da adet değildi. Öyle yapmanız, izinsiz girmemek, çabuk dağılmak, hareme soracağınızı perde arkasından sormak hem sizin kalbleriniz, hem onların kalbleri için daha fazla temizliktir. Şeytanî düşüncelerden, vesveselerden uzaklaşırsanız, hem kadınların, hem erkeklerin iffet ve ismet hisleri daha fazla yükselir, edeb, nezihlik, takva, hürmet gösterme artar.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Hem Resulullah (asm)&#8217;ı üzmeniz, incitmeniz sizin için doğru ve caiz olamaz. Ona hak ve yetkiniz olmadığı gibi, size yaraşmaz ve hakkınızda iyi olmaz. Onun için onu incitmesi düşünülen durumların ve hareketlerin hepsinden sakınmalı hiçbirini caiz görmemelisiniz. Onun arkasından, yani vefatından sonra hanımlarını nikahlamanız asla olamaz. İşte onların müminlerin anneleri olmalarının asıl mânâsı budur. Öz anneler gibi nikahlarının ebediyen caiz olmamasıdır.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Çünkü o günah, Peygamber (asm)&#8217;i üzmek, buna dahil olmak üzere o vefat ettikten sonra hanımları ile nikahlanmak günahı Allah katında çok büyük bulunuyor. Peygamber (asm)&#8217;e kasten eziyet etmek inkâr olduğu gibi, hanımları ile nikahlanmayı, helal saymak da öyledir. Resulullah (asm), vefatında da Allah katında öyle muazzam ve öyle saygı gösterilmesi vacip olandır.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;"><em style="box-sizing: inherit;">(bk. Elmalılı M. Hamdi YAZIR, Kur&#8217;an-ı Kerim Tefsiri, ilgili ayet.)</em></div>The post <a href="https://ateistlerecevap.org/ahzab-53-peygamberin-evine-girilmesi/" data-wpel-link="internal">Ahzab 53 Peygamber'in evine girilmesi yasak mı?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ateistlerecevap.org/ahzab-53-peygamberin-evine-girilmesi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Evrim İslam ile çelişir mi ?</title>
		<link>https://ateistlerecevap.org/evrim-islam-ile-celisir-mi/</link>
					<comments>https://ateistlerecevap.org/evrim-islam-ile-celisir-mi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ateistlere Cevaplar]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 27 Aug 2017 16:27:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Evrim]]></category>
		<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.ateistlerecevap.org/?p=29</guid>

					<description><![CDATA[<p>İslam evrimi kabul eder mi? Değerli kardeşimiz, Kur’an-ı Kerim, insanın muhtelif yaratılış devrelerinden bahseder. Bunu ana hatlarıyla dörde ayırmak mümkündür: 1-Kadınsız ve erkeksiz yaratılış. Hz. Âdem gibi. 2-Erkek ve dişiden, günümüzdeki insanların yaratılışı. 3- Erkekten, kadın olmaksızın yaratılış. Hz. Havva gibi. 4-Kadından erkek olmaksızın yaratılış. Hz. İsa gibi. 1-İlk insan Hz. Âdem’in yaratılışı Cenab-ı Hak, [&#8230;]</p>
The post <a href="https://ateistlerecevap.org/evrim-islam-ile-celisir-mi/" data-wpel-link="internal">Evrim İslam ile çelişir mi ?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<table align="center" cellpadding="0" cellspacing="0" class="tr-caption-container" style="margin-left: auto; margin-right: auto; text-align: center;">
<tbody>
<tr>
<td style="text-align: center;"><a href="https://4.bp.blogspot.com/-EBmVql27i3w/WaMac-FW5oI/AAAAAAAAIgs/YSZGVAj_9s0yv_Ut0hbfhH_bn1oVDO5hgCLcBGAs/s1600/Kur%2527an%2527%25C4%25B1%2BKerim%2527in%2Bde%25C4%259Fi%25C5%259Fime%2Bu%25C4%259Framad%25C4%25B1%25C4%259F%25C4%25B1n%25C4%25B1n%2Bkan%25C4%25B1tlar%25C4%25B1.%2B%252824%2529.png" imageanchor="1" style="margin-left: auto; margin-right: auto;" data-wpel-link="external" rel="nofollow external noopener noreferrer"><img loading="lazy" decoding="async" alt="İslam evrimi kabul eder mi?" border="0" data-original-height="720" data-original-width="1280" height="360" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2017/08/Kur27an27C4B1Kerim27indeC49FiC59FimeuC49FramadC4B1C49FC4B1nC4B1nkanC4B1tlarC4B1.282429.png" title="İslam evrimi kabul eder mi?" width="640" /></a></td>
</tr>
<tr>
<td class="tr-caption" style="text-align: center;">İslam evrimi kabul eder mi?</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Değerli kardeşimiz,</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Kur’an-ı Kerim, insanın muhtelif yaratılış devrelerinden bahseder. Bunu ana hatlarıyla dörde ayırmak mümkündür:</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
1-Kadınsız ve erkeksiz yaratılış. Hz. Âdem gibi.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
2-Erkek ve dişiden, günümüzdeki insanların yaratılışı.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
3- Erkekten, kadın olmaksızın yaratılış. Hz. Havva gibi.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
4-Kadından erkek olmaksızın yaratılış. Hz. İsa gibi.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
1-İlk insan Hz. Âdem’in yaratılışı</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Cenab-ı Hak, ilk insan Hz. Âdem’i topraktan yarattığını, muhtelif ayetlerde &nbsp;beyan buyurmaktadır. Bunlardan bazıları şöyledir:</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Andolsun Biz insanı kuru bir çamurdan, değişmiş cıvık balçıktan yarattık[1].</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Andolsun ki Biz insanı, çamurdan süzülmüş bir hülasadan (özden) yarattık[2].</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Allah Âdemi topraktan yarattı. Sonra ona &#8216;ol&#8217; dedi ve o da oluverdi[3].</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Sâd suresinden, Şeytanın da Hz. Âdem’in topraktan yaratıldığına şahitlik ettiğini anlıyoruz:</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Ben ondan (Hz. Âdem&#8217;den) daha hayırlıyım. Beni ateşten yarattın. Onu ise balçıktan yarattın[4]</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
.Hz. Âdem (a.s.)&#8217;in&nbsp; yaratılışına dair Kur&#8217;an ayetleri şu mealdedir:</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
&#8220;Hani Rabbin meleklere muhakkak ben yeryüzünde bir halife (bir insan, Âdem) yaratacağım.&#8221;&nbsp;demişti&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">(Bakara, 2/30).</em></div>
</blockquote>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
<em style="box-sizing: inherit;">&#8220;And olsun biz insanı kuru bir çamurdan, suretlenmîş balçıktan yarattık.&#8221;</em><em style="box-sizing: inherit;">&nbsp;(Hicr, 15/26).</em></div>
</blockquote>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
&#8220;O insanı (Âdemi) bardak gibi (çınlayan) kupkuru bir balçıktan yarattı.&#8221;&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">(Rahman, 55/14)</em></div>
</blockquote>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
<em style="box-sizing: inherit;">&#8220;Yaratılışta kendileri mi daha kuvvetli yoksa bizim yarattıklarımız mı?Hakikat biz onları cıvık bir çamurdan yarattık.&#8221;&nbsp;(Saffat, 37/11)</em></div>
</blockquote>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
&#8220;Ki o, yarattığı her şeyi güzel yapan, insanı (Âdemi) yaratmaya da çamurdan başlayandır.&#8221;&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">(Secde, 32/7)</em></div>
</blockquote>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
<em style="box-sizing: inherit;">&#8220;And olsun biz insanı (Âdemi) çamurdan (süzülmüş) bir hulâsadan yarattık.&#8221;</em>&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">(Mü&#8217;minun, 23/12)</em></div>
</blockquote>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
&#8220;O, sîzi çamurdan yaratan, sonra ölüm zamanını takdir edendir.&#8221;<em style="box-sizing: inherit;">&nbsp;(Enam, 6/2).</em></div>
</blockquote>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
<em style="box-sizing: inherit;">&#8220;Sizi (aslınızı) ondan (topraktan) yarattık.&#8221;</em>&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">(Tâhâ, 20/55)</em></div>
</blockquote>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
&#8220;Sizi bir topraktan yaratmış olması O&#8217;nun ayetlerindendir. Sonra siz (her tarafa yayılır) bir beşer oldunuz.&#8221;<em style="box-sizing: inherit;">&nbsp;(Rum, 30/20)</em></div>
</blockquote>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
<em style="box-sizing: inherit;">&#8220;&#8230; İblis dedi: Ben bir çamur olarak yarattığın kişiye secde eder miyim?&#8221;&nbsp;(İsra, 17/61; A&#8217;raf,&nbsp; 7/12; Sâd, 38/76)</em></div>
</blockquote>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Bu âyetler özetlenecek olursa,&nbsp;&#8220;Âdem çamurdan yaratılmıştır.&#8221;</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
&#8220;Âdem cıvık çamurdan yaratılmıştır.&#8221;&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">(Saffat, 37/11)</em></div>
</blockquote>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
<em style="box-sizing: inherit;">&#8220;Âdem çamurdan süzülmüş bir hulâsadan yaratılmıştır.&#8221;(Mü&#8217;minun, 23/12)</em></div>
</blockquote>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
&#8220;Âdem kuru çamurdan suretlenmiş balçıktan yaratılmıştır.&#8221;&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">(Hicr, 15/27; Rahman, 55/4).&nbsp;</em></div>
</blockquote>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Âdem&nbsp;(yerden çıkmış varlık) edim (yeryüzü, toprak) anlamında İbranice bir kelimeden gelmektedir. Âdem&#8217;in çamurdan, yani toprağın su ile karışımından yaratıldığı, daha açık bir ifade ile kuru çamurdan şekillenmiş bir balçıktan yaratılıp ilâhi ruhtan üflendikten sonra canlandığı beyan ediliyor:</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
&#8220;Ki o yarattığı her şeyi güzel yapan, insanı (Âdem&#8217;i) yaratmaya çamurdan başlayandır.&#8221;&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">(Secde, 32/7)</em></div>
</blockquote>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
<em style="box-sizing: inherit;">&#8220;Sonra onun neslini bir öz sudan, değersiz bir sudan yarattı.&#8221;</em>&nbsp;<em style="box-sizing: inherit; font-family: arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;">(Secde, 32/9).</em></div>
</blockquote>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
<em style="box-sizing: inherit;">&#8220;Sonra onu (Âdem&#8217;i) düzeltip tamamladı, içine ruhundan üfürdü; sizin için kulaklar, gözler, gönüller yarattı.&#8221;</em>&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">(Secde, 32/9).</em></div>
</blockquote>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Bu ayet-i kerimelerden, Hz. Âdem’in yaratılışının toprakla başladığını, daha sonra bunun çamur hâlini aldığını anlıyoruz. Bu çamur da süzülerek “çamur özü” hasıl olmuş, bundan da ilk insan Hz. Âdem yaratılmıştır.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
İlk insanın bu yaratılışında, günümüzdeki insanın yaratılışında olduğu gibi tedricilik vardır. Yani, nasılki günümüzde, yaklaşık dokuz ayda bir insan, yavaş yavaş anne karnında şekilleniyorsa, topraktan çamura, çamurdan balçığa, balçıktan, tın tın öten bir yapıya, oradan da bu yapının yavaş yavaş insan şekline dönüştüğünü anlamak mümkündür.</p>
<div style="box-sizing: inherit; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Hz. Âdem&#8217;e Ruh Verilmesi<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Cenâb-ı Allah Hz. Âdem (as)&#8217;i yaratırken, yukarıda anlatıldığı gibi maddesi olan çamuru, çeşitli mertebelerde değişikliğe uğratarak, canın verilmesi ve ruhun nefhedilmesine müsaid bir hale getirdi. Nihayet şekil ve suretinin tesviyesini ve düzenlemesini tamamlayınca, ona can vermiş ve ruhundan üflemiştir:</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
&#8220;Rabbin o zaman meleklere demişti ki:&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">&#8216;Ben muhakkak çamurdan bir insan yaratacağım. Artık onu düzenleyerek (hilkatını) tamamlayıp ona da rûhumdan üfürdüğüm zaman kendisi için derhal (bana) secdeye kapanın.&#8217;</em>&nbsp;Bunun üzerine İblis&#8217; ten başka bütün melekler secde etmişlerdi. O (İblis) büyüklük taslamış ve kâfirlerden olmuştu. Allah:&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">&#8216;Ey İblis iki elimle (bizzat kudretimle) yarattığıma secde etmekten seni alıkoyan nedir? Kibirlenmek mi istedin? Yoksa yücelerden mi oldun?&#8217;&nbsp;</em>buyurdu. İblis dedi:&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">&#8216;Ben ondan hayırlıyım. Beni ateşten, onu ise çamurdan yarattın.&#8217;</em>&nbsp;&#8221;&nbsp;(Sâd, 38/71-76. Ayrıca bk. A&#8217;râf, 7/12; Hicr, 15/29; Secde, 32/8-9)</div>
</blockquote>
<div style="box-sizing: inherit; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Cenâb-ı Allah böylece Hz. Âdem (as)&#8217;i en mükemmel bir şekilde yarattı. Boyunun uzunluğunun<em style="box-sizing: inherit;">&nbsp;&#8220;altmış zirâ&#8221;&nbsp;</em>olduğu bazı kaynaklarda kaydedilir. (Kurtubî, Tefsir, XX, 45) Yaratılışı tamamlandıktan sonra Allah Teâlâ ona, haydi şu meleklere git, selâm ver ve onların selâmını nasıl karşıladıklarını dinle! Çünkü bu, hem senin, hem de zürriyyetinin selâmlaşma örneğidir. Bunun üzerine Hz. Âdem (as) meleklere:&nbsp;&#8220;Es-selâmü aleyküm&#8221;&nbsp;dedi. Onlar da:&nbsp;&#8220;Es-selâmu aleyke ve rahmetullah&#8221;&nbsp;diye karşılık verdiler. Âdem (as), insanların büyük atası olduğu için, cennete giren her kişi, Âdem (as)&#8217;in bu güzel suretinde girecektir. Hz. Âdem (as)&#8217;in torunları, onun güzelliğinden birer parçasını kaybetmeye devam etti. Nihayet bu eksiliş şimdi (Hz. Muhammed zamanında) sona erdi. (Buhârî, Sahih, IV, 102, Halk-ı Âdem, 2 Tecrid-i Sarîh Tercümesi, IX, 76, Hadis no: 1367)</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
</div>
</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
2-Erkek ve dişiden, günümüzdeki insanların yaratılışı</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Bir ayette, ilk insandan günümüz insanının yaratılışı nazara verilir ve şöyle beyan buyrulur:</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Allah sizi (Hz. Âdem’i) bir topraktan, sonra nutfeden (bir zigottan -Hz. Âdem’in nesli-) yaratmış, sonra da sizi çiftler hâlinde var etmiştir[5].</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Anne karnındaki bu gelişmelere şöyle işaret edilir:</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Sonra onu nutfe hâlinde sağlam bir yere yerleştirdik. Sonra nutfeyi kan pıhtısına çevirdik, kan pıhtısını bir çiğnemlik et yaptık, bir çiğnemlik etten kemikler yarattık, kemiklere de et giydirdik. Sonra onu bambaşka bir yaratık (insan) yaptık[6].</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Nitekim bir ayette Cenab-ı Hak, insanın merhale merhale yaratıldığını şöyle belirtir:</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Hâl­buki O, sizi çeşitli merhaleler hâlinde yarattı[7].</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Burada gerek ilk insanın ve gerekse onun neslinden gelenlerin yaratılış safhaları nazara verilmektedir. İnsanın ilk şekli olan cenine ruh gelinceye kadar ceninin gelişmesinde, bitki ve hayvanlardaki gibi, büyüme, gelişme ve farklılaşma kanunları görülür. O kanunlara göre cenin büyüyüp gelişir. Ruhun bedene gelmesiyle ceninde yeni bir safha başlar.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Dünya imtihan yeri olduğu için, Cenab-ı Hak, pek çok sebebe ve hikmete binaen, burada bütün varlıkları yavaş yavaş ve zaman içerisinde yaratıyor.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Cenab-ı Hakk’ın, Hz. Âdem’e ruh üfleyince meleklerin kendisi adına Hz. Âdem’e secde etmesini &nbsp;istediği, ama meleklerle aynı makamda olan şeytanın bu emre uymadığı şöyle bildirilir:</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Onu (şeklini) düzeltip ona ruhumdan üflediğim zaman, kendisi için derhâl (bana) secdeye kapanın[8].</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Sizi yarattık, sonra size şekil verdik, sonra da meleklere: ‘Âdem’e secde edin’ dedik[9].</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
(İblis): ‘Ben bir salsaldan (kurumuş çamurdan), değişken bir balçıktan (hamein mesnûn) yarattığın insana secde edemem!’ dedi [10].</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Şu ayet-i kerimede de yaratılışın bütün safhalarına işaret edilir:</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Ey insanlar! Eğer öldükten sonra dirilmek hususunda herhangi bir şüphe içinde iseniz, şu muhakkaktır ki Biz sizi(n aslınızı) topraktan, sonra (onun neslini) insan suyundan (spermadan), sonra alaka (yapışkan şey)’dan, daha sonra da hilkati belli belirsiz bir çiğnem etten yarattık (ve bunları) size (kudretimizin kemalini) apaçık gösterelim diye (yaptık), sizi dileyeceğimiz muayyen bir vakte kadar rahimlerde tutuyoruz, sonra sizi bir çocuk olarak çıkarıyoruz [11].</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Bir hadis-i şerifte de, yukarıdakine benzer bir yaratılışa işaret edilir:</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Her birinizin yaratılışı, ana rahminde nutfe olarak 40 gün derlenip toparlanır. Sonra aynen öyle (aynı 40 gün içinde) alaka (yapışkan şey) olur. Sonra yine öyle (aynı 40 gün içinde) mudga (et parçası) hâlinde kalır. Ondan sonra melek gönderilir. Ona ruh üfler[12].</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Bu hadiste, zigot, marula ve blastula safhaları “derlenip toparlanma” devresi (nufte) olarak ifade edilmiştir. Yumurtalık kanalında döllenen yumurta, ana rahmine doğru inmeye başlar. Daha inerken bile bölünmektedir. Ana rahmine gelen yumurta, plesanta (eş) teşekkül edince mukoza ve kaslar içine iyice yapışarak gömülür. Bir başka ifadeyle, tohum gibi ekilir. Bu safha, ayet ve hadislerde “alaka” kelimesiyle ifade edilir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Embriyo çıplak gözle görülmeye başladığı zaman, küçük bir et kütlesi (mudga) hâlindedir, gelişerek insan şeklini alır. İnsanlardaki his ve duyguların, vücut gelişiminin hangi safhasında verildiğini ilmen tam olarak tespit etmek henüz mümkün değildir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
3-Hz. Havva’nın yaratılışı</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
&nbsp;Hz. Havva’nın yaratılışı ile ilgili olarak Cenab-ı Hak Kur’an’da şöyle buyurur:</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Ey İnsanlar! Sizi tek bir insandan yaratan Rabb’inizden korkun ki, ondan da eşini yarattı[13].</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Sizi tek bir insandan yaratan, ondan da seveceği eşini yaratan O’dur[14].</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
O sizi tek bir insandan yarattı, sonra ondan da eşini yarattı[15].&nbsp;</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Bu âyetlere göre Hz. Havva, Hz. Âdem&#8217;den sonra ve onunla aynı maddeden yaratılmıştır. Bazıları &#8230; ve eşini de ondan var eden Allah&#8217;tır&#8221; âyetine dayanarak Hz. Havva&#8217;nın, Hz. Âdem&#8217;in vücudunun bir uzvundan yaratıldığını öne sürmüşlerdir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Peygamber Efendimiz (sallallahu aley vesellem) de bir hadislerinde kadınların yaratılışı ile ilgili olarak şöyle buyuruyor:</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Ey mü’minler! Kadınlar hakkında birbirinize hayır ve iyilik tavsiye ediniz! Çünkü kadın kısmı bir kaburga kemiğinden yaratılmıştır. Kaburga kemiğinin en eğri tarafı üst kısmıdır. Eğer sen eğri kemiği doğrultmaya çalışırsan, onu kırarsın. (kırılması da boşanmasıdır) Kendi hâline bırakırsan eğri olmakta devam eder. Binaenaleyh sizler, kadınlar hakkında birbirinize iyilik tavsiye ediniz[16].</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Bu hadisten, Hz. Havva’nın kaburga kemiğinden yaratılmış olduğu anlaşılabileceği gibi, mecazi manasında da yorumlanabilir. Yani, kadın kaburga kemiği gibi ince ve nazik yaratılışlı olmasıdır. Onu zorla doğrultmaya kalkarsan kırarsın. Eğer mutlu bir hayat yaşamak istersen, eğriliği ile birlikte onu seversin.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Bazı tefsirlere göre; İblis&#8217;in Allah&#8217;a isyan edip, cennetten çıkarılışından sonra, Hz. Âdem (a.s.) cennete yerleştirilir. Kendisi ile teselli olacağı bir kimse olmadan yalnız başına bir süre dolaşır. Bir ara uykuya dalıp uyanınca baş ucunda, kendi türünden bir canlı görür. &#8220;Sen kimsin?&#8221; diye sorar ve &#8220;Bir kadın&#8221; cevabını alır. Daha sonra, kadına yaratılış nedenini sorar. Kadın; &#8220;Benimle teselli bulman için yaratıldım&#8221; der. Bu arada, yanlarına gelen melekler, kadının kim olduğunu sorarlar. Hz. Âdem, onun &#8220;Havva&#8221; olduğunu ve canlı bir şeyden yaratıldığı için, kadına bu adı verdiğini söyler[17].</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Kur&#8217;an-ı Kerîm&#8217;de, Hz. Havva&#8217;nın yaratılma sebebi; &nbsp;“Hz. Âdem&#8217;e hayat arkadaşı olması ve onunla huzur bulması&#8221; olarak belirtilir[18].</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Hz. Havva, Hz. Âdem’in kaburga kemiğinden, ya da vücudunun bir başka yerinden yaratılmış olabilir. Bunun ilmî olarak yardıganacak bir yönü yoktur. Şimdi her bir insanın sperm ve yumurtadan yaratılışı, Hz. Havva’nın kaburga kemiğinden yaratılıştan daha kolay değildir. Hatta bir kuzunun kopyalama ile koyunun vücut hücresinden yaratıldığı görülürken, Hz. Havva’nın, Hz. Âdem’in kaburga kemiğinden veya vücudunun herhangi bir kısmından yaratılmış olmasını kabul etmek, bilime ters değildir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
4-Kadından erkek olmaksızın yaratılış. Hz. İsa gibi</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Kur’an-ı kerim’de Hz. İsa’nın yaratılışı, Hz. Âdem’in yaratılışına benzetilir ve şöyle buyrulur:</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
&nbsp;Şüphe yok ki, Allah Teâla’nın nezdinde İsa’nın hâli, Âdem’in hâli gibidir ki, onu topraktan yarattı, sonra ona ‘ol’ dedi, o da oluverdi[19].</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Günümüzde Hz. İsa aleyhisselam gibi, babasız yaratılan varlıklar mevcuttur. Arılar buna misal teşkil eder. Döllenmiş yumurtalardan dişi, döllenmemiş olanlardan da erkek arılar hasıl olur.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Burada dikkati çeken husus, gerek Hz. Âdem’in, gerek Hz. İsa’nın ve gerekse Hz. Havva’nın yaratılışının, günümüzdeki üreme kanunlarına tâbi tutulmayışıdır. Yani Cenab-ı Hak, yaratma hususunda ihtiyar sahibi olduğunu, kanunlarını dilediği şekilde değiştirebileceğini, varlıkları bağımsız ve kayıtsız yaratabileceğini göstermektedir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Eşya arasındaki mevcut kurallar, fevkalade durumlar dışında değişmez. Hâl böyle olmakla beraber kâinat, otomatik işleyen ve ustasının karışmadığı bir makine veya saat gibi değildir. Yaratılış görüşü, varlık âlemindeki her oluşu, her hareketi her an Allah’ın kontrol ve tasarrufunda kabul eder. Varlıklar birdenbire yaratılabileceği gibi, tedricî olarak da, yani aşamalı bir şekilde hasıl edilebilir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
İnsanın yaratılışında da tedriciyet söz konusudur. İnsan, varlık âlemine bir hücreyle çıkıyor, dokuz ay sonra bebek olarak dünyaya ayağını basıyor. Bu tedricî tekâmül belli bir devreye kadar devam ediyor. İlk insanın da toprak, balçık, sülale gibi safhaları geçirdiği anlaşılıyor.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Allah insanı başka canlıdan evrimleştirmiş olamaz mı?</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Allah insanı başka canlıdan evrimleştirmiş olamaz . Çünkü Cenab-ı Hak insanı en güzel surette yarattığını şöyle beyan ediyor:</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
İncire, zeytine, Sina dağına ve şu emin beldeye yemin ederim ki, biz insanı en güzel surette yarattık[20].</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Bu ayetlerden anlaşılıyor ki, Cenab-ı Hak insanı; biçim, suret, endam bakımından &nbsp;en güzel bir mahiyette ve surette yaratmıştır. Yüze uygun göz, ağıza uygun diş, vücuda uygun bir baş vererek, her aza ve organı belirli bir ölçü ve şekilde ve olması lazım gelen yerde ve sayda halk etmiştir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
O insanı; akıl, hayal, hafıza, merak, endişe, korku, muhabbet ve şefkat gibi duygularla bezetmiştir. Her türlü inceliği ve güzelliği görecek göz, her sesi işitebilecek kulak, her tadı alabilecek bir dil, her manayı anlayabilecek bir akıl ve her şeyi tahayyül edebilecek bir hayal dünyasını ihsan etmiştir. &nbsp;</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
İşte bu maddî yapısı ve mana yönüyle hayvanlardan üstün kılınarak yeryüzünün halifesi ve Allah’ın muhatabı yapılmıştır. İnsan Allah’ın isimlerine en geniş ve külli manada ayna olmaktadır. Bu yönüyle meleklerden üstündür. Mesela, insan hastalıkla Allah’ın Şafi ismine ayna olduğu ve onu anladığı gibi, açlıkla da O’nun Rezzak ismine ayna olmakta, melekler bu gibi isimlere ayna olamadığı için, insan bu yönüyle melekleri geride bırakmaktadır.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Aşağıdaki ayetler, ilk insanın yaratılışından itibaren ahirette diriltilinceye kadar başından geçen ve geçecek bütün olayları özetlemektedir. Burada, insanın, insan olarak yaratıldığı ve kesinlikle başka canlıların evrimleşmesiyle meydana gelmediği açık olarak belirtilmektedir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
“And olsun ki biz insanı çamurun özünden yarattık. Sonra onu sağlam ve korunmuş olan anne rahmine bir damla su olarak yerleştirdik. Sonra o su damlasını yapışkan bir şekle getirdik. Sonra onu bir parça et olarak yarattık. O et parçasını kemikler olarak yarattık. Kemiklere de et giydirdik. Sonra da onu, bambaşka bir yaratılışla &nbsp;inşaa ettik. Yaratıcılık mertebelerinin en güzelinde olan Allah’ın şanı ne yücedir!</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Sonra siz, bunun ardından &nbsp;muhakkak öleceksiniz. Sonra da kıyamet gününde diriltileceksiniz[21].</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
&nbsp;Yukarıdaki ayetlerde Cenab-ı Hak, ilk insan Hz. Âdem’i, ondan eşini ve o ikisinden de günümüzdeki insanları, insan olarak ve engüzel şekilde yarattığını gayet açık şekilde beyan buyurmaktadır. Bütün bunlardan sonra, insanın başka varlıklardan evrimleştiğini vehmetmek, &nbsp;bu ayetlere uygun değildir ve bir Müslüman böyle düşünemez.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Kur’an’da Hz. Âdem’in cennette yaratıldığı ve sonra dünyaya indirildiğinden bahsediliyor mu?</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Cenab-ı Hak Kur’an-ı Kerim’de Hz. Âdem ile Hz. Havva’nın cennette kendilerine yasak edilen ağacın meyvelerinden yemelerinden dolayı yeryüzüne indirildiklerini şöyle beyan buyurmaktadır:</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
(Allah buyurdu ki): Ey Âdem! Sen ve eşin cennette yerleşip dilediğiniz yerden yeyin. Ancak şu ağaca yaklaşmayın. Sonra zalimlerden olursunuz. &nbsp;</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Derken şeytan, birbirine kapalı ayıp yerlerini kendilerine göstermek için vesvese verdi ve: “Rabbiniz size bu ağacı sırf melek olursunuz veya ebedî &nbsp;kalanlardan olursunuz diye yasakladı”, dedi.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Ve onlara: ben gerçekten size öğüt verenlerdenim, diye yemin etti.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Böylece onları hile ile aldattı. Ağacın meyvesini tattıklarında ayıp yerleri kendilerine göründü. Ve cennet yapraklarından üzerlerine örtmeye başladılar. Rableri onlara: “Ben size o ağacı yasaklamadım mı ve şeytan size apaaçık bir düşmandır, demedim mi?” diye nida etti.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
(Âdem ile eşi ) Dediler ki: &#8220;Ey Rabbimiz! Biz kendimize zulmettik, eğer bizi bağışlamaz ve bize rahmetinle muamele etmezsen muhakkak ziyana uğrayacaklardan oluruz!&#8221;</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
(Allah) buyurdu: Birbirinize düşman olarak inin, sizin yeryüzünde bir süreye kadar kalıp geçinmeniz gerekmektedir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Orada yaşayacaksınız, orada öleceksiniz ve yine oradan (dirilip) çıkarılacaksınız!&#8221; dedi[22].</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Demek ki Hz. Âdem ve eşi Hz. Havva cenneten dünyaya gönderilmiştir. İnsanlar burada sınırlı bir hayat yaşadıktan sonra ölmektedirler. Kur’an-ı Kerim’de, ölen bu insanların tekrar diriltilip hesaba çekilecekleri, Allah’ın emir ve yasaklarına uyanların cennetle mükafatlandırılacağı, uymayanların da cehennemle cezalandırılacağı geniş şekilde beyan edilmektedir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Sonuç olarak şunlar söylenebilir:</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
1- ilk insanın ne kadar süre içerisinde yaratıldığı hakkında kesin bir rakam vermek mümkün değildir. Ancak şu kadarı söylenebilir ki, ilk insan Hz. Âdem’in yaratılışı da günümüzdeki insanın yaratılışı gibi birkaç safhada cereyan etmiştir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Yaratılışta İlahî kuvvet, kudret, ilim ve irade esastır. Hâl böyle olmakla beraber, her hadise bir sebep-sonuç münasebeti içinde halkedilerek, sebep ve tabiat kanunları Allah’ın tasarrufuna perde edilmiştir. Bu bakımdan, değişik faktörler ve kanunlar iş yapıyor gibi görünmektedir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
2- Yaratılış kesintisiz olup her an devam etmekte, bazı varlıklar bir anda yaratıldığı gibi, bazıları da aşama aşama kemale ulaştırılmaktadır.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
3-Allah insanı en mükemmel şekilde yarattığını beyan buyurmaktadır. &nbsp;Dolayısıyla insanın daha aşağı yapılı canlıların evrimleşmesiyle meydana geldiği iddiasının aslı yoktur.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
4-Hz. Âdem ve Hz. Havva Cennetten yeryüzüne gönderilmiştir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; font-family: arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
<div style="color: #666666;">
5-Öldükten sonra insanlar tekrar diriltilecek ve daimî bir hayat için hesaba çekilecekler, ya mükafaat veya ceza göreceklerdir.</div>
<div style="color: #666666;">
</div>
<p><b>Kaynak: www.sorularlaislamiyet.com</b></div>
<div style="box-sizing: inherit; font-family: arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Dpnotlar:</p>
<div style="color: #666666;">
[1] Hicr Suresi, 26. ayet.</div>
<div style="color: #666666;">
[2] Mü’minun Suresi, 12. ayet.</div>
<div style="color: #666666;">
[3] Âli İmran Suresi, 59. ayet.</div>
<div style="color: #666666;">
[4] Sâd Suresi, 76. ayet.</div>
<div style="color: #666666;">
[5] Fâtır Suresi,11. ayet.</div>
<div style="color: #666666;">
[6] Mü’minun Suresi, 13-14. ayetler.</div>
<div style="color: #666666;">
[7] Nuh Suresi, 14. ayet.</div>
<div style="color: #666666;">
[8] Sâd Suresi, 72. ayet.</div>
<div style="color: #666666;">
[9] A’râf Suresi, 11. ayet.</div>
<div style="color: #666666;">
[10] Hicr Suresi, 33. ayet.</div>
<div style="color: #666666;">
[11] Hacc Suresi, 5. ayet.</div>
<div style="color: #666666;">
[12] Sofuoğlu, M. Sahih-i Müslim ve tercümesi, 8, 114., Sönmez Neşriyat A.Ş., İstanbul, 1978.</div>
<div style="color: #666666;">
[13] Nisâ Sûresi, 1. ayet.</div>
<div style="color: #666666;">
[14] A’râf Sûresi: 189.</div>
<div style="color: #666666;">
[15] Zümer Sûresi: 6.</div>
<div style="color: #666666;">
[16] Müslim, Radâ, 60; Buhârî, Enbiyâ, 1, Nikâh, 80; İbn-i Mâce, Tahâret, 77; Dârimî, Nikâh, 35; Ahmed b. Hanbel, 5/8.</div>
<div style="color: #666666;">
[17] İbn Kesir, Muhtasar Tefsîr, İhtisar ve Tahk. M. Alî es-Sâbûnî, 7. baskı, Beyrut 1402/1981, I, 112vd.</div>
<div style="color: #666666;">
[18] A&#8217;râf Suresi,189. ayet; Elmalılı, Hamdi Yazır.Kur’an Tefsiri. IV. 180-181.</div>
<div style="color: #666666;">
[19] Âl-i İmran Suresi, 59. ayet.</div>
<div style="color: #666666;">
[20] Tîn Suresi, 1-4. ayetler.</div>
<div style="color: #666666;">
[21] Mü’minin, 12-16.</div>
<div style="color: #666666;">
[22] A’raf, 19-25. ayetler.</div>
<div style="color: #666666;">
</div>
<div style="color: #666666;">
</div>
<p><b>Anahtar sözcük alanımız:</b>&nbsp;evrim ve islam evrim ve islam kitap evrim ve islam çelişir mi evrim ve islam alimleri evrim ve islam evrim ve islam çelişir mi evrim teorisi ve islam evrim teorisi ve islamiyet evrim teorisi ve islam pdf evrim islama ters mi evrim ve islamiyet evrim islam&#8217;a aykırı mı evrim islam alimleri evrimci islam alimleri evrim teorisi islam alimleri evrim ağacı islam evolution islam adam evolution islam book evolution islam compatible evrim dinimiz islam evrim inançlı islam düşünürleri islam dini ve evrim evolution islam dans le monde evolution islam en france evrimci islam filozofları evolution islam france evolution islam evrim islamla evrim ile islam evrim islamla çelişir mi evrim teorisi islamla çelişir mi islam ve evrim teorisi evrim teorisi islam ile calisir mi evolution islam monde evrim islam onedio evolution islam pdf evolution islam qa evolution islam q&amp;a evrim teorisi islam islam ve evrim evolution islam yahoo answers evolution islam yahoo</div>The post <a href="https://ateistlerecevap.org/evrim-islam-ile-celisir-mi/" data-wpel-link="internal">Evrim İslam ile çelişir mi ?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ateistlerecevap.org/evrim-islam-ile-celisir-mi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Allah neden Yemin eder?</title>
		<link>https://ateistlerecevap.org/allah-neden-yemin-eder/</link>
					<comments>https://ateistlerecevap.org/allah-neden-yemin-eder/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ateistlere Cevaplar]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 20 Aug 2017 08:27:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sorular]]></category>
		<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.ateistlerecevap.org/?p=30</guid>

					<description><![CDATA[<p>Değerli kardeşimiz, İnsanoğlu tarih boyunca konuşmalarına ve sözlerine kuvvet vermek, muhatabını iknâ etmek, sözlerinin doğruluğuna güvenilmesini istemek ve bunu sağlamak için yemini kullanmıştır. Yani yeminli ifadeler kullanmak, insanoğlunun yabancısı olduğu bir üslûp değildir.&#160;Kur’ân’da geçen&#160;yeminli ifadeler&#160;de insanın anladığı seviyeden insana hitap eden Allah’ın şüphesiz birer sözüdür. Âyetlerde de görüleceği üzere, Cenâb-ı Allah bizzat&#160;Kendi Yüce İsmi&#160;üzerine yemin [&#8230;]</p>
The post <a href="https://ateistlerecevap.org/allah-neden-yemin-eder/" data-wpel-link="internal">Allah neden Yemin eder?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div class="separator" style="clear: both; text-align: center;">
<a href="https://4.bp.blogspot.com/-tL-wVIAiEqc/WZlHGzSQrCI/AAAAAAAAIbQ/g5WO6XeijcQxpJWy5x0Tb-lhQCvRUi0jgCLcBGAs/s1600/Kur%2527an%2527%25C4%25B1%2BKerim%2527in%2Bde%25C4%259Fi%25C5%259Fime%2Bu%25C4%259Framad%25C4%25B1%25C4%259F%25C4%25B1n%25C4%25B1n%2Bkan%25C4%25B1tlar%25C4%25B1.%2B%252823%2529.png" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;" data-wpel-link="external" rel="nofollow external noopener noreferrer"><img loading="lazy" decoding="async" alt="Allah neden Yemin eder?" border="0" data-original-height="720" data-original-width="1280" height="360" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2017/08/Kur27an27C4B1Kerim27indeC49FiC59FimeuC49FramadC4B1C49FC4B1nC4B1nkanC4B1tlarC4B1.282329.png" title="Allah neden Yemin eder?" width="640" /></a></div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Değerli kardeşimiz,</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
İnsanoğlu tarih boyunca konuşmalarına ve sözlerine kuvvet vermek, muhatabını iknâ etmek, sözlerinin doğruluğuna güvenilmesini istemek ve bunu sağlamak için yemini kullanmıştır. Yani yeminli ifadeler kullanmak, insanoğlunun yabancısı olduğu bir üslûp değildir.&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">Kur’ân’da geçen&nbsp;yeminli ifadeler&nbsp;de insanın anladığı seviyeden insana hitap eden Allah’ın şüphesiz birer sözüdür.</em></div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Âyetlerde de görüleceği üzere, Cenâb-ı Allah bizzat&nbsp;Kendi Yüce İsmi&nbsp;üzerine yemin ettiği gibi (Hicr, 15/92);&nbsp;peygamberlerine&nbsp;(Yâsîn, 36/1),&nbsp;peygamberlerin yaşadığı veya vahyin geldiği beldelere&nbsp;(Tûr, 52/1-3; Beled, 90/1),&nbsp;meleklere(Sâffât, 37/1; Nâziât, 79/1-2),&nbsp;Kur’ân’a&nbsp;(Vâkıa, 56/77;Tûr, 52/2),&nbsp;kıyâmet gününe&nbsp;(Kıyâmet, 75/1),&nbsp;kâinâtta var olan önemli varlıklar üzerine, meselâ kaleme&nbsp;(Kalem, 68/1),&nbsp;gökyüzüne&nbsp;(Burûc, 85/1; Târık, 86/1),&nbsp;güneşe&nbsp;(Şems, 91/1),&nbsp;aya&nbsp;(Şems, 91/2),&nbsp;geceye&nbsp;(Leyl, 92/1),&nbsp;sabaha&nbsp;(Fecr, 89/1),&nbsp;kuşluk vaktine&nbsp;(Duhâ, 93/1),&nbsp;zamana&nbsp;(Asr, 103/1),&nbsp;yıldıza&nbsp;(Necm, 53/1),&nbsp;havaya&nbsp;(Zâriyât, 51/1) ve&nbsp;bitkilere&nbsp;(Tîn, 95/1) yemin etmiştir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Kur’ân, âlemlerin Rabbi sıfatıyla Allah’tan, kullarına gelen İlâhî kelâmlar mecmuâsıdır. Bizim fikir, algılama ve anlayış seviyemize inen Kur’ân-ı Hakîm’in, âyetlerinde ve beyanlarında yeminli ifâdelere yer vermesi de bizim algıladığımız biçimde anlaşılırlığını, ciddiyetini ve sözlerinde hilâfı olmadığını anlamamızı sağlamak içindir. Cenâb-ı Hak, bazen yeminle âyetlerini doğrulamış ve kuvvetlendirmiş; bazen de bir takım varlıkları yemin konusu yaparak bu varlıkların insanlık için değerine ve kıymetine işâret etmiş ve dikkatleri bu varlıklar üzerine çekmiştir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Cenâb-ı Allah, insanların âyetlere olan îmân ve güvenlerini temin etmek, verdiği haberleri kuvvetlendirmek, önemli varlıklar ve nesneler üzerinde tefekkürü teşvik etmek, önemli nîmetleri hatırlatmak; Kur’ân’ın, Kur’ân’ın verdiği haberlerin, kıyâmet gününün, âhiret gününün, öldükten sonra dirilişin, hesabın, cennetin ve cehennemin hak olduğu konusunda, insanları iknâ etmek ve bunlarda muhtemel şek ve şüpheyi ortadan kaldırmak gibi hikmetlerle, âyetlerini yeminli ifadelerle takviye etmiştir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Konuya mânâ-yı ismiyle değil, mânâ-yı harfiyle bakmamız gerekiyor. Yani, Allah’ın üzerine yemin ettiği her şey, kendi başlarına değerli değil, Allah’ın yaratmış olması itibariyle yücedir, değerlidir ve kıymetlidir. Cenâb-ı Allah Kendi Zâtının yüceliğini bildirmek ve isim ve sıfatlarının tecellilerinin kemâlini ve eşsizliğini göstermek için varlıklar üzerine çeşitli şekillerde dikkatleri çekmiştir.&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">Her şey Allah’ın kudretinin ve hilkatinin eşsiz şekilde tecellisi ve tasarrufu değil midir?</em>&nbsp;Zatı Yüce olan Cenâb-ı Allah, eşsiz ve sayısız isim ve sıfatlarının eseri olan mevcudat üzerine yemin etmekle, aslında kudretinin ve hilkatinin muhtelif tecellilerine, dolayısıyla kudretinin azametine, hikmetinin kemâline, rahmetinin kuşatıcılığına, hilkatinin benzersiz güzelliğine yemin etmiş olmaktadır.&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">(bk. Nursi, Mektubat, s. 378)</em></div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Allah&#8217;ın üzerine yemin ettiklerinden bir örnek olarak,&nbsp;&#8220;Andolsun asra ki&#8230;&#8221;&nbsp;( Asr, 103/1) ayetini kısaca açıklamak istiyoruz:</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Bu âyeti kerimede Cenab-ı Hak, yarattığı varlıklardan birisi üzerine yemin ediyor. Bu noktada düşünülmesi gereken iki husus vardır. Bunlardan birincisi,&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">Allah niçin yemin eder?</em></div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Yemin&nbsp;genel olarak söylenen bir söze, ortaya atılan bir iddiaya muhatabını inandırabilmek için, saygı duyulan, iki tarafça da kutsal olarak bilinen ve adı anıldığında, söylenen sözün yalan ve yanlış olmayacağı kabul edilen bir varlığın adını zikretmek, böylece karşı tarafa iddianın doğru olduğu mesajını vermektir. Çoğu zaman ise yemin için adı verilen varlık, kudretli ve aldatan kimseyi cezalandırması beklenen bir varlıktır.&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">Müslümanların bu manada Allah&#8217;tan (c.c.) başkasının adına yemin etmesi haramdır.</em></div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
<em style="box-sizing: inherit;">Peki Allah (c.c.) neden yemin ediyor?</em>&nbsp;Elbette ki, Allah&#8217;ın (c.c.) böyle bir şahit getirmeye, sözünün doğruluğunu ispatlamak için bir başka varlığa ihtiyacı yoktur. O&#8217;nun bu yemininden kasıt, yemin ettiği varlıkla ilgili olarak insanların yanlış düşüncelerini düzeltmek ve insanların dikkatini yeminden sonra gelen ifadenin önemine çekmektir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
İnsanlar kimi zaman varlıkların değerlerini olduğundan daha düşük gösterir ve onlara uğursuzluk, kötülük ve çirkinlik sıfatlarını yakıştırırlar. Halbuki onlar Allah&#8217;ın (c.c.) yarattığı diğer varlıklar gibi şereflidir ve bu kötü sıfatlara haiz değildir. İnsanlar bazen de bu varlıklara, kendilerinde bulunmayan sıfatlarla nazar ederler ve onlarda uluhiyet vehmederler. Bu da doğru değildir. Onlar yalnızca Allah&#8217;ın (c.c.) yarattığı varlıklardır.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
İşte Allah Teala (c.c.) bu varlıklara yemin ederek, bunların ne insanların suizan ettiği gibi uğursuz ve değersiz varlıklar olduğunu ne de insanların onlarda vehmettiği gibi bir uluhiyet vasıflarının bulunduğunu, bunların yalnızca Allah&#8217;ın (c.c.) eserlerinden olduğunu vurgulamak için üzerlerine yemin etmiştir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
<em style="box-sizing: inherit;">Düşünülmesi gereken ikinci husus ise&nbsp;&#8220;asr&#8221;&nbsp;ın anlamı ve Allah&#8217;ın (c.c.) neden onun üzerine yemin ettiğidir?..</em></div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Bir görüşe göre&nbsp;&#8220;asr&#8221;&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">zaman (ed-dehr)&nbsp;</em>demektir. Zaman insanların hayatlarını, fiillerini kuşatan bir olgudur. Yaptığımız iyi veya kötü bütün işler, zaman içerisinde gerçekleşir. Rahatlık, sıkıntı, hastalık, sıhhat, zenginlik, fakirlik hep zamanın içinde meydana gelir. Bu yüzden zaman, insanların dikkatini çeken bir olgudur. Zamana yemin etmekle, insanların dikkatleri daha sonra söylenecek sözlere çekilmiştir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
<em style="box-sizing: inherit;">Ayrıca cahiliye Arapları zarar ve ziyanı, zamanın kötülüklerine bağlardı.</em>&nbsp;Bu gün bile insanlar başlarına bir iş geldiğinde, günlerin ve rakamların uğursuzluğundan bahsetmekteler. Böylece Cenab-ı Hak, asra yani zamana yemin ederek, insanlara kötülüğün zamanda değil kendilerinde olduğunu belirtmiştir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Diğer bir görüşe göre&nbsp;(Ebu Müslim)&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">&#8220;asr&#8221;, ikindi vakti&nbsp;</em>demektir. Allah (c.c.) kuşluk vaktine (duha) yemin ettiği gibi, günün diğer ucu olan ikindi vaktine de yemin etmiştir. Ayrıca ikindi vaktinin önemini anlatan bir çok hadisi şerif vardır.&nbsp;İkindi,&nbsp;artık günün sonunun yaklaştığı, insanların işlerini bitirmek için uğraştığı, kazanç veya kayıp hesaplarının yapıldığı bir vakittir. Ve bu özelliği ile kıyametten önceki, veya ölümden önceki son vakitlere benzemektedir. Artık hüsranda olan veya saadet içerisinde olan insan, hesap vermeye hazırlanmaktadır.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Ayrıca cahiliye Araplarının bu vakitte işlerini bitirerek, Kâbe etrafına toplandığı, burada işsiz güçsüz insanların dedikodu ve diğer çeşitli kötü işlere daldığı, bunun neticesinde çeşitli kavga, dövüş ve çirkin neticelerin hasıl olduğu rivayet edilmiştir. Bunun sonucunda Araplar, ikindi vaktinin uğursuzluğuna hükmetmişler ve aslında kendilerinde olan kötülüğü, ikindi vaktine yüklemişlerdi. İşte Allah (c.c.) bu vakte yemin ederek, insanlara onun, Allah&#8217;ın (c.c.) yarattığı şerefli bir varlık olduğunu belirtmiştir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Üçüncü görüşe göre, &#8220;asr&#8221;&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">ikindi namazı</em>&nbsp;demektir. Buna delil olarak Bakara sûresinin 238. ayetinde geçen&nbsp;&#8220;ve, &#8230;orta namaza(ikindi namazına) da devam edin.&#8221;&nbsp;emri gösterilmektedir. Hz. Hafsa&#8217;nın (r.a.) Mushaf&#8217;ında bu âyetin açıklaması&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">&#8220;ikindi namazına (salat il-Asri)&#8221;&nbsp;</em>şeklinde geçmektedir. Peygamber Efendimiz (asm) bir hadisinde,</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
&#8220;İkindi namazını kılmayan kimse, sanki çoluk-çocuğunu ve malını-mülkünü kaybetmiştir.&#8221;<em style="box-sizing: inherit;">(Buhârî, Mevakit, 14; Müslim, Mesacid, 200, 201)&nbsp;</em></div>
</blockquote>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
&nbsp;buyurmuştur.İkindi namazı, gündüz vakti kılınan en son namaz olması itibari ile de çok kıymetli bir namazdır. İşte bundan dolayı Allah (c.c.) ona yemin etmiştir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Dördüncü ve son görüşe göre&nbsp;&#8220;asr&#8221;,&nbsp;Peygamber Efendimiz (asm)&#8217;in yaşadığı zaman dilimidir. Zaman, Hz. Âdem (as)&#8217;den Hz. Musa (as)&#8217;ya kadar ilk asırlar, Hz. Musa&#8217;dan Hz. Peygambere (asm) kadar orta asırlar, Hz. Peygamber&#8217;den sonra ise son asırlar (ahir zaman) olarak üçe ayrılmıştır. Hz. Peygamber (asm)&#8217;le birlikte İslam tüm insanlara ve cinlere, onları karanlıklardan aydınlıklara çıkarmak için gönderilmiş, vahiy son defa inmiştir. Ve Allah (c.c.),</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
&#8220;Siz insanlar için çıkarılmış en hayırlı bir ümmet oldunuz.&#8221; (Âl-i İmran, 3/110)</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
buyurarak, Peygamberimizin ümmetini övmüştür. İşte bu yüzden, Allah (c.c.) Peygamber Efendimiz (asm)&#8217;in yaşadığı zamana yemin etmiştir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Sonuç olarak &#8220;asr&#8221;&nbsp;kelimesi, çeşitli manalara gelen müşterek bir lafızdır. Ve bunlardan birine yönelik kesin bir ipucu bulunmamaktadır. O halde&nbsp;&#8220;asr&#8221;a bu manaların hepsi verilebilir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
<em style="box-sizing: inherit;">Kaynaklar:</em></div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
<em style="box-sizing: inherit;">&#8211;&nbsp;Ve&#8217;l-Asr Tefsiri &#8211; Ahmet Hamdi Akseki.<br style="box-sizing: inherit;" />&#8211; Tefsir-i Kebir &#8211; Fahruddin Er-Razi.<br style="box-sizing: inherit;" />&#8211; Hak Dini Kur&#8217;an Dili &#8211; Elmalılı Hamdi Yazır.<br style="box-sizing: inherit;" />&#8211; Safvetüt tefasir &#8211; Muhammed Ali Essabuni.</em></div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
<em style="box-sizing: inherit;"><b>Kaynak: sorularlaislamiyet.com</b></em></div>
<div class="separator" style="clear: both; text-align: center;">
<iframe loading="lazy" allowfullscreen="" class="YOUTUBE-iframe-video" data-thumbnail-src="https://i.ytimg.com/vi/mFpYQOAfLZ8/0.jpg" frameborder="0" height="366" src="https://www.youtube.com/embed/mFpYQOAfLZ8?feature=player_embedded" width="520"></iframe></div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
<em style="box-sizing: inherit;"><br /></em></div>The post <a href="https://ateistlerecevap.org/allah-neden-yemin-eder/" data-wpel-link="internal">Allah neden Yemin eder?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ateistlerecevap.org/allah-neden-yemin-eder/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Allah neden Yemin eder?</title>
		<link>https://ateistlerecevap.org/allah-neden-yemin-eder-2/</link>
					<comments>https://ateistlerecevap.org/allah-neden-yemin-eder-2/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ateistlere Cevaplar]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 20 Aug 2017 08:27:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sorular]]></category>
		<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.ateistlerecevap.org/?p=30</guid>

					<description><![CDATA[<p>Değerli kardeşimiz, İnsanoğlu tarih boyunca konuşmalarına ve sözlerine kuvvet vermek, muhatabını iknâ etmek, sözlerinin doğruluğuna güvenilmesini istemek ve bunu sağlamak için yemini kullanmıştır. Yani yeminli ifadeler kullanmak, insanoğlunun yabancısı olduğu bir üslûp değildir.&#160;Kur’ân’da geçen&#160;yeminli ifadeler&#160;de insanın anladığı seviyeden insana hitap eden Allah’ın şüphesiz birer sözüdür. Âyetlerde de görüleceği üzere, Cenâb-ı Allah bizzat&#160;Kendi Yüce İsmi&#160;üzerine yemin [&#8230;]</p>
The post <a href="https://ateistlerecevap.org/allah-neden-yemin-eder-2/" data-wpel-link="internal">Allah neden Yemin eder?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div class="separator" style="clear: both; text-align: center;">
<a href="https://4.bp.blogspot.com/-tL-wVIAiEqc/WZlHGzSQrCI/AAAAAAAAIbQ/g5WO6XeijcQxpJWy5x0Tb-lhQCvRUi0jgCLcBGAs/s1600/Kur%2527an%2527%25C4%25B1%2BKerim%2527in%2Bde%25C4%259Fi%25C5%259Fime%2Bu%25C4%259Framad%25C4%25B1%25C4%259F%25C4%25B1n%25C4%25B1n%2Bkan%25C4%25B1tlar%25C4%25B1.%2B%252823%2529.png" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;" data-wpel-link="external" rel="nofollow external noopener noreferrer"><img loading="lazy" decoding="async" alt="Allah neden Yemin eder?" border="0" data-original-height="720" data-original-width="1280" height="360" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2017/08/Kur27an27C4B1Kerim27indeC49FiC59FimeuC49FramadC4B1C49FC4B1nC4B1nkanC4B1tlarC4B1.282329.png" title="Allah neden Yemin eder?" width="640" /></a></div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Değerli kardeşimiz,</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
İnsanoğlu tarih boyunca konuşmalarına ve sözlerine kuvvet vermek, muhatabını iknâ etmek, sözlerinin doğruluğuna güvenilmesini istemek ve bunu sağlamak için yemini kullanmıştır. Yani yeminli ifadeler kullanmak, insanoğlunun yabancısı olduğu bir üslûp değildir.&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">Kur’ân’da geçen&nbsp;yeminli ifadeler&nbsp;de insanın anladığı seviyeden insana hitap eden Allah’ın şüphesiz birer sözüdür.</em></div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Âyetlerde de görüleceği üzere, Cenâb-ı Allah bizzat&nbsp;Kendi Yüce İsmi&nbsp;üzerine yemin ettiği gibi (Hicr, 15/92);&nbsp;peygamberlerine&nbsp;(Yâsîn, 36/1),&nbsp;peygamberlerin yaşadığı veya vahyin geldiği beldelere&nbsp;(Tûr, 52/1-3; Beled, 90/1),&nbsp;meleklere(Sâffât, 37/1; Nâziât, 79/1-2),&nbsp;Kur’ân’a&nbsp;(Vâkıa, 56/77;Tûr, 52/2),&nbsp;kıyâmet gününe&nbsp;(Kıyâmet, 75/1),&nbsp;kâinâtta var olan önemli varlıklar üzerine, meselâ kaleme&nbsp;(Kalem, 68/1),&nbsp;gökyüzüne&nbsp;(Burûc, 85/1; Târık, 86/1),&nbsp;güneşe&nbsp;(Şems, 91/1),&nbsp;aya&nbsp;(Şems, 91/2),&nbsp;geceye&nbsp;(Leyl, 92/1),&nbsp;sabaha&nbsp;(Fecr, 89/1),&nbsp;kuşluk vaktine&nbsp;(Duhâ, 93/1),&nbsp;zamana&nbsp;(Asr, 103/1),&nbsp;yıldıza&nbsp;(Necm, 53/1),&nbsp;havaya&nbsp;(Zâriyât, 51/1) ve&nbsp;bitkilere&nbsp;(Tîn, 95/1) yemin etmiştir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Kur’ân, âlemlerin Rabbi sıfatıyla Allah’tan, kullarına gelen İlâhî kelâmlar mecmuâsıdır. Bizim fikir, algılama ve anlayış seviyemize inen Kur’ân-ı Hakîm’in, âyetlerinde ve beyanlarında yeminli ifâdelere yer vermesi de bizim algıladığımız biçimde anlaşılırlığını, ciddiyetini ve sözlerinde hilâfı olmadığını anlamamızı sağlamak içindir. Cenâb-ı Hak, bazen yeminle âyetlerini doğrulamış ve kuvvetlendirmiş; bazen de bir takım varlıkları yemin konusu yaparak bu varlıkların insanlık için değerine ve kıymetine işâret etmiş ve dikkatleri bu varlıklar üzerine çekmiştir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Cenâb-ı Allah, insanların âyetlere olan îmân ve güvenlerini temin etmek, verdiği haberleri kuvvetlendirmek, önemli varlıklar ve nesneler üzerinde tefekkürü teşvik etmek, önemli nîmetleri hatırlatmak; Kur’ân’ın, Kur’ân’ın verdiği haberlerin, kıyâmet gününün, âhiret gününün, öldükten sonra dirilişin, hesabın, cennetin ve cehennemin hak olduğu konusunda, insanları iknâ etmek ve bunlarda muhtemel şek ve şüpheyi ortadan kaldırmak gibi hikmetlerle, âyetlerini yeminli ifadelerle takviye etmiştir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Konuya mânâ-yı ismiyle değil, mânâ-yı harfiyle bakmamız gerekiyor. Yani, Allah’ın üzerine yemin ettiği her şey, kendi başlarına değerli değil, Allah’ın yaratmış olması itibariyle yücedir, değerlidir ve kıymetlidir. Cenâb-ı Allah Kendi Zâtının yüceliğini bildirmek ve isim ve sıfatlarının tecellilerinin kemâlini ve eşsizliğini göstermek için varlıklar üzerine çeşitli şekillerde dikkatleri çekmiştir.&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">Her şey Allah’ın kudretinin ve hilkatinin eşsiz şekilde tecellisi ve tasarrufu değil midir?</em>&nbsp;Zatı Yüce olan Cenâb-ı Allah, eşsiz ve sayısız isim ve sıfatlarının eseri olan mevcudat üzerine yemin etmekle, aslında kudretinin ve hilkatinin muhtelif tecellilerine, dolayısıyla kudretinin azametine, hikmetinin kemâline, rahmetinin kuşatıcılığına, hilkatinin benzersiz güzelliğine yemin etmiş olmaktadır.&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">(bk. Nursi, Mektubat, s. 378)</em></div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Allah&#8217;ın üzerine yemin ettiklerinden bir örnek olarak,&nbsp;&#8220;Andolsun asra ki&#8230;&#8221;&nbsp;( Asr, 103/1) ayetini kısaca açıklamak istiyoruz:</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Bu âyeti kerimede Cenab-ı Hak, yarattığı varlıklardan birisi üzerine yemin ediyor. Bu noktada düşünülmesi gereken iki husus vardır. Bunlardan birincisi,&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">Allah niçin yemin eder?</em></div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Yemin&nbsp;genel olarak söylenen bir söze, ortaya atılan bir iddiaya muhatabını inandırabilmek için, saygı duyulan, iki tarafça da kutsal olarak bilinen ve adı anıldığında, söylenen sözün yalan ve yanlış olmayacağı kabul edilen bir varlığın adını zikretmek, böylece karşı tarafa iddianın doğru olduğu mesajını vermektir. Çoğu zaman ise yemin için adı verilen varlık, kudretli ve aldatan kimseyi cezalandırması beklenen bir varlıktır.&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">Müslümanların bu manada Allah&#8217;tan (c.c.) başkasının adına yemin etmesi haramdır.</em></div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
<em style="box-sizing: inherit;">Peki Allah (c.c.) neden yemin ediyor?</em>&nbsp;Elbette ki, Allah&#8217;ın (c.c.) böyle bir şahit getirmeye, sözünün doğruluğunu ispatlamak için bir başka varlığa ihtiyacı yoktur. O&#8217;nun bu yemininden kasıt, yemin ettiği varlıkla ilgili olarak insanların yanlış düşüncelerini düzeltmek ve insanların dikkatini yeminden sonra gelen ifadenin önemine çekmektir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
İnsanlar kimi zaman varlıkların değerlerini olduğundan daha düşük gösterir ve onlara uğursuzluk, kötülük ve çirkinlik sıfatlarını yakıştırırlar. Halbuki onlar Allah&#8217;ın (c.c.) yarattığı diğer varlıklar gibi şereflidir ve bu kötü sıfatlara haiz değildir. İnsanlar bazen de bu varlıklara, kendilerinde bulunmayan sıfatlarla nazar ederler ve onlarda uluhiyet vehmederler. Bu da doğru değildir. Onlar yalnızca Allah&#8217;ın (c.c.) yarattığı varlıklardır.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
İşte Allah Teala (c.c.) bu varlıklara yemin ederek, bunların ne insanların suizan ettiği gibi uğursuz ve değersiz varlıklar olduğunu ne de insanların onlarda vehmettiği gibi bir uluhiyet vasıflarının bulunduğunu, bunların yalnızca Allah&#8217;ın (c.c.) eserlerinden olduğunu vurgulamak için üzerlerine yemin etmiştir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
<em style="box-sizing: inherit;">Düşünülmesi gereken ikinci husus ise&nbsp;&#8220;asr&#8221;&nbsp;ın anlamı ve Allah&#8217;ın (c.c.) neden onun üzerine yemin ettiğidir?..</em></div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Bir görüşe göre&nbsp;&#8220;asr&#8221;&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">zaman (ed-dehr)&nbsp;</em>demektir. Zaman insanların hayatlarını, fiillerini kuşatan bir olgudur. Yaptığımız iyi veya kötü bütün işler, zaman içerisinde gerçekleşir. Rahatlık, sıkıntı, hastalık, sıhhat, zenginlik, fakirlik hep zamanın içinde meydana gelir. Bu yüzden zaman, insanların dikkatini çeken bir olgudur. Zamana yemin etmekle, insanların dikkatleri daha sonra söylenecek sözlere çekilmiştir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
<em style="box-sizing: inherit;">Ayrıca cahiliye Arapları zarar ve ziyanı, zamanın kötülüklerine bağlardı.</em>&nbsp;Bu gün bile insanlar başlarına bir iş geldiğinde, günlerin ve rakamların uğursuzluğundan bahsetmekteler. Böylece Cenab-ı Hak, asra yani zamana yemin ederek, insanlara kötülüğün zamanda değil kendilerinde olduğunu belirtmiştir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Diğer bir görüşe göre&nbsp;(Ebu Müslim)&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">&#8220;asr&#8221;, ikindi vakti&nbsp;</em>demektir. Allah (c.c.) kuşluk vaktine (duha) yemin ettiği gibi, günün diğer ucu olan ikindi vaktine de yemin etmiştir. Ayrıca ikindi vaktinin önemini anlatan bir çok hadisi şerif vardır.&nbsp;İkindi,&nbsp;artık günün sonunun yaklaştığı, insanların işlerini bitirmek için uğraştığı, kazanç veya kayıp hesaplarının yapıldığı bir vakittir. Ve bu özelliği ile kıyametten önceki, veya ölümden önceki son vakitlere benzemektedir. Artık hüsranda olan veya saadet içerisinde olan insan, hesap vermeye hazırlanmaktadır.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Ayrıca cahiliye Araplarının bu vakitte işlerini bitirerek, Kâbe etrafına toplandığı, burada işsiz güçsüz insanların dedikodu ve diğer çeşitli kötü işlere daldığı, bunun neticesinde çeşitli kavga, dövüş ve çirkin neticelerin hasıl olduğu rivayet edilmiştir. Bunun sonucunda Araplar, ikindi vaktinin uğursuzluğuna hükmetmişler ve aslında kendilerinde olan kötülüğü, ikindi vaktine yüklemişlerdi. İşte Allah (c.c.) bu vakte yemin ederek, insanlara onun, Allah&#8217;ın (c.c.) yarattığı şerefli bir varlık olduğunu belirtmiştir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Üçüncü görüşe göre, &#8220;asr&#8221;&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">ikindi namazı</em>&nbsp;demektir. Buna delil olarak Bakara sûresinin 238. ayetinde geçen&nbsp;&#8220;ve, &#8230;orta namaza(ikindi namazına) da devam edin.&#8221;&nbsp;emri gösterilmektedir. Hz. Hafsa&#8217;nın (r.a.) Mushaf&#8217;ında bu âyetin açıklaması&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">&#8220;ikindi namazına (salat il-Asri)&#8221;&nbsp;</em>şeklinde geçmektedir. Peygamber Efendimiz (asm) bir hadisinde,</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
&#8220;İkindi namazını kılmayan kimse, sanki çoluk-çocuğunu ve malını-mülkünü kaybetmiştir.&#8221;<em style="box-sizing: inherit;">(Buhârî, Mevakit, 14; Müslim, Mesacid, 200, 201)&nbsp;</em></div>
</blockquote>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
&nbsp;buyurmuştur.İkindi namazı, gündüz vakti kılınan en son namaz olması itibari ile de çok kıymetli bir namazdır. İşte bundan dolayı Allah (c.c.) ona yemin etmiştir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Dördüncü ve son görüşe göre&nbsp;&#8220;asr&#8221;,&nbsp;Peygamber Efendimiz (asm)&#8217;in yaşadığı zaman dilimidir. Zaman, Hz. Âdem (as)&#8217;den Hz. Musa (as)&#8217;ya kadar ilk asırlar, Hz. Musa&#8217;dan Hz. Peygambere (asm) kadar orta asırlar, Hz. Peygamber&#8217;den sonra ise son asırlar (ahir zaman) olarak üçe ayrılmıştır. Hz. Peygamber (asm)&#8217;le birlikte İslam tüm insanlara ve cinlere, onları karanlıklardan aydınlıklara çıkarmak için gönderilmiş, vahiy son defa inmiştir. Ve Allah (c.c.),</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
&#8220;Siz insanlar için çıkarılmış en hayırlı bir ümmet oldunuz.&#8221; (Âl-i İmran, 3/110)</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
buyurarak, Peygamberimizin ümmetini övmüştür. İşte bu yüzden, Allah (c.c.) Peygamber Efendimiz (asm)&#8217;in yaşadığı zamana yemin etmiştir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Sonuç olarak &#8220;asr&#8221;&nbsp;kelimesi, çeşitli manalara gelen müşterek bir lafızdır. Ve bunlardan birine yönelik kesin bir ipucu bulunmamaktadır. O halde&nbsp;&#8220;asr&#8221;a bu manaların hepsi verilebilir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
<em style="box-sizing: inherit;">Kaynaklar:</em></div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
<em style="box-sizing: inherit;">&#8211;&nbsp;Ve&#8217;l-Asr Tefsiri &#8211; Ahmet Hamdi Akseki.<br style="box-sizing: inherit;" />&#8211; Tefsir-i Kebir &#8211; Fahruddin Er-Razi.<br style="box-sizing: inherit;" />&#8211; Hak Dini Kur&#8217;an Dili &#8211; Elmalılı Hamdi Yazır.<br style="box-sizing: inherit;" />&#8211; Safvetüt tefasir &#8211; Muhammed Ali Essabuni.</em></div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
<em style="box-sizing: inherit;"><b>Kaynak: sorularlaislamiyet.com</b></em></div>
<div class="separator" style="clear: both; text-align: center;">
<iframe loading="lazy" allowfullscreen="" class="YOUTUBE-iframe-video" data-thumbnail-src="https://i.ytimg.com/vi/mFpYQOAfLZ8/0.jpg" frameborder="0" height="366" src="https://www.youtube.com/embed/mFpYQOAfLZ8?feature=player_embedded" width="520"></iframe></div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
<em style="box-sizing: inherit;"><br /></em></div>The post <a href="https://ateistlerecevap.org/allah-neden-yemin-eder-2/" data-wpel-link="internal">Allah neden Yemin eder?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ateistlerecevap.org/allah-neden-yemin-eder-2/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Hidayet Allah&#039;tan mı? Allah&#039;tansa iman etmek benim elimde değil mi?</title>
		<link>https://ateistlerecevap.org/hidayet-allahtan-m-allahtansa-iman/</link>
					<comments>https://ateistlerecevap.org/hidayet-allahtan-m-allahtansa-iman/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ateistlere Cevaplar]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 09 Aug 2017 19:54:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sorular]]></category>
		<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.ateistlerecevap.org/?p=33</guid>

					<description><![CDATA[<p>Hayır ve şerrin Allah’tan olması cihetiyle, insanları hidayete erdiren ve dalalete düşüren ancak Odur. İnsanlar birbirinin hidayet ve dalaletine sadece sebep olurlar. Hidayet ve dalaleti Cenab-ı Hakk&#8217;ın yaratmasını yanlış anlayan bazı kimseler, “Hidayet Allah’tandır, o nasip etmedikten sonra insan doğru yola giremez.” diyerek, hem başkalarını ikaz ve irşat etme yolunu kapatmakta hem de kendilerini kusurlarında [&#8230;]</p>
The post <a href="https://ateistlerecevap.org/hidayet-allahtan-m-allahtansa-iman/" data-wpel-link="internal">Hidayet Allah'tan mı? Allah'tansa iman etmek benim elimde değil mi?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div style="text-align: center;">
<div class="separator" style="clear: both; text-align: center;">
<a href="https://2.bp.blogspot.com/-cJNgxY_AWRg/WYtpjd59TqI/AAAAAAAAITc/YHpnLdEFk7QdJCOwjyOhZBbj7idAnqNvgCLcBGAs/s1600/Kuran%25C4%25B1Keriminde%25C4%259Fi%25C5%259Fimeu%25C4%259Framad%25C4%25B1%25C4%259F%25C4%25B1n%25C4%25B1nkan%25C4%25B1tlar%25C4%25B1.%252817%2529.png" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;" data-wpel-link="external" rel="nofollow external noopener noreferrer"><img loading="lazy" decoding="async" alt="Hidayet Allah'tan mı? Allah'tansa iman etmek benim elimde değil mi?" border="0" data-original-height="720" data-original-width="1280" height="360" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2017/08/KuranC4B1KerimindeC49FiC59FimeuC49FramadC4B1C49FC4B1nC4B1nkanC4B1tlarC4B1.281729.png" title="Hidayet Allah'tan mı? Allah'tansa iman etmek benim elimde değil mi?" width="640" /></a></div>
<p></div>
<div class="transition visible" style="animation-duration: 300ms; animation-fill-mode: both; animation-iteration-count: 1; animation-timing-function: ease; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em; visibility: visible !important;">
Hayır ve şerrin Allah’tan olması cihetiyle, insanları hidayete erdiren ve dalalete düşüren ancak Odur. İnsanlar birbirinin hidayet ve dalaletine sadece sebep olurlar. Hidayet ve dalaleti Cenab-ı Hakk&#8217;ın yaratmasını yanlış anlayan bazı kimseler,</div>
<blockquote class="transition visible" style="animation-duration: 300ms; animation-fill-mode: both; animation-iteration-count: 1; animation-timing-function: ease; background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px; visibility: visible !important;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
“Hidayet Allah’tandır, o nasip etmedikten sonra insan doğru yola giremez.”</div>
</blockquote>
<div class="transition visible" style="animation-duration: 300ms; animation-fill-mode: both; animation-iteration-count: 1; animation-timing-function: ease; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em; visibility: visible !important;">
diyerek, hem başkalarını ikaz ve irşat etme yolunu kapatmakta hem de kendilerini kusurlarında mazur göstermek istemektedirler.</div>
<div class="transition visible" style="animation-duration: 300ms; animation-fill-mode: both; animation-iteration-count: 1; animation-timing-function: ease; box-sizing: inherit; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em; visibility: visible !important;">
Önce şunu belirtelim:&nbsp;<em style="box-sizing: inherit; color: #666666;">Cenab-ı Hakk&#8217;ın dilediğine hidayet buyurması caizdir.</em>&nbsp;İnsanları saadete erdiren ve şekavete düşüren ancak o dur. Lakin yüce Rabbimizin bir kulunda dalalet yaratması, o kulun kendi cüzi iradesini kötüye kullanması sebebiyledir. Yoksa, <b>kul kendi kabiliyetini dalalet yoluna yöneltmedikçe, Cenab-ı Hak onu o yola sevk etmez</b>. Aynı durum hidayet için de söz konusudur. Nasıl ki insan rızık için gerekli bütün teşebbüsleri yaptıktan ve sebeplere başvurduktan sonra neticeyi Allah’tan bekler. Zira&nbsp;Rezzak&nbsp;<em style="box-sizing: inherit; color: #666666;">(rızık verici)</em>&nbsp;ancak Odur.</div>
<div class="transition visible" style="animation-duration: 300ms; animation-fill-mode: both; animation-iteration-count: 1; animation-timing-function: ease; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em; visibility: visible !important;">
<em style="box-sizing: inherit;">İnsan,&nbsp;sebepleri mükemmel bir şekilde yerine getirmekle, rızkı elde etmeğe muhakkak gözüyle bakamaz.&nbsp;</em>Aynen öyle de bir kimseye Allah’ın emir ve yasaklarını en güzel bir şekilde tebliğ eden insan, neticeye kesin gözüyle bakamaz. Zira,&nbsp;Hadi (hidayete erdirici)&nbsp;ancak Odur.</div>
<div class="transition visible" style="animation-duration: 300ms; animation-fill-mode: both; animation-iteration-count: 1; animation-timing-function: ease; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em; visibility: visible !important;">
Allah’ın dilediğine hidayet vermesi ise, hidayet şartlarına riayet eden kimseye, dilerse hidayet vermesi demektir. Yoksa,&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">“hidayet için gerekli hiçbir sebebe riayetin gerekmediği”&nbsp;</em>manasına gelmez. Bu düşünce tarzı rızık misalinde, tarlaya tohum ekmeden mahsul beklemeğe benzer.&nbsp;</div>The post <a href="https://ateistlerecevap.org/hidayet-allahtan-m-allahtansa-iman/" data-wpel-link="internal">Hidayet Allah'tan mı? Allah'tansa iman etmek benim elimde değil mi?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ateistlerecevap.org/hidayet-allahtan-m-allahtansa-iman/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Allah, savaş gibi daha önemli olaylar varken benim içkimle, domuz etimle neden uğraşır?</title>
		<link>https://ateistlerecevap.org/allah-savas-gibi-daha-onemli-olaylar/</link>
					<comments>https://ateistlerecevap.org/allah-savas-gibi-daha-onemli-olaylar/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ateistlere Cevaplar]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 04 Aug 2017 14:12:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sorular]]></category>
		<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.ateistlerecevap.org/?p=34</guid>

					<description><![CDATA[<p>Değerli kardeşimiz, İtiraz şeklinde soru soranlara olmasa da, bu soruları bize ulaştıran kardeşlerimize şunu söyleyebiliriz ki: Allah’ın koyduğu hükümler, onun sonsuz ilim ve hikmetinin birer yansımasıdır. Prensip olarak her hükmün kendi çapında bir katma değeri vardır. Zaruret olmadan hiç bir ilahî hüküm başka bir hükme feda edilmez. Örneğin, savaşın varlığı, içkiyi ve domuz etini helal [&#8230;]</p>
The post <a href="https://ateistlerecevap.org/allah-savas-gibi-daha-onemli-olaylar/" data-wpel-link="internal">Allah, savaş gibi daha önemli olaylar varken benim içkimle, domuz etimle neden uğraşır?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://3.bp.blogspot.com/-94ESqU2vjWY/WYR_0QevIGI/AAAAAAAAIM8/8ZJPy2iJT5sYEAfQuVfu1Qm0YYY2uFufQCK4BGAYYCw/s1600/Kur%2527an%2527%25C4%25B1%2BKerim%2527in%2Bde%25C4%259Fi%25C5%259Fime%2Bu%25C4%259Framad%25C4%25B1%25C4%259F%25C4%25B1n%25C4%25B1n%2Bkan%25C4%25B1tlar%25C4%25B1.%2B%252816%2529.png" imageanchor="1" data-wpel-link="external" rel="nofollow external noopener noreferrer"><img loading="lazy" decoding="async" border="0" height="360" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2017/08/Kur27an27C4B1Kerim27indeC49FiC59FimeuC49FramadC4B1C49FC4B1nC4B1nkanC4B1tlarC4B1.281629.png" width="640" /></a></p>
<p></p>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Değerli kardeşimiz,</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
İtiraz şeklinde soru soranlara olmasa da, bu soruları bize ulaştıran kardeşlerimize şunu söyleyebiliriz ki: Allah’ın koyduğu hükümler, onun sonsuz ilim ve hikmetinin birer yansımasıdır. Prensip olarak her hükmün kendi çapında bir katma değeri vardır. Zaruret olmadan hiç bir ilahî hüküm başka bir hükme feda edilmez.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Örneğin, savaşın varlığı, içkiyi ve domuz etini helal kılmaz. Çünkü bu itirazı yapan kişi şunu bilmelidir ki, onun evinde içki içmesi savaşın bitmesine yardımcı olmaz, barışı getirmez. Eğer çok insancıl düşünüyorsa, başkaları bu savaşlarda ölürken kendisinin içki sofralarında keyfine bakması insanlık dışıdır, hiçbir akla ve vicdana sığmaz.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Keza insanlar savaşta kırılırken birilerinin domuz eti yemesi barışa bir katkı sunuyor mu?</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Kaldı ki Allah savaşlarla da ilgilenmiştir ve ilgileniyor. Evet, Allah Kur’an-ı kerim ve elçisi Hz. Muhammed vasıtasıyla bize savaşmamayı ve barışa girmemizi emrediyor:</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
İşte ilgili ayetlerden bir kaçı:</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343; margin-bottom: 1em;">
“Ey iman edenler!&nbsp;Hepiniz toptan barış ve selamete girin de şeytanın adımlarını izlemeyin. Çünkü o, sizin aranızı açan belli bir düşmandır.”&nbsp;(Bakara, 2/208)</div>
<div style="box-sizing: inherit; margin-bottom: 1em;">
“.Şayet onlar (düşmanlarınız olan kâfirler) sizden uzak durur, sizinle savaşmazlar ve&nbsp;size barış teklif ederlerse, o takdirde Allah onlara saldırmak için size yol vermez/izin vermez.”&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">(Nisa, 4/90)</em></div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
“İşte bundan dolayı İsrailoğullarına kitapta şunu bildirdik:Kim katil olmayan ve yeryüzünde fesat çıkarmayan bir kişiyi öldürürse sanki bütün insanları öldürmüş gibi olur. Kim de bir adamın hayatını kurtarırsa sanki bütün insanların hayatını kurtarmış olur. Resullerimiz onlara açık ayetler ve deliller getirmişlerdi. Ne var ki onların çoğu bütün bunlardan sonra, hâla yeryüzünde fesat ve cinayette aşırı gitmektedirler.”&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">(Maide, 5/32)</em></div>
</blockquote>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Kur’an’da, ilk vahyin gelişinden yaklaşık 15 yıl sonra ilk defa Müslümanlara savaş izni veren şu ayettir: “Kendilerine savaş açılan&nbsp;müminlere, savaşmaları için&nbsp;izin verildi. Çünkü onlar&nbsp;zulme mâruz kaldılar. Allah onlara zafer vermeye elbette kadirdir” (Hac, 22/39)</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Müminler, on üç&nbsp;yıllık Mekke ve iki&nbsp;yıllık Medine dönemi olmak üzere, toplam on beş&nbsp;yıl boyunca kâfirlerden çekmedikleri cefa, görmedikleri eza kalmamıştı. Ama yine de onlara savaş izni verilmemişti. Çünkü İslam dini, barış dini idi. İslam bizzat&nbsp;&#8220;silm&#8221;&nbsp;kökünden geldiği için barış anlamındadır. Onun için ilk defa savaşa izin verirken de Allah, şiddetli değil, çok hafif sözcükler kullanmıştır. Örneğin: &nbsp;</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
a.&nbsp;Ayetin başında&nbsp;“Derhal savaşın!”&nbsp;gibi şiddetli bir ifade yerine&nbsp;“İzin verildi”&nbsp;sözcüğü kullanılmıştır. Burada&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">“savaşa emir verildi”&nbsp;</em>yerine&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">“savaşa izin verildi”&nbsp;</em>ifadesi gerçekten şefkat dolu, çok hafif bir ifadedir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
b.&nbsp;Keza,&nbsp;“Savaşa izin verdim.”&nbsp;şeklindeki etkin bir ifade yerine&nbsp;“Savaşa izin verildi.”&nbsp;şeklindeki edilgen ve meçhul bir fiil kipinin kullanılması, -mecbur kalınmadığı sürece- savaşın İslam’da ne kadar arzu edilmeyen bir şey olduğuna işaret etmeye yöneliktir. &nbsp;</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
c.&nbsp;Müslümanların savaşmalarına verilen iznin istedikleri zaman değil, karşı tarafın kendilerine savaş açtıktan sonrası ile kayıtlanması, İslamda&nbsp; savaşın gerçekten asıl maksat olmadığının açık delilidir. İlgili ayetin “Kendilerine savaş açılan müminlere, savaşmaları için izin verildi.” mealindeki ifadesi&nbsp; bunun göstergesidir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
d.&nbsp;Ayette ayrıca, savaşa verilen iznin gerekçesi olarak “Çünkü onlar zulme mâruz kaldılar” şeklinde ifade edilmiş olması, durup dururken -emperyalist düşüncelerle- müslümanların düşmanlarına savaşı başlatmalarının söz konusu olmadığına, olmaması gerektiğine işarettir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Bu izinden sonra ilk yapılan savaş Bedir savaşıdır. Müşrikler ta Mekke’den kalkıp Medine yakınlarındaki Bedir mevkisine kadar gelmişler ve yukarıdaki ayetin son cümlesinde açıkça ifade edilen ve bu açıdan gaybi bir haber olarak bir mucize parıltısı olan “Allah onlara zafer vermeye elbette kadirdir” mealindeki ifadesi tahakkuk etmiş ve kâfirler de bozguna uğramışlardır.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Eğer soruda yer alan&nbsp;&nbsp;“Allah niye savaşla ilgilenmiyor”&nbsp;sorusundan maksat,“Allah neden savaşları durdurmuyor?”&nbsp;ise, bunun cevabı çok açıktır:</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Allah bu dünyayı bir imtihan meydanı olarak yaratmış, insanları da bu salonda imtihan ediyor. Âdil bir imtihanın gerçekleşmesi için de insanlara -istedikleri şekilde kullanabilecekleri- özgür bir irade ve serbestçe kullanacakları bir güç-kuvvet vermiştir. Bu imtihanı kaybedenlerle kazananların olması için her iki taraf da eşit bir şekilde imtihana tabi tutulmuşlardır.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Bu sebeple, Allah iyilik yapanların elini bağlamadığı gibi, kötülük yapanların da elini-kolunu bağlamıyor. Aksi takdirde Allah içki içenlerin akıllarını başlarından alıp bir daha geri vermemek suretiyle onları hayvan derekesine düşürebildiği gibi, domuz etini yiyenleri de domuza çevirebilirdi. Allah’a karşı isyan bayrağını açan zalim katillerin belini kırardı, o hezeyancı dillerini koparırdı.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Demek ki, zalimlere karışmaması imtihanın sağlığı açısından zorunlu olduğu içindir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Evet;</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Cennet adam istediği gibi cehennem de adam ister.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Cennet ucuz olmadığı gibi, cehennem de lüzumsuz değildir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Gerçek insanlık vicdanı:&nbsp;Mazlumlar için&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">“Yaşasın cennet!”</em>&nbsp;dediği gibi, zalimler için de&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">“Yaşasın cehennem.”</em>&nbsp;demektedir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Zaten bu dünya imtihan meydanında zalimler ile mazlumların bulunması, zalimlerin izzet içinde, mazlumların ise zillet içinde ölüp gitmesi, mahşerde Allah’ın sonsuz adaletini gösterecek bir mahkeme-i kübranın varlığının açık bir delilidir.</div>The post <a href="https://ateistlerecevap.org/allah-savas-gibi-daha-onemli-olaylar/" data-wpel-link="internal">Allah, savaş gibi daha önemli olaylar varken benim içkimle, domuz etimle neden uğraşır?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ateistlerecevap.org/allah-savas-gibi-daha-onemli-olaylar/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kur&#039;an&#039;daki cehennem tehditleri, insanların hürriyetlerini yok etmez mi?</title>
		<link>https://ateistlerecevap.org/kurandaki-cehennem-tehditleri-insanlarn/</link>
					<comments>https://ateistlerecevap.org/kurandaki-cehennem-tehditleri-insanlarn/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ateistlere Cevaplar]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 04 Aug 2017 13:42:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sorular]]></category>
		<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.ateistlerecevap.org/?p=35</guid>

					<description><![CDATA[<p>Değerli kardeşimiz, &#8211; İslam’da insanın iradesini ortadan kaldıracak hiçbir öngörü söz konusu değildir.&#160;İleriye dönük, hangi işlerin kâr; hangi işlerin zarar&#160;getireceğine dair bilgilendirme yapmak, kişiyi bağlamak değil, önünü açmaktır. &#8211;&#160;“Dinde asla zorlama yoktur.”&#160;(Bakara, 2/256)&#160;mealindeki ayetin ifadesi ortadayken, İslam’da zorlama anlamına gelen bazı şeylerin olduğunu söylemek, özgür iradesiyle cehennemin kapısını aralamak anlamına gelir. &#8211;&#160;“Şu yiyecek kanserojen maddeyi [&#8230;]</p>
The post <a href="https://ateistlerecevap.org/kurandaki-cehennem-tehditleri-insanlarn/" data-wpel-link="internal">Kur'an'daki cehennem tehditleri, insanların hürriyetlerini yok etmez mi?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://1.bp.blogspot.com/-_8H6GrJiUTk/WYR5fw9bsHI/AAAAAAAAIMw/xUeZo7nPHGUNeceouvNhZEiE_8coGSElQCK4BGAYYCw/s1600/Kur%2527an%2527%25C4%25B1%2BKerim%2527in%2Bde%25C4%259Fi%25C5%259Fime%2Bu%25C4%259Framad%25C4%25B1%25C4%259F%25C4%25B1n%25C4%25B1n%2Bkan%25C4%25B1tlar%25C4%25B1.%2B%252815%2529.png" imageanchor="1" style="clear: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;" data-wpel-link="external" rel="nofollow external noopener noreferrer"><img loading="lazy" decoding="async" alt="Değerli kardeşimiz,  - İslam’da insanın iradesini ortadan kaldıracak hiçbir öngörü söz konusu değildir. İleriye dönük, hangi işlerin kâr; hangi işlerin zarar getireceğine dair bilgilendirme yapmak, kişiyi bağlamak değil, önünü açmaktır.  - “Dinde asla zorlama yoktur.” (Bakara, 2/256) mealindeki ayetin ifadesi ortadayken, İslam’da zorlama anlamına gelen bazı şeylerin olduğunu söylemek, özgür iradesiyle cehennemin kapısını aralamak anlamına gelir.  - “Şu yiyecek kanserojen maddeyi veya öldürücü zehir içeriyor; sakın yeme, öleceksin!” diyen bir doktor için “Beni tehdit ediyor, serbestçe yemek yememe engel oluyor.” diye şikayette bulunan bir hasta olabilir mi?  - Bugün insanların pek çoğunun cehennem yolunu tercih etmeleri, Kur’an’da yer alan bu tehdidin insan iradesini ortadan kaldırmadığının tartışmasız göstergesidir.  - Bugün dünyanın bütün ülkelerinde yasaklara karşı bazı cezalar ön görülmüştür. Allah’ın hiçbir kulu, siz bu cezaları koymakla benim serbest hareket etmemi kısıtlamışsınız demiyor. Çünkü, bu yasaklar ve cezalar belli şahıslara göre değil, genel prensipler, ilkeler halinde tespit edilmiştir. Her ferdin suç işleme hürriyeti vardır. Her gün binlerce insan suç işleyerek bu hürriyetin varlığını göstermektedir.  Göz önünde bulunan bu dünyayla ilgili yasakları ve ceza tehditleri, insanların bu özgür iradelerini elinden alamadığına göre, ne zaman tahakkuk edeceği belli olmayan meçhul bir gelecekteki cehennem cezasının kendisini tehdit ettiğini söyleyen kimsenin, bu iddiasını ciddiye almak mümkün değildir.  - Bununla beraber, Kur’an’da cennetin zikredilmesi, insanları iyiliğe teşvik olduğu gibi, cehennemin zikredilmesi de onları kötülükten uzaklaştırmaya yöneliktir.  Ne cennetin ne de cehennemin Kur’an’da yer alması, insanların özgür iradesini ortadan kaldıracak bir niteliktedir. İnsanlara insanca yaşamaya karşılık cennet gibi bir mükâfatın olduğunu müjdelemek, kötülüğün karşılığında ise cehennem gibi bir cezanın olduğunu bildirip uyarmak, insanın aklına ve özgür iradesine yapılan şefkat dolu bir hatırlatmaktır. Gerisi insanın kendisine kalmıştır. Kur’an’ın ifadesiyle: “Artık dileyen iman etsin, dileyen inkâr etsin…” İşin doğrusunu bildirmek Kur’an’a aittir. Buna kulak verip vermemek ise insana aittir.    - Unutmayalım ki, bu geveze asrın hürriyet anlayışı, aklın, kalbin, vicdanın hürriyeti değil, nefsanî ve  hayvanî iç güdülerin serbest olmasını öngören bir hürriyetçiliktir.  “Adam öldürme, başkasının kızına, karısına kem gözle bakma, başkasının malını çalma!..&quot; diyen bir dinin, bu yasaklarını ve buna terettüp eden cezayı öngörmesini özgürlüğe aykırı bulan kimsenin, insanlık ailesi içerisinde yeri olabilir mi?  Evet, insan kölelikten kurtulup hür oldu, ama yine de Abdullahtır / Allah’ın kuludur; onun emir ve yasaklarının dışına çıkmamalıdır. Zira cennet ucuz olmadığı gibi, cehennem de lüzumsuz değildir." border="0" height="360" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2017/08/Kur27an27C4B1Kerim27indeC49FiC59FimeuC49FramadC4B1C49FC4B1nC4B1nkanC4B1tlarC4B1.281529.png" title="Değerli kardeşimiz,  - İslam’da insanın iradesini ortadan kaldıracak hiçbir öngörü söz konusu değildir. İleriye dönük, hangi işlerin kâr; hangi işlerin zarar getireceğine dair bilgilendirme yapmak, kişiyi bağlamak değil, önünü açmaktır.  - “Dinde asla zorlama yoktur.” (Bakara, 2/256) mealindeki ayetin ifadesi ortadayken, İslam’da zorlama anlamına gelen bazı şeylerin olduğunu söylemek, özgür iradesiyle cehennemin kapısını aralamak anlamına gelir.  - “Şu yiyecek kanserojen maddeyi veya öldürücü zehir içeriyor; sakın yeme, öleceksin!” diyen bir doktor için “Beni tehdit ediyor, serbestçe yemek yememe engel oluyor.” diye şikayette bulunan bir hasta olabilir mi?  - Bugün insanların pek çoğunun cehennem yolunu tercih etmeleri, Kur’an’da yer alan bu tehdidin insan iradesini ortadan kaldırmadığının tartışmasız göstergesidir.  - Bugün dünyanın bütün ülkelerinde yasaklara karşı bazı cezalar ön görülmüştür. Allah’ın hiçbir kulu, siz bu cezaları koymakla benim serbest hareket etmemi kısıtlamışsınız demiyor. Çünkü, bu yasaklar ve cezalar belli şahıslara göre değil, genel prensipler, ilkeler halinde tespit edilmiştir. Her ferdin suç işleme hürriyeti vardır. Her gün binlerce insan suç işleyerek bu hürriyetin varlığını göstermektedir.  Göz önünde bulunan bu dünyayla ilgili yasakları ve ceza tehditleri, insanların bu özgür iradelerini elinden alamadığına göre, ne zaman tahakkuk edeceği belli olmayan meçhul bir gelecekteki cehennem cezasının kendisini tehdit ettiğini söyleyen kimsenin, bu iddiasını ciddiye almak mümkün değildir.  - Bununla beraber, Kur’an’da cennetin zikredilmesi, insanları iyiliğe teşvik olduğu gibi, cehennemin zikredilmesi de onları kötülükten uzaklaştırmaya yöneliktir.  Ne cennetin ne de cehennemin Kur’an’da yer alması, insanların özgür iradesini ortadan kaldıracak bir niteliktedir. İnsanlara insanca yaşamaya karşılık cennet gibi bir mükâfatın olduğunu müjdelemek, kötülüğün karşılığında ise cehennem gibi bir cezanın olduğunu bildirip uyarmak, insanın aklına ve özgür iradesine yapılan şefkat dolu bir hatırlatmaktır. Gerisi insanın kendisine kalmıştır. Kur’an’ın ifadesiyle: “Artık dileyen iman etsin, dileyen inkâr etsin…” İşin doğrusunu bildirmek Kur’an’a aittir. Buna kulak verip vermemek ise insana aittir.    - Unutmayalım ki, bu geveze asrın hürriyet anlayışı, aklın, kalbin, vicdanın hürriyeti değil, nefsanî ve  hayvanî iç güdülerin serbest olmasını öngören bir hürriyetçiliktir.  “Adam öldürme, başkasının kızına, karısına kem gözle bakma, başkasının malını çalma!..&quot; diyen bir dinin, bu yasaklarını ve buna terettüp eden cezayı öngörmesini özgürlüğe aykırı bulan kimsenin, insanlık ailesi içerisinde yeri olabilir mi?  Evet, insan kölelikten kurtulup hür oldu, ama yine de Abdullahtır / Allah’ın kuludur; onun emir ve yasaklarının dışına çıkmamalıdır. Zira cennet ucuz olmadığı gibi, cehennem de lüzumsuz değildir." width="640" /></a></p>
<p></p>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Değerli kardeşimiz,</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
&#8211; İslam’da insanın iradesini ortadan kaldıracak hiçbir öngörü söz konusu değildir.&nbsp;İleriye dönük, hangi işlerin kâr; hangi işlerin zarar&nbsp;getireceğine dair bilgilendirme yapmak, kişiyi bağlamak değil, önünü açmaktır.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
&#8211;&nbsp;“Dinde asla zorlama yoktur.”<em style="box-sizing: inherit;">&nbsp;(Bakara, 2/256)</em>&nbsp;mealindeki ayetin ifadesi ortadayken, İslam’da zorlama anlamına gelen bazı şeylerin olduğunu söylemek, özgür iradesiyle cehennemin kapısını aralamak anlamına gelir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
&#8211;&nbsp;“Şu yiyecek kanserojen maddeyi veya öldürücü zehir içeriyor; sakın yeme, öleceksin!”&nbsp;diyen bir doktor için&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">“Beni tehdit ediyor, serbestçe yemek yememe engel oluyor.”</em>&nbsp;diye şikayette bulunan bir hasta olabilir mi?</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
&#8211; Bugün insanların pek çoğunun cehennem yolunu tercih etmeleri, Kur’an’da yer alan bu tehdidin insan iradesini ortadan kaldırmadığının tartışmasız göstergesidir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
&#8211; Bugün dünyanın bütün ülkelerinde yasaklara karşı bazı cezalar ön görülmüştür. Allah’ın hiçbir kulu, siz bu cezaları koymakla benim serbest hareket etmemi kısıtlamışsınız demiyor. Çünkü, bu yasaklar ve cezalar belli şahıslara göre değil, genel prensipler, ilkeler halinde tespit edilmiştir. Her ferdin suç işleme hürriyeti vardır. Her gün binlerce insan suç işleyerek bu hürriyetin varlığını göstermektedir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Göz önünde bulunan bu dünyayla ilgili yasakları ve ceza tehditleri, insanların bu özgür iradelerini elinden alamadığına göre, ne zaman tahakkuk edeceği belli olmayan meçhul bir gelecekteki cehennem cezasının kendisini tehdit ettiğini söyleyen kimsenin, bu iddiasını ciddiye almak mümkün değildir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
&#8211; Bununla beraber, Kur’an’da cennetin zikredilmesi, insanları iyiliğe teşvik olduğu gibi, cehennemin zikredilmesi de onları kötülükten uzaklaştırmaya yöneliktir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Ne cennetin ne de cehennemin Kur’an’da yer alması, insanların özgür iradesini ortadan kaldıracak bir niteliktedir. İnsanlara insanca yaşamaya karşılık cennet gibi bir mükâfatın olduğunu müjdelemek, kötülüğün karşılığında ise cehennem gibi bir cezanın olduğunu bildirip uyarmak, insanın aklına ve özgür iradesine yapılan şefkat dolu bir hatırlatmaktır. Gerisi insanın kendisine kalmıştır. Kur’an’ın ifadesiyle:&nbsp;“Artık dileyen iman etsin, dileyen inkâr etsin…”&nbsp;İşin doğrusunu bildirmek Kur’an’a aittir. Buna kulak verip vermemek ise insana aittir. &nbsp;</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
&#8211; Unutmayalım ki, bu geveze asrın hürriyet anlayışı, aklın, kalbin, vicdanın hürriyeti değil, nefsanî ve&nbsp; hayvanî iç güdülerin serbest olmasını öngören bir hürriyetçiliktir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
“Adam öldürme, başkasının kızına, karısına kem gözle bakma, başkasının malını çalma!..&#8221;&nbsp;diyen bir dinin, bu yasaklarını ve buna terettüp eden cezayı öngörmesini özgürlüğe aykırı bulan kimsenin, insanlık ailesi içerisinde yeri olabilir mi?</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Evet, insan kölelikten kurtulup hür oldu, ama yine de Abdullahtır / Allah’ın kuludur; onun emir ve yasaklarının dışına çıkmamalıdır. Zira&nbsp;cennet ucuz olmadığı gibi, cehennem de lüzumsuz değildir.</div>The post <a href="https://ateistlerecevap.org/kurandaki-cehennem-tehditleri-insanlarn/" data-wpel-link="internal">Kur'an'daki cehennem tehditleri, insanların hürriyetlerini yok etmez mi?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ateistlerecevap.org/kurandaki-cehennem-tehditleri-insanlarn/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İnanma ihtiyacı doğuştan mı gelir?</title>
		<link>https://ateistlerecevap.org/inanma-ihtiyac-dogustan-m-gelir/</link>
					<comments>https://ateistlerecevap.org/inanma-ihtiyac-dogustan-m-gelir/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ateistlere Cevaplar]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 04 Aug 2017 11:17:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sorular]]></category>
		<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.ateistlerecevap.org/?p=36</guid>

					<description><![CDATA[<p>Değerli kardeşimiz, İsviçreli psikolog&#160;Pierre Bovet,&#160;&#8220;Din Duygusu ve Çocuk Psikolojisi&#8221;&#160;adlı eserinde, belli bir yaşa gelen bütün normal çocukların, sırf kendilerine mahsus tamamen&#160;&#8220;kendi malları&#8221;&#160;olan (yani fıtratlarında bulunan) sanki&#160;&#8220;tabii bir dinleri&#8221;&#160;vardır. Bu iptidai inançların teşekkülünde, cemiyet kadar, ferdin şuur, idrak ve muhayyilesi de önemli rol oynar. Belki çocuk, cemiyetten edindiği dini kavramların muhtevasını, bizzat kendisi tayin eder. Ancak, [&#8230;]</p>
The post <a href="https://ateistlerecevap.org/inanma-ihtiyac-dogustan-m-gelir/" data-wpel-link="internal">İnanma ihtiyacı doğuştan mı gelir?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div class="separator" style="clear: both; text-align: center;">
<a href="https://2.bp.blogspot.com/-rJoPMh4Q1FI/WYRWRSTvb9I/AAAAAAAAIMc/J9uJ7qhV02EnWjPSxjJgAwB9bJMtSyvPQCLcBGAs/s1600/Kur%2527an%2527%25C4%25B1%2BKerim%2527in%2Bde%25C4%259Fi%25C5%259Fime%2Bu%25C4%259Framad%25C4%25B1%25C4%259F%25C4%25B1n%25C4%25B1n%2Bkan%25C4%25B1tlar%25C4%25B1.%2B%252814%2529.png" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;" data-wpel-link="external" rel="nofollow external noopener noreferrer"><img loading="lazy" decoding="async" alt="İnanma ihtiyacı doğuştan mı gelir?" border="0" data-original-height="720" data-original-width="1280" height="360" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2017/08/Kur27an27C4B1Kerim27indeC49FiC59FimeuC49FramadC4B1C49FC4B1nC4B1nkanC4B1tlarC4B1.281429.png" title="İnanma ihtiyacı doğuştan mı gelir?" width="640" /></a></div>
<p></p>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Değerli kardeşimiz,</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
İsviçreli psikolog&nbsp;Pierre Bovet,<em style="box-sizing: inherit;">&nbsp;</em><em style="box-sizing: inherit;">&#8220;Din Duygusu ve Çocuk Psikolojisi&#8221;</em>&nbsp;adlı eserinde, belli bir yaşa gelen bütün normal çocukların, sırf kendilerine mahsus tamamen<em style="box-sizing: inherit;">&nbsp;&#8220;kendi malları&#8221;&nbsp;</em>olan (yani fıtratlarında bulunan) sanki&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">&#8220;tabii bir dinleri&#8221;&nbsp;</em>vardır. Bu iptidai inançların teşekkülünde, cemiyet kadar, ferdin şuur, idrak ve muhayyilesi de önemli rol oynar. Belki çocuk, cemiyetten edindiği dini kavramların muhtevasını, bizzat kendisi tayin eder. Ancak, zamanla cemiyet ile kendi arasındaki tezatları görür, yeni intibaklara gider. Şanlı Peygamberimiz (asm)&#8217;den öğrendiğimize göre:</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
&#8220;Bütün çocuklar İslam fıtratı üzere doğarlar, daha sonra, onları, anaları, babaları (ve cemiyet) şu veya bu dine sokar.&#8221;</div>
</blockquote>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Çocukların&nbsp;&#8220;fıtri dini&#8221;&nbsp;konusunda pek çok ilim ve fikir adamı araştırma yapmıştır. Bunlardan biri de Amerikalı filozof&nbsp;William James&#8217;tir. O, çocukta, cemiyetin müdahalesi olmaksızın meydana gelen&nbsp;&#8220;tabii din duygularını&#8221;yakalamak için, Ballard adında, on bir yaşına kadar, hiçbir ders almamış olan sağır ve dilsiz bir çocuğun hatıralarını ve davranışlarını incelemiştir. Sonradan iyi bir eğitimden geçirilen bu çocuk, eğitim öncesi&nbsp;&#8220;fizik ötesi&#8221;&nbsp;düşünce ve duygularını şöylece özetlemiştir:</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343; margin-bottom: 1em;">
<em style="box-sizing: inherit;">&#8220;Babamla gezintiye çıktığımız oluyordu. Tabiat ve manzaralar bana çok tesir ediyordu. Konuşmayı ve yazmayı bilmiyor, fakat düşünüyordum. Kendi kendime soruyordum:</em></div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
<em style="box-sizing: inherit;">&#8216;Acaba dünya nasıl var oldu?&#8217;, &#8216;İnsan, hayata nasıl başladı?&#8217;, &#8216;Bitkiler ve diğer canlılar nasıl meydana geldi?&#8217;, &#8216;Dünya&#8217;yı, Ay&#8217;ı, Güneş&#8217;i var eden sebep ne?&#8217;, &#8216;Bu eşya alemi nasıl doğdu?&#8217;, &#8216;Bütün bu soruları kim aklıma getiriyor?&#8217;, &#8216;İlk insan, ilk hayvan, ilk bitki, tohumsuz nasıl meydana geldiler?&#8217;, &#8216;Nereden gelip nereye gidiyoruz?&#8217;, &#8216;Kâinatın başlangıcı nasıl olabilirdi?&#8217;&nbsp;Bilhassa, bu soruya cevap bulamazdım. Düşünür, düşünür vazgeçer, bir müddet sonra, yine aynı meseleye dönerdim.&#8221; (bk. Pierre Bovet, Din Duygusu ve Çocuk Psikolojisi, s.71-72).</em></div>
</blockquote>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Daha birçok psikolog bu konuyu araştırmış, aşağı yukarı aynı sonuçlara ulaşmışlardır. Böylece anlaşılmıştır ki, çocuklar da en küçük yaştan itibaren, kâinata ve tabiata merakla yönelir ve yukarıda örneğini verdiğimiz soruları sorarlar. Bu, insanın&nbsp;&#8220;tabiatı&#8221;dır,&nbsp;&#8220;fıtratı&#8221;dır. Görüldüğü gibi, bu sorular, yalnız mütefekkirlerin ve filozofların değil, çocuk, genç ve yetişkin herkesin zihnini işgal etmektedir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Yüce ve mukaddes kitabımız Kur&#8217;an-ı Kerim, Büyük Peygamber Hz. İbrahim (as)&#8217;ın çocuk yaşta iken, tabiata ve kâinata yönelerek yıldızlarda, Ay&#8217;da ve Güneş&#8217;te Yüce Yaradan&#8217;ı arayışını, daha sonra bunları aşıp&nbsp;&#8220;ötelerin ötesine&#8221;doğru kanatlanışını ne güzel anlatır.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
<em style="box-sizing: inherit;">(bk. Gerçeğe Doğru, c.III, Zafer Yayınları)</em></div>The post <a href="https://ateistlerecevap.org/inanma-ihtiyac-dogustan-m-gelir/" data-wpel-link="internal">İnanma ihtiyacı doğuştan mı gelir?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ateistlerecevap.org/inanma-ihtiyac-dogustan-m-gelir/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Allah neden diğer kutsal kitapları korumadı da sadece Kuran’ı korudu?</title>
		<link>https://ateistlerecevap.org/allah-neden-diger-kutsal-kitaplar/</link>
					<comments>https://ateistlerecevap.org/allah-neden-diger-kutsal-kitaplar/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ateistlere Cevaplar]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 29 Jul 2017 14:19:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sorular]]></category>
		<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.ateistlerecevap.org/?p=37</guid>

					<description><![CDATA[<p>Değerli kardeşimiz, 1.&#160;İnsanoğlunun yaratılması, Allah’a kulluk etmeleri içindir. Bu kulluğun nasıl yapılacağını göstermek için de birer rehber olarak elçiler ve kitaplar gönderilmiştir. &#160;Kitapların, peygamberlerin gönderilmesi, insanların âdil bir imtihan geçirmelerinin olmazsa olmaz şartıdır. Gerçeği anlamak için insanlara akıl, şuur verildiği gibi, imtihanın âdil ve eşit şartlarda geçmesi için de onların her birisine özgür irade verilmiştir. [&#8230;]</p>
The post <a href="https://ateistlerecevap.org/allah-neden-diger-kutsal-kitaplar/" data-wpel-link="internal">Allah neden diğer kutsal kitapları korumadı da sadece Kuran’ı korudu?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div class="separator" style="clear: both; text-align: center;">
<a href="https://1.bp.blogspot.com/-b_1BXjb9xE8/WXyZDF4g4nI/AAAAAAAAIFw/cRFsDyX7EFo9aQt-OzQ0pG_JGq6wqfIiwCLcBGAs/s1600/Kur%2527an%2527%25C4%25B1%2BKerim%2527in%2Bde%25C4%259Fi%25C5%259Fime%2Bu%25C4%259Framad%25C4%25B1%25C4%259F%25C4%25B1n%25C4%25B1n%2Bkan%25C4%25B1tlar%25C4%25B1.%2B%252813%2529.png" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;" data-wpel-link="external" rel="nofollow external noopener noreferrer"><img loading="lazy" decoding="async" alt="Allah neden diğer kutsal kitapları korumadı da sadece Kuran’ı korudu?" border="0" data-original-height="720" data-original-width="1280" height="360" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2017/07/Kur27an27C4B1Kerim27indeC49FiC59FimeuC49FramadC4B1C49FC4B1nC4B1nkanC4B1tlarC4B1.281329.png" title="Allah neden diğer kutsal kitapları korumadı da sadece Kuran’ı korudu?" width="640" /></a></div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Değerli kardeşimiz,</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
1.&nbsp;İnsanoğlunun yaratılması, Allah’a kulluk etmeleri içindir. Bu kulluğun nasıl yapılacağını göstermek için de birer rehber olarak elçiler ve kitaplar gönderilmiştir.<br />
<br style="box-sizing: inherit;" /><br />
<em style="box-sizing: inherit;">&nbsp;Kitapların, peygamberlerin gönderilmesi, insanların âdil bir imtihan geçirmelerinin olmazsa olmaz şartıdır.</em><br />
<br style="box-sizing: inherit;" /><br />
Gerçeği anlamak için insanlara akıl, şuur verildiği gibi, imtihanın âdil ve eşit şartlarda geçmesi için de onların her birisine özgür irade verilmiştir. Özgür iradesini kullanamayan, aklı olmayan çocuk, deli ve icbar altında olanlar bu imtihandan muaftır.<br />
<br style="box-sizing: inherit;" /><br />
Bu tablo karşısında yer alan insanlar, bu gelen peygamberlere ve kitaplara iman edenler ve etmeyenler olarak iki gruba ayrılır.</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
“Dinde zorlama yoktur&#8230;”(Bakara, 2/256)</div>
</blockquote>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
mealindeki ayetten iki şey anlıyoruz:&nbsp;Birincisi;&nbsp;dine girmelerini sağlama adına, insanlara hiçbir surette baskı yapılamaz.&nbsp;İkincisi;&nbsp;dine girmemelerini engelleme adına hiçbir surette baskı yapılamaz. Bu prensibi bize öğreten Allah, kendisi de aynı prensibe uygun hareket ediyor.<br />
<br style="box-sizing: inherit;" /><br />
Buna göre Allah, peygamberlere iman edenleri engellemediği gibi, iman etmeyenleri, hatta onları öldürenleri de engellemiyor. Kitaplara iman edip sahip çıkanları engellemediği gibi, onları tahrif edenleri de engellemiyor.<br />
<br style="box-sizing: inherit;" /><br />
Eğer Allah, bütün katillerin, canilerin, hırsızların, dinsizlerin, tahrifçilerin ellerinden tutup onları yaptıklarından alıkoysa, bu takdirde dünyada kötülük namına bir şey kalmaz ve tabii ki, bu durumda imtihandan da söz edilemez.<br />
<br style="box-sizing: inherit;" /><br />
2.&nbsp;Daha önceki peygamberler, belli kavimlere ve belli bir süre için gönderilmişlerdir. Onların kitapları da sadece o kavimler ve belli bir süre için geçerlidir. Onun için Allah onları koruma altına almamıştır. Çünkü o peygamberin gönderildiği süre dolunca veya kitabı tahrife maruz kalınca Allah peşinden başka bir peygamber ve başka bir kitap göndermiştir. Ama bizim Peygamberimiz (asm), bütün zamanlar ve mekanlar için gönderilmiş son peygamberdir. Ondan sonra peygamber gelmeyeceğine göre, eğer Allah O’na (asm) verdiği Kur’an’ı korumasaydı, daha sonraki asırlarda gelen/gelecek insanların doğru yolu bulmaları mümkün olmazdı.<br />
<br style="box-sizing: inherit;" /><br />
3.&nbsp;Allah’ın yeryüzünde yarattığı şeylerin hepsi bir değildir. Kimini sebeplere bağlar, kimini sebepsiz vasıtasız yaratır. Mesela insanların hepsi anne ve babadan gelirken Hz. Ademi (as) hem anne hem babasız, Hz. İsa (as)&#8217;ı babasız, Hz. Hava&#8217;yı da hem babasız hem annesiz yaratmıştır. Demek ki umumi kanunların dışında bazen hususi olarak muamele etmektedir.<br />
<br style="box-sizing: inherit;" /><br />
Ayrıca ateş yakar, ay ikiye yarılmaz, ağaç yürümez, asa yılan olamaz. Sebepler açısından böyledir. Ancak, Hz. İbrahim (as) yanmamış, Ay ikiye ayrılmış, ağaç Peygamberimizin (asm) emriyle yürümüş, Hz. Musa (as)&#8217;ın asası da yılan olmuştur. Allah’ın izniyle ve muradıyla bunlarda değişiklik olmuştur.<br />
<br style="box-sizing: inherit;" /><br />
Yine bazı peygamberler gelmiş, gönderildiği ümmetleri tarafından öldürülmüştür. Ama Hz. Musa (as), Hz. İbrahim (as), Hz. Muhammed (asm) gibi bazı peygamberlerini de muhafaza ederek korumuştur.<br />
<br style="box-sizing: inherit;" /><br />
İşte aynı durum kitaplar için de geçerli olabilir.&nbsp;Diğer kitapların değiştirilmesine müsaade eden Allah, hususi olarak lütfuyle Kur’an-ı Kerim’in değiştirilmesini engellemiştir. Bu sebepten dolayı Kur’an’ın özel koruması altında olduğunu belirtmiştir.&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">Hz İbrahim (as)’i ateşten yakmayıp koruyan Allah, Kur’an-ı Kerimi de değişiklikten muhafaza etmiştir.</em><br />
<br style="box-sizing: inherit;" /><br />
Şimdi nefis ve şeytanımız, neden diğer peygamberlerini öldürülmekten korumadı da Hz. İbrahim (as)’i korudu, diyemeyeceği gibi, bu konuda da fikir beyan edemeyecektir inşallah.<br />
<br style="box-sizing: inherit;" /><br />
4.&nbsp;Kur&#8217;an&#8217;dan önce gelen ve bugün elde mevcut bulunan İlâhî Kitapların hiçbiri, Allah&#8217;ın peygamberlerine indirdiği semavî kitapların orijinali değildir. Bunların zamanla asıl nüshaları kaybolmuş, insanlar tarafından yeniden yazılmışlardır. Bu yüzden de içlerine hurafeler ve bâtıl inançlar karışmıştır.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Meselâ Tevrat&#8217;ın, Hz. Musa (as)&#8217;dan sonra uzun asırlar esir ve sürgün hayatı yaşayan, hattâ bir ara inançlarını bile kaybedip putperestliğe düşen Yahudiler tarafından muhafaza edilemediği; bugün elde olan nüshanın Hz. Musa (as)&#8217;dan çok sonra bâzı din adamları tarafından yazıldığı, fakat Tevrat&#8217;ın aslı imiş gibi yeniden din kitabı olarak kabul edildiği bilinen tarihî gerçeklerdendir. Böyle uzun ve karışık bir devreden sonra ortaya çıkarılan bir kitabın Hz. Musa (as)&#8217;a indirilen Tevrat&#8217;ın aynısı olamayacağı açıktır. Bu yüzdendir ki, içinde peygamberlere yakışmayacak isnad ve iftiralar yer almakta; tevhid dîninin ruhuna aykırı düşen hükümler bulunmaktadır.<br />
<br style="box-sizing: inherit;" /><br />
Davud (as)&#8217;a gelen Zebur da, Tevrat&#8217;ın mâruz kaldığı akıbetten kurtulamamıştır.<br />
<br style="box-sizing: inherit;" /><br />
<em style="box-sizing: inherit;">İncil&#8217;e gelince, Hz. İsa (as) kendisine gelen vahiyleri yazdırmamıştı.</em>&nbsp;Çünkü otuz yaşında peygamber olmuş, otuz üç yaşında da peygamberlik vazifesi son bulmuştu. Üç sene gibi kısa bir süre içinde de köyden köye, şehirden şehire dolaşıp, halkı irşâd için uğraşmıştı. Son zamanlarında ise, zaten Yahudilerin kışkırtmasıyla Romalı idareciler tarafından sürekli takip altında idi. Bu durumda İncil&#8217;i yazdırmak için ne zaman, ne de imkân bulabilmişti. Nitekim bugün elde mevcut olan İnciller, müelliflerinin adıyla anılmakta ve içinde Hz. İsa (as)&#8217;ın havarilerine verdiği vaazlarını, ders ve irşadlarını ihtiva eden bir siyer kitabı görüntüsünü taşımaktadırlar. Üstelik de bunları yazanlar Hz. İsa (as)&#8217;ın havarileri olan ilk mü&#8217;minler değil, onları görüp Hz. İsa (as)&#8217;a gelen İlâhî sözleri onlardan dinleyenlerdir.<br />
<br style="box-sizing: inherit;" /><br />
Eldeki mevcut İncillerde bir takım muhteva ve anlatış farkları görülmektedir.&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">Aslında bu İnciller, M.S. 325 tarihinde İznik&#8217;te toplanan bin kişilik bir ruhanî konsülün kararı ile kabul edilmiştir.</em>&nbsp;Bu hey&#8217;et, yüzlerce İncil&#8217;i incelemişler, 318 üyenin ittifakı ile aralarından Hz. İsa (as)&#8217;ın ulûhiyet tarafı olduğunu ileri süren bugünkü dört İncil&#8217;i kabul edip diğerlerini yakıp imha etmişlerdir.<br />
<br style="box-sizing: inherit;" /><br />
Görüldüğü gibi,&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">Hz. İsa (as)&#8217;ın -hâşâ- Allah&#8217;ın oğlu olduğu prensibi, Hz. İsa (as)&#8217;dan yıllar sonra bir meclis kararı ile kabul edilmiştir.</em>&nbsp;Hattâ bu karara bâzı Hristiyan kiliseleri uymamışlardır. Bu bakımdan bugünkü dört İncil&#8217;in, Hz. İsa (as)&#8217;a indirilen İncil&#8217;in aslına uygun olduğunu söylemek mümkün değildir.<br />
<br style="box-sizing: inherit;" /><br />
Kur&#8217;an&#8217;ın Dışındaki İlâhî Kitaplar Tahrif Edildiklerine Göre, Bunlara İman Nasıl Olur?<br />
<br style="box-sizing: inherit;" /><br />
Biz Müslümanlar, Hz. Musa, Hz. Dâvud ve Hz. İsa Aleyhimüsselâm&#8217;a Tevrat, Zebur ve İncil adını taşıyan İlâhî kitaplar gönderildiğine ve bu kitapların hak ve tevhid dînine aykırı hiçbir hüküm taşımadığına inanırız. Fakat ne var ki, bu kitaplar sonradan muhafaza edilemeyerek asılları kaybolmuştur.<br />
<br style="box-sizing: inherit;" /><br />
Bugün Yahudi ve Hristiyanların ellerinde bulunan kitapların içinde, peygamberlere indirilmiş olan vahiylerden hiçbir şey yoktur diyemeyiz. Fakat, içine hurafe ve bâtıl itikadların karıştığı da bir vakıadır. Bu sebeple, bu kitaplara karşı ihtiyatlı davranırız. İçinde bulunan Kur&#8217;an&#8217;a uygun hükümlerin, vahiy mahsulü olduğunu kabul ederiz. Kur&#8217;an&#8217;a zıd düşen hükümlerin ise, sonradan o kitaplara ilâve edildiğine ihtimal veririz. O kitapların Kur&#8217;an&#8217;a uygunluk veya zıd düşme durumu söz konusu olmayan haberlerinde ise, sükût ederiz. Ne kabul, ne de reddederiz. Çünkü onların vahiy eseri olma ihtimali olduğu kadar, olmama ihtimali de vardır.<br />
<br style="box-sizing: inherit;" /><br />
Bu hususta Ebû Hüreyre (ra) şöyle demiştir:</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343; margin-bottom: 1em;">
<em style="box-sizing: inherit;">«Ehl-i Kitab, Tevrat&#8217;ı İbranice (metni) ile okurlar, Arab diliyle de Müslümanlara tefsir ederlerdi. Bu hususta Resûlüllah (asm) ashabına şöyle buyurdu:</em></div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
&#8220;Siz Ehl-i kitabın sözlerini ne tasdik, ne de tekzib ediniz. Ancak deyiniz ki: &#8216;Biz Allah&#8217;a, bize indirilen Kur&#8217;an&#8217;a; İbrahim&#8217;e, İsmail&#8217;e, İshak&#8217;a, Yâkub ve torunlarına indirilenlere; Musa&#8217;ya ve İsa&#8217;ya verilenlere ve (bütün) peygamberlere Rabları katından gönderilen (kitap ve âyetler)&#8217;e îman ettik. Onlardan hiçbirini (kimine inanmak, kimini inkâr etmek suretiyle) diğerlerinden ayırt etmeyiz. Biz (Allah&#8217;a) teslim olmuş Müslümanlarız.&#8217; &#8221;&nbsp;(Bakara, 2/136).&#8221;</div>
</blockquote>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Kur&#8217;an Tahriften Nasıl Uzak Kalmıştır?<br />
<br style="box-sizing: inherit;" /><br />
Allah&#8217;ın son mukaddes kitabı, bütün insanlığa İlâhi fermanı olan Kur&#8217;an, yirmi üç senede âyet âyet, sûre sûre nazil olmuştur. Peygamber Efendimiz (asm) kendisine nazil olan âyet ve sûreleri yanında bulunan sahabelerine okur, sahabeler de onu ezber ederler, bir kısmı da yazardı. Bundan ayrı olarak, Peygamber Efendimizin (asm) vahiy kâtipleri vardı. Bunlar nazil olan âyetleri ve sûreleri özel olarak yazmakla vazifeli idiler. Gelen âyet ve sûrenin nerede yer alacağı, Kur&#8217;an&#8217;ın neresine gireceği de bizzat Peygamberimize (asm) Cebrail (as) vasıtasıyla bildiriliyor, o da vahiy kâtiplerine tarif ederek, gerekeni yaptırıyordu. Böylece Hz. Peygamber (asm)&#8217;in sağlığında Kur&#8217;an&#8217;ın tamamı yazılmış, nereye neyin gireceği belli olmuştur. Aynca Cebrail (as) her Ramazanda gelir, o güne kadar nazil olmuş âyet ve sûreleri Peygamberimize (asm) yeni baştan okurdu. Efendimizin (asm) vefatından evvelki son Ramazanda Hz. Cibril (as) yine gelmiş, ancak bu sefer Kur&#8217;an&#8217;ı Peygamberimiz (asm) ile iki sefer okumuşlardı. Birinci sefer Hz. Cibril (as) okumuş, Peygamberimiz (asm) dinlemiş; ikinci seferde ise Peygamberimiz (asm) okumuş, Hz. Cibril (as) dinlemişti. Böylece Kur&#8217;an son şeklini almıştı.<br />
<br style="box-sizing: inherit;" /><br />
Bununla beraber, Hz. Peygamber (asm)&#8217;in sağlığında Kur&#8217;an, henüz müstakil bir cilt hâlinde bir araya toplanmış da değildi. Sayfalar halinde sahabeler arasında dağınık olarak bulunuyor, hafızalarda ezberlenmiş halde duruyordu. Fakat neyin nereye gireceği gayet kesin ve net şekilde bilinmekteydi.<br />
<br style="box-sizing: inherit;" /><br />
Nihayet Hz. Ebû Bekir (ra)&#8217;in hilâfeti zamanında görülen lüzum üzerine Zeyd bin Sâbit&#8217;in başkanlığında vahiy kâtiplerinden ve kuvvetli hafızlardan müteşekkil bir komisyon kuruldu. Kur&#8217;an&#8217;ın bir cilt hâlinde bir araya toplanma işi, bu komisyona havale edildi. Ashabdan herkes, elinde yazılı bulunan Kur&#8217;an sayfalarını getirip bu komisyona teslim ettiler. Hafızların ve vahiy kâtiplerinin elbirliği ile çalışmaları sonunda sayfalar, sûre ve âyetler Peygamberimizin (as) tarif ettiği şekilde yerli yerine kondu. Böylece Kur&#8217;an, Mushaf adıyla tek kitab hâline getirilmiş oldu.<br />
<br style="box-sizing: inherit;" /><br />
Artık Kur&#8217;an için unutulma, kaybolma, tahrif ve tebdile uğrama diye bir şey söz konusu olamazdı. Zira aslı, Hz. Peygamber (asm)&#8217;e gelen şekliyle eksiksiz ve noksansız şekilde tesbit edilmişti.<br />
<br style="box-sizing: inherit;" /><br />
Hz. Osman (ra) zamanında görülen lüzum üzerine, bu Mushaf&#8217;tan yeni nüshalar çoğaltılıp çeşitli memleketlere gönderildi.<br />
<br style="box-sizing: inherit;" /><br />
Bugün elde mevcut olan Kur&#8217;anlar, işte bu Kur&#8217;an&#8217;dan çoğaltılmıştır.<br />
<br style="box-sizing: inherit;" /><br />
Kur&#8217;an tesbit edilişindeki sağlamlık itibariyle, diğer ilâhi Kitaplardan farklı olarak, hiçbir tahrifat ve değişikliğe uğramadan vahiy mahsulü olan şekliyle tesbit edilip ortaya konmuş; 1400 senedir de muhafaza edilerek gelmiştir. Bunda, Kur&#8217;an&#8217;ın edebî icaz ve i&#8217;câzının, yani, ezberleme kolaylığının hiçbir insan sözüne benzememesinin ve söz olarak hiçbir taklidinin yapılamamasının, edebiyatve belagatına erişılememesinin ve zaptında a&#8217;zamî titizlik gösterilmesinin büyük rolü olduğu kesindir. Fakat asıl sebep, Kur&#8217;an&#8217;ı Cenâb-ı Hakk&#8217;ın hıfz ve himayesine alması, onu kıyamete kadar lâfızve mânâ bakımından bir mu&#8217;cize olarak devam ettirmeyi taahhüd etmesidir. Nitekim Kur&#8217;an&#8217;da şöyle buyurulur:</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
&#8220;Muhakkak ki bu Kur&#8217;an&#8217;ı biz indirdik ve onu koruyacak, muhafaza edecek, devam ettirecek de biziz&#8230;&#8221;&nbsp;(Hicr, 15/9).</div>
</blockquote>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
<em style="box-sizing: inherit;">Bugün yeryüzündeki bütün Kur&#8217; anlar aynıdır; hiçbir farklılık ve değişiklik yoktur.</em>&nbsp;Ayrıca milyonlarca hafızın ezberinde bulunmakta, her an milyonlarca dil ile kırâet edilip okunmaktadır. Bu özellik, Kur&#8217;an&#8217;dan başka herhangi bir beşeri kitaba nasib olmadığı gibi, semavi kitablardan hiçbirine dahi nasib olmamıştır. Allah&#8217;ın son kelâmı, hükmü kıyamete kadar baki ezelî fermanı olan Kur&#8217;an&#8217;ın, böyle eşsiz bir makam ve ulvi bir şerefe nail olması da, elbette zaruri ve lüzumludur.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
(Mehmed Dikmen, İslam İlmihali, Cihan Yayınları, İstanbul, 1991, ss. 94-97.)</div>The post <a href="https://ateistlerecevap.org/allah-neden-diger-kutsal-kitaplar/" data-wpel-link="internal">Allah neden diğer kutsal kitapları korumadı da sadece Kuran’ı korudu?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ateistlerecevap.org/allah-neden-diger-kutsal-kitaplar/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Görmediğime inanmam! Allah&#039;ı görmeden inanmam diyenler okusun.</title>
		<link>https://ateistlerecevap.org/gormedigime-inanmam-allah-gormeden/</link>
					<comments>https://ateistlerecevap.org/gormedigime-inanmam-allah-gormeden/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ateistlere Cevaplar]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 14 Jul 2017 20:12:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sorular]]></category>
		<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.ateistlerecevap.org/?p=38</guid>

					<description><![CDATA[<p>Değerli kardeşimiz, Şurası bir gerçektir ki; varlık âlemi&#160;sadece beş duyu ile hissedilebilenlerden ibaret değildir.&#160;İnsan, görme duyusu ile sadece madde alemini görür. Diliyle tatlar âlemini, kulağıyla sesler âlemini, burnuyla kokular âlemini hisseder. Hâlbuki; elektrik, yerçekimi, ışınlar alemi, radyoaktif dalgalar ve nice gerçekler vardır ki, bunlar, ne görülürler ne de işitilirler. Bununla birlikte, bu gerçeklerin varlığı şüphe [&#8230;]</p>
The post <a href="https://ateistlerecevap.org/gormedigime-inanmam-allah-gormeden/" data-wpel-link="internal">Görmediğime inanmam! Allah'ı görmeden inanmam diyenler okusun.</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div class="separator" style="clear: both; text-align: center;">
<a href="https://3.bp.blogspot.com/-98d9_pmn7T4/WWklddq1emI/AAAAAAAAIAA/vK_zlnI7YXsq3MZrEYE8FHIX9cHh6mmfACLcBGAs/s1600/Kur%2527an%2527%25C4%25B1%2BKerim%2527in%2Bde%25C4%259Fi%25C5%259Fime%2Bu%25C4%259Framad%25C4%25B1%25C4%259F%25C4%25B1n%25C4%25B1n%2Bkan%25C4%25B1tlar%25C4%25B1.%2B%252812%2529.png" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;" data-wpel-link="external" rel="nofollow external noopener noreferrer"><img loading="lazy" decoding="async" alt="Görmediğime inanmam! Allah'ı görmeden inanmam diyenler okusun." border="0" data-original-height="720" data-original-width="1280" height="360" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2017/07/Kur27an27C4B1Kerim27indeC49FiC59FimeuC49FramadC4B1C49FC4B1nC4B1nkanC4B1tlarC4B1.281229.png" title="Görmediğime inanmam! Allah'ı görmeden inanmam diyenler okusun." width="640" /></a></div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Değerli kardeşimiz,</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
<em style="box-sizing: inherit;">Şurası bir gerçektir ki; varlık âlemi&nbsp;sadece beş duyu ile hissedilebilenlerden ibaret değildir.&nbsp;</em>İnsan, görme duyusu ile sadece madde alemini görür. Diliyle tatlar âlemini, kulağıyla sesler âlemini, burnuyla kokular âlemini hisseder. Hâlbuki; elektrik, yerçekimi, ışınlar alemi, radyoaktif dalgalar ve nice gerçekler vardır ki, bunlar, ne görülürler ne de işitilirler. Bununla birlikte, bu gerçeklerin varlığı şüphe götürmez.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
İşte bu prensibi göz ardı eden bir kısım insanlar,<em style="box-sizing: inherit;">&nbsp;&#8220;görmediğime inanmam&#8221;&nbsp;</em>diyerek bütün varlık âlemini, sadece gözleriyle gördükleri maddi eşyadan ibaret sanarak, büyük bir hataya düşerler. Hâlbuki bir şeyin gözle görünmemesi onun yokluğuna delil olamaz. Zira bu âlemde, gördüklerimize oranla göremediklerimiz çok daha fazladır. Hatta insan vücudunda akıl, hayal, hafıza gibi görünmeyen varlıklar, görünenden kat kat fazladır.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
<em style="box-sizing: inherit;">“Görmediğim şeye inanmam.”&nbsp;sözünün altında, aklın görevini göze yükleme yanılgısı yatmaktadır.</em>&nbsp;Hâlbuki insandaki her bir duyu ayrı bir âlemin kapısını açar; birinin görevi diğerinden beklenmez. Mesela, göz, kulağın; burun, dilin görevini yapamaz. İnsan, gözüyle ne yemeğin tadına ne bülbülün sesine ne de gülün kokusuna bakabilir. Göz bu organların görevlerini yerine getiremezken, elbette aklın fonksiyonunu da icra edemez.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Malumdur ki;&nbsp;herhangi bir eser, göz ile göründüğü hâlde, ustası akıl ile anlaşılır.&nbsp;“Görmediğime inanmam.”&nbsp;diyen bir insan, bu eserin yapıcısını inkâr durumuna düşer. Aynen bu örnekte olduğu gibi, sonsuz bir kuvvet, ilim ve sanat ürünü olan bu muhteşem kainatı seyrettiği hâlde, onun sanatkârını kabul etmeyen insan, ilim ve akıldan uzaklaşmış olur.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Böyle bir insan, bu kâinatta her an tecelli eden ve Allah’ın varlığını güneş gibi gösteren, yaratma, rızk verme, hayat verme gibi sınırsız olayları nasıl açıklayacaktır?</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
“Her şeyi maddede arayanların akılları gözlerindedir, göz ise maneviyatta kördür.”</div>
</blockquote>The post <a href="https://ateistlerecevap.org/gormedigime-inanmam-allah-gormeden/" data-wpel-link="internal">Görmediğime inanmam! Allah'ı görmeden inanmam diyenler okusun.</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ateistlerecevap.org/gormedigime-inanmam-allah-gormeden/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Görmediğime inanmam! Allah&#039;ı görmeden inanmam diyenler okusun.</title>
		<link>https://ateistlerecevap.org/gormedigime-inanmam-allah-gormeden-2/</link>
					<comments>https://ateistlerecevap.org/gormedigime-inanmam-allah-gormeden-2/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ateistlere Cevaplar]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 14 Jul 2017 20:12:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sorular]]></category>
		<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.ateistlerecevap.org/?p=38</guid>

					<description><![CDATA[<p>Değerli kardeşimiz, Şurası bir gerçektir ki; varlık âlemi&#160;sadece beş duyu ile hissedilebilenlerden ibaret değildir.&#160;İnsan, görme duyusu ile sadece madde alemini görür. Diliyle tatlar âlemini, kulağıyla sesler âlemini, burnuyla kokular âlemini hisseder. Hâlbuki; elektrik, yerçekimi, ışınlar alemi, radyoaktif dalgalar ve nice gerçekler vardır ki, bunlar, ne görülürler ne de işitilirler. Bununla birlikte, bu gerçeklerin varlığı şüphe [&#8230;]</p>
The post <a href="https://ateistlerecevap.org/gormedigime-inanmam-allah-gormeden-2/" data-wpel-link="internal">Görmediğime inanmam! Allah'ı görmeden inanmam diyenler okusun.</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div class="separator" style="clear: both; text-align: center;">
<a href="https://3.bp.blogspot.com/-98d9_pmn7T4/WWklddq1emI/AAAAAAAAIAA/vK_zlnI7YXsq3MZrEYE8FHIX9cHh6mmfACLcBGAs/s1600/Kur%2527an%2527%25C4%25B1%2BKerim%2527in%2Bde%25C4%259Fi%25C5%259Fime%2Bu%25C4%259Framad%25C4%25B1%25C4%259F%25C4%25B1n%25C4%25B1n%2Bkan%25C4%25B1tlar%25C4%25B1.%2B%252812%2529.png" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;" data-wpel-link="external" rel="nofollow external noopener noreferrer"><img loading="lazy" decoding="async" alt="Görmediğime inanmam! Allah'ı görmeden inanmam diyenler okusun." border="0" data-original-height="720" data-original-width="1280" height="360" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2017/07/Kur27an27C4B1Kerim27indeC49FiC59FimeuC49FramadC4B1C49FC4B1nC4B1nkanC4B1tlarC4B1.281229.png" title="Görmediğime inanmam! Allah'ı görmeden inanmam diyenler okusun." width="640" /></a></div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Değerli kardeşimiz,</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
<em style="box-sizing: inherit;">Şurası bir gerçektir ki; varlık âlemi&nbsp;sadece beş duyu ile hissedilebilenlerden ibaret değildir.&nbsp;</em>İnsan, görme duyusu ile sadece madde alemini görür. Diliyle tatlar âlemini, kulağıyla sesler âlemini, burnuyla kokular âlemini hisseder. Hâlbuki; elektrik, yerçekimi, ışınlar alemi, radyoaktif dalgalar ve nice gerçekler vardır ki, bunlar, ne görülürler ne de işitilirler. Bununla birlikte, bu gerçeklerin varlığı şüphe götürmez.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
İşte bu prensibi göz ardı eden bir kısım insanlar,<em style="box-sizing: inherit;">&nbsp;&#8220;görmediğime inanmam&#8221;&nbsp;</em>diyerek bütün varlık âlemini, sadece gözleriyle gördükleri maddi eşyadan ibaret sanarak, büyük bir hataya düşerler. Hâlbuki bir şeyin gözle görünmemesi onun yokluğuna delil olamaz. Zira bu âlemde, gördüklerimize oranla göremediklerimiz çok daha fazladır. Hatta insan vücudunda akıl, hayal, hafıza gibi görünmeyen varlıklar, görünenden kat kat fazladır.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
<em style="box-sizing: inherit;">“Görmediğim şeye inanmam.”&nbsp;sözünün altında, aklın görevini göze yükleme yanılgısı yatmaktadır.</em>&nbsp;Hâlbuki insandaki her bir duyu ayrı bir âlemin kapısını açar; birinin görevi diğerinden beklenmez. Mesela, göz, kulağın; burun, dilin görevini yapamaz. İnsan, gözüyle ne yemeğin tadına ne bülbülün sesine ne de gülün kokusuna bakabilir. Göz bu organların görevlerini yerine getiremezken, elbette aklın fonksiyonunu da icra edemez.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Malumdur ki;&nbsp;herhangi bir eser, göz ile göründüğü hâlde, ustası akıl ile anlaşılır.&nbsp;“Görmediğime inanmam.”&nbsp;diyen bir insan, bu eserin yapıcısını inkâr durumuna düşer. Aynen bu örnekte olduğu gibi, sonsuz bir kuvvet, ilim ve sanat ürünü olan bu muhteşem kainatı seyrettiği hâlde, onun sanatkârını kabul etmeyen insan, ilim ve akıldan uzaklaşmış olur.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Böyle bir insan, bu kâinatta her an tecelli eden ve Allah’ın varlığını güneş gibi gösteren, yaratma, rızk verme, hayat verme gibi sınırsız olayları nasıl açıklayacaktır?</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
“Her şeyi maddede arayanların akılları gözlerindedir, göz ise maneviyatta kördür.”</div>
</blockquote>The post <a href="https://ateistlerecevap.org/gormedigime-inanmam-allah-gormeden-2/" data-wpel-link="internal">Görmediğime inanmam! Allah'ı görmeden inanmam diyenler okusun.</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ateistlerecevap.org/gormedigime-inanmam-allah-gormeden-2/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Allah, itaat etmeyeceğini bildiği kişiden, itaat etmesini bekler mi?</title>
		<link>https://ateistlerecevap.org/allah-itaat-etmeyecegini-bildigi/</link>
					<comments>https://ateistlerecevap.org/allah-itaat-etmeyecegini-bildigi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ateistlere Cevaplar]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 14 Jul 2017 19:52:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sorular]]></category>
		<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.ateistlerecevap.org/?p=39</guid>

					<description><![CDATA[<p>&#8211; Allah’ın ilmi ezeli olduğu için cehalet içine sızamaz. Geçmiş ve geleceği kuşatan bu sonsuz ilmin sahibi olan Allah’ın kimin kendisine itaat edeceğini, kimin etmeyeceğini bilmesi, hem aklen hem dinen zorunludur. Ancak imtihan işi, imtihan yaptıranın ilmine göre değil,&#160;imtihana girenlerin ilmine göre&#160;cereyan eder. Diğer bir ifadeyle, imtihanların âdil olması için,&#160;imtihana tabi tutulanların bizzat fiilen imtihana [&#8230;]</p>
The post <a href="https://ateistlerecevap.org/allah-itaat-etmeyecegini-bildigi/" data-wpel-link="internal">Allah, itaat etmeyeceğini bildiği kişiden, itaat etmesini bekler mi?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div class="separator" style="clear: both; text-align: center;">
<a href="https://1.bp.blogspot.com/-kfo-xujx7q8/WWkg_q8C80I/AAAAAAAAH_8/EoTDdaAVih4YscUG938hRkzepwK6eiSDgCLcBGAs/s1600/Kur%2527an%2527%25C4%25B1%2BKerim%2527in%2Bde%25C4%259Fi%25C5%259Fime%2Bu%25C4%259Framad%25C4%25B1%25C4%259F%25C4%25B1n%25C4%25B1n%2Bkan%25C4%25B1tlar%25C4%25B1.%2B%252811%2529.png" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;" data-wpel-link="external" rel="nofollow external noopener noreferrer"><img loading="lazy" decoding="async" border="0" data-original-height="720" data-original-width="1280" height="360" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2017/07/Kur27an27C4B1Kerim27indeC49FiC59FimeuC49FramadC4B1C49FC4B1nC4B1nkanC4B1tlarC4B1.281129.png" width="640" /></a></div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
&#8211; Allah’ın ilmi ezeli olduğu için cehalet içine sızamaz.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Geçmiş ve geleceği kuşatan bu sonsuz ilmin sahibi olan Allah’ın kimin kendisine itaat edeceğini, kimin etmeyeceğini bilmesi, hem aklen hem dinen zorunludur.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Ancak imtihan işi, imtihan yaptıranın ilmine göre değil,&nbsp;imtihana girenlerin ilmine göre&nbsp;cereyan eder.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Diğer bir ifadeyle, imtihanların âdil olması için,&nbsp;imtihana tabi tutulanların bizzat fiilen imtihana girmeleri&nbsp;gerekir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Farz-ı muhal bir öğretmen, keramet, feraset, tecrübe, önsezi gibi bir yolla, bir öğrencisinin sınıfta kalacağını bildiği takdirde, ona&nbsp;“okula gelmene, imtihana girmene gerek yok, çünkü ben senin imtihanı kazanmayacağını biliyorum”deyip de&nbsp;“senenin sonu yerine”,&nbsp;senenin başında o öğrenciyi sınıfta bırakması doğru olur mu?</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Olmaz, çünkü fiili olarak kişinin pratikte göstereceği durumunu görmeden not vermek büyük bir haksızlık olur.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Böyle bir bilgiye sahip olan öğretmenin söz konusu öğrencinin başarılı olacağına dair bir BEKLENTİ’sinin olmayacağı açıktır.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Bu misalin penceresinden dikkatle bakan, sorunun cevabını da almış olur.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Özetle,&nbsp;Allah ezeli ilmiyle, kendisine itaat etmeyenleri tek tek bilir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Bununla beraber, adaletin tahakkuk etmesi için onları da imtihana alır. Fakat, kesin olarak itaat etmeyeceklerini bildiği bu kimselerin itaat edebileceklerine dair elbette bir beklentisi olmaz.</div>The post <a href="https://ateistlerecevap.org/allah-itaat-etmeyecegini-bildigi/" data-wpel-link="internal">Allah, itaat etmeyeceğini bildiği kişiden, itaat etmesini bekler mi?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ateistlerecevap.org/allah-itaat-etmeyecegini-bildigi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Allah Beni Eşcinsel Yaratmışsa Suçlu kim?</title>
		<link>https://ateistlerecevap.org/allah-beni-escinsel-yaratmssa-suclu-ki/</link>
					<comments>https://ateistlerecevap.org/allah-beni-escinsel-yaratmssa-suclu-ki/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ateistlere Cevaplar]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 26 Jun 2017 18:30:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sorular]]></category>
		<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.ateistlerecevap.org/?p=40</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bu dünya imtihan meydanıdır; herkesin bir imtihanı vardır. Allah hiç kimseye kaldıramayacağı yükü yüklemez. Kimi insanlar cinsellikle, kimileri kumar içki gibi hususlarda imtihanı şiddetli olabilir. Bu durumda hiç mücadele etmeden teslim olmak doğru değildir.&#160; Zaaf sahibi olmak teslim olmayı gerektirmez. İnsan cinsellikle ilgili kapıldığı duygulardan dolayı mesul olmaz. Ancak bunları fiiliyata dönüştürürse mesul olur. Kısa [&#8230;]</p>
The post <a href="https://ateistlerecevap.org/allah-beni-escinsel-yaratmssa-suclu-ki/" data-wpel-link="internal">Allah Beni Eşcinsel Yaratmışsa Suçlu kim?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div class="separator" style="clear: both; text-align: center;">
</div>
<div class="separator" style="clear: both; text-align: center;">
<a href="https://4.bp.blogspot.com/-vZlmXmItp8E/WVFVf0TT33I/AAAAAAAAHyE/x5m08N6GRiE7EPbex0IxboPbGumpkLatgCLcBGAs/s1600/www.escinsellik.net_-696x348.png" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;" data-wpel-link="external" rel="nofollow external noopener noreferrer"><img loading="lazy" decoding="async" border="0" data-original-height="720" data-original-width="1280" height="360" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2017/06/www.escinsellik.net_-696x348-1.png" width="640" /></a></div>
<div style="background-color: white; border: 0px; font-family: sans-serif; font-size: 15px; margin: 0px; outline: 0px; padding: 0px;">
Bu dünya imtihan meydanıdır; herkesin bir imtihanı vardır. Allah hiç kimseye kaldıramayacağı yükü yüklemez. Kimi insanlar cinsellikle, kimileri kumar içki gibi hususlarda imtihanı şiddetli olabilir. Bu durumda hiç mücadele etmeden teslim olmak doğru değildir.&nbsp;</div>
<div style="background-color: white; border: 0px; font-family: sans-serif; font-size: 15px; margin: 0px; outline: 0px; padding: 0px;">
</div>
<div style="background-color: white; border: 0px; font-family: sans-serif; font-size: 15px; margin: 0px; outline: 0px; padding: 0px;">
Zaaf sahibi olmak teslim olmayı gerektirmez. İnsan cinsellikle ilgili kapıldığı duygulardan dolayı mesul olmaz. Ancak bunları fiiliyata dönüştürürse mesul olur. Kısa dünya hayatında günaha karşı sabırla mükellef olan insan, zaaflarına sabretmeli ve sonsuz bir hayatta sıkıntısız bir hayatı kazanmak için çalışmalıdır.</div>
<div style="background-color: white; border: 0px; font-family: sans-serif; font-size: 15px; margin: 0px; outline: 0px; padding: 0px;">
</div>
<div style="background-color: white; border: 0px; font-family: sans-serif; font-size: 15px; margin: 0px; outline: 0px; padding: 0px;">
Eşcinsellik, erkeğin erkeğe ilgi duyması durumunda, alınması gereken tedbirler nelerdir? Eşcinsellikle ilgili dini hüküm nedir?..</div>
<div style="background-color: white; border: 0px; font-family: sans-serif; font-size: 15px; margin: 0px; outline: 0px; padding: 0px;">
</div>
<div style="background-color: white; border: 0px; font-family: sans-serif; font-size: 15px; margin: 0px; outline: 0px; padding: 0px;">
Sizin bu durumunuz fıtri ve yaratılış olarak her insanda ve erkekte olabilir. Bu da insan için imtihan vesilesidir. Yani bir insan için karşı cinsten birisiyle nikahsız ilişki yasaklandığı gibi, aynı cinsten olanlar içinde, beraberlik yasaklanmıştır. Şeriat, bunların tadil edilmesi yolunda bazı tavsiyelerde bulunmaktadır. Bunlar şöyle sıalayabiliriz:</div>
<div style="background-color: white; border: 0px; font-family: sans-serif; font-size: 15px; margin: 0px; outline: 0px; padding: 0px;">
</div>
<div style="background-color: white; border: 0px; font-family: sans-serif; font-size: 15px; margin: 0px; outline: 0px; padding: 0px;">
1. Evlenmek,&nbsp;</div>
<div style="background-color: white; border: 0px; font-family: sans-serif; font-size: 15px; margin: 0px; outline: 0px; padding: 0px;">
2. Oruç tutmak,&nbsp;</div>
<div style="background-color: white; border: 0px; font-family: sans-serif; font-size: 15px; margin: 0px; outline: 0px; padding: 0px;">
3. Bol bol Kur&#8217;an-ı Kerim okumak veya zikir çekmek,&nbsp;</div>
<div style="background-color: white; border: 0px; font-family: sans-serif; font-size: 15px; margin: 0px; outline: 0px; padding: 0px;">
4. Kur&#8217;an tefsiri veya İslami kitap okumak,&nbsp;</div>
<div style="background-color: white; border: 0px; font-family: sans-serif; font-size: 15px; margin: 0px; outline: 0px; padding: 0px;">
5. Allah&#8217;ı bol bol hatırlamak&nbsp;</div>
<div style="background-color: white; border: 0px; font-family: sans-serif; font-size: 15px; margin: 0px; outline: 0px; padding: 0px;">
6. ölümü hatırdan çıkarmamak.</div>
<div style="background-color: white; border: 0px; font-family: sans-serif; font-size: 15px; margin: 0px; outline: 0px; padding: 0px;">
</div>
<div style="background-color: white; border: 0px; font-family: sans-serif; font-size: 15px; margin: 0px; outline: 0px; padding: 0px;">
Bu noktada dikkat çekici olan, çoğumuzun üzerinde konuşmayı bile ayıp saydığı bu konuda Kur&#8217;an&#8217;da o derece çok ve açık ifadelerin bulunmasıdır. Kur&#8217;an, Lut kavmi örneğinde kendisine temas ettiğine göre, demek ki, bu problem ‘Lut kavmi kadar eski, yok farz edilmeyecek kadar önemli, zinadan bile çirkin, ama herhangi bir insani yanılgı kadar da konuşulabilir&#8217; imiş.</div>
<div style="background-color: white; border: 0px; font-family: sans-serif; font-size: 15px; margin: 0px; outline: 0px; padding: 0px;">
</div>
<div style="background-color: white; border: 0px; font-family: sans-serif; font-size: 15px; margin: 0px; outline: 0px; padding: 0px;">
Peki, neden böyle bir şey oluyor? Böylesi bir cinsel sapma neden ve nasıl yaşanıyor?</div>
<div style="background-color: white; border: 0px; font-family: sans-serif; font-size: 15px; margin: 0px; outline: 0px; padding: 0px;">
</div>
<div style="background-color: white; border: 0px; font-family: sans-serif; font-size: 15px; margin: 0px; outline: 0px; padding: 0px;">
önce biyolojik-genetik faktörlerle başlayalım:</div>
<div style="background-color: white; border: 0px; font-family: sans-serif; font-size: 15px; margin: 0px; outline: 0px; padding: 0px;">
</div>
<div style="background-color: white; border: 0px; font-family: sans-serif; font-size: 15px; margin: 0px; outline: 0px; padding: 0px;">
Aslında hepimizin vücudunda karşı cinsin hormonları da az miktarda bulunur. Zaten, öyle olmasa, bütün erkekler aşırı sert ve maço, bütün kadınlar ise aşırı kırılgan olurlardı ve cinslerin birbirini anlayıp hissetmesi pek de mümkün olmazdı. Ancak normalde var olan bu minimal yönelimler, genetik ve hormonal bozulmalar sonucu, bazı kişilerde ileri düzeylere varabiliyor. Ve ortaya doğuştan eşcinselliğe yatkın bireyler çıkabiliyor.</div>
<div style="background-color: white; border: 0px; font-family: sans-serif; font-size: 15px; margin: 0px; outline: 0px; padding: 0px;">
</div>
<div style="background-color: white; border: 0px; font-family: sans-serif; font-size: 15px; margin: 0px; outline: 0px; padding: 0px;">
&#8220;E, sonra?&#8221; diyorsanız, şu sohbeti dinleyin:</div>
<div style="background-color: white; border: 0px; font-family: sans-serif; font-size: 15px; margin: 0px; outline: 0px; padding: 0px;">
</div>
<div style="background-color: white; border: 0px; font-family: sans-serif; font-size: 15px; margin: 0px; outline: 0px; padding: 0px;">
Geçenlerde bir psikiyatrist arkadaşım beni telefonla aradı. Kısa bir girişten sonra, &#8220;Baksana!&#8221; dedi, &#8220;Biliyorsun; son araştırmalar eşcinselliğin bazı durumlarda neredeyse önlenemez olduğunu gösteriyor. İşin doğuştan gelen genetik bir boyutu da olduğu tesbit edildi; sen de okumuşsundur. Yani, bu kişilerin en azından bir kısmı, yaratılışlarında var olan meyil dolayısıyla o yöne gidiyorlarmış; bu açık artık. Oysa biz İslami yönden bunun kabul edilemez bir yönelim olduğunu, hatta ceza gerektirdiğini okuyoruz. Nasıl çözüyorsun bu ikilemi?&#8221;</div>
<div style="background-color: white; border: 0px; font-family: sans-serif; font-size: 15px; margin: 0px; outline: 0px; padding: 0px;">
</div>
<div style="background-color: white; border: 0px; font-family: sans-serif; font-size: 15px; margin: 0px; outline: 0px; padding: 0px;">
Ona, &#8220;Belki garip bir örnek olacak ama&#8221; dedim, &#8220;Biliyorsun, mesela çok eşlilik de erkekler için neredeyse genetik ve tabii bir meyildir.&#8221; &#8220;Evet?&#8221; dedi. &#8220;Peki sen çok-eşli misin?&#8221; diye sordum. &#8220;Tabii ki hayır&#8221; dedi. &#8220;Neden?&#8221; diye üsteledim. &#8220;İçinde böyle bir meyil yok mu? Açık konuş lütfen.&#8221; &#8220;Var aslında&#8221; dedi, &#8220;Ama hem eşim buna izin vermez, hem toplumsal kurallar, kanunlar vs. bir yığın engel var; biliyorsun. üstelik günaha girmiş olurum. O yüzden düşünmem bile.&#8221;</div>
<div style="background-color: white; border: 0px; font-family: sans-serif; font-size: 15px; margin: 0px; outline: 0px; padding: 0px;">
</div>
<div style="background-color: white; border: 0px; font-family: sans-serif; font-size: 15px; margin: 0px; outline: 0px; padding: 0px;">
&#8220;Kendi sorunun cevabını kendin vermiş oldun işte.&#8221; dedim. &#8220;Eşcinsel meyiller de bazı kişiler için genetik bir temelden kaynaklanan, neredeyse zorunlu bir yönelim olabilir; ama o kişilerin de bu anormal yönelimlerini kontrol etmeleri beklenir, bunu becerebilirler de aslında.&#8221;</div>
<div style="background-color: white; border: 0px; font-family: sans-serif; font-size: 15px; margin: 0px; outline: 0px; padding: 0px;">
</div>
<div style="background-color: white; border: 0px; font-family: sans-serif; font-size: 15px; margin: 0px; outline: 0px; padding: 0px;">
&#8220;Bu yönden düşünmemiştim&#8221; dedi arkadaşım.</div>
<div style="background-color: white; border: 0px; font-family: sans-serif; font-size: 15px; margin: 0px; outline: 0px; padding: 0px;">
</div>
<div style="background-color: white; border: 0px; font-family: sans-serif; font-size: 15px; margin: 0px; outline: 0px; padding: 0px;">
Ardından, kısa bir düşünme sonrası, &#8220;Ama&#8221; dedi, &#8220;mesela, bilirsin, beyindeki bazı bozukluklar, örneğin temporal epilepsi gibi hastalıklar, kontrolü güç saldırganlıklara yol açabiliyor. Böyle bir hastalığın da etkisiyle, diyelim ki bilincinde olmadan birini öldüren bir şahıs ceza görür mü? Görmez. Bünyesel hastalığın etkisiyle bu suçu işlediği tesbit edilirse Türk Ceza Kanununun 46. veya 47. maddesine göre cezası ya hafifletilir ya da tamamen affedilir. Buna ne diyeceksin?&#8221;</div>
<div style="background-color: white; border: 0px; font-family: sans-serif; font-size: 15px; margin: 0px; outline: 0px; padding: 0px;">
</div>
<div style="background-color: white; border: 0px; font-family: sans-serif; font-size: 15px; margin: 0px; outline: 0px; padding: 0px;">
&#8220;Peki,&#8221; dedim, &#8220;O hasta, cezası affedildikten sonra, bir cinayet daha işlesin diye serbest mi bırakılır? Yoksa hastalığı düzelene kadar tedaviye alınıp sonra da uzun süre izlenip kontrol mü edilir?&#8221;</div>
<div style="background-color: white; border: 0px; font-family: sans-serif; font-size: 15px; margin: 0px; outline: 0px; padding: 0px;">
</div>
<div style="background-color: white; border: 0px; font-family: sans-serif; font-size: 15px; margin: 0px; outline: 0px; padding: 0px;">
Arkadaşım, &#8220;Yine haklısın&#8221; dedi.</div>
<div style="background-color: white; border: 0px; font-family: sans-serif; font-size: 15px; margin: 0px; outline: 0px; padding: 0px;">
</div>
<div style="background-color: white; border: 0px; font-family: sans-serif; font-size: 15px; margin: 0px; outline: 0px; padding: 0px;">
Ergenliğe geçiş döneminde sırf meraktan bu tür bir ilişkiyi (kısmen) denemiş gençler de olabilir. Nerdeyse ne yaptığını bilmeden, ‘doktorculuk&#8217; oynarcasına.</div>
<div style="background-color: white; border: 0px; font-family: sans-serif; font-size: 15px; margin: 0px; outline: 0px; padding: 0px;">
</div>
<div style="background-color: white; border: 0px; font-family: sans-serif; font-size: 15px; margin: 0px; outline: 0px; padding: 0px;">
&#8220;çocukça bir hata&#8221; bile denebilir belki. Ancak, esas önemli olan, bundan sonrasıdır. Bu tür bir olayın ardından, bazen yıllar sonra, &#8220;Eyvah, ben ne yapmışım?&#8221; muhasebesi yaşanır genellikle. Bu dönemde bunalımını paylaşmayıp kendi kendini yiyip bitirmek; kendini aşırı suçlayıp &#8220;Yoksa ben ‘gay&#8217;dım mı?&#8221; sorgulamasına dalmak, bazen genci tam zıt bir sonuca götürebilir. &#8220;Battı balık yan gider&#8221; durumu gerçekleşir. Gerçekte öyle olmayan genç, gerçekte öyle olmadığı halde kendisini öyle zannettiği için, gerçekten öyle olur!</div>
<div style="background-color: white; border: 0px; font-family: sans-serif; font-size: 15px; margin: 0px; outline: 0px; padding: 0px;">
</div>
<div style="background-color: white; border: 0px; font-family: sans-serif; font-size: 15px; margin: 0px; outline: 0px; padding: 0px;">
Traji-komik bir örnek anlatayım: Bir eşcinsel hastam vardı. İlkokul yıllarında bağırsak paraziti problemi varmış. Bilen bilir; bu parazit anüs kaşıntısı yapar. Belki inanmazsınız ama, bu kaşıntı gitgide delikanlıyı &#8220;Yoksa ben?..&#8221; kuşkusuna götürmüş. Sonuç maalesef kötü! üstelik, anlattığım tek değil. Literatürde, sadece ve sadece bağırsak paraziti yüzünden cinsel tercihi bozulan birçok vak&#8217;a var. Yani? Utanıp konuşmamak, gurur yüzünden anlatmamak, yardım istemeyip kendi kendini yemek yok mu? İşte bu şey o kadar çok yerde ayaklara dolanıyor ki! Sırf bu yüzden ne hayatlar kayıyor, bilemezsiniz.</div>
<div style="background-color: white; border: 0px; font-family: sans-serif; font-size: 15px; margin: 0px; outline: 0px; padding: 0px;">
</div>
<div style="background-color: white; border: 0px; font-family: sans-serif; font-size: 15px; margin: 0px; outline: 0px; padding: 0px;">
Şimdi, gelelim konunun bizi esas ilgilendiren kısmına:</div>
<div style="background-color: white; border: 0px; font-family: sans-serif; font-size: 15px; margin: 0px; outline: 0px; padding: 0px;">
</div>
<div style="background-color: white; border: 0px; font-family: sans-serif; font-size: 15px; margin: 0px; outline: 0px; padding: 0px;">
1. Bu tür hassas konuları ne yok farz etmeli, ne de kaşınmayan yeri kaşımalı. Uyanık bir sessizlik ve dengeli bir müdahale gerek.</div>
<div style="background-color: white; border: 0px; font-family: sans-serif; font-size: 15px; margin: 0px; outline: 0px; padding: 0px;">
</div>
<div style="background-color: white; border: 0px; font-family: sans-serif; font-size: 15px; margin: 0px; outline: 0px; padding: 0px;">
2. Küçük yaşlardan itibaren giyim, oyuncak gibi konularda cinsiyeti vurgulayacak ve cinsel kimlik oluşmasına yardım edecek yönlendirmeler yapılmalı. Mesela, cinsiyete göre giydirmek, uygun oyuncaklar almak gibi.</div>
<div style="background-color: white; border: 0px; font-family: sans-serif; font-size: 15px; margin: 0px; outline: 0px; padding: 0px;">
</div>
<div style="background-color: white; border: 0px; font-family: sans-serif; font-size: 15px; margin: 0px; outline: 0px; padding: 0px;">
3. çocuk, normal gelişimi içinde, özellikle belli dönemlerde, cinselliği çok merak eder; onu doğru bilgilendirmek gerekir. Eşcinselliği anlatın demiyorum. Normal, doğal, insani merakların doyurulması ilerisi için sağlam bir temel olacaktır diyorum. Bu konularda çekinip utanmayın lütfen: Siz doğrudan utanıyorsunuz ama, birileri yanlıştan bile utanmıyor. Ve hiç unutmayın: &#8220;çocuklar öğrenmeye hazır olmadıkları konuları zaten sormazlar.&#8221; çocuk birşeyi soruyorsa mutlaka cevap vermeniz gerekir—elbette, usulünce!</div>
<div style="background-color: white; border: 0px; font-family: sans-serif; font-size: 15px; margin: 0px; outline: 0px; padding: 0px;">
</div>
<div style="background-color: white; border: 0px; font-family: sans-serif; font-size: 15px; margin: 0px; outline: 0px; padding: 0px;">
4. özellikle ergenlik çağında gençlerin kendi cinslerinden ebeveynlerle, yani babayla daha fazla vakit geçirip paylaşım içinde olması şarttır. Bunu vurguluyorum; ta ki, &#8220;İşten eve, evden işe,&#8221; ‘pijama-terlik-televizyon,&#8217; &#8220;Hanım, sen ilgileniver, ben çok yorgunum&#8221; hastalıklarına yakalanmış babaların kulakları çınlasın!</div>
<div style="background-color: white; border: 0px; font-family: sans-serif; font-size: 15px; margin: 0px; outline: 0px; padding: 0px;">
</div>
<div style="background-color: white; border: 0px; font-family: sans-serif; font-size: 15px; margin: 0px; outline: 0px; padding: 0px;">
5. Aile içinde erkeğin hafif başat ve saygın konumunun korunması lazım. Yoksa, mesela evde kadın bariz biçimde baskın, erkekse pasif ise -ki, neredeyse ahirzaman alameti olarak çoğu evde mevcut durum maalesef budur- erkek çocuk için kadın konumu imrenilecek bir durum kazanabilir.</div>
<div style="background-color: white; border: 0px; font-family: sans-serif; font-size: 15px; margin: 0px; outline: 0px; padding: 0px;">
</div>
<div style="background-color: white; border: 0px; font-family: sans-serif; font-size: 15px; margin: 0px; outline: 0px; padding: 0px;">
6. Bu tür bir problemle karşılaşıldığında aşırı tepki ve açıklamasız yasaklar merakı artırır sadece. Konuş(tur)masanız bile, gencin aklındaki soru işaretleri artarak devam eder.</div>
<div style="background-color: white; border: 0px; font-family: sans-serif; font-size: 15px; margin: 0px; outline: 0px; padding: 0px;">
</div>
<div style="background-color: white; border: 0px; font-family: sans-serif; font-size: 15px; margin: 0px; outline: 0px; padding: 0px;">
7. Darda kalırsanız bir psikiyatristten yardım isteyin.</div>
<div style="background-color: white; border: 0px; font-family: sans-serif; font-size: 15px; margin: 0px; outline: 0px; padding: 0px;">
</div>
<div style="background-color: white; border: 0px; font-family: sans-serif; font-size: 15px; margin: 0px; outline: 0px; padding: 0px;">
Not: Eşcinsellik aslında sadece erkeklere has bir durum değil. Kadınlar arasında da bu problem hatırı sayılır biçimde yaşanıyor. Yalnız, bayanlardaki şekli daha belirsiz seyrediyor ve pek de dirençli, devamlı olmuyor. Normal bir cinsel hayat ve mutlu bir evlilik, problemi çözmeye yetiyor genellikle. Yine de, özellikle bayanların toplu kaldığı yerlerde dikkatli olmak gerekiyor.</div>
<div style="background-color: white; border: 0px; font-family: sans-serif; font-size: 15px; margin: 0px; outline: 0px; padding: 0px;">
</div>
<div style="background-color: white; border: 0px; font-family: sans-serif; font-size: 15px; margin: 0px; outline: 0px; padding: 0px;">
Maalesef biz toplum olarak kadın-erkek mahremiyetine ‘çok&#8217; dikkat ederken, mahremiyetin erkek-erkek ve kadın-kadın arasındaki biçimlerini bazı zamanlar sanırım ihmal ediyoruz. Her iki cins açısından, problemin bir sebebi de bu. Bu noktada, biraz kitap karıştırıp erkeğin erkeğe, kadının kadına karşı mahremiyet ve tesettür ölçüsünü öğrenmeye ne dersiniz?</div>
<div class="news-source" style="background-color: white; border: 0px; font-family: sans-serif; font-size: 13px; margin: 15px 0px 0px; outline: 0px; padding: 0px;">
<b style="border: 0px; margin: 0px; outline: 0px; padding: 0px;">Kaynak :</b>&nbsp;Sorularla İslamiyet</div>
<div class="separator" style="clear: both; text-align: center;">
<iframe loading="lazy" allowfullscreen="" class="YOUTUBE-iframe-video" data-thumbnail-src="https://i.ytimg.com/vi/QiL9TGsjsbI/0.jpg" frameborder="0" height="366" src="https://www.youtube.com/embed/QiL9TGsjsbI?feature=player_embedded" width="520"></iframe></div>
<div class="separator" style="clear: both; text-align: center;">
↓↓↓↓↓↓↓↓</div>
<div class="separator" style="clear: both; text-align: center;">
↓↓↓↓↓↓↓↓</div>
<div class="separator" style="clear: both; text-align: center;">
↓↓↓↓↓↓↓↓</div>
<div class="separator" style="clear: both; text-align: center;">
↓↓↓↓↓↓↓↓</div>
<div class="separator" style="clear: both; text-align: center;">
↓↓↓↓↓↓↓↓</div>
<p>&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;&nbsp;<iframe loading="lazy" allowfullscreen="" class="YOUTUBE-iframe-video" data-thumbnail-src="https://i.ytimg.com/vi/5O_yXvmLG7c/0.jpg" frameborder="0" height="366" src="https://www.youtube.com/embed/5O_yXvmLG7c?feature=player_embedded" width="520"></iframe></p>The post <a href="https://ateistlerecevap.org/allah-beni-escinsel-yaratmssa-suclu-ki/" data-wpel-link="internal">Allah Beni Eşcinsel Yaratmışsa Suçlu kim?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ateistlerecevap.org/allah-beni-escinsel-yaratmssa-suclu-ki/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İslam&#039;da Cihad anlayışı nedir? Cihat kafa kesmek midir?</title>
		<link>https://ateistlerecevap.org/islamda-cihad-anlays-nedir-cihat-kafa/</link>
					<comments>https://ateistlerecevap.org/islamda-cihad-anlays-nedir-cihat-kafa/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ateistlere Cevaplar]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 23 Jun 2017 13:20:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sorular]]></category>
		<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.ateistlerecevap.org/?p=41</guid>

					<description><![CDATA[<p>“Kim (cihad bahanesiyle) bir evde darlık (ve sıkıntı) meydana getirir veya bir yolu keser ya da bir mü’mine eziyet verirse, onun yaptığı cihad değildir.”&#160;(Ebu Davud, Cihad, 89)&#160; Mekke döneminde Müslümanlar zayıf ve güçsüz oldukları için, Allah, onları müşriklerden gelen her türlü zulme, baskıya, işkenceye sabır göstermekle yükümlü tutmuştu. O dönemde müşrikleri tahrik edecek her türlü [&#8230;]</p>
The post <a href="https://ateistlerecevap.org/islamda-cihad-anlays-nedir-cihat-kafa/" data-wpel-link="internal">İslam'da Cihad anlayışı nedir? Cihat kafa kesmek midir?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div class="separator" style="clear: both; text-align: center;">
<a href="https://4.bp.blogspot.com/-LMYVzu7H188/WU0U5kubvRI/AAAAAAAAHmw/I858z-dneD4tSYHVDDrRNtBhkCvf2fvBwCLcBGAs/s1600/Kur%2527an%2527%25C4%25B1%2BKerim%2527in%2Bde%25C4%259Fi%25C5%259Fime%2Bu%25C4%259Framad%25C4%25B1%25C4%259F%25C4%25B1n%25C4%25B1n%2Bkan%25C4%25B1tlar%25C4%25B1.%2B%252810%2529.png" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;" data-wpel-link="external" rel="nofollow external noopener noreferrer"><img loading="lazy" decoding="async" alt="İslam'da Cihad anlayışı nedir? Cihat kafa kesmek midir?" border="0" data-original-height="720" data-original-width="1280" height="360" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2017/06/Kur27an27C4B1Kerim27indeC49FiC59FimeuC49FramadC4B1C49FC4B1nC4B1nkanC4B1tlarC4B1.281029.png" title="İslam'da Cihad anlayışı nedir? Cihat kafa kesmek midir?" width="640" /></a></div>
<p></p>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
“Kim (cihad bahanesiyle) bir evde darlık (ve sıkıntı) meydana getirir veya bir yolu keser ya da bir mü’mine eziyet verirse, onun yaptığı cihad değildir.”&nbsp;(Ebu Davud, Cihad, 89)&nbsp;</div>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Mekke döneminde Müslümanlar zayıf ve güçsüz oldukları için, Allah, onları müşriklerden gelen her türlü zulme, baskıya, işkenceye sabır göstermekle yükümlü tutmuştu. O dönemde müşrikleri tahrik edecek her türlü davranıştan, düşmana mukabeleden, meydan okumaktan Müslümanlar kaçınıyor, ibadetlerini müşriklere göstermeden gizli gizli yerine getiriyorlardı.</div>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Müşriklerin baskısı iyice ağırlaşıp kan kaybı boyutlarına varınca, Allah bu baskıya dayanamayan Müslümanlara hicret kapısını açtı. O devirde en güvenli ülke olan Habeşistan’a, Mekke’deki baskıdan bunalan Müslümanlar 2 ayrı zamannda 2 ayrı hicret kafilesi halinde hicret ettiler.</div>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Bu dönemde asıl olan Müslümanın dinini rahatça yaşaması, zulüm ve baskılar karşısında özgüvenini kaybetmeden dik durması, kendini inancından vazgeçirecek bir ümitsizlik içine düşmekten korunması idi.</div>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Medine’ye hicret edildikten sonra, Müslümanlar sayıca hızla çoğaldılar. Güçlendiler. Organize oldular. Müşriklerden gelecek saldırı ve tecavüzlere karşı koyabilecek bir kuvvete ulaştılar. Bunun üzerine, Allah, Müslümanlara, cihad denen düşman saldırılarına karşı koymak, mukabele etmek iznini verdi. Bu izin, düşmanla savaşa girme demekti. Bu izin, İslâmın yaşanmasını tebliğinde ve yayılmasında artık kuvvetin kullanılabileceği anlamına geliyordu.</div>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Müslümanlara verilen cihad izni ilk önceleri, sırf düşmanın Müslümanlara saldırılarını önlemek, İslâm toplumuna verecekleri zarar ve yıkımın önüne geçmek, Müslümanın inancını özgürce yaşamasının önündeki her türlü engeli bertaraf etmek içindi. Bu maksatla Bedir, Uhud, Hendek savaşlarına girmişler, pek çok sayıda gazaya çıkmışlardı.</div>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Müslümanlar daha da güçlenince, İslâmın cihad kavramına fetih gayesi de ilave edildi. Bu fetih, sadece toprak fethi değildi. Asıl olan gönüllerin fethiydi. İnsanlara İslâmın en güzel şekilde, sunumu ve anlatılması idi. İnsanlardan İslâm inancı ile buluşturulması gayreti idi. İslâmın tebliği önündeki her türlü engelin kaldırılması, artık cihadın kapsamı içine giriyordu.</div>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Cihadın savunmadan fetih boyutuna geçmesindeki bir gaye de, Müslümanların ve İslâm devletinin güvenliğinin sağlanması idi.</div>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Fetih amaçlı cihadlarda 2 gaye birlikte takip ediliyordu. Birincisi, insanların İslâm dinini tanımalarını sağlamak, İslâmın güzelliklerini onlara anlatmak ve fiilen yaşayarak da göstermekti.</div>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
İkincisi ise, İslâmı kabul etmeyen devlet ve ülkelere İslâm devletinin gücünü göstermek ve onları barışa zorlayarak, düşmanca saldırı ve tecavüzlerden caydırmaktı. Cihadın içinde savaş, en son alternatifti. Düşman İslâmı kabule yanaşmadığı gibi, İslâm devletinin otoritesine boun eğerek barışa da razı olmazsa, onlara karşı kuvvet kullanımı kaçınılmaz hale geliyordu. Bu durumda savaş sonucu elde edilen ülkeler, İslâm topraklarına katılıyor, savaş sırasında düşmandan ele geçen eşya ve mallar da ganimet sayılıyordu.</div>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Savaş demek şiddet demektir.</div>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Savaş demek can kaybı, ölümü demektir.</div>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Ancak, İslâmın cihad anlayışında, savaştaki şiddete ve öfkeye büyük sınırlamalar getirildiği görülmektedir. İnsan kanı akıtmayı en asgari seviyeye düşürecek tedbirlere büyük yer verilmiştir.</div>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Bu tedbirlerin başında; savaşta çocukların, kadınların, yaşlıların, din adamlarının kesinlikle öldürülmesinin yasaklanması gelir.</div>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
İslâm sadece savaşa katılan askerlerin öldürülmesine izin verir. Bir insanı esir almak mümkün iken, onun öldürülme cihetine gidilmesi de doğru bulunmaz.</div>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Allah Resûlünün, savaşta insan kaybını iyice azaltmak için başvurduğu taktiklerden biri de üzerine yürünecek düşmanı, savaş hazırlığına girişmeden gafil yakalamaktı. Çünkü düşmanın savaş hazırlıklarını yapması demek, savaşın çok kanlı geçmesi, uzun sürmesi ve sonuçta pek çok insanın ölmesi demekti.</div>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Allah Resûlünün bu taktiğinin ne derece işe yaradığını; Mekke’nin fethi gibi büyük bir savaşın, çok az sayıda insanın ölümüyle neticelenmesinde görmekteyiz.</div>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
O halde İslâmın cihad anlayışında, gayeye en az insan kaybı ile ulaşmanın esas alındığını belirtmemiz yanlış olmaz.</div>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Zaten İslâmın ana hedefi, gönderiliş gayesi, insanları yok etmek, hayatları ve ocakları söndürmek değildir. İslâm, insanlara sonsuz bir hayatı ve ebedî mutluluğu kazandırmak için gelmiştir.</div>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Allah Resûlünün, “ben insanlara rahmet için geldim, azap için değil” sözünden de bu manayı çıkarmak mümkündür.</div>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Bugün, bazı Müslümanlar, ne yazık ki cihadı çok yanlış şekilde anlayıp uygulamaktadırlar. Cihad etmeyi; adam kesmek, insan doğramak, kelle uçurmak, yeryüzünde canlı tek bir kafir bırakmamak şeklinde uygulayan, inanları canlı bombalar haline getiren cihad anlayışları, İslâma en büyük zararı vermektedir.</div>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
İnsanların İslâmı tanımalarının önündeki engellerin kaldırmak demek olan cihad kavramı, ne yazık ki günümüzde insanların İslâmı kabul etmelerinin önündeki en büyük engel haline getirilmiştir.</div>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
İslâmın cihad anlayışında yanlış anlaşılan bir konuya daha değinmeden geçemeyeceğim.</div>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Cihad, dahilde, yani bir İslâm ülkesinde, Müslümanlar arasında geçerli olmaz. Yani Müslüman Müslümana karşı cihad yapamaz. Dahildeki ayaklanmalara, insan öldürmelere, İslâm, cihad değil, bağy adını vermiştir.</div>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Bâğyden, İslâm mücahidi olmaz. La ilahe illallah diyen bir mü’minin, Lailahe illallah diyen bir mü’mini kafasına göre kafir sayıp öldürmeye ve bu yaptığı caniliğe de cihad adını vermeye hakkı da yoktur, haddi de değildir.</div>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Cihad, İslâm ülkesi dışındaki, Müslümanlar için tehdit oluşturan insanlara karşı verilen meşru bir mücadeledir. Gayesi Müslümanın can ve mal güvenliğini garantiye almak, dışarıdan gelebilecek her türlü tehdidi fiilayata geçmeden önlemektir.</div>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
EN BÜYÜK CİHAD, NEFİSLE YAPILAN CİHADDIR</div>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Müslümanın İslâmı yaşaması önündeki en büyük engel, çoğu zaman dış düşman değildir. İnsanın kendi içindeki nefs-i emmare dediğimiz, gayr-i meşru arzu ve istekleridir. İnsan kendi nefsine söz geçiremezse, onu terbiye edip İslâmın emir ve yasaklarına boyun eğer hale getiremezse, onun dışarıda İslâmı yaşamasını engelleyen bir düşman aramasına gerek yoktur.</div>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Nefsin kendisi, onun için en büyük engeldir. Bu sebepledir ki, İslâmda en büyük cihad kişinin nefsiyle giriştiği mücadeledir. Dış düşmanla yapılan savaş, nefisle yapılan savaşın yanında küçük kalır. Çünkü dış düşmanla yapılan savaşta, mü’min öldürülürse şehit olur. Hayatta kalırsa gazi sayılır. Ama nefisle girişilen savaşı kaybeden mü’min, her şeyini kaybeder. Manen müflis hale gelir.</div>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Allah Resûlünün, Bedir savaşından Medine’ye dönerken:</div>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
&#8211; Küçük cihadı bitirdik, şimdi büyük cihada dönüyoruz, dediği rivayet edilir ki, burada kastedilen küçük cihad, Mekkelilerle yapılan Bedir Savaşı; büyük cihad ise nefisle mücadeleye girişmektir.</div>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Dış düşmanla yapılan savaşlar, belli bir yerde, belli bir zaman için söz konusudur. Ama nefisle yapılan cihadın yeri ve zamanı yoktur. 24 saat kesintisiz her yerde sürdürülen bir mücadeledir.</div>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Son olarak şunu da söyleyebiliriz: Nefisle yapılan cihadı kazanamayan bir Müslümanın dış düşmanla yaptığı cihadı kazanacağı şüphelidir. Cephede mücahid sayılmak için, içteki nefisle savaşın mutlaka kazanılması şarttır.</div>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
<b>Kaynak: sorularlaislamiyet.com</b></div>
<div class="separator" style="clear: both; text-align: center;">
<iframe loading="lazy" allowfullscreen="" class="YOUTUBE-iframe-video" data-thumbnail-src="https://i.ytimg.com/vi/1sIQ0XOSNkA/0.jpg" frameborder="0" height="366" src="https://www.youtube.com/embed/1sIQ0XOSNkA?feature=player_embedded" width="520"></iframe></div>
<div class="separator" style="clear: both; text-align: center;">
</div>
<div class="separator" style="clear: both; text-align: center;">
</div>
<p>&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;&nbsp;<iframe loading="lazy" allowfullscreen="" class="YOUTUBE-iframe-video" data-thumbnail-src="https://i.ytimg.com/vi/kQxCaS2q-Gg/0.jpg" frameborder="0" height="366" src="https://www.youtube.com/embed/kQxCaS2q-Gg?feature=player_embedded" width="520"></iframe></p>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
</div>The post <a href="https://ateistlerecevap.org/islamda-cihad-anlays-nedir-cihat-kafa/" data-wpel-link="internal">İslam'da Cihad anlayışı nedir? Cihat kafa kesmek midir?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ateistlerecevap.org/islamda-cihad-anlays-nedir-cihat-kafa/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Allah merhametli ise neden Cehennem var?</title>
		<link>https://ateistlerecevap.org/allah-merhametli-ise-neden-cehennem-var/</link>
					<comments>https://ateistlerecevap.org/allah-merhametli-ise-neden-cehennem-var/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ateistlere Cevaplar]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 18 Jun 2017 11:29:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sorular]]></category>
		<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.ateistlerecevap.org/?p=42</guid>

					<description><![CDATA[<p>Eğer size şöyle bir duyuru yapılsa: &#8220;Bir saat içinde şehre yakıp yıkıcı bir kasırga gelecek, eşyalarınızı toplayın ve şehri terkedin!&#8221; Bu duyuruya verilecek mantıklı bir yanıt ne olabilir? A şıkkı: &#8220;Ah inanmıyorum ya, kasırgalardan nefret ederim! İnanamıyorum buna ya! Unut gitsin, bir Allah varsa neden böyle bir şey yapıyor ki, biz kasırga hak edecek ne [&#8230;]</p>
The post <a href="https://ateistlerecevap.org/allah-merhametli-ise-neden-cehennem-var/" data-wpel-link="internal">Allah merhametli ise neden Cehennem var?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div class="separator" style="clear: both; text-align: center;">
<a href="https://2.bp.blogspot.com/-VlhPPCk-UBA/WUZjofAxwQI/AAAAAAAAHRk/-dTlzitgLXIaKIRziwJOwNgqIYU2ZkouwCLcBGAs/s1600/Kur%2527an%2527%25C4%25B1%2BKerim%2527in%2Bde%25C4%259Fi%25C5%259Fime%2Bu%25C4%259Framad%25C4%25B1%25C4%259F%25C4%25B1n%25C4%25B1n%2Bkan%25C4%25B1tlar%25C4%25B1.%2B%25289%2529.png" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;" data-wpel-link="external" rel="nofollow external noopener noreferrer"><img loading="lazy" decoding="async" alt="Allah merhametli ise neden Cehennem var?" border="0" data-original-height="720" data-original-width="1280" height="360" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2017/06/Kur27an27C4B1Kerim27indeC49FiC59FimeuC49FramadC4B1C49FC4B1nC4B1nkanC4B1tlarC4B1.28929.png" title="Allah merhametli ise neden Cehennem var?" width="640" /></a></div>
<div class="separator" style="clear: both; text-align: center;">
</div>
<p></p>
<div style="background-color: white; color: #1d2129; font-family: Helvetica, Arial, sans-serif; font-size: 14px; margin-bottom: 6px; margin-top: 6px;">
Eğer size şöyle bir duyuru yapılsa: &#8220;Bir saat içinde şehre yakıp yıkıcı bir kasırga gelecek, eşyalarınızı toplayın ve şehri terkedin!&#8221; Bu duyuruya verilecek mantıklı bir yanıt ne olabilir?</div>
<div style="background-color: white; color: #1d2129; font-family: Helvetica, Arial, sans-serif; font-size: 14px; margin-bottom: 6px; margin-top: 6px;">
A şıkkı: &#8220;Ah inanmıyorum ya, kasırgalardan nefret ederim! İnanamıyorum buna ya! Unut gitsin, bir Allah varsa neden böyle bir şey yapıyor ki, biz kasırga hak edecek ne yaptık, ben buna inanmıyorum. Kasırga geldiğine falan inanmak istemiyorum, kasırgalardan nefret ederim, unut gitsin!&#8221; dersin.</div>
<div style="background-color: white; color: #1d2129; font-family: Helvetica, Arial, sans-serif; font-size: 14px; margin-bottom: 6px; margin-top: 6px;">
B şıkkı: Sen istesen de istemesen de, bir saat içinde bir kasırga gelecek ve bütün şehri yok edecek. Bu yüzden eşyalarını alıp toz olursun.</div>
<div style="background-color: white; color: #1d2129; font-family: Helvetica, Arial, sans-serif; font-size: 14px; margin-bottom: 6px; margin-top: 6px;">
Bizim inancımıza göre, Allah kıyamet gününü yarattı, cenneti yarattı, ve evet, cehennemi de yarattı. İstediğin kadar ağlayabilir, şikayet edebilir, &#8220;İnanmıyorum uff nasıl olur! İstemiyorum!&#8221; diyebilirsin, istediğini yap, bu hala böyle. O gün hala var. Ve hala da yaklaşmakta. Cehennem hala var. Yokmuş gibi davranabilirsin, hatta bu belki seni geçici bir süre mutlu da eder, ama yokmuş gibi davransan da derinlerde bir yerde bunun geleceğini bilirsin. Herkes bir gün öleceğini bilir.</div>
<div style="background-color: white; color: #1d2129; font-family: Helvetica, Arial, sans-serif; font-size: 14px; margin-bottom: 6px; margin-top: 6px;">
Allahu Teâlâ, Kuran&#8217;da kıyamet günü hakkında, cehennem hakkında çok çok korkunç, feci bir şekilde ürkütücü tanımlar yapmış, onu çok korkunç grafiklerle anlatmıştır. İnsanların yüzüne kaynar su, kaynar irin kaynar kan dökülüyor, insanlardan rosto yapılıyor, cehennemin kendisi bile ateşten korkuyor, ateş &#8216;daha yok mu&#8217; diyor, acımasız zebaniler duruyor başında, deriler yanıyor sonra yenileniyor tekrar yanıyor, kişi cehennemin dışından en ufak soğuk rüzgarın birazını hissediyor ve &#8216;ben galiba en kötü yerde olmalıyım&#8217; diyor, kişi ateşte yanıyor, &#8216;su görüyorum orada&#8217; diyor, su daha iyidir deyip suya gidiyor ve kaynar suyun içine atılıyor, &#8216;hayır, ateş daha iyi, ateşe gideyim&#8217; diyor ama ateşte derisini yüzüyor, sonra tekrar suya gidiyor, bu ikisi arasında tavaf ediyor ve daha bir çok grafik tasavvurlar&#8230; Bunların hepsi Kur&#8217;an&#8217;da geçer. &#8220;Biraz sonra gelecek ayetler şu şu şu yaş çocuklar için uygun olmayan görüntüler içeriyor&#8221; der gibi neredeyse. Televizyonda o görüntüler olsa dersin ki &#8220;Bunu kim televizyona koyar ki&#8221; ve hemen kanalı değiştirirsin.</div>
<div style="background-color: white; color: #1d2129; font-family: Helvetica, Arial, sans-serif; font-size: 14px; margin-bottom: 6px; margin-top: 6px;">
Şöyle ki, aynı kıyamet günü, aynı şekilde diğer Peygamberlere (aleyhumusselam) de verilmişti. Çünkü inanç ve ahlak ile ilgili konular hiç değişmemiştir. Aynı şeyler farklı Peygamberlerden (aleyhumusselam) aktarılmıştır. Peki. Kuran&#8217;da İsrailoğullarına yapılan eleştirilerden biri de neydi? &#8220;Kalpleri katılaştı.&#8221; Bizim ise, İslam&#8217;dan öğrendiğimiz şey, kalbin yumuşadığı yerlerden biri de ahiretin hatırlatıldığı zamanlardır. Cemaatle kılınan namazlarda -cemaat ne okunduğunu anlıyorsa- , cennet, cehennem, Allah ile buluşma, kıyamet günü ile ilgili ayetler geldiğinde cemaatten ne duyarsınız? Ağlama sesleri duyarsınız. Başka bir deyişle ahiretin hatırlatılmasındaki amaç ne? Kalplerin yumuşaması. Kur&#8217;an&#8217;da İsrailoğullarına yapılanithamlardan biri de neydi? Kalplerinin katılaşması. Şimdi bu ikisi arasında bir bağlantı bulacaksınız.<br />
Onlar, sistemli bir şekilde, ahiretle ile alakalı hemen hemen her şeyi, kitaplarından sildiler. Aslında bakılırsa Museviliğin hemen hemen her tarikatı, ahiret söz konusu olduğunda sadece cennete inanmaktadırlar. Hatta bazıları, Yahudi olmayan herkesin öleceğine ve yer yüzünde kalacak insanların ise Tanrının buyruklarını takip edenler yani Yahudiler olacağına inanırlar. Yani tüm konsepti sildiler.</div>
<div style="background-color: white; color: #1d2129; font-family: Helvetica, Arial, sans-serif; font-size: 14px; margin-bottom: 6px; margin-top: 6px;">
Hrıstiyan toplumuna ise uzun yıllar sonra modern zamanda olan şey şu ki; televizyonu açıp onların en ünlü şovlarını izlerseniz (the simpsons, family guy, south park gibi), sürekli dalgası geçilen şey nedir? Tanrı, cennet ve cehennem. Cehennemde iki boynuzlu her yeri kırmızı bir şeytan figürü, ateş, cehenneme gidip birilerine azap edip geri gelen kişiler, bunların hepsi alaya alınır. Onlar için bir şaka olmuştur. Modern film kültüründeki bu şaka haline gelen cehennem algısı nereden geliyor? İncilden. Artık bu eğlence veren bir şey haline gelmiş.</div>
<div style="background-color: white; color: #1d2129; font-family: Helvetica, Arial, sans-serif; font-size: 14px; margin-bottom: 6px; margin-top: 6px;">
Allah&#8217;ın, bize cehennemin tanıtımını vermesi, 1400 yıl geçmesine rağmen Müslümanların cehennemle ilgili şaka yapamaması, O&#8217;nun çok büyük bir rahmetidir. Bizden önceki milletler sadece Allah&#8217;a inanmayı değil, aynı zamanda ahiret gününü de alaya aldılar ve inanmadılar. Peki sen bu uyarıyı ciddiye alsan da almasan da bu şey yaklaşmıyor mu? Senin, o kadar yıl geçmesine rağmen, hala bu işin ciddiliğinin farkında olman Allah&#8217;ın bir lütfu değil midir? Bu bir lütuf mudur bir azap mı? Yine de bazıları Kur&#8217;an&#8217;daki bu azap ayetlerini okuyor ve &#8220;Neden!?&#8221; diye soruyor. Buna cevap tâ ilk Peygamberlerin (aleyhumusselam) zamanında söylendi zaten, bu yeni bir şey değil. Hrıstiyanlar &#8220;Bizim kitabımızda azap ayetleri yok&#8221; diye kendileriyle gurur duyuyorlar. Aslında vardı. Onlar çoğu şeyi yok etti. Bu gurur duyulacak bir şey değil. Ben şimdi bilmeyi, azabın içinde olmaya tercih ederim! Ben şimdi bu tanımları okuyup çıldırıp kendimden geçip de kendime çeki düzen vermeyi, orada son bulmaya tercih ederim.</div>
<div style="background-color: white; color: #1d2129; font-family: Helvetica, Arial, sans-serif; font-size: 14px; margin-bottom: 6px; margin-top: 6px;">
Şeytanın en büyük ataklarından biri de budur: &#8220;Baksana Kur&#8217;an cehennemi nasıl da tarif ediyor, bak sana ne yapmak istiyor görmedin mi? Bu nasıl bir Allah da seni böyle cezalandırmak istiyor? Sen ona ne yaptın ki?&#8221; Kafanı bu düşüncelerle doldurmak istiyor.</div>
<div style="background-color: white; color: #1d2129; font-family: Helvetica, Arial, sans-serif; font-size: 14px; margin-bottom: 6px; margin-top: 6px;">
Allahu Teala buyuruyor ki:</div>
<div style="background-color: white; color: #1d2129; font-family: Helvetica, Arial, sans-serif; font-size: 14px; margin-bottom: 6px; margin-top: 6px;">
&#8220;إِلاَّ مَن رَّحِمَ رَبُّكَ وَلِذَلِكَ خَلَقَهُمْ&#8221;<br />
&#8220;Ancak Rabbinin merhamet ettikleri müstesnadır, zaten onları bunun için yarattı.&#8221; Hud/119</div>
<div style="background-color: white; color: #1d2129; font-family: Helvetica, Arial, sans-serif; font-size: 14px; margin-bottom: 6px; margin-top: 6px;">
ve yine Allahu Teala şöyle buyuruyor:</div>
<div style="background-color: white; color: #1d2129; font-family: Helvetica, Arial, sans-serif; font-size: 14px; margin-bottom: 6px; margin-top: 6px;">
&#8220;لَا يَصْلَاهَا إِلَّا الْأَشْقَى&#8221;<br />
&#8220;Oraya ancak insanlığın en kötüsü, en berbat kimse atılır.&#8221; Leyl/15</div>
<div style="background-color: white; color: #1d2129; font-family: Helvetica, Arial, sans-serif; font-size: 14px; margin-bottom: 6px; margin-top: 6px;">
Kuran&#8217;daki cehennem tasvirleri, Allah&#8217;ın rahmetinin bir ürünüdür. Nasıl mı? Rahman suresi, cehennem azabının en korkunç şekilde anlatıldığı yerlerden biridir. Hemen sonra Allahu Teala buyuruyor ki:</div>
<div style="background-color: white; color: #1d2129; font-family: Helvetica, Arial, sans-serif; font-size: 14px; margin-bottom: 6px; margin-top: 6px;">
&#8220;وَلِمَنْ خَافَ مَقَامَ رَبِّهِ جَنَّتَانِ&#8221;</div>
<div style="background-color: white; color: #1d2129; font-family: Helvetica, Arial, sans-serif; font-size: 14px; margin-bottom: 6px; margin-top: 6px;">
&#8220;Ve Allah&#8217;ın huzurunda durmaktan korkan kimseye iki cennet vardır.&#8221; Rahman/46</div>
<div style="background-color: white; color: #1d2129; font-family: Helvetica, Arial, sans-serif; font-size: 14px; margin-bottom: 6px; margin-top: 6px;">
Şimdi anlaşılıyor mu neden rahmet ürünüdür? Seni bu kadar korkuttum, ve eğer korktuysan, sana iki cennet veriyorum, tebrikler. Buna rahmet denir işte. &#8220;Rahmân&#8221; ancak buna diyebilirsin. Cehennemi bile rahmete dönüştürene. Diyebilirdi ki &#8216;ve kim iman ederse&#8217; ya da &#8216;kim teslim olursa&#8217; ya da &#8216;kim iyi amel işlerse&#8217;. O ne buyurmuş: Kim korkarsa. Ve bizi korkuttu. Seni o kadar çok korkutuyor ki &#8220;Hey! Cennet o tarafta. Oraya git&#8221; demek için. Subhanallah. Hamdet ki, bu ne olursa olsun gelecek olan gerçeği sana göstermedi, sadece tanımladı.</div>
<div style="background-color: white; color: #1d2129; font-family: Helvetica, Arial, sans-serif; font-size: 14px; margin-bottom: 6px; margin-top: 6px;">
</div>
<div class="separator" style="clear: both; text-align: center;">
<iframe loading="lazy" allowfullscreen="" class="YOUTUBE-iframe-video" data-thumbnail-src="https://i.ytimg.com/vi/GZ2CEd20Q8E/0.jpg" frameborder="0" height="366" src="https://www.youtube.com/embed/GZ2CEd20Q8E?feature=player_embedded" width="520"></iframe></div>
<div style="background-color: white; color: #1d2129; font-family: Helvetica, Arial, sans-serif; font-size: 14px; margin-bottom: 6px; margin-top: 6px;">
</div>The post <a href="https://ateistlerecevap.org/allah-merhametli-ise-neden-cehennem-var/" data-wpel-link="internal">Allah merhametli ise neden Cehennem var?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ateistlerecevap.org/allah-merhametli-ise-neden-cehennem-var/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Allah (haşa) sadist mi?</title>
		<link>https://ateistlerecevap.org/allah-hasa-sadist-mi/</link>
					<comments>https://ateistlerecevap.org/allah-hasa-sadist-mi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ateistlere Cevaplar]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 08 Jun 2017 15:02:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sorular]]></category>
		<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.ateistlerecevap.org/?p=43</guid>

					<description><![CDATA[<p>Değerli kardeşimiz, Allah’ın ahlakını ancak ondan öğrenebiliriz. Başka hiçbir seçeneğimiz yoktur. Çünkü bu konuda birkaç ihtimal vardır: a)&#160;Allah’a inanmayan bir kimsenin&#160;Allah’ın vasıflarından bahsetmesi, abesle iştigaldir. b)&#160;Allah’a inandığı halde&#160;İslam dinine inanmayan kimsenin&#160;de Allah’ın sıfatlarından, ahlakından söz etmesi, bir cehaletin yansımasıdır. Çünkü, Allah’ın varlığını bilmek, onun sıfatlarını, ahlakını bilmek anlamına gelmez. İnsan aklıyla,&#160;“Bir iğne ustasız, bir harf [&#8230;]</p>
The post <a href="https://ateistlerecevap.org/allah-hasa-sadist-mi/" data-wpel-link="internal">Allah (haşa) sadist mi?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div class="separator" style="clear: both; text-align: center;">
<a href="https://2.bp.blogspot.com/-NkLRaDkzY2A/WTlY--lMCtI/AAAAAAAAHLc/g9N8yyKQ2WgVRaqAYg9aGhmeGPUvTzVBACLcB/s1600/Kur%2527an%2527%25C4%25B1%2BKerim%2527in%2Bde%25C4%259Fi%25C5%259Fime%2Bu%25C4%259Framad%25C4%25B1%25C4%259F%25C4%25B1n%25C4%25B1n%2Bkan%25C4%25B1tlar%25C4%25B1.%2B%25287%2529.png" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;" data-wpel-link="external" rel="nofollow external noopener noreferrer"><img loading="lazy" decoding="async" alt="Allah (haşa) sadist mi?" border="0" data-original-height="720" data-original-width="1280" height="360" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2017/06/Kur27an27C4B1Kerim27indeC49FiC59FimeuC49FramadC4B1C49FC4B1nC4B1nkanC4B1tlarC4B1.28729.png" title="Allah (haşa) sadist mi?" width="640" /></a></div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Değerli kardeşimiz,</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Allah’ın ahlakını ancak ondan öğrenebiliriz. Başka hiçbir seçeneğimiz yoktur. Çünkü bu konuda birkaç ihtimal vardır:</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
a)&nbsp;Allah’a inanmayan bir kimsenin&nbsp;Allah’ın vasıflarından bahsetmesi, abesle iştigaldir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
b)&nbsp;Allah’a inandığı halde&nbsp;İslam dinine inanmayan kimsenin&nbsp;de Allah’ın sıfatlarından, ahlakından söz etmesi, bir cehaletin yansımasıdır. Çünkü, Allah’ın varlığını bilmek, onun sıfatlarını, ahlakını bilmek anlamına gelmez.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
İnsan aklıyla,&nbsp;“Bir iğne ustasız, bir harf yazarsız olmaz.”&nbsp;gerçeğinden hareketle bu kâinatın yaratıcısına inanabilir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Fakat hiç kimse,&nbsp;Allah’ın bütün sıfatlarını, ahlakını aklıyla gerçek anlamda bilmez, bilemez.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
c)&nbsp;Allah’a inandığı gibi, Kur’an’a da inan kimse,&nbsp;Allah’ın ahlakını Kur&#8217;an’dan öğrenmek durumundadır.&nbsp;Kur&#8217;an&nbsp;ise, Allah’ın kullarına karşı asla haksızlık yapmayacağını ve sadist olmadığını ifade etmektedir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
d) &#8220;Sadist&#8221;&nbsp;demek, başkasına maddi-manevi işkence yapmaktan zevk alan kimse demektir.&nbsp;Her şeyden önce, Allah bu tür işkenceleri yapmayı kullarına yasaklamakla, kendisinin de böyle bir şeye tenezzül etmediğini bildirmiştir.</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
“Kim iyi bir iş yaparsa, bu kendi lehinedir. Kim de kötülük yaparsa aleyhinedir.&nbsp;Rabbin kullara zulmedici değildir.”<em style="box-sizing: inherit;">(Fussilet, 42/46)</em></div>
</blockquote>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
mealindeki ayette,&nbsp;Allah haksızlığı ve zulmü hem kullarına hem de kendisine haram kılmıştır.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
e)&nbsp;Sadistlik bir hastalıktır, bir psikolojik saplantıdır.&nbsp;Kâinatın güzelliği, mükemmelliği, onun manevi güzelliği ve mükemmelliğine şehadet ettiği bir yaratıcı, böyle pespaye bir huydan milyar defa uzaktır, münezzehtir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
f)&nbsp;Bir devletin büyüklüğünü gösteren<em style="box-sizing: inherit;">&nbsp;-külli manada-&nbsp;</em>şu iki şeydir:</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Birincisi:&nbsp;İyi insanlara karşı şefkat ve merhamet kanatlarını açıp, onları himaye etmektir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
İkincisi:&nbsp;Suç işleyen kötü insanlara karşı da devletin izzetini, haysiyet ve şerefini, vatandaşlarının huzur ve güvenini koruma adına, bu canilere hak ettikleri cezayı vermektir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Devletin, iyi insanlara &nbsp;şefkatle yaklaşması, safdillik olmadığı gibi, canileri cezalandırması da sadistlik değildir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Yeryüzünü bir nimet sofrası halinde düzenleyen, güneş, ay, yağmur, gıda, bebeğe anne musluklarından anında süt gönderen, kalplerine merhamet ve şefkat koyarak insanları hatta bütün canlıları bununla birbirinin yardımına koşturan ve bunun gibi daha sayısız nimetlerle yarattıklarına karşı gösterdiği sonsuz merhameti ortada iken, hikmetini bilmediğimiz ve çoğunlukla&nbsp;insanların canavarca gösterdikleri bir tavrın sonucu olan bazı zulümlerin, haksızlıkların, merhametsizliklerin faturasını Allah’a kesmek&nbsp;yerden göğe haksızlıktır.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
<em style="box-sizing: inherit;">İlave bilgi için tıklayınız:</em></div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
<em style="box-sizing: inherit;"><a href="https://www.ateistlerecevap.org/2017/05/allah-hayvanlarn-birbirini-parcalamasna.html" target="_blank" rel="noopener noreferrer" data-wpel-link="internal">&#8211;&nbsp;Haşa, Allah Teala&nbsp;sadist&nbsp;mi, hayvanların parçalanmasına neden izin veriyor&#8230;</a></em></div>The post <a href="https://ateistlerecevap.org/allah-hasa-sadist-mi/" data-wpel-link="internal">Allah (haşa) sadist mi?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ateistlerecevap.org/allah-hasa-sadist-mi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Cennette Şarap varmı? Dünyada ki şarap ile aynı mı?</title>
		<link>https://ateistlerecevap.org/cennette-sarap-varm-dunyada-ki-sarap/</link>
					<comments>https://ateistlerecevap.org/cennette-sarap-varm-dunyada-ki-sarap/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ateistlere Cevaplar]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 08 Jun 2017 13:05:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sorular]]></category>
		<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.ateistlerecevap.org/?p=44</guid>

					<description><![CDATA[<p>Değerli kardeşimiz, Su kaynakları bulundukları bölgeye bereket verir, orayı canlandırıp temizlerler. Ayrıca suya yakın mekanlarda iklim de hem yaşamaya daha elverişlidir, hem de insanların hoşlarına gidecek ılımanlıktadır. İşte bu nedenle insanların dinlenmek üzere seçtikleri mekanlar da deniz, göl ya da nehir kenarlarına yakın yerler olur. Nitekim Kur&#8217;an&#8217;da takva sahibi olanların Allah&#8217;tan bir nimet olarak&#160;&#8220;cennetlerde ve [&#8230;]</p>
The post <a href="https://ateistlerecevap.org/cennette-sarap-varm-dunyada-ki-sarap/" data-wpel-link="internal">Cennette Şarap varmı? Dünyada ki şarap ile aynı mı?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div class="separator" style="clear: both; text-align: center;">
<a href="https://2.bp.blogspot.com/-XblJZcrZqEQ/WTlKWSOz8rI/AAAAAAAAHLI/VyLFwP3bBYIpTKto6kFzM-t-WuvMrt5DgCLcB/s1600/Kur%2527an%2527%25C4%25B1%2BKerim%2527in%2Bde%25C4%259Fi%25C5%259Fime%2Bu%25C4%259Framad%25C4%25B1%25C4%259F%25C4%25B1n%25C4%25B1n%2Bkan%25C4%25B1tlar%25C4%25B1.%2B%25286%2529.png" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;" data-wpel-link="external" rel="nofollow external noopener noreferrer"><img loading="lazy" decoding="async" border="0" data-original-height="720" data-original-width="1280" height="360" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2017/06/Kur27an27C4B1Kerim27indeC49FiC59FimeuC49FramadC4B1C49FC4B1nC4B1nkanC4B1tlarC4B1.28629.png" width="640" /></a></div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Değerli kardeşimiz,</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Su kaynakları bulundukları bölgeye bereket verir, orayı canlandırıp temizlerler. Ayrıca suya yakın mekanlarda iklim de hem yaşamaya daha elverişlidir, hem de insanların hoşlarına gidecek ılımanlıktadır. İşte bu nedenle insanların dinlenmek üzere seçtikleri mekanlar da deniz, göl ya da nehir kenarlarına yakın yerler olur. Nitekim Kur&#8217;an&#8217;da takva sahibi olanların Allah&#8217;tan bir nimet olarak&nbsp;&#8220;cennetlerde ve pınar başlarında&#8221;&nbsp;(Hicr, 15/45) oldukları bildirilmiştir.<br />
<br style="box-sizing: inherit;" /><br />
Peygamberimiz (sav)&#8217;in hadislerinde cennetteki nehirlerden sıkça bahsedilmektedir:</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
&#8220;Cennet ırmakları, misk dağlarının yahut da misk tepelerinin altından çıkar.&#8221;&nbsp;(Tezkireti&#8217;l Kurtubi, s. 307/501)</div>
</blockquote>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
&#8220;Cennette, bal denizi, şarap denizi, süt denizi ve su denizi bulunmaktadır. Diğer nehirler bunlardan çıkacaktır.&#8221;&nbsp;[(Tirmizi), Büyük Hadis Külliyatı-5, s.409/10097]</div>
</blockquote>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Hadiste cennette baldan, sütten, şaraptan denizlerin olacağından bahsedilmektedir. Ancak burada bahsedilen süt, bal ve şarap dünyadakinden çok farklı, cennete has özellikleriyle yaratılmıştır. Cennette bunların her biri tertemiz, lezzet ve rahatlık veren içkilerdir. Örneğin cennette sunulan şarap, dünyadakilere benzememektedir. Cennet ehlini sarhoş etmeyecek, içenlerin şuurunu bulandırmayacaktır. Allah&#8217;ın cennet için hazırladığı içki,</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
&#8220;Bembeyaz; içenlere lezzet (veren bir içki). Onda ne bir gaile vardır, ne de kendilerinden geçip, akılları çelinir.&#8221;&nbsp;(Saffat, 37/46-47)</div>
</blockquote>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
ayetleriyle Kur&#8217;an&#8217;da tarif edilmektedir.<br />
<br style="box-sizing: inherit;" /><br />
Ayrıca bu örnekler&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">-süt, bal ve şaraptan ırmaklar-&nbsp;</em>cennette Allah&#8217;ın kendilerinden razı olduğu kullarını bekleyen çok farklı güzelliklerin olabileceğine işaret etmektedir. Süt çabuk bozulan bir besin olmasına rağmen, cennette sütten deniz ve ırmakların olması oradaki nimetlerin kusursuzluğuna çarpıcı bir örnektir. Cennet ehli dilediği takdirde böyle görüntülerin yaratılması Allah için çok kolaydır.<br />
<br style="box-sizing: inherit;" /><br />
Bu nimetler tarif edilirken ırmak ve deniz ifadelerinin kullanılması da özellikle cennetteki bolluğu vurgulamaktadır. İnsanlar dünyada bu nimetleri hep sınırlı miktarlarda görürler. Kavanozlarda, cam şişelerde veya farklı ambalajlarda satın aldıkları bu ürünlerin cennette bir kaynak şeklinde karşılarına çıkması, bozulmadan, kirlenmeden, olabilecek en mükemmel lezzette kendilerine bol bol ikram edilmesi, heyecan verici bir nimet ve güzelliktir.<br />
<br style="box-sizing: inherit;" /><br />
Kur&#8217;an&#8217;da da bu ırmakların özelliklerinden detaylı olarak bahsedilmektedir:</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
&#8220;Takva sahiplerine vadedilen cennetin misali (şudur): İçinde bozulmayan sudan ırmaklar, tadı değişmeyen sütten ırmaklar, içenler için lezzet veren şaraptan ırmaklar ve süzme baldan ırmaklar vardır ve orda onlar için meyvelerin her türlüsünden ve Rabblerinden bir mağfiret vardır&#8230;&#8221;&nbsp;(Muhammed, 47/15)</div>
</blockquote>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Ayette süt, bal, şarap gibi birkaç nimet örnek olarak verilmiştir. Ancak insanın hoşuna giden herhangi bir nimetin ırmak şeklinde akması, su gibi bol, temiz olması, bozulmadan kalması da mümkün olabilir. Ayrıca Allah cennette içkilerin kadehlerle sunulduğunu ve bu içkilerden cennet ehlinin başların ağrımayacağını, kendilerinden geçip akıllarının çelinmeyeceğini bildirir. Allah bir başka ayette,</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
&#8220;Kaynaktan (doldurulmuş) kadehlerle çevrelerinde dolaşılır&#8230;&#8221;&nbsp;(Saffat, 37/45)</div>
</blockquote>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
şeklinde buyurmaktadır. Müminler için cennette&nbsp;&#8220;sonu misk olan, karışımı tesnimden, mühürlü, katıksız bir şarap&#8221;&nbsp;(Mutaffifin, 83/25-27) hazırlanmıştır. (Tesnim:&nbsp;Cennetteki çeşmelerden birinin adıdır.)<br />
<br style="box-sizing: inherit;" /><br />
Ayetlerde de belirtildiği gibi, bu içecekler aynı zamanda güzel kokular da içermektedir. Öte yandan cennette denizlerin altında, nehirlerin dibinde bizim hayal edemediğimiz olağanüstü güzellikler olabilir. Allah dileyenin nefes alma sorunu olmadan dalmasını, çıplak gözle berrak bir görüntüyle deniz altındaki güzellikleri görmesini mümkün kılabilir. Dünyada ancak belgeseller sayesinde haberdar olunan denizaltı güzellikleri, cennette müminlerin kolaylıkla görebileceği ve çok zevk alacakları şekilde olabilir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
<br />
<iframe loading="lazy" border="0" height="361" scrolling="no" src="http://www.sabah.com.tr/webtv/iframe/nihat-hatipoglu/cennet-sarabi-nedir" width="642"></iframe>
</div>The post <a href="https://ateistlerecevap.org/cennette-sarap-varm-dunyada-ki-sarap/" data-wpel-link="internal">Cennette Şarap varmı? Dünyada ki şarap ile aynı mı?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ateistlerecevap.org/cennette-sarap-varm-dunyada-ki-sarap/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İslam&#039;a göre kadın çalışabilir mi?</title>
		<link>https://ateistlerecevap.org/islama-gore-kadn-calsabilir-mi/</link>
					<comments>https://ateistlerecevap.org/islama-gore-kadn-calsabilir-mi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ateistlere Cevaplar]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 28 May 2017 12:25:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sorular]]></category>
		<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.ateistlerecevap.org/?p=45</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kadının çalışmasını engelleyen herhangi bir yasak bilmiyoruz.&#160;Ancak kadının çalışırken uyması gereken bazı kurallar vardır. Bu kurallara uymazsa haram işlemiş olur. İslam’da, insan olmaları bakımından, erkekle kadın arasında herhangi bir ayrım söz konusu değildir; her ikisi de eşit derecede Yüce Allah’ın emir ve yasaklarına muhataptır. Erkek olsun kadın olsun, bütün insanlar yeryüzünü imar etmek ve orada [&#8230;]</p>
The post <a href="https://ateistlerecevap.org/islama-gore-kadn-calsabilir-mi/" data-wpel-link="internal">İslam'a göre kadın çalışabilir mi?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div class="separator" style="clear: both; text-align: center;">
<a href="https://2.bp.blogspot.com/-S_Q09CUCOcE/WSq_bWYKecI/AAAAAAAAHC4/5DAkqxLTv04w7eU9bhpbr9VOrPLMdTpxwCLcB/s1600/Kur%2527an%2527%25C4%25B1%2BKerim%2527in%2Bde%25C4%259Fi%25C5%259Fime%2Bu%25C4%259Framad%25C4%25B1%25C4%259F%25C4%25B1n%25C4%25B1n%2Bkan%25C4%25B1tlar%25C4%25B1.%2B%25285%2529.png" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;" data-wpel-link="external" rel="nofollow external noopener noreferrer"><img loading="lazy" decoding="async" border="0" data-original-height="720" data-original-width="1280" height="360" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2017/05/Kur27an27C4B1Kerim27indeC49FiC59FimeuC49FramadC4B1C49FC4B1nC4B1nkanC4B1tlarC4B1.28529.png" width="640" /></a></div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Kadının çalışmasını engelleyen herhangi bir yasak bilmiyoruz.&nbsp;Ancak kadının çalışırken uyması gereken bazı kurallar vardır. Bu kurallara uymazsa haram işlemiş olur.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
İslam’da, insan olmaları bakımından, erkekle kadın arasında herhangi bir ayrım söz konusu değildir; her ikisi de eşit derecede Yüce Allah’ın emir ve yasaklarına muhataptır. Erkek olsun kadın olsun, bütün insanlar yeryüzünü imar etmek ve orada Allah’a kulluk etmekle yükümlüdürler.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
İslâm’da, insanlık ve Allah’a kulluk bakımından kadınla erkek arasında bir fark bulunmadığı gibi, temel hak ve sorumluluklar açısından da kadın erkek ayrımı bulunmamaktadır. Dinimizde, erkeğe tanınan temel hak ve hürriyetler, aynı derecede kadına da tanınmıştır.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Buna göre yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme; kişi hürriyeti ve güvenliği; vicdan, dini inanç ve kanaat hürriyeti; mülkiyet ve tasarruf hakkı; meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunmada bulunma, kanun önünde eşitlik ve adaletle muamele görme hakkı, mesken dokunulmazlığı, şeref ve onurun korunması, evlenme ve aile kurma hakkı, özel hayatın gizliliği ve dokunulmazlığı, geçim teminatı gibi temel haklar bakımından kadınla erkek arasında herhangi bir ayrım söz konusu değildir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Kur’an-ı Kerim’de Hz. Peygamber (asm)&#8217;in kadınlardan biat almasının zikredilmesi<em style="box-sizing: inherit;">&nbsp;(Mümtehine, 60/13),</em>&nbsp;İslâm’da kadının iradesinin bağımsızlığını açık bir şekilde ortaya koymaktadır. Bu itibarla kadın olmak, hak ehliyetini ve fiil ehliyetini daraltan bir sebep değildir. Sahip olduğu hakların, kocası ya da başkası tarafından ihlal edilmesi halinde, kadının hakime başvurarak haksızlığın giderilmesini isteme hakkı bulunmaktadır.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
İslâm&#8217;da kadının konumu ve hakları konusundaki tartışmaların önemli bir kısmı, kadının sosyal hayata katılması, çalışması ve kamu görevi üstlenmesi noktalarında odaklaşmaktadır.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
İslâm&#8217;a göre,&nbsp;kural olarak kadın, ev içinde ve dışında çalışabilir; ailesinin ihtiyaçlarını sağlamada kocasına yardımcı olabilir. Şartlara ve ihtiyaçlara göre, aile hayatında eşlerin rollerinin değişmesi de mümkündür. Önemli olan hayatın huzur ve düzen içinde geçmesi, ihtiyaçların karşılanmasında bireylerin imkan ve kabiliyetlerine uygun sorumlulukları dengeli şekilde üstlenmeleridir. Bazı kaynaklarda yer alan Hz. Peygamber (asm)&#8217;in, evin iç işlerini kızı Hz. Fatıma&#8217;ya, dış işlerini ise damadı Hz. Ali&#8217;ye yüklemiş olması&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">(İbn Ebî Şeybe, Musannef, X/165, No: 9118; XIII/284, No: 16355; Ömer Nasuhî Bilmen, Hukuk-i İslamiyye, II/484),</em>&nbsp;Müslümanlar için bir aile modeli oluşturma amacına yönelik bağlayıcı bir kural değil, ihtiyaç, örf ve âdete dayalı tavsiye niteliğinde bir çözümdür. Kaldı ki, ev hanımının ailesine ve topluma katkıları küçümsenemeyecek kadar önemli bir iştir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Kadın,&nbsp;mali ve ticarî alanlarda erkeklerle eşit konumda olup, kadın olması sebebiyle herhangi bir kısıtlamaya maruz değildir; ticaret ve borçlar hukuku alanında erkeklerin sahip oldukları bütün hak ve yetkilere sahiptir. İslâm dininde erkek–kadın ayrımı yapılmaksızın, çalışıp kazanmak teşvik edilmiş,</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343; margin-bottom: 1em;">
&#8220;İnsan için ancak çalıştığı vardır.&#8221;&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">(Necm, 53/39);</em></div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
&#8220;… Erkeklere kazandıklarından bir pay vardır; kadınlara da kazandıklarından bir pay vardır. Allâh&#8217;ın lutfundan nasibinizi isteyin&#8230;&#8221;&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">(Nisa 4/32)</em></div>
</blockquote>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
buyurulmuştur. Çalışma kapsamında değerlendirilen ticaret ile ilgili,</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
“Ey iman edenler! Mallarınızı aranızda batıl yollarla yemeyin. Ancak karşılıklı rıza ile yapılan ticaretle olursa başka. Kendinizi helâk etmeyin. Şüphesiz Allah size karşı çok merhametlidir.”&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">(Nisa, 4/29)&nbsp;</em>âyeti ile</div>
</blockquote>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
“Sizden herhangi birinizin ipini alıp da dağdan sırtına bir bağ odun yüklenerek getirip satması, dilenmesinden daha hayırlıdır.”<em style="box-sizing: inherit;">(Buhârî, Büyû’ 5)</em></div>
</blockquote>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
hadisinde kadın-erkek ayrımı söz konusu değildir. Dinimizin insanlar arası ilişkilerde ve ticarî hayata ilişkin koyduğu açıklık, dürüstük, güven, doğru sözlülük, sözünde durma, şart ve akitlere bağlı kalma, karşı tarafın zayıflığı, bilgisizliği ve sıkıntıda olmasını istismar etmeme gibi genel ilkelerine bağlı kalmak şartıyla, erkek ve kadın herkes helal ve meşru yollardan kazanç elde etme hakkına sahiptir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
<em style="box-sizing: inherit;">Bu açıklamalar ışığında&nbsp;kadın&nbsp;hem çalışabilir, hem de çalışamaz diyebilirriz. Şartları bulunursa çalışabilir, bulunmazsa çalışamaz.</em></div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Bir kadının iş yerinde çalışması için belli başlı şartlardan biri, tesettürüne mani olunmaması, vekar ve ciddiyeti hafife alınmamasıdır. Aynı zamanda bu iş yerinde başka insanlar da bulunması ve kadın tek erkekle başbaşa kalmamasıdır.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Zira bir kadın bir erkekle başbaşa kalırsa, üçüncülerinin şeytan olacağını Efendimiz (asm) bildirmiştir. Hem böyle bir yalnızlıkta halvet vaki olduğundan, erkeğe mehr-i misil gibi maddî ceza, kadına da tâzir gibi dinî ceza terettüb eder.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Demek oluyor ki,&nbsp;ihtiyaç içinde olduğundan çalışmak zorunda kalan kadın, tesettürüne, iffet ve vekarına halel gelmeyen ciddi iş yerinde çalışabilir. Çevredeki yabancı erkeklere bu tesettür ve vekar içinde ciddi şekilde muhatap olabilir. Bu şartların yok olduğu yerde kadının çalışma şartı da yok demektir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
<em style="box-sizing: inherit;">Zaten çalışıp kazanma mecburiyeti erkek içindir.</em>&nbsp;Kadın evinde oturur, çoluk çocuğuna bakar. Erkek ise dışarda çalışıp çabalayarak kadının ihtiyaçlarını karşılamak zorunda kalır. Bizim sözünü ettiğimiz şartlar, herhâlde böyle hâmisi olmayan, ihtiyaç içinde çırpınan kadınlar içindir. Kocası izin vermeyen kadın zaten çalışma hakkına da sahip sayılmaz. Kocasının kazancıyla idare etmesi şart olur, yahut beyinin izni gerekir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Bir kadının yabancı bir erkeğin evinde veya iş yerinde çalışması İslâm&#8217;ın emrettiği şekilde olursa, yani birkaç kadın ile birlikte veya açık bir yerde çalışırsa beis yoktur. Ama, kapalı bir yerde, yalnız olarak yabancı bir kimse ile birlikte kalacak olursa, halvet olduğundan haramdır<em style="box-sizing: inherit;">&nbsp;(el-Fıkıh &#8216;ala&#8217;l-Mezahip el-Arbaa, III/125).</em></p>
<div class="separator" style="clear: both; text-align: center;">
<iframe loading="lazy" allowfullscreen="" class="YOUTUBE-iframe-video" data-thumbnail-src="https://i.ytimg.com/vi/Z5wBHQCPuJQ/0.jpg" frameborder="0" height="366" src="https://www.youtube.com/embed/Z5wBHQCPuJQ?feature=player_embedded" width="520"></iframe></div>
<div class="separator" style="clear: both; text-align: center;">
</div>
<p>&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;<iframe loading="lazy" allowfullscreen="" class="YOUTUBE-iframe-video" data-thumbnail-src="https://i.ytimg.com/vi/a9eLRl4VrnI/0.jpg" frameborder="0" height="366" src="https://www.youtube.com/embed/a9eLRl4VrnI?feature=player_embedded" width="520"></iframe></div>
<div class="separator" style="clear: both; text-align: center;">
<iframe loading="lazy" allowfullscreen="" class="YOUTUBE-iframe-video" data-thumbnail-src="https://i.ytimg.com/vi/qrg-Y2hUhzY/0.jpg" frameborder="0" height="366" src="https://www.youtube.com/embed/qrg-Y2hUhzY?feature=player_embedded" width="520"></iframe></div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
<em style="box-sizing: inherit;"><br /></em></div>The post <a href="https://ateistlerecevap.org/islama-gore-kadn-calsabilir-mi/" data-wpel-link="internal">İslam'a göre kadın çalışabilir mi?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ateistlerecevap.org/islama-gore-kadn-calsabilir-mi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Beni Tabiat Ana yaratmış olamaz mı?</title>
		<link>https://ateistlerecevap.org/beni-tabiat-ana-yaratms-olamaz/</link>
					<comments>https://ateistlerecevap.org/beni-tabiat-ana-yaratms-olamaz/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ateistlere Cevaplar]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 27 May 2017 12:46:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sorular]]></category>
		<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.ateistlerecevap.org/?p=46</guid>

					<description><![CDATA[<p>&#8220;Bu yazı Beni Tabiat Ana yarattı diyenlere ithafen yazılmıştır&#8221; Kâinat her an milyarlarca faaliyete sahne olmakta.&#160;Bu haliyle dev bir laboratuara, yahut muazzam bir sahneye benziyor. Müthiş manevraların yapıldığı bir ordugaha, akıllara durgunluk verecek büyüklükte bir fuara veya milyarlarca yaratığın istifade ettiği geniş bir sofraya da benzetebiliriz. İşte dünyamız!..&#160;Güneşin etrafında büyük bir hızla dönüyor; fakat uzaya [&#8230;]</p>
The post <a href="https://ateistlerecevap.org/beni-tabiat-ana-yaratms-olamaz/" data-wpel-link="internal">Beni Tabiat Ana yaratmış olamaz mı?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
<div class="separator" style="clear: both; text-align: center;">
<a href="https://4.bp.blogspot.com/-wyjfsfD-ubs/WSl08lPDycI/AAAAAAAAHCc/N3Zl9fyb7zUglHeGUNtHNY99GEKVUDQZACLcB/s1600/Kur%2527an%2527%25C4%25B1%2BKerim%2527in%2Bde%25C4%259Fi%25C5%259Fime%2Bu%25C4%259Framad%25C4%25B1%25C4%259F%25C4%25B1n%25C4%25B1n%2Bkan%25C4%25B1tlar%25C4%25B1.%2B%25284%2529.png" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;" data-wpel-link="external" rel="nofollow external noopener noreferrer"><img loading="lazy" decoding="async" border="0" data-original-height="720" data-original-width="1280" height="360" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2017/05/Kur27an27C4B1Kerim27indeC49FiC59FimeuC49FramadC4B1C49FC4B1nC4B1nkanC4B1tlarC4B1.28429.png" width="640" /></a></div>
<p><em style="box-sizing: inherit;"><br /></em></div>
<div style="box-sizing: inherit; font-family: arimo, arial, verdana, sans-serif; margin-bottom: 1em;">
&#8220;Bu yazı Beni Tabiat Ana yarattı diyenlere ithafen yazılmıştır&#8221;</p>
<div style="color: #666666; font-size: 15.4px;">
<em style="box-sizing: inherit;"><br /></em></div>
<div style="color: #666666; font-size: 15.4px;">
<em style="box-sizing: inherit;">Kâinat her an milyarlarca faaliyete sahne olmakta.</em>&nbsp;Bu haliyle dev bir laboratuara, yahut muazzam bir sahneye benziyor. Müthiş manevraların yapıldığı bir ordugaha, akıllara durgunluk verecek büyüklükte bir fuara veya milyarlarca yaratığın istifade ettiği geniş bir sofraya da benzetebiliriz.</div>
</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
İşte dünyamız!..&nbsp;Güneşin etrafında büyük bir hızla dönüyor; fakat uzaya fırlamıyor. Üstünde taşıdığı yolcuları, yani insanları, hayvanları, bitkileri, cansızları hiç incitmeden binlerce yıldır taşıyor.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Güneş!..&nbsp;Her sabah taze bir ahenkle, tam vaktinde doğuyor. Kendisine verilen ısıtma ve aydınlatma vazifesini, büyük bir intizamla yerine getiriyor.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Boşlukta asılı yıldızlar!..&nbsp;Dünyamızdan binlerce defa daha büyük o dev küreler, gök kubbede parlamaya devam ediyorlar.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
<em style="box-sizing: inherit;">Her yerde, her an harika sanat eserleri ortaya çıkıyor.</em></div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Bir minicik tohum atıyorsunuz toprağın bağrına.&nbsp;Üstünü örtüp suluyorsunuz. Bir süre sonra bir de bakıyorsunuz ki, güzeller güzeli bir filiz olmuş. Derken büyüyor bu filiz; dal oluyor, yaprak oluyor. Nihayet latif çiçekler açıp tatlı meyveler veriyor.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Bir kanarya yumurtası düşünün.&nbsp;Kanaryanın karnına giren değişik gıdalardan oluşmuş küçücük bir cisim. Zamanı gelince, çatlıyor bu yumurtacık. Bir de bakıyorsunuz, içinden bir yavru çıkmış. Henüz sertleşmemiş gagası, tüylenmemiş vücuduyla o minik kuş yavrusu çıkıveriyor dünyaya. Zamanla renkli tüylerden elbise giyiyor, güzel güzel ötmeye başlıyor&#8230;</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
İnsana bakın!..&nbsp;Başlangıçta bir damla su. Zamanı gelince et oluyor, kan oluyor, kemik oluyor bu damla. Vakit tamam olunca da bir bebek kazanıyor dünya. Gören gözler, işiten kulaklar, koku alan burun, tutan el, yürüyen ayak, hisseden kalp, düşünen beyin&#8230; Bütün bunlar yavaş yavaş oluyor ve öyle bir an geliyor ki; o bir damla su, kâinatı bir kitap gibi okuyabiliyor!</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
<em style="box-sizing: inherit;">Alemde olup biten harika işler, saymakla bitecek gibi değil!</em></div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Bakıyorsunuz, her iş, büyük bir nizam ve intizam içinde yapılıyor. Her faaliyette bir fayda ve hikmet gözetiliyor. Şuurlu bir ölçüyle yaratılıyor her şey. Hiçbir şey başıboş değil; hiçbir mahluk kendi haline bırakılmamış.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Soruyorsunuz:</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343; margin-bottom: 1em;">
<em style="box-sizing: inherit;">&#8211; Kim yaratıyor bütün bu sanat eserlerini?</em></div>
<div style="box-sizing: inherit; margin-bottom: 1em;">
<em style="box-sizing: inherit;">&#8211; Bu faaliyetleri yürüten, yıldızları saptırmadan döndüren, dünyayı canlılara beşik yapan, milyarlarca mahluka vakti vaktine rızık veren kim?</em></div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
<em style="box-sizing: inherit;">&#8211; Kimdir o yaratıcı ki, toplu iğne başı kadar bir tohumdan dev gibi bir ağaç; bir damla sudan, insan çıkartıyor?</em></div>
</blockquote>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
<em style="box-sizing: inherit;">&#8220;Tabiat&#8221;&nbsp;</em>diyor bazı kimseler. Uydurulmuş şekliyle,&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">&#8220;Doğa&#8221;.</em>&nbsp;Televizyonda, radyoda, gazete ve dergilerde, hatta ders kitaplarında zaman zaman rastlıyorsunuz bu kelimeye.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Sormak lazım böyle diyenlere: Tabiat nedir? En kısa tarifiyle &#8220;Canlı ve cansızların tümüdür.&#8221; diyecekler.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Cansızların kendi başlarına bir şey yapamayacakları, apaçık bir gerçektir. Çekici, çiviyi, tahtayı koyun bir odaya, milyon sene bekleyin, şuurlu bir usta bunları kullanmadığı sürece bir sehpa bile yapılamayacaktır. Toprak, hava, su, güneş ışığı çekiçten, çividen ve tahtadan daha şuurlu değildir. Keza, bir kar çiçeği bile, bir sehpadan daha mükemmeldir. Hâl böyle olunca, cansız, akılsız, şuursuz, kuvvetten, iradeden mahrum tabiatın basit bir canlıyı bile yapamayacağı açıkça ortaya çıkar.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Gelelim canlılara.&nbsp;Bunların da en şuurlusu, insandır. İnsan ise, bu kâinatı ve içindekileri yapmak şöyle dursun, minnacık bir yaprağı bile yapmaktan acizdir. Üstelik o da kendini yaratanı aramakla meşguldür.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Tabiatın canlılarla cansızlardan oluştuğu, bunların ise hiç bir şeyi yaratamayacakları kesin olarak biliniyorsa, bu kâinatı ve kâinattaki bütün sanat eserlerini sonsuz ilim, irade ve kudret sahibi olan Allah&#8217;ın yarattığı, açıkça ortaya çıkmıştır.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Tabiat safsatasını kasten ortaya atan inkarcının şöyle dediğini duyar gibiyim: &#8220;<em style="box-sizing: inherit;">Ya bütün bu mahlukatı &#8216;Tabiat Kanunları&#8217; yarattıysa?&#8221;&nbsp;</em>Belki o &#8220;Tabiat&#8221; ve &#8220;Kanun&#8221; kelimelerini kullanmak istemez de &#8220;Doğa Yasaları&#8221; der. Her neyse&#8230;</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Sormak lazım onlara:&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">&#8220;Bu kanunlar akıllı, şuurlu, gören, işiten, karar verme kabiliyetine sahip, her şeyi bilen şeyler mi?&#8221;&nbsp;</em>Cevap &#8220;Hayır&#8221; olacaktır. Çünkü, &#8220;evet&#8221; sözüne odunlar bile güler. Bu saydığımız vasıflara sahip olamayanın yaratıcı da olamayacağını yukarıda açıklamıştık.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Kaldı ki, tabiat kanunları Allah&#8217;ın varlığına delildir.&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">Neden mi?</em>&nbsp;Çünkü, kanun varsa, onu koyan biri vardır. Hiç bir kanun kendi kendine ortaya çıkamaz. İnsanların yaptığı kanunlarda bile, bunu açıkça görüyoruz.&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">Bir başka mes&#8217;ele de şudur:</em>&nbsp;Kanunların uygulanması için bir hakime ihtiyaç vardır. Hakim yoksa, hiç bir kanun kendi başına suçluyu yargılayamaz. Bunun en güzel örneğini, yine insanların yaptığı kanunlarda görmek mümkündür.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Tabiatın yaratıcı olduğunu iddia edenlere şunu da sormak gerek:<em style="box-sizing: inherit;">&nbsp;&#8220;Kâinatı ve tabiat kanunlarını kim yarattı?&#8221;</em>&nbsp;Bu suale, mecburen&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">&#8220;tabiat&#8221;&nbsp;</em>diye cevap verecektir.&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">&#8220;Tabiat nelerden ibarettir?&#8221;</em>&nbsp;diye ikinci bir soru sorulursa,<em style="box-sizing: inherit;">&nbsp;&#8220;Kâinattan ve tabiat kanunlarından ibarettir,&#8221;</em>&nbsp;cevabını verecektir. Çünkü, gerçek de budur. Bu cevabı aldıktan sonra son darbeyi indirmek gerekir:<em style="box-sizing: inherit;">&nbsp;&#8220;Tabiatçı efendi!&nbsp;Sen bu sözlerinle, kâinatın kendi kendini yarattığını iddia etmek gibi gülünç bir duruma düştüğünün, farkında mısın?&#8221;&nbsp;</em>Bu durum gerçekten gülünçtür. Çünkü,<em style="box-sizing: inherit;">&nbsp;&#8220;Yazıyı yazan yazıdır&#8221;, &#8220;Sehpayı yapan sehpadır&#8221;</em>&nbsp;demekten farkı yoktur bunun.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Dikkatle bakan görür ki,&nbsp;tabiat da harikulade bir sanat eseridir. Kendisini yoktan var eden, binlerce nakış, çeşit çeşit renklerle süsleyen Yaratıcı&#8217;sını gösterir. Tabiat, yukarıda tasvir ettiğimiz yaratıklardan oluşan eşsiz bir tablodur ki, hâl diliyle<em style="box-sizing: inherit;">&nbsp;&#8220;Benim sanatkarım sonsuz ilim, irade ve kudret sahibi olan Allah&#8217;tır!..&#8221;</em>&nbsp;diye haykırmakta, bu gerçeği kâinattaki ahengin musikisiyle ilan etmektedir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
<em style="box-sizing: inherit;">Son söz:&nbsp;Tabiat Halık yani Yaratıcı olamaz, çünkü aciz bir mahluktur!..</em></div>
<div class="separator" style="clear: both; text-align: center;">
<iframe loading="lazy" allowfullscreen="" class="YOUTUBE-iframe-video" data-thumbnail-src="https://i.ytimg.com/vi/GEfOxHMhW0g/0.jpg" frameborder="0" height="366" src="https://www.youtube.com/embed/GEfOxHMhW0g?feature=player_embedded" width="520"></iframe></div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
<em style="box-sizing: inherit;"><br /></em></div>The post <a href="https://ateistlerecevap.org/beni-tabiat-ana-yaratms-olamaz/" data-wpel-link="internal">Beni Tabiat Ana yaratmış olamaz mı?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ateistlerecevap.org/beni-tabiat-ana-yaratms-olamaz/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Beni Tabiat Ana yaratmış olamaz mı?</title>
		<link>https://ateistlerecevap.org/beni-tabiat-ana-yaratms-olamaz-2/</link>
					<comments>https://ateistlerecevap.org/beni-tabiat-ana-yaratms-olamaz-2/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ateistlere Cevaplar]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 27 May 2017 12:46:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sorular]]></category>
		<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.ateistlerecevap.org/?p=46</guid>

					<description><![CDATA[<p>&#8220;Bu yazı Beni Tabiat Ana yarattı diyenlere ithafen yazılmıştır&#8221; Kâinat her an milyarlarca faaliyete sahne olmakta.&#160;Bu haliyle dev bir laboratuara, yahut muazzam bir sahneye benziyor. Müthiş manevraların yapıldığı bir ordugaha, akıllara durgunluk verecek büyüklükte bir fuara veya milyarlarca yaratığın istifade ettiği geniş bir sofraya da benzetebiliriz. İşte dünyamız!..&#160;Güneşin etrafında büyük bir hızla dönüyor; fakat uzaya [&#8230;]</p>
The post <a href="https://ateistlerecevap.org/beni-tabiat-ana-yaratms-olamaz-2/" data-wpel-link="internal">Beni Tabiat Ana yaratmış olamaz mı?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
<div class="separator" style="clear: both; text-align: center;">
<a href="https://4.bp.blogspot.com/-wyjfsfD-ubs/WSl08lPDycI/AAAAAAAAHCc/N3Zl9fyb7zUglHeGUNtHNY99GEKVUDQZACLcB/s1600/Kur%2527an%2527%25C4%25B1%2BKerim%2527in%2Bde%25C4%259Fi%25C5%259Fime%2Bu%25C4%259Framad%25C4%25B1%25C4%259F%25C4%25B1n%25C4%25B1n%2Bkan%25C4%25B1tlar%25C4%25B1.%2B%25284%2529.png" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;" data-wpel-link="external" rel="nofollow external noopener noreferrer"><img loading="lazy" decoding="async" border="0" data-original-height="720" data-original-width="1280" height="360" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2017/05/Kur27an27C4B1Kerim27indeC49FiC59FimeuC49FramadC4B1C49FC4B1nC4B1nkanC4B1tlarC4B1.28429.png" width="640" /></a></div>
<p><em style="box-sizing: inherit;"><br /></em></div>
<div style="box-sizing: inherit; font-family: arimo, arial, verdana, sans-serif; margin-bottom: 1em;">
&#8220;Bu yazı Beni Tabiat Ana yarattı diyenlere ithafen yazılmıştır&#8221;</p>
<div style="color: #666666; font-size: 15.4px;">
<em style="box-sizing: inherit;"><br /></em></div>
<div style="color: #666666; font-size: 15.4px;">
<em style="box-sizing: inherit;">Kâinat her an milyarlarca faaliyete sahne olmakta.</em>&nbsp;Bu haliyle dev bir laboratuara, yahut muazzam bir sahneye benziyor. Müthiş manevraların yapıldığı bir ordugaha, akıllara durgunluk verecek büyüklükte bir fuara veya milyarlarca yaratığın istifade ettiği geniş bir sofraya da benzetebiliriz.</div>
</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
İşte dünyamız!..&nbsp;Güneşin etrafında büyük bir hızla dönüyor; fakat uzaya fırlamıyor. Üstünde taşıdığı yolcuları, yani insanları, hayvanları, bitkileri, cansızları hiç incitmeden binlerce yıldır taşıyor.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Güneş!..&nbsp;Her sabah taze bir ahenkle, tam vaktinde doğuyor. Kendisine verilen ısıtma ve aydınlatma vazifesini, büyük bir intizamla yerine getiriyor.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Boşlukta asılı yıldızlar!..&nbsp;Dünyamızdan binlerce defa daha büyük o dev küreler, gök kubbede parlamaya devam ediyorlar.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
<em style="box-sizing: inherit;">Her yerde, her an harika sanat eserleri ortaya çıkıyor.</em></div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Bir minicik tohum atıyorsunuz toprağın bağrına.&nbsp;Üstünü örtüp suluyorsunuz. Bir süre sonra bir de bakıyorsunuz ki, güzeller güzeli bir filiz olmuş. Derken büyüyor bu filiz; dal oluyor, yaprak oluyor. Nihayet latif çiçekler açıp tatlı meyveler veriyor.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Bir kanarya yumurtası düşünün.&nbsp;Kanaryanın karnına giren değişik gıdalardan oluşmuş küçücük bir cisim. Zamanı gelince, çatlıyor bu yumurtacık. Bir de bakıyorsunuz, içinden bir yavru çıkmış. Henüz sertleşmemiş gagası, tüylenmemiş vücuduyla o minik kuş yavrusu çıkıveriyor dünyaya. Zamanla renkli tüylerden elbise giyiyor, güzel güzel ötmeye başlıyor&#8230;</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
İnsana bakın!..&nbsp;Başlangıçta bir damla su. Zamanı gelince et oluyor, kan oluyor, kemik oluyor bu damla. Vakit tamam olunca da bir bebek kazanıyor dünya. Gören gözler, işiten kulaklar, koku alan burun, tutan el, yürüyen ayak, hisseden kalp, düşünen beyin&#8230; Bütün bunlar yavaş yavaş oluyor ve öyle bir an geliyor ki; o bir damla su, kâinatı bir kitap gibi okuyabiliyor!</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
<em style="box-sizing: inherit;">Alemde olup biten harika işler, saymakla bitecek gibi değil!</em></div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Bakıyorsunuz, her iş, büyük bir nizam ve intizam içinde yapılıyor. Her faaliyette bir fayda ve hikmet gözetiliyor. Şuurlu bir ölçüyle yaratılıyor her şey. Hiçbir şey başıboş değil; hiçbir mahluk kendi haline bırakılmamış.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Soruyorsunuz:</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343; margin-bottom: 1em;">
<em style="box-sizing: inherit;">&#8211; Kim yaratıyor bütün bu sanat eserlerini?</em></div>
<div style="box-sizing: inherit; margin-bottom: 1em;">
<em style="box-sizing: inherit;">&#8211; Bu faaliyetleri yürüten, yıldızları saptırmadan döndüren, dünyayı canlılara beşik yapan, milyarlarca mahluka vakti vaktine rızık veren kim?</em></div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
<em style="box-sizing: inherit;">&#8211; Kimdir o yaratıcı ki, toplu iğne başı kadar bir tohumdan dev gibi bir ağaç; bir damla sudan, insan çıkartıyor?</em></div>
</blockquote>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
<em style="box-sizing: inherit;">&#8220;Tabiat&#8221;&nbsp;</em>diyor bazı kimseler. Uydurulmuş şekliyle,&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">&#8220;Doğa&#8221;.</em>&nbsp;Televizyonda, radyoda, gazete ve dergilerde, hatta ders kitaplarında zaman zaman rastlıyorsunuz bu kelimeye.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Sormak lazım böyle diyenlere: Tabiat nedir? En kısa tarifiyle &#8220;Canlı ve cansızların tümüdür.&#8221; diyecekler.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Cansızların kendi başlarına bir şey yapamayacakları, apaçık bir gerçektir. Çekici, çiviyi, tahtayı koyun bir odaya, milyon sene bekleyin, şuurlu bir usta bunları kullanmadığı sürece bir sehpa bile yapılamayacaktır. Toprak, hava, su, güneş ışığı çekiçten, çividen ve tahtadan daha şuurlu değildir. Keza, bir kar çiçeği bile, bir sehpadan daha mükemmeldir. Hâl böyle olunca, cansız, akılsız, şuursuz, kuvvetten, iradeden mahrum tabiatın basit bir canlıyı bile yapamayacağı açıkça ortaya çıkar.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Gelelim canlılara.&nbsp;Bunların da en şuurlusu, insandır. İnsan ise, bu kâinatı ve içindekileri yapmak şöyle dursun, minnacık bir yaprağı bile yapmaktan acizdir. Üstelik o da kendini yaratanı aramakla meşguldür.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Tabiatın canlılarla cansızlardan oluştuğu, bunların ise hiç bir şeyi yaratamayacakları kesin olarak biliniyorsa, bu kâinatı ve kâinattaki bütün sanat eserlerini sonsuz ilim, irade ve kudret sahibi olan Allah&#8217;ın yarattığı, açıkça ortaya çıkmıştır.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Tabiat safsatasını kasten ortaya atan inkarcının şöyle dediğini duyar gibiyim: &#8220;<em style="box-sizing: inherit;">Ya bütün bu mahlukatı &#8216;Tabiat Kanunları&#8217; yarattıysa?&#8221;&nbsp;</em>Belki o &#8220;Tabiat&#8221; ve &#8220;Kanun&#8221; kelimelerini kullanmak istemez de &#8220;Doğa Yasaları&#8221; der. Her neyse&#8230;</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Sormak lazım onlara:&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">&#8220;Bu kanunlar akıllı, şuurlu, gören, işiten, karar verme kabiliyetine sahip, her şeyi bilen şeyler mi?&#8221;&nbsp;</em>Cevap &#8220;Hayır&#8221; olacaktır. Çünkü, &#8220;evet&#8221; sözüne odunlar bile güler. Bu saydığımız vasıflara sahip olamayanın yaratıcı da olamayacağını yukarıda açıklamıştık.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Kaldı ki, tabiat kanunları Allah&#8217;ın varlığına delildir.&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">Neden mi?</em>&nbsp;Çünkü, kanun varsa, onu koyan biri vardır. Hiç bir kanun kendi kendine ortaya çıkamaz. İnsanların yaptığı kanunlarda bile, bunu açıkça görüyoruz.&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">Bir başka mes&#8217;ele de şudur:</em>&nbsp;Kanunların uygulanması için bir hakime ihtiyaç vardır. Hakim yoksa, hiç bir kanun kendi başına suçluyu yargılayamaz. Bunun en güzel örneğini, yine insanların yaptığı kanunlarda görmek mümkündür.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Tabiatın yaratıcı olduğunu iddia edenlere şunu da sormak gerek:<em style="box-sizing: inherit;">&nbsp;&#8220;Kâinatı ve tabiat kanunlarını kim yarattı?&#8221;</em>&nbsp;Bu suale, mecburen&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">&#8220;tabiat&#8221;&nbsp;</em>diye cevap verecektir.&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">&#8220;Tabiat nelerden ibarettir?&#8221;</em>&nbsp;diye ikinci bir soru sorulursa,<em style="box-sizing: inherit;">&nbsp;&#8220;Kâinattan ve tabiat kanunlarından ibarettir,&#8221;</em>&nbsp;cevabını verecektir. Çünkü, gerçek de budur. Bu cevabı aldıktan sonra son darbeyi indirmek gerekir:<em style="box-sizing: inherit;">&nbsp;&#8220;Tabiatçı efendi!&nbsp;Sen bu sözlerinle, kâinatın kendi kendini yarattığını iddia etmek gibi gülünç bir duruma düştüğünün, farkında mısın?&#8221;&nbsp;</em>Bu durum gerçekten gülünçtür. Çünkü,<em style="box-sizing: inherit;">&nbsp;&#8220;Yazıyı yazan yazıdır&#8221;, &#8220;Sehpayı yapan sehpadır&#8221;</em>&nbsp;demekten farkı yoktur bunun.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Dikkatle bakan görür ki,&nbsp;tabiat da harikulade bir sanat eseridir. Kendisini yoktan var eden, binlerce nakış, çeşit çeşit renklerle süsleyen Yaratıcı&#8217;sını gösterir. Tabiat, yukarıda tasvir ettiğimiz yaratıklardan oluşan eşsiz bir tablodur ki, hâl diliyle<em style="box-sizing: inherit;">&nbsp;&#8220;Benim sanatkarım sonsuz ilim, irade ve kudret sahibi olan Allah&#8217;tır!..&#8221;</em>&nbsp;diye haykırmakta, bu gerçeği kâinattaki ahengin musikisiyle ilan etmektedir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
<em style="box-sizing: inherit;">Son söz:&nbsp;Tabiat Halık yani Yaratıcı olamaz, çünkü aciz bir mahluktur!..</em></div>
<div class="separator" style="clear: both; text-align: center;">
<iframe loading="lazy" allowfullscreen="" class="YOUTUBE-iframe-video" data-thumbnail-src="https://i.ytimg.com/vi/GEfOxHMhW0g/0.jpg" frameborder="0" height="366" src="https://www.youtube.com/embed/GEfOxHMhW0g?feature=player_embedded" width="520"></iframe></div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
<em style="box-sizing: inherit;"><br /></em></div>The post <a href="https://ateistlerecevap.org/beni-tabiat-ana-yaratms-olamaz-2/" data-wpel-link="internal">Beni Tabiat Ana yaratmış olamaz mı?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ateistlerecevap.org/beni-tabiat-ana-yaratms-olamaz-2/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Allah Hayvanların birbirini parçalamasına neden izin veriyor? (Haşa) Allah Sadist mi?</title>
		<link>https://ateistlerecevap.org/allah-hayvanlarn-birbirini-parcalamasna/</link>
					<comments>https://ateistlerecevap.org/allah-hayvanlarn-birbirini-parcalamasna/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ateistlere Cevaplar]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 20 May 2017 09:26:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sorular]]></category>
		<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.ateistlerecevap.org/?p=48</guid>

					<description><![CDATA[<p>Değerli kardeşimiz, “Vahşi hayvanlar bir araya toplandığında, Denizler ateşlendiğinde, nefisler eşleştirildiğinde, diri diri toprağa gömülen kıza sorulduğunda “hangi günahtan dolayı öldürüldü?” diye sorulduğunda…. Herkes ne getirmiş olduğunu anlar.”&#160;(Tekvir, 5-14) “Her hak sahibine hakkını vereceksiniz, hatta boynuzsuz koyunun boynuzlu koyundan kısas suretiyle hakkı alınacaktır.”&#160;(Müslim Birr 15, 60) İnsan, kendini ölçü alarak hayvanları anlayamaz: Öncelikle hayvanların çektiği [&#8230;]</p>
The post <a href="https://ateistlerecevap.org/allah-hayvanlarn-birbirini-parcalamasna/" data-wpel-link="internal">Allah Hayvanların birbirini parçalamasına neden izin veriyor? (Haşa) Allah Sadist mi?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div class="separator" style="clear: both; text-align: center;">
<a href="https://4.bp.blogspot.com/-icg-q6YBRlg/WShwYOVjelI/AAAAAAAAHBs/4HHiRK20RBUWf9hBanImvXKAUjntYuuyQCLcB/s1600/Kur%2527an%2527%25C4%25B1%2BKerim%2527in%2Bde%25C4%259Fi%25C5%259Fime%2Bu%25C4%259Framad%25C4%25B1%25C4%259F%25C4%25B1n%25C4%25B1n%2Bkan%25C4%25B1tlar%25C4%25B1..png" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;" data-wpel-link="external" rel="nofollow external noopener noreferrer"><img loading="lazy" decoding="async" border="0" data-original-height="720" data-original-width="1280" height="360" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2017/05/Kur27an27C4B1Kerim27indeC49FiC59FimeuC49FramadC4B1C49FC4B1nC4B1nkanC4B1tlarC4B1..png" width="640" /></a></div>
<div class="separator" style="clear: both; text-align: center;">
</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Değerli kardeşimiz,</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
“Vahşi hayvanlar bir araya toplandığında, Denizler ateşlendiğinde, nefisler eşleştirildiğinde, diri diri toprağa gömülen kıza sorulduğunda “hangi günahtan dolayı öldürüldü?” diye sorulduğunda…. Herkes ne getirmiş olduğunu anlar.”&nbsp;(Tekvir, 5-14)</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
“Her hak sahibine hakkını vereceksiniz, hatta boynuzsuz koyunun boynuzlu koyundan kısas suretiyle hakkı alınacaktır.”&nbsp;(Müslim Birr 15, 60)</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
İnsan, kendini ölçü alarak hayvanları anlayamaz:</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Öncelikle hayvanların çektiği acıların insanın beyin algısı ve ölüm düşüncesinden yoksun olduğu açık bir husustur.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Hayvanların nasıl bir duygu ile bu acıları yaşadıkları insana kıyaslanmamalıdır. Zira insan beyninin algı mekanizması, alınan duygulara farklı anlam ve içerikler katmaktadır.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Örneğin bir hastanın hastalığından duyduğu acı mekanik bir acı olmakla beraber, umutsuzluk, kimsesizlik, çaresizlik, yokluk, zavallılık gibi algılar insan bilincine ait algılardır.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Gerçekte bizim hastalık dediğimiz de bu keder, hüzün ve ızdırap algımızdan kaynaklıdır.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Hayvanlarda ebedilik veya sonsuzluk gibi bir bilinç algısı olmadığı gibi, yaptıkları işin suç veya kötülük olduğuna dair de bir anlam algıları söz konusu değildir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Acı duygusunun ise beyin tarafından salgılanan karşı hormonlar ile tolere edildiği veya beynin belli bir titreşim katsayısından sonra algıyı iptal ettiği bilinmektedir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Dolayısıyla hayvanlara acımak şeklinde duyulan duygu antropik bir algıdan ibarettir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Hayvanların da kendilerine göre aldıkları lezzetler vardır:</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Kaldı ki Kuran-ı Kerim anlam içeriğinden yoksun hayvanlara ait bu gibi durumların bile adalet ile düzenleneceğini ve acı duygusuna karşılık hayvanlara zevk duygusunun verileceğini göstermektedir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Hayvanların bedenen ebedi olmamaları ise onlardaki bu algı ve anlam noktasındaki bilinç yokluğudur.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Bazı kimseler, bu ve benzeri sorularda hem antropik bir duruşla hem de bireysel anlamda kendi duygu ve algılarını merkeze alarak evrensel bir yorum zorlaması açığa çıkmaktadır.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Bu ise sonuçta Allah’ın da bir insan gibi düşünülmesine ve O’na asla layık olmayan yanlış ifadelerle güya sorgulanmaya çalışılmasına neden olmaktadır.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Allah, hiçbir şeye benzemez:</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
İnsan olarak bizim alemimiz bizi bağlar. Ve biz bu alemimizden sorgulanacağız.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Allah-u tealanın sabır ismi olduğu gibi haksızlıklara karşı müntakim ismi de vardır.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Allahu Teala bizlerin düşüncelerinin ürünü olan bütün noksan sıfatlardan münezzehtir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Hayvanın başına gelen her şey rahmettir:</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Hayvanların çektikleri sıkıntılar, onlar için bir rahmettir. Ebediyen o rahmetten istifade edeceklerdir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Rahmân ismi,“bütün canlıların, başta rızık olmak üzere, her türlü ihtiyaçlarını rahmetiyle yerine getiren” manasına gelmektedir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Hayvanlar âleminin görevlerini aksatmadan yerine getirmelerine mükâfat olarak, ahirette onlara mahsus bir saadete kavuşmalarını Rahmân ismi iktiza etmektedir. Buna hem örnek, hem delil olmak üzere hayatını Allah uğrunda feda eden mücahitlerin şehitlik rütbesine ermeleri verilebilir. O şehit, hayatını Allah yolunda feda ettiği gibi, her bir hayvan da yine Allah’ın ona ihsan ettiği cihazlarla O’nun verdiği fıtrî vazifeleri yerine getirerek yaşıyor ve hayatını bu yolda bir bakıma feda ediyor. Onların hayatları da ‘vazife uğrunda ve mücahede işinde telef” oluyor.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Bu sebeple, hayvanların da kendilerine mahsus bir manevî ücret almaları, ahirette ruhanî bir zevk tatmaları Rahmân isminin ayrı bir tecellisi olacaktır.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Her hayvan türünün aldığı lezzet farklıdır:</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Hanlıların her bir türü ayrı bir âlemdir. İnsan nevi, bu milyonlarca neviden sadece biridir. Bizler, hayvanların her bir nevinin bu dünya hayatından nasıl bir haz aldıklarını bilemediğimiz gibi, ahiretteki manevî ücretlerini de idrak edemeyiz.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Şu var ki, semada uçan bir kuşla, denizde yüzen bir balığın yahut ormanda gezen bir ceylanın bu dünya hayatından aldıkları lezzetler ve hazlar birbirinden farklı olduğu gibi, bunların ahiretteki manevî lezzetleri de her birinin istidadına göre farklılık gösterecektir. Biz ancak bu farklılığın olması gerektiğine aklen hükmedebiliriz. Ama bu farklı lezzetlerin ve zevklerin mahiyetini ve keyfiyetini anlamamız mümkün değildir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Hayvanda akıl olmadığı için ölüm acısını hiç düşünmez. Dünyadan ayrılmak gibi bir problemi de yoktur. Sadece kesime yakın bir şeyler hisseder gibi olur.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Her nefis ölümü tadacaktır:</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Her nefis ölümü tadacağına göre, hayvanlar da bu kaideye dahildirler.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Cenâb-ı Hak, sonsuz hikmetiyle hayvanlar âlemini “et yiyenler ve bitkiyle beslenenler” olmak üzere iki kısma ayırmıştır. Bütün hayvanlar ot yeselerdi, bütün hayvanların cenazeleri ortada kalacaktı. Bu faraziyeye göre, böcekler de et yemeyeceklerinden bir buçuk milyonu aşan hayvan türlerinin bütün cenazeleri yeryüzünde açıkta bırakılacak, yahut hepsinin toprağa gömülmeleri gerekecekti.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
İlâhî hikmet, hayvanların bir kısmını diğerlerine rızık yapmakla hem Rezzak ismini tecelli ettirmekte, hem de Kuddüs isminin tecellisiyle yeryüzünün temizliği ve nezafeti sağlanmış olmaktadır.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Hayvanların terakkisi yoktur:</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Her canlının kendine mahsus tespihi ve ibadeti vardır. Bu görevini yapan ve bu dünyadan göçme zamanı gelen bir canlıyı bir başka hayvanın parçalayıp yemesinden, yahut insanların yaptığı gibi kesip yemelerinden rahatsızlık duyanlar şunu unutuyorlar:</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Bir insanın bir başkası tarafından öldürülmesiyle bir hayvanın kesilip yenilmesi arasında şöyle önemli bir fark vardır: “İnsan, öldürülmeyip hayatta kalsaydı şu ibadetleri yapabilir, şu hayırları işleyebilir ve şu ilimleri tahsil ederek kemale erebilir, manevî terakkisinde büyük yol alabilirdi.” diye düşünebiliriz. Ama, hayvanlar için böyle bir terakki ve tekâmül söz konusu değil.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Özetle, Allah hakimdir, abes ve gereksiz iş yapmaz; rahimdir, merhametiyle muamele eder. Onun hikmetine ve rahmetine itimat etmek, Ona güvenmek ve Ona gerçekten inanmak gerekir.</div>The post <a href="https://ateistlerecevap.org/allah-hayvanlarn-birbirini-parcalamasna/" data-wpel-link="internal">Allah Hayvanların birbirini parçalamasına neden izin veriyor? (Haşa) Allah Sadist mi?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ateistlerecevap.org/allah-hayvanlarn-birbirini-parcalamasna/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kur&#039;an&#039;a göre Dünya&#039;nın şekli nedir?</title>
		<link>https://ateistlerecevap.org/kurana-gore-dunyann-sekli-nedir/</link>
					<comments>https://ateistlerecevap.org/kurana-gore-dunyann-sekli-nedir/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ateistlere Cevaplar]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 19 May 2017 17:31:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sorular]]></category>
		<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.ateistlerecevap.org/?p=49</guid>

					<description><![CDATA[<p>Değerli kardeşimiz, &#8220;Biz ona dünyada geniş imkânlar verdik ve ihtiyaç duyduğu her konuda sebep ve vasıtalar ihsan ettik. O da batıya doğru bir yol tuttu. Nihayet batıya ulaştığında, güneşi adeta kara bir balçıkta batar vaziyette buldu. Orada yerli bir halk bulunuyordu. Biz:&#160;&#8216;Zülkarneyn! İster onlara azab edersin, ister güzel davranırsın.&#8217;&#160;Zülkarneyn şöyle dedi:&#160;&#8216;Kim zulmederse, Biz onu cezalandırırız, [&#8230;]</p>
The post <a href="https://ateistlerecevap.org/kurana-gore-dunyann-sekli-nedir/" data-wpel-link="internal">Kur'an'a göre Dünya'nın şekli nedir?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div class="separator" style="clear: both; text-align: center;">
<a href="https://1.bp.blogspot.com/-NMe_ylxGt10/WR8rltIVPsI/AAAAAAAAGsg/7hN9EuWYaMQjjQtUUEAqfwEo3q_bM1sEwCLcB/s1600/Kur%2527an%2527%25C4%25B1%2BKerim%2527in%2Bde%25C4%259Fi%25C5%259Fime%2Bu%25C4%259Framad%25C4%25B1%25C4%259F%25C4%25B1n%25C4%25B1n%2Bkan%25C4%25B1tlar%25C4%25B1.%2B%25281%2529.png" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;" data-wpel-link="external" rel="nofollow external noopener noreferrer"><img loading="lazy" decoding="async" alt="Kur'an'a göre Dünya'nın şekli nedir?" border="0" height="360" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2017/05/Kur27an27C4B1Kerim27indeC49FiC59FimeuC49FramadC4B1C49FC4B1nC4B1nkanC4B1tlarC4B1.28129.png" title="Kur'an'a göre Dünya'nın şekli nedir?" width="640" /></a></div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
<div style="box-sizing: inherit; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Değerli kardeşimiz,</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
&#8220;Biz ona dünyada geniş imkânlar verdik ve ihtiyaç duyduğu her konuda sebep ve vasıtalar ihsan ettik. O da batıya doğru bir yol tuttu. Nihayet batıya ulaştığında, güneşi adeta kara bir balçıkta batar vaziyette buldu. Orada yerli bir halk bulunuyordu. Biz:&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">&#8216;Zülkarneyn! İster onlara azab edersin, ister güzel davranırsın.&#8217;&nbsp;</em>Zülkarneyn şöyle dedi:&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">&#8216;Kim zulmederse, Biz onu cezalandırırız, sonra da Rabbinin huzuruna götürülür. O da ona benzeri görülmedik bir ceza uygular. Fakat iman edip makbul ve güzel davranışlar içinde olana, en güzel karşılık verilir ve ona kolay olan buyruklarımızı emrederiz, kolaylık gösteririz.&#8217;</em>&nbsp;Zülkarneyn bu sefer yine bir yol tuttu. Güneşin doğduğu yere varınca, onun, kendilerini sıcaktan koruyacak bir siper nasib etmediğimiz bir halk üzerine doğduğunu gördü.&#8221;(Kehf, 18/85-90)</div>
</blockquote>
</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Ayette geçen ve&nbsp;&#8220;Kara bir balçık&#8221;&nbsp;diye tercüme edilen&nbsp;&#8220;aynin hamietin&#8221;&nbsp;tamlaması farklı iki okunuşa göre&nbsp;&#8220;siyah balçıklı göze, sıcak göze&#8221;&nbsp;anlamlarına gelir. Her iki kıraat da güneşin batışı esnasında okyanusta meydana gelen manzarayı tasvir eder. Okyanusta, güneşin battığı yerde ya siyah balçıklı bir göze veya buharlaşmakta olan bir sıcak su gözesi görünümü meydana gelmektedir. Bu iki mânayı birleştire­rek,&nbsp;&#8220;güneşi siyah balçıklı bir sıcak su gözesine batıyor gibi gördü&#8221;&nbsp;şeklinde bir mâna vermek de mümkündür.<br />
<br style="box-sizing: inherit;" /><br />
Yüce Allah, Zülkarneyn&#8217;i yeryüzünde güç, kuvvet, ilim, irfan ve her türlü maddî ve manevî imkâna sahip bir lider kıldı. Bu imkânlar sayesinde dilediğini el­de edebiliyor ve dilediğini yapabiliyordu. O bu imkânları Allah yolunda kullan­mak üzere cihad ve fütuhata çıktı. Tefsirlerde nakledildiğine göre Zülkarneyn, ba­tıda Atlas Okyanusu&#8217;na veya Karadeniz&#8217;e kadar gitti. Orada güneşin deniz ufkun­da batışını seyretti. Güneş, sislerle kaplı deniz ufkunda, sanki balçıklı bir su göze­sine veya sıcak su gözesine gömülür gibi batıyordu. Kur&#8217;an burada coğrafî ve kozmografik bilgi vermemiş, bakanın ufukta gördüğünü tasvir etmiştir.<br />
<br style="box-sizing: inherit;" /><br />
Tefsircilerin kanaatine göre&nbsp;Zülkarneyn&#8217;in sahilde karşılaştığı kavim inkarcı bir topluluk idi. O yüzden Allah Teâlâ onu, bu kavmi cezalandırmak veya eğitmek ve böylece iyilikle yola getirmek arasında serbest bıraktı.<br />
<br style="box-sizing: inherit;" /><br />
Zülkarneyn batıda işlerini bitirdikten sonra doğunun yolunu tuttu. Ne­ticede, muhtemelen Afrika&#8217;nın veya Asya&#8217;nın doğu kıyılarına, Hint Okyanusu&#8217;ııa, yahut Hazar denizine ulaştı. Âyetlerin akışından anlaşıldığına göre burada mede­nî hayat gelişmemişti. Zülkameyn&#8217;in karşılaştığı insanlar, medeniyetten uzak ol­duklarından, güneşin sıcağına ve yağmura karşı korunmak için ne elbise dikip giy­mesini biliyorlardı ne de barınabilecekleri evleri vardı, topraklarında güneşe karşı koruyabilecek bitki örtüsü de bulunmuyordu.<br />
<br style="box-sizing: inherit;" /><br />
Bu ayetlerden de anlaşılacağı üzere dünyanın düz olduğu gibi bir ifade olmadığı gibi böyle bir mana da çıkarılamamaktadır. Aksine Kur&#8217;an-ı Kerim&#8217;de dünyanı yuvarlak olduğu ifade edilmiştir.</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
&#8220;Dağları görürsün de, donmuş sanırsın; oysa onlar bulutların sürüklenmesi gibi sürüklenirler. Herşeyi &#8216;sapasağlam ve yerli yerinde yapan&#8217; Allah&#8217;ın sanatı (yapısı)dır (bu). Şüphesiz O, işlediklerinizden haberdardır.&#8221;&nbsp;(Neml, 27/88)</div>
</blockquote>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Neml suresindeki ayette Dünya&#8217;nın sadece döndüğü değil, dönüş yönü de vurgulanmaktadır. 3.500-4.000 metre yükseklikteki ana bulut kümelerinin hareket yönü daima batıdan doğuya doğrudur. Hava durumu tahminleri için çoğunlukla batıdaki duruma bakılmasının sebebi de budur.<br />
<br style="box-sizing: inherit;" /><br />
Bulut kümelerinin batıdan doğuya doğru sürüklenmesinin asıl sebebi Dünya’nın dönüş yönüdür. Günümüzde bilindiği gibi, Dünyamız da batıdan doğuya doğru dönmektedir. Bilimin yakın tarihlerde tespit ettiği bu bilimsel gerçek, Kur&#8217;an’da yüzyıllar öncesinden -Dünya&#8217;nın bir düzlem olduğu, bir öküzün başının üstünde sabit durduğu sanılan 14.yy.da haber verilmiştir.<br />
<br style="box-sizing: inherit;" /><br />
Dünyanın yuvarlak olduğunu haber veren diğer ayetler:</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
“Ey cin ve insan topluluğu! Göklerin ve yerin kuturlarından geçmeye gücünüz yetiyorsa haydi çıkın. Çıkamazsınız, ancak bir imkan ile çıkabilirsiniz.”(Rahman, 55/33)</div>
</blockquote>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Ayetteki&nbsp;‘kuturlar’&nbsp;tabiri bilindiği gibi çaplar demektir.&nbsp;Çap,&nbsp;yuvarlak bir şekil olduğuna göre, hem göklerin, hem dünyanın yuvarlak olduğu anlaşılır.<br />
<br style="box-sizing: inherit;" /><br />
Einstein’e göre, kainatta her şey, kainata tabi olarak küreseldir. Ondan yedi yüz sene önce yaşamış olan Muhyiddin ibn Arabî ise, Fütuhat&#8217;ın birinci cildinde aynen şöyle der:&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">“Allah, kemal sahibidir. Kainatta kendi kemal sıfatını göstermiş, gökleri mükemmel yaratmıştır.”</em>&nbsp;Mükemmel şekil küredir. Onun için Allah kainatı küreler şeklinde yaratmıştır.</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
“Bundan sonra arzı yapıp düzenledi, ondan suyunu ve otlağını çıkardı.”&nbsp;(Nâziât, 79/31-31)</div>
</blockquote>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
“Allah geceyi gündüze dolar, gündüzü de geceye dolar.”&nbsp;(Zümer, 39/5)</div>
</blockquote>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Ayetlerindeki ‘daha’ fiili yapıp düzenlemek’ anlamına geldiği gibi ‘deve kuşunun yumurtlama yeri, udhiyye, uhuvve, yuvarlak taş ve ceviz atmak’ anlamına gelen &#8216;dahu’ mastarıyla da alakalıdır. Arapça’da bir fiilin iki değişik anlama gelebilmesi özelliğinden faydalanılarak, Dünya’nın yuvarlak olduğu anlatılmaktadır. Ayrıca ikinci ayette&nbsp;“dolamak”&nbsp;diye tercüme edilen Arapça&nbsp;‘tekvir’&nbsp;kelimesi, yuvarlak şekilde sarmak manasına gelir. Bu ayette de, gece ve gündüzün oluşmasına, Dünya’nın yuvarlak olması ve dönmesinin sebep olduğu kastedilmektedir.</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
“Gece de bir alamettir onlara. Ondan gündüzü soyar çıkarırız.”(Yâsîn, 36/37)</div>
</blockquote>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
“Soyup çıkarmak”&nbsp;fiilinin Arapça’sı olan&nbsp;’sehl’&nbsp;kelimesinin&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">“yuvarlak bir şeyi soymak”</em>tır. Türkçe’de de hayvanların derilerinin soyulduğu yere&nbsp;’salhane’ (selhhane)&nbsp;denir.</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
“Onlar hiç bilmedikleri bir zamanda aniden kıyametin gelmesini mi gözlüyorlar?”&nbsp;(Zuhruf, 43/66)</div>
</blockquote>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Kur’an-ı Kerim, kıyametin ansızın, bir anda kopacağını, bu ayetle ifade ederken, A’raf suresinin 97. ve 98. ayetleri şöyle demektedir:</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
“Kasabaların halkı, geceleri uyurken onlara gelecek baskınımızdan güvende midirler? Yahut kasabaların halkı, kuşluk vakti eğlenirken,<br style="box-sizing: inherit;" />baskınımızın kendilerine gelmesinden güvende midirler?”</div>
</blockquote>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Kıyamet aniden gelecek ve geldiği zaman Dünya’nın bir tarafında gündüz, öbür tarafında gece olacaktır. Bu da küre şeklinden başka bir şey değildir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
</div>The post <a href="https://ateistlerecevap.org/kurana-gore-dunyann-sekli-nedir/" data-wpel-link="internal">Kur'an'a göre Dünya'nın şekli nedir?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ateistlerecevap.org/kurana-gore-dunyann-sekli-nedir/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kur&#039;an&#039;ı Kerim&#039;in değişime uğramadığının kanıtları.</title>
		<link>https://ateistlerecevap.org/kuran-kerimin-degisime-ugramadgnn/</link>
					<comments>https://ateistlerecevap.org/kuran-kerimin-degisime-ugramadgnn/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ateistlere Cevaplar]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 13 May 2017 07:30:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sorular]]></category>
		<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.ateistlerecevap.org/?p=50</guid>

					<description><![CDATA[<p>Değerli kardeşimiz, Allah, Kur&#8217;an ve diğer iman esaslarında&#160;Müslümanları şüpheye düşürmek için, eskiden olduğu gibi şimdi de bazı iftiralar yapılmaktadır.&#160;Bir Müslüman asırlardır Ümmet-i Muhammed&#8217;in kabul ettiği bir davada hemen şüpheye düşmemelidir. Ancak bu iddialara cevap vermek de gerekir: 1.&#160;Bilindiği gibi kelimeler manalara, edebî sanatlara zarf olurlar. Esas olan manadır, sanattır. Hepimiz Türkçe bildiğimiz halde kendi öz [&#8230;]</p>
The post <a href="https://ateistlerecevap.org/kuran-kerimin-degisime-ugramadgnn/" data-wpel-link="internal">Kur'an'ı Kerim'in değişime uğramadığının kanıtları.</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div class="separator" style="clear: both; text-align: center;">
<a href="https://1.bp.blogspot.com/-F5ldvSxpZBI/WRa1RIUfFpI/AAAAAAAAGko/tOs1E0ZLymgtjDKWlj60-SBM2YWasTWfgCLcB/s1600/Kur%2527an%2527%25C4%25B1%2BKerim%2527in%2Bde%25C4%259Fi%25C5%259Fime%2Bu%25C4%259Framad%25C4%25B1%25C4%259F%25C4%25B1n%25C4%25B1n%2Bkan%25C4%25B1tlar%25C4%25B1..png" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;" data-wpel-link="external" rel="nofollow external noopener noreferrer"><img loading="lazy" decoding="async" border="0" height="360" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2017/05/Kur27an27C4B1Kerim27indeC49FiC59FimeuC49FramadC4B1C49FC4B1nC4B1nkanC4B1tlarC4B1.-1.png" width="640" /></a></div>
<p></p>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Değerli kardeşimiz,</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Allah, Kur&#8217;an ve diğer iman esaslarında&nbsp;Müslümanları şüpheye düşürmek için, eskiden olduğu gibi şimdi de bazı iftiralar yapılmaktadır.&nbsp;Bir Müslüman asırlardır Ümmet-i Muhammed&#8217;in kabul ettiği bir davada hemen şüpheye düşmemelidir. Ancak bu iddialara cevap vermek de gerekir:</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
1.&nbsp;Bilindiği gibi kelimeler manalara, edebî sanatlara zarf olurlar. Esas olan manadır, sanattır. Hepimiz Türkçe bildiğimiz halde kendi öz dilimizle yazılmış bir edebî şaheserin benzerini niçin yazamıyoruz. Demek ki, hüner kelimelerde değil onu çok iyi kullanan ediplerin ilminde, sanatındadır. Arapçanın Kur’an hakikatlerinin ifadesinde müstesna bir özelliği vardır. Özelikle kalp ve his alemine ait kelimeler onda çok zengindir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Bununla birlikte hiçbir Arap edibi de Kur&#8217;an&#8217;a misil getirememiştir. Zira, Kur’an&#8217;da Arapçanın çok ötesinde bir kutsiyet vardır. Taklit edilemeyen, işte o kutsiyettir. Bu ise, Kur’an&#8217;ın Allah kelamı olmasında saklıdır. Belağat ilminin dahileri bu manayı çok iyi kavramışlar, bundan da öte tatmışlar, zevk etmişlerdir. Biz ise aynı manayı Allah’ın bir diğer kitabı olan Kâinat kitabından misaller getirmekle bir derece anlayabiliyoruz.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Elementler birer harf kabul edilirse, bu elementlerden insanlar bir takım eserler yaparlar. Allah ise aynı elementlerden insan yapar, hayvan yapar, ağaç yapar. İşte burada elementler ötesi bir ilahi sanat, bir ilahi kudret ve irade söz konusudur. İşte taklit edilemeyen de budur.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
2.&nbsp;İslam hakikat ve hikmet dinidir. Her bir davası delil ve ispat üzeredir. Kur’an’ın değişmediği ve günümüze kadar sıhhatli bir şekilde geldiği o kadar aşikar ki bunu az bir dikkat ile görmek mümkündür. Mesela, Hz. Osman (r.a) zamanında mevcut hafız topluluğunun birleşimi ve yardımıyla hiçbir vesveseye imkan bırakmayacak şekilde yazılan Kur’an, şu an elimizde bulunan Kur’an’ın ta kendisidir. Yani ilk inen Kur’an ile şimdi piyasada var olan veya her an yazılan Kur’anların hiçbiri arasında ihtilaf yoktur. Herhangi bir dünya ülkesinden bir Kur’an alın bunu 300 veya bulabilsek 1.000 yıl önce yazılan bir Kur’an ile karşılaştırsak, arada bir farka rastlamayacağız. Harfi harfine aynı olduğunu göreceğzi.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Allah&#8217;ın son mukaddes kitabı, bütün insanlığa İlâhi fermanı olan Kur&#8217;an, yirmi üç senede âyet âyet, sûre sûre nazil olmuştur. Peygamber Efendimiz (asm) kendisine nazil olan âyet ve sûreleri yanında bulunan sahabelerine okur, sahabeler de onu ezber ederler, bir kısmı da yazardı. Bundan ayrı olarak, Peygamber Efendimizin (asm) vahiy kâtipleri vardı. Bunlar nazil olan âyetleri ve sûreleri özel olarak yazmakla vazifeli idiler. Gelen âyet ve sûrenin nerede yer alacağı, Kur&#8217;an&#8217;ın neresine gireceği de bizzat Peygamberimize (asm) Cebrail (as) vasıtasıyla bildiriliyor, o da vahiy kâtiplerine tarif ederek, gerekeni yaptırıyordu. Böylece Hz. Peygamber (asm)&#8217;in sağlığında Kur&#8217;an&#8217;ın tamamı yazılmış, nereye neyin gireceği belli olmuştur. Aynca Cebrail (as) her Ramazanda gelir, o güne kadar nazil olmuş âyet ve sûreleri Peygamberimize (asm) yeni baştan okurdu.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Efendimizin (asm) vefatından evvelki son Ramazanda Hz. Cibril (as) yine gelmiş, ancak bu sefer Kur&#8217;an&#8217;ı Peygamberimiz (asm) ile iki sefer okumuşlardı. Birinci sefer Hz. Cibril (as) okumuş, Peygamberimiz (asm) dinlemiş; ikinci seferde ise Peygamberimiz (asm) okumuş, Hz. Cibril (as) dinlemişti. Böylece Kur&#8217;an son şeklini almıştı.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Bununla beraber, Hz. Peygamber (asm)&#8217;in sağlığında Kur&#8217;an, henüz müstakil bir cilt hâlinde bir araya toplanmış da değildi. Sayfalar halinde sahabeler arasında dağınık olarak bulunuyor, hafızalarda ezberlenmiş halde duruyordu. Fakat neyin nereye gireceği gayet kesin ve net şekilde bilinmekteydi.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Nihayet Hz. Ebû Bekir (ra)&#8217;in hilâfeti zamanında görülen lüzum üzerine Zeyd bin Sâbit&#8217;in başkanlığında vahiy kâtiplerinden ve kuvvetli hafızlardan müteşekkil bir komisyon kuruldu. Kur&#8217;an&#8217;ın bir cilt hâlinde bir araya toplanma işi, bu komisyona havale edildi. Ashabdan herkes, elinde yazılı bulunan Kur&#8217;an sayfalarını getirip bu komisyona teslim ettiler. Hafızların ve vahiy kâtiplerinin elbirliği ile çalışmaları sonunda sayfalar, sûre ve âyetler Peygamberimizin (asm) tarif ettiği şekilde yerli yerine kondu. Böylece Kur&#8217;an, Mushaf adıyla tek kitap hâline getirilmiş oldu.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Artık Kur&#8217;an için unutulma, kaybolma, tahrif ve tebdile uğrama diye bir şey söz konusu olamazdı. Zira aslı, Hz. Peygamber (asm)&#8217;e gelen şekliyle eksiksiz ve noksansız şekilde tesbit edilmişti.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Hz. Osman (ra) zamanında görülen lüzum üzerine, bu Mushaf&#8217;tan yeni nüshalar çoğaltılıp çeşitli memleketlere gönderildi. Bugün elde mevcut olan Kur&#8217;anlar, işte bu Kur&#8217;an&#8217;dan çoğaltılmıştır.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Kur&#8217;an tesbit edilişindeki sağlamlık itibariyle, diğer ilâhi kitaplardan farklı olarak, hiçbir tahrifat ve değişikliğe uğramadan vahiy mahsulü olan şekliyle tespit edilip ortaya konmuş; 1400 senedir de muhafaza edilerek gelmiştir. Bunda, Kur&#8217;an&#8217;ın edebî icaz ve i&#8217;câzının, yani, ezberleme kolaylığının hiçbir insan sözüne benzememesinin ve söz olarak hiçbir taklidinin yapılamamasının, edebiyat ve belagatına erişılememesinin ve zaptında azamî titizlik gösterilmesinin büyük rolü olduğu kesindir. Fakat asıl sebeb, Kur&#8217;an&#8217;ı Cenâb-ı Hakk&#8217;ın hıfz ve himayesine alması, onu kıyamete kadar lâfız ve mânâ bakımından bir mu&#8217;cize olarak devam ettirmeyi taahhüd etmesidir. Nitekim Kur&#8217;an&#8217;da şöyle buyurulur:</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
«Muhakkak ki bu Kur&#8217;an&#8217;ı biz indirdik ve onu koruyacak, muhafaza edecek, devam ettirecek de biziz&#8230;»&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">(Hicr, 15/9).</em></div>
</blockquote>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Bugün yeryüzündeki bütün Kur&#8217; anlar aynıdır. Hiçbir farklılık ve değişiklik yoktur. Ayrıca milyonlarca hafızın ezberinde bulunmakta, her an milyonlarca dil ile kırâet edilip okunmaktadır. Bu özellik, Kur&#8217;an&#8217;dan başka herhangi bir beşeri kitaba nasib olmadığı gibi, semavi kitaplardan hiçbirine dahi nasib olmamıştır. Allah&#8217;ın son kelâmı, hükmü kıyamete kadar baki ezelî fermanı olan Kur&#8217;an&#8217;ın, böyle eşsiz bir makam ve ulvi bir şerefe nail olması da, elbette zaruri ve lüzumludur.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
3.&nbsp;Kur&#8217;an&#8217;ın Peygamber sözü olduğu iddiasına gelince:</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Kur&#8217;ân-ı Kerim&#8217;in, Efendimiz (asm) veya başka biri tarafından tertib edildiği iddiası birkaç gözü dönmüş cahiliye insanıyla, günümüzün, Kur&#8217;ân düşmanı müsteşrikleri tarafından sık sık ortaya atılan bir mevzudur ve bununla bilgisiz, görgüsüz kimselerin zihinlerinin bulandırılması hedeflenmektedir. Kanaatimce, dünün müşrikleri gibi, bugünün müşrikleri de, bu mevzuda düşünmeden garazlı davranıyor ve garazlı konuşuyorlar. Zira Kur&#8217;ân, kim tarafından olursa olsun, insafla ele alındığı zaman bir beşere mal edilemeyecek kadar muallâ ve ilâhî olduğu anlaşılacaktır. Şimdi bu ciddî mevzuun derinlemesine tahlilini dev adamların devâsâ kitaplarına havale edip sadece birkaç ana başlığı hatırlatacağız:</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
&nbsp; &nbsp; &nbsp;&nbsp;a.&nbsp;Bir kere Kur&#8217;ân&#8217;ın üslubuyla hadislerin üslubu birbirlerinden o kadar farklıdır ki; Araplar, Efendimizin (asm) Kur&#8217; ân dışı beyanlarını, kendi muhavere ve konuşma tarzlarına uygun buluyorlardı ama, Kur&#8217;ân karşısında hayret ve hayranlıktan kendilerini alamıyorlardı.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
&nbsp; &nbsp; &nbsp;&nbsp;b.&nbsp;Hadisleri okurken, arkasında düşünen, konuşan, Allah haşyetiyle iki büklüm olan bir insan imajı sezilir. Oysa ki, Kur&#8217;ân&#8217;ın sesinde yüksek bir celâdet, heybetli bir edâ ve cebbar bir şive hissedilir. Bir insan beyanında, birbirinden öyle çok farklı iki üslubu birden tasavvur etmek ne makuldür ne de mümkün.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
&nbsp; &nbsp; &nbsp;&nbsp;c.&nbsp;Mektep-medrese görmemiş ümmî bir insanın -O ümmîye ruhlar feda olsun- eksiksiz, kusursuz; ferdî, ailevî, içtimâî, iktisâdî ve hukukî bir sistem getirip vaz&#8217; etmesi, her şeyden evvel düşünce ve aklın bedâhetine terstir. Hele bu sistem, asırlar boyu, dost-düşman bir sürü millet tarafından tatbik edilecek kadar harika ve bugüne kadar tazeliğini korumuşsa.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
&nbsp; &nbsp; &nbsp;&nbsp;d.&nbsp;Kur&#8217;ân&#8217;da varlık, hayat ve bunlarla alâkalı ibadet , hukuk ve iktisad gibi mevzular birbiriyle öyle dengeli ve yerli yerince ele alınmıştır ki; bunları görmemezlikten gelerek onu beşer kelâmı farzetmek, bir bakıma onun mübelliğini beşer kabul etmemek demektir. Zira, yukarıdaki meselelerin bir teki bile, süreklilik ve zaman üstü olma gibi, hususiyetleriyle en büyük dâhilerin dahi altından kalkamayacağı ağır meselelerdir. Böyle, yüzlerce meselesinden herbiri, birkaç dâhinin üstesinden gelemeyeceği zengin muhtevalı bir kitabı, mektep-medrese görmemiş bir ümmîye isnad etmek mücerred bir iddiadır.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
&nbsp; &nbsp; &nbsp;e.&nbsp;Kur&#8217;ân, geçmişe-geleceğe dair verdiği haberler itibariyle de hârikadır ve katiyyen beşer kelâmı olamaz. Bugün, yeni yeni keşiflerle ortaya çıkarılan, geçmiş kavimlerin yaşayış tarzları, iyi veya kötü akıbetleri kelimesi kelimesine asırlârca evvel Kur&#8217;ân-ı Kerim&#8217;in haber verdiği gibi çıkmıştır. İşte, Hz. Sâlih (as), Hz. Lut (as) ve Hz. Musa (as) gibi peygamberler, işte onların kavimleri ve işte herbiri başlı başına birer ibret meşheri olan meskenleri!..</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Kur&#8217;ân&#8217;ın, geçmişe dair verdiği haberlerin katiyyet ve doğruluğu kadar, geleceğe aid ihbarâtı da o ölçüde önemli ve başlı başına bir mucizedir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Mesela, senelerce evvel Mekke&#8217;nin fethedileceğini ve Kâbe&#8217;ye emniyet içinde girileceğini</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
&#8220;Allah dilediğinde, güven içinde başlarınızı traş ederek ve saçlarınızı kısaltarak korkmadan Mescid-i Haram’â gireceksiniz.&#8221;&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">(Fetih, 48/27)</em></div>
</blockquote>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
ayetiyle haber verdiği gibi, İslâm&#8217;ın bütün bâtıl sistemlere galebe çalacağını da</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
&#8220;O, Resûlünü, hidayet ve hak dinle gönderdi ki, bütün dinlere galebe çalsın. Şâhid olarak Allah yeter.&#8221;&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">(Fetih, 48/28)</em></div>
</blockquote>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
beyanıyla ilân etti. Kezâ, o gün Romalılar karşısında savaş galibi görünen Sâsânilerin yenileceğini ve aynı zamanda, Bedir gâlibiyetiyle Müslümanların da sevineceğini</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
&#8220;Rum yenildi (bölgenize) en yakın bir yerde. Onlar bu mağlubiyetden sonra (yeniden) galebe çalacaklar. Birkaç yıl içinde. Bundan önce de sonra da iş Allah&#8217;a aiddir. O gün mü&#8217;minler de sevinirler.&#8221;&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">(Rum, 30/2-4)</em></div>
</blockquote>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
müjdesiyle duyurmuşdu; vakti gelince Kur&#8217;ân&#8217;ın haber verdiği gibi çıktı. Bunun gibi,</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
&#8220;Ey Resûl, Rabbinden sana indirileni duyur; eğer bunu yapmazsan O&#8217;nun elçiliğini yapmamış olursun. Allah seni (insanlardan gelen kötülüklerden) koruyacaktır.&#8221;<em style="box-sizing: inherit;">&nbsp;(Maide, 5/67)</em></div>
</blockquote>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
ayetiyle de, en yakınındaki amcasından, düşman millet ve düşman devletlere kadar çevresi düşmanlıklarla sarılı olduğu halde, hayatını emniyet içinde geçireceği va&#8217;dolunmuşdu ve öyle de oldu.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Değişik ilim dallarının inkişâfıyla, âfâk ve enfüsün yâni insan mâhiyeti ve mekânların didik didik edileceğini, ilmî buluş ve tesbitlerin, yeni yeni keşiflerin insanoğlunu inanmaya zorlayacağını</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
&#8220;Biz onlara, ufuklarda ve kendi nefislerinde mucizelerimizi göstereceğiz ki, o (Kur&#8217;ân ve Kur&#8217;ân&#8217;ın getirdikleri)nin gerçek olduğu onlara iyice belli olsun. Rabbinin her şeye şâhid olması yetmez mi?&#8221;&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">(Fussilet, 41/53)</em></div>
</blockquote>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
mucizevî beyanıyla ifâde etmişti ki, günümüzde süratle o noktaya doğru gidilmektedir. Ayrıca, Kur&#8217;ân, nazil olduğu günden bu yana</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
&#8220;Deki: And olsun, eğer insanlar ve cinler şu Kur&#8217;ân&#8217;ın bir benzerini getirmek için toplansalar, yine O&#8217;nun benzerini getiremezler. Birbirlerine arka verseler de.&#8221;<em style="box-sizing: inherit;">&nbsp;(İsra, 17/88)</em></div>
</blockquote>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
deyip, hasımlarının damarlarına dokundurduğu halde, bir-iki küçük hezeyanın dışında, kimsenin ona nazire yapmaya teşebbüs etmemesi ve edememesi, onun verdiği haberi doğrulamakda ve mucize olduğunu ilan etmektedir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Kur&#8217;ân-ı Kerim&#8217;in nâzil olduğu ilk yıllarda, Müslümanlar az, zayıf, iktidarsız ve geleceğe aid hiçbir düşünceleri yoktu. Ne bir devlet, ne dünya hakimiyeti ne de yeryüzündeki sistemleri altüst edecek dinamikleri hâvi yeni dinin güç kaynağı adına hiçbirşey bilmiyorlardı. Oysa ki, Kur&#8217;ân</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
&#8220;Allah sizden, inanıp iyi işler yapanlara vaad etti ki; onlardan öncekilerini nasıl hükümrân kıldıysa, onları da yeyüzünde hükümran kılacak ve kendileri için seçip beğendiği dinlerini sağlama bağlayacak ve korkularının ardından da onları güvene erdirecektir.&#8221;&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">(Nur, 24/55)</em></div>
</blockquote>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
ayetiyle onlara, bu yüksek hedefleri gösteriyor ve cihanın hakimi olacakları müjdesini veriyordu. Daha bunlar gibi, Müslümanlığın ve Müslümanların geleceği, zafer ve hezimetleri, terakkî ve tedennîleriyle alâkalı pekçok ayetler varki, hepsini burada zikretmemiz mümkün değil. Kur&#8217;ân-ı Kerim&#8217;in gelecekle alâkalı verdiği haberlerin büyük bir bölümünü, değişik ilim dallarının varacakları nihâi hudutlarla ilgili olan ayetler teşkil eder. İlmî tesbitlerle alâkalı, kısa fezlekeler halinde, Kur&#8217;ân&#8217;ın verdiği haberler o kadar hârika ve o kadar erişilmezdir ki, onun bu mevzudaki beyanlarını kulak ardı etmek mümkün olmayacağı gibi, bu mevzudaki beyanlarıyla ona beşer kelâmı demek de mümkün değildir. Yüzlerce âyetin sarâhat, delâlet ve işaret yoluyla ifâde ettikleri harikalara dair pekçok eser yazıldığından, bu meselenin tafsilâtını o eserlere havale ederek, misâl teşkil edecek birkaç ayetin işaret ve delâlet ettikleri hususları kaydedip geçeceğiz.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Kâinatın Yaratılışı</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Kâinatın yaratılışıyla alâkalı olarak,</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
&#8220;İnkâr edenler, gökler ve yer bitişik bir durumdayken, onları birbirinden ayırdığımızı, sonra da bütün canlıları sudan yarattığımızı görüp düşünmüyorlar mı? Halâ imân etmeyecekler mi?&#8221;<em style="box-sizing: inherit;">&nbsp;</em><em style="box-sizing: inherit;">(Enbiya, 21/30)</em></div>
</blockquote>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
ayetinin anlattığı yüksek hakikat, teferruatına dair farklı mütalâalar ileri sürülse bile ilk hilkatla alâkalı değişmeyen en sabit bir prensiptir. Ayette anlatılan, bitişik olma ve ayrılma, ister gazlardan müteşekkil kitlenin, nebulolara ayrılması, ister güneş sistemi gibi sistemlere bölünüp şekillenmesi ve manzumelerin ortaya çıkması, isterse bir sehâbiye ve bir dumanın bölünüp, parçalanıp, zabt-ü rabt altına alınması şeklinde olsun netîce değişmez. Âyet, kullandığı malzeme ve seçtiği üslup itibariyle, ilmî araştırmalar için hep bir ışık kaynağı olmuş, bütün faraziye ve nazariyelerin eskiyip atılmasına karşılık o, tazeliğini korumuş, bugünlere gelmiş ulaşmış ve yarınlara hakim olmaya da namzed görünmektedir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Astronomi</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Kur&#8217;ân-ı Kerim&#8217;de astronomiye esas teşkil edecek o kadar çok âyet vardır ki, bunların biraraya getirilerek teker teker tahlil edilmeleri, cildler ister. Biz bir-iki âyetin işaretiyle iktifâ edeceğiz.</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
&#8220;Allah o zattır ki, gökleri, görebildiğiniz bir direk olmaksızın yükseltti; sonra da iradesini (tekvin) arşına yöneltti. Artık hepsi belli bir süreyle kayıtlı olarak akıp gitmektedir.&#8221;&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">(Ra&#8217;d, 13/2)</em></div>
</blockquote>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Âyet, göklerin yükseltilmesini, genişleyip büyümesini hatırlattığı gibi, her şeyin nizam içinde baş başa, omuz omuza olmasını da (bilebileceğimiz cinsten bir direk olmaksızın) sözüyle ifade etmektedir. Evet, kubbe-ı âsumânı tutup, dağılmasına meydan vermeyen, görebileceğimiz cinsten bir direk yok ama, yine de bütün bütün direksiz değil. Zira, kütlelerin dağılmaması ve gelip birbirine çarpmaması için, görülsün görülmesin mevcut nizama esas teşkil edebilecek kanun, kaide, prensip mânâsında böyle bir direğin vücudu zarurîdir. Kur&#8217;ân bu ifadesiyle bizlere, kütlelerarası&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">ile&#8217;l-merkez (merkez çek) an&#8217;il-merkez (merkez kaç)&nbsp;</em>prensibini düşündürmektedir ki, bunun, Newton&#8217;un çekim kanununa veya Einstein&#8217;in (hayyiz)&#8217;ine uyup uymaması birşey ifade etmez. Hele âyetin, Güneş ve Ay&#8217;ın akıp gittiğini ifade etmesi çok enteresandır ve üzerinde durulmaya değer. Rahmân suresindeki</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
&#8220;Güneş ve Ay&#8217;ın hareketleri&nbsp;tamamen bir hesaba bağlıdır.&#8221;&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">(Rahman, 55/5),</em></div>
</blockquote>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Enbiya suresindeki,</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
&#8220;Geceyi, gündüzü, Güneşi, Ay&#8217;ı yaratan O&#8217;dur. Bunların her biri bir yörüngede yüzmektedirler.&#8221;<em style="box-sizing: inherit;">&nbsp;</em><em style="box-sizing: inherit;">(Enbiya, 21/33)</em>,</div>
</blockquote>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Yâsin suresindeki,</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
&#8220;Güneş kendine mahsus yörüngede akıp gitmektedir.&#8221;&nbsp;dedikten sonra&nbsp;&#8220;Bunların herbiri belli bir yörüngede döner dururlar.&#8221;<em style="box-sizing: inherit;">(Yasin, 36/38-40)</em></div>
</blockquote>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
diyerek, Güneş, Ay ve sair gezegenlerin bir nizama göre yaratıldıklarını, bir âhengi temsil ettiklerini ve riyazî bir gerçeğe dayalı bulunduklarını apaçık dile getirmektedir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Yerin yuvarlaklığı,</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
&#8220;Geceyi gündüzün üstüne, gündüzü de gecenin üstüne doluyor.&#8221;&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">(Zümer, 39/5)</em></div>
</blockquote>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
ayeti, kullandığı malzeme itibariyle, gece ve gündüzün birbirini takib etmesini, sarığın başa sarılması gibi, ışık ve karanlığın,Yerküre&#8217;nin başına&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">&#8220;sarık gibi dolanması&#8221;&nbsp;</em>sözüyle anlatıyor. Bir diğer âyette ise</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
&#8220;Arkasından da yeryüzünü mücessem kat-ı nâkıs (yâni yerküreyi elips şeklinde), söbüleştirdi.&#8221;&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">(Naziat, 79/30)</em></div>
</blockquote>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
diyerek, müşahidlere peygamberlik buudunda varılmış en nihâi noktayı göstermektedir. Mekân genişlemesi hususunda:</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
&#8220;Semâyı biz kendi elimizle kurduk ve sürekli genişletmekteyiz.&#8221;&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">(Zariyat, 51/47)</em></div>
</blockquote>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Bu genişleme ister Einsteine&#8217;nin anladığı mânâda, ister Edwin Hubble&#8217;in Güneş sisteminin dahil olduğu galaksiden, nebulozların uzaklaşması şeklinde olsun fark etmez. Önemli olan Kur&#8217;ân&#8217;ın, ana teme parmak basıp, tecrübî ilimlerin çok önünde zirveleri tutup onlara ışık neşretmesidir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Meteoroloji</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Hava akımları, bulutların kesâfet kazanması, havanın elektriklenmesi, şimşeklerin çakması ve yıldırımların meydana gelmesi Kur&#8217;ân-ı Kerim&#8217;de, yer yer ilâhî nimetleri hatırlatma ve yer yer de insanları tehdid etme sadedinde çokça zikredilen hususlardan biri. Meselâ</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
&#8220;Baksana, Allah bulutları sürüyor, sonra toparlayıp birleştiriyor, sonra da üstüste yığıyor&#8230; Bir de bakıyorsun bunun arkasından yağmur ortaya çıkıyor. Doluyu da yukarıda dağlar gibi olanlardan indiriyor; onunla dilediğini vuruyor, dilediğinden de onu öteye çeviriyor.&#8221;&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">(Nur, 24/43)</em></div>
</blockquote>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Her yerde olduğu gibi, burada da Kur&#8217;ân yağmur vak&#8217;asının nihâî durumunu ihtâr ederek, fezâyı velveleye veren, bulut, yağmur, şimşek ve yıldırımlar gibi ürperten, haşyet veren hadiselerin arkasındaki in&#8217;amperver eli göstermek ve ruhları ona karşı uyanık olmaya çağırmakta aynı anda, belli disiplinlere bağlı olarak yağmur ve dolunun meydana geliş keyfiyetlerini ve sonra da yeryüzüne inmelerini öyle garib bir biçimde anlatmaktadır ki; böyle bir anlatış tarzından hemen herkes bugün bilinene ters düşmeyecek şekilde yağmur ve dolunun meydana geliş keyfiyetlerini anlar ve Kur&#8217;ân&#8217;ın beyanına hayranlık duyar.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Kur&#8217;ân, iki ayrı çeşit elektriğin birbirini çekmesi, aynı cinsten elektrik yükünün birbirini itmesi, rüzgârların devreye girerek birbirini iten bu bulutları birleştirmesi; yerden yukarıya yükselen pozitif yüklü akımların fezadaki mevcut elektrikle birleşmesi neticesinde elektriklenmenin meydana gelmesi ve bu noktada buharın su damlaları halinde yere inmesi gibi teferruâtla meşgul olmaz. O ana vak&#8217;a ve asıl tem üzerinde durur; teferruata ait diğer meselelerin izah ve isimlendirilmelerini zamanın tefsirine bırakır. Hicr suresindeki</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
&#8220;Aşılayıcı rüzgârları gönderip onunla gökyüzünden su indirip size takdim ettik, (yoksa) siz o suyu depo edemezdiniz.&#8221;<em style="box-sizing: inherit;">&nbsp;(Hacr, 15/22)</em></div>
</blockquote>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
ayeti, bu hususa ayrı bir buud ilâve ederek ağaçların ve çiçeklerin aşılanmasında rüzgârların fonksiyonuna dikkati çektiği gibi onların bilhassa, bulutları aşılama vazifesini de ihtar etmektedir. Oysa ki, Kur&#8217;ân nâzil olduğu zaman, ne otun, ağacın, çiçeğin ne de bulutların aşılanma ihtiyaçları bilinmediği gibi, rüzgârların çelik-çavak bu önemli vazifeyi gördüklerinden de hiç kimse haberdar değildi&#8230;</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Fizik</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Varlığın ana unsuru madde ve onun çift ve tek olma gibi hususiyetleri de Kur&#8217;ân-ı Kerim&#8217;in ele alıp anlattığı mevzulardandır. Meselâ, Zâriyat suresinde,</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
&#8220;İyice düşünesiniz diye biz her şeyi çift olarak yarattık.&#8221;<em style="box-sizing: inherit;">&nbsp;(Zariyat, 51/49)</em></div>
</blockquote>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
her şeyin çift olarak yaratıldığı ve Kur&#8217;ân&#8217;ın kullandığı malzeme itibariyle, bunun önemli bir esas ve âlem-şümul bir prensip olduğu anlaşılmakta. Şuarâ suresindeki ayette ise,</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
&#8220;Yeryüzüne bakmıyorlar mı? Biz onda nice içaçıcı çiftler yaratıp yetiştirdik.&#8221;&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">(Şuara, 26/7)</em></div>
</blockquote>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
denilerek, her sene gözümüzün önünde haşr-ü neşr olan yüzbinlerce çifte dikkat çekilmekte ve Allâh&#8217;ın nimetleri hatırlatılmakta. Yâsin suresindeki ayet ise, daha şümullü ve daha enteresan.</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
&#8220;Ne yücedir o Allah’ki toprağın bitirdiklerinden, (onların) kendilerinden ve daha bilmedikleri nice şeylerden hep çiftler yaratmıştır.&#8221;&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">(Yasin, 36/36)</em></div>
</blockquote>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
şeklindeki beyanıyla, bugün bilip tesbit edebildiğimiz çift yaratıkların yanında, henüz bilemediğimiz birçok çiftlerin varlığı da, ihtar edilmektedir. Evet, Allah, insanlardaki erkeklik ve dişilikten, otların, ağaçların çift olma esasına; atomlar, atomlardaki elektron ve çekirdek ikiliğinden, madde -anti madde zıd eşliliğine kadar, canlı-cansız, yerde-gökte değişik keyfiyet ve buudda ne kadar çift varsa, umum nimetlerini tâdâd sadedinde, kendinden başka her şeyin çift olduğunu zikredip bizleri düşünmeye davet ediyor. Sırf birer misal teşkil etsin diye, yukarıda zikrettiğimiz âyetlerden başka, pekçok ilâhî beyan var ki, herbirisi başlı başına birer mucize olması itibariyle, hem Kur&#8217;ân&#8217;ın Allah kelâmı olduğuna hem de Peygamberimizin (asm) O&#8217;nun elçisi bulunduğuna apaçık delâlet etmektedir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Evet, Kur&#8217;ân yeryüzünde hayatın ortaya çıkışından, bitkilerin aşılanma ve üremelerine, hayvan topluluklarının yaratılmasından hayatlarını onlarla devam ettirdikleri bir kısım sırlı düsturlara, bal arısı ve karıncanın esrarlı dünyalarından kuşların uçuş keyfiyetine, hayvan sütünün hasıl olma yollarından insanın anne karnında geçirdiği safhalara kadar pekçok mevzuda, kendine has ifade tarzıyla, öyle veciz, öyle muhtevâlı, öyle hâkim bir üslupla ele aldığı şeyleri takib etmektedir ki; bizim yorumlarımız bir yana, ne zaman onlara müracaat edilse hep taze, genç ve ilimlerin varabilecekleri en son hedefleri tutmuş oldukları görülecektir. Şimdi, bir kitap, binlerce insanın, bilmem kaç asırlık çalışmaları neticesinde varabildikleri noktaların dahi ötesine parmak basıyor, mevzua hakim bir üslupla o mevzuun hülâsasını veriyorsa, o kitabı, değil on dört asır evvelki bir insana, günümüzün mütefennin yüzlerce, binlerce dâhisinin mesâisine vermek dahi mümkün değildir. Hele o kitap, Kur&#8217;ân gibi muhtevası zengin, ifadeleri çarpıcı, üslubu âli, şivesi de ilâhi olursa&#8230;</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Şimdi dönüp muhatabımıza soralım, ümmîliği mucize o Zât, mektebin, medresenin, kitabın bilinmediği o cahilî vasatta, canlılarda sütün meydana geliş keyfiyetini kimden öğrendi? Rüzgârların aşılayıcı olduğunu, nebatât ve bulutları telkih ettiğini, yağmur ve dolunun meydana gelme noktalarını nasıl bilebildi? Yerkürenin elipsî olduğunu O&#8217;na kim ta&#8217;lim etti? Mekân genişlemesini hangi rasathanede ve hangi dev teleskoplarla tesbit edebildi? Atmosferin yapı taşlarını ve yukarılara doğru çıktıkça oksijenin azlığını hangi laboratuvarda öğrendi? Hangi röntgen şualarıyla cenînin anne karnında geçirdiği safhaları aynı aynıya tesbit etti? Sonra da bütün bu bilgilerin teferruâtına vâkıf, mütehassıs bir ilim adamı edasıyla, tereddüdsüz, fütursuz ve kendinden gayet emin bir tarzda muhatablarına anlattı?..</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Ayrıca Kur&#8217;an-ı Kerim&#8217;de olan ifadeler de&nbsp;Kur&#8217;an&#8217;ın Peygamber sözü olmadığına delildir:</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Kur&#8217;ân-ı Kerim, Efendimizin (asm) vazife, mesuliyet ve selâhiyetlerini anlatıp O&#8217;na yol gösterdiği gibi, yer yer de seviyesine uygun olarak O&#8217;na itâbda bulunmakta ve ikaz edip ırgalamaktadır. Meselâ: Bir defa münafıklara, izin vermemesi gerekirken izin verdiğinden dolayı,</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
&#8220;Allah seni affetsin, doğru söyleyenler sana iyice belli olup ve yalan söyleyenleri bilmezden önce niçin onlara izin verdin?&#8221;&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">(Tevbe, 9/43)</em></div>
</blockquote>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
şeklinde tenbihde bulunduğu gibi, Bedir esirleri hakkındaki tatbikatından dolayı da,</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
&#8220;Yeryüzünde tam yerleşip istikrar kazanıncaya kadar, hiçbir peygambere esirler sahibi olmak yakışmaz. Siz geçici dünya malını istiyorsunuz, Allah ise (sizin için) ahireti istiyor. Allah daima üstün ve hikmet sahibidir. Eğer Allah&#8217;tan (affınıza dair) bir yazı ve takdir geçmemiş olsaydı, aldığınız fidyeden dolayı size mutlaka büyük bir azab dokunurdu.&#8221;<em style="box-sizing: inherit;">&nbsp;(Enfâl, 8/67 ve 68)</em></div>
</blockquote>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
&nbsp;mahiyetinde itabda bulunmuştu.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Bir keresinde, Allah&#8217;ın dilemesine havale etmeden,<em style="box-sizing: inherit;">&nbsp;&#8220;yarın bu işi yaparım&#8221;</em>&nbsp;dediği için</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
&#8220;Hiçbir şey için<em style="box-sizing: inherit;">&nbsp;&#8216;Bunu yarın yapacağım.&#8217;</em>&nbsp;deme. Ancak<em style="box-sizing: inherit;">&nbsp;&#8216;Allah dilerse.&#8217;</em>(de). Unuttuğun zaman Rabbini an ve&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">&#8216;Umarım Rabbim beni bundan daha doğru bir bilgiye ulaştırır.&#8217;</em>&nbsp;de.&#8221;&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">(Kehf, 18/23-24)</em></div>
</blockquote>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
emir ve tenbihinde bulunmuş, bir başka sefer,</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
&#8220;İnsanlardan korkup çekiniyordun; oysa asıl çekinmeye lâyık olan Allah idi.&#8221;&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">(Ahzab, 33/37)</em></div>
</blockquote>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
itab işmâm eder mahiyette, sadece AIlah&#8217;tan korkulması lâzım geldiğini ihtar etmişti. Zevcelerini bir meseledeki tavırlarına karşı bal şerbeti içmemeye yemin edince,</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
&#8220;Ey Peygamber! Eşlerinin rızasını arıyarak, Allah&#8217;ın sana helâl kıldığı şeyi niçin haram kılıyorsun? Allah çok gafûr ve rahimdir.&#8221;<em style="box-sizing: inherit;">&nbsp;(Tahrim, 66/1)</em></div>
</blockquote>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
diyerek sertçe ikaz ediyordu. Daha bunlar gibi, pekçok âyetle, bir taraftan O&#8217;nun vazife, mes&#8217;uliyet ve selâhiyetlerinin sınırları belirlenirken, diğer taraftan az dahi olsa bu sınırlara riâyet edilmediği, vazife ve mes&#8217;uliyetin mukarrabine göre yerine getirilmediği zamanlarda O&#8217;na itab edilmiş, tenbihde bulunulmuş ve yeryer sertçe uyarmalar yapılmıştır. Şimdi hiç akıl kabul edermi ki, bir insan bir kitap telif etsin, sonra da o kitabın muhtelif yerlerine kendi hakkında, itab, kınama, ikaz ve ihtar ifade eden âyetler yerleştirsin. Hâşâ!&#8230; O kitap Allah kitabı, O zât da O&#8217;nun şerefli mübelliğidir&#8230;</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Kur&#8217;an&#8217;ın bir benzerinin getirilememesi de Onun Allah Kelamı olduğuna delildir:</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Kur&#8217;ân-ı Kerim, bir belâğat harikasıdır ve bu sahada eşi menendi yoktur. Bu itibarla da onu bir beşere maletmek mümkün değildir. Efendimiz (asm) peygamberlikle ortaya çıktığı zaman, kitleleri arkasından sürükleyen bir sürü şâir, edib ve söz üstâdı vardı. Bunlar pekçoğu itibariyle de O&#8217;na muârız idiler. Yeryer kafa kafaya verip düşünüyor; Kur&#8217;ân&#8217;ı bir kalıba yerleştirmek, bir şeye benzetmek ve ne olursa olsun mutlaka hakkından gelmek istiyorlardı.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Hatta, zaman zaman Hristiyan ve Yahudi âlimleriyle de görüşüyor, onların düşüncelerini alıyorlardı . Ne pahasına olursa olsun Kur&#8217;ân çağlayanını durdurmak ve kurutmak için akıllarına gelen her şeyi yapma kararındaydılar. Bütün bu engellere ve engellemelere, akla hayâle gelmedik karşı koymalara aldırmadan yoluna devam eden Hz. Muhammed (sav), bilumum inkârlara, ilhadlara karşı sadece ve sadece Kur&#8217;ân&#8217;la muâraza ediyor ve mücadelesini de zaferle noktalıyordu. Hem de bunca hasıma rağmen.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Evet, o gün, Hristiyan ve Yahudi ulemasıyla beraber, belâğatın dev temsilcileri, tek cephe olup etrafı velveleye verdikleri bir dönemde, Kur&#8217;ân o üstün ifade gücü, o büyüleyici beyanı, o başdöndürücü üslûbu, o insanın içini ürperten ledünniliği ve ruhâniliğiyle muhatablarının gönlüne girdi; arşı, ferşi çınlatacak bir ses, bir soluk oldu yükseldi&#8230; Bir mübâriz gibi hasımlarını muârazaya çağırdı, tehdit etti, meydan okudu<em style="box-sizing: inherit;">&nbsp;&#8220;siz de Kur&#8217;ân&#8217;a benzer bir kitap, hiç olmazsa onun bir suresine denk birşey, daha da olmazsa aynı ağırlıkta bir âyet ortaya koyun; yoksa savulun gidin!..&#8221;</em>&nbsp;dediği ve o günden bugüne de,</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343; margin-bottom: 1em;">
&#8220;Eğer kulumuz Muhammed&#8217;e indirdiğimizden şüphe içindeyseniz, haydi onun gibi bir sûre getiriniz ve eğer doğru iseniz; Allah&#8217;tan başka bütün yardımcılarınızı da çağırınız.&#8221;<em style="box-sizing: inherit;">&nbsp;(Bakara, 2/23)</em></div>
<div style="box-sizing: inherit; margin-bottom: 1em;">
&#8220;De ki: and olsun, eğer insanlar ve cinler şu Kur&#8217;ân’ın bir benzerini getirmek için toplansalar, yine onun benzerini getiremezler. Birbirlerine arka çıkıp yardım etseler de.&#8221;<em style="box-sizing: inherit;">&nbsp;(İsra, 17/88)</em></div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
&#8220;Yoksa, Onu (Muhammed) uydurdu mu diyorlar? De ki: Eğer sizler doğru iseniz Allah&#8217;tan başka, gücünüzün yettiklerini çağırın da (hep beraber) onun benzeri bir sûre getirin.&#8221;&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">(Yunus, 10/38)</em></div>
</blockquote>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
ayetleriyle aynı şeyleri tekrar edip durduğu halde, bir-iki hezeyanın dışında, Kur&#8217;ân&#8217;ın bu meydan okuyuşuna cevap verilmemesi, onun. kaynağının beşerî olmadığını gösterir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Çünkü, tarih şahittir ki, Kur&#8217;ân&#8217;ın muârızları O&#8217;na ve O&#8217;nun mübelliğine her türlü kötülük yapmayı denedikleri halde, Kur&#8217;ân&#8217;a nazire yapmayı akıllarından bile geçirmediler. Böyle bir şeye güçleri yetseydi, nazire ile Kur&#8217;ân&#8217;ın sesini kesecek, tehlikelerle dolu muharebe yoluna girmeyeceklerdi. Evet, o koca belâğat üstadları, şeref, haysiyet hatta ırz, namus gibi en değerli şeylerini tehlikeye atıp muharebe yolunu seçmeleri, Kur&#8217;ân&#8217;a nazire yapılamamasının en açık delîlidir. Eğer nazire yapmak mümkün olsaydı, münazara yolunu muharebe yoluna tercîh edecek ve geleceklerini katiyyen tehlikeye atmayacaklardı. Arap şâir ve nâşirlerinin, Kur&#8217;ân&#8217;ın benzerini getirememeleri tahakkuk edince, ona Hristiyan ve Yahudiler arasında menşe&#8217; aramak beyhude ve bir çaresizlik ifadesidir. Hem, Hristiyan ve Yahudiler bu muhteva ve bu ifade zenginliğinde bir kitap hazırlayıp ortaya koymaya güçleri yetseydi, ne diye onu başkasına nisbet edeceklerdi. &#8220;Biz yaptık&#8221; der ve onunla övünürlerdi&#8230;</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Kaldı ki, dünden bugüne, dikkatsiz veya garazlı bir iki müsteşrik ve müşrike bedel, bir sürü ilim adamı, araştırmacı ve mütefekkir Kur&#8217;ân&#8217;ın muhteva zenginliği, ifade gücü karşısında hayranlıklarını gizleyememiş ve onu alkışlamışlardır.&nbsp;Charles Milles;&nbsp;Kur&#8217;ân&#8217;ın üslubundaki zenginlik itibariyle tanzîr ve tercüme edilmeyecek kadar yüksek bir edâya sahib olduğunu&#8230;&nbsp;Victor İmberdes;&nbsp;Kur&#8217;an&#8217;ın, bütün hukuk esaslarına kaynak olabilecek zengin bir muhtevaya sahib bulunduğunu&#8230;&nbsp;Ernest Renan;&nbsp;Kur&#8217;ân&#8217;ın dînî bir inkılâb kadar edebî bir inkılâb da yaptığını&#8230;&nbsp;Gustave Le Bon; Kur&#8217;ân&#8217;la gelen İslâm&#8217;ın en saf, en hâlis bir tevhid anlayışını dünyaya tebliğ ettiğini&#8230;&nbsp;CI. Huart;&nbsp;Kur&#8217;ân&#8217;ın Allah kelâmı olup, vahiy yoluyla Hz. Muhammed&#8217;e (sav) tebliğ edildiğini&#8230;&nbsp;H. Holman;&nbsp;Hz.Muhammed (sav)&#8217;in Allah&#8217;ın son peygamberi, İslâmiyetin de vahyedilmiş dinlerin en sonuncusu bulunduğunu&#8230;&nbsp;Emile Dermenyhem;&nbsp;Kur&#8217;an&#8217;ın, Peygamber (sav)&#8217;in birinci mucizesi olduğunu, edebî güzelliği itibariyle de erişilmez bir muamma olduğunu&#8230;&nbsp;Arthur Bellegri;&nbsp;Hz. Muhammed&#8217;in (sav) tebliğ ettiği Kur&#8217;ân&#8217;ın bizzat Allah&#8217;ın eseri olduğunu.,.&nbsp;Jean Paul Roux;&nbsp;Peygamberimizin en güçlü mucizesinin melek vasıtasıyla gönderilen Kur&#8217;ân-ı Kerim olduğunu&#8230;&nbsp;Raymond Charles;&nbsp;Kur&#8217;ân&#8217;ın, hükmü hâlâ devam eden ve Allah&#8217;ın bir elçi vasıtasıyla müminlere tebliğ ettiği beyanların en canlısı olduğunu&#8230;&nbsp;Dr. Maurice;&nbsp;Kur&#8217;an&#8217;ın her türlü tenkîdin fevkinde bir mucize, bir harika olduğunu hatta daha da ileri giderek, edebiyatla ilgilenenler için Kur&#8217;ân&#8217;ın bir edebî kaynak, lisan mütehassısları için lâfızlar hazinesi ve şairler için bir ilham menbaı bulunduğunu&#8230;&nbsp;Manuel King;&nbsp;Kur&#8217;ân&#8217;ın, Peygamberimizin peygamberliği süresince Allah&#8217;dan aldığı emirlerin mecmuu bulunduğunu&#8230;&nbsp;Mr. Rodwell;&nbsp;İnsanın Kur&#8217;ân&#8217;ı okudukça hayretler içinde kaldığını ifâde eder ve onu takdirlerle alkışlarlar.<em style="box-sizing: inherit;">(bk. Bediüzzaman Said Nursi, İşârâtü&#8217;l-İ&#8217;câz, Dİb. Yay., Ankara, 2014, s. 670)</em></div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Sadece birer cümleciklerini alıp naklettiğimiz bu seçkin ilim adamı ve mütefekkirler gibi, daha yüzlerce düşünür ve araştırmacı bilgilerinin vüs&#8217;ati nisbetinde, aynı hakikatlara parmak basmış ve Kur&#8217;ân karşısında takdirle iki büklüm olmuşlardır.</div>
<div style="box-sizing: inherit; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
<b>kaynak: www.sorularlaislamiyet.com</b></div>
<div style="box-sizing: inherit; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
<b><br /></b></div>The post <a href="https://ateistlerecevap.org/kuran-kerimin-degisime-ugramadgnn/" data-wpel-link="internal">Kur'an'ı Kerim'in değişime uğramadığının kanıtları.</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ateistlerecevap.org/kuran-kerimin-degisime-ugramadgnn/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İslâm dini kadınların dövülmesine izin veriyor mu?</title>
		<link>https://ateistlerecevap.org/islam-dini-kadnlar-dovulmesine-izin/</link>
					<comments>https://ateistlerecevap.org/islam-dini-kadnlar-dovulmesine-izin/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ateistlere Cevaplar]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 07 May 2017 10:15:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sorular]]></category>
		<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.ateistlerecevap.org/?p=51</guid>

					<description><![CDATA[<p>Değerli kardeşimiz, Erkeklerin aile içindeki yetkileri, kadınların da bu yetki karşısındaki durum ve tutumları konusu şu âyetlerde açıklanmıştır: &#8220;Allah&#8217;ın insanlardan bir kısmını diğerlerine üstün kılmasına bağlı olarak ve mallarından harcama yapmaları sebebiyle erkekler, kadınların yöneticisi ve koruyucusudurlar. Sâliha kadınlar Allah&#8217;a itaatkârdır. Allah&#8217;ın korumasına uygun olarak, kimsenin görmediği durumlarda da kendilerini korurlar. Baş kaldırmasından endişe ettiğiniz [&#8230;]</p>
The post <a href="https://ateistlerecevap.org/islam-dini-kadnlar-dovulmesine-izin/" data-wpel-link="internal">İslâm dini kadınların dövülmesine izin veriyor mu?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div class="separator" style="clear: both; text-align: center;">
</div>
<div class="separator" style="clear: both; text-align: center;">
</div>
<div class="separator" style="clear: both; text-align: center;">
<a href="https://3.bp.blogspot.com/-HGBAbqWM75Y/WQ7zhpd-aNI/AAAAAAAAGds/CI3mxMQl0awyc4RtEQVicihiz4keW41gACLcB/s1600/%25C4%25B0slam%2527da%2BK%25C4%25B1sasa%2BK%25C4%25B1sas.K%25C4%25B1sas%25C4%25B1n%2B%25C5%259Fartlar%25C4%25B1nelerdir-Nas%25C4%25B1l%2Buygulan%25C4%25B1r-%2B%25284%2529.png" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;" data-wpel-link="external" rel="nofollow external noopener noreferrer"><img loading="lazy" decoding="async" border="0" height="360" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2017/05/C4B0slam27daKC4B1sasaKC4B1sas.KC4B1sasC4B1nC59FartlarC4B1nelerdir-NasC4B1luygulanC4B1r-28429.png" width="640" /></a></div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Değerli kardeşimiz,</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Erkeklerin aile içindeki yetkileri, kadınların da bu yetki karşısındaki durum ve tutumları konusu şu âyetlerde açıklanmıştır:</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343; margin-bottom: 1em;">
&#8220;Allah&#8217;ın insanlardan bir kısmını diğerlerine üstün kılmasına bağlı olarak ve mallarından harcama yapmaları sebebiyle erkekler, kadınların yöneticisi ve koruyucusudurlar. Sâliha kadınlar Allah&#8217;a itaatkârdır. Allah&#8217;ın korumasına uygun olarak, kimsenin görmediği durumlarda da kendilerini korurlar. Baş kaldırmasından endişe ettiğiniz kadınlara ögüt verin, onları yataklarda yalnız bırakın ve onları dövün.&#8221;</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
&#8220;Eğer size itaat ederlerse artık onların aleyhine başka bir yol aramayın; çünkü Allah yücedir, büyüktür. Eğer karı kocanın aralarının açılmasından korkarsanız, erkeğin ailesinden bir hakem ve kadının ailesinden bir hakem gönderin; düzeltmek isterlerse Allah aralarını bulur; şüphesiz Allah her şeyi bilen, her şeyden haberdar olandır.&#8221;&nbsp;(Nisa, 4/34-35).</div>
</blockquote>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Şimdi bu iki âyeti tefsir ederek konuyu anlamaya çalışalım:</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
34. Âyette, yalnızca kocaların değil, bütün erkeklerin koruyucu ve yönetici (kavvâmûn) olmaları iki gerekçeye dayandırılmıştır:</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
a)&nbsp;Allah insanların bir kısmına diğerlerinden üstün kabiliyetler vermiştir, bu cümleden olarak koruma ve yönetme bakımından&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">erkekler, kadınlardan daha uygun özelliklerle donatılmışlardır.</em></div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
b)&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">Erkekler aile geçimini ve diğer malî yükümlülükleri üslenmişlerdir.</em>&nbsp;Bazı müfessirlere göre bu iki gerekçeden&nbsp;birincisi&nbsp;insan tabiatının değişmez özelliğidir; genel olarak erkeklerde akıl ve mantık ön plandadır, kadınlarda ise duygu öne çıkar. Koruma bakımından fizik güç önemlidir ve erkekler bu yönden daha güçlüdürler.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
İkinci gerekçe ise&nbsp;yaratılıştan değil, kültür ve medeniyet şartlarına bağlı alışkanlıklar, âdetler, tutumlardan kaynaklanmaktadır. İslâm&#8217;ın geldiği çağda daha yoğun, günümüzde ise önemli ölçüde olmak üzere erkeklerin bu fonksiyonları da devam etmektedir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
İslâm hukuk kurallarına göre erkek hem -geniş mânada- ailenin geçiminden tek başına sorumludur, hem de mehir, diyet, cihad/askerlik gibi malî tarafı olan yükümlülükleri vardır.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
<em style="box-sizing: inherit;">Erkeğin&nbsp;&#8220;kavvâm&#8221;&nbsp;olması hangi yetkileri ve vazifeleri ihtiva etmektedir?</em></div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Bu soruya verilen cevaplar eskiden yeniye değişik olabilmiştir. Yalnızca âyet ve hadislerin lafızlarını değil, bunların yanında uygulamayı ve dolayısıyla örf ve âdeti de göz önüne alan müctehid ve müfessirler, sözlük mânası&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">&#8220;bir şeyin üzerinde duran, hâkim olan, özen gösteren, onunla yakından ilgilenen&#8221;&nbsp;</em>demek olan kavvamlığa,<em style="box-sizing: inherit;">&nbsp;&#8220;reislik, yöneticilik, eğitim, koruma, savunma, ıslah, kazanma, üretme&#8221;&nbsp;</em>mânalarını yüklemişlerdir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Tarih boyunca erkekler bu işleri ve sıfatları, fiilen kadınlardan daha ziyade yüklenmişlerdir. Çağımızda kelimeye yüklenen hâkim mâna ise&nbsp;&#8220;aile reisliği&#8221;dir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Âyetten erkeklerin yönetim, savunma ve koruma bakımlarından genel olarak önde oldukları anlaşılmakla beraber, takip eden cümleler göz önüne alındığında burada, aile kurumunda hâkimiyet ve yöneticilik mânasının ağır bastığı görülecektir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Ailede kurucu unsur karı kocadır.&nbsp;Bu temel kurumu oluşturan, yöneten, yönlendiren dinî, ahlâkî, hukukî kurallar vardır. Kurallara uyulduğu müddetçe mesele yoktur. Taraflar kuralları bozar, hakları çiğnerse düzeni sağlamak ve adaleti gerçekleştirmek üzere çeşitli tedbirler ve müeyyideler devreye girecektir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Bu âyette karının, aynı sûrenin 128. âyetinde ise kocanın hukuku çiğnemesi ve düzene baş kaldırması (nüşûz) ele alınmıştır. Aile hayatı içinde kadın, kurallara göre rolünü ifa edip etmemesi yönünden iki sıfatla nitelendirilmiştir:</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Sâliha ve nâşize.&nbsp;Sâliha kadınlar hem kocalarının ve diğer aile fertlerinin yanında (açıkta, zâhirde) hem de onların bulunmadıklar yerlerde (gaybda) vazifelerini hakkıyla yerine getirir, Allah&#8217;ın koyduğu, toplumun benimsediği kuralların dışına çıkmaz, aileye ihanet etmez, şerefine leke sürmezler.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
<em style="box-sizing: inherit;">Bazı davranış ve tavırları sebebiyle yoldan çıkma, hukuka baş kaldırma (nüşûz) belirtileri gösteren, böylece nâşize olması ihtimali beliren kadınlara karşı ne yapılacak, aile düzeni ve hukuku nasıl korunacaktır?</em></div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
İşte bu noktada Kur&#8217;ân-ı Kerîm vazifeyi ailenin reisi sıfatıyla önce kocaya vermektedir. Öngörülen tedbirlere başvurmasına rağmen koca düzeni sağlayamazsa ve ailenin dağılmasından korkulursa, sıra hakemlere gelecektir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
<em style="box-sizing: inherit;">Âyette hukuka baş kaldıran, meşrû aile düzenini bozmaya kalkışan (nâşize) kadına karşı erkeğin yapabileceği şeyler:</em>&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">Öğüt vermek, yatakta yalnız bırakmak ve dövmek</em>&nbsp;şeklinde sıralanmıştır. Öğüt vermek ve yatakta yalnız bırakmak, küsmek gibi tedbirler problem teşkil etmemiştir, ancak dövme tedbiri özellikle çağımızda, kadın hakları ve insanlık haysiyeti yönlerinden önemli bir tartışma konusu olmuştur.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Esasen tefsir ve hadis kitaplarına bakıldığında kadının baş kaldırma durumunda bile kocası tarafından dövülmesini, eski tefsirciler arasında da farklı yorumlayanların, bunun câiz olmadığını ileri sürenlerin bulunduğu aşağıdaki alıntılarda görülmektedir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Dövme tedbiri ve hükmünün -bu âyet dışında- en önemli dayanağı ilgili hadislerdir. Bu hadislerin, aksini söyleyen rivayetlere nisbetle daha sahih ve sağlam olanlarında Peygamberimiz (asm) kadınların dövülmesini menetmekte, karılarını dövenlere &#8220;hayırsız&#8221; demektedir:</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
&#8220;Gündüz karısını köle gibi kırbaçlayan birisi akşam onunla aynı yatağa nasıl girecek?&#8221;&nbsp;(Buhârî, Nikâh 93; Ebû Dâvûd, Nikâh 60). diye sormaktadır.</div>
</blockquote>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Eski tefsircilerin, bu âyetin geliş sebebi olarak zikrettikleri bir vak&#8217;a, Araplarda âdet haline gelmiş bulunan &#8220;kadını dövme&#8221; eylemine Hz. Peygamber (asm)&#8217;in bakışı ve bunu ortadan kaldırma iradesi bakımından ilgi çekicidir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Ensardan Sa&#8217;d b. Rebî&#8217;, nâşize olan karısına bir tokat vurmuş, kayınpederi de damadını, Hz. Peygamber (asm)&#8217;e şikâyet etmişti. Peygamberimiz (asm)&nbsp;&#8220;Kadın da aynı şekilde kocasına vursun.&#8221;&nbsp;buyurdu. Fakat daha emir yerine getirilmeden açıklamakta olduğumuz âyet geldi, bu durumda kocanın karısına vurabileceği anlaşıldı ve emir geri alındı (Cessâs, 188; İbnü&#8217;l-Arabî, 415).</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Dövmenin şekli ve miktarı üzerinde durulmuş,&nbsp;kadına zarar vermemesi, iz bırakmaması, yüze vurulmaması genel olarak kaydedilmiştir. Bazı tefsircilere göre vurma tamamen semboliktir, meselâ müfessir Atâ&#8217;ya göre misvak (dişlerin temizlendiği, fırça büyüklüğündeki özel, yumuşak ağaç dalı) gibi bir şeyle yapılacaktır (Cessâs, 189; İbn Atıyye, 48).</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
İkinci nesil âlimlerinden Atâ,&nbsp;hukuku çiğneyen kadına uygulanacak müeyyide ile genel olarak kadın dövme konusundaki hadisleri birlikte değerlendirmiş ve şu sonuca varmıştır:</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
<em style="box-sizing: inherit;">&#8220;Erkek, namusu lekeleyecek bir davranışta (fahişe) bulunmayan, yalnızca nâşize olan karsını dövemez, ancak ona karşı öfkesini ortaya koyabilir.&#8221;</em></div>
</blockquote>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Atâ&#8217;nn bu anlayışını açıklayan -biri eski, diğeri çağdaş- iki tefsir âlimi farklı dayanaklardan hareket etmişlerdir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Bunlardan Ebû Bekir İbnü&#8217;l-Arabî&#8217;ye göre Atâ, âyette geçen dövmenin ibâha (serbest bırakma) ifade ettiğini, genel olarak karı dövmeyi yasaklayan hadislerin ise kerahet (mekruh ve çirkin görme) hükmü getirdiğini tesbit etmiş ve sonuç olarak;&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">&#8220;Koca, karısını dövemez.&#8221;</em>&nbsp;demiştir (Ahkâm, 420).</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Çağdaş tefsircilerden İbn Âşûr&#8217;a göre Atâ, âyet ve hadislerin farklı durumlara göre farklı hükümler getirdiğini anlamış, öğüt ve küsmenin kocaya, tecavüzün şiddetine göre sopa vb. müeyyide uygulamanın ise kısmen kocaya, genel olarak da yönetim ve yargıya (ulü&#8217;l-emre) ait bulunduğu sonucuna varmıştır.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Koca iyi niyetle (ıslah etmek ve aileyi korumak maksadıyla) ve sınır aşmadan, kadına zarar vermeden&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">-nâşize olan eşine-</em>&nbsp;birkaç sopa vurursa buna izin verilecektir; sınır aşılır, bu izin kötüye kullanılırsa ülü&#8217;l-emr kocaların eşlerini sopalamasını kesin olarak yasaklayabilecektir. (İbn Âşûr, V / 43-44).</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Fuhuş sebebiyle değil de yalnızca kocasına baş kaldırdığı, aile hukukunu çiğnediği, uzun zaman sevdiği ve kabullendiği kocasını istemez olduğu için karının, kocası tarafından -belli ölçüler içinde- dövülebileceği hükmüne tarihîlik açısından da bakılmıştır.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
İbn Âşûr&#8217;a göre dövme izni bazı toplulukların veya toplum tabakalarının örf, âdet ve ruh hallerine riayet edilerek verilmiştir, her zamanda ve her durumda geçerli değildir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Nüşûz durumunda kocanın karısını dövebilmesi için aralarında yaşadıkları toplumda bu davranışın ayıp, anormal, aşağılayıcı, zarar verici, hukuka aykırı telakki edilmemesi, kocanın öfkesinin karısı tarafından ancak bu vasıta ile hissedilir olması gerekir; izin böyle topluluklar ve durumlar için geçerlidir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Hz. Ömer (ra)&#8217;in Mekke halkı ile Medine halkını, kadınlara hâkimiyet bakımından karşılaştırdığı şu sözleri de toplum değiştikçe ilişki ve davranışların da değişebileceğini göstermektedir:</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
<em style="box-sizing: inherit;">&#8220;Biz muhacirler kadınlarımıza hâkimdik, sözümüzden çıkmazlardı, Medine&#8217;ye gelince gördük ki, Medine&#8217;nin yerli kadınları kocalarına hâkim durumdalar, bu defa bizim kadınlarımız da onlara benzemeye, onlar gibi davranmaya başladılar.&#8221;</em>&nbsp;(Buhârî, Nikâh 83; İbn Âşûr, V / 412).</div>
</blockquote>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Bize göre kadının aile hukukunu çiğnemesi halinde bir ıslah tedbiri olarak ve içinde yaşanılan topluluğun örf ve âdetine uyularak serbest bırakılan&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">&#8220;kocanın karısını dövmesi&#8221;</em>&nbsp;eylemi, Hz. Peygamber (asm) tarafından toplum ıslah edilerek, insanın ve özellikle zevcenin dövülemeyeceği ifade ve telkin edilerek ortadan kaldırılmış,<em style="box-sizing: inherit;">&nbsp;&#8220;iyi bir kocanın karısını dövemeyeceği&#8221;</em>&nbsp;kaidesi, bu yakışıksız davranışın önüne bir set olarak konmuştur. Burada sünnet (Resûlullah&#8217;ın sözleri ve uygulaması) âyeti neshetmemiş, tarihîliğini, yerelliğini ve kültürel bağlamını açıklamıştır.</div>
<div class="separator" style="clear: both; text-align: center;">
<iframe loading="lazy" allowfullscreen="" class="YOUTUBE-iframe-video" data-thumbnail-src="https://i.ytimg.com/vi/5ipW1w-HSOM/0.jpg" frameborder="0" height="366" src="https://www.youtube.com/embed/5ipW1w-HSOM?feature=player_embedded" width="520"></iframe></div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
</div>The post <a href="https://ateistlerecevap.org/islam-dini-kadnlar-dovulmesine-izin/" data-wpel-link="internal">İslâm dini kadınların dövülmesine izin veriyor mu?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ateistlerecevap.org/islam-dini-kadnlar-dovulmesine-izin/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Şeriat&#039;ta Zinanın cezası nedir? Recm cezası hakkında detaylı bilgi.</title>
		<link>https://ateistlerecevap.org/seriatta-zinann-cezas-nedir-recm-cezas/</link>
					<comments>https://ateistlerecevap.org/seriatta-zinann-cezas-nedir-recm-cezas/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ateistlere Cevaplar]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 06 May 2017 16:58:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sorular]]></category>
		<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.ateistlerecevap.org/?p=53</guid>

					<description><![CDATA[<p>Zina etmek,&#160;bir kadınla nikâhsız veya haksız olarak cinsel temasta bulunmak. Arapça &#8220;zenâ&#8221; fiilinden mastar. Zinanın sözlük ve terim anlamı birdir. Bu da; bir erkeğin kadınla bir akde veya haklı bir sebebe dayanmaksızın önden cinsel temasta bulunmasıdır. Zina eden erkeğe&#160;&#8220;zânî&#8221;&#160;kadına ise&#160;&#8220;zâniye&#8221;&#160;denir.Hanefîler, bir fıkıh terimi olarak zinayı şöyle tarif etmişlerdir:&#160;İslâmî hükümlerle yükümlü bulunan bir erkeğin, kendisine cinsel [&#8230;]</p>
The post <a href="https://ateistlerecevap.org/seriatta-zinann-cezas-nedir-recm-cezas/" data-wpel-link="internal">Şeriat'ta Zinanın cezası nedir? Recm cezası hakkında detaylı bilgi.</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div class="separator" style="clear: both; text-align: center;">
<a href="https://3.bp.blogspot.com/-mr3Woer5VkQ/WQ3-AL55i8I/AAAAAAAAGa0/lrajw9lkct0mdRrLp1cERu_DFglVgQVVgCLcB/s1600/%25C4%25B0slam%2527da%2BK%25C4%25B1sasa%2BK%25C4%25B1sas.K%25C4%25B1sas%25C4%25B1n%2B%25C5%259Fartlar%25C4%25B1nelerdir-Nas%25C4%25B1l%2Buygulan%25C4%25B1r-%2B%25282%2529.png" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;" data-wpel-link="external" rel="nofollow external noopener noreferrer"><img loading="lazy" decoding="async" alt="Şeriat'ta Zinanın cezası nedir? Recm cezası hakkında detaylı bilgi." border="0" height="360" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2017/05/C4B0slam27daKC4B1sasaKC4B1sas.KC4B1sasC4B1nC59FartlarC4B1nelerdir-NasC4B1luygulanC4B1r-28229.png" title="Şeriat'ta Zinanın cezası nedir? Recm cezası hakkında detaylı bilgi." width="640" /></a></div>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
</div>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Zina etmek,&nbsp;bir kadınla nikâhsız veya haksız olarak cinsel temasta bulunmak. Arapça &#8220;zenâ&#8221; fiilinden mastar. Zinanın sözlük ve terim anlamı birdir. Bu da; bir erkeğin kadınla bir akde veya haklı bir sebebe dayanmaksızın önden cinsel temasta bulunmasıdır. Zina eden erkeğe&nbsp;&#8220;zânî&#8221;&nbsp;kadına ise&nbsp;&#8220;zâniye&#8221;&nbsp;denir.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Hanefîler, bir fıkıh terimi olarak zinayı şöyle tarif etmişlerdir:&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">İslâmî hükümlerle yükümlü bulunan bir erkeğin, kendisine cinsel istek duyulacak yaştaki diri bir kadına, İslâm ülkesinde nikâh akdine veya cariyelik gibi haklı bir nedene dayanmaksızın önden cinsel temasda bulunmasıdır.</em><br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Zinada had cezasının uygulanması için, erkeğin cinsel organının en az sünnet yerinin (haşefe) kadının cinsel organına girmiş olması gerekir. Bundan daha azına meselâ; öpmek, sarılmak veya uyluk arasına sürtünmek vb. hareketler haram olmakla birlikte had cezasını gerektirmez.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Küçük çocuk ve akıl hastası yükümlü olmadığı için bunların fiili de kendileri bakımından haddi gerektirmez.</div>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Diğer yandan Ebû Hanîfe&#8217;ye göre erkek veya kadına arkadan temasta bulunmak (livâta) -haram olmakla birlikte- zina hükmünde değildir. Çünkü bu, zina olarak nitelendirilmez. Ebû Yusuf, İmam Muhammed, Şâfiî, Hanbelî ve Mâlikîler aksi görüştedir.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Ölü kadın, hayvan veya ergenlik çağına gelmemiş olan ve kendisine cinsel istek duyamayan kız çocuğu ile temas da -haram olmakla birlikte- zina hükmünde değildir. Çünkü bu gibi temasları selîm fıtrat kabul etmez. Ayrıca erkek veya kadının zinaya zorlanmamış olması da şarttır. Çünkü Raslüllah (s.a.s) şöyle buyurmuştur:</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
&#8220;Ümmetimden hata, unutma ve zorlandıkları şeyin hükmü kaldırıldı.&#8221;&nbsp;(Buhârî, Hudûd, 22; Talâk, II; Ebû Dâvud, Hudûd, 17; Tirmizî, Hudûd, 1; İbn Mâce, Talâk, 15)</div>
</blockquote>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Zinaya zorlanan kadına had cezası gerekmediği konusunda İslâm bilginlerinin görüş birliği vardır. Zinaya zorlanan erkeğe gelince, Şâfiîlere ve Mâlikîlerde tercih edilen görüşe göre böyle bir erkeğe ne had ve ne de ta&#8217;zîr cezası gerekmez. Delil, yukarıdaki hadis ve zorlanma özrünün bulunmasıdır. Ebû Hanîfe&#8217;nin ilk görüşüne göre zinaya zorlama Devlet başkanı tarafından olmuşsa had gerekmez. Devlet başkanından başkası zorlamışsa istihsân&#8217;a göre had uygulanır. Çünkü, zorlama ancak sultan tarafından gerçekleşir. Ebû Hanîfe&#8217;nin istikrar bulan görüşü ise, zorlanana had cezasını uygulamamasıdır. Çünkü bazan erkeğin istek dışı cinsel temasa gücü yetebilir. Ebû Yusuf ve İmam Muhammed&#8217;e göre iki durumda da zorlanana had cezası uygulanmaz. İmam Züfer aksi görüştedir (el-Kâsânî, Bedâyiu&#8217;s-Sanâyi&#8217;, 2. baskı, Beyrut 1394/1974, VII, 34,180; eş-Şirâzi, el-Mühezzeb, Mısır t.y., II, 267; İbn Rüşd, Bidâyetü&#8217;l-Mûctehid, II, 267; İbn Rüşd, Bidâyetû&#8217;l-Müctehid, II, 431; İbn Kudâme, el-Muğnî, 3. baskı, Kahire,1970, VIII,187, 205; Vehbe ez-Zühaylî, el-Fıkhu&#8217;l-İslâmî ve Edilletüh, 2. baskı, Dimaşk 1405/1985, VI, 27 vd.; Ömer Nasuhi Bilmen, Hukuk-ı İslâmiyye ve İstilâhat-ı Fıkhıyye Kamusu, İstanbul 1968, III,197 vd).<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Zina İslâm&#8217;da ve önceki bütün semâvî dinlerde haram ve çok çirkin bir fiil olarak kabul edilmiştir. O büyük günahlardandır. Irz ve neseplere yönelik bir suç olduğu için cezası da hadlerin en şiddetlisidir.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Kur&#8217;ân-ı Kerîm&#8217;de şöyle buyurulur:<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />&#8220;Zinaya yaklaşmayın. Çünkü o, çok çirkin bir iş ve kötü bir yoldur&#8221; (el-İsrâ, 17/32). &#8220;Onlar Allah ile birlikte başka ilaha dua etmezler. Haksız yere, Allah&#8217;ın haram kıldığı kimseyi öldürmezler ve zina da etmezler. Kim bunları yaparsa cezaya çarpar. Ona kıyamet gününde kat kat azap verilir ve o azabın içinde alçaltılmış şekilde ebedî bırakılırlar&#8221; (el Furkân, 25/68).<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Bekâr erkek veya bekâr kadının zina etmesinin cezası yüz değnek, evli ve iffetli erkek veya kadının zina cezası ise taşla öldürme (recm)dir. Allah Teâlâ şöyle buyurur: &#8220;Zina eden kadın ve zina eden erkekten her birine yüz değnek vurun. Eğer Allah&#8217;a ve âhiret gününe inanıyorsanız bunları Allah&#8217;ın dinini uygulama hususunda acıyacağınız tutmasın. Mü&#8217;minlerden bir topluluk da, onların cezasına şahid olsun&#8221; (en-Nûr, 34/2). Celde, ete geçmemek üzere, yalnız deriyi etkileyecek şekilde vurmak demektir. Vuruşta yalnız kürk ve palto gibi kalın elbiseler çıkartılır, diğerleri çıkarılmaz.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Evli, iffetli erkek veya kadına recm cezası ise, sünnetle sabittir. Çünkü Rasûlüllah (s.a.s) Mâiz&#8217;e ve Benî Gâmid&#8217;ten bir kadına recm cezasını uygulamıştır. Recm&#8217;in meşrûluğu konusunda sahabenin icmaı vardır.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Zina haddi Allah&#8217;a ait haklardandır. Bu, aileye, nesle ve toplum düzenine karşı işlenen bir suç olduğu için toplum haklarından sayılır.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Mezhep imamları çocuk ve akıl hastasına zina haddinin gerekmediği konusunda görüş birliği içindedir. Hadiste şöyle buyurulmuştur:&nbsp;&#8220;Üç kişiden kalem kaldırılmıştır. Çocuktan büyüyünceye kadar, uyuyandan uyanıncaya kadar, akıl hastasından iyileşinceye kadar&#8221;&nbsp;(Ebû Dâvud Hudûd, 17).<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Zina Haddini Uygulamanın Şartları<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Öncelikle şunu ifade etmek gerekir: Zina etmek, zina iftirasında bulunmak gibi had cezasını gerektiren durumlarda aranan bazı şartların olması, bu şartlar olmazsa ceza da verilmez anlamında değildir. Belirlenen şartlar olmadığı zaman Dinimizin emrettiği had cezası verilmez demektir. Ancak Devlet Başkanının veya görevlendirdiği hakimin vereceği cezalar vardır. Bunlara Tazir Cezası denilmetedir ki, suçun cinsine göre hapis, dayak atma ve öldürme gibi cezalar verilebilir. Nitekim Hanefî ve Mâlikîlere göre, İslâm devleti suçlarda tekrarı, suç işlemeyi alışkanlık haline getirmek veya eşcinsellik gibi bazı suçları işleyenlere ölüm cezası verebilir. Buna &#8220;siyaseten katl&#8221; denir. (İbn Âbidîn, Reddü&#8217;l-Muhtâr, III, 196; ez-Zühaylî, a.g.e., VI, 200).<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Zina eden erkek veya kadına ceza uygulanabilmesi için bir takım şartların bulunması gerekir:<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />1- Zina edenin erginlik çağına ulaşması gerekir. Ergin olmayan çocuğa had uygulanmaz. Akıl baliğ olan bir kimse bir kız çocuğu ile cinsel ilişkiye girse, cocuğa had cezası gerekmez, ancak onunla ilişkiye girene had cezası gerekir. Çünkü çocuk mükellef değilse de akıl baliğ olan mükelleftir ve yaptıklarından sorumludur. (Bilmen, Ömer Nasuhi, Hukuku İslamiye, 3/203, Zina Bölümü)<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />2- Akıllı olması gerekir. Akıl hastasına had uygulanmaz. Akıllı bir erkek, akıl hastası bir kadınla veya akıl hastası bir erkek akıllı bir kadınla zina etse, bu ikisinden akıllı olana had cezası uygulanır.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />3- Çoğunluk fakihlere göre müslümana ve kâfire zina haddi uygulanır. Fakat Hanefilere göre muhsan olan kâfire recm uygulanmaz, değnek vurulur. Mâlikîlere göre kâfir bir erkek kâfir bir kadınla zina etse had uygulanmaz. Fakat zinasını açığa vurursa te&#8217;dib edilir. Müslüman bir kadını zinaya zorlarsa öldürülür. Şafii ve Hanbelîlere göre pasaportlu gayri müslim yabancılara ne zina ve ne de içki içme cezası verilmez. Çünkü bunlar Allah haklarından olup, müste&#8217;menler bu hakları üstlenmemiştir.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />4- Zinanın istekle yapılmış olması. Çoğunluğa göre zinaya zorlanana had uygulanmaz. Hanbelîler aksi görüştedir.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />5- Zinanın insanla yapılmış olması. Üç mezhebe ve Şâfiîlerde sağlam görüşe göre hayvanla temas edene -haram olmakla beraber- had cezası gerekmez, ta&#8217;zir uygulanır. Hayvan öldürülmez ve çoğunluğa göre onun yenilmesinde de bir sakınca yoktur. Hanbelîlere göre ise, iki erkeğin şahitliği ile hayvan öldürülür, eti haram olur ve hayvanın tazmin edilmesi gerekir.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />6- Zinanın bir şüpheye dayalı olmaması gerekir. Bir kimse kendi eşi veya cariyesi sanarak yabancı bir kadınla cinsel temasta bulunsa çoğunluğa göre had gerekmez. Ebû Hanîfe ve Ebû Yusuf&#8217;a göre ise had gerekir. Çünkü burada failde şüphe vardır. Mezhepler arasında ihtilaflı olan fasıt nikâhtan sonraki cinsel temasa had gerekmediği konusunda da görüş birliği vardır. Velisiz veya şahitsiz evlenme halinde durum böyledir. Bu da akitte şüphe bulunduğu içindir. Evlilik ittifakla fasit olursa had uygulanır. iki kız kardeşi bir nikâhta toplamak, beşinci eşle evlenmek, nesep veya sût cihetinden haram olan bir hısımla evlenmek, iddet beklemekte olan kadınla veya üç talâkla boşadığı kadınla hulleden önce evlenmek bu niteliktedir. Ancak bütün bunların haramlığını bilmediğini iddia ederse, bunlarla olan cinsel temas haddi gerektirmez.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />7- Zinanın dârul İslâm&#8217;da olması. İslâm Devlet başkanının dârul harp veya dârul baği (âsiller ülkesi) üzerinde ve<br />
lâyet yetkisi yoktur. Yani bir müslümanın islam ülkesi olmayan bir yerde zina etmesi haram olmakla birlikte, devlet başkanının orada hadleri uygulamaya gücü yetmez.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />8- Kadının diri olması. Çoğunluğa göre, ölü kadınla cinsel temasta bulunmak -haram olmakla beraber- böyle birine had cezası uygulanmaz. Mâlikîlerde meşhur olan görüş bunun aksinedir.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />9- Cinsel temasın önden olması ve sünnet yerinin girmiş olması. Arkadan ilişki yani livata -haram olmakla beraber- Ebû Hanîfe&#8217;ye göre yalnız ta&#8217;zir cezası gerektirir. Ebû Yusuf, İmam Muhammed ve diğer üç mezhebe göre ise livata haddi gerektirir. Yabancı bir kadına cinsel organın dışında, uyluk, karın v.b başka yerine temas da -haram olmakla beraber- yalnız ta&#8217;ziri gerektirir. Çünkü bu, şer&#8217;an kendisine bir şey takdir edilmeyen münker bir fiildir.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Zinanın Cezası<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Zinanın cezası, zina eden erkek veya kadının bekar ya da evli olmasına göre değişiklik gösterir. Dayak, taşlâ öldürme, sürgün ve İslâm Devletinin koyacağı bir ta&#8217;zir cezası bunlar arasındadır.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />1- Yüz Değnek Cezası<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Bekâr erkek veya kadının zina cezası yüz değnek olup, Kur&#8217;ân-ı Kerîm&#8217;le belirlenen bir had cezasıdır.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />&#8220;Zina eden kadın ve erkekten her birine yüz değnek vurun&#8221; (en-Nûr, 34/2).<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Dayak cezası uygulanan zina suçlusunun, suçun işlendiği yöreden bir yıl süreyle sürgün edilmesi İslâm&#8217;ın ilk dönemlerinde uygulanan bir ceza türü idi. Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur: &#8220;Bekâr&#8217;ın bekârla zinası için yüz değnek ve bir yıl sürgün. Dulun dulla zinası için ise yüz değnek ve taşla recm vardır&#8221; (İbn Mâce, Hudûd, 7). Ancak bu uygulama Nûr sûresi inmezden önceye aittir. Bu sûre inince bekârlar için yalnız değnek (celde), evli (muhsan) olanlar için sünnetle recm cezası belirlenmiştir (es-Serahsî, el-Mebsût, 3. baskı, Beyrût 1398/1978, IX, 36 vd).<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Hanefilere göre celde cezasına sürgün ilâve edilmez. Çünkü âyette celde zina cezasının tümünü ifade eder. Ancak sürgün bir had cezası değil, İslâm Devlet başkanının görüşûne bırakılan ta&#8217;zir cezası kabilindendir. O sürgünde bir yarar görürse uygular. Nitekim, zina edenin tevbe edinceye kadar hapsedilebilmesi de bu niteliktedir.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Şâfiî ve Hanbelîlere göre celde ve bir yıl sürgün birlikte uygulanır. Sürgün yeri seferîlik mesafesinden uzakta olmalıdır. Dayandıkları delil, yukarıda zikredilen sürgün bildiren hadistir. Ancak kadın kocası veya mahrem bir hısmı ile birlikte sürgüne gönderilir. Çünkü Hz. Peygamber; &#8220;Kadın, yanında kocası veya mahremi bulunmadıkça yolculuğa çıkamaz&#8221; (Buharî, Taksîr, 4, Mescidü Mekke, 6, Sayd, 26, Savm, 67; Ebû Dâvud, Menâsik, 3; Müslim, Hacc, 413-434; Tirmizî, Radâ&#8217;, 15) buyurmuştur.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Mâlikilere göre ise yalnız erkek sürgün edilir, yani bulunduğu beldeden uzakta hapsedilir. Kadın gittiği yerde de zina etmemesi için sürgün edilmez.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Diğer yandan sürgün hadisinin sonundaki dul için öngörülen celde ve taşla recmin birlikte uygulanması dört mezhebe göre amel edilmeyen bir esastır. Çünkü muhsan (evli) için yalnız recm uygulaması bildiren hadisler daha sahihtir. Nitekim Ebu Hureyre ve Zeyd bin Hillit&#8217;ten bir topluluğun naklettiği işçi kıssası bunu ifade eder. İşçisi ile zina eden evli kadın olayında Hz. Peygamber, bekâr olan işçi için yüz değnek ve bir yıl sürgün cezasına, kadın için ise recm cezasına hükmetmiştir (es-Serahsî, a.g.e., IX, 37; ez-Zühaylî, a.g.e., VI, 39). Zâhirîlere göre, celde ve recm birlikte uygulanır. Onlar, sürgün hadisinin sonundaki &#8220;&#8230;evli evli ile zinasına yüz değnek ve taşla recm vardır&#8221; kısmının açık anlamına dayanırlar.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />2- Recm Cezası:<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Muhsan olan erkek veya kadının zinası için recm cezası konusunda İslâm bilginleri görüş birliği içindedirler. Delil; Sünnet ve İcmâ&#8217;dır.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Hz. Peygamber&#8217;in evli olarak zina edene recm cezası uyguladığı tevâtüre ulaşan hadislerle sabittir.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Bir hadiste şöyle buyurulur: &#8220;Müslüman bir kimsenin kanı şu üç durumda helal olur. Zina eden evli kimse, nefse karşılık nefsi ve İslâm toplumundan ayrılarak dinini terkedeni öldürmek&#8221; (Buhârî, Diyât, 6; Müslim, Kasâme, 25, 26; Ebu Dâvud Hudûd, 1; Tirmizî, Hudûd, 15, Diyât, 10; Nesâî, Tahrîm, 5, Kasâme, 6; İbn Mâce, Hudûd, Dârimî, Hudûd 2, Siyer, II).<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Hz. Peygamber&#8217;in recm uyguladığı olaylar şunlardır.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />a- Evli bir kadınla zina eden bekâr için yüz değnek ve bir yıl sürgün cezası uygulanmıştır. Allah elçisi bir sahabeyi kadına göndererek şöyle buyurmuştur: &#8220;O kadına git, eğer suçunu itiraf ederse, onu recmet&#8221; (Buhârî, Hudûd, 3, 38, 46, Vekâlet,13; Tirmizî, Hudûd, 5, 8).<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />b- Çeşitli yönlerden sabit olan Mâiz olayı. Mâiz, zinasını itiraf etmiş ve Rasûlüllah (s.a.s) onun recmedilmesini emir buyurmuştur (eş-Şevkânî, Neylü&#8217;l-Evtâr, VII, 95, 109; Zeylaî, Nasbu&#8217;r-Râye, III, 314 vd).<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />c- Gâmidiyeli kadın zinasını ikrar etmiş ve doğumdan sonra recm uygulannııştır (İbn Mâce, Diyât, 36; Mâlik, Muvatta ; Hudûd II; eş -Şevkânî, Neylü&#8217;I-Evtâr, VII, 109).<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />İslâm ümmeti recmin meşrûluğu üzerinde icmada bulunmuştur. Ancak hâricîler ekolü recmi inkâr etmiştir. Çünkü onlar tevatür sınırına ulaşmayan haberleri delil olarak kabul etmezler (es-Serahsî, a.g.e., IX, 36).<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />İhsan Terimi ve Kapsamı<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />İhsan bir İslâm hukuku terimi olarak; bir erkek veya kadına had cezası uygulanabilmesi için bunlarda şer&#8217;an bulunması gereken vasıfları ifade eder. Bu niteliklere sahip erkeğe &#8220;muhsan&#8221;, kadına &#8220;muhsana&#8221; denir. Çoğulu &#8220;muhsanat&#8221; tır.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />İhsan, zina iftirası (kazf) ve recm ihsanı olmak üzere ikiye ayrılır.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Zina iftirası atılan kimsenin muhsan sayılması için akıllı, ergin, hür, müslüman ve zinadan iffetli bulunması gerekir. Bu nitelikler olunca iftiracıya âyette şu ceza öngörülür: Namuslu ve hür kadınlara zina iftirası atan, sonra da bunu dört şahitle ispat edemeyen kimselere seksen değnek vurun. Onların ebedî olarak şahitliklerini kabul etmeyin. Onlar fâsıkların ta kendileridir&#8221; (en-Nûr, 24/4).<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Ancak, kadın zinayı ikrar eder veya iftiracı dört şahitle bunu ispat ederse had cezası düşer (bk. &#8220;Kazf&#8221; mad)<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inheri
t;" />Recm için muhsan sayılmada ise erkek veya kadında yedi niteliğin bulunması şarttır. Bu nitelikler şunlardır: Akıllı olmak, ergin bulunmak, hür ve müslüman olmak, sahih nikâhlı bulunmak ve bu nikâhtan sonra eşiyle meni gelmese bile guslü gerektirecek şekilde cinsel temasta bulunmak. Bu şartlardan herhangi birisi bulunmazsa ceza yüz değneğe dönüşür. Bu duruma göre, küçük çocuk, akıl hastası, köle, kâfir, fâsit nikâhla evli kimse veya cinsel temas olmayan mücerred nikâhla evli kimse için &#8220;muhsanlık&#8221; söz konusu olmaz. Diğer yandan erkek muhsanlık şartlarını taşır fakat karısı küçük, akıl hastası veya cariye olmak gibi bir sebeple muhsan bulunmazsa, ondan bu arızalar kalktıktan sonra kocası onunla eşit şartlarda yeniden cinsel temasta bulunmadıkça koca muhsan sayılmaz. Çünkü bu yedi şartın eşlerde birlikte bulunması gerekir.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Ebû Yusuf&#8217;a göre, bir müslüman sahih nikâhlısı olan bir gayri müslim kadınla cinsel temasta bulunmakla muhsan olur. Şâfiîler de bu görüştedir (eş-Şirâzî, el-Mühezzeb, II, 268). Buna göre, biri küçük, diğeri ergin, biri uykuda diğeri uyanık veya biri akıllı, diğeri akıl hastası olan karıkoca cinsel temasta bulununca, ehliyetli olan muhsan sayılır, daha sonra başkası ile zina ederse had cezası yalnız ona uygulanır.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Muhsanlık sıfatının devamı için evliliğin devam etmekte olması şart değildir. Bu yüzden ömründe bir defa evlenen ve eşiyle cinsel temasta bulunup da, dul kalmış olan kimse de muhsan olabilir (Bilmen, a.g.e., III, 201).</div>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
<b>Recm Cezası için gerekli şartlar;</b></div>
<div style="background-color: white; color: #8e8e8e; font-family: &quot;Open Sans&quot;, sans-serif; font-size: 14px; margin-bottom: 20px;">
<strong>1.</strong>&nbsp;<strong>Suç kesin olarak kanıtlanmalıdır.</strong>&nbsp;Bunun için:</div>
<div style="background-color: white; color: #8e8e8e; font-family: &quot;Open Sans&quot;, sans-serif; font-size: 14px; margin-bottom: 20px;">
*&nbsp;En az dört adil, erkek şahit olmalıdır&nbsp;(<em>Şahitlerin erkek olması kadınların adet, lohusa, hamilelik dönemlerinde doğal olarak unutkanlık yaşayabilmeleri ve erkeklerden duygusal olarak daha üstün olmaları ancak bu duygusal yönün yan etkilerinin de olması gibi sebeplerledir. Yoksa bazı kadınlar çoğu erkekten daha zekidir, daha iyi hafızaya sahiptir ve daha soğukkanlıdır.)</em></div>
<div style="background-color: white; color: #8e8e8e; font-family: &quot;Open Sans&quot;, sans-serif; font-size: 14px; margin-bottom: 20px;">
<strong>ve bu şahitler erkekle kadının birleşme halinde olduğunu kesin bir şekilde görmelidirler. Bu şartlar mevcut değilse recm cezası uygulanmaz.&nbsp;Mesela şahitlerden üçü zina yapıldığına dair şahitlikte bulunsa, bir tanesi ise “yorgan altında gördüm, kesin olarak cinsel birleşme yapıldığını görmedim” dese recm cezası uygulanmaz.</strong></div>
<div style="background-color: white; color: #8e8e8e; font-family: &quot;Open Sans&quot;, sans-serif; font-size: 14px; margin-bottom: 20px;">
* Şahitlerin daha önce yalan yere şahitlik yapmadığı sabit olmalıdır.</div>
<div style="background-color: white; color: #8e8e8e; font-family: &quot;Open Sans&quot;, sans-serif; font-size: 14px; margin-bottom: 20px;">
* Şahitlerin sanığa karşı kişisel kin ve nefretinin olmadığı kesin olarak bilinmelidir.</div>
<div style="background-color: white; color: #8e8e8e; font-family: &quot;Open Sans&quot;, sans-serif; font-size: 14px; margin-bottom: 20px;">
* Şahitler suçun işlendiği yer, zaman, kişiler konusunda görüş birliği içinde olmalıdır.</div>
<div style="background-color: white; color: #8e8e8e; font-family: &quot;Open Sans&quot;, sans-serif; font-size: 14px; margin-bottom: 20px;">
<strong>2.</strong>&nbsp;Zina yapan kişi akıllı, ergenlik çağına ulaşmış ve evli olmalıdır.&nbsp;<strong>Bekar olup zina yapan kişiye recm cezası uygulanmaz.</strong></div>
<div style="background-color: white; color: #8e8e8e; font-family: &quot;Open Sans&quot;, sans-serif; font-size: 14px; margin-bottom: 20px;">
<strong>3.</strong>&nbsp;Eğer kişinin evliliği İslam’ın evlilik şartlarına uygun değilse bu kişi evli sayılmayacağı için recm cezası uygulanmaz. Ayrıca evli olup da eşi ile cinsel ilişkiye hiç girmemiş birisi zina yaparsa yine recm cezası uygulanmaz.</div>
<div style="background-color: white; color: #8e8e8e; font-family: &quot;Open Sans&quot;, sans-serif; font-size: 14px; margin-bottom: 20px;">
<strong>4.</strong>&nbsp;Evli olup zina yapan kişi Müslüman olmalıdır.&nbsp;<strong>Gayrimüslime recm cezası uygulanmaz.</strong></div>
<div style="background-color: white; color: #8e8e8e; font-family: &quot;Open Sans&quot;, sans-serif; font-size: 14px; margin-bottom: 20px;">
<strong>5.</strong>&nbsp;Zinanın bir para karşılığında olması halinde Ebû Hanife’ye göre her ikisine de had cezası uygulanmaz. Çünkü bu durum bir mehir karşılığında nikâh akdine benzemektedir. Burada şüpheden dolayı had düşer. Ancak fiil haram olduğu için ta’zir uygulanır. Ebû Yusuf ve İmam Muhammed’e göre bu durumda da had cezası verilir (Ömer Nasuhi Bilmen, İstilâhât-ı Fıkhıyye Kâmusu, İstanbul 1968, III,197 vd.).</div>
<div style="background-color: white; color: #8e8e8e; font-family: &quot;Open Sans&quot;, sans-serif; font-size: 14px; margin-bottom: 20px;">
<strong>6.</strong>&nbsp;Cinsel temas önden olmaz ise recm cezası uygulanmaz.</div>
<div style="background-color: white; color: #8e8e8e; font-family: &quot;Open Sans&quot;, sans-serif; font-size: 14px; margin-bottom: 20px;">
<strong>7.</strong>&nbsp;Suçlu hür olmalı, köle olmamalıdır.</div>
<div style="background-color: white; color: #8e8e8e; font-family: &quot;Open Sans&quot;, sans-serif; font-size: 14px; margin-bottom: 20px;">
<strong>8.</strong>&nbsp;Kişi bu işi kendi hür iradesi ile yapmalıdır. Bu işi yapmaya zorlanan kişiye recm cezası uygulanmaz.</div>
<div style="background-color: white; color: #8e8e8e; font-family: &quot;Open Sans&quot;, sans-serif; font-size: 14px; margin-bottom: 20px;">
<strong>9.</strong>&nbsp;Recm cezasını devlet uygular. Devlet başkanı izin vermezse bu cezayı şahıslar uygulayamaz.</div>
<div style="background-color: white; color: #8e8e8e; font-family: &quot;Open Sans&quot;, sans-serif; font-size: 14px; margin-bottom: 20px;">
<strong>En güçlü varlıklardan</strong>&nbsp;<strong>en zayıf varlıklara kadar tüm mahluklara rızıklar ihsan eden</strong>,&nbsp;<strong>annenin yavrusuna olan merhamet hissini yaratan ve yavruları anne, babalar vasıtası ile tehlikelerden koruyan, canlıların ihtiyaçlarını karşılayan,</strong>&nbsp;şuursuz, ilimsiz, hayatsız Güneş’i ve yıldızları insana hizmet ettiren, mahlukları başıboş bırakmayan ve onlara vazifelerini gösteren Allah sonsuz merhamet sahibidir.</div>
<div style="background-color: white; color: #8e8e8e; font-family: &quot;Open Sans&quot;, sans-serif; font-size: 14px; margin-bottom: 20px;">
<strong>Bir serçeye kartal kanadı kadar büyük kanat yüklemeyen, kainatı ölçü ile yaratan ve idare eden, uzuvlarımızı ölçülü bir şekilde yaratan, kullarına adaleti emreden Allah sonsuz adalet sahibidir.</strong>&nbsp;Sonsuz merhamet ve sonsuz adalet sahibi olan Allah, adilce hükmeder.</div>
<div style="background-color: white; color: #8e8e8e; font-family: &quot;Open Sans&quot;, sans-serif; font-size: 14px; margin-bottom: 20px;">
</div>The post <a href="https://ateistlerecevap.org/seriatta-zinann-cezas-nedir-recm-cezas/" data-wpel-link="internal">Şeriat'ta Zinanın cezası nedir? Recm cezası hakkında detaylı bilgi.</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ateistlerecevap.org/seriatta-zinann-cezas-nedir-recm-cezas/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Şeriat&#039;ta Zinanın cezası nedir? Recm cezası hakkında detaylı bilgi.</title>
		<link>https://ateistlerecevap.org/seriatta-zinann-cezas-nedir-recm-cezas/</link>
					<comments>https://ateistlerecevap.org/seriatta-zinann-cezas-nedir-recm-cezas/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ateistlere Cevaplar]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 06 May 2017 16:58:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sorular]]></category>
		<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.ateistlerecevap.org/?p=53</guid>

					<description><![CDATA[<p>Zina etmek,&#160;bir kadınla nikâhsız veya haksız olarak cinsel temasta bulunmak. Arapça &#8220;zenâ&#8221; fiilinden mastar. Zinanın sözlük ve terim anlamı birdir. Bu da; bir erkeğin kadınla bir akde veya haklı bir sebebe dayanmaksızın önden cinsel temasta bulunmasıdır. Zina eden erkeğe&#160;&#8220;zânî&#8221;&#160;kadına ise&#160;&#8220;zâniye&#8221;&#160;denir.Hanefîler, bir fıkıh terimi olarak zinayı şöyle tarif etmişlerdir:&#160;İslâmî hükümlerle yükümlü bulunan bir erkeğin, kendisine cinsel [&#8230;]</p>
The post <a href="https://ateistlerecevap.org/seriatta-zinann-cezas-nedir-recm-cezas/" data-wpel-link="internal">Şeriat'ta Zinanın cezası nedir? Recm cezası hakkında detaylı bilgi.</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div class="separator" style="clear: both; text-align: center;">
<a href="https://3.bp.blogspot.com/-mr3Woer5VkQ/WQ3-AL55i8I/AAAAAAAAGa0/lrajw9lkct0mdRrLp1cERu_DFglVgQVVgCLcB/s1600/%25C4%25B0slam%2527da%2BK%25C4%25B1sasa%2BK%25C4%25B1sas.K%25C4%25B1sas%25C4%25B1n%2B%25C5%259Fartlar%25C4%25B1nelerdir-Nas%25C4%25B1l%2Buygulan%25C4%25B1r-%2B%25282%2529.png" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;" data-wpel-link="external" rel="nofollow external noopener noreferrer"><img loading="lazy" decoding="async" alt="Şeriat'ta Zinanın cezası nedir? Recm cezası hakkında detaylı bilgi." border="0" height="360" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2017/05/C4B0slam27daKC4B1sasaKC4B1sas.KC4B1sasC4B1nC59FartlarC4B1nelerdir-NasC4B1luygulanC4B1r-28229.png" title="Şeriat'ta Zinanın cezası nedir? Recm cezası hakkında detaylı bilgi." width="640" /></a></div>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
</div>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Zina etmek,&nbsp;bir kadınla nikâhsız veya haksız olarak cinsel temasta bulunmak. Arapça &#8220;zenâ&#8221; fiilinden mastar. Zinanın sözlük ve terim anlamı birdir. Bu da; bir erkeğin kadınla bir akde veya haklı bir sebebe dayanmaksızın önden cinsel temasta bulunmasıdır. Zina eden erkeğe&nbsp;&#8220;zânî&#8221;&nbsp;kadına ise&nbsp;&#8220;zâniye&#8221;&nbsp;denir.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Hanefîler, bir fıkıh terimi olarak zinayı şöyle tarif etmişlerdir:&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">İslâmî hükümlerle yükümlü bulunan bir erkeğin, kendisine cinsel istek duyulacak yaştaki diri bir kadına, İslâm ülkesinde nikâh akdine veya cariyelik gibi haklı bir nedene dayanmaksızın önden cinsel temasda bulunmasıdır.</em><br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Zinada had cezasının uygulanması için, erkeğin cinsel organının en az sünnet yerinin (haşefe) kadının cinsel organına girmiş olması gerekir. Bundan daha azına meselâ; öpmek, sarılmak veya uyluk arasına sürtünmek vb. hareketler haram olmakla birlikte had cezasını gerektirmez.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Küçük çocuk ve akıl hastası yükümlü olmadığı için bunların fiili de kendileri bakımından haddi gerektirmez.</div>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Diğer yandan Ebû Hanîfe&#8217;ye göre erkek veya kadına arkadan temasta bulunmak (livâta) -haram olmakla birlikte- zina hükmünde değildir. Çünkü bu, zina olarak nitelendirilmez. Ebû Yusuf, İmam Muhammed, Şâfiî, Hanbelî ve Mâlikîler aksi görüştedir.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Ölü kadın, hayvan veya ergenlik çağına gelmemiş olan ve kendisine cinsel istek duyamayan kız çocuğu ile temas da -haram olmakla birlikte- zina hükmünde değildir. Çünkü bu gibi temasları selîm fıtrat kabul etmez. Ayrıca erkek veya kadının zinaya zorlanmamış olması da şarttır. Çünkü Raslüllah (s.a.s) şöyle buyurmuştur:</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
&#8220;Ümmetimden hata, unutma ve zorlandıkları şeyin hükmü kaldırıldı.&#8221;&nbsp;(Buhârî, Hudûd, 22; Talâk, II; Ebû Dâvud, Hudûd, 17; Tirmizî, Hudûd, 1; İbn Mâce, Talâk, 15)</div>
</blockquote>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Zinaya zorlanan kadına had cezası gerekmediği konusunda İslâm bilginlerinin görüş birliği vardır. Zinaya zorlanan erkeğe gelince, Şâfiîlere ve Mâlikîlerde tercih edilen görüşe göre böyle bir erkeğe ne had ve ne de ta&#8217;zîr cezası gerekmez. Delil, yukarıdaki hadis ve zorlanma özrünün bulunmasıdır. Ebû Hanîfe&#8217;nin ilk görüşüne göre zinaya zorlama Devlet başkanı tarafından olmuşsa had gerekmez. Devlet başkanından başkası zorlamışsa istihsân&#8217;a göre had uygulanır. Çünkü, zorlama ancak sultan tarafından gerçekleşir. Ebû Hanîfe&#8217;nin istikrar bulan görüşü ise, zorlanana had cezasını uygulamamasıdır. Çünkü bazan erkeğin istek dışı cinsel temasa gücü yetebilir. Ebû Yusuf ve İmam Muhammed&#8217;e göre iki durumda da zorlanana had cezası uygulanmaz. İmam Züfer aksi görüştedir (el-Kâsânî, Bedâyiu&#8217;s-Sanâyi&#8217;, 2. baskı, Beyrut 1394/1974, VII, 34,180; eş-Şirâzi, el-Mühezzeb, Mısır t.y., II, 267; İbn Rüşd, Bidâyetü&#8217;l-Mûctehid, II, 267; İbn Rüşd, Bidâyetû&#8217;l-Müctehid, II, 431; İbn Kudâme, el-Muğnî, 3. baskı, Kahire,1970, VIII,187, 205; Vehbe ez-Zühaylî, el-Fıkhu&#8217;l-İslâmî ve Edilletüh, 2. baskı, Dimaşk 1405/1985, VI, 27 vd.; Ömer Nasuhi Bilmen, Hukuk-ı İslâmiyye ve İstilâhat-ı Fıkhıyye Kamusu, İstanbul 1968, III,197 vd).<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Zina İslâm&#8217;da ve önceki bütün semâvî dinlerde haram ve çok çirkin bir fiil olarak kabul edilmiştir. O büyük günahlardandır. Irz ve neseplere yönelik bir suç olduğu için cezası da hadlerin en şiddetlisidir.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Kur&#8217;ân-ı Kerîm&#8217;de şöyle buyurulur:<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />&#8220;Zinaya yaklaşmayın. Çünkü o, çok çirkin bir iş ve kötü bir yoldur&#8221; (el-İsrâ, 17/32). &#8220;Onlar Allah ile birlikte başka ilaha dua etmezler. Haksız yere, Allah&#8217;ın haram kıldığı kimseyi öldürmezler ve zina da etmezler. Kim bunları yaparsa cezaya çarpar. Ona kıyamet gününde kat kat azap verilir ve o azabın içinde alçaltılmış şekilde ebedî bırakılırlar&#8221; (el Furkân, 25/68).<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Bekâr erkek veya bekâr kadının zina etmesinin cezası yüz değnek, evli ve iffetli erkek veya kadının zina cezası ise taşla öldürme (recm)dir. Allah Teâlâ şöyle buyurur: &#8220;Zina eden kadın ve zina eden erkekten her birine yüz değnek vurun. Eğer Allah&#8217;a ve âhiret gününe inanıyorsanız bunları Allah&#8217;ın dinini uygulama hususunda acıyacağınız tutmasın. Mü&#8217;minlerden bir topluluk da, onların cezasına şahid olsun&#8221; (en-Nûr, 34/2). Celde, ete geçmemek üzere, yalnız deriyi etkileyecek şekilde vurmak demektir. Vuruşta yalnız kürk ve palto gibi kalın elbiseler çıkartılır, diğerleri çıkarılmaz.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Evli, iffetli erkek veya kadına recm cezası ise, sünnetle sabittir. Çünkü Rasûlüllah (s.a.s) Mâiz&#8217;e ve Benî Gâmid&#8217;ten bir kadına recm cezasını uygulamıştır. Recm&#8217;in meşrûluğu konusunda sahabenin icmaı vardır.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Zina haddi Allah&#8217;a ait haklardandır. Bu, aileye, nesle ve toplum düzenine karşı işlenen bir suç olduğu için toplum haklarından sayılır.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Mezhep imamları çocuk ve akıl hastasına zina haddinin gerekmediği konusunda görüş birliği içindedir. Hadiste şöyle buyurulmuştur:&nbsp;&#8220;Üç kişiden kalem kaldırılmıştır. Çocuktan büyüyünceye kadar, uyuyandan uyanıncaya kadar, akıl hastasından iyileşinceye kadar&#8221;&nbsp;(Ebû Dâvud Hudûd, 17).<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Zina Haddini Uygulamanın Şartları<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Öncelikle şunu ifade etmek gerekir: Zina etmek, zina iftirasında bulunmak gibi had cezasını gerektiren durumlarda aranan bazı şartların olması, bu şartlar olmazsa ceza da verilmez anlamında değildir. Belirlenen şartlar olmadığı zaman Dinimizin emrettiği had cezası verilmez demektir. Ancak Devlet Başkanının veya görevlendirdiği hakimin vereceği cezalar vardır. Bunlara Tazir Cezası denilmetedir ki, suçun cinsine göre hapis, dayak atma ve öldürme gibi cezalar verilebilir. Nitekim Hanefî ve Mâlikîlere göre, İslâm devleti suçlarda tekrarı, suç işlemeyi alışkanlık haline getirmek veya eşcinsellik gibi bazı suçları işleyenlere ölüm cezası verebilir. Buna &#8220;siyaseten katl&#8221; denir. (İbn Âbidîn, Reddü&#8217;l-Muhtâr, III, 196; ez-Zühaylî, a.g.e., VI, 200).<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Zina eden erkek veya kadına ceza uygulanabilmesi için bir takım şartların bulunması gerekir:<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />1- Zina edenin erginlik çağına ulaşması gerekir. Ergin olmayan çocuğa had uygulanmaz. Akıl baliğ olan bir kimse bir kız çocuğu ile cinsel ilişkiye girse, cocuğa had cezası gerekmez, ancak onunla ilişkiye girene had cezası gerekir. Çünkü çocuk mükellef değilse de akıl baliğ olan mükelleftir ve yaptıklarından sorumludur. (Bilmen, Ömer Nasuhi, Hukuku İslamiye, 3/203, Zina Bölümü)<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />2- Akıllı olması gerekir. Akıl hastasına had uygulanmaz. Akıllı bir erkek, akıl hastası bir kadınla veya akıl hastası bir erkek akıllı bir kadınla zina etse, bu ikisinden akıllı olana had cezası uygulanır.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />3- Çoğunluk fakihlere göre müslümana ve kâfire zina haddi uygulanır. Fakat Hanefilere göre muhsan olan kâfire recm uygulanmaz, değnek vurulur. Mâlikîlere göre kâfir bir erkek kâfir bir kadınla zina etse had uygulanmaz. Fakat zinasını açığa vurursa te&#8217;dib edilir. Müslüman bir kadını zinaya zorlarsa öldürülür. Şafii ve Hanbelîlere göre pasaportlu gayri müslim yabancılara ne zina ve ne de içki içme cezası verilmez. Çünkü bunlar Allah haklarından olup, müste&#8217;menler bu hakları üstlenmemiştir.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />4- Zinanın istekle yapılmış olması. Çoğunluğa göre zinaya zorlanana had uygulanmaz. Hanbelîler aksi görüştedir.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />5- Zinanın insanla yapılmış olması. Üç mezhebe ve Şâfiîlerde sağlam görüşe göre hayvanla temas edene -haram olmakla beraber- had cezası gerekmez, ta&#8217;zir uygulanır. Hayvan öldürülmez ve çoğunluğa göre onun yenilmesinde de bir sakınca yoktur. Hanbelîlere göre ise, iki erkeğin şahitliği ile hayvan öldürülür, eti haram olur ve hayvanın tazmin edilmesi gerekir.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />6- Zinanın bir şüpheye dayalı olmaması gerekir. Bir kimse kendi eşi veya cariyesi sanarak yabancı bir kadınla cinsel temasta bulunsa çoğunluğa göre had gerekmez. Ebû Hanîfe ve Ebû Yusuf&#8217;a göre ise had gerekir. Çünkü burada failde şüphe vardır. Mezhepler arasında ihtilaflı olan fasıt nikâhtan sonraki cinsel temasa had gerekmediği konusunda da görüş birliği vardır. Velisiz veya şahitsiz evlenme halinde durum böyledir. Bu da akitte şüphe bulunduğu içindir. Evlilik ittifakla fasit olursa had uygulanır. iki kız kardeşi bir nikâhta toplamak, beşinci eşle evlenmek, nesep veya sût cihetinden haram olan bir hısımla evlenmek, iddet beklemekte olan kadınla veya üç talâkla boşadığı kadınla hulleden önce evlenmek bu niteliktedir. Ancak bütün bunların haramlığını bilmediğini iddia ederse, bunlarla olan cinsel temas haddi gerektirmez.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />7- Zinanın dârul İslâm&#8217;da olması. İslâm Devlet başkanının dârul harp veya dârul baği (âsiller ülkesi) üzerinde ve<br />
lâyet yetkisi yoktur. Yani bir müslümanın islam ülkesi olmayan bir yerde zina etmesi haram olmakla birlikte, devlet başkanının orada hadleri uygulamaya gücü yetmez.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />8- Kadının diri olması. Çoğunluğa göre, ölü kadınla cinsel temasta bulunmak -haram olmakla beraber- böyle birine had cezası uygulanmaz. Mâlikîlerde meşhur olan görüş bunun aksinedir.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />9- Cinsel temasın önden olması ve sünnet yerinin girmiş olması. Arkadan ilişki yani livata -haram olmakla beraber- Ebû Hanîfe&#8217;ye göre yalnız ta&#8217;zir cezası gerektirir. Ebû Yusuf, İmam Muhammed ve diğer üç mezhebe göre ise livata haddi gerektirir. Yabancı bir kadına cinsel organın dışında, uyluk, karın v.b başka yerine temas da -haram olmakla beraber- yalnız ta&#8217;ziri gerektirir. Çünkü bu, şer&#8217;an kendisine bir şey takdir edilmeyen münker bir fiildir.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Zinanın Cezası<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Zinanın cezası, zina eden erkek veya kadının bekar ya da evli olmasına göre değişiklik gösterir. Dayak, taşlâ öldürme, sürgün ve İslâm Devletinin koyacağı bir ta&#8217;zir cezası bunlar arasındadır.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />1- Yüz Değnek Cezası<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Bekâr erkek veya kadının zina cezası yüz değnek olup, Kur&#8217;ân-ı Kerîm&#8217;le belirlenen bir had cezasıdır.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />&#8220;Zina eden kadın ve erkekten her birine yüz değnek vurun&#8221; (en-Nûr, 34/2).<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Dayak cezası uygulanan zina suçlusunun, suçun işlendiği yöreden bir yıl süreyle sürgün edilmesi İslâm&#8217;ın ilk dönemlerinde uygulanan bir ceza türü idi. Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur: &#8220;Bekâr&#8217;ın bekârla zinası için yüz değnek ve bir yıl sürgün. Dulun dulla zinası için ise yüz değnek ve taşla recm vardır&#8221; (İbn Mâce, Hudûd, 7). Ancak bu uygulama Nûr sûresi inmezden önceye aittir. Bu sûre inince bekârlar için yalnız değnek (celde), evli (muhsan) olanlar için sünnetle recm cezası belirlenmiştir (es-Serahsî, el-Mebsût, 3. baskı, Beyrût 1398/1978, IX, 36 vd).<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Hanefilere göre celde cezasına sürgün ilâve edilmez. Çünkü âyette celde zina cezasının tümünü ifade eder. Ancak sürgün bir had cezası değil, İslâm Devlet başkanının görüşûne bırakılan ta&#8217;zir cezası kabilindendir. O sürgünde bir yarar görürse uygular. Nitekim, zina edenin tevbe edinceye kadar hapsedilebilmesi de bu niteliktedir.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Şâfiî ve Hanbelîlere göre celde ve bir yıl sürgün birlikte uygulanır. Sürgün yeri seferîlik mesafesinden uzakta olmalıdır. Dayandıkları delil, yukarıda zikredilen sürgün bildiren hadistir. Ancak kadın kocası veya mahrem bir hısmı ile birlikte sürgüne gönderilir. Çünkü Hz. Peygamber; &#8220;Kadın, yanında kocası veya mahremi bulunmadıkça yolculuğa çıkamaz&#8221; (Buharî, Taksîr, 4, Mescidü Mekke, 6, Sayd, 26, Savm, 67; Ebû Dâvud, Menâsik, 3; Müslim, Hacc, 413-434; Tirmizî, Radâ&#8217;, 15) buyurmuştur.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Mâlikilere göre ise yalnız erkek sürgün edilir, yani bulunduğu beldeden uzakta hapsedilir. Kadın gittiği yerde de zina etmemesi için sürgün edilmez.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Diğer yandan sürgün hadisinin sonundaki dul için öngörülen celde ve taşla recmin birlikte uygulanması dört mezhebe göre amel edilmeyen bir esastır. Çünkü muhsan (evli) için yalnız recm uygulaması bildiren hadisler daha sahihtir. Nitekim Ebu Hureyre ve Zeyd bin Hillit&#8217;ten bir topluluğun naklettiği işçi kıssası bunu ifade eder. İşçisi ile zina eden evli kadın olayında Hz. Peygamber, bekâr olan işçi için yüz değnek ve bir yıl sürgün cezasına, kadın için ise recm cezasına hükmetmiştir (es-Serahsî, a.g.e., IX, 37; ez-Zühaylî, a.g.e., VI, 39). Zâhirîlere göre, celde ve recm birlikte uygulanır. Onlar, sürgün hadisinin sonundaki &#8220;&#8230;evli evli ile zinasına yüz değnek ve taşla recm vardır&#8221; kısmının açık anlamına dayanırlar.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />2- Recm Cezası:<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Muhsan olan erkek veya kadının zinası için recm cezası konusunda İslâm bilginleri görüş birliği içindedirler. Delil; Sünnet ve İcmâ&#8217;dır.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Hz. Peygamber&#8217;in evli olarak zina edene recm cezası uyguladığı tevâtüre ulaşan hadislerle sabittir.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Bir hadiste şöyle buyurulur: &#8220;Müslüman bir kimsenin kanı şu üç durumda helal olur. Zina eden evli kimse, nefse karşılık nefsi ve İslâm toplumundan ayrılarak dinini terkedeni öldürmek&#8221; (Buhârî, Diyât, 6; Müslim, Kasâme, 25, 26; Ebu Dâvud Hudûd, 1; Tirmizî, Hudûd, 15, Diyât, 10; Nesâî, Tahrîm, 5, Kasâme, 6; İbn Mâce, Hudûd, Dârimî, Hudûd 2, Siyer, II).<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Hz. Peygamber&#8217;in recm uyguladığı olaylar şunlardır.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />a- Evli bir kadınla zina eden bekâr için yüz değnek ve bir yıl sürgün cezası uygulanmıştır. Allah elçisi bir sahabeyi kadına göndererek şöyle buyurmuştur: &#8220;O kadına git, eğer suçunu itiraf ederse, onu recmet&#8221; (Buhârî, Hudûd, 3, 38, 46, Vekâlet,13; Tirmizî, Hudûd, 5, 8).<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />b- Çeşitli yönlerden sabit olan Mâiz olayı. Mâiz, zinasını itiraf etmiş ve Rasûlüllah (s.a.s) onun recmedilmesini emir buyurmuştur (eş-Şevkânî, Neylü&#8217;l-Evtâr, VII, 95, 109; Zeylaî, Nasbu&#8217;r-Râye, III, 314 vd).<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />c- Gâmidiyeli kadın zinasını ikrar etmiş ve doğumdan sonra recm uygulannııştır (İbn Mâce, Diyât, 36; Mâlik, Muvatta ; Hudûd II; eş -Şevkânî, Neylü&#8217;I-Evtâr, VII, 109).<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />İslâm ümmeti recmin meşrûluğu üzerinde icmada bulunmuştur. Ancak hâricîler ekolü recmi inkâr etmiştir. Çünkü onlar tevatür sınırına ulaşmayan haberleri delil olarak kabul etmezler (es-Serahsî, a.g.e., IX, 36).<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />İhsan Terimi ve Kapsamı<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />İhsan bir İslâm hukuku terimi olarak; bir erkek veya kadına had cezası uygulanabilmesi için bunlarda şer&#8217;an bulunması gereken vasıfları ifade eder. Bu niteliklere sahip erkeğe &#8220;muhsan&#8221;, kadına &#8220;muhsana&#8221; denir. Çoğulu &#8220;muhsanat&#8221; tır.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />İhsan, zina iftirası (kazf) ve recm ihsanı olmak üzere ikiye ayrılır.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Zina iftirası atılan kimsenin muhsan sayılması için akıllı, ergin, hür, müslüman ve zinadan iffetli bulunması gerekir. Bu nitelikler olunca iftiracıya âyette şu ceza öngörülür: Namuslu ve hür kadınlara zina iftirası atan, sonra da bunu dört şahitle ispat edemeyen kimselere seksen değnek vurun. Onların ebedî olarak şahitliklerini kabul etmeyin. Onlar fâsıkların ta kendileridir&#8221; (en-Nûr, 24/4).<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Ancak, kadın zinayı ikrar eder veya iftiracı dört şahitle bunu ispat ederse had cezası düşer (bk. &#8220;Kazf&#8221; mad)<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inheri
t;" />Recm için muhsan sayılmada ise erkek veya kadında yedi niteliğin bulunması şarttır. Bu nitelikler şunlardır: Akıllı olmak, ergin bulunmak, hür ve müslüman olmak, sahih nikâhlı bulunmak ve bu nikâhtan sonra eşiyle meni gelmese bile guslü gerektirecek şekilde cinsel temasta bulunmak. Bu şartlardan herhangi birisi bulunmazsa ceza yüz değneğe dönüşür. Bu duruma göre, küçük çocuk, akıl hastası, köle, kâfir, fâsit nikâhla evli kimse veya cinsel temas olmayan mücerred nikâhla evli kimse için &#8220;muhsanlık&#8221; söz konusu olmaz. Diğer yandan erkek muhsanlık şartlarını taşır fakat karısı küçük, akıl hastası veya cariye olmak gibi bir sebeple muhsan bulunmazsa, ondan bu arızalar kalktıktan sonra kocası onunla eşit şartlarda yeniden cinsel temasta bulunmadıkça koca muhsan sayılmaz. Çünkü bu yedi şartın eşlerde birlikte bulunması gerekir.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Ebû Yusuf&#8217;a göre, bir müslüman sahih nikâhlısı olan bir gayri müslim kadınla cinsel temasta bulunmakla muhsan olur. Şâfiîler de bu görüştedir (eş-Şirâzî, el-Mühezzeb, II, 268). Buna göre, biri küçük, diğeri ergin, biri uykuda diğeri uyanık veya biri akıllı, diğeri akıl hastası olan karıkoca cinsel temasta bulununca, ehliyetli olan muhsan sayılır, daha sonra başkası ile zina ederse had cezası yalnız ona uygulanır.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Muhsanlık sıfatının devamı için evliliğin devam etmekte olması şart değildir. Bu yüzden ömründe bir defa evlenen ve eşiyle cinsel temasta bulunup da, dul kalmış olan kimse de muhsan olabilir (Bilmen, a.g.e., III, 201).</div>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
<b>Recm Cezası için gerekli şartlar;</b></div>
<div style="background-color: white; color: #8e8e8e; font-family: &quot;Open Sans&quot;, sans-serif; font-size: 14px; margin-bottom: 20px;">
<strong>1.</strong>&nbsp;<strong>Suç kesin olarak kanıtlanmalıdır.</strong>&nbsp;Bunun için:</div>
<div style="background-color: white; color: #8e8e8e; font-family: &quot;Open Sans&quot;, sans-serif; font-size: 14px; margin-bottom: 20px;">
*&nbsp;En az dört adil, erkek şahit olmalıdır&nbsp;(<em>Şahitlerin erkek olması kadınların adet, lohusa, hamilelik dönemlerinde doğal olarak unutkanlık yaşayabilmeleri ve erkeklerden duygusal olarak daha üstün olmaları ancak bu duygusal yönün yan etkilerinin de olması gibi sebeplerledir. Yoksa bazı kadınlar çoğu erkekten daha zekidir, daha iyi hafızaya sahiptir ve daha soğukkanlıdır.)</em></div>
<div style="background-color: white; color: #8e8e8e; font-family: &quot;Open Sans&quot;, sans-serif; font-size: 14px; margin-bottom: 20px;">
<strong>ve bu şahitler erkekle kadının birleşme halinde olduğunu kesin bir şekilde görmelidirler. Bu şartlar mevcut değilse recm cezası uygulanmaz.&nbsp;Mesela şahitlerden üçü zina yapıldığına dair şahitlikte bulunsa, bir tanesi ise “yorgan altında gördüm, kesin olarak cinsel birleşme yapıldığını görmedim” dese recm cezası uygulanmaz.</strong></div>
<div style="background-color: white; color: #8e8e8e; font-family: &quot;Open Sans&quot;, sans-serif; font-size: 14px; margin-bottom: 20px;">
* Şahitlerin daha önce yalan yere şahitlik yapmadığı sabit olmalıdır.</div>
<div style="background-color: white; color: #8e8e8e; font-family: &quot;Open Sans&quot;, sans-serif; font-size: 14px; margin-bottom: 20px;">
* Şahitlerin sanığa karşı kişisel kin ve nefretinin olmadığı kesin olarak bilinmelidir.</div>
<div style="background-color: white; color: #8e8e8e; font-family: &quot;Open Sans&quot;, sans-serif; font-size: 14px; margin-bottom: 20px;">
* Şahitler suçun işlendiği yer, zaman, kişiler konusunda görüş birliği içinde olmalıdır.</div>
<div style="background-color: white; color: #8e8e8e; font-family: &quot;Open Sans&quot;, sans-serif; font-size: 14px; margin-bottom: 20px;">
<strong>2.</strong>&nbsp;Zina yapan kişi akıllı, ergenlik çağına ulaşmış ve evli olmalıdır.&nbsp;<strong>Bekar olup zina yapan kişiye recm cezası uygulanmaz.</strong></div>
<div style="background-color: white; color: #8e8e8e; font-family: &quot;Open Sans&quot;, sans-serif; font-size: 14px; margin-bottom: 20px;">
<strong>3.</strong>&nbsp;Eğer kişinin evliliği İslam’ın evlilik şartlarına uygun değilse bu kişi evli sayılmayacağı için recm cezası uygulanmaz. Ayrıca evli olup da eşi ile cinsel ilişkiye hiç girmemiş birisi zina yaparsa yine recm cezası uygulanmaz.</div>
<div style="background-color: white; color: #8e8e8e; font-family: &quot;Open Sans&quot;, sans-serif; font-size: 14px; margin-bottom: 20px;">
<strong>4.</strong>&nbsp;Evli olup zina yapan kişi Müslüman olmalıdır.&nbsp;<strong>Gayrimüslime recm cezası uygulanmaz.</strong></div>
<div style="background-color: white; color: #8e8e8e; font-family: &quot;Open Sans&quot;, sans-serif; font-size: 14px; margin-bottom: 20px;">
<strong>5.</strong>&nbsp;Zinanın bir para karşılığında olması halinde Ebû Hanife’ye göre her ikisine de had cezası uygulanmaz. Çünkü bu durum bir mehir karşılığında nikâh akdine benzemektedir. Burada şüpheden dolayı had düşer. Ancak fiil haram olduğu için ta’zir uygulanır. Ebû Yusuf ve İmam Muhammed’e göre bu durumda da had cezası verilir (Ömer Nasuhi Bilmen, İstilâhât-ı Fıkhıyye Kâmusu, İstanbul 1968, III,197 vd.).</div>
<div style="background-color: white; color: #8e8e8e; font-family: &quot;Open Sans&quot;, sans-serif; font-size: 14px; margin-bottom: 20px;">
<strong>6.</strong>&nbsp;Cinsel temas önden olmaz ise recm cezası uygulanmaz.</div>
<div style="background-color: white; color: #8e8e8e; font-family: &quot;Open Sans&quot;, sans-serif; font-size: 14px; margin-bottom: 20px;">
<strong>7.</strong>&nbsp;Suçlu hür olmalı, köle olmamalıdır.</div>
<div style="background-color: white; color: #8e8e8e; font-family: &quot;Open Sans&quot;, sans-serif; font-size: 14px; margin-bottom: 20px;">
<strong>8.</strong>&nbsp;Kişi bu işi kendi hür iradesi ile yapmalıdır. Bu işi yapmaya zorlanan kişiye recm cezası uygulanmaz.</div>
<div style="background-color: white; color: #8e8e8e; font-family: &quot;Open Sans&quot;, sans-serif; font-size: 14px; margin-bottom: 20px;">
<strong>9.</strong>&nbsp;Recm cezasını devlet uygular. Devlet başkanı izin vermezse bu cezayı şahıslar uygulayamaz.</div>
<div style="background-color: white; color: #8e8e8e; font-family: &quot;Open Sans&quot;, sans-serif; font-size: 14px; margin-bottom: 20px;">
<strong>En güçlü varlıklardan</strong>&nbsp;<strong>en zayıf varlıklara kadar tüm mahluklara rızıklar ihsan eden</strong>,&nbsp;<strong>annenin yavrusuna olan merhamet hissini yaratan ve yavruları anne, babalar vasıtası ile tehlikelerden koruyan, canlıların ihtiyaçlarını karşılayan,</strong>&nbsp;şuursuz, ilimsiz, hayatsız Güneş’i ve yıldızları insana hizmet ettiren, mahlukları başıboş bırakmayan ve onlara vazifelerini gösteren Allah sonsuz merhamet sahibidir.</div>
<div style="background-color: white; color: #8e8e8e; font-family: &quot;Open Sans&quot;, sans-serif; font-size: 14px; margin-bottom: 20px;">
<strong>Bir serçeye kartal kanadı kadar büyük kanat yüklemeyen, kainatı ölçü ile yaratan ve idare eden, uzuvlarımızı ölçülü bir şekilde yaratan, kullarına adaleti emreden Allah sonsuz adalet sahibidir.</strong>&nbsp;Sonsuz merhamet ve sonsuz adalet sahibi olan Allah, adilce hükmeder.</div>
<div style="background-color: white; color: #8e8e8e; font-family: &quot;Open Sans&quot;, sans-serif; font-size: 14px; margin-bottom: 20px;">
</div>The post <a href="https://ateistlerecevap.org/seriatta-zinann-cezas-nedir-recm-cezas/" data-wpel-link="internal">Şeriat'ta Zinanın cezası nedir? Recm cezası hakkında detaylı bilgi.</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ateistlerecevap.org/seriatta-zinann-cezas-nedir-recm-cezas/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Şeriata göre hırsızlığın cezası nedir nasıl uygulanır?</title>
		<link>https://ateistlerecevap.org/seriatta-hrszlk-cezas-nedir-nasl/</link>
					<comments>https://ateistlerecevap.org/seriatta-hrszlk-cezas-nedir-nasl/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ateistlere Cevaplar]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 06 May 2017 10:02:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sorular]]></category>
		<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.ateistlerecevap.org/?p=54</guid>

					<description><![CDATA[<p>Başkasının koruma altındaki malını gizlice almak, temyiz gücüne sahip, büluğ çağına gelmiş bir kimsenin, başkasının korunan ve bozulmayan şeylerden olan ve miktarı on dirhem gümüş para veya bunun değeri kadar bir malını gizlice çalmak anlamına gelir. Hırsızlık; kitap, sünnet ve icmâ delilleriyle yasaklanmıştır. Kur&#8217;ân&#8217;da şöyle buyurulur: &#8220;Hırsızlık yapan erkek ve kadının ellerini kesiniz&#8221; (Maide, 5/38). [&#8230;]</p>
The post <a href="https://ateistlerecevap.org/seriatta-hrszlk-cezas-nedir-nasl/" data-wpel-link="internal">Şeriata göre hırsızlığın cezası nedir nasıl uygulanır?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"><a style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;" href="https://2.bp.blogspot.com/-TIB-Z17H0ww/WQ2eLvwtr-I/AAAAAAAAGYg/EU9W2NH-HZMz2lzaYUOspXFJT0q3EozmQCLcB/s1600/%25C4%25B0slam%2527da%2BK%25C4%25B1sasa%2BK%25C4%25B1sas.K%25C4%25B1sas%25C4%25B1n%2B%25C5%259Fartlar%25C4%25B1nelerdir-Nas%25C4%25B1l%2Buygulan%25C4%25B1r-%2B%25281%2529.png" data-wpel-link="external" rel="nofollow external noopener noreferrer"><img loading="lazy" decoding="async" title="Şeriat'ta hırsızlık cezası nedir nasıl uygulanır?" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2017/05/C4B0slam27daKC4B1sasaKC4B1sas.KC4B1sasC4B1nC59FartlarC4B1nelerdir-NasC4B1luygulanC4B1r-28129.png" alt="Şeriat'ta hırsızlık cezası nedir nasıl uygulanır?" width="640" height="360" border="0" /></a></div>
<p>Başkasının koruma altındaki malını gizlice almak, temyiz gücüne sahip, büluğ çağına gelmiş bir kimsenin, başkasının korunan ve bozulmayan şeylerden olan ve miktarı on dirhem gümüş para veya bunun değeri kadar bir malını gizlice çalmak anlamına gelir.<br />
<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />Hırsızlık; kitap, sünnet ve icmâ delilleriyle yasaklanmıştır. Kur&#8217;ân&#8217;da şöyle buyurulur: &#8220;Hırsızlık yapan erkek ve kadının ellerini kesiniz&#8221; (Maide, 5/38). Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur: &#8220;Sizden öncekiler şu sebeple helâk oldular, Onlar, şerefli bir kimse hırsızlık yaptığı zaman, hırsızı serbest bırakırlar. Güçsüz bir kimse hırsızlık yapınca da, ona ceza uygularlardı&#8221; (eş-Şevkânî, Neylü&#8217;l-Evtâr, VII,131,136). Hırsızlık sâbit olunca, el kesme (had cezası) uygulanır. Had cezası gerekli olmayan durumlarda ise zararın tazmini yoluna gidilir.<br />
<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />Had cezası uygulandıktan sonra, çalınan mal elde bulunuyorsa, bu malın mâlikine iâde edilmesi gerektiğinde İslâm hukukçuları arasında görüş birliği vardır. Ancak çalınan mal telef olmuşsa, tazmini gerekip gerekmediği ihtilaflıdır.<br />
<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />Hanefilere göre, çalınan mal helâk olmuşsa, had cezası uygulandığı takdirde ayrıca malın tazmini gerekmez. Yani had&#8217;le tazmin bir kişide toplanmaz. Eğer, malın sahibi, mahkemeye başvurmazdan önce çalınan malın tazminini talep etmişse, hırsıza el kesme cezası uygulanamaz. Eğer had&#8217; din uygulanmasını hâkimden istemişse, artık hırsızın, helâk olan malı tazmini gerekmez. Çünkü yukarıdaki âyetçe yalnız had cezasından söz edilmiş, ayrıca tazminata yer verilmemiştir. Diğer yandan Nebî (s.a.s); &#8220;Hırsıza had cezası uygulandığı zaman, artık malı tazmin etmesi istenemez&#8221; (Zeylaî, Nasbu&#8217;r Râye, Mısır,1938, III, 375). Mâlikilere göre, hırsız zenginse hem had, hem de telef olan malın tazmin cezası birlikte uygulanır. Yoksulsa yalnız had uygulanır. Şâfiî ve Hanbelîlere göre ise, hırsız zengin olsun, yoksul bulunsun had ve tazmin cezası birlikte uygulanır. Çalınan mal misli ise, misliyle kıyemî ise kıymetiyle tazmin ettirilir. Çünkü had cezası Allah hakkı, tazmin cezası ise kul hakkı niteliğindedir. Diyet ve keffârette olduğu gibi, bunlardan birisi diğerine engel teşkil etmez (İbn Rüşd, Bidâyetü&#8217;l-Müctehid, Mısır; ts., II, 408 vd.; İbn Kudâme, el-Muğnî, VIII, 270; eş-Şîrâzî, el-Mühezzeb, II, 284; ez-Zühaylî, el-Fıkhu&#8217;l-İslâmî ve Edilletüh, VI, 95, 96).<br />
<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />Hırsızlığın tekrarı hâlinde, İslâm hukukçuları, ilk hırsızlıkta hırsızın sağ elinin, ikincisinde ise sol ayağının kesileceği konusunda görüş birliği içindedir. Hanefî ve Hanbelîlere göre, üçüncü ve daha sonraki hırsızlıklarda, çalınan malın tazmini, ta&#8217;zir (Devletin koyacağı ceza) ve pişmanlık gösterinceye kadar hapis cezası gibi cezalar uygulanır. Hz. Ali&#8217;nin uygulaması böyle olduğu gibi, Hz. Ömer&#8217;den de benzer uygulama nakledilmiştir. Ashâb-ı kiramın gözü önünde yapılan bu uygulamalara, karşı çıkan olmadığı için, konu hakkında icmâ (ittifak) meydana geldiği söylenmiştir (el-Kâsânî, Bedâyiu&#8217;s-Sanâyi&#8217;, 2. baskı, Beyrut 1394/1974, VII, 86; İbnü&#8217;l-Hümâm, Fethu&#8217;l-Kadîr,1. baskı, Bulak 1316/1898, IV, 248; İbn Kudâme a.g.e., VIII, 264). Mâlikî ve Şâfiîler, üçüncü ve dördüncü hırsızlık suçunda sol elin ve sağ ayağın kesileceği görüşünü benimsemişlerse de, bu konuda dayandıkları Ebû Hüreyre&#8217;den rivâyet edilen hadisin zayıf olduğu belirlenmiştir (İbn Rüşd, a.g.e., 409 vd.; Zeylaî, a.g.e., III, 368).<br />
<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />Hırsızlık cezasının uygulanabilmesi için, hırsızda veya çalınan malda bir takım şartların bulunması gerekir.<br />
<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />Hırsızla İlgili Şartlar Şunlardır:<br />
<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />Hırsızın had cezasına ehil olması gerekir. Bu da, onun akıllı ve erginlik çağına ulaşmış olmasını gerektirir. Bu yüzden küçük çocuklarla akıl hastalarına hırsızlık had cezası uygulanmaz. Nebî (s.a.s) şöyle buyurmuştur: &#8220;Üç kişiden kalem kaldırılmıştır; erginlik çağına kadar çocuktan, iyileşinceye kadar akıl hastasından ve uyanıncaya kadar uyuyandan&#8221; (Buharî, Hudud, 22, Talak;11; Ebû Dâvud, Hudud,17; Tirmîzî, Hudûd,1). Had cezası fiilin suç işleme kastıyla işlenmesini gerektirir. Küçük veya akıl hastasının fiilî suç olarak nitelendirilemez. Hatta Ebû Hanîfe ve Züfer&#8217;e göre, toplu hırsızlıkta hırsızların arasında küçük ve akıl hastası bulunsa, hiçbirisine had (el kesme) cezası uygulanamaz. Ebû Yûsuf&#8217;a göre ise, bu konuda topluluktan, malı fiilen çalan hangisi ise ona göre hüküm verilir (el-Kâsânî, a.g.e., VI, 67; İbnü&#8217;l-Hümâm, a.g.e., IV, 220).<br />
<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />Çalınan Malla İlgili Şartlar:<br />
<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />1) Malın mütekavvim olması. İnsanların değer verdiği tecavüz yoluyla telef edildiğinde tazmini gereken ve İslâm hukukuna göre alım-satımı meşru olan şeye &#8220;mütekavvim mal&#8221; denir. Buna göre, bir kimse hür bir insanı çalsa, hırsızlık cezası uygulanmaz. Çünkü hür insan bir mal değildir. Ancak tazir cezası verilir. Şarap veya domuzu çalma hâlinde de hüküm böyledir. Çünkü şarap ve domuz, müslüman hakkında kıymetli mal sayılmaz (İbnü&#8217;l-Hümâm, a.g.e., IV, 230).<br />
<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />2) Malın nisap miktarında olması. Hanefilere göre, hırsızlık nisabı bir dînâr (yaklaşık 4 gr. altın para) veya on dirhem (toplam 28 gr. gümüş para) yahut bu ikisine denk kıymetteki mal veya paradır. Hz: Peygamber devrinde 1 dinâr veya 10 dirhem para, iki tane kurbanlık koyun alabilecek kadar satın alma gücüne sahiptir (es-Serahsî, el-Mebsût, 3. baskı, Beyrut 1398/1978, IX,137; el-Kâsânî, a.g.e., VII, 77; İbnü&#8217;l-Hümâm, a.g.e., IV, 220). Delil şu hadislerdir: &#8220;On dirhemden az olan şeylerde el kesme yoktur&#8221; (Nesaî, Sârık, 10; Zeylaî, a.g.e., III, 359). &#8220;El kesme, ancak bir dinâr veya on dirhem parayı çalma hâlinde olur&#8221; (Zeylaî, a.g.e., III, 360, III, 358). &#8220;Hırsıza ancak kalkanın satış bedeli kadarını çalması halinde had uygulanır. Hz. Peygamber devrinde bu kıymet, on dirhem idi&#8221; (Zeylaî, a.g.e., III, 359).<br />
<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />Çoğunluk İslam hukukçularına göre, hırsızlık nisabı, altından dinarın dörtte biri, veya hâlis gümüşten üç dirhem yahut bunların kıymetidir. Dayandıkları delil şu hadislerdir: &#8220;Dinarın dörtte biri ve daha fazlası kadar hırsızlıkta had cezası uygulanır&#8221; (Şevkânî, a.g.e., VII,124). &#8220;Kıymeti üç dirhem olan kalkanda hırsızlık had&#8217;di uygulanır ki bu da dinarın dörtte biri kadardır&#8221; (Zeylaî, a.g.e., III, 355; İbn Rüşd, a.g.e., II, 408; İbn Kudâme, a.g.e., VIII, 240).<br />
<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />Burada, iki görüşün dayanağı olan hadisteki kalkanı Hanefiler on dirhem kıymetinde kabul ederken, diğerleri dörtte bir dinar veya üç dirhem olarak kabul etmişlerdir.<br />
<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />Çalınan malın kıymetinin, hırsızlık tarihinden cezanın uygulanacağı vakte kadar on dirhemden aşağıya düşmemesi gerekir. Ancak mal, bir ayıp isabet etmesi veya telef olması yüzünden eksilmiş veya tamamen zayi olmuşsa bu durum had cezasına engel teşkil etmez (el-Kâsânî, a.g.e., VII, 79; el-Bâcî, el-Müntekâ ale&#8217;l-Muvatta&#8217;, VII, 158). Çoğunluğa göre ise, malın korunma yeri (hırz altı)nden çalındığı tarihe göre işlem yapılır.<br />
<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />İslâm hukukçuları, toplu hırsızlıkta çalınan mal, herbirine bölündüğünde nisabı aşıyorsa hepsi için had cezası uygulanacağı konusunda görüş birliği içindedir nisabın altına düşüyorsa Ebû Hanîfe ve Şâfiî&#8217;ye göre, hiçbirine had uygulanmaz. Çünkü herbiri nisap kadar mal çalmamış sayılır (el-Kâsânî, a.g.e., VII, 78; İbnü&#8217;l-Hümâm, a.g.e., IV, 225).<br />
<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />3) Çalınan şeyin koruma (hırz) altında olması. Hırz, sözlükte; bir şeyin korunduğu yer, demektir. Bir terim olarak; ev, dükkân ve çadır gibi, âdetler bakımından insanların mallarını korumak için yapılan yerleri ifade eder. Hırz ikiye ayrılır: Hadiste: &#8220;Ağaçtaki meyve ve hurma gibi şeylerde el kesme yoktur&#8221; (Şevkânî, a.g.e., VII, 127; A. b. Hanbel, Müsned, III, 464) buyurulur.<br />
<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />a) Kendi başına hırz sayılan yerler. Bunlar, malları korumak için hazırlanan yerler olup, izinsiz girmek yasaklanmıştır. Ev, dükkân, han, kasa, sandık gibi. Bunlarda bekçi bulunsun veya bulunmasın, kapı açık veya kapalı olsun hırz niteliği devam eder. Çünkü bina veya yer hırz amacıyla yapılmıştır.<br />
<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />b) Başkası sebebiyle hırz sayılan yerler. Bunlar mal saklamak için yapılmamış olan yerler olup, kendisine izinsiz olarak girilebilir ve giriş yasağı bulunmaz. Mescidler, yollar, resmî daireler gibi. Bunların hükmü bekçisi bulunmadığı takdirde herkese açık olan kır, mera ve sahra hükmündedir. Bunlarda mala yakın yerde bekçi bulunursa, bekçi uykuda olsun uyanık bulunsun, hırz yeri sayılır. Çünkü Nebî (s.a.s) uykuda bulunan Safvân&#8217;ın paltosunu çalan hırsıza had cezası uygulamıştır (es-Serahsî, a.g.e., IX,150 vd.; İbnü&#8217;l-Hümâm, a.g.e., IV, 240; el-Kâsânî, a.g.e., VII, 73). Mal, koruma yerinden tam olarak ayrılmadıkça had cezası gerekmez.<br />
<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />Yankesici (tarrâr)nin, başkasının cebinden el çabukluğu ile parasını çalması hâlinde, had cezasının uygulanacağı konusunda görüş birliği vardır. Mezardan kefen, altın diş vb. şeyler çalanın (nebbâş) hükmü ise ihtilaflıdır. Ebû Hanîfe ve İmam Muhammed&#8217;e göre, mezar hırsızına hırsızlık cezası uygulanmaz. Çünkü mezarlıklar kendi başına mal saklanan ve hırı altında bulunan yerler değildir (es-Serahsî, IX, 159; el-Kasânî, a.g.e., VII, 69). Çoğunluk İslâm hukukçularına göre ise, mezar hırsızına da had cezası uygulanır. Çünkü kefen de kendisine göre koruma altındadır. O da ölünün mülkü sayılır. Ölünün mirasçıları, nebbâşın kefeni geri vermesini ve cezalandırılmasını isterler (Ebû Zehra, Usulü&#8217;l-Fıkh, Mısır ts, s. 126, 127). Hz. Âişe&#8217;den şöyle nakledilmiştir: &#8220;Bizim ölülerimizi çalan dirilerimizi çalan kimse gibidir&#8221; (Zeylaî, a.g.e., III, 366).<br />
<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />Çarşı ve pazar yerlerinde umumun güvenine terkedilen mallara gelince, Hanefilere göre; bunlar geceleyin çalınırsa hırsızlık cezası uygulanır. Gündûz çalınırsa had uygulanmaz. Çünkü gündüz, buraya girme izni bulunduğu için hırz (koruma) şartı gerçekleşmez. Şâfii ve Mâlikilere göre ise, esnafın kendine ait bölme ve tezgâhında veya teneke, küp, çuval gibi kaplarda bulunan şeyler örf bakımından hırz altında sayılır ve bunları çalanlara had uygulanır. Ahmed b. Hanbel&#8217;e göre ise çarşı ve pazar yerinde bekçi varsa veya malın yanında gözetleyici bir kimse bulunursa hırsıza had cezası verilir (ibnü&#8217;l-Hümâm, a.g.e., IV, 242; İbn Kudâme, a.g.e., VIII, 249-250).<br />
<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />4) Çalınan malın biriktirmeye elverişli olması, çabuk bozulacak şeylerden olmaması. Ebû Hanîfe ve İmam Muhammed&#8217;e göre; kıymeti nisap miktarından çok olsa bile, çabuk bozulan şeylerde hırsızlık cezası uygulanmaz. Üzüm, incir, nar, elma, baklagiller, ekmek, yaş veya kuru et, meşrubat, süt, yoğurt ve benzeri gıda maddeleri gibi. Bunlar uzun süre bekletmeye elverişli olmadığı için, hırz (koruma) altında olsun veya olmasınlar, bunları çalana had uygulanmaz. Delil şu hadistir: &#8220;Ağaçtaki meyve ve hurma gibi şeylerde el kesme yoktur&#8221; (Ahmed b. Hanbel, Müsned, III, 464). Bir yıldan fazla biriktirilebilen dayanıklı tüketim mallarında ise hırsızlık suçu oluşabilir. Ceviz, badem, kuru hurma; kuru meyve ve sirke gibi. Ebû Yûsuf&#8217;a göre, biriktirmeye elverişli olmasa bile, gerçekte meşru olarak, yararlanılabilen herşey maldır ve bunu çalana hırsızlık cezası uygulanır. Meselâ günümüzde dayanıklı olmadığı halde meyveler önemli mallardan olmuştur. Diğer üç mezhebe göre, mal olarak edinilebilen ve alım satımı meşru olan her çeşit malda hırsızlık suçu söz konusu olur. Gıda maddesi, kumaş, hayvan, kıymetli taş veya maden, av ve şişe bunlar arasında sayılabilir. Çünkü; &#8220;Hırsızlık yapan erkek ve kadınım ellerini kesin&#8221; (Maide, 5/38) âyeti genel anlam ifade eder.<br />
<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />5) Çalınan malın, aslı itibariyle mubah olmaması. Bir şeyin aslı; kuş, odun, kamış, av hayvanı ve balık gibi mübah mallardan ise, Ebû Hanîfe&#8217;ye göre, bunlar dâru&#8217;l-İslâm&#8217;da bulunuyorsa el kesme cezası uygulanmaz. Diğer üç mezhebe göre aslı mübah olsun veya olmasın, bu malı çalana had uygulanır (Zühaylî, a.g.e&#8221; VI; 116, I 17).<br />
<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />6) Çalınan malda, hırsızın alma hakkının bulunmaması gerekir (el-Kâsânî, a.g:e, VII, 70-72; İbnü&#8217;l-Hümâm, a.g.e., IV, 229. vd.; es-Serahsî, a.g.e., IX, 152, 178).<br />
<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />7) Hırsız için çalınan malda, bir mülk, mülk te&#8217;vili veya mülk şüphesinin bulunması. Bu prensip gereğince hırsız, âriyet verdiği, rehnettiği veya kiraya verdiği şeyi çalmakla el kesme cezası uygulanmaz. Yine hırsız, beytülmalden (hazine, devlet malı) bir şeyi çalsa, kendisinin de bu toplum malında hissesi bulunduğundan had cezası uygulanmaz. Nitekim Hz. Ömer, Beytülmalden bir şeyler çalana had cezası uygulamamıştır. Bir zekât memuru, Hz. Ömer&#8217;e mektup yazarak Devlet hazinesinden çalanın hükmünü sordu. Hz. Ömer şöyle cevap verdi: &#8220;Onun elini kesme, çünkü, hiçbir kimse yoktur ki, kendisi için beytülmâlde bir hak bulunmasın&#8221;. Diğer, yandan Hz. Ali de Devlet malı çalana had cezası uygulamamıştır. Dayandığı prensip, Devlet malım bütün tebeaya ait ortak mal sayılmasıdır, eğer gayri müslim tebeadan (zımmî) birisi devlet malını çalsa had uygulanır. Çünkü O&#8217;nun beytülmalde hakkı yoktur. Yoksul bir kimse, yoksulların yararlandığı bir vakıftan çalsa, had uygulanmaz. Zengin çalarsa uygulanır. Çünkü O&#8217;nun bu vakıfta hakkı yoktur. Sonuç olarak şüphe bulunan yerde had cezası uygulanmaz. Nitekim Nebî (s.a.s) şöyle buyurmuştur: &#8220;Şüphe bulununca, gücünüzün yettiği kadar hadleri düşürünüz&#8221; (Ebû Dâvud, Salat, 14; Tirmizî, Hudûd, 2).<br />
<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />8) Hırsızın, koruma altındaki yere girmek için izinli sayılmaması gerekir. Bir kimse, mahrem hısımlarından veya eşinden bir şeyler çalsa, hırsızlık haddi uygulanmaz. Çünkü hısımlarının bulunduğu yere örfe göre izinsiz girebilir. Eşlerin birbirinin malını almada örf de cereyan edebilir. Bu yüzden hırz (koruma) şartı gerçekleşmez. Yine bir topluluğun hizmetçisi, bunların eşyasından, misafir ev sahibinden, işçi girmeye izinli olduğu iş yerinden bir şey çalsa, el kesme cezası uygulanmaz. Çünkü, bir yere giriş hakkının bulunması, bu yeri onun hakkında hırz ortamı olmaktan çıkarır (es-serahsî, a. g. e., IX, 151; el-Kasanî, a.g.e., VII, 70, 75; İbn Âbidin, Reddü&#8217;l-Muhtâr, III, 221). Şâfiîlerde daha kuvvetli görüşe göre usûl ve furû dışında, diğer hısımlardan ve eşlerden birinin diğerinden, hırz altındaki malını çalması hafinde hırsızlık had cezası uygulanır. Delil, hırsızlık cezasını bildiren âyetin umûm anlamıdır.<br />
<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />Malı Çalınanda Bulunması Gereken Şartlar:<br />
<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />Malı çalınan kimsenin, bu mal üzerindeki elinin hukuken geçerli olması gerekir. Bu el, üçe ayrılır: a) Mülk eli. b) Emânet eli. Vedîa ve âriyet alanın ve mudarade (emek-sermâye) ortaklığında işletmecinin (mudarib) eli gibi. c) Dımân eli. Gasbedenin, pazarlık sonucu malı kabzedenin eli ile rehin alanın rehin üzerindeki eli gibi. Bütün bunlardan birşey çalan kimseye had uygulanır. Hırsızdan tekrar başka birisi çalsa had uygulanmaz. Çünkü hırsızın eli, hukuken geçerli bir el koyma değildir, Ondan almak, yoldan almak gibidir (el-Kâsânî, a.g.e., VII, 80; eş-Şîrâzî, el-Mühezzeb, II, 281).<br />
<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />Hırsızlığın dâru&#8217;l-adl&#8217;de yapılmış olması da had uygulaması için şarttır. Bir müslüman dâru&#8217;l-harb veya dâru&#8217;l-bağy&#8217;de hırsızlık yapsa had cezası uygulanmaz. Çünkü dâru&#8217;l-adl dışında, Devlet başkanı için velâyet yetkisi yoktur (el-Kasanî, a.g.e., VII, 79).<br />
<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />Hırsızlığın İsbatı:<br />
<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />Mahkemede hırsızlığın isbatı beyyine veya ikrar ile sabit olur. Beyyinenin kabulü için, şahitlik gibi genel, hadler ve kısas gibi özel şartlar gerekir.<br />
<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />a) Erkeklik, Hırsızlıkta, kadınların şahitliği geçerli değildir.<br />
<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />b) Adâlet. Fâsıkların şahitliği kabul edilmez.<br />
<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />c) Asâlet. Şüphe sebebiyle, şehâdet üzerine şehadet kabul edilemez.<br />
<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />d) Zaman aşımına uğramaması.<br />
<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />Hırsızlık için bir süre sonra şahitlik yapılsa, şüphe yüzünden kabul edilmez.<br />
<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />e) Husûmet veya dava açılmış olması. Davayı mal üzerinde hukukî ele sahip olan kimsenin açması gerekir. Husûmet ehliyeti çalınan mal üzerinde ya mülk sahibi veya emânet yahut da dımân eline sahip olmakla gerçekleşir (es-Serahsî, IX,169; el-Kâsânî, a.g.e., VII, 81; İbnu&#8217;l-Hümâm, a.g.e., IV, 223, 252).<br />
<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />İkrarın Şartları:<br />
<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />Hırsızlık hâkim önünde ikrarla da sabit olur. Çünkü insan ikrarından dolayı itham altında sayılmaz. Çoğunluk hukukçulara göre, bir defa ikrar yeterlidir. Ebû Yusuf ve Hanbelilere göre, ancak iki defa ikrarla hırsızlık sabit sayılır. Çünkü şahitlerin sayısı da iki tanedir (es-Serahsî, a.g.e., IX,182; eş-Şirâzî, a.g.e., II, 282).<br />
<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />Hırsızlık cezasını Düşüren Haller:<br />
<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />1) Malı çalınan kimsenin, hırsızın ikrarını yalanlanması. &#8220;Benim malımı çalmadı&#8221; demesi gibi.<br />
<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />2) Malı çalınanın, beyyinesini (delil) yalanlaması. &#8220;Şahitlerim yalancı şahittir&#8221; demesi gibi.<br />
<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />3) Hırsızın ikrarından dönmesi. Bu durumda had cezası uygulanmaz. Fakat malı tazmin etmesi gerekir. Çünkü ikrardan rucû hadler konusunda kabul edilir, fakat mali konuda kabul edilmez. Bu, ikrarda şüphe meydana getirir. Had şüphe ile düşer, fakat mal düşmez.<br />
<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />4) Hırsızın, çaldığı malı, mahkemeye başvurulmazdan önce mâlikine geri vermesi.<br />
<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />5) Hırsızın, çaldığı mala davadan önce hukuki bir yolla mâlik olması. Mal sahibi çalınan malı, hırsıza hibe etse veya satsa bu mal hukukî yolla intikal etmiş olur. Artık had cezası da uygulanmaz. Hatta Ebû Hanîfe ve İmam Muhammed&#8217;e göre, dava açılmış olsa bile, mahkeme sonuna kadar, mal hibe veya satma gibi bir yolla hırsıza geçse had cezası düşer. Diğer çoğunluk hukukçulara göre ise, mahkemeye başvurulduktan sonra artık hibe veya satışla mülkiyet hırsıza geçse bile had cezası düşmez. Çünkü Nebî (s.a.s) Savfan&#8217;ın paltosunu çalan hırsızın elinin kesilmesini emrettiği zaman, Safvan şöyle dedi: &#8220;Ben bunu istemedim. Palto ona sadaka olsun. Rasulullah (s.a.s) şöyle buyurdu: &#8220;Onu bana getirmezden önce, bunu yapman gerekmez miydi?&#8221; (el-Bâcî, a.g. e., VII, 162; el-Kâsânî, a. g. e., VII, 88 vd.; İbnü&#8217;l-Hümâm, a.g.e., IV, 255 vd.).<br />
<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />Sonuç olarak had cezalarından maksat kamu düzenini sağlamak ve bu suçların toplumda açacağı yaraları sarmak olduğuna göre, hırsızın, mala sahip olması, özellikle malı çalınan kimsenin davasından vazgeçmesi halinde, had cezasının düşmesi amaca daha uygun görünmektedir.</p>
<div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"><iframe loading="lazy" class="YOUTUBE-iframe-video" src="https://www.youtube.com/embed/m90W0eJPEy0?feature=player_embedded" width="520" height="366" frameborder="0" allowfullscreen="allowfullscreen" data-thumbnail-src="https://i.ytimg.com/vi/m90W0eJPEy0/0.jpg"></iframe></div>
<p>&nbsp;</p>The post <a href="https://ateistlerecevap.org/seriatta-hrszlk-cezas-nedir-nasl/" data-wpel-link="internal">Şeriata göre hırsızlığın cezası nedir nasıl uygulanır?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ateistlerecevap.org/seriatta-hrszlk-cezas-nedir-nasl/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İslam&#039;da  Kısasa Kısas. Kısasın şartları nelerdir? Nasıl uygulanır?</title>
		<link>https://ateistlerecevap.org/islamda-ksasa-ksas-ksasn-sartlar/</link>
					<comments>https://ateistlerecevap.org/islamda-ksasa-ksas-ksasn-sartlar/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ateistlere Cevaplar]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 06 May 2017 09:27:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[ögüt]]></category>
		<category><![CDATA[Sorular]]></category>
		<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.ateistlerecevap.org/?p=55</guid>

					<description><![CDATA[<p>Değerli kardeşimiz, Kısasın farz olduğu Kur&#8217;an-ı Kerimde şu şekilde açıklanır. “Ey iman edenler! Öldürülenler hakkında size kısas farz kılındı. Hüre hür, köleye köle, kadına kadın (öldürülür). Ancak her kimin cezası, kardeşi (öldürülenin velisi) tarafından bir miktar bağışlanırsa artık (taraflar) hakkaniyete uymalı ve (öldüren) ona (gereken diyeti) güzellikle ödemelidir. Bu söylenenler, Rabbinizden bir hafifletme ve rahmettir. [&#8230;]</p>
The post <a href="https://ateistlerecevap.org/islamda-ksasa-ksas-ksasn-sartlar/" data-wpel-link="internal">İslam'da  Kısasa Kısas. Kısasın şartları nelerdir? Nasıl uygulanır?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div class="separator" style="clear: both; text-align: center;">
<a href="https://4.bp.blogspot.com/-9nZ88TwyN50/WQ2WU4KsAyI/AAAAAAAAGYI/Anvw3hpvXGEh9l4cRmZT1Q5tkA5HVUHmQCLcB/s1600/%25C4%25B0slam%2527da%2BK%25C4%25B1sasa%2BK%25C4%25B1sas.K%25C4%25B1sas%25C4%25B1n%2B%25C5%259Fartlar%25C4%25B1nelerdir-Nas%25C4%25B1l%2Buygulan%25C4%25B1r-.png" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;" data-wpel-link="external" rel="nofollow external noopener noreferrer"><img loading="lazy" decoding="async" alt="İslam'da  Kısasa Kısas. Kısasın şartları nelerdir? Nasıl uygulanır?" border="0" height="360" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2017/05/C4B0slam27daKC4B1sasaKC4B1sas.KC4B1sasC4B1nC59FartlarC4B1nelerdir-NasC4B1luygulanC4B1r-.png" title="İslam'da  Kısasa Kısas. Kısasın şartları nelerdir? Nasıl uygulanır?" width="640" /></a></div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Değerli kardeşimiz,</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Kısasın farz olduğu Kur&#8217;an-ı Kerimde şu şekilde açıklanır.</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343; margin-bottom: 1em;">
“Ey iman edenler! Öldürülenler hakkında size kısas farz kılındı. Hüre hür, köleye köle, kadına kadın (öldürülür). Ancak her kimin cezası, kardeşi (öldürülenin velisi) tarafından bir miktar bağışlanırsa artık (taraflar) hakkaniyete uymalı ve (öldüren) ona (gereken diyeti) güzellikle ödemelidir. Bu söylenenler, Rabbinizden bir hafifletme ve rahmettir. Her kim bundan sonra haddi aşarsa muhakkak onun için elem verici bir azap vardır.&#8221;</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
&#8220;Ey akıl sahipleri! Kısasta sizin için hayat vardır. Umulur ki suç işlemekten sakınırsınız.&#8221;(Bakara, 2/178-179)</div>
</blockquote>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Gerçi kısasın kendisi cezayı hakketmiş bir hayatı yok etmedir, ama aynı zamanda haksız yere hayatı yok etmeye karşı, hayatın en büyük müeyyidesidir. Kısas gibi caydırıcı bir hüküm, toplum ve kişi hayatının garantisidir. Böylece dünya hayatınızı olduğu gibi ahiret hayatınızı da korursunuz.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Bu âyetler göre kısas farzdır.&nbsp;Günümüzde uygulanmasına gelince, Allah’ın hükümleri kıyamete kadar geçerlidir. Bu nedenle kısas bu zamanda uygulanmaz diye bir şey yoktur.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Bu hüküm insanları yöneten kimseleri ilgilendirdiği için onların görevidir; halkın bundan dolayı bir sorumluluğu yoktur.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Âyetin açıklaması:<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Kısasın güzelliklerini açıklama hususunda buyuruluyor ki:&nbsp;Size kısas yazıldı ve sizin için kısasta büyük bir hayat vardır, ey akıl sahipleri!..&nbsp;Bu bakımdan kısası, Allah&#8217;ın adaletine ve merhametine yaraşmayan kötü bir şey zannetmeyiniz de&nbsp;&#8220;Kısasta büyük bir hayat vardır.&#8221;&nbsp;beliğ vecizesini aslî kanun tanıyınız.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Bunu böyle tanıdıktan sonra af ile muamele ederseniz çok büyük bir fazilet olur. Aksi halde Arapların yaptığı gibi, kısas hududunu aşarak öldürmekle karşılık vermek ve diğer işkence ve azaba başvurmak, nasıl bir zulüm ve cinâyet ise,&nbsp;adam öldürmeye karşı, Allah&#8217;ın hükmü yalnız aftır,&nbsp;demek de insanlıktan hayat hakkını çekip alacak büyük bir cinâyet olur.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
<em style="box-sizing: inherit;">Kısas,&nbsp;hayat hakkının ve canı korumanın gereğidir.&nbsp;</em>Kısasın meşru oluşunda akıl sahibi olan insanlar için büyük bir hayat vardır. Affın kıymeti de buna bağlıdır. Gerçi kısasın kendisi, bir hayatı yok etmektir ama, aynı zamanda haksız yere bir hayatı yok etmeye karşı, hayatın zıddı olan kısasın meşru oluşu da hayatın ve yaşama hakkının en büyük müeyyidesidir. Şöyle ki:</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
1.&nbsp;Önce bu, hem katil olmak isteyecek kimse, hem de öldürülmesi istenen kimse hakkında kuvvetle hayatı korumaya sevketmektedir. Çünkü katil olmak isteyen kimse, öldürürse ve öldürdüğünde kendisinin de öldürülmeyi hak edeceğini bilirse akıl gereği olarak, öldürmekten vazgeçer. Böylece hem kendisi hayatta kalır, hem de karşısındaki.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
2.&nbsp;Bunda, ikisinden başka genel toplumun yaşama hakkını da güvenceye alma vardır. Çünkü bu şekilde öldürmenin önüne geçilmesi, bu ikisinden başka, bunlarla uzaktan yakından ilgili olması düşünülen insanların da hayatlarının devamına ve güvenliğine bir garantidir. Zira bir öldürme olayı, öldürenle öldürülenin yakınları arasında düşmanlık ve fitneye, bu da büyük çarpışmalara&nbsp;(kan davalarına)&nbsp;sebep olabilir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Akıl sahipleri için, bu öldürmeye engel olacak olan haklı kısasın meşruluğu, bütün bu fitnelerin ve heyecanların önüne geçeceği için, toplumun yaşamasına sebep ve yaşama hakkına garanti olur. Bu faydalar ise, haklı bir kısas şeklinde olmayan saldırgan öldürmelerde ve affın mecburiyeti takdirinde mevcud değildir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
İşte kısasın meşruluğu,&nbsp;bu kadar önemli bir yaşama sebebi olduğu gibi, bu&nbsp;&#8220;Kısasta büyük bir hayat vardır.&#8221;&nbsp;vecizesi de belağatın en yüksek derecesine ulaşmış, özlü bir îcâz ve îcâz kanunudur. Bunun, büyük bir mânâ topluluğunu, son derece özlü bir şekilde ifade edivermiş olduğunda Arab edebiyatçıları ve beyan ilmi âlimleri ittifak etmişlerdir. Çünkü bundan önce Arapların bu konuda bazı vecizeleri vardı. Bunlardan bazıları şunlardır:</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343; margin-bottom: 1em;">
a) &#8220;Bir kısım insanları öldürmek, toplumu diriltmektir.&#8221;&nbsp;<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />b)&nbsp;&#8220;<em style="box-sizing: inherit;">Öldürmeyi çok yapınız ki, öldürme azalsın.&#8221;&nbsp;</em>derlerdi.</div>
<div style="box-sizing: inherit; margin-bottom: 1em;">
Bu gibi vecizeler arasında en güzel saydıkları da şu idi:</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
c) &#8220;Öldürme, öldürmeyi yok eder. Yani öldürmeyi en çok ortadan kaldıran şey, yine öldürmedir.&#8221;</div>
</blockquote>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Halbuki&nbsp;&#8220;Kısasta büyük bir hayat vardır.&#8221;&nbsp;prensibinin bundan da birçok yönlerden daha fasih (fesâhatli) ve daha beliğ (belağatlı) olduğu açık ve üzerinde ittifak edilmiş bir husustur. Şöyle ki:</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
1.&nbsp;Önce, hepsinden daha kısa ve özlüdür.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
2.&nbsp;Tekrardan uzaktır.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
3.&nbsp;Bunda bedî&#8217; ilminde &#8220;tıbak&#8221; denen tezat sanatı, &#8220;kısas&#8221; ve &#8220;hayat&#8221; kelimeleriyle en güzel ve makul bir tarzda tatbik edilmiş olduğu hâlde, diğerleri görünürde makul olmayan, imkânsız bir çelişki suretindedir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Öldürmenin yokluğu, öldürmeye; öldürmenin çokluğunun, öldürmenin azlığına sebep gösterilmesi, görünüş itibariyle, bir şeyi kendi yokluğuna sebep göstermek demektir. Bunda ise bazı zevklere göre bir şiir havası olsa bile hiçbir hikmet yoktur.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
4.<em style="box-sizing: inherit;">&nbsp;Kısas, öldürmeden bir yönüyle daha genel, diğer yönüyle daha özeldir.</em>Geneldir;&nbsp;çünkü yaralamaları da içine almaktadır.&nbsp;Özeldir;&nbsp;çünkü her öldürmede kısas yapılmaz ve öldürmelerin her çeşidi, öldürmeye engel olmaz. Bilakis saldırı şeklindeki öldürmeler, fitneyi şiddetlendirerek karışıklığa sebep olur.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
O hâlde&nbsp;&#8220;öldürme&#8221;&nbsp;kelimesi, ahd lâmı ile öldürmenin bir çeşidine, yani kısasa tahsis edilmedikçe vecize sahih olmaz. Böyle olunca da kısasın yaralar kısmı haric kalır. Bu bakımdan&nbsp;&#8220;Kısasta büyük bir hayat vardır.&#8221;&nbsp;ifadesi, bu açıdan üç yönden daha beliğdir. Çünkü her yönüyle sahihtir, açıktır, daha kapsamlıdır.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
5.<em style="box-sizing: inherit;">&nbsp;Yokluk, menfi bir gayedir. Hayat ise istenen müsbet bir gayedir.</em>&nbsp;Öldürme işinin yokluğu, hayatın varlığını içine aldığından, tabii ki arzu edilir. Bundan dolayı âyet, asıl maksat olan müsbet gayeye delalet ettiği ve dikkati ona çevirdiği için pek yüksektir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
6.&nbsp;&#8220;Hayat&#8221; kelimesi nekire (belirsiz isim) olarak ifade edilmiş bulunduğu için, &#8220;tenvin-i tazim&#8221; ile hayatın bir nevi büyüğüne, yani kamu hayatına, ahiret hayatına ve hayat hakkının büyüklüğüne işareti kapsamaktadır. Diğerleri ise pek ilmî olan bu hukukî ve dinî sırdan mahrumdur.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
İşte bunlar gibi daha birçok yönden bu Kur&#8217;ân vecizesinin, diğerlerine üstünlüğü, bu kadar geniş mânâsıyla i&#8217;câz haddindeki özlü ifadesiyle, Arap edebiyatçılarını büyüleyen sebeplerden biri olmuştur. Kısasın meşru oluşunun güzellikleri de Allah tarafından bu prensiple beyan buyurulmuştur.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
İşte böyle içine almış olduğu hayatî güzellikler ve maksatlar itibariyle çok önemli olan kısas, size farz kılınmıştır ki,&nbsp;korunabilesiniz,&nbsp;öldürmeden, kısası ihmal veya kötüye kullanmadan sakınıp, hayatınızı ve yaşama hakkınızı muhafaza edebilesiniz. Bu hayatta kötülükten sakınmakla ahiret hayatında kurtuluşa kavuşasınız.<em style="box-sizing: inherit;">(bk. Elmalılı H. YAZIR, İlgili Âyetin Tefsiri)</em></div>
<div style="box-sizing: inherit; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
<em style="box-sizing: inherit;"><b>Kısasın şartları;</b></em></div>
<div style="background-color: white; color: #8e8e8e; font-family: &quot;Open Sans&quot;, sans-serif; font-size: 14px; margin-bottom: 20px;">
<strong><a href="http://mektebisuffa.com/" style="background: transparent; color: #f09217; outline: none 0px; text-decoration-line: none; transition: all 0.2s linear;" data-wpel-link="external" rel="nofollow external noopener noreferrer">Adam öldürmenin cezası</a></strong><strong>&nbsp;olan kısas cezasının uygulanma için gereken şartlar:</strong></div>
<div style="background-color: white; color: #8e8e8e; font-family: &quot;Open Sans&quot;, sans-serif; font-size: 14px; margin-bottom: 20px;">
<strong>1.</strong>&nbsp;Öldüren kişi akıllı ve ergenlik çağına ulaşmış olmalıdır. Deli veya çocuğun öldürmesi ile deli ve çocuğa kısas cezası verilmez.</div>
<div style="background-color: white; color: #8e8e8e; font-family: &quot;Open Sans&quot;, sans-serif; font-size: 14px; margin-bottom: 20px;">
<strong>2.</strong>&nbsp;<strong>Öldürme fiili kasten işlenmelidir.</strong>&nbsp;İstemeden, yanlışlıkla yapılan öldürmelerde kısas cezası uygulanmaz.</div>
<div style="background-color: white; color: #8e8e8e; font-family: &quot;Open Sans&quot;, sans-serif; font-size: 14px; margin-bottom: 20px;">
<strong>3.</strong>&nbsp;Katil, öldürme fiilini kendi iradesi ile yapmalıdır. Katil, öldürülme veya bir uzvun sakatlanması gibi bir zorlama altında öldürme fiilini yapmış ise Ebu Hanife ve Ebu Muhammed’e göre katile kısas uygulanmaz çünkü katil, öldürmeye zorlanmıştır ve öldürme fiilini yapmayı istememiştir.</div>
<div style="background-color: white; color: #8e8e8e; font-family: &quot;Open Sans&quot;, sans-serif; font-size: 14px; margin-bottom: 20px;">
<strong>4.</strong>&nbsp;<strong>Öldüren kişi öldürme fiilini meşru müdafaa halinde iken yaparsa kısas uygulanmaz çünkü öldüren kişi maruz kaldığı saldırıyı başka türlü men etme imkanı bulamamış olabilir.</strong></div>
<div style="background-color: white; color: #8e8e8e; font-family: &quot;Open Sans&quot;, sans-serif; font-size: 14px; margin-bottom: 20px;">
<strong>5.</strong>&nbsp;Öldürülen kişi öldürenin çocuk veya torunlarından biri olmamalıdır. Bir katil oğlunu, kızını veya torununu öldürse katile kısas cezası uygulanmaz. Bu durumda katile diyet, ta’zir ve mirastan mahrum olma gibi hükümler uygulanır. Babanın çocuğunu öldürmesi halinde babaya kısas uygulanmaz. Annenin çocuğunu öldürmesi halinde anneye kısas uygulanmaz. Dedenin torununu öldürmesi halinde dedeye kısas uygulanmaz. Ninenin torununu öldürmesi halinde nineye kısas uygulanmaz. Çünkü baba, anne, dede ve nine o çocuğun dünyaya gelmesine, hayat sahibi olmasına vesile olmuştur. Ancak babasını, annesini, dedesini, ninesini öldüren kişiye kısas uygulanır.</div>
<div style="background-color: white; color: #8e8e8e; font-family: &quot;Open Sans&quot;, sans-serif; font-size: 14px; margin-bottom: 20px;">
<strong>6.</strong>&nbsp;<strong>Öldürülen kişinin velisi katili affederse kısas uygulanmaz. Öldürülenin velilerinden bir kısmı katili affeder, bir kısmı katili affetmezse yine kısas uygulanmaz.</strong></div>
<div style="background-color: white; color: #8e8e8e; font-family: &quot;Open Sans&quot;, sans-serif; font-size: 14px; margin-bottom: 20px;">
<strong>7.</strong>&nbsp;Cinayet Dar’ül İslam’da işlenmelidir. Devlet yöneticisine isyan eden isyancıları öldürene kısas uygulanmaz. Darü’l Harpte ikamet eden bir Müslüman öldürülürse öldüren kişiye kısas cezası uygulanmaz.</div>
<div style="background-color: white; color: #8e8e8e; font-family: &quot;Open Sans&quot;, sans-serif; font-size: 14px; margin-bottom: 20px;">
<strong>8.</strong>&nbsp;Devlet başkanı kısas cezasının uygulanmasına izin vermelidir.&nbsp;<strong>Devlet başkanı izin vermez ise şahıslar kısas cezasını uygulayamaz. Ancak kısas cezasının uygulanmaması katilin Allah tarafından affedildiği anlamına gelmez.&nbsp;</strong></div>
<div style="background-color: white; color: #8e8e8e; font-family: &quot;Open Sans&quot;, sans-serif; font-size: 14px; margin-bottom: 20px;">
<strong>Bir Müslüman haksız yere İslam devleti tebaasından olan bir ehl-i kitabı (Hristiyan veya Yahudi) öldürse Müslümana kısas uygulanır.</strong></div>
<div style="background-color: white; color: #8e8e8e; font-family: &quot;Open Sans&quot;, sans-serif; font-size: 14px; margin-bottom: 20px;">
Bir adam çocuğu öldürse adama kısas uygulanır. Sağlam insan kör, topal, felçli, hasta birisini öldürse öldürene kısas uygulanır. Ölmek üzere olan kişiyi öldürene de kısas uygulanır.</div>
<div style="background-color: white; color: #8e8e8e; font-family: &quot;Open Sans&quot;, sans-serif; font-size: 14px; margin-bottom: 20px;">
Bir kişiyi birden fazla kişi öldürmüşse öldüren kişilere kısas uygulanır. Bir kişinin bir uzvunu birden fazla kişi kesmişse tüm kesenlerin o uzuvları kesilir.</div>
<div style="background-color: white; color: #8e8e8e; font-family: &quot;Open Sans&quot;, sans-serif; font-size: 14px; margin-bottom: 20px;">
<strong>Yaralarda da kısas (yaralamaya karşı yaralama) uygulanır.</strong></div>
<blockquote style="background-color: white; color: #8e8e8e; font-family: &quot;Open Sans&quot;, sans-serif; font-size: 14px; font-style: italic; margin-bottom: 20px; margin-top: 0px; padding-left: 42px;">
<div style="margin-bottom: 20px;">
<strong>“Onda (Tevrat’ta) üzerlerine şunu da yazdık: Cana can, göze göz, buruna burun, kulağa kulak, dişe diş kısas edilir. Yaralar da kısasa tabidir. Kim de bu hakkını bağışlar, sadakasına sayarsa o, kendisi için keffaret olur. Allah’ın indirdiği ile hükmetmeyenler, zalimlerin ta kendileridir.” Maide Suresi 45.Ayeti Meali</strong></div>
</blockquote>
<div style="background-color: white; color: #8e8e8e; font-family: &quot;Open Sans&quot;, sans-serif; font-size: 14px; margin-bottom: 20px;">
<strong>Yaralamalarda kısas (Yaralamaya karşı yaralama) uygulanması için gereken şartlar:</strong></div>
<div style="background-color: white; color: #8e8e8e; font-family: &quot;Open Sans&quot;, sans-serif; font-size: 14px; margin-bottom: 20px;">
<strong>1.</strong>&nbsp;Yaralayan kişi akıllı ve ergenlik çağına gelmiş olmalıdır. Çocuk veya deliye kısas uygulanmaz.</div>
<div style="background-color: white; color: #8e8e8e; font-family: &quot;Open Sans&quot;, sans-serif; font-size: 14px; margin-bottom: 20px;">
<strong>2.</strong>&nbsp;<strong>Yaralama fiili kasten yapılmalıdır. Yanlışlıkla, istemeden yapılan yaralamalar sebebiyle kısas uygulanmaz.</strong></div>
<div style="background-color: white; color: #8e8e8e; font-family: &quot;Open Sans&quot;, sans-serif; font-size: 14px; margin-bottom: 20px;">
<strong>3.</strong>&nbsp;Yaralama fiili hür irade ile yapılmalıdır.</div>
<div style="background-color: white; color: #8e8e8e; font-family: &quot;Open Sans&quot;, sans-serif; font-size: 14px; margin-bottom: 20px;">
<strong>4.</strong>&nbsp;<strong>Yaralanan kişi kısas isteme hakkına sahiptir.&nbsp;Eğer yaralanan kişi kısas istemezse kısas uygulanmaz.&nbsp;Yani Allah yaralanan kişiye kısas isteme hakkını vermiştir. Mağdur olan kişiye bu hakkı veren Allah sonsuz adalet sahibidir.&nbsp;</strong></div>
<div style="background-color: white; color: #8e8e8e; font-family: &quot;Open Sans&quot;, sans-serif; font-size: 14px; margin-bottom: 20px;">
<strong>5.</strong>&nbsp;<strong>Eşitliğin ve denkliğin sağlanması mümkün değil ise kısas uygulanmaz çünkü yaralayan kişiye daha azıyla veya daha fazlasıyla karşılık vermek adalete aykırıdır.</strong>&nbsp;Eşitlik ve denklik sağlanmalıdır. Sağlam organ kesilmiş ise sağlam organa kısas yapılır. Felçli ve sakat olan bir organın karşılığında sağlam organa kısas yapılmaz. Bunun için diyet ödenir. Sağlam uzuv karşılığında felçli veya sakat uzva kısas uygulamak caizdir.</div>
<div style="background-color: white; color: #8e8e8e; font-family: &quot;Open Sans&quot;, sans-serif; font-size: 14px; margin-bottom: 20px;">
<strong>6.</strong>&nbsp;Yaralanan kişi, kendisini yaralaması için yaralayan kişiye izin vermemiş olmalıdır.</div>
<div style="box-sizing: inherit; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
<em style="box-sizing: inherit;"></em></div>
<div style="background-color: white; color: #8e8e8e; font-family: &quot;Open Sans&quot;, sans-serif; font-size: 14px; margin-bottom: 20px;">
<strong>7.</strong>&nbsp;Devlet başkanı kısasın uygulanmasına izin vermelidir.<strong>&nbsp;Devlet başkanı izin vermezse kısas cezası uygulanmaz. Ancak kasten yaralama işini yapan kişi günaha girmiştir. Tevbe edip helalleşmesi gerekir. &nbsp;</strong></div>
<div style="background-color: white; color: #8e8e8e; font-family: &quot;Open Sans&quot;, sans-serif; font-size: 14px; margin-bottom: 20px;">
<strong><br /></strong></div>The post <a href="https://ateistlerecevap.org/islamda-ksasa-ksas-ksasn-sartlar/" data-wpel-link="internal">İslam'da  Kısasa Kısas. Kısasın şartları nelerdir? Nasıl uygulanır?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ateistlerecevap.org/islamda-ksasa-ksas-ksasn-sartlar/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Evrimi Allah yaratmıs olabilir mi?</title>
		<link>https://ateistlerecevap.org/evrimi-allah-yaratms-olabilir-mi/</link>
					<comments>https://ateistlerecevap.org/evrimi-allah-yaratms-olabilir-mi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ateistlere Cevaplar]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 06 May 2017 05:51:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Evrim]]></category>
		<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.ateistlerecevap.org/?p=56</guid>

					<description><![CDATA[<p>Cevap 1: Önce&#160;evrimden neyin kastedildiğinin iyi anlaşılması gerekir. Çünkü evrim çok değişik manalarda kullanılıyor Evrim&#160;kelimesi;&#160;başkalaşma, farklılaşma, kademeli olarak gelişme ve değişme ve ilerleme&#160;gibi aralarında değişik farklar bulunan pek çok kelime, tâbir ve deyim yerine kullanılmaktadır.&#160; Evrim yerine kullanılan tâbir ve kelimelerden bazıları şunlardır:&#160;Tekâmül, istihale, tatavvur, tahavvül, tebdil, tebeddül, tağyir, tegayyür, terakki, sudur, zuhur, techid, ontojeni, [&#8230;]</p>
The post <a href="https://ateistlerecevap.org/evrimi-allah-yaratms-olabilir-mi/" data-wpel-link="internal">Evrimi Allah yaratmıs olabilir mi?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div class="separator" style="clear: both; text-align: center;">
<a href="https://3.bp.blogspot.com/-OEDrTY8IpT8/WQ2OkQzgDAI/AAAAAAAAGXY/MSWV9cqjcLQLr5hvXSOWHwRmqVDJFSAEACLcB/s1600/Mezhepler%2B%25281%2529.png" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;" data-wpel-link="external" rel="nofollow external noopener noreferrer"><img loading="lazy" decoding="async" alt="Evrimi Allah yaratmıs olabilir mi?" border="0" height="360" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2017/05/Mezhepler28129.png" title="Evrimi Allah yaratmıs olabilir mi?" width="640" /></a></div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Cevap 1:</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Önce&nbsp;evrimden neyin kastedildiğinin iyi anlaşılması gerekir. Çünkü evrim çok değişik manalarda kullanılıyor</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Evrim&nbsp;kelimesi;&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">başkalaşma, farklılaşma, kademeli olarak gelişme ve değişme ve ilerleme</em>&nbsp;gibi aralarında değişik farklar bulunan pek çok kelime, tâbir ve deyim yerine kullanılmaktadır.&nbsp;</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Evrim yerine kullanılan tâbir ve kelimelerden bazıları şunlardır:&nbsp;Tekâmül, istihale, tatavvur, tahavvül, tebdil, tebeddül, tağyir, tegayyür, terakki, sudur, zuhur, techid, ontojeni, filojeni ve evolüsyondur. Bu tâbirlerin her birisinin ifade ettiği mana, diğerlerinden farklıdır. Burada sadece tekâmül ile tahavvülün manalarını vereceğiz.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Tekâmül</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Tekâmül,&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">kemale erme, mükemmel hale gelme</em>&nbsp;manasında kullanılır.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Şayet&nbsp;“Evrim”&nbsp;terimiyle&nbsp;“Tekâmül”&nbsp;manası, yani ferdin embriyodan itibaren olgun hale gelinceye kadarki kademeli değişimi ifade ediliyorsa, bu manadaki evrim, teori değil, bir kanundur.&nbsp;</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Meselâ bir elma çekirdeğinin; filiz, fidan ve meyveli ağaç hâline gelişi kademeli değişimin bir ifadesidir.&nbsp;</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Aynı şekilde; bir insan embriyosunun; zigottan itibaren gelişerek, çok hücreli embriyo, bebek, çocuk, genç ve yetişkin insan safhaları da kademeli gelişmenin bir başka örneğidir.&nbsp;</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Bu manada bütün canlılar her an değişme, başkalaşma ve farklılaşma kanunlarına tâbidirler.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Tahavvül</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
<em style="box-sizing: inherit;">Tahavvül,&nbsp;hal değiştirme, bir halden bir başka hale geçme</em>&nbsp;manasında kullanılmaktadır.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Şayet evrim teriminden tahavvül, yani hal değiştirme kastediliyorsa, o da&nbsp;teori değil bir kanundur. Elementlerin hal değiştirmesi, tahavvülat-ı zerrat olarak ifade edilir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Kısaca ifade edersek, atom ve moleküllerin, bir halden bir başka hale geçerek, yani hal değiştirerek canlıların bünyesinde yer almaları, bir takım biyoloji ve fizik kanunları çerçevesinde olmaktadır. Dolayısıyla elementlerin bu şekilde hal değiştirmesi, teori değil kanundur. Mesela, hidrojen yanıcı, oksijen yakıcıdır. İkisi birleşince su meydana gelir ve artık bu elementlerin hali değişmiştir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
İnsan yaklaşık yüz trilyon hücreden meydana gelmiştir. Her bir hücrede bir saniyede üç bin değişik reaksiyon olmaktadır. Bir saniye sonraki insan, madde cihetiyle bir saniye önceki insan değildir. Bünyesinde pek çok element değişim ve başkalaşıma uğramıştır.&nbsp;</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Bütün canlı varlıklar her an değişim içerisindedir. Bu ve benzeri bütün değişim ve başkalaşımlar&nbsp;&#8220;evrim&#8221;&nbsp;olarak ifade ediliyor. Bu manadaki bütün değişim ve başkalaşımlar teori değil birer kanundur.&nbsp;</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Bütün bu değişiklikler&nbsp;Allah’ın sonsuz ilim, irade ve kudretiyle&nbsp;olmaktadır. Zaten bunun, akıl ve mantık çerçevesinde başka türlü izahı da mümkün değildir.&nbsp;</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Burada esas tartışmaya sebep olan,&nbsp;evrimin evolüsyon&nbsp;manasında kullanımıdır.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Evolüsyon&nbsp;manasında kullanılan evrimde, bir yaratıcı devreden çıkarılır ve bütün canlıların silsile halinde ve birbirinden tesadüfen meydana geldiği ileri sürülür. Böyle bir iddianın hiçbir bilimsel değeri yoktur ve tamamen&nbsp;ateist ideolojiye bağlı pozitivist felsefenin&nbsp;ürünüdür.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Kâinatta hiçbir şey kararında değildir. Her an değişmektedir. Bütün bu değişiklikler, farklılaşma ve başkalaşımlar&nbsp;Allah’ın eseridir.&nbsp;</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Gerek insanın ve gerekse diğer canlıların yaratılışıyla ilgili olarak, bilimin, ya da felsefenin ortaya koyduğu değer hükümleri, yapılan araştırma ve yorumlara bağlı olarak zaman içerisinde değişmektedir. Biz bütün bu değer hükümlerine bilgi adını veriyoruz.&nbsp;</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Bu bilgilerin bir kısmı, ya da tamamı, Kur’an’ın yaratılış hakkındaki bildirdikleriyle bire bir örtüşebilir de, örtüşmeyebilir de. Bilimin ortaya koyduğu değer hükümleri hakkında bilgi sahibi oluruz. Yani, onlardan, kendi imkân ve kapasitemize göre, bizi ilgilendirenleri bir dereceye kadar biliriz. Fakat&nbsp;Allah’ın bildirdiklerine inanırız.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Yaratılış konusunda bir meseleyi, teorilerin veya bilimsel çalışmaların ortaya koyduğu şekilde bilmek, insanı sadece malûmattar, yani bilgi sahibi yapar. İnanmak ise, tamamen ayrı konudur.&nbsp;</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Siz Hıristiyan dinini bilmekle Hıristiyan olmadığınız gibi,&nbsp;evrim hakkında bir takım felsefî düşünce ve görüşleri bilmeniz, sizi dinden çıkarmaz.&nbsp;Ancak, o bilgilerin doğru olduğuna inanırsanız, o zaman o bilgilerin&nbsp;Kur’an’ın bildirdikleriyle çatışmaması&nbsp;gerekir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Cevap 2:</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Geçmişteki insanların kas ve vücut yapılarında irilik, zindelik ve canlılığın bulunduğu, ömürlerinin de şimdikilere göre daha uzun olduğu anlaşılıyor. Ama bu durum onları insan yapısının dışına çıkarmaz. İlk insan Hz. Âdem aynı zamanda ilk peygamberdir ve her yönüyle günümüz insanına benzemektedir. Onun&nbsp;genetik yapısında günümüzdeki bütün renk ve ırk karakterleri bulunduğu gibi, şimdi her bir ferdin genetik yapısı, onun genetik yapısının bir kombinasyonundan&nbsp;ibarettir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Evolüsyon manasında, yani insanın daha aşağı yapılı canlılardan tesadüfen meydana geldiği felsefî görüşünü savunan evrimcilerin evrim görüşüyle bunun bir ilgisi yoktur.&nbsp;</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Ancak, Allah’ın sonsuz ilim, irade ve kudretiyle insanda şimdi her an görülen değişiklik ve farklılaşma manasında evrim teori değil bir kanundur.&nbsp;</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Böyle bir değişiklik için Hz. Âdem’e kadar gitmeye gerek yoktur. Bir saniyede insanın her bir hücresinde üç bin değişik reaksiyon meydana geldiği hesabına göre, insanda ortalama yüz trilyon hücrenin varlığı dikkate alınırsa, bir saniyede insanda meydana gelen değişikliğin büyüklüğü anlaşılır. Bu değişikliğe evrim derseniz, bu da teori değil,&nbsp;Allah’ın sonsuz ilim, irade ve kudretiyle teşekkül eden bir kanundur.</div>The post <a href="https://ateistlerecevap.org/evrimi-allah-yaratms-olabilir-mi/" data-wpel-link="internal">Evrimi Allah yaratmıs olabilir mi?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ateistlerecevap.org/evrimi-allah-yaratms-olabilir-mi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kaderimde yazılıysa benim suçum ne?</title>
		<link>https://ateistlerecevap.org/kaderimde-yaziliysa-benim-sucum-ne/</link>
					<comments>https://ateistlerecevap.org/kaderimde-yaziliysa-benim-sucum-ne/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ateistlere Cevaplar]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 05 May 2017 21:01:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sorular]]></category>
		<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.ateistlerecevap.org/?p=57</guid>

					<description><![CDATA[<p>Değerli kardeşimiz, Sorunuzu bazı soru ve cevaplarla açıklamaya çalışalım. Kader,&#160;bir iman rüknüdür ve şöyle tarif edilir:&#160;“Kader, hak teâlâ’ nın, ezelden ebede kadar olmuş ve olacak her şeyin, her şeyini ve her hâlini, zamanını ve mekânını, sıfatlarını ve özelliklerini ezelî ilmiyle bilip, ona göre, takdir etmesidir.” Kaza ise,&#160;kaderde planlanan bir şeyin yaratılması, varlık sahasına çıkarılmasıdır. Kâinatın [&#8230;]</p>
The post <a href="https://ateistlerecevap.org/kaderimde-yaziliysa-benim-sucum-ne/" data-wpel-link="internal">Kaderimde yazılıysa benim suçum ne?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
<div class="separator" style="clear: both; text-align: center;">
<a href="https://1.bp.blogspot.com/-76QlsBEQNgA/WQzn_0US7EI/AAAAAAAAGWc/Bkf-wEv5yuUYTRZhiR9b_A4Jryg3itzhwCLcB/s1600/Mezhepler.png" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;" data-wpel-link="external" rel="nofollow external noopener noreferrer"><img loading="lazy" decoding="async" border="0" height="360" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2017/05/Mezhepler.png" width="640" /></a></div>
<p></div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Değerli kardeşimiz,</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Sorunuzu bazı soru ve cevaplarla açıklamaya çalışalım.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Kader,&nbsp;bir iman rüknüdür ve şöyle tarif edilir:&nbsp;“Kader, hak teâlâ’ nın, ezelden ebede kadar olmuş ve olacak her şeyin, her şeyini ve her hâlini, zamanını ve mekânını, sıfatlarını ve özelliklerini ezelî ilmiyle bilip, ona göre, takdir etmesidir.”</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Kaza ise,&nbsp;kaderde planlanan bir şeyin yaratılması, varlık sahasına çıkarılmasıdır.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Kâinatın altı devrede yaratılışından, insanın ana rahminde dokuz ayda teşekkülüne kadar her hâdise kaderi gösteriyor!..</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Güneş sisteminden atom sistemlerine kadar her hikmetli tanzim, kaderi ilan ediyor!.. Elementlerin sayıları ve özellikleri, kaderden haber veriyor!.. Bitkilerin ve hayvanların cinslere, türlere ayrılmış olması, her türe farklı kabiliyetler takılması, hep kader ile olmuş!..</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Meleklerin, hayvanların ve cansızların sabit makamlı kılınması, insanların ve cinlerin ise imtihana tâbi tutulması, kader ile plânlanmış!&#8230;</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Cennet ve cehennemin yaratılması, ilâhî ilim ile takdir edilmiş!&#8230; O menzillere hangi yollardan gidileceği de yine kader ile tespit edilmiş!..</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Hangi güzel amele ne kadar sevap, hangi günaha ne kadar azap verileceği de kader ile tayin edilmiş!..</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Bir bilim dergisinde, insan bedenindeki harika nizam anlatılıyor ve ilâhî takdir konusunda çok güzel misâller sıralanıyordu. Ve yazı şöyle bağlanıyordu:</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
“Bedenimizin tamamı bir yana, sadece baş parmağımız olmasaydı teknik ve medeniyet ortaya çıkmazdı.”</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Gerçekten de, bütün buluşlar, keşifler, sanatlar bir yönüyle, baş parmağa bağlı. O da diğer parmaklarla yan yana gelseydi, ne kalem tutabilirdik, ne kaşık, ne de çekiç. İnsanoğlu, bütün varlık âlemi bir yana, sadece başparmağına ibret nazarıyla bakabilse, ilâhî takdiri en açık bir şekilde görecektir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Kader konusunda ezberledikleri birkaç soruyu durmadan tekrarlayan adamlar, kaderin bu aslî manasını hiç düşünmezler. Şu haşmetli kâinatın bir ezelî ilim ve takdirle, safha safha yaratıldığı akıllarından bile geçmez. Kaderin bu haşmetli tecellilerini seyredemedikleri gibi, çekirdekleri, tohumları, yumurtaları, spermaları, genleri de bu açıdan değerlendiremezler. Halbuki, bu küçük yaratıklar sanki cisimleşmiş birer plan, birer program&#8230; Allah’ın hârika takdirini ve ince hikmetini aklı başında olanlara ilan ediyor, ders veriyorlar.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Ve insan, yaratılışı icabı, kadere inanmakla mükellef!..&nbsp;Çünkü, ölçüden, tartıdan anlıyor. Yapmaya karar verdiği bir evin odalarını bilerek takdir ediyor. Mutfağını, banyosunu, hep yerli yerine koyduruyor. Yarını hakkında planlar kuruyor, hedefler tespit ediyor, kararlar veriyor. İşte bu yaratılışı onu kadere imanla mükellef kılıyor.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Düşünelim bir kere: şu görünen varlıklar içerisinde bizden başka hangi fert kendi varlığından ve yaratılış safhalarından haberdar? Ne olduğunu, niçin yaratıldığını ve nereye gittiğini bilen hangisi?!.. Kuşlar mı, ağaçlar mı, güneş mi, ay mı?!.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Hayvanlar kendi organlarından habersiz. Bitkiler yapraklarını tanımaz. Deniz, içinde yüzen balıklardan gafil. Ay, neyin etrafında döndüğünü bilmez.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Ama insan öyle mi? Kendi bedenindeki nizam kadar, ruhundaki intizamı da biliyor. Elementlerin vazifelerini bildiği gibi, hayvan türlerini, sema sistemlerini de tanıyor. Her ferdin, her nevin ve her sistemin niçin yaratıldığını, ne gibi hikmetler taşıdığını, az da olsa, anlayabiliyor. Bu yaratılışı sayesinde, kaderin eşyadaki o sonsuz tecellilerine de bir derece muhatap olabiliyor.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Kadere iman huzur kaynağı</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Kadere iman, insan için, en büyük huzur kaynağıdır. Mümin olan insan, gerek kendi nefsinde gerek dış âlemde gördüğü bütün tanzim ve takdirlerin nice hikmetlerle dolup taştığını ve hepsinin de rahmeti netice verdiğini düşünür.&nbsp;“Kaderin her şeyi güzeldir.”&nbsp;diyerek, başına gelen her türlü hâdisenin altında rahmet ve hikmeti arar.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Dünya ve âhiret saadeti için gerekli her teşebbüsü yapar ve sonunda Allah’ın rahmet ve keremine itimat eder, huzur bulur!.. Kaybettiğine gam çekmez. Geçmişte kaçırdığı fırsatlara&nbsp;&#8220;ah!&#8221;&nbsp;etmez.&nbsp;&#8220;Şöyle olsaydı böyle olmazdı!&#8221;&nbsp;yahut,&nbsp;&#8220;Böyle olmasaydı şöyle olurdu!&#8221;&nbsp;gibi lâfların ruha sıkıntı vermekten öte bir fayda sağlamadığını bilir. Mazinin yükünü sırtından atar. Allah’a güvenerek istikbale doğru yol almaya koyulur, huzur bulur!..</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Allah’ın kendisine lütfettiği nimetlerle, servetlerle, kabiliyetlerle övünmez, gururlanmaz. Her hayrı ondan bilir, huzur bulur!..</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
<em style="box-sizing: inherit;">Kadere inanmayanlar insanlığa neyi takdim ediyorlar?</em></div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Çalışmayıp, tembelce oturmayı mı? Yoksa, sebeplere teşebbüs etmekle birlikte sonra neticeyi rıza ile karşılamayıp üzülmeyi, dövünmeyi mi?.. Bunda insanlığı ıstıraba sürüklemenin ötesinde ne fayda umuyorlar?!. Hassas ruhu ve tahammülsüz bedeni ile şu aciz insanı, nasıl bu ağır yükün altına sokuyorlar!?. Yoksa huzursuz, asabi ve isyankâr ruhlardan, kendi yıkıcı emelleri hesabına bekledikleri bir şeyler mi var?</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
<em style="box-sizing: inherit;">Suçlarımızı kadere yükleyebilir miyiz?</em></div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Kaderi ikiye ayırabiliriz; ızdırari kader, ihtiyari kader.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
&#8220;Izdırari kader&#8221;de bizim hiçbir tesirimiz yok. O, tamamen irademiz dışında yazılmış. Dünyaya geleceğimiz yer, annemiz, babamız, şeklimiz, kabiliyetlerimiz ızdırari kaderimizin konusu. Bunlara kendimiz karar veremeyiz. Bu nevi kaderimizden dolayı mesuliyetimiz de yok.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
İkinci kısım kader ise, irademize bağlıdır.&nbsp;Biz neye karar vereceksek ve ne yapacaksak, Allah ezeli ilmiyle bilmiş, öyle takdir etmiştir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Kalbimiz çarpıyor, kanımız temizleniyor, hücrelerimiz büyüyor, çoğalıyor, ölüyor. Vücudumuzda, bizim bilmediğimiz birçok işler yapılıyor. Bunların hiçbirini yapan biz değiliz. Uyuduğumuz zaman bile bu tür faaliyetler devam ediyor.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Ama şunu da çok iyi biliyoruz ki, kendi isteğimizle yaptığımız işler de var. Yemek, içmek, konuşmak, yürümek gibi fiillerde karar veren biziz. Zayıf da olsa bir irademiz, az da olsa bir ilmimiz, cılız da olsa bir gücümüz var.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Yol kavşağında, hangi yoldan gideceğimize kendimiz karar veriyoruz. Hayat ise, yol kavşaklarıyla dolu.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
<em style="box-sizing: inherit;">Şu halde, bilerek tercih ettiğimiz, hiçbir zorlamaya maruz kalmaksızın karar verip işlediğimiz bir suçu kendimizden başka kime yükleyebiliriz?</em></div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
<em style="box-sizing: inherit;">Yaptıklarımızı Allah yarattığına göre bizim suçumuz ne?</em></div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
İnsanın cüz-i ihtiyari adı verilen iradesi, önemsiz gibi görülmekle beraber, kainatta geçerli olan kanunlardan istifade ederek büyük işlerin meydana gelmesine sebep olmaktadır.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Bir apartmanın üst katının lütuflarla, bodrum katının ise işkence aletleriyle dolu olduğunu ve bir şahsın bu apartmanın asansörü içerisinde bulunduğunu farz ediniz. Kendisine, apartmanın bu keyfiyeti daha önce anlatılmış bulunan bu zat, üst katın düğmesine bastığında lütfa mazhar olacak, alt katın düğmesine bastığında ise azaba duçar olacaktır.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Burada iradenin yaptığı tek şey, sadece hangi düğmeye basılacağına karar vermesi ve teşebbüse geçmesidir. Asansör ise, o zatın kudret ve iradesiyle değil, belirli fizik ve mekanik kanunlarla hareket etmektedir. Yani, insan üst kata kendi iktidarıyla çıkmadığı gibi, alt kata da kendi iktidarıyla inmemektedir. Bununla beraber asansörün nereye gideceğinin tayini, içindeki şahsın iradesine bırakılmıştır.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
İnsanın kendi iradesiyle yaptığı bütün işler, bu ölçüyle değerlendirilebilir. Mesela; Cenab-ı Hak, meyhaneye gitmenin haram, camiye gitmenin ise faziletli olduğunu insanlara bildirmiş bulunmaktadır. İnsan bedeni ise kendi iradesiyle, misaldeki asansör gibi her iki yere de gitmeye müsait bir yapıdadır.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Kainattaki faaliyetlerde olduğu gibi, beden içindeki faaliyetlerde de insanın iradesi söz konusu olmamakta ve insan bedeni, kanun-u külli adı verilen ilahi kanunlarla hareket etmektedir. Fakat onun nereye gideceğinin tayini, insanın irade ve ihtiyarına bırakılmıştır. O hangi düğmeye basarsa, yani nereye gitmek isterse, beden oraya doğru hareket etmekte, dolayısıyla da gideceği yerin mükafatı veya cezası o insana ait olmaktadır.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
<em style="box-sizing: inherit;">Kader zulüm eder mi?</em></div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Bazı insanlar zengin, güzel ve sıhhatli doğarlar; bazıları da fakir, çirkin ve sakat. Bunlar, insan iradesinin karışmadığı&nbsp;“ızdırari kader”in konusudur. Bu farkı bahane ederek zulümden söz edenler duyarız. Halbuki, zulüm bir hakkın çiğnenmesidir. Kulun ise, Allah&#8217;ta hiçbir hakkı yoktur. O, ne vermişse sırf lütfundan dolayıdır.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Bize düşen, verilmeyen nimetleri düşünüp isyana yeltenmek değil, verileni hatırlayıp şükretmektir. Eksiklikler, kulun denenmesi içindir. Dünyayı bir imtihan salonuna benzetirsek, hoşa gitmeyen durumlar birer imtihan sorusudur. Kul isyan mı edecek, yoksa verilen nimetlere şükürle, mahrum kaldığına sabır ile mi karşılık verecek?</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Zengin bir tüccar düşünelim. Dükkanına gelen iki fakire, sırf merhametinden dolayı iyilik etmek istiyor. Birine gömlek ve pantolon giydirdi, diğerine ise, bunlara ilaveten ceket ile palto hediye etti. Sadece gömlek ve pantolon alan adam,&nbsp;“Tüccar bana zulmetti, öbür adama fazla verdi.”&nbsp;diyebilir mi? Derse, bu sözü edepsizlik olmaz mı?</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Biz insanlar da bu fakirlere benziyoruz. Allah, sonsuz merhameti sebebiyle, tükenmez hazinesinden nimetler veriyor. Vücudumuzu, aklımızı, hayalimizi, soluduğumuz havayı, içtiğimiz suyu, yediğimiz gıdayı yaratan o. Çalışmadık, kazanmadık, hak etmedik. O, sırf lütfundan dolayı ikram ediyor. Eksik alan sabrederse ebedi nimetler kazanacak.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
<em style="box-sizing: inherit;">Dünya hayatı kısa bir imtihandan ibaret&#8230;</em>&nbsp;Az nimetlenen kul, birinci adam gibi asi olur, “zulüm” derse, edepsizlik eder. Vazifesi, verilene şükretmektir. Aksi halde azaba davetiye çıkarır.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Allah, her işinde adildir, asla zulmetmez. Musibetlere de bu açıdan bakmak gerekir. Belalar ya işlediğimiz bir hatanın sonucudur veya imtihanın ürünüdür.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Evi yanan kişi, kadere dil uzatmadan önce, bildiği bir sebep yoksa bile, yine suçu kendisinde arasın. Belki bir insanın kalbini kırmıştır! Ev yakan suç işler, ama kader adalet eder!</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
<em style="box-sizing: inherit;">Rüzgarın önünde bir yaprak mıyız?</em></div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Dikkat edilirse, kaderi bahane ederek,&nbsp;“Benim ne suçum var.”&nbsp;diyen kişinin, iradeyi yok saydığı görülür.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Eğer insan,&nbsp;“rüzgarın önünde sürüklenen bir yaprak”&nbsp;ise, seçme kabiliyeti yoksa, yaptığından mesul değilse, o zaman suçun ne manası kalır? Böyle diyen kişi, bir haksızlığa uğradığı zaman mahkemeye müracaat etmiyor mu?</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Halbuki, anlayışına göre şöyle düşünmesi gerekirdi:</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
<em style="box-sizing: inherit;">“Bu adam benim evimi yaktı, namusuma dil uzattı, çocuğumu öldürdü, ama mazurdur. Kaderinde bu fiilleri işlemek varmış, ne yapsın, başka türlü davranmak elinden gelmezdi ki.”</em></div>
</blockquote>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
<em style="box-sizing: inherit;">Hakkı çiğnenenler gerçekten böyle mi düşünüyorlar?</em></div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
İnsan yaptığından sorumlu olmasaydı,&nbsp;“iyi”&nbsp;ve&nbsp;“kötü”&nbsp;kelimeleri manasız olurdu. Kahramanları takdire, hainleri aşağılamaya gerek kalmazdı. Çünkü, her ikisi de yaptığını isteyerek yapmamış olurlardı. Halbuki hiç kimse böyle iddialarda bulunmaz. Vicdanen her insan, yaptıklarından sorumlu olduğunu ve rüzgarın önünde bir yaprak gibi olmadığını kabul eder.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
<em style="box-sizing: inherit;">Allah’ın ne yapacağımızı bilmesi, bizi sorumluluktan kurtarır mı?</em></div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Bir film senaryosu tasarlayalım:&nbsp;dedektif, soygun planı hazırlayan üç adamı gizlice dinliyor. Zamanı gelince, soyulacak yere gidiyor. Maksadı suçüstü yakalamak. Fakat soyguna başlarken, adamlar planı değiştiriyorlar. Biri vazgeçiyor, ikisi başka türlü hareket ediyorlar. Eğer bir başkasının bilmesi soyguncuların hareketlerini engelleseydi, planın değişmemesi gerekirdi. Polisin önceden bilmesi olaya hiç tesir etmedi.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Plan değişmese yine etmeyecekti. Çünkü onlar, bu işi polis öyle biliyor diye yapmayacaklardı. Zaten polisin neler bildiğini de bilmiyorlardı.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Eğer planı uygulasalar, yakalansalar ve polis, yaptıklarını önceden bildiğini söyleseydi,&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">“Sen böyle bildiğin için, biz bu suçu işledik. Gerçek suçlu sensin. Biz masumuz.”</em>&nbsp;mu diyeceklerdi?</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Günah işleyip de suçu kadere, yani&nbsp;“o işi önceden bilen ilahi ilme”&nbsp;yüklemek isteyen günahkârın bunlardan ne farkı var?</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
<em style="box-sizing: inherit;">“Kaderimden kaçamam, yazılan başa gelir, olacak denen olur. Öyleyse günahımdan dolayı niçin suçlu sayılıyorum?”&nbsp;</em>diye düşünenler hiç de az değil.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Bu mantığın, mesuliyetten kurtulmak isteyen bir suçluya ait olduğu gün gibi ortada. İşte formül: suçu kadere yükle ve rahatla! Adil bir hakem olan vicdanın, bu düşünüş biçimiyle huzura kavuşacağını sanmıyorum. Çünkü, yapıp ettiklerimizin dikkatli bir şahididir o. Şüphesiz bir “kader kanunu” vardır ve hükmünü yürütür, ama “irade” de bir kanundur. Her günahı isteyip dileyerek işlediğimizi nasıl unutabiliriz? Alınyazımızı okuyamıyoruz, kaderde olanı bilmiyoruz. Bizim bildiğimiz, önümüzde biri iyi, diğeri kötü iki yol bulunduğu. Asla inkar edemeyeceğimiz irademizle birinden gidiyoruz. Giderken de nefsimizden başka bir zorlayıcı olmadığını pekala hissediyoruz. Önce değil, ancak her şey olup bittikten sonra öğreniyoruz alın yazımızı.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Şu misalin meselemize ışık tutacağına inanıyorum. Harika bir kameraman düşünelim. Diyelim ki, bu adam, bizim gelecekteki on günlük hayatımızı gizlice filme aldı. Yani o, on günlük yaşantımızı önceden bildi. Biz de film olayını öğrendik, ama bantta neler olduğunu bilmiyoruz. On birinci gün filmi bize gösterdi. İşlediğimiz hataları, günahları ve suçları seyrettik. Kameramana,<em style="box-sizing: inherit;">&nbsp;“Sen bizim on günlük geleceğimizi bilmesen, görüntülemesen, biz bu suçları işlemezdik.”&nbsp;</em>diyebiliriz miyiz?</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Bilmekle yapmanın çok farklı şeyler olduğunu vurgulamak gerekir. Bir misal vermiştik. Bizlerin bir çekirdeğin ağaç olacağını bilmemiz onun ağaç olmasına gerek olmadığı anlamına gelmez.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Ayrıca bir makine veya bina için bir plan yapılsa, madem ki plan var, öyleyse binaya ve makinaya ne gerek var denilebilir mi?..</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Yarın bir yere gideceğimizi ve şunları yiyeceğimizi planlıyalım. Buna göre madem ne yapacağımız belli öyleyse ne gerek var gitmeye ve yemek yemeye diyor muyuz?..</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Biz bile gündelik basit şeyler için bunu diyemezsek, Allah&#8217;ın sayısız hikmetlerle yarattığı insanı, madem ne yapacağını biliyordu öyleyse neden imtihan ediyor denilemez.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Kaderin esas anlamı, &#8220;Allah’ın, olmuş olacak her şeyi bilmesi&#8221; demektir.&nbsp;Dikkat edersek insan iradesini yok saymıyor.&nbsp;Bilmek ayrı yapmak ayrıdır.&nbsp;Bilen Allah’tır, yapan kuldur. Bu konuya bir misal verelim:</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Peygamberimiz (asm) İstanbul&#8217;un fethini ve komutanını yüz yıllar önce müjdelemiş ve haber vermiştir. Zamanı gelince de dediği gibi çıkmış. Şimdi, İstanbul Peygamberimiz (asm) dediği için mi fethedildi, yoksa fethedileceğini bildiği için mi söyledi. O zaman Sultan Fatih yatsaydı, çalışmasaydı, ordular hazırlatıp savaşmasaydı yine olacak mıydı? Demek ki Allah Fatih&#8217;in çalışıp İstanbul’u fethedeceğini biliyordu ve bunu elçisi Hz. Peygamber (asm)&#8217;e bildirdi.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Buradaki ince nokta:&nbsp;Allah bildiği için yapmıyoruz; biz yapacağımız için Allah biliyor. Zaten Allah’ın geleceği bilmemesi düşünülemez. Bilmese veya bilemese yaratıcı olamaz.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Buna bir örnek verelim; Allah dostu evliyadan bir öğretmen düşünelim. Öğrencilerinden birisine&nbsp;“Yarın seni şu kitaptan imtihan edeceğim.”&nbsp;diyor. Fakat öğretmen Allah’ın izniyle onun filim, maç, oyun, eğlence, derken sabah okula çalışmadan geleceğini bilerek, akşamdan karnesine&nbsp;“0”&nbsp;yazıyor. Ertesi sabah öğrenci sorulan sorulara cevap veremiyor ve sıfırı hak ettiğini bildiği anda, öğretmen cebinden not defterini çıkarıp&nbsp;“Senin çalışmayıp sıfır alacağını bildiğim için önceden deftere sıfır yazmıştım.”&nbsp;diyor. Buna karşı öğrenci&nbsp;“Hocam sen sıfır yazdığın için ben sıfır aldım. Yoksa geçer puan yazsaydın geçerdim.”&nbsp;diyebilir mi?</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Demek ki Allah yazdığı için biz yapmıyoruz, bizim yapacağımız şeyleri bilerek Allah yazıyor. İşte buna kader diyoruz.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Teşbihte hata olmasın, Allah da, bizim ömrümüz boyunca yapacaklarımızı “ezeli kamerasıyla “Levh-i Mahfuz” denilen bir banda alıyor. Fakat biz o filmde neler bulunduğunu asla bilmiyoruz. Bu tespit hareketimize, niçin tesir etsin! Gerçek bu olunca, mesuliyet elbette bizimdir. Hür irademizle kötüyü seçip, günah işlediğimiz için suçlanıyoruz, başka şey için değil.&nbsp;“Kaderimde yazılıysa suçum ne?”&nbsp;demeye hiç hakkımız yok. İsteyerek suç işlemek&nbsp;“suç”&nbsp;değilse, suç ne peki?</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Bize düşen, günahımıza tövbe etmek, affı için yalvarmak ve güzel ameller işleyip cezadan kurtulmaya çalışmak. Suçu kadere yüklemeye çalışmakla ancak kendimizi aldatabiliriz, Allah&#8217;ı, asla!..</div>
<div style="box-sizing: inherit; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
<b>Kaynak: <a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/" data-wpel-link="external" rel="nofollow external noopener noreferrer">www.sorularlaislamiyet.com</a></b></div>
<div style="box-sizing: inherit; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
<div class="separator" style="clear: both; text-align: center;">
<iframe loading="lazy" allowfullscreen="" class="YOUTUBE-iframe-video" data-thumbnail-src="https://3.bp.blogspot.com/-s2PAUVSnq2Q/WX2g0p7PWFI/AAAAAAAAIGE/wDIXfiXttXY_7n38aKdl5whbiV-rXT7hwCLcBGAs/s640/Screenshot_9.png" frameborder="0" height="366" src="https://www.youtube.com/embed/8DwGxbIuhsA?feature=player_embedded" width="520"></iframe></div>
<p><b><br /></b></div>
<div class="separator" style="clear: both; text-align: center;">
<iframe loading="lazy" allowfullscreen="" class="YOUTUBE-iframe-video" data-thumbnail-src="https://i.ytimg.com/vi/yOFSCiZ9niQ/0.jpg" frameborder="0" height="366" src="https://www.youtube.com/embed/yOFSCiZ9niQ?feature=player_embedded" width="520"></iframe></div>
<div class="separator" style="clear: both; text-align: center;">
</div>
<div class="separator" style="clear: both; text-align: center;">
</div>
<p>&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;<iframe loading="lazy" allowfullscreen="" class="YOUTUBE-iframe-video" data-thumbnail-src="https://i.ytimg.com/vi/zR6kNEE5Dy8/0.jpg" frameborder="0" height="366" src="https://www.youtube.com/embed/zR6kNEE5Dy8?feature=player_embedded" width="520"></iframe></p>
<div style="box-sizing: inherit; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
</p>
<div class="separator" style="clear: both; text-align: center;">
<iframe loading="lazy" allowfullscreen="" class="YOUTUBE-iframe-video" data-thumbnail-src="https://i.ytimg.com/vi/0nS4sG8M7IQ/0.jpg" frameborder="0" height="366" src="https://www.youtube.com/embed/0nS4sG8M7IQ?feature=player_embedded" width="520"></iframe></div>
<p></div>The post <a href="https://ateistlerecevap.org/kaderimde-yaziliysa-benim-sucum-ne/" data-wpel-link="internal">Kaderimde yazılıysa benim suçum ne?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ateistlerecevap.org/kaderimde-yaziliysa-benim-sucum-ne/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Peygamberler hep aynı Coğrafyayamı gelmiştir?</title>
		<link>https://ateistlerecevap.org/peygamberler-neden-hep-ayn-cografyaya/</link>
					<comments>https://ateistlerecevap.org/peygamberler-neden-hep-ayn-cografyaya/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ateistlere Cevaplar]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 22 Apr 2017 15:48:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sorular]]></category>
		<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.ateistlerecevap.org/?p=58</guid>

					<description><![CDATA[<p>Değerli kardeşimiz, Kur&#8217;ân-ı Kerim&#8217;de ismi geçen ve geçmeyen peygamberlerin hemen hemen hepsi coğrafî tabiriyle&#160;Akdeniz Havzası&#160;(Suriye, Lübnan, Filistin, İsrail, Mısır),Mezopotamya&#160;(Irak, Ürdün, İran&#8217;ın bir kısmı)&#160;ve Arap Yarımadasında çıkmış ve tebliğ vazifelerini burada yürütmüşlerdir. Esas itibariyle bu meseledeki gerçek sebep&#160;&#8220;kader-i İlâhînin bir remzidir.&#8221;(Mesnevî-i Nuriye , s. 91)&#160;Yâni, Cenab-ı Hakk&#8217;ın takdir ve iradesi peygamberlerin Şarkta gönderilmesini icap ettirmiş, gerektirmiştir. [&#8230;]</p>
The post <a href="https://ateistlerecevap.org/peygamberler-neden-hep-ayn-cografyaya/" data-wpel-link="internal">Peygamberler hep aynı Coğrafyayamı gelmiştir?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div class="separator" style="clear: both; text-align: center;">
<a href="https://4.bp.blogspot.com/-mAai7JeEaIc/WPt7Vl2YhyI/AAAAAAAAFsQ/fqtL2cl1BWkEdgYoPV5LxFJJXmPynAV5QCLcB/s1600/Mezhepler%2B%252823%2529.png" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;" data-wpel-link="external" rel="nofollow external noopener noreferrer"><img loading="lazy" decoding="async" border="0" height="360" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2017/04/Mezhepler282329.png" width="640" /></a></div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Değerli kardeşimiz,</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Kur&#8217;ân-ı Kerim&#8217;de ismi geçen ve geçmeyen peygamberlerin hemen hemen hepsi coğrafî tabiriyle&nbsp;Akdeniz Havzası&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">(Suriye, Lübnan, Filistin, İsrail, Mısır),</em>Mezopotamya&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">(Irak, Ürdün, İran&#8217;ın bir kısmı)</em>&nbsp;ve Arap Yarımadasında çıkmış ve tebliğ vazifelerini burada yürütmüşlerdir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Esas itibariyle bu meseledeki gerçek sebep&nbsp;&#8220;kader-i İlâhînin bir remzidir.&#8221;<em style="box-sizing: inherit;">(Mesnevî-i Nuriye , s. 91)</em>&nbsp;Yâni, Cenab-ı Hakk&#8217;ın takdir ve iradesi peygamberlerin Şarkta gönderilmesini icap ettirmiş, gerektirmiştir. Peygamberleri, kendi emirlerini ulaştırmak maksadıyla Cenab-ı Hak gönderdiği gibi, hangi memlekete, hangi insanı peygamber olarak göndermeyi de yine O istemiştir. Bunda kulların bir tesir ve dahli yoktur.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Meselenin hikmet cihetine gelince;&nbsp;bu hususun pekçok hikmeti olmakla birlikte, akla gelebilen ilk bir iki hikmeti şunlardır:</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
&#8211; Bir defa insanlığın ilk atası olan Hz. Âdem (as), Havva validemizle bugün Mekke yakınlarındaki Arafat Dağı yakınlarında buluşmuşlardır. İnsan neslinin çoğalması da yine bu civarda başlamıştır. Hz. Âdem (as)&#8217;in oğulları ne kadar çoğalmış olsalar da, meselâ kendisinden sonra peygamber olan iki oğlu Hz. Şit (as) ve Hz. İdris (as), Mekke&#8217;de tebliğ vazifelerini yürütmüşlerdir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Yine Hz. Âdem (as) ile Hz. Nuh (as) arasında uzun bir zaman geçmiş olmasına rağmen, Hz. Nuh (as) bugünkü&nbsp;Kufe&nbsp;civarında yaşamış ve ümmetine tebliğ vazifesini orada yapmıştır. Hz. Salih, Hz. İshak, Hz. Eyyûb, Hz. İlyas (aleyhimüsselam)&#8217;ın&nbsp;Şam&nbsp;ve civarında, Hz. Zekeriyya, Hz. Yahya, Hz. Davud, Hz. Süleyman ve Hz. İsa (aleyhimüsselam) da&nbsp;Kudüs&#8217;te yaşamıştır. Hz. Hûd (as)&nbsp;Yemen&#8217;de, Hz. Musa (as) ve Hz. Yusuf (as) Mısır halkına peygamber olarak gönderilmiştir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Diğer peygamberler de hep bu civarda gelmişlerdir. Zaten peygamberler insanlara ve insanlığın toplu olarak bulunduğu bölgelere gönderilmiştir. Çünkü, insanlık hep bu bölgelerde yaşıyordu. Peygamber kıssalarından, tefsirlerden ve İslâm tarihi ile ilgili eserlerinden öğrendiğimize göre, Hz. İsa (as)&#8217;a kadar, insanlık başta belirttiğimiz bölgelerde yaşıyordu. Zaten o zamanlar insanlığın nüfusu birkaç yüz milyon denebilecek kadardı. Bunun için dünyanın her tarafına yayılma, dağılma ihtiyacı da yoktu. Ne zaman ki, dünya nüfusu kalabalıklaştı, ondan sonra Avrupa ve Asya içlerine kadar yerleşilmeye başlandı.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Başka bir husus,&nbsp;peygamberler sadece Arap milletine gelmiş değildir. Bir kere Kur&#8217;ân&#8217;ın dışındaki semavî kitaplar İbranî dilinde gönderilmiştir. Hz. Yusuf ile Hz. Musa&#8217;nın kavmi bugünkü Mısırlılar ve Kıptîlerdi. Şam, Irak ve diğer bölgede yaşayanların hepsi Arap değildi, farklı milletlere mensuptular. Pek çok peygamberin İsrailoğullarına geldiği düşünülürse, peygamberlerin ekserisinin Araplara gelmediği gerçeği ortaya çıkar. Diğer peygamberler belli bir kavme ve topluluğa geldiği halde, bizim Peygamberimiz Hz. Muhammed Mustafa (a.s.m.) son peygamberdir ve bütün insanlığa gönderilmiştir. Peygamberimizin (asm) neslen Arap, Kur&#8217;ân&#8217;ın Arapça olması bu hakikati değiştirmez. Zaten bugün hemen her ırk ve milletten Müslüman bulunması bu gerçeği ortaya çıkarmaktadır.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Amerika kıtasında peygamber gelip gelmediğine gelince;&nbsp;bilindiği gibi, Amerika&#8217;nın bir yerleşim bölgesi haline gelmesi iki yüz küsur senelik bir meseledir. Amerika&#8217;nın keşfinden önce yerliler varsa da, onların oraya hangi asırda gittikleri bilinmemektedir. Hz. İsa (as) ve İslâm&#8217;ın çıkışından sonra olmadığı ne malûm! Bundan da onların atalarının bir hak din ve bir peygamber tebliği duymuş olmaları gerekir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Bütün bunlarla birlikte, Çin, Avrupa ve diğer kıtalara da peygamber gelmemiş diye bir kayıt yoktur. Gelmişse de, ya bunu tarih kaydetmemiş veya sonradan o bölgede çıkan bâtıl dinler kanalıyla unutturulmuştur. Bu arada şu âyet-i kerimeyi de hatırda bulundurmak lâzımdır:</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
&#8220;Biz bir peygamber göndermedikçe hiç kimseye azap etmeyiz.&#8221;&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">(İsrâ, 17/15)</em></div>
</blockquote>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
İlave bilgi için tıklayınız:</div>
<h1 style="border: none; font-family: Oswald, Georgia, &quot;Times New Roman&quot;, Times, serif; line-height: inherit; list-style: none; margin: 0px 0px 18px; outline: none; padding: 0px;">
<a href="https://www.ateistlerecevap.org/2017/01/islamdan-haberi-olmayanlarn-sorumlulugu.html" target="_blank" rel="noopener noreferrer" data-wpel-link="internal">İslam&#8217;dan haberi olmayanların sorumluluğu var mıdır?</a></h1>The post <a href="https://ateistlerecevap.org/peygamberler-neden-hep-ayn-cografyaya/" data-wpel-link="internal">Peygamberler hep aynı Coğrafyayamı gelmiştir?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ateistlerecevap.org/peygamberler-neden-hep-ayn-cografyaya/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Allah’a inanmak istiyorum ama olmuyor?</title>
		<link>https://ateistlerecevap.org/allaha-inanmak-istiyorum-ama-olmuyor/</link>
					<comments>https://ateistlerecevap.org/allaha-inanmak-istiyorum-ama-olmuyor/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ateistlere Cevaplar]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 21 Apr 2017 19:04:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sorular]]></category>
		<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.ateistlerecevap.org/?p=59</guid>

					<description><![CDATA[<p>Cevap 1: “Bir de o dağları görür de onları donuk ve hareketsiz sanırsın; Oysa onlar bulutların yürüdüğü gibi yürümektedirler. İşte bu, her şeyi muhkem ve mükemmel yapan Allah’ın sanatıdır. Muhakkak ki O, sizin yaptığınız her şeyden haberdardır.”&#160;(Neml, 27/88) mealindeki ayette dağların dönmekte olduğu açıkça ifade edilmiştir. &#8211; Bu ayetten ilk anlaşılması gereken, onun dünyanın döndüğüne [&#8230;]</p>
The post <a href="https://ateistlerecevap.org/allaha-inanmak-istiyorum-ama-olmuyor/" data-wpel-link="internal">Allah’a inanmak istiyorum ama olmuyor?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div class="separator" style="clear: both; text-align: center;">
<a href="https://4.bp.blogspot.com/-xudTCJ6bC_Y/WPpXa9c4RAI/AAAAAAAAFsA/7Oo9xGDuGtc-jIcF__2ZVSYb13SreTEhQCLcB/s1600/Mezhepler%2B%252821%2529.png" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;" data-wpel-link="external" rel="nofollow external noopener noreferrer"><img loading="lazy" decoding="async" border="0" height="360" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2017/04/Mezhepler282129.png" width="640" /></a></div>
<div class="transition visible" style="animation-duration: 300ms; animation-fill-mode: both; animation-iteration-count: 1; animation-timing-function: ease; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em; visibility: visible !important;">
</div>
<div class="transition visible" style="animation-duration: 300ms; animation-fill-mode: both; animation-iteration-count: 1; animation-timing-function: ease; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em; visibility: visible !important;">
Cevap 1:</div>
<div class="transition visible" style="animation-duration: 300ms; animation-fill-mode: both; animation-iteration-count: 1; animation-timing-function: ease; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em; visibility: visible !important;">
“Bir de o dağları görür de onları donuk ve hareketsiz sanırsın; Oysa onlar bulutların yürüdüğü gibi yürümektedirler. İşte bu, her şeyi muhkem ve mükemmel yapan Allah’ın sanatıdır. Muhakkak ki O, sizin yaptığınız her şeyden haberdardır.”&nbsp;(Neml, 27/88) mealindeki ayette dağların dönmekte olduğu açıkça ifade edilmiştir.</div>
<div class="transition visible" style="animation-duration: 300ms; animation-fill-mode: both; animation-iteration-count: 1; animation-timing-function: ease; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em; visibility: visible !important;">
&#8211; Bu ayetten ilk anlaşılması gereken, onun dünyanın döndüğüne işaret etmesidir. Çünkü dağların dönmesi demek, birer direk gibi sinesine çakıldığı yer küresinin dönmesiyle mümkündür.</div>
<div class="transition visible" style="animation-duration: 300ms; animation-fill-mode: both; animation-iteration-count: 1; animation-timing-function: ease; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em; visibility: visible !important;">
&#8211; Ayette açıkça dünyanın hareket halinde olduğunu gösteren bir ifade yerine “dağların hareket etmekte olduğu”na vurgu yapılmasının önemli bir hikmeti vardır, o da şudur:</div>
<div class="transition visible" style="animation-duration: 300ms; animation-fill-mode: both; animation-iteration-count: 1; animation-timing-function: ease; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em; visibility: visible !important;">
Kur’an sadece bilim kurgucularına veya bilim adamlarına hitap etmez, o aynı zamanda her asırda mevcut her kesimden insanlara hitap eden bir kitaptır. Bu sebeple, bilim adamlarına ilmi bir gerçeğin sinyallerini verdiği aynı ifadede tahsil görmemiş halk kesimini de tatmin edecek bir üslubu kullanması -mukteza-yı hale mutabakattan ibaret olan- belagatin gereğidir.</div>
<div class="transition visible" style="animation-duration: 300ms; animation-fill-mode: both; animation-iteration-count: 1; animation-timing-function: ease; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em; visibility: visible !important;">
Bunun ilmi terminolojisi “mümaşat”tır. Yani Allah, tahsil görmemiş halk kesiminin hislerini, gözle görmekte oldukları varlıkların görünürdeki &nbsp;şeklinin tam tersini gösteren bir ifade tarzını benimsemez. Çünkü bu, hikmete, eğitim ve öğretim metoduna aykırıdır. Mesela; &nbsp;&#8220;Güneş, kendisi için belirlenen yerde akar (döner).&#8221; (Yasin, 36/38) mealindeki ayetten değişik insanlar farklı manaları anlasınlar diye bu üslup kullanılmıştır.</div>
<div class="transition visible" style="animation-duration: 300ms; animation-fill-mode: both; animation-iteration-count: 1; animation-timing-function: ease; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em; visibility: visible !important;">
Nitekim, bir ilim adamı bu ayeti okuduğu zaman şöyle düşünür ki: Güneş yalnız bir lamba değil, aynı zamanda bahar ve yaz tezgâhında dokunan Rabbânî mensucatın bir mekiği, gece gündüz sahifelerinde yazılan ilâhî mektupların mürekkebi, nur bir hokkasıdır. Yani bu ayet, bu âlime dünyanın zâhiri dönüşünü, güneşin hakiki dönüşüne bir alamet yaptığını ders verir. Ve güneşi, dünyanın mevcut intizamının büyük bir zembereği olarak gösterir. Bunu gören ilim adamı ise, Allah&#8217;ın bu sonsuz hikmetine karşı &#8220;Mâşallah&#8221; deyip, secdeye kapanır.</div>
<div class="transition visible" style="animation-duration: 300ms; animation-fill-mode: both; animation-iteration-count: 1; animation-timing-function: ease; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em; visibility: visible !important;">
Kozmoğrafyacı bir astronomi bilgini ise, âyetten şunları anlar: Güneş kendi merkezinde ve kendi ekseninde, zemberekvâri bir hareket ile manzumesini, yani -yerküresinin de dahil olduğu- kendisine bağlı olan gezegenlerle birlikte oluşturduğu güneş sistemini Allah&#8217;ın emri ile belli bir düzen içerisinde harekete geçirip onlarla birlikte HERKUL burcuna doğru yol almaktadır.” (bk. Bedizzaman Said Nursi, Sözler, 412-413)</div>
<div class="transition visible" style="animation-duration: 300ms; animation-fill-mode: both; animation-iteration-count: 1; animation-timing-function: ease; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em; visibility: visible !important;">
Cevap 2-3:</div>
<div class="transition visible" style="animation-duration: 300ms; animation-fill-mode: both; animation-iteration-count: 1; animation-timing-function: ease; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em; visibility: visible !important;">
İlkel Hinduizm gibi dinlerde de harikaların olduğu söyleniyor.. Önce şunu belirtelim ki, soru soran kişinin bu soruya daha önce verdiğimiz cevabı okuduğu, sorusundan anlaşılıyor. Bu sebeple aynı şeyleri tekrar etmeden kısaca özetleyelim ki, o dinlerdeki harikaların varlığı gerçek ise, bu takdirde o dinler de aslı itibariyle semavidir.</div>
<div class="transition visible" style="animation-duration: 300ms; animation-fill-mode: both; animation-iteration-count: 1; animation-timing-function: ease; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em; visibility: visible !important;">
Allah 124 bin peygambere benzer mucizeler vermiştir. Dinlerin gelişi, harikaları göstermek için değil ki, sorudaki “Ama Kuran’dakiyle aynı mucizeler. Allah farklı kitap gönderemiyor mu?” itirazına yer olsun. Dinler her zaman -Allah’ın varlığı, birliği, öldükten sonra dirilmenin ispatı gibi- iman esaslarında birliği sağlamış, fakat hükümlerde farklılık arz etmiştir. Farklı dinlerin gelmesi bu farklı hükümleri farklı zamanlardaki insanların faklı ihtiyaçlarını gidermeye yöneliktir.</div>
<div class="transition visible" style="animation-duration: 300ms; animation-fill-mode: both; animation-iteration-count: 1; animation-timing-function: ease; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em; visibility: visible !important;">
&#8211; Eğer söz konusu dinler semavi değilse, o harikaların din açısından mucize değil, deccal gibi kâfir insanlara da verileceği hadislerde açıkça bildirilen “İstidrac” türü sınav testleridir.</div>
<div class="transition visible" style="animation-duration: 300ms; animation-fill-mode: both; animation-iteration-count: 1; animation-timing-function: ease; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em; visibility: visible !important;">
Bu isitidracların sınavdaki önemi soru soran kişi ve benzerlerini gördükten sonra daha iyi anlıyoruz. Çünkü, bakıyoruz ki, elimizde mevcut Kur’an ve sahih hadis kaynaklarında -ilmi keşifleri ortaya koyduğu gerçeklerin bu kaynaklarda yer almasının dışında- ayrıca yüzlerce harikaların/mucizelerin peygamberimiz tarafından gösterildiği halde, bu gibi adamlar bunlar hakkında tereddüt gösteriyor, öte yandan doğruluğunu tespit etmek mümkün olmayan İslam dini dışındaki kaynaklarda var olduğu iddia edilen hususlara hiç tereddüt etmeden savunuyorlar. Bu ciddi bir mantık çelişkisidir.</div>
<div class="transition visible" style="animation-duration: 300ms; animation-fill-mode: both; animation-iteration-count: 1; animation-timing-function: ease; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em; visibility: visible !important;">
&#8211; Bununla beraber, harikaların bir kısmı, peygamber nişanesi, bir kısmı evliyalık alameti, bir kısmı teknoloji harikası, bir kısmı da -sihir ve benzerlerinde olduğu gibi- fasıklığın alametidir. Bu harikaların kendisi değil, bunları gösterenlerin iyi insan olup olmadığı önem taşır.</div>
<div class="transition visible" style="animation-duration: 300ms; animation-fill-mode: both; animation-iteration-count: 1; animation-timing-function: ease; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em; visibility: visible !important;">
Hayatı boyunca çocukluğundan beri “Muhammedu’l-Emin” unvanına sahip, herkesten daha fazla Allah’a kulluk eden, Allah’tan korkan, ona saygılı olan, Kur’an’ın emir ve yasaklarına herkesten daha fazla riayet eden, insanları hukukta bir tarağın dişleri gibi eşit sayan, ahlakın zirvesinde olduğu hem ayet hem de binlerce sahabenin tasdikiyle doğruluğu ispatlanan Peygamber Efendimizin peygamberliği hem Kırk yönden mucize olan Kur’an’la hem de bizzat kendisinin gösterdiği yüzlerce mucizelerle güneş gibi ispat edilmiştir.</div>
<div class="transition visible" style="animation-duration: 300ms; animation-fill-mode: both; animation-iteration-count: 1; animation-timing-function: ease; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em; visibility: visible !important;">
Cevap 4-5:</div>
<div class="transition visible" style="animation-duration: 300ms; animation-fill-mode: both; animation-iteration-count: 1; animation-timing-function: ease; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em; visibility: visible !important;">
“(Allah)&nbsp;Yarattığı her şeyi güzel ve muhkem&nbsp;yapıp insanı ilkin çamurdan yarattı.” (Secde, 32/7); “Yedi kat göğü birbiriyle tam uyum içinde yaratan O’dur.&nbsp;Rahman’ın yaratmasında hiçbir nizamsızlık göremezsin. Gözünü çevir de bak: Herhangi bir kusur görebilir misin?&nbsp;Sonra tekrar tekrar gözünü çevir de bak, gözün bir kusur bulamadığından, eli boş ve bitkin geri döner.” (Mülk, 67/3-4) mealindeki &nbsp;ayet ve benzerlerinde evrenin ve içindekilerin mükemmel bir sanat eseri olarak var edildiğini göstermektedir. &nbsp;</div>
<div class="transition visible" style="animation-duration: 300ms; animation-fill-mode: both; animation-iteration-count: 1; animation-timing-function: ease; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em; visibility: visible !important;">
Kur’an’da yüzlerce ayette varlıkların bu harika sanat yönüne vurgu yapılarak, kâinatın “akıllı bir tasarım” ürünü olduğuna işaret edilmiştir. Akıllı tasarım demek, evreni yaratan yaratıcıda sonsuz bir ilim, bir kudret, bir hikmetin var olduğu demektir.</div>
<div class="transition visible" style="animation-duration: 300ms; animation-fill-mode: both; animation-iteration-count: 1; animation-timing-function: ease; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em; visibility: visible !important;">
Bu ise Kur’an’ın bahsettiği gibi ve bize tanıttığı gibi bir Allah’a iman etmeyi gerektirir. Çünkü onun dışında ne bir atom, ne bir molekül, ne bir tabiat, ne bir kör tesadüf bu işleri yapabilir.</div>
<div class="transition visible" style="animation-duration: 300ms; animation-fill-mode: both; animation-iteration-count: 1; animation-timing-function: ease; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em; visibility: visible !important;">
&#8211; Şunu da belirtelim ki, Cennet adam istediği gibi cehennem de adam ister. Keza insanlık tarihi bize göstermiştir ki, cennet ucuz değil, cehennem de lüzumsuz değildir. Kâinatın “akıllı tasarım”ı gösteren harikalığı, mazlumların yardımına koşan, itaat edenlere mükâfat yeri &nbsp;ve sonsuz rahmetin tecelligâhı olan cennet ile, zalimlerin ve isyan eden despotların müstahak oldukları cezayı çektiren cehennem gibi sonsuz adaletin tecelli ettiği yerin varlığını zorunlu kılar. Çünkü buradaki harikalık, ahirette de harikalığı ister.</div>
<div class="transition visible" style="animation-duration: 300ms; animation-fill-mode: both; animation-iteration-count: 1; animation-timing-function: ease; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em; visibility: visible !important;">
&#8211; Şunu da unutmayalım ki eğer Allah dileseydi, Allah’ın varlığı için öyle deliller gösterirdi ki bir tek inkar eden kalmazdı. Ancak, Allah adaletin tecellisi için imtihanı özgür iradesiyle kazananların yanında kaybedenlerin de olmasını irade etmiştir.</div>
<div class="transition visible" style="animation-duration: 300ms; animation-fill-mode: both; animation-iteration-count: 1; animation-timing-function: ease; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em; visibility: visible !important;">
Bu sebepledir ki, İslam’ın gösterdiği delillerin muhtevasında “akla kapı açılır; fakat iradesi elinden alınmaz” gerçeği vardır. Böylecei herkes Allah’ın verdiği aklını, gitmek istediği yolunu tercih etmek için kullansın. “Eğer dileseydik onlara gökten öyle bir mucize indirirdik ki, onun karşısında&nbsp;ister istemez boyun bükerlerdi.” (Şuara, 26/4), “ Eğer dileseydik bütün insanlara hidâyet verir, doğru yola koyardık. Lâkin “Cehennemi cinlerden ve insanlardan bir kısmıyla dolduracağım” hükmü kesinleşmiştir.” ( Secde, 32/13) mealindeki ayetlerde bu hakikatin altı çizilmiştir.</div>
<div class="transition visible" style="animation-duration: 300ms; animation-fill-mode: both; animation-iteration-count: 1; animation-timing-function: ease; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em; visibility: visible !important;">
&#8211; Son olarak şunu belirtelim ki, Kur’an’ın gösterdiği ilmi mucizeler binlerce ilim adamı tarafından kabul edilmiştir.</div>
<div class="transition visible" style="animation-duration: 300ms; animation-fill-mode: both; animation-iteration-count: 1; animation-timing-function: ease; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em; visibility: visible !important;">
&#8211; Doğrusu, kırk yönden mucize, 15 asırdan beri bu konuda insanlara ve cinlere meydana okuyan, Rum suresi, Fetih suresi gibi inişinden bir kaç yıl sonra vuku bulan olayları açıkça ifade eden Kur’an’ın mucizeliği konusunda bir kaç cahil dinsizin hezeyanları karşısında tereddüt gösterenlere gerçekten hayret ediyoruz.</div>
<div class="transition visible" style="animation-duration: 300ms; animation-fill-mode: both; animation-iteration-count: 1; animation-timing-function: ease; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em; visibility: visible !important;">
&#8211; Daha önce de bir kaç defa yaptığımız bir ilanı, bu münasebetle tekrar ediyor ve diyoruz ki, bu sitede -yer, vakit, muhatap sıkıntısından ötürü- her şeyi ortaya koyma imkânımız olmayabilir. Bu nedenle, sitemizde bulunan Allah&#8217;a iman, Kuran Mucizeleri, Peygamberimizin Mucizeleri gibi konuları okumanızı rica ederiz.</div>
<div class="transition visible" style="animation-duration: 300ms; animation-fill-mode: both; animation-iteration-count: 1; animation-timing-function: ease; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em; visibility: visible !important;">
&#8211; Ayrıca, bu ve benzeri konuları; dinî, aklî, mantıkî ve vicdanî delillerle ikna eden Risale-i Nur külliyatını okumanızı da tavsiye ederiz.</div>The post <a href="https://ateistlerecevap.org/allaha-inanmak-istiyorum-ama-olmuyor/" data-wpel-link="internal">Allah’a inanmak istiyorum ama olmuyor?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ateistlerecevap.org/allaha-inanmak-istiyorum-ama-olmuyor/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Allah&#039;ın varlığının delilleri nelerdir?</title>
		<link>https://ateistlerecevap.org/allahn-varlgnn-delilleri-nelerdir/</link>
					<comments>https://ateistlerecevap.org/allahn-varlgnn-delilleri-nelerdir/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ateistlere Cevaplar]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 21 Apr 2017 18:20:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sorular]]></category>
		<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>
		<category><![CDATA[Allah'ın Varlığının Delilleri]]></category>
		<category><![CDATA[Allah'ın Varlığının Delilleri Kısaca]]></category>
		<category><![CDATA[Allah’ın Varlığının Ve Birliğinin Delilleri]]></category>
		<category><![CDATA[Allahın delilleri]]></category>
		<category><![CDATA[ateistlere allah'ın ispatı]]></category>
		<category><![CDATA[ateistlere cevaplar]]></category>
		<category><![CDATA[Ateizm ve Din]]></category>
		<category><![CDATA[Big bang teorisi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.ateistlerecevap.org/?p=60</guid>

					<description><![CDATA[<p>Varın ispatı, yokun ispatından her zaman daha kolaydır. Bir elma cinsinin yeryüzünde bulunduğunu, bir tek elmayı göstermekle ispat edebiliriz. Halbuki yokluğunu iddia eden kimse bütün yeryüzünü, hatta kâinatı dolaşıp, ancak ondan sonra onun yokluğunu ispat edebilir. Bu ise, imkansızlık çapında bir zorluk demektir. Öyleyse diyebiliriz ki; yok, hiçbir zaman ispat edilemez&#8230; Bir sarayın kapılarından 999&#8217;u açık, biri [&#8230;]</p>
The post <a href="https://ateistlerecevap.org/allahn-varlgnn-delilleri-nelerdir/" data-wpel-link="internal">Allah'ın varlığının delilleri nelerdir?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"><a style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;" href="https://4.bp.blogspot.com/-C9prLhKr9ck/WPpNCtAV5jI/AAAAAAAAFrw/UPEYTrqHAPsyZMC9mxxKJPuhLy-gSHxcgCLcB/s1600/Mezhepler%2B%252820%2529.png" data-wpel-link="external" rel="nofollow external noopener noreferrer"><img loading="lazy" decoding="async" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2017/04/Mezhepler282029.png" width="640" height="360" border="0" /></a></div>
<div id="nodesesalani">
<div id="sesaciklamabas"></div>
</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;"><em style="box-sizing: inherit;">Varın ispatı, yokun ispatından her zaman daha kolaydır.</em> Bir elma cinsinin yeryüzünde bulunduğunu, bir tek elmayı göstermekle ispat edebiliriz. Halbuki yokluğunu iddia eden kimse bütün yeryüzünü, hatta kâinatı dolaşıp, ancak ondan sonra onun yokluğunu ispat edebilir. Bu ise, imkansızlık çapında bir zorluk demektir. Öyleyse diyebiliriz ki; yok, hiçbir zaman ispat edilemez&#8230;</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Bir sarayın kapılarından 999&#8217;u açık, biri kapalı olsa, kimse o saraya girilemeyeceğini iddia edemez. İşte inkarcı, devamlı surette kapalı olan o bir tek kapıyı nazara verip onu göstermek ister. Aslında o kapı da, o inkarcı ve onun gibi olanların gözlerine çekilmiş perde sebebiyle onların ruh dünyalarına kapalıdır. Mümin için kapalı kapı yoktur. Yeter ki gözlerini yummasın!&#8230; Zaten 999&#8217;u herkese açıktır. Hem de ardına kadar&#8230;</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">İşte o kapı ve  delillerden birkaçı:</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">İmkân Delili:<em style="box-sizing: inherit;"> İmkân, bir şeyin olması ile olmamasının eşit ihtimale sahip olması demektir. </em>Günlük konuşmalarımızda da <em style="box-sizing: inherit;">&#8220;mümkün&#8221;</em> derken olabilir de olmayabilir de manasını kast ederiz. Yaratılmış olan her varlık bize şu gerçeği haykırır: <em style="box-sizing: inherit;">Benim olmamla olmamam eşit idi. Şu an ben varsam, var olmamı yoklukta kalmama tercih eden biri var demektir. O ise ancak Allah&#8217;tır. </em></div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Hudus Delili: <em style="box-sizing: inherit;">Hudus, sonradan olma demektir.</em> Hudusun en büyük delili değişmedir. Bir varlıkta değişme varsa, bu hareketin bir ilk noktası olacaktır. İşte o noktadan önce o şey varlık sahasına çıkmamıştı. Henüz yoklukta iken var olmayı kendi kendine irade edemeyeceğine ve buna güç yetiremeyeceğine göre, bu var oluş Allah’ın yaratmasıyla gerçekleşmiş demektir. Maddenin termodinamik kanununa göre sürekli yokluğa doğru kayması, kâinatın durmadan genişlemesi, güneşin süratle tükenişe doğru yol alması gibi hadiseler, bu varlık aleminin bir başlangıcı olduğunu gösteriyor.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">San&#8217;at: Atomdan insana, hücreden galaksilere kadar bütün kâinatta, ince ve baş döndürücü bir sanat göze çarpmaktadır. Evet, bir baştan bir başa kâinattaki her eser şu özelliklere sahiptir:</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid #b6ff6d; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;"><em style="box-sizing: inherit;">• Büyük sanat değeri taşır.<br style="box-sizing: inherit;" />• Çok kıymetlidir.<br style="box-sizing: inherit;" />• Çok kısa zamanda ve çok kolay yapılmaktadır.<br style="box-sizing: inherit;" />• Çok sayıda olmaktadır.<br style="box-sizing: inherit;" />• Karışık ve çeşit çeşittir.<br style="box-sizing: inherit;" />• Devamlıdır.</em></div>
</blockquote>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Halbuki, kısa zamanda, çok sayıda, kolay ve karışık yapılan işlerde san&#8217;at ve kıymet olmaması gerekir. Ancak yapan Allah (c.c.) olursa, o zaman her şey değişir ve zıtlar bir araya gelebilir!..</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Devir ve Teselsülün Muhal olması: Devrin muhal olduğu şu misalle açıklanıyor. Bir yumurtayı tavuğun yaptığını iddia eden adama soruyorsunuz. <em style="box-sizing: inherit;">Tavuğu kim yaptı? </em>Buna karşılık onun çıktığı yumurtayı gösteriyor. Buna göre tavuğu aradan çıkardığımızda yumurta yumurtayı yapmış oluyor. Bu ise muhaldir. Teselsül ise, bir şeyin silsile hâlinde ta ilk noktasına kadar gidip o ilk varlığı kimin yaptığını sormak suretiyle Allah’ın varlığını ispat metodudur. Yani bu meyveyi şu ağaç yaptı, o bir önceki meyveden oldu, o da bir önceki ağaçtan. Böylece ilk ağaca yahut ilk meyveye kadar varıyor ve soruyoruz: <em style="box-sizing: inherit;">Bunu kim yarattı?.. </em></div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Kur&#8217;an yolu devir ve teselsülden çok farklıdır. <em style="box-sizing: inherit;">&#8220;Yumurtayı kim yaptı?&#8221;</em> yahut <em style="box-sizing: inherit;">&#8220;Meyveyi kim yaptı?&#8221;</em> sorusunun cevabı, doğrudan doğruya, “Allah yarattı.” diye cevap verilir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">İlim, irade, şefkat, merhamet kavramlarından bir nasibi olmayan, insanı tanımayan, hikmetten, sanattan anlamayan bu sebeplerin (tavuğun ve ağacın) sonucun yaratılmasında hiçbir tesirleri olmadığı ispat edilir. Böylece devir yahut teselsül deliline gerek duyulmaz.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Hikmet ve Gaye Delili: Her varlıkta kendisine mahsus bir gaye, bir maksat, bir fayda takip edildiği göze çarpmakta ve hiçbir şeyde gayesizlik, manasızlık ve israf sayılacak herhangi bir durum müşahede edilmemektedir. Hâlbuki, ne madde aleminde ne bitki ve hayvanat dünyasında ne de eşya ve hadiselerde şuur ve idrak mevcut değildir ki, bu gayeler silsilesi takip edilebilsin. Öyle ise, kâinattaki bu şuurlu işleyişi ve bu hikmet ve gayeleri ancak Allah&#8217;a isnat etmekle makul bir yol tutmuş olabiliriz.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Yardımlaşma Delili: Yağmurun toprağın imdadına, güneşin gözlerin yardımına koşmalarından, ta havanın kanı temizlemesine kadar, bu alem bir yardımlaşma hareketiyle âdeta dolup taşmaktadır. Bu yardımlaşmayı yapan taraflar birbirlerini tanımamakta, bilmemektedirler. Öyle ise bu merhametli icraatı sebeplere vermek mümkün değildir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Temizlik: Kâinattaki nezafet ve temizlik, başlı başına bir delil olarak, bize Kuddüsismiyle müsemma bir Zat&#8217;ı (c.c.) anlatmaktadır. Toprağı temizleyen bakteriler, böcekler, karıncalar ve nice yırtıcı kuşlar; rüzgâr, yağmur ve kar; denizlerde buzullar ve balıklar; gezegenimizde atmosfer, uzayda kara delikler; bünyemizde kanımızı temizleyen oksijen ve ruhumuzu sıkıntılardan kurtaran manevi esintiler, hep Kuddüsisminden haber vermekte ve o ismin verasındaki Zat-ı Mukaddes&#8217;i göstermektedir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Simalar: Herhangi bir insanın siması, en ince teferruatına kadar kendisinden evvel geçmiş milyarlarca insandan hiçbirisine birebir benzememektedir. Bu kaide, kendisinden sonra gelecekler için de aynen geçerlidir. Bir cihette birbirinin aynı, diğer cihette birbirinden ayrı milyarlarca resmi küçücük bir alanda çizip, sonra da kendileri gibi olması mümkün, milyarlarca resimden ayırmak ve her şeyi sonsuz ihtimal yolları içinde bir yola ve bir şekle sokmak, elbette ve elbette yarattığı her varlığı, hem de hiç kapalı bir yanı kalmamak üzere bilen ve o varlığa istediği şekli vermeye gücü ve ilmi yeten Cenab-ı Hakk&#8217;ı en sağır kulaklara dahi duyuracak kuvvette bir ilandır.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Fıtrat ve Vicdan Delili: Allah&#8217;ı tanımanın sayılamayacak kadar çok delil ve işaretleri insanın yaratılışında, fıtratında mevcuttur. Bunlardan birkaç örnek: İnsan fıtratı ve vicdanı her nimetin mutlaka şükür istediğini bilir. Bir peygambere kavuşmuş ve hidayete ermişse şükrünü Allah&#8217;a yapar. Aksi hâlde batıl mâbutlara tapar. Bu tapma insan vicdanın insanı zorlamasıyla gerçekleşir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;"><em style="box-sizing: inherit;">Güzelliği takdir hissi de insan fıtratında mevcuttur.</em> Sergiler, fuarlar bu his ile gerçekleşir. İnsan bu yaratılışının gereği olarak, şu sema yüzünde sergilenen yıldızları, zemin yüzünde boy gösteren çiçekleri, ağaçları, ormanları dolduran ceylanları, aslanları, denizlerde kaynaşan balıkları seyretmek ve onlardaki İlâhî sanatın mükemmelliğini takdir etmek durumundadır.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Tarih: <em style="box-sizing: inherit;">Dinler tarihi şahittir ki, insanlık hiçbir devrini dinsiz geçirmemiştir. </em>Batıl, hatta gülünç dahi olsa, hemen her devirde bir dine inanmış ve bir manevi sistemi takip etmiştir. İnsan fıtratına inanma duygusunu Allah koymuştur ve insan O’na (Allah’a) inanmakla mükelleftir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Kur&#8217;an: Kur&#8217;an-ı Kerim&#8217;in Kelamullah olduğunu ispat eden bütün deliller, aynı zamanda Cenab-ı Hakk&#8217;ın varlığını da ispat eder durumdadır. Kur&#8217;an&#8217;ın Allah kelamı olduğuna dair yüzlerce delil vardır. Bunlar, Kur’an ile alakalı İslam kaynaklarında en ince teferruatına kadar mevcuttur. Bütün bu deliller, kendilerine mahsus dilleriyle &#8220;Allah vardır.&#8221; derler.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Peygamberler: Peygamberlerin ve bilhassa Peygamberler Efendisi İki Cihan Serveri&#8217;nin (a.s.m) peygamberliğini ispat eden bütün deliller de yine Cenab-ı Hakk&#8217;ı anlatan delillere dahil edilmelidir. Zira peygamberlerin varlıklarının gayesi, tevhid;yani Allah&#8217;ın varlık ve birliğini ilan etmektir. Öyleyse, her peygamberin kendi peygamberliğini ispat eden bütün delilleri, aynı zamanda, Cenab-ı Hakk&#8217;ın varlığına da delil olmaktadır. Bir peygamberin hak nebi olduğunu ifade eden bütün deliller, aynı kuvvetle, hatta daha da öte bir kuvvetle &#8220;Allah vardır ve birdir.&#8221; demektedir&#8230;</div>
<div></div>
<div><b>Allah’ın varlığının ve birliğinin delilleri</b><b><br />
Bütün semavî dinlerin temelini Allah&#8217;ın varlığına inanmak oluşturur. &#8220;Tevhid dini&#8221; olan İslâm&#8217;ın en önemli esası da Allah&#8217;ın varlık ve birliğine iman etmektir. O&#8217;nun varlığını ve birliğini gösteren pek çok deliller vardır. Bu delillerin en büyük dört tanesi şunlardır: Birincisi, şu muhteşem evren ve içindeki her biri birer sanat harikası olan varlıklardır. İkincisi, başta Kur&#8217;ân olarak bütün semavî kitaplardır. Üçüncüsü, başta son peygamber Hazret-i Muhammed (sav) olmak üzere bütün peygamberlerdir. Dördüncüsü, her insanın kalbinde bulunan vicdandır. Kim bu dört kaynağa dikkatlice baksa ve onlardan gelen sese kulak verse, kendini yaratan Rabbini bulur ve tanır. Mesela, vicdanının sesini dinlese &#8220;Muhakkak seni ve her şeyi yaratan, sonsuz kudret ve merhamet sahibi yüce bir yaratıcı var.&#8221; dediğini ve ona olan ihtiyacını işitir. </b><br />
<b><br />
KÂİNATTAKİ DELİL<br />
Şimdi bu delillerin en büyüğü olan evrenden ve içindekilerden yola çıkarak bazı örnekler üzerinde duralım: Her insan bilir ki bir bina ustasız yapılamaz. Bir okul müdürsüz, bir şehir valisiz olamaz. Öyleyse şu koca evren de bir ustası olmadan kendiliğinden meydana gelemez. Bir idarecisi ve hâkimi olmadan düzenini devam ettiremez. Demek ki bu kâinatı yoktan var eden büyük bir ustası, düzen ve dengesini bozulmaktan koruyan bir hâkimi vardır. O da Rabbimiz olan Yüce Allah&#8217;tır.<br />
CANLILARDAKİ DELİL<br />
Çevremizde gördüğümüz bütün varlıklar, gâyet mükemmel ve kusursuz yaratılışlara sahiptirler. Özellikle her bir canlı, son derece hassas ölçülerle, iç içe geçen karmaşık sistemlerle ve pek çok harika sanatlarla donatılmış olarak meydana gelirler. Basit, cansız bir hapın üretilmesi için bile ölçülerini tam olarak tutturmak gerekir. Tesadüfler sonucu bir tek aspirin oluşabilir mi? Bir ölçüp tartan olmadan, içindeki malzemeler kendiliklerinden bir araya gelebilirler mi? Madem bir tek aspirin dahi kendiliğinden ortaya çıkamaz, öyleyse ondan çok daha hassas ölçülere, çok daha güzel sanatlara sahip ve üstelik canlı olan menekşe gibi bir çiçek nasıl kendiliğinden ortaya çıkabilir? Öyle güzel bir sanat sadece çok yüce bir sanatkârın eseri olabilir. Kendiliğinden olamaz.<br />
HÜCRELERDEKİ DELİL<br />
Canlıların temel yapı taşları olan hücrelerde öyle büyük bir düzen vardır ki en büyük ve en modern fabrikalarda bulunmaz. Acaba akıl sahibi bir insan, bir kumaş fabrikasının kendiliğinden bütün tezgâhlarıyla beraber ortaya çıkıp kumaş üretmeye başladığını kabul edebilir mi? En basit bir fabrikanın tesadüflerle kurulabileceğini kabul etmeyen bir akıl, milyonlarla küçük parçacıklardan oluşan bir hücrenin kendiliğinden ortaya çıkabileceğini hiç kabul edemez. Bir bilim adamı, bir hücrenin tesadüfen ortaya çıkma olasılığını anlatmak için bunun, bir hurda yığınına kasırga isabet etmesi sonucunda bir Boeing 747 uçağının oluşmasından hiç bir farkı olmadığını belirtmiştir. Demek ki küçücük bir yaratılış mucizesi olan hücrenin ortaya çıkması ancak Allah&#8217;ın sonsuz ilim ve kudretiyle olabilir.<br />
İNSAN VÜCUDUNDAKİ DELİL<br />
İnsan vücudunun yaratılışındaki kusursuzluk da Allah&#8217;ın varlığını çok açık bir şekilde gösterir. Bedenimizin bütün hücreleri ve organları çok karmaşık bir ilişkiler ağı içerisinde, olağan üstü bir uyumla çalışmaktadır. Vücudumuzda bu faaliyetler olup dururken, bütün bu olanlardan bizim neredeyse hiç haberimiz olmaz. İnsanların çok basit bir taklidi olan bir robotun kendiliğinden veya bir süreç içerisinde tesadüfen oluşabileceğine hiç kimse ihtimal verir mi? Elbette vermez. Öyleyse sağlıklı düşünebilen bir insan aklı, en güzel bir sanat olan kendi vücudunun tesadüflerle ortaya çıkacağına ve fonksiyonlarını tesadüflerle yerine getirebileceğine hiç ihtimal veremez. Yüce Rabbimiz de Kur&#8217;ânda, &#8220;Ey insan! Seni yaratan, şekillendirip ölçülü yapan, dilediği bir biçimde seni oluşturan cömert Rabbine karşı seni ne aldattı?&#8221; (İnfitar Sûresi, 6-8) gibi âyetlerle insanı Allah&#8217;ın yarattığı konusunda bizleri ikaz ediyor. İnsan vücuduna diğer bütün canlı varlıkları kıyaslayabiliriz. Hepsi de son derece kusursuz ve karmaşık yaratılışlarıyla sonsuz bir ilim, kudret ve irade sahibi yaratıcının varlığını gösterirler. &#8220;&#8230;Yeryüzünde hiçbir canlı yoktur ki Allah onun perçeminden tutmuş olmasın&#8230;&#8221; (Hud Sûresi, 56. âyet) gibi âyetler bütün canlıları O&#8217;nun yarattığını ve O&#8217;nun idaresi altında olduğunu ifade ediyorlar.<br />
ATOMLARDAKİ DELİL<br />
Bütün varlıklar atomlardan oluşurlar. Her bir atomda çok harika bir sanat, mükemmel bir yapılış ve müthiş bir enerji vardır. Merkezindeki çekirdek ve etrafında dönen elektronlarıyla sanki küçük bir güneş sistemi gibidir. Bu kadar harika özellikler o kadar küçük bir alana sıkıştırılmıştır ki en gelişmiş elektron mikroskoplarıyla bile tam olarak görülemez. Bu kadar mükemmel ve küçücük bir sanat, hiç tesadüfen ortaya çıkabilir mi? Tesadüflerden, güzel sanatlar ve harika eserler değil ancak dağılma ve bozulma meydana gelir. Öyleyse kâinatın küçücük bir modeli gibi olan atomları her şeyi bilen ve her şeye gücü yeten Allah yaratmıştır. Üstelik bütün evren, adeta atomlardan oluşan büyük bir deniz gibidir. Öyleyse bir atomu kim yaratmış ise bütün evreni de o yaratmıştır. Bütün her şeyi Allah&#8217;ın yarattığını anlatan bir Kur&#8217;ân âyeti şöyledir: &#8220;&#8230;O, her şeyi yaratmış ve yarattığı o şeyleri bir ölçüye göre takdir etmiştir.&#8221; (Furkan Sûresi, 2. âyet)<br />
HAYATTAKİ DELİL<br />
Allah&#8217;ın varlığının en büyük bir delili de hayattır. Şu dünyada yaşayan bütün canlılar, hava, su, toprak gibi bazı temel maddelerle yaratılırlar. Özellikle dünyada hayat başlamadan önce bu maddelerde herhangi bir canlılık da yoktu. Tamamen cansız, bu toprak ve su gibi maddelerdeki elementlerin bir araya gelmesi ile oluşan canlı varlıklar hayatı nereden almaktadırlar? Üstelik hayatla beraber gelen sevmek, nefret etmek, görmek, duymak gibi pek çok duygu ve hisler de o maddelerde yoktur. Şu halde bütün âlemdeki sanatların en değerlisi olan hayat gibi bir mucize, ancak ezelî bir hayata sahip olan yüce Allah&#8217;ın yaratmasıyla ortaya çıkabilir. O cansız maddelerden gelmiş olamaz. Bu konuda bir Kur&#8217;an âyeti şöyle der: &#8220;O, size hayat veren, sonra sizi öldürecek, daha sonra da diriltecek olandır&#8230;&#8221; (Hac Sûresi, 66. âyet)<br />
DÜNYADAKİ DELİL<br />
İçinde yaşadığımız dünyada kurulu sisteme baktığımızda onu hayata en uygun bir şekilde düzenleyen bir yaratıcının varlığını fark ederiz. Çünkü etrafımızı dikkatle gözlediğimiz zaman harika bir sistemin kurulmuş olduğunu görürüz. Dünyanın güneş ve kendi ekseni etrafında dönmesi, dört mevsimin art arda gelmesi, gece gündüzün değişmesi, yağmurların yağması, rüzgârların esmesi, canlıların yeryüzünde çoğalması ve beslenmesi gibi çok büyük ve karmaşık olaylar tam bir düzen içerisinde devam eder.<br />
Bununla birlikte dünya, her şeyiyle hayata hizmet edecek şekilde yaratılmıştır. Karalarıyla denizleriyle, dağları ve ırmaklarıyla canlılara en uygun şekildedir. Güneşe olan uzaklığı en ideal mesafededir. Daha yakın veya daha uzak olsa idi dünyada yaşamak mümkün olmazdı. Kendi etrafında ve güneşin etrafında çok büyük hızlarla döndüğü halde üstünde yaşayanları hiç sarsmaz. Bu hâliyle, sanki büyük bir gemi gibi, uzay boşluğu içinde milyarlarca yolcusu ile birlikte seyahat eder. Üstelik bu yolcuların besinleri dışarıdan alınarak depolanmaz. Her şey o gemi içinde yetiştirilip ikram edilir. Çok büyük bir gemiyi içinde bu şekilde yolcularıyla ve ziyafet sofraları kurulmuş bir halde görsek ne düşünürüz? Bu geminin tesadüfen, bir fırtına sonucu uçuşan maddelerin bir araya gelmesiyle oluştuğuna ve içindekilerin de her nasılsa orada kendiliklerinden ortaya çıktıklarına kimse ihtimal verir mi?<br />
İşte dünya en büyük ve en modern gemilerden çok daha büyük ve çok daha hassas ölçülerle yaratılmıştır. Böyle bir gemi elbette sonsuz kudret ve maharet sahibi bir sanatkâr olan Allah&#8217;ın yaratması ile ortaya çıkabilir. Dünya üzerinde görünen Allah&#8217;ın varlık delillerine bir Kur&#8217;an âyeti şöyle işaret eder: &#8220;O, yeri yayıp döşeyen, orada dağlar, nehirler meydana getiren, orada her türlü meyveden (erkekli-dişili) iki eş yaratandır. O geceyi gündüze bürüyor. Şüphesiz bunlarda, düşünen bir kavim için (Allah&#8217;ın varlığını gösteren) deliller vardır.&#8221; (Râd Sûresi, 3. âyet)<br />
KÂİNATIN BAŞLANGICINDAKİ DELİL<br />
Bu kâinat ve içindeki her varlık sonradan meydana gelmiş, yoktan yaratılmıştır. Günümüzde bu gerçek, fen bilimlerince de doğrulanmaktadır. Astronominin tespitlerine göre, bu evren, sıfır noktasında iken büyük bir patlama ile ortaya çıkmıştır. Bu patlama sonrasında oldukça düzenli, hassas dengelere sahip galaksiler, yıldızlar, gezegenler meydana gelmiştir. Bilim adamları bu ilk patlamanın rastgele bir savrulma olamayacağını, aksine bir programa dayalı düzenli bir açılıp genişleme olması gerektiğini söylüyorlar. Çünkü rastgele bir patlamadan böyle harika sanatlarla dolu bir evren ortaya çıkamazdı. Hiçbir şey yokluktan kendiliğinden çıkıp var olamaz. Madem bu âlemin bir başlangıcı vardır. O halde, başlangıcı olmayan ezelî bir yaratıcıya muhtaçtır. O da, Kur&#8217;ân&#8217;ın bize tanıttığı, sonsuz ilim ve kudret sahibi olan Allah&#8217;tır. O, büyük patlama ile kâinatı yoktan var etmiştir. Allahu Teâlâ, Kur&#8217;ân&#8217;da kâinatı bizzat yarattığına ve genişlettiğine şöyle işaret eder: &#8220;Göğü, gücümüzle Biz kurduk; şüphesiz biz onu genişleticiyiz.&#8221; (Zariyat Sûresi, 47. âyet)<br />
Kur&#8217;ân-ı Kerim&#8217;de, &#8220;&#8230;Şüphesiz bunda aklını kullanan bir kavim için (Allah&#8217;ın varlığını gösteren) deliller vardır.&#8221; (Rad Sûresi, 4. âyet) gibi çok âyetler bizleri yaratılmışlar hakkında düşünüp ibret almaya davet ederler. Allah&#8217;ın sanatlarını görüp onlar üzerinde düşünmek akıl sahibi insanlar için hem büyük bir şeref, hem büyük bir görevdir. Bunun farkında olan insan, Allah&#8217;ın kendisine ihsan ettiği akıl ile bir binaya bakıp ustasını gördüğü gibi, yaratılmışlara bakarak da Yaratıcıyı bulabilir.<br />
HER ŞEYİ YARATAN ALLAH&#8217;TIR<br />
Etrafımızdaki varlıkları dikkatle gözden geçirdiğimizde zerrelerden yıldızlara kadar, küçük büyük her şeyde bir ölçüyü, plan ve programı görürüz. Her nereye bakarsak gizli bir kudretin atomlara, hücre yapılarına, canlılara hatta yıldızlara varıncaya kadar ölçüp, biçtiğini, ona göre dikkatlice yaratıp düzen verdiğini anlarız. Bütün evren, adeta büyük bir canlı organizma gibidir. Bütün parçaları mükemmel ölçülerle birbirini tamamlayan kompleks bir yapıda ve muhteşem bir sanat eseri olarak yaratılmıştır. Buna işaretle yüce Allah Kur&#8217;ân&#8217;da: &#8220;Gerçekten biz, her şeyi bir ölçü ve dengede yarattık&#8221; (Kamer Sûresi, 49. âyet) buyurmaktadır.<br />
Madem bu evren bütünüyle onun bir sanat eseridir ve iç içe geçen pek çok varlıklar ve düzenlerle mükemmel bir şekilde yönetilmektedir. O halde içindeki en küçük bir atomu ve atomların birleşmesiyle oluşan bir canlıyı da yaratan odur. Bir tek atomu yaratan Allah olduğu gibi; tuğlaları atomlarla örülmüş şu kâinat binasını yaratan da O&#8217;dur. Çünkü bütünü yaratan kim ise bütünün parçalarını yaratan da odur. Demek ki, atomu yaratan ve ona düzen veren kim ise, yıldızları yaratan ve aralarına dengeyi koyan da elbette odur.<br />
Yeryüzündeki bütün canlılar hücrelerin bir araya gelmesiyle oluşurlar. Hücrelerde ise öyle bir sanat, öyle karmaşık bir yapı ve o kadar hassas ölçüler vardır ki bütün insanlık toplansalar tek bir hücreyi yapamazlar. Bütün mahlûkların en akıllıları ve en kabiliyetlileri olan insanların yapmaktan aciz kaldıkları bir işi her halde kör tesadüfler veya bilinçsiz tabiat kanunları yapamaz. Öyleyse her bir hücreyi sonsuz ilim, irade ve kudret sahibi olan Allah&#8217;tan başkası yaratmış olamaz. O halde, bir hücreyi kim yaratmış ise onlardan oluşan bir canlıyı da hatta bütün canlıları da o yaratmıştır. Çünkü bütün canlılar hücrelerden oluşmaktadır. Bu gerçeği bir Kur&#8217;ân âyeti şöyle ifade eder: &#8220;Gökleri, yeri ve bu ikisi içinde yaydığı canlıları yaratması, onun varlığının delillerindendir&#8230;&#8221; (Şûrâ Sûresi, 29. âyet)<br />
Bilindiği gibi, bir yerin idaresine birden fazla karışan olsa, orası karışır ve düzen bozulur. Hâlbuki evrende, evrenin büyüklüğü nispetinde çok hassas ölçülerle kurulmuş bir düzen var. Hatta iç içe geçerek birbirini tamamlayan sonsuz sayıda düzenler var. Eğer ikinci bir el karışsaydı her şey karmakarışık olur, düzen alt üst olurdu.<br />
Acaba böyle büyük bir evreni yaratan ve bu kadar hassas ve mükemmel bir düzeni kuran bir kudretin yardımcı veya ortağa ihtiyacı olur mu? Farz-ı muhal eğer ikinci bir el karışacak olsa o çok hassas düzen mutlaka bozulurdu. Demek oluyor ki; düzenin varlığı, Allah&#8217;ın sonsuz ilim ve kudretini gösterdiği gibi, bu düzenin mükemmel olarak devamı da başka hiçbir elin karışmadığını gösterir. Bunun içindir ki, Güneş milyonlarca senedir aynı özellikleriyle dünyamızın lambası ve sobası olmaya devam ediyor. Dünya uzaydaki yörüngesinden sapmıyor. Hayat bütün güzellikleri ile sürüyor. Bir âyet meali bahsettiğimiz hakikate şöyle işaret eder: &#8220;Eğer yerde ve gökte Allah&#8217;tan başka ilahlar olsaydı, kesinlikle ikisinin de düzeni bozulurdu&#8230;&#8221;<br />
(Enbiya Sûresi, 22. âyet)<br />
Bütün canlıların kâinatın bir özeti şeklinde yaratılmış olması da her şeyin yaratıcısının Allah olduğunun önemli delillerinden biridir. Şöyle ki: Bir kitabın özetini çıkaracaksanız, mutlaka bütün kitabı okumalısınız. Kitabın bütününü bilmeden güzel bir özet çıkarmanız mümkün değildir. Bir kimsenin bir kitabın mükemmel bir özetini çıkarması o kitabı tam manasıyla bildiğini gösterir. Mesela, çekirdek ağacın mükemmel bir özetidir. Ağacın bütün özellikleri bilinmeden çekirdeğin yapılması da mümkün değildir. Ağacı kim yaratmış ise çekirdeği de muhakkak o yaratmıştır. Bununla beraber bütün kâinatı bilmeyen ağacı da yapamaz. Çünkü bir ağaç bütün diğer canlılar gibi, şu kâinatın bir özüdür ve bütün kâinatla alakası vardır. Örnek olarak ağaçta kullanılan maddelerin hepsi şu evrenden hassas ölçülerle süzülerek toplanmıştır. Ayrıca güneşle, atmosferle, bulut ve yağmurla, kış ve yazla çok ince ve önemli ilişkileri, alış verişleri vardır. Öyleyse kâinatı her yönden bilmeyen biri ağacı yaratamaz. Ağacı bütün özellikleriyle bilmeyen biri çekirdeği yaratamaz.<br />
Bütün bunlar tüm evrenin bütün varlıklarıyla birbirinden ayrılmaz bir bütün olduğunu ve en büyük şey gibi en küçük şeyin de tek bir Allah tarafından yaratıldığını göstermektedir. Kur&#8217;ân bu gerçeği şöyle ifade eder: &#8220;Sizin ilâhınız bir tek ilâhtır. Ondan başka ilâh yoktur&#8230;&#8221; (Bakara Sûresi, 163. âyet)<br />
HAYATI VEREN ALLAH&#8217;TIR<br />
Allah&#8217;ın yarattığı şu evrene dikkatle baktığımızda ilâhî sanatların en büyüklerinin canlı varlıklar olduğunu görürüz. Her bir canlı, hücrelerin alt birimlerinden başlayarak milyarlarca karmaşık sistemlerin organize bir şekilde iç içe geçmesiyle oluşmuştur. Bu da bize o canlının kendiliğinden veya tesadüfen ortaya çıkmadığını, aksine sonsuz ilim ve kudret sahibi bir Allah tarafından<br />
yaratıldığını gösterir.<br />
Üstelik canlılar sahip oldukları hayatı Allah&#8217;tan başka hiç bir yerden almış olamazlar. Çünkü onların yapımında kullanılan toprak su gibi maddelerin hiç birinde hayat yoktur. Öyleyse hayatı veren yalnızca her şeyi yaratan Allah olabilir.<br />
Allah, hayatı kudretinin en büyük mucizesi olarak yaratmıştır. Elbette bu en değerli ve en nazik sanatının çabucak bozulup dağılmasına müsaade etmez. Bu kıymetli sanatın devamını, canlıların rızıklarını temin ederek ve onları koruyucu bazı sistemlerle donatarak sağlar.<br />
Bütün canlılar, kendilerine lazım olan gıdaları kolayca elde edebilecek bir ortamda yaratılırlar. Hayatımız için en gerekli şey olan hava, her tarafımızı sarmıştır. Bütün yeryüzü su kaynaklarıyla donatılmıştır. Topraktan yetişen her türlü besinler canlıların istifadesine sunulmuştur. Bunun yanı sıra bu gıdalara ulaşıp istifade etmelerini sağlayacak organlar verilmiştir.<br />
Bütün bu şefkat ve merhamet dolu düzenler elbette kendiliğinden oluşmuş değildir. Aksine her canlıya hayat veren, onların ihtiyaçlarını gören ve sonsuz merhamet sahibi yüce Allah tarafından kurulmuştur. Allah&#8217;ın her canlıyı rızıklandırıp yaşattığına dair çok âyetlerden birisi şöyledir: &#8220;Nice canlılar vardır ki, rızıklarını taşımazlar (yiyeceklerini temin edemezler). Onları da sizi de Allah rızıklandırır&#8230;&#8221; (Ankebut Sûresi, 60.âyet)<br />
Bundan başka her canlıya, hayatının devamı için kendisini koruyabilecek bazı cihazlar verilmiştir. Daha dünyaya gelmeden mükemmel bir korunma ve savunma sistemiyle donatılarak gönderilirler. Meselâ hayvanlar kendilerine verilen, boynuz, pençe, gaga gibi silahlarla hayatlarını korurlar. Vücudumuzdaki lenf sistemi, mikroplara karşı bir savunma mekanizmasıdır. Beynimiz, önümüze çıkacak bütün zararlara karşı önlem alabilecek en kıymetli bir organımızdır. Refleks denilen bir sistemle canlılar kendilerini, düşünmeye bile gerek kalmadan koruma altına alırlar. Meselâ küçük bir çocuğun yere düşerken anîden ellerini yere koyması ve bu şekilde başını çarpmaktan koruması, hayatını kurtaran bir refleks hareketidir. Ölüm korkusu bile hayatın korunmasına hizmet eder. Eğer bu his olmasaydı, canlılar, hayatlarına mal olacak yanlışlıklara kolayca düşerlerdi.<br />
Canlıları yaratan ve rızıklar vererek yaşatanın Allah olduğu, bir âyette şöyle ifade edilmektedir. &#8220;Allah, sizi yaratan, sonra size rızık veren, sonra sizi öldürecek ve daha sonra da diriltecek olandır&#8230;&#8221; (Rum Sûresi, 40. âyet) Başka bir âyette ise Yüce Allah şöyle buyurmaktadır: &#8220;De ki: &#8220;Size göklerden ve yerden kim rızık verir?&#8221; De ki: &#8220;Allah&#8230;&#8221; (Sebe Sûresi, 24. âyet)<br />
Özetle, canlılara hayatlarını kim verdiyse, her çeşit gıdalarla besleyerek onları yaşatan da O&#8217;dur.<br />
&#8220;O&#8217;ndan başka hiçbir ilâh yoktur. Yaşatır, öldürür&#8230;&#8221;(Duhan Sûresi, 8. âyet)<br />
ALLAH HER AN GÖZETENDİR<br />
Yüce Rabbimizin güzel isimlerinden biri de Basîr&#8217;dir. Yani O her şeyi görendir. Evrendeki denge, bütün varlıkları her an gördüğünün en büyük delilidir. Şu âlem bir an olsun O&#8217;nun kontrolünden çıksa, muhakkak her şey bir kaos içine düşer ve düzen alt üst olur. Çünkü bu büyük ve karmaşık dengenin sürmesi her an Allah&#8217;ın görüp gözetmesi sayesinde olabilir. Kendiliğinden olamaz<br />
Basîr olduğu için bütün varlıklar her an O&#8217;nun gözetimi ve koruması altındadırlar. Allah&#8217;ın güzel isimlerinden olan ve her şeyi gözetip takip eden manasına gelen Rakib; ve koruyup kollayan manasına gelen Hafiz isimleri de bu manayı ifade ederler.<br />
Kâinata baktığımızda her şeyin bir düzen üzere devam ettiğini, işlerin yolundan çıkıp dengenin bozulmadığını görüyoruz. Yıldızlar dökülüp dağılmıyor. Güneşin enerjisi bitip tükenmek bilmiyor. Dünya yörüngesinden çıkmadan yoluna devam ediyor. Canlılık yeryüzünde devam ediyor. Bütün bunlardan anlıyoruz ki, kâinatı yaratan onu görüyor, gözetiyor, koruyup kolluyor. Kendi haline bırakmıyor. Mesela, saatte &#8220;yüz elli kilometre&#8221; hızla giden bir aracın şoförü gözünü yoldan kısa bir süre için çevirse o aracın başına neler gelebileceğini düşünün. Peki, dünyanın uzaydaki hızını hiç düşündünüz mü? Dünya, güneş etrafında 108.000 (km/h) gibi büyük bir süratle dönmektedir. Bu ise, ses hızını aşan bir jetten elli kat fazla, müthiş bir sürattir. Üzerinde seyahat ettiğimiz şu dünya gemisinin, milyonlarca senedir hiçbir sarsıntı vermeden yoluna devam etmesi onu gözeten yüce bir kudret sahibini akıllara gösterir. Eğer bir an kontrolden çıksa başına gelecek trafik kazasının sonucunu hayal dahi edemeyiz. Demek ki hiçbir şey, hiçbir zaman kendi haline bırakılmıyor.<br />
Kontrolsüz kalmıyor.<br />
Allah, bütün canlıları da gözetir. Onları gözetip koruduğuna delil, bir milyonu aşkın bitki ve hayvan türlerinin bütün ihtiyaçlarını gidermesidir. Her birisi kalabalık ordular gibi olan o canlıların, rızıkları, elbiseleri, silahları ve her türlü ihtiyaçları hiç biri unutulmadan karşılanmaktadır. Eğer bütün bunları O Yüce Yaratıcı karşılamasa ve kendi başlarına bırakılmış olsa idiler, aciz kalıp hepsi perişan olurdu. Mesela, insanlara yağmur vermeyip &#8220;Haydi bundan sonra içecek suyunuzu kendiniz temin edin&#8221; deseydi, acaba insanlığın hali ne olurdu? Ya da koyunların elbiseleri olan yünlerini vermeyip &#8220;siz kendi elbisenizi kendiniz karşılayın&#8221; deseydi yeryüzünde bir tek koyun kalır mıydı? Bütün canlıları ve ihtiyaçlarını bu kıyaslamaya dâhil edebiliriz. Demek oluyor ki, Rabbimizin görüp gözetmesi sayesinde bütün canlılar O&#8217;nun şefkatli yardımlarına kavuşurlar. Bunu ifade eden bir âyet şöyledir: &#8220;&#8230;Şüphesiz Allah, kullarını hakkıyla görür&#8230;&#8221; (Mü&#8217;min Sûresi, 44. âyet)<br />
Allah kullarını bela ve sıkıntılardan koruyarak da gözetir. Dünyada hayatın devamını korumaya alan bütün düzenler O&#8217;nun koruyucu olan manasındaki Hafîz isminin bir tecellisidir. Örnek olarak dünyadaki hayat güneşin zararlı ışınlarına karşı ozon tabakası ile korumaya alınmıştır. İnsanlar dualarında, dünyanın musibetlerinden korunmak için O&#8217;ndan yardım isterler. Dünyadaki imtihanın bir gereği olarak müminler de bazen musibetlere düşebilirler. Fakat çok defalar O&#8217;nun yardımlarıyla korunduklarını fark ederek Allah&#8217;a şükrederler. Allah&#8217;ın merhametiyle kullarını koruduğunu bir âyet şöyle ifade eder: &#8220;&#8230;Allah en iyi koruyandır ve O, merhametlilerin merhametlisidir&#8230;&#8221; (Yusuf Sûresi, 64. âyet)<br />
İnsanların işledikleri bütün ameller de Allah&#8217;ın gözetimi altındadır. Allahü Teâlâ, insanları bu dünyaya mühim vazifelerle göndermiştir. Onlara iyilikleri emretmiş, kötülüklerden sakındırmıştır. İnsanların güzel huylar kazanıp kemale ermeleri, ancak O&#8217;nu iyi tanımaları, emir ve yasaklarına uymalarıyla mümkün olur. Bundan dolayı insanların ne gibi davranışlarda bulundukları sürekli Allah&#8217;ın gözetimi altındadır. Kur&#8217;ân-ı Kerim bize bütün davranışlarımızın Allah tarafından görülüp kaydedildiğini pek çok âyetlerle beyan eder. Onlardan biri şöyledir: &#8220;Şüphesiz O, yaptıklarınızı hakkıyla görmektedir.&#8221; (Fussilet Sûresi, 40. âyet.) Bazı âyetler de insanların bütün amellerinin görevli meleklerce kaydedildiğini bildirir: &#8220;İnsan hiçbir söz söylemez ki onun yanında (yaptıklarını) gözetleyen (ve kaydeden) hazır bir melek bulunmasın.&#8221; (Kaf Sûresi, 18. âyet)<br />
O halde bizlere düşen Rabbimiz&#8217;in her yerde hazır olduğunu, bizleri gözetip koruduğunu düşünmek, bütün sıkıntı ve ihtiyaçlarımızda O&#8217;ndan yardım istemektir. Yaptıklarımızın kaydedildiğini bilerek yanlışlıklara düşmekten sakınmaktır.</b></div>The post <a href="https://ateistlerecevap.org/allahn-varlgnn-delilleri-nelerdir/" data-wpel-link="internal">Allah'ın varlığının delilleri nelerdir?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ateistlerecevap.org/allahn-varlgnn-delilleri-nelerdir/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Huriler nasıl varlıklardır?</title>
		<link>https://ateistlerecevap.org/hurilerle-ilgili-hadis-rivayetleri/</link>
					<comments>https://ateistlerecevap.org/hurilerle-ilgili-hadis-rivayetleri/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ateistlere Cevaplar]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 21 Apr 2017 17:43:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sorular]]></category>
		<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.ateistlerecevap.org/?p=62</guid>

					<description><![CDATA[<p>Gözleri iri ve siyahı çok siyah, beyaz kısmı da çok beyaz kızlar. Arapça&#8217;da &#8220;hûr&#8221; kelimesi &#8220;havrâ&#8221;nın çoğulu. Türkçe&#8217;de teklik gibi ve çok kere bu ifadeyi taşıyan nisbet &#8220;î&#8221; si ile &#8220;hûrî&#8221; şeklinde kullanılır.&#8220;Hûrileri&#8221; ifade edene Kur&#8217;ân âyetlerinde geçen &#8220;îyn&#8221;, &#8220;ayn&#8221; (göz) dan türemiş bir kelime olup iri gözlü kadınlara atfen kullanılır.Istılah olarak &#8220;hûrî&#8221;, Cenâb-ı Allah&#8217;ın, [&#8230;]</p>
The post <a href="https://ateistlerecevap.org/hurilerle-ilgili-hadis-rivayetleri/" data-wpel-link="internal">Huriler nasıl varlıklardır?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div class="separator" style="clear: both; text-align: center;">
<a href="https://2.bp.blogspot.com/-G0JJNgJFc_E/WPpEW5HCuVI/AAAAAAAAFrY/VnSb3QBo7eQSPFm0cmPZP_OBM_D-ul7VACLcB/s1600/Mezhepler%2B%252818%2529.png" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;" data-wpel-link="external" rel="nofollow external noopener noreferrer"><img loading="lazy" decoding="async" border="0" height="360" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2017/04/Mezhepler281829.png" width="640" /></a></div>
<div class="separator" style="clear: both; text-align: center;">
</div>
<p>Gözleri iri ve siyahı çok siyah, beyaz kısmı da çok beyaz kızlar. Arapça&#8217;da &#8220;hûr&#8221; kelimesi &#8220;havrâ&#8221;nın çoğulu. Türkçe&#8217;de teklik gibi ve çok kere bu ifadeyi taşıyan nisbet &#8220;î&#8221; si ile &#8220;hûrî&#8221; şeklinde kullanılır.<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" /><br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />&#8220;Hûrileri&#8221; ifade edene Kur&#8217;ân âyetlerinde geçen &#8220;îyn&#8221;, &#8220;ayn&#8221; (göz) dan türemiş bir kelime olup iri gözlü kadınlara atfen kullanılır.<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" /><br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />Istılah olarak &#8220;hûrî&#8221;, Cenâb-ı Allah&#8217;ın, cennetliklere vadetmiş olduğu güzel kızlardan her biridir.<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" /><br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />&#8220;Hûrîler&#8221;in yaratılışları, vücut yapıları ve güzellikleriyle ahlâkî yapıları hakkındaki bilgileri, Kur&#8217;ân âyetleriyle hadislerden öğrenmekteyiz.<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" /><br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />&#8220;Müttakiler güvenli bir yerde; bahçelerde ve pınar başlarındadırlar. İnce ipekten ve parlak atlastan giyinerek karşılıklı otururlar. Böylece biz onları, siyah iri gözlü hûrîlerle evlendirmişizdir&#8221; (ed-Duhan, 44/54).<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" /><br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />&#8220;Müttakilere kurtuluş, başarıya ulaşma, bahçeler, bağlar, göğüsleri tomurcuklanmış yaşıt (kız)lar ve dolu dolu kadehler vardır&#8221; (en-Nebe&#8217;, 78/31-34)<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" /><br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />&#8220;Onlar koltuklara yaslanıp kurularak, birçok meyveler ve içecekler isterler. Ve yanlarında da bakışlarını yalnızca eşlerine çevirmiş (utangaç bakışlı) yaşıt dilberler vardır&#8221; (es-Sâd, 38/51, 52).<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" /><br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />&#8220;Biz ceylan gözlüleri defterleri sağdan verilenler için inşa etmişiz (yeniden yaratmışız)dır. Onları bâkire, eşlerine düşkün ve hepsini bir yaşta kılmışızdır&#8221; (el- Vâkıa, 56/35-38).<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" /><br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />Yukarıdaki âyetlerde geçen &#8220;yaşıt&#8221;lardan maksat, hepsinin aynı yaşta olması ya da eşlerine yaşıt olmaları şeklinde her iki anlama da gelebilir.<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" /><br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />İşte dünyada iken hayatını Allah&#8217;ın emir ve yasaklarına uygun olarak düzenlemiş, O&#8217;nun rızasını kazanmak için her türlü sıkıntı, eza ve cefaya katlanarak dininden asla taviz vermemiş, müstekbirlere boyun eğmemiş, her zaman zulme ve zalimlere kar~ı baş kaldırmış salih ve mutlu kullara Allah&#8217;ın ikramı&#8230;<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" /><br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />&#8220;Orada huyları güzel, yüzleri güzel kadınlar vardır&#8221; (er-Rahmân, 55/70).<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" /><br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />&#8220;Orada utangaç bakışlı öyle kadınlar vardır ki, bundan önce kendilerine ne bir insan ne de bir cin dokunmamıştır&#8221; (er-Rahmân, 55/56).<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" /><br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />&#8220;Ve sedeflerinde saklı inciler gibi iri siyah gözlü esler&#8221; (el-Vâkıa, 65/22, 23).<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" /><br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />Kadının en önemli özelliği onun hayası ve iffetidir. Bu yüzden Allahu Teâlâ cennet nimetlerini açıklarken kadının güzelliğinden önce hayasını ve iffetini zikretmiştir.<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" /><br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />Yukarıdaki ikinci âyetten, Cennette cinlerden salih erkeklerle salih kadınları da olacağı anlaşılıyor. Bu kadınlar, tıpkı insanlardan saliha kadınlar gibi, cinlerden erkeklere eş olacaklardır. Nitekim onlara daha önceden hiçbir erkek dokunmamış olacağı gibi, insanlardan salih kadınlara da hiçbir erkek dokunmamış olacaktır.<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" /><br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />Peygamber (s.a.s) de Cennet ehlini şu şekilde tasvîr etmektedir.<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" /><br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />&#8220;Cennet ehlinden her birinin iki kadını vardır ki, vücutlarının şeffaflığından baldır kemiklerinin ilikleri etinin üstünden görünür. Ehl-i Cennet arasında ne ihtilaf vardır ne de düşmanlık; gönüller sanki bir gönül, sabah akşam Allah&#8217;ı tesbih ederler&#8221; (Buhârî, Bed&#8217;ül-Halk, 59, Sıfâtü&#8217;l-Cenne).<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" /><br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />Şu kadar var ki, dünyada iken iman etmiş ve salih kullar sınıfına girmiş kadınlar &#8220;hûrîler&#8221;den de üstündürler. Çünkü o<br />
nlar bir taraftan şeytanlarıyla, diğer taraftan nefisleriyle mücadele etmek zorundadırlar. Onlar, bu mücadelede galip gelerek, Hakk&#8217;ın rızasını kazanmış ve Cennete girmeyi hakketmişlerdir. Hûrîler ise kendi amelleri dolayısıyla cennete girmiş değiller. Allah onları, diğer nimetler gibi Cennet ehli için yaratmıştır. Peygamber (s.a.s)&#8217;in aşağıdaki hadisi bunu teyid etmektedir.<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" /><br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />Ümmü Seleme, Peygamber (s.a.s)&#8217;e bir gün &#8220;Ya Rasûlüllah! dünyada ki kadınları mı, yoksa Cennetteki hûrîler mi daha iyidir?&#8221; diye sorar. Rasûlüllah (s.a.s); &#8220;Dünyadaki kadınların üstünlüğü, yüzün astara üstünlüğü gibidir&#8221; diye cevap verir. Ümmü Seleme; &#8220;Niçin&#8221; deyince O, şöyle cevap verir; &#8220;Dünyadaki kadınlar namaz kıldıkları, oruç tuttukları ve birçok ibadetlerde bulundukları için&#8221; (Tabarânî&#8217;den naklen; Mevdûdî, Tefhîmü&#8217;l-Kur&#8217;ân Terc., VI. 81).</p>
<div style="box-sizing: inherit; font-family: arimo, arial, verdana, sans-serif; margin-bottom: 1em;">
<div style="color: #666666; font-size: 15.4px;">
</div>
<p>Hadislerle huriler</p>
<div style="color: #666666; font-size: 15.4px;">
Cevap 1:</div>
</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Hurilerle ilgili bazı hadis rivayetleri şöyledir:</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
1-&nbsp;&#8220;Muhakkak ki kişi (cennette) bir ayda, yani bir ay miktarı kadar zamanda bin huri ile evlenir ve bunlardan her biri ile dünyadaki ömrü kadar aşk hayatı yaşar.&#8221; (İmam Şa&#8217;rânî, Ölüm-Kıyâmet- Ahiret, s. 355, Hadîs No: 645)</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
2-&nbsp;“Sabah veya akşam Allah yolunda (hizmet ve cihatta) atılan bir adım, dünya ve içindekilerden daha hayırlıdır. Sizden birinin yay veya okunun dünyada işgal ettiği yer kadar cennetteki bir yeri, dünya ve içindekilerden daha hayırlıdır. Cennet ehlinin kadınlarından biri dünyada görünecek olsa, nuruyla yeryüzünü ve onda bulunan her şeyi aydınlatırdı. Onun başındaki örtü, dünya ve içindekilerden daha hayırlıdır.&#8221; (Tirmizî, Fedâilü’l-Cihâd, 17; Ahmed b. Hanbel, el-Müsned, 3/141, 264; Beğavî, Şerhu’s-Sünnet, nr. 2616; Ebû Yâ’lâ, el-Müsned, nr. 3775; Beyhakî, el-Ba’s ve’n-Nüşûr, nr. 372)</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
3-&nbsp;“Sanki onlar yakut ve mercan gibidirler.” âyetinin tefsirinde Peygamberimiz şöyle buyurdu:</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
“Hurilerin sahibi olan kişi onlardan birinin peçesini kaldırıp baktığında yüzünün aynadan daha parlak olduğunu görür. Üzerindeki incilerden en küçüğü doğu ile batı arasını aydınlatacak kadar güzeldir. Üzerinde yetmiş kat elbise bulunur. Fakat bu elbiselerin ardından bakıldığında (şeffaflığından) baldırlarının ilikledi dahi görünür.” (Süyûtî, ed-Dürrü’l-Mensûr, 7/712; Hâkim, el-Müstedrek, 2/475; Beyhakî, el-Ba’s ve’n-Nüşûr,nr. 375. Ayrıca bkz: Ahmed b. Hanbel, el-Müsned, 3/75; İbn Hıbbân, es-Sahîh, nr. 2631)</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
4-&nbsp;“Mirac’a çıkarıldığım gece cennette Beydâh diye (cennette bir nehrin adı) adlandırılan bir yere gittim. Orada kırmızı yakutlardan, yeşil mücevherlerden ve incilerden yapılma çadırlar bulunmaktaydı. Oradan, “Ey Allah’ın Peygamberi hoş geldin safa getirdin!” diye seslenenler oldu. Ben, “Ey Cebrâil! Bu sesler de neyin nesiydi?” diye sordum. Cebrâil, “Onlar çadırlar (otağlar) içinde sahipleri için tahsis edilmiş hurilerdir. Rablerinden seni selâmlamak için izin istediler O da izin verdi, dedi.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Sonra cennet hurileri şöyle demeye başladılar: “Bizler (hazırlandığımız kimselerden) razıyız ve ebedîyen kızmayız. Bizler burada ebedîyiz, hiçbir zaman ayrılıp gitmeyiz.”<br />
Peygamberimiz (asm) bunları anlattıktan sonra, “Otağlar (çadırlar) içinde sahiplerine tahsis edilmiş huriler vardır.” âyetini okudu. (Beyhakî, el-Ba’s ve’n-Nüşûr, nr. 376; Süyûtî, ed-Dürrü’l-Mensûr, 7/718; Zebîdî, İthâf, 14/602)</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
5-&nbsp;“Cennet ehlinden her bir adam beş yüz huri, dört bin bakire ve sekiz bin dul kadın ile evlenir. Onlardan her biriyle dünyadaki ömrü kadar beraber olur.” (Beyhakî, el-Ba’s ve’n-Nüşûr, nr. 414; Münzirî, et-Terğîb ve’t-Terhîb, nr. 5523)</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
6-&nbsp;“Cennette bir çarşı (toplanma yeri) vardır. Burada alış veriş olmaz; sadece kadın ve erkek suretleri bulunur. Bir erkeğin gönlü bir sureti arzulayınca oraya girer. Girdiğinde karşısında toplanmış hurileri görür. Onlar harikulâde sesleriyle, “Bizler ebedîyiz; asla yaşlanmayız. Bizler cennet nimetlerindeniz; asla sıkıntı çekmeyiz. Bizler sizlerden razıyız ve asla kızmayız. Hem bize ve hem de ait olduklarımıza müjdeler olsun!” derler.” (Beyhakî, el-Ba’s ve’n-Nüşûr, nr. 420; Taberânî, el-Mu’cemü’l-Evsât,nr. 6493; Münzirî, et-Terğîb ve’t-Terhîb, nr. 5540; Heysemî, Mecmau’z-Zevâid, nr. 18761)</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
7-&nbsp;“Cennete giren her kulun başucuna ve ayakucuna ikişer huri oturarak insanoğlunun ve cinlerin dinlediği en güzel şarkıları söylerler. Fakat bunu şeytanın çalgılarıyla değil, Allah’a hamd ve O’nu takdis ederek yaparlar.” (İbn Asâkir, Târîhu Medîneti Dımeşk, 16/295; Heysemî, Mecmau’z-Zevâid, 10/419 (nr. 18759); Taberânî, el-Mu’cemü’l-Kebîr, nr. 7478; Beyhakî, el-Ba’s ve’n-Nüşûr, nr. 421)</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Zebîdî, cennet ehlinin dinleyeceği şarkıların kimi zaman hurilerin, kimi zaman nehirlerin, kimi zaman ağaçların, kimi zaman da Hz. Dâvûd’un (a.s) sesinden olacağını kaydetmiştir. (Bkz. Zebîdî, İthâf, 14/609)</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Cevap 2:</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Hurilerle ilgili hadislerin değerlendirilmesi</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Daha çok Tirmizî’nin es-Sünen’inde olmak üzere Kütüb-i Sitte ile diğer hadis mecmualarında âhiret hallerinden ve cennet nimetlerinden bahsedilirken hûri konusunda da çoğu Resûlullah’a varmayan çeşitli rivayetlere yer verilir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Ebû Nuaym el-İsfahânî’nin Sıfatü’l-cenne’si, Beyhakī’nin el-Ba’s ve’n-nüşûr’u, Kurtubî’nin et-Tezkire’si, İbn Kayyim’in Hâdi’l-ervâh’ı ve İbn Kesîr’in en-Nihâye’si gibi eserlerde hûriye dair rivayetler bir araya getirilmiş olup hûri konusu, âhiret hayatının gerçeklerinden biri olarak gösterilirken dünyadaki ferdî ve içtimaî hayat çerçevesinde kişilerin erdemli olmalarını, dünyevî istek ve faaliyetlerinde meşrû sınırları aşmamalarını ve İslâmî ölçülerde medenî (müttaki) davranmalarını sağlayıcı pedagojik bir faktör olarak da kullanılmaktadır.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Yeme içme, mesken edinme ve cinsî tatmin dünyada çok önem verilen hususlar arasında yer alır. Ancak bu ihtiyaçları gönlünce giderebilen insan sayısı pek azdır. Cinsî tatmin, söz konusu ihtiyaçlar içinde en zor gerçekleştirilebileni olup paylaşılması da mümkün değildir. Bu sebeple insanoğlunun gerçek varlığının ölümle son bulmadığını, asıl hayatın âhirette ebediyete kadar devam edeceğini haber veren İslâm dini (Ankebût 29/64), genellikle fâni âlemde yeterince ulaşılamadığı düşünülen ve daha güzeli arzulanan hazların, bu arada cinsel zevklerin iyiler için ebedî hayatta ideal bir şekilde gerçekleşeceğini vurgulamıştır.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Naslarda yer alan cennet tasvirlerinin ve bilhassa hûrilerle ilgili açıklamaların genellikle takvâ kavramıyla özetlenen dinî ve ahlâkî yaşayışa özendirici pedagojik bir amaç taşıdığı unutulmamalıdır. Meselâ cihada katılmanın faziletini anlatan,&nbsp;“Sizden birinizin savaş atını harekete geçirmek için kullanacağı kamçının cennette işgal edeceği yer dünyadan ve dünya üstündeki her şeyden değerlidir”(Buhârî, Bedü’l-halk, 8) hadisiyle,&nbsp;“Cennet halkından bir kadın yeryüzünde görünecek olsa her tarafı aydınlatır ve güzel kokuyla doldurur. Cennet kadınının baş örtüsü bile dünyadan ve oradaki her şeyden daha değerlidir”(Buhârî, Cihâd, 6) meâlindeki hadislerin özendirme amacı taşıdığı açıktır.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Cennet hûrilerinin safrandan (za‘feran) yaratıldığı konusunda nakledilen rivayetlerin hiçbiri güvenilir sayılmamış ve bu hususta Resûlullah’ın bir beyanının bulunmadığı kanaatine varılmıştır. (İbn Kayyim el-Cevziyye, s. 335-336)</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Ancak Buhârî, Müslim ve diğer bazı muhaddislerin rivayet ettiği sahih bir hadiste hûrilerin tenlerinin son derece narin ve berrak olduğu bildirilmektedir. (Müsned, II, 230, 247, 316, 420, 422; Buhârî, Bedü’l-halk, 8; Müslim, Cennet, 14, 17)</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Hûrilerin sayısı hakkında Kur’ân-ı Kerîm’de herhangi bir bilgi mevcut değildir. Hûrilerden bahseden âyetler, hem onlardan hem de onlara sahip olacak erkeklerden çoğul sigasıyla söz etmekle birlikte bundan sayısal bir sonuç çıkarma imkânı yoktur.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Başta Buhârî ve Müslim’in sahihleri olmak üzere birçok hadis mecmuasında nakledilen rivayetlere göre Hz. Peygamber her erkek için iki hûri olacağını bildirmiş ve çeşitli münasebetlerle bu rakam tekrar edilmiştir. (meselâ bk. Müsned, II, 232, 345, 507; III, 27; Dârimî, Riķāķ, 108; Buhârî, Bed’ü’l-halk, 8; Müslim, Îmân, 311, Cennet, 14; İbn Mâce, Cihâd, 16, Zühd, 39)</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Resûl-i Ekrem cenneti tasvir ederken&nbsp;“ve bir de çok güzel bir zevce”&nbsp;(İbn Mâce, Zühd, 39) diye tekil bir ifade kullanırken sayıya değil türe işaret etmiş olmalıdır. En alt derecedeki cennet ehlinin dünya kadınlarından başka yetmiş iki hûriye sahip olacağı şeklinde Ahmed b. Hanbel ve diğer bazı muhaddisler tarafından nakledilen hadislerin (Müsned, II, 537; IV, 131; Tirmizî, Sıfatü’l-cenne, 23) râvilerine yönelik çeşitli eleştiriler vardır.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Ahmed b. Hanbel’in yanında Nesâî, Ebû Hâtim ve Dârekutnî gibi muhaddislerin yönelttiği eleştirileri toplayan İbn Kayyim’e göre bu konuda sahih olan hadisler her cennet ehline iki zevcenin verileceğini bildirir; daha fazla olacağı yolundaki rivayetlerden muteber olanlar varsa bunlardan ya hizmetçi statüsünde olanlar kastedilmiştir veya bu tür ifadeler erkekteki cinsiyet gücünü anlatmayı amaçlamaktadır. (Hâdi’l-ervâh, s. 222-223, 330-334)</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Bununla beraber İbn Kayyim, cennette her müminin ikiden fazla hûriye sahip olacağından şüphe edilmemesi gerektiğini de söyler; zira Hz. Peygamber, her mümine verilecek geniş mekânlar içinde birbirini görmeyen fertlerin bulunacağını söylemiştir. (Buhârî, Tefsîr, 55/2; Müslim, Cennet, 23)</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Öyle anlaşılıyor ki İbn Kayyim, hadis metninde geçen “ehl” (aile fertleri) kelimesinin muhtevasını zevcelerden ibaret kabul etmiştir. Halbuki Kur’ân-ı Kerîm’de de belirtildiği üzere cennette hûrilerden başka kişinin dünyadaki mümin aile fertleri ve ayrıca hizmetçiler de (gılman, vildân) bulunacaktır. Dolayısıyla bu hadis bir mümine birçok hûrinin verileceği hususunda kesin bir delil teşkil etmez.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Hûrilerin sayısına dair hadis diye nakledilen, fakat âlimler tarafından tenkide tâbi tutulan rivayetlerden biri de İbn Mâce’nin es-Sünen’inde yer almaktadır (Cihâd, 11)</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Enes b. Mâlik yoluyla Hz. Peygamber’e nisbet edilen bu rivayete göre Kazvin şehrinin fethine katılıp kırk gün sebat gösteren kişiye cennette verilecek köşkün 70.000 kapısı olacak ve her kapının yanında köşkün sahibini bekleyen bir hûri bulunacaktır. İbnü’l-Cevzî, bu rivayetin uydurma olduğunu belirttikten sonra İbn Mâce gibi bir muhaddisin böyle bir hadisi eleştiriye tâbi tutmadan eserine almasından duyduğu şaşkınlığı dile getirir. (İbn Mâce, a.y.; Nâsırüddin el-Elbânî, I, 371)</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Ebû Nuaym el-İsfahânî’nin, cennete giren herkese 4000 bâkire, 8000 dul ve ayrıca 100 hûri verileceği yolunda rivayet ettiği hadis isnad açısından zayıf bulunmuş, râvileri içinde yalancı kişilerin bulunduğu ifade edilmiştir. (Sıfatü’l-cenne, III, 219-220, 279-280; İbn Kayyim el-Cevziyye, s. 360-361)</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Taberî,&nbsp;“İman edip güzel davranışlarda bulunanlar cennette lezzet ve sevince mazhar kılınacaktır”&nbsp;(Rûm 30/15) meâlindeki âyetin tefsirinde cennet ehlinin şarkılar dinleyip eğleneceğini belirtirken (Câmiu’l-beyân, XXI, 19-20), Tirmizî (Sıfatü’l-cenne, 24) ve Beyhakī (el-Ba&#8217;ŝ ve’n-nüşûr, s. 210), cennet hûrilerinin koro halinde müzik icra edeceklerine dair hadisler nakletmişlerdir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Hûrilerin bu sırada duygularını şöyle dile getirecekleri de ifade edilmektedir: “Biz sonsuza kadar yaşayan ve pörsümeyen tazeler, küsmeyen sevgilileriz. Biz çok mutluyuz, eşlerimiz de çok mutludur”. Ayrıca hûrilerin, eşleri etrafında Allah’ı yücelten ve O’nu öven terennümlerde bulunacakları da bildirilmektedir. (Müsned, I, 156; Beyhakī, s. 212; İbn Kayyim el-Cevziyye, s. 358-360)</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Dünyevî zevk ve hazları yeterince tadamayan, umdukları ölçüde mutlu olamayan veya çeşitli acılara ve kayıplara mâruz kalan insanların, âdil olduğundan şüphe etmedikleri yüce Tanrı’nın kendilerine dünyada elde edemedikleri mutlulukları yaşatacak şekilde lutuflarda bulunacağı ikinci bir hayatın mevcudiyetine inanmaları, onlarda iyimser bir ruh halinin hâkim olmasına yardımcı olduğu gibi böyle bir âhiret inancı insanların daha sağlıklı bir dinî hayat yaşamalarına katkıda bulunacaktır.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Bu amaçla erken dönemlerden itibaren hûrilerin yapısı, fizyolojik üstünlükleri, cinsî güçleri ve sayıları hakkında bir kısmı Hz. Peygamber’e nisbet edilen çeşitli rivayetler hadis kitaplarında yer almaya başlamıştır.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Kısmen Tirmizî’nin es-Sünen’inde ve daha çok da İbn Ebü’d-Dünyâ, Taberânî, Ebû Nuaym, Hatîb el-Bağdâdî, Münzirî ve Kurtubî’nin eserlerinde görülen bu rivayetleri İbn Kayyim Hâdi’l-ervâh’ında bir araya getirmiş ve kısmen eleştiriye tâbi tutmuştur. Eserin ilmî neşrini gerçekleştiren Yûsuf Ali Büdeyvî ise söz konusu rivayetleri eleştirmiş ve çoğunun güvenilmez olduğunu söylemiştir. (Hâdi’l-ervâh, s. 337-346)</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Kur’ân-ı Kerîm’de âhiret mutluluğu hem maddî hem mânevî-ruhî çerçevede tasvir edilmiştir; benzer yaklaşım hadis metinlerinde de görülür. Bu tasvirleri inceleyip anlamayı ve halka aktarmayı amaçlayan bazı âlimler, bunlardan kendi yetenek ve temayülleri doğrultusunda birbirinden farklı, zaman zaman da abartılı sonuçlar çıkarmışlardır.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Ahiret şartlarının dünya şartlarından farklı olduğu bildirilmekle beraber o hayatla ilgili olarak anlatılan hususlar dünya realitesi içinde yaşayan insanlara hitap ettiğine göre bunların etkili olabilmesi için insanın aklı ve beklentileriyle bir ölçüde uyuşması gerektiği açıktır. Nitekim Kur’ân-ı Kerîm’de cennet hayatı tasvir edilirken bunun dünyadaki mutluluk vasıtalarıyla ilişkilendirilerek anlatıldığı görülmekte, ancak âhiret hayatının çok daha saf, derin ve mutluluk verici olacağı ifade edilmektedir. (meselâ bk. el-Bakara 2/25; es-Sâffât 37/45-47; Muhammed 47/15; bk. TDV İslam Ansiklopedisi, Huri md.)</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
<br style="box-sizing: inherit;" /><b>Kaynak: Sorularla İslamiyet</b></div>The post <a href="https://ateistlerecevap.org/hurilerle-ilgili-hadis-rivayetleri/" data-wpel-link="internal">Huriler nasıl varlıklardır?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ateistlerecevap.org/hurilerle-ilgili-hadis-rivayetleri/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Dini, kimler istismar eder? Dini istismar etmek ne demektir?</title>
		<link>https://ateistlerecevap.org/dini-kimler-istismar-eder-dini-istismar/</link>
					<comments>https://ateistlerecevap.org/dini-kimler-istismar-eder-dini-istismar/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ateistlere Cevaplar]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 21 Apr 2017 17:33:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sorular]]></category>
		<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.ateistlerecevap.org/?p=63</guid>

					<description><![CDATA[<p>Hayatımızda hangi İslam ve ne kadar var? Nefis muhasebesi bakımından, bu soruyu sıkça sormamız gerekiyor. &#8220;Hangi İslam?&#8221;&#160;sorusu, çeşitli yabancı etkilerle İslam&#8217;ı saptıran cereyanlar, telkinler, yorumlar sebebiyle önemli. Farkında olarak veya olmayarak, doğru anlaşılmış bir İslam&#8217;dan uzak düşmemek için mümin, gerektiği sıklıkta ve keyfiyette bu denetimi yapmalıdır. Alimler ve uzmanlar kelam meselelerini, mezhepler arası ihtilafları öğrenir [&#8230;]</p>
The post <a href="https://ateistlerecevap.org/dini-kimler-istismar-eder-dini-istismar/" data-wpel-link="internal">Dini, kimler istismar eder? Dini istismar etmek ne demektir?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div class="separator" style="clear: both; text-align: center;">
<a href="https://1.bp.blogspot.com/-nKGOmjCa3Xo/WPpB-t2q4zI/AAAAAAAAFrM/GnJB0S0zucosEDyn-oELG_lasIxHZMonACLcB/s1600/Mezhepler%2B%252817%2529.png" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;" data-wpel-link="external" rel="nofollow external noopener noreferrer"><img loading="lazy" decoding="async" border="0" height="360" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2017/04/Mezhepler281729.png" width="640" /></a></div>
<p></p>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Hayatımızda hangi İslam ve ne kadar var?</div>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Nefis muhasebesi bakımından, bu soruyu sıkça sormamız gerekiyor.</div>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
&#8220;Hangi İslam?&#8221;&nbsp;sorusu, çeşitli yabancı etkilerle İslam&#8217;ı saptıran cereyanlar, telkinler, yorumlar sebebiyle önemli. Farkında olarak veya olmayarak, doğru anlaşılmış bir İslam&#8217;dan uzak düşmemek için mümin, gerektiği sıklıkta ve keyfiyette bu denetimi yapmalıdır. Alimler ve uzmanlar kelam meselelerini, mezhepler arası ihtilafları öğrenir ve tartışabilirler. Sıradan bir mümin için ölçü&nbsp;&#8220;Ehl-i Sünnet İslam&#8221;ı olmalıdır ve bunu da öğrenmek, her seviyeye göre yazılmış kaynaklarını el atında bulundurmak, gerektikçe de alimlere sormak zor değildir.</div>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Bu kadar önemli ikinci soru da&nbsp;“hayatımızda İslam&#8217;ın ne kadarının bulunduğu&#8221;dur.</div>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
İslam&#8217;ın hayatımızın ne kadarını kapsadığı konusu da&nbsp;kendi kusurumuzdan İslam&#8217;ı sorumlu tutmaya başladığımız zamanlardan beri tartışılıyor.</div>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
İslam,&nbsp;hayatımızın her noktasını içine alır, mübah&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">(serbest, günah sevap konusu olmayan, dünya işi denilen)</em>&nbsp;alanı da biz belirleyemeyiz, İslam belirler; bu sebeple mübah alan da İslam&#8217;a dahildir, onun kontrol ve belirlemesine tabidir.</div>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Durum böyle olunca bir mümin, atacağı her adımın dinine uygun olup olmadığını bilmek ve buna göre davranmak mecburiyetindedir. İşte bunu bilmek için bilgi kaynaklarına başvurmaya ve anlamaya çalışmaya&nbsp;“istidlâl”&nbsp;denir. İstidlal tamam olunca beyan ve amel safhası başlar; yani dinin hükmü açıklanır, bilinen ve açıklanan hüküm uygulanır. Bir mümin bunu her işinde yapar, gerektiğinde de neyi niçin yaptığını açıklar; bunu yapana&nbsp;“Sen dini istismar ediyorsun.”&nbsp;denemez, tam aksine<em style="box-sizing: inherit;">&nbsp;&#8220;dinin gereğini yerine getiriyor, kulluk yapıyorsun&#8221;</em>&nbsp;denir.</div>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Peki&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">istismar&nbsp;</em>nedir?</div>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
İmanda veya amelde kusuru olan,&nbsp;bu sebeple yapıp ettiklerini dinin kontrolüne tabii kılmayan, ama dindarları kandırmak, onlardan almak istediklerini kolayca alabilmek, sevgilerini ve nefretlerini yönlendirmek… için dini kullanmaya, dinin gereğini söylüyor ve yapıyor görünmeye&nbsp;“din istismarı”&nbsp;denir.</div>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Mesleği, mevkii, rütbesi ne olursa olsun her mümin, göstermeyi, bilinmeyi, övülmeyi… hedeflemeksizin, her durumda inancının gerektirdiği gibi davranır; bu yüzden ona&nbsp;“Sen dini istismar ediyorsun.”&nbsp;demek iftira olur.</div>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
İnancı ve normal hayatı dinden uzak olduğu halde, belli bir maksadı elde etmek için dini söylem ve eylemleri kullanan kimseler ise&nbsp;din istismarcılarıdır&#8230;</div>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
<b>Kaynak: www.sorularlaislamiyet.com</b></div>The post <a href="https://ateistlerecevap.org/dini-kimler-istismar-eder-dini-istismar/" data-wpel-link="internal">Dini, kimler istismar eder? Dini istismar etmek ne demektir?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ateistlerecevap.org/dini-kimler-istismar-eder-dini-istismar/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İslamiyet nedir? İslamiyet hakkında geniş bir bilgi.</title>
		<link>https://ateistlerecevap.org/islamiyet-nedir-islamiyet-hakknda-genis/</link>
					<comments>https://ateistlerecevap.org/islamiyet-nedir-islamiyet-hakknda-genis/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ateistlere Cevaplar]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 21 Apr 2017 17:21:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sorular]]></category>
		<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.ateistlerecevap.org/?p=64</guid>

					<description><![CDATA[<p>Değerli kardeşimiz, İslâm Kelimesinin Sözlük Anlamıİslam&#160;kelimesi sözlükte; teslim olmak, boyun eğmek, itaat etmek anlamlarına gelir. Allah Teala’nın emirlerine teslim olup itaat etmeğe dayanan bir din olması sebebiyle bu dine İslam denilmiştir.Terim AnlamıAllah tarafından peygamberler aracılığıyla insanlara bildirilen, dünyada ve ahirette insanları mutluluğa ulaştıracak hayat şekli, itikadî ve amelî bir nizamdır.&#160;İslam, akıl sahibi insanları kendi tercihleriyle [&#8230;]</p>
The post <a href="https://ateistlerecevap.org/islamiyet-nedir-islamiyet-hakknda-genis/" data-wpel-link="internal">İslamiyet nedir? İslamiyet hakkında geniş bir bilgi.</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div class="separator" style="clear: both; text-align: center;">
<a href="https://1.bp.blogspot.com/-9bIQYI4wg48/WPo-l5BbFTI/AAAAAAAAFrA/ZYOH2E6Z3lEBfXMTU2KHybkAk7oNI8zbQCLcB/s1600/Mezhepler%2B%252816%2529.png" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;" data-wpel-link="external" rel="nofollow external noopener noreferrer"><img loading="lazy" decoding="async" border="0" height="360" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2017/04/Mezhepler281629.png" width="640" /></a></div>
<p></p>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Değerli kardeşimiz,</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
İslâm Kelimesinin Sözlük Anlamı<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />İslam&nbsp;kelimesi sözlükte; teslim olmak, boyun eğmek, itaat etmek anlamlarına gelir. Allah Teala’nın emirlerine teslim olup itaat etmeğe dayanan bir din olması sebebiyle bu dine İslam denilmiştir.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Terim Anlamı<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Allah tarafından peygamberler aracılığıyla insanlara bildirilen, dünyada ve ahirette insanları mutluluğa ulaştıracak hayat şekli, itikadî ve amelî bir nizamdır.&nbsp;İslam, akıl sahibi insanları kendi tercihleriyle bizzat hayırlı olan şeylere götüren ilahî bir kanundur.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />İslam’ın Mahiyeti<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />İslam’ın manası, teslim olmaktır; Allah’ın emir ve yasaklarına teslim olmak. Allah’ın hükümlerine teslim olmaksızın İslam olmaz. (bk. En’am, 162 ve Nisa, 65)&nbsp;İnsan,Allah’ın yarattığı kuldur.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Allah, ilmiyle her şeyi kuşattığından ve hikmet sahibi olduğundan kulluğun gereği, O’na teslim olmaktır. Hayatın kanunları insanın Allah’a teslim olmasını gerektirir. Çünkü bu kanunları da, insanı da en iyi bilen, Allah’tır.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Bütün kâinat ve içindeki her şey o yaratıcının kanunlarına itaat etmektedir. O yüzden bütün kâinatın dini İslam’dır. Güneş, ay, yıldızlar hep Müslümandır. Dünya, hava, su, ışık, ağaçlar, taşlar ve hayvanlar da Müslümandır.&nbsp;İslam,&nbsp;Allah’a itaat edip teslim olmak demek olduğu için, bütün bu varlıkların isyan etmeden Allah’a itaat ettiklerini görmekteyiz. Yani teslim oluşlarına, Müslüman oluşlarına şahidiz.</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
“Allah’ın dininden başkasını mı arıyorlar? Oysa göklerde ve yerde olanların hepsi ister istemez O’na teslim olmuştur ve O’na döndürülüp götürüleceklerdir.”&nbsp;(Al-i İmran, 3/83)</div>
</blockquote>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Bu ayette gökte ve yerde olanların teslimiyeti insana örnek olarak gösteriliyor ve deniliyor ki&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">“Ey insan, işte sen de böyle teslim olmalısın!”</em>&nbsp;Hz. Ali (ra)’nin de dediği gibi&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">“İslam teslimdir, teslimiyettir.”&nbsp;</em>Allah’a teslim olmayan kimse, Müslüman sayılmaz. İnsan neye teslim olmuşsa ona kul olmuş demektir.<em style="box-sizing: inherit;">&nbsp;İslam,</em><em style="box-sizing: inherit;"></em><em style="box-sizing: inherit;">imanın bir tezahürü, dışa yansımasıdır.</em>&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">İman etmeden teslimiyet, yani imansız İslam olur mu?&nbsp;</em>Olsa bile makbul değildir. Münafıklar inanmadan teslimiyet gösteren insanlardır. Günümüzde de gerektiği şekilde iman etmediği, Allah’ın hükümlerini içine sindiremediği, başka ideolojileri (dinleri) benimsediği halde kendilerini&nbsp;“Müslüman”olarak tanıtan insanlar bu sınıfa girerler. İslamiyetin (teslimiyetin) geçerli olabilmesi için gönül rızasıyla, kayıtsız ve şartsız tam bir teslimiyetle Allah’ın şeriatına teslim olmak gerekir.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />İnsan da kendi hür iradesi ve tercihiyle Allah’a teslim olursa, İslam’ı seçip Müslümanca yaşarsa, kâinatın boyun eğdiğine teslim olduğundan artık o, kâinatla barışıp uyum sağlar. Böylece bu insan, Allah Teala’nın dünyadaki halifesi, temsilcisi olur.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />İslam dinini,&nbsp;kapsamlı olarak kısaca tanımlamak mümkün değildir. Onun kapsamlı tarifi ancak Kur’an ve sünnetin tamamıyla yapılabilir. Çünkü İslam’ın muhtevası ve sınırları Kur’an ve sünnetle çizilmiştir. İslam, Kur’an’dan ve sünnetten öğrenilebilir. Yüce Allah bu dini her yönden mükemmel ve kapsamlı kılmıştır. Öyle ki, İslam’da hükmü açıklanmamış hiç bir mesele yoktur. Bir mesele mubah mıdır, haram mıdır, mekruh veya sünnet midir, vacip veya farz mıdır; yapılan herhangi bir eylem veya inancın hükmü belirtilmiştir. İnanç, ibadet, siyaset, sosyal, ekonomi, savaş, barış, hukuk veya insanı ilgilendiren başka herhangi bir mesele olsun; onunla ilgili dinde mutlaka bir hüküm vardır veya müctehidler, hükmünü Kur’an ve sünnetten yola çıkarak tesbit ederler. Allah, Kur’an-ı Kerim’in özelliğini şöyle açıklar:</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
“Sana bu kitabı (Kur’an’ı) her şeyi beyan etmek, açıklamak için gönderdik.”&nbsp;(Nahl, 16/89 ve yine bk.Yusuf, 111)</div>
</blockquote>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Kur’an ve sünnette hükmü açıkça belirtilmeyen meseleler hakkındaki hükmü, İslam ümmetinin müctehid alimleri, kitap ve sünnete dayanarak çıkarırlar.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Peygamberimiz (s.a.v.) İslam’ı değişik şekillerde tanımlamışlardır. Bu tanımlardan biri şu şekildedir:</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
“İslam, beş esas üzerine bina edilmiştir (kurulmuştur). Allah’tan başka ilah olmadığına ve Muhammed’in (s.a.v.) O’nun kulu ve rasülü olduğuna şehadet etmek, namaz kılmak, zekat vermek, Beyt’i (Kâbe’yi) haccetmek ve Ramazan orucunu tutmaktır.”&nbsp;(Buhari, İman 1; Müslim, İman 22; Nesai, İman 13; Tirmizi İman 3)</div>
</blockquote>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Yukarıdaki hadis, İslam binasının bu beş temel üzerinde kurulu olduğunu açıklamaktadır. Dikkat edilmesi gereken husus, bu beş esas, İslam’ın temelleridir ama, İslam’ın tamamı değildir. Bir evin sadece temellerden ibaret olduğu nasıl söylenemezse, İslam’ın bu beş temelden ibaret olduğunu iddia etmek de aynı şekilde yanlıştır. Kur’an-ı Kerim’i açıp okuyan görecektir ki, bu beş hususun dışında ahlaktan, iktisattan, sosyal meselelerden, siyasetten, barıştan, savaştan, hayırdan, şerden&#8230; söz edilmiştir. İslam, temel ve binadan meydana gelmiştir. Temel, bu beş rükundur. Bina ise, insan hayatıyla ilgili İslam’ın diğer hükümleridir. Müslümanın görevi, İslam’ı tümüyle tanımak ve tüm olarak ikame etmek, ayakta tutmaktır.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Bu meşhur hadis-i şerifin ışığı altında İslam’ın temellerini ikiye ayırabiliriz: Şehadet kelimeleriyle özetlenen iman ve önemine binaen dört amelin zikredilmesinden anlaşılan amel-i salih..&nbsp;İslam,&nbsp;şehadet kelimesi ve imanın rükûnlarıyla ortaya çıkan inançtır.&nbsp;İslam;&nbsp;namaz, zekat, oruç ve hac ile ortaya çıkan ibadetlerdir. Bunlara İslam’ın rükûnları, temelleri denilir. İslam’ın geri kalanı ise, bu temeller üzerine kurulan binadır. Bu binayı meydana getiren unsurlar İslam’ın hayat sistemleri, nizamlarıdır: Siyasî nizam, ekonomik nizam, ahlakî nizam, askerî nizam, sosyal nizam, öğretim nizamı vs. İslam’ın hakimiyetini sağlaması için ayrıca müeyyideleri vardır. (Müeyyide:&nbsp;Kanun ve ahlakî emirlerin yerine getirilmesini temin eden kuvvet, yaptırımla ilgili kural demektir.) Bu müeyyideler; cihad, marufu emredip münkerden sakındırmak; fıtrî cezalar, Allah’ın dünya ve ahirette verdiği Rabbanî cezalardır.&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">O halde İslam;&nbsp;inanç, ibadet, hayat sistemleri ve müeyyidelerdir.</em><br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />İslam,&nbsp;insanın içi ve dışı, kalbi ve kalıbı, aklı ve vicdanı, arzusu ve nefreti, duygusu ve hassasiyetiyle Allah’a teslim olup boyun eğmesidir. Kalbini ve aklını, elini ve eteğini, içini ve dışını Allah’ın hükmü dışındaki her türlü etkiden kurtarmaktır.&nbsp;İslam,&nbsp;genel nizam, hayatın her cephesiyle ilgili kanun ve vahiyle emredilip, peygamberle tebliğ edilen, insan davranışlarının programıdır. Bu programa uyana sevap; uymayana ceza vardır. İslam, Allah Teala’nın indirdiği ahkam (hükümler), akide, ibadet, ahlak, muamelat, Kur’an ve sünnetteki haberlerin bütünüdür.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />İslam’ın zıddı, cahiliyyedir. (Cahiliyye&nbsp;bir inanç ve yaşama biçimi olarak İslam’ın dışındaki her türlü küfrün ortak adıdır. Küfür demektir.) İslam’ın her parçasının karşısında mutlaka cahiliyye vardır. İslam tüm ayrıntılarıyla cahiliyyenin karşıtıdır. Çünkü İslam’dan her bir cüz, Allah’ın her şeyi içine alan ilminin eseridir. Ona karşı olan her düşünce ve hareket de, mutlaka cahiliyyedir. Çünkü o, sınırlı insan ilminin eseridir. Üstelik insanın heva ve arzuları kendisine galip gelebilir; güzeli çirkin, çirkini de güzel görebilir.</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
“Yoksa onlar cahiliyye idaresini mi istiyorlar? İyi anlayışlı bir toplum için, hüküm koyma yönünden Allah’dan daha güzel kim vardır?”&nbsp;(Maide, 5/50)</div>
</blockquote>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Bazı insanlar, cahiliyye yolunda gidenlerin bir kısmının hareket, yaşayış veya bazı sistemlerinde ortaya çıkan güzel ve olgunluğu görünce, şüpheye düşerler. Bunun sebebi, İslamiyet&#8217;ten olan bir şey, bazan cahiliyye ile karışır. İslam’dan olan o şey, orada da güzel görünür. Cahil kişi, İslam’ın hakikatını bilmediği için bu düzene bağlanır. Şayet bu insan hakkı bilseydi, o cahiliyye düzeninde gördüğü kısmî iyiliklerin İslam’a ait olduğunu anlayacak, kaynağa ve asla yönelecekti.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />İnançlarda İslam ve cahiliyye vardır. İbadetlerde İslam ve cahiliyye vardır. Ahlakta, siyasette, öğretimde, savaş, barış ve sosyal meselelerde İslam ve cahiliyye vardır. İnsanla ilgili bütün meselelerde, bütün kanun ve kurallarda İslam ve cahiliyye vardır. İnanç ve ibadetlerdeki cahiliyye, cahiliyyelerin en tehlikelisidir. Onun için Allah Teala, sağlam itikatla beraber bazı cahiliyye hareketlerinde bulunanları affeder ama, inanç ve ibadetleri cahiliyye inanç ve ibadetleri olan kimseyi, İslam’ın tüm ahlakıyla ahlaklansa dahi kesinlikle affetmez.</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
“Allah kendisine şirk koşulmasını affetmez. Ama bunun dışında dilediğini affeder.”&nbsp;(Nisa, 4/48)</div>
</blockquote>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Allah Teala İslam’ı bir bütün olarak göndermiştir. Kim tümünü alırsa, işte o Müslümandır. Kim onun bir kısmını alır ve bir kısmını almazsa, İslam’la cahiliyyeyi birbirine karıştırmış olur.</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
“Yoksa siz Kitab’ın bir kısmına inanıp bir kısmını inkâr mı ediyorsunuz? Sizden bunu yapanların cezası dünyada rezil ve rüsvay olmaktan başka bir şey değildir. Kıyamet gününde ise azabın en şiddetlisine atılacaklardır. Allah sizin yaptıklarınızdan gafil değildir.”&nbsp;(Bakara, 2/85)</div>
</blockquote>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Her Müslümanın, cahiliyyenin bütün âdet ve kurallarından arınmış olması ve İslam’ın bütününü alması gerekir.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />İslam Dini’nin Gayesi<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />İslam’ın getirdiği hükümler, insanların mutluluğunu amaçlamaktadır. Bu hükümlere uygun hareket edenler, hem dünya hem de ahiret saadetini kazanacaktır.&nbsp;İslam,kişinin kalbini, aklî düşüncelerini ve amellerini ıslah ederek, onları yükselterek bu saadetlere ulaştırır. Toplumun saadeti de ferdin saadetine bağlı olduğundan, kişinin mutluluğu aynı zamanda cemiyetin de mutluluğudur. İslam, bu hedefi gerçekleştirmek için birtakım hükümler koymuştur. Bunlara şer’î hükümler denir.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />İslam Dini’nin Hükümleri<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />İslam Dininin hükümleri dört kısımdır.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />a) İman (İtikadi hükümler):&nbsp;İnsanın dinde kabul etmesi ve reddetmesi gereken hususlarla ilgili hükümlerdir. İnsana neleri kabul etmesi, neleri reddetmesi gerektiğini bu hükümler öğretir. İnsan, iman esaslarına inanmakla manevi gıdasını almış, kalbini yanlış inançlardan temizleyerek gerçek değerini kazanmış olur.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />b) Amel:&nbsp;Amel, insanların yaptığı işlerdir. Yapılması veya yapılmaması gereken fiillerdir. Hangi amellerin, hangi şartlarla nasıl yapılacağını ve nasıl sahih olacağını açıklayan hükümlere, amelî hükümler denir. Dua etmek, zekat vermek, cihad etmek, ilim tahsil etmek gibi.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />c) Ahlak:&nbsp;Hal ve hareketleri, davranışları, İslamî ve insanî ilişkileri açıklayan hükümlere denir. Ahlakın güzelleşmesine ve vicdanın terbiyesine ait bulunan hükümlerdir. Kötü söz ve yalan söylememe, kendisi için istediğini başkası için de isteme&#8230; gibi.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />d) Hukuk (Muamelât, Ukubat):&nbsp;İman, ahlak ve şahsî amel gibi konuların dışında kalan, özellikle devlet yönetimini, toplum idaresini ve ekonomik durumları içeren konuları, evlenme, boşanma, miras dağıtımı, ticari ve siyasi işleri, kısaca İslam devletinin kanun ve kurallarını belirleyen bütün hükümlerdir.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />İslam,&nbsp;insan hayatının vazgeçilmez de olsa bir parçası değil; her yönüyle insan hayatının bütünüdür. İslam, insanın günlük yirmi dört saatini ve doğumdan ölümüne her alandaki her yönünü kapsar ve belirler. Tuvalet âdâbından devlet yönetimine varıncaya kadar insanın tüm hayatını kuşatır. İslam, insan hayatının bütünüdür. İnancı, ibadeti, ahlakı ve hukukuyla bir bütündür. Parçalanmaz veya herhangi bir şeyle sentez yapılamaz. Atma ve katmaları, hurafe ve bid’atları kabul etmez. Allah tarafından tamamlanmış eksiksiz bir nizamdır.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />İslam’ın Genel Özellikleri<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />1) Rabbanîlik:&nbsp;(Rabba ait olmak, ilahî olmak) İslam, hak ve ilahî dindir. Vahye dayanır. Hedef ve gayede Rabbanîdir. Allah’ın rızası bir Müslüman için her şeyde vaz geçilmez amaçtır. İslam’ın kaynağı ve metodu da Rabbanîdir.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />2) İnsanîlik:&nbsp;(İnsan fıtratına uygunluk) Kur’an insanlara indirilmiş, peygamberler insanlar arasından seçilmiştir. İslam insana, insanın aklına büyük önem vermiş, fıtratına uygun hükümler koymuştur. İslam’a göre insan, yeryüzünde en güzel biçimde ve halife olarak yaratılmış, ruhi unsur ile seçkin kılınarak evren kendi hizmetine verilmiştir. İslam, insanın hiç bir güç ve enerji odağını ihmal etmez. Onların hepsini ıslaha, çalışmaya ve gelişmeye doğru yönlendirir. İnsan, taşıyabileceği ölçülerde yüklenen bu yükümlülükleri omuzlayarak barış, güven ve huzur içinde yoluna devam eder. Bu yükümlülükler insanın kendi fıtratıyla uyumludur. Gönlünün ve vicdanının sesiyle bütünleşir. Fıtratını ıslah etmeyi hedef alır. İslam’ın tüm hükümleri insanın dünya ve ahiret saadetine yöneliktir.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />3) Kapsamlılık ve evrensellik:<em style="box-sizing: inherit;">&nbsp;İslam</em>, ebediyeti kapsayacak uzunlukta, bütün insanları kuşatacak genişlikte, dünya ve ahiret işlerini içerecek derinliktedir. Mesajı ve hükümleri bütün zamana, bütün dünyaya, bütün insanlığa yöneliktir. İnsan hayatının beşikten mezara tüm aşamalarını ve hayatın tüm alanlarını tanzim eder. İslam’ın öğretileri de kapsamlıdır. Bu kapsam, inançta, ibadette, tasavvurda, ahlak ve fazilette, düzenleme ve yasalarda kendini gösterir.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />4) Vasatlık ve denge:<em style="box-sizing: inherit;">&nbsp;İslam;</em>&nbsp;denge, orta yol, adalet, ölçü gibi temel dinamikleri olan bir dindir. İfrat ve tefritten uzaktır. Aşırılıklar yoktur. İnsanı azdırmaz ve ezdirmez. İnsanın gücü böyle dengeli bir nizam kurmaya yeterli değerlidir. İnanç, ibadet, ahlak ve teşrîde vasat (adalet ve denge) unsurlarını kolaylıkla görebiliriz. Dünya &#8211; ahiret, madde &#8211; mana, zengin &#8211; fakir arasında denge vardır. İnsanın içi ve dışını, ruhu ve bedenini, birey ve toplumu, fert ve devleti, kadın ve erkeği, aile ve milleti dengeler. Her birinin birbirine karşı hak ve görevlerini düzenli, dengeli ve uyumlu bir biçimde belirler.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />5) Açıklık ve netlik:&nbsp;İslam’ın inanç esasları, dini kavramlar sade ve açık seçiktir. Anlaşılması, anlatılması ve kabulü kolaydır. Aklı, mantığı zorlamaz.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />6) Halis din:&nbsp;Analiz ve sentez, atma ve katma kabul etmeyen, kaynağı sağlam ve değiştirlemez olduğundan tahrif edilemeyecek bir dindir. Bid’at ve hurafelere kapılarını kapamıştır. Allah tarafından tamamlanmış ve razı olunmuş tek hak dindir.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />7) Tevhid:&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">İslam,</em>&nbsp;her şeyden önce tevhid dinidir. En mükemmel Allah inancını yerleştirir. İslam’da Allah’ın sıfatları insanlara ve diğer varlıklara verilmez. Allah’ın hiç bir şeye benzemediği vurgulanır. İnsan ve başka yaratıklar tanrılaştırılamaz. Allah’dan başkasına tapınılmaz, dua edilmez.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />8) Tüm peygamberleri tasdik:&nbsp;Allah tarafından gönderilen bütün peygamberlere inanılır. Peygamberler arasında ayrım yapılmaz. Tanrılaştırma ve yakışık almayan isnatlar gibi aşırılıklardan uzak olarak, Allah’ın elçisi ve kulu oldukları kabul edilir.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />9) Egemenlik Allah’ın:&nbsp;Yasa, hukuk ve prensip belirleme, kanun koyma işi sadece Allah’a aittir.&nbsp;İslam;&nbsp;hüküm, hakimiyet, egemenlik ve otoritenin Allah’a verildiği, ezen ve ezilenin, kula kulluk yapanın olmadığı bir toplum oluşturur.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />10) Sağlam kaynak:&nbsp;İslam’ın temel kaynağı Kur’an-ı Kerim’dir.&nbsp;Kur’an, kıyamete kadar tahrif edilemeyecek bir kitaptır. Dünyanın her tarafındaki Kur’an nüshaları aynıdır.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />11) Evrenle uyum:&nbsp;Evren ve içindeki varlıkların tümü Allah’a teslim olup itaat ettikler<br />
inden Müslüman sayılırlar. İslam’ı seçip teslim olan insan da kainatla uyum içinde, aynı yasalara itaat etmiş olur. Böylece insanın emeği ve enerjisi evrenin imkanlarıyla bütünleşir. İslam, insanı evrendeki doğal güçlerle çatışmaya ve boğuşmaya sokmaz.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />12) Tek toplum (ümmet) oluşturur:<em style="box-sizing: inherit;">&nbsp;İslam,&nbsp;</em>uyumlu, tutkun ve dayanışma içinde hareket eden bir toplum (ümmet) oluşturur. Akide bağıyla bir araya gelen, ırk, renk, vatan, ülke ve sınıf ayrımı yapmayan bu toplumun temel dinamikleri (harekete geçiren özellikleri) kardeşlik, yardımlaşma, eşitlik, adalet, hakkı ve sabrı tavsiye etme, iyiliği yayma, kötülüğe karşı mücadele etmedir. Zina, fuhuş, hırsızlık, haksızlık, faiz&#8230; gibi kötü ahlak ve çirkin geleneklerin ortadan kaldırıldığı, insanların yeme içme, barınma ve cinsel oburluklarının engellendiği erdemli, iffetli bir toplum oluşturur. Küfrün tek millet olduğu gibi; bütün Müslümanlar da, birbirlerini ancak kardeş kabul eden tek bir millettir.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />13) Kolaylık ve müjde:&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">İslam;</em>&nbsp;dili, ırkı, mazisi ne olursa olsun kelime-i şehadet getirip buna uygun yaşayan herkesi Müslüman sayar. Eşitlik ve adalet esasına dayanır. Kimsenin zorla Müslüman yapılmasını kabul etmez. Kalpleri fethederek yayılmayı esas alır. Hükümleri yaşanılacak kolaylıktadır. İbadetlerin yapılmasında gücümüz dikkate alınarak birçok kolaylıklar gösterilmiştir. Gücün yetirilemeyeceği zorluklar emredilmez. İslam’ın rahmet, af ve müjde tarafı ağır basar.&nbsp;İslam,&nbsp;insanın ruhî ve bedenî tüm ihtiyaçlarını hoşgörüyle karşılayıp, kolaylıkla ve basit biçimde çözüm getirir. Ama bütün bu kolaylıklara rağmen, tembellik ve dünyaya aşırı meyilden dolayı kulluğunu ihmal edenler Allah’ın azabıyla ikaz edilirler.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />14) Akla ve ilme önem verir:&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">İslam</em>&nbsp;vahiy dini olmasıyla birlikte, akla büyük önem verir. Akla hitap eder, akıllıyı sorumlu tutar. Bilime de üstün değer vermiş, ilim öğrenmenin her Müslümana farz olduğunu bildirmiş, çalışma, öğrenme ve düşünce gibi konulara gereken yeri vermiştir. Yalnız unutmamak lazım ki, İslam akılcı değil, akıllların dinidir.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />15) İnsan hakları:&nbsp;Hiç bir düzende (dinde) görülemeyecek kadar insan haklarını gözeten İslam, insanın şu haklarını korumaya alır:<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">a. Din emniyeti:</em>&nbsp;İslam, din hakkını ve dini yaşama hürriyetini güvence altına alır.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">b. Nefis (can) emniyeti:</em>&nbsp;İslam, yaşama hakkını temin eder.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">c. Akıl emniyeti:</em>&nbsp;İlim ve tefekkürü emreden İslam, içki ve uyuşturucu gibi akla zarar verecek şeyleri yasaklar ve aklı her türlü arızalardan koruyucu tedbirler alır.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">d. Nesil emniyeti:</em>&nbsp;Irzın, şeref ve namusun korunmasını ve sağlıklı nesiller yetiştirilmesini temin için İslam gerekli her türlü ortamı hazırlar.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">e. Mal emniyeti:</em>&nbsp;İslam malı korumak için, hırsızlık vb. suçlara giden yolları tıkadığı gibi, insanlara yeterli geçim kaynaklarına sahip olma hakkını ve imkanını tanır.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Özetle İslam,&nbsp;her insanın onurunu, namusunu, özgürlüğünü, dinini, malını, canını, geçimini ve işini garanti altına alır.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />İslam,&nbsp;insan hakları konusunda hala ulaşılamaz durumdadır. İnsani kardeşlik prensibine yer verir. Irkçılığı ve takvanın dışında üstünlük anlayışlarını reddeder. İslam’ın emir ve yasakları, hükümleri, ibadetleri, ceza anlayışı&#8230; eşitliği isbat etmektedir. Diğer düzenlerde bu denli eşitlik teoride bile yoktur. Eşitlik adına adaletsizliğe de göz yummaz. Kadın &#8211; erkek eşitliği diyerek cinsel farklılıkların gözardı edilip istismar edilmesine, insanların sömürülerek zulmedilmesine yol açacak aşırılıklara da geçit vermez.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />İslam’ın, Önceki Peygamberlerin Şeriatlarıyla İlişkisi<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />a)&nbsp;İslam bütün peygamberlere gelen dinlerin adıdır (bk. Bakara, 130 &#8211; 133). İnsanlık dünyaya peygamberle (Hz. Adem’le) gelmiştir. Zamanın şartlarına ve insanlığın ihtiyaçlarına göre Allah Teala peygamberleri değişik şeriatlarla (hukuklarla) göndermesine rağmen; itikat (inanç) her peygamberde aynı olmuştur.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />b)&nbsp;Önceki peygamberlerin tebliğ ettikleri dinler bir kavme gönderilmişti. Hz. Muhammed’e (s.a.v.) gelen İslam, evrensel bir dindir. Yani tüm evrene ve bütün insanlığa Allah (c.c.) tarafından sunulmuş, kıyamete kadar geçerli olacak bir hayat şeklidir.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />c)&nbsp;Hz. Muhammed’in (s.a.v.) tebliğ ettiği İslam Dini, önceki peygamberlerin tebliğ ettiği dinlerin hükümlerini (şeriatlarını) nesh edip ortadan kaldırmıştır.Yani şu anda geçerli olan şeriat Hz. Muhammed (s.a.v.)’in şeriatıdır.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />d)&nbsp;İslam dini, Hz. Muhammed (s.a.v.)’den önce Allah (c.c.) tarafından gönderilen tüm kitapları ve peygamberleri tasdik eder.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />İslâm Hakkında Birkaç Ayet</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343; margin-bottom: 1em;">
“Allah katında gerçek din islam’dır.”&nbsp;(Al-i İmran, 3/19)</div>
<div style="box-sizing: inherit; margin-bottom: 1em;">
“Kim İslam’dan başka bir din ararsa, ondan (bu din) asla kabul olunmaz ve o, ahirette de en büyük zarara uğrayanlardandır.”(Al-i İmran, 3/85)</div>
<div style="box-sizing: inherit; margin-bottom: 1em;">
“Kim nefsini (tümüyle) Allah’a, O’nu görür gibi teslim ederse muhakkak ki o, en sağlam kulpa yapışmıştır. Bütün işlerin sonu ancak Allah’a dayanır.”&nbsp;(Lokman, 31/22)</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
“ Bugün sizin dininizi kemale erdirdim. Üzerinizdeki nimetimi tamamladım ve size din olarak İslam’ı verip ondan razı oldum&#8230;”&nbsp;(Maide, 5/3)</div>
</blockquote>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
İslam’ın Rükûnları<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />İslam’ın rükûnları (temelleri) beştir:&nbsp;Allah’tan başka ilah olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın rasülü olduğuna şehadet etmek, namazı ikame etmek, zekat vermek, Beyti haccetmek, Ramazan orucu tutmak&#8230;<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Peygamberimiz’in İslam’ı tarif ettiği Cibril hadisi diye bilinen hadis-i şerifte ve konunun başında zikrettiğimiz İslam’ın beş temel üzere bina edildiğini bildiren hadiste (cahil halkın yanlış olarak İslam’ın beş şartı dediği) bu beş temelin sayıldığını biliyoruz. Şehadet veya tevhid kelimeleri dediğimiz imanın rükûnlarını (temel ilkelerini) ileride tevhid konusunu işlerken ayrıntılarıyla göreceğiz. Burada, bu ibadetlerin önemine binaen prototip örnekler olarak belirtilen ve diğerleriyle birlikte amel-i salih olarak etrafını câmi olarak tanımlayabileceğimiz rükûnlardan kısaca ve akaidi ilgilendirdiği yönleriyle bahsedeceğiz. Bu amellerin nasıl yapılması gerektiği fıkıh, ilmihal kitaplarında ve fıkıh derslerinde konu edinilmektedir.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" /><em style="box-sizing: inherit;">Amel-i salih nedir?</em>&nbsp;Salih amel, Allah katında razı olunan amellerdir. Bu amel (davranış) iki özellik taşır:&nbsp;Biri,&nbsp;İslam şeriatına uygun olması,&nbsp;ikincisi;&nbsp;niyyetinin Allah rızası için ve O’na ibadet için olmasıdır. Bir amel, bu iki özelliği veya bunlardan birini taşımazsa Allah katında râzı olunan amellerden, yani amel-i salihten olmaz. Böyle bir amelin ecri ve sevabı da yoktur. Yüce Rabbimiz buyuruyor ki:</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
“Kim Rabbine kavuşmayı ümid ederse, salih amel işlesin, Rabbine ibadette hiç bir kimseyi ortak koşmasın&#8230;”&nbsp;(Kehf, 18/110)</div>
</blockquote>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Amel-i salihin İslam’daki yeri cidden pek büyüktür. Çünkü bu ameller Allah’a, ahiret gününe iman etmenin meyvesidir. Kelime-i şehadetin (tevhidin) manası, amel-i salih işlemek ve bu yola girmekle meydana çıkar. İslam kelimesinin teslimiyet anlamına geldiğini ve bu teslimiyetin de Allah’ın emirlerine itaat edip teslim olma demek olduğunu hatırladığımızda amelsiz, itaatsız, ibadetsiz İslam’ın olamayacağı ortaya çıkar. Amel-i salihin İslam’daki öneminden dolayı birçok ayetler onu övmektedir. Bu ayetlerin bazısı onu imana yaklaştırır, bazısı güzel mükafatını açıklar, bazısı da özellikle ahiret hayatında vereceği faydadan bahseder.</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
“Andolsun asra ki, muhakkak insan ziyandadır (zarar görecektir). Ancak iman edip amel-i salih işleyenler, birbirlerine hakkı ve sabrı tavsiye edenler hariç.”&nbsp;(Asr, 103/1-3)</div>
</blockquote>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Diğer örnek ayetler için mesela bk. Maide, 9 ; Ra’d, 29 ; Nahl, 97 ; Kehf, 30; Meryem, 76; Ankebut, 7, 9.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" /><em style="box-sizing: inherit;">Amelin kabulü için İslam’ı benimsemek şarttır.&nbsp;</em>Bundan dolayı Allah, iman ile amel-i salihi beraber zikretmiştir. Bir kimse, Allah rızası niyyetiyle ve İslam şeriatına uygun bir amel de İşlese, eğer o kişi Kur’an’da belirtilen gerçek İslam’ı tümüyle kabullenip benimsemedikçe o ameli Allah onun yüzüne çarpacaktır. Böyle bir amel için ne bir sevap, ne de bir mükafat vardır. (bk. Al-i İmran, 3/85)<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Amel-i salih çok çeşitlidir. İbadet olsun, muamelat olsun, Cenab-ı Hakk’ın emrettiği şeylerin hepsidir. Müslüman, Rabbına itaatı, şeriata boyun eğmeyi ve Allah’ın rızasını taleb etmeyi düşünerek bir amel işlediği zaman, amel-i salih ehlinden olur.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Bu&nbsp;amel-i salihin başında (dar anlamıyla) ibadetler gelir. İbadetlerin de başında&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">namaz, oruç, hac ve zekat</em>&nbsp;gelir. Bunlar İslam’ın temelleridir. Bu ibadetlerde ihmal veya önemini küçümseme kesinlikle caiz değildir. Bunun için İslam’ı tanımlayan meşhur hadiste açıkça bildirilmiştir.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />İslam’da ibadetlerin önemi büyüktür.&nbsp;İbadetler,&nbsp;kişinin Rabbıyla olan ilişkisini düzenler ve belli bir şekilde Allah’a karşı kulluğunu ortaya koyar. İbadetler, Allah’ın kulları üzerindeki özel hakkıdır. Bu ibadetlere özen göstermek ve başkalarını önce imani esaslara, sonra ibadetlere davet etmek gerekir. İbadetler eksik olduğu halde, insanın imanının kuvvetlenmesi ve kalbinde kök salması mümkün değildir. Hatta küfrün egemenliğinin çevre şartlarının tümüne uzandığı günümüzde namaz başta olmak üzere, ibadetlere gevşeklik gösteren insanların imanları çok büyük tehlikelere girer. Yani kişinin namaz ve diğer ibadetleri hakkıyla yerine getirmeden mü’min kalması çok zordur. Bunlar, balık için su, insan için hava mesabesindedir.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Bu ibadetler içinde namazın akaid açısından daha büyük önemi vardır.<em style="box-sizing: inherit;">&nbsp;İslam; namazı,&nbsp;Müslüman ve kâfir arasını ayırt edici bir alamet olarak açıklamıştır.</em>&nbsp;Ne yolculuk, ne savaş, ne hastalık halinde namazda ihmal caiz değildir. Onu terk etmek ve bu konuda tembellik göstermek münafıkların âdetidir. Kul, Rabbine döndüğü zaman kendisine ilk sorulacak şey namazdır. Namaz, Allah’a olan kulluğunu ve kelime-i tevhidin manasını kişiye devamlı hatırlatan bir ibadettir. Namaz, sahibini her türlü çirkinliklerden, fuhşiyattan ve kötülüklerden meneder. Namazın önemi konusunda Kur’an’daki ayetlerden bazılarının sure ve numaralarını verelim: Rum, 31; Bakara, 1-3, 153 ve 238; Nisa, 103; 142; Ankebut, 45 &#8230;</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Müslüman, namaza&nbsp;“Allahü Ekber”&nbsp;ile çağrılır; onunla namaza başlar, namaz süresince sık sık onu tekrarlar. Çünkü Allah, her büyükten daha büyük, her kuvvet ve kudret sahibinden daha yücedir. Kul, her şeyden daha büyük ve aziz olan Allah’a bağlandıkça, O’ndan başka hiç bir kimseden korkmaz. Başkasına kulluk etmekten sakınır.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Oruç, hac, zekat ve diğer bütün ibadetler, imanı takviye eder, nefsi kötülüklerden arındırır, kulu Rabbine bağlar.&nbsp;Oruçta, Allah sevgisini bedenin isteklerine tercih etme hali vardır. Müslümanı, ihlas, irade ve sabır hallerine alıştırma özelliklerini taşır.&nbsp;Zekat,Müslüman için cimrilik ve hasislik hastalığından temizlenmeyi sağlayan mali bir ibadettir. Malın esas sahibinin Allah olduğu, kendisinin ise bir emanetçiden başka biri olmadığını insan zekatla daha iyi kavrar. Zekat, mal sevgisine, Allah rızasını ve sevgisini tercih etmektir. Toplumun muhtaç kesimine hisse ayırmak, böylece sosyal adaletin sağlanmasına hizmet etmektir.&nbsp;Hac ise, Müslümanın ameli eğitimidir. Hac ibadetiyle Müslümanın fiilen açık ve muayyen bir şekilde kulluğunu ortaya koyduğunu görüyoruz. İlim, cihad, iyiliği emir, kötülükleri yasaklamak, sabır, tevekkül, takva, Allah sevgisi ve O’nun azabından korkmak&#8230; gibi emirler, Kur’an’ın üzerinde ısrarla durduğu salih amellerin başında gelir.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />İslam’ın Tebliği<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />İnsanlık tarihi devam ettiği müddetçe, İslam, herkese tebliğ edilmelidir.&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">Bu davet ve tebliğin asıl gayesi,&nbsp;insanları kula kulluktan kurtarıp sadece tek olan Allah’a bağlamaktır.</em>&nbsp;Bu görevi yapacak insanlar mutlaka olmalıdır.</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
“İçinizden insanları hayra çağıracak, iyiliği emredip kötülükten alıkoyacak bir cemaat bulunsun. İşte onlar kurtuluşa erenlerdir.”&nbsp;(Al-i İmran, 3/104)</div>
</blockquote>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
ayet-i kerimesi bu durumu te’yid etmektedir. İslam, herkese, ama özellikle Müslüman geçinenlere götürülmelidir. Çünkü onların İslam bildikleri şeyler İslam değildir. Bu durum mutlaka düzeltilip onlara hakikat gösterilmelidir.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />İslamî davetin gayelerinden biri de, İslam’ı tekeline alıp ona kimseyi ulaştırmayanların elinden İslam’ı alıp herkesin ona ulaşmasını sağlamaktır. İslam, hiç bir gücün tekelinde olamaz. Hiç bir güç İslam’ın bazı ibadetlerini elinin altına alıp zorlaştıramaz. Bunu yapanlar, ister İslam adına yapsınlar, isterse cahiliye adına yapsınlar; her iki durum da Allah’a karşı büyük bir edepsizliktir. Çünkü Allah Teala, kendisine ulaşma yolunda ne kadar engeller varsa kaldırılmasını ister. Hatta o engellere karşı cihadı her Müslümana farz kılmıştır. Ta ki, insanlar saf ve berrak olan İslam’ı kendi istekleriyle tanısınlar, öğrensinler ve onu kabullensinler. İnsanları, insanların hakimiyet ve sultasından, değer verdikleri ağalardan, ağabeylerden, atalardan, babalardan, efendilerden ve bağlanıp kaldıkları âdetlerden kurtarıp, hayatın her safhasında Allah’ın nizam ve hakimiyeti olan İslam’a ulaştırmak&#8230; İşte, İslam budur ve bütün peygamberler de bunun için gönderilmişlerdir.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />İslam’ı Hayata Hâkim Kılmak<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />İnsanlık tarihi boyunca, İslam’ın esas dayanağı olan temel ilke&nbsp;“La ilahe illallah”kaidesidir. Yani&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">uluhiyeti, rububiyeti, saltanat</em>&nbsp;ve&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">hakimiyeti</em>&nbsp;sadece Allah’ a tahsis etmek kuralı. Bu kaide gönülde ve kalpte inaç; duygu ve hareketlerde ibadet; hayat sahasında da kanun ve nizam olarak tezahür etmelidir. Allah’tan başka ilah olmadığına şehadet etmek, böyle kamil bir şekilde olmadıkça Allah’a ve İslam’a saygısızlık yapılmış olur.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Bu kaidenin tatbiki insan hayatının bütünüyle Allah’a yönelmesidir. Böylece insanoğlu bütün işlerinde ve hayatın her safhasında Allah’ın hükmüne müracaat ederek buna tabi olur ve Allah’ın hükmünü kendi düşünce ve görüşüne tercih eder.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Allah’ın hükümlerini insanlara ulaştırıp tebliğ eden Rasülullah (s.a.v.)’dır. Bu kaide ise İslam’ın ilk şartı olan şehadet kelimesinin ikinci rüknünü temsil eder.</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
“Şüphesiz Muhammed (s.a.v.) Allah’ın rasülüdür.”&nbsp;(Fetih, 48/29)</div>
</blockquote>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
İşte İslam’ın dayandığı ve temsil ettiği temel ilkenin ikincisi. Bu kaide bütün yönleriyle hayata tatbik edildiği zaman, en mütekamil bir nizam ortaya çıkar. İşte Allah’ın razı olduğu nizam budur.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />İslam’ın hedefi,&nbsp;cahiyyeyi ortadan kaldırmaktır. Bunun için de yeni ve faal bir kadronun oluşturulması lazımdır. Bu kadro, yaşama tarzıyla, düşünce yapısıyla, sosyal düzeniyle, değer yargısı ve kaynağıyla, kısaca her şeyiyle İslam metoduna uygun hareket eden bir cemaattir. İşte, böyle bir kadro ancak yeniden İslam ümmetini oluşturur ve Allah’ın şu beyanatına mazhar olur:</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
“Siz, insanlar içinden seçilip çıkarılmış en hayırlı bir ümmetsiniz. Çünkü iyiliği emreder, kötülüğe karşı çıkar ve Allah’a inanırsınız.”&nbsp;(Al-i İmran, 3/110).</div>
</blockquote>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
“İşte böylece sizleri mutedil bir ümmet kıldık. İnsanlara şahid (örnek) olasınız ve Peygamber de size örnek olsun diye&#8230;”(Bakara, 2/143)</div>
</blockquote>
<p><b>Kaynak: www.sorularlaislamiyet.com</b></p>The post <a href="https://ateistlerecevap.org/islamiyet-nedir-islamiyet-hakknda-genis/" data-wpel-link="internal">İslamiyet nedir? İslamiyet hakkında geniş bir bilgi.</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ateistlerecevap.org/islamiyet-nedir-islamiyet-hakknda-genis/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Hz.Adem  ve  Hz Havva&#039;nın Nesli nasıl  Devam Etmiştir?</title>
		<link>https://ateistlerecevap.org/hzadem-ve-hz-havvann-nesli-nasl-deva/</link>
					<comments>https://ateistlerecevap.org/hzadem-ve-hz-havvann-nesli-nasl-deva/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ateistlere Cevaplar]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 19 Apr 2017 19:01:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sorular]]></category>
		<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.ateistlerecevap.org/?p=65</guid>

					<description><![CDATA[<p>Değerli kardeşimiz, İnsanlar Hz. Âdem’le Hz. Havva’dan doğarak çoğalmışlardır.&#160;Havva anamız hep ikiz doğum yapıyordu. Bunlardan birisi erkek, diğeri de kızdı. Hz. Âdem, aynı anda doğan ikizleri, bir önce veya bir sonra doğan ikizlerle evlendiriyordu. Habil’le beraber doğan kız çirkin, Kabil’le birlikte doğan kız ise güzeldi. Bu durumda Hz. Âdem, Habil’in, Kabil’le beraber doğan kızla, Kabil’in [&#8230;]</p>
The post <a href="https://ateistlerecevap.org/hzadem-ve-hz-havvann-nesli-nasl-deva/" data-wpel-link="internal">Hz.Adem  ve  Hz Havva'nın Nesli nasıl  Devam Etmiştir?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
<div class="separator" style="clear: both; text-align: center;">
<a href="https://3.bp.blogspot.com/-0KcduXbsfoE/WPezhG5PEbI/AAAAAAAAFqk/HWcTWVbugDcMSvpP_wUMt8aa4qi6I_kbACLcB/s1600/Mezhepler%2B%252815%2529.png" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;" data-wpel-link="external" rel="nofollow external noopener noreferrer"><img loading="lazy" decoding="async" border="0" height="360" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2017/04/Mezhepler281529.png" width="640" /></a></div>
<p></div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Değerli kardeşimiz,</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
İnsanlar Hz. Âdem’le Hz. Havva’dan doğarak çoğalmışlardır.&nbsp;Havva anamız hep ikiz doğum yapıyordu. Bunlardan birisi erkek, diğeri de kızdı. Hz. Âdem, aynı anda doğan ikizleri, bir önce veya bir sonra doğan ikizlerle evlendiriyordu. Habil’le beraber doğan kız çirkin, Kabil’le birlikte doğan kız ise güzeldi. Bu durumda Hz. Âdem, Habil’in, Kabil’le beraber doğan kızla, Kabil’in de Habil’le beraber doğan kızla evlenmesini istedi. Fakat Kabil buna razı olmadı, kendisiyle doğan güzel kızı Habil’e vermek istemeyerek kendisi almak istedi.&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">(bk. Taberi, İbn Kesir, Razî,&nbsp; Maide, 5/27. ayetin tefsiri)</em></div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Hz. Âdem buna müsaade etmedi ve meseleyi Allah’a havale etti. Cenab-ı Hakk&#8217;tan gelen emir üzerine her ikisinin de Allah’a birer kurban takdim etmelerini, hangisinin kurbanı kabul edilirse Kabil’in bacısının ona ait olacağını söyledi. Bunun üzerine Kabil bir demet buğday, Habil de bir koyunu kurban olarak takdim etti. Gökten inen bir ateş Habil’in kurbanını aldı, Kabil’inki olduğu yerde kaldı. Bu durumda Habil haklı çıkmış ve kızı almaya hak kazanmıştı. Fakat Kabil iyice çileden çıkmıştı. Bu hâdise Kur’ân’da şöyle anlatılır:</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343; margin-bottom: 1em;">
“Onlara Âdem’in iki oğluna dair haberi hak ile oku. Onlar birer kurban takdim ettiklerinde, birisinin kurbanı kabul olunmuş, diğeri kabul olunmamıştı. Kurbanı kabul olunmayan diğerine,<em style="box-sizing: inherit;">‘Ben seni öldüreceğim</em>.’ dedi. O da,&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">‘Allah ancak takva sahiplerinin kurbanını kabul eder.’</em>&nbsp;diye cevap verdi.&#8221;</div>
<div style="box-sizing: inherit; margin-bottom: 1em;">
“Habil şöyle devam etti:&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">‘Eğer sen öldürmek için elini bana uzatırsan, ben seni öldürmek için elimi kaldıracak değilim. Çünkü ben âlemlerin Rabbi olan Allah’tan korkarım. Dilerim ki, sen benim günahımı yüklenesin de, cehennem ateşinin ehlinden olasın. Bu da zalimlerin cezasıdır.&#8217;</em>&nbsp;&#8220;</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
“Sonra nefsi, kardeşini öldürmeyi ona kolay ve hoş gösterdi; o da kardeşini öldürüp hüsrana uğrayanlardan oldu. Sonra Allah, kardeşinin cesedini nasıl örteceğini göstermek için, ona, yeri eşeleyen bir kargayı gönderdi. Kabil,&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">‘Yazıklar olsun bana!’&nbsp;</em>dedi.&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">‘Şu karga kadar olup da kardeşimin cesedini örtemedim!’</em>&nbsp;Artık o yaptığına pişmanlık duyanlardan olmuştu.”(Mâide, 5/27-31)</div>
</blockquote>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Hz. Âdem’in çocuklarının birbirleriyle evlenmelerinin dindeki yerine gelince;Hz. Âdem (as)’den Peygamber Efendimize (asm) gelinceye kadar bütün peygamberler hak dini tebliğ etmişlerdir. Dinin temeli olan îman esasları hep aynı kalmıştır. Fakat şeriat dediğimiz, ibadet ve dünyaya ait işlerde Hz. Âdem’den Peygamberimize kadar her devrin icaplarına, insanların ihtiyaçlarına göre bazı hükümler değişerek gelmiştir. Cenab-ı Hak her devrin insanının yaşayışını ve menfaatini gözeterek her ümmete ayrı bir şeriat göndermiştir. Mâide Sûresinin 48. âyetinde bu hususta,&nbsp;“Sizin her biriniz için Biz bir şeriat ve açık bir yol tayin ettik.”&nbsp;buyurulur.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Bediüzzaman da bu meseleyi şöyle izah eder:</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
<em style="box-sizing: inherit;">“Asırlara göre şeriatlar değişir. Belki bir asırda kavimlere göre ayrı ayrı şeriatlar, peygamberler gelebilir ve gelmiştir. Hâtemü’l-Enbiya’dan (a.s.m.) sonra şeriat-ı kübrası (büyük şeriatı) her asırda, her kavme kâfi geldiğinden muhtelif şeriatlara ihtiyaç kalmamıştır.” (Nursi, Sözler, s. 454)</em></div>
</blockquote>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Meselâ, Yahudiler ancak havralarda, sinagoglarda, Hristiyanlar sadece kiliselerde ibadet edebilirlerken, biz Müslümanlar her yerde namaz kılabiliyoruz. Yine sığır ve koyun gibi hayvanların iç yağları Hz. Musa (as)’ın şeriatında haramken, bizim dinimizde helâldir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Hz. Âdem (as) ise ilk insan ve ilk peygamberdir.&nbsp;Allah ona da bir din ve bir şeriat göndermiş ve öğretmişti. O da Allah’ın kendisine gösterdiği şekilde hareket ediyordu. Cenab-ı Hak, Hz. Âdem’in çocuklarının birbirleriyle evlenmesini de bir zaruretten dolayı helâl kılmıştı. Çünkü insan neslinin artması gerekiyordu. Başka insan da olmadığına göre, bir zaruret olarak kardeşlerin birbirleriyle evlenmesi gerekiyordu. Bu âdet bir süre devam etti, fakat insanlar çoğalınca böyle bir evliliğe ihtiyaç ve zaruret kalmadı ve bu tatbikat da kalkmış oldu.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Allah, nasıl ki Hz Adem&#8217;in eğe kemiğinden Hz&nbsp; Havva&#8217;yı O&#8217;na eş olarak yarattıysa, değişik seferde doğan bu kardeşleri de birbirine yabancı suretinde yaratabilir. Daha sonra ise insan nesli çoğaldı ve Allah bundan sonra farklı ikizlerden de olsa kardeş evlenmesini yasakladı.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Bunun helal olması ise temelde Allah&#8217;ın emriyle alakalıdır.&nbsp; Çünkü bir işin kötü olması Allah&#8217;ın yasaklamasından dolayı, iyi olması da emretmesinden ya da serbest bırakmasından dolayıdır.&nbsp; Yani Allah emreder güzel olur, Allah yasak eder kötü olur. Esas olan da budur.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Ayrıca, konuyla ilgili Nisa Suresi 1. Ayet kapsamında yapılmış farklı bir bakış açısı için aşağıdaki açıklamaları da okumanızı tavsiye ederiz:</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
&#8220;Ey insanlar! Sizi bir tek nefisten yaratan ve ondan da eşini yaratan, ikisinden birçok erkek ve kadın üretip yayan Rabbinize itaatsizlikten sakının. Adını anarak birbirinizden dilek ve istekte bulunduğunuz Allah’tan ve akrabalık haklarına riayetsizlikten de sakının. Şüphesiz Allah sizin üzerinizde gözetleyicidir.&#8221;(Nisa, 4/1)</div>
</blockquote>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Ayetin Tefsiri;</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Kur’ân-ı Kerîm’de&nbsp;“Ey insanlar!”&nbsp;hitabının hedef kitlesi yalnızca müminler değil, bütün insanlardır. Bu sebeple âyette&nbsp;“Allah’tan sakının”&nbsp;yerine&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">“Rabbinizden sakının”&nbsp;</em>meâlinde bir ifade kullanılmıştır. Çünkü insanların yaratıcı ile kulluk ilişkisine&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">“Allah ve ilâh”,</em>&nbsp;insan olarak yaratılma ve geliştirilme ilişkilerine ise rab ismi uygun düşmektedir. Zira bu isim, yaratmayı ve yaratılana belli özellikler içinde var oluş imkânı vermeyi ifade etmektedir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Hitabın, arkadan gelecek hükümler bakımından, hiçbir fark gözetmeksizin bütün insanları hedeflemiş olmasının ikinci delili de insanlar arasındaki ilişkilere&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">-biri geniş, diğeri nisbeten dar olan-</em>&nbsp;iki unsuru temel kılmış olmasıdır:</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
a)&nbsp;Bütün insanların asıl maddesi, özü olan&nbsp;“nefis”,</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
b)&nbsp;İlk rahimden (bütün insanların annesi olan Havvâ’nın rahminden) son rahime (her bir insanın annesinin rahmine) kadar gelen rahimler. Yaratanı bir, özü ve aslı bir, ilk oluşta anası babası bir, sonraki oluşlarda da soyu ve ailesi bir olan insanların yalnızca bu birlikten kaynaklanan birtakım hakları ve ödevleri (bu mânada insan hakları) olacaktır, olmalıdır; Nisâ sûresi de bu hakların ve ödevlerin önemli bir kısmını açıklamak üzere gönderilmiştir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
<em style="box-sizing: inherit;">Kur’an’da nefis (çoğulu enfüs),&nbsp;“insan, insanın veya başka bir şeyin kendisi, insanın hayatta iken insan olmasını sağlayan (insanın onun sayesinde, ona sahip olduğu için insan olduğu), ölünce de ebedî varlığını devam ettiren unsuru”&nbsp;</em>mânalarında kullanılmıştır. Bazı âlimler, filozoflar ve sûfîler ruh ile nefsi aynı varlığın iki adı olarak açıklamışlar&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">(meselâ bk. Gazzâlî, İhyâ’, III, 2 vd.),</em>&nbsp;bazıları ise nefis ile ruhu farklı mahiyetler olarak tanımlamışlardır.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
İkinci tanımlamaya göre Allah Teâlâ her bir insan için tıpkı bedeni gibi bir de nefis yaratır, Şah Veliyyullah’ın&nbsp;“neseme”&nbsp;adını verdiği bu nefis, insanın hayatı boyunca yapıp ettiklerine göre mânevî bir yapı ve kişilere göre farklı özellikler kazanır. Ruh ise şahsî değil umumidir; tek bir enerji merkezinden gelip ampülleri aydınlatan elekrik gibidir ve ilâhîdir, Allah’a aittir, halk âlemine değil emir âlemine dahildir, nefis için Allah’ın rızâsına götüren yolu aydınlatır veya onu bu yola çeker.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
İnsanın tabiatında ve yapısında Allah’ın rızâsına aykırı yola çeken güçler de (heyecanlar, güdüler, ihtiyaçlar) vardır, ayrıca şeytanın da işi, insanı Allah yolundan saptırmaya çalışmaktır. İnsan (nefis), aldığı eğitim ve iradesi sayesinde bu iki çekim merkezi arasında mücadele ve imtihan vererek dünya hayatında kulluğunu ve tekâmülünü gerçekleştirmeye çalışır;&nbsp;“emmâre”&nbsp;(kötüye çeken, kötüyü emreden) nefis olmaktan kurtularak,&nbsp;“levvâme”&nbsp;(kendini tenkit eden, kınayan),&nbsp;“mülheme” (ilâhî ilhama mazhar olan),&nbsp;“mutmainne”&nbsp;(şüphelerden ve geçici zevk bağımlılığından kurtularak huzura eren),&nbsp;“râdıye”&nbsp;(Allah’ın takdirine razı olan),&nbsp;“merdıyye”&nbsp;(Allah’ın rızâsına mazhar olan) nefis basamaklarına veya derecelerine tırmanmak için çabalar<em style="box-sizing: inherit;">&nbsp;(Şah Veliyyullah, et-Tefhîmâtü’l-ilâhiyye, I, 222; II, 216 vd.; Hüccetullâhi’l-bâliga, I, 38-40, 58-61).</em></div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Âyette önce&nbsp;“sizi bir tek nefisten yaratan”&nbsp;denilmiş, sonra&nbsp;“ondan da eşini yaratan”&nbsp;buyurulmuştur; insanlardan her birinin babası ve anası bulunduğuna, her birey üreme kanunları çerçevesinde meydana geldiklerine göre burada<em style="box-sizing: inherit;">&nbsp;“nefisten, ondan yaratan”</em>&nbsp;sözünü&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">“onun bir parçasından”</em>&nbsp;(meselâ kaburgasından) şeklinde değil, “onun özünden, ona benzer (misli) olan asıldan ve kökten (buradaki ifadeye göre nefisten) yaratan” şeklinde anlamak gerekir. Nitekim&nbsp;“Onlara ısınıp kaynaşasınız diye size kendi türünüzden (nefislerinizden) eşler yaratıp aranıza sevgi ve şefkat duyguları yerleştirmesi de O’nun kanıtlarındandır”meâlindeki âyette de bu kelime aynı mânada kullanılmıştır (Rûm, 30 / 21). Nahl, 16 /72 ve Şûrâ, 42/11 sûrelerinde de benzer ifadeler vardır.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Bütün bu âyetlerde&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">“nefsinden yaratmak”, “vücudunun bir parçasından yaratmak”</em>&nbsp;mânasında değildir. Buna göre meâli ve numaraları verilen âyetler, Havvâ’nın aslının, Âdem’in kaburgası olduğu şeklindeki yaygın inancın delili olamaz. Havvâ’nın veya kadınların eğri kaburgadan yaratıldığını ifade eden hadisler, kadınla erkeğin tabii (fıtrî) olan ve değişmemesi gereken farklılıklarını ve özelliklerini anlatmak üzere yapılmış bir benzetmedir, mecazî bir anlatımdır. Nitekim bazı rivayetlerde açıkça<em style="box-sizing: inherit;">&nbsp;“Kadın kaburga gibidir.”&nbsp;</em>buyurulmuştur<em style="box-sizing: inherit;">&nbsp;(Buhârî, “Nikâh”, 79, 80; Müsned, V/151).</em>&nbsp;Hadislere göre kadınları erkeklere benzetmeye, tabii özelliklerini yok etmeye kalkışmak, eğimli yaratılmış kaburga kemiğini düz hale getirmeye uğraşmak gibidir. Kaburga ancak kavisli olduğunda uygun, sağlam ve kâmildir, fonksiyonunu yerine getirir; düz olsaydı akciğerin şekline uymaz ve onu koruyamazdı. Şu halde onu düzeltmeye çalışmak bozmaya ve kırmaya çalışmak demektir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Âdem ile Havvâ yaratıldıktan sonra bunlardan birçok erkek ve kadının meydana getirildiği ve yeryüzüne dağıtıldığı ifade buyurulmaktadır. Bazı müfessirler dünyada yalnızca bir erkekle bir kadının bulunduğu bir zamanda bunların çocuklarının nasıl çocuk meydana getirebilecekleri üzerinde durmuş ve<em style="box-sizing: inherit;">&nbsp;“birinci batında ikiz doğan bir erkek ve bir kızın, ikinci batında yine ikiz doğan bir kız ve bir erkekle evlendiklerini, o tarihte başka yolu bulunmadığı için Allah’ın farklı batınlarda doğan kardeşler arasında evlenmeyi câiz kıldığını&#8221;</em>&nbsp;ifade etmişlerdir&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">(Tabâtabâî, IV/146).</em>&nbsp;Bize göre böyle bir tasavvur zaruri değildir; çünkü Allah Teâlâ’nın insanı nasıl yarattığını açıklayan âyetlerde topraktan, çamurdan, nefisten ve Allah’ın ruhundan üflemesiyle yaratıldığı kayıtları ve şekilleri vardır.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Son şekil Hz. İsa (as)&#8217;ın yaratılmasıyla ilgilidir. Meryem, bir erkekle beraber olmadan Allah’ın ruhun dan üflemesi (Enbiyâ 21/91; Tahrîm 66/12) ve bunun açıklaması mahiyetinde olan<em style="box-sizing: inherit;">&nbsp;“ruhun insan şekline bürünüp Meryem’e görünmesi”</em>yle&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">(Meryem, 19/17)</em>&nbsp;hamile kalmış ve Allah’ın ona ulaştırdığı bir&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">“kelimesi”</em>&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">(Nisâ, 4/171)&nbsp;</em>olarak Hz. Îsâ’yı doğurmuştur.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Kezâ Hz. Zekeriyyâ (as) bir zürriyet vermesi için Rabbine dua etmiş, rabbinin de duasını kabul ederek Yahyâ’yı ona vereceğini müjdelemesi üzerine&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">“kendisinin yaşlandığını, eşinin de çocuktan kesildiğini” ifade ederek bunun nasıl olacağını&#8221;</em>&nbsp;sormuştu. Rabbin ona cevabı şöyle olmuştur:</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343; margin-bottom: 1em;">
“İşte böyle; Allah dilediğini yapar.”&nbsp;(Âl-i İmrân, 3/40);</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
“&#8230; O, bana kolaydır; daha önce, sen hiçbir şey değilken seni de yaratmıştım.”&nbsp;(Meryem, 19/9).</div>
</blockquote>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Hz. Âdem (as)’in yaratılmasında ana da yoktur baba da; Hz. İsa (as)&#8217;ın yaratılmasında yalnızca ana vardır; Hz. Yahyâ (as)’ın yaratılmasında ana ve baba vardır, fakat çocuk yapma kabiliyetleri mevcut değildir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Kur’ân-ı Kerîm’de ve sağlam rivayetlerde&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">“kardeşlerin birbiriyle evlendikleri”</em>&nbsp;bilgisi verilmediğine göre ilk yaratılan erkekle kadından birçok erkek ve kadının türetilmesinin nasıl olduğunun bilinmediğini, yukarıda zikredilen şekillerden birisine göre veya bir başka şekilde yaratma ve çoğaltmanın olabileceğini ifade etmek de mümkündür.&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">(bk. Kur’an Yolu, Nisa Suresi 1. Ayetin tefsiri)</em></div>The post <a href="https://ateistlerecevap.org/hzadem-ve-hz-havvann-nesli-nasl-deva/" data-wpel-link="internal">Hz.Adem  ve  Hz Havva'nın Nesli nasıl  Devam Etmiştir?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ateistlerecevap.org/hzadem-ve-hz-havvann-nesli-nasl-deva/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Hepimiz Hz.Havva  ve  Hz.Adem&#039;den geldiğimize göre  Zenci(siyah)-Beyaz  farkı nasıl  orataya çıktı?</title>
		<link>https://ateistlerecevap.org/hepimiz-hzhavva-ve-hzademden/</link>
					<comments>https://ateistlerecevap.org/hepimiz-hzhavva-ve-hzademden/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ateistlere Cevaplar]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 19 Apr 2017 17:47:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sorular]]></category>
		<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.ateistlerecevap.org/?p=66</guid>

					<description><![CDATA[<p>Değerli kardeşimiz, Genelde bütün insanlarda on iki çift, yani yirmi dört adet kaburga vardır. Ancak bazılarında on ikinci kaburgalar tam gelişme göstermeyebilir. O zaman kaburga sayısı tek tarafta on bir, toplamda ise yirmi iki olur. Buna anomali (ayrılık) adı verilir. Bu şekilde anomali, yani normalin dışındaki bir yapı, farklı ırkta değildir. Mesela, bazılarında kalp vücudun [&#8230;]</p>
The post <a href="https://ateistlerecevap.org/hepimiz-hzhavva-ve-hzademden/" data-wpel-link="internal">Hepimiz Hz.Havva  ve  Hz.Adem'den geldiğimize göre  Zenci(siyah)-Beyaz  farkı nasıl  orataya çıktı?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div class="separator" style="clear: both; text-align: center;">
<a href="https://4.bp.blogspot.com/-vBSQUY540H4/WPehUZJHb2I/AAAAAAAAFqU/-g7NbkbrbyUYnNBi-ywEM4m41Q8UeQ0uQCLcB/s1600/Mezhepler%2B%252814%2529.png" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;" data-wpel-link="external" rel="nofollow external noopener noreferrer"><img loading="lazy" decoding="async" border="0" height="360" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2017/04/Mezhepler281429.png" width="640" /></a></div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Değerli kardeşimiz,</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Genelde bütün insanlarda on iki çift, yani yirmi dört adet kaburga vardır. Ancak bazılarında on ikinci kaburgalar tam gelişme göstermeyebilir. O zaman kaburga sayısı tek tarafta on bir, toplamda ise yirmi iki olur. Buna anomali (ayrılık) adı verilir. Bu şekilde anomali, yani normalin dışındaki bir yapı, farklı ırkta değildir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Mesela, bazılarında kalp vücudun sağ tarafında, diğer iç organlar sol tarafında yer almış olabilir. Bazılarında iki kalp, ya da iki mesane bulunabilir. Yine benzer bir durum omurlarda da görülebilir. Normalde dört olan omur sayısı bazılarında beş olabilir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Burada ırk söz konusu değildir. Yani, zencilerin kaburga sayısında bir farklılık söz konusu değildir. Bazı insanlarda görülen bir durumdur. Bunlarla Cenab-ı Hak istediğini istediği şekilde yaratabileceğini göstermektedir. Aslında biz bu anomalilere değil, herkeste bütün aza ve organların nizam ve intizam içinde olmasına hayret etmemiz gerekir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Bu anomali durumlarıyla Cenab-ı Hak bize,&nbsp;&#8220;Allah&nbsp;yaratmanın her çeşidini&nbsp;çok iyi bilendir.”(Yasin, 36/79) ayetinin sırrınca istediğini arzu ettiği tarzda yaratabileceğini göstermektedir.</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
&#8220;Ey insanlar!.. Muhakkak ki, biz sizi bir erkek ile bir dişiden yarattık ve sizleri kabilelere ayırdık ki, birbirinizi tanıyasınız&#8230;&#8221;(Hucurat, 49/13).</div>
</blockquote>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Bu soruya, bir başka soru ile cevap verilebilir: Tek atadan farklı renk ve ırkların ortaya çıkmasına engel nedir? Hem tek atadan gelinir, hem de farklı renk ve ırklar ortaya çıkar. Aslında bu tip sorular, daha ziyade biyolojiyle alakası olmayanlardan gelmektedir. Çünkü, bir biyolog bilir ki, her anne, baba, büyük anne ve büyük babaların karakterleri belli oranlarda yavrularına geçer. Bu oranlar,&nbsp;&#8220;Mendel Kanunları&#8221;&nbsp;adı altında meşhurdur. Cenab-ı Hakk&#8217;ın koyduğu bu kanunlara göre; mesela bir fert boy bakımından yüzde elli ihtimalle annesine, yüzde elli ihtimalle babasına benzeyecektir.&nbsp;<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Ferdin hemen hemen bütün özelliklerinde bu veya buna yakın oranları görmek mümkündür. Lakin, bazı karakterler vardır ki, ortaya çıkmaları, yani bir fertte tesir göstermeleri, bazı şartlara bağlıdır. Nasıl ki, yıldızların görünmesi gecenin gelmesine bağlıdır. Güneş onların görünmelerine mani olur. Bazı çekinik (resessif) karakterler de, baskın (dominant) karakterlerin etkisi altındadır. Çekinik karakterler bu tesirlerden kurtulduğu zaman etkisini gösterecektir. Bu, belki de nesiller sonra mümkün olur.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Günümüzdeki ırkların hepsi ortak bir atadan gelir. Saf ırk mevcut değildir. Söz gelimi, beyaz ırkın bir ferdinden, bir zenci gibi koyu deri rengine sahip fert hasıl olabilir. Ya da bir Çinli&#8217;den, bir Kafkaslı kadar beyaz deriye sahip yavru meydana gelebilir.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Bazıları, zenci ırkın tropiklerdeki yoğun ultraviyole ışınlarına uyum sağlayarak meydana geldiğini iddia ederler. Halbuki bu görüş, Kuzey ve Güney Amerika&#8217;da aynı ışınlara maruz kalanların, niçin siyahlaşmadıkları meselesini izah edememektedir. Son yapılan çalışmalar, deri rengindeki bu farklılığın irsi olduğunu ortaya koymuştur.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Dolayısı ile, ırkların teşekkülünde ortaya çıkan siyahlar, kendileri için zararlı olmayan ışınların bulunduğu sahaya göç etmiştir. Diğer taraftan açık renkli ve mavi gözlü İskandinav ırkı ise, ekvator yakınındaki yoğun ultraviyole ışığından kurtulmak için kuzeye gitmiştir.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Dışarıya kapalı bir kabile düşünün. Çevredeki diğer kabilelerle hiç bir irtibatı olmayan bir grup. Buradaki genetik özellikler, kabile fertlerinin sahip olduğu irsi karakterlerin toplamına eşittir. Belli sınırlar içinde yer alan böyle bir bölge&nbsp;&#8220;gen havuzu&#8221;&nbsp;olarak da adlandırılabilir. Bu gen havuzunda, çekinik karakterler, zamanla melezleme sonucu birbiriyle karışarak, yeni ve değişik karakterler hasıl eder.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Değişik renk ve ırk karakterlerine bu açıdan bakmak gerekir. Kuvvetle muhtemeldir ki, ilk insan Hz. Adem (as)&#8217;in genetik yapısında da çok farklı renk ve ırk özellikleri vardı. Tıpkı bir gen havuzu gibi, muhtelif karakterleri ihtiva ediyordu. Bütün bu karakterlerin bir anda ortaya çıkması elbette mümkün değildi. Zamanla bazı genetik açılımlar sonucu, değişik karakterler meydana geldi. Neticede günümüzdeki farklı fertler hasıl oldu.</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
“Ey insan! İhsanı bol Rabbine karşı seni aldatan nedir? O Allah ki seni yarattı, seni düzgün ve dengeli kılıp, ölçülü bir biçim verdi. Seni istediği her hangi bir şekilde parçalardan oluşturdu.”(İnfitar, 82/6-8)</div>
</blockquote>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
mealindeki ayetlerde, Allah’ın iradesine ve meşietine bağlı olarak, insanların farklı şekillerde yaratıldığına, tasvir edilip şekillendirildiğine işaret edilmektedir.</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
“O&#8217;nun delillerinden biri de, gökleri ve yeri yaratması, lisanlarınızın ve renklerinizin değişik olmasıdır. Şüphesiz bunda bilenler için (alınacak) dersler vardır.”(Rum, 30/22)</div>
</blockquote>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
mealindeki ayette ise, insanların farklı simalara sahip olduklarına işaret edilmiştir.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />&#8211; Ebu Musa el-Eşarî’nin bildirdiğine göre, Peygamberimiz (asm) şöyle buyurmuştur:</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
“Allah (İlk insan) Adem’i, yeryüzünün bütününden aldığı bir avuç topraktan yarattı. Bu sebepledir ki, Adem’in çocukları / insanlar, bu toprak çeşitleri kadar farklılık gösterdiler. Kimi beyaz, kimi kırmızı-sarışın, kimi zenci, kimi bu renklerin arasındaki tonlarda vücut buldu.”(İbn Kesir, Rum, 30/22. ayetin tefsiri).</div>
</blockquote>The post <a href="https://ateistlerecevap.org/hepimiz-hzhavva-ve-hzademden/" data-wpel-link="internal">Hepimiz Hz.Havva  ve  Hz.Adem'den geldiğimize göre  Zenci(siyah)-Beyaz  farkı nasıl  orataya çıktı?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ateistlerecevap.org/hepimiz-hzhavva-ve-hzademden/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Allah bir ise Kur&#039;an da neden BİZ ifadesi geçer?</title>
		<link>https://ateistlerecevap.org/allah-bir-ise-kuran-da-neden-biz/</link>
					<comments>https://ateistlerecevap.org/allah-bir-ise-kuran-da-neden-biz/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ateistlere Cevaplar]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 19 Apr 2017 15:53:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sorular]]></category>
		<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.ateistlerecevap.org/?p=67</guid>

					<description><![CDATA[<p>Dilerseniz cevabı maddeler halinde öğrenelim: 1-&#160;“Biz” tabiri meliklerin ve sultanların tabiridir. Onlar sözlerine ya da mektuplarına başlarken “Biz ki…” diyerek başlarlar. Zira bu ifadede haşmet ve büyüklük vardır. Allah’ta ezel ve ebedin sultanı ve padişahıdır. Elbette haşmet ve büyüklük ifade eden “Biz” tabirini “Ben” tabirine tercih etmesi azametinin şanındandır. 2-&#160;Allah, Kur’an’ın indirilmesi gibi, meleklerinde içinde [&#8230;]</p>
The post <a href="https://ateistlerecevap.org/allah-bir-ise-kuran-da-neden-biz/" data-wpel-link="internal">Allah bir ise Kur'an da neden BİZ ifadesi geçer?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div class="separator" style="clear: both; text-align: center;">
<a href="https://4.bp.blogspot.com/-f54hlGyeiJc/WPeG6SSfVLI/AAAAAAAAFqE/RNohdjKz44gHt8K367efeZCl4Y3nA6FHgCLcB/s1600/Mezhepler%2B%252813%2529.png" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;" data-wpel-link="external" rel="nofollow external noopener noreferrer"><img loading="lazy" decoding="async" alt="Allah bir ise Kur'an da neden BİZ ifadesi geçer?" border="0" height="360" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2017/04/Mezhepler281329.png" title="Allah bir ise Kur'an da neden BİZ ifadesi geçer?" width="640" /></a></div>
<div style="background-color: white; border: 0px none; color: #333333; font-family: &quot;Droid Sans&quot;, Arial, Verdana, sans-serif; font-size: 13px; list-style: none; outline: none; padding: 1em 0px;">
Dilerseniz cevabı maddeler halinde öğrenelim:</div>
<div style="background-color: white; border: 0px none; color: #333333; font-family: &quot;Droid Sans&quot;, Arial, Verdana, sans-serif; font-size: 13px; list-style: none; outline: none; padding: 1em 0px;">
<strong style="border: 0px none; list-style: none; margin: 0px; outline: none; padding: 0px;">1-</strong>&nbsp;“Biz” tabiri meliklerin ve sultanların tabiridir. Onlar sözlerine ya da mektuplarına başlarken “Biz ki…” diyerek başlarlar.<br />
Zira bu ifadede haşmet ve büyüklük vardır. Allah’ta ezel ve ebedin sultanı ve padişahıdır. Elbette haşmet ve büyüklük ifade eden “Biz” tabirini “Ben” tabirine tercih etmesi azametinin şanındandır.</div>
<div style="background-color: white; border: 0px none; color: #333333; font-family: &quot;Droid Sans&quot;, Arial, Verdana, sans-serif; font-size: 13px; list-style: none; outline: none; padding: 1em 0px;">
<strong style="border: 0px none; list-style: none; margin: 0px; outline: none; padding: 0px;">2-</strong>&nbsp;Allah, Kur’an’ın indirilmesi gibi, meleklerinde içinde bulunduğu ve onların vasıta olduğu işlerde “Biz” der ki, bununla, zatı ile birlikte o icraatta vasıta olan meleğe de işaret edilmiş olur.<br />
Mesela<strong style="border: 0px none; list-style: none; margin: 0px; outline: none; padding: 0px;">&nbsp;“Kur’an’ı biz indirdik”</strong>&nbsp;dediğinde “Biz” ifadesinin açılımıyla ayet şöyle anlaşılır: “Kur’an’ı ben, meleklerim vasıtasıyla habibime indirdim” Ya da&nbsp;<strong style="border: 0px none; list-style: none; margin: 0px; outline: none; padding: 0px;">“Biz gökten bir su indiriyoruz”</strong>&nbsp;denildiğinde, yağmur damlalarını indirmekle görevli olan meleğe de dikkat çekilmek-te, melek de bu ifadeye dâhil olmaktadır.<br />
Ancak bu meleklerin tesirde hiç bir müdahaleleri yoktur. Çünkü tesiri hakiki sahibi ancak Allah’tır.</div>
<div style="background-color: white; border: 0px none; color: #333333; font-family: &quot;Droid Sans&quot;, Arial, Verdana, sans-serif; font-size: 13px; list-style: none; outline: none; padding: 1em 0px;">
<strong style="border: 0px none; list-style: none; margin: 0px; outline: none; padding: 0px;">3-</strong>&nbsp;Genelde yaratılışın anlatıldığı ayetlerde Allah “Ben” der. Mesela “Ben cinleri ve insanları ancak bana ibadet etsinler diye yarattım” ayetinde olduğu gibi.<br />
Ancak yaratılışın anlatıldığı bazı ayetlerde de “Biz” tabiri geçer. Bununla kastedilen ise o anda meleklerin o yaratılışa şahit olduğu ve orada bulunduğudur. Bu ifadeyle Allah kendi sözüne melekleri şahit yapmaktadır.</div>
<div style="background-color: white; border: 0px none; color: #333333; font-family: &quot;Droid Sans&quot;, Arial, Verdana, sans-serif; font-size: 13px; list-style: none; outline: none; padding: 1em 0px;">
Mesela&nbsp;<strong style="border: 0px none; list-style: none; margin: 0px; outline: none; padding: 0px;">“Biz yeri, göğü ve içindekilerini yarattık”</strong>&nbsp;denildiğinde, Allah’ın bu yaratmağı tek başına yaptığı ve bunları yaratırken meleklerin hazır ve şahit olduğu anlaşılır.</div>
<div style="background-color: white; border: 0px none; font-family: &quot;Droid Sans&quot;, Arial, Verdana, sans-serif; list-style: none; outline: none; padding: 1em 0px;">
<b>&#8220;Daha detaylı bilgi için yazının devamını ve sonundaki videoyu izleyin&#8221;</b></div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Değerli kardeşimiz,</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Önce bir hususu belirtelim: Cenab-ı Hak Kur&#8217;ân-ı Kerim&#8217;de, her zaman&nbsp;&#8220;ben&#8221;&nbsp;yerine&nbsp;&#8220;biz&#8221;&nbsp;diye hitap etmiyor. Âyetler hep bu şekilde sıralanmıyor. Yerine göre&nbsp;&#8220;Ben&#8221;, mevzuunun gelişine, meselenin anlatılışına göre hitap tarzları da değişiyor.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Nitekim meallerini vereceğimiz şu âyet-i kerimelere dikkat edilirse bu husus açıkça görülür:</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343; margin-bottom: 1em;">
&#8220;Ey İsrailoğulları! Size ihsan ettiğim nimetlerimi hatırlayın ve son peygambere iman edeceğinize dair bana verdiğiniz sözü yerine getirin ki, ben de size verdiğim sözü yerine getirip mükâfatınızı vereyim. Ve sadece benden korkun.&#8221;<em style="box-sizing: inherit;">&nbsp;(Bakara, 2/40-41)</em></div>
<div style="box-sizing: inherit; margin-bottom: 1em;">
&#8220;Kullarım senden beni sordukları vakit de ki, muhakkak ben çok yakınım. Bana dua ettiği zaman, dua edenin duasına cevap veririm. Öyle ise onlar da benim davetime uysunlar. Bana iman etsinler ki, doğru yolu bulmuş olsunlar.&#8221;<em style="box-sizing: inherit;">(Bakara, 2/186)</em></div>
<div style="box-sizing: inherit; margin-bottom: 1em;">
&#8220;Bana dua edin, icabet edeyim.&#8221;&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">(Mü&#8217;minûn, 23/60)</em></div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
&#8220;Ben cinleri ve insanları ancak bana ibadet etsinler diye yarattım.&#8221;<em style="box-sizing: inherit;">(Zâriyat, 51/56)</em></div>
</blockquote>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Evet, sadece birkaç misal olması bakımından meallerini verdiğimiz bu âyetler gibi daha pek çok âyet-i kerimelerde Yüce Rabbimiz, kendi zâtından&nbsp;&#8220;Ben&#8221;&nbsp;mânâsına gelen zamirlerle ifade etmektedir. Bu âyetlere dikkat edilirse,&nbsp;&#8220;Bana verdiğiniz sözü&#8221;, &#8220;Kabul ederim&#8221;, &#8220;Beni sordukları vakit&#8221;, &#8220;Benden korkun&#8221;&nbsp;gibi ifadelerin, doğrudan Cenab-ı Hakk&#8217;ın zâtıyla ilgili olduğu ve arada hiçbir vasıta kabul etmeyeceği görülür.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
İşte Allah&#8217;ın<em style="box-sizing: inherit;">&nbsp;&#8220;Ben&#8221;&nbsp;</em>diye hitap ettiği âyetlerin büyük ekseriyeti hep zâtıyla ilgilidir;&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">&#8220;Biz&#8221;</em>&nbsp;diye hitap edilen âyet-i kerimelerde ise, umumiyetle arada bir vasıta vardır.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Mesela, Kur&#8217;ân&#8217;ın indirildiğini haber veren bütün âyet-i kerimelerde&nbsp;&#8220;Biz indirdik&#8221;buyurulur. Bütün âyetler vahiy kanalıyla indirildiğine göre, burada Allah ile Peygamber (a.s.m.) arasındaki vasıta, bir melek olan Cebrail (as)&#8217;dir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Yine&nbsp;&#8220;Bulutla gölge yaptık.&#8221;<em style="box-sizing: inherit;">&nbsp;(Bakara, 2/57)</em>&nbsp;gibi âyetlerde işi yaptıran Allah, işi yapan<em style="box-sizing: inherit;">&nbsp;&#8220;Allah&#8217;ın memurları&#8221;&nbsp;</em>mesâbesindeki meleklerdir. Ancak burada, meleklerin&nbsp;&#8220;memur&#8221;&nbsp;olarak vasıflandırılmasını, insanların işlerini kolaylaştırmak için kullanma zorunda kaldıkları memurlarla kıyaslamaktan kaçınmak lâzımdır. İnsanlar acizliklerinden dolayı memur tutuyorlar; Cenab-ı Hak ise kâinatta hükmeden kudretinin icraatını ilân etmek, onlar vasıtasıyla azametini bildirmek için melekleri istihdam ediyor.<br />
<br style="box-sizing: inherit;" /><br />
Zaten birçok müfessirimiz, bu çeşit âyet-i kerimelerde Cenab-ı Hakk&#8217;ın kendi azamet ve kudreti, ulûhiyet ve kibriyâsı ile hitap ettiğini bildirirler. Yâni Cenab-ı Hak, Esmâü&#8217;l-Hüsnâsı ve sıfatlarıyla birlikte hitap ederek, kendi büyüklüğünü ve celâlini bildirmektedir.<br />
<br style="box-sizing: inherit;" /><br />
Meselâ,</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
&#8220;Kur&#8217;ân&#8217;ı kesinlikle biz indirdik, elbette onu yine biz koruyacağız.&#8221;<em style="box-sizing: inherit;">(Hicr, 15/9)</em></div>
</blockquote>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
mealindeki âyet-i kerimenin metninde&nbsp;&#8220;biz&#8221;&nbsp;mânâsına gelen dört kelime vardır. Burada hem Cenab-ı Hakk&#8217;ın kibriya ve azametinin ifadesi bahis mevzuudur, hem de meselenin ehemmiyeti zamirlerle kuvvetlendirilmektedir.<br />
<br style="box-sizing: inherit;" /><br />
Müfessir Ebu&#8217;s-Suûd Efendi,&nbsp;bu âyetin tefsirinde, &#8220;Biz azamet-i şânımız ve uluvv-i cenabımızla Kur&#8217;ân&#8217;ı indirdik&#8221; der.<br />
<br style="box-sizing: inherit;" /><br />
Kevser Sûresinde geçen&nbsp;&#8220;Biz&#8221;&nbsp;mânâsına gelen&nbsp;&#8220;İnnâ&#8221;nın tefsirinde ise Fahrüddin Râzi, &#8220;buradaki &#8216;Biz&#8217;den murad, Cenab-ı Hakk&#8217;ın azametini göstermektir&#8221; der. &#8220;Çünkü Kevser&#8217;i Peygamber Efendimize (a.s.m.) hediye olarak veren, yerin ve göğün sahibi olan Cenab-ı Hak&#8217;tır. Hediye edilen şey de verenin büyüklüğüne göre bir kıymet ve azamet kazanır.&#8221;<br />
<br style="box-sizing: inherit;" /><br />
Bediüzzaman, Bakara Sûresinin 34. âyetinin tefsirinde<em style="box-sizing: inherit;">&nbsp;&#8220;Ben&#8221;&nbsp;</em>mânâsına gelen<em style="box-sizing: inherit;">&nbsp;&#8220;İnnî&#8221;</em>ve&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">&#8220;Biz dedik&#8221;&nbsp;</em>mânâsına gelen&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">&#8220;Kulnâ&#8221;</em>&nbsp;kelimelerini ele alır ve şöyle der:</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
&#8220;Cenab-ı Hakk&#8217;ın halk ve îcat fiilinde vasıtanın bulunmadığına, kelâm ve hitabında vasıtanın bulunduğuna işarettir.&#8221;</div>
</blockquote>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Devamında ise Nisa sûresinin 105. âyetindeki&nbsp;&#8220;Biz&#8221;&nbsp;mânâsına gelen&nbsp;&#8220;nâ&#8221;&nbsp;zamirinin tefsirinde şu hususları dikkate verir:</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
&#8220;Bu âyette azamete delalet eden<em style="box-sizing: inherit;">&nbsp;&#8216;nâ&#8217;</em>&nbsp;zamir-i cem&#8217;i vahiyde vasıtanın bulunduğuna işaret olduğu gibi,<em style="box-sizing: inherit;">&nbsp;&#8216;Allah&#8217;ın sana gösterdiği&#8217;</em>&nbsp;mealindeki cümlede müfred hükmünde olan lafz-ı celâl mânâları ilham etmekte vasıtanın bulunmadığına işarettir.&#8221;<em style="box-sizing: inherit;">&nbsp;</em><em style="box-sizing: inherit;">(İşaratü&#8217;l-îcaz, s. 230)</em></div>
</blockquote>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
O halde, Allah&#8217;ın bazı âyetlerde&nbsp;&#8220;Biz&#8221;&nbsp;diye hitap etmesinden, -hâşâ- Cenab-ı Hakk&#8217;ın birden fazla olduğu akla gelmemelidir. Zaten gelmez de.<br />
<br style="box-sizing: inherit;" /><br />
Bazan biz de kendi yaptığımız bir işten bahsederken bile&nbsp;&#8220;Biz yaptık&#8221;&nbsp;demez miyiz?</div>
<div class="separator" style="clear: both; text-align: center;">
<iframe loading="lazy" allowfullscreen="" class="YOUTUBE-iframe-video" data-thumbnail-src="https://i.ytimg.com/vi/oc1iE4OH5TQ/0.jpg" frameborder="0" height="366" src="https://www.youtube.com/embed/oc1iE4OH5TQ?feature=player_embedded" width="520"></iframe></div>
<div class="separator" style="clear: both; text-align: center;">
</div>
<div class="separator" style="clear: both; text-align: center;">
</div>
<p>&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;&nbsp;<iframe loading="lazy" allowfullscreen="" class="YOUTUBE-iframe-video" data-thumbnail-src="https://i.ytimg.com/vi/y89N43z2hyg/0.jpg" frameborder="0" height="366" src="https://www.youtube.com/embed/y89N43z2hyg?feature=player_embedded" width="520"></iframe></p>
<p></p>
<div class="separator" style="clear: both; text-align: center;">
<iframe loading="lazy" allowfullscreen="" class="YOUTUBE-iframe-video" data-thumbnail-src="https://i.ytimg.com/vi/c5LyPEnyQww/0.jpg" frameborder="0" height="366" src="https://www.youtube.com/embed/c5LyPEnyQww?feature=player_embedded" width="520"></iframe></div>
<p></p>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
</div>The post <a href="https://ateistlerecevap.org/allah-bir-ise-kuran-da-neden-biz/" data-wpel-link="internal">Allah bir ise Kur'an da neden BİZ ifadesi geçer?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ateistlerecevap.org/allah-bir-ise-kuran-da-neden-biz/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Allah kusursuz yaratandır, ancak neden engelli insanlar yaratıyor?</title>
		<link>https://ateistlerecevap.org/allah-kusursuz-yaratandr-ancak-neden/</link>
					<comments>https://ateistlerecevap.org/allah-kusursuz-yaratandr-ancak-neden/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ateistlere Cevaplar]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 18 Apr 2017 16:19:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sorular]]></category>
		<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.ateistlerecevap.org/?p=68</guid>

					<description><![CDATA[<p>Değerli kardeşimiz, Bu soruya iki şekilde cevap vermek mümkündür: 1. Allah mülk sahibidir. Mülkünde istediği gibi tasarruf eder.&#160;Kimse Ona karışamaz ve Onun îcâdına müdâhale edemez. Senin zerratını yaratan, terkibini düzenleyip insanî hüviyeti bahşeden Allah&#8217;tır (c.c). Sen bunları sana lûtfeden Allah&#8217;a daha evvel bir şey vermemişsin ki, Onun karşısında bir hak iddia edebilesin!.. Eğer sen, sana [&#8230;]</p>
The post <a href="https://ateistlerecevap.org/allah-kusursuz-yaratandr-ancak-neden/" data-wpel-link="internal">Allah kusursuz yaratandır, ancak neden engelli insanlar yaratıyor?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div class="separator" style="clear: both; text-align: center;">
<a href="https://2.bp.blogspot.com/-uUZZuPjHiMI/WPY7tzMfQKI/AAAAAAAAFp0/3riSJmb14GM4nltFEJ38XStwBJYH1KvBACLcB/s1600/Mezhepler%2B%252812%2529.png" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;" data-wpel-link="external" rel="nofollow external noopener noreferrer"><img loading="lazy" decoding="async" border="0" height="360" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2017/04/Mezhepler281229.png" width="640" /></a></div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Değerli kardeşimiz,</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Bu soruya iki şekilde cevap vermek mümkündür:</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
1. Allah mülk sahibidir. Mülkünde istediği gibi tasarruf eder.&nbsp;Kimse Ona karışamaz ve Onun îcâdına müdâhale edemez. Senin zerratını yaratan, terkibini düzenleyip insanî hüviyeti bahşeden Allah&#8217;tır (c.c). Sen bunları sana lûtfeden Allah&#8217;a daha evvel bir şey vermemişsin ki, Onun karşısında bir hak iddia edebilesin!..</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Eğer sen, sana verilenler mukâbilinde Allah&#8217;a bir şey vermiş olsaydın,&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">&#8220;Bir göz değil iki göz ver, bir el değil iki el ver!&#8221;&nbsp;</em>gibi iddialarda bulunmaya;&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">&#8220;Niye iki tane değil de bir ayak verdin?&#8221;&nbsp;</em>diye itiraz etmeye belki hakkın olurdu. Halbuki sen Allah&#8217;a (c.c) bir şey vermemişsin ki -hâşâ ve kellâ- Ona adaletsizlik isnadında bulunasın.&nbsp;Haksızlık, ödenmeyen bir haktan gelir.&nbsp;Senin Ona karşı ne hakkın var ki yerine getirilmedi de haksızlık irtikap edildi!..</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Allah Teâlâ Hazretleri seni yokluktan çıkarıp var etmiş: hem de insan olarak&#8230; Dikkat etsen; senden çok daha aşağı yaratılan birçok mahlûkat var ki, pekâlâ onlara bakıp nelere mazhar olduğunu düşünebilirsin.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
2.&nbsp;Cenâb-ı Allah, bazen insanın ayağını alır; onun karşılığında ahirette pek çok şey verir.&nbsp;Ayağını almakla o kimseye aczini, zaafını, fakrını hissettirir. Kalbini kendisine çevirtip, o insanın duygularına inkişaf verirse, çok az bir şey almakla, pek çok şeyler vermiş olur. Demek ki zâhiren olmasa bile, hakikatte bu ona, Allah&#8217;ın lûtfunun ifâdesidir. Tıpkı şehit edip cenneti vermesi gibi&#8230; Bir insan, muharebede şehit olur. Bu şehâdetle mahkeme-i Kübrâ ve Allah&#8217;ın huzurunda, sıddîklerın, sâlihlerin gıpta edeceği bir makama yükselir. Onu gören başkaları&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">&#8220;Keşke Allah bize de harp meydanında şehâdet nasip etseydi!..&#8221;</em>&nbsp;derler. Binâenaleyh, böyle bir insan parça parça da olsa çok şey kaybetmiş sayılmaz. Belki aldığı şey ona nispeten çok daha büyüktür.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Çok nâdir olarak, bazı kimseler, bu mevzûda küskünlük, kırgınlık, bedbinlik ve aşağılık duygusu ile inhiraf etseler bile, pek çok kimselerde bu kabil eksiklikler, daha fazla, Allah&#8217;a teveccühe vesile olmuştur. Bu itibarla bir kısım kimselerin, bu meseledeki kayıplarının serrişte edilmesi yerinde değildir. Bu mevzûda esas olan, ebede namzet insanların ruhlarında o âleme âit iştiyâkı uyarmaktır.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
<div class="separator" style="clear: both; text-align: center;">
<iframe loading="lazy" allowfullscreen="" class="YOUTUBE-iframe-video" data-thumbnail-src="https://i.ytimg.com/vi/jIXyhiHo-I4/0.jpg" frameborder="0" height="366" src="https://www.youtube.com/embed/jIXyhiHo-I4?feature=player_embedded" width="520"></iframe></div>
</div>
<p>
&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;&nbsp;<iframe loading="lazy" allowfullscreen="" class="YOUTUBE-iframe-video" data-thumbnail-src="https://i.ytimg.com/vi/HpuCG2S35O4/0.jpg" frameborder="0" height="366" src="https://www.youtube.com/embed/HpuCG2S35O4?feature=player_embedded" width="520"></iframe></p>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
</div>The post <a href="https://ateistlerecevap.org/allah-kusursuz-yaratandr-ancak-neden/" data-wpel-link="internal">Allah kusursuz yaratandır, ancak neden engelli insanlar yaratıyor?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ateistlerecevap.org/allah-kusursuz-yaratandr-ancak-neden/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Hristiyan Ülkede Doğanın Suçu ne?Adaletsizlik Değil mi?</title>
		<link>https://ateistlerecevap.org/hristiyan-ulkede-dogann-sucu/</link>
					<comments>https://ateistlerecevap.org/hristiyan-ulkede-dogann-sucu/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ateistlere Cevaplar]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 17 Apr 2017 11:46:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sorular]]></category>
		<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.ateistlerecevap.org/?p=69</guid>

					<description><![CDATA[<p>&#8220;Yazıya başlamadan önce şu resmi sizlerle paylaşmak istiyorum ve yazının sonundaki konu ile alakalı linklere bakmanızı ve videoyu kesinlikle izlemenizi öneriyorum&#8221; Değerli kardeşimiz, &#8211; İslamiyeti hiç duymayan veya duysa da yanlış şekilde duyanlar sorumlu olmazlar, bunlar fetret kapsamına girerler ve cennetliktirler. &#8211; İslam’da -ayet ve hadislerin verdiği bilgiye göre- Allah’a karşı sorumlu olmak için üç [&#8230;]</p>
The post <a href="https://ateistlerecevap.org/hristiyan-ulkede-dogann-sucu/" data-wpel-link="internal">Hristiyan Ülkede Doğanın Suçu ne?Adaletsizlik Değil mi?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div class="separator" style="clear: both; text-align: center;">
<a href="https://3.bp.blogspot.com/-b0BaLuRTEWU/WPSpyA-rteI/AAAAAAAAFpI/ZtSpnxaXvd4bbJ90dDqOwykwCyKc3lzTwCLcB/s1600/Mezhepler%2B%252811%2529.png" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;" data-wpel-link="external" rel="nofollow external noopener noreferrer"><img loading="lazy" decoding="async" alt="Hristiyan Ülkede Doğanın Suçu ne?Adaletsizlik Değil mi?" border="0" height="360" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2017/04/Mezhepler281129.png" title="Hristiyan Ülkede Doğanın Suçu ne?Adaletsizlik Değil mi?" width="640" /></a></div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
</div>
<div style="box-sizing: inherit; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; margin-bottom: 1em;">
<b>&#8220;Yazıya başlamadan önce şu resmi sizlerle paylaşmak istiyorum ve yazının sonundaki konu ile alakalı linklere bakmanızı ve videoyu kesinlikle izlemenizi öneriyorum&#8221;</b></div>
<div class="separator" style="clear: both; text-align: center;">
<a href="https://3.bp.blogspot.com/-QAfxbB28UeA/WPSqTow5-LI/AAAAAAAAFpQ/onQqzzRiX8IWem0t2M0ac2sk6lgYPAESACLcB/s1600/10661931_1522404974664407_6403132434956416981_o.png" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;" data-wpel-link="external" rel="nofollow external noopener noreferrer"><img loading="lazy" decoding="async" border="0" height="320" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2017/04/10661931_1522404974664407_6403132434956416981_o.png" width="400" /></a></div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Değerli kardeşimiz,</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
&#8211; İslamiyeti hiç duymayan veya duysa da yanlış şekilde duyanlar sorumlu olmazlar, bunlar fetret kapsamına girerler ve cennetliktirler.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
&#8211; İslam’da -ayet ve hadislerin verdiği bilgiye göre- Allah’a karşı sorumlu olmak için üç temel husus vardır: Bunlar&nbsp;akıl, büluğ/erginlik ve tebliğin duyulması.<br />
<br style="box-sizing: inherit;" /><br />
Buna göre;<br />
<br style="box-sizing: inherit;" /><br />
&#8211; Akıllı olmayanlar,&nbsp;ister mümin bir ailede, ister kâfir bir çevrede yaşasın, asla sorumlu değildir.<br />
<br style="box-sizing: inherit;" /><br />
&#8211; Yine,&nbsp;büluğ/erginlik çağına gelmemiş&nbsp;bir çocuk ister müslüman bir ailenin, ister kâfir bir ailenin çocuğu olsun hiç bir eyleminden dolayı sorumlu tutulmaz.<br />
<br style="box-sizing: inherit;" /><br />
&#8211; Keza,&nbsp;Allah’ın gönderdiği vahyi ve peygamberin tebliğini duymamış&nbsp;hiç bir kimse yaptıklarından sorumlu değildir.<br />
<br style="box-sizing: inherit;" /><br />
“Bir elçi/peygamber göndermeden kimseye azap edecek değiliz.”&nbsp;(İsra, 17/15) mealindeki ayette bu husus açıkça vurgulanmıştır.<br />
<br style="box-sizing: inherit;" /><br />
Meşhur alimlerden&nbsp; Katade de söz konusu ayeti yorumlarken şunları söylemiştir: Allah, daha önce -elçiler vasıtasıyla- Allah’tan bir haber almadan, O’ndan -uyarıcı veya müjdeleyici mahiyette bir açıklama gelmeden hiç kimseye azap etmez. Çünkü O, ancak suçları sebebiyle insanları cezalandırır. Bir peygamber gelmeden bir emir ve yasak söz konusu değil ki, ona muhalefet etmekten bir suç söz konusu olsun. (bk. Taberî, 17/15. ayetin tefsiri)<br />
<br style="box-sizing: inherit;" /><br />
&#8211; Allah mülkün yegâne sahibi olarak hiç kimseye verecek bir hesabı yoktur. Çünkü mülkün sahibi mülkünde dilediği gibi tasarruf hakkına sahiptir. Bununla beraber,<br />
<br style="box-sizing: inherit;" /><br />
“Kim doğru yolu seçerse, kendisi için seçmiş olur; kim de doğru yoldan saparsa, kendi aleyhinde sapmış olur. Hiçbir kimse başkasının günah yükünü taşımaz. Biz peygamber göndermediğimiz hiçbir halkı cezalandırmayız.”&nbsp;(İsra, 17/15) mealindeki ayette ifade edildiği üzere, Allah sonsuz merhamet ve ihsanıyla, Hak isminin gereği olarak, insanlar için ezelî yasayla lütfetmiş olduğu hak ve hukukun özellikle altını çizmiş ve açıkça buna vurgu yapmıştır.<br />
<br style="box-sizing: inherit;" /><br />
“İşte bu, sizin ellerinizle işlediğiniz günahların karşılığıdır. Çünkü Allah kullarına haksızlık edecek değildir”&nbsp;(Ali İmran, 3/182) mealindeki ayet ve benzerlerindeki “Allah tarafından kullarına haksızlık ve zulmün yapılamayacağı”na dair ifadelerde de Allah’ın kendi iradesiyle kullarına lütfettiği hak-hukukun varlığına ve onun da bizzat bu hak-hukuku gözettiğine işaret edilmektedir.<br />
<br style="box-sizing: inherit;" /><br />
Bediüzzaman hazretlerinin -eserlerinin bir çok yerlerinde olduğu gibi- şu ifadelerinde de sonsuz adalet ve merhametinin gereği olarak kendine bir görev saydığı hak ve hukuklarına riayet etmediği takdirde bunu bir nevi haksızlık ve zulüm saydığına işaret edilmiştir:<br />
<br style="box-sizing: inherit;" /><br />
“&#8230;(ölümden sonra yeni bir hayat olmalı ki ) o Bâki olan Rabb&#8217;in mezkûr hakikî dostları ve müştakları idam-ı ebedîden kurtulsun ve o dostların en büyüğü ve en kıymettarı, bütün kâinatı memnun ve minnettar eden kudsî hizmetlerinin mükâfatını görsün ve&nbsp;Sultan-ı Sermedî&#8217;nin kemalâtı naks u kusurdan ve kudreti acizden ve hikmeti sefahetten ve adaleti zulümden tenezzüh ve takaddüs ve teberri etsin.Elhasıl: Madem Allah var, elbette âhiret vardır&#8230;” (Sözler/onuncu söz/Zeylin birinci parçası)<br />
<br style="box-sizing: inherit;" /><br />
&#8211; Sözün özeti: Bir insan Allah’ın gönderdiği mesajı makul bir sebepten ötürü alamamışsa, bu kimse sorumlu olmaz.<br />
<br style="box-sizing: inherit;" /><br />
&#8211; Ancak kimin makul bir sebepten ötürü -söz gelişi- İslam’ın mesajını alıp almadığını tespit etmek bizim gücümüzün, bilgi kapsamı alanımızın&nbsp; dışındadır.&nbsp;“Her doğan çocuk fıtrat dini olan İslam’ı kabul edebilecek bir kabiliyette doğar. Sonra annesi, babası, çevresi, onu Yahudî, Hıristiyan, Mecusî yaparlar.”&nbsp;(Buhârî, cenâiz 92; Ebû Dâvut, sünne 17; Tirmizî, kader 5) manasına gelen hadisin ifadesine göre, aklın yanıltılabileceği ve yanılabileceğini göstermektedir.<br />
<br style="box-sizing: inherit;" /><br />
Aklını yanıltılabilecek bir atmosfere sokan kimsenin sorumlu olmaması düşünülemez. Bu sebeple, -bir kısmını bilsek bile- genel olarak İslam’ın mesajını alıp almadığı konusunda kimin gerçekten makul bir mazerete sahip olup olmadığını tespit etmemiz imkân haricindedir.<br />
<br style="box-sizing: inherit;" /><br />
O halde bize düşen Allah’ın şu ilkesine itimat edip bağlı kalmaktır: Allah adildir, hiç kimseye zulmetmez. Öyleyse, Allah kimi cehenneme koyarsa, bu mutlaka adil bir hükümdür. Dolayısıyla, böyle bir kimse İslam’ı kabul etmemekte makul bir mazerete sahip değildir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; margin-bottom: 1em;">
<a href="https://www.ateistlerecevap.org/2017/01/islamdan-haberi-olmayanlarn-sorumlulugu.html" target="_blank" rel="noopener noreferrer" data-wpel-link="internal">İslam&#8217;dan hiç haberi olmayanların hükmü ne?</a></div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; margin-bottom: 1em;">
</div>
<div class="separator" style="clear: both; text-align: center;">
<iframe loading="lazy" allowfullscreen="" class="YOUTUBE-iframe-video" data-thumbnail-src="https://i.ytimg.com/vi/xqRf7Tjhu2w/0.jpg" frameborder="0" height="366" src="https://www.youtube.com/embed/xqRf7Tjhu2w?feature=player_embedded" width="520"></iframe></div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; margin-bottom: 1em;">
</div>The post <a href="https://ateistlerecevap.org/hristiyan-ulkede-dogann-sucu/" data-wpel-link="internal">Hristiyan Ülkede Doğanın Suçu ne?Adaletsizlik Değil mi?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ateistlerecevap.org/hristiyan-ulkede-dogann-sucu/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İslam&#039;da küçük yaşta evlilik?</title>
		<link>https://ateistlerecevap.org/islamda-kucuk-yasta-evlillik/</link>
					<comments>https://ateistlerecevap.org/islamda-kucuk-yasta-evlillik/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ateistlere Cevaplar]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 17 Apr 2017 09:45:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sorular]]></category>
		<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.ateistlerecevap.org/?p=70</guid>

					<description><![CDATA[<p>&#8220;Önce yazının sonundaki videoları izlemenizi tavsiye ederiz.&#8221; Soru 1:&#160;Talak Suresi 4. ayetinde geçen &#8220;Adet görmeyenler hususunda tereddüt ederseniz, onların bekleme süresi üç aydır.&#8221; hususunu açıklar mısınız? İslam&#8217;da evlilik yaşı kaçtır? Değerli kardeşimiz, 1)&#160;“Kadınlarınızdan âdetten kesilenlerin iddetinde tereddüt ederseniz, onların iddet süreleri üç aydır. Henüz âdet görmeyenlerin de süreleri böyledir.”(Talak, 65/4) mealindeki ayette yer alan&#160;“Henüz âdet [&#8230;]</p>
The post <a href="https://ateistlerecevap.org/islamda-kucuk-yasta-evlillik/" data-wpel-link="internal">İslam'da küçük yaşta evlilik?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div class="separator" style="clear: both; text-align: center;">
</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
<div class="separator" style="clear: both; text-align: center;">
<a href="https://1.bp.blogspot.com/-k0n2VHnlLug/WPSRDdb1quI/AAAAAAAAFo4/X8F7u-mXEjMxh0UCQPuLBmWfygapwVbhwCLcB/s1600/Mezhepler%2B%252810%2529.png" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;" data-wpel-link="external" rel="nofollow external noopener noreferrer"><img loading="lazy" decoding="async" border="0" height="360" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2017/04/Mezhepler281029.png" width="640" /></a></div>
<p></div>
<div style="box-sizing: inherit; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; margin-bottom: 1em;">
&#8220;Önce yazının sonundaki videoları izlemenizi tavsiye ederiz.&#8221;</div>
<div style="box-sizing: inherit; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; margin-bottom: 1em;">
<b style="font-size: 15.4px;">Soru 1:&nbsp;</b><b>Talak Suresi 4. ayetinde geçen &#8220;Adet görmeyenler hususunda tereddüt ederseniz, onların bekleme süresi üç aydır.&#8221; hususunu açıklar mısınız? İslam&#8217;da evlilik yaşı kaçtır?</b></div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Değerli kardeşimiz,</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
1)&nbsp;“Kadınlarınızdan âdetten kesilenlerin iddetinde tereddüt ederseniz, onların iddet süreleri üç aydır. Henüz âdet görmeyenlerin de süreleri böyledir.”(Talak, 65/4) mealindeki ayette yer alan&nbsp;“Henüz âdet görmeyenlerin de süreleri böyledir.”&nbsp;ifadesi, âdet görmemiş kız çocuklarının da evlendirilebileceğini göstermektedir.<br />
<br style="box-sizing: inherit;" /><br />
Kur’an’ın açık ifadesinden sonra, bunda tereddüt etmek mümkün değildir. Tarih boyunca ve bugün de onlarca kızın on-on iki yaşlarında evlenmeleri bir vakıa olarak ortada duran bir realitedir.<br />
<br style="box-sizing: inherit;" /><br />
Ayette&nbsp;“Henüz âdet görmeyenlerin de süreleri böyledir.”&nbsp;ifadesinden makul bir yaşta olduğu halde âdet görmeyenleri anlamak gerekir. Örneğin, bir kadın on beş-on sekiz yaşında olduğu halde âdet görmeyebilir ve buna rağmen evlenmiş olabilir. Ayette böyle bir durumdaki kadının iddet süresine de bir ayarlama getirilmiştir. Bu makul sınırı ise toplumun örf ve adetleri belirler. Eğer İslam belli bir yaş sınırı getirseydi, bu insanlar için bir sıkıntı oluşturabilirdi.<br />
<br style="box-sizing: inherit;" /><br />
Eğer biz ayetteki ifadeden&nbsp;“makul”&nbsp;bir yaş sınırı algılama cihetine gitmezsek, bu takdirde bir yaşındaki çocuğun da evlenebileceğine hükmetmemiz gerekir ki, bunun yanlış olduğu ortadadır.<br />
<br style="box-sizing: inherit;" /><br />
2)&nbsp;Eskiden beri çok değişik yaşta evlilikler ve zifafa girmeler söz konusudur. İslam’da bu iş, insanların vicdanlarına ve tecrübelerine bırakılmıştır. İnsanlık camiasında -sapık olanlar hariç- çocuk yaştaki kız çocuklarına karşı şehevî duyguların kabarmaması Allah’ın insanların vicdanlarına yerleştirdiği fıtrî bir sinyaldir. Bu sinyalin ışığında denilebiliri ki, altı-yedi yaş grubuyla zifafa girmenin insanlığa yakışmayan bir tutum olduğu vicdanlarda hissedilen bir gerçektir.<br />
<br style="box-sizing: inherit;" /><br />
Kaynaklarda bildirildiğine göre, kadınlar dokuz yaşında da erginlik çağına girmiş olabilir. Zifafa girmek için kadının yapısı da önemlidir. Belki de asgarî sınırı on iki yaş olarak görülebilir, on beş-on sekiz yaşı gerekli değildir. Fakat bölgelerin örf ve adetlerinin de bunda rolü vardır. Ancak çağımızda tıbbî açıdan, sağlığa en uygun zamanın tespit edilmesi en uygun olanıdır.<br />
<br style="box-sizing: inherit;" /><br />
İslam alimlerinin kabul ettiği görüşe göre, erginlik çağının tespiti, kadınlar için âdet görmek, erkekler için de ihtilamdır. Kadın için âdetin başlangıcı dokuz yaş, (erkekler için on iki yaş) civarıdır. Bu duruma girmiş kadın ve erkekler, ergin ve mükellef kabul edilir. Bu haller görülmediği takdirde, erginlik çağı on beş yaş&nbsp; olarak kabul edilir.(bk. Reddu’l-muhtar, 1/306-307; Cezerî, el-Fıkhu ala’l-mezahibi’l-arbaa, 1/123-127; Zuhaylî, a.g.e, 1/456).<br />
<br style="box-sizing: inherit;" /><br />
Yaş itibariyle erginlik çağını kadınlar için on yedi, erkekler için on sekiz-on dokuz yaşları kabul eden alimler de vardır.(bk. Mebsut, 7/260-şamile).<br />
<br style="box-sizing: inherit;" /><br />
Sıcak bölgelerde erginlik çağı ve evlenme yaşı, diğer bölgelere göre daha önceden başlar.<br />
<br style="box-sizing: inherit;" /><br />
3)&nbsp;Yukarıda da ifade edildiği üzere İslam’da evlilik için belli bir yaş sınırı koymamış, ancak bunu insanların makul göreceği örf-âdetlerine bırakmıştır. Çünkü, gebe kalmaya kabiliyeti olamayacak kadar küçük olan kızlara karşı şehevî duyguyu vermemiş ve insanları bu fıtrî sinyalle belli bir zemine oturtmuştur.<br />
<br style="box-sizing: inherit;" /><br />
Alimlerin büyük çoğunluğuna göre, âdet görmenin ilk sınırı dokuz yaştır. Âdet görmek, artık ceninin / çocuğun barınabileceği bir ortamın hazırlandığı anlamına gelir. Bu tekvinî / biyolojik hazırlık, aynı zamanda âdet gören kadının evlenmeye müsait olduğunu gösteren ontolojik bir belgedir. Bununla beraber, nikah akdini kıymak zifafa girmek manasına gelmez. Örneğin bir yaşındaki bir çocuğun nikahı da kıyılabilir ve bu akit sahihtir.<br />
<br style="box-sizing: inherit;" /><br />
4) “Mısır’da beş yaşındaki bir kızla evlenme”&nbsp;iddiası bize pek doğru gelmiyor. Çünkü, beş yaşındaki kızını evlendirecek bir babanın varlığını düşünemiyoruz. Şayet nikahlasa bile bu çocukla zifafa girecek kadar insanlıktan uzaklaşmış bir kocayı da düşünemiyoruz. Sapıklık meselesi konumuzun dışındadır. Bu tür olayların her yerde olduğu bilinmektedir. Fakat bu davranışı sergileyenlerin sapık-psikopat olduklarına dair kimsenin şüphesi yoktur.</div>
<div style="box-sizing: inherit; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
<b>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;-</b><br />
<b style="font-size: x-large;">Hz. Aişe kaç yaşında evlenmiştir?&nbsp;(Cevap:1)</b></p>
<div style="border: 0px; color: #5f5f5f; font-family: Arial, Helvetica, sans-serif; font-size: 14px; font-stretch: inherit; font-variant-numeric: inherit; line-height: inherit; margin-bottom: 15px; padding: 0px; vertical-align: baseline;">
Bu konuya değinmemizin amacı ne Hz. Aişe’nin yaşını bahane ederek Efendimiz’e saldıran bahtsızlara, ne de kendi sınır tanımaz şehvetlerine buradan bir kılıf bulmaya çalışanlara cevap vermektir. Tek amacımız bu konuda kaynaklarımız arasında var olan gerçekleri tespit edip, bunu sizlerle paylaşmaktır.</div>
<div style="border: 0px; color: #5f5f5f; font-family: Arial, Helvetica, sans-serif; font-size: 14px; font-stretch: inherit; font-variant-numeric: inherit; line-height: inherit; margin-bottom: 15px; padding: 0px; vertical-align: baseline;">
Bir ilim ve irfan abidesi olan Hz. Aişe validemiz söz konusu olduğunda genel kanı onun Efendimiz’le 6–7 yaşlarında nişanlandığı ve 9–10 yaşlarında ise evlendiği yönündedir. Bu kadar küçük yaşta evlenmesine yapılan itirazlara ise savunmacı bir üslup ile bölgeye has iklim şartlarının kız çocuklarının erken yaşta buluğa ermesi olarak gösterilir. Gerçekte böylemidir? Sahi, Hz. Aişe validemiz, Hücre-i Saadet’e gelin olarak geldiğinde 9–10 yaşlarında mıydı? Savunmaya ve gizlemeye ihtiyaç duymadan kaynaklarımıza müracaat ettiğimizde, Aişe validemizin gerçek yaşını bulmamız açısından elimizin altında onlarca delil olduğunu görürüz. Gelin, yerimiz nispetinde bunlardan hiç değilse bir kaçına değinmeye çalışalım.</div>
<div style="border: 0px; color: #5f5f5f; font-family: Arial, Helvetica, sans-serif; font-size: 14px; font-stretch: inherit; font-variant-numeric: inherit; line-height: inherit; margin-bottom: 15px; padding: 0px; vertical-align: baseline;">
Hz. Aişe validemiz Efendimiz ile nişanlanmadan önce, Allah Resulü’nü Taif dönüşü himayesine alan Mekke’nin sayılı tüccarlarından biri olan Mut’im ibn Adiyy’in oğlu Cübeyr ibn Mut’im ile nişanlıydı. Eğer Hz. Aişe’nin 9 yaşında Efendimiz ile evlendiğini kabul edersek, 6-7 yaşında Efendimiz ile nişanlanmış olduğunu ve bu olaydan birkaç sene önce de Cübeyr ile nişanı bozduğunu söylemiş oluruz. Böyle bir iddia ise Hz. Aişe’nin Cübeyr ile nişanlandığında 5–6 yaşlarında olduğunu kabul etmek anlamına gelir ki, bununda açıklanacak hiçbir tarafı olmaz. Ama biz biliyoruz ki, İslam’ı davetin yankıları Mekke’de yayılmaya başladığında Mut’im: “Ben Muhammed’e inanan bir adamın kızını evime gelin olarak almam” diyerek nişanı geri atmış ve bu olaydan birkaç sene sonra da Efendimiz, Hz. Aişe ile nişanlanmıştır.</div>
<div style="border: 0px; color: #5f5f5f; font-family: Arial, Helvetica, sans-serif; font-size: 14px; font-stretch: inherit; font-variant-numeric: inherit; line-height: inherit; margin-bottom: 15px; padding: 0px; vertical-align: baseline;">
Diri diri kız çocuklarını toprağa gömen cahiliye Arapları genel itibari ile kız çocuklarının yaşlarını tutmazlardı. Toplumun tüm kınamasına rağmen kızlarını gömmeyip onları büyütenler, çocukları buluğa erdiklerinde Daru’n-Nedve’de bir tören düzenler ve kızlarının artık büyüdüğünü halka ilan ederlerdi. Eğer bu uygulamayı esas alırsak, Hz. Aişe’nin 9 yaşında evlendiği iddiasını, “9 yıldır ay hali görüyordu” şeklinde anlamak gerekecektir. 9 yıldır ay hali görmesi ve bir 9 yılda çocukluk dönemini dikkate alınca, Hz. Aişe validemiz evlendiğinde 18 yaşlarında bir genç kız olduğu anlaşılacaktır.</div>
<div style="border: 0px; color: #5f5f5f; font-family: Arial, Helvetica, sans-serif; font-size: 14px; font-stretch: inherit; font-variant-numeric: inherit; line-height: inherit; margin-bottom: 15px; padding: 0px; vertical-align: baseline;">
Hz. Aişe validemiz yıllar sonra Mekke’nin ilk dönemlerinde inen bir sûre olan, Kıyamet Sûresinin iniş zamanı sorulduğu zaman: “ Ben Mekke’de sokaklarda oynayan bir çocuk iken Kıyamet Sûresinden şu ayetler nazil oldu” diye cevap vermesi, onun yaşını tespit etmemiz açısından önemli bir işarettir. Bu sûrenin Nübüvvetin 3. yada 4. yılında nazil olduğunu hatırlarsak, Aişe validemizin de oyun oynayacak ve dile getirilen sûreyi aklında tutacak bir yaşta olması gerektiğini de dikkate alırsak; o günlerde en az 6–7 yaşlarında olması icap edecektir. Hz. Aişe’nin Efendimiz ile evliliğinin Nübüvvetin 13. yılında gerçekleştiğini hatırlarsak, demek ki; bu evlilik Kıyamet Sûresinin nazil olmasından yaklaşık 10 yıl sonra olduğunu kabul etmek zorunda kalacağız. Böyle olunca da Aişe validemizin evlendiği zaman yaşının en az 17 yada 18 olduğu anlaşılacaktır.</div>
<div style="border: 0px; color: #5f5f5f; font-family: Arial, Helvetica, sans-serif; font-size: 14px; font-stretch: inherit; font-variant-numeric: inherit; line-height: inherit; margin-bottom: 15px; padding: 0px; vertical-align: baseline;">
Birçok tarihi kaynak Aişe validemiz ile ablası Esma arasındaki yaş farkının 10 olduğunu söylerler. Hicretin 73. yılında 100 yaşında vefat etmiş olan büyük İslam kadını Hz. Esma hicret sırasında 27-28 yaşlarında idi. Eğer o bu yaşlarda idiyse ve Aişe validemizden de 10 yaş büyük idiyse, demek ki Hz. Aişe’de hicret sırasında 18 yaşlarında idi.</div>
<div style="border: 0px; color: #5f5f5f; font-family: Arial, Helvetica, sans-serif; font-size: 14px; font-stretch: inherit; font-variant-numeric: inherit; line-height: inherit; margin-bottom: 15px; padding: 0px; vertical-align: baseline;">
Bugün hadis kitaplarımızda yer alan ve Hz. Aişe Validemiz’in Mekke yıllarıyla ilgili olarak anlattığı bazı rivayetler, onun yaşını tespit edebilmemize yardımcı olacak niteliktedir. Bunlardan birkaçına değinirsek, mesela; Risâletten kırk yıl önce gerçekleşen ve tarih belirlemede bir ölçü olarak kabul gören Fil hadisesinden geriye kalan iki kişiyi Mekke’de dilenirken gördüğünü söylemesi; Mekke’nin en sıkıntılı günlerinde Allah Resûlü’nün sabah-akşam kendi evlerine geldiğini ve bu sıkıntılara dayanamayan babası Hz. Ebû Bekir’in de Nübüvvetin 5. veya 6. yılında Habeşistan’a hicret teşebbüsünde bulunduğunu detaylarıyla birlikte anlatması; ilk defa namazın ikişer rekat farz kılındığını, mukim olanlar için daha sonraları onun dört rekata çıkarıldığını, ancak sefer durumlarında yine iki rekat olarak bırakıldığını ifade etmesi gibi rivayetler onun yaşı konusunda bize ip uçları verecek niteliktedir.</div>
<div style="border: 0px; color: #5f5f5f; font-family: Arial, Helvetica, sans-serif; font-size: 14px; font-stretch: inherit; font-variant-numeric: inherit; line-height: inherit; margin-bottom: 15px; padding: 0px; vertical-align: baseline;">
Hz. Aişe validemizin doğum tarihindeki ihtilafların bir benzeri vefat tarihinde de görülmektedir. Ama biz bazı detayları ve rivayetler arasındaki ilişkileri dikkate alırsak, onun Hicri 58. yılda, 74 yaşlarında vefat ettiğini kabul edebiliriz. Eğer o 74 yaşında vefat etti ise, Efendimiz’den sonra 48 yıl dul olarak yaşadı ise, Allah Resulü ile evliliği de 9 yıl sürdü ise; demek ki, Aişe validemiz, Efendimiz Daru’l-Beka’ya hicret ettiğinde 26, evlendiğinde ise 17–18 yaşlarında idi.</div>
<div style="border: 0px; color: #5f5f5f; font-family: Arial, Helvetica, sans-serif; font-size: 14px; font-stretch: inherit; font-variant-numeric: inherit; line-height: inherit; margin-bottom: 15px; padding: 0px; vertical-align: baseline;">
İşte burada ancak birkaçına yer verebildiğimiz delilerden anlaşılacağı gibi, bilinenin aksine Hz. Aişe validemizin evlilik yaşı 9 veya 10 değil, 18’dir.</div>
<div style="border: 0px; color: #5f5f5f; font-family: Arial, Helvetica, sans-serif; font-size: 14px; font-stretch: inherit; font-variant-numeric: inherit; line-height: inherit; margin-bottom: 15px; padding: 0px; text-align: right; vertical-align: baseline;">
Muhammed Emin YILDIRIM</div>
<p><b style="font-size: 15.4px;">&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;-</b></div>
<div style="box-sizing: inherit; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; margin-bottom: 1em;">
<b>Soru2:&nbsp;</b><b>Kızların kaç yaşında evlenmeleri uygundur? Hz. Aişe kaç yaşında evlenmiştir? (Cevap:2)</b></div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
<div style="box-sizing: inherit; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Değerli kardeşimiz,</div>
<div style="box-sizing: inherit; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Peygamberliğin gelişinden on yıl sonra, elli yaşındayken eşi Hz. Hatice’yi kaybeden Peygamberimiz&nbsp;(asm.) kendisine hem ev işleri ve çocuklarının bakımında yardımcı olacak, hem de İslâm’a davet faaliyetlerinde destek olacak eşlere ihtiyacı vardı. Bunun için bir yandan yaşlı ve dul bir kadın olan Sevde’yi, öte yandan da en yakın arkadaşı olan Hz. Ebubekir’ in kızı Hz.Ayşe’yi istetti.</div>
<div style="box-sizing: inherit; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Hz. Peygamberin bu isteği, vahyin başlangıcından on yıl sonradır. Hz. Ayşe vahiy başlangıcından beş altı yıl önce doğmuştur. Dolayısıyla Hz. Ayşe’nin Peygamberimizle evlendiği yaşın on yedi-on sekiz olduğu ortaya çıkar.</div>
<div style="box-sizing: inherit; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Bu konu, daha detaylı bir şekilde Mevlana Şibli’ nin&nbsp;“Asr-ı Saadet”&nbsp;kitabında geçer. (İst. 1928. 2/ 997)</div>
<div style="box-sizing: inherit; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Hz. Ayşe’nin evlendiği zaman yaşının büyük olduğunu, ablası Esma’nın biyografisinden kesin olarak anlıyoruz. Eski biyografi kitapları Esma’dan bahsederken diyorlar ki:</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
“Esma yüz yaşındayken, Hicretin 73. Yılında vefat etmiştir. Hicret vaktinde yirmi yedi yaşındaydı. Hz. Ayşe ablasından on yaş küçük olduğuna göre, onun da hicrette tam on yedi yaşında olması icap eder. Ayrıca Hz. Ayşe, Hz. Peygamber’den önce Cübeyr’le nişanlanmıştı. Demek evlenecek çağda bir kızdı.”<em style="box-sizing: inherit;">&nbsp;(Hatemü’l Enbiya Hz. Muhammed ve Hayatı, Ali Himmet Berki, Osman Keskioğlu, s. 210)</em></div>
</blockquote>
<div style="box-sizing: inherit; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
NOT:&nbsp;Konuyla ilgili Dr. Reşit Haylamaz&#8217;ın&nbsp;&#8220;Âişe Vâlidemiz’in Evlilik Yaşı&#8221;başlıklı şu makalesini de okumanızı tavsiye ederiz:</div>
<div style="box-sizing: inherit; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Âişe Vâlidemiz’in, altı veya yedi yaşındayken nişanlandığı, on yaşındayken de evlendiği yönündeki rivayetler,1 onun evlilik yaşıyla ilgili kanaatin oluşmasında bugüne kadar en önemli âmiller olagelmiştir. Bu kanaatin yerleşmesinde, erken yaşlarda evlenmenin o gün oldukça yaygın oluşu ve coğrafi yapının etkisiyle çocuklardaki fizikî gelişmenin daha erken yaşlarda tamamlanması gibi sebeplerin de belirleyici olduğunu unutmamak gerekir. Onun içindir ki konu, dün denilebilecek bir zamana kadar hiç gündeme gelmemiş ve tartışma konusu olmamıştır.</div>
<div style="box-sizing: inherit; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Söz konusu hususu bugün, o günkü şartları nazara almayan ve İslâm’ı da ‘dışarı’dan inceleme konusu yapanlar gündeme getirmekte ve meseleyi kendi zaviyelerinden değerlendirip tenkit etmektedir. Bu farklı duruşa İslâm Dünyası’nın tepkisi de aynı değildir; bir kısmı, meseleyi olduğu gibi kabul etmenin gerekliliği hususunda ısrar ederken2 az da olsa diğer bir kısmı, evlendiği dönemde Âişe Vâlidemiz’in, daha olgun bir yaşta olduğunu3 ifade etmektedir. Karşılıklı tepkilerin ağırlığını hissettirdiği bu tartışmalar esnasında, her zaman dengenin korunamadığı; tepkilere cevap teşkil etsin denilirken söz konusu rivayetlerin yok sayıldığı veya bu tavra tepki olarak diğer alternatifleri görmezden gelme yanlışlığına düşüldüğü de bir gerçek.</div>
<div style="box-sizing: inherit; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Bilindiği üzere herkes, kendi yaşadığı devrin çocuğudur ve arkadan gelen nesiller tarafından da, o devrin kültürü esas alınarak değerlendirmeye tâbi tutulmalıdır.</div>
<div style="box-sizing: inherit; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Toplumlar, ortak birikimin neticesinde hâsıl olan ‘örf’lere göre yön bulurlar ve bunların hesaba katılmadığı yerde, o toplum hakkında karar verme konumunda olanların isabetinden söz etmek oldukça zor, hatta imkânsızdır.</div>
<div style="box-sizing: inherit; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Meseleye bu zaviyeden bakıldığında, Allah Resûlü’ nün neş’et ettiği dönem itibariyle kız çocuklarının erken evlendirildiği4 ve bu türlü evliliklerde yaş farkının pek önemsenmediği5 bilinen bir vak’adır. Kız çocukları hakkında o günkü toplumun benimsediği olumsuz tavrın ve bu tavrın aileler üzerinde oluşturduğu baskının, bu anlayışı tetiklediği de söylenebilir. Burada, iklim ve coğrafî şartların müsait olması yönüyle çocukların, fizikî gelişimlerini daha erken tamamladığı ve kız çocuklara, kocasının evinde büyümesi gereken birer varlık olarak bakıldığı gerçeğini de unutmamak gerekir. Kaldı ki bu, sadece kız çocuklarıyla ilgili bir mesele değildir; o günkü uygulamalara bakıldığında erkek çocukların da erken yaşlarda evlendirildiği anlaşılmaktadır. Mesela Amr ibn Âs ile oğlu Hz. Abdullah’ın arasındaki yaş farkı, sadece on ikidir ki bu durumda Hz. Amr, dokuz veya on yaşındayken evlenmiş olmalıdır.</div>
<div style="box-sizing: inherit; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Bu bilgilerden hareketle diyebiliriz ki Âişe Vâlidemiz, dokuz yaşındayken evlenmiş olsa bile ortada garipsenecek bir durum yoktur. Şayet böyle bir husus söz konusu olmuş olsaydı, Zeyneb Vâlidemiz’le izdivacında fırtına koparmak isteyenlerle, Benî Mustalık Gazvesi dönüşünde ve hiç olmadık yerde Âişe Vâlidemiz’e iftira atanların, onlar açısından önem arz eden böyle bir meseleyi dillerine dolamamaları düşünülemezdi. Sonuç nasıl olursa olsun sadece başlı başına bu bilgi bile, Âişe Vâlidemiz’in evliliği konusunda olumsuz herhangi bir durumun olmadığını ispat için yeterli bir güce sahiptir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
<em style="box-sizing: inherit;">&#8211; Peki, gerçekte durum nedir? Yaş tespiti konusunda yukarıdaki bilgiler tek alternatif midir?</em></div>
<div style="box-sizing: inherit; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Bu soruların cevabını alabilmek için elbette o günlerin kapısını aralamak ve aralanan bu kapılardan girerek meseleyi, deliller üzerinden tetkik etmek gerekmektedir. Dilerseniz, ulaşılan delillerin bize ne ifade ettiğine birlikte bakalım:</div>
<div style="box-sizing: inherit; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
1.&nbsp;Risâletin ilk günlerinde Müslüman olanların isimleri sıralanırken, ablası Esmâ Vâlidemiz’le birlikte Âişe Vâlidemiz’in adı da zikredilmektedir. Dikkat çekici olan bu zikrin, Hz. Osmân, Zübeyr ibn Avvâm, Abdurrahmân ibn Avf, Sa’d ibn Ebî Vakkâs, Talha ibn Ubeydullah, Ebû Ubeyde ibn Cerrâh ve Erkam ibn Ebi’l-Erkam gibi&nbsp;‘Sâbikûn-u Evvelûn’&nbsp;tabir edilen en öndekilerin hemen arkasından; Abdullah ibn Mes’ûd, Ca’fer ibn Ebî Tâlib, Abdullah ibn Cahş, Ebû Huzeyfe, Suhayb ibn Sinân, Ammâr ibn Yâsir ve Habbâb ibn Erett gibi isimlerden de önce gerçekleşiyor olmasıdır.7 Demek ki Âişe Vâlidemiz, o gün küçük de olsa ‘irade’ beyanında bulunabilecek bir çağda ve ilk Müslümanlar arasında yer alabilecek bir durumdadır. Söz konusu bilgilerde ondan bahsedilirken, ‘O gün o küçüktü.’ şeklinde bir kaydın konulmuş olması, bu manayı ayrıca teyit etmektedir.8</div>
<div style="box-sizing: inherit; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
2.&nbsp;Ablası Esmâ Vâlidemiz’in konumu da bu kanaati güçlendirmektedir; zira onun, on beş yaşında iken Müslüman olduğu bilinmektedir.9 Bilinen bir gerçek de onun, 595 yılında dünyaya gelmiş olduğudur.10 Bütün bunlar, risâletin ilk yılı olan 610 tarihini göstermektedir. Demek ki Âişe Vâlidemiz, yaşı küçük olmasına rağmen 610 yılında Müslüman olmuştur. Bunun için o gün onun, en azından beş, altı veya yedi yaşlarında olması gerekir ki, on üç yıllık Mekke hayatıyla en az yedi aylık11 Medine günleri de bu tarihe ilave edildiğinde onun, Allah Resûlü ile evlendiği gün –risâletten beş yıl önce dünyaya gelmiş olma ihtimalini esas alacak olursak- en azından on sekiz yaşında olduğu sonucu ortaya çıkmaktadır.</div>
<div style="box-sizing: inherit; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
3.&nbsp;Mekke günleriyle ilgili olarak Âişe Vâlidemiz,</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
&#8220;Ben Mekke’de oyun oynayan bir kız iken Hazreti Muhammed (sallallahu aleyhi ve sellem)’e, ‘<em style="box-sizing: inherit;">Doğrusu, onların asıl buluşma zamanları, kıyamet saatidir; Kıyamet saatinin dehşeti ise, tarif edilemeyecek kadar müthiş ve ne acıdır!’</em>&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">(Kamer, 54/46)&nbsp;</em>ayeti nâzil oldu.&#8221;12</div>
</blockquote>
<div style="box-sizing: inherit; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
bilgisini vermektedir ki bu bilgi, onun yaşıyla ilgili olarak bize farklı kapılar aralamaktadır.&nbsp;Şöyle ki:<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />4.&nbsp;Söz konusu ayet, Kamer sûresinin 46. ayetidir ve bütün hâlinde nâzil olan bu sûrenin, İbn Erkam’ın evinde iken ve bi’setin dördüncü (614),13 sekizinci (618) veya dokuzuncu (619)14 yılında indiğine dair farklı rivayetler vardır. Özellikle ayın ikiye yarılma hadisesini ve o gün buna olan ihtiyacı nazara alan bazı âlimler, söz konusu tarihin 614 olması gerektiği üzerinde durmuşlardır ki, bu tarih esas alındığında Hz. Âişe Vâlidemiz, ya henüz dünyaya gelmemiş veya yeni doğmuş demektir. 618 veya 619 tarihi esas alındığında da durum pek değişmemektedir. Zira bu durumda o, henüz dört veya beş yaşında demektir ki her iki yaş da söz konusu hadiseyi kavrayıp yıllar sonra da aktarabilecek bir olgunluğu ifade etmemektedir. Bu durumda ise o, en yakın ihtimalle risâletin başladığı günlerde dünyaya gelmiş olmalıdır.</div>
<div style="box-sizing: inherit; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Burada dikkat çeken başka bir husus da, o günü anlatırken bizzat Âişe Vâlidemiz’in,&nbsp;&#8220;Oyun oynayan bir kız çocuğu idim.&#8221;&nbsp;şeklindeki beyanıdır. Kendisini ifade ederken kullandığı ‘kız çocuğu’ kelimesinin karşılığı olan ‘câriye’ lafzı, ergenlik çağına geçişi ifade etmekte ve o dönemler için kullanılmaktadır. Arap şairlerinden İbn Yerâ, bu yaşlardaki birisini kastederek maksadını şu şekilde ifade etmektedir: &#8220;Sekiz yaşına geldiğinde artık o, benim için bir câriye değil; Utbe veya Muâviye’ye nikahlayabileceğim gelin adayımdır.&#8221; Bazı bilginler bu kelimenin, on bir yaşın üzerindeki kız çocukları için kullanıldığını ifade etmektedir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Kamer sûresinin indiği tarih olarak 614 yılını esas alacak olursak, Âişe Vâlidemiz’in risâletten en az sekiz yıl önce doğmuş olduğu ortaya çıkar ki bu tarih 606 yılına tekabül etmektedir. Bu ise, evlendiği gün onun on yedi yaşında olduğunu ifade eder. Sûrenin indiği tarih olarak 618 yılını kabul ettiğimizde ise onun, 610 yılında dünyaya gelmiş olma ihtimalini ortaya koyar ki bir yönüyle bu, evlendiği gün Âişe Vâlidemiz’in on dört yaşında olduğu sonucunu doğururken diğer taraftan onun, risâletten dört yıl sonra dünyaya gelmiş olamayacağını ispat eder.</div>
<div style="box-sizing: inherit; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Bu bilgilerle birinci maddede ifade edilenleri yan yana getirdiğimizde, Âişe Vâlidemiz’in 606 yılında dünyaya geldiği ve on yedi veya on yedi buçuk yaşında iken de evlendiği sonucuna ulaşmamız mümkün olmaktadır.</div>
<div style="box-sizing: inherit; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
5.&nbsp;Âişe Vâlidemiz’in Mekke yıllarıyla ilgili olarak anlattığı bazı hatıralar da bunu destekler mahiyettedir. Mesela:</div>
<div style="box-sizing: inherit; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
a)&nbsp;Risâletten kırk yıl önce gerçekleşen ve tarih belirlemede bir kıstas olarak kabul gören Fil hadisesinden geriye kalan iki kişiyi Mekke’de dilenirken gördüğünü söylemesi;</div>
<div style="box-sizing: inherit; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
b)&nbsp;Mekke’nin en sıkıntılı günlerinde Allah Resûlü’nün sabah-akşam kendi evlerine geldiğini ve bu sıkıntılara dayanamayan babası Hz. Ebû Bekir’in de Habeşistan’a hicret teşebbüsünde bulunduğunu detaylarıyla birlikte anlatması;</div>
<div style="box-sizing: inherit; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
c)&nbsp;İlk defa namazın ikişer rekat farz kılındığını, mukim olanlar için daha sonraları onun dört rekata çıkarıldığını, ancak sefer durumlarında yine iki rekat olarak bırakıldığını ifade etmesi;</div>
<div style="box-sizing: inherit; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
d)&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">&#8220;Biz İsâf ve Nâile’yi, Kâbe’de cürüm işlemiş ve bu sebeple Allah’ın kendilerini taş hâline getirdiği Cürhümlü bir adamla kadın olarak duyup dururduk.&#8221;</em>20</div>
<div style="box-sizing: inherit; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
gibi ifadelerle ilk günlerle ilgili nakillerde bulunması gibi daha pek çok hâtırat, daha ilk günlerden itibaren onun, gelişmeleri takip edebilecek bir çağda olduğunu ifade etmektedir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
6.&nbsp;Efendimiz’le izdivacı söz konusu olduğu günlerde Âişe Vâlidemiz’in, Mut’im ibn Adiyy’in oğlu Cübeyr ile sözlü oluşu da bu kanaati güçlendirmektedir. Burada ayrıca dikkat çeken husus, söz konusu teklifin, Havle binti Hakîm gibi aile dışından birisi tarafından gündeme getirilmiş olmasıdır. Açıkça bu onun, o gün evlilik çağına gelmiş ve evlendirilebilecek genç bir kız olduğunu ifade etmektedir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Söz konusu ‘sözlülük hali’nin, İbn Adiyy ailesi tarafından ve oğullarının anlayışı değişir gerekçesiyle feshedildiği de bilinen bir gerçektir.21 Burada akla, İbn Adiyy ailesinin, oğullarının anlayışını değiştireceklerinden endişe ettikleri Ebû Bekir ailesiyle böyle bir akdi niye ve ne zaman yaptıkları sorusu gelmektedir. Bunun en makul cevabı söz konusu akdin, ya risâletten önce veya İslâm’ın açıktan tebliğinin başlamadığı dönemde gerçekleşmiş olduğu şeklindedir ki her iki durumda da onun, bi’setin dördüncü yılında dünyaya gelmiş olma ihtimali söz konusu olamaz; hatta bu, sanıldığından da erken yıllarda dünyaya gelmiş olabileceğini düşündürmektedir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Bu kararın, açıktan tebliğin başlandığı dönemde alınmış olma ihtimali nazara alınacak olursa bu tarihin, İbn Erkam’ın evinden çıkış günleri olan 613-614 yıllarını ifade ettiği görülecektir ki bu, sözlendiği dönem itibariyle onun henüz dünyaya gelmediğini kabullenmek demektir. Bu durumda, söz konusu akitten bahsetmenin de imkânı yoktur. Öyleyse bu sözün bozulduğu tarihlerde onun, en azından yedi veya sekiz yaşında olduğunu kabullenmemiz gerekir ki bu da onun, takriben 605 tarihinde dünyaya gelmiş olduğunu göstermektedir.23</div>
<div style="box-sizing: inherit; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
7.&nbsp;Mevzuya ışık tutması bakımından Âişe Vâlidemiz’le diğer kardeşlerinin arasındaki yaş farkı da dikkat çekicidir. Bilindiği gibi Hz. Ebû Bekir (radıyallahü anh)’ın altı çocuğu vardır; bunlardan Hz. Esmâ ve Hz. Abdullah, Kuteyle binti Ümeys’ten; Hz. Âişe Vâlidemiz’le Hz. Abdurrahman, Ümmü Rûmân (r.anha)’dan; Muhammed, Esmâ binti Ümeys’ten ve Ümmü Gülsüm de Habîbe binti Hârice’den dünyaya gelmiştir. Bu durumda Esmâ Vâlidemiz’le Hz. Abdullah; Abdurrahmân ile de Âişe Vâlidemiz anabir kardeşlerdir ve bu her iki anabir kardeşlerin arasındaki yaş farkları konumuza ışık tutacak mahiyettedir;&nbsp;şöyle ki:</div>
<div style="box-sizing: inherit; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
a)&nbsp;Hz. Ebû Bekir’in ilk kızı olan Esmâ Vâlidemiz, hicretten&nbsp;yirmi yedi&nbsp;yıl önce 595 tarihinde dünyaya gelmiştir.24 Allah Resûlü’nün hicreti esnasında Zübeyr ibn Avvâm ile evli ve o gün altı aylık hamiledir. Bir diğer ifadeyle o gün yirmi yedi yaşındadır.25 Üç ay sonra Medine’ye hicret ederken Kuba’da oğlu Abdullah’ı dünyaya getirecektir. Yetmiş üç yılında ve yüz yaşındayken, hatta dişleri bile dökülmemiş halde vefat etmiştir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Âişe Annemiz ile ablası Esmâ Vâlidemiz’in arasındaki&nbsp;yaş farkı ondur.26 Buna göre (595+10=605) Âişe Vâlidemiz’in doğumunun 605; hicretteki yaşının da (27-10=17) olduğu sonucu ortaya çıkmaktadır. Evlilik hicretten yedi ay sonra27 gerçekleştiğine göre demek ki, bu sıralarda Âişe Vâlidemiz’in yaşı,&nbsp;on yedi&#8217;yi aşmış, on sekiz yaşına yaklaşmış demektir.&nbsp;<a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/article/356/bedir-gazvesi-bedir-savasi.html" style="background-attachment: initial; background-clip: initial; background-image: initial; background-origin: initial; background-position: 0px 0px; background-repeat: initial; background-size: initial; box-sizing: inherit; color: #bf5800; text-decoration-line: none;" data-wpel-link="external" rel="nofollow external noopener noreferrer">Bedir</a>’in hemen akabindeki Şevvâl ayında evlendiği bilgisini esas aldığımızda ise onun, evlendiği gün on sekiz yaşını aşıp on dokuza adım attığını kabullenmemiz gerekmektedir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
b)&nbsp;Burada dikkat çeken bir diğer husus da, Âişe Vâlidemiz’in anabir kardeşi olan Hz. Abdurrahman ile arasındaki yaş farkıdır. Bilindiği gibi Hz. Abdurrahman, Hz. Ebû Bekir’in büyük oğludur ve ancak Hudeybiye’den sonra Müslüman olacaktır. Bedir’de, babasıyla karşılaşmamaya özen gösteren de odur ve o gün Abdurrahman, yirmi yaşındadır.28 Buna göre o, 604 yılında doğmuş olmalıdır. Kardeşler arası yaş farkının genelde bir veya iki olduğu bir toplumda, ağabeyi 604 yılında dünyaya gelen bir kardeşin 614 yılında doğması ve tabii olarak iki kardeşin arasında on yaş gibi bir farkın meydana gelmiş olma ihtimali çok zayıftır ve bunu destekleyen herhangi bir delil de bulunmamaktadır.</div>
<div style="box-sizing: inherit; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
8.&nbsp;Âişe Vâlidemiz’in vefat tarihi konusunda gelen rivayetler de bu kanaati güçlendirmektedir. Zira onun vefat ettiği yıl ve o günkü yaşıyla ilgili olarak hicrî 55, 56, 57, 58 veya 59;29 yaşıyla alakalı olarak da altmış beş, altmış altı, altmış yedi veya yetmiş dört30 gibi farklı tarih ve rakamdan bahsedilmektedir. Bu ise, doğum tarihinde olduğu gibi onun vefat tarihiyle ilgili de kesin bir kabulün olmadığını göstermektedir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Özellikle 58. yılında ve 74 yaşında iken vefat ettiğini ifade eden rivayette, onun vefat ettiği günün çarşamba olduğu, vefat tarihinin, Ramazan ayının on yedinci gecesine denk geldiği, vasiyeti üzerine Vitir namazından sonra Cennetü’l-Bakî’ye geceleyin defnedildiği, yine vasiyeti gereği namazını, Hz. Ebû Hüreyre’nin kıldırdığı, mezarına da ablası Hz. Esmâ’nın iki oğlu Abdullah ile Urve, kardeşi Muhammed’in iki oğlu Kâsım ve Abdullah ile diğer kardeşi Abdurrahman’ın oğlu Abdullah gibi isimlerin indirdiği gibi detayların bulunması,31 diğerlerine nispetle bu bilginin daha güçlü olduğu izlenimi vermektedir. Öyleyse bu tarihi esas alarak bir hesaplama yapacak olursak onun, Efendimiz’in irtihalinden sonra kırk sekiz yıl daha yaşadığını (48+10=58+13=71+3=74) görmekteyiz ki bu hesaba göre o, risâletten üç yıl önce dünyaya gelmiş demektir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Bu durumda evlendiği gün onun, (74–48=26–9=17+7 ay) on yedi yılını yedi ay geçtiği anlaşılmaktadır.</div>
<div style="box-sizing: inherit; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Yukarıdaki bilgilere ilave olarak, erkek çocukların bile yoldan geri çevrildiği&nbsp;<a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/article/2084/uhud-savasi.html" style="background-attachment: initial; background-clip: initial; background-image: initial; background-origin: initial; background-position: 0px 0px; background-repeat: initial; background-size: initial; box-sizing: inherit; color: #bf5800; text-decoration-line: none;" data-wpel-link="external" rel="nofollow external noopener noreferrer">Uhud günü&nbsp;</a>onun da cephede oluşu,32 ilmî meselelerdeki derinliği,&nbsp;İfk Hadisesi&nbsp;karşısında ortaya koymuş olduğu olgun tavır ve beyanları, Fâtıma Vâlidemiz’le arasındaki yaş farkı, hicret ve sonrasında yaşanan gelişmelere detaylarıyla birlikte vukûfiyeti, Medine’ye intikal ettikten sonra evlilik işinin, bizzat babası Hz. Ebû Bekir’in gündeme getirmesiyle ve mehir takdirinden sonra gerçekleşmiş olması,33 model bir şahsiyet olarak Efendimiz’in toplum önündeki rehberlik konumu, peygamberlik hassasiyeti ve baba şefkati, gelen ayetlerde evlilik yaşıyla ilgili olarak rüşd şartının getirilmiş olması,34 onun yaşı ve evliliğiyle ilgili rivayetlerin farklılık arz etmesi yönüyle kesinlik ifade etmiyor oluşu,35 o günkü yaşını ifade ederken bizzat Âişe Vâlidemiz’in, şüphe ifade eden &#8220;altı veya yedi&#8221; tabirini kullanması, o günün toplumlarında doğum ve ölüm tarihlerinin bugünkü kadar net tespit edilmiyor oluşu gibi bilgiler üzerinde de durulabilir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Ancak netice değişmemekte ve bunların hepsi, onun risâletten önce dünyaya geldiği, on dört veya on beş yaşlarındayken nişanlandığı ve on yedi veya on sekiz yaşlarındayken de Allah Resûlü (s.a.s.) ile evlendiği şeklindeki kanaati kuvvetlendirmektedir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Bu durumda bize, nişanlandığında 6 veya 7, evlendiğinde ise 9 yaşlarında olduğu şeklindeki rivayetleri,&nbsp;‘O görünümde birisi idim.’&nbsp;manasına hamledip te’lif etmek düşecektir.36 Hz. Âişe Annemiz’in, fizikî durumu itibariyle zayıf bir bünyeye sahip olduğu bilgisi de bu yorumu güçlendirmektedir. Zira o, fizikî şartlardan çabuk etkilenen ve yaşıtlarına göre kendini daha küçük gösteren bir beden taşıyordu; Medine’ye hicret sırasında hastalanması,37 annesi tarafından özel ilgi gösterilerek iyileştirilmeye çalışılması,38 Benî Mustalık Gazvesi dönüşünde, içinde sanılarak hevdecinin deve üzerine yerleştirilmesi ve bu sırada onun hevdeç içinde olup olmadığının bile anlaşılamamış olması39 gibi hadiseler de bu durumu desteklemektedir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
<em style="box-sizing: inherit;">Özetle Âişe Vâlidemiz,&nbsp;dokuz yaşında iken evlenmiş olsa bile o günkü toplum telakkilerine göre bu çok tabii ve doğal olmakla birlikte hadiseye daha genel bakıldığında onun, on yedi veya on sekiz yaşlarında iken&nbsp;‘Mü’minlerin Annesi’&nbsp;hüviyetini kazandığı anlaşılmaktadır.</em></div>
<div style="box-sizing: inherit; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Burada akla,&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">&#8220;Madem öyle; bugüne kadar bu mesele niye bu şekilde gündeme gelmedi?&#8221;&nbsp;</em>şeklinde bir soru gelmektedir. Başta da ifade edildiği gibi, yakın zamana kadar bu hususta olumsuz hiçbir beyan serdedilmemiş; ne&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">Ebû Cehil&nbsp;</em>gibi her fırsatı aleyhte değerlendiren muannit bir firavundan ne de&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">Abdullah ibn Übeyy ibn Selûl</em>&nbsp;gibi olmadık yerden fitne ve iftira üreten nifakın adresi olmuş birisinden, bu evliliğe herhangi bir itiraz söz konusu olmamış, olamamıştır. Çünkü ortada itiraz edilecek herhangi bir durum yoktur. O günkü telakkilere göre her iki durum için de tabii bir kabullenme söz konusudur ve muhtemelen bu durum, konuya farklı yaklaşıp yeni bir bakış açısı getirme ihtiyacını da netice vermemiş, dolayısıyla söz konusu haberlerin doğruluğu veya alternatif bilgilerin varlığı hususunda İslâm âlimlerinin farklı bir mütalaada bulunmaları da mümkün olmamıştır.</div>
<div style="box-sizing: inherit; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
<em style="box-sizing: inherit;">Dipnotlar</em></div>
<div style="box-sizing: inherit; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
<em style="box-sizing: inherit;">1. bk. Buhârî, Menâkıbü’l-Ensâr 20, 44; Müslim, Nikâh 71; Fedâilü’s-Sahâbe 74; Ebû Dâvûd, Edeb 55; İbn Mâce, Nikâh 13; Nesâî, Nikâh 78; Dârimî, Nikâh 56.<br style="box-sizing: inherit;" />2. bk. Azimli, Mehmet, Hz. Âişe’nin Evlilik Yaşı Tartışmalarında Savunmacı Tarihçiliğin Çıkmazı, İslâmî Araştırmalar, Cilt 16, Sayı 1, 2003, s. 28 vd.<br style="box-sizing: inherit;" />3. bk. Doğrul, Ömer Rıza, Asr-ı Saâdet, Eskişehir Kütüphanesi (Eser Kitabevi), İstanbul, 1974, 2/141 vd; Nedvî, Seyyid Süleyman, Hazreti Âişe, Mütercim Ahmet Karataş, Timaş Yayınları, İstanbul, 2004, s. 21 vd. Savaş, Rıza, Hz. Âişe’nin Evlenme Yaşı İle İlgili Farklı Bir Yaklaşım, D. E. Ü. İlâhiyât Fak. Dergisi. 4, İzmir, 1995, s. 139-144; Yüce, Abdülhakim, Efendimiz’in Bir Günü, Işık Yayınları, İstanbul, 2007, s. 82, 83.<br style="box-sizing: inherit;" />4. Efendimiz’in dedesi Abdulmuttalib’in çok erken yaşlarda Hâle binti Üheyb ile evlendiği, Efendimiz’in annesi Âmine ile babası Abdullah’ı da bu yaşlardayken evlendirdiği, hatta her iki evliliğin aynı mecliste gerçekleştiği, bu sebeple Efendimiz ile amcası Hz. Hamza arasında yaş farkının neredeyse aynı olduğu bilinmektedir.<br style="box-sizing: inherit;" />5. Efendimiz’e bir de sıhriyet yönüyle yakın olabilme düşüncesiyle Hz. Ömer, aradaki yaş farkına rağmen Hz. Ali’nin kızı Ümmü Gülsüm’le evlenmiş ve o günkü toplum tarafından bu evlilik asla yadırganmamıştır.<br style="box-sizing: inherit;" />6. bk. İbnü’l-Esîr, Üsdü’l-Gâbe, 3/240.<br style="box-sizing: inherit;" />7. bk. İbn Hişâm, Sîre, 1/271; İbn İshâk, Sîre, Konya, 1981, 124.<br style="box-sizing: inherit;" />8. bk. İbn Hişâm, Sîre, 1/271; İbn İshâk, Sîre, 124.<br style="box-sizing: inherit;" />9. Nevevî, Tehzîbü’l-Esmâ, 2/597; Hakim, Müstedrek 3/635.<br style="box-sizing: inherit;" />10. Nevevî, Tehzîbü’l-Esmâ, 2/597; Hakim, Müstedrek 3/635.<br style="box-sizing: inherit;" />11. Âişe Vâlidemiz’in, hicretten yedi ay sonraki Şevvâl değil de Bedir sonrasına denk gelen ikinci yılın Şevvâl ayında evlendiği de ifade edilmektedir. Bu durumda onun evlilik yaşı, bir yıl daha gecikmiş demektir. bk. Nevevî, Tehzîbü’l-Esmâ, 2/616.<br style="box-sizing: inherit;" />12. bk. Buhârî, Fezâilü’l-Kur’ân 6, Tefsîru Sûre, (54) 6; Aynî, Bedruddîn Ebû Muhammed Mahmûd ibn Ahmed, Umdetü’l-Kârî Şerhu Sahîhi’l-Buhârî, Dâru İhyâi’t-Türâsi’l-Arabî, 20/21; Askalânî, Fethu’l-Bârî, 11/291.<br style="box-sizing: inherit;" />13. Suyûtî, İtkân, Beyrut, 1987, 1/29, 50; Doğrul, Asr-ı Saadet, 2/148.<br style="box-sizing: inherit;" />14. Sekizinci veya dokuzuncu yıl ihtilafı, ay farkından kaynaklanmaktadır. Zira konunun anlatıldığı bazı rivayetlerde sekizinci yılın sekizinci ayı gibi bir ayrıntı dikkat çekmektedir.<br style="box-sizing: inherit;" />15. Günümüzde bu bilgileri değerlendirip ihtimal hesabı yapan bazı insanlar, Hz. Âişe Vâlidemiz’in evlendiği günkü yaşının en az on dört olduğu, bunun yirmi iki, yirmi üç, yirmi dört veya yirmi sekiz olma ihtimalinin de bulunduğu sonucuna gitmektedirler ki, herhangi bir mesnede dayanmadığı için biz bu türlü yorumlara iltifat etmedik.<br style="box-sizing: inherit;" />16. İbn Manzur, Lisanü’l-Arab 13/138.<br style="box-sizing: inherit;" />17. Bu bilgiyi onun dışında sadece ablası Esmâ Vâlidemiz intikal ettirmektedir. bk. İbn Hişâm, Sîre, 1/176; Heysemî, Mecmaü’z-Zevâid, 3/285; İbn Kesîr, Tefsîr, 4/553; Bidâye, 2/214; Kurtubî, Tefsîr, 20/195.<br style="box-sizing: inherit;" />18. bk. Buhârî, Salât 70, Kefâle 5, Menâkıbü’l-ensar 45, Edeb 64; Ahmed ibn Hanbel, Müsned, 6/198. Bu durumda, Âişe Vâlidemiz’in söz konusu hadiseyi ifade ederken, &#8220;Kendimi bildim bileli ben, ebeveynimi hep dindar olarak gördüm.&#8221; mealindeki sözü, &#8220;Doğduğum zaman bu evde İslâm vardı.&#8221; manasından daha ziyade &#8220;Etrafımı tanımaya başladığımda hep İslâm’la muhatap oldum.&#8221; manasına hamledilmelidir.<br style="box-sizing: inherit;" />19. bk. Taberânî, Mu’cemü’l-Kebîr, 2/285, 286; Mu’cemü’l-Evsât, 12/145; İbn Hişâm, Sîre, 1/243. Bu bilgiyi ondan başka bize, sadece İbn Abbâs, Selmân-ı Fârisî ve Sâib ibn Yezîd intikal ettirmektedir. Selmân-ı Fârisî Efendimiz’le Medine’de buluşmuş, Sâib ibn Yezîd de hicretten üç yıl sonra Medine’de dünyaya gelmiştir. İbn Abbâs ise, bi’setin onuncu yılında, hicretten üç yıl önce ve Şi’b-i Ebî Tâlib sürgününde dünyaya gelmiştir. Demek ki her üç sahabenin de ne Mekke’nin ilk yıllarında kılınan ikişer rekat namaza şahit olmalarına ne de miraç gecesiyle gelen beş vakit namaz emrini görüp intikal ettirmelerine imkan yoktur. Öyleyse bu husus, bizzat Efendimiz’den duyarak bize anlattığı bir mesele değilse Hz. Âişe Vâlidemiz’in müşahede ederek yaşadığı bir gerçektir. Bu ise onun, daha ilk günlere muttali olduğunu ve yaşının da o gün bütün bunları kavrayacak noktada bulunduğunu ifade etmektedir.<br style="box-sizing: inherit;" />20. İbn Hişâm, Sîre, 1/83.<br style="box-sizing: inherit;" />21. Buhârî, Nikâh 11; Ahmed ibn Hanbel, Müsned, 6/210; Heysemî, Mecmaü’z-Zevâid, 9/225; Beyhakî, Sünen, 7/129; Taberî, Târih, 3/161-163.<br style="box-sizing: inherit;" />22. Onun için bazıları bu tarihte onun, on üç veya on dört yaşlarında bir genç kız olduğunu söylemektedir. bk. Savaş, Rıza, D. E. Ü. İlahiyat Fak. Dergisi. 4, İzmir, 1995, s. 139-144.<br style="box-sizing: inherit;" />23. bk. Berki, Ali Hikmet, Osman Eskioğlu, Hatemü’l-Enbiya Hz. Muhammed ve Hayatı, 210. Burada zayıf da olsa başka bir ihtimalden söz edilebilir; o da onun, doğumunu takip eden yıllarda, ‘beşik kertmesi’ benzeri ve ebeveynler arası bir sözleşme ile karşı karşıya olma durumudur. Ancak ilgili metinlerin hiçbirinde bunu teyit eden herhangi bir ayrıntı yoktur.<br style="box-sizing: inherit;" />24. Nevevî, Tehzîbü’l-Esmâ, 2/597.<br style="box-sizing: inherit;" />25. age.<br style="box-sizing: inherit;" />26. Beyhakî, Sünen, 6/204; İbn Mende, Ma’rifetü’s-Sahâbe, Köprülü Kütüphanesi, No: 242, Varak: 195 b; İbn Asâkir, Târîhu Dımeşk, Terâcimü’n-Nisâ, Dımeşk, 1982, s. 9, 10, 28; Mes’ûdî, Mürûcu’z-Zeheb, 2, 39; İbn Sa’d, Tabakâtü’l-Kübrâ, Beyrût, 1968, 8/58.<br style="box-sizing: inherit;" />27. Bu evliliğin, hicretten altı ay veya sekiz ay sonra yahut yaklaşık bir buçuk yıl sonra ve Bedir’in akabinde gerçekleştiğini ifade eden rivayetler de vardır. bk. İbn Sa’d, Tabakât, 8/58; İbn Abdilberr, İstîâb, 4/1881; Nedvî, Sîretü’s-Seyyideti Âişe Ümmi’l-Mü’minîn, Tahkîk: Muhammed Rahmetullah Hâfız en-Nedvî, Dâru’l-Kalem, Dımeşk, 2003, 40, 49.<br style="box-sizing: inherit;" />28. İbn Esîr, Üsdü’l-Gâbe, 3/467.<br style="box-sizing: inherit;" />29. İbn Abdilberr, İstîâb, 2/108; Tehzîbü’l-Kemâl, 16/560.<br style="box-sizing: inherit;" />30. bk. İbn Sa’d, Tabakât, 8/75; Nedvî, Sîretü’s-Seyyideti Âişe, 202.<br style="box-sizing: inherit;" />31. İbn Abdilberr, İstîâb, 2/108; Doğrul, Asr-ı Saadet, 2/142<br style="box-sizing: inherit;" />32. bk. Buhârî, Cihâd, 65.<br style="box-sizing: inherit;" />33. bk. Taberânî, Kebîr, 23/25; İbn Abdilberr, İstîâb, 4/1937; İbn Sa’d, Tabakât, 8/63.<br style="box-sizing: inherit;" />34. bk. Nisâ sûresi, 6.<br style="box-sizing: inherit;" />35. &#8220;Hicretten bir buçuk, iki veya üç yıl önce&#8221;, &#8220;altı veya yedi yaşındayken&#8221;, &#8220;Hz. Hatîce’nin vefat ettiği yıl veya vefatından üç yıl sonra&#8221;, &#8220;hicretten yedi, sekiz ay sonra, hicretin ilk senesi&#8221; veya &#8220;Bedir’in akabinde&#8221; gibi farklı rivayetler için bk. Buhârî, Menâkıbü’l-ensar 20, 44; Müslim, Fedâilü’s-Sahâbe 74; Aynî, Umde, 1/45; İbn Abdilberr, İstîâb, 4/1881; Nedvî, Sîretü’s-Seyyideti Âişe, 40, 49.<br style="bo
x-sizing: inherit;" />36. Hatta konuyla ilgili değerlendirmelere tepkiyle yaklaşan bazıları, &#8220;altı veya yedi yaşlarında idim&#8221; ifadesini ravinin bir hatası olarak görüp bu cümlenin, &#8220;risâlet geldiğinde altı veya yedi yaşlarında idim&#8221; şeklinde olması gerektiğini söylemektedirler.<br style="box-sizing: inherit;" />37. bk. Buhârî, Menâkıbü’l-ensar 43, 44; Müslim, Nikâh 69; İbn Mâce, Nikâh 13.<br style="box-sizing: inherit;" />38. Buhârî, Menâkıbü’l-ensar 44; Müslim, Nikâh 69; Ebû Dâvûd, Edeb 55; İbn Mâce, Nikâh 13; Dârimî, Nikâh 56; Taberânî, Kebîr, 23/25; İbn Abdilberr, İstîâb, 4/1938; İbn Sa’d, Tabakât, 8/63; İbn İshâk, Sîre, Konya, 1981, 239<br style="box-sizing: inherit;" />39. bk. Buhârî, Şehâdât 15; Megâzî, 34; Tefsîr, (24) 6; Müslim, Tevbe 56; Tirmizî, Tefsîr, (63) 4; İbn Sa’d, Tabakât, 2/65; İbn Hişâm, Sîre, 3/310.</em></div>
</div>
<div class="separator" style="clear: both; text-align: center;">
</div>
<div class="separator" style="clear: both; text-align: center;">
</div>
<p>&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;&nbsp;<iframe loading="lazy" allowfullscreen="" class="YOUTUBE-iframe-video" data-thumbnail-src="https://i.ytimg.com/vi/mm7h--rq5Og/0.jpg" frameborder="0" height="366" src="https://www.youtube.com/embed/mm7h--rq5Og?feature=player_embedded" width="520"></iframe></p>
<div style="box-sizing: inherit; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
<b><br /></b></div>
<div style="box-sizing: inherit; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
<div class="separator" style="clear: both; text-align: center;">
<iframe loading="lazy" allowfullscreen="" class="YOUTUBE-iframe-video" data-thumbnail-src="https://i.ytimg.com/vi/AjLXD3fEnEY/0.jpg" frameborder="0" height="366" src="https://www.youtube.com/embed/AjLXD3fEnEY?feature=player_embedded" width="520"></iframe></div>
<p><b><br /></b></div>The post <a href="https://ateistlerecevap.org/islamda-kucuk-yasta-evlillik/" data-wpel-link="internal">İslam'da küçük yaşta evlilik?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ateistlerecevap.org/islamda-kucuk-yasta-evlillik/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Şeytan yaratılmasaydı, hepimiz cennette mi olurduk?</title>
		<link>https://ateistlerecevap.org/seytan-yaratlmasayd-hepimiz-cennette-mi/</link>
					<comments>https://ateistlerecevap.org/seytan-yaratlmasayd-hepimiz-cennette-mi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ateistlere Cevaplar]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 12 Apr 2017 18:41:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sorular]]></category>
		<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.ateistlerecevap.org/?p=71</guid>

					<description><![CDATA[<p>İnsanın aklını meşgul eden ve zihnini yoran hadiselerden birisi de, Hz. Âdem&#8217;in cennetten çıkarılışı, dünyaya gönderilişi ve bu hadiseye de şeytanın sebep oluşudur. Bazı kimselerin aklına şöyle bir soru gelmektedir: &#8211; Eğer şeytan olmasaydı, Hz. Âdem cennette kalacak ve biz de orada mı bulunacaktık?&#160; Bu konunun izahında, Cenab-ı Hakk&#8217;ın, Hz. Âdemi yaratmazdan önce meleklerle olan [&#8230;]</p>
The post <a href="https://ateistlerecevap.org/seytan-yaratlmasayd-hepimiz-cennette-mi/" data-wpel-link="internal">Şeytan yaratılmasaydı, hepimiz cennette mi olurduk?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h1 id="h1baslik" style="background-color: white; box-sizing: inherit; font-family: arimo, arial, verdana, sans-serif; line-height: 29px; margin: 0px; min-height: 1rem; padding: 10px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-size: 15.4px; font-weight: normal; margin-bottom: 1em;">
<div class="separator" style="clear: both; text-align: center;">
<a href="https://3.bp.blogspot.com/-zDoZyq0tVLQ/WO50Q2osliI/AAAAAAAAFoE/fMjI0GFaT5c5aZF78UnZayJmn7oATn1iACEw/s1600/Mezhepler%2B%25288%2529.png" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;" data-wpel-link="external" rel="nofollow external noopener noreferrer"><img loading="lazy" decoding="async" border="0" height="360" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2017/04/Mezhepler28829.png" width="640" /></a></div>
<p></div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-size: 15.4px; font-weight: normal; margin-bottom: 1em;">
İnsanın aklını meşgul eden ve zihnini yoran hadiselerden birisi de, Hz. Âdem&#8217;in cennetten çıkarılışı, dünyaya gönderilişi ve bu hadiseye de şeytanın sebep oluşudur. Bazı kimselerin aklına şöyle bir soru gelmektedir:</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-size: 15.4px; font-weight: normal; margin-bottom: 1em;">
<em style="box-sizing: inherit;">&#8211; Eğer şeytan olmasaydı, Hz. Âdem cennette kalacak ve biz de orada mı bulunacaktık?&nbsp;</em></div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-size: 15.4px; font-weight: normal; margin-bottom: 1em;">
Bu konunun izahında, Cenab-ı Hakk&#8217;ın, Hz. Âdemi yaratmazdan önce meleklerle olan konuşmasına dikkat edelim. Bakara sûresinde şöyle anlatılmaktadır:</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-size: 15.4px; font-weight: normal; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
“Hani, Rabbin meleklere, ben yeryüzünde bir halife yaratacağım dedi. Onlar,&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">&#8216;Bizler hamdinle sana tesbih ve seni takdis edip dururken, yeryüzünde fesat çıkaracak, orada kan dökecek insanı mı halife kılıyorsun?&#8217;&nbsp;</em>dediler. Allah da onlara,<em style="box-sizing: inherit;">&#8216;Sizin bilemeyeceğinizi her hâlde ben bilirim.&#8217;</em>&nbsp;dedi.”&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">(Bakara, 2/30)</em></div>
</blockquote>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-size: 15.4px; font-weight: normal; margin-bottom: 1em;">
Ayet-i Kerime&#8217;nin mealinde de görüldüğü gibi, Cenab-ı Hak daha Hz. Âdemi yaratmadan önce insan nevini yeryüzünde var edeceğini haber vermektedir. Yani insanların cennette değil de, dünyada yaşayacaklarını bildirmektedir. Şeytanın Hz. Âdemi aldatması, insanın dünyaya gönderilmesine sadece bir sebep olmuştur.</div>
<div style="box-sizing: inherit; margin-bottom: 1em;">
<div style="color: #666666; font-size: 15.4px; font-weight: normal;">
Diğer taraftan,&nbsp;meleklerden farklı olarak insana nefis ve şehevi hisler verilmiştir. Bu hislerin akislerinin görülmesi için insanların dünyaya gönderilmesi, onlara bazı sorumlulukların verilmesi ve bir imtihana tabi tutulması gerekliydi. Ta ki, insan bu imtihan ve tecrübe sonunda ya cennete layık bir kıymet alsın, yahut cehenneme ehil olacak bir vaziyete girsin.</div>
<div style="font-size: 15.4px;">
Ayrıca bakınız;</div>
<p><a href="https://www.ateistlerecevap.org/2017/01/hzademin-cezasn-neden-ben-cekiyorum.html" data-wpel-link="internal">Hz.Adem&#8217;in Cezasını Neden Ben Çekiyorum?</a>
</div>
<div class="separator" style="clear: both; color: #990000; font-size: 20px; font-weight: normal; text-align: center;">
<iframe loading="lazy" allowfullscreen="" class="YOUTUBE-iframe-video" data-thumbnail-src="https://i.ytimg.com/vi/-gB9qMHCTp8/0.jpg" frameborder="0" height="366" src="https://www.youtube.com/embed/-gB9qMHCTp8?feature=player_embedded" width="520"></iframe></div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-size: 15.4px; font-weight: normal; margin-bottom: 1em;">
</div>
</h1>The post <a href="https://ateistlerecevap.org/seytan-yaratlmasayd-hepimiz-cennette-mi/" data-wpel-link="internal">Şeytan yaratılmasaydı, hepimiz cennette mi olurduk?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ateistlerecevap.org/seytan-yaratlmasayd-hepimiz-cennette-mi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İslam&#039;da çok eşlilik? Bir erkeğin dört kadın ile evlenmesine müsaade edilmesi konusu.</title>
		<link>https://ateistlerecevap.org/islamda-cok-eslilik-bir-erkegin-dor/</link>
					<comments>https://ateistlerecevap.org/islamda-cok-eslilik-bir-erkegin-dor/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ateistlere Cevaplar]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 12 Apr 2017 16:10:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sorular]]></category>
		<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.ateistlerecevap.org/?p=72</guid>

					<description><![CDATA[<p>İslam,&#160;meşru bir şekilde eşlerin biririni sevmesini tavsiye eder.&#160;Ama bu sevginin kısa dünya hayatına münhasır kalmayıp ebedileşmesini ister. Bunun için de bazı kriterler belirler. Bunlardan biri de&#160;sevdiğini Allah için sevmek. Çünkü her şey her şeyiyle Allah&#8217;a bağlıdır ve onundur. Mülkün sahibi odur. Onun hesabına sevdiklerini seven insan sevgisini ebedileştirip garanti altına alır. Ölüm ve ayrılıklar bu [&#8230;]</p>
The post <a href="https://ateistlerecevap.org/islamda-cok-eslilik-bir-erkegin-dor/" data-wpel-link="internal">İslam'da çok eşlilik? Bir erkeğin dört kadın ile evlenmesine müsaade edilmesi konusu.</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div class="separator" style="clear: both; text-align: center;">
<a href="https://1.bp.blogspot.com/-AQ9nP-HN_No/WO5P4NbfnzI/AAAAAAAAFn0/yfAEGapCWlQKBBipy3r0zKRsRPGlRli6wCLcB/s1600/Mezhepler%2B%25287%2529.png" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;" data-wpel-link="external" rel="nofollow external noopener noreferrer"><img loading="lazy" decoding="async" border="0" height="360" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2017/04/Mezhepler28729.png" width="640" /></a></div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
<em style="box-sizing: inherit;"><em style="box-sizing: inherit; font-size: 15.4px;">İslam,&nbsp;</em>meşru bir şekilde eşlerin biririni sevmesini tavsiye eder.&nbsp;</em>Ama bu sevginin kısa dünya hayatına münhasır kalmayıp ebedileşmesini ister. Bunun için de bazı kriterler belirler. Bunlardan biri de&nbsp;sevdiğini Allah için sevmek. Çünkü her şey her şeyiyle Allah&#8217;a bağlıdır ve onundur. Mülkün sahibi odur. Onun hesabına sevdiklerini seven insan sevgisini ebedileştirip garanti altına alır. Ölüm ve ayrılıklar bu sevgi veya aşkın yok olmasına sebeb olamaz.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Birden fazla evlenmeyi düşünen erkek,&nbsp;eşler arasında davranış, geceleme, adalet, giyim, ihtiyaçları giderme ve diğer konularda aralarında hiçbir fark gözetmeyeceği konusunda kesin kararlı ise ve ikinci bir evliliğe ihtiyaç hissediyorsa evlenmesi caizdir. Yoksa caiz değildir. Eğer bu şartlara riâyet etmezse haram işlemiş ve kul hakkına tecavüz etmiş olur.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Allah Kur&#8217;an-ı Kerim&#8217;de birden fazla evliliğe müsaade etmiştir. Ancak adaletli olunamayacak durumlarda tek evliliğin yapılmasını istemiştir. Bu nedenle zorunlu olmadıkça birden fazla evliliğin doğru olmadığını rahatlıkla söyleyebiliriz. Çünkü birden fazla evlilik durumunda eşit davranmanın nerdeyse imkansız olduğunu, en azından çok zor olduğunu ve her erkeğin işi olmadığını görmekteyiz.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
<em style="box-sizing: inherit;">Bununla beraber,&nbsp;ikinci bir evliliğin zorunlu olduğunu düşünen birisinin de şahitler yanında nikah kıyabileceğini ve akrabalarına haber vermesinin farz olmadığını ifade edelim.</em></div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
ÇOK EVLİLİK</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Eski Mısır Hukuku:&nbsp;Koca bazı şartlar altında birden fazla kadınla evlenebilirdi.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Babil Hukuku:&nbsp;Hamurabi kanunlarına göre, zevce çocuk doğurmazsa veya ağır bir hastalığa tutulursa, koca odalık alabilirdi.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Çin Hukuku:&nbsp;Kocanın serveti müsait olursa, ikinci derecede zevceler alabilirdi. Şu kadarki, bu kadından doğacak çocuklar, birinci ve asıl zevcenin çocukları sayılırdı.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Eski Brehmenler:&nbsp;Vichnou kitabına göre, erkekler bulundukları sınıflara göre bir, iki, üç veya daha fazla kadınla evlenebilirdi. Apastamba kitabında ise, bu konuda tahdit vardı, kadın vazifelerini hakkıyla yerine getirebiliyor ve erkek çocuğuda oluyorsa, koca ikinci bir kadınla evlenemezdi. Manu düsturlarında, bir adam, ilk zevcesini kendi toplumsal seviyesinde seçmesi lazımdı, ikinci zevcesini, daha alt tabakalardan alabilirdi.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Eski İran:&nbsp;Çok evlilik kabul edilmişti.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Roma Hukuku:&nbsp;Odalık almak, kanuni nikah olmaksızın yaşamak vardı.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Kitab-ı Mukaddes:&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">Eski Ahid&#8217;</em>de Davud (a.s)&#8217;ın bir çok kadınla evlendiği zikredilir. Eski Ahid&#8217;de çok evlilikten bahseden başka yerler de vardır. Müsevilikte de çok evlilik vardı.&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">Yeni Ahid&#8217;de (İncil),</em>&nbsp;birden fazla kadınla evlenmeyi yasak eden bir madde yoktur. Ancak tek zevce ile yetinmenin iyi olacağına dair tavsiyeler vardır. Birden fazla evlenme, Hristiyanlık aleminde XVI. asra kadar normaldi.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
İslam&#8217;dan Önceki Arabistan:&nbsp;Çok evlilik konusunda hiçbir tahdit ve sınır yoktu. Erkek istediği kadar kadınla evlenebildiği gibi, aralarında zevce değişimi bile olurdu.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
İSLAM&#8217;DA ÇOK EVLİLİK</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Cenab-ı Hak buyuruyor:</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
&#8220;Eğer (kendileriyle evlendiğiniz takdir de) yetimlerin haklarına riâyet edememekten korkarsanız, beğendiğiniz (veya size helâl olan) kadınlardan ikişer, üçer, dörder alın. Haksızlık yapmaktan korkarsanız bir tane alın; yahut da sahip olduğunuz (cariyeler) ile yetinin. Bu, adaletten ayrılmamanız için en uygun olanıdır.&#8221;&nbsp;(Nisa, 4/3)</div>
</blockquote>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Âyette açıkça görülmektedir ki, birden fazla kadınla evlenme; mutlaka yapılması gerekli farz ve vacib kabilinden bir emir değil, bir müsaadedir.&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">Ancak bu izin, kadınlar arasında&nbsp;tam bir adalet&nbsp;yapmaya bağlanmış,</em>&nbsp;bir tek zevce ile yetinmenin, adalete en yakın ve en doğru yol olduğu belirtilmiş; adaleti yerine getiremeyeceğinden korkanın, tek kadınla yetinmesi emredilmiştir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
ÇOK EVLILILIK KONUSUNDA ISLAM PRENSIPLERI</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
1) Adetin sınırlandırılması:&nbsp;Cahiliye devrindeki erkeğin hudutsuz evliliğine sınır getirilmiş. Bu âyetin nuzulünden sonra Resulullah (asm)&#8217;ın emriyle dörtten fazla hanımı olanlar, fazlalarını boşadılar.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
2) Eşler arasında adaletin gözetilmesi:&nbsp;Zevceler arasında adalet,&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">yedirme, içirme, giydirme, barındırma, kocalık muamelesi, sevgide</em>&nbsp;gösterilecektir. Yalnız şu varki, insanın sevgi hususunda tam bir eşitlik gösterebilmesi, imkansız denecek kadar zordur. Kadının çeşitli fiziksel ve ruhsal özellikleri sevginin derecesindeki farklılıkları meydana getirecektir. Erkek ne kadar eşitlik konusunda çaba harcasa da bunu başarması imkansız derecesindedir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Cenab-ı Hak buyuruyor:</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
&#8220;Üzerine düşüp uğraşsanız da kadınlar arasında âdil davranmaya güç yetiremezsiniz; bâri birisine tamamen kapılıp da diğerini askıya alınmış gibi bırakmayın. Eğer arayı düzeltir, günahtan sakınırsanız Allah şüphesiz çok bağışlayıcı ve esirgeyicidir.&#8221;&nbsp;(Nisa, 4/129)</div>
</blockquote>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Bu âyet-i kerimeyle Cenab-ı Hak erkekleri kadınlarına sevgi ve muhabbet hususunda mutlak bir eşitlik göstermekten afvetmiş. Sadece erkeğin bir tarafa bütün bütün meyledip ötekinden yüz çevirmesini yasaklamış, elinden geldiği kadar eşit davranmaya çalışmasını emretmiştir. Bir hadis-i şerifte bu hususla ilgili olarak şöyle buyurmaktadır:</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
&#8220;İki zevcesi olup da birine tamamen meyledip diğerini ihmal eden kimse, kıyamet gününde, bir yanı felçli olarak gelir.&#8221;&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">(Hadis-i Şerif; İbn-i Mace, Nikah, 47; Mişkâtü’l-mesabih, 2/196)</em></div>
</blockquote>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Kadın yaratılışı itibariyle erkeğini normal şartlar altında ikinci bir kadınla paylaşmaya razı olmadığı gibi, hiçbir kadın da mecbur kalmadan evli bir erkekle hayatını birleştirmek istenmez.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
<em style="box-sizing: inherit;">Çok evliliğin hak olduğuna inanmak imanın gereğidir.&nbsp;</em>Ancak, buna inanmak kadının, kocasının kendi üzerine evlenmesini onaylayarak rıza göstermesi, tasvip etmesi zorunluluğunu getirmez.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Hiçbir mümin babadan da kızı üzerine damadının ikincisi, üçüncüsü veya dördüncü kadını almasını olgunlukla beklenemez. Kadının kıskançlık fıtratı ve babalık şefkati buna engeldir. Nitekim:</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Peygamberimiz (asm)&#8217;in kızı Hz.Fatıma, kocası Hz.Ali&#8217;nin ikinci bir kadınla evlenmek istemesine karşı çıkmıştır. Peygamberimizin terbiyesinde büyüyen Hz.Fatıma&#8217;nın, kocasının ikinci evliliğine karşı çıkması caiz olmasaydı Allah Resulü (asm) onu ikaz eder, kocasının arzusuna boyun eğmesini emrederdi. Halbuki durum öyle olmamış, bilakis kızının üzüldüğünü gören Allah Resulü, damadı Hz.Ali&#8217;nin bu arzusundan vazgeçmesini istemiş, eğer vazgeçmezse ancak Fatıma&#8217;yı boşadıktan sonra evlenebileceğini bildirmiştir. Hz.Ali&#8217;nin Fatıma&#8217;nın üzerine evlenip onu üzmesine razı olmamıştır.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Allah Resulü&#8217;nün bu davranışında, Müslüman kız ve babalarının damadın ikinci evliliğine karşı çıkabilecekleri hususunda ruhsat vardır denilebilir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Sözün özü:&nbsp;İslam çok evliliği ne emir ne de tavsiye etmiştir. Sadece bazı zaruri hallerde müsaade etmiştir. Zaten yukarıdaki olayı naklettikten sonra diyecek bir şey olmasa gerek.</div>
<div class="separator" style="clear: both; text-align: center;">
<iframe loading="lazy" allowfullscreen="" class="YOUTUBE-iframe-video" data-thumbnail-src="https://i.ytimg.com/vi/STNVzLyNnjI/0.jpg" frameborder="0" height="366" src="https://www.youtube.com/embed/STNVzLyNnjI?feature=player_embedded" width="520"></iframe></div>
<div>
</div>The post <a href="https://ateistlerecevap.org/islamda-cok-eslilik-bir-erkegin-dor/" data-wpel-link="internal">İslam'da çok eşlilik? Bir erkeğin dört kadın ile evlenmesine müsaade edilmesi konusu.</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ateistlerecevap.org/islamda-cok-eslilik-bir-erkegin-dor/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Mirasta neden kadına bir, erkeğe iki hisse veriliyor?</title>
		<link>https://ateistlerecevap.org/mirasta-neden-kadna-bir-erkege-iki/</link>
					<comments>https://ateistlerecevap.org/mirasta-neden-kadna-bir-erkege-iki/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ateistlere Cevaplar]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 10 Apr 2017 17:25:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sorular]]></category>
		<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.ateistlerecevap.org/?p=73</guid>

					<description><![CDATA[<p>Değerli kardeşimiz, Dinimizin ıslah edip düzelttiği müesseselerden birisi de&#160;&#8220;miras&#8221;&#160;hukukudur. Başta cahiliye dönemindeki&#160;Araplarda&#160;olmak üzere&#160;Çin, Roma, Japon&#160;hukukunda kadın mirastan tamamen mahrum bırakılmıştı. Kızın,&#160;babasının malında hiçbir hakkı yoktu.&#160;Miras doğrudan doğruya erkek evlada geçer, kız çocuklarına hiçbir şey verilmezdi. İşin acı tarafı şu ki, bu batıl adet hâlâ ülkemizin bazı bölgelerinde yaşamaktadır. Erkek çocuklar mirasla servet ve varlık içinde [&#8230;]</p>
The post <a href="https://ateistlerecevap.org/mirasta-neden-kadna-bir-erkege-iki/" data-wpel-link="internal">Mirasta neden kadına bir, erkeğe iki hisse veriliyor?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div class="separator" style="clear: both; text-align: center;">
<a href="https://3.bp.blogspot.com/-ziYYBQSFiWE/WOu_1fdrbPI/AAAAAAAAFnc/XYj4Yv1U2tgPnCe3Ys5H-3UVXxzRthFHACLcB/s1600/Mezhepler%2B%25286%2529.png" imageanchor="1" data-wpel-link="external" rel="nofollow external noopener noreferrer"><img loading="lazy" decoding="async" alt="Mirasta neden kadına bir, erkeğe iki hisse veriliyor?" border="0" height="360" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2017/04/Mezhepler28629.png" title="Mirasta neden kadına bir, erkeğe iki hisse veriliyor?" width="640" /></a></div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Değerli kardeşimiz,</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Dinimizin ıslah edip düzelttiği müesseselerden birisi de&nbsp;&#8220;miras&#8221;&nbsp;hukukudur. Başta cahiliye dönemindeki<em style="box-sizing: inherit;">&nbsp;Araplarda&nbsp;</em>olmak üzere&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">Çin, Roma, Japon</em>&nbsp;hukukunda kadın mirastan tamamen mahrum bırakılmıştı.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
<em style="box-sizing: inherit;">Kızın,&nbsp;babasının malında hiçbir hakkı yoktu.</em>&nbsp;Miras doğrudan doğruya erkek evlada geçer, kız çocuklarına hiçbir şey verilmezdi. İşin acı tarafı şu ki, bu batıl adet hâlâ ülkemizin bazı bölgelerinde yaşamaktadır.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Erkek çocuklar mirasla servet ve varlık içinde yüzerken, aynı babanın çocuğu olan kızlar fakruzaruret içinde çırpınmaktadır.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Birçok hayati meselelerde olduğu gibi, bunda da köklü değişiklikler yapan ve yenilikler getiren dinimiz asırlar boyu devam eden bu zulme son verdi. Mirası hakça taksim etti.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Nisa Sûresinin 11. ayeti tamamen miras taksimini anlatır. Baş kısmında ise,&nbsp;&#8220;Allah çocuklarınız hakkında erkeğe iki kadının hissesi kadar tavsiye eder.&#8221;buyurulur.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Böylece açık bir şekilde bu yanlış tashih edilmiş oldu. Ancak bu meseledeki İslamın inkılabını tam anlayamayan bazı kişiler, kadına erkeğin yarısı kadar pay verilmesini dillerine dolayıp bununla İslamın kadının hakkını korumadığı yorumuna saplanırlar.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Halbuki mesele hiç de öyle değildir. Mevzuya erkeğin ve kadının sosyal yapısı, ailedeki mesuliyeti, mükellefiyeti ve psikolojik faktörleri açısından bakılsa Kur&#8217;an&#8217;ın bu hükmünün tam bir adalet ve hakkaniyet üzere olduğu görülecektir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
<em style="box-sizing: inherit;">İslamın çizdiği hayat prensibine göre,&nbsp;kızın çalışıp kazanma mecburiyeti yoktur.&nbsp;</em>O tüketici durumundadır. Bu, ona layık görülen bir şefkat ve merhametin neticesidir. Kız, baba evinde bulunduğu müddetçe, ihtiyaçları babası ve onun yerindeki yakın erkek akrabaları tarafından karşılanır, gözetilir, himaye edilir. Evlendikten sonra da geçimi, nafakası ve ihtiyaçları kocasının üzerine geçer. Kadın, kendi malını, evin ihtiyaçları için harcamaya zorlanamaz.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Çünkü bir erkeğin özel mülkü olacağı gibi, kadının da pekala özel mülk edinme hakkı vardır. Ancak kadın gönül rızası ile bir zorlama olmadan, isterse, ortaklaşa harcamada bulunabilir. Buna göre, kadının hiçbir şeyi yokmuş gibi bakılır; yeme, içme, giyim kuşam ve benzeri bütün ihtiyaçlarını görmek kocasının sorumluluğu altındadır. Hatta erkek evine bakmaktan vazgeçer, yahut cimri davranarak servetine göre bir harcamada bulunmazsa, kadının kocasını şikayet etme hakkı vardır. Gider, İslam hukuku çerçevesinde hakkını arar.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Diğer taraftan kadın evlenirken erkekten mehir alır, bölgenin adetine göre pek çok hediyeye sahip olur. Erkek devamlı surette harcarken, kadının malı artarak devam eder, çoğalır..</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Erkek evlendikten sonra üzerine aile yükü binecek, kendisinin, çoluk çocuğunun, hatta anne-babası ve muhtaç oldukları takdirde dinen bakmakla mükellef olduğu akrabalarının nafakalarını karşılamak durumunda kalacaktır.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Buna göre biri erkek, diğeri kız iki kardeşten erkeğin aldığı üçte iki miras bu şekilde devamlı surette harcanıp azalırken, kız kardeşinin aldığı üçte bir miras hakkı artarak korunabilmektedir.&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">Şimdi gerçek manada erkek kardeşin mi serveti çoktur, yoksa kız kardeşin mi? Erkeğe mi imtiyaz tanınmış, yoksa kadına mı?</em></div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Öyle ki, babasından kalan mirasla geçinemeyecek hâlde bulunan bekar veya dul kız kardeşe, erkek kardeşin yardım etme, zaruri ihtiyaçlarını karşılama mecburiyeti vardır.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Demek ki, İslam her iki cinsin mükellefiyetine ve ihtiyacına göre hakça bir taksimi uygun görmüş, hakkaniyet prensibini muhafaza etmiştir. Erkeğe iki, kadına bir ölçüsü, sadece bir emek sarf etmeden ele geçen miras hukukundadır. Emek sarf edilip kazanılan mala gelince; kadın ve erkek ticaret, tarım, sanayi ve benzeri hangi iş kolunda çalışırsa çalışsın, ücretlerde eşit miktarda alırlar. Aynı şirkete ortak olan kadın-erkek hisselerine göre eşit miktarda kar nispetini hak ederler. Yani ne erkek fazla alır, ne de kadın eksik&#8230;</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Bediüzzaman Said Nursi bu konunun açıklamasına&nbsp;&#8220;Muhakemesiz medeniyet, Kur&#8217;an kadına sülüs [üçte bir] verdiği için ayeti tenkit eder.&#8221;&nbsp;Cümlesiyle başlar ve sosyal hayatta hükümlerin çoğunun eksere göre; olduğu tespitini yaparak şöyle der:</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
<em style="box-sizing: inherit;">&#8220;Ekseriyet itibariyle bir kadın kendini himaye edecek birisini bulur. Erkek ise, ona [kendisine] yük olacak ve nafakasını ona bırakacak birisiyle teşrik-i mesai etmeye [aile ocağı kurmaya] mecbur olur. İşte bu surette bir kadın pederinden yarısını alsa, kocası noksaniyetini temin eder. Erkek, pederinden iki parça alsa, bir parçasını tezevvüç ettiği [evlendiği] kadının idaresine [geçimine] verecek; kız kardeşine müsavi gelir. İşte adalet-i Kur&#8217;aniye böyle iktiza eder. Böyle hükmetmiştir.&#8221;</em></div>
</blockquote>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Meseleye psikolojik açıdan bakıldığı zaman da bu miras taksiminde tam bir hakkaniyet gözetildiği görülür.&nbsp;Şöyle ki,&nbsp;kız çocuğu evlenip çoluk çocuğa karışıp evi barkı ayrı olsa da yine anne-babasının ve erkek kardeşlerinin merhametine, şefkatine ve bir derece himayelerine muhtaçtır. Bundan dolayı akrabalık bağlarının zedelenmemesi için birbirlerine karşı olan sevgi ve muhabbette de bir eksiklik olmamalıdır.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Bediüzzaman&#8217;ın ifade ettiği gibi,&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">&#8220;O zaife kız pederinden şefkate ve kardeşinden merhamete çok muhtaçtır. Hükm-ü Kur&#8217;an&#8217;a [Kur&#8217;an&#8217;ın hükmüne] göre o kız pederinden endişesiz bir şefkat görür.&#8221;</em></div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Miras taksiminde kızın alacağı payı düşünen baba daha ölmeden önce ona olan şefkatinden bir eksilme olmaz ve kızına,&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">&#8220;servetinin yarısının yabancıların ellerine geçmesine sebep olacak zararlı bir çocuk&#8221;</em>&nbsp;nazarıyla bakmaz, o şefkate endişe ve hiddet karışmaz.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Erkek kardeş için de durum aynıdır. Kız, erkek kardeşinden bir hisse az almakla, yine Bediüzzaman&#8217;ın ifadesiyle&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">&#8220;Kardeşinden rekabetsiz, hasetsiz bir merhamet ve himaye görür. Kardeşi ona, hanedanımızın yarısını bozacak ve malımızın mühim bir kısmını ellerin eline verecek bir rakip nazarıyla bakmaz&#8230;&#8221;(Sözler, s. 381)</em></div>
<div style="box-sizing: inherit; font-family: arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
İşte daha bunlara benzer pek çok hikmetten dolayı İslam hukuku mirasta kadına erkeğe nispetle bir hisse eksik takdir etmiştir.</p>
<div style="color: #666666;">
</div>
<div class="separator" style="clear: both; color: #666666; text-align: center;">
<iframe loading="lazy" allowfullscreen="" class="YOUTUBE-iframe-video" data-thumbnail-src="https://i.ytimg.com/vi/iu5XxRRsqgs/0.jpg" frameborder="0" height="366" src="https://www.youtube.com/embed/iu5XxRRsqgs?feature=player_embedded" width="520"></iframe></div>
<div style="color: #666666;">
</div>
</div>The post <a href="https://ateistlerecevap.org/mirasta-neden-kadna-bir-erkege-iki/" data-wpel-link="internal">Mirasta neden kadına bir, erkeğe iki hisse veriliyor?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ateistlerecevap.org/mirasta-neden-kadna-bir-erkege-iki/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Şahitlikte iki kadının bir erkeğe denk tutulması konusunu açıklar mısınız?</title>
		<link>https://ateistlerecevap.org/sahitlikte-iki-kadinin-bir-erkege-denk/</link>
					<comments>https://ateistlerecevap.org/sahitlikte-iki-kadinin-bir-erkege-denk/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ateistlere Cevaplar]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 10 Apr 2017 17:01:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sorular]]></category>
		<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.ateistlerecevap.org/?p=74</guid>

					<description><![CDATA[<p>Değerli kardeşimiz, Şahitlik ve Şahitliğin Önemi Şehadet&#160;kelimesi&#160;“hazır olmak”&#160;manasına gelen&#160;“Şe-Hi-De”&#160;fiilinin masdarıdır. Lûgatta&#160;“kesin haber”&#160;manâsındadır.&#160;Istılahî manâda ise,&#160;yargı organları önünde şehadet lafzını kullanarak,&#160;“şahitlik ederim, tanıklık ederim”&#160;şeklinde, bir hakkın ispat edilmesi için doğru sözlülüğüyle tanınmış şahsın verdiği haberdir.1 İslâm hukukunda şahitlik önemli bir ispat yoludur.&#160;Şahitliğin yapıldığı vak’aya göre bazen iki, bazen dört şahidin ifadesiyle, kula veya Allah’a ait büyük haklar [&#8230;]</p>
The post <a href="https://ateistlerecevap.org/sahitlikte-iki-kadinin-bir-erkege-denk/" data-wpel-link="internal">Şahitlikte iki kadının bir erkeğe denk tutulması konusunu açıklar mısınız?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div class="separator" style="clear: both; text-align: center;">
<a href="https://1.bp.blogspot.com/-121F8J3ALJw/WOu5NFSZVuI/AAAAAAAAFnM/C3ehwkKAsmsdo2Jo3V4-o_3Fx1VrOodSACLcB/s1600/Mezhepler%2B%25285%2529.png" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;" data-wpel-link="external" rel="nofollow external noopener noreferrer"><img loading="lazy" decoding="async" border="0" height="360" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2017/04/Mezhepler28529.png" width="640" /></a></div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Değerli kardeşimiz,</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Şahitlik ve Şahitliğin Önemi</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Şehadet&nbsp;kelimesi&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">“hazır olmak”</em>&nbsp;manasına gelen&nbsp;“Şe-Hi-De”&nbsp;fiilinin masdarıdır. Lûgatta&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">“kesin haber”</em>&nbsp;manâsındadır.&nbsp;Istılahî manâda ise,&nbsp;yargı organları önünde şehadet lafzını kullanarak,<em style="box-sizing: inherit;">&nbsp;“şahitlik ederim, tanıklık ederim”</em>&nbsp;şeklinde, bir hakkın ispat edilmesi için doğru sözlülüğüyle tanınmış şahsın verdiği haberdir.1</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
İslâm hukukunda şahitlik önemli bir ispat yoludur.&nbsp;Şahitliğin yapıldığı vak’aya göre bazen iki, bazen dört şahidin ifadesiyle, kula veya Allah’a ait büyük haklar ortaya çıkar. Bazen de şahitliğin neticesinde idama kadar varabilen cezalar verilebilir. Bunun için Allah Rasûlü,&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">&#8220;şahitlik yapacak kimsenin ancak güneş gibi gördüğü bir mevzuya şahitlik yapabileceğini&#8221;</em>&nbsp;belirtmişlerdir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Rasulullah’a (s.a.s.) şehadetten soruldu ve O, söyle buyurdu:</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
&#8220;Güneşi gördüğü gibi, (kesin olarak bildiğine, müşahede ettiğin şeylere) şehadet et, yahut bırak.&#8221;&nbsp;2</div>
</blockquote>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Bir diğer hadiste de Allah Rasûlü, büyük günahları sayarken yalan şahitliğin üzerinde hassasiyetle durmaktadır.</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343; margin-bottom: 1em;">
“Size büyük günahların, en büyüğünü haber vereyim mi?&#8221;</div>
<div style="box-sizing: inherit; margin-bottom: 1em;">
<em style="box-sizing: inherit;">“Evet Ya Rasûlellah.&#8221;</em></div>
<div style="box-sizing: inherit; margin-bottom: 1em;">
&#8220;Allah’a şirk koşmak, ana babaya asi gelmek.&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">-Allah Rasûlü, böyle buyurduktan sonra, yaslandıkları yerden doğrularak-</em>&nbsp;Dikkat ediniz, biri de yalan şahitliktir. Dikkat ediniz, biri de yalan şahitliktir&#8230;”</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
diye heyecan ve dehşetle o kadar tekrar etmiştir ki ashâb, bu durum karşısında artık&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">&#8220;keşke dursa&#8221;</em>&nbsp;temennisinde bulunmuşlardır.3</div>
</blockquote>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Eymen b. Huzeym’den rivayet edilen bir hadiste de Peygamber Efendimiz (s.a.s.), üç kere,</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343; margin-bottom: 1em;">
“Ey insanlar! Yalan yere şahitlik, Allah’a şirk koşmaya denk tutulmuştur.”&nbsp;buyurmuş ve arkasından şu âyeti okumuştur.4</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
“Artık o pis putlara (tapınmaktan) ve yalan söylemekten kaçının.”&nbsp;(Hac, 22/30)</div>
</blockquote>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Enes b. Malik’ten rivayet edilen hadis-i şerif de, şehadete Allah katında verilen önemi açıkça göstermektedir:</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343; margin-bottom: 1em;">
“<em style="box-sizing: inherit;">Bir gün Rasûllullah’ın huzurundan bir cenaze geçmişti. Orada bulunan ashâb, vefat eden zatı övmüştü. Peygamber Efendimiz (s.a.s.),</em></div>
<div style="box-sizing: inherit; margin-bottom: 1em;">
“Cennet ona vacip oldu.”&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">buyurdular.</em></div>
<div style="box-sizing: inherit; margin-bottom: 1em;">
<em style="box-sizing: inherit;">Bir müddet sonra bir cenaze daha gelmiş, bu sefer ashâb, onu yermişlerdi. Rasûlüllah (s.a.s.) ise onun için,</em></div>
<div style="box-sizing: inherit; margin-bottom: 1em;">
“Cehennem vacip oldu.”&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">buyurdular. Ashab-ı Kiram bunun sebebini sorunca, Rasûllüllah (s.a.s.) şu cevabı verdiler:</em></div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
“Müminler, Allah’ın şahitleridir.”5</div>
</blockquote>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Şahitlik müessesesine verilen bu önem, adaletin tam te’min edilmesi içindir. Bundan dolayı, İslâm hukukunda şahitliğin geçerli sayılabilmesi için şahitte ve şehadette bazı şartlar aranır ki, bu da yine şahitliğe verilen önemi ve şahitliğin ağır bir mesuliyet olduğunu gösterir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Şahitte Aranan Genel Şartlar</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
a. Aklî ehliyet ve büluğ:&nbsp;Şahidin akıllı ve büluğa ermiş olmasının şartı üzerinde ittifak vardır. Deli, sarhoş ve çocuk gibi, aklı başında olmayanların veya aklî yönden mümeyyiz olmayanların sözüne güvenilemeyeceği için, şahitlikleri kabul edilmez.<br />
<br style="box-sizing: inherit;" /><br />
b. Hürriyet:&nbsp;Şahidin hür olması üzerinde ittifak vardır. Kölelerin şahitliği kabul edilmez. Çünkü köle efendisinin tesiri altında olduğu gibi, velâyet hakkı da yoktur. (Bu, şüphesiz köleliğin sürdüğü çağlar için geçerli bir kuraldır.)<br />
<br style="box-sizing: inherit;" /><br />
c. İslam:&nbsp;İslâm toplumunda şahidin Müslüman olması şarttır.&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">Kâfirin,&nbsp;Müslüman hakkındakı şehadeti kabul edilmez.</em>&nbsp;Çünkü o, Müslüman hakkında yapacağı şahitlikte, kamuoyu nezdinde umumiyetle itham altında olur.<br />
<br style="box-sizing: inherit;" /><br />
d. Şahidin gözünün görmesi şarttır.&nbsp;Şehadet, öncelikle şüphesiz görme işidir.&nbsp;İkinci olarak,&nbsp;bu şart, lehine şahitlik yapılanın tanınması ve şehadet esnasında ona işaret edilmesi gerekebileceğinden dolayıdır. Gözü görmeyen kimse ise, insanları ancak sesinden ayırt edebilir. Bunda ise şüphe söz konusudur. Zira sesler birbirine benzeyebilir. Bazı İslâm alimleri ise, gözle görmenin şart olmadığı vak’alarda âmânın şahitlik yapabileceklerini söylemişlerdir.6</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
e. Şahidin konuşabilir olması şarttır.&nbsp;Dilsizin işareti anlaşılsa bile şehadeti kabul edilmez. İşaret, şehadetlerde muteber değildir. Çünkü şehadet kesin bilgiyi gerektirir. Şehadette de bunun dil ile lafzen apaçık söylenmesi istenir. Bununla beraber, bazı İslâm hukukçuları dilsizin şehadetini kabul etmişlerdir.7 (yazılı ifade&#8230;)<br />
<br style="box-sizing: inherit;" /><br />
f. Adalet:&nbsp;Bütün İslâm hukukçuları, şahitlerde adaletin şart olduğu üzerinde ittifak etmişlerdir. Çünkü Kur’ân-ı Kerim’de&nbsp;“Razı olacağınız şahitlerden &#8230;”&nbsp;(Bakara, 2/282) ve bir âyette de&nbsp;“Aranızda adalet sahibi iki kişiyi de şahit tutun&#8230;”&nbsp;(Talâk, 65/2) buyurulmaktadır.<br />
<br style="box-sizing: inherit;" /><br />
<em style="box-sizing: inherit;">Adalet,&nbsp;lûgatta orta yollu, dengeli, güvenilir olmak demektir</em>.<em style="box-sizing: inherit;">&nbsp;Şer’i ıstılahta ise,&nbsp;büyük günahlardan uzak durup, küçük günahlar üzerinde ısrar etmemektir.</em><em style="box-sizing: inherit;">Hakikatte ise,&nbsp;bütün günahlardan sakınmak şehadetin sıhhati için şarttır.&nbsp;</em>Günahlardan uzak kalmakta ise, çoğunlukla görülen durum dikkate alınır. Çünkü masiyetleri çok olan kimsenin bu durumu şahitliğini de etkiler. Nadiren günah işleyen kimsenin şahitliği kabul edilirse de, büyük günah işleyen ve/veya küçük günahlarda ısrar eden, adaletli olarak görülmemiş ve şahitlik yapamayacağı belirtilmiştir. Adaletin muteber olan sınırı budur. Ta ki, şahitler tam güvenilir olsun ve haklar zayi olmasın.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
<em style="box-sizing: inherit;">Hukukta hüküm,&nbsp;tabiî ki zahire göredir.&nbsp;</em>İslâm, günahların araştırılmasını katiyen men eder. Bu bakımdan, hadler ve kısaslar müstesna, karşı taraf tenkit etmedikçe, şahitlerin durumu hakkında soru sorulmaz. Zahiri adalet ile yetinilebileceği hadiste belirtilmiştir.</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
“Kazf sebebiyle, had vurulmuş kimse müstesna, Müslümanlar birbirlerine karşı âdildirler.”8</div>
</blockquote>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
g. İtham altında olmamak:&nbsp;İslâm hukukçuları, töhmet altında olma sebebiyle şahitliğin red edileceği hususunda icma etmişlerdir. Töhmette bulunmak ise, lehine şehadet ettiği kimse ile karşılıklı fayda görme veya birbirinden zarar def etme konumunda ve münasebetinde bulunmasıdır. Meselâ, babanın oğlu ve torunu için şehadeti, çocuğun da anne, baba ve büyük baba, büyük anne için şehadeti kabul edilmez.9</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Şehadetin kendinde aranan şartlar ise şunlardır:</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
1. Şehadet lafzı:&nbsp;Şahidin şehadet lafzını zikretmesi gerekir. Şayet şahit, “şahidim, şahid olurum” gibi açık şehadet eden lâfızlar yerine, “bilirim” yahut “inanırım” diyecek olursa, o olay hakkında şehadeti kabul edilmez.<br />
<br style="box-sizing: inherit;" /><br />
2. Şehadetin davaya uygun olması gerekir.&nbsp;Şayet şehadet, iddia edilen şeyden (davadan) farklı olursa kabul edilmez. Ancak davacı, dava ve şehadet arasında bunları uzlaştırmanın mümkün olması halinde, kabul edilebilir.10</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Şehadetle ilgili burada vermeye çalıştığımız bu kısa malûmat bize, İslâm’da şahitliğin önemli bir müessese olduğunu, üzerinde son derece titizlik ve hassasiyetle durulması gerektiğini açıkça göstermektedir.<br />
<br style="box-sizing: inherit;" /><br />
Kadının Şahitliği<br />
<br style="box-sizing: inherit;" /><br />
1. Bir erkek, iki kadın</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Her konuda olduğu gibi şahitlik konusuna da yaklaşım tarzı çok önemlidir. Hikmet ve merhametin kendisi olan bu ilahî hükmün ruhuna yabancı bir kadın, bunu kendisi açısından&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">‘küçük düşürücü bir manzara’</em>&nbsp;olarak telakki ederken, Kur’ân’ın nihayetsiz hikmetine itimadı tam, inanmış bir kadın ise bunu kendisi adına&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">‘imtiyazlı/ayrıcalıklı bir hüküm’</em>&nbsp;olarak görür.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Esasında bir hükmün zihindeki oluşumu, meseleye nereden ve ne şekilde bakıldığıyla doğrudan ilgilidir. İmdi dileyen bu hükmü, Hikmeti Sonsuz&#8217;un penceresinden seyredip tasdik eder, dileyen de hikmeti sınırlı aklının dürbününden bakıp ‘hayır’ der. Ne diyebiliriz ki, kabul veya reddetme hürriyetini insanlara bizzat Allah vermiştir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Şahitlik gibi riske ve tehdide açık ağır bir iş,&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">–fıtraten buna daha dayanıklı/müsait-</em>&nbsp;erkeğin omzuna yüklenmiştir. Bu açıdan kadın özel bir koruma altına alınmıştır. Aslında iki kadının bir erkeğe denk olmasını, kimileri kadının alçaltıldığını düşünse de esasında kadının üzerinden sorumluluk hafifletilerek pozitif bir ayrımcılık yapıldığını söyleyebiliriz.11</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
<em style="box-sizing: inherit;">İslâm hukukunda&nbsp;kadının şehadeti muteberdir.&nbsp;</em>Çünkü kadın da erkek gibi şehadet ehliyeti için gerekli olan zabt ve eda niteliklerine sahiptir. Kadınların şahitliği, bizzat âyet-i kerimede yer almıştır:</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
“Erkeklerinizden iki de şahit tutun. Eğer iki erkek bulunmazsa, şahitlerden kendilerine güvendiğiniz bir erkek ve biri unuttuğunda diğerinin ona hatırlatması için iki kadın yeter.”(Bakara, 2/282)</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Her zaman iki erkek şahit bulmak mümkün değildir. Burada İslâm kolaylık sağlamakta ve kadınları da şahitliğe çağırmaktadır.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Âyette öncelikle erkekler şahitliğe çağırılmaktadır. Zira İslâmî bir toplumda, çalışan sınıfı genellikle onlar oluşturur. Bu huzur ve güven toplumunda, günümüzdeki bozuk cemiyetlerde olduğu gibi kadın, çok az bir para karşılığı çalışmak zorunda kalarak, hem kendi sağlığı, hem de toplumun sıhhati açısından, dışarıda çalışmakla vereceği hizmetten çok daha büyük ve önemli bir fonksiyon olarak, istikbali omuzunda taşıyacak evlâtlarını terbiye etme ve yetiştirme gibi çok önemli annelik görevini bırakma mecburiyeti altında tutulmaz. Dolayısıyla çarşıda, pazarda, vekalet, kefalet ve şehadet gibi mevzularda kadının çok fazla ilgisi ve bilgisi olmayacağından, âyet-i kerime, ilk etapta erkekleri şahitliğe çağırmakta, şayet iki erkek bulunmazsa,&nbsp;“güvenilir bir erkek ve iki kadının şahit olabileceğini”&nbsp;ifade etmektedir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Âyet-i Kerimede iki kadının şehadette bir erkeğe mukabil sayılması, bu mevzunun onun asıl meselesi olmaması ve psikolojik yapısından kaynaklanan zabt eksikliğidir. Yoksa mesele, kadın ve erkek eşitliğini iddia edenlerin dediği gibi, kadının insan yerine konulup konulmamasıyla, ona değer verilip-verilmemesiyle ve kadın-erkek eşitliği veya eşitsizliğiyle hiçbir ilgisi yoktur.</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
<em style="box-sizing: inherit;">“Eğer iki erkek bulunmazsa, şahitlerden kendilerine güvendiğiniz bir erkek ve biri unuttuğunda diğerinin ona hatırlatması için iki kadın yeter.”</em></div>
</blockquote>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Burada bahsi geçen unutmanın çeşitli sebepleri olabilir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
2. Unutmanın Sebepleri<br />
<br style="box-sizing: inherit;" /><br />
a.&nbsp;İslâmî bir toplumda kadın,&nbsp;erkeğe nazaran daha az çarşıya-pazara çıkar, başkalarıyla karşılaşır ve muhatap olur. Onun en büyük ve en değerli vasfı, anneliktir. Dolayısıyla İslâm, toplumda iş bölümünde haricî işleri, evin geçimini daha çok erkeklere yüklerken, kadının, belki dıştaki işlerden çok daha önemli olan ve kadın fıtrat ve psikolojisine çok daha uygun düşen, evin düzeni, bakımı ve çocukların terbiyesiyle meşgul olmasını tercih eder. Bu, mutlak bir mecburiyet olmayıp, bir tavsiyedir, bir tercihtir. Dolayısıyla kadın, dışarıda cemiyette cereyan eden hadiselere daha fazla şahit olmaz. Zaman zaman çarşıya ve pazara çıksa da, yapılan alışâverişler ve olup biten hadiseler, asıl meselesi olmadığı için, onun dikkatini fazla çekmez. Dikkat ettiği şeylerde, bir kere gözüne iliştirdiğinden dolayı unutabilir. Psikolojik hafıza kanunlarına göre de, insan bir hadise ile ne kadar çok karşılaşırsa hadise, o derece hafızasına yerleşmiş olur. İnsanın, az karşılaştığı, seyrek müşahede ettiği hadiselere dair hafızası zayıftır. Bu türlü hadiseleri sonradan bütün yönleriyle hatırlamak ise daha zordur.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Binaenaleyh, insanlar arasındaki alışverişe ve diğer muamelelere pek az şahit olan kadının, bunlara dair intibaı, duyum ve idrak kabiliyeti, hafızası, pek tabiî ki erkeğe nisbetle zayıf olacaktır. Dolayısıyla şahitlik yapacak bir kadının yanında; hadiseyi az daha olsa gören, bilen bir başka kadının yardımcı olarak istenmesi adaletin tam tecellisi için isabetli bir yoldur. En azından ikinci kadın, birinci kadının unuttuğu şeyleri hatırlatır, ona destek olur, şehadetine güç ve kuvvet kazandırır. Bu şekilde kadın, çok önemli bir şahidlik meselesinde töhmetten de kurtulmuş olur.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
İşte Kur’an, bu durumda olan kadına yardımcı bir arkadaş vermiş, diğer taraftan böyle emretmekle adalete ve hakkaniyete verdiği önemi göstermiştir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
b.&nbsp;Kadın,&nbsp;bütün insanlık tarihiin şahit olduğu ve kadın hakları adı altında kadının sokağa en çok çıktığı günümüzde de açıkça görüldüğü üzere, ticari hayata ne erkekler kadar katılır, ne de onlar kadar bu sahada aktif olur. Bugün de, idare gibi ticaret, dünyanın her tarafında çok büyük oranda erkeklerin elindedir. Dolayısıyla, idari meselelerde, askerlik konularında ve daha pek çok sahada olduğu gibi ticari konularda ve anlaşmalar hakkında da kadının bilgisi, tecrübesi, anlayışı, erkeklerinkinden kat kat az ve eksik olabilir. Bu da onun, her halükârda sağlıklı bir şahitlik yapmasına mani olabilir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
<em style="box-sizing: inherit;">Bununla birlikte,&nbsp;bu meseleleri de erkeklerden daha iyi anlayan kadınlar da her zaman için bulunabilir.</em>&nbsp;Fakat hukuki ve kamuyu ilgilendiren meselelerde istisnalar değil, genel kurallar nazara alınır. Bugün dünyanın hiçbir yerinde önde gelen ticaret ve iş adamları kadın değildir. Ama iki kadın, birbirine destek vererek ve yardımlaşarak, ticaret veya borç akdinin gerektirdiği şartları daha iyi hatırlar ve yerine getirebilir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
<em style="box-sizing: inherit;">c.&nbsp;Unutma,&nbsp;aynı zamanda kadının psikolojik durumuyla ilgilidir.</em>&nbsp;Bu, belki ona Allah’ın (c.c.) bir lûtfudur. Ayrıca, kadınların kendilerine mahsus bir halet-i ruhiyyeye sahip oldukları da bir hakikattır. Bu konuda ruh doktoru, Mazhar Osman şöyle der:</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343; margin-bottom: 1em;">
<em style="box-sizing: inherit;">“Kadınla erkeğin tabiat farklılığı daha küçük yaşta başlar ve gittikçe artar. Evvelâ, kadının esas mizacı heyecanlılık (emotivite)dir. Bütün kadın psikozlarında bunun izlerine tesadüf olunur. Heyecanın hakim olduğu psikozlar, meselâ, cinnet-i mania-i inhitabiye kadınlarda daha çoktur. Vahşi kavimlerden en yüksek medeni milletlerin kadınlarına, pek asrî terbiye görmüş bir mini mini hanımla, köyde doğup büyümüş bir köy kızına varıncaya kadar kadınların müşterek hisleri, birbirinden farklı olmayan jestleri vardır.&#8221;</em></div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
<em style="box-sizing: inherit;">&#8220;Her kadın, ayının yarısını hazırlanma, âdet, âdetten sonra gayri tabilikle, adeta hasta olarak geçirir. Tenasülde erkeğin rolü beş dakikalık bir birleşmeden ibaret ve ondan sonra aşka kayıtsız ve hatta müteneffirken, kadın, aşkın mahsulünü dokuz ay karnında, iki sene göğsünde taşır; hamilelik, doğum ve nifas hallerine ait birçok ruhi değişiklikler, tabii ve mutad sayılan asabiyetler gösterir. Erkekle kadın nasıl birbirine müsavi olur?.. Ruh tıbbında tetkikler ilerledikçe, ruhiyet ve zihniyetler arasındaki farkı daha açık göreceğiz. Kadın heyecanıyla yaşar, erkek muhakeme ile temayüz eder.”</em>12</div>
</blockquote>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Bugün, kadının erkeğe nazaran, ruhen daha heyecanlı olduğu, hadiseler karşısında daha çok heyecanlandığı psikolojik bir gerçektir. Gutteyman de bu konuda şöyle demektedir:</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
<em style="box-sizing: inherit;">“Kadında idrak, tahayyül, düşünce, isteyiş ve hareket gibi cihetlerin hep umumiyetle heyecanlılığa uygun düşen ve sadece bu zaviyeden anlaşılması mümkün olabilen, karakteristik hususiyetler vardır. Nitekim bu âmil gözetilmeden yapılacak etüdlerde, kadın ruhu, mühim bir kısmı itibarıyla muamma kalır.”</em>13</div>
</blockquote>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Evet;&nbsp;iki kadının şahitliğinin bir erkeğin şahitliğine denk tutulması, hiçbir zaman kadının, erkeğin yarısı olduğu manâsına anlaşılmaz. Çünkü bu şahitlikte, yani her türlü teminatın bulunmasına önem verilmiş olan hukuki sahada bir icraattır. Bu şahitlik, sanığın ister lehine ister aleyhine olsun fark etmez.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Kadın,&nbsp;tabiî temayyülleri sebebiyle çabuk heyecanlanan ve merhamet tarafı ağır basan, davanın şart ve sebeplerinin tesiri altında kalması mümkün olan bir tabiata sahiptir. Dolayısıyla burada şahitlerden birinde herhangi bir sapma olduğunda, diğerinin ona hatırlatarak, gerçeğin ortaya çıkarılmasını garanti altına alma maksadı vardır. Kimsenin itiraz edemeyeceği ve tamamen insanın dışında, yaratılıştan gelen böyle bir özellik karşısında,&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">“kadın, erkeğe eşit tutulmuyor”&nbsp;</em>diyerek, Kur’an’ı yeltenme, sadece bir inattır, maksatlı bir tutumdur ve daha çok inkârdan veya nifaktan kaynaklanır.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Tenkit edilmek bir yana, tam tersine İslâm’ın, heyecanları ve duygusallığı erkeğe nazaran çok daha önde olan kadını, heyecanını daha da artıran hadiselere şahit olması durumunda, kendisine yardımcı vererek manevî büyük mesuliyetler altında kalmaktan kurtarması ve toplumda şahitlik müessesesini gerektiği şekilde işletmesi, hem kadın, hem adalet, hem toplum açısından sadece alkışlanacak bir durumdur.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
3. Kadının Yalnız Başına Şahitliği<br />
<br style="box-sizing: inherit;" /><br />
<em style="box-sizing: inherit;">İslâm’da&nbsp;daha çok kadının sahasına giren ve başkalarının muttali olamayacağı kadınlığa ait işlerde, tek kadının şahitliği kabul edilir.</em>&nbsp;Zira şahitlikten maksat, gerçeğin ortaya çıkması, zulme meydan verilmemesi ve hakkın zayi olmamasıdır. Yoksa şahidin erkek veya kadın olması asıl mesele değildir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
<em style="box-sizing: inherit;">Doğum, bekaret ve kadınlara ait bazı önemli hastalıklar hakkında kadınların şahitliği geçerlidir. Miras alabilmesi için, doğan çocuğun ses verip vermediği mevzuunda yine kadınların şahitliği kabul edilir. Ramazan hilalinin tesbiti hususunda da yine kadınların şehadeti, aynen erkeklerin şehadeti seviyesinde geçerlidir.</em>14</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Erkeklerin ekseriyetle göremeyeceği, bilemeyeceği, bekâret, evlilik, doğum, hayız, süt emzirme ve kadınlara ait hastalıklar hakkında münferit olarak şehadetleri,&nbsp;Maliki, Şafii ve Hanbeli&nbsp;âlimlerine göre de makbuldür.15<br />
<br style="box-sizing: inherit;" /><br />
<em style="box-sizing: inherit;">Dipnotlar:</em></div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
<em style="box-sizing: inherit;">1. Tehanevi, Keşşafu Istılahati’l-Fünûn, 2/737-738.<br style="box-sizing: inherit;" />2. KurtubI, Cami, 3/390.<br style="box-sizing: inherit;" />3. Buhari, Sahih, 3/152; Tirmizî, Sünen, 4/475.<br style="box-sizing: inherit;" />4. Ahmed b. Hanbel, Hanbel, Müsned 6/189; Tirmizi, Sünen, 4/474.<br style="box-sizing: inherit;" />5. Buhari, Sahih, 3/148.<br style="box-sizing: inherit;" />6. Zühayli, el-Fıkhu’l-İslâmi, 6/564.<br style="box-sizing: inherit;" />7. Züheyli, a.g.e., 6/564.<br style="box-sizing: inherit;" />8. İbn Ebi Şeybe, Musannef, ; Zeylaî, Nasbu’r-Raye, 4/81<br style="box-sizing: inherit;" />9. Zühayli, a.g.e., 6/568-569; İbn Hümam, Fethul’l-Kadir, 4/52; İbn Abidin, ed-Dürrü’l-Muhtar, 4/405.<br style="box-sizing: inherit;" />10. Zühayli, a.g.e., 6/574.<br style="box-sizing: inherit;" />11. Bekir Topaloğlu, İslâm’da Kadın, s. 241.<br style="box-sizing: inherit;" />12. Dikmen, İslâmda Kadın Hakları, s. 204.<br style="box-sizing: inherit;" />13. Zühayli, a.g.e., 6/571<br style="box-sizing: inherit;" />14. Zühayli, a.g.e., 6/572; Bu mevzudaki hadisler için bkz. Heysemî, Mecmeu’z-Zevaid, 4/201; Zeylaî, Nasbur’r-Raye, 4 /80-81.</em></div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
<em style="box-sizing: inherit;"><br /></em></div>
<div class="separator" style="clear: both; text-align: center;">
<iframe loading="lazy" allowfullscreen="" class="YOUTUBE-iframe-video" data-thumbnail-src="https://i.ytimg.com/vi/q5_HH_eZdIs/0.jpg" frameborder="0" height="366" src="https://www.youtube.com/embed/q5_HH_eZdIs?feature=player_embedded" width="520"></iframe></div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
<em style="box-sizing: inherit;"><br /></em></div>The post <a href="https://ateistlerecevap.org/sahitlikte-iki-kadinin-bir-erkege-denk/" data-wpel-link="internal">Şahitlikte iki kadının bir erkeğe denk tutulması konusunu açıklar mısınız?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ateistlerecevap.org/sahitlikte-iki-kadinin-bir-erkege-denk/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kur&#039;an neden Arapca indi? Neden Araplara indirildi?</title>
		<link>https://ateistlerecevap.org/kuran-neden-arapca-indi-neden-araplara/</link>
					<comments>https://ateistlerecevap.org/kuran-neden-arapca-indi-neden-araplara/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ateistlere Cevaplar]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 10 Apr 2017 16:32:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[ögüt]]></category>
		<category><![CDATA[Sorular]]></category>
		<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.ateistlerecevap.org/?p=75</guid>

					<description><![CDATA[<p>Değerli kardeşimiz, Cevap 1: Bu konuda detaylarla birlikte bir şeyler yazmak “soru-cevap” sitilimizi aşar, kitap yazmak veya uzunca bir makale yazmak icap eder. Bu sebeple, -bildiğimiz kadarıyla- bu konunun anlaşılmasına katkı sağlayacak bazı noktalara dikkat çekmekle yetineceğiz. a.&#160;Kur’an’ın kendisine vahiy olarak indiği peygamber(a.s.m)’in dili Arapça idi. Bir insan olarak Hz. Muhammed(a.s.m)’e Kur’an başka bir dilde [&#8230;]</p>
The post <a href="https://ateistlerecevap.org/kuran-neden-arapca-indi-neden-araplara/" data-wpel-link="internal">Kur'an neden Arapca indi? Neden Araplara indirildi?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div class="separator" style="clear: both; text-align: center;">
<a href="https://4.bp.blogspot.com/-GiE7OSplVwU/WOuy2-ienjI/AAAAAAAAFm8/FuxGO-8mmc00DHRQ_-RA4Jrd7uJvddF2QCLcB/s1600/Mezhepler%2B%25284%2529.png" imageanchor="1" data-wpel-link="external" rel="nofollow external noopener noreferrer"><img loading="lazy" decoding="async" alt="Kur'an neden Arapca indi? Neden Araplara indirildi?" border="0" height="360" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2017/04/Mezhepler28429.png" title="Kur'an neden Arapca indi? Neden Araplara indirildi?" width="640" /></a></div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Değerli kardeşimiz,</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Cevap 1:</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Bu konuda detaylarla birlikte bir şeyler yazmak “soru-cevap” sitilimizi aşar, kitap yazmak veya uzunca bir makale yazmak icap eder. Bu sebeple, -bildiğimiz kadarıyla- bu konunun anlaşılmasına katkı sağlayacak bazı noktalara dikkat çekmekle yetineceğiz.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
a.&nbsp;Kur’an’ın kendisine vahiy olarak indiği peygamber(a.s.m)’in dili Arapça idi. Bir insan olarak Hz. Muhammed(a.s.m)’e Kur’an başka bir dilde inseydi elbette onu anlayamayacaktı. Tebliğ ve teybinle/açıklamakla görevli olan peygamberin(a.s.m) anlamadığı bir kitabı başkasına tebliğ ve açıklaması mümkün olabilir miydi?</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343; margin-bottom: 1em;">
“Biz her peygamberi, kendi milletinin lisanı ile gönderdik, ta ki onlara hakikatleri iyice açıklasın.”<em style="box-sizing: inherit;">(İbrahim, 14/4),</em></div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
“Eğer biz Kur’ân’ı yabancı bir dille gönderseydik derlerdi ki:<em style="box-sizing: inherit;">&#8216;Neden, onun âyetleri açıkça beyan edilmedi? Dil yabancı, muhatap Arap! Olur mu böyle şey?&#8217;&nbsp;</em>”&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">(Fussilet, 41/44)</em></div>
</blockquote>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
mealindeki ayetler bu gerçeğe dikkat çekmiştir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
b.&nbsp;Kur’an, Allah’ın diğer kitap ve suhufları gibi elbette belli bir yerde, bir muhitte, bir çevrede gelmek zorundaydı. Yani, bütün insanlara birden hitap edecek şekilde, bütün dillerde birden gökten yağar gibi yeryüzüne inmesi sünnetüllaha aykırıdır. Söz gelimi İbranice konuşanlara Tevrat o dilde geldiği gibi, Kur’an’ın da ilk muhatapları olan Araplara Arap lisanıyla gelmek durumundaydı.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
c.&nbsp;Kur’an-ı hakim, diğer semavî kitaplardan farklı olarak ifade tarzıyla, lafzıyla da bir mucize olmasıdır. İlk muhatapları olan Araplarca, Kur’an’ın bu harika belagatı, eşsiz fesahati,&nbsp; benzersiz bedî’ sanatının anlaşılması için, ilahî hikmet tarih içersinde Arapça’ya&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">–diğer dillerden farklı-</em>&nbsp;bir özellik, bir genişlik, kazandırmıştır. Bu bağlamda Arapları da ümmi bir millet olarak hazırlayıp, tarihî iftihar tablolarını yazıya dökemedikleri için hafızalarına yazmak zorunda bırakmıştır. Tarihlerini kafalarına kazımak için veciz sözler, kinaye, mecaz, istiare, teşbih gibi bedi dil sanatlarını kullanmak mecburiyetinde kalmışlardır.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Bu sistem Araplarda şiir ve belagatı insanlık camiasında eşsiz bir zirveye taşımıştır. Bu husus, Arapların Kur’an’ı beşer üstü bir kelam olduğunu anlamalarını sağlamıştır. Bu sebepledir ki, yüz binlerce insan Kur’an’ın belagatına secde etmek zorunda kalmıştır. Büyük çoğunluğu Kur’an’ın bu eşsiz üslubu karşısında fazla dayanamayıp İslam dinine girmiştir. Siyasî, sosyal, kültürel, ekonomik gibi sebeplerden ötürü, İslam’ın hakikatlerine kulağını kapayanlar bile Kur’an’ın bu eşsiz ifade tarzının güzelliğini itiraf etmek zorunda kalmışlardır. Babalarının dinlerini terk etmeme adına bu mucizeye&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">“sihir”&nbsp;</em>demekle işin içinden sıyrılmaya çalışmışlardır.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Bu açıklamalardan anlaşılıyor ki, Kur’an’ın Arapça olarak inmesinin bir hikmeti de &#8211;<em style="box-sizing: inherit;">aklî / manevî ve lisanî bir mucize olan Kur’an’ın harikalığını yansıtma kabiliyetinde olan-</em>&nbsp;Arapça dilinin bu özel konumudur.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
d. Hikmet açısından önemli bir husus da şu olabilir ki;&nbsp;evrensel bir vahiy olan, bütün insanlara hitap eden, kıyamete kadar yürürlükte olmaya devam eden Kur’an’ın kullandığı lisanın konumu büyük önem arz eder. Sözcüklerinin değişik manalara gelebilecek şekilde&nbsp; geniş kapsama, az sözle çok manaları ifade edebilecek şekilde veciz üsluba, mecaz ve hakikati, mantık ve mefhumu, delalet ve mazmunu, sarahat ve işaratı yansıtabilecek şekilde incelikleri barındıran, estetik sanata sahip olmasıyla Arapça&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">–böyle cihanşümul bir vahiy olan-</em>&nbsp;Kur’an’ın dili olmaya hak kazanmıştır.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
e.&nbsp;Şunu da unutmamak gerekir ki,&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">Kur’an hangi dilde gelseydi, aynı sualler onun için de geçerli olacaktı.</em>&nbsp;Halbuki vahiy, mutlaka insanların kullandığı dillerden biriyle inmek durumundadır.&nbsp; Bu ser-meşkle daha pek çok şey aşk edilebilir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Cevap 2:</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Bir ilahi kitap aynı anda bütün milletlerin dilinde gönderilemeyeceğine ve peygamber aynı anda bütün milletlerden çıkamayacağına göre bir dilin ve kavmin seçilmesi aklen zaruridir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Peygamberimizin Araplar içinden gönderilmesinin ve Kur&#8217;an&#8217;ın Arapça olmasının milliyetçilikle ilgisi yoktur. Çünkü İslam menfi milliyetçiliği yani ırkçılığı yasaklar. Her millet ibadetler, haram- helaller ve Kur&#8217;an&#8217;ın öngördüğü ahkam dışındaki muamelerinde kendi örf ve kültürüne göre hareket eder, kendi geleneklerini yaşar. Diğer milletlerin Arap kültürünü yaşama zorunluluğu yoktur. Ama aynı dine mensup olmanın verdiği ilgiyle Müslüman milletlerin birbirini etkilemesi tabiidir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
İkinci bir husus,&nbsp;Kur&#8217;an&#8217;ın Arapça olmasını ve Hz. Peygamberin Arap milletinden çıkmasını takdir eden Allah&#8217;tır. Allah ise yaptıklarından dolayı kullara hesap vermez.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Kur&#8217;an&#8217;ın, her türlü dış etkiden masun kalan ve nahiv lisanı olan Arap diliyle gönderilmesinin sayısız hikmetleri vardır.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Bizi yaratan Allah, Kur’an-ı Kerimi Arapça olarak bize göndermiş. Elbetteki manasını öğrenmek için Türkçe, İngilizce gibi mealleri okumamız gerekir. Ancak namaz ibadetinde okuduğumuzda mutlaka aslından orjinalini okumalıyız. Çünkü onun aslı Arapça’dır. Allah Kur&#8217;an’ı Arapça olarak indirmiştir. Tercümesi Kur&#8217;an yerine geçemez.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Örneğin bir çekirdeğin aslını bozarak parçalara ayırsak, sonra da toprağa eksek ağaç olamayacaktır. Çünkü özellikleri kaybolmuştur. Bunun gibi Kur&#8217;an ayetleri, kelimeleri ve harfleri birer çekirdek gibidir. Başka dillere çevrilince özelliğini kaybedeceği için Kur&#8217;an olmayacaktır.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
“Manasını anlamıyoruz”&nbsp;düşüncesine gelince, ister aslıyla isterse mealleriyle Kur&#8217;an&#8217;ın manasını anlamak ve onun hükümleriyle yaşamak, her Müslümanın görevidir. Zaten Kur&#8217;an anlaşılmak ve yaşanmak için gönderilmiştir. İngilizce bir kitabı bile anlamak için İngilizce öğrenen bir Müslümanın, Kur&#8217;anı anlamak için neden Arapça öğrenmediğini de bir düşünmek gerekir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Ayrıca biz anlamasak da onun bize faydası vardır. Örneğin, dili tad alma özelliğini kaybetmiş bir insan yediği yemek ve gıdalardan faydalanamayacak mıdır?.. Kişinin dili tad almasa da yediği gıdalar gerekli organlarına gidecektir. Kur&#8217;an okumak da bunun gibidir. Aklı Kur&#8217;an&#8217;ın manasını anlamayan bir insan, onu ruhunun midesine atınca, aklı anlamasa da ruhunun diğer özellikleri onun manalarını alacaktır.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Diğer taraftan Kur&#8217;an&#8217;ın her harfine en az on sevap verileceği bildiriliyor.<em style="box-sizing: inherit;">&nbsp;(Tirmizi, Sevabü&#8217;l-Kur&#8217;an, 16, 2912)</em>&nbsp;Yüce Rabb’imizin (cc) lütfuna bakalım ki, Kur’an’ın her harfine en az on&nbsp;sevap veriyor. Kur’an’ı cuma, bayram, Ramazan, Kadir Gecesi gibi mübarek ve özel vakitlerde okuduğumuzda ise her harfine verilen sevap karşılığı bire yedi yüz&nbsp;hatta bire 700.000’e kadar çıkmaktadır. Meallerin mutlaka faydası var, ama hiçbir meal Kur&#8217;an yerine geçmeyeceği için, Kur&#8217;an&#8217;ın her harfinden alınan sevabı da alınamayacaktır.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Cevap 3:</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
İlk nazarda müminin, Allah’ına anladığı bir dil ile kulluk etmesi daha tabii ve temenniye şayan görünüyor; bunun için de en iyi vasıta ana dilidir. Fakat mesele incelendiğinde, farklı boyutlara ulaşmaktadır: Her şeyden önce dua ile namaz arasında açık bir ayırım yapmak icabeder. Namaz dışındaki duada mü&#8217;minin ihtiyaçlarını ve dileklerini Rabbine istediği dilde bildirmesi yasak değildir. Bu şahsi bir meseledir ve kulun, Halıkı ile olan vasıtasız münasebetleri ile ilgilidir. Buna mukabil namaz, kolektif ve umumi bir ibadettir ve namaza iştirak eden diğer mü&#8217;minlerin ihtiyaçları da dikkate alınmalıdır.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
<em style="box-sizing: inherit;">Namaz,&nbsp;prensip olarak ve tercihen cemaatle kılınır; tek başına (ferdi olarak) kılınan namaza müsaade vardır, fakat asla tercih edilmez, tercih cemaatle kılınan namazadır.</em></div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Şayet, İslamiyet herhangi bir bölgenin, ırkın veya milletin dini olsaydı, hiç şüphesiz sadece bu bölgenin, bu ırkın veya bu milletin dili kullanılabilirdi. Fakat, bütün ırklardan ve dünyanın bütün noktalarında oturan ve her biri diğerleri tarafından anlaşılmayan yüzlerce dili konuşan mü&#8217;minlere sahip, cihanşumul bir dinin icapları başka olacaktır. Mesela, Çince bilmeyen bir Türk Çin&#8217;e gittiğinde, sokaklarda bir takım Çince sesler işitecek ve onlardan hiçbir şey anlamayacaktır. Eğer bu sözler ezanın veya Allahü Ekber&#8217;in tercümesi ise, hiçbir şeyin farkına varamayacak ve mesela cuma namazını kaçıracaktır.&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">(Çin&#8217;deki camiler, Türkiye&#8217;de minareleri ile kendini belli eden camilere hiç benzemez.)&nbsp;</em>Aynı şekilde Türkiye&#8217;den geçen Çinli bir Müslümanın,<em style="box-sizing: inherit;">&nbsp;(Türkiye&#8217;deki Müslümanlar kendi dilleriyle ibadet ettikleri takdirde)</em>&nbsp;dindaşlarıyla ortak hiçbir tarafı olmayacaktır. Şu hâlde cihanşumul bir dinin bazı müşterek esasları olmalıdır. Bu konuda ezan ve kıraat, şüphesiz iki esas unsuru teşkil eder.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Beynelmilel kongre ve toplantılarda bu durumun bir örneği görülebilir. Mesela, Birleşmiş Milletler&#8217;de herkes kendi lisanını değil, Fransızca ve İngilizce gibi müsaade edilen dilleri kullanır. Umumun menfaati için hususi menfaat feda edilir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Meselenin diğer bir cephesi daha vardır:&nbsp;Hiçbir tercüme, asla orijinalinin yerini tutamaz. Burada şu noktayı bilhassa belirtelim ki, İslam&#8217;dan başka hiçbir din, peygamberine gönderilen vahyin orijinaline sahip değildir. Bütün Hristiyanların, Yahudilerin ve Mecusilerin sahip olduğu dini kitaplar, tercümeler, toplamalar, vs.dir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Şunu da unutmayalım ki,&nbsp;namazda kullanılacak pek az kelime vardır. Önce ezan ve kamet, sonra&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">&#8220;Allahu Ekber&#8221;, &#8220;Sübhane rabbiye&#8217;l-azim&#8221;, &#8220;Sübhane rabbiye&#8217;l-a&#8217;la&#8221;&nbsp;</em>gibi ifadelerin yanı sıra Fatiha suresi ve iki kısa sure. Hepsi bir sahifeyi aşmaz. Ve bu kelimelerin ekseriyeti herkesçe bilinir, bütün Müslümanların dillerine geçmiştir. O derece ki, çocuk veya namaza yeni başlayan biri, onları manalarıyla birlikte ve kendisini zahmetsiz ve büyük bir gayret sarfetmeden öğrenir. Bu ifadelerin manası bir defa öğrenilince, artık itiraza yer kalmaz.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Dünya işleri için lügatlar dolusu yabancı kelimeyi ezberleyenler, ebedi saadetin reçetesi olan ibadetlerimiz için Allah kelamından bir sayfalık ezberi fazla buluyorlarsa, şu gerçeği hatırlasınlar:&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">Allah&#8217;ın, bizim ibadetlerimize ihtiyacı yoktur. Ona ihtiyaç duyanlar sadece bizleriz.</em></div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Cevap 4:</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Kur&#8217;an niçin aslından okunmalı?</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Kur&#8217;an-ı kerim&#8217;de altı yerde&nbsp;“Kur&#8217;anen Arabiyyen”&nbsp;ifadesi geçer. Yani Cenab-ı Hak, Kur&#8217;an-ı Kerim&#8217;i Arapça olarak indirdiğini bildirir. İbrahim suresinin 4. ayetinin meali de şöyledir:</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
“Hak dini onlara açıklasın diye, her peygamberi biz kendi kavminin lisanıyla gönderdik. Sonra Allah, dilediğini sapıklığında bırakır, dilediğini de doğru yola iletir. Onun kuvveti her şeye galiptir ve o her şeyi hikmetle yapar.”</div>
</blockquote>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Bu durumda Kur&#8217;an&#8217;ın manası nasıl Allah&#8217;tan gelmişse, lafzı, ifadesi ve yazılışı bakımından da ilahidir.&nbsp;Kur&#8217;an&nbsp;dendiği zaman hem onun Arapça olarak okunan lafzı ve kelimeleri, hem de anlaşılan manası akla gelir ve hakikatte de öyledir. Bu iki hususiyeti birbirinden ayırmak, farklı mütalaa etmek mümkün değildir. Kur&#8217;an ancak kendi lisanı üzerine okunabileceği için, sadece o lisanın kendi harfleriyle yazılır, o harflerle okunur.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Araplardan başka Farsça, Hintçe, Çince, Uzak Doğu dilleriyle konuşan Müslümanlar da, biz Türkler de Müslüman oluşumuzdan bu yana Kur&#8217;an&#8217;ı Arapça olarak yazmış, o dille okumuşuz. İslam alimlerinin de ortak görüşü, Kur&#8217;an&#8217;ın başka dille yazılamayacağı yolundadır. Bunda ittifak vardır.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Zaten Kur&#8217;an&#8217;ı başka bir dille yazmak mümkün olmadığı gibi, başka bir dille doğru olarak okumak da mümkün değildir. Çünkü Kur&#8217;an harflerinin kendisine has özellikleri vardır. Bu harflerin bazılarının karşılığı ve okunuş şekli başka dilin alfabelerinde mevcut değildir. Söyleniş bakımından birbirine benzer harfler olsa da mahreçleri&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">(ağızdan çıkış yerleri)&nbsp;</em>itibariyle de farklıdır. Mesela, Arapça için&nbsp;“lügat-ı dad”&nbsp;denir; yani Fatiha suresinin sonundaki&nbsp;“veleddallin”&nbsp;deki&nbsp;“dad”&nbsp;harfi hiçbir lisanda bulunmamaktadır. Bu harfin bulunduğu bir kelimeyi başka bir lisanın ifade etmesi mümkün değildir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Mesela, Türkçede sadece “h” harfi yerine Arapça&#8217;da üç çeşit “h” harfi vardır. Noktasız “ha” noktalı hırıltılı “ha” ve ”he”. Aralarındaki farkı küçük bir misalle açıklayalım. Noktasız ha /&nbsp;&nbsp;ح&nbsp;ile yazılan&nbsp;“mahluk”&nbsp;مَحْلُق&nbsp;, noktalı hırıltılı ha /&nbsp;خ&nbsp;ile yazılan&nbsp;“mahluk”&nbsp;مَخْلُق&nbsp;ve he /&nbsp;ه&nbsp;ile yazılan&nbsp;“mahluk” &nbsp;مَهْلُق. Her üçünün de Türkçe de yazılışı ve okunuşu aynıdır. Halbuki Arapça’da birincisi&nbsp;tıraş edilmiş, ikincisi&nbsp;yaratılmış, üçüncüsü ise&nbsp;helak edilmiş&nbsp;anlamındadır. İşte Kur’an’ı Latince yazıdan okuyan birisi bu farkları anlayamayacağından, söz gelimi Allah’ın yaratmasından bahseden bir ayeti, farkına varmadan&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">“tıraş etmek”</em>&nbsp;veya&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">“helak etmek”</em>&nbsp;manasına okuyabilecektir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Yine Kur&#8217;an harflerinin içinde üç adet&nbsp;“ze”&nbsp;vardır. Biri ince&nbsp;“ze /&nbsp;ز&nbsp;”, biri peltek&nbsp;“zel /ذ&nbsp;”, diğeri de&nbsp;“zı /&nbsp;ظ”&nbsp;dır.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Türkçe deki&nbsp;“s”&nbsp;yerine üç harf bulunur.&nbsp;“sin /&nbsp;س&nbsp;&#8221;&nbsp;, &#8220;sad /&nbsp;ص”&nbsp;ve peltek&nbsp;&#8220;se /&nbsp;ث&nbsp;”.Arapça&#8217;ya has bir harf vardır ki, o da&nbsp;“ayın /&nbsp;ع”&nbsp;olarak okunan harftir. Bu harf başka bir dilde pek bulunmamaktadır.</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
<em style="box-sizing: inherit;">Şimdi Kur&#8217;an harflerini bilmeyen bir kişi, yukarıdaki harfler Türkçe ile yazıldığı zaman nasıl okuyacaktır? Bu harfleri çıkaramadığı gibi, okuduğu kelime ve ayetler de birer Kur&#8217;an kelimesi ve ayeti olmaktan uzak olmaz mı?</em></div>
</blockquote>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
İşte Latin harfleriyle yazılmış olan Kur&#8217;an&#8217;ı,&nbsp;daha bunlar gibi pek çok mahzurlardan dolayı doğru olarak okumak mümkün değildir. Kur&#8217;an okumasını öğrenmek isteyen kimse ancak onu aslından okumak suretiyle öğrenebilir. Böylece sıhhatli bir neticeye varmış olur.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; margin-bottom: 1em;">
<b>kaynak: www.sorularlaislamiyet.com</b></div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
</div>
<div class="separator" style="clear: both; text-align: center;">
<iframe loading="lazy" allowfullscreen="" class="YOUTUBE-iframe-video" data-thumbnail-src="https://i.ytimg.com/vi/9g0sZQPdPBo/0.jpg" frameborder="0" height="366" src="https://www.youtube.com/embed/9g0sZQPdPBo?feature=player_embedded" width="520"></iframe></div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
</div>The post <a href="https://ateistlerecevap.org/kuran-neden-arapca-indi-neden-araplara/" data-wpel-link="internal">Kur'an neden Arapca indi? Neden Araplara indirildi?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ateistlerecevap.org/kuran-neden-arapca-indi-neden-araplara/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Allah&#039;a iman ile puta iman arasındaki fark nedir?</title>
		<link>https://ateistlerecevap.org/allaha-iman-ile-puta-iman-arasndaki-2/</link>
					<comments>https://ateistlerecevap.org/allaha-iman-ile-puta-iman-arasndaki-2/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ateistlere Cevaplar]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 08 Apr 2017 08:16:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sorular]]></category>
		<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.ateistlerecevap.org/?p=76</guid>

					<description><![CDATA[<p>&#8211; İman, inanmaktır.&#160;Kim neye inanırsa, ona iman etmiş olur. Putçular / müşrikler Allah’ın varlığına inanmakla beraber, putlarının da Allah katında kendilerine şefaatçi olacağını düşünüyorlardı. Onların bu inançları, putların ilahlığına bir nevi imandır. &#8211; İman, kalbe ait bir husustur.&#160;Bu sebepledir ki, İslam’da “Dinde zorluma yoktur.”&#160;(Bakara, 2/256) prensibi çok önemli bir kuraldır. Buna göre, bir putu kırmakla [&#8230;]</p>
The post <a href="https://ateistlerecevap.org/allaha-iman-ile-puta-iman-arasndaki-2/" data-wpel-link="internal">Allah'a iman ile puta iman arasındaki fark nedir?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div class="separator" style="clear: both; text-align: center;">
</div>
<div class="separator" style="clear: both; text-align: center;">
<a href="https://4.bp.blogspot.com/-N7lTtMvnXgA/WOicVJsI45I/AAAAAAAAFks/r6yNQqvtBqwq_zZ9svpQpdd-fy9kpR3HQCLcB/s1600/Logo_1491639222608.png" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;" data-wpel-link="external" rel="nofollow external noopener noreferrer"><img loading="lazy" decoding="async" alt="Allah'a iman ile puta iman arasındaki fark nedir?" border="0" height="440" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2017/04/Logo_1491639222608.png" title="Allah'a iman ile puta iman arasındaki fark nedir?" width="640" /></a></div>
<div class="transition visible" style="animation-duration: 300ms; animation-fill-mode: both; animation-iteration-count: 1; animation-timing-function: ease; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em; visibility: visible !important;">
</div>
<div class="transition visible" style="animation-duration: 300ms; animation-fill-mode: both; animation-iteration-count: 1; animation-timing-function: ease; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em; visibility: visible !important;">
&#8211; İman, inanmaktır.&nbsp;Kim neye inanırsa, ona iman etmiş olur. Putçular / müşrikler Allah’ın varlığına inanmakla beraber, putlarının da Allah katında kendilerine şefaatçi olacağını düşünüyorlardı. Onların bu inançları, putların ilahlığına bir nevi imandır.</div>
<div class="transition visible" style="animation-duration: 300ms; animation-fill-mode: both; animation-iteration-count: 1; animation-timing-function: ease; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em; visibility: visible !important;">
&#8211; İman, kalbe ait bir husustur.&nbsp;Bu sebepledir ki, İslam’da</div>
<blockquote class="transition visible tr_bq" style="animation-duration: 300ms; animation-fill-mode: both; animation-iteration-count: 1; animation-timing-function: ease; background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px; visibility: visible !important;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
<blockquote class="tr_bq"><p>
“Dinde zorluma yoktur.”&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">(Bakara, 2/256)</em></p></blockquote>
</div>
</blockquote>
<div class="transition visible" style="animation-duration: 300ms; animation-fill-mode: both; animation-iteration-count: 1; animation-timing-function: ease; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em; visibility: visible !important;">
prensibi çok önemli bir kuraldır. Buna göre, bir putu kırmakla imanı elde edemezsiniz. Önemli olan putçuluk düşüncesini zihinlerden silip atmaktır.</div>
<div class="transition visible" style="animation-duration: 300ms; animation-fill-mode: both; animation-iteration-count: 1; animation-timing-function: ease; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em; visibility: visible !important;">
&#8211; Bununla beraber, insanlar genellikle aklî muhakemelerini kullanarak karar veremiyorlar. Daha çok bir gelenek halinde cereyan eden hususlara bakarak karar verirler. Heykellerin varlığı bu açıdan olumsuz bir semboldür. Halkın büyük kısmı&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">-o güne kadar babalarından, atalarından bir ilah olarak taptıkları, gördükleri-</em>&nbsp;putların bu sembollerini gördükçe eski inançlarını kuvvetlendiriyorlar. Onları gördükleri anda eskiden beri onlara yapılan ibadeti hatırlarlar. Bu ise tevhit inancının topluma yerleşmesine engel teşkil eden bir unsurdur.&nbsp;</div>
<div class="transition visible" style="animation-duration: 300ms; animation-fill-mode: both; animation-iteration-count: 1; animation-timing-function: ease; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em; visibility: visible !important;">
İşte bu olumsuz tabloyu zihinlerden silmek için; yani, putçuluk fikrini zihinlerden silip atmak için göz önündeki heykelleri de ortadan kaldırmak gerekiyordu.&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">Putların kırılmasının hikmeti budur.</em></div>
<div class="transition visible" style="animation-duration: 300ms; animation-fill-mode: both; animation-iteration-count: 1; animation-timing-function: ease; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em; visibility: visible !important;">
<em style="box-sizing: inherit;">“Ya; insanı, put&#8217;un karşısında &#8216;el-pençe divan&#8217; durduran sebep ile Tanrı karşısında kıyam ettiren sebep aynı ise? Misâl; Tanrı, yarattığı insanın beklenti, zaaf ve korkularını kullanarak, kendisi için &#8220;iman&#8221; devşirmeye tenezzül eder mi ?”</em>&nbsp;şeklindeki soruya gelince;</div>
<div class="transition visible" style="animation-duration: 300ms; animation-fill-mode: both; animation-iteration-count: 1; animation-timing-function: ease; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em; visibility: visible !important;">
Buradaki asıl mesele, folklor oynamak değil, vakit geçirmek için eğlencelerden birini tercih etme meselesi değil,&nbsp;ölümden sonraki hayatta ölüm-kalım&nbsp;meselesidir.&nbsp;</div>
<div class="transition visible" style="animation-duration: 300ms; animation-fill-mode: both; animation-iteration-count: 1; animation-timing-function: ease; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em; visibility: visible !important;">
Bir an için&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">-farzımuhal-</em>&nbsp;diyelim ki, Allah’a karşı el pençe durmakla, bir putun karşısında el pençe durmak aynı korku ve ümitler sebebiyledir. Peki, bu iki korku ile iki ümit arasındaki farkı nasıl görmezlikten gelebiliriz?.. Her şeyin dizgini elinde, her şeyin anahtarı yanında, bütün kâinatın tek yaratıcısı olan, bütün yarar ve zararları kendi elinde tutan ve varlıkta yegâne hükümran olan Allah’a karşı duyulan korku ve ümit ile&nbsp;elinden hiçbir şey gelmeyen, kendi varlığından bile haberi olmayan, bize asla ne zararı ne de yararı dokunmayan cansız putlar ve heykeller karşısında duyulan korku ve ümit aynı olabilir mi? &nbsp;</div>
<div class="transition visible" style="animation-duration: 300ms; animation-fill-mode: both; animation-iteration-count: 1; animation-timing-function: ease; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em; visibility: visible !important;">
<em style="box-sizing: inherit;">Hakikat ile hayal, akıl ile hezeyan,&nbsp;gerçek ile kuruntu, doğu ile batı, yer ile gök, cennet ile cehennem ne kadar birbirinden uzaksa, bu iki duruş da o kadar birbirinden uzaktır.</em></div>
<div class="transition visible" style="animation-duration: 300ms; animation-fill-mode: both; animation-iteration-count: 1; animation-timing-function: ease; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em; visibility: visible !important;">
&#8211; Allah’ın kimseden bir beklentisi yoktur.&nbsp;Bir padişahın halkına verdiği hediyelerini bir&nbsp;rüşvet&nbsp;olarak telakki etmek, bir doktorun hastasına verdiği ilaçları bir&nbsp;beklenti&nbsp;aracı olarak düşünmek, bir anne-babanın evlatlarına gösterdikleri ilgiyi bir&nbsp;menfaat&nbsp;devşirmek olarak algılamak ne kadar çirkin bir saplantı ise, hiçbir şeye muhtaç olmayan Allah’ın dünyada verdiği nimetlerine teşekkür edip edepli olduğunu gösteren kulları ile edepsizlik eden şımarık kullarını ayırt etmek ve ahiretteki karşılığı ona göre tevzi etmek için yaptığı iman davetini, bir nevi menfaati devşirme olarak tasavvur etmek, hezeyanların en antika çukurlarında bocalamak anlamına gelir.</div>
<div class="transition visible" style="animation-duration: 300ms; animation-fill-mode: both; animation-iteration-count: 1; animation-timing-function: ease; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em; visibility: visible !important;">
Şu mealdeki ayet-i kerime bu hastalığı tedavi edecek güçtedir:</div>
<blockquote class="transition visible" style="animation-duration: 300ms; animation-fill-mode: both; animation-iteration-count: 1; animation-timing-function: ease; background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px; visibility: visible !important;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
“Ey insanlar! Siz hepiniz Allah’a muhtaçsınız. Hiçbir şeye ihtiyacı olmayan, her türlü övgülere ve hamdlere lâyık olan ise ancak Allah’tır. O dilerse sizi ortadan kaldırır ve yerinize başka mahlûklar yaratır. Bunu yapmak Allah’a zor değildir.”&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">(Fatır, 35/15-17)</em></div>
</blockquote>
<div class="transition visible" style="animation-duration: 300ms; animation-fill-mode: both; animation-iteration-count: 1; animation-timing-function: ease; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em; visibility: visible !important;">
&#8211; Allah ile putlara karşı duruşun mahiyetini&nbsp;fark etmek için, Kur’an’ın Allah’ın sözü olduğunu kavramaya çalışmak ve samimi iman etmek gerekir.&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">Zira ilim olmadan cehaletten kurtulmak imkânsızdır.</em></div>The post <a href="https://ateistlerecevap.org/allaha-iman-ile-puta-iman-arasndaki-2/" data-wpel-link="internal">Allah'a iman ile puta iman arasındaki fark nedir?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ateistlerecevap.org/allaha-iman-ile-puta-iman-arasndaki-2/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Allah&#039;a iman ile puta iman arasındaki fark nedir?</title>
		<link>https://ateistlerecevap.org/allaha-iman-ile-puta-iman-arasndaki/</link>
					<comments>https://ateistlerecevap.org/allaha-iman-ile-puta-iman-arasndaki/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ateistlere Cevaplar]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 08 Apr 2017 08:16:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sorular]]></category>
		<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.ateistlerecevap.org/?p=76</guid>

					<description><![CDATA[<p>&#8211; İman, inanmaktır.&#160;Kim neye inanırsa, ona iman etmiş olur. Putçular / müşrikler Allah’ın varlığına inanmakla beraber, putlarının da Allah katında kendilerine şefaatçi olacağını düşünüyorlardı. Onların bu inançları, putların ilahlığına bir nevi imandır. &#8211; İman, kalbe ait bir husustur.&#160;Bu sebepledir ki, İslam’da “Dinde zorluma yoktur.”&#160;(Bakara, 2/256) prensibi çok önemli bir kuraldır. Buna göre, bir putu kırmakla [&#8230;]</p>
The post <a href="https://ateistlerecevap.org/allaha-iman-ile-puta-iman-arasndaki/" data-wpel-link="internal">Allah'a iman ile puta iman arasındaki fark nedir?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div class="separator" style="clear: both; text-align: center;">
</div>
<div class="separator" style="clear: both; text-align: center;">
<a href="https://4.bp.blogspot.com/-N7lTtMvnXgA/WOicVJsI45I/AAAAAAAAFks/r6yNQqvtBqwq_zZ9svpQpdd-fy9kpR3HQCLcB/s1600/Logo_1491639222608.png" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;" data-wpel-link="external" rel="nofollow external noopener noreferrer"><img loading="lazy" decoding="async" alt="Allah'a iman ile puta iman arasındaki fark nedir?" border="0" height="440" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2017/04/Logo_1491639222608.png" title="Allah'a iman ile puta iman arasındaki fark nedir?" width="640" /></a></div>
<div class="transition visible" style="animation-duration: 300ms; animation-fill-mode: both; animation-iteration-count: 1; animation-timing-function: ease; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em; visibility: visible !important;">
</div>
<div class="transition visible" style="animation-duration: 300ms; animation-fill-mode: both; animation-iteration-count: 1; animation-timing-function: ease; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em; visibility: visible !important;">
&#8211; İman, inanmaktır.&nbsp;Kim neye inanırsa, ona iman etmiş olur. Putçular / müşrikler Allah’ın varlığına inanmakla beraber, putlarının da Allah katında kendilerine şefaatçi olacağını düşünüyorlardı. Onların bu inançları, putların ilahlığına bir nevi imandır.</div>
<div class="transition visible" style="animation-duration: 300ms; animation-fill-mode: both; animation-iteration-count: 1; animation-timing-function: ease; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em; visibility: visible !important;">
&#8211; İman, kalbe ait bir husustur.&nbsp;Bu sebepledir ki, İslam’da</div>
<blockquote class="transition visible tr_bq" style="animation-duration: 300ms; animation-fill-mode: both; animation-iteration-count: 1; animation-timing-function: ease; background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px; visibility: visible !important;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
<blockquote class="tr_bq"><p>
“Dinde zorluma yoktur.”&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">(Bakara, 2/256)</em></p></blockquote>
</div>
</blockquote>
<div class="transition visible" style="animation-duration: 300ms; animation-fill-mode: both; animation-iteration-count: 1; animation-timing-function: ease; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em; visibility: visible !important;">
prensibi çok önemli bir kuraldır. Buna göre, bir putu kırmakla imanı elde edemezsiniz. Önemli olan putçuluk düşüncesini zihinlerden silip atmaktır.</div>
<div class="transition visible" style="animation-duration: 300ms; animation-fill-mode: both; animation-iteration-count: 1; animation-timing-function: ease; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em; visibility: visible !important;">
&#8211; Bununla beraber, insanlar genellikle aklî muhakemelerini kullanarak karar veremiyorlar. Daha çok bir gelenek halinde cereyan eden hususlara bakarak karar verirler. Heykellerin varlığı bu açıdan olumsuz bir semboldür. Halkın büyük kısmı&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">-o güne kadar babalarından, atalarından bir ilah olarak taptıkları, gördükleri-</em>&nbsp;putların bu sembollerini gördükçe eski inançlarını kuvvetlendiriyorlar. Onları gördükleri anda eskiden beri onlara yapılan ibadeti hatırlarlar. Bu ise tevhit inancının topluma yerleşmesine engel teşkil eden bir unsurdur.&nbsp;</div>
<div class="transition visible" style="animation-duration: 300ms; animation-fill-mode: both; animation-iteration-count: 1; animation-timing-function: ease; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em; visibility: visible !important;">
İşte bu olumsuz tabloyu zihinlerden silmek için; yani, putçuluk fikrini zihinlerden silip atmak için göz önündeki heykelleri de ortadan kaldırmak gerekiyordu.&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">Putların kırılmasının hikmeti budur.</em></div>
<div class="transition visible" style="animation-duration: 300ms; animation-fill-mode: both; animation-iteration-count: 1; animation-timing-function: ease; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em; visibility: visible !important;">
<em style="box-sizing: inherit;">“Ya; insanı, put&#8217;un karşısında &#8216;el-pençe divan&#8217; durduran sebep ile Tanrı karşısında kıyam ettiren sebep aynı ise? Misâl; Tanrı, yarattığı insanın beklenti, zaaf ve korkularını kullanarak, kendisi için &#8220;iman&#8221; devşirmeye tenezzül eder mi ?”</em>&nbsp;şeklindeki soruya gelince;</div>
<div class="transition visible" style="animation-duration: 300ms; animation-fill-mode: both; animation-iteration-count: 1; animation-timing-function: ease; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em; visibility: visible !important;">
Buradaki asıl mesele, folklor oynamak değil, vakit geçirmek için eğlencelerden birini tercih etme meselesi değil,&nbsp;ölümden sonraki hayatta ölüm-kalım&nbsp;meselesidir.&nbsp;</div>
<div class="transition visible" style="animation-duration: 300ms; animation-fill-mode: both; animation-iteration-count: 1; animation-timing-function: ease; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em; visibility: visible !important;">
Bir an için&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">-farzımuhal-</em>&nbsp;diyelim ki, Allah’a karşı el pençe durmakla, bir putun karşısında el pençe durmak aynı korku ve ümitler sebebiyledir. Peki, bu iki korku ile iki ümit arasındaki farkı nasıl görmezlikten gelebiliriz?.. Her şeyin dizgini elinde, her şeyin anahtarı yanında, bütün kâinatın tek yaratıcısı olan, bütün yarar ve zararları kendi elinde tutan ve varlıkta yegâne hükümran olan Allah’a karşı duyulan korku ve ümit ile&nbsp;elinden hiçbir şey gelmeyen, kendi varlığından bile haberi olmayan, bize asla ne zararı ne de yararı dokunmayan cansız putlar ve heykeller karşısında duyulan korku ve ümit aynı olabilir mi? &nbsp;</div>
<div class="transition visible" style="animation-duration: 300ms; animation-fill-mode: both; animation-iteration-count: 1; animation-timing-function: ease; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em; visibility: visible !important;">
<em style="box-sizing: inherit;">Hakikat ile hayal, akıl ile hezeyan,&nbsp;gerçek ile kuruntu, doğu ile batı, yer ile gök, cennet ile cehennem ne kadar birbirinden uzaksa, bu iki duruş da o kadar birbirinden uzaktır.</em></div>
<div class="transition visible" style="animation-duration: 300ms; animation-fill-mode: both; animation-iteration-count: 1; animation-timing-function: ease; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em; visibility: visible !important;">
&#8211; Allah’ın kimseden bir beklentisi yoktur.&nbsp;Bir padişahın halkına verdiği hediyelerini bir&nbsp;rüşvet&nbsp;olarak telakki etmek, bir doktorun hastasına verdiği ilaçları bir&nbsp;beklenti&nbsp;aracı olarak düşünmek, bir anne-babanın evlatlarına gösterdikleri ilgiyi bir&nbsp;menfaat&nbsp;devşirmek olarak algılamak ne kadar çirkin bir saplantı ise, hiçbir şeye muhtaç olmayan Allah’ın dünyada verdiği nimetlerine teşekkür edip edepli olduğunu gösteren kulları ile edepsizlik eden şımarık kullarını ayırt etmek ve ahiretteki karşılığı ona göre tevzi etmek için yaptığı iman davetini, bir nevi menfaati devşirme olarak tasavvur etmek, hezeyanların en antika çukurlarında bocalamak anlamına gelir.</div>
<div class="transition visible" style="animation-duration: 300ms; animation-fill-mode: both; animation-iteration-count: 1; animation-timing-function: ease; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em; visibility: visible !important;">
Şu mealdeki ayet-i kerime bu hastalığı tedavi edecek güçtedir:</div>
<blockquote class="transition visible" style="animation-duration: 300ms; animation-fill-mode: both; animation-iteration-count: 1; animation-timing-function: ease; background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px; visibility: visible !important;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
“Ey insanlar! Siz hepiniz Allah’a muhtaçsınız. Hiçbir şeye ihtiyacı olmayan, her türlü övgülere ve hamdlere lâyık olan ise ancak Allah’tır. O dilerse sizi ortadan kaldırır ve yerinize başka mahlûklar yaratır. Bunu yapmak Allah’a zor değildir.”&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">(Fatır, 35/15-17)</em></div>
</blockquote>
<div class="transition visible" style="animation-duration: 300ms; animation-fill-mode: both; animation-iteration-count: 1; animation-timing-function: ease; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em; visibility: visible !important;">
&#8211; Allah ile putlara karşı duruşun mahiyetini&nbsp;fark etmek için, Kur’an’ın Allah’ın sözü olduğunu kavramaya çalışmak ve samimi iman etmek gerekir.&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">Zira ilim olmadan cehaletten kurtulmak imkânsızdır.</em></div>The post <a href="https://ateistlerecevap.org/allaha-iman-ile-puta-iman-arasndaki/" data-wpel-link="internal">Allah'a iman ile puta iman arasındaki fark nedir?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ateistlerecevap.org/allaha-iman-ile-puta-iman-arasndaki/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Şans kelimesini kullanmak günahmıdır? Şansım hiç yaver gitmiyor.</title>
		<link>https://ateistlerecevap.org/sans-kelimesini-kullanmak-gunahmdr/</link>
					<comments>https://ateistlerecevap.org/sans-kelimesini-kullanmak-gunahmdr/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ateistlere Cevaplar]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 07 Apr 2017 17:06:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sorular]]></category>
		<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.ateistlerecevap.org/?p=77</guid>

					<description><![CDATA[<p>Değerli kardeşimiz, Halk arasında&#160;“Şansım yâver gitti”, “Şans bana güldü”, “Şansım yardım etti”, “Şanslı olarak dünyaya gelmişim”&#160;gibi tâbirler müsbet mânâda, işi yolunda olan, aksiliklerle karşılaşmayan kimseler tarafından;&#160;“Bizde şans mı var”, “Şanssızın biriyim”, “Şansım olsaydı bu hale düşmezdim”&#160;gibi sözler de menfi mânâda sık sık tersliklerle karşılaşan, hayatını tesadüflere bağlayan kimselerce kullanılır. Toplum içinde de&#160;“şans”&#160;kelimesi daha çok kumar, [&#8230;]</p>
The post <a href="https://ateistlerecevap.org/sans-kelimesini-kullanmak-gunahmdr/" data-wpel-link="internal">Şans kelimesini kullanmak günahmıdır? Şansım hiç yaver gitmiyor.</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div class="separator" style="clear: both; text-align: center;">
<a href="https://2.bp.blogspot.com/-8WNQ7LeMr2o/WOfGzKJw-2I/AAAAAAAAFkE/FL7ZOupFuM0JK1iNLKejqGmkHPQ67QLjACLcB/s1600/Mezhepler%2B%25282%2529.png" imageanchor="1" data-wpel-link="external" rel="nofollow external noopener noreferrer"><img loading="lazy" decoding="async" alt="şans" border="0" height="360" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2017/04/Mezhepler28229.png" title="şans" width="640" /></a></div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Değerli kardeşimiz,</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Halk arasında&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">“Şansım yâver gitti”, “Şans bana güldü”, “Şansım yardım etti”, “Şanslı olarak dünyaya gelmişim”</em>&nbsp;gibi tâbirler müsbet mânâda, işi yolunda olan, aksiliklerle karşılaşmayan kimseler tarafından;<em style="box-sizing: inherit;">&nbsp;“Bizde şans mı var”, “Şanssızın biriyim”, “Şansım olsaydı bu hale düşmezdim”</em>&nbsp;gibi sözler de menfi mânâda sık sık tersliklerle karşılaşan, hayatını tesadüflere bağlayan kimselerce kullanılır. Toplum içinde de&nbsp;“şans”&nbsp;kelimesi daha çok kumar, piyango, toto gibi çevre ve kuruluşlarca tekrar edilir.&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">“Şansınızı deneyin”, “İyi şanslar”&nbsp;</em>bunun için tekrarlanır.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
“Şans”&nbsp;müsbete kullanıldığı halde, daha çok<em style="box-sizing: inherit;">&nbsp;“menfî”</em>&nbsp;için kullanılır.&nbsp;“Şans”a güvenen, ümit bağlayan kişinin nasıl bir düşünce ve psikoloji içinde bulunduğu şans mefhumunun mahiyetini anlatmaya kâfidir.&nbsp;“Şans”la iş görmeye başlayan insan kendisini boşlukta hisseder, tesadüflere inanır, sabah-akşam kalbini, ruhunu, hattâ hayatını bir stres, bir heyecan, bir telâş içinde bırakır. İstediği olmaz, arzu ettiği netice çıkmazsa huzursuz olur, sıkıntıya kapılır, morali bozulur, günlerce o hâlin ezikliğinden kendisini kurtaramaz.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
<em style="box-sizing: inherit;">Bu durumdaki bir insan kendisini neden bu derece “şans”a kaptırmıştır?&nbsp;</em>Sebebi gayet açıktır. Anne sütünden mahrum olan çocuk nasıl yalancı naylon memeye sarılırsa; bu kişi de&nbsp;“kader, tevekkül, kısmete rıza”&nbsp;gibi gerçek dayanak noktalarını bilemediği, göremediği için&nbsp;“şans”&nbsp;gibi mevhum, belirsiz, boş bir yere dayanmıştır.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Halbuki İslâmiyet insanları hiç boşlukta bırakmamıştır.&nbsp;Onların boş şeylere, mahiyeti meçhul dşüncelere kapılmasına müsaade etmemiş, meydan vermemiştir. İslâm&#8217;da&nbsp;“şans, talih”&nbsp;gibi sözlerin yeri yoktur. Dinimizde&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">“kader vardır, tevekkül vardır, Allah’ın gelene rıza vardır.”&nbsp;</em>Bunun da kaynağı îmandır. Mü’min, Allah’a îman eder, kadere boyun eğer, hâdiseler karşısında bocalamaktan kurtulur, ne ile karşılaşırsa karşılaşsın îmanın kuvveti ve nuru ile onları aşar.</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
<em style="box-sizing: inherit;">“İman tevhidi, tevhid teslimi, teslim tevekkülü, tevekkül saadet-i dâreyni iktiza eder.”</em></div>
</blockquote>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
sözünden de anlaşılacağı gibi, îman eden insan tek güç ve kudret sahibi olarak Allah’ı “bir” bilir. Ona teslim olur. Ona tevekkül eder, sırtını o kudrete dayar; neticede de iki dünya mutluluğuna kavuşur.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
İmanlı insan güçlüdür, “kâinata meydan okuyabilecek” bir cesârete sahiptir. Kendisini yoktan var eden, dünya gibi yaşayacağı bir âlem hazırlayanp hayat, sıhhat, huzur gibi madde ile ölçülemeyecek nimetler ihsan eden, sâdece dünyayı değil, güneşi, milyarlarca yıldızı, kâinatı elinde tutan bir Rabbinin olduğuna inanır. Yaratıcısının kendisini boş yere yaratmadığını bildiği gibi, boşlukta bırakıp bir “tesadüf” oyuncağı halinde bırakmadığını da bilir. Dünyaya ilk göz açtığından, hayata gözlerini kapayıncaya kadar geçen ömür, dakika ve saniyelerinin Allah tarafından bilindiği, programlandığı ve tespit edildiği inancını taşır. Bunun için tesadüfe inanmaz, bel bağlamaz, ona dünyasında yer vermez.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Başına iyi de gelse, kötü de gelse Allah’ın bilgisi altında olduğunu idrak eder. Hep gayreteni harcar, bütün vesile ve sebeplere başvurur; sonunda kendisini, kendisinden daha iyi bilen Yaratıcısına tevekkül eder, neticeyi ondan bekler. İlâhî programda (kaderde) ne varsa onun tecellisine razı olur.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
<em style="box-sizing: inherit;">Fakat,&nbsp;tevekkül&nbsp;etmeyip,&nbsp;“tesâdüf”&nbsp;ve&nbsp;“şans”&nbsp;içinde çırpınan insan öyle mi?&nbsp;</em>O, ya elinden geleni yapmaz, hiçbir güç sarfetmez veya bunları yapsa bile bir Kudrete dayanmaz; neticede ne olur?&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">“Kâinatın dilenciliğinden”,&nbsp;</em>yâni her şeye, her gördüğüne el, avuç açmaktan, güç farz ettii şeyler karşısında acze düşmekten,&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">“hâhideseler karşısında titremekten”, “hodfuruşluktan”</em>, yani kendisinde bir şeyler tevehhüm etmekten, “maskaralıktan”, “şekavet-i ebediyeden”, yani ebedî hayatı kaybetmekten “tazyikat-ı dünyeviyye hapsinden” kurtulamaz.<em style="box-sizing: inherit;">&nbsp;(bk. Sözler, s. 292)</em></div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
İşte tevekkül, Allah’a güvenme ve ondan gelene rıza gösterme gibi duyguları zayıf olan kimseler şansa, yıldızlara, burçlara, talih gibi lüzumsuz, mânâsız ve boş şeylere bel bağlar, “yıldızı düşükmüş”, “yıldızı yüksekmiş” gibi bâtıl inançlara saplanır.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; margin-bottom: 1em;">
<b>kaynak: www.sorularlaislamiyet.com</b></div>The post <a href="https://ateistlerecevap.org/sans-kelimesini-kullanmak-gunahmdr/" data-wpel-link="internal">Şans kelimesini kullanmak günahmıdır? Şansım hiç yaver gitmiyor.</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ateistlerecevap.org/sans-kelimesini-kullanmak-gunahmdr/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sevgili olmak haram ise nasıl evleneceğiz?</title>
		<link>https://ateistlerecevap.org/sevgili-olmak-haram-ise-nasl-evlenecegiz/</link>
					<comments>https://ateistlerecevap.org/sevgili-olmak-haram-ise-nasl-evlenecegiz/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ateistlere Cevaplar]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 07 Apr 2017 16:40:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sorular]]></category>
		<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.ateistlerecevap.org/?p=78</guid>

					<description><![CDATA[<p>&#160; &#160; &#160; &#160; &#160; &#160; &#160; &#160; &#160; &#160; &#8220;Yazının sonundaki ve başındaki videoları mutlaka izeyin!&#8221; Değerli kardeşimiz, Flört yarardan ziyade zarar veriyor&#160; Kadın-erkek arasındaki duygusal ilişkiye flört deniyor. Batı toplumlarına baktığımızda önceleri flört, gençlerin duygusal açıdan olgunlaşmalarını, çeşitli komplekslerinden kurtulmalarını, cinsellik konusunda bilgilenmelerini, eşlerin evlilik öncesinde birbirlerini tanıyarak bilinçli bir beraberlik oluşturmalarını sağlayacak [&#8230;]</p>
The post <a href="https://ateistlerecevap.org/sevgili-olmak-haram-ise-nasl-evlenecegiz/" data-wpel-link="internal">Sevgili olmak haram ise nasıl evleneceğiz?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div style="box-sizing: inherit; font-family: arimo, arial, verdana, sans-serif; margin-bottom: 1em;">
<div class="separator" style="clear: both; text-align: center;">
<a href="https://1.bp.blogspot.com/-WW29mxBLazI/WOfAhwPnRGI/AAAAAAAAFj0/L2yzuSLknIUUj5Isy2fxiR0k3JSEIDkRgCLcB/s1600/Mezhepler%2B%25281%2529.png" imageanchor="1" data-wpel-link="external" rel="nofollow external noopener noreferrer"><img loading="lazy" decoding="async" alt="sevgili olmak haram ise nasıl evleneceğiz" border="0" height="360" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2017/04/Mezhepler28129.png" title="sevgili olmak haram ise nasıl evleneceğiz" width="640" /></a></div>
<div style="color: #666666;">
<b style="color: #e06666;">&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &#8220;Yazının sonundaki ve başındaki videoları mutlaka izeyin!&#8221;</b></div>
<div style="color: #666666;">
<div class="separator" style="clear: both; text-align: center;">
<iframe loading="lazy" allowfullscreen="" class="YOUTUBE-iframe-video" data-thumbnail-src="https://i.ytimg.com/vi/MtoButHGNdw/0.jpg" frameborder="0" height="366" src="https://www.youtube.com/embed/MtoButHGNdw?feature=player_embedded" width="520"></iframe></div>
<div style="font-size: 15.4px;">
Değerli kardeşimiz,</div>
</div>
</div>
<div style="box-sizing: inherit; font-family: arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
<div style="color: #666666;">
Flört yarardan ziyade zarar veriyor&nbsp;</div>
<div style="color: #666666;">
<br style="box-sizing: inherit;" /></div>
<div style="color: #666666;">
Kadın-erkek arasındaki duygusal ilişkiye flört deniyor. Batı toplumlarına baktığımızda önceleri flört, gençlerin duygusal açıdan olgunlaşmalarını, çeşitli komplekslerinden kurtulmalarını, cinsellik konusunda bilgilenmelerini, eşlerin evlilik öncesinde birbirlerini tanıyarak bilinçli bir beraberlik oluşturmalarını sağlayacak bir tecrübe ve eğitim biçimi olarak kabul edilmiş ve hoş görülmüştü.</div>
<div style="color: #666666;">
<br style="box-sizing: inherit;" /></div>
<div style="color: #666666;">
Fakat duygusal ilişkiler, kendisine ilişkin bütün düşünce ve varsayımların iflasını ilan edercesine büyük bir hızla fiziksel ilişkiye dönüşerek gündemden düştü. Batılı toplumlar günümüzde bir yandan bir süre önce son derece masumane ilişkiler olarak baktığı flört olayının önüne yığdığı toplumsal sorunlarla boğuşurken, bir yandan da artık duygusal ilişkinin yerini alan cinsel özgürlük gibi kavram ve olguları tartışmaya başladı.</div>
<div style="color: #666666;">
<br style="box-sizing: inherit;" /></div>
<div style="color: #666666;">
Günümüzde flört, yani evlilik öncesi gençlerin birbirlerini tanıma ve tanışma bahanesi ile belli süre beraber olması yaygınlaştı. Dinimizde yeri olmamasına rağmen İslamî duyarlılığı olan insanlar arasında bile görülebiliyor artık. Burada hemen şunu söyleyelim ki, “Gençler önceden görüşür ve flört ederse, birbirini yakından tanıma imkânları olur. Eğer huyları, anlayışları farklı ise, evlenmeden önce daha işin başındayken, işi bitirmiş olurlar” iddiası da çok yanlış.</div>
<div style="color: #666666;">
<br style="box-sizing: inherit;" /></div>
<div style="color: #666666;">
Tecrübeler hiç de böyle olmadığını gösteriyor. Günümüzde en çok boşanma, flörtsüz evliliğin yapılmadığı Batı ülkelerinde olmaktadır. İki taraf da, tanışma devresinde, birbirlerine hoş görünmek için beraber bulundukları zamanlarda, gayet toleranslı davranıp, kötü huylarını birbirlerine hissettirmemeye çalışır, birbirlerini yanıltırlar. Ancak evlendikten sonra anlaşılır gerçek durum… Fakat iş işten geçmiş olur.</div>
<div style="color: #666666;">
<br style="box-sizing: inherit;" /></div>
<div style="color: #666666;">
Bunun için, evlenilecek kimselerin gerçek hâlleri, evlenilmeden önce öğrenilmelidir. Bu da ancak tecrübeli kimselerin araştırmasıyla, o kimselerin evveliyatını iyi bilen, güvenilir kimselere sormakla olur.</div>
<div style="color: #666666;">
<br style="box-sizing: inherit;" /></div>
<div style="color: #666666;">
Ayrıca, bekârken çok kimseyle görüşen, çok kimseyle eğlenen erkek ve kızda, evlendikten sonra da çok kimseyle görüşme arzusu devam eder. Bir kişiye bağlı kalmak, zamanla onu sıkmaya başlar; değişiklik arayışına girer. Bunun sonucunda da, her gün gazetelerde boy boy resimlerini gördüğümüz aldatmalar, kavga gürültüler ve cinayetler meydana gelir. Bir anlık gaflet, değişiklik arzusu, kişilerin hem dünya, hem de ahiretlerini karartır. Aman dikkat!</div>
<div style="color: #666666;">
<br style="box-sizing: inherit;" /></div>
<div style="color: #666666;">
Bunlar belki manasız gelir çok gence. Çünkü gönlünü kaptırana verilecek nasihat, ona deli saçması gibi gelir. Onun için Peygamber Efendimiz, “Sevgi, insanı sağır ve kör eder” (Keşfü’l-Hafa, 2/129) buyurmuştur.</div>
<div style="color: #666666;">
<br style="box-sizing: inherit;" /></div>
<div style="color: #666666;">
Sağıra ne anlatsanız duymaz. Görmeyen bir kimse, ne yapsanız görmez. Bu bakımdan ileri görüşlü, tecrübeli ana-babanın, akrabanın ve iyi arkadaşların tavsiyelerine kulak vermeli. Ana-baba, oğlunun veya kızının evleneceği kişiye, evlâtlarının gözü ile bakmaz. Acı tecrübelerin verdiği dersle bakar. Ana baba sadece görünüşe değil, perdenin arkasına da bakar. Çünkü gerçeği görmeye mâni olur perde&#8230;</div>
<div style="color: #666666;">
<br style="box-sizing: inherit;" /></div>
<div style="color: #666666;">
Flörtsüz evlilik olmaz mı?</div>
<div style="color: #666666;">
<br style="box-sizing: inherit;" /></div>
<div style="color: #666666;">
Flört dönemi, gerçek beraberliği çoğu zaman aksettirmez. Eğer flört, gerçek hayatın aynısı olarak yaşanabilse, belki evliliğin nasıl gideceğine dair ipuçları verebilir, ama bunun da başka bedelleri vardır malûm. Bildiğimiz anlamdaki flört, yani arada sırada görüşüp gezmek, sohbet etmek ise, aslında gerçek hayatta olunandan farklı bir kişiliğin sergilendiği bir dönemdir.</div>
<div style="color: #666666;">
<br style="box-sizing: inherit;" /></div>
<div style="color: #666666;">
Örneğin kişi günün yirmi üç saati tek başına, sessiz ve sakin bir hayat sürüyor, biriken sohbet ve gezme ihtiyacını günde bir saatlik buluşmalara saklıyorsa, o bir saatte çok konuşkan, canlı, eğlendirici biri gibi davranabilir. Ve “çıktığı” kişi de canlı, atak, sosyal insanlardan hoşlanıyorsa onun gözüne hoş görünebilir.</div>
<div style="color: #666666;">
<br style="box-sizing: inherit;" /></div>
<div style="color: #666666;">
Ama iş evliliğe gelince, o hareketli görünen kişinin günde ancak bir saat gezmeye ve sohbete tahammül edebildiği, aslında çok durgun ve sakin bir hayatı sevdiği açığa çıkar ve sürtüşmeler başlar.</div>
<div style="color: #666666;">
<br style="box-sizing: inherit;" /></div>
<div style="color: #666666;">
Ben üç-dört yıl flört edip birbiriyle çok iyi anlaşan, ama evlenince birkaç ayda hayal kırıklığı yaşayan nice insanlar gördüm. Evlilik hayatı başlayınca “Reklamları izlediniz, şimdi haberler” anonsu yapılmış gibi olur.</div>
<div style="color: #666666;">
<br style="box-sizing: inherit;" /></div>
<div style="color: #666666;">
“Peki, flört bile olmadan evlenilecek kişi nasıl seçilebilir?” diyebilirsiniz. Aslına bakarsanız bir insanın, karşısındaki kişiyi tanıması o kadar da uzun bir zaman gerektirmez. Yapılan araştırmalar özellikle kadınların, karşılaştıkları kişiyi ilk üç dakika içinde değerlendirip kategorize edebildiğini göstermiştir.</div>
<div style="color: #666666;">
<br style="box-sizing: inherit;" /></div>
<div style="color: #666666;">
Dikkatli bir insan için yüz hatları, mimikler, ses tonu, konuşma biçimi, hatta kullanılan kelimeler bile kişiliğe dair önemli işaretler taşır. Ve özellikle hanımlar bu tip işaretleri çok iyi değerlendirirler.</div>
<div style="color: #666666;">
<br style="box-sizing: inherit;" /></div>
<div style="color: #666666;">
Mesela karşınızdaki kişiye “Hava bu gün ne güzel, değil mi?” diye sordunuz diyelim. Hepsinden de ayrı bir kişilik yapısına işaret eden çeşit çeşit cevaplar alabilirsiniz.</div>
<div style="color: #666666;">
<br style="box-sizing: inherit;" /></div>
<div style="color: #666666;">
– Gerçekten harika bir hava var, insanın içi coşkuyla doluyor. (Canlı, iyimser.)</div>
<div style="color: #666666;">
– Böyle havaları çok mu seversin? (Karşısındakiyle ilgilenen.)</div>
<div style="color: #666666;">
– Hı hı. (Kontrollü ve ketum.)</div>
<div style="color: #666666;">
– Haklısın, çok güzel, değil mi? (Uyumlu, paylaşımcı.)</div>
<div style="color: #666666;">
– Esas üç gün önce çok daha güzeldi. (Geçmişte yaşayan.)</div>
<div style="color: #666666;">
– Yaa, bu güzel havada eve tıkıldık işte. (Şikâyetçi, karamsar.)</div>
<div style="color: #666666;">
<br style="box-sizing: inherit;" /></div>
<div style="color: #666666;">
Bakın, bir tek cümleden ne kadar çok ipucu çıkartabiliyorsunuz. Yeter ki ona iyi bakın, dikkatli dinleyin ve ipuçlarını değerlendirin. (Dr. Yusuf Karaçay)</div>
<div style="color: #666666;">
<br style="box-sizing: inherit;" /></div>
<div style="color: #666666;">
Flörtün zararları nelerdir?&nbsp;</div>
<div style="color: #666666;">
<br style="box-sizing: inherit;" /></div>
<div style="color: #666666;">
Flörtün pek çok sakıncası vardır: Flörtte bir tuzak vardır. Flörtte çok defa, kız, erkek tarafından kandırıldıktan sonra terk edilir. Tabi tam tersi olduğu durumlar da olabilir.</div>
<div style="color: #666666;">
<br style="box-sizing: inherit;" /></div>
<div style="color: #666666;">
Flört, gençlerde gafilce tecrübelere yol açar. Bu tecrübelerin çoğu, kötü şekilde sonuçlanır. Tecrübe için insan, cebine barut koyup kendini tehlikeye atmaz. Ateşle barut bir arada durmaz. Yılan acaba nasıl sokar diye yılanla oynanmaz.</div>
<div style="color: #666666;">
<br style="box-sizing: inherit;" /></div>
<div style="color: #666666;">
Flört, akıl mantık hislerini alt üst eder. Flörte alışan, sık sık arkadaş değiştirir. Kızı kandırıp terk eden erkek hain, kandırılan kız da maskara durumuna düşer. Flörtte çok defa, iffet elden gider. Namuslu Müslüman bir kız için bundan büyük felaket olamaz. Flört, pek çok genci serseri, müsrif ve perişan eder. Gençler arasında aşağılık kompleksi, kıskançlık, kin, nefret, karamsarlık ve çeşitli ruhî bunalımlar doğurur.</div>
<div style="color: #666666;">
<br style="box-sizing: inherit;" /></div>
<div style="color: #666666;">
Flört arzusu, tenhada buluşmaya davet eder. Sonunda, birçok gencin başı belaya girer. Sonrasında ise pişmanlıklar ve acılar yaşanır.</div>
<div style="color: #666666;">
<br style="box-sizing: inherit;" /></div>
<div style="color: #666666;">
ABD’deki Pennsylvania Üniversitesi’nde yapılan bir araştırmada, 1964 ile 1997 yılları arasında evlenen 1400 kişiye evliliklerindeki deneyimleri sorulmuş.</div>
<div style="color: #666666;">
<br style="box-sizing: inherit;" /></div>
<div style="color: #666666;">
Bilim adamı Claire Kamp-Dush, evlenmeden önce aynı evi paylaşan çiftlerin, diğer çiftlere göre daha mutsuz olduklarını söylediklerini ve boşanma oranlarının daha yüksek olduğunu belirtiyor. Çiftlerin birlikte yaşamaya karar verirken, muhtemel bir ayrılığın daha kolay olacağı düşüncesiyle yeterince ince eleyip sık dokumadığını belirterek, evlilik kararında da genelde birlikteyken harcanan emek ve çocukların etkili olduğunu söylüyor.</div>
<div style="color: #666666;">
<br style="box-sizing: inherit;" /></div>
<div style="color: #666666;">
Sadece kendi zevkini önemseyen genç bir erkek, kokladığı çiçekten hemen doyar, sonra başka bir renk, başka bir çiçek arar. Artık bu sahne onu avutmaz, ondaki esrar, onu çeken cazibe, bağ ve düğümler çözülmüştür. O artık başka bir cazibe, daha esrarlı bir düğüm ister, başka eğlenceleri kovalar. Bu bakımdan flört hususunda kız veya kadın, çok hassas olmalıdır.</div>
<div style="color: #666666;">
<br style="box-sizing: inherit;" /></div>
<div style="color: #666666;">
Dinimiz flörte izin verir mi?</div>
<div style="color: #666666;">
<br style="box-sizing: inherit;" /></div>
<div style="color: #666666;">
Dinimiz elbette böylesi bir ilişkiye izin vermez. Birbirine yabancı iki karşı cinsin tenha bir yerde baş başa kalışları; hislerinin isyanına, yaratılışta var olan duyguların ayaklanmasına vesile teşkil eder. Cinsî hislerin ayaklanması ve isyanından sonraki safhaları ise kimse kestiremez. Atalarımız “ateş ile barut yan yana durmaz” demişler.</div>
<div style="color: #666666;">
<br style="box-sizing: inherit;" /></div>
<div style="color: #666666;">
Böylesi ilişkiler gayet masumane bir şekilde başlar, ancak neticesi genelde hüsran olur. Toplum hayatındaki pişmanlıkların, hatta cinayetlerin ve kötülüklerin büyük çoğunluğunun bu ikaza kulak asmayıştan, aradaki sınırı aşıp taşmaktan kaynaklandığı da yaşanan günlük olaylarla sabittir. Gazete ve televizyonlar bu tarz haberlerle dolu değil mi?</div>
<div style="color: #666666;">
<br style="box-sizing: inherit;" /></div>
<div style="color: #666666;">
Bunun istisnası yok mu, her kadın, her erkek böyle mi? Elbette öyle bir iddiamız olamaz. Elbette her kaidenin istisnası olur. Lakin istisnalar hep müstesna kalır, umumi hükmü değiştirmez.</div>
<div style="color: #666666;">
<br style="box-sizing: inherit;" /></div>
<div style="color: #666666;">
Kadın kendisini şaibe altına sokacak laubaliliklerden uzak kalmalı, kolay elde edilen, kolayca da terk edilen eğlence metaı haline gelmemelidir. Erkek de hayata sadece ve sadece şehevi bir gözlükle bakmamalı, Allah’ın kendisine verdiği enerjiyi böylesi basit duygu ve düşüncelerle tüketmemeli, beynini çalıştırmalı ve yarınlara öyle yürümelidir.</div>
<div style="color: #666666;">
<br style="box-sizing: inherit;" /></div>
<div style="color: #666666;">
Kız arkadaşımla gizli dinî nikâh yaptırabilir miyim?</div>
<div style="color: #666666;">
<br style="box-sizing: inherit;" /></div>
<div style="color: #666666;">
Günümüzde pek çok genç bu soruyu sorabiliyor. Sizlere burada yaşanmış bir hadiseden bahsedeyim. Bir&nbsp;Hoca’ya gencin biri şöyle bir soru soruyor:</div>
<div style="color: #666666;">
“Hocam! Normal evlenme zamanım gelince hayatımı birleştirmek istediğim bir kız arkadaşımla dinî nikâh yaptırmak istiyorum. Ancak ailemizin buna izin vermeyeceğini de biliyoruz. Şimdilik gizli dinî nikâh yaparak bu müşterekliğimizi sağlasak, zamanı gelince de resmî nikâhı düşünsek olur mu?”</div>
<div style="color: #666666;">
<br style="box-sizing: inherit;" /></div>
<div style="color: #666666;">
Hoca gence şöyle diyor: “Dinî nikâhı öne alıp resmî nikâhı sonraya bırakmanızı, hem de bu nikâhı gizli yapmayı düşünmenizi, baskısı altında kaldığınız gençlik arzularınızın sizi yanıltması olarak görmekteyim. İnsan, arzusunun etkisi altında kalırsa, ne kadar olumsuz ve zamansız olursa olsun bir kılıf bulur, yine de arzularını gerçekleştirmeye yönelebilir. Bilinmeli ki, nikâh öyle basit bir olay değildir. Önünü sonunu iyi düşünmek gerekir.</div>
<div style="color: #666666;">
<br style="box-sizing: inherit;" /></div>
<div style="color: #666666;">
Gizli de olsa dinî nikâhla yapılan evlilikte, evlilik hakları tümüyle gerçekleşir, taraflar birbirlerine karşı hak ve mükellefiyetleri yüklenmiş olurlar. Hatta mirasçı dahi olurlar. Ancak bu evliliği ispat etmek, oluşan hakları emniyet altına almak bugünkü kanunlarla mümkün olur mu?</div>
<div style="color: #666666;">
<br style="box-sizing: inherit;" /></div>
<div style="color: #666666;">
Hele bir müddet sonra taraflardan biri, ‘Ben bu gizli evliliği sürdürmek istemiyorum, sandığım kadar da cazip bir şey değilmiş!’ deyip de çekiliverirse çare ne olur? Zaten çoğu kez delikanlının hevesi kısa zamanda bitiyor, böyle kolayca rest çekmeler görülüyor, kızcağız da ortada kalmaya mecbur, hatta mahkûm hale geliyor, pişmanlık olanca etkisiyle yaşanıyor; ama hiç faydası yoktur bu pişmanlığın&#8230;</div>
<div style="color: #666666;">
<br style="box-sizing: inherit;" /></div>
<div style="color: #666666;">
Bu arada haberi olan aileler de olayın içine girince çıkmaz üstüne çıkmazlar başlıyor. ‘Bir deli bir kuyuya bir taş atar, bin akıllı çıkaramaz’ misali şaşırmalar söz konusu oluyor. Geriye tek çare kalıyor. Gizli nikâhın oluşan haklarını almak için imzalı, şahitli resmî nikâh&#8230;</div>
<div style="color: #666666;">
<br style="box-sizing: inherit;" /></div>
<div style="color: #666666;">
Bundan dolayı Şafii mezhebinde, ailenin haberi ve rızası olmadan gizli evlilik yapılamaz. Hanefi’de ise ailenin haberi olunca tarafların birbirine denk olmadıkları anlaşılırsa ayırma hakkı söz konusu olur. En doğrusu, ailenin de izin vereceği normal evlenme vaktini sabırla beklemek.</div>
<div style="color: #666666;">
<br style="box-sizing: inherit;" /></div>
<div style="color: #666666;">
Ancak böyle bir beklemeyi göze almak için, karşı cinslerle mahremiyet sınırlarını kaldıran laubaliliklerden uzak kalmalı, hisleri alevlendirecek ortamlardan kaçınılmalıdır ki, normal evlenme vaktini bekleme sabrı göze alınabilsin.</div>
<div style="color: #666666;">
<br style="box-sizing: inherit;" /></div>
<div style="color: #666666;">
Yoksa her fırsatta duyguları isyana yönelten gizli buluşma ve görüşmeler devam ederse bekleme sabrına sahip olunamaz, zamanı gelmeden gizli evlilik yapmaya kendini mecbur sanır, sonra da, ‘Tecrübeli büyüklerimiz bizi neden uyarmadılar?’ diye sitem dolu beddualar söz konusu olabilir.”</div>
<div style="color: #666666;">
<br style="box-sizing: inherit;" /></div>
<div style="color: #666666;">
Gelip geçici hislerinizin kurbanı olmayın</div>
<div style="color: #666666;">
<br style="box-sizing: inherit;" /></div>
<div style="color: #666666;">
O yüzden hislerinizi kontrolden çıkaracak ortamlardan uzak durun, mahremiyet sınırlarını aşarak aklınızın, mantığınızın, hatta ailenizin kabul etmeyeceği kararlar almaya kendinizi mecbur hale getirmeyin. Şunu unutmayın ki, insandaki cinsel duygular, mahremiyet sınırları içinde korunur da tahrike maruz kalmazsa, sahibini akıl-mantık dışı kararlar almaya zorlamaz, utanacağı yanlışı yapmaya mecbur bırakmaz.</div>
<div style="color: #666666;">
<br style="box-sizing: inherit;" /></div>
<div style="color: #666666;">
Ne zaman bu konudaki sınırlar aşılır, yabancılarla yüz yüze, göz göze şaibeli şekilde buluşmalara, görüşmelere taşınırsa, o zaman akıllı insanın alamayacağı kararları aldıran duygu dayatmaları söz konusu hale gelir!</div>
<div style="color: #666666;">
<br style="box-sizing: inherit;" /></div>
<div style="color: #666666;">
Efendimizin (a.s.m.) şu ihtarı da bunu ifade etmektedir zaten:</div>
<div style="color: #666666;">
“Mahremiyet sınırlarını aşıp taşarak cinsel hislerini ayaklandıran insan, aklının ya tümünü ya da üçte ikisini kaybetmiş gibidir!” (Keşfü’l-Hafa, 2/129)</div>
<div style="color: #666666;">
<br style="box-sizing: inherit;" /></div>
<div style="color: #666666;">
Artık alacağı kararlar, yapacağı işler aklının, mantığının değil de alevlenmiş hislerinin kararı olur. His ise önünü görmez, sonra aklı başına gelir; ama bu defa da zamanı geçmiş bir akıllanma olur bu. Böyle üzücü sonuçlara maruz kalmamanın tek çaresi, iki ikiye tenhalarda yabancılarla şaibeli şekilde buluşmaktan kaçınmak, tahrikçi zemin ve görüntülerden kendini korumaya, kollamaya almaktır.</div>
<div style="color: #666666;">
<br style="box-sizing: inherit;" /></div>
<div style="color: #666666;">
Sözün özü: Haram-helal sınırlarını tanıyanlar kendilerini korumaya alırlar, tanımayanlar kendilerini yanlışlara mecbur sanırlar!</div>
<div style="color: #666666;">
</div>
<p><b>Ek bilgi</b></p>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343; margin-bottom: 1em;">
&#8220;Aşkını gizleyip, iffetini muhafaza ederek ölen şehiddir.&#8221;&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">(bk. Kenzu’l-Ummal, h. No: 6999-7000; Hakim, Hatib)</em></div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
&#8220;Aşkını gizleyip, iffetini muhafaza ederek, sabredenin günahlarını, Allahü teâlâ affedip Cennetine koyar.&#8221;&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">(İbni Asakir)</em></div>
</blockquote>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Demek ki, dinimizde iffeti muhafaza etmek ve sevgisi sebebiyle günah işlememeye sabretmek, çok sevaptır. Çünkü genel olarak sevgi insanı kör ettiği için, insanın kendisini günah işlemekten alıkoyması zordur. Zor olan işleri başarmanın sevabı da büyük olur. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
&#8220;Ümmetimin üstün olan kimseleri, aşk belasına maruz kalınca iffetini muhafaza edenlerdir.&#8221;&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">(Deylemi)</em></div>
</blockquote>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
&#8220;Aşkını gizleyip iffetini muhafaza ederek ölen şehittir&#8221; mealindeki hadis, Hz. Aişe (ra) ve İbn Abbas’tan gelen rivayetlere dayanmaktadır. Bu konudaki rivayetleri zayıf gören alimlerin yanında sahih kabul eden alimler de vardır<em style="box-sizing: inherit;">(bk. El-Makasıdu’l-hasene, 1/658).</em></div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Bilindiği üzere, aşk denilen aşırı sevgi duygusu, duygusal şehevî arzulardan çok farklı bir gerçektir. Genellikle aşk, kişinin iradesi dışında, insanın kalbine-davetsiz misafir olarak- gelip yerleşen bir olgudur. Bu işte, muhatabın gerçek güzelliğinden ziyade, gönlün kabulüne göre izafî bir güzellik söz konusudur. Gözü kör olan aşkın cazibesine kapılan kişinin gözünde, sırf sevgilisinin güzelliği vardır. Bazen cinnete varan bir durum söz konusu olabilir ve akıl tamamen bloke edilebilir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
İnsanın iradesi dışında gelip kalbini kemiren aşk olgusu aynı zamanda –imtihanın bir versiyonu olarak- bir nevi kalbî/ruhî bir hastalık olarak da kabul edilebilir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Bir hadis-i şerifte</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
“İç hastalıklarından ötürü ölen kimse şehittir.”<em style="box-sizing: inherit;">(Kenzu’l-Ummal, h.no: 11191)</em></div>
</blockquote>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
buyurulmuştur. Deyim yerinde ise, bu hadisteki iç hastalıklar organiktir. Aşktan dolayı oluşan iç hastalık ise ruhî/kalbîdır. Aşka, kalbî/manevî olmakla beraber bazen insanın kemiklerini eritecek kadar organik hastalıklara da sebep olabilir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Bazı rivayetlerde&nbsp;“gizleme”&nbsp;kaydı yoktur. Fakat bütün rivayetlerde&nbsp;“iffeti koruma”kaydı vardır. Bu da gösteriyor ki, aşkın en belirgin özelliği, nefsânî değil, kalbî olmasıdır.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
&nbsp;Maddî ve manevî “iç hastalıklar” ortak paydasında birleşen bu iki hastalığın da aynı sonuç doğurması en makul olanıdır. Aşkın bu meziyetinin önemli bir sebebi de, iffetle devam ettiği takdirde, zamanla sahibini gerçek vuslata kavuşturan bir araç olmasıdır.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Pek çok âşık, maşukunun üzerindeki fanilik damgasını gördükten sonra, Hz. İbrahim (as) gibi&nbsp;“Ben biraz görünüp, arkasından kaybolan fani maşukları sevmem.”demiş, mecazî sevgililer yerine hakîkî sevgili olan Allah’a yönelmiştir. İnsanın gönlünü fanî sevdalardan alıp, bakî bir yâre sevdalı yapan aşk gibi nuranî bir iksir, içinde şahadet şerbetini barındırmaya sezadır.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Ayrıca aşk, genellikle, muhatabın güzelliğine bakmaksızın ve insanın iradesi dışında gönülde meydana gelen coşkun bir sevgi potansiyelidir ki, bir açıdan –imtihan için verilen- bir musibettir. Böyle bir sevgi potansiyelini hazmederek, onu nefsin kötü emellerine alet etmeden sabreden bir kimsenin bu tavrı Allah’a olan saygısının bir yansımasıdır.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Allah’ın rızasını kazanma adına, belki de en zor bir musibete katlanmış, en zor bir imtihana tabi tutulmuş, en meşakkatli bir hayata talim etmiş bir kimsenin bu fedakârlığına karşı, Rahman ve Rahim olan Allah’ın kendisini bir nevi şahadet rütbesiyle taltif etmesinde garipsenecek bir şeyin olmadığını düşünüyoruz.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Suda boğulan, yıkım altında ölen, iç organların hastalığından ölen kimseler de birer şehit kabul edilmiştir. Şüphesiz, bu gibi kimselerin şehitlik mertebesi, Allah yolunda cihat ederken öldürülen kimsenin kazandığı şehitlik mertebesiyle aynı değildir. Velayetler arasında mertebeler olduğu gibi, şehitlikler arasında da dereceler vardır.</div>
</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; margin-bottom: 1em;">
<b>kaynak: www.sorularlaislamiyet.com</b></div>
<div class="separator" style="clear: both; text-align: center;">
</div>
<div class="separator" style="clear: both; text-align: center;">
</div>
<p>&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;<iframe loading="lazy" allowfullscreen="" class="YOUTUBE-iframe-video" data-thumbnail-src="https://i.ytimg.com/vi/OhTdlX-Vrag/0.jpg" frameborder="0" height="366" src="https://www.youtube.com/embed/OhTdlX-Vrag?feature=player_embedded" width="520"></iframe></p>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
</div>The post <a href="https://ateistlerecevap.org/sevgili-olmak-haram-ise-nasl-evlenecegiz/" data-wpel-link="internal">Sevgili olmak haram ise nasıl evleneceğiz?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ateistlerecevap.org/sevgili-olmak-haram-ise-nasl-evlenecegiz/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Evrim nedir? Evrim var mıdır? Ve daha farklı sorular.</title>
		<link>https://ateistlerecevap.org/evrim-nedir-ve-daha-farkl-sorular/</link>
					<comments>https://ateistlerecevap.org/evrim-nedir-ve-daha-farkl-sorular/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ateistlere Cevaplar]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 05 Apr 2017 01:14:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Evrim]]></category>
		<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.ateistlerecevap.org/?p=79</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bir çok bilim adamı evrim teorisini kabul ettiğine göre, bunun bir gerçekliği olamaz mı? Değerli kardeşimiz, Çoğu insan bir bilim adamından duyduğu her şeyi, mutlak doğru sanır. Bu bilim adamının birtakım felsefi ya da ideolojik ön yargılara kapılmış olabileceğinden endişe etmez. Oysa bilim adamlarının bir bölümü, sahip oldukları bazı ön yargıları ya da bağlı oldukları [&#8230;]</p>
The post <a href="https://ateistlerecevap.org/evrim-nedir-ve-daha-farkl-sorular/" data-wpel-link="internal">Evrim nedir? Evrim var mıdır? Ve daha farklı sorular.</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div class="separator" style="clear: both; text-align: center;">
<a href="https://4.bp.blogspot.com/-ougSciVpORg/WORuI3J4iUI/AAAAAAAAFiU/ULqGzGQCWEkF3hJSxlDhVzikco682BVwACLcB/s1600/Mezhepler.png" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;" data-wpel-link="external" rel="nofollow external noopener noreferrer"><img loading="lazy" decoding="async" alt="evrim" border="0" height="360" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2017/04/Mezhepler.png" title="Evrim" width="640" /></a></div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
</div>
<h1 id="h1baslik" style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #990000; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 20px; font-weight: normal; line-height: 29px; margin: 0px !important; min-height: 1rem; padding: 10px;">
Bir çok bilim adamı evrim teorisini kabul ettiğine göre, bunun bir gerçekliği olamaz mı?</h1>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Değerli kardeşimiz,</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Çoğu insan bir bilim adamından duyduğu her şeyi, mutlak doğru sanır. Bu bilim adamının birtakım felsefi ya da ideolojik ön yargılara kapılmış olabileceğinden endişe etmez. Oysa bilim adamlarının bir bölümü, sahip oldukları bazı ön yargıları ya da bağlı oldukları felsefi görüşleri, bilimsel bir görünüm altında topluma empoze ederler. Örneğin, tesadüflerin karmaşa ve düzensizlikten başka bir şey oluşturamadığını gözleriyle gördükleri halde, evrendeki ve canlılardaki tasarım, plan ve düzenin tesadüfler sonucu ortaya çıktığını savunurlar.<br />
<br style="box-sizing: inherit;" /><br />
Söz gelimi bu tür bir biyolog, canlılığın yapıtaşı olan bir protein molekülünde inanılmaz bir düzen olduğunu ve bu düzenin tesadüflerle oluşma olasılığının bulunmadığını rahatlıkla anlar. Ama buna rağmen, proteinin, milyarlarca yıl önce ilkel dünya şartlarında rastlantılar sonucu meydana geldiğini iddia eder. Bununla da kalmaz, yalnızca bir değil, milyonlarca proteinin tesadüflerle oluşup, sonra inanılmaz bir plan ve düzen içinde biraraya gelerek ilk canlı hücreyi oluşturduklarını da çekinmeden iddiasına ekler ve bunu ısrarla savunur. Bahsettiğimiz kişi&nbsp;&#8220;evrimci&#8221;&nbsp;bir bilim adamıdır.<br />
<br style="box-sizing: inherit;" /><br />
Oysa aynı bilim adamı, boş bir arazide yürürken üst üste dizilmiş üç tuğla görse, bunların tesadüfen meydana gelip, sonra yine tesadüfen üst üste dizildiklerine asla ihtimal vermez. Hatta böyle bir şey iddia eden kimsenin aklından kuşkulanır.<br />
<br style="box-sizing: inherit;" /><br />
Peki, sıradan olayları normal değerlendirebilen bu insanlar, konu kendilerinin nasıl var olduğu sorusunu araştırmaya gelince, nasıl olup da bu denli akıl dışı bir tutum sergilerler?<br />
<br style="box-sizing: inherit;" /><br />
Elbette, bu davranışın bilim adına olduğunu söylemek mümkün değildir. Çünkü bilimsel düşünceye göre, eğer bir olayın iki muhtemel nedeni varsa, her iki ihtimal üzerinde de düşünmek gerekir. Eğer iki ihtimalden birisi diğerinden çok daha düşükse, örneğin yüzde bir ise, bu durumda akılcı ve bilimsel olan hiç kuşkusuz ki yüzde doksan dokuz olan diğer ihtimal üzerinde yoğunlaşmaktır.<br />
<br style="box-sizing: inherit;" /><br />
Bu bilimsel ölçüyü akılda tutarak düşünelim. Canlıların bu dünya üzerinde nasıl ortaya çıktığı konusunda öne sürülen iki görüş vardır.&nbsp;Birincisi,&nbsp;tüm canlıları, şu an sahip oldukları kompleks yapılarıyla Allah&#8217;ın yarattığıdır.&nbsp;İkincisi ise,&nbsp;canlılığın bilinçsiz tesadüfler sonucunda meydana geldiğidir. Bu ikincisi, evrim teorisinin iddiasıdır.<br />
<br style="box-sizing: inherit;" /><br />
Bilimsel verilere, örneğin moleküler biyolojiye baktığımızda ise, tek bir canlı hücrenin, hatta onda bulunan milyonlarca proteinden tek bir tanesinin bile, evrimin savunduğu şekilde tesadüfler sonucu oluşmasına ihtimal olmadığını görürüz. İlerleyen bölümlerimizde de ele alacağımız gibi, olasılık hesapları bu gerçeği açık ve net olarak ortaya koymaktadır. Bu durumda, canlıların ortaya çıkışı hakkında öne sürülen evrimci görüşün doğru olma ihtimali&nbsp;&#8220;sıfır&#8221;dır.<br />
<br style="box-sizing: inherit;" /><br />
O halde, birinci görüşün doğru olma ihtimali&nbsp;&#8220;yüzde yüz&#8221;dür. Yani, canlılık bilinçli bir biçimde var edilmiştir. Diğer bir deyişle&nbsp;&#8220;yaratılmış&#8221;tır. Tüm canlı varlıklar, üstün bir güç, bilgi ve akıl sahibi olan Allah&#8217;ın yaratmasıyla var olmuşlardır. Bu gerçek yalnızca bir inanç biçimi değil, akıl ve bilimin vardığı ortak sonuçtur.<br />
<br style="box-sizing: inherit;" /><br />
Elbette bu gerçek karşısında, evrimci bir bilim adamının bu iddiasından bütünüyle vazgeçmesi, açık ve ispatlanmış gerçeğe teslim olması gereklidir. Aksine bir davranış, kendisinin &#8220;bilim adamı&#8221; olmaktan çok, bilimi felsefesine, ideolojisine ve dogmatik inançlarına alet eden bir kişi olduğunu gösterecektir.<br />
<br style="box-sizing: inherit;" /><br />
Oysa bütün bunlara rağmen söz konusu evrimci &#8220;bilim adamı&#8221;nın, gerçeklerle yüzleştiği her durumda, öfkesi, inadı ve önyargıları bir kat daha artar. Onun bu tutumu tek bir kelimeyle açıklanabilir: &#8220;İnanç&#8221; &#8230; Ama batıl bir inanç. Zira, gerçeklerle karşı karşıya geldiği halde, bunlara gözünü kapayıp, hayalinde kurduğu akıl dışı bir senaryoya ömür boyu bağlanmanın başka bir açıklaması olamaz.<br />
<br style="box-sizing: inherit;" /><br />
<em style="box-sizing: inherit;">Bilim adamlarını evrimci ve materyalist olmaya zorlayan mekanizmalar da vardır.</em>&nbsp;Batılı ülkelerde bir bilim adamının yükselebilmesi, doçent, profesör gibi ünvanlara ulaşabilmesi, bilimsel dergilerde yazılarını yayınlatabilmesi için bazı standartlara uyması gerekir. Evrim teorisini kayıtsız şartsız kabul etmek, bir numaralı standarttır. Bu sistem, söz konusu bilim adamlarını bütün bilimsel kariyerlerini dogmatik bir inanç uğruna harcamaya kadar götürür. Amerikalı moleküler biyolog Jonathan Wells, 2000 yılında yayınlanan&nbsp;Icons of Evolution&nbsp;adlı kitabında bu zorlayıcı mekanizmalardan şöyle söz eder:<br />
<br style="box-sizing: inherit;" /><br />
<em style="box-sizing: inherit;">Dogmatik Darwinistler&nbsp;</em>işe, kanıtlar hakkında dar bir yorum empoze ederek ve bunu bilim yapmanın tek yolu olarak göstererek başlarlar. Bunun ardından eleştiri getirenler bilimsel olmamakla damgalanır; yazdıkları makaleleler, yönetim kurullarına dogmatik (evrimci)lerin hakim olduğu önde gelen bilim dergileri tarafından reddedilir, kendilerine gelen bilimsel projeleri &#8220;ön yorum&#8221; için dogmatik evrimcilere yollayan devlet kurumları ise (evrim teorisine) eleştiri getirenlere fon sağlamazlar; ve sonuçta evrimi eleştirenler bilimsel camiadan tamamen dışlanır. Bu süreç içinde, Darwinist bakış açısı aleyhinde deliller yok edilir, güçlüler karşısındaki şahitlerin susturulması gibi. Ya da deliller özelleşmiş teknik bilim dergilerinin içine gömülür, öyleki bunları buradan ancak kararlı bir araştırmacı bulup çıkarabilir. Eleştiri getirenler susturulduktan ve karşı deliller gömüldükten sonra, artık dogmatik evrimciler teorileri hakkında bilimsel bir tartışma bulunmadığını ve aleyhinde de bir delil olmadığını ilan ederler.<br />
<br style="box-sizing: inherit;" /><br />
İşte sık sık duyabileceğiniz<em style="box-sizing: inherit;">&nbsp;&#8220;Evrim bilim dünyasında kabul görmeye devam ediyor&#8221;&nbsp;</em>hikayesinin ardındaki gerçek budur.&nbsp;Evrim,&nbsp;bilimsel bir değeri olduğu için değil, ideolojik bir zorunluluk olduğu için ayakta tutulmakta ve bu durumun farkında olan bilim adamlarının da sadece bir kısmı &#8220;kral çıplak&#8221; demeyi göze almaktadır.<br />
<br style="box-sizing: inherit;" /><br />
İnsan kendisini bu büyüden kurtarır; açık, önyargısız ve özgür bir biçimde düşünürse, apaçık olan gerçeği görür. Modern bilimin de her yönden gözler önüne serdiği bu kaçınılmaz gerçek, canlıların bir tesadüfler zinciri sonucunda değil, üstün bir yaratılış sonucunda var olduklarıdır. İnsanoğlu sadece kendisinin nasıl var olduğunu, bir damla sudan nasıl oluştuğunu düşünse ya da herhangi bir canlının mükemmel özelliklerini incelese bile, bu yaratılış gerçeğini kolaylıkla görebilir.<br />
<br style="box-sizing: inherit;" /><br />
Yukarıda da belirtildiği gibi, evrimci bilim adamları, aslında evrim teorisinin bilimin hiçbir ilgili dalı tarafından ispatlanamadığının ve tutarsız bir iddia olduğunun farkındadırlar. Ancak inandıkları ideoloji uğruna bu teoriyi savunmaktadırlar. Bu bölümde evrimcilerin evrim teorisinin genel olarak geçersizliği ile ilgili itiraflarına yer verilecektir.<br />
<br style="box-sizing: inherit;" /><br />
Pierre Paul Grassé&nbsp;(Fransız Bilimler Akademisi Eski Başkanı, Evolution of Living Organisms (Canlı Organizmaların Evrimi) isimli kitabın yazarı):<br />
<br style="box-sizing: inherit;" /><br />
<em style="box-sizing: inherit;">&#8220;Bugün, bizim görevimiz, bizden daha önce baş gösteren ve basit, anlaşılır ve açıklanmış bir olgu olarak kabul edilen evrim mitolojisini yıkmaktır. Hile (aldatma) bazen bilinçsiz olur, ama her zaman değil, çünkü bazı insanlar, tarafgirlikleri nedeniyle, amaçlı olarak gerçeği görmezden gelirler ve inançlarının yetersizliğini ve yanlışlığını kabul etmeyi reddederler.&#8221;</em>1<br />
<br style="box-sizing: inherit;" /><br />
Rastgele mutasyonların, tüm canlılık aleminin ihtiyaçlarını karşılamış olmasının imkansızlığını anlattıktan sonra Grassé şöyle diyor:<br />
<br style="box-sizing: inherit;" /><br />
<em style="box-sizing: inherit;">Hayal kurmaya karşı bir yasa yok, ama bilim buna dahil edilmemelidir.</em>2<br />
<br style="box-sizing: inherit;" /><br />
Prof. Derek Ager:&nbsp;&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;"><br style="box-sizing: inherit;" /></em></div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
<em style="box-sizing: inherit;">&#8220;Öğrenci iken öğrendiğim bütün evrim hikayelerinin bugün doğru olmadıklarının anlaşılması oldukça önemli.&#8221;</em>3<br />
<br style="box-sizing: inherit;" /><br />
Dr. Robert Milikan&nbsp;(Nobel ödüllü, ünlü bir evrimci):<br />
<br style="box-sizing: inherit;" /><br />
<em style="box-sizing: inherit;">&#8220;Şu çok acıklı: Biz bilim adamları şu ana kadar hiçbir bilim adamının kanıtlayamadığı evrimi kanıtlamaya çalışıyoruz.&#8221;</em>4<br />
<br style="box-sizing: inherit;" /><br />
Dr. Lewis Thomas:&nbsp;<br />
<br style="box-sizing: inherit;" /><br />
&#8220;<em style="box-sizing: inherit;">Biyolojinin, evrimde yönlendirici güç için &#8220;hata&#8221; sözcüğünden başka bir sözcüğe ihtiyacı var. Tesadüf doktrini ile uzlaşmam mümkün değil. Doğadaki amaçsızlık ve kör tesadüfler kavramına tahammül edemiyorum. Ve bununla beraber zihnimi sakinleştirmek için bunun yerine ne koyabileceğimi hala bilmiyorum.&#8221;</em>5<br />
<br style="box-sizing: inherit;" /><br />
Jerry Coyne&nbsp;(Chicago Üniversitesi Evrim ve Ekoloji Bölümü&#8217;nden):<br />
<br style="box-sizing: inherit;" /><br />
<em style="box-sizing: inherit;">&#8220;Neo-Darwinist görüş için çok az delil olduğunu söylemeliyiz: Bu görüşün teorik temelleri ve deneysel delilleri oldukça zayıftır.&#8221;</em>6<br />
<br style="box-sizing: inherit;" /><br />
H. S. Lipson:&nbsp;<br />
<em style="box-sizing: inherit;"><br style="box-sizing: inherit;" />&#8220;Eğer canlılık atomların, doğa güçlerinin ve radyasyonun karşılıklı etkileşimleri sonucunda oluşmamışsa nasıl oluşmuştur?.. Sanırım tek kabul edilebilir açıklamanın yaratılış olduğunu kabul etmeliyiz. Bundan ne kendim ne de fizikçiler hoşlanmamaktadır. Ancak eğer bir teoriyi bilimsel deliller destekliyorsa, o teoriyi sırf hoşlanmadığımız için reddedemeyiz. Aslında evrim bir anlamda bilimsel bir din haline geldi; hemen hemen bütün bilim adamları bunu kabul etti ve birçoğu onunla uyumlu olması için gözlemlerini eğip bükmeye hazırlandılar.&#8221;&nbsp;<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />&#8220;Evrim teorisinin yaşayan canlıların tüm özelliklerini sayabilme yeteneği beni daima teoriden kuşkulanmaya itmiştir (Örneğin zürafanın uzun boynu). Bu nedenle son otuz yıllık biyolojik araştırmaların Darwin&#8217;in teorisine uygun olup olmadığına baktım. Uygun olduğunu düşünmüyorum. Bana göre teori ayakta bile duramamaktadır.&#8221;</em>7<br />
<br style="box-sizing: inherit;" /><br />
Gregory Alan Pesely:&nbsp;<br />
<em style="box-sizing: inherit;"><br style="box-sizing: inherit;" />&#8220;Ayrıca bilim adamlarının temel prensibi&nbsp;&#8220;gereksiz söz tekrarı&#8221;&nbsp;olan bir kanundan memnun kalmaları utanılacak bir şeydir. Bu problem ile ilgili başarılı bir çözüme kavuşulmadıkça doğal seleksiyon teorisi asla ciddi bir bilim olamaz.&#8221;</em>8<br />
<br style="box-sizing: inherit;" /><br />
Dr. Colin Patterson&nbsp;(İngiltere Doğa Tarihi Müzesi yöneticilerinden, evrimci paleontolog. Doğa Tarihi Müzesi Gazetesi&#8217;nin editörü, Evolution kitabının yazarı):<br />
<br style="box-sizing: inherit;" /><br />
<em style="box-sizing: inherit;">&#8220;Bu anti-evrimci bakış açısını almaya başlamamın nedenlerinden birisi, bu şey üzerinde yirmi yıl çalışıp bu konuda tek bir şey bilmemenin yaptığı etkiydi. Bir kişinin bu kadar uzun bir süre yanlış yönlendirildiğini öğrenmesi onun için oldukça büyük bir şok. Bu yüzden geçen birkaç hafta, çeşitli insanlara ve insan gruplarına basit bir soru sormaya çalıştım. Soru şu:&nbsp;&#8216;Bana evrim hakkında bildiğiniz bir şeyi, doğru olan bir şeyi anlatabilir misiniz?&#8217;&nbsp;Bu soruyu Doğa Tarihi Müzesi&#8217;ndeki jeoloji grubuna sordum ve aldığım tek cevap sessizlikti. Chicago Üniversitesi&#8217;ndeki Evrim Morfoloji Semineri&#8217;ndeki (Evolutionary Morphology Seminar) prestij sahibi evrimci üyelerde denedim ve aldığım tek cevap uzun süren bir sessizlikti ve sonunda bir kişi şöyle dedi:&nbsp;&#8220;Tek bir şey biliyorum, evrim teorisi liselerde okutulmamalıdır.&#8221;</em>9<br />
<br style="box-sizing: inherit;" /><br />
Dr. Albert Fleischman (Zoolog):<br />
<em style="box-sizing: inherit;"><br style="box-sizing: inherit;" />&#8220;Çöküşte olan Darwin&#8217;in teorisi doğa aleminde ispatlanması gereken tek gerçek değildir. Bilimsel araştırmaların bir sonucu değildir, ama kesin olarak hayal gücünün bir ürünüdür.&#8221;</em>10<br />
<br style="box-sizing: inherit;" /><br />
W. R. Thompson&nbsp;(Commonwealth Institute of Biological Control &#8211; Ottowa&#8217;nın başkanı):<br />
<em style="box-sizing: inherit;"><br style="box-sizing: inherit;" />&#8220;Bilim adamı olmayan kişilerin dikkatini, evrimle ilgili anlaşmazlıkların üzerine çekmek uygun ve doğru olacaktır. Fakat bazı evrimcilerin son görüşleri bunu makul bulmadıklarını gösteriyor. Bilimsel olarak tanımlayamayacakları bir doktrini savunmak için biraraya gelen bilim adamlarının zorlukları elimine ederek ve eleştirileri gizleyerek inançlarını halkın gözünde devam ettirme girişimi bilimsel açıdan anormal ve istenmeyen bir durumdur.&#8221;</em>11<br />
<br style="box-sizing: inherit;" />E. O. Wiley&nbsp;(CUNY, Balık Bilimi (Ichthyology) Bölümü ve Amerikan Doğa Tarihi Müzesi), Norman Macbeth tarafından yazılan Darwin Retried (Yeniden Darwin) adlı kitap hakkındaki düşünceleri:<br />
<em style="box-sizing: inherit;"><br style="box-sizing: inherit;" />&#8220;Macbeth, evrime yeni bir göz ile bakmamızı, halka ve gerekirse kendimize Darwinizm&#8217;in yanlış verilere sahip yapay bir teori olduğunu itiraf etmemizi öneriyor. Sanırım bunlar mükemmel öneriler.&#8221;</em>12<br />
<br style="box-sizing: inherit;" /><br />
Roger Lewin&nbsp;(Ünlü evrimci bilim yazarı, New Scientist dergisi eski editörlerinden):<br />
<em style="box-sizing: inherit;"><br style="box-sizing: inherit;" />&#8220;Zekamızı gösteren anlayışımız, son derece geniş teknolojik imkanlarımız, son derece kompleks olan dilimiz, ahlaki değerlerimiz tüm bunlar galiba doğayla insanları birbirinden ayırmaya yeterli olacaktır.? Evrimciler için bu durum açıklanması gereken bir utançtır.&#8221;</em>13<br />
<br style="box-sizing: inherit;" /><br />
Herribert Nillson:&nbsp;<br />
<em style="box-sizing: inherit;"><br style="box-sizing: inherit;" />&#8220;Evrimi bir deney ile ispat etme girişimlerim kırk seneden fazla sürdü ve başarısızlıkla sonuçlandı. Hiç olmazsa deneyime ön yargılı anti-evrimsel bir başlama noktasından başlamakla suçlanmayacaktım.&#8221;</em>14<br />
<br style="box-sizing: inherit;" /><br />
P. Lemoine:&nbsp;<br />
<br style="box-sizing: inherit;" /><br />
<em style="box-sizing: inherit;">&#8220;Evrim teorileri ile araştırma yapmayı seven gençlerimiz kandırıldı. Bütün dünyanın öğrenmeye devam ettiği bir dogma oluşturuldu. Zoologlar ya da botanikçiler yapılan hiçbir açıklamanın yeterli olmadığını saptamıştır?. Bu özetten şu sonuç çıkmaktadır ki, evrimin gerçekleşmiş olması imkansızdır.&#8221;</em>&nbsp;15<br />
<br style="box-sizing: inherit;" /><br />
Norman Macbeth:&nbsp;<br />
<em style="box-sizing: inherit;"><br style="box-sizing: inherit;" />&#8220;Maalesef evrim alanındaki açıklamaların çoğu iyi değil. Doğrusu bunların açıklama olarak değerlendirilmeleri bile çok zordur. Öneri, önsezi ve boş hayallerdir, hipotez olarak adlandırılmaları bile yanlış olur.&#8221;</em>16<br />
<br style="box-sizing: inherit;" /><br />
Prof. Cemal Yıldırım&nbsp;(Yerli evrim savunucularından, felsefe profesörü):<br />
<em style="box-sizing: inherit;"><br style="box-sizing: inherit;" />&#8220;Hiçbir bilim adamı (Darwinist ya da neo-Darwinist olsun) evrim kuramının ispat edildiği düşüncesini ileri süremez.&#8221;</em>17<br />
<br style="box-sizing: inherit;" /><br />
<em style="box-sizing: inherit;">&#8220;Doğrudur, evrim kuramı ispat edilememiştir.&#8221;</em>18<br />
<br style="box-sizing: inherit;" /><br />
Darwin&#8217;in evrim kuramı bugün geçerliliğini koruyorsa, bunun başlıca nedeni yerine geçecek daha doyurucu, alternatif bir kuramın yokluğundandır. Yetersiz de olsa Darwin&#8217;in kuramını, başka bir kuram ortaya çıkıncaya kadar korumak zorundayız.19<br />
<br style="box-sizing: inherit;" />François Jacob&nbsp;(Hücre Genetiği Profesörü &#8211; 1965 Nobel Tıp Ödülü):<br />
<em style="box-sizing: inherit;"><br style="box-sizing: inherit;" />&#8220;Ama yine de, özellikle evrimin mekanizmalarına ilişkin nihai açıklamaya sahip olmanın uzağındayız&#8230; Ayrıca, örneğin kromozomların yapısıyla ilgili şu yakınlarda gerçekleştirilen bazı gözlemlerin de ortaya koyduğu gibi, evrimin temelinde yer alan bütün mekanizmaları bilebilmenin de çok uzağındayız.&#8221;</em>20<br />
<br style="box-sizing: inherit;" /><br />
C. D. Darlington:<br />
<em style="box-sizing: inherit;"><br style="box-sizing: inherit;" />&#8220;Bize insanoğlunun sanatı kademe kademe geliştirdiği ve sonunda tarihin ışığında ortaya çıktığı anlatıldı. Bu&nbsp;&#8220;yavaş yavaş&#8221;&nbsp;ve&nbsp;&#8220;adım adım&#8221;&nbsp;gibi insanın beynini uyuşturmak için kullanılan kelimeler sürekli olarak tekrarlandılar. Amaç büyük bir bilgisizliği örtmekti. Biri şu soruyu sormalıydı:&nbsp;&#8220;Hangi kademeler?&#8221;&nbsp;Ancak bu soruyu soran kişi de verilen yavan cevaplarla uyuşturuldu ve vazgeçti. Çünkü hiç kimse medeniyetin bir anda oluştuğunu düşünmek bile istemiyordu.&#8221;</em>21<br />
<br style="box-sizing: inherit;" /><br />
Christopher Wills&nbsp;(San Diego California Üniversitesi&#8217;nde biyolog ve evrim dersleri veriyor.) Darwin ve Alfred Russel Wallace&#8217;tan söz ederek şöyle diyor:<br />
<em style="box-sizing: inherit;"><br style="box-sizing: inherit;" />&#8220;Evrim kuramının iki büyük kurucusundan birinin (Wallace) sonunda bu kuramın çoğunu reddetmesi şaşırtıcı.&#8221;</em>22</div>
<h1 id="h1baslik" style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #990000; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 20px; font-weight: normal; line-height: 29px; margin: 0px !important; min-height: 1rem; padding: 10px;">
İslam alimlerinin evrim görüşü nasıldır? İbrahim Hakkı Hazretlerinin yaratılışla ilgili sözlerinin evrimle ilgisi var mıdır?</h1>
<div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Değerli kardeşimiz,</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
İslam alimlerinin,&nbsp;canlıların yaratılışı ve gelişmesiyle alakalı düşünceleri zaman zaman yanlış değerlendirilmektedir. Bunda bazı tabir ve terimlerin değişik anlaşılmasının rol oynadığı muhakkak. Farklı değerlendirmeye sebep sadece bu değil, tabii. Bilhassa evrimciler, onların bu konudaki görüşlerini istismar ediyorlar. Bu tip yanlış anlaşılmalara ve istismara mani olmak için, İslam alimlerinin konuyla alakalı eserlerinden bazı pasajlar vererek hakikati açıklamaya çalışacağız.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Bilindiği gibi&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">evrim;&nbsp;&#8220;kademeli olarak gelişme ve değişme&#8221;&nbsp;</em>demektir. Lügat manası böyle olmakla beraber,<em style="box-sizing: inherit;">&nbsp;terim manası,&nbsp;bir türden bir başka türün veya bir varlıktan başka bir varlığın yavaş yavaş ve tesadüfen meydana gelmesidir.&nbsp;</em>Bütün canlıların tek bir menşe (orijin)&#8217;den türeyip silsile halinde birbirinden tesadüfen geliştiğini savunan teori de&nbsp;&#8220;evrim teorisi&#8221;dir. Bu evrim felsefesinin dayandığı prensipleri dört kategoride toplamak mümkündür.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Bunlar:</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343; margin-bottom: 1em;">
<em style="box-sizing: inherit;">1. Tedricilik (kademeli gelişme), yani, evrim hadiseleri uzun zaman içinde ve adım adım cereyan etmiştir.</em></div>
<div style="box-sizing: inherit; margin-bottom: 1em;">
<em style="box-sizing: inherit;">2. Bir türden başka bir tür veya bir varlıktan başka bir varlık hasıl olmuştur.</em></div>
<div style="box-sizing: inherit; margin-bottom: 1em;">
<em style="box-sizing: inherit;">3. Günümüzdeki bütün varlıklar, tek bir hücrenin farklılaşmasıyla meydana gelmiştir. Yani tek hücreden omurgasız çok hücreliler, onlardan balık, balıktan kurbağa, kurbağadan sürüngen, sürüngenden kuş ve memeli ve neticede maymundan insan hasıl olmuştur.</em></div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
<em style="box-sizing: inherit;">4. Bütün hadiseler, tesadüfen ve kendi kendine cereyan eder.</em></div>
</blockquote>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Burada hemen şunu ilave edelim ki, İslam alemindeki her alimin şahsi görüş ve düşüncelerini, yorum ve içtihatlarını İslam adına kabul etmek doğru değildir. Bu sahada çalışanlar iki grupta mütalaa edilebilir. Birinci gruptakiler, İslami kaynaklardaki hükümlerin tefsir ve yorumunu yaparlar. Diğer grubu da felsefeciler teşkil ederler. &#8220;İslam alimleri&#8221; deyince, daha ziyade birinci gruptakiler anlaşılmalıdır. Çünkü, felsefeciler başka kaynakların etkisinde de kalmış olabilirler.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Şu hususu da belirtmek yerinde olacaktır. O da yaratılışçı görüştür. Varlıkların meydana gelişini tamamen ilmi esaslarla açıklamaya çalışan ve evrimci düşünceye zıt olarak ortaya çıkmış bir görüştür.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Esasen şu anda, geçmişteki Müslümanların evrim konusundaki değerlendirme ve düşüncelerini aktüel hale getiren evrimcilerdir. Yaratılışçılar bu konunun fenni sahada tartışılmasını istemektedirler. Fakat evrimciler, zaman zaman dinden de medet istiyorlar. Kendi evrim teorilerine İslam alimlerinden destek arıyorlar. Bu çabaları her şeyden önce iddialarını destekleyen ilmi delillerinin bulunmadığını gösterir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Türlerin orijinini ve getirdikleri değişiklikleri mantıkla çözmek mümkün değildir. Bu hususta isabetli bir şey söyleyebilmek için ya deney ve tecrübeye dayanacaksınız ya da vahye. Bu konunun fiilen ele alındığı yüz elli yıldır, yapılan deney ve elde edilen tecrübeler, tatmin edici bir netice hasıl etmemiştir.<em style="box-sizing: inherit;">&nbsp;İnsanın topraktan yaratılışının dışında dini bir hüküm de yoktur.</em>&nbsp;Dolayısıyla, yirminci asrın sağladığı her türlü bilgi birikimine rağmen, türlerin menşei hakkında kesin bir şey söylenemezken, günümüzden asırlarca önceki alimlerin bu sahada fazla bilgi sahibi olması elbette mümkün değildir. Kaldı ki, çoğu zaman herhangi bir vahye veya deneye dayanmayan bir felsefecinin görüş veya düşüncesi bize ne dereceye kadar delil olacaktır? Bir başka ifadeyle, bize, evrimin felsefesi değil, delilleri lazımdır.<em style="box-sizing: inherit;">&nbsp;Evrim,&nbsp;bir felsefecinin ne &#8220;var&#8221; demesiyle var olur, ne de &#8220;yok&#8221; demesiyle yok olur.</em></div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Evrimcilerin iddialarına geçmişten delil aramalarına elbette kimsenin bir diyeceği olamaz. Ancak, geçmişteki bu mana ve mefhumların nasıl ifade edildiğine dikkat edilmesi kaydıyla. Şimdiye kadar yapıla geldiği gibi uydurma terimlerle mesele izaha kalkışılır, değişim ve başkalaşımı ifade eden her kelime yerine &#8220;evrim&#8221; kullanılırsa, belirli bir sonuca varmak mümkün olmayacaktır. Dolayısıyla evrim görüş ve düşüncelerinin kritiği yapılırken, bilhassa bu konuda geçmişte kullanılmış Arapça ve Osmanlıca kelimelerin manası iyi anlaşılmalıdır. Nitekim bu hassasiyetin yeterince gösterilemeyişinden dolayı, her sahada olduğu gibi, burada da kavram kargaşasına yol açılmıştır. Bu ifade ve terimleri tam yerinde kullanmayanlar, belki de farkında olmayarak bütün İslam alimlerinde evrimci düşüncenin hakim olduğu imajını uyandırmışlardır.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Bu hususta mefhum anarşisine, kavram kargaşasına mani olunması veya en azından asgariye indirilmesi, evrim terminolojisine gereken hassasiyetin gösterilmesiyle mümkündür.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
EVRİM TERMİNOLOJİSİ</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Evrim konusunda aynı mana ve mefhumların aynı kelimenin farklı kimseler tarafından değişik manalarda kullanılması halinde, karşılıklı ithamların ötesinde bir sonuca varmak mümkün olmayacaktır.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Evrimin karşılığı olarak kullanılan ve fakat değişik mefhumları ifade eden kelimelerden bazıları şunlardır:</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Tekamül:&nbsp;Tekamül kelimesi, evrimin manasını karşılamamaktadır. Çünkü tekamül bir canlının kendi iç bünyesindeki değişikliklerle belirli bir seviyeye ulaşması, kemale ermesidir. Mesela, elma çekirdeği tekamül eder, elma ağacı haline gelir. Tek hücreden ibaret olan zigot tekamül ederek Allah&#8217;ın izniyle yetişkin bir insan olur.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Biyolojide bir canlının embriyodan itibaren olgun hale gelinceye kadar geçirdiği safhalara&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">&#8220;ontogeny&#8221;</em>&nbsp;denir.&nbsp;Tekamül&nbsp;bunun yerine kullanılmalıdır. Bir canlının ilk yaratılışından itibaren günümüze kadar geçirdiği farz edilen ve ilmi tahkikle açıklanmaya çalışılan ve henüz nazariye olmaktan ileriye gidemeyen safhalara da&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">&#8220;filojeni&#8221;</em>&nbsp;denir.&nbsp;Evrim&nbsp;de bunun karşılığı olarak alınmalıdır.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
<em style="box-sizing: inherit;">Bu manada kainattaki bütün varlıklar&nbsp;tekamül kanununa tabidir.</em></div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
İstihale:&nbsp;Evrim meselesinin münakaşa sahasına geçmesinden sonra bu polemiğe temas eden İslam alimleri,&nbsp;istihale&nbsp;kelimesini kullanmayı tercih etmişlerdir. Daha önceki alimler de bu kelimeyi kullanmışlarsa da onların bu kelimeye yükledikleri mefhum ile evrim kelimesinin ifade ettiği mana arasında hiçbir irtibat yoktur. Esasen evrim yeni bir mefhum olduğu için Arapça’da tam oturmuş bir karşılığı yoktur. Bu sahadaki bazı otoriteler, evrimin tam karşılığı olarak&nbsp;&#8220;tatavvur&#8221;&nbsp;kelimesinin kullanılabileceğini ileri sürerler. Nitekim Arapça lügat&nbsp;&#8220;el-Müncid&#8221;in Darwin maddesinde bu teori,&nbsp;&#8220;Tatavvur teorisi&#8221;&nbsp;olarak adlandırılmıştır.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
<em style="box-sizing: inherit;">Netice olarak&nbsp;şu kesinlikle söylenebilir ki,&nbsp;tekamül&nbsp;ve&nbsp;istihale&nbsp;kelimeleri,&nbsp;evrim&nbsp;mefhumunu karşılamaktan çok uzaktırlar.&nbsp;</em>Bu ıstılahların tam oturmamış olmasını, evrim teorisinin yeniliğinden başka, teoriye yapılan tali ilavelerle kazandığı farklı manada aramak gerekir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Tahavvül:&nbsp;Bu konuda yanlış değerlendirmelere sebep olan kelimelerden biri de tahavvüldür. Bunun ifade ettiği mana da&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">&#8220;evrim&#8221;</em>&nbsp;kelimesiyle karşılanmaya çalışılmaktadır. Tahavvül kelimesinin yerine de &#8220;evrim&#8221;in kullanılması mümkün değildir. Çünkü,&nbsp;tahavvülle izah edilmeye çalışılan,&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">atom veya moleküllerin bir mertebeden başka bir mertebeye geçişidir.</em></div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Buraya kadar yapılan açıklamaların ışığında, bu husustaki görüşleri en çok istismar edilen İslam alimlerinin evrimi değerlendirişlerini görelim. Düşünceleri farklı kimseler tarafından değişik şekillerde yorumlananların başında şüphesiz İbrahim Hakkı Hazretleri gelir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
İbrahim Hakkı Marifetnamesi&#8217;nde meseleyi şöyle nakleder:</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
<em style="box-sizing: inherit;">&#8220;Allah&#8217;ın emriyle felekler ve yıldızlar hareket edip dört unsur, (ateş, hava, su ve toprak) birbirlerine karışır ve birleşir. Bu karışım ve birleşmeden önce madenler meydana gelir. Bundan da bitkiler, maden ve bitkilerin birleşmesinden de hayvanlar meydana gelir ve hayvan soyu kemalini, en uygun şeklini bulunca insan hasıl olur.&#8221; (Hakkı, İ., Marifetname, s.29).</em></div>
</blockquote>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
İbrahim Hakkı Hazretleri burada<em style="box-sizing: inherit;">&nbsp;tahavvülat-ı zerrat&#8217;tan (atom ve moleküllerin hal değiştirmesi)</em>&nbsp;bahsetmekte, bu elementlerin kademe kademe hangi mertebelerden geçerek insan vücudunda yer aldığına işaret etmektedir. Nitekim, bu ifadelerinden bir kaç paragraf sonra meseleyi iyice açıklığa kavuşturmakta ve şöyle demektedir:</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
<em style="box-sizing: inherit;">&#8220;O akıcı vücut, bitki alemine girerken bazı afetler, hastalıklar ona saldırır ve bu yüzden bitki olmaz. Yahut bitki olurken kemale gelmeden, olgunlaşmadan evvel bozulur. Bitkilik vasfını kaybeder ve hayvanlara yem olmaktan çıkar. Yahut hayvana yem olacak duruma gelir. Fakat yenmeden evvel yok olur gider ve bu yolda, bu suretle nice yıllar gecikir. Bazen de bir hayvan, insanın yemesine elverişli bir duruma gelmişken yenmeden evvel bozulur ve bu yüzden hayvanı insan mertebesine naklettirmeye, dönüşmeye engel olur. Bazen de bozulmadan insan mertebesine naklolur.&#8221; (a.g.e., s. 30).</em></div>
</blockquote>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Bu ifade hiçbir yoruma yer bırakmayacak kadar açıktır. Burada nazara verilmek istenen husus; elementlerin tahavvülat (hal değiştirme)&#8217;la bir mertebeden diğerine geçtiğidir. Topraktan bitki vasıtasıyla alınan faraza bir sodyum atomu, çiçekte canlılık kazanmakta, koyunda daha hareketli bir hale geçmekte, insan bünyesine gelince en yüksek mertebeye ulaşmış olmaktadır. Şimdi fennen tesbit edilen de bunun haricinde bir şey midir? Vücudumuzda görev yapan atom ve moleküller, bitki ve hayvani gıdalardan aldığımız elementler değiller mi? Aslında toprakta bulunan elementlerden doğrudan istifade edemediğimiz için bitki ve hayvanlar devreye girmektedir. İslam alimleri bu geçişi tasvir etmektedirler.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
<em style="box-sizing: inherit;">İbrahim Hakkı,&nbsp;canlıların yapı benzerliklerine göre sınıflandırıldığına da dikkati çekmekte ve madenlerle bitkiler arasında ara varlığın&nbsp;mercan, bitkilerle hayvanlar arasındakinin&nbsp;hurma,&nbsp;hayvanlarla insanlar arasındakinin de&nbsp;maymun&nbsp;olduğuna işaret etmektedir.</em></div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Görüldüğü gibi, bu bir sınıflamadır. Canlıların hikmetle ve kademe kademe yaratıldığına, bunlar arasında yapı benzerliklerinin bulunduğuna dikkat çekilmektedir. Darwin&#8217;in,&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">&#8220;tabii seleksiyonla basit bir türden yüksek yapılı organizmaların tesadüfen teşekkül ettiği&#8221;</em>&nbsp;görüşüyle yukarıdaki ifadeler, birbirleriyle iltibas edilmeyecek kadar açıktır.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Bütün bunlara rağmen, belirtmeye çalıştığı görüşlerde yanlış anlaşılma söz konusu ise, mesuliyet yine O&#8217;na ait değildir. Çünkü İbrahim Hakkı eserinin çoğu yerinde başkalarının görüşlerini nakleder. Nitekim bu konuya da;&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">&#8220;Ey aziz, hikmet ehli demişlerdir ki&#8230;&#8221;&nbsp;</em>sözüyle başlamış ve böylece bu hususla alakalı mesuliyeti onlara yüklemiştir. İşin aslı da odur. Çünkü bunlar ayet ve hadislerden değil, hikmet ehlinden nakillerdir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
İbrahim Hakkı Hazretleri&nbsp;ilk insanın yaratılışıyla alakalı olarak da şu ifadeyi kullanmıştır:</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
<em style="box-sizing: inherit;">&#8220;Cinlerin yaratılışından 20.000 yıl sonra Cenab-ı Hak, Hz. Âdem (as)&#8217;i yaratmak isteyince Azrail (as)&#8217;i yeryüzüne gönderip ona, yedi iklimden toprak aldırmış ve sonra Cebrail (as)&#8217;i gönderip o kuru toprağı yoğurtup hamur haline getirtmiş ve kırk gün o şekilde bekletmiştir. Sonra Cenab-ı Hak bu hamura, Numan vadisinde, en güzel şekilde suret vermiş ve kendi ruhundan başına üfürerek diriltmiş ve melekleri ona secde ettirip, yeryüzünde evlatlarına peygamber yapmıştır.&#8221; (a.g.e., s. 18).</em></div>
</blockquote>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Şimdi bu fikirleri, dile getiren bir alimi, insanın maymundan evrimleştiğini savunan bir kimse olarak takdim etmek, İbrahim Hakkı&#8217;yı kendi adına konuşturmak olur ki, bu da en azından tarafsız ilim ahlakıyla bağdaşmaz.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
O&#8217;nun, bütün canlıların en uygun tarzda yaratıldığını belirten şu ifadesi de oldukça dikkat çekicidir:</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
<em style="box-sizing: inherit;">&#8220;Cenab-ı Hak, her şeyi münasip, yerli yerinde ve güzel bir ortamda yaratmıştır. Her canlıya yaraşan ve yarayan ve her organın durumuna uygun olan mizacı, tabii bir yapıyı ona vermiştir. Ve bütün alemde olan mizaçların en uygununu ve en mükemmelini insana ihsan etmiştir. Her organa en uygun ve yararlı mizacı, tabiatı, yapıyı vermiştir.&#8221; (a.g.e., s. 164).</em></div>
</blockquote>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
<em style="box-sizing: inherit;">Bu ifadeleri kullanan birisinin evrimci olması mümkün mü?</em>&nbsp;Esasen insanoğlunun ilk yaratılışına izah araması tabii bir ihtiyaçtır. Dolayısıyla İslam alimleri de müşahedeye uygun yorum getirmişlerdir. Geçmişteki ilim, günümüzdekinden farklı bir yoruma imkan vermiş de olabilir. Bu bakımdan yaratılış meselesine izah getirmeye yönelik yeni ilmi buluşlara, eski düşüncenin hükümleriyle karşı çıkmanın makul bir izahı yoktur.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Son devrin Diyanet işleri başkanlarından A. Hamdi Akseki de evrim meselesini şöyle değerlendirir:</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
<em style="box-sizing: inherit;">&#8220;&#8230;Ahadis (hadisler) ve asar (selef alimlerinin sözleri) ile Ayat-ı Kerime&#8217;nin hey&#8217;et-i umumiyesinden bilistidlal Hz. Âdem&#8217;in ilk insan ve ilk peygamber olduğuna ve topraktan yaratıldığına itikad ediyoruz. Cumhur-u müsliminin ve Ehl-i sünnetin mezhebi budur.&#8221; (İslam-Türk Ansiklopedisi Mecmuası, No. 87, s. 2, 1947)</em></div>
</blockquote>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Bu konudaki görüşü istismar edilenlerden birisi de Merhum Hamdi Yazır&#8217;dır. Aslında O&#8217;nun bu konuyu değerlendirişi, hiçbir yoruma yer bırakmıyacak kadar açıktır. Şu ifadeleri meseleyi gayet güzel açıklar:</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343; margin-bottom: 1em;">
<em style="box-sizing: inherit;">&#8220;Bütün hayvan vücutları mükemmel bir tasnif ile tertip edildiği zaman görünüyor ki, aralarında noksanlıktan kemale doğru, yani, basitten mürekkebe giden bir derecelenme vardır. Bununla beraber her bir cinsin diğer cinsten hasıl olduğuna dair bir tecrübeye, bir şahide de rastlamıyoruz.&nbsp;İnsan insandan doğuyor, aslan aslandan, at attan, maymun maymundan, köpek köpekten vs.&nbsp;Böyle olmakla beraber, bu tecrübeye rağmen, aynı menşeden, yani topraktan gelmeye dayanılarak burada da bir mantık yapılıyor. Hayvan cinslerinin birbirine benzemesini, istihale veya tekamülle basitten yüksek yapılının hasıl olduğuna bağlıyorlar. Bu suretle bir gün gelmiş ki, hayvanın biri ve mesela bir takdire göre maymunun biri veya birkaçı, insan doğuruvermiş ve insanlar bunlardan türemiş. Biz daima göğsümüzü gere gere ve ilmi yoldan hiç ayrılmayarak deriz ki, aynı menşeden gelme davası doğrudur. Evvela bütün hayvanat için bu menşein aslı maddedir, basit unsurlar ve elementlerdir. Bir başka ifade ile topraktır. Bu maddeden hayatın meydana gelebilmesi ise,&nbsp;ilim, irade, kuvvet, kudret sahibi harici bir sebebe bağlıdır ki,&nbsp;o basit şeyden canlı hasıl olabilsin. Çünkü, noksandan, kendi kendine bir kamil hasıl olamaz. Mesela bir okkalık siklet (ağırlık) iki okkalık sıkleti sürükleyemez. Çıktığı, sürüklediği farz edilse, bir şeyin yok iken sebepsiz, illetsiz meydana geldiğini kabul etmek lazım gelir. O zaman akıl, ilim ve fen yoktur.&#8221;</em></div>
<div style="box-sizing: inherit; margin-bottom: 1em;">
<em style="box-sizing: inherit;">&#8220;&#8230;Aralarında mertebe yakınlığı bulunan hayvan cinslerini, tecrübenin aksine olarak, birbirinden istihale ettirmek veya doğurtmak ne tabiidir, ne de zaruridir&#8230;&nbsp;&#8216;Kurbağalar balıktan doğmuş.&#8217;&nbsp;demek için, görülmüş bir misale ihtiyaç vardır. Gözlenmiş bir numune olmadığı ve mantıki bir zaruret de bulunmadığı halde böyle bir hüküm, elbette fenni ve felsefi bir hüküm değildir.&#8221;</em></div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
<em style="box-sizing: inherit;">&#8220;Bunun hangisinin hangisinden doğduğunu mantık bildiremez. Bunu ya müşahede (gözlem) ya tecrübe veya vahiy bildirir.&nbsp;Halbuki şimdiye kadar balıktan kurbağa, maymundan insan doğduğu asla görülmemiştir.&nbsp;Ve bu iddia tecrübe mahsulü olan Pastör nazariyesine de tamamen muhaliftir&#8230; Vahiy ise bize,&nbsp;&#8216;&#8230;Siz insansınız. İnsan olunuz, kardeş olunuz, hepiniz bir babanın evladısınız&#8230;&#8217;&nbsp;diyor&#8230; Bütün bunlardan yakini olarak bildiğimiz bir şey varsa, o da ilk insanın arzın sinesinde doğmuş olmasıdır.&#8221; (Yazır, Hak Dini, 1/329-330).</em></div>
</blockquote>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
İslam&#8217;ın bu konuya bakışını şu cümleler ne güzel dile getirmektedir:</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343; margin-bottom: 1em;">
<em style="box-sizing: inherit;">&#8220;Alemde görünen şu nakışlar, şu cilveler bütün isimleri kudsiyye ve cemile olan Celal sahibi Cemil bir Zatın tazelenen sanatlarıdır, tahavvül eden nakışlarıdır. Hikmetle değişen mühürleridir&#8230;&#8221;</em></div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
<em style="box-sizing: inherit;">&#8220;Meyveler, güzel tad, koku ve şekilleriyle iştahımızı açıp, kendilerini müşterilerine feda ediyorlar. Ta ki, nebati hayat mertebesinden hayvani hayat mertebesine terakki etsinler.&#8221;</em></div>
</blockquote>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Görüldüğü gibi, İslam alimlerinin bu konudaki görüşleri&nbsp;tahavvülat-ı zerreye (elementlerin hal değiştirmesine)&nbsp;dayanmakta, topraktan canlılar tarafından alınan elementlerin, onların bünyelerinde kazandığı mertebelere dikkat çekilmektedir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
<em style="box-sizing: inherit;">El-Cahız, İhsan-üs-Safa, İbn-i Miskeveyh, Nizam-i Aruzi Semerkandi, Nasır-ı Tusi, Mevlana Celaleddin-i Rumi, Muhammed Kazvini, İbn-i Haldun, Kınalızade Ali Efendi, Abdü&#8217;l-Kadir-i Bidil&nbsp;</em>gibi İslam alimleri ve felsefeciler, bu konuyla alakalı olarak, ufak tefek ifade farklılıklarının ötesinde, esasta aynı manaları tekrar ettikleri için, onların görüşlerine yer vermeye gerek görmedik.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Esasen İslam alimlerinin evrim diye bir problemi yoktur.&nbsp;Çünkü onlar, alfabenin 29 harfini bilen ve bununla istediği kelimeyi yazabilen birisinin, &#8220;balık&#8221; yazdıktan sonra, &#8220;kurbağa&#8221; yazmak için muhakkak &#8220;balık&#8221; kelimesindeki harfleri kullanmasının gerekli olmadığını çok iyi bilirler. Dolayısıyla balığı yaratan bir kudretin, kurbağayı da maymunu da insanı da ayrı ayrı yaratabileceğini düşünürler. Ve onlar;</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
&#8220;Neviler için birer evvel baba lazımdır&#8230; Beşeriyet ve sair hayvanatın teşkil ettikleri silsilelerin mebdei (başlangıcı) en başta bir babada kesildiği gibi, nihayeti de son bir oğulda kesilip bitecektir.&#8221;</div>
</blockquote>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
görüşünü kabul ederler.</div>
<h1 id="h1baslik" style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #990000; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 20px; font-weight: normal; line-height: 29px; margin: 0px !important; min-height: 1rem; padding: 10px;">
Bediüzzaman evrimi nasıl çürütür?</h1>
</div>
<div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Değerli kardeşimiz,</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Baştan sona kadar Risale-i Nurlar’ın hepsi iman hakikatlerinden; yani Allah’ın ve ahretin varlığından, Peygamberlerin ve onların getirdiği kitapların hak olduğundan, her şeyin Allah’ın yaratmasıyla meydana geldiğinden bahseder.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Dolayısıyla bütün risaleler bir bakıma evrimcilere cevaptır.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Evrimcilerle ehl-i imanın evrim konusunda anlaşamadığı iki temel konu vardır:</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
1.&nbsp;Evrimciler bir yaratıcıyı kabul etmezler.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
2.&nbsp;Evrimciler evrimi, canlıların birbirinden tesadüfen meydana geldiği şeklinde kabul ederler.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Şimdi bunları Risale-i Nur ışığında kısaca ele alalım:</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
1.&nbsp;Evrimciler bir yaratıcıyı kabul etmezler. Varlıkların meydana gelmesini sebeplere, tabiata ve tesadüfe vermektedirler. Bunun cevabı başta 23. Lem’a olmak üzere Ayet-ül Kübra’da ve Risale-i Nur’un muhtelif yerlerinde verilmiştir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
23. Lem’a’da bir varlığın, mesela bir karıncanın meydana gelebilmesi için&nbsp;dört ihtimal&nbsp;sayılır. Bu ihtimaller şunlardır:</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
a- Kendi kendine olmuştur,</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
b- Sebepler yapmıştır,</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
c- Tabiat yapmıştır,</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
d- Sonsuz İlim, irade ve kudret sahibi bir yaratıcının eseridir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Bu ilk üç ihtimalin imkânsız olduğu gösterilirse, dördüncü ihtimal olan, sonsuz ilim, irade ve kudret sahibi bir Allah’ın eseri olduğu kabul edileceği belirtilir. Bu her bir ihtimal için de üçer misal verilir. Biz burada özet olarak bu maddeleri birkaç cümle ile ifade edeceğiz. Daha geniş bilgi Risalelerden elde edilebilir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
a- Kendi kendine olma.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Bu karınca kendisi mevcut olacak ki kendisini yapsın. Kendisi mevcut olmayan bu karınca, kendisini yokluk âleminden nasıl bu varlık âlemine çıkaracaktır?</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Bırakın karıncayı, siz kendinizi anne karnında bir hücreden başlayarak bebek haline kendiniz mi getirdiniz?</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Böyle bir hurafe ve akıl dışı olan bir şey nasıl kabul edilir? Demek ki Allah’a inanmayan evrimciler böyle hurafe şeylere inanıyorlar.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
b- Sebepler yapmış olabilir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Karıncayı meydana getiren sebepler; başta sodyum, potasyum, karbon, hidrojen ve oksijen gibi elementler, karıncanın annesi ve babası gibi varlıklar, hava, su ve güneş gibi cansızlardır.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Şimdi bunların hangisinde karıncayı elementlerden yapıp ondan sonra ona hayat verebilir?</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Karıncada son derece ölçülü ve belirli elementler belirli oranlarda bir araya getirilmiş ve sonra ona hayat verilmiştir. Karıncayı bir tarafa bırakalım. İnsana gelelim. Mesela insanı bu sebeplerden annesi mi yaptı? Kulağını, gözünü ve ağzını yapıp yerine takıp sonra ona hayatı kim verdi? Hâlbuki anne akıllı ve şuurlu iken bunu yapamadığı halde karınca yumurtadaki yavruyu nasıl yapacak?</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Böyle saçma bir inanış olabilir mi?</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
c- Bu karıncayı tabiat yapmış olabilir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Tabiat denen şey; canlı ve cansız varlıkların tamamıdır. Cansız varlıklar; hava, su, toprak, deniz ve güneş gibi varlıklardır. Karıncada hayat vardır, ağzına göre mide, mideye göre rızkını verebilecek ilim irade ve hayat sahibi birisi olması gerekir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Bu cansız varlıklar bunlardan noksan oldukları için onların yapması imkânsızdır.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Canlı varlıklar da üçe ayrılır: Bitkiler, hayvanlar ve insanlar. Bunların içerisinde en akıllı ve şuurlu olan insandır. Bu karıncayı yapsa yapsa insan yapabilir. Hâlbuki onun da yaptığı karınca ya plastikten veya kâğıttandır. Hayat sahibi bir karıncayı insanın yapması mümkün değildir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
O halde bu karıncayı&nbsp;sonsuz ilim, irade ve kudret sahip Allah’ın yaptığı anlaşılır.İlim, akıl, mantık ve fen bize bunu gösteriyor.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
2. Evrimciler evrimi, canlıların birbirinden tesadüfen meydana geldiği&nbsp;şeklinde kabul ederler.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Her bir canlı türü ayrı yaratılmıştır. Koyunlar koyun olarak, atlar da at olarak, tavuklar da tavuk olarak yaratılmıştır. İlim ve fen bunu söylemektedir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Evrimcilerin, canlıların silsile halinde birbirinden meydana geldiği iddiasının ilmi bir dayanağı yoktur. Bediüzzaman da bunu İşarat’ül İ’caz adlı eserinde;&nbsp;“Her nevin (türün) bir adam babası vardır”&nbsp;sözü ile ifade etmiştir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Tesadüfen bir canlının meydana gelmesinin imkânsızlığını ise, Otuzuncu Söz’ün Tahavvülat bahsinde açıklamıştır.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Tahavvülat-ı zerratı, yani zerrelerin (elementlerin) hal değiştirmesinin Allah’ın ilim, irade ve kudretiyle olduğunu nazara verir. Evrimcilerin ve tabiat perestlerin ileri sürdüğü gibi tabiatın ve tesadüfün eseri olmadığını belirtir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Elementler nasıl hal değiştirir?</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Mesela hidrojen bir elementtir yanıcıdır. Oksijen de bir elementtir ve yakıcıdır. İkisi birleşince su meydana gelir. Böylece hidrojen ve oksijenin hali değişmiştir. Sodyum klorür (NaCl2) yemek tuzudur. Belirli bir hali ve etkisi vardır. Bu suya atıldığı zaman sodyum (Na++)&nbsp; ve klora (Cl&#8211;) ayrılır. Bu elementlerin reaksiyonu tuz reaksiyonundan farklıdır. Çünkü hem klorün ve hem de sodyumun reaksiyonu farklıdır.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
İşte bütün bu tip elementlerin birleşmesi ve ayrılması Allah’ın eseridir. Tesadüfün değil. Bu konu İmam-ı Mübin ve Kitab-ı Mübinin belirtildiği dip notta iyice açıklanmıştır. Orada İmam-ı Mübin şöyle tarif edilmektedir:</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
“İmam-ı Mübin, Kader-i İlahinin bir defteri, bir mecmua-i desatiridir (bir düsturlar mecmuasıdır). O desatirin imlası ile ve hükmü ile zerrat (elementler), vücud-u eşyadaki hidematına (hizmetine) ve harekâtına sevk edilir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
İmam-ı Mübin kader defteri se, Kitabı Mübin kudret defteridir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Bunu bir halı misali ile daha iyi anlayabiliriz. Muhtelif desenleri bulunan bir halıyı dokumak istiyoruz. Onun programını önce bilgisayara yükleriz. İşte bu programa bir bakıma o halının kader defteri diyebiliriz. Halının dokunması bu program çerçevesinde olacaktır.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Kabul edin ki bu halı 1 m. eninde 100 m. boyunda, yani 100 m2 olsun. Bir topluluğun resmini de çekip 50. metreye yerleştirebiliriz. Bu halı saatte 1 metre dokuyorsa 100 metre kare halıyı yüz saatte dokuyacaktır. Biz 50 saat sonra bizim de içerisinde bulunduğumuz topluluğun halıda dokunacağını önceden bilebiliriz. Dokuma makinesinin de bilgisayara bağlı olduğunu kabul edin. Bir dokunuşla ve adeta bir “Ol” emri ile o halı dokunmaya başlayacaktır.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Halı ipliklerden, iplikler moleküllerden, molekül de atomlardan meydana gelmektedir. Bu yüz metre karelik halıda trilyonlarca atom vardır. Biz bir “Ol” emri ile bu kadar atoma verdiğimiz bir emirle saatlerce sonra dokunacak halı desenlerini dokuttuğumuz gibi, Allah’da atomlara verdiği emirle bahar halısı gibi yeryüzünü ve milyonlarca canlıyı atomlardan kader defterindeki düsturlara göre dokuyor.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Bilgisayardaki program halinin kader defteri, yani İmam-ı Mübin, dokunan halı da Kita-ı Mübindir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Biz de bir asır önce kader defterinde idik. Şimdi o kader defterinin düsturlarına göre elementlerden yaratıldık. Yani şu anda&nbsp;kitab-ı Mübindeyiz.&nbsp;Tâbi aynı zamanda&nbsp;İmam-ı Mübinde, yani kader defterinde ve Allah’ın ilminde&nbsp;kayıtlıyız.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Bir süre sonra bu Kitab-ı Mübinden ölümle silineceğiz. Ama yine hem Allah’ın ilminde ve hem de Kader Defterinde, yani&nbsp;İmam-ı Mübinde&nbsp;kayıtlı olduğumuz için ahrette yeniden yaratılacağız.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Şimdi burada çok önemli teknik bir ayrıntıya dikkatinizi çekmek isteriz. Bu dokuduğumuz halıda trilyonlarca atomun kullanılacağını biliyoruz. Bu atomların içerisinde program harici bir veya birkaç atomdan meydana gelmiş bir yapı bulunsa -ki biz ona virüs diyoruz- halının programını bozup onu işlemez hale getirebilir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Burada şunu söylemek istiyoruz: Kâinatta her bir varlığın bir kader defteri tarzında dosyası vardır. O varlık bu dosyadaki düsturlara göre elementlerden yaratılır. Bu dosya haricinde bir atom dahi olsa o dosyayı işlemez hale getirebilir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Demek ki kâinatta&nbsp;bir atomun dahi başıboş olmadığını,&nbsp;her bir atomun nerede ve ne zaman görev alacağı, dokunan halı örneğinde olduğu gibi, her bir varlığın kader defteri olan dosyasında kayıtlıdır. Bunu bize bugünün fenni söylüyor.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Evrimciler ne diyor?&nbsp;Onlar diyorlar ki; her bir varlık tesadüfen meydana gelmiştir. Hâlbuki fen bize diyor ki; bir atom dahi tesadüfen hareket edemez.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Şimdi her hangi bir kimse bu halının dokunmasında elementlerin gelişigüzel hareket ettiğini iddia edebilir mi?</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Eğer öyle olsa halının dokunması nasıl mümkün olacaktır?</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
İşte Risale-i Nur baştan sonuna kadar&nbsp;kâinattaki her şeyin belirli bir plan ve programa göre yaratıldığını, bir atomun dahi tesadüfen hareket etmediğinibize bildiriyor.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
1. Pierre Paul Grassé, Evolution of Living Organisms, Academic Press, New York, 1977, s.8&nbsp;<br />
2. Pierre Paul Grassé, Evolution of Living Organisms, s.103&nbsp;<br />
3. Derek Ager, &#8220;The Nature of the Fossil Record.&#8221; Proceedings of the Geological Association, Vol. 87, No:2, 1976, s. 132&nbsp;<br />
4. SBS Vital Topics, David B. Loughran, Nisan 1996, Stewarton Bible School, Stewarton, Scotland,&nbsp;<br />
5. Lewis Thomas, &#8220;On the Uncertainty of Science&#8221;, Key Reporter, vol.46 (Sonbahar 1980), s.2&nbsp;<br />
6. H.A. Orr ve Jerry Coyne (1992), &#8220;The Genetics of Adaptation: A Reassessment&#8221;, American Naturalist, 140, 726&nbsp;<br />
7. H. S. Lipson, &#8220;A Physicist Look at Evolution&#8221;, Physics Bulletin, 31 (1980), s. 138&nbsp;<br />
8. Gregory Alan Pesely, &#8220;The Epistomological Status of Natural Selection&#8221;, Laval Theologique et Philosophique, vol. 38 (Şubat 1982), s. 74&nbsp;<br />
9. Dr. Colin Patterson, &#8220;Evolution and Creationism&#8221;, American Museum of Natural History&#8217;deki konuşmasından, New York City, 5 Kasım 1981&nbsp;<br />
10. SBS Vital Topics, David B. Loughran, Nisan 1996, Stewarton Bible School, Stewarton, Scotland,34. Charles Darwin, Origin Of The Species (Türlerin Kökeni) kitabının &#8220;Everyman&#8217;s Library&#8221; baskısının Önsöz&#8217;ü, 1965&nbsp;<br />
11. Charles Darwin, Origin Of The Species (Türlerin Kökeni) kitabının &#8220;Everyman&#8217;s Library&#8221; baskısının Önsöz&#8217;ü, 1965&nbsp;<br />
12. E.O.Wiley, &#8220;Review of Darwin Retried by MacBeth&#8221; Systematic Zoology, cilt 24 (Haz.1975), s. 270&nbsp;<br />
13. Roger Lewin, In the Age of Mankind, Washington D.C.: Smithsonian Books, 1988. s.22&nbsp;<br />
14. Herribert Nillson, Synthetische Artbildung (lund, İsveç: Verlag CWK Gleerup, 1953), s. 31&nbsp;<br />
15. Introduction: De (Evolution), Encyclopedie Française, Vol.5 (1937) s.6&nbsp;<br />
16. Norman Macbeth, Darwin Retried: An Appeal to Reason, Boston: Gambit, 1971, s. 147&nbsp;<br />
17. Cemal Yıldırım, Evrim Kuramı ve Bağnazlık, Bilgi Yayınevi, Ocak 1989, s.56-57&nbsp;<br />
18. Cemal Yıldırım, Evrim Kuramı ve Bağnazlık, s.134&nbsp;<br />
19. Cemal Yıldırım, Evrim Kuramı ve Bağnazlık, s.108&nbsp;<br />
20. François Jacob, Mümkünlerin Oyunu, Kesit Yayıncılık, İstanbul 1996, s. 50-51&nbsp;<br />
21. C.D. Darlington, &#8220;Origin of Darwinism&#8221;, Scientific American, Mayıs 1959, s.68&nbsp;<br />
22. Christopher Wills, Genlerin Bilgeliği, Sarmal Yayınevi, Mart 1997, İstanbul, s.86</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Kaynak: wwwsorularlaislamiyet.com</div>
<div class="separator" style="clear: both; text-align: center;">
<iframe loading="lazy" allowfullscreen="" class="YOUTUBE-iframe-video" data-thumbnail-src="https://i.ytimg.com/vi/-_AXGy0B4h8/0.jpg" frameborder="0" height="366" src="https://www.youtube.com/embed/-_AXGy0B4h8?feature=player_embedded" width="520"></iframe></div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
</div>
</div>The post <a href="https://ateistlerecevap.org/evrim-nedir-ve-daha-farkl-sorular/" data-wpel-link="internal">Evrim nedir? Evrim var mıdır? Ve daha farklı sorular.</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ateistlerecevap.org/evrim-nedir-ve-daha-farkl-sorular/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kıyamet nasıl kopacak?</title>
		<link>https://ateistlerecevap.org/kiyamet-nasil-kopacak/</link>
					<comments>https://ateistlerecevap.org/kiyamet-nasil-kopacak/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ateistlere Cevaplar]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 24 Mar 2017 18:24:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sorular]]></category>
		<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.ateistlerecevap.org/?p=80</guid>

					<description><![CDATA[<p>Değerli kardeşimiz, Kıyamet Saati “Kıyamet, filan tarihte kopacaktır.” demek haddime olmadığı halde, burada size tarih tahmin etme cüretinde bulunacağım. Elbette kimse yarın başına ne geleceğinden emin olamaz. Ama, ölüm yaklaştıkça, yakınlığını hissedersiniz. Yaratan, yaklaşarak iyice açıklanma noktasına gelen kıyameti “Neredeyse gizleyeceğim.”(1)&#160;diyor. Kıyamet iyice yaklaştığında da, geldi geliyor demeye başlarsınız ve tahminleriniz doğruya yaklaşır. Allah şöyle [&#8230;]</p>
The post <a href="https://ateistlerecevap.org/kiyamet-nasil-kopacak/" data-wpel-link="internal">Kıyamet nasıl kopacak?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div style="box-sizing: inherit; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
<div class="separator" style="clear: both; text-align: center;">
<img loading="lazy" decoding="async" alt="Kıyamet nasıl kopacak?" border="0" height="304" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2017/03/75401.jpg" style="margin-left: auto; margin-right: auto;" title="Kıyamet nasıl kopacak?" width="640" /></div>
<p>
Değerli kardeşimiz,</div>
<div style="box-sizing: inherit; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Kıyamet Saati<br />
<br style="box-sizing: inherit;" /><br />
“Kıyamet, filan tarihte kopacaktır.” demek haddime olmadığı halde, burada size tarih tahmin etme cüretinde bulunacağım. Elbette kimse yarın başına ne geleceğinden emin olamaz. Ama, ölüm yaklaştıkça, yakınlığını hissedersiniz. Yaratan, yaklaşarak iyice açıklanma noktasına gelen kıyameti “Neredeyse gizleyeceğim.”<a href="https://www.ateistlerecevap.org/" target="_blank" rel="noopener noreferrer" data-wpel-link="internal">(1)</a>&nbsp;diyor. Kıyamet iyice yaklaştığında da, geldi geliyor demeye başlarsınız ve tahminleriniz doğruya yaklaşır.<br />
<br style="box-sizing: inherit;" /><br />
Allah şöyle uyarır: “Sana kıyametin ne zaman gelip çatacağını soruyorlar. De ki: Onun ilmi ancak Rabbimin katındadır. Onun zamanını Ondan başkası açıklayamaz. O göklere de, yere de ağır gelmiştir. O size ansızın gelecektir.”<a href="https://www.ateistlerecevap.org/" target="_blank" rel="noopener noreferrer" data-wpel-link="internal">(2)</a>“Kıyametin zamanı hakkındaki bilgi, ancak Allah’ın katındadır. Hiç kimse yarın ne kazanacağını bilemez.”<a href="https://www.ateistlerecevap.org/" target="_blank" rel="noopener noreferrer" data-wpel-link="internal">(3)</a>“Kıyamet yaklaştıkça yaklaşmıştır.”<a href="https://www.ateistlerecevap.org/" target="_blank" rel="noopener noreferrer" data-wpel-link="internal">(4)</a>“Gülüyorsunuz da ağlamıyorsunuz. Habersiz oyalanıyorsunuz.”<a href="https://www.ateistlerecevap.org/" target="_blank" rel="noopener noreferrer" data-wpel-link="internal">(5)</a></div>
<div style="box-sizing: inherit; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
<img decoding="async" alt="Kur'an dan kıyamet senaryoları" src="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/articles/kiyamet-1.jpg" style="border: 0px; box-sizing: inherit; height: auto; max-width: 100%;" /></div>
<div style="box-sizing: inherit; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
<br style="box-sizing: inherit;" /><br />
26 Ekim 1992 gecesi rüyamda kıyametin kopuşunu görmüştüm. Kıyametin başlayacağını anlayınca, caddelere daldım; karşılaştıklarımı kollarından tutup, ahirete hazırlanmamız gerektiğini anlatıyordum. Her kimi yakaladıysam, sözümü bitiremeden elimden sıyrılıp gitti. Anlatamamamın üzüntüsüyle koşuştururken, yıkılış başladı ve ben köşeme çöküp, ölümü izledim.<br />
<br style="box-sizing: inherit;" /><br />
Dünya dalgalanıyor; çatlayıp parçalanan zeminlerden alevler fışkırıyordu.Üzerime serpilecek kaya, dağ veya alev yığınlarının korkusu içerisindeydim. Dizlerime kapanıp beklerken, “Allah’ım, bana acı verme!” diyordum.<br />
<br style="box-sizing: inherit;" /><br />
Karanlıkta bedenimi kaybettim. Ardından, kömürleşmiş harabeler üzerinde gözlerimi açtım; bir yerlere doğru ilerliyordum. İçimden, “Neden dinlemedik, anlamadık.” diye üzülüyordum. Başımı çevirip, toprağı siyah, göğü karanlık gördüğüm anda uyandım.<br />
<br style="box-sizing: inherit;" /><br />
Sabahleyin, TBMM Soruşturma Komisyonlarındaki görevime gittim. Bir elimde günün gazetesi, diğer elimde çayı yudumlarken, rüyamı anlamlandırmaya çalışıyordum. Gazetenin rasgele bir sayfasını açtım. Gözüm “Kıyametin tarihi belirlendi” şeklindeki başlığa takıldı. Heyecanlandım, ürperdim. Haber şöyleydi: “Herkesin merak ettiği kıyamet günü, sonunda açıklandı: 14 Ağustos 2126. İngiliz-Avustralya Rasathanesinde görevli ünlü gökbilimci Duncan Stell, üç mil genişliğindeki Swift Tuttle adlı bir kuyruklu yıldızın saniyede 37 mil süratle üzerimize geldiğini ve hesaplanan tarihte, bir milyon nükleer bombadan daha etkili bir patlamayla yeryüzüne çarpacağını açıkladı.”(6)<br />
<br style="box-sizing: inherit;" /><br />
Haberin rüyamın üzerine gelmesinden etkilendim ve kıyametin tarihiyle ilgili araştırmalar yaptım. Hz. Muhammed’in (asm) “Ümmetimin ömrü bin seneyi geçecek; fakat bin beş yüz seneyi çok aşmayacaktır.”(7)&nbsp;dediğini okudum. Ebced hesabıyla yorumlanan bir hadisten de Hicri 1545 (Miladi 2120) tarihinin kıyamet yılı olabileceğinin bulgulandığını gördüm.(8)&nbsp;Bunlara benzer başka tarihleri de yan yana getirdiğimde, ilginç bir örtüşmenin yaklaşık aynı yıllara işaret ettiğini anladım.<br />
<br style="box-sizing: inherit;" /><br />
Bu rüyadan dokuz yıl sonra, kıyamet hakkında bir kitap yazmak istedim; verileri toparladım.(9)&nbsp;Swift-Tuttle’la ilgili gelişmeleri konunun uzmanlarından Prof. Brian G. Marsden’e sordum. Prof. Marsden’in, 17 Nisan 2001 tarihli e-posta cevabı şöyleydi: “Eğer yörüngesi dünyanın yörüngesiyle kesişen Swift-Tuttle, gelecek geçişinde dünyaya çarpacak olsaydı, bu 14 Ağustos 2126’da olacaktı. Kuyruklu yıldız her geçişinde gecikme yapıyor. Çinlilerin M.Ö. 68 ve M.S. 188 yıllarındaki gözlemlerini de dikkate alarak yapılan hassas hesaplamalarda, o tarihte dünyaya çarpma ihtimalinin çok düşük olduğu anlaşıldı.” Prof. Marsden’e, 2120’de herhangi bir çarpışma ihtimali olup olmadığını da sordum. “O tarihte bir çarpışma olacaksa, bunun bizim henüz bilemediğimiz bir gökcismiyle olabileceğini” yazdı.<br />
<br style="box-sizing: inherit;" /><br />
Bilemediğimiz göktaşlarının dünyaya yaklaşıyor olma ihtimalleri yüksekmiş demek. NASA bilim adamlarına göre, 2004 Haziran ayında keşfedilen 400 metre çapındaki 2004 MN4 adı verilen göktaşı 13 Nisan 2029’da üç yüzde bir ihtimalle dünyaya çarpabilirmiş.(10)&nbsp;Göktaşı yaklaştıkça çarpışma ihtimali artıyor; hesaplanan son ihtimal otuz sekizde bir(11)… Daha böyle ne haberler okuyacağız, hiç de ciddiye almadan…<br />
<br style="box-sizing: inherit;" /><br />
Gerçekten de 2100 yılından sonrası tufan mı olacak? Artık önümüzdeki 50-70 yılın ardından, kıyamet saatine kadar çevresel dengesizlikler birbirini kovalayacak mı? Kıyamet dünyayı ne zaman yakalayacak? Her uyanık vicdan kendi cevabını bulur.<br />
<br style="box-sizing: inherit;" /><br />
2004 yılında, 50 bin ışık yılı uzağımızda patlayan Nötron yıldızının saniyede yaydığı enerjiyi, Güneş’imiz ancak bir milyon yılda yayabiliyor. Bilimcilere göre, bu patlama 10 ışık yılı yakınımızda yaşansaydı, dünya hayatının çoğu sönecekti.(12)&nbsp;Bundan böyle, kıyamet haberleri de fırtınayı bildiren rüzgarlar gibi esip duracaktır. Sonunda asıl fırtına ansızın, umulmaz ve beklenmezken gelip çatacaktır.(13)<br />
<br style="box-sizing: inherit;" /><br />
Alman Bild Gazetesinin manşetten verdiği bir haberde, bilim adamları kıyamet uyarısı yapıyorlardı. Bunlardan BBC’ye de konuşan Prof. Sir David King, “Eğer dünyanın bu kötü gidişi daha da hızlanmazsa, bize geriye sağ salim yaşayabileceğimiz 60 yıl kalıyor.” demiş.(14)&nbsp;Hatta Washington Worldwatch Enstitüsüne bakılırsa, torunlarımızdan sonrasına dünya yok.(15)&nbsp;Yani artık iş işten geçmiş demeye getiriyorlar.<br />
<br style="box-sizing: inherit;" /><br />
Dünyanın yaşanmaz hale geleceği yıllar pek yakın diye korkmalı ve çabayı terk etmeli miyiz? Aksine, sonsuzluğa layık olmanın yolu, tamir etmeye, iyi izler bırakmaya çırpınmaktan geçer. Kıyamet bilgisi, çalışkanlığa ve iyiliklere yönelmemizi sağlamalıdır.<br />
<br style="box-sizing: inherit;" /><br />
Evrenin Yıkılışı<br />
<br style="box-sizing: inherit;" /><br />
Kıyamet nasıl kopacak? Sadece dünyayı ve güneş sistemini mi kapsayacak; yoksa tüm evreni mi kuşatacak? Dünyanın kıyameti ile güneş sisteminin ve evrenin kıyameti aynı zaman kesitinde mi gerçekleşecek?<br />
<br style="box-sizing: inherit;" /><br />
“Onlar, kıyamet gününün ansızın gelip çatmasını mı bekliyorlar? Şüphesiz onun alâmetleri belirmiştir. Kendilerine gelip çatınca ibret almaları neye yarar!”(16)&nbsp;Fakat, ne yazık ki, “insanların çoğu (kıyametin geleceğine) inanmazlar.”(17)<br />
<br style="box-sizing: inherit;" /><br />
“Göklerin ve yerin gaybı Allah’ındır. O saate / dünyanın sonuna ilişkin emirse, bir göz açıp yummak gibi, hatta ondan da yakındır. Allah’ın kudreti her şeye yeter.”(18)&nbsp;Yaratan evrene birden vücut verdiği gibi, kıyameti de birden başlatır. Yolunda gider gibi görünen her iş, aniden tersine döner.</div>
<div style="box-sizing: inherit; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
<img decoding="async" alt="" src="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/articles/kiyamet-2.jpg" style="border: 0px; box-sizing: inherit; height: auto; max-width: 100%;" /></div>
<div style="box-sizing: inherit; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
<br style="box-sizing: inherit;" /><br />
Dünyamıza yönelen tehditler artıyor. Geçenlerde bir göktaşı dünyanın yakınından teğet geçmiş.(19)&nbsp;Bilimciler bir göktaşının çarpacağından emin olsalar, bunu bize açıklayabilirler miydi? Rusya Bilimler Akademisinden Mihail Smirnov “175 yıl içinde dünyamıza göktaşı düşmeyeceğini” açıklamış. Smirnov’a göre, “o zamana kadar zaten insanoğlu, göktaşlarını yok etmeyolunu çoktan bulurlarmış.”(20)<br />
<br style="box-sizing: inherit;" /><br />
Science dergisinde yayınlanan bir araştırmaya göre, 16 Mart 2880 tarihinde bir kilometre genişliğindeki bir göktaşının dünyaya çarpacağı “belirlenmiş.” Bilim adamları bu sürede göktaşının yörüngesini değiştirme teknolojisini geliştirebileceğimize inanıyormuş. Hatta Jet Propulson Laboratuvarından Jon D. Giorgini önümüzdeki uzun zamandan yararlanarak çaresine bakacağımızı düşündüğünden, endişelenmiyormuş.(21)&nbsp;Hep aynı kandırmaca ve aynı oyalanma…<br />
<br style="box-sizing: inherit;" /><br />
Göktaşları, yer taşları işin bahanesidir. Evrenin yıkılışına yönelen İlâhî Kudret, evrensel meleklerden İsrafil’in (as) nefesi üzerinden evrene akar.&nbsp;İsrafil’in surundan yayılan enerji, evrenin enerji dengesini bozarsa sistem çökmeye başlar.Dengesizlik her zerreciğe ulaşır; evren galaksileriyle ve gök katlarıyla çökmeye başlar. O gün Sur üflenir; göklerde ve yerde kim varsa, Allah’ın dilediği kimselerden başka hepsi çarpılıp yıkılır.(22)<br />
<br style="box-sizing: inherit;" /><br />
Evren gerilen bir kauçuk çarşaf gibi her yandan genişliyor; atomlardan galaksilere kadar tüm zerreler birbirinden uzaklaşıyor. Bilimciler bu durumun evrenin içerisinde gizli kara enerjiden kaynaklanabileceğini düşünüyorlar.(23)&nbsp;Evren, kendisinden onlarca kat büyüklükte gizli bir enerjinin elindeyse, o enerjinin geriye çekilmesinin sonuçlarını hayal edebilirsiniz.<br />
<br style="box-sizing: inherit;" /><br />
İster gelmekte olan, isterse aniden yaratılan bir sebeple perdelenerek veya isterse de sebepsiz başlatılan yıkılış süreci dünyayı kuşatır. Bir göktaşı mı çarpar; evrenin enerji dengeleri mi bozulur; güneş sistemi ve galaktik sistemler mi çöker? Nasıl olacaksa, kıyamet başlar.<br />
<br style="box-sizing: inherit;" /><br />
Allah, göklerin ve yerin gaybından elektronlara gönderdiği kuvveti geri çekiverse, o saniyede olacakları hayal edin. Evren saatinin tüm çarkları birbirinden kopar; madde makinesinin parçacıkları yay gibi yerlerinden fırlar. Tarifsiz bir başıboşluk ve beraberinde köpük gibi sönüp yok olma yaşanır.<br />
<br style="box-sizing: inherit;" /><br />
Dünyanın ölümü ürkütücüdür: “Yer o sarsıntıyla sarsıldığında, yer ağırlıklarını çıkardığında…”(24)&nbsp;Yer şiddetle sarsıldığı, dağlar serpildikçe serpildiği, hepsi dağılıp toz duman haline geldiği, (zaman)…(25)&nbsp;O gün yer ve dağlar sarsılacak, dağlar erimiş bir kum yığınına dönecektir!<a href="https://sorularlaislamiyet.com/#_ftn26" id="_ftnref26" name="_ftnref26" style="background-attachment: initial; background-clip: initial; background-image: initial; background-origin: initial; background-position: 0px 0px; background-repeat: initial; background-size: initial; box-sizing: inherit; text-decoration-line: none;" title="" data-wpel-link="external" rel="nofollow external noopener noreferrer">&nbsp;</a><br />
Ölüm evrene yayılır. “Hani o yıldızlar silinip, o gök kubbe açıldığında,(27)&nbsp;gökyüzü çatlayıp, yıldızlar döküldüğünde…(28)&nbsp;Gök onun dehşetiyle çatlamıştır ve Onun vaadi yerine getirilmiştir.”(29)&nbsp;Ne zaman ki o göz kamaşır, Ay tutulur, Güneş ve Ay bir araya getirilir… O gün insan, “Kaçacak yer neresi!” diyecektir.(30)<br />
<br style="box-sizing: inherit;" /><br />
<img decoding="async" alt="" src="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/articles/kiyamet-3.jpg" style="border: 0px; box-sizing: inherit; height: auto; max-width: 100%;" /><br />
<br style="box-sizing: inherit;" /><br />
Güneş’le aramıza bir perde girseydi karanlığa düşerdik. Yaratan, nurunun, kudretinin yansımasını bir an durdursa, o an evren yoktur. Boşuna kıyamet senaryoları üretiyoruz.<br />
<br style="box-sizing: inherit;" /><br />
Yokluğa Dönüş<br />
<br style="box-sizing: inherit;" /><br />
Kıyamet gününe ulaşıldığında, dünyada sadece cisimsel zevklerine saplanmış, ilgisiz ve duyarsız insanlar yaşıyor olacak. Tüm işaretleri gördükleri halde, hâlâ bir biçimde kurtulacaklarını hesaplayacaklar, oyalanacaklar, isyanlarını sürdürecekler.<br />
<br style="box-sizing: inherit;" /><br />
<img decoding="async" alt="" src="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/articles/kiyamet-4.jpg" style="border: 0px; box-sizing: inherit; height: auto; max-width: 100%;" /></div>
<div style="box-sizing: inherit; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Öyle bir deprem gürültüsüyle sarsılacaklar ki, birçok kalp göğüs kafesinde patlayıverecek.&nbsp;Pek çoğunun beyin damarları oracıkta çatlayacak. Ufkunuzdan Ay’a uzanan alevlerin üzerinize estiğini düşünün. Denizler göklerden boşalırcasına üzerinize akıyor. Dağlar temellerinden parçalanıyor, zeminler çöküyor, toprağın içinin dışına çıkışını izliyorsunuz. Yer ölüm, gök ölüm haykırıyor.<br />
<br style="box-sizing: inherit;" /><br />
Kıyamet anında melekler, cinler, şeytanlar, ruhlar güçsüz ve çaresizdir, şaşkındır, ürperti halindedir.&nbsp;Evren doğdu doğalı, böyle inanılmaz bir dehşetle karşılaşmamıştı. “Ey insanlar! Rabbinizden korkun! Çünkü kıyamet vaktinin depremi müthiş bir şeydir!”(31)<br />
<br style="box-sizing: inherit;" /><br />
Her canlı, ölünceye kadar kıyametin dehşetine tanıklık eder. İnsanlar öldükten sonra da olayları ruh gözleriyle görmeye devam ederler. Yıkılış berzahtaki ruhların huzurlarında yaşanır. Berzah evreni de parçalanır. Cehennemi umanların dehşeti, cenneti bekleyenlerin müjdeleşmelerine karışır.<br />
<br style="box-sizing: inherit;" /><br />
Hani gece vakti idamlık mahkumları alıp darağacına veya kurşuna dizilecekleri meydana götürürler ya… Bir de, seçilmeyi başarmış liderlere büyük törenlerde taç giydirirler… O gün, herkes yakında yaşayacaklarını hissetmektedir. Her şey herkesin huzurunda açığa çıkacak; yakında tarihin en büyük hesaplaşması yaşanacaktır.<br />
<br style="box-sizing: inherit;" /><br />
“O gün biz göğü kitapların sayfalarını dürüp büker gibi düreceğiz.”(32)&nbsp;emri gerçekleşir. Evrenin maddesi çöker, sistemler dağılır. Galaksilerin çöküşünü gök katlarının kapanışı izler. Ruhlar ve melekler de birer birer söner ve “O (Allah’ın) zatından başka her şey yok olucudur (olacaktır.)”(33)&nbsp;ayetinin nihaî hükmü gerçekleşir.<br />
<br style="box-sizing: inherit;" /><br />
Kıyamet kopmuştur. Zaman biter ve Allah’tan başkasının vücudu yok olur. Artık her şey sadece Allah’ın bilgisindedir. Muhteşem bir romanın son sayfası da yaşanmış ve tarihe gönderilmiştir. Madde ve vücut adına her şey köpük gibi sönmüş; evren mum gibi eriyip tükenmiştir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
</div>
<div id="flippy">
Kaynak</div>
<div id="flippanel">
www.sorularlaislamiyet.com
</div>
<div class="separator" style="clear: both; text-align: center;">
<iframe loading="lazy" allowfullscreen="" class="YOUTUBE-iframe-video" data-thumbnail-src="https://i.ytimg.com/vi/BGewVGSn6v8/0.jpg" frameborder="0" height="366" src="https://www.youtube.com/embed/BGewVGSn6v8?feature=player_embedded" width="520"></iframe></div>
<p></p>The post <a href="https://ateistlerecevap.org/kiyamet-nasil-kopacak/" data-wpel-link="internal">Kıyamet nasıl kopacak?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ateistlerecevap.org/kiyamet-nasil-kopacak/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Müslümanların çile çekmesinin sebebi nedir?Dünyada çile çekenler, zulme uğrayanlar hep Müslümanlar Neden?..</title>
		<link>https://ateistlerecevap.org/muslumanlarin-cile-cekmesinin-sebebi/</link>
					<comments>https://ateistlerecevap.org/muslumanlarin-cile-cekmesinin-sebebi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ateistlere Cevaplar]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 19 Mar 2017 13:39:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sorular]]></category>
		<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.ateistlerecevap.org/?p=81</guid>

					<description><![CDATA[<p>Değerli kardeşimiz, Geçmişte olduğu gibi günümüzde de&#160;saadet&#160;ve&#160;refah&#160;çoğu zaman karıştırılıyor. Bu yanlış değerlendirme, istikbale de intikal edeceğe benzer. Bazıları, servet ve makamı, şan ve şöhreti, lüks ve debdebeyi saadetle aynı zannederler. Halbuki çevrelerinde nice insanlar görürler ki, dünyanın her türlü imkânına kavuşmuş ve diledikleri her zevki tatma gücüne sahiptirler, ama mesut değildirler. Kimi hanımıyla geçimsizdir, kimi [&#8230;]</p>
The post <a href="https://ateistlerecevap.org/muslumanlarin-cile-cekmesinin-sebebi/" data-wpel-link="internal">Müslümanların çile çekmesinin sebebi nedir?Dünyada çile çekenler, zulme uğrayanlar hep Müslümanlar Neden?..</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div class="separator" style="clear: both; text-align: center;">
<a href="https://3.bp.blogspot.com/-w3Bpa4MFECA/WM6MIP-RoDI/AAAAAAAAFhA/Hqh6x-4KCVIcpdjqvhgf-EY_aXDxHoN6ACLcB/s1600/Mezhepler%2B%25282%2529.png" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;" data-wpel-link="external" rel="nofollow external noopener noreferrer"><img loading="lazy" decoding="async" border="0" height="360" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2017/03/Mezhepler28229.png" width="640" /></a></div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Değerli kardeşimiz,</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Geçmişte olduğu gibi günümüzde de&nbsp;saadet&nbsp;ve&nbsp;refah&nbsp;çoğu zaman karıştırılıyor. Bu yanlış değerlendirme, istikbale de intikal edeceğe benzer.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Bazıları, servet ve makamı, şan ve şöhreti, lüks ve debdebeyi saadetle aynı zannederler. Halbuki çevrelerinde nice insanlar görürler ki, dünyanın her türlü imkânına kavuşmuş ve diledikleri her zevki tatma gücüne sahiptirler, ama mesut değildirler. Kimi hanımıyla geçimsizdir, kimi oğlunun haylazlığından dertlidir. Kimi, annesinin amansız derdine şifa aramaktadır. Kiminin piyasada bir hayli alacağı vardır, ödenmemektedir; kimi ortağıyla problemlidir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Böyle binlerce, on binlerce sebep, insanoğluna dünyanın rahat yeri olmadığını aralıksız ders verir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
İlâhi Ferman haber veriyor:</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
“Sizi, bir imtihan olarak, şer ve hayırla deneyeceğiz. Hepiniz de nihayet bize döndürüleceksiniz.”(Enbiya, 21/35)</div>
</blockquote>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Buna göre dünya bir imtihan meydanıdır.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Bir hadis-i şerifte de,&nbsp;&#8220;dünya ahiretin tarlası”&nbsp;olarak takdim edilir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Bu dünya, rahat yeri değil, imtihan meydanı ve ahiretin tarlası olarak yaratılmış. Bu imtihan salonunda, insanlar sürekli çaba gösterir, ter dökerler. Ve bu tarlada, ahiretleri namına her gün bir bağ derleyip günlerini yorgun argın bitirirler.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Allah Resulü (asm.) haber veriyor:</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
“Dünyada rahat yoktur.”</div>
</blockquote>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Gece ve gündüzün birbirini kovaladığı, hastalıklarla sıhhatin nöbetleşe insanı yokladığı, zorluklarla kolaylıkların yine ard arda insanı sardığı, fırtınayla sükunetin insan ruhunda nöbetleşe hükmettiği bu garip dünyada, rahat ve huzur bulmak ne mümkün!</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Dünyada rahat yoktur, ama mümin için saadet vardır. İnsan bu dünyada imanı tatmış ve salih amelin yolunu tutmuşsa, acı-tatlı her hâdiseden ahireti namına bir takım faydalar edinir. Ve en önemlisi, bu dünyanın rahat yeri olmadığını bilmenin verdiği rahatı tadar ve huzursuzluktan kurtulur.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Allah Resulün (asv)&#8217;den bir saadet formülü:</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
“Dünyada ya garip bir insan, ya da yolcu gibi ol.”</div>
</blockquote>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Bu hadis-i şerifte saadetin iki önemli kaynağına dikkat çekilmiş ve iki ayrı saadet reçetesi birlikte sunulmuştur:</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Birinci reçete:&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">Bu dünyada garip olduğunu, bu gurbet ilinde, asıl yurdu olan cennet için bir şeyler kazanmağa geldiğini bilmek.</em>&nbsp;Kendini böyle bilen ve dünyaya böyle bakan bir insan, bu fâni hayata gönül bağlamaz. Onun geçici problemlerine gereğinden fazla önem vermez. Bu gurbet diyarından bir gün göçeceğini bilir. Gözü hep o saadet yurdundadır.</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
“Sen burada misafirsin ve buradan da diğer bir yere gideceksin. Misafir olan kimse, beraberce getiremediği bir şeye kalbini bağlamaz.”&nbsp;(Mesnevî-i Nuriye)</div>
</blockquote>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
İkinci reçete:&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">“Yolcu olduğunu bilmek ve öylece yaşamak.”&nbsp;</em>Böyle bir insanın bütün meselesi idealindeki şehre varmaktır; otobüste ön yahut arka koltuklarda oturması fazla önem taşımaz. Gazetelerde okuruz: Falan katil, filan ülkede yakalanmış ve uçakla Türkiye’ye getirilmiştir. Bu adamın uçakla gelmesi kendisini ne derece mesut edebilir ve ne ölçüde rahatlatır! Ama İstanbul’a ticaret için giden bir Anadolu esnafı, otobüsün en arkasında da otursa keyfine diyecek yoktur. Çünkü bu yolculuğun sonu, mal almak ve bu sıkıntıların neticesi zengin olmaktır.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Diğer taraftan, insan otobüs yolculuğunda evindeki imkânları aramazsa o dar mekândan sıkılmaz ve rahatsız olmaz. Aksi halde, kendi huzursuzluğunu kendi eliyle hazırlamış olur. Nur Külliyatında birbirinden önemli ve değerli nice saadet reçeteleri mevcut. Bunlardan üç tanesini takdim edelim:</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
“Sultan-ı Ezelî’ye iman ile intisab eden ve amel-i sâlih ile itaat eden bir insan, şu misafirhane-i dünya menzillerinden ve âlem-i berzah ve âlem-i mahşer dairelerinden ve hâkeza kabirden sonraki bütün âlemlerin geniş hududlarından berk ve burak sür’atinde geçer. Tâ saadet-i ebediyeyi bulur.”(Sözler)</div>
</blockquote>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
İnsan, iman ile, Rabbine intisap eder. Böylece, sahipsiz ve hamisiz olmamanın zevkini tadar.&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">“Beni yapan, yaratan, her organımı yerli yerine koyan ve ruh dünyamı en güzel şekilde tanzim eden, hissiyatımın her birini ayrı bir vazifede çalıştıran bir Hâlıkım var. Kan deveranım Onun rahmetiyle olduğu gibi, dünyamın dönmesi de Onun kudretiyle. Öyleyse, ben başıboş değilim, kimsesiz değilim, sahipsiz değilim.”&nbsp;</em>der.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Allah’ın kulu ve eseri olmanın, ruha verdiği sürur, kalbe verdiği zevk ve safa hiçbir dünyevî nimetle kıyasa girmez.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
İmandan başlayarak, iki dünya saadetine uzanan bir saadet zinciri:</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
“İman tevhidi, tevhid teslimi, teslim tevekkülü, tevekkül saadet-i dareyni iktiza eder.”(Sözler)</div>
</blockquote>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
İki dünya saadeti tevekkül ile mümkün.&nbsp;“Her hayır Allah’ın elindedir.”&nbsp;diyen bir mümin, bu dünya ve öte dünya için ne hayır talep ediyorsa, onun şartlarını yerine getirir ve Allah’a tevekkül etmekle huzur bulur.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Tevekkül,&nbsp;Allah’ı vekil bilmek demektir. Bu, imandan gelen bir şuurdur ve teslimin neticesidir. Allah’a teslim olanlar Ona tevekkül ederler. Teslim de tevhitten kaynaklanır. Allah’tan başka gerçek fail olmadığını, her şeyin Onun mülkü olduğunu ve Onun tasarrufunda bulunduğunu bilen bir insan, elbette Ona teslim olacaktır.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
İki dünya saadetinin bir başka reçetesi:</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
“Nefsi gemlemekle bağlamak, ruhu kemalâta kamçılamakla serbest bırakmanın şe’ni, saadet-i dareyndir.”(Sözler)</div>
</blockquote>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Bu cümlede, iki dünyanın saadeti, iki şarta bağlanmış oluyor. Birincisi, nefse hâkim olup onu dizginlemek, diğeri ise ruhu terakki ettirmek.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
</div>
<div style="box-sizing: inherit; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
<div id="flippy" style="color: #666666; font-family: arimo, arial, verdana, sans-serif;">
Kaynak</div>
<div id="flippanel">
&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;&nbsp;<b>&nbsp; www.sorularlaislamiyet.com<br />
</b></div>
<div style="color: #666666; font-family: arimo, arial, verdana, sans-serif;">
</div>
<div class="separator" style="clear: both; text-align: center;">
</div>
<p>&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;<iframe loading="lazy" allowfullscreen="" class="YOUTUBE-iframe-video" data-thumbnail-src="https://i.ytimg.com/vi/iHEMPruFtT0/0.jpg" frameborder="0" height="366" src="https://www.youtube.com/embed/iHEMPruFtT0?feature=player_embedded" width="520"></iframe></p>
<div class="separator" style="clear: both; text-align: center;">
<iframe loading="lazy" allowfullscreen="" class="YOUTUBE-iframe-video" data-thumbnail-src="https://i.ytimg.com/vi/XsV9dCp21NA/0.jpg" frameborder="0" height="360" src="https://www.youtube.com/embed/XsV9dCp21NA?feature=player_embedded" width="520"></iframe></div>
<div class="separator" style="clear: both; text-align: center;">
</div>
<div class="separator" style="clear: both; text-align: center;">
</div>
<p>&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;<iframe loading="lazy" allowfullscreen="" class="YOUTUBE-iframe-video" data-thumbnail-src="https://i.ytimg.com/vi/TWdVuF4eeL8/0.jpg" frameborder="0" height="366" src="https://www.youtube.com/embed/TWdVuF4eeL8?feature=player_embedded" width="520"></iframe></p>
</div>The post <a href="https://ateistlerecevap.org/muslumanlarin-cile-cekmesinin-sebebi/" data-wpel-link="internal">Müslümanların çile çekmesinin sebebi nedir?Dünyada çile çekenler, zulme uğrayanlar hep Müslümanlar Neden?..</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ateistlerecevap.org/muslumanlarin-cile-cekmesinin-sebebi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Mezhepler neden var?</title>
		<link>https://ateistlerecevap.org/mezhepler-neden-var/</link>
					<comments>https://ateistlerecevap.org/mezhepler-neden-var/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ateistlere Cevaplar]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 05 Mar 2017 14:56:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sorular]]></category>
		<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.ateistlerecevap.org/?p=82</guid>

					<description><![CDATA[<p>Yazının sonundaki videoları izlemenizi tavsiye ederim. İslam düşmanları tarafından işletilen mevzulardan biri de&#160;&#8220;mezhep&#8221;meselesidir.&#160;Mezhep meselesi bir taraftan İslam&#8217;da bir ihtilaf unsuru gibi gösterilmeye çalışılırken, diğer taraftan bir takım demagojilerle saf zihinler bulandırılmak istenmektedir. Meselenin üzerine biraz eğildiğimiz zaman mezheplerin bir ihtiyaçtan doğduğu, hiçbir zaman ihtilaf unsuru olmadığı anlaşılacaktır. İtikat ve amel&#160;diye iki kısımdan meydana gelen İslam [&#8230;]</p>
The post <a href="https://ateistlerecevap.org/mezhepler-neden-var/" data-wpel-link="internal">Mezhepler neden var?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div class="separator" style="clear: both; text-align: center;">
</div>
<div class="separator" style="clear: both; text-align: center;">
<a href="https://1.bp.blogspot.com/-ym44RItIWUA/WLwlaAJb7vI/AAAAAAAAFf0/N-pliiKc9oEGyDbx232KYCploUJamByVQCLcB/s1600/Mezhepler%2B%25281%2529.png" imageanchor="1" style="margin-left: auto; margin-right: auto;" data-wpel-link="external" rel="nofollow external noopener noreferrer"><img loading="lazy" decoding="async" alt="Mezhepler" border="0" height="360" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2017/03/Mezhepler28129.png" title="Neden Mezhepler Var" width="640" /></a></div>
<div style="box-sizing: inherit; margin-bottom: 1em;">
Yazının sonundaki videoları izlemenizi tavsiye ederim.</div>
<div style="box-sizing: inherit; font-family: arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
İslam düşmanları tarafından işletilen mevzulardan biri de&nbsp;&#8220;mezhep&#8221;meselesidir.&nbsp;Mezhep meselesi bir taraftan İslam&#8217;da bir ihtilaf unsuru gibi gösterilmeye çalışılırken, diğer taraftan bir takım demagojilerle saf zihinler bulandırılmak istenmektedir. Meselenin üzerine biraz eğildiğimiz zaman mezheplerin bir ihtiyaçtan doğduğu, hiçbir zaman ihtilaf unsuru olmadığı anlaşılacaktır.</div>
<div style="box-sizing: inherit; font-family: arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
İtikat ve amel&nbsp;diye iki kısımdan meydana gelen İslam dininde, mezhepler, ameli (pratikte yaşanan) kısımları mevzu olarak ele alır. Birden fazla mezhebin meydana gelmesi, nazari prensiplerin mezhep imamlarınca farklı anlaşılmasından ileri gelmiştir.(1)</div>
<div style="box-sizing: inherit; font-family: arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Mesela, Hz. Peygamber (a.s.m.) Efendimiz namaz kılarken mübarek alınlarına taş batar ve alınları kanar. Hz. Aişe (r.a.) validemiz taşı Peygamber (a.s.m.) Efendimizin alnından alarak yere atarlar. Peygamber (a.s.m.) Efendimiz yeniden abdest alarak namazlarını kılarlar. Peygamber (a.s.m.) Efendimiz yeniden abdest aldıklarına göre abdestleri bozulmuştur.</div>
<div style="box-sizing: inherit; font-family: arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Hanefi mezhebi imamı, İmam Azam Ebu Hanife Hazretleri ile Şafii mezhebi imamı, İmam Şafii Hazretleri abdesti bozan meseleleri ele alırken bu meseleyi değerlendirirler.&nbsp;İmam-ı Azam Hazretleri,&nbsp;&#8220;Peygamber (a.s.m.) Efendimizin alnına batan taş kan çıkardığı için Resulullah (a.s.m.) Efendimiz abdest almıştır.&#8221;&nbsp;hükmüne varırken;&nbsp;Şafii Hazretleri&nbsp;abdestin bozulmasını Hz. Aişe (r.a.) validemizin Peygamber (a.s.m.) Efendimizin alnına dokunmasına bağlamıştır.&nbsp;Böylece Hanefi mezhebinde az bir kan abdesti bozan sebeplerden biri olurken, Şafii mezhebinde kadının temasıyla abdestin bozulması kaide olarak benimsenmiştir. Görüldüğü gibi her iki hüküm de doğrudur ve haklı bir gerekçeye dayanmaktadır.</div>
<div style="box-sizing: inherit; font-family: arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
MEZHEPLERİN DOĞUŞU</div>
<div style="box-sizing: inherit; font-family: arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Peygamber (a.s.m.) Efendimize kadar itikadi noktalarda aynı olan şeriatlar teferruat kısımlarında değişerek gelmiş, hatta bir asırda ayrı ayrı kavimlere ayrı şeriatlar gelmiştir. Ancak Peygamber (a.s.m.) Efendimizle birlikte daha başka şeriatlara ihtiyaç kalmamış ve O&#8217;nun dini bütün asırlara kafi gelmiştir. Fakat teferruat meselelerde bir takım mezheplere ihtiyaç kalmıştır.</div>
<div style="box-sizing: inherit; font-family: arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Cenab-ı Allah&nbsp;tarafından vazifeli olarak gönderilen hak mezheplerin imamları,bu vazifeyi hakkıyla yerine getirmişler ve insanoğlunun bütün ihtiyaçlarına cevap vermişlerdir. Peygamber (a.s.m.) Efendimiz bir mucize olarak bu imamların geleceklerini ve büyük bir vazife yapacaklarını, daha bunlar gelmeden haber vermiş(2) ve bu mümtaz şahsiyetler de yapmış oldukları hizmetlerle Resulullah (a.s.m.) Efendimizi fiilen tasdik etmişlerdir&#8230;</div>
<div style="box-sizing: inherit; font-family: arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
İslam mezhepleri&nbsp;-bir iki cüz&#8217;i mesele hariç- hiçbir zaman iç harp ve karışıklıklara yol açmamış(3) ve bu mezheplerin imamları da birbirine daima saygılı olmuşlar, birbirlerini red ve inkar etmemişlerdir.&nbsp;Ayrıca bir mezhep tesis etmek niyetiyle ortaya iddialı bir şekilde çıkmamışlar, daha sonra bir araya toplanarak bir mezhep haline getirilen içtihatlarını zaman ve ihtiyaç anında ortaya koymuşlardır.</div>
<div style="box-sizing: inherit; font-family: arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Mesela: İmam-ı Azam (H. 80-150)&nbsp;bir hadise ile ilgili olarak fetva verdikleri zaman,</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; font-family: arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit;">
&#8220;Bu Numan bin Sabit&#8217;in (İmam-ı Azam) reyidir. Çıkarabildiğimiz reylerin en güzeli budur. Kim bundan daha güzelini ileri sürerse, doğruya daha yakın olan odur.&#8221;&nbsp;derdi.</div>
</blockquote>
<div style="box-sizing: inherit; font-family: arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
İmam Malik (Maliki mezhebi kurucusu. H.93-179),</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; font-family: arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit;">
&#8220;Ben bir beşerim. Bazen hata, bazen de isabet ederim. Bu sebeple benim rey ve içtihadımı tetkik ediniz. Kitap veya sünnete uygun bulursanız, kabul ediniz, bulmazsanız reddediniz.&#8221;&nbsp;demiştir.(4)</div>
</blockquote>
<div style="box-sizing: inherit; font-family: arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Hanbeli mezhebi kurucusu İmam-ı Hanbeli (H. 164-241) ve İmam-ı Şafii Hazretleri (H. 150-204)&nbsp;de hiçbir zaman iddialı konuşmamışlar ve meslektaşlarını rencide edici sözler söylememişlerdir. Daha sonra bu büyük insanların rey ve içtihatları talebeleri ve alimler tarafından bir araya getirilerek, Müslümanların gönül huzuru içerisinde ibadet yapmalarını temin etmişlerdir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; font-family: arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
HAK BÖLÜNÜR MÜ?</div>
<div style="box-sizing: inherit; font-family: arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Bir zamanlar gazete sütunlarından Müslümanlara meydan okurcasına sorulan ve halen köşe bucak tekrarlanan bir soru vardır: &#8220;Hak bir olur; nasıl böyle dört mezhebin ayrı ayrı, bazan birbirine zıt hükümleri hak olabilir?&#8221;</div>
<div style="box-sizing: inherit; font-family: arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Bu soruya Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri özetle şu cevabı verir:</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; font-family: arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; margin-bottom: 1em;">
&#8220;Bir su, beş muhtelif mizaçlı hastalara göre beş hüküm alır.&nbsp;Önemli miktarda su kaybeden bir hastaya su içmesi vaciptir, şarttır. Yeni ameliyattan çıkmış bir hastaya zehir gibi zararlıdır. Tıbben ona haramdır. Diğer bir hastaya kısmen zararlıdır; su içmek ona tıbben mekruhtur. Diğer birisine zararsız menfaat verir, tıbben ona sünnettir. Diğer birisine de ne zarardır ne de menfaattır. Tıbben ona mübahtır afiyetle içsin&#8230; İşte burada hak taadüt etti, birden fazla oldu. Beşi de haktır.&nbsp;&#8216;Su yalnız ilaçtır, yalnız vaciptir, başka hükmü yoktur.&#8217;&nbsp;denilebilir mi?&#8221;</div>
<div style="box-sizing: inherit; margin-bottom: 1em;">
&#8220;İşte bunun gibi İlahi hükümler mezheplere uyanlara göre değişir. Hem hak olarak değişir ve her biri de hak olur, maslahat olur&#8230; Mesela, bugün bile Şafii mezhebine mensup olanların genel karakteri köylülüğe ve bedeviliğe daha yakındır. Cemaatı bir vücut haline getiren hayat-ı içtimaiyyede (sosyal hayatta) eksik olduğundan her biri namazda imam arkasında fatihayı ayrı ayrı okuyarak, Cenab-ı Allah&#8217;a kendi dertlerini bizzat söylerler ve O&#8217;ndan ne istediklerini ifade ederler. İmam-ı Azam&#8217;a tabi olanlar ise genellikle medeniyete ve şehirliliğe daha yakın ve içtimai yaşayış da müsait olduğundan bir cemaat bir şahıs hükmüne girip bir tek adam herkes namına söyler, ona uyanlar kalben onu tasdik ettiklerinden ve onun sözü herkesin sözü hükmüne geçtiğinden Hanefi mezhebi mensupları imam arkasında fatiha okumazlar&#8230;&#8221;</div>
<div style="box-sizing: inherit;">
&#8220;Birbirinden farklı gibi görünen mezheplerdeki teferruat meselelerinin hangisini ele alsak, imamların dayandıkları noktaların hak ve hakikat olduğunu görebiliriz. Bu hususta İmam Şarani Hazretleri&nbsp;&#8220;Mizan&#8221;&nbsp;isimli bir eser yazarak, mezhep imamları arasında bir mukayese yaparak hangi hükmü nasıl anladıklarını ortaya koymuştur.&#8221;&nbsp;(5)</div>
</blockquote>
<div style="box-sizing: inherit; font-family: arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Mezhep imamları İslami meselelerde değil uygulanış tarzında kendilerine göre haklı sebeplerle ihtilaf etmişlerdir. Mesela, abdest alırken başa meshetmekte bütün imamlar ittifak etmişlerdir. Ancak meshin tarzında ve miktarında ihtilaf etmişlerdir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; font-family: arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Abdesti bizlere farz kılan Rabbimizin,&nbsp;&#8220;başınıza meshediniz&#8221;&nbsp;emri bi ruusikum&#8221; ibaresiyle gelmiştir. Dillerin en zengini olan Arapça&#8217;da çeşitli kelimelerin başına gelen ‘b’ harfi, bazan &#8220;güzelleştirmek&#8221;, bazan &#8220;bazı&#8221; manasını vermek, bazan da &#8220;bitiştirmek&#8221; manasını vermek için gelir. Abdest ayetinin &#8220;ruusiküm&#8221; kelimesinin başına gelen ‘b’ harfini mezhep imamlarının her biri ayrı manada anlamışlar ve bundan farklı bir uy&#8221;gulama ortaya çıkmıştır. Buradaki ‘b’ harfi her üç manaya da gelir. Bunun içindir ki&nbsp;İmam-ı Malik Hazretleri:</div>
<div style="box-sizing: inherit; font-family: arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
“Başa meshederken, başın tamamı meshedilmelidir. Zira buradaki ‘b’ harfi kelimeyi güzelleştirmek için gelmiştir. Kendi başına bir manası yoktur.”&nbsp;der.&nbsp;İmam-ı Ebu Hanife Hazretleri&nbsp;ise: “Bu ‘b’ bazı manasına gelen ‘b’dir. Başın bazısına meshedilse kafi gelir” der. İmam-ı Şafii Hazretleri ise: “Bu ‘b’ bitişmek manasına gelen ‘b’dir. Sadece elin başa bitişmesi, birkaç kıla değmesi kifayet eder, mesh tamam olur” der. Hal böyle olunca mezhep imamlarının her birinin hak yolda oldukları, teferruattaki ayrılık gibi görünen hükümlerin bir ihtilaf konusu olmadığı kendiliğinden ortaya çıkar ve kötü maksatlı olanların iddialarını havada bırakır&#8230;</div>
<div style="box-sizing: inherit; font-family: arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Bu arada kanun maddesi bir olduğu hâlde anlayış farklarından aynı meselede çeşitli mahkemelerden birbirine yüzde yüz zıt ve farklı hükümler ortaya çıkmaktadır. Birisi ortaya çıkıp da&nbsp;&#8220;Bu neden böyle oluyor?&#8221;&nbsp;diyemezken, mezhep meselesinin dile dolanması iyi niyetle ve gerçekçilikle bağdaştırılamaz.</div>
<div style="box-sizing: inherit; font-family: arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Mezhepler birleşebilir mi?&nbsp;İnsanoğlunun bir hayat seviyesinde bulunmayışı şeriatları bir olduğu halde mezheplerinin farklı olmasında rol oynamıştır. Şayet insanoğlunun mutlak bir ekseriyeti bir yüksek okulun talebesi gibi yaşayış tarzında bir hayat seviyesine girse o zaman mezhepler birleştirilebilir. Fakat dünyanın şu andaki durumu o hale müsaade etmediği gibi mezhepler de bir olmaz, birleştirilemez.(6)</div>
<div style="box-sizing: inherit; font-family: arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Dolayısıyla her bir mümin bir mezhep üzere ibadetini yapmaya, bir mezhebi taklit etmeye mecburdur. Ancak mezhep imamları ve büyük müçtehitler birbirlerini taklit etmeye mecbur değildir, kendi içtihatları üzere amel ederler. Bunun dışında ileri geri konuşanlar ve mezhep imamlarına dil uzatanlarda bir art niyet aramak ve sözlerine itibar etmemek gerektir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; font-family: arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
MEZHEPLER ARASINDA TELFİK YAPILABİLİR Mİ, YA DA KİMLER YAPABİLİR?</div>
<div style="box-sizing: inherit; font-family: arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Bir de telfik meselesi vardır.&nbsp;Telfik fıkıh usulünde&nbsp;&#8220;Muayyen bir mesele ve maddede, iki veya daha fazla mezhebin hükümlerini bir araya getirmek.&#8221;şeklinde tarif edilir. Telfik de yine mezhep imamları veya onların derecesinde olan kimseler tarafından yapılır. Telfikten sonra ortaya hiçbir mezhebin kabul edemeyeceği bir hüküm çıkarsa bu telfik caiz değildir. Mesela: Nikâhta Hanefi, Maliki ve Şafii mezheplerini birleştirerek&nbsp;&#8220;velisiz, mehirsiz ve şahitsiz&#8221;&nbsp;bir nikâh akdi yapılsa bu nikâh geçersizdir. Zira böyle bir tarzı ne bir mezhep imamı ne de bir başka müçtehit benimsemiştir.(7)</div>
<div style="box-sizing: inherit; font-family: arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Genel görüş,&nbsp;bir hadisenin vukuundan ve belli bir hükümle amelden sonra, o hadisenin hükmünü değiştiren bir başka mezhebin hükmünü benimsemenin caiz olmaması şeklindedir. Ancak telafisi imkânsız meselelerde yapılan işin bir mezhebin hükmüne uygun olması, mezheplerin rahmet oluş cihetidir ve insanı kalp huzuruna götürür. Mesela, İmam Ebu Yusuf hamamda yıkandıktan sonra cuma namazını kılar. Bilahare kendisine hamamın haznesinde ölü bir fare bulunduğu haber verilir. Hanefi mezhebine göre Ebu Yusuf Hazretlerinin abdesti sahih olmamıştır ve böylece cuma namazını kılmıştır. Fakat yeniden cuma namazı kılması mümkün olmadığı için Ebu Yusuf Hazretleri&nbsp;&#8220;Medine&#8217;li olan kardeşlerimizin reyleriyle amel etmiş oluruz.&#8221;&nbsp;demiştir&#8230;&nbsp;Ama telafisi mümkün meselelerde telfik caiz değildir.&nbsp;O zaman öyle bir kapı açılır ki dini hayatımız alt-üst olur.</div>
<div style="box-sizing: inherit; font-family: arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Bu meseleye bir fiili bilmeden işledikten sonra başvurulabilir.&nbsp;Bu da telafisi imkânsız meselelerde olabilir. Mesela cuma namazı gibi. Çünkü cuma namazı belli bir vakitte belli şartlarda kılınır. O vakit çıktıktan sonra bu namazın kazası diye bir durum yoktur. Ama bir öğle namazı böyle değildir. Namazı bozacak bir durumun farkına sonradan varılınca, vakit çıkmamışsa yeniden kılınır, vakit çıkmışsa kaza edilir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
<div id="flippy">
Kaynak</div>
<div id="flippanel">
www.sorularlaislamiyet.com
</div>
<p></div>
<div class="separator" style="clear: both; text-align: center;">
<a href="https://1.bp.blogspot.com/-xWiTds06Hh8/WOuudnXj_nI/AAAAAAAAFmw/62nF5cd4XYUPqdZ9bjFtRteBrd6u6bTQACLcB/s1600/Logo_1491155324024.png" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;" data-wpel-link="external" rel="nofollow external noopener noreferrer"><img loading="lazy" decoding="async" border="0" height="200" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2017/03/Logo_1491155324024.png" width="200" /></a></div>
<div class="separator" style="clear: both; text-align: center;">
<iframe loading="lazy" allowfullscreen="" class="YOUTUBE-iframe-video" data-thumbnail-src="https://i.ytimg.com/vi/xiX6u8n4oeY/0.jpg" frameborder="0" height="366" src="https://www.youtube.com/embed/xiX6u8n4oeY?feature=player_embedded" width="520"></iframe></div>
<div class="separator" style="clear: both; text-align: center;">
</div>
<div class="separator" style="clear: both; text-align: center;">
⇓⇓⇓⇓⇓⇓</div>
<div class="separator" style="clear: both; text-align: center;">
</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
<div class="separator" style="clear: both; text-align: center;">
<iframe loading="lazy" allowfullscreen="" class="YOUTUBE-iframe-video" data-thumbnail-src="https://i.ytimg.com/vi/Tmuaeb8X5sg/0.jpg" frameborder="0" height="366" src="https://www.youtube.com/embed/Tmuaeb8X5sg?feature=player_embedded" width="520"></iframe></div>
<p></div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
</div>The post <a href="https://ateistlerecevap.org/mezhepler-neden-var/" data-wpel-link="internal">Mezhepler neden var?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ateistlerecevap.org/mezhepler-neden-var/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Mezhepler neden var?</title>
		<link>https://ateistlerecevap.org/mezhepler-neden-var-2/</link>
					<comments>https://ateistlerecevap.org/mezhepler-neden-var-2/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ateistlere Cevaplar]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 05 Mar 2017 14:56:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sorular]]></category>
		<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.ateistlerecevap.org/?p=82</guid>

					<description><![CDATA[<p>Yazının sonundaki videoları izlemenizi tavsiye ederim. İslam düşmanları tarafından işletilen mevzulardan biri de&#160;&#8220;mezhep&#8221;meselesidir.&#160;Mezhep meselesi bir taraftan İslam&#8217;da bir ihtilaf unsuru gibi gösterilmeye çalışılırken, diğer taraftan bir takım demagojilerle saf zihinler bulandırılmak istenmektedir. Meselenin üzerine biraz eğildiğimiz zaman mezheplerin bir ihtiyaçtan doğduğu, hiçbir zaman ihtilaf unsuru olmadığı anlaşılacaktır. İtikat ve amel&#160;diye iki kısımdan meydana gelen İslam [&#8230;]</p>
The post <a href="https://ateistlerecevap.org/mezhepler-neden-var-2/" data-wpel-link="internal">Mezhepler neden var?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div class="separator" style="clear: both; text-align: center;">
</div>
<div class="separator" style="clear: both; text-align: center;">
<a href="https://1.bp.blogspot.com/-ym44RItIWUA/WLwlaAJb7vI/AAAAAAAAFf0/N-pliiKc9oEGyDbx232KYCploUJamByVQCLcB/s1600/Mezhepler%2B%25281%2529.png" imageanchor="1" style="margin-left: auto; margin-right: auto;" data-wpel-link="external" rel="nofollow external noopener noreferrer"><img loading="lazy" decoding="async" alt="Mezhepler" border="0" height="360" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2017/03/Mezhepler28129.png" title="Neden Mezhepler Var" width="640" /></a></div>
<div style="box-sizing: inherit; margin-bottom: 1em;">
Yazının sonundaki videoları izlemenizi tavsiye ederim.</div>
<div style="box-sizing: inherit; font-family: arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
İslam düşmanları tarafından işletilen mevzulardan biri de&nbsp;&#8220;mezhep&#8221;meselesidir.&nbsp;Mezhep meselesi bir taraftan İslam&#8217;da bir ihtilaf unsuru gibi gösterilmeye çalışılırken, diğer taraftan bir takım demagojilerle saf zihinler bulandırılmak istenmektedir. Meselenin üzerine biraz eğildiğimiz zaman mezheplerin bir ihtiyaçtan doğduğu, hiçbir zaman ihtilaf unsuru olmadığı anlaşılacaktır.</div>
<div style="box-sizing: inherit; font-family: arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
İtikat ve amel&nbsp;diye iki kısımdan meydana gelen İslam dininde, mezhepler, ameli (pratikte yaşanan) kısımları mevzu olarak ele alır. Birden fazla mezhebin meydana gelmesi, nazari prensiplerin mezhep imamlarınca farklı anlaşılmasından ileri gelmiştir.(1)</div>
<div style="box-sizing: inherit; font-family: arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Mesela, Hz. Peygamber (a.s.m.) Efendimiz namaz kılarken mübarek alınlarına taş batar ve alınları kanar. Hz. Aişe (r.a.) validemiz taşı Peygamber (a.s.m.) Efendimizin alnından alarak yere atarlar. Peygamber (a.s.m.) Efendimiz yeniden abdest alarak namazlarını kılarlar. Peygamber (a.s.m.) Efendimiz yeniden abdest aldıklarına göre abdestleri bozulmuştur.</div>
<div style="box-sizing: inherit; font-family: arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Hanefi mezhebi imamı, İmam Azam Ebu Hanife Hazretleri ile Şafii mezhebi imamı, İmam Şafii Hazretleri abdesti bozan meseleleri ele alırken bu meseleyi değerlendirirler.&nbsp;İmam-ı Azam Hazretleri,&nbsp;&#8220;Peygamber (a.s.m.) Efendimizin alnına batan taş kan çıkardığı için Resulullah (a.s.m.) Efendimiz abdest almıştır.&#8221;&nbsp;hükmüne varırken;&nbsp;Şafii Hazretleri&nbsp;abdestin bozulmasını Hz. Aişe (r.a.) validemizin Peygamber (a.s.m.) Efendimizin alnına dokunmasına bağlamıştır.&nbsp;Böylece Hanefi mezhebinde az bir kan abdesti bozan sebeplerden biri olurken, Şafii mezhebinde kadının temasıyla abdestin bozulması kaide olarak benimsenmiştir. Görüldüğü gibi her iki hüküm de doğrudur ve haklı bir gerekçeye dayanmaktadır.</div>
<div style="box-sizing: inherit; font-family: arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
MEZHEPLERİN DOĞUŞU</div>
<div style="box-sizing: inherit; font-family: arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Peygamber (a.s.m.) Efendimize kadar itikadi noktalarda aynı olan şeriatlar teferruat kısımlarında değişerek gelmiş, hatta bir asırda ayrı ayrı kavimlere ayrı şeriatlar gelmiştir. Ancak Peygamber (a.s.m.) Efendimizle birlikte daha başka şeriatlara ihtiyaç kalmamış ve O&#8217;nun dini bütün asırlara kafi gelmiştir. Fakat teferruat meselelerde bir takım mezheplere ihtiyaç kalmıştır.</div>
<div style="box-sizing: inherit; font-family: arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Cenab-ı Allah&nbsp;tarafından vazifeli olarak gönderilen hak mezheplerin imamları,bu vazifeyi hakkıyla yerine getirmişler ve insanoğlunun bütün ihtiyaçlarına cevap vermişlerdir. Peygamber (a.s.m.) Efendimiz bir mucize olarak bu imamların geleceklerini ve büyük bir vazife yapacaklarını, daha bunlar gelmeden haber vermiş(2) ve bu mümtaz şahsiyetler de yapmış oldukları hizmetlerle Resulullah (a.s.m.) Efendimizi fiilen tasdik etmişlerdir&#8230;</div>
<div style="box-sizing: inherit; font-family: arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
İslam mezhepleri&nbsp;-bir iki cüz&#8217;i mesele hariç- hiçbir zaman iç harp ve karışıklıklara yol açmamış(3) ve bu mezheplerin imamları da birbirine daima saygılı olmuşlar, birbirlerini red ve inkar etmemişlerdir.&nbsp;Ayrıca bir mezhep tesis etmek niyetiyle ortaya iddialı bir şekilde çıkmamışlar, daha sonra bir araya toplanarak bir mezhep haline getirilen içtihatlarını zaman ve ihtiyaç anında ortaya koymuşlardır.</div>
<div style="box-sizing: inherit; font-family: arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Mesela: İmam-ı Azam (H. 80-150)&nbsp;bir hadise ile ilgili olarak fetva verdikleri zaman,</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; font-family: arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit;">
&#8220;Bu Numan bin Sabit&#8217;in (İmam-ı Azam) reyidir. Çıkarabildiğimiz reylerin en güzeli budur. Kim bundan daha güzelini ileri sürerse, doğruya daha yakın olan odur.&#8221;&nbsp;derdi.</div>
</blockquote>
<div style="box-sizing: inherit; font-family: arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
İmam Malik (Maliki mezhebi kurucusu. H.93-179),</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; font-family: arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit;">
&#8220;Ben bir beşerim. Bazen hata, bazen de isabet ederim. Bu sebeple benim rey ve içtihadımı tetkik ediniz. Kitap veya sünnete uygun bulursanız, kabul ediniz, bulmazsanız reddediniz.&#8221;&nbsp;demiştir.(4)</div>
</blockquote>
<div style="box-sizing: inherit; font-family: arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Hanbeli mezhebi kurucusu İmam-ı Hanbeli (H. 164-241) ve İmam-ı Şafii Hazretleri (H. 150-204)&nbsp;de hiçbir zaman iddialı konuşmamışlar ve meslektaşlarını rencide edici sözler söylememişlerdir. Daha sonra bu büyük insanların rey ve içtihatları talebeleri ve alimler tarafından bir araya getirilerek, Müslümanların gönül huzuru içerisinde ibadet yapmalarını temin etmişlerdir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; font-family: arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
HAK BÖLÜNÜR MÜ?</div>
<div style="box-sizing: inherit; font-family: arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Bir zamanlar gazete sütunlarından Müslümanlara meydan okurcasına sorulan ve halen köşe bucak tekrarlanan bir soru vardır: &#8220;Hak bir olur; nasıl böyle dört mezhebin ayrı ayrı, bazan birbirine zıt hükümleri hak olabilir?&#8221;</div>
<div style="box-sizing: inherit; font-family: arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Bu soruya Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri özetle şu cevabı verir:</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; font-family: arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; margin-bottom: 1em;">
&#8220;Bir su, beş muhtelif mizaçlı hastalara göre beş hüküm alır.&nbsp;Önemli miktarda su kaybeden bir hastaya su içmesi vaciptir, şarttır. Yeni ameliyattan çıkmış bir hastaya zehir gibi zararlıdır. Tıbben ona haramdır. Diğer bir hastaya kısmen zararlıdır; su içmek ona tıbben mekruhtur. Diğer birisine zararsız menfaat verir, tıbben ona sünnettir. Diğer birisine de ne zarardır ne de menfaattır. Tıbben ona mübahtır afiyetle içsin&#8230; İşte burada hak taadüt etti, birden fazla oldu. Beşi de haktır.&nbsp;&#8216;Su yalnız ilaçtır, yalnız vaciptir, başka hükmü yoktur.&#8217;&nbsp;denilebilir mi?&#8221;</div>
<div style="box-sizing: inherit; margin-bottom: 1em;">
&#8220;İşte bunun gibi İlahi hükümler mezheplere uyanlara göre değişir. Hem hak olarak değişir ve her biri de hak olur, maslahat olur&#8230; Mesela, bugün bile Şafii mezhebine mensup olanların genel karakteri köylülüğe ve bedeviliğe daha yakındır. Cemaatı bir vücut haline getiren hayat-ı içtimaiyyede (sosyal hayatta) eksik olduğundan her biri namazda imam arkasında fatihayı ayrı ayrı okuyarak, Cenab-ı Allah&#8217;a kendi dertlerini bizzat söylerler ve O&#8217;ndan ne istediklerini ifade ederler. İmam-ı Azam&#8217;a tabi olanlar ise genellikle medeniyete ve şehirliliğe daha yakın ve içtimai yaşayış da müsait olduğundan bir cemaat bir şahıs hükmüne girip bir tek adam herkes namına söyler, ona uyanlar kalben onu tasdik ettiklerinden ve onun sözü herkesin sözü hükmüne geçtiğinden Hanefi mezhebi mensupları imam arkasında fatiha okumazlar&#8230;&#8221;</div>
<div style="box-sizing: inherit;">
&#8220;Birbirinden farklı gibi görünen mezheplerdeki teferruat meselelerinin hangisini ele alsak, imamların dayandıkları noktaların hak ve hakikat olduğunu görebiliriz. Bu hususta İmam Şarani Hazretleri&nbsp;&#8220;Mizan&#8221;&nbsp;isimli bir eser yazarak, mezhep imamları arasında bir mukayese yaparak hangi hükmü nasıl anladıklarını ortaya koymuştur.&#8221;&nbsp;(5)</div>
</blockquote>
<div style="box-sizing: inherit; font-family: arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Mezhep imamları İslami meselelerde değil uygulanış tarzında kendilerine göre haklı sebeplerle ihtilaf etmişlerdir. Mesela, abdest alırken başa meshetmekte bütün imamlar ittifak etmişlerdir. Ancak meshin tarzında ve miktarında ihtilaf etmişlerdir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; font-family: arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Abdesti bizlere farz kılan Rabbimizin,&nbsp;&#8220;başınıza meshediniz&#8221;&nbsp;emri bi ruusikum&#8221; ibaresiyle gelmiştir. Dillerin en zengini olan Arapça&#8217;da çeşitli kelimelerin başına gelen ‘b’ harfi, bazan &#8220;güzelleştirmek&#8221;, bazan &#8220;bazı&#8221; manasını vermek, bazan da &#8220;bitiştirmek&#8221; manasını vermek için gelir. Abdest ayetinin &#8220;ruusiküm&#8221; kelimesinin başına gelen ‘b’ harfini mezhep imamlarının her biri ayrı manada anlamışlar ve bundan farklı bir uy&#8221;gulama ortaya çıkmıştır. Buradaki ‘b’ harfi her üç manaya da gelir. Bunun içindir ki&nbsp;İmam-ı Malik Hazretleri:</div>
<div style="box-sizing: inherit; font-family: arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
“Başa meshederken, başın tamamı meshedilmelidir. Zira buradaki ‘b’ harfi kelimeyi güzelleştirmek için gelmiştir. Kendi başına bir manası yoktur.”&nbsp;der.&nbsp;İmam-ı Ebu Hanife Hazretleri&nbsp;ise: “Bu ‘b’ bazı manasına gelen ‘b’dir. Başın bazısına meshedilse kafi gelir” der. İmam-ı Şafii Hazretleri ise: “Bu ‘b’ bitişmek manasına gelen ‘b’dir. Sadece elin başa bitişmesi, birkaç kıla değmesi kifayet eder, mesh tamam olur” der. Hal böyle olunca mezhep imamlarının her birinin hak yolda oldukları, teferruattaki ayrılık gibi görünen hükümlerin bir ihtilaf konusu olmadığı kendiliğinden ortaya çıkar ve kötü maksatlı olanların iddialarını havada bırakır&#8230;</div>
<div style="box-sizing: inherit; font-family: arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Bu arada kanun maddesi bir olduğu hâlde anlayış farklarından aynı meselede çeşitli mahkemelerden birbirine yüzde yüz zıt ve farklı hükümler ortaya çıkmaktadır. Birisi ortaya çıkıp da&nbsp;&#8220;Bu neden böyle oluyor?&#8221;&nbsp;diyemezken, mezhep meselesinin dile dolanması iyi niyetle ve gerçekçilikle bağdaştırılamaz.</div>
<div style="box-sizing: inherit; font-family: arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Mezhepler birleşebilir mi?&nbsp;İnsanoğlunun bir hayat seviyesinde bulunmayışı şeriatları bir olduğu halde mezheplerinin farklı olmasında rol oynamıştır. Şayet insanoğlunun mutlak bir ekseriyeti bir yüksek okulun talebesi gibi yaşayış tarzında bir hayat seviyesine girse o zaman mezhepler birleştirilebilir. Fakat dünyanın şu andaki durumu o hale müsaade etmediği gibi mezhepler de bir olmaz, birleştirilemez.(6)</div>
<div style="box-sizing: inherit; font-family: arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Dolayısıyla her bir mümin bir mezhep üzere ibadetini yapmaya, bir mezhebi taklit etmeye mecburdur. Ancak mezhep imamları ve büyük müçtehitler birbirlerini taklit etmeye mecbur değildir, kendi içtihatları üzere amel ederler. Bunun dışında ileri geri konuşanlar ve mezhep imamlarına dil uzatanlarda bir art niyet aramak ve sözlerine itibar etmemek gerektir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; font-family: arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
MEZHEPLER ARASINDA TELFİK YAPILABİLİR Mİ, YA DA KİMLER YAPABİLİR?</div>
<div style="box-sizing: inherit; font-family: arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Bir de telfik meselesi vardır.&nbsp;Telfik fıkıh usulünde&nbsp;&#8220;Muayyen bir mesele ve maddede, iki veya daha fazla mezhebin hükümlerini bir araya getirmek.&#8221;şeklinde tarif edilir. Telfik de yine mezhep imamları veya onların derecesinde olan kimseler tarafından yapılır. Telfikten sonra ortaya hiçbir mezhebin kabul edemeyeceği bir hüküm çıkarsa bu telfik caiz değildir. Mesela: Nikâhta Hanefi, Maliki ve Şafii mezheplerini birleştirerek&nbsp;&#8220;velisiz, mehirsiz ve şahitsiz&#8221;&nbsp;bir nikâh akdi yapılsa bu nikâh geçersizdir. Zira böyle bir tarzı ne bir mezhep imamı ne de bir başka müçtehit benimsemiştir.(7)</div>
<div style="box-sizing: inherit; font-family: arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Genel görüş,&nbsp;bir hadisenin vukuundan ve belli bir hükümle amelden sonra, o hadisenin hükmünü değiştiren bir başka mezhebin hükmünü benimsemenin caiz olmaması şeklindedir. Ancak telafisi imkânsız meselelerde yapılan işin bir mezhebin hükmüne uygun olması, mezheplerin rahmet oluş cihetidir ve insanı kalp huzuruna götürür. Mesela, İmam Ebu Yusuf hamamda yıkandıktan sonra cuma namazını kılar. Bilahare kendisine hamamın haznesinde ölü bir fare bulunduğu haber verilir. Hanefi mezhebine göre Ebu Yusuf Hazretlerinin abdesti sahih olmamıştır ve böylece cuma namazını kılmıştır. Fakat yeniden cuma namazı kılması mümkün olmadığı için Ebu Yusuf Hazretleri&nbsp;&#8220;Medine&#8217;li olan kardeşlerimizin reyleriyle amel etmiş oluruz.&#8221;&nbsp;demiştir&#8230;&nbsp;Ama telafisi mümkün meselelerde telfik caiz değildir.&nbsp;O zaman öyle bir kapı açılır ki dini hayatımız alt-üst olur.</div>
<div style="box-sizing: inherit; font-family: arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Bu meseleye bir fiili bilmeden işledikten sonra başvurulabilir.&nbsp;Bu da telafisi imkânsız meselelerde olabilir. Mesela cuma namazı gibi. Çünkü cuma namazı belli bir vakitte belli şartlarda kılınır. O vakit çıktıktan sonra bu namazın kazası diye bir durum yoktur. Ama bir öğle namazı böyle değildir. Namazı bozacak bir durumun farkına sonradan varılınca, vakit çıkmamışsa yeniden kılınır, vakit çıkmışsa kaza edilir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
<div id="flippy">
Kaynak</div>
<div id="flippanel">
www.sorularlaislamiyet.com
</div>
<p></div>
<div class="separator" style="clear: both; text-align: center;">
<a href="https://1.bp.blogspot.com/-xWiTds06Hh8/WOuudnXj_nI/AAAAAAAAFmw/62nF5cd4XYUPqdZ9bjFtRteBrd6u6bTQACLcB/s1600/Logo_1491155324024.png" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;" data-wpel-link="external" rel="nofollow external noopener noreferrer"><img loading="lazy" decoding="async" border="0" height="200" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2017/03/Logo_1491155324024.png" width="200" /></a></div>
<div class="separator" style="clear: both; text-align: center;">
<iframe loading="lazy" allowfullscreen="" class="YOUTUBE-iframe-video" data-thumbnail-src="https://i.ytimg.com/vi/xiX6u8n4oeY/0.jpg" frameborder="0" height="366" src="https://www.youtube.com/embed/xiX6u8n4oeY?feature=player_embedded" width="520"></iframe></div>
<div class="separator" style="clear: both; text-align: center;">
</div>
<div class="separator" style="clear: both; text-align: center;">
⇓⇓⇓⇓⇓⇓</div>
<div class="separator" style="clear: both; text-align: center;">
</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
<div class="separator" style="clear: both; text-align: center;">
<iframe loading="lazy" allowfullscreen="" class="YOUTUBE-iframe-video" data-thumbnail-src="https://i.ytimg.com/vi/Tmuaeb8X5sg/0.jpg" frameborder="0" height="366" src="https://www.youtube.com/embed/Tmuaeb8X5sg?feature=player_embedded" width="520"></iframe></div>
<p></div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
</div>The post <a href="https://ateistlerecevap.org/mezhepler-neden-var-2/" data-wpel-link="internal">Mezhepler neden var?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ateistlerecevap.org/mezhepler-neden-var-2/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Allah tek ve yalnız olduğundan sıkılıyor mu?</title>
		<link>https://ateistlerecevap.org/allah-tek-ve-yalnz-oldugundan-sklyor-mu/</link>
					<comments>https://ateistlerecevap.org/allah-tek-ve-yalnz-oldugundan-sklyor-mu/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ateistlere Cevaplar]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 14 Feb 2017 17:50:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sorular]]></category>
		<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.ateistlerecevap.org/?p=83</guid>

					<description><![CDATA[<p>Değerli kardeşimiz, &#160;&#8211; Allah’ın her şeyi önceden bilmesi, o şeylerin yönünü zorunlu istikamet olarak tayin etmek anlamına gelmez. Defalarca vurguladığımız gibi,&#160;ilim bir sıfattır, bu sıfatın özelliğinde bir yaptırım gücü, bir zorlama yoktur. İlim kudret sıfatından farklıdır. Kudretin zorunluluğu vardır. Yapmak istediği her şeyi hiç bir engel tanımadan yapar. İlim ise maluma tabidir. Yani; bir şey [&#8230;]</p>
The post <a href="https://ateistlerecevap.org/allah-tek-ve-yalnz-oldugundan-sklyor-mu/" data-wpel-link="internal">Allah tek ve yalnız olduğundan sıkılıyor mu?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div class="separator" style="clear: both; text-align: center;">
<a href="https://2.bp.blogspot.com/-9cdYeaxcZ50/WKNDPcb15_I/AAAAAAAAFco/XJimgdJILpkawFTGOD_ZC_mYU15YalegQCLcB/s1600/Erkekler%2BCennette%2BHuri%2BAl%25C4%25B1rken%2BKad%25C4%25B1nlar%2BNe%2BAlacak.png" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;" data-wpel-link="external" rel="nofollow external noopener noreferrer"><img loading="lazy" decoding="async" border="0" height="360" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2017/02/ErkeklerCennetteHuriAlC4B1rkenKadC4B1nlarNeAlacak.png" width="640" /></a></div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Değerli kardeşimiz,</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
&nbsp;&#8211; Allah’ın her şeyi önceden bilmesi, o şeylerin yönünü zorunlu istikamet olarak tayin etmek anlamına gelmez. Defalarca vurguladığımız gibi,&nbsp;ilim bir sıfattır, bu sıfatın özelliğinde bir yaptırım gücü, bir zorlama yoktur.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
İlim kudret sıfatından farklıdır. Kudretin zorunluluğu vardır. Yapmak istediği her şeyi hiç bir engel tanımadan yapar. İlim ise maluma tabidir. Yani; bir şey ileride nasıl olacaksa onu öyle bilir. Bir olay alacağı için bilinir; bilindiği için meydana gelmez.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
&#8211; Allah bütün insanları imtihana tabi tuttuğu gibi&nbsp;şeytanı da imtihana tabi tuttu.&nbsp;(meleklere de Adem’e secde etmeleri emredildiyse de onların yapısında kuvve-i şeheviye, kuvve-i gazabiye olmadığı için bilinen şekliyle imtihana tabi değiller).</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Bu imtihanın adalet ölçüsüne uygun cereyan etmesi için, insanlar gibi şeytanlara da özgür irade vermiştir. Bu özgürlük kaderle belirlendiği için, hiç kimse -istese de- bu özgürlük alanı dışına çıkamaz.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
İnsanlardan bazıları özgür iradeleriyle küfür tercih ettikleri gibi, şeytanlar da özgür iradeleriyle küfrü, şeytanlığı tercih etmişlerdir. Allah’ın insanları ve şeytanların ne yapacaklarını, hangi yolu takip edeceklerini, özgür iradeleriyle hangi tercihte bulunacaklarını bilmesi, bu konuda bir zorlama değildir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Allah’ın her şeyi önceden bilmesi Allah olmanın olmazsa olmaz şartıdır. Eğer bazı şeyleri önceden bilmezse o zaman -haşa- cahil olur. Bu safsatayı bütün kâinat elli beş lisanla bunu reddetmekte ve Allah’ın ezeli, ebedi ve sonsuz ilmine şahitlik etmektedir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
&#8211; Allah’ın -haşa- sıkılması diye bir şey olamaz. Bunun en açık delili, bütün varlıkların çok sonradan var edilmeleridir. Bugünkü son ilmi keşiflere göre, kâinat yaklaşık 14 milyar yıl önce yaratılmıştır. Eğer -haşa- can sıkıntısından dolayı olsaydı, evreni ve içindekileri milyar defa katrilyon sene önce yaratacaktı.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
&#8211; “Biz göğü, yeri ve aralarında olan varlıkları, bir oyun/eğlence olsun diye yaratmadık. Eğer bir eğlence edinmek isteseydik, elbette onu kendi katımızdan edinirdik. Şayet yapacak olsaydık öyle yapardık.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Hayır (biz bir eğlence olsun, canımızın &nbsp;sıkıntısı geçsin diye değil), biz hakkı bâtılın tepesine indiririz de o, bâtılın beynini parçalar. Bir de görürsünüz ki, bâtıl yok olup gitmiştir. Allah’a yakıştırdığınız vasıflardan dolayı size yazıklar olsun!”&nbsp;(Enbiya, 21/16-18) mealindeki ayetlerde, Allah hakkında tasavvur &nbsp;edilen&nbsp;&nbsp;“can sıkıntısı”&nbsp;vehminin safsataca &nbsp;hezeyan olduğunu göstermektedir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
&#8211; Allah’ın rahmetinin sonsuz olması, onun gazabının, azabının hiç olmayacağı anlamına gelmez.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Bilakis, itaat edenlere rahmet ve şefkat etmek ne kadar güzel ise, isyan eden şakilere karşı gazap ve azabını göstermek de yerine göre o kadar güzeldir. Çünkü, bir sultanın itaat edenlere olan merhameti onun şefkat ve himayesini gösterdiği gibi, isyan eden nankörlere cezası da onun saltanatının haşmet ve izzetini gösterir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Her zaman olduğu gibi bugün de, cinlerden ve insanlardan olan şeytanların yaptığı öyle zulümler var ki, her vicdan sahibine&nbsp;“zalimler için yaşasın cehennem!”&nbsp;dedirtmektedir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Allah’ın, bu zulümleri görmezden gelmesini, onları göz ardı etmesini beklemek, onun -haşa yüzbin defa haşa- adaletten ayrılıp zalimlere destek çıkabileceğini düşünmek gibi bir hezeyan-ı küfridir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Atomdan herkül burcuna kadar bütün varlıkların içinde bulundukları ahenk ve dengenin şahadetiyle adaleti tahakkuk eden Allah’ın böyle bir zulme sıcak bakabileceğine ihtimal vermek, akıl tutulmasının bir göstergesidir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
kaynak: <b>www.sorularlaislamiyet.com</b></div>
<p>
İslami parça önerisi.</p>
<div id="cp_widget_4229a629-01c8-4085-834c-11e5806348f6">
&#8230;</div>
<p>var cpo = []; cpo[&#8220;_object&#8221;] =&#8221;cp_widget_4229a629-01c8-4085-834c-11e5806348f6&#8243;; cpo[&#8220;_fid&#8221;] = &#8220;AwAAi49VDGQK&#8221;;<br />
var _cpmp = _cpmp || []; _cpmp.push(cpo);<br />
(function() { var cp = document.createElement(&#8220;script&#8221;); cp.type = &#8220;text/javascript&#8221;;<br />
cp.async = true; cp.src = &#8220;//www.cincopa.com/media-platform/runtime/libasync.js&#8221;;<br />
var c = document.getElementsByTagName(&#8220;script&#8221;)[0];<br />
c.parentNode.insertBefore(cp, c); })(); Powered by Cincopa Slideshow HTML for Business solution.Ateistlere CevapBak ülkeme paramparça</p>The post <a href="https://ateistlerecevap.org/allah-tek-ve-yalnz-oldugundan-sklyor-mu/" data-wpel-link="internal">Allah tek ve yalnız olduğundan sıkılıyor mu?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ateistlerecevap.org/allah-tek-ve-yalnz-oldugundan-sklyor-mu/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Allah&#039;a iman etmemenin cezası, neden ebedi cehennemde kalmaktır?</title>
		<link>https://ateistlerecevap.org/nedenebedicehenne/</link>
					<comments>https://ateistlerecevap.org/nedenebedicehenne/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ateistlere Cevaplar]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 14 Feb 2017 17:35:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sorular]]></category>
		<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.ateistlerecevap.org/?p=84</guid>

					<description><![CDATA[<p>(Yazının sonundaki videoları izlemenizi tavsiye ederiz) Değerli kardeşimiz, Küfür&#160;kelimesi,&#160;imanın zıddıdır. Kâfirin dünyası karanlıklarla doludur. Zira küfür, insanın Allah&#8217;a olan intisabını keser, atar. Allah ile bağını koparan insan ise, hem kalbinde hem ruhunda hem aklında zulmetler içinde yaşar. Kur&#8217;an, kâfirlerin dünyasını şöyle anlatır: &#8220;Onların amelleri okyanustaki karanlıklar gibidir. Okyanusu bir dalga bürümekte, onun peşinden bir başka [&#8230;]</p>
The post <a href="https://ateistlerecevap.org/nedenebedicehenne/" data-wpel-link="internal">Allah'a iman etmemenin cezası, neden ebedi cehennemde kalmaktır?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div class="separator" style="clear: both; text-align: center;">
</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
<div class="separator" style="clear: both; text-align: center;">
<a href="https://1.bp.blogspot.com/-_Acm-5wkCu0/Wde-HXAPqlI/AAAAAAAAI5c/20cAEFVFa_YHQ69u9Q44qIPc6CSup-X2ACLcBGAs/s1600/Mezhepler%2B%25282s%2529.png" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;" data-wpel-link="external" rel="nofollow external noopener noreferrer"><img loading="lazy" decoding="async" border="0" data-original-height="720" data-original-width="1280" height="360" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2017/02/Mezhepler282s29.png" width="640" /></a></div>
<p></div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
(Yazının sonundaki videoları izlemenizi tavsiye ederiz)</p>
<p>Değerli kardeşimiz,</p></div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Küfür&nbsp;kelimesi,&nbsp;imanın zıddıdır. Kâfirin dünyası karanlıklarla doludur. Zira küfür, insanın Allah&#8217;a olan intisabını keser, atar. Allah ile bağını koparan insan ise, hem kalbinde hem ruhunda hem aklında zulmetler içinde yaşar. Kur&#8217;an, kâfirlerin dünyasını şöyle anlatır:</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
&#8220;Onların amelleri okyanustaki karanlıklar gibidir. Okyanusu bir dalga bürümekte, onun peşinden bir başka dalga gelmekte. Onun da fevkinde bulut var. Böylece üstüste zulümatlar (karanlıklar)&#8230; Öyle ki, elini çıkarsa, nerdeyse onu bile göremeyecek.&#8221;&nbsp;<i style="box-sizing: inherit;">(Nur, 24/40)&nbsp;</i></div>
</blockquote>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Küfür, bütün varlıklara karşı bir hakarettir.&nbsp;Çünkü her varlık Allah&#8217;a ibadet eder. Her birisi Rabbani bir mektup, Sübhani birer ayine ve Allah&#8217;a birer memurdur. Küfür, bu cihetleri örtüp gizlediğinden ve onları abesiyet ve tesadüfün oyuncağı derekesine indirdiğinden hadsiz bir cinayet olup, nihayetsiz bir cezayı,&nbsp;ebedi cehennemde kalmayı gerektirir.&nbsp;</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
İnsanda bulunan duygu ve özellikler, ya aynıyla ya da zıddıyla bize Allahı tanıttırmaktadır. Mesela, insana görme ve işitme özelliği verilmiştir. Bundan anlaşılır ki Allah her şeyi gören ve işitendir. Ancak onun işitmesi bizim gibi değildir. Bizde bulunan bu özelliklerle biliriz ki Allah görür ve işitir. Ancak biz bu görme ve işitmenin mahiyetini anlayamayız. İnsanoğlu o sınırlı aklıyla sonsuz kemalde olan ilahî sıfatları tam mânâsıyla idrak etmekten çok uzaktır.&nbsp;Sonsuz aciz olan insanın, sonsuz bir kudreti kavraması elbette mümkün değildir.&nbsp;Akıl, ancak bu kudretin varlığını tasdik eder ve icraatlarına hayran olur.&nbsp;</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Sonsuz kudret tecellilerini hayretle seyreden insanın, aynı tavrını sonsuz ilim ve hikmet karşısında da göstermesi gerekirken, bunu birçok kişinin başaramadığı görülür. Araya nefis girer, hissiyat girer, bilgi eksikliği ve aklın zafiyeti girer. Ve insan, hikmetini anlayamadığı ilâhî icraatlar karşısında teslim ve tevekkül yerine, itiraz ve isyan yoluna girebilir.&nbsp;</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Allah, insana bir&nbsp;irade sıfatı&nbsp;vermiş ve dünya imtihanının bir gereği olarak, onu dilediği yola gitmekte serbest bırakmıştır. İrademiz, Allah’ın irade sıfatını bilip ona iman etmekte bizim için çok önemli bir sermayedir.&nbsp;</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Şu kâinatın ve içindeki varlıkların Sanii olan Cenab-ı Hak, şu kâinatı çok ciddi gayeler için yaratmıştır. Kur&#8217;an bunu şöyle bildirir:&nbsp;</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343; margin-bottom: 1em;">
&#8220;Biz göğü, yeri ve bu ikisi arasında olanları oyun olsun diye yaratmadık.&#8221;&nbsp;<i style="box-sizing: inherit;">(Enbiya, 21/16)&nbsp;</i></div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
&#8220;Göğü, yeri ve bu ikisi arasında olanları boşuna yaratmadık.&#8221;&nbsp;<i style="box-sizing: inherit;">(Sad, 38/27)&nbsp;</i></div>
</blockquote>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Bütün varlıklar, kendilerine mahsus dillerle Yüce Yaratıcıyı tesbih ve takdis ederler. Kendilerine tevdi edilen görevleri büyük bir zevk ve şevkle yerine getirirler. Mesela, güneş bir saniye bile geri kalmadan kendine çizilen yörüngede yoluna devam eder. Irmaklar bir cuşuhuruşla denizlere doğru akar. İnsanın emrine verilen hayvanlar tam bir itaatle ona hizmet eder.&nbsp;</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
İlahi emirleri yerine getiren bu varlıklar içinde, insanlar ve cinler farklı bir konuma sahiptirler. Gerçi onlar da</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
&#8220;Ben cinleri ve insanları ancak bana ibadet etsinler diye yarattım.&#8221;<i style="box-sizing: inherit;">(Zariyat, 51/56)</i></div>
</blockquote>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
ayetinin hükmünce ibadetle mükelleftirler. Fakat bunu yapıp yapmamakta serbesttirler.&nbsp;</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
İnsan ve cinlerin bu farklı konumu, onlara verilen iradeden kaynaklanır. Onlar bu irade ile imanı veya küfrü, iyiyi veya kötüyü, güzeli veya çirkini, itaati veya isyanı&#8230; seçebilirler. Cenab-ı Hak bunu şöyle bildirir:</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343; margin-bottom: 1em;">
&#8220;De ki: Rabbinizden size hak (gerçek) gelmiştir. Artık dileyen inansın, dileyen inkâr etsin.&#8221;&nbsp;<i style="box-sizing: inherit;">(Kehf, 18/29)</i></div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
&#8220;Biz ona (insana) yolu gösterdik. İster şükreder, isterse nankörlük yapar.&#8221;<i style="box-sizing: inherit;">&nbsp;</i><i style="box-sizing: inherit;">(İnsan, 76/3)</i></div>
</blockquote>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Arzın halifesi olan insanın, büyük ve küçük her ameli görevli melekler tarafından kaydedilmektedir. Kur&#8217;an bunu şöyle bildirir:</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343; margin-bottom: 1em;">
&#8220;Üzerinizde koruyucu, kiramen katibin (değerli yazıcı) melekler var. Bunlar, siz ne yaparsanız hepsini bilirler.&#8221;<i style="box-sizing: inherit;">(İnfitar, 82/10-12)&nbsp;</i></div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
&#8220;İnsanı biz yarattık, nefsinin ona ne vesvese verdiğini biliriz. Biz ona şah damarından daha yakınız. İnsanın sağında ve solunda iki melek oturmuş kayıt alırlar. Her ne söz söylerse, mutlaka onun yanında hazır bir gözcü vardır.&#8221;&nbsp;<i style="box-sizing: inherit;">(Kaf, 50/16-18)&nbsp;</i></div>
</blockquote>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
İnsanın, ehemmiyetli rütbesi ve dünyada yaptıklarının karşılığını (ebedi cennet veya ebedi cehennem olarak) diğer alemde görecek olması, böyle bir kitabeti gerektirir. Nasıl ki medya mensupları sıradan bir vatandaşın peşinde dolaşmazlar; ama, başbakan gibi yüksek bir mevkide olanı gölge gibi izler, her yaptığına dikkat eder, ağzından her çıkanı kaydederler. Onun gibi, arzın halifesi olan insanın her yaptığı meleklerce yazılır, her söylediği kaydedilir.&nbsp;</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Şu yeryüzü sahnesinde her yaptığının meleklerce kaydedildiğini bilen insan,&nbsp;&#8220;Ben başıboş değilim ve vazifedar bir yolcuyum.&#8221;&nbsp;<i style="box-sizing: inherit;">(Nursi, Said, Şualar, Envar Neş. İst. 1988, s. 225)</i>&nbsp;der, iyi poz vermeye çalışır. Ve kulaklarında hep şu İlahi hatırlatmalar çınlar:&nbsp;</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343; margin-bottom: 1em;">
&#8220;İnsan başıboş bırakılacağını mı sanıyor?&#8221;&nbsp;<i style="box-sizing: inherit;">(Kıyame, 75/36)&nbsp;</i></div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
&#8220;Yoksa siz, bizim sizi abes / boşuna yarattığımızı ve bize döndürülmeyeceğinizi mi sandınız?&#8221;&nbsp;<i style="box-sizing: inherit;">(Müminun, 23/115)</i></div>
</blockquote>
<div id="flippy">
Kaynak</div>
<div id="flippanel">
&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;<b> www.sorularlaislamiyet.com</b></div>
<div class="separator" style="clear: both; text-align: center;">
<iframe loading="lazy" allowfullscreen="" class="YOUTUBE-iframe-video" data-thumbnail-src="https://i.ytimg.com/vi/K9MlCxD0hO8/0.jpg" frameborder="0" height="366" src="https://www.youtube.com/embed/K9MlCxD0hO8?feature=player_embedded" width="520"></iframe></div>
<div class="separator" style="clear: both; text-align: center;">
</div>
<div class="separator" style="clear: both; text-align: center;">
</div>
<div class="separator" style="clear: both; text-align: center;">
</div>
<p>&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;<iframe loading="lazy" allowfullscreen="" class="YOUTUBE-iframe-video" data-thumbnail-src="https://i.ytimg.com/vi/Nl_7KDYkpCk/0.jpg" frameborder="0" height="366" src="https://www.youtube.com/embed/Nl_7KDYkpCk?feature=player_embedded" width="520"></iframe></p>The post <a href="https://ateistlerecevap.org/nedenebedicehenne/" data-wpel-link="internal">Allah'a iman etmemenin cezası, neden ebedi cehennemde kalmaktır?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ateistlerecevap.org/nedenebedicehenne/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Erkekler Cennette Huri Alırken Kadınlar Ne Alacak?</title>
		<link>https://ateistlerecevap.org/erkekler-cennette-huri-alrken-kadnlar/</link>
					<comments>https://ateistlerecevap.org/erkekler-cennette-huri-alrken-kadnlar/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ateistlere Cevaplar]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 31 Jan 2017 22:28:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sorular]]></category>
		<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.ateistlerecevap.org/?p=85</guid>

					<description><![CDATA[<p>Erkekler cennette huri alırken kadınlar ne alacak Değerli kardeşimiz, Kur&#8217;ân-ı Kerim&#8217;in sadece bir âyetinde geçen&#160;&#8220;gılman&#8221;&#160;tâbiri vardır. 52. Sûre olan, Tûr Sûresi 24. âyetinde: &#8220;Etraflarında, sedeflerinde saklı inciler gibi tertemiz gılmanlar dolaşır.&#8221; Sözlükte&#160;&#8220;çocuk, bıyığı yeni terlemiş genç, hizmetçi&#8221;&#160;anlamına gelen&#160;&#8220;gulâm&#8221;&#160;kelimesinin çoğulu olan&#160;&#8220;gılman&#8221;, anlaşıldığı kadarıyla, Allah&#8217;ın (c.c) mü&#8217;min kulları için özel yarattığı ve vazifesi sadece hizmetkârlık olan cennet [&#8230;]</p>
The post <a href="https://ateistlerecevap.org/erkekler-cennette-huri-alrken-kadnlar/" data-wpel-link="internal">Erkekler Cennette Huri Alırken Kadınlar Ne Alacak?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div class="blogaway-section">
<img decoding="async" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2017/01/ErkeklerCennetteHuriAlC4B1rkenKadC4B1nlarNeAlacak.png" /><a href="https://3.bp.blogspot.com/-MJiar3itElg/WJEOrf41dZI/AAAAAAAAFaI/3T-YkkMkHJgSdbPHaq-TBQZBBczPDjRtACLcB/s1600/Erkekler%2BCennette%2BHuri%2BAl%25C4%25B1rken%2BKad%25C4%25B1nlar%2BNe%2BAlacak.png" data-wpel-link="external" rel="nofollow external noopener noreferrer"></a>Erkekler cennette huri alırken kadınlar ne alacak </p>
<p></p>
<div class="separator" style="clear: both; text-align: center;">
<iframe loading="lazy" allowfullscreen="" class="YOUTUBE-iframe-video" data-thumbnail-src="https://i.ytimg.com/vi/MTcL2t-ZtZE/0.jpg" frameborder="0" height="366" src="https://www.youtube.com/embed/MTcL2t-ZtZE?feature=player_embedded" width="520"></iframe></div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Değerli kardeşimiz,</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Kur&#8217;ân-ı Kerim&#8217;in sadece bir âyetinde geçen&nbsp;&#8220;gılman&#8221;&nbsp;tâbiri vardır. 52. Sûre olan, Tûr Sûresi 24. âyetinde:</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
&#8220;Etraflarında, sedeflerinde saklı inciler gibi tertemiz gılmanlar dolaşır.&#8221;</div>
</blockquote>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Sözlükte&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">&#8220;çocuk, bıyığı yeni terlemiş genç, hizmetçi&#8221;</em>&nbsp;anlamına gelen&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">&#8220;gulâm&#8221;</em>&nbsp;kelimesinin çoğulu olan&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">&#8220;gılman&#8221;</em>, anlaşıldığı kadarıyla, Allah&#8217;ın (c.c) mü&#8217;min kulları için özel yarattığı ve vazifesi sadece hizmetkârlık olan cennet gençleridir. Onlar cennet ehline yiyecekler ve içecekler sunarlar ve bu vazifeyi görmekten mutluluk duyarlar.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Fani hayatın sona ermesinden sonra ebedî bir saadet başlayacak. Orada Allah&#8217;ın rahmeti, lütuf ve ihsanı bütün haşmetiyle tecelli edecektir. İşte bu ebedî saadetin ve sonsuz nimet ve güzelliklerin merkezi cennettir. Cennet hem mü&#8217;min erkeklerin, hem de mü&#8217;min kadınların nimetler içinde yüzdüğü bir mekândır. Yani cennetin nimetlerinden erkekler kadar kadınlar da istifade edecek, bütün nimet ve ihsanlar her iki cinse de verilecektir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Cennet ve cennetlikler en güzel ve tatlı bir şekilde Kur&#8217;ân&#8217;da anlatılır. Çoğu yerde mü&#8217;min erkeklerle birlikte, mü&#8217;min kadınlar da zikredilir. Meselâ, Tevbe Sûresinin 72. âyetinin meali şöyledir:</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
&#8220;Allah, mü&#8217;min erkeklere ve mü&#8217;min kadınlara devamlı kalacakları, içlerinden ırmaklar akan cennetler, Adn Cennetlerinde hoş meskenler vaad etmiştir. Allah&#8217;ın rızası için en büyük mükâfattır. İşte büyük kurtuluş budur.&#8221;</div>
</blockquote>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Cennetlikler ve cennet nimetleri Kur&#8217;ân&#8217;da anlatılırken cennet ehli için<em style="box-sizing: inherit;">&nbsp;&#8220;müttekiler (Allah&#8217;tan hakkıyla korkanlar)&#8221;&nbsp;</em>ifadesi geçer. Bu kelime hem erkekler hem de kadınlar için müşterek kullanılır. Biri öbüründen ayırd edilmez, ayrı tutulmaz.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Hadis-i şeriflerde geçen ifadeler de hem erkekler, hem de kadınlar içindir. Bütün müjdeler, taltifler, nimetler, ikramlar herkese aynıdır. Bir hadisin meali şöyle:</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
&#8220;Cennet ehli cennete girdiklerinde bir vazifeli şöyle seslenir: &#8216;Şüphe yok ki, siz cennette ebedî yaşayacak ve hiç ölmeyeceksiniz. Hastalanmayacak ve devamlı sıhhatli bulunacaksınız. Sonsuz nimetlere mazhar olacak ve hiçbir zaman hüzün ve keder görmeyeceksiniz.&#8217; &#8220;1</div>
</blockquote>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Başka bir hadis-i şerifte de cennet ehlinin bir hâli şöyle anlatılır:</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
&#8220;Muhakkak, sizden biriniz cennetin en alt derecesinde bulunsanız bile, ona Allah&#8217;ın emri ile melekler tarafından,<em style="box-sizing: inherit;">&#8216;Gönlünden geçenleri iste!&#8217;</em>&nbsp;denir. O da devamlı temenni eder durur. Bunun üzerine ona,<em style="box-sizing: inherit;">&nbsp;&#8216;Kalbinden geçenleri tamamen temenni ettin mi?&#8217;</em>&nbsp;diye sorulur.&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">&#8216;Evet</em>&#8216; cevabı verince,<em style="box-sizing: inherit;">&#8216;Muhakkak temenni ettiğin şeyler bir misli fazlasıyla sana verilecek&#8217;</em>&nbsp;denir.&#8221;2</div>
</blockquote>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Esas itibariyle cennetin nimetleri hem erkek, hem de kadın mü&#8217;minler için müşterek iken, bazı hususlarda her iki cins de birbirlerinden üstünlüklere sahiptirler. Bu üstünlüklerin bir kısmı erkeklere mahsus iken, büyük bir kısmı da kadınlara mahsustur. Kur&#8217;ân&#8217;da cennetlik kadınlar&nbsp;&#8220;Ezvâcün mutahharatün&#8221;&nbsp;yani&nbsp;&#8220;temiz kadınlar&#8221;&nbsp;olarak vasfedilir. Bu ifadenin içinde şu mânâlar saklıdır: Cennet kadınlara mekân ve meskendir. O kadınlar o yüksek cennette lâyıktırlar. Aynı zamanda cennet derecelerinin yüksekliği nisbetinde onların güzellikleri de artar. Ve cennet onlarla güzelleşir ve süslenir.3</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Yani cennetlik kadınlar,&nbsp;cennetin güzelliğine güzellik katmakta, Allah&#8217;ın ebedî yurdunu süsleyen canlı bir unsur olmaktadır. Bu&nbsp;&#8220;mutahharatün (temiz)&#8221;ifadelerinden ayrıca şu mânalar çıkıyor:&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">&#8220;Dünya kadınları cennete girdikten sonra kötülüklerden, kıskançlık ve benzeri çirkin huylardan arınacaklar, içleri de dışları gibi berrak ve ter temiz olacak. Güzellikte hurileri geçecekler.&#8221;</em></div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Peygamberimiz (asm) cennetlik kadınları şöyle anlatır:</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
&#8220;Onların vücutlarının güzelliği ile letafetinden dolayı her birinin baldırındaki kemiğin iliği etinin üstünden görünür. Onların aralarında ne ihtilâf vardır ne düşmanlık ne de çekememezlik.&#8221;4</div>
</blockquote>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Yani cennet ehli kadınlar güzellikte o kadar ileride bulunuyorlar ki, sadece bir tek tırnağı dünyaya görünse güneşin ışığını kapatacak kadar parlaklıkta olan hurilerden daha güzel olacaklar. Bir kadının bundan daha güzel bir şey tahayyül etmesi mümkün müdür?</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Cenab-ı Hak hem erkek, hem de kadın mü&#8217;minlere kalblerinden geçenlerin bir misli fazlasını vereceğine göre, nimet ve ihsanın derecesini siz düşünün. Artık bu kadar lütuf ve ikramdan sonra&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">&#8220;Allah, cennette bir erkeğe çok sayıda huri veriyor da cennet ehli kadınlara neden böyle bir imkân verilmiyor?&#8221;</em>&nbsp;denmez. Cennette&nbsp;&#8220;yok yoktur.&#8221;Allah, insan fıtratına en uygun şekilde her türlü nimet ve ihsanı verecek, kimseyi mahrum bırakmayacaktır.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
<em style="box-sizing: inherit;">Esas mesele&nbsp;Allah&#8217;ın rızasına nail olmak, ebedî saadete liyakat kazanmak, fâni dünyadan imanlı olarak ayrılıp, cennetin kapısına ulaşabilmektir.</em></div>
<p><i><b><br /></b></i><br />
<i><b>Cennette çok eşlilik nasıl olacak? Bu konu ile ilgili ayetleri nasıl anlamalıyız?</b></i></p>
<p>Örneğin,</p>
<blockquote><p>
<br />
“… Ve onlara (cennetliklere) orada (cennette) temiz eşler vardır.”&nbsp;(Bakara, 2/25)</p>
</blockquote>
<p>âyetinin tefsirinde Elmalılı’nın&nbsp;<i>“Cennetlerde tertemiz, pam pak çiftler, eşler, yani erkekler için zevceler, kadınlar için zevcler vardır.”</i>&nbsp;(Elmalılı Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’ân Dili, Eser Kitabevi, İstanbul, tsz., I/276.) ifadesi, bazıları tarafından yanlış anlaşılarak erkeklere birden çok kadın (huri) verildiği gibi kadınlara da birden çok erkek (gılman) verileceği şeklinde değerlendirilmiştir.</p>
<p>Oysa burada anlatılmak istenen cennette kadın-erkek herkesin evli olması, temiz eşlere sahip olmasıdır. Erkekler ve kadınlar çoğul olarak zikredildiği için, onların eşleri olarak zikredilen zevceler ve zevcler de çoğul olarak zikredilmiştir. Yani her erkeğin temiz zevcesi ve her kadının da temiz zevci vardır denmek isteniyor.</p>
<p>Bu ifade, bir öğretmenin yıl sonunda talebelere hitaben,&nbsp;<i>“Şimdi karnelerinizi dağıtacağım.”</i>&nbsp;demesi gibidir. Bu ifadeden bir talebeye birden fazla karne verileceği manası çıkmaz. Aksine her birine bir karne verileceği anlaşılır. Talebeler çoğul olduğu için karne de çoğul olarak zikredilmiştir. Bu tür ifadeleri yanlış anlamada, konu hakkında bilgi sahibi olmamanın rolü büyüktür.</p>
<p>Kâinatın hadsiz feza boşluğunda Samanyolu Galaksisine mensup ve güneş sistemine bağlı şirin bir gezegen olan dünya memleketine imtihan için gönderilen insanlar, Kâinatın Yaratıcısını tanımak ve O’na iman ile ibâdet etmek için mükellef kılınmıştır.</p>
<p>Yaratılış gayesine uygun iman edip iyi ameller işleyen mü’minler, bütün semâvi kitaplarda cennetle müjdelenmiş ve orayı kazanmak için hayra ve iyiliğe teşvik edilmişlerdir.</p>
<p>Mükemmeliyetin ve güzelliğin her türlüsüne meyilli ve en yüksek derecesini aşk derecesinde arzulayan insan için, Kur’ân-ı Kerim’de cennet nimetleri açısından detaylı bilgiler verilmiş ve onun da ötesinde Allah’ın rızâsı vaâd edilmiştir.</p>
<p>Ruhânî ve hissî bütün nimetleri içinde barındıran cennet, aynı zamanda bedenî ve cismânî umum lezzetleri de ihtivâ eder. Yemek, içmek ve evlenmek cennetin en yüksek nimetleri sırasında gösterilmiştir. Kur’ân-ı Kerim ve hadis-i şeriflerin beyânına göre; dünya hayatında kurulan âile hayatları, eşlerin her ikisi de cennete liyakat kazanmaları halinde ebediyen beraber olacak ve karı-koca münasebetleri sonsuza kadar cennette devam edecektir. Ancak, imandan nasibi olmayan ve inkâr üzerine ölen eş, Hazret-i Nuh ve Lût Aleyhisselâmların hanımları ve Âsiye’nin kocası olan Firavun da olsa ebediyen eşinden ayrı kalacak ve inkârının karşılığını dâimi olarak cehennemde çekeceklerdir.</p>
<p>İman ve salih amellerinden dolayı cennete giden mü’min kadınları, Cenâb-ı Hak rahmet ve kudretiyle her türlü dünyevî ârızalardan arındırarak, tertemiz eşler sûretinde kocalarına iâde edecektir. Hûrilerden daha güzel olarak yaratılan o dünyalı kadınlar, eşlerine ebedî bir hayat arkadaşı olacak ve hûrilere sultan yapılacaktır. Hiçbir kıskançlık ve rekâbet duygusu olmaksızın sonsuza kadar sevdikleriyle birlikte cennetten istifâde edeceklerdir.</p>
<p>Dünya hayatındayken evlenemeden âhiret âlemine göçen iman etmiş erkek ve kadınlar, cennette evlendirilecek ve orada evlenmemiş kimse kalmayacaktır. Fakat, çocuk olarak vefât edenler bu kayıttan âzâdedir. Kur’ân-ı Kerim’de geçen&nbsp;“Vildânün muhalledun”&nbsp;tâbirinden anlaşıldığına göre, mü’minlerin bulûğ çağından önce vefât eden çocukları doğrudan cennete gidecek, lâkin dâimî çocuk olarak kalmak sûretiyle, çocuk sevmek ve okşamak zevkini anne ve babalarına tattıracaklardır.</p>
<p>Ancak, bulûğ çağından önce ebeveynin teşvikiyle, mecbur olmadığı halde namaz kılan ve oruç tutan çocukları Cenâb-ı Hak büyükler gibi yaratacak ve amellerinin karşılığı bu farkı onlara ihsan edecektir.</p>
<p>Kur’ân-ı Kerim’in sadece bir âyetinde geçen gılman tâbiri vardır. 52. Sûre olan, Tûr Sûresi 24. âyetinde&nbsp;“Etraflarında, sedeflerinde saklı inciler gibi tertemiz gılmanlar dolaşır.”&nbsp;Sözlükte&nbsp;<i>“çocuk, bıyığı yeni terlemiş genç, hizmetçi”</i>&nbsp;anlamına gelen&nbsp;gulâm&nbsp;kelimesinin çoğulu olan gılman, anlaşıldığı kadarıyla, Allah’ın (c.c) mü’min kulları için özel yarattığı ve vazifesi sadece hizmetkârlık olan cennet gençleridir. Onlar cennet ehline yiyecekler ve içecekler sunarlar ve bu vazifeyi görmekten mutluluk duyarlar.</p>
<p>Hûriler ise, Rahman-ı Zülcemâlin mü’min erkekler için cennette özel yarattığı ve dünyalık kadınların emrine verdiği çok güzel cennet kadınlarıdır. Bir çok âyet onlardan bahsetmekte ve onları târif etmektedir. Genel olarak&nbsp;<i>“İri gözlerinin beyazı saf, siyahı koyu, gümüş berraklığında beyaz tenli kızlar”</i>&nbsp;olarak anlatılan hûriler,&nbsp;<i>“erkeklerine düşkün, başkalarında gözü olmayan, kimse tarafından dokunulmayan, inci tenli, yakut yanaklı, yaşıt genç kızlar”</i>&nbsp;tarzında muhtelif âyetlerde tanımlanır. O kadar güzel yaratılmışlardır ki, hadis-i şerifte&nbsp;“Hûriler yetmiş elbiseyi giydikleri halde, bacaklarının kemiklerindeki ilikleri görünüyor.”&nbsp;denilmiştir.</p>
<p>Bu hakikati tefsir eden Bediüzzaman,</p>
<blockquote><p>
<br />
“İnsanın, ne kadar hüsünperver ve zevkperest ve ziynete meftun ve cemâle müştak duyguları ve hasseleri ve kuvâları ve lâtifeleri varsa, umumunu memnun edip doyuracak ve her birisini ayrı ayrı okşayıp mesut edecek maddî ve mânevî her nevi ziynet ve hüsn-ü cemâle, hûriler camidirler.&#8221;</p>
<p>&#8220;Demek, hûriler cennetin aksâm-ı ziynetinden yetmiş tarzını, bir tek cinsten olmadığından birbirini setretmeyecek sûrette giydikleri gibi, kendi vücutlarından ve nefis ve cisimlerinden, belki yetmiş mertebeden ziyade ayrı ayrı hüsün ve cemâlin aksamını gösteriyorlar.&nbsp;<i>‘Orada, canların çekeceği, gözlerin zevk alacağı her şey vardır’&nbsp;</i>âyetinin hakikatini gösteriyorlar.”&nbsp;(Sözler s. 813)</p>
</blockquote>
<p>Ancak, dünyalı kadınlar salih amelleri farkından dolayı daha güzel olarak yaratılacak ve birden fazla dünyada evlilik yapan mü’min kadınlar da tercih ettiği ile birlikte olmaya hak kazanacaktır.</p>
<p>
KAYNAK &nbsp; &nbsp;www.sorularlaislamiyet.com</p>
<div class="separator" style="clear: both; text-align: center;">
<a href="https://4.bp.blogspot.com/-9AVvyAmhx4k/WWtCF4UrE-I/AAAAAAAAIA0/uRpKwWq2x_81AqArVbQc4RTbKZIhogmgQCLcBGAs/s1600/1492265063052%2B%25281%2529.png" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;" data-wpel-link="external" rel="nofollow external noopener noreferrer"><img loading="lazy" decoding="async" border="0" data-original-height="673" data-original-width="800" height="269" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2017/01/149226506305228129.png" width="320" /></a></div>
</div>
<p></p>The post <a href="https://ateistlerecevap.org/erkekler-cennette-huri-alrken-kadnlar/" data-wpel-link="internal">Erkekler Cennette Huri Alırken Kadınlar Ne Alacak?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ateistlerecevap.org/erkekler-cennette-huri-alrken-kadnlar/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Cennette Allah&#039;ı görmek nasıl olacaktır. Allah görülecekse bir zaman ve mekan da olmaz mı?</title>
		<link>https://ateistlerecevap.org/cennette-allah-gormek-nasl-olacaktr/</link>
					<comments>https://ateistlerecevap.org/cennette-allah-gormek-nasl-olacaktr/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ateistlere Cevaplar]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 31 Jan 2017 21:51:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sorular]]></category>
		<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.ateistlerecevap.org/?p=86</guid>

					<description><![CDATA[<p>Cennette Allah&#8217;ı görmek nasıl olacaktır. Allah görülecekse bir zaman ve mekan da olmaz mı? Bir ömür boyu O’nun yarattığı şu kâinattan, yine O’nun ihsan ettiği beden ile istifade eden ve her biri ayrı bir ilâhî ihsan olan akıl, kalp ve hissiyatıyla nice hakikatlere muhatap olan insanoğlu, kendisini bu kadar lütuflara gark eden Rabbini görmeyi elbette [&#8230;]</p>
The post <a href="https://ateistlerecevap.org/cennette-allah-gormek-nasl-olacaktr/" data-wpel-link="internal">Cennette Allah'ı görmek nasıl olacaktır. Allah görülecekse bir zaman ve mekan da olmaz mı?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div class="separator" style="clear: both; text-align: center;">
<a href="https://3.bp.blogspot.com/-JDLIp7Gk8sw/WJEEjP6GKFI/AAAAAAAAFZw/TTXcmJSCFnMExOlsoVP-3mI7zxveM07AgCLcB/s1600/Cennette%2BAllah%2527%25C4%25B1%2Bg%25C3%25B6rmek%2Bnas%25C4%25B1l%2Bolacakt%25C4%25B1r.%2BAllah%2Bg%25C3%25B6r%25C3%25BClecekse%2Bbir%2Bzaman%2Bve%2Bmekan%2Bda%2Bolmaz%2Bm%25C4%25B1-.png" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;" data-wpel-link="external" rel="nofollow external noopener noreferrer"><img loading="lazy" decoding="async" border="0" height="360" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2017/01/CennetteAllah27C4B1gC3B6rmeknasC4B1lolacaktC4B1r.AllahgC3B6rC3BCleceksebirzamanvemekandaolmazmC4B1-.png" width="640" /></a></div>
<div class="separator" style="clear: both; text-align: center;">
</div>
<div class="separator" style="clear: both; text-align: left;">
Cennette Allah&#8217;ı görmek nasıl olacaktır. Allah görülecekse bir zaman ve mekan da olmaz mı?</div>
<div>
Bir ömür boyu O’nun yarattığı şu kâinattan, yine O’nun ihsan ettiği beden ile istifade eden ve her biri ayrı bir ilâhî ihsan olan akıl, kalp ve hissiyatıyla nice hakikatlere muhatap olan insanoğlu, kendisini bu kadar lütuflara gark eden Rabbini görmeyi elbette aşk derecesinde arzu ediyor. İnsan kalbine yerleştirilen bu arzunun cevabı cennette verilecek ve böylece insan, cennet lezzetlerini çok gerilerde bırakan en ileri ihsana ermiş olacaktır.</div>
<div>
</div>
<div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; line-height: 1.4285em; margin: 0px 0px 1em;">
Ehl-i sünnet alimlerinin ittifakıyla insanlar cennette Allah’ın cemalini görürler. Ancak bu görmenin şekli belirsizdir. Allah şu adan nasıl bütün zaman ve mekânlardan münezzeh ise, orada da yine bunlardan münezzehtir. Allah, insanları ve başka varlıkları belli bir zamanda ve belli bir mekânda yaratıyor. Ve bu hiç bir zaman Allah’ın zaman veya mekânın içine girdiği anlamına gelmez. Cennette de insanların Allah’ı görmesi, onu belli bir zamna-mekân veya frekans alanına sokacağı manasına gelmez.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; line-height: 1.4285em; margin: 0px 0px 1em;">
Kaldı ki Allah’ın görülüceği ehl-i sünnetçe kesin olmakla beraber, nasıl görüleceği ise bilinmemektedir. Bizim kanaatimize göre, Allah’ın mahiyeti hiç bir zaman bilinmez ve böyle bir tarz görme de tahakkuk etmez.</p>
</div>
</div>
<div id="flippy">
KAYNAK</div>
<div id="flippanel">
&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;www.sorularlaislamiyet.com
</div>
<p></p>
<div class="separator" style="clear: both; text-align: center;">
<iframe loading="lazy" allowfullscreen="" class="YOUTUBE-iframe-video" data-thumbnail-src="https://i.ytimg.com/vi/zjQJLRQjWPs/0.jpg" frameborder="0" height="366" src="https://www.youtube.com/embed/zjQJLRQjWPs?feature=player_embedded" width="520"></iframe></div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; line-height: 1.4285em; margin: 0px 0px 1em;">
</div>The post <a href="https://ateistlerecevap.org/cennette-allah-gormek-nasl-olacaktr/" data-wpel-link="internal">Cennette Allah'ı görmek nasıl olacaktır. Allah görülecekse bir zaman ve mekan da olmaz mı?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ateistlerecevap.org/cennette-allah-gormek-nasl-olacaktr/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kainat neden bu kadar büyük? İsraf değil midir?</title>
		<link>https://ateistlerecevap.org/kainat-neden-bu-kadar-buyuk-israf-degi/</link>
					<comments>https://ateistlerecevap.org/kainat-neden-bu-kadar-buyuk-israf-degi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ateistlere Cevaplar]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 31 Jan 2017 21:30:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sorular]]></category>
		<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.ateistlerecevap.org/?p=87</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kainatta yalnızca insan ve cinler değil melekler ve ruhaniler de yaşamaktadır. Kainatta boşluk yoktur. Her yerde kendine has ibadet eden mahluklar bulunmaktadır. Her bir gezegenin yıldızın da kendine has bir ibadeti vardır, onlar da Allah&#8217;ı tesbih etmektedirler. Allah&#8217;ın esmasının sonsuz tecellilerine bu derece büyük kainatın olması israf değildir.</p>
The post <a href="https://ateistlerecevap.org/kainat-neden-bu-kadar-buyuk-israf-degi/" data-wpel-link="internal">Kainat neden bu kadar büyük? İsraf değil midir?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div class="separator" style="clear: both; text-align: center;">
<a href="https://2.bp.blogspot.com/-P9vGAl_Usxg/WJEBpz18zPI/AAAAAAAAFZc/Nce6ID19V1MP-2k0QdjuB0hNT8dyUbklACLcB/s1600/Kainat%2Bneden%2Bbu%2Bkadar%2Bb%25C3%25BCy%25C3%25BCk-%2B%25C4%25B0sraf%2Bde%25C4%259Fil%2Bmi-.png" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;" data-wpel-link="external" rel="nofollow external noopener noreferrer"><img loading="lazy" decoding="async" border="0" height="360" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2017/01/KainatnedenbukadarbC3BCyC3BCk-C4B0srafdeC49Filmi-.png" width="640" /></a></div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Kainatta yalnızca insan ve cinler değil melekler ve ruhaniler de yaşamaktadır. Kainatta boşluk yoktur. Her yerde kendine has ibadet eden mahluklar bulunmaktadır.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Her bir gezegenin yıldızın da kendine has bir ibadeti vardır, onlar da Allah&#8217;ı tesbih etmektedirler.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Allah&#8217;ın esmasının sonsuz tecellilerine bu derece büyük kainatın olması israf değildir.</div>
<div class="separator" style="clear: both; text-align: center;">
<iframe loading="lazy" allowfullscreen="" class="YOUTUBE-iframe-video" data-thumbnail-src="https://i.ytimg.com/vi/IIpkggm3sVU/0.jpg" frameborder="0" height="366" src="https://www.youtube.com/embed/IIpkggm3sVU?feature=player_embedded" width="520"></iframe></div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
</div>The post <a href="https://ateistlerecevap.org/kainat-neden-bu-kadar-buyuk-israf-degi/" data-wpel-link="internal">Kainat neden bu kadar büyük? İsraf değil midir?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ateistlerecevap.org/kainat-neden-bu-kadar-buyuk-israf-degi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Şeriat nedir, nasıl yaşanır; bu asırda şeriat geçerli midir?</title>
		<link>https://ateistlerecevap.org/seriat-nedir-nasl-yasanr-bu-asrda/</link>
					<comments>https://ateistlerecevap.org/seriat-nedir-nasl-yasanr-bu-asrda/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ateistlere Cevaplar]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 30 Jan 2017 14:12:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sorular]]></category>
		<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.ateistlerecevap.org/?p=88</guid>

					<description><![CDATA[<p>&#160; İslam dini, diğer konularda olduğu gibi idari mekanizma hususunda da görüş belirtmiştir. Devlet yönetimi ile ilgili belli ilkeler koymuştur. Ayrıntı kısımlarda bu ilkelere bina edilerek uygulanır. Adalet, hukuk, insanların haklarını ihlal etmemek, devlet yönetimini kötüye kullanmamak vs. gibi ilkere sadık kalınmak suretiyle devlet yönetilmelidir. Şeriat, İslam&#8217;ın getirdiği hükümlerin genel adıdır. Devlet yönetimi de bunun içine [&#8230;]</p>
The post <a href="https://ateistlerecevap.org/seriat-nedir-nasl-yasanr-bu-asrda/" data-wpel-link="internal">Şeriat nedir, nasıl yaşanır; bu asırda şeriat geçerli midir?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
<div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"><a style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;" href="https://4.bp.blogspot.com/-Ajvf4CYZts0/WI9JgcZ4afI/AAAAAAAAFXc/kv59oWUSNMAkQ65NfNH3yY3A1aXYeczrgCLcB/s1600/%25C5%259Feriat.jpg" data-wpel-link="external" rel="nofollow external noopener noreferrer"><img loading="lazy" decoding="async" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2017/01/C59Feriat.jpg" width="640" height="360" border="0" /></a></div>
<p>&nbsp;</p>
</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">İslam dini, diğer konularda olduğu gibi idari mekanizma hususunda da görüş belirtmiştir. Devlet yönetimi ile ilgili belli ilkeler koymuştur. Ayrıntı kısımlarda bu ilkelere bina edilerek uygulanır. Adalet, hukuk, insanların haklarını ihlal etmemek, devlet yönetimini kötüye kullanmamak vs. gibi ilkere sadık kalınmak suretiyle devlet yönetilmelidir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Şeriat, İslam&#8217;ın getirdiği hükümlerin genel adıdır. Devlet yönetimi de bunun içine girmektedir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;"><em style="box-sizing: inherit;">Doğru İslamiyeti ve İslama uygun doğruluğu anlatmak ve yaşamak zorundayız. </em>Bu nedenle İslam adına yapılan, ama İslama uymayan bazı uygulamalar İslamiyete ve Müslümanlara zarar vermektedir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Birisiyle karşılaşıyorsunuz. Namaz kıldığından, oruç tuttuğundan söz ediyor. Sohbetiniz sürüyor ve sonunda, şeriatın en önemli iki emrini yerine getiren bu adamın, şeriata karşı olduğunu görüyor ve hayret ediyorsunuz.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Bir başkasıyla görüşüyorsunuz. Şeriatı hararetle savunuyor. İç âlemine, ibadet dünyasına iniyorsunuz, İslâm’ın ceza hükümlerinin tatbiki için gösterdiği heyecanın yüzde birini, ibadet hayatında göstermediğine şahit oluyorsunuz. Yine hayrete düşüyorsunuz.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Bu iki farklı adam hakkındaki kanaatiniz aynı oluyor: <em style="box-sizing: inherit;">Bunlar şeriatı bilmiyorlar!..</em></div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;"><em style="box-sizing: inherit;">&#8211; Şeriat nedir, ne değildir?</em></div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Şeriat: <em style="box-sizing: inherit;">“Din”, “Allah’ın emri”, “İlâhî emir ve yasaklar” </em>gibi manalara geliyor.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">İnsan, bir kavramı reddederken de kabul ederken de anlamını bilmeli, diye düşünüyoruz. Taraftar olmak veya olmamak ayrı mesele.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">En çok tartışılan kavramlardan biri de “şeriat.” Bu konuda bir çok kişinin kafası bir hayli karışık. Anlamını bilen de konuşuyor, bilmeyen de.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Önce, Şemseddin Sami Efendinin, dilimizin en esaslı lugati olarak bilinen <em style="box-sizing: inherit;">“Kamus”</em>una bakalım:</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Şeriat, <em style="box-sizing: inherit;">“evamir ve nevahi-yi İlahiyye ve âyet ve hadis ve icma-ı ümmet esasları üzerine müesses kanun-u İlahi”</em> diye tarif ediliyor.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Tarifte iki unsur dikkat çekiyor. Biri, şeriatın <em style="box-sizing: inherit;">“İlahi emirler ve yasaklar” </em>oluşu. Diğeri, bu İlahi kanunların <em style="box-sizing: inherit;">“âyet, hadis ve icma” </em>denilen temeller üzerine kurulu bulunduğu.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Ömer Nasuhi Bilmen ise,<em style="box-sizing: inherit;"> “Hukuk-u İslamiyye ve Istılahat-ı Fıkhiyye Kamusu”</em> adlı mükemmel eserinde bu ıstılahı ayrıntılı biçimde şöyle açıklıyor:</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">“Şeriat, din lisanında, Cenab-ı Hakk&#8217;ın, kulları için vazetmiş olduğu dini, dünyevi ahkamının heyet-i mecmuasıdır. Bu itibarla şeriat, din ile müradif olup, hem ahkam-ı asliye denilen itikadiyatı, hem ahkam-ı fer&#8217;iye-i ameliye denilen ibadet, ahlak ve muamelatı ihtiva eder.”</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid #b6ff6d; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;"><em style="box-sizing: inherit;">“Şeriat, umumi manasına nazaran bir peygamber-i zişan tarafından tebliğ edilmiş kanun-u İlahi demektir. Ahkam-ı şer&#8217;iye denilince, bundan kanun-u İlahi hükümleri manasını anlamak lazımdır. Ve bununla asıl Kur&#8217;an&#8217;a, Hadise, İcmaa sarahaten müstenid olan hükümler kastedilmiş olur.”</em></div>
</blockquote>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Bu ayrıntılı tarifte şu temel noktalar ustalıkla sıralanmış:</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid #b6ff6d; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;"><em style="box-sizing: inherit;">1. Şeriatı, kulları için Allah koymuştur.<br style="box-sizing: inherit;" />2. Şeriat, dini ve dünyevi hükümlerin tamamıdır.<br style="box-sizing: inherit;" />3. Şeriat, “din” kelimesiyle eşanlamlıdır.<br style="box-sizing: inherit;" />4. Şeriat kavramının içinde, imani hükümlerin yanında ahlaka, ibadete ve günlük hayattaki işlere dair hükümlerin hepsi vardır.<br style="box-sizing: inherit;" />5. Genel anlamda, her peygamberin getirdiği İlahi kanunlara da şeriat denilir.<br style="box-sizing: inherit;" />6. Şeriat kelimesiyle, açıkça Kur&#8217;an&#8217;a, Hadise ve İcmaa dayanan hükümler kastedilmiş olur.</em></div>
</blockquote>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Asrımızın en büyük müfessirlerinden olan Elmalılı Hamdi Efendinin, <em style="box-sizing: inherit;">“Hak Dini Kur&#8217;an Dili”</em> isimli pek kıymetli tefsirindeki şeriat tarifi de şöyledir:</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid #b6ff6d; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;"><em style="box-sizing: inherit;">“Lugatte bir ırmak veya herhangi bir su menbaından su içmek veya almak için girilen yol demektir. Bunda, insanların hayat-ı ebediyeye ve saadet-i hakikiyeye ulaşması için, Allah Teala&#8217;nın vaz u teklif ettiği ahkam-ı mahsusaya ve mezheb-i müstakime bilistiare ıtlak edilmiştir ki, din demektir.”</em></div>
</blockquote>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Bu tarifte de bazı önemli noktalar dikkati çekiyor:</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid #b6ff6d; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;"><em style="box-sizing: inherit;">1. Şeriatı Allah koymuş ve kullarını sorumlu tutmuştur.<br style="box-sizing: inherit;" />2. Allah, şeriatı kullarının ebedi hayata ve hakiki saadete ulaşması için göndermiştir.<br style="box-sizing: inherit;" />3. Şeriat, müstakim, yani doğru yolun adı olup, hususi hükümlerden ibarettir.<br style="box-sizing: inherit;" />4. Şeriat, din demektir.</em></div>
</blockquote>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Asrımızın büyük âlim ve mütefekkiri Bediüzzaman ise, şeriatı tarif ederken şunları söylüyor:</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid #b6ff6d; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">“Şeriat ikidir. <em style="box-sizing: inherit;">Birincisi,</em> alem-i asgar olan insanın ef&#8217;al ve ahvalini tanzim eden ve sıfat-ı kelamdan gelen bildiğimiz şeriattır.<em style="box-sizing: inherit;"> İkincisi,</em> insan-ı ekber olan alemin harekat ve sekenatını tanzim eden, sıfat-ı iradeden gelen şeriat-ı kübra-yı fıtriyedir ki, bazan yanlış olarak tabiat tesmiye edilir.”</div>
</blockquote>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Bu tanımda da önemli noktalar vardı. Şeriatı ikiye ayırarak tarif ediyor, tabiat mefhumuna da açıklık getiriyordu Bediüzzaman.</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid #b6ff6d; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;"><em style="box-sizing: inherit;">1. “Küçük âlem” olan insanın fiillerini ve işlerini düzenleyen ve Allah&#8217;ın “kelam” sıfatından gelen bildiğimiz şeriat.<br style="box-sizing: inherit;" />2. “Büyük insan” olan âemin hareketlerini ve durumlarını düzenleyen şeriat.<br style="box-sizing: inherit;" />3. Maddi âlemdeki kanunlara “tabiat” demek yanlış. Çünkü, bu kavram Allah&#8217;ı hatıra getirmiyor. Oysa, bu “fıtri” kanunları koyan ve tatbik eden O&#8217;dur.</em></div>
</blockquote>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Bu izah, başka bir manayı da hatırlatıyor: Kainattaki varlıklar, Allah&#8217;ın “fıtri”  kanunlarına isyansız itaat ettikleri için, bu alem muntazam ve mükemmel. Hiçbir yerde en küçük bir karışıklık yok. Demek insanlar da yaşayışlarında İlahi kanunlara isyansız itaat etseler, özlenen ahenge kavuşacak ve aradıkları saadete erecekler. Uyumsuzluğun ve huzursuzluğun sebebi, isyan ve tuğyanlarıdır. Ahiret saadeti gibi, dünyevi huzurun da çaresi İslam&#8217;dadır.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Bütün bu tanımlara göre, “şeriat” diyen birisi, <em style="box-sizing: inherit;">“din kuralları” </em>demektedir. İnsan ise, hür bir varlıktır.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Kabul de edebilir, red de&#8230; “Dinde zorlama yoktur.”</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;"><em style="box-sizing: inherit;">&#8211; Şeriat nasıl yaşanır?</em></div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Bir çekirdeğe ağaç olma kâbiliyeti yükleyen, onu meyve verebilecek şekilde programlayan Allah, bu gayenin tahakkukunu birtakım şartlara bağlamış. Bu şartlar manzumesine şeriat-ı fıtriye deniliyor. O çekirdek, toprağını bulacak, suyuna kavuşacak, güneşle sohbet edecektir ki ağaç olabilsin.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">İnsanın mahiyeti de o çekirdek gibi. Cennet hayatını netice verebilecek bir çekirdek. <em style="box-sizing: inherit;">İşte şeriat, bu insan mahiyetinin rıza beldesi olan cennete lâyık olabilmesi için uyması gereken kanunlar manzumesi.</em></div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Akıl, O’nun koyduğu sınırlar içinde düşündüğü takdirde, mârifetullaha eriyor. Dil, hayır söylediği ölçüde o ebed ülkesinde ulvî sohbetler yapmaya aday oluyor. Beden, Allah için yorulduğu nispette o saadet beldesinin maddî nimetlerinden faydalanmaya hak kazanıyor.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Sevgi, korku, şefkat, merhamet gibi hislerden, göze, kulağa, ele, ayağa kadar her şey ancak Allah’ın emir dairesinde çalışmaları hâlinde terakki ediyor, ulvîleşiyor ve ulvî âlemlere yöneliyorlar. Şeriat, hakikate giden yolun ismi. Lügat manası, <em style="box-sizing: inherit;">“Su membaından su almak için girilen yol.”</em></div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Hakk’a ermenin ve hakikati bulmanın yolunu, Yunus’umuz ne güzel özetler:</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid #b6ff6d; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;"><em style="box-sizing: inherit;">&#8220;Şeriat, tarikat yoldur varana,<br style="box-sizing: inherit;" />Hakikat meyvesi andan içerü.&#8221;</em></div>
</blockquote>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Yola girmeden, menzile erişilemez. Şeriatsız, hakikate erme iddiaları, sahibini oyalamaktan öte bir işe yaramayan kuruntulardır.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;"><em style="box-sizing: inherit;">Tarikat, nâfile ibadetlerin simgesi</em>. Şeriat yolunda sağlam yürüyebilmek, nefis ve şeytana karşı daha güçlü olabilmek için konulmuş bir terbiye ameliyesi. Kulu, Rabbine daha fazla yakınlaştırmaya vesile. Nefsini daha tesirli bir şekilde terbiye etmesine yardımcı.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Kısacası, hakikate ulaşmak için öncelikle İlâhî emirlere harfiyen riayet etmek ve bu vadide kalbini daha sağlam, ruhunu daha güçlü kılmak için de nâfile ibadetlere devam etmek gerek. Büyük müceddid İmam-ı Rabbani’yi dinleyelim:</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid #b6ff6d; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;"><em style="box-sizing: inherit;">“Dilin yalan söylememesi ve doğru konuşması şeriattır. Kalpten yalan düşüncesini uzaklaştırmak, eğer zorlayarak ve çalışarak olursa tarikat, eğer zorlanmaksızın müyesser olursa hakikattir.”</em></div>
</blockquote>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Büyük İmamın bu güzel misalinden şunu anlamıyor muyuz? Doğru sözlü olmak, Allah’ın razı olduğu güzel bir ahlâk, yâni hakikat. Kul, bu hakikate ermek için, ilk olarak, şeriatın <em style="box-sizing: inherit;">“yalan söylemeyiniz”</em> emrine uyar; dilini bu günahtan uzak tutar. Daha sonra kalbine yalan söyleme arzusu gelmemesi için ruhunu tedavi etmeye başlar. Bu vadide bir gayretin, bir faaliyetin içine girer. Sonunda kalp hiçbir zorlamaya, çalışmaya lüzum kalmaksızın yalan söylemekten nefret eder hâle gelir. Artık o kalbe, yalan yanaşamaz olur. Konuştu mu mutlaka ve büyük bir rahatlıkla doğruyu söyler. İşte bu adam doğru söylemenin hakikatine ermiştir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Büyük imamın bu ifadelerinden hakikate ermenin, bu mutlu neticeye kavuşmanın tarikatsız da olabileceği anlaşılıyor. İnsan, doğrudan, şeriattan hakikate geçebilir. Ama, bu ermenin, bu varmanın şeriatsız olmayacağı muhakkaktır.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Burada bir tasavvuf tahlili yapmak istemiyorum. Bunları sadece şunun için yazdım. <em style="box-sizing: inherit;">Şeriat denilince, </em><em style="box-sizing: inherit;">sadece, İslâm’ın ceza hukukuna dair hükümlerini anlamak eksik olur. </em>Yalan söylememek de şeriattır. Yalan söylemeyen, gıybet etmeyen, başkasının malına, canına, ırzına, namusuna kötü nazarla bakmayan, helâl kazanç peşinde olan bir insan da şeriat üzeredir ve hakikat yolundadır. Böyle birinin şeriata karşı çıkması, kendisiyle tenakuza düşmesi demektir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Dinin temeli, şeriatın esası, insanın yaratılışına dayanır. Karşımızda bir cansızlar âlemi mevcut. Bu âlemde her zerre, her yıldız, hava, toprak, su, ziya her şey Allah’ın küllî iradesine tâbi. O’nun koyduğu İlâhî kanunlara uygun hareket etmede. Ama bu uymada, irade söz konusu değil. Her şey O’nun emrine, yine O’nun iradesiyle boyun eğiyor. Melekler âlemi de bu hakikatin bir başka görüntüsünü sergiliyorlar. İbadet için, tesbih için, hamd için yaratılan bu varlıklarda da insandaki manasıyla bir irade mevcut değil. Onlar, Allah neyi emrederse onu işliyorlar.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">İnsana gelince o, hilkat tablosunda apayrı bir manzara sergiler. Her şeyiyle Allah’ı tesbih eden şu kâinatın bu şuurlu meyvesinin de her hücresi, her organı daima tesbihte, daima ibadettedir. Zaten bunların idaresi ona verilmiş değil. Ne ciğerini kendisi çalıştırıyor, ne kanını kendi iradesiyle deveran ettiriyor. İşte, hepsi Allah’a itaat üzere bulunan bu beden ülkesine, bir sultan tayin ediliyor: Ruh. Bu ruha, büyük bir lütuf ve yine büyük bir imtihan olarak irade takılıyor.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;"><em style="box-sizing: inherit;">İnsan ihtiyar ve irade sahibi bir varlık.</em> Parmağıyla dilediği yöne işaret edebiliyor, yüzünü istediği tarafa dönebiliyor. Kendisindeki bütün duyguları dilediği gibi kullanabiliyor. Nereye isterse oraya gidiyor, neyi arzu ederse onu yiyor, neden hoşlanmazsa ondan kaçıyor.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Bu iradenin önüne teklif çıkarılmış, bu iradenin önüne imtihan çıkarılmış ve netice itibariyle bu iradenin önüne cennet ve cehennem çıkarılmış.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;"><em style="box-sizing: inherit;">İşte, şeriat insan iradesinin Allah’ın razı olduğu sahalarda dolaşmasını emreden ve O’nun razı olmadığı sahalardan kaçınmasını ikaz eden bir emir ve yasaklar zinciri. </em>Kul bu İlâhî ipe sımsıkı sarılmakla emrolunuyor.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">İnsan iradesinin önünde iki ayrı saha var. Biri dünya, diğeri ise âhiret işleri. Ama şu var ki, İslâm’da dünya işlerinin hepsi için de getirilmiş kanunlar, kaideler mevcut. Kul, bunlara uyduğu takdirde hem ibadet etmiş, hem de dünya hayatını daha rahat, daha mesut yaşamış oluyor.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Şeriat üzerinde yapılan münakaşaların daha çok bu ikinci grupta merkezleştiğini görüyoruz. Bu ikinci kısım da ikiye ayrılıyor. Biri muamelât, diğeri ceza. Ve şeriat üzerindeki tartışmaların ağırlık merkezi, bu son kısım. Elbette, ceza hukuku yönünden de İslâm’ın koyduğu birçok hükümler mevcut. Bunlar da şeriat ve bunlara da inanmak farz. Her emir gibi bunlara riayet etmeyen de mesul olmakta. Böyle bir emre uymayış, ona karşı bir vurdumduymazlık, bir isyan mahiyeti taşıyorsa sahibini günahkâr eder. Şayet, o İlâhî emri, o Kur’anî hükmü inkâr etmek, onu reddetmek tarzında ortaya çıkıyorsa küfre sokar. Ama, İslâm sadece bu hükümler değil ve din sadece bunlardan ibaret değil. Meseleyi yalnız bu sahaya çekmek, kısır bir değerlendirme, yanlış bir anlayış olur.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;"><em style="box-sizing: inherit;">İslâmî hükümler şu üç ana gruba ayrılırlar.</em> Biri, ferdin kendi nefsine karşı vazifeleri. Diğeri, ailesine karşı vazifeleri. Üçüncüsü de cemiyet hayatındaki vazifeleri. Şeriatın bunların her üçüne de getirdiği ölçüler, hükümler var. Her birinin inkârı küfür ve her birine karşı isyan etmek günah. Ama bunlar arasında öncelikli olanlar, ferdin kendi nefsine ait vazifeleri. Bunların başında da ibadet geliyor.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">İnsanın kendi nefsine ve ailesine ait mükellefiyetleri hususunda, bütün semâvî kitaplarda hükümler mevcut. Hepsinde ibadet emredilmiş, hepsinde günahlardan sakınma esas tutulmuş.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Bu ibadetlerin şeklinde, vaktinde, miktarında farklılıklar var, ama ibadeti emretmeyen, ahlâkı emretmeyen bir hak din göstermek mümkün değil. Lâkin, sosyal kaideler, hele devlet yönetimine dâir hükümler, dinlerin en mükemmeli ve en sonuncusu olan İslâm’da kemâliyle yer almış.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Şunu özellikle ifade etmek isteriz: İnsanın yaratılış gayesi, bütün dinlerde müşterek. Bu gaye, Kur’an-ı Kerim’de:</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid #b6ff6d; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">“Ben insanları ve cinleri ancak bana ibadet etsinler diye yarattım.”(Zâriyât, 51/56)</div>
</blockquote>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">âyetiyle ifade buyurulmuş. Bir de belli şartların tahakkukuna bağlı emir ve yasaklar var. Bunlardan biri de ceza hukukuna dair hükümler. Bu hükümler şarta bağlı. Bugün Almanya’da, İngiltere’de, Fransa’da yaşayan Müslümanların bu emirleri tatbik güçleri yok. Ve bunlardan sorumlu da değiller.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Bu konuda yapılan tartışmalarda, muhatabı olan mümini İslâm’ın bir kısım emirlerini kabul etmiyormuş gibi göstermek ve onu insafsızca tenkit etmek, tek kelimeyle zulüm olur. İslâm kardeşliğini baltalayan ve âhirette cezası pek büyük olan bu tarz ithamlardan hassasiyetle kaçınmak gerek.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Bütün insanları fakir bir ülke hayal ediniz. Siz bu ülkenin fertlerini, İslâm’ın zekât farîzasını yerine getirmemekle suçlayabilir misiniz? Elbette ki hayır. İslâm’ın ceza hükümlerine inandığı halde bunu tatbike gücü yetmeyen bir Müslüman da böyle değil midir? Bunları tatbik etmek devletin vazifesidir, ferdin değil. Dolayısıyla da ferde herhangi bir sorumluluk terettüp etmez.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;"><em style="box-sizing: inherit;">İslâm’ın temel hükümleri, hangi beldede olursa olsun, ferdin uymak zorunda olduğu İlâhî emirlerdir.</em></div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Devlet yönetimiyle ilgili hükümler de İlâhîdir, onlara inanmak da her mümine farzdır; ama onların uygulanmasından sorumlu değildir.</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid #b6ff6d; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;"><em style="box-sizing: inherit;">“Şeriatta; yüzde doksan dokuz ahlâk, ibadet, âhiret ve fazilete aittir. Yüzde bir nispetinde siyasete mütealliktir. Onu da ulû&#8217;l-emirlerimiz düşünsünler.” </em>(Bediüzzaman)</div>
</blockquote>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">İslâmî hükümler hakkında getirilen bir sınıflandırmayı da burada nakletmek isterim. İlâhî hükümler iki kısma ayrılıyor: Bir kısmı sadece Müslümanlara uygulanan hükümler, diğeri ise bir İslâm beldesinde yaşayan herkese tatbik edilen hükümler. İşte bu ikinci kısım, “muamelât” ve “ceza” hükümleri. Bir gayri müslim cizye vererek İslâm beldesinde yaşıyorsa, o beldenin bir vatandaşı olarak bütün muamelat ve ceza hükümlerine muhatap olur. Hırsızlık ederse eli kesilir, birisine zina iftirasında bulunursa cezalandırılır.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Bazı çevreler meseleyi ters değerlendirerek, İslâm’ın ceza hükümlerinin uygulanmadığı bir ülkede namaz kılmanın, oruç tutmanın da bir mana ifade etmeyeceği gibi çok saptırıcı ve bir o kadar da mesuliyetli sözler söylüyorlar. Kendilerine karşı çıkan mü’minleri de Allah’ın hükümlerinden bir kısmını dikkate almamakla suçluyorlar.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Halbuki bu iddia asıl kendileri hakkında geçerli oluyor. Şeriatın yüzde doksan dokuzunu teşkil eden ve dinin temeli olan hükümleri hafife almak ve dinde sadece Müslim &#8211; gayrı müslim herkese uygulanan ve cemiyetin huzur ve saadetini temin eden muamelât ve ceza hükümlerine ağırlık vermek gibi bir hatanın içine düşüyorlar.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Namazın her rekâtında Fâtiha’yı okuyan ve Rabbinden “sırat-ı müstakime” hidayet talebinde bulunan bir mü’minin, çok dikkatli olması gerek. Aşırılığın her türlüsü, yâni ifratı da tefriti de insanı istikametten uzaklaştırır.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;"><em style="box-sizing: inherit;">&#8211; Asrımızda Şeriat geçerli midir?</em></div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Bu noktada düşülen iki aşırılığa kısaca temas edeceğiz: Bazı insanlar, bu asırda İslâmî hükümlerle hükmetmenin mümkün olmadığını iddia ederken, diğerleri de İslâm hükümleriyle hükmetmeyen herkesi, niyetlerine bakmaksızın, hemen küfürle itham ediyorlar. Bunların biri ifrattadır, diğeri tefritte. Yâni ikisi de aşırı, ikisi de istikametten sapmış.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Önce birinci yanılmadan söz etmek isteriz. Meşhur bir kaide vardır. “Bir şey sabit olursa, levazımıyla sabit olur.” El dendi mi, parmaklar onun lâzımıdır. Eli, parmaksız düşünemezsiniz. Ve böyle bir elden istifade edemezsiniz. Yüz dendi mi, gözü ondan ayıramazsınız. Gözsüz bir yüzün önemli bir yanı eksik demektir. Gözün de akını karasından ayıramazsınız. Parmak elin, göz yüzün, gözbebeği de gözün lâzımıdır. Ondan ayırır ve tek olarak düşünürseniz bir fayda elde edemezsiniz. İslâmî hükümler de öyledir.<em style="box-sizing: inherit;"> Bir bütün olarak düşünülmelidir.</em> Ve ancak o zaman, ferdi ve cemiyeti terakki ettirir; huzura, saadete kavuşturur.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">İslâm’ın temel şartlarının ihmale uğradığı, ferdî ve ailevî hayatın yanlış esaslar üzerine bina edildiği bir cemiyette, sadece muamelât ve ceza hükümlerinin tatbiki fazla bir fayda sağlamaz. Yahut bu hükümlerin, böyle bir cemiyete tatbiki mümkün olmayabilir. Olsa bile, birçok kimse, bunlara, inanmadan ve istemeyerek uymakla nifaka düşer. Müslüman görünür, ama bir İslâm düşmanı olarak yaşar.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Şeriatın bir bütün olarak değerlendirilmesi gerektiğine bir misal vermek isterim.<em style="box-sizing: inherit;"> İslâm’da faiz haramdır, yasaktır</em>. Bu yasağı getiren âyet-i kerimeyi “Müminler ancak birbirinin kardeşidirler” âyetiyle birlikte düşünmek gerekir. O zaman şu hakikat ortaya çıkar: <em style="box-sizing: inherit;">“Bir mü’min, ihtiyaç içinde kıvranan ve kendisinden borç isteyen bir kardeşine borç verirken, şer’î ifadesiyle ona karz-ı hasende bulunurken, bu parayı fazlasıyla geri alma talebinde bulunamaz. Bunun kardeşlikle bağdaşması mümkün değildir.”</em></div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">İslâmî kardeşliğin son derece zayıfladığı, kişinin kendi öz kardeşine oyunlar oynadığı, tuzaklar kurduğu, devlet malının acımasızca yağmalandığı bir cemiyette, İslâm’ın faiz yasağı icra edilemiyorsa, kabahat o bozulan bünyenindir; ilâcın, yahut gıdanın değil.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Gelelim, istikamet sınırlarını aşan ikinci iddiaya. Bir cemiyette, İslâm’ı tam tatbik etmeyen, hükmünü ona göre vermeyen veya veremeyen bir insana hemen kâfir damgası vurmak da insaf değildir. Zira, iman küfre zıttır. Bir insan İslâm’a zıt bir hüküm veriyor, bir icraat yapıyorsa, bunu İslâm’ı reddederek yapacaktır ki küfre girsin. Aksi halde onun küfründen değil günahından, isyanından söz edilebilir. İman gibi küfürde de niyet ve irade şartı vardır. Bir adam ancak, <em style="box-sizing: inherit;">“İslâm’ın şu husustaki hükmü şöyle ama, ben onu kabul etmiyor ve şöyle hareket ediyorum.” </em>derse küfre girer. Böyle bir niyeti ve iradesi yoksa, işlediği hata, verdiği yanlış hüküm tamamen bilgisizliğinden yahut irade zaafından kaynaklanıyorsa, yaptığının da yanlış olduğunu biliyorsa bu adama kâfir demek Ehl-i sünnet itikadınca mümkün değildir. Bunu ancak, büyük günah işleyenin kâfir olduğuna hükmeden <em style="box-sizing: inherit;">“Haricîler”</em>, yahut böyle bir kimsenin imanla küfür arasında kalacağını savunan <em style="box-sizing: inherit;">“Mûtezile” </em>iddia edebilir. Bunların ise ehl-i dalâlet olduklarında bütün Ehl-i sünnet âlimleri müttefiktir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;"><em style="box-sizing: inherit;">Çok dikkatli olmamız gerekiyor. İslâm’ı savunuyorum derken, bilmeden dalâlet ehlinin yoluna girebiliriz.</em></div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;"><em style="box-sizing: inherit;"> </em></div>
<div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"><iframe loading="lazy" class="YOUTUBE-iframe-video" src="https://www.youtube.com/embed/oolkJ0nWSQw?feature=player_embedded" width="520" height="366" frameborder="0" allowfullscreen="allowfullscreen" data-thumbnail-src="https://i.ytimg.com/vi/oolkJ0nWSQw/0.jpg"></iframe></div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;"><em style="box-sizing: inherit;"> </em></div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
<div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"><iframe loading="lazy" class="YOUTUBE-iframe-video" src="https://www.youtube.com/embed/nIYI53YiU4E?feature=player_embedded" width="520" height="366" frameborder="0" allowfullscreen="allowfullscreen" data-thumbnail-src="https://i.ytimg.com/vi/nIYI53YiU4E/0.jpg"></iframe></div>
<p><em style="box-sizing: inherit;"> </em></p>
</div>The post <a href="https://ateistlerecevap.org/seriat-nedir-nasl-yasanr-bu-asrda/" data-wpel-link="internal">Şeriat nedir, nasıl yaşanır; bu asırda şeriat geçerli midir?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ateistlerecevap.org/seriat-nedir-nasl-yasanr-bu-asrda/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kadının İslâm&#039;daki yeri nedir?</title>
		<link>https://ateistlerecevap.org/kadnn-islamdaki-yeri-nedir/</link>
					<comments>https://ateistlerecevap.org/kadnn-islamdaki-yeri-nedir/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ateistlere Cevaplar]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 30 Jan 2017 14:03:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sorular]]></category>
		<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.ateistlerecevap.org/?p=89</guid>

					<description><![CDATA[<p>İslâmiyet&#160;kadına&#160;pek büyük bir mevki ve şerefli bir makam vermiştir.&#160;Cenab-ı Hak bir ayet-i kerimede “Ana-babanıza öf bile demeyin.”&#160;(İsra, 17/28)&#160;buyurmuştur. Efendimiz Hazretleri de, “Cennet anaların ayakları altındadır,”&#160;(Suyûtî, el-Camiü’s-sağir, 3642) buyurmakla, validelere çok büyük bir makam vermiştir. Bu münasebetle, İslâm’da kadın-erkek eşitliği olmadığı şeklindeki itirazlara kısaca temas edelim: Cenab-ı Hak sonsuz hikmetler sahibidir. Mahlukatını, hikmetinin iktizasına göre, istediği [&#8230;]</p>
The post <a href="https://ateistlerecevap.org/kadnn-islamdaki-yeri-nedir/" data-wpel-link="internal">Kadının İslâm'daki yeri nedir?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
<div class="separator" style="clear: both; text-align: center;">
<a href="https://4.bp.blogspot.com/-36N1J3wqsBk/WI9HhH7dRkI/AAAAAAAAFWs/2wRiaCUQx4kQh-iZ5dy8wvSjNqTD7rPwQCLcB/s1600/%25C4%25B0slam%2527dan%2Bhaberi%2Bolmayanlar%25C4%25B1n%2Bsorumlulu%25C4%259Fu%2Bvar%2Bm%25C4%25B1d%25C4%25B1r-%2B%25282%2529.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;" data-wpel-link="external" rel="nofollow external noopener noreferrer"><img loading="lazy" decoding="async" border="0" height="360" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2017/01/C4B0slam27danhaberiolmayanlarC4B1nsorumluluC49FuvarmC4B1dC4B1r-28229.jpg" width="640" /></a></div>
<p></div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
<em style="box-sizing: inherit;">İslâmiyet&nbsp;kadına&nbsp;pek büyük bir mevki ve şerefli bir makam vermiştir.&nbsp;</em>Cenab-ı Hak bir ayet-i kerimede</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
“Ana-babanıza öf bile demeyin.”&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">(İsra, 17/28)</em>&nbsp;buyurmuştur.</div>
</blockquote>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Efendimiz Hazretleri de,</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
“Cennet anaların ayakları altındadır,”<em style="box-sizing: inherit;">&nbsp;</em><em style="box-sizing: inherit;">(Suyûtî, el-Camiü’s-sağir, 3642)</em></div>
</blockquote>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
buyurmakla, validelere çok büyük bir makam vermiştir. Bu münasebetle, İslâm’da kadın-erkek eşitliği olmadığı şeklindeki itirazlara kısaca temas edelim:</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Cenab-ı Hak sonsuz hikmetler sahibidir. Mahlukatını, hikmetinin iktizasına göre, istediği gibi yaratır. Bazısına diğerinden farklı kabiliyetler ve meziyetler verir. Hiçbir mahlukun, bu hüküm ve iradeye müdahale etmeye hakkı yoktur.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
<em style="box-sizing: inherit;">Allah,&nbsp;erkekler ile kadınları her yönden eşit yaratmamıştır.&nbsp;</em>Bu iki cinsi her cihetle eşit kılmaya çalışmak ancak fıtratı değişmekle mümkündür, bu ise muhaldir. Erkeğin ve kadının mahiyetleri birçok cihetle farklılık gösterir.<em style="box-sizing: inherit;">&nbsp;“Hüküm çoğunluğa göre verilir.”</em>&nbsp;kaidesinden hareketle şöyle diyebiliriz:</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
<em style="box-sizing: inherit;">Erkekler,&nbsp;“güç ve kuvvette, teşebbüs kabiliyetinde, cesarette”,&nbsp;kadınlar ise,&nbsp;“şefkatte, hassasiyette, vefa ve sadakatte” daha ileridirler.</em></div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Gerek kadının gerek erkeğin birbirinden üstün tarafları vardır. Aile çatısı altında, her iki tarafın üstün meziyetleri birleştirilir ve böylelikle ailenin ihtiyaçları yanında, saadeti de temin edilmiş olur.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Erkeklerin güç ve kuvvet yönünden daha ileri olmaları sebebiyle, Cenab-ı Hak, ailenin sorumluluğunu, birinci derecede, erkeklere yüklemiştir. Erkekleri, kadınların ihtiyaçlarını yerine getirmek, onları maddî ve manevî her tehlikeden koruyup gözetmekle mükellef kılmıştır. Bu hakikat şu ayet-i kerimede açıkça beyan buyurulmuştur:</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
&nbsp;“Erkekler kadınlar üzerine yönetici ve koruyucudurlar. Çünkü bir kere Allah bazılarını diğerlerinden üstün kılmıştır. Bir de erkekler mallarından (kadınlarına) nafaka verirler. Onun için iyi kadınlar, itaatkârdır. Allah onları (kocalarının himayesine vermekle) koruduğu gibi, onlar da gaybı (namuslarını ve kocalarının mallarını) korurlar.”&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">(Nisa, 4/34)</em></div>
</blockquote>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
İslâmiyet erkeğin kadına karşı yaptığı bu ihsanlara karşı, kadına da kocasına karşı itaati vacip kılmış ve bu itaati ibadet saymıştır. Bu ayet-i kerime bir taraftan erkeklerin hakimiyetini, diğer taraftan da kadınların kıymet ve faziletini ders veriyor.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
<em style="box-sizing: inherit;">Şu var ki, aile reisi olmak başkadır, Allah katında üstün olmak daha başkadır.</em>&nbsp;Kur’an-ı Kerime göre, üstünlüğün ölçüsü cinsiyet değil takvadır.&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">Takva ise&nbsp;en kısa ifadesiyle, Allah’tan korkmak, günahlardan sakınmak, Onun razı olmadığı hareket, tavır, hâl ve sözlerden uzak durmak, Onun rızasına ermeyi en büyük maksat bilip, bunu kaybetmekten son derece korkmaktır.</em></div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Aile içindeki nizam ve ahengin devamı için erkeğin aile reisi olması ve kadının da ona itaat ile mükellef kılınması zarurîdir. Mutlak eşitlik bu itaati kırmakla ailedeki nizamı bozar; huzur ve saadeti mahveder ve çoğu zaman boşanmalara yol açar.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
<em style="box-sizing: inherit;">Kadının erkeğine itaati ne kadar lazım ise, erkeğin de kadının hak ve hukukunu gözetmesi o kadar vaciptir.</em>&nbsp;Buna göre İslâmiyet’te&nbsp;“kadınların erkeklere esir oldukları”&nbsp;iddiası tamamen batıldır. Aksine İslâm’da kadın erkekten daha fazla zevk ve sefa imkânına sahiptir. Zira İslâm, erkeği kadının nafakasını temin ile mükellef kılarken, kadını bundan muaf tutmuş, bunun yerine kadına en zevkli bir vazife olarak&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">“çocuk terbiyesini”&nbsp;</em>vermiştir. Bunun içindir ki, Allah, şefkat hissini kadınlara, erkeklerden çok daha fazla lütfetmiştir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Bugün kadın hürriyeti diye ortaya atılan şeyler, kadınların ancak sefahate düşmelerini ve sefaletlerini netice vermiş, izzetlerini zillete çevirmiştir. İslâmiyet ise onların iffet ve namuslarını muhafaza altına almakla, şeref ve haysiyetlerini korumuştur.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Bazı çevreler, İslâm’ın örtünme emrini kadının hürriyetinin kısıtlanması şeklinde takdim ediyorlar.&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">Öncelikle şunun bilinmesi gerekir:&nbsp;Kadınların örtünmeleri bütün semavi dinlerin ortak hükmüdür. Rahibelerin örtünmeleri bunun açık bir delilidir.</em></div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
<em style="box-sizing: inherit;">Öte yandan,&nbsp;örtünme sadece kadınlar için değil, bütün insanlar için fıtrî bir vazifedir.</em>&nbsp;Hiçbir millette erkeklerin veya kadınların çıplak olarak gezdikleri görülmez. Ancak örtünmenin sınırında münakaşa vardır. İslâmiyet’e göre kadın, yabancı erkeklerin şehvetlerini tahrik edecek bütün azalarını örtmekle yükümlüdür. Böylece, dünyada haysiyet ve şerefini, ahirette ise ebedi saadetini kurtarmış olur.</div>
<div style="box-sizing: inherit; font-family: arimo, arial, verdana, sans-serif; margin-bottom: 1em;">
<div style="color: #666666; font-size: 15.4px;">
Ayrıca kadınlar,&nbsp;İslâm’ın men ettiği şekilde açılıp saçılmakla, erkekleri günaha sokmakta ve&nbsp;“Sebep olan işleyen gibidir.”&nbsp;hükmünce, onların günahlarının bir katı da kendilerine yazılmaktadır. İslâm, örtünme emriyle kadınları bu tehlikeden de muhafaza etmiş olur.</div>
<div style="color: #666666; font-size: 15.4px;">
</div>
<div id="flippy" style="color: #666666; font-size: 15.4px;">
<br />
KAYNAK</div>
<div id="flippanel">
&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;&nbsp;<b>www.sorularlaislamiyet.com<br />
</b></div>
<div style="font-size: 15.4px;">
</div>
</div>
<div class="separator" style="clear: both; text-align: center;">
<iframe loading="lazy" allowfullscreen="" class="YOUTUBE-iframe-video" data-thumbnail-src="https://i.ytimg.com/vi/w4LzsMFsMJ0/0.jpg" frameborder="0" height="366" src="https://www.youtube.com/embed/w4LzsMFsMJ0?feature=player_embedded" width="520"></iframe></div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
</div>The post <a href="https://ateistlerecevap.org/kadnn-islamdaki-yeri-nedir/" data-wpel-link="internal">Kadının İslâm'daki yeri nedir?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ateistlerecevap.org/kadnn-islamdaki-yeri-nedir/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Allah istediğin müslüman  istediğini kafir mi yapıyor?</title>
		<link>https://ateistlerecevap.org/allah-istedigin-musluman-istedigini/</link>
					<comments>https://ateistlerecevap.org/allah-istedigin-musluman-istedigini/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ateistlere Cevaplar]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 30 Jan 2017 13:43:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sorular]]></category>
		<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.ateistlerecevap.org/?p=91</guid>

					<description><![CDATA[<p>“Allah onların kalplerini de kulaklarını da mühürlemiştir. Gözlerinin üzerinde de bir perde vardır. Ve onlar için büyük bir azap vardır.&#8221;(Bakar, 2/7). Bilindiği üzere, kesin bilgi kaynağı ya aklî veya naklîdir. Kur’an’da&#160;göz, kulak&#160;ve&#160;kalpten söz edildiği yerlerde, genellikle,&#160; bunların aklî ve naklî olan İslam’ın mesajını hakkıyla alıp kavrayamadıklarından dolayı eleştiri oklarına hedef olmaktadır.&#160;Kalp,&#160;manevî-aklî sahada basiret gözünü kullanmaktadır. [&#8230;]</p>
The post <a href="https://ateistlerecevap.org/allah-istedigin-musluman-istedigini/" data-wpel-link="internal">Allah istediğin müslüman  istediğini kafir mi yapıyor?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div class="separator" style="clear: both; text-align: center;">
<a href="https://4.bp.blogspot.com/--jh-jtKi9mk/WI9BwEmtD3I/AAAAAAAAFWQ/0yqY_Bl9W342oWqgkowEfMlwuPckwNE5wCLcB/s1600/metal-scratches-old.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;" data-wpel-link="external" rel="nofollow external noopener noreferrer"><img loading="lazy" decoding="async" border="0" height="400" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2017/01/metal-scratches-old.jpg" width="640" /></a></div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
“Allah onların kalplerini de kulaklarını da mühürlemiştir. Gözlerinin üzerinde de bir perde vardır. Ve onlar için büyük bir azap vardır.&#8221;(Bakar, 2/7).</div>
</blockquote>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Bilindiği üzere, kesin bilgi kaynağı ya aklî veya naklîdir. Kur’an’da&nbsp;göz, kulak&nbsp;ve&nbsp;kalpten söz edildiği yerlerde, genellikle,&nbsp; bunların aklî ve naklî olan İslam’ın mesajını hakkıyla alıp kavrayamadıklarından dolayı eleştiri oklarına hedef olmaktadır.&nbsp;Kalp,&nbsp;manevî-aklî sahada basiret gözünü kullanmaktadır. Basiret gözüne görünenler ise, aklî delillerdir. Aklî deliller ise, çok çeşitlidir, adamına göre farklılık arz etmektedir. Gözün sahası da, maddî- aklîdir. İnsanlar, eserden müessire, sanattan sanatkâra, güzel terbiyeden, terbiye eden mesajın güzelliğine intikal etmek için çeşitli -malzemelere sahip- istidlal metodunu kullanmaktadır. Bu misyonlarıyla, göz ve kalp, basar ve basiret olarak birer aklî delillerin taşıyıcı organlarıdır.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Kulak ise,&nbsp;naklî delillerin penceresidir. Kulak kalbe çok yakın bir organdır. Onun vasıtasıyla gelen bilgiler kalpte ve akılda incelemeye alınır, analiz ve sentezleri yapılır, ona göre bir hükme varılır. Onun içindir ki, ayette kulak ile kalp için ortak bir ceza olarak mühürleme ifadesi kullanılmıştır. Çünkü, kalbi manevî olarak hasta olan kimsenin kulaklarıyla duyduğu şeyleri anlaması mümkün değildir. Yine kalbî iyi çalışsa bile, naklî delillerin postacısı olana kulaklar, bu görevi yapamadıkları takdirde, o tür bilgilere ulaşması ve onları tahlil etme imkânı yoktur.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Kalplerin mühürlenmesi,&nbsp;iman ve İslam’ın gerçeklerinin dışarıdan içeriye girmeyecek, içerideki küfrün de içeriden dışarıya yol bulup da çıkamayacak durumda olmasından kinayedir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Kulağın mühürlenmesi ise,&nbsp;gerçeklere gerçek anlamda kulak kesilmemeleri, Kur’an’ın hakikatlerini duymazlıktan gelmelerinden kinayedir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Sürekli yanlış, çirkin şeylerle meşgul edilmiş&nbsp; kalplerin içi manen kirlenmiş olur. Tövbe ve istiğfarla cilalanıp pası giderilmezse, gerçekleri kavrama kabiliyetini kaybeder.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Göz ise,&nbsp;fiziksel istidlal metodunun kullanılması için gereken malzemeyi toplayan ve onları aklın eline veren bir organımızdır. Onlara perdenin inmesi, gerçek anlamda görüp görmemeleri arasında bir farkın olmadığını ifade etmektedir. Çünkü, kalbin gözü kör olunca, kafadaki gözlerin gördüklerini tahlil edecek bir mekanizma olmadığı için, görülen delillerin hiçbir faydası olmuyor.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Özetle, gözün ışığı, kalbin nuru, kulağın vicdana aktarılan sesi, imandır. Küfür, kalp gözünü kör, kulağı sağır, vicdanı vicdansız yapar. (Geniş bilgi için bk. et-Tefsiru’l-kebir ve İşaratu’l-İ’caz, ilgili ayetin tefsiri).</div>
<div style="box-sizing: inherit; font-family: arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
<a href="https://www.ateistlerecevap.org/2017/09/bakara-7-allah-kalpleri-muhurluyorsa.html" target="_blank" rel="noopener noreferrer" data-wpel-link="internal">Kur&#8217;an&#8217;da pekçok ayette geçen &#8220;kalplerin mühürlenmesi&#8221; ne demektir? Kalbi mühürlenen bir insan, iman etmemekten nasıl sorumlu tutulabilir?</a></div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
</div>
<div id="flippy">
kaynak</div>
<div id="flippanel">
&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; www.sorularlaislamiyet.com
</div>
<div class="separator" style="clear: both; text-align: center;">
<iframe loading="lazy" allowfullscreen="" class="YOUTUBE-iframe-video" data-thumbnail-src="https://i.ytimg.com/vi/HAR56hAWw_4/0.jpg" frameborder="0" height="366" src="https://www.youtube.com/embed/HAR56hAWw_4?feature=player_embedded" width="520"></iframe></div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
</div>The post <a href="https://ateistlerecevap.org/allah-istedigin-musluman-istedigini/" data-wpel-link="internal">Allah istediğin müslüman  istediğini kafir mi yapıyor?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ateistlerecevap.org/allah-istedigin-musluman-istedigini/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İslamda kölelik?</title>
		<link>https://ateistlerecevap.org/islamda-kolelik/</link>
					<comments>https://ateistlerecevap.org/islamda-kolelik/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ateistlere Cevaplar]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 30 Jan 2017 13:29:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sorular]]></category>
		<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.ateistlerecevap.org/?p=92</guid>

					<description><![CDATA[<p>Değerli kardeşimiz, İslâm dini her şeyden önce köleliği yalnız savaş esirlerine münhasır kılmış, diğer kaynaklara izin vermemiştir. Bunun yanında Allah rızâsına kavuşmak isteyen müslümanların samimiyetle benimsedikleri&#160;gönüllü köle âzat etme&#160;alışkanlığını yerleştirmek, ayrıca&#160;bazı günahların kefâreti olarak&#160;köle âzadını şart koşmak suretiyle köleler için hürriyete kavuşma yollarını çoğaltmıştır. (Mâide 5/89; Mücâdele 58/3) Yalnız İslâm hukukunda görülen bir uygulama olarak [&#8230;]</p>
The post <a href="https://ateistlerecevap.org/islamda-kolelik/" data-wpel-link="internal">İslamda kölelik?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
<div class="separator" style="clear: both; text-align: center;">
</div>
<div style="box-sizing: inherit; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
<div class="separator" style="clear: both; text-align: center;">
<a href="https://1.bp.blogspot.com/-8bAaWHmUV8U/Wde-UONreJI/AAAAAAAAI5g/vfML0Mlds_QaBkslidpDECHdWvS3Bv5lACLcBGAs/s1600/Untitled-1.png" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;" data-wpel-link="external" rel="nofollow external noopener noreferrer"><img loading="lazy" decoding="async" border="0" data-original-height="720" data-original-width="1280" height="360" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2017/01/Untitled-1.png" width="660" /></a></div>
<p></div>
<div style="box-sizing: inherit; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Değerli kardeşimiz,</div>
<div style="box-sizing: inherit; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
İslâm dini her şeyden önce köleliği yalnız savaş esirlerine münhasır kılmış, diğer kaynaklara izin vermemiştir. Bunun yanında Allah rızâsına kavuşmak isteyen müslümanların samimiyetle benimsedikleri&nbsp;gönüllü köle âzat etme&nbsp;alışkanlığını yerleştirmek, ayrıca&nbsp;bazı günahların kefâreti olarak&nbsp;köle âzadını şart koşmak suretiyle köleler için hürriyete kavuşma yollarını çoğaltmıştır. (Mâide 5/89; Mücâdele 58/3)</div>
<div style="box-sizing: inherit; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Yalnız İslâm hukukunda görülen bir uygulama olarak da devlet,&nbsp;gelirlerinin belirli bir bölümünü köle âzadına&nbsp;tahsis etmiştir. (Tevbe 9/60)</div>
<div style="box-sizing: inherit; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Bu arada İslâmiyet kölelere birçok noktada hürlere yakın bir hukukî statü vermiş ve bunu sosyal hayatta uygulamaya koyarak onlara hürriyetlerine kavuşuncaya kadar&nbsp;insanca yaşama imkânı&nbsp;sağlamıştır. Köle ve câriyelerle&nbsp;evlenmenin teşvik&nbsp;edilmesi (Bakara 2/221; Nisâ 4/25), kölelere karşı&nbsp;kötü muamelenin yasaklanıp&nbsp;onlara iyi davranmanın dinî ve hukukî bir sorumluluk haline getirilmesi (Nisâ 4/36; Müsned, I, 78; IV, 35-36; Buhârî, “Îmân”, 22; Müslim, “Eymân”, 29-42) bunun örnekleridir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Bunların ne ölçüde&nbsp;ileri ve insanî bir anlayışı yansıttığını&nbsp;anlamak için İslâm toplumundaki kölelerle diğer toplumlarda -özellikle yakın zamana kadar Amerikan toplumunda- yer alan kölelerin yaşayışlarının karşılaştırılması yeterli olacaktır.</div>
<div style="box-sizing: inherit; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Bu kısa girişten sonra soruların cevaplarını vermeye çalışalım:</div>
<div style="box-sizing: inherit; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Cevap 1:<br />
<br style="box-sizing: inherit;" /><br />
Köle&nbsp;ve&nbsp;cariye&nbsp;hür bir insanın malı olan, kendilerine ait hakları yok denecek kadar kısıtlı bulunan&nbsp;kadın (cariye)&nbsp;ve&nbsp;erkek (abd)&nbsp;insanlardır.. Kölelik ve cariyelik İslam&#8217;dan çok önceki devirlerden beri vardır. İnsanların köle ve cariyelere bakışı, onlara tanıdıkları haklar ve muamele biçimleri de değişik olmuştur. İslam geldiğinde dünyada ve Arabistan&#8217;da kölelik çok yaygın bulunuyordu. Köleliğin birden kaldırılması sosyal ve ekonomik birçok probleme yol açacaktı; çünkü köle sahiplerinin ekonomik ve sosyal hayatları kölelerin varlığı üzerine kurulmuştu. Hayatlarında hürriyeti tanımamış ve tatmamış olan köleler de birden serbest bırakıldıklarında ne yapacaklarını şaşıracak, belki eski efendilerine başvurarak köle olmayı isteyeceklerdi. Bu yüzden İslam, köleliği birden kaldırmak yerine önce kölelerin durumunu ıslah etmeyi, onlara -kendi iradeleriyle çalışıp bedellerini ödeyerek hür olmak dahil- bir takım haklar tanımayı tercih etti. Zaman içinde köleliğin tamamen ortadan kalkması için de tedbirler aldı, kurallar koydu.<br />
<br style="box-sizing: inherit;" /><br />
Kölelerin durumlarını ıslah için alınan tedbirlere bazı örnekler vermek gerekirse:<br />
<br style="box-sizing: inherit;" /><br />
Kölelere hakaret ve işkence etmek yasaklanmış, sahipleri ne yiyor ve giyiyorlarsa onlara da onların yedirilip giydirilmesi istenmiş, güçlerinin yetmediği veya zorlanacak işlere koşulmamaları, koşulurlarsa sahiplerinin onlara yardım etmeleri emredilmiştir. Bu haklar o kadar geniş tutulmuştur ki Cevdet Paşa bu yüzden şu vecize cümleyi ifade etmek durumunda kalmıştır:&nbsp;&#8220;İslam&#8217;da köle almak, köle olmak demektir.&#8221;<br />
<br style="box-sizing: inherit;" /><br />
Zaman içinde köleliğin tamamen ortadan kalkmasına yönelik tedbirler içinden şu kadarını hatırlatalım:<br />
<br style="box-sizing: inherit;" /><br />
a)&nbsp;Bir köle bedelini ödeyerek hür olmak isterse -kölenin durumu müsait olduğu takdirde- sahibi bu teklifi kabul edecek ve ona bazı günler bu maksatla çalışması için izin verecektir.<br />
<br style="box-sizing: inherit;" /><br />
b)&nbsp;Kölelerin bedelleri ödenerek azat edilmeleri için zekat bütçesine ödenek konmuştur.<br />
<br style="box-sizing: inherit;" /><br />
c)&nbsp;Sahibi, -şer&#8217;î akit gereği- kadın köle ile karı koca hayatı yaşar da cariye çocuk doğurursa bu çocuk hür olduğu gibi anasının da statüsü değişmekte, &#8220;ümmü&#8217;l-veled&#8221; adını alan cariye artık alınıp satılır olmaktan çıkmakta, kocası ölünce de tam manasıyla hür olmaktadır.<br />
<br style="box-sizing: inherit;" /><br />
d)&nbsp;Devamlı köleleştirmenin kaynakları ortadan kaldırılmış, geçici olarak ve daha ziyade misilleme zorunluluğu yüzünden savaş esirlerinin köle olarak gazilere dağıtılması uygun görülmüştür. Bunun dışında hür bir insanı köleleştirmek şiddetle yasaklanmış, Hz. Peygamber (s.a.) &#8220;Bunu yapanlar kıyamette karşılarında dâvacı olarak beni bulacaklar&#8221; buyurmuştur. Harp esirlerine yapılacak muamele hakkında karar vermek devletin yöneticilerine bırakıldığı için yöneticilerin &#8220;karşılıksız salma, bedel ile serbest bırakma, Müslüman esirler ile değişme&#8221; gibi bir karar vermeleri halinde köleliğin hiçbir meşru kaynağı kalmamış olacaktır.<br />
<br style="box-sizing: inherit;" /><br />
e)&nbsp;Yemin edip vazgeçme, Ramazan orucu tutarken cinsel temas yaparak oruç bozma, kaza yoluyla adam öldürme gibi birçok durumda kölesi olana köle azat etme mecburiyeti getirilmiştir. Böyle bir mecburiyet olmadığı halde köle azat edenlere büyük mükâfatlar vadedilmiştir&#8230;.<br />
<br style="box-sizing: inherit;" /><br />
Bütün bunlara rağmen İslam tarihinde köleliğin devam etmesi ve bu insanlık ayıbını başka milletlerin, oldukça geç de olsa Müslümanlardan önce kaldırmaya teşebbüs etmeleri bazı Müslümanların kendi kusurudur; dinlerini iyi anlamamaları, Allah ve Resulü&#8217;nün maksadını gerçekleştirme konusunda titiz davranmamaları, dünya menfaatini ahiretinkine tercih etmeleri yüzünden bu böyle olmuştur. (Hayrettin Karaman, Kölelik Meselesi)<br />
<br style="box-sizing: inherit;" /><br />
İslâmiyet neden köleliği birden bire ortadan kaldırmadı?<br />
<br style="box-sizing: inherit;" /><br />
Neden İslâm hukuku, bu tür müesseselerle köleliği tedricen kaldırmayı gaye edindiği halde, birden bire köleliği lağvetmedi? sorusuna Hz. Peygamber, sosyo-ekonomik açıdan çok önem arz eden bir cevap vermektedir: Bilindiği gibi âyette mükâtebe akdi&nbsp;&#8220;Eğer onlar hakkında hayırlı olduğunu biliyorsanız&#8221;&nbsp;şartına bağlanmıştır. Bu hayırlı olmayı, Hz. Peygamber şu ifadeleri ile açıklamaktadır:<br />
<br style="box-sizing: inherit;" /><br />
&#8220;Yani bir san&#8217;at sahibi olup da kendi geçimlerini temin edecek durumda iseler ve hayatı tek başına yürütebilecek güç kendilerinde var ise akid yapınız. Aksi takdirde onları insanların üzerine yırtıcı köpekler gibi salıvermeyiniz.&#8221;<br />
<br style="box-sizing: inherit;" /><br />
Yani ister mükâtebe akdiyle veya isterse başka yollarla köleleri hürriyetlerine kavuşturarak âzâd etmek de her zaman hayırlı değildir. Düşünün ki, cemiyeti teşkil eden fertlerin yüzde ellisi köledir. Bir anda bunları hürriyetlerine kavuşturup sokaklara başıboş salıverdiğinizi tasavvur ediniz. Cemiyet hayatı felç olacaktır. Yıllarca belki asırlarca başkalarının yanında çalışmaya alışmış ve müstakil hayatı hiç denememiş insanları birden sokağa salıverirseniz, hem sosyal açıdan ve hem de ekonomik açıdan bu insanları felâkete sürüklemek manası taşıyacaktır. Köleliğin tedricî olarak kaldırılmasının en önemli hikmetlerinden birisi de budur. (1)</div>
<div style="box-sizing: inherit; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
İslamiyet, köleliği yasaklayarak neden tamamen ortadan kaldırmadı?</div>
<div style="box-sizing: inherit; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
İslâmiyet köleliği, eski medeniyetlerde ve çağdaşı güçlü devletlerde yerleşmiş ve tabii kabul edilmiş bir konumda bulduğundan, onu tek taraflı ve kesin bir kararla kaldırma yönüne gitmeyip zaman içinde ortadan kalkmasına imkân verecek bir zemin oluşturma yolunu seçti. Bunun başlıca üç sebebi olduğu söylenebilir:<br />
<br style="box-sizing: inherit;" /><br />
1.&nbsp;Köleliğin en önemli ve devamlı kaynağını savaş esirleri teşkil eder. Savaş esirlerinin tasfiyesi konusunda takip edilen belli başlı yolların&nbsp;birincisi onların öldürülmesidir.&nbsp;Her devirde çok sık başvurulan ve günümüzde de uygulanmasından vazgeçilmeyen bu yol, vicdanları daima rahatsız ettiği gibi galiplere intikam hislerinin tatmininden başka bir fayda da sağlamamıştır.&nbsp;İkincisi,&nbsp;savaş esirlerinin&nbsp;kurtuluş akçesi (fidye-i necât) veya esir mübâdelesi yoluyla serbest&nbsp;bırakılmasıdır.<br />
<br style="box-sizing: inherit;" /><br />
Fakat mağlûbun kurtuluş akçesi veremediği yahut mübâdele edecek esire sahip olmadığı veya galibin, mağlûp tarafı askerî bakımdan kuvvetlendirme sonucunu doğuracak olan böyle bir yola yanaşmadığı durumlarda bu çözüm şekli de tıkanmaktadır. Savaş esirlerinin karşılıksız olarak serbest bırakılması ise son derece insanî bir hareket olmakla birlikte özellikle geçmiş dönemlerde çok az uygulanmıştır.</div>
<div style="box-sizing: inherit; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Esirleri tasfiye etmenin&nbsp;üçüncü yolu&nbsp;onları hür insanlardan ayrı bir statüyle muhafaza etmek, yani&nbsp;köle olarak&nbsp;kullanmaktır.</div>
<div style="box-sizing: inherit; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Şu halde savaş esirlerinin karşılıklı veya karşılıksız serbest bırakılması mümkün olmadığı zaman geriye iki yoldan biri kalmaktadır: Öldürülmek veya köle olarak yaşamak.<br />
<br style="box-sizing: inherit;" /><br />
Buna göre kölelik ölümün alternatifi olarak ortaya çıkar. Nitekim köleliğin yasaklanmış olduğu günümüzde savaş esirlerinin serbest bırakılmadığı durumlarda onları bekleyen âkıbet, çok defa tek tek veya toplama kamplarında topluca öldürülmekten ibaret olmuştur. Savaş esirlerine yapılacak muameleyle ilgili bugün uluslararası hukukta geliştirilen esaslar (bk. ESİR) uygulamaya her zaman aynı ölçüde yansımamaktadır. İslâmiyet bundan dolayı köleliği tamamen kaldırmamış, uygulamada genellikle ölümün alternatifi olduğu için onun kapısını aralık bırakmıştır. Bununla birlikte İslâm hukukunda savaş esirlerinin mutlaka köle statüsüne geçirilmesine dair bir kural yoktur; şartlara göre karşılıklı veya karşılıksız serbest bırakılabilirler. İslâm dinine göre insan için aslolan esaret değil hürriyettir. (2)<br />
<br style="box-sizing: inherit;" /><br />
2.&nbsp;Ele geçirilecek savaş esirlerinden köle olarak faydalanılacağını bilmek savaş esnasında&nbsp;gereksiz kan dökme işini belirli ölçüde önlemekte, ayrıca bu durum savaşın sona ermesinden sonraki esir katliamına da mani olmaktadır. Çünkü galip askerin bu sırada esir öldürmesi hissesine düşecek ganimet payını azaltmaktan başka bir sonuç doğurmaz.<br />
<br style="box-sizing: inherit;" /><br />
3.&nbsp;Köleliği tek taraflı bir kararla kaldırmanın o dönemde müslüman toplumun aleyhine bir durum ortaya çıkaracağı açıktır. Zira gayri müslim devletler köleliği uygulayıp ele geçirdikleri müslüman esirleri devamlı köleleştirirken İslâm devletinin elindeki esirleri serbest bırakması onun zayıflaması neticesini doğuracaktır.</div>
<div style="box-sizing: inherit; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
İslâmiyet bu sebeplerle köleliği ortadan kaldırmamış, ancak getirmiş olduğu çeşitli tedbirlerle kaynaklarını en aza indirme, mevcut köleleri tedrîcî bir surette azaltma, köle oldukları süre içinde insanca muamele edilmesini sağlama ve sonunda onları hür olarak yeniden insanlığa kazandırma yolunda başarılı adımlar atmıştır.</div>
<div style="box-sizing: inherit; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
İslâmiyet kölelikle ilgili yeni olarak ne getirmiştir? Diğer sistemlerden farklı olan yönleri nelerdir?<br />
<br style="box-sizing: inherit;" /><br />
İslâmiyet, daha önceki hukuk sistemlerinde bulunan kölelik müessessini iki açıdan medenî bir kalıba sokmuştur:<br />
<br style="box-sizing: inherit;" /><br />
Birincisi:&nbsp;Köleliğin sebeplerini hafifleştirmiştir. Daha önce ve Özellikle Roma ve benzeri hukuk sistemlerinden dokuz ona çıkan kölelik sebeplerini ikiye indirmiştir. Ayrıca insanlığın fıtratına ters olan bu müesseseyi ortadan kaldırmak için çeşitli tedbirler almıştır. Köle âzâd etmenin manen teşvik edilmesi; kölelere imkân tanınarak bedelini ödemek şartıyla âzâd olabilme imkânının verilmesi (mükâtebe); kölelerin bu durumdan kurtarılması için onlara zekât verilmesinin tavsiye edilmesi ve zıhâr, yemin bozma ve benzeri bazı suçlardan dolayı dinî bir müeyyide olarak konulan keffâretlerin birinci alternatifi olarak köle âzâd etmeyi şart koşması bunlara misâl olarak verilebilir.<br />
<br style="box-sizing: inherit;" /><br />
İkincisi:&nbsp;Köleliğin medeni hale sokulmaya çalışılmasının ikinci yolu da mevcu kölelelere meşru dairede iyi mu&#8217;âmele edilmesini ısrarla tavsiye etmesidir. Bugün bile bir kısım Müslümanlar sırf Müslüman oldukları için medeniyim diyen insanlar tarafından öldürülürken ve onlara temel hak ve hürriyetleri dahi çok görülürken; İslâmiyet, köleri, bulundukları ailenin fertleri gibi kabul etmiş ve korumuştur. Hatta Osmanlı arşivlerinde bulunan mahkeme kararlarında Hıristiyan kölelerin yemin ederken dinî inançlarına uygun tarzda yemin etmesi ve mesela &#8220;İncil&#8217;i Hz. İsa&#8217;ya indiren Allah&#8217;a yemin ederim ki &#8230;&#8221; demesi, bu zikrettiklerimize en müşahhas delilidir.<br />
<br style="box-sizing: inherit;" /><br />
O halde İslâm hukukundaki kölelik müessesesini, esirlik ve kölelikten hürriyete geçiş safhası olarak vasıflandırabiliriz. Bunun nasıl yürüdüğünü biraz sonra tafsilatıyla nlatacağız. İslâm Dini geldiğinde, kölelik, bütün dehşetiyle devam eden sosyal ve bir vakıaydı. İslâm Hukuku, yukarıda izah ettiğimiz şekilde tedbirler alarak, köleliği istisna bir müessese haline getirdi.<br />
<br style="box-sizing: inherit;" /><br />
Toplumun yarıya yakınının köle olduğu bir durumda, kölelik müessesesini birden ilga etmek, hem köle sahipleri ve hem de daima bir efendi&#8217;nin yanına sığınmış olan köleler için, sosyal ve ekonomik açıdan mümkün değildi. Hedefi insanları küfürden kurtarmak olan bir Peygamber&#8217;in, senelerce toplum fertlerinin ülfet ettiği, ahlaken ve hayat itibariyle imtizaç ettikleri bu müesseseyi, birden bire ilga etmesi irşadın ruhuna da aykırıdır. İşte bu sebeple İslâmiyet kölelik müessesesini hemen ilga etmemiştir. Fakat olduğu gibi de bırakmamıştır. Tedricen ortadan kaldırmak için, önce köleliğin menbaını kurutmaya, izlerini azaltmaya ve o günlerde câri olan hükümlere aykırı olarak kölelere de normal insan gibi nazar etmeye insanları teşvik etmiştir. Burada Gustav Lebon&#8217;un şu tesbitlerini aktarmak yerinde olur kanaatindeyim:<br />
<br style="box-sizing: inherit;" /><br />
&#8220;Rık yani kölelik kelimesi, otuz sene önce kaleme alınan Amerikan romanlarını okumaya alışan bir Avrupalının önünde telaffuz olunursa, derhal hatırına, ayaklarına ağır zincirler, ellerine demir kelepçeler takılan, sopalarla dövülerek hayvan sürüleri gibi bir yerden bir yere sevk edilen, bedbaht ve yeterli ekmeğe bile kavuşamayan, karanlık bir taşdan başka evi ve barınağı olmayan o Amerikan köleleri gelir. Ben burada bu durumu isbât etmek üzere ayrıntılara girecek değilim. Fakat gerçek şudur ki, İslâmiyetteki kölelik Hıristiyanların anladığı manadaki kölelik müessesesine tamamen aykırıdır&#8221;.<br />
<br style="box-sizing: inherit;" /><br />
Yani bu ikinci nokta ile söylemek istediğimiz şudur: İslâmiyetteki kölelik ve cariyelik müessesesi, Hıristiyan âleminde bilinen köleliğe benzememektedir ve İslâmı bilmeyen insanların anlattıkları gibi değildir. (3)<br />
<br style="box-sizing: inherit;" /><br />
Cevap 2:<br />
<br style="box-sizing: inherit;" /><br />
Her şeyi kendi döneminde değerlendirmek gerekir. Çok şey vardır ki, daha önce iyi olarak karşılanırken, daha sonra kötü olarak değerlendirilmiştir. Bunun tersi de olabilir. Bu sebeple, İslam’dan binler sene öncesinden gelen kölelik kurumu, İslam’da asla&nbsp; bir insanlık suçu olarak algılanmıyordu. Bir hizmetçi, bir ücretli gibi algılanıyordu. Ancak, İslam öncesi devirlerde bu kurum vicdansız insanlarca çok aşağılanmış, adeta insanlık dışı bir tavırla insanlığın dışına itilmiştir.<br />
<br style="box-sizing: inherit;" /><br />
İslam, bu kuruma insanca davranmış, onu insanlık ailesi içerisinde, insanca yaşayabilecek bir konuma kavuşturmuştur.<br />
<br style="box-sizing: inherit;" /><br />
O güne kadar hiç görülmemiş bu yeni statüye göre;<br />
<br style="box-sizing: inherit;" /><br />
&#8211; Hiçbir efendi Allah katında -fazilet ve takvanın dışında- kölesinden daha değerli değildir. Bilakis, Allah katında, daha takvalı, daha faziletli olan köle, efendisinden daha değerlidir.<br />
<br style="box-sizing: inherit;" /><br />
&#8211; Hz. Peygamber (a.s.m)’in azatlı kölesi Hz. Zeyd’i ve onun oğlu Hz. Üsame’yi sahabelerinin başına komutan tayin etmesi, bu kurumun –İslam sayesinde- nerden nereye geldiğinin göstergesidir.<br />
<br style="box-sizing: inherit;" /><br />
&#8211; Her fırsatta köle azat etmeyi teşvik eden, yapılan yanlışlıkların kefareti olarak onları hürriyetlerine kavuşturmayı ön gören İslam dininin bu pozitif uygulaması gerçekten alkışlanmaya değerdir.<br />
<br style="box-sizing: inherit;" /><br />
&#8211; Hz. Muhammed (a.s.m)’in tavsiyeleri doğrultusunda, Müslüman efendilerin, köleleriyle beraber yemek yemeleri, giydiklerinden onlara giydirmeleri, yiyip içtiklerinden onlara da yedirip içirmeleri, güçlerinin üstünde onlardan bir hizmet beklememeleri, beşer tarihinde görülmemiş yeniliklerdir.<br />
<br style="box-sizing: inherit;" /><br />
&#8211; Eğer bugün, patronların -çok az bir ücretle- işçi çalıştırmaları, bir memurun kendi âmirinin emrinin dışına çıkamaması, bir insanlık suçu ise, o gün&nbsp; de ona insanlık suçu diyebiliriz.&nbsp; Yanlış anlamayın, bunları kölelerle aynı kefeye koymuyoruz. Maksadımız, aradan bu kadar yıllar geçmesine rağmen, hala ona yakın bir statünün algılanmaya bağlı olarak öyle değerlendirilebilir olduğuna dikkat çekmektir. Şimdi sendikalar yeni yeni meydana çıkmıştır. Şimdiye kadar –fert veya kurum olan- patronlar istedikleri gibi kıt kanaat bir geçim için bir şeyler veriyorlardı ve işçi-memurun hiçbir itiraz hakkı da yoktu. Ama buna kimse insanlık suçu demiyordu. O da öyle..<br />
<br style="box-sizing: inherit;" /><br />
&#8211; Herhangi bir köle efendilerinden kaçarsa, onlara tekrar dönünceye kadar küfre girmiş olur”(Müslim, İman, 122).<br />
<br style="box-sizing: inherit;" /><br />
Bu gibi hadisler, toplum düzenini korumaya yönelik ifadelerdir. Bu gün, işçiler, memurlar, görevlerini yapmadıkları zaman devlet, toplum nasıl bir anarşi içine girecek duruma gelebileceği gibi, o günde bir nevi&nbsp; farklı bir statüdeki işçi-memur görevini yapan kölelerin işi bırakıp kaçmalarına meydan vermemek için belli bazı zecrî tedbirlerin alınması gerekir.<br />
<br style="box-sizing: inherit;" /><br />
Fakat, bu ve benzeri hadislerdeki bu gibi yerlerde kullanılan küfür kavramı bir kaç şekilde yorumlanmıştır:<br />
<br style="box-sizing: inherit;" /><br />
&#8211; Böyle yapan cahiliye insanlarının ve kâfirlerin yaptığı işler gibi iş yapmış olur.<br />
<br style="box-sizing: inherit;" /><br />
Böyle yapan, nimetini gördüğü velinimetine karşı nankörlük anlamındaki küfran-ı nimet yapmış olur.<br />
<br style="box-sizing: inherit;" /><br />
&#8211; “Her günah içerisinde küfre giden bir yol var” olduğuna dikkat çekmeye yönelik bir ifadedir(krş. Nevevî, ilgili hadisin şerhi).<br />
<br style="box-sizing: inherit;" /><br />
Cevap 3:<br />
<br style="box-sizing: inherit;" /><br />
Kölelik statüsünde kölenin kendisi efendisinin malı-mülküdür. Dolayısıyla bütün kazancı da efendisinin hanesine yazılır. Bu gün mevcut olmayan bu kurumu değil, modern kölelik kurumlarını konuşmak daha faydalı olduğunu düşünüyoruz. İslam’ın kölelik kurumuna kazandırdığı müspet konumlar gibi güzelliklerden başka, bu kurumun çalışmasını devam ettirmeye yönelik hiçbir katkısı olmamıştır.</div>
</div>
<div id="flippy">
KAYNAK</div>
<div id="flippanel">
www.sorularlaislamiyet.com
</div>The post <a href="https://ateistlerecevap.org/islamda-kolelik/" data-wpel-link="internal">İslamda kölelik?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ateistlerecevap.org/islamda-kolelik/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Allah Türkçe Biliyorsa İbadetler Neden Arapça?</title>
		<link>https://ateistlerecevap.org/allah-turkce-biliyorsa-ibadetler-neden/</link>
					<comments>https://ateistlerecevap.org/allah-turkce-biliyorsa-ibadetler-neden/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ateistlere Cevaplar]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 30 Jan 2017 13:16:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sorular]]></category>
		<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.ateistlerecevap.org/?p=93</guid>

					<description><![CDATA[<p>Değerli kardeşimiz, İlk bakışta müminin, kendi diliyle Rabbine kulluk etmesi akla, daha doğrusu hisse daha uygun gibi geliyor. Fakat mesele incelendiğinde, farklı boyutlara varılıyor: Her şeyden önce dua ile namaz arasında açık bir ayırım yapmak gerekir. Namaz dışındaki duada bir mümin ihtiyaçlarını ve dileklerini Rabbine istediği dilde bildirir. Bu şahsi bir meseledir ve kulun, Halıkı’na [&#8230;]</p>
The post <a href="https://ateistlerecevap.org/allah-turkce-biliyorsa-ibadetler-neden/" data-wpel-link="internal">Allah Türkçe Biliyorsa İbadetler Neden Arapça?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div class="separator" style="clear: both; text-align: center;">
</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
<div class="separator" style="clear: both; text-align: center;">
<a href="https://1.bp.blogspot.com/-HUkQw4Kc-2M/Wde8-hWyQTI/AAAAAAAAI5M/tEBEbZ9ESmIbXUMB4sBCkMYuXLmHBzjqgCLcBGAs/s1600/Untitled-1.png" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;" data-wpel-link="external" rel="nofollow external noopener noreferrer"><img loading="lazy" decoding="async" border="0" data-original-height="720" data-original-width="1280" height="360" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2017/01/Untitled-1-1.png" width="640" /></a></div>
<p></div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Değerli kardeşimiz,</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
İlk bakışta müminin, kendi diliyle Rabbine kulluk etmesi akla, daha doğrusu hisse daha uygun gibi geliyor. Fakat mesele incelendiğinde, farklı boyutlara varılıyor:</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Her şeyden önce dua ile namaz arasında açık bir ayırım yapmak gerekir. Namaz dışındaki duada bir mümin ihtiyaçlarını ve dileklerini Rabbine istediği dilde bildirir. Bu şahsi bir meseledir ve kulun, Halıkı’na kendi ihtiyaçlarını ve arzularını doğrudan doğruya, vasıtasız olarak arz etmesiyle ilgilidir.&nbsp;<i style="box-sizing: inherit;">Duada her insan kendi lisanıyla Rabbine iltica edebilir.</i></div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Namaz ise bundan çok farklıdır. Namazda hangi dilden ve ırktan olursa olsun, bütün Müslümanların bir tek vücut olarak birleşmeleri ve Allah’a topluca ibadet etmeleri söz konusudur. Bu ibadette gönüller gibi dillerin de birlik arz etmesi gerekir.&nbsp;<i style="box-sizing: inherit;">Kaldı ki,&nbsp;ibadetler Allah nasıl emretmişse ve Allah Resulü (asm.) nasıl tarif etmişse öyle yapılacaktır.</i></div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
İslamiyet herhangi bir bölgenin, ırkın veya milletin dini olsaydı, hiç şüphesiz sadece bu bölgenin, bu ırkın veya bu milletin dili kullanılabilirdi. Fakat, dünyanın bütün noktalarında oturan, farklı ırklardan olup farklı dilleri konuşan müminler mevcuttur. Bunların tümünün birlikte namaz kılabilmeleri, aynı sureleri aynı dilden okumaları için tümünün aynı ibadet dilinde birleşmeleri gerekir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
<i style="box-sizing: inherit;">Beynelmilel kongre ve toplantılarda da herkes kendi diliyle değil umumun bildiği beynelmilel bir dille konuşmuyorlar mı?</i></div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Meselenin diğer bir cephesi de şudur:&nbsp;Hiçbir tercüme, asla orijinalinin yerini tutamaz. Kur’an, Allah kelamıdır ve Arapça nazil olmuştur. Allah’ın kudret sıfatından gelen şu varlıklar taklit edilemediği gibi, onun kelam sıfatından gelen Kur’an da taklit edilemez. Ve Kur’an&#8217;ın tercümesine Kur’an denmez. Kur’an&#8217;ın bir harfine en az on sevap verilmesi, Allah kelamını tekrar etmenin karşılığında kullara bir İlâhî ihsandır. Tercüme, Allah kelamı olmadığından bu mana orada kaybolur. İnsan, Kur’an mealini okumakla, Kur’an okumanın değil, ilim noktasında bir şeyler öğrenmenin sevabını alır.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Şu da var ki, namazda geçen kelimelerin bir kısmı konuşma dilimize geçmiştir. Allahu Ekber, hamd, tesbih, Rabbül alemin, Ehad, Samed’in ne demek olduğunu çoğu Müslüman bilmektedir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
<i style="box-sizing: inherit;">Dünya işlerimiz için enflasyon, deflasyon, kur, ekonomi, döviz gibi nice yabancı kelimeleri ezberlediğimiz hâlde, ibadet için gerekli, az sayıda kelimeyi öğrenmemekte bilmem mazur sayılabilir miyiz?</i></p>
<div id="flippy">
KAYNAK</div>
<div id="flippanel">
&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; www.sorularlaislamiyet.com</div>
<p><i style="box-sizing: inherit;"><br /></i></div>
<div class="separator" style="clear: both; text-align: center;">
<iframe loading="lazy" allowfullscreen="" class="YOUTUBE-iframe-video" data-thumbnail-src="https://i.ytimg.com/vi/9g0sZQPdPBo/0.jpg" frameborder="0" height="360" src="https://www.youtube.com/embed/9g0sZQPdPBo?feature=player_embedded" width="520"></iframe></div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
<i style="box-sizing: inherit;"><br /></i></div>The post <a href="https://ateistlerecevap.org/allah-turkce-biliyorsa-ibadetler-neden/" data-wpel-link="internal">Allah Türkçe Biliyorsa İbadetler Neden Arapça?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ateistlerecevap.org/allah-turkce-biliyorsa-ibadetler-neden/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Allah&#039;ın şekli Neye Benzer?</title>
		<link>https://ateistlerecevap.org/allahn-neye-benzer/</link>
					<comments>https://ateistlerecevap.org/allahn-neye-benzer/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ateistlere Cevaplar]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 30 Jan 2017 13:07:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sorular]]></category>
		<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.ateistlerecevap.org/?p=94</guid>

					<description><![CDATA[<p>Allah&#8217;ın hiçbir şeye benzetilemeyeceği, onun hiç benzerinin olmadığı gerçeği, &#8220;Allah&#8217;a benzer hiçbir şey yoktur.&#8221;&#160;(Şura, 42/11) mealindeki ayette çok açık bir şekilde ifade edilmektedir. İslam ümmetinin itikadı da bu merkezdedir. Bu sebepledir ki, Kur&#8217;an&#8217;da geçen&#160;&#8220;Arş&#8217;a istiva, yed/el, vech/yüz&#8221;&#160;gibi bazı kavramlar, özellikle Eşarî ile başlayan yeni dönem alimleri tarafından&#160;müteşabih/manaları derin&#160;ve kapalı olarak kabul edilmiş ve bu inanca [&#8230;]</p>
The post <a href="https://ateistlerecevap.org/allahn-neye-benzer/" data-wpel-link="internal">Allah'ın şekli Neye Benzer?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div class="separator" style="clear: both; text-align: center;">
<a href="https://2.bp.blogspot.com/-wWXtbHVf5KY/WI869J3Ak0I/AAAAAAAAFVs/P4OROOVeW3YHNMajQDhLt3KNPjjBl-ifgCLcB/s1600/Screenshot_6.png" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;" data-wpel-link="external" rel="nofollow external noopener noreferrer"><img loading="lazy" decoding="async" border="0" height="181" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2017/01/Screenshot_6.png" width="400" /></a></div>
<div class="separator" style="clear: both; text-align: center;">
</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Allah&#8217;ın hiçbir şeye benzetilemeyeceği, onun hiç benzerinin olmadığı gerçeği,</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
&#8220;Allah&#8217;a benzer hiçbir şey yoktur.&#8221;&nbsp;(Şura, 42/11)</div>
</blockquote>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
mealindeki ayette çok açık bir şekilde ifade edilmektedir. İslam ümmetinin itikadı da bu merkezdedir. Bu sebepledir ki, Kur&#8217;an&#8217;da geçen&nbsp;&#8220;Arş&#8217;a istiva, yed/el, vech/yüz&#8221;&nbsp;gibi bazı kavramlar, özellikle Eşarî ile başlayan yeni dönem alimleri tarafından&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">müteşabih/manaları derin</em>&nbsp;ve kapalı olarak kabul edilmiş ve bu inanca uygun tevil edilmiştir. Bu derin manalı ve müteşabih olan bazı kavramlar hadislerde de söz konusudur. Konuya yardımcı olacağını düşündüğümüz bu kısa açıklamadan sonra, sorunun asıl cevabına geçebiliriz:<br />
<br style="box-sizing: inherit;" /><br />
a.&nbsp;Muhyiddin İbn Arabî,&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">&#8220;Hakk Teâlâ&#8217;nın evvelki şekli, buluta benzer bir duman şeklinde olmasıdır.&#8221;&nbsp;</em>şeklinde bir ifade kullanmamıştır. Onun ifadesi aynen şöyledir:</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
<em style="box-sizing: inherit;">&#8220;Allah mahlukatı yaratmadan önce bir &#8216;AMA&#8217;da idi. Amanın altında da hava, üstünde de hava vardı.&#8221;</em>(bk. El-Futuhatu&#8217;l-Mekkiye, I/148).</div>
</blockquote>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
b.&nbsp;İbn Arabî, bu konuyu bir hadis-i şerife dayanarak açıklamaktadır. Hadiste gelen rivayet şöyledir: Ashap&#8217;tan Ebu Rezîn anlatıyor:</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
&#8220;Ben:&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">&#8220;Ey Allah&#8217;ın Resulü! Rabbimiz, mahlukatı yaratmadan önce neredeydi?&#8221;</em>&nbsp;diye sordum.&nbsp;&#8220;Allah mahlukatı yaratman önce bir &#8216;AMA&#8217;da idi. Amanın altında da hava, üstünde de hava vardı. Sonra Arşını su üzerinde yarattı.&#8221;&nbsp;diye cevap verdi.&#8221;(Ahmed b. Hanbel; IV/11-12; Tirmizî, Tefsir, 12; İbn Mace, Mukaddime,13)</div>
</blockquote>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Alimlerin bildirdiğine göre,&nbsp;&#8216;Amâ&#8217;dan maksat, Allah ile birlikte hiçbir şey yoktu demektir. (Tirmizî, agy.) İbn Mace&#8217;nin rivayetinde yer alan &#8220;Onunla birlikte hiçbir yaratık yoktu&#8221; ilavesi de bu anlamı pekiştirmektedir.<br />
<br style="box-sizing: inherit;" /><br />
İbn Esir, en-Nihaye fi Garibi&#8217;i-Hadisi ve&#8217;l-Eser adlı eserinde bu konuda şu bilgileri vermiştir:</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
&#8216;Amâ&#8217;&nbsp;kelimesi uzatmalı şekliyle&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">&#8220;bulut&#8221;</em>&nbsp;demektir. Bazı rivayetlerdeki&nbsp;&#8216;Amen&#8217;&nbsp;kısaltmalı şekliyle de&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">&#8220;Allah ile birlikte hiçbir şeyin olmadığını&#8221;&nbsp;</em>ifade etmektedir.<br />
<br style="box-sizing: inherit;" /><br />
Bunun&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">&#8216;ince bulut&#8217;</em>&nbsp;anlamında olduğunu söyleyenler de vardır.<br />
<br style="box-sizing: inherit;" /><br />
Bazı âlimlere göre,&nbsp;&#8216;Amâ&#8217;&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">insan aklının kavrayamayacağı, insan idrak sınırının ötesinde olan bir kavramdır.</em><br />
<br style="box-sizing: inherit;" /><br />
Ünlü Dil bilgini, el-Ezherî,<em style="box-sizing: inherit;">&nbsp;&#8220;Biz buna iman ederiz, fakat herhangi bir şekilde onu nitelendiremeyiz.&#8221;&nbsp;</em>diyerek görüşünü açıklamıştır. (bk. a.g.e, III/576 -el-Mektebe eş-şamile)</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Bazı bilginler, mananın yanlış anlaşılmaması için, hadiste bir muzafın/tamlayan bir kelimenin/Arş kelimesi takdir edilmesinin lüzumuna işaret etmişler. Buna göre,&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">&#8220;Ey Allah&#8217;ın Resulü! mahlukatı yaratmadan önce Rabbimiz neredeydi?&#8221;&nbsp;</em>ifadesi&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">&#8220;Rabbimizin Arşı neredeydi?&#8221;</em>&nbsp;şeklindedir. Bu kelimenin takdir edilmesi,&nbsp;&#8220;Allah&#8217;ın Arşı su üzerindeydi.&#8221;(Hud, 11/7) mealindeki ayetin ifadesine de uygundur.<br />
<br style="box-sizing: inherit;" /><br />
Nitekim alimler,</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
&#8220;Onlar, ancak buluttan gölgeler içinde Allah&#8217;ın (emrinin) ve meleklerin gelmesini ve işin bitirilmesinden başka bir şey mi beklerler? Halbuki bütün işler sadece Allah&#8217;a döndürülür.&#8221;(Bakar, 2/210)</div>
</blockquote>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
mealindeki ayette de&nbsp;&#8220;Allah&#8217;ın gelmesi&#8221;&nbsp;ifadesinde emir kelimesini takdir etmişler ve&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">&#8220;Allah&#8217;ın emrinin gelmesi&#8230;&#8221;&nbsp;</em>şeklinde anlamışlardır. (a.g.y).<br />
<br style="box-sizing: inherit;" /><br />
İbn Arabî, &#8216;Amâ&#8217;nın Allah&#8217;ın nurunun tecelli ettiği ilk sahne olduğunu ifade etmekti. (Fütuhat, a.g.y). Kendisinin her zaman olduğu gibi, bu konuda da kullandığı hususî bir dili vardır. Onun seviyesinde olmayanların anlaması oldukça zordur. Bu sebeple biz, gerek İbn Arabî&#8217;nin yukarıdaki açıklamasından ve gerekse hadiste geçen &#8216;Ama&#8217; kelimesinin de yardımıyla bu konuyu -anladığımız kadarıyla- şöyle açıklayabiliriz:<br />
<br style="box-sizing: inherit;" /><br />
1.&nbsp;Hadiste geçen&nbsp;&#8216;Amâ&#8217;&nbsp;kavramı, anlamı ne olursa olsun, bir muammayı ifade etmektedir. Yani varlık yaratılmadan önce Allah&#8217;ın isim ve sıfatlarının nasıl olduğu bilinmez bir muamma idi.<br />
<br style="box-sizing: inherit;" /><br />
Allah&#8217;ın varlığı, birliği, yaratıcılığı, ilmi, hikmeti, kudreti, bağışlaması, affı, gazabı, celal ve cemal ve kemal sıfatlarının olup olmadığı bilinmiyordu. Bu durum &#8216;Amâ&#8217; olarak ifade edilmiş olabilir.</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
&#8216;Ben gizli bir hazine idim, kendimi tanıtmak istedim, mahlukatı yarattım ki, beni tanısınlar.&#8217;&nbsp;(Aclunî, II/132).</div>
</blockquote>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Bu hadis, hadis alimlerince, senet bakımından eleştirilmiş olmakla beraber, Aliyyu&#8217;l-Karî gibi bazı alimler, bunun manasının doğru ve</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
&#8220;Cinleri ve insanları sırf bana kulluk etsinler diye yarattım.&#8221;(Zariyat, 51/56)</div>
</blockquote>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
ayetine uygun olduğunu söylemiş ve İbn Abbas&#8217;ın bu ayette geçen &#8216;ibadet/kulluk&#8217;tan maksat Allah&#8217;ı tanımaktır, şeklindeki açıklamasını delil göstermiştir. (bk. agy; Aliyyu&#8217;l-Karî, el-Esraru&#8217;l-Merfua, s. 273).<br />
<br style="box-sizing: inherit;" /><br />
Bu açıklama İbn Arabî&#8217;nin genel felsefesiyle de uyuşmaktadır. Nitekim, İbn Arabî, söz konusu hadisi şöyle açıklamıştır:</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
&#8220;Mahlukatı yarattım ki, bana bir ayna olsun ve o aynada cemalimi göreyim.&#8221;(bk. İşarartu&#8217;l-İ&#8217;caz, s.17).</div>
</blockquote>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Demek ki, mahlukat yaratılmadan önce, güneşin bulut arkasında gizlendiği gibi, Şems-i Ezelî olan yüce Allah&#8217;ın isim ve sıfatları o mahiyeti bilinmez gizemde bir muamma idi.&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">&#8220;Amânın altında hava, üstünde hava vardı.&#8221;&nbsp;</em>Yani Onunla birlikte hiçbir varlık yoktu. Kimse onu tanımıyordu. Çünkü varlıktan eser yoktu. Sonra mahlukatı yarattı ve kendisini tanıttı.</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
&#8220;Her cemal ve kemal sahibi kendi cemal ve kemâlini görmek ve göstermek istemesi sırrınca, o Sultan-ı Zîşan dahi istedi ki, bir fuar açsın, içinde sergiler dizsin, ta insanlara ve diğer şuurlu varlılıklara saltanatının haşmetini, servetinin şaşaasını, sanatının harikalarını, kendi maharetini göstersin. Ta ki, manevî cemal ve kemâlini iki vecihle müşahede etsin: Bir vechi, bizzat kendi kuşatıcı ilmiyle ve bakışıyla görsün. Diğeri, diğer şuurlu varlıkların nazarıyla baksın.&#8221;&nbsp;(bk. Sözler, On Birinci Söz, s.120).</div>
</blockquote>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Bu safha ayan-ı sabitenin teşahhus ettiği varlığın ilk sahnesidir.<br />
<br style="box-sizing: inherit;" /><br />
2.&nbsp;Amâ kavramının ince bulut anlamına geldiğini görmüştük. Bu anlama göre, Amâ safhası, kâinatın ikinci safhasını teşkil eden bulutumsu nebülaların teşekkül ettiği sahneye de dikkat çekmektedir. Hadiste Amâ olarak ifade edilen sahne, Kur&#8217;an&#8217;da duhan/duman olarak ifade edilmiş gibidir. Aşağıdaki ayet bu hususu işaret etmektedir:</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
&#8220;Sonra (Allah&#8217;ın iradesi) duman halinde bulunan göğe yöneldi. Ona (göğe) ve yerküreye:&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">&#8220;İsteyerek veya istemeyerek gelin!&#8221;</em>&nbsp;dedi. İkisi de:&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">&#8220;İsteyerek geldik&#8221;</em>&nbsp;dediler.&#8221;&nbsp;(Fussilet, 41/11).</div>
</blockquote>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Hadiste geçen&nbsp;&#8220;Allah mahlukatı yaratmadan önce Âmâ&#8217;da idi.&#8221;&nbsp;mealindeki ifadede yer alan&nbsp;&#8220;amâ&#8221;&nbsp;kavramı, ikinci sahnede duman adını alıyor. Ve ayette bu şekilde yer alıyor. İnce bulut biraz daha varlıkların teşekkülüne medar olacak bir vaziyet alıyor. Sonuçta gök ve yer olarak ayrılıp sabit bir düzene geçiliyor. Ayette mealen yer alan&nbsp;&#8220;Ona (göğe) ve yerküreye: &#8220;İsteyerek veya istemeyerek gelin!&#8221; dedi. İkisi de: isteyerek geldik, dediler.&#8221;&nbsp;ifadesi bu gerçeğe işaret etmektedir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
<div class="separator" style="clear: both; text-align: center;">
<iframe loading="lazy" allowfullscreen="" class="YOUTUBE-iframe-video" data-thumbnail-src="https://i.ytimg.com/vi/z-2kE7jc_ts/0.jpg" frameborder="0" height="366" src="https://www.youtube.com/embed/z-2kE7jc_ts?feature=player_embedded" width="520"></iframe></div>
<p></div>
<div id="flippy">
KAYNAK</div>
<div id="flippanel">
&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; www.sorularlaislamiyet.com
</div>The post <a href="https://ateistlerecevap.org/allahn-neye-benzer/" data-wpel-link="internal">Allah'ın şekli Neye Benzer?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ateistlerecevap.org/allahn-neye-benzer/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Allah&#039;ın şekli Neye Benzer?</title>
		<link>https://ateistlerecevap.org/allahn-neye-benzer-2/</link>
					<comments>https://ateistlerecevap.org/allahn-neye-benzer-2/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ateistlere Cevaplar]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 30 Jan 2017 13:07:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sorular]]></category>
		<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.ateistlerecevap.org/?p=94</guid>

					<description><![CDATA[<p>Allah&#8217;ın hiçbir şeye benzetilemeyeceği, onun hiç benzerinin olmadığı gerçeği, &#8220;Allah&#8217;a benzer hiçbir şey yoktur.&#8221;&#160;(Şura, 42/11) mealindeki ayette çok açık bir şekilde ifade edilmektedir. İslam ümmetinin itikadı da bu merkezdedir. Bu sebepledir ki, Kur&#8217;an&#8217;da geçen&#160;&#8220;Arş&#8217;a istiva, yed/el, vech/yüz&#8221;&#160;gibi bazı kavramlar, özellikle Eşarî ile başlayan yeni dönem alimleri tarafından&#160;müteşabih/manaları derin&#160;ve kapalı olarak kabul edilmiş ve bu inanca [&#8230;]</p>
The post <a href="https://ateistlerecevap.org/allahn-neye-benzer-2/" data-wpel-link="internal">Allah'ın şekli Neye Benzer?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div class="separator" style="clear: both; text-align: center;">
<a href="https://2.bp.blogspot.com/-wWXtbHVf5KY/WI869J3Ak0I/AAAAAAAAFVs/P4OROOVeW3YHNMajQDhLt3KNPjjBl-ifgCLcB/s1600/Screenshot_6.png" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;" data-wpel-link="external" rel="nofollow external noopener noreferrer"><img loading="lazy" decoding="async" border="0" height="181" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2017/01/Screenshot_6.png" width="400" /></a></div>
<div class="separator" style="clear: both; text-align: center;">
</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Allah&#8217;ın hiçbir şeye benzetilemeyeceği, onun hiç benzerinin olmadığı gerçeği,</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
&#8220;Allah&#8217;a benzer hiçbir şey yoktur.&#8221;&nbsp;(Şura, 42/11)</div>
</blockquote>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
mealindeki ayette çok açık bir şekilde ifade edilmektedir. İslam ümmetinin itikadı da bu merkezdedir. Bu sebepledir ki, Kur&#8217;an&#8217;da geçen&nbsp;&#8220;Arş&#8217;a istiva, yed/el, vech/yüz&#8221;&nbsp;gibi bazı kavramlar, özellikle Eşarî ile başlayan yeni dönem alimleri tarafından&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">müteşabih/manaları derin</em>&nbsp;ve kapalı olarak kabul edilmiş ve bu inanca uygun tevil edilmiştir. Bu derin manalı ve müteşabih olan bazı kavramlar hadislerde de söz konusudur. Konuya yardımcı olacağını düşündüğümüz bu kısa açıklamadan sonra, sorunun asıl cevabına geçebiliriz:<br />
<br style="box-sizing: inherit;" /><br />
a.&nbsp;Muhyiddin İbn Arabî,&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">&#8220;Hakk Teâlâ&#8217;nın evvelki şekli, buluta benzer bir duman şeklinde olmasıdır.&#8221;&nbsp;</em>şeklinde bir ifade kullanmamıştır. Onun ifadesi aynen şöyledir:</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
<em style="box-sizing: inherit;">&#8220;Allah mahlukatı yaratmadan önce bir &#8216;AMA&#8217;da idi. Amanın altında da hava, üstünde de hava vardı.&#8221;</em>(bk. El-Futuhatu&#8217;l-Mekkiye, I/148).</div>
</blockquote>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
b.&nbsp;İbn Arabî, bu konuyu bir hadis-i şerife dayanarak açıklamaktadır. Hadiste gelen rivayet şöyledir: Ashap&#8217;tan Ebu Rezîn anlatıyor:</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
&#8220;Ben:&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">&#8220;Ey Allah&#8217;ın Resulü! Rabbimiz, mahlukatı yaratmadan önce neredeydi?&#8221;</em>&nbsp;diye sordum.&nbsp;&#8220;Allah mahlukatı yaratman önce bir &#8216;AMA&#8217;da idi. Amanın altında da hava, üstünde de hava vardı. Sonra Arşını su üzerinde yarattı.&#8221;&nbsp;diye cevap verdi.&#8221;(Ahmed b. Hanbel; IV/11-12; Tirmizî, Tefsir, 12; İbn Mace, Mukaddime,13)</div>
</blockquote>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Alimlerin bildirdiğine göre,&nbsp;&#8216;Amâ&#8217;dan maksat, Allah ile birlikte hiçbir şey yoktu demektir. (Tirmizî, agy.) İbn Mace&#8217;nin rivayetinde yer alan &#8220;Onunla birlikte hiçbir yaratık yoktu&#8221; ilavesi de bu anlamı pekiştirmektedir.<br />
<br style="box-sizing: inherit;" /><br />
İbn Esir, en-Nihaye fi Garibi&#8217;i-Hadisi ve&#8217;l-Eser adlı eserinde bu konuda şu bilgileri vermiştir:</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
&#8216;Amâ&#8217;&nbsp;kelimesi uzatmalı şekliyle&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">&#8220;bulut&#8221;</em>&nbsp;demektir. Bazı rivayetlerdeki&nbsp;&#8216;Amen&#8217;&nbsp;kısaltmalı şekliyle de&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">&#8220;Allah ile birlikte hiçbir şeyin olmadığını&#8221;&nbsp;</em>ifade etmektedir.<br />
<br style="box-sizing: inherit;" /><br />
Bunun&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">&#8216;ince bulut&#8217;</em>&nbsp;anlamında olduğunu söyleyenler de vardır.<br />
<br style="box-sizing: inherit;" /><br />
Bazı âlimlere göre,&nbsp;&#8216;Amâ&#8217;&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">insan aklının kavrayamayacağı, insan idrak sınırının ötesinde olan bir kavramdır.</em><br />
<br style="box-sizing: inherit;" /><br />
Ünlü Dil bilgini, el-Ezherî,<em style="box-sizing: inherit;">&nbsp;&#8220;Biz buna iman ederiz, fakat herhangi bir şekilde onu nitelendiremeyiz.&#8221;&nbsp;</em>diyerek görüşünü açıklamıştır. (bk. a.g.e, III/576 -el-Mektebe eş-şamile)</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Bazı bilginler, mananın yanlış anlaşılmaması için, hadiste bir muzafın/tamlayan bir kelimenin/Arş kelimesi takdir edilmesinin lüzumuna işaret etmişler. Buna göre,&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">&#8220;Ey Allah&#8217;ın Resulü! mahlukatı yaratmadan önce Rabbimiz neredeydi?&#8221;&nbsp;</em>ifadesi&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">&#8220;Rabbimizin Arşı neredeydi?&#8221;</em>&nbsp;şeklindedir. Bu kelimenin takdir edilmesi,&nbsp;&#8220;Allah&#8217;ın Arşı su üzerindeydi.&#8221;(Hud, 11/7) mealindeki ayetin ifadesine de uygundur.<br />
<br style="box-sizing: inherit;" /><br />
Nitekim alimler,</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
&#8220;Onlar, ancak buluttan gölgeler içinde Allah&#8217;ın (emrinin) ve meleklerin gelmesini ve işin bitirilmesinden başka bir şey mi beklerler? Halbuki bütün işler sadece Allah&#8217;a döndürülür.&#8221;(Bakar, 2/210)</div>
</blockquote>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
mealindeki ayette de&nbsp;&#8220;Allah&#8217;ın gelmesi&#8221;&nbsp;ifadesinde emir kelimesini takdir etmişler ve&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">&#8220;Allah&#8217;ın emrinin gelmesi&#8230;&#8221;&nbsp;</em>şeklinde anlamışlardır. (a.g.y).<br />
<br style="box-sizing: inherit;" /><br />
İbn Arabî, &#8216;Amâ&#8217;nın Allah&#8217;ın nurunun tecelli ettiği ilk sahne olduğunu ifade etmekti. (Fütuhat, a.g.y). Kendisinin her zaman olduğu gibi, bu konuda da kullandığı hususî bir dili vardır. Onun seviyesinde olmayanların anlaması oldukça zordur. Bu sebeple biz, gerek İbn Arabî&#8217;nin yukarıdaki açıklamasından ve gerekse hadiste geçen &#8216;Ama&#8217; kelimesinin de yardımıyla bu konuyu -anladığımız kadarıyla- şöyle açıklayabiliriz:<br />
<br style="box-sizing: inherit;" /><br />
1.&nbsp;Hadiste geçen&nbsp;&#8216;Amâ&#8217;&nbsp;kavramı, anlamı ne olursa olsun, bir muammayı ifade etmektedir. Yani varlık yaratılmadan önce Allah&#8217;ın isim ve sıfatlarının nasıl olduğu bilinmez bir muamma idi.<br />
<br style="box-sizing: inherit;" /><br />
Allah&#8217;ın varlığı, birliği, yaratıcılığı, ilmi, hikmeti, kudreti, bağışlaması, affı, gazabı, celal ve cemal ve kemal sıfatlarının olup olmadığı bilinmiyordu. Bu durum &#8216;Amâ&#8217; olarak ifade edilmiş olabilir.</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
&#8216;Ben gizli bir hazine idim, kendimi tanıtmak istedim, mahlukatı yarattım ki, beni tanısınlar.&#8217;&nbsp;(Aclunî, II/132).</div>
</blockquote>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Bu hadis, hadis alimlerince, senet bakımından eleştirilmiş olmakla beraber, Aliyyu&#8217;l-Karî gibi bazı alimler, bunun manasının doğru ve</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
&#8220;Cinleri ve insanları sırf bana kulluk etsinler diye yarattım.&#8221;(Zariyat, 51/56)</div>
</blockquote>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
ayetine uygun olduğunu söylemiş ve İbn Abbas&#8217;ın bu ayette geçen &#8216;ibadet/kulluk&#8217;tan maksat Allah&#8217;ı tanımaktır, şeklindeki açıklamasını delil göstermiştir. (bk. agy; Aliyyu&#8217;l-Karî, el-Esraru&#8217;l-Merfua, s. 273).<br />
<br style="box-sizing: inherit;" /><br />
Bu açıklama İbn Arabî&#8217;nin genel felsefesiyle de uyuşmaktadır. Nitekim, İbn Arabî, söz konusu hadisi şöyle açıklamıştır:</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
&#8220;Mahlukatı yarattım ki, bana bir ayna olsun ve o aynada cemalimi göreyim.&#8221;(bk. İşarartu&#8217;l-İ&#8217;caz, s.17).</div>
</blockquote>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Demek ki, mahlukat yaratılmadan önce, güneşin bulut arkasında gizlendiği gibi, Şems-i Ezelî olan yüce Allah&#8217;ın isim ve sıfatları o mahiyeti bilinmez gizemde bir muamma idi.&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">&#8220;Amânın altında hava, üstünde hava vardı.&#8221;&nbsp;</em>Yani Onunla birlikte hiçbir varlık yoktu. Kimse onu tanımıyordu. Çünkü varlıktan eser yoktu. Sonra mahlukatı yarattı ve kendisini tanıttı.</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
&#8220;Her cemal ve kemal sahibi kendi cemal ve kemâlini görmek ve göstermek istemesi sırrınca, o Sultan-ı Zîşan dahi istedi ki, bir fuar açsın, içinde sergiler dizsin, ta insanlara ve diğer şuurlu varlılıklara saltanatının haşmetini, servetinin şaşaasını, sanatının harikalarını, kendi maharetini göstersin. Ta ki, manevî cemal ve kemâlini iki vecihle müşahede etsin: Bir vechi, bizzat kendi kuşatıcı ilmiyle ve bakışıyla görsün. Diğeri, diğer şuurlu varlıkların nazarıyla baksın.&#8221;&nbsp;(bk. Sözler, On Birinci Söz, s.120).</div>
</blockquote>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Bu safha ayan-ı sabitenin teşahhus ettiği varlığın ilk sahnesidir.<br />
<br style="box-sizing: inherit;" /><br />
2.&nbsp;Amâ kavramının ince bulut anlamına geldiğini görmüştük. Bu anlama göre, Amâ safhası, kâinatın ikinci safhasını teşkil eden bulutumsu nebülaların teşekkül ettiği sahneye de dikkat çekmektedir. Hadiste Amâ olarak ifade edilen sahne, Kur&#8217;an&#8217;da duhan/duman olarak ifade edilmiş gibidir. Aşağıdaki ayet bu hususu işaret etmektedir:</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
&#8220;Sonra (Allah&#8217;ın iradesi) duman halinde bulunan göğe yöneldi. Ona (göğe) ve yerküreye:&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">&#8220;İsteyerek veya istemeyerek gelin!&#8221;</em>&nbsp;dedi. İkisi de:&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">&#8220;İsteyerek geldik&#8221;</em>&nbsp;dediler.&#8221;&nbsp;(Fussilet, 41/11).</div>
</blockquote>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Hadiste geçen&nbsp;&#8220;Allah mahlukatı yaratmadan önce Âmâ&#8217;da idi.&#8221;&nbsp;mealindeki ifadede yer alan&nbsp;&#8220;amâ&#8221;&nbsp;kavramı, ikinci sahnede duman adını alıyor. Ve ayette bu şekilde yer alıyor. İnce bulut biraz daha varlıkların teşekkülüne medar olacak bir vaziyet alıyor. Sonuçta gök ve yer olarak ayrılıp sabit bir düzene geçiliyor. Ayette mealen yer alan&nbsp;&#8220;Ona (göğe) ve yerküreye: &#8220;İsteyerek veya istemeyerek gelin!&#8221; dedi. İkisi de: isteyerek geldik, dediler.&#8221;&nbsp;ifadesi bu gerçeğe işaret etmektedir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
<div class="separator" style="clear: both; text-align: center;">
<iframe loading="lazy" allowfullscreen="" class="YOUTUBE-iframe-video" data-thumbnail-src="https://i.ytimg.com/vi/z-2kE7jc_ts/0.jpg" frameborder="0" height="366" src="https://www.youtube.com/embed/z-2kE7jc_ts?feature=player_embedded" width="520"></iframe></div>
<p></div>
<div id="flippy">
KAYNAK</div>
<div id="flippanel">
&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; www.sorularlaislamiyet.com
</div>The post <a href="https://ateistlerecevap.org/allahn-neye-benzer-2/" data-wpel-link="internal">Allah'ın şekli Neye Benzer?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ateistlerecevap.org/allahn-neye-benzer-2/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Allah kainatı yaratmadan önce ne yapıyordu?</title>
		<link>https://ateistlerecevap.org/allah-kainat-yaratmadan-once-ne-yapyordu/</link>
					<comments>https://ateistlerecevap.org/allah-kainat-yaratmadan-once-ne-yapyordu/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ateistlere Cevaplar]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 30 Jan 2017 12:49:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sorular]]></category>
		<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.ateistlerecevap.org/?p=97</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bu sorunun temelinde&#160;&#8220;zaman&#8221;&#160;ve&#160;&#8220;ezel&#8221;&#160;kavramlarının yanlış değerlendirilmesi yatmaktadır. İnsan, zaman ve mekân içerisinde yaşadığı için, her hâdise ve hakikati zaman ölçüsüne göre değerlendirmekte ve ezel kavramını da zaman içinde düşünmekle yanlış bir kıyas yapmaktadır. Bu soru böyle yanlış&#160;bir&#160;kıyasın neticesidir. &#8220;Zaman&#8221;,&#160;mahlûkatın yaratılması ile başlayan ve içerisinde&#160;&#8220;olaylar zincirinin birbirini takip etmesi&#8221;, &#8220;mahlûkatın birbiri ardınca akıp gitmesi&#8221;&#160;gibi hadiselerin cereyan ettiği [&#8230;]</p>
The post <a href="https://ateistlerecevap.org/allah-kainat-yaratmadan-once-ne-yapyordu/" data-wpel-link="internal">Allah kainatı yaratmadan önce ne yapıyordu?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div class="separator" style="clear: both; text-align: center;">
</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
<div class="separator" style="clear: both; text-align: center;">
<a href="https://4.bp.blogspot.com/-k8aKcE2wFQA/Wde8VrZpzNI/AAAAAAAAI5E/jwgBVAbjeoUd2hg8Abcjt_qEi_IHkthVACLcBGAs/s1600/Screenshot_2.png" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;" data-wpel-link="external" rel="nofollow external noopener noreferrer"><img loading="lazy" decoding="async" border="0" data-original-height="467" data-original-width="797" height="374" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2017/01/Screenshot_2.png" width="640" /></a></div>
<p>
Bu sorunun temelinde&nbsp;&#8220;zaman&#8221;&nbsp;ve&nbsp;&#8220;ezel&#8221;&nbsp;kavramlarının yanlış değerlendirilmesi yatmaktadır. İnsan, zaman ve mekân içerisinde yaşadığı için, her hâdise ve hakikati zaman ölçüsüne göre değerlendirmekte ve ezel kavramını da zaman içinde düşünmekle yanlış bir kıyas yapmaktadır. Bu soru böyle yanlış&nbsp;bir&nbsp;kıyasın neticesidir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
&#8220;Zaman&#8221;,&nbsp;mahlûkatın yaratılması ile başlayan ve içerisinde&nbsp;<i style="box-sizing: inherit;">&#8220;olaylar zincirinin birbirini takip etmesi&#8221;, &#8220;mahlûkatın birbiri ardınca akıp gitmesi&#8221;&nbsp;</i>gibi hadiselerin cereyan ettiği mücerred bir kavramdır. Bütün mahluklar, bu zaman nehrinin içerisinde daima hareket etmekte ve akıp gitmektedirler. Mevcudatın yaratılması, değişimi, yaşlanması ve ölümü hep bu nehir içerisinde cereyan eder.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
<i style="box-sizing: inherit;">&#8220;Geçmiş, şu an ve gelecek&#8221;&nbsp;olmak üzere&nbsp;üçe ayrılan zaman, nisbî yani göreceli bir ifadedir.</i>&nbsp;Yaşadığımız an, bir an öncesine göre gelecek idi, bir an sonrasında ise geçmiş olarak isimlendirilecektir. Bu ve benzeri bütün nisbetler ve izafetler mahlûkata göredir.&nbsp;Yâni, &#8220;asır, sene, gün, dün, bugün, yarın&#8230;&#8221; ancak mahlûkat için söz konusudur.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
&#8220;Ezel&#8221;e gelince,&nbsp;ezel zaman itibariyle bir sonsuzluk demek değildir.&nbsp;</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Ezelde&nbsp;<i style="box-sizing: inherit;">&#8220;geçmiş, şu an, gelecek, mekân ve mahlûk&#8221;</i>&nbsp;yoktur. Zihin ezel hakkında bir zaman silsilesi tasavvur edemez.&nbsp;Zaman&nbsp;<i style="box-sizing: inherit;">&#8220;devir, asır, yıl, ay, gün, saat, saniye, an&#8230;&#8221;</i>&nbsp;gibi birimlere taksim edildiği hâlde,&nbsp;ezel&nbsp;için böyle bir taksimat yapılamaz. Ezel için bir başlangıç noktası da tasavvur edilemez.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
<i style="box-sizing: inherit;">Ezel,&nbsp;mutlak varlığın ancak mekân ve zamandan münezzeh olan Allah’a mahsus olmasından ibarettir.&nbsp;</i>Bu gerçeği, Peygamber Efendimiz (asm.)</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
&nbsp;&#8220;Allah vardı; beraberinde başka bir şey yoktu.&#8221;(1)</div>
</blockquote>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
hadîsi ile beyan buyurmuştur.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
O halde&nbsp;&#8220;Cenâb-ı Hakk&#8217;ın ezelî olması&#8221;&nbsp;demek,&nbsp;O&#8217;nun kıdemi demektir. Yâni,&nbsp;“yegâne ve&nbsp;tek bir&#8221;&nbsp;olan O Vâcibü&#8217;l-Vücud&#8217;un&nbsp;<i style="box-sizing: inherit;">“evveliyetine bir başlangıç olmadığı”</i>&nbsp;manasındadır.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
<i style="box-sizing: inherit;">Cenab-ı Hakk’ın ezeliyeti,&nbsp;devam ve bekası hâdiselerin zaman içerisinde akışı şeklinde düşünülemez.</i>&nbsp;O’nun kıdem ve bekâsı hakkında zaman, boyut, silsile, geçmiş zaman, şu an ve gelecek söz konusu değildir. Öyleyse, zaman kavramı maziye doğru hayâlen ne kadar uzatılırsa uzatılsın Cenâb-ı Allah&#8217;ın ezeliyeti ile mukayese edilemez. Zamanın başlangıcından geriye doğru hayâlen gitsek ve şu kâinat gibi milyarlarca kâinat daha yaratıldığını düşünsek, bu hayâli ve vehmî zaman yine Cenâb-ı Hakk&#8217;ın ezeliyeti ile beraber olamaz ve O&#8217;nunla kıyasa girmez. Zira, böyle bir mukayese,&nbsp;Kadîm&#8217;i<i style="box-sizing: inherit;">&nbsp;(evveli olmayanı)</i>&nbsp;hâdis&nbsp;<i style="box-sizing: inherit;">(sonradan yaratılan)</i>&nbsp;ile mahlûku&nbsp;Hâlık&nbsp;ile sonu olanı, sonsuzla mukayese etmek demektir</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Bu açıklamalardan anlaşılacağı gibi;&nbsp;Cenâb-ı Hak Kadîm&#8217;dir, ezelîdir; zaman ise mevcudatın yaratılması ile başlamıştır.&nbsp;Mevcudat yaratılmadan önce zaman yoktu ki, Allah hakkında böyle bir soru sorulabilsin.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Bu soru ancak şöyle sorulabilir:</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
<i style="box-sizing: inherit;">&#8220;Ezelde Allah vardı. O&#8217;nunla beraber hiçbir şey yoktu. O hâlde ezelde Allah ne yapıyordu?&#8221;</i></div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Bu soruya cevap vermeden önce şunu ifade edelim ki, ezelde bir şey yapmak Cenâb-ı Hakk&#8217;a -hâşâ- vâcib olmadığı gibi, bir şey yapmamak da O&#8217;nun için bir noksanlık değildir. Zira O, mahlûkatı yaratmasa da sonsuz kemâldedir. Yâni, mevcudatı yaratmakla kemâlinde bir artış, yaratmamakla da bir noksanlık olmaz.&nbsp;</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Bu kısa açıklamadan sonra, söz konusu soruyu iki maddede cevaplandıralım:</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
1)&nbsp;Cenâb-ı Hak ezelde, kendi zâtını, ulûhiyyetine mahsus izzet ve azametini, cemâl ve kemâlini bizzat müşahede ediyordu. Kudsî zâtını, ulûhiyetinin şanına uygun bir surette hamd, tenzih ve takdis ediyordu.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Allah’ın zâtını kemâli ile bilmek ancak O&#8217;na mahsus olduğu gibi, kendisini kemâliyle takdis ve tahmid etmek de yine O&#8217;na mahsustur.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Marifetullah&#8217;ta en ileri mertebede olan Peygamber Efendimiz (asm.) mi&#8217;râc mucizesi ile Allahü Azîmüşşân&#8217;ı bizzat gördüğü hâlde O’nu hakkıyla bilmek ve lâyıkıyla takdis ve tahmid etmekteki aczini şöyle itiraf etmiştir:</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
&#8220;Seni noksan sıfatlardan tenzih ederim. Ben seni lâyıkı vechi ile bilemedim.&nbsp;Sana&nbsp;hakkıyla şükredemedim. …&nbsp;&#8220;(2)</div>
</blockquote>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Diğer bir hâdis-i şeriflerinde ise şöyle buyurmuştur:</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
&#8220;Sen kendini sena ettiğin gibisin.&#8221;(3)</div>
</blockquote>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
2)&nbsp;Cenâb-ı Hak mukaddes varlığına, kudsî sıfatlarına ve esmâ-i İlâhiyesine tecelligâh olacak eşyanın hakikatlarını, mahiyetlerini, plân ve programlarını, manevî miktar ve suretlerini ezelde dâire-i ilminde takdir ve müşahade etmekteydi.(4)</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
O&nbsp;Zât-ı Zülcelâl,&nbsp;lütuf ve keremi ile dâire-i ilmindeki bu mahiyetlere harici vücud giydirmeyi irâde buyurdu. Ve&nbsp;&#8220;kün&#8221;&nbsp;emrini verip mevcudatı halk etti. Bu halk ve icad mahlûkat için bir ihsan, lütuf ve ikram idi. Yoksa, mahlûkatı yaratmakla O Zât-ı Akdes&#8217;in kemâlinde bir artış olmamıştır.&nbsp;</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Şu hususu önemle belirtelim ki,&nbsp;<i style="box-sizing: inherit;">Cenâb-ı Allah&#8217;ın&nbsp;gerek kendi zâtını müşahede etmesi, gerekse ilmindeki eşyanın mahiyetlerini takdir ve tanzim etmesi zaman içinde değildir. Yâni bunlar bir zaman silsilesi içerisinde düşünülemez.</i>&nbsp;Ezeldeki bu müşahede, bu takdir ve tanzimi insan aklı idrak edemez. Bunun hakikatine ne bir melek-i mukarrebin, ne bir nebiyy-i mürselin idrâk ve marifeti kavuşabilir. Bu hakikat, ancak Allah’ın malûmdur.</div>
<div class="separator" style="clear: both; text-align: center;">
<iframe loading="lazy" allowfullscreen="" class="YOUTUBE-iframe-video" data-thumbnail-src="https://i.ytimg.com/vi/9VXHBKskElg/0.jpg" frameborder="0" height="366" src="https://www.youtube.com/embed/9VXHBKskElg?feature=player_embedded" width="520"></iframe></div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
</div>The post <a href="https://ateistlerecevap.org/allah-kainat-yaratmadan-once-ne-yapyordu/" data-wpel-link="internal">Allah kainatı yaratmadan önce ne yapıyordu?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ateistlerecevap.org/allah-kainat-yaratmadan-once-ne-yapyordu/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İnsan eylemlerinde özgür müdür</title>
		<link>https://ateistlerecevap.org/kader-ikiye-ayrlmaktadr/</link>
					<comments>https://ateistlerecevap.org/kader-ikiye-ayrlmaktadr/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ateistlere Cevaplar]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 30 Jan 2017 12:40:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sorular]]></category>
		<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.ateistlerecevap.org/?p=98</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kader ikiye ayrılmaktadır.&#160;İnsan iradesiyle ilgili olmayanlar ve insan iradesiyle ilgisi olanlar. Mesela, insanın göz rengi, erkek mi dişi mi olacağı vs. birinci kısma girer ve hiç bir kimse bunlardan sorumlu değildir.&#160;Diğeri ise&#160;bu dünyada imtihan için gönderildiğimizden dolayı bizler ne istiyorsak Cenab-ı Hak ona göre bazı şeyleri halk ediyor, yaratıyor. Mesela, ezan okununca nefsini gemlemiş olan [&#8230;]</p>
The post <a href="https://ateistlerecevap.org/kader-ikiye-ayrlmaktadr/" data-wpel-link="internal">İnsan eylemlerinde özgür müdür</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div class="separator" style="clear: both; text-align: center;">
<a href="https://1.bp.blogspot.com/-Q7d1Tuhv9eI/WI80F9iY8ZI/AAAAAAAAFU8/MoZKVZw9ta0RfPzWh7j0w-eWCdWWnAjEwCLcB/s1600/Screenshot_5.png" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;" data-wpel-link="external" rel="nofollow external noopener noreferrer"><img loading="lazy" decoding="async" border="0" height="248" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2017/01/Screenshot_5.png" width="320" /></a></div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Kader ikiye ayrılmaktadır.&nbsp;İnsan iradesiyle ilgili olmayanlar ve insan iradesiyle ilgisi olanlar. Mesela, insanın göz rengi, erkek mi dişi mi olacağı vs. birinci kısma girer ve hiç bir kimse bunlardan sorumlu değildir.&nbsp;Diğeri ise&nbsp;bu dünyada imtihan için gönderildiğimizden dolayı bizler ne istiyorsak Cenab-ı Hak ona göre bazı şeyleri halk ediyor, yaratıyor. Mesela, ezan okununca nefsini gemlemiş olan birisi camiye gider. Diğeri, nefsinin peşinden giden ise meyhaneye doğru gitmektedir. İşte bunu isteyen insanlardır, yaratan ise Rabbimiz Halıkımızdır.<br />
<br style="box-sizing: inherit;" /><br />
Kul bir işi yapmak için cüz-i iradesini sarf ettikten sonra, o işe küllî irade taallûk eder ve o fiil yaratılır.<br />
<br style="box-sizing: inherit;" /><br />
Bilim adamlarımız, bir tek kolumuzu kaldırıp indirmemizde yetmiş çeşitten fazla kimyevî reaksiyon vuku bulduğunu ve her bir çeşit reaksiyonun da binlerce kez cereyan ettiğini söylüyorlar. Bunların hiçbiri bizim işimiz değil. Ama biz kolumuzu kaldırmayı irade etmesek bu reaksiyonlardan hiçbiri ortaya çıkmıyor.<br />
<br style="box-sizing: inherit;" /><br />
Bir konuşma hadisesi dudaktan, dilden, tükürük bezlerinden, beyinden, akla, hafızaya kadar uzanan maddî ve manevî nice cihazın birlikte çalışmasının neticesi. Bütün bu işleri Allah yaratıyor; ama biz konuşmak istemesek bunların hiçbiri icra edilmiyor. Bedenimizi hayalen büyüttükçe büyütelim ve irademiz dışındaki faaliyetleri artırdıkça artıralım, karşımızda bütün bir kâinatı buluruz.<br />
<br style="box-sizing: inherit;" /><br />
<em style="box-sizing: inherit;">Suyun akması da kanımızın deveranı gibi kendi iradesiyle değil. Çiçeklerin boy göstermesi de saçımızın uzaması gibi kendi isteğiyle değil. Güneşin doğup batması da dünyaya gelişimiz ve gidişimiz gibi kendi keyfince değil.</em><br />
<br style="box-sizing: inherit;" /><br />
İşte bütün bu sonsuz faaliyetler birlikte ortaya çıkıyor. Ayrı varlıklarda birbirine zıt fiiller beraber yürütülüyor. Bir grup dünyaya gelirken bir başka grup kabre ayak basıyor. Nice hastalar şifâ bulurken, nice sağlar da hastalığa tutuluyorlar. Birileri gülüp oynarken, berikiler ağlıyor, sızlanıyorlar.<br />
<br style="box-sizing: inherit;" /><br />
Bütün bunlar birbirinden farklı fiiller; ama hepsi birlikte meydana geliyorlar. Bu sonsuz fiiller birlikte düşünüldüğünde kalbi bozulmamış her insanın vicdanında şu mânâ inkişaf eder:</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
<em style="box-sizing: inherit;">&#8220;Ben de cüz-i irademden yine irademle vazgeçmeli ve şu mûtiler ordusuna katılmalıyım. İrademi, kendi keyfimce değil, Hakk’ın rızasına uygun biçimde kullanmalıyım.&#8221;</em><br />
<br style="box-sizing: inherit;" /><br />
Böyle diyerek dünya hayatını helâl dairesi içinde geçirenler<em style="box-sizing: inherit;">&nbsp;“irade imtihanını”&nbsp;</em>başarır, melekler gibi sadece hayrı irade eder hale gelirler. Bu noktaya, nefis ve şeytana rağmen ulaştıkları için de meleklerden ileri geçerler.<br />
<br style="box-sizing: inherit;" /><br />
Dünyaya gelen her insan bir kader programına tabidir. İnsanın ne yapacağını, başına ne geleceğini Yüce Allah ezeli ilminde biliyor. Ancak Allah’ın bilmiş olması, insanın o işi yapmasını zorlamaz. Çünkü Allah, insanın önüne seçenekler koymuştur. İnsan kendi iradesini kullanarak, hangi yolu tercih ederse, Allah onu yaratır. Dolayısıyla sorumlu olan insanın kendisidir.<br />
<br style="box-sizing: inherit;" /><br />
Bu meselede şöyle bir örnek verilir:&nbsp;Bir apartmanın üst katının nimetlerle, bodrum katının ise işkence aletleriyle dolu olduğunu ve bir kişinin bu apartmanın asansörü içerisinde bulunduğunu farz edelim. Kendisine, apartmanın bu durumu daha önce anlatılmış bulunan bu kişi, üst katın düğmesine bastığında nimetlere kavuşacak, alt katın düğmesine bastığında ise azaba uğrayacaktır.<br />
<br style="box-sizing: inherit;" /><br />
Burada iradenin yaptığı tek şey, sadece hangi düğmeye basılacağına karar vermesi ve teşebbüse geçmesidir. Asansör ise, o kişinin gücü ve iradesiyle değil, belirli fizik ve mekanik kanunlarla hareket etmektedir. Yani, insan üst kata kendi gücüyle çıkmadığı gibi, alt kata da kendi gücüyle inmemektedir. Bununla beraber asansörün nereye gideceğinin belirlenmesi, içindeki kişinin iradesine bırakılmıştır.<br />
<br style="box-sizing: inherit;" /><br />
<em style="box-sizing: inherit;">İşte isteyen insan iradesidir, ancak bu istekleri yaratan ise Allah&#8217;tır.&nbsp;</em>Bu açıdan insan iradesinin varlığı, Allah&#8217;ın her şeyi yaratan olmasına aykırı değildir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
İlave bilgiler için tıklayınız:</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
<a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/article/30/kulli-irade-ve-cuz-i-irade-ne-demektir.html" style="background-attachment: initial; background-clip: initial; background-image: initial; background-origin: initial; background-position: 0px 0px; background-repeat: initial; background-size: initial; box-sizing: inherit; color: #bf5800; text-decoration: none;" data-wpel-link="external" rel="nofollow external noopener noreferrer">Küllî irade ve cüz’i irade ne demektir?</a><br />
<br style="box-sizing: inherit;" /><br />
<a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/article/2503/gunah-isleyen-bir-kisi-kendi-iradesine-uyarak-mi-gunah-isler-yoksa-kaderinde-oldugu-icin-caresiz-bir-sekilde-gunahi-islemeye-mecbur-mu-kalir.html" style="background-attachment: initial; background-clip: initial; background-image: initial; background-origin: initial; background-position: 0px 0px; background-repeat: initial; background-size: initial; box-sizing: inherit; color: #bf5800; text-decoration: none;" data-wpel-link="external" rel="nofollow external noopener noreferrer">Günah işleyen bir kişi kendi iradesine uyarak mı günah işler, yoksa kaderinde olduğu için çaresiz bir şekilde günahı işlemeye mecbur mu kalır?</a><br />
<br style="box-sizing: inherit;" /><br />
<a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/node/3101" style="background-attachment: initial; background-clip: initial; background-image: initial; background-origin: initial; background-position: 0px 0px; background-repeat: initial; background-size: initial; box-sizing: inherit; color: #bf5800; text-decoration: none;" data-wpel-link="external" rel="nofollow external noopener noreferrer">Hayır ve şerri , Allah&#8217;ın yaratması ne demektir?..</a></div>
<div class="separator" style="clear: both; text-align: center;">
<iframe loading="lazy" allowfullscreen="" class="YOUTUBE-iframe-video" data-thumbnail-src="https://i.ytimg.com/vi/4AABgR6j1yk/0.jpg" frameborder="0" height="360" src="https://www.youtube.com/embed/4AABgR6j1yk?feature=player_embedded" width="520"></iframe></div>
<div class="separator" style="clear: both; text-align: center;">
</div>
<div id="flippy">
kaynak</div>
<div id="flippanel">
www.sorularlaislamiyet.com
</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
</div>The post <a href="https://ateistlerecevap.org/kader-ikiye-ayrlmaktadr/" data-wpel-link="internal">İnsan eylemlerinde özgür müdür</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ateistlerecevap.org/kader-ikiye-ayrlmaktadr/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Hz.Muhammed (s.a.v) neden çok evlilik yapmıştır?</title>
		<link>https://ateistlerecevap.org/peygamber-efendimizin-cok-evlenmesinin/</link>
					<comments>https://ateistlerecevap.org/peygamber-efendimizin-cok-evlenmesinin/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ateistlere Cevaplar]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 30 Jan 2017 12:32:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sorular]]></category>
		<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.ateistlerecevap.org/?p=99</guid>

					<description><![CDATA[<p>Peygamberimiz (asm)&#8217;in eşleri şunlardır: Hz. Hatice (ra); Hz. Sevde binti Zem’a (ra); Hz. Aişe (ra); Hz. Hafsa binti Ömer (ra); Hz. Zeynep binti Huzeyme (ra); Hz. Zeyneb binti Cahş (ra); Hz. Ümmü Seleme (ra); Hz. Ümmü Habîbe (Remle binti Ebî Süfyan) (ra); Hz. Cüveyriye binti Hâris (ra); Hz. Safiyye binti Huyey (ra); Hz. Mâriyetü’l-Kıbtiyye (Ümmü [&#8230;]</p>
The post <a href="https://ateistlerecevap.org/peygamber-efendimizin-cok-evlenmesinin/" data-wpel-link="internal">Hz.Muhammed (s.a.v) neden çok evlilik yapmıştır?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
<div class="separator" style="clear: both; text-align: center;">
</div>
<div class="separator" style="clear: both; text-align: center;">
<a href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2017/01/Screenshot_4.png" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;" data-wpel-link="internal"><img decoding="async" border="0" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2017/01/Screenshot_4.png" /></a></div>
<p>
Peygamberimiz (asm)&#8217;in eşleri şunlardır:</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
<em style="box-sizing: inherit;">Hz. Hatice (ra); Hz. Sevde binti Zem’a (ra); Hz. Aişe (ra); Hz. Hafsa binti Ömer (ra); Hz. Zeynep binti Huzeyme (ra); Hz. Zeyneb binti Cahş (ra); Hz. Ümmü Seleme (ra); Hz. Ümmü Habîbe (Remle binti Ebî Süfyan) (ra); Hz. Cüveyriye binti Hâris (ra); Hz. Safiyye binti Huyey (ra); Hz. Mâriyetü’l-Kıbtiyye (Ümmü İbrahim) (ra); Meymûne binti Hâris (ra).</em></div>
</blockquote>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Peygamberimiz (asm)&#8217;in evliliklerini nefsanî ve şehevanî telâkki eden, eski zaman münafıkları gibi, yeni zamanın ehl-i dalaletine verilen kesin ve susturucu cevap,&nbsp;Üstad Bediüzzaman&#8217;ın izahıyla özetle şudur:</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Evliliğin iki ana gayesi vardır. Biri neslin çoğalması, diğeri şehevanî duyguların meşru dairede tatmin edilmesidir. Neslin çoğalması evliliğin illeti, yani en öncelikli gayesidir. Nefsanî arzuların tatmini ise o vazifeyi gördürmek için yaratıcı tarafından verilmiş cüzi bir ücrettir.&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">Tıpkı şahsi hayatın devamı için yemeğin içine konulan lezzet gibi.</em></div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Gerek tarihî açıdan, gerekse insan yaratılışı açısından Peygamberimiz (asm)&#8217;in evliliklerini incelediğimizde karşımıza şöyle bir tablo çıkıyor:</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Yirmi beş yaşına kadar, gençliğinin en heyecanlı çağında kavmi içinde bekar yaşamış ve hiçbir kadınla ilişkiye girmemiş, iffet sahibi olduğu, dost ve düşmanın ittifakıyla sabit olmuştur. Hatta kavmi ona her yönüyle güvenilen biri olarak &#8220;Muhammedü&#8217;l-Emîn&#8221; unvanını vermişlerdi.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Oysa içinde bulunduğu toplum, çok kadınla münasebeti normal addediyordu. Buna rağmen o, gerek yirmi beş yaşına kadar ve gerekse daha sonraki hayatında, pek çok hem de bakire kızla hayatını birleştirebilirdi. Ancak o, böyle yapmayıp kendisinden on beş yaş büyük, kırk yaşında dul bir kadınla evlenmiştir. Hem de bu evliliği eşi vefat edene kadar tam yirmi beş yıl sürmüştür.&nbsp;Yani elli yaşına kadar tek ve dul bir hanımla yetinmiştir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Onun evliliklerinde nefsaniyet olmadığının bir delili de, müşriklerin davasından vazgeçmesi için yaptıkları teklife verdiği cevapta saklıdır.<br />
<br style="box-sizing: inherit;" /><br />
Müşrikler, amcası Ebu Talip&#8217;e gelip,&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">&#8220;Yeğenin eğer başımıza reis olmak istiyorsa onu reis yapalım veya en güzel kız ve kadınlarımızı ona verelim. Ta ki, bu davadan vazgeçsin.&#8221;</em>&nbsp;dediler.&nbsp;Amcası bu teklifi ilettiğinde Efendimiz (a.s.m) şu karşılığı verdi:</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
&#8220;Ey amca! Eğer sağ elime güneşi, sol elime de ayı koysalar vallahi ben bu davadan yine vazgeçmem.&#8221;</div>
</blockquote>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Bu cevap onun neyin peşinde olduğunu, kadın gibi, reislik gibi insanların değerli addettikleri şeylerin onun nazarında ne kadar değersiz olduğunu ispata yeter.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
İkinci evliliği&nbsp;ise Hz. Hatice&#8217;nin vefatından sonra yine yaşlı ve dul bir kadınla, Hz. Sevde ile olmuştur.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
<em style="box-sizing: inherit;">Hz. Sevde ile de üç yıl yaşadıktan sonra, yaklaşık elli dört yaşına kadar hep tek kadınla yaşamıştır.&nbsp;</em>İlginçtir ki, onun çok kadınla evliliği hayatının bundan sonraki son on yılı içinde gerçekleşmiştir.&nbsp;Bu gerçekler karşısında, evliliklerinde şehvani ve nefsanî arzuların tatmin gayesini aramak, insan tabiatını ve tarihî gerçekleri inkâr etmekle mümkündür. Ve bu yaklaşım asla insaflı ve mantıklı bir yaklaşım sayılamaz. Olsa olsa kasıtlı bir karalama maksadı taşır.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Hayatının son yıllarına rastlayan evliliklerinde,&nbsp;yukarıda zikredilen evliliğin dayandığı her iki gayenin, neslin çoğalması ve nefsanî arzuların tatmininin bulunmadığını görürüz. Zira nesli, ilk eşi Hz. Hatice&#8217;den devam etmiştir. Daha sonraki evliliklerinde çocuğu olmamıştır. Sadece Mısır&#8217;lı Mariye&#8217;den İbrahim dünyaya gelmişse de bir buçuk yaşında vefat etmiştir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Görüldüğü gibi evliliklerin ana gayesi olan neslin çoğalması, tarihî bir gerçek olarak Hz. Hatice&#8217;nin dışındaki evliliklerinde yoktur.&nbsp;Geriye evliliğin ikinci derecedeki gayesi kalıyor, yani nefsanî ve şehevanî duyguların tatmini. Peygamberimiz (asm)&#8217;in çok kadınla evliliğinde gerek fıtrat ve gerekse tarihî gerçekler açısından bu gayenin aranamayacağını gördük. Zira bir insanın nefsanî ve şehevanî arzularının en ateşli ve uyanık bulunduğu şüphesiz on beş-kırk beş yaş dönemidir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Şâyet Hz. Peygamber, bu dönemde birçok güzel kadınla evlenmiş, sonradan onları terkedip daha başka genç güzel kadınlar almış olsaydı, şehvanî hisleri tatmin yolunda ileri sürülen iddialar, bir dereceye kadar haklılık kazanmış olurdu. Oysa o böyle yapmamış, tam tersine hayatının son on yılı içinde (53-63) aralarında Ümmü Seleme gibi yaşça ilerlemiş ve birçok çocuğu olanlar da dahil, aldığı hanımları ileri yaşlarda ve dul olarak almıştır. Meselâ, Hz. Sevde elli üç yaşında ve dul. Hz. Zeyneb binti Huzeyme, elli yaşında ve dul. Ümmü Seleme dört çocuklu ve altmış beş yaşında bir dul. Ümmü Habibe dul ve elli beş yaşında, Meymune iki çocuklu ve dul.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Bir başka tarihî gerçek de şudur:&nbsp;Bu hanımlardan eceli gelip ölenlerin dışında hiçbirisinden de ayrılmayı düşünmemiştir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Gençlik çağı geçtikten sonra nefsanî ve şehvani arzularda gerileme olduğu inkâr edilemez bir fıtrat kanunu ve yaratılış gerçeğidir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
İşte Peygamber Efendimiz (asm)&#8217;in çok evliliklerini tahlil ettiğimizde karşımıza bu ibretli tablo çıkmaktadır.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Özetle ifade edecek olursak,&nbsp;on beş-kırk beş yaş dönemindeki evliliklerde nefsanî ve şehevanî gaye aranabilir. Oysa Efendimiz (asm), bu dönemde genç ve bakire kızlar ve kadınlarla evlenmemiştir. Tam tersine kırk yaşında, üstelik dul bir kadın olan, Hz. Hatice ile evlenmiştir. Ve bu evliliği Hz. Hatice&#8217;nin vefatına kadar sürmüştür.<br />
<br style="box-sizing: inherit;" /><br />
Çok evlilikleri, nefsanî duyguların büsbütün gerilemeye yüz tuttuğu elli üç yaşından sonraki dönemde gerçekleşmiş olduklarına göre, bu evliliklerde mantığın gereği olarak başka gayeler aramak zaruridir. Bu sadece aklın ve mantığın değil, insan tabiatının ve insaflı bir değerlendirmenin de zorunlu bir gereğidir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Ezvac-ı Tahirat Okulu</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Medine dönemi, İslâmî hükümlerin yoğun biçimde geldiği ve Resulullah tarafından ümmete öğretildiği dönemdir. Erkek sahabeler Mescid-i Nebevi&#8217;de her zaman Resulullah&#8217;ı görüp, müşkillerini sorup cevaplarını alabiliyorlardı. Neyi, niçin ve nasıl yapacaklarını kolaylıkla öğrenebiliyorlardı. Hanımlar için bu konu o kadar kolay olmuyordu. Onların da soracakları öğrenecekleri vardı. Bu maksatla hanımlar durumu Resulullah&#8217;a arzederek, kendileri için Hane-i saadettte haftanın bir gününü ayırmasını istediler. Resulullah, onların bu teklifini kabul etti. Ve hanımlar haftanın bir günü Efendimiz&#8217;le bir araya gelip, sorularını sorup dini ahkama dair cevaplarını alıyorlardı.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Böyle bir ders sırasında&nbsp;hanımlar Efendimiz&#8217;le bir arada iken, enteresan bir hadise cereyan etti. Bir ara hanımlar kendi aralarında konuşmaya başladılar. Sesleri normalden fazla yükselmişlerdi. Birbirlerine cevap yetiştiriyorlardı. O sırada kapının önünden geçmekte olan Hz. Ömer, Resulullah&#8217;ın huzurunda gürültülü konuşulmasından rahatsız olup, kapıyı çaldı. Kapıyı aralar aralamaz, onu gören hanımlar hemen sesi soluğu kesip, kendilerine çekidüzen verdiler. Hz. Ömer, bu durumdan da rahatsız oldu ve:</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
<em style="box-sizing: inherit;">&#8220;Hanımlar, bu nasıl iş, benden çekiniyorsunuz, ama Resulullah&#8217;ın huzurunda gürültülü konuşmaktan sakınmıyorsunuz?&#8221;</em>&nbsp;diye kadınları ikaz etmekten kendini alamadı. Bunun üzerine hanımlar, içten gelen bir itirafta bulundular:</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
<em style="box-sizing: inherit;">&#8220;Ya Ömer sen çok sertsin. Resulullah öyle değil.&#8221;&nbsp;</em>diye karşılık verdiler.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Her şeyini Resulullah uğruna feda eden Hz. Ömer, onunla ters düşmüş olmaktan hoşnut olmadı. Bunu farkeden Gönüller Sultanı araya girerek:</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
&#8220;Ya Ömer, sen geniş bir caddede yürüsen şeytan da karşıdan gelse seni görüp yolunu değiştirir.&#8221;&nbsp;diyerek gönlünü aldı. İşte hane-i Saadet, bir nevi hanımlar okulu olmuştu. Özellikle Efendimizin hanımları bu okulun devamlı öğrencileri, bir manada öğretmenleri idi. Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi öğretim üyelerinden Doç. Raşit Küçük bu hususu şöyle dile getirir:</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
<em style="box-sizing: inherit;">&#8220;İslâmın hükümleri hem erkek, hem de kadın cinsini kapsayıcı niteliktedir. Fakat sadece erkeklere ve sadece kadınlara yönelik hükümler de vardır. Hz. Peygamber genel hükümlerin veya erkeklerle ilgili hükümlerin öğretilmesi hususunda fazla sıkıntı çekmiyordu. Çünkü onlar kendi cinsleriydi. Kadınlarla ilgili ahkamın öğretilmesinde, yaşanmasında ve yaşatılmasında müşküllerin halli ve soruların cevaplandırılmasında kadınlardan faydalanmak mecburiyetindeydi. Peygamber Efendimizin değişik yaş ve kabiliyetteki hanımları mümin hanımlar için bir eğitim-öğretim kadrosu niteliği taşıyordu. Âdeta, evleri bir mektep, onlar da bu mektebin eğitimcileriydiler. Peygamber Efendimizin vefatından sonra da bu durum canlılığını koruyarak, hatta artarak devam etmiştir.&#8221; (1993, İzmir, Ebedî Risalet Sempozyumu Tebliği)</em></div>
</blockquote>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Aslında Resulullah&#8217;ın Medine&#8217;de Mescid-i Nebevinin civarında bulunan okulu iki bölümden oluşuyordu. Biri, erkek sahabelerden oluşan &#8220;Ashab-ı Suffe Okulu&#8221;&nbsp;diğeri, hanımlardan oluşan,&nbsp;&#8220;Ezvac-ı Tahirat Okulu&#8221;</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Gerçekten, İslâmî hükümlerin doğrudan doğruya Resulullah&#8217;tan öğrenilip, ümmete ders verilmesinde Ezvac-ı Tahirat&#8217;ın haneleri bir okul, kendileri de o okulun hem daimî öğrencileri hem de öğretmenleri idiler. Bu görev, yukarıda da belirtildiği gibi, Efendimizin ahirete intikalinden sonra da devam etmiştir. Suffe Okulunun önde gelen &#8220;Demirbaş bir talebesi&#8221; ve bütün hayatını hadislerin muhafazasına vakfeden, bu hizmeti yerine getirirken hafızasının kuvvetlenmesi için Resulullah&#8217;ın duasına mazhar olan&nbsp;Ebu Hureyre&nbsp;olduğu gibi, Ezvac-ı Tahirat okulunun önde gelen birinci talebesi de zeka, hafıza ve kavrayış gibi üstün kabiliyetlere sahib olan Efendimizin biricik eşi,&nbsp;Hz. Aişe&#8217;dir. Nitekim,&nbsp;&#8220;Muksirun&#8221;&nbsp;diye anılan en çok hadis rivâyet eden sahabelerin başında&nbsp;5.374 hadisle Suffe okulunun baş öğrencisi Ebu Hureyre geldiği gibi, dördüncü sırada&nbsp;2.210 hadisle de &#8220;Ezvac-ı Tahirat Okulu&#8221;nun öncüsü Hz. Aişe gelir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Evet, İslâm, en son ve en mükemmel din olarak, insan hayatının bütün safhalarına ait, değişik derecede öneme haiz hükümler getirmiştir. Bu hükümlerin tesbiti, tâlimi ve hayata intikali Asr-ı Saadetin en öncelikli ve önemli hizmeti idi. Çünkü hayatın her anında ve her safhasında Allah&#8217;ın razı olacağı tarz ve şekil , yani dinin kendisi tesbit ediliyordu.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Bu gerçeğin idraki için kaynaklara eğildiğimizde, karşımıza, bu müminlerin anneleri ile bu&nbsp;&#8220;Ezvac-ı Tahirat&#8221;&nbsp;eliyle muhteşem bir hükümler ve sırlar hazinesi çıkıyor. Ve bu hazinenin ümmete açılması gibi kutsal bir görev, bu evliliklerin şaşmaz gayesi olarak beliriyor.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Diyebiliriz ki,&nbsp;bu hanımları, özellikle bunlar arasında çok özel bir yeri olan Hz. Aişe&#8217;yi devreden çıkaracak olsak, İslâm dininin neredeyse yarısı kadar olan bir hükümler manzumesini de yok farzedecektik!..</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
<div class="separator" style="clear: both; text-align: center;">
<iframe loading="lazy" allowfullscreen="" class="YOUTUBE-iframe-video" data-thumbnail-src="https://i.ytimg.com/vi/ei5LP86K4zA/0.jpg" frameborder="0" height="366" src="https://www.youtube.com/embed/ei5LP86K4zA?feature=player_embedded" width="520"></iframe></div>
<div id="flippy">
KAYNAK</div>
<div id="flippanel">
&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;www.sorularlaislamiyet.com
</div>
</div>The post <a href="https://ateistlerecevap.org/peygamber-efendimizin-cok-evlenmesinin/" data-wpel-link="internal">Hz.Muhammed (s.a.v) neden çok evlilik yapmıştır?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ateistlerecevap.org/peygamber-efendimizin-cok-evlenmesinin/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Hz.Muhammed (s.a.v) neden çok evlilik yapmıştır?</title>
		<link>https://ateistlerecevap.org/peygamber-efendimizin-cok-evlenmesinin-2/</link>
					<comments>https://ateistlerecevap.org/peygamber-efendimizin-cok-evlenmesinin-2/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ateistlere Cevaplar]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 30 Jan 2017 12:32:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sorular]]></category>
		<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.ateistlerecevap.org/?p=99</guid>

					<description><![CDATA[<p>Peygamberimiz (asm)&#8217;in eşleri şunlardır: Hz. Hatice (ra); Hz. Sevde binti Zem’a (ra); Hz. Aişe (ra); Hz. Hafsa binti Ömer (ra); Hz. Zeynep binti Huzeyme (ra); Hz. Zeyneb binti Cahş (ra); Hz. Ümmü Seleme (ra); Hz. Ümmü Habîbe (Remle binti Ebî Süfyan) (ra); Hz. Cüveyriye binti Hâris (ra); Hz. Safiyye binti Huyey (ra); Hz. Mâriyetü’l-Kıbtiyye (Ümmü [&#8230;]</p>
The post <a href="https://ateistlerecevap.org/peygamber-efendimizin-cok-evlenmesinin-2/" data-wpel-link="internal">Hz.Muhammed (s.a.v) neden çok evlilik yapmıştır?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
<div class="separator" style="clear: both; text-align: center;">
</div>
<div class="separator" style="clear: both; text-align: center;">
<a href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2017/01/Screenshot_4.png" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;" data-wpel-link="internal"><img decoding="async" border="0" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2017/01/Screenshot_4.png" /></a></div>
<p>
Peygamberimiz (asm)&#8217;in eşleri şunlardır:</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
<em style="box-sizing: inherit;">Hz. Hatice (ra); Hz. Sevde binti Zem’a (ra); Hz. Aişe (ra); Hz. Hafsa binti Ömer (ra); Hz. Zeynep binti Huzeyme (ra); Hz. Zeyneb binti Cahş (ra); Hz. Ümmü Seleme (ra); Hz. Ümmü Habîbe (Remle binti Ebî Süfyan) (ra); Hz. Cüveyriye binti Hâris (ra); Hz. Safiyye binti Huyey (ra); Hz. Mâriyetü’l-Kıbtiyye (Ümmü İbrahim) (ra); Meymûne binti Hâris (ra).</em></div>
</blockquote>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Peygamberimiz (asm)&#8217;in evliliklerini nefsanî ve şehevanî telâkki eden, eski zaman münafıkları gibi, yeni zamanın ehl-i dalaletine verilen kesin ve susturucu cevap,&nbsp;Üstad Bediüzzaman&#8217;ın izahıyla özetle şudur:</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Evliliğin iki ana gayesi vardır. Biri neslin çoğalması, diğeri şehevanî duyguların meşru dairede tatmin edilmesidir. Neslin çoğalması evliliğin illeti, yani en öncelikli gayesidir. Nefsanî arzuların tatmini ise o vazifeyi gördürmek için yaratıcı tarafından verilmiş cüzi bir ücrettir.&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">Tıpkı şahsi hayatın devamı için yemeğin içine konulan lezzet gibi.</em></div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Gerek tarihî açıdan, gerekse insan yaratılışı açısından Peygamberimiz (asm)&#8217;in evliliklerini incelediğimizde karşımıza şöyle bir tablo çıkıyor:</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Yirmi beş yaşına kadar, gençliğinin en heyecanlı çağında kavmi içinde bekar yaşamış ve hiçbir kadınla ilişkiye girmemiş, iffet sahibi olduğu, dost ve düşmanın ittifakıyla sabit olmuştur. Hatta kavmi ona her yönüyle güvenilen biri olarak &#8220;Muhammedü&#8217;l-Emîn&#8221; unvanını vermişlerdi.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Oysa içinde bulunduğu toplum, çok kadınla münasebeti normal addediyordu. Buna rağmen o, gerek yirmi beş yaşına kadar ve gerekse daha sonraki hayatında, pek çok hem de bakire kızla hayatını birleştirebilirdi. Ancak o, böyle yapmayıp kendisinden on beş yaş büyük, kırk yaşında dul bir kadınla evlenmiştir. Hem de bu evliliği eşi vefat edene kadar tam yirmi beş yıl sürmüştür.&nbsp;Yani elli yaşına kadar tek ve dul bir hanımla yetinmiştir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Onun evliliklerinde nefsaniyet olmadığının bir delili de, müşriklerin davasından vazgeçmesi için yaptıkları teklife verdiği cevapta saklıdır.<br />
<br style="box-sizing: inherit;" /><br />
Müşrikler, amcası Ebu Talip&#8217;e gelip,&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">&#8220;Yeğenin eğer başımıza reis olmak istiyorsa onu reis yapalım veya en güzel kız ve kadınlarımızı ona verelim. Ta ki, bu davadan vazgeçsin.&#8221;</em>&nbsp;dediler.&nbsp;Amcası bu teklifi ilettiğinde Efendimiz (a.s.m) şu karşılığı verdi:</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
&#8220;Ey amca! Eğer sağ elime güneşi, sol elime de ayı koysalar vallahi ben bu davadan yine vazgeçmem.&#8221;</div>
</blockquote>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Bu cevap onun neyin peşinde olduğunu, kadın gibi, reislik gibi insanların değerli addettikleri şeylerin onun nazarında ne kadar değersiz olduğunu ispata yeter.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
İkinci evliliği&nbsp;ise Hz. Hatice&#8217;nin vefatından sonra yine yaşlı ve dul bir kadınla, Hz. Sevde ile olmuştur.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
<em style="box-sizing: inherit;">Hz. Sevde ile de üç yıl yaşadıktan sonra, yaklaşık elli dört yaşına kadar hep tek kadınla yaşamıştır.&nbsp;</em>İlginçtir ki, onun çok kadınla evliliği hayatının bundan sonraki son on yılı içinde gerçekleşmiştir.&nbsp;Bu gerçekler karşısında, evliliklerinde şehvani ve nefsanî arzuların tatmin gayesini aramak, insan tabiatını ve tarihî gerçekleri inkâr etmekle mümkündür. Ve bu yaklaşım asla insaflı ve mantıklı bir yaklaşım sayılamaz. Olsa olsa kasıtlı bir karalama maksadı taşır.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Hayatının son yıllarına rastlayan evliliklerinde,&nbsp;yukarıda zikredilen evliliğin dayandığı her iki gayenin, neslin çoğalması ve nefsanî arzuların tatmininin bulunmadığını görürüz. Zira nesli, ilk eşi Hz. Hatice&#8217;den devam etmiştir. Daha sonraki evliliklerinde çocuğu olmamıştır. Sadece Mısır&#8217;lı Mariye&#8217;den İbrahim dünyaya gelmişse de bir buçuk yaşında vefat etmiştir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Görüldüğü gibi evliliklerin ana gayesi olan neslin çoğalması, tarihî bir gerçek olarak Hz. Hatice&#8217;nin dışındaki evliliklerinde yoktur.&nbsp;Geriye evliliğin ikinci derecedeki gayesi kalıyor, yani nefsanî ve şehevanî duyguların tatmini. Peygamberimiz (asm)&#8217;in çok kadınla evliliğinde gerek fıtrat ve gerekse tarihî gerçekler açısından bu gayenin aranamayacağını gördük. Zira bir insanın nefsanî ve şehevanî arzularının en ateşli ve uyanık bulunduğu şüphesiz on beş-kırk beş yaş dönemidir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Şâyet Hz. Peygamber, bu dönemde birçok güzel kadınla evlenmiş, sonradan onları terkedip daha başka genç güzel kadınlar almış olsaydı, şehvanî hisleri tatmin yolunda ileri sürülen iddialar, bir dereceye kadar haklılık kazanmış olurdu. Oysa o böyle yapmamış, tam tersine hayatının son on yılı içinde (53-63) aralarında Ümmü Seleme gibi yaşça ilerlemiş ve birçok çocuğu olanlar da dahil, aldığı hanımları ileri yaşlarda ve dul olarak almıştır. Meselâ, Hz. Sevde elli üç yaşında ve dul. Hz. Zeyneb binti Huzeyme, elli yaşında ve dul. Ümmü Seleme dört çocuklu ve altmış beş yaşında bir dul. Ümmü Habibe dul ve elli beş yaşında, Meymune iki çocuklu ve dul.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Bir başka tarihî gerçek de şudur:&nbsp;Bu hanımlardan eceli gelip ölenlerin dışında hiçbirisinden de ayrılmayı düşünmemiştir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Gençlik çağı geçtikten sonra nefsanî ve şehvani arzularda gerileme olduğu inkâr edilemez bir fıtrat kanunu ve yaratılış gerçeğidir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
İşte Peygamber Efendimiz (asm)&#8217;in çok evliliklerini tahlil ettiğimizde karşımıza bu ibretli tablo çıkmaktadır.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Özetle ifade edecek olursak,&nbsp;on beş-kırk beş yaş dönemindeki evliliklerde nefsanî ve şehevanî gaye aranabilir. Oysa Efendimiz (asm), bu dönemde genç ve bakire kızlar ve kadınlarla evlenmemiştir. Tam tersine kırk yaşında, üstelik dul bir kadın olan, Hz. Hatice ile evlenmiştir. Ve bu evliliği Hz. Hatice&#8217;nin vefatına kadar sürmüştür.<br />
<br style="box-sizing: inherit;" /><br />
Çok evlilikleri, nefsanî duyguların büsbütün gerilemeye yüz tuttuğu elli üç yaşından sonraki dönemde gerçekleşmiş olduklarına göre, bu evliliklerde mantığın gereği olarak başka gayeler aramak zaruridir. Bu sadece aklın ve mantığın değil, insan tabiatının ve insaflı bir değerlendirmenin de zorunlu bir gereğidir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Ezvac-ı Tahirat Okulu</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Medine dönemi, İslâmî hükümlerin yoğun biçimde geldiği ve Resulullah tarafından ümmete öğretildiği dönemdir. Erkek sahabeler Mescid-i Nebevi&#8217;de her zaman Resulullah&#8217;ı görüp, müşkillerini sorup cevaplarını alabiliyorlardı. Neyi, niçin ve nasıl yapacaklarını kolaylıkla öğrenebiliyorlardı. Hanımlar için bu konu o kadar kolay olmuyordu. Onların da soracakları öğrenecekleri vardı. Bu maksatla hanımlar durumu Resulullah&#8217;a arzederek, kendileri için Hane-i saadettte haftanın bir gününü ayırmasını istediler. Resulullah, onların bu teklifini kabul etti. Ve hanımlar haftanın bir günü Efendimiz&#8217;le bir araya gelip, sorularını sorup dini ahkama dair cevaplarını alıyorlardı.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Böyle bir ders sırasında&nbsp;hanımlar Efendimiz&#8217;le bir arada iken, enteresan bir hadise cereyan etti. Bir ara hanımlar kendi aralarında konuşmaya başladılar. Sesleri normalden fazla yükselmişlerdi. Birbirlerine cevap yetiştiriyorlardı. O sırada kapının önünden geçmekte olan Hz. Ömer, Resulullah&#8217;ın huzurunda gürültülü konuşulmasından rahatsız olup, kapıyı çaldı. Kapıyı aralar aralamaz, onu gören hanımlar hemen sesi soluğu kesip, kendilerine çekidüzen verdiler. Hz. Ömer, bu durumdan da rahatsız oldu ve:</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
<em style="box-sizing: inherit;">&#8220;Hanımlar, bu nasıl iş, benden çekiniyorsunuz, ama Resulullah&#8217;ın huzurunda gürültülü konuşmaktan sakınmıyorsunuz?&#8221;</em>&nbsp;diye kadınları ikaz etmekten kendini alamadı. Bunun üzerine hanımlar, içten gelen bir itirafta bulundular:</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
<em style="box-sizing: inherit;">&#8220;Ya Ömer sen çok sertsin. Resulullah öyle değil.&#8221;&nbsp;</em>diye karşılık verdiler.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Her şeyini Resulullah uğruna feda eden Hz. Ömer, onunla ters düşmüş olmaktan hoşnut olmadı. Bunu farkeden Gönüller Sultanı araya girerek:</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
&#8220;Ya Ömer, sen geniş bir caddede yürüsen şeytan da karşıdan gelse seni görüp yolunu değiştirir.&#8221;&nbsp;diyerek gönlünü aldı. İşte hane-i Saadet, bir nevi hanımlar okulu olmuştu. Özellikle Efendimizin hanımları bu okulun devamlı öğrencileri, bir manada öğretmenleri idi. Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi öğretim üyelerinden Doç. Raşit Küçük bu hususu şöyle dile getirir:</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
<em style="box-sizing: inherit;">&#8220;İslâmın hükümleri hem erkek, hem de kadın cinsini kapsayıcı niteliktedir. Fakat sadece erkeklere ve sadece kadınlara yönelik hükümler de vardır. Hz. Peygamber genel hükümlerin veya erkeklerle ilgili hükümlerin öğretilmesi hususunda fazla sıkıntı çekmiyordu. Çünkü onlar kendi cinsleriydi. Kadınlarla ilgili ahkamın öğretilmesinde, yaşanmasında ve yaşatılmasında müşküllerin halli ve soruların cevaplandırılmasında kadınlardan faydalanmak mecburiyetindeydi. Peygamber Efendimizin değişik yaş ve kabiliyetteki hanımları mümin hanımlar için bir eğitim-öğretim kadrosu niteliği taşıyordu. Âdeta, evleri bir mektep, onlar da bu mektebin eğitimcileriydiler. Peygamber Efendimizin vefatından sonra da bu durum canlılığını koruyarak, hatta artarak devam etmiştir.&#8221; (1993, İzmir, Ebedî Risalet Sempozyumu Tebliği)</em></div>
</blockquote>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Aslında Resulullah&#8217;ın Medine&#8217;de Mescid-i Nebevinin civarında bulunan okulu iki bölümden oluşuyordu. Biri, erkek sahabelerden oluşan &#8220;Ashab-ı Suffe Okulu&#8221;&nbsp;diğeri, hanımlardan oluşan,&nbsp;&#8220;Ezvac-ı Tahirat Okulu&#8221;</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Gerçekten, İslâmî hükümlerin doğrudan doğruya Resulullah&#8217;tan öğrenilip, ümmete ders verilmesinde Ezvac-ı Tahirat&#8217;ın haneleri bir okul, kendileri de o okulun hem daimî öğrencileri hem de öğretmenleri idiler. Bu görev, yukarıda da belirtildiği gibi, Efendimizin ahirete intikalinden sonra da devam etmiştir. Suffe Okulunun önde gelen &#8220;Demirbaş bir talebesi&#8221; ve bütün hayatını hadislerin muhafazasına vakfeden, bu hizmeti yerine getirirken hafızasının kuvvetlenmesi için Resulullah&#8217;ın duasına mazhar olan&nbsp;Ebu Hureyre&nbsp;olduğu gibi, Ezvac-ı Tahirat okulunun önde gelen birinci talebesi de zeka, hafıza ve kavrayış gibi üstün kabiliyetlere sahib olan Efendimizin biricik eşi,&nbsp;Hz. Aişe&#8217;dir. Nitekim,&nbsp;&#8220;Muksirun&#8221;&nbsp;diye anılan en çok hadis rivâyet eden sahabelerin başında&nbsp;5.374 hadisle Suffe okulunun baş öğrencisi Ebu Hureyre geldiği gibi, dördüncü sırada&nbsp;2.210 hadisle de &#8220;Ezvac-ı Tahirat Okulu&#8221;nun öncüsü Hz. Aişe gelir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Evet, İslâm, en son ve en mükemmel din olarak, insan hayatının bütün safhalarına ait, değişik derecede öneme haiz hükümler getirmiştir. Bu hükümlerin tesbiti, tâlimi ve hayata intikali Asr-ı Saadetin en öncelikli ve önemli hizmeti idi. Çünkü hayatın her anında ve her safhasında Allah&#8217;ın razı olacağı tarz ve şekil , yani dinin kendisi tesbit ediliyordu.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Bu gerçeğin idraki için kaynaklara eğildiğimizde, karşımıza, bu müminlerin anneleri ile bu&nbsp;&#8220;Ezvac-ı Tahirat&#8221;&nbsp;eliyle muhteşem bir hükümler ve sırlar hazinesi çıkıyor. Ve bu hazinenin ümmete açılması gibi kutsal bir görev, bu evliliklerin şaşmaz gayesi olarak beliriyor.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Diyebiliriz ki,&nbsp;bu hanımları, özellikle bunlar arasında çok özel bir yeri olan Hz. Aişe&#8217;yi devreden çıkaracak olsak, İslâm dininin neredeyse yarısı kadar olan bir hükümler manzumesini de yok farzedecektik!..</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
<div class="separator" style="clear: both; text-align: center;">
<iframe loading="lazy" allowfullscreen="" class="YOUTUBE-iframe-video" data-thumbnail-src="https://i.ytimg.com/vi/ei5LP86K4zA/0.jpg" frameborder="0" height="366" src="https://www.youtube.com/embed/ei5LP86K4zA?feature=player_embedded" width="520"></iframe></div>
<div id="flippy">
KAYNAK</div>
<div id="flippanel">
&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;www.sorularlaislamiyet.com
</div>
</div>The post <a href="https://ateistlerecevap.org/peygamber-efendimizin-cok-evlenmesinin-2/" data-wpel-link="internal">Hz.Muhammed (s.a.v) neden çok evlilik yapmıştır?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ateistlerecevap.org/peygamber-efendimizin-cok-evlenmesinin-2/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Nihat Hatipoğlu bütün sohbetleri</title>
		<link>https://ateistlerecevap.org/nihat-hatipoglu-butun-sohbetleri/</link>
					<comments>https://ateistlerecevap.org/nihat-hatipoglu-butun-sohbetleri/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ateistlere Cevaplar]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 30 Jan 2017 12:01:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Nihat Hatipoğlu]]></category>
		<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.ateistlerecevap.org/?p=100</guid>

					<description><![CDATA[]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div class="separator" style="clear: both; text-align: center;">
<a href="https://2.bp.blogspot.com/-dv9f6118y18/WI8q8zoZeMI/AAAAAAAAFUU/mqSOH2KaqVw9Je89EgTu6S31GyTBSuX_wCLcB/s1600/hatipo%25C4%259Flu.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;" data-wpel-link="external" rel="nofollow external noopener noreferrer"><img loading="lazy" decoding="async" border="0" height="308" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2017/01/hatipoC49Flu.jpg" width="640" /></a></div>
<p><iframe 500="300" allowfullscreen="" frameborder="0" mozallowfullscreen="true" src="https://archive.org/embed/hatipoglu&amp;playlist=1&amp;autoplay=1" webkitallowfullscreen="true" width="700"></iframe></p>The post <a href="https://ateistlerecevap.org/nihat-hatipoglu-butun-sohbetleri/" data-wpel-link="internal">Nihat Hatipoğlu bütün sohbetleri</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ateistlerecevap.org/nihat-hatipoglu-butun-sohbetleri/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Timurtaş Uçar bütün sohbetleri</title>
		<link>https://ateistlerecevap.org/timurtas-ucar-butun-sohbetleri-2/</link>
					<comments>https://ateistlerecevap.org/timurtas-ucar-butun-sohbetleri-2/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ateistlere Cevaplar]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 30 Jan 2017 11:55:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Timurtaş Uçar]]></category>
		<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.ateistlerecevap.org/?p=101</guid>

					<description><![CDATA[]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div class="separator" style="clear: both; text-align: center;">
<a href="https://2.bp.blogspot.com/-KUI-12mKn50/WI8qXaQRMdI/AAAAAAAAFUQ/4fkqBuRHTG8ZxRFrsDJFkkmice2B4i9UgCLcB/s1600/286515.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;" data-wpel-link="external" rel="nofollow external noopener noreferrer"><img loading="lazy" decoding="async" alt="timurtaş uçar" border="0" height="307" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2017/01/286515.jpg" title="timurtaş uçar" width="640" /></a></div>
<p>
<iframe loading="lazy" allowfullscreen="" frameborder="0" height="500" mozallowfullscreen="true" src="https://archive.org/embed/Timurtas-Ucar-Hoca&amp;playlist=1&amp;autoplay=1" webkitallowfullscreen="true" width="700"></iframe></p>The post <a href="https://ateistlerecevap.org/timurtas-ucar-butun-sohbetleri-2/" data-wpel-link="internal">Timurtaş Uçar bütün sohbetleri</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ateistlerecevap.org/timurtas-ucar-butun-sohbetleri-2/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Timurtaş Uçar bütün sohbetleri</title>
		<link>https://ateistlerecevap.org/timurtas-ucar-butun-sohbetleri/</link>
					<comments>https://ateistlerecevap.org/timurtas-ucar-butun-sohbetleri/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ateistlere Cevaplar]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 30 Jan 2017 11:55:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Timurtaş Uçar]]></category>
		<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.ateistlerecevap.org/?p=101</guid>

					<description><![CDATA[]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div class="separator" style="clear: both; text-align: center;">
<a href="https://2.bp.blogspot.com/-KUI-12mKn50/WI8qXaQRMdI/AAAAAAAAFUQ/4fkqBuRHTG8ZxRFrsDJFkkmice2B4i9UgCLcB/s1600/286515.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;" data-wpel-link="external" rel="nofollow external noopener noreferrer"><img loading="lazy" decoding="async" alt="timurtaş uçar" border="0" height="307" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2017/01/286515.jpg" title="timurtaş uçar" width="640" /></a></div>
<p>
<iframe loading="lazy" allowfullscreen="" frameborder="0" height="500" mozallowfullscreen="true" src="https://archive.org/embed/Timurtas-Ucar-Hoca&amp;playlist=1&amp;autoplay=1" webkitallowfullscreen="true" width="700"></iframe></p>The post <a href="https://ateistlerecevap.org/timurtas-ucar-butun-sohbetleri/" data-wpel-link="internal">Timurtaş Uçar bütün sohbetleri</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ateistlerecevap.org/timurtas-ucar-butun-sohbetleri/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kur&#039;an&#039;da bilimsel ifadeler var mı</title>
		<link>https://ateistlerecevap.org/kuranda-bilimsel-ifadeler-var/</link>
					<comments>https://ateistlerecevap.org/kuranda-bilimsel-ifadeler-var/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ateistlere Cevaplar]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 29 Jan 2017 18:53:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[ögüt]]></category>
		<category><![CDATA[Sorular]]></category>
		<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.ateistlerecevap.org/?p=103</guid>

					<description><![CDATA[<p>Allah Teala her kavme bir peygamber göndermiştir. Peygamberler insanların dini hayatı ile ilgili hususlarla ilgilendikleri gibi, onlara dünyevi ihtiyaçlarını karşılayacak bilim ve teknikte de öncülük etmiştir. Bu bakımdan eski ümmetleri ilim ve teknikten uzak düşünmek doğru değildir. Kur&#8217;an-ı Kerim&#8217;de anlatılan bazı hususlar eski kavimler döneminde de bilinmekteydi. Çünkü onlara da peygamberler gelmiş ve bazı bilgilerden [&#8230;]</p>
The post <a href="https://ateistlerecevap.org/kuranda-bilimsel-ifadeler-var/" data-wpel-link="internal">Kur'an'da bilimsel ifadeler var mı</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
<div class="separator" style="clear: both; text-align: center;">
<a href="https://3.bp.blogspot.com/-qD4PkC6V-oA/WI47FIp7wCI/AAAAAAAAFTU/0frsT4u1xRg6-QYkfVw06lRhmooqIUjXwCLcB/s1600/Kur%2527an%2527da%2Bbilimsel%2Bifadeler%2Bvar%2Bm%25C4%25B1.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;" data-wpel-link="external" rel="nofollow external noopener noreferrer"><img loading="lazy" decoding="async" border="0" height="280" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2017/01/Kur27an27dabilimselifadelervarmC4B1.jpg" width="320" /></a></div>
<p>
Allah Teala her kavme bir peygamber göndermiştir. Peygamberler insanların dini hayatı ile ilgili hususlarla ilgilendikleri gibi, onlara dünyevi ihtiyaçlarını karşılayacak bilim ve teknikte de öncülük etmiştir. Bu bakımdan eski ümmetleri ilim ve teknikten uzak düşünmek doğru değildir.<br />
<br style="box-sizing: inherit;" /><br />
Kur&#8217;an-ı Kerim&#8217;de anlatılan bazı hususlar eski kavimler döneminde de bilinmekteydi. Çünkü onlara da peygamberler gelmiş ve bazı bilgilerden bahsetmiştir.<br />
<br style="box-sizing: inherit;" /><br />
Mesela, Kur&#8217;an-ı Kerim&#8217;de anlatılan Tufan olayı, ve diğer hadiseler Tevrat ve İncil&#8217;in dışında, Sümer, Asur-Babil kayıtlarında, Yunan efsanelerinde, Hindistan&#8217;da Satapatha, Brahmana ve Mahabharata destanlarında, İngiltere&#8217;nin Galler yöresinde anlatılan bazı efsanelerde, İskandinav Edna efsanelerinde, Litvanya efsanelerinde ve hatta Çin kaynaklı öykülerde birbirine çok benzer şekillerde anlatılır.<br />
<br style="box-sizing: inherit;" /><br />
<em style="box-sizing: inherit;">Birbirinden ve Tufan bölgesinden hem coğrafi hem kültürel olarak bu kadar uzak kültürlerde, Tufan&#8217;la ilgili bu denli detaylı ve birbiriyle uyumlu bilgi nasıl yerleşmiş olabilir?</em><br />
<br style="box-sizing: inherit;" /><br />
Sorunun cevabı açıktır:&nbsp;Eski dönemlerde birbirleriyle ilişki kurmuş olmaları imkansız olan bu toplumların yazıtlarında aynı olaydan bahsedilmesi, aslında bu insanların bir ilahi kaynaktan bilgi aldıklarını gösteren açık bir kanıt durumundadır. Görünen odur ki, tarihin en büyük helak olaylarından biri olan Tufan, farklı uygarlıklara gönderilen birçok peygamberler tarafından ibret için anlatılmış ve bu şekilde Tufan&#8217;la ilgili bilgiler çeşitli kültürlere yerleşmiştir.<br />
<br style="box-sizing: inherit;" /><br />
Bununla birlikte, Tufan olayı ve Nuh (as) Kıssası bir çok kültür ve dini kaynaklarda anlatılmasına rağmen, kaynakların tahrif edilmesi veya yanlış aktarma ve kasıtlar sebebiyle birçok değişikliğe uğramış, aslından uzaklaştırılmıştır. Yapılan araştırmalardan, temelde aynı olayı anlatan ancak aralarında birtakım farklılıklar da bulunan Tufan anlatımları içinde, eldeki bilimsel bulgulara uygun yegane anlatımın Kur&#8217;an&#8217;daki olduğunu görüyoruz.<br />
<br style="box-sizing: inherit;" /><br />
Allah hiç bir kavmi peygambersiz bırakmamış, onlara hakkı tebliğ edecek peygamberleri göndermiştir. Bu nedenle sümerlerin peygamber olmadan yaşadıklarını iddia etmek yanlıştır. Çünkü, 124.000 peygamberin insanları tebliğ için gönderildiği hadiste belirtilen bir hakikattir. Ayrıca tüm peygamberlerin en büyük davası tevhid ve iman hakikatlerini insanla tebliğ etmektir. Bu nedenle sümerlerin destanlarında bahsedilen bazı şeyleri Tevrat, Zebur, İncil ve Kur&#8217;an&#8217;da olması gayet normaldir. Çünkü, peygamberlerin davası bir olduğu gibi, muhataplarıda insan, o dinlerin sahibi de Allah&#8217;tır. Bunda garipsenecek herhangi bir taraf yoktur.<br />
<br style="box-sizing: inherit;" /><br />
Kur&#8217;an-ı Kerim&#8217;in her ayeti birer mucizedir. Bu bakımdan Kur&#8217;an&#8217;daki bütün mucizeleri burada anlatmak mümkün değildir.&nbsp;Bazıları şöyledir:<br />
<br style="box-sizing: inherit;" /><br />
1. &#8220;Allah O&#8217;dur ki, gökleri dayanak olmaksızın yükseltti.&#8221;&nbsp;(Ra&#8217;d, 13/2) ayeti göklerin dağlar sayesinde ayakta duruyor hurafesini ortadan kaldırmıştır.<br />
<br style="box-sizing: inherit;" /><br />
2.&nbsp;Kur&#8217;an-ı Kerim&#8217;de evrenin yaratılışı şöyle açıklanır:&nbsp;&#8221; O gökleri ve yeri yoktan var edendir.&#8221;&nbsp;(En&#8217;am, 6/101) bu ayet şimdiki ilim dünyasının ulaştığı son nokta olan -tüm evrenin zaman ve mekan boyutlarıyla bir sıfırdan, büyük bir patlamayla ortaya çıktığı- gerçeğini 1400 sene evvel haber vermiştir.<br />
<br style="box-sizing: inherit;" /><br />
3. Kainatın daima genişlediği artık ilim ve bilim dünyasının kabul ettiği bir ilmi buluştur.&nbsp;Buna Kur&#8217;an şu ayetiyle işaret etmektedir.&nbsp;&#8220;Biz göğü büyük bir kudretle bina ettik. Ve şüphesiz biz onu genişleticiyiz.&#8221;&nbsp;(Zariyat, 51/47)<br />
<br style="box-sizing: inherit;" /><br />
4.&nbsp;20. asrın bir buluşu da her yıldız ve gök cisimlerin bir yörüngede durduğu gerçeğidir. Bu duruma Kur&#8217;an&nbsp;&#8220;Geceyi, gündüzü, Güneşi ve Ay&#8217;ı yaratan O&#8217;dur. Her biri bir yörüngede yüzüp gidiyor.&#8221;&nbsp;(Enbiya, 21/33)<br />
<br style="box-sizing: inherit;" /><br />
5. Güneşin sabit olarak durduğu zannedilirdi.&nbsp;Oysa Kur&#8217;an güneşin sabit değil, aksine daima hareket eden ve belirli bir hızla ilerleyen bir gök cismi olduğunu söylüyordu. Ve asırlar sonra da ilim onu tasdik edecekti. Şöyleki&nbsp;&#8220;Güneş de kendisi için tespit edilen bir karar yerine doğru akıp gitmektedir. Bu üstün ve güçlü olan bilenin takdiridir.&#8221;&nbsp;(Yasin, 36/38)<br />
<br style="box-sizing: inherit;" /><br />
Kur&#8217;an&#8217;daki Jeolojik Mucizeler&nbsp;<br />
<br style="box-sizing: inherit;" /><br />
Karaların Azalması<br />
<br style="box-sizing: inherit;" /><br />
Yüce Allah on dört asır önce indirdiği Kur&#8217;an-ı Kerim&#8217;de kendi yaratışıyla ilgili bazı sırları haber vermektedir. Bu sırlar hem Kur&#8217;an&#8217;ın Allah sözü olduğunu kanıtlamakta hem de doğa bilimlerindeki gelişmenin önünü açmaktadır.</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
&#8220;Onlar görmüyorlar mi ki, gerçekten Biz arza geliyor ve onu çevresinden eksiltiyoruz&#8230;&#8221;&nbsp;<br />
(Rad, 41)</div>
</blockquote>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
&#8220;&#8230; Fakat simdi, Bizim gerçekten yere gelip onu etrafından eksiltmekte olduğumuzu görmüyorlar mi?&#8230;&#8221;&nbsp;(Enbiya, 21/44)</div>
</blockquote>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Küresel ısınmayla birlikte kutuplardaki buz tabakaları erimekte ve okyanuslardaki deniz suyu seviyesi yükselmektedir. Artan su miktarı da daha fazla karayı kaplamaktadır. Deniz kıyıları sular altında kaldıkça, yeryüzünün toplam yüz ölçümü veya kara miktarı da azalmaktadır. (Dr. Mazhar U. Kazi, 130 Evident Miracles in the Qur&#8217;an, Crescent Publishing House, New York, USA, 1998, s. 115)<br />
<br style="box-sizing: inherit;" /><br />
Ayetlerde geçen&nbsp;&#8220;onu çevresinden eksiltiyoruz&#8221;, &#8220;etrafından eksiltmekte olduğumuz&#8221;&nbsp;ifadelerinin de, deniz kıyılarının sularla kaplanmasına işaret ediyor olması muhtemeldir.<br />
<br style="box-sizing: inherit;" /><br />
New York Times gazetesinde bu konu ile ilgili yer alan bir haber şöyledir:</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
<em style="box-sizing: inherit;">&#8220;Geçen yüzyıl boyunca, yeryüzünün ortalama yüzey ısısı bir Fahrenheit kadar yükseldi, ısınma oranı da son çeyrek yüzyılda artış gösterdi. Bilim adamları, 1950 ve 1960&#8217;larin denizaltı verilerini 1990&#8217;larin gözlemleri ile karsılaştırdılar ve Kuzey Kutbu havzasındaki buz tabakasının % 45 oranında inceldiğini ispatladılar. Uydu görüntüleri, bölgeyi kaplayan buzların boyutlarının geçtigimiz yıllarda önemli ölçüde azaldığını göstermektedir.&#8221;</em>&nbsp;(www.planetwaves.net/polar_NYT.html; New York Times, August 19, 2000)</div>
</blockquote>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
20. yüzyıl sonlarında elde edilen bulgular, Enbiya Suresi&#8217;nin 44. ve Rad Suresi&#8217;nin 41. ayetlerindeki hikmetleri anlamamıza yardımcı olmuştur.<br />
<br style="box-sizing: inherit;" /><br />
Kıtaların Sürüklenmesi<br />
<br style="box-sizing: inherit;" /><br />
Yer kabuğu kendisinden daha yoğun olan manto tabakası zeminde adeta yüzer gibi hareket etmektedir. Ilk olarak 20. yüzyılın başlarında Alfred Wegener isimli Alman bir bilim adamı, yeryüzündeki kıtaların dünyanın ilk dönemlerinde bir arada bulunduklarını, daha sonra farklı yönlerde sürüklenerek birbirlerinden ayrılıp uzaklaştıklarını keşfetmiştir.<br />
<br style="box-sizing: inherit;" /><br />
Yeryüzündeki kara parçaları yaklaşık beş yüz milyon yıl önce birbirlerine bağlılardı ve Pangaea ismi verilen bu büyük kara parçası Güney Kutbu&#8217;nda bulunuyordu.Yaklaşık yüz seksen milyon yıl önce Pangaea ikiye ayrıldı. Farklı yönlere sürüklenen bu iki dev kıtanın birincisinden Afrika, Avustralya, Antarktika ve Hindistan; ikincisinden ise, Avrupa, Kuzey Amerika ve Asya&#8217;nın Hindistan dışındaki kısımları oluştu.<br />
<br style="box-sizing: inherit;" /><br />
Kıtasal hareketin yılda 1 ile 5 cm civarında olduğu hesaplanmıştır. Tabakalar bu şekilde hareket ettikçe Dünya coğrafyasında değişiklikler meydana gelir. Örneğin, Atlantik Okyanusu her sene biraz daha genişlemektedir. (Carolyn Sheets, Robert Gardner,Samuel F. Howe, General Science, Allyn and Bacon Inc.Newton, Massachusetts, 1985, s. 305)<br />
<br style="box-sizing: inherit;" /><br />
Allah, dağların hareketini ayette &#8220;sürüklenme&#8221; olarak bildirmiştir. Bilim adamlarının bugün bu hareket için kullandıkları İngilizce terim de&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">&#8220;continental drift&#8221;</em>&nbsp;yani&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">&#8220;kıtasal sürüklenme&#8221;</em>dir.</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
&#8220;Dağları görürsün de, donmuş sanırsın; oysa onlar bulutların sürüklenmesi gibi sürüklenirler&#8230;&#8221; (Neml Suresi, 88)</div>
</blockquote>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Yerin Yedi Katmandan Oluşması<br />
<br style="box-sizing: inherit;" /><br />
Allah&#8217;ın Kur&#8217;an&#8217;da yeryüzü ile ilgili bilgilerden biri, yeryüzünün, yedi kat olan gökyüzüne benzerliğidir:</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
&#8220;Allah, yedi göğü ve yerden de onların benzerini yarattı?.&#8221;&nbsp;(Talak, 65/12)</div>
</blockquote>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Rabbimiz asırlar önce yerin ve göğün yedişer kat olduğunu bildirmiştir. Asırlar sonra uzun jeolojik araştırmalar sonucunda varılan netice de aynı olmuştur. Bilim adamlarının sıraladığı bu katmanlar şöyledir:&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">Hidrosfer, Litosfer, Astenosfer, Üst manto, Alt Manto.</em><br />
<br style="box-sizing: inherit;" /><br />
Dış Çekirdek ve Iç Çekirdek.&nbsp;<br />
<br style="box-sizing: inherit;" /><br />
Hidrosfer,&nbsp;okyanus ve denizlerin en üst kısmı ile bunlardan etkilenen karaların kıyılarıdır.&nbsp;Litosfer,&nbsp;Dünya&#8217;nın en üst katmanını oluşturan katı kaya tabakadır. Diğer katmanlarla kıyaslandığında oldukça ince, daha soğuk ve daha katıdır; bu bakımdan yeryüzünde kabuk görevi görür.<br />
<br style="box-sizing: inherit;" /><br />
Litosferin&nbsp;altında&nbsp;Astenosfer&nbsp;katmanı bulunur. Bu katman yüksek ısı ve basınca maruz kaldığında yumuşayıp eriyebilen, sıcak, yarı katı maddelerden oluşmuştur. Katı Litosfer tabakasının, yavaşça hareket eden Astenosfer tabakası üzerinde yüzdüğü ya da hareket ettiği düşünülmektedir. Bu katmanın altında yüksek sıcaklıkta, yarı katı kayalardan oluşan yaklaşık 2.900 km kalınlığında manto denilen bir tabaka vardır. Kabuktan daha fazla demir, magnezyum ve kalsiyum içeren manto daha sıcak ve yoğundur; çünkü Dünya&#8217;nın içindeki ısı ve basınç derinlikle birlikte artar.<br />
<br style="box-sizing: inherit;" /><br />
Dünya&#8217;nın merkezinde de neredeyse mantonun iki katı yoğunlukta olan çekirdek yer alır. Bu yoğunluğun sebebi içeriğinde kayalardan çok metaller (demir-nikelalasimi) bulunmasıdır. Dünya&#8217;nın çekirdeği ise iki ayrı parçadan oluşur: Biri 2.200 km kalınlığında olan sıvı dış çekirdek, diğeri de 1.250 km kalınlığındaki katı bir iç çekirdek. Dünya döndükçe sıvı dış çekirdek Dünya&#8217;nın manyetik alanını oluşturur.<br />
<br style="box-sizing: inherit;" /><br />
Her şeyden önemlisi, 20. yüzyıldaki teknoloji ile tespit edilebilen bu bilimsel gerçeklerin Kur&#8217;an&#8217;da yerelması Kur&#8217;an&#8217;ın çok sayıdaki mucizesinden sadece birkaçıdır.<br />
<br style="box-sizing: inherit;" /><br />
Yarılan Yeryüzü</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
&#8220;Dönüşlü olan göğe and olsun. Yarılan yere de.&#8221;&nbsp;(Tarık, 86/11-12)</div>
</blockquote>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Yukarıdaki ayette geçen Arapça<em style="box-sizing: inherit;">&nbsp;&#8220;sada&#8221;&nbsp;</em>kelimesi Türkçede&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">&#8220;çatlama, yarılma, ayrılma&#8221;</em>&nbsp;anlamlarına gelmektedir. Allah&#8217;ın yerin yarılması üzerine yemin etmesi, başka bir Kur&#8217;an mucizesidir.<br />
<br style="box-sizing: inherit;" /><br />
1945-1946 yıllarında, bilim adamları mineral kaynaklarını araştırmak için ilk kez deniz ve okyanusların diplerine indiler. Araştırmaların da dikkati çeken en önemli noktalardan biri Dünya&#8217;nın kırıklı yapısı oldu. Dünya&#8217;nın dış yüzeyindeki kayalık tabaka; kuzey-güney ve doğu-batı doğrultulu olup, on binlerce kilometre uzunluğunda çok sayıda geniş çatlak (fay) ile yarılmıştı. Yeryüzünün bu kırıklı yapısı sayesinde, önemli miktarda ısı dışarı atılır ve erimiş kayaların büyük bir kısmı okyanuslardaki tepeleri oluşturur. Eğer yeryüzünün, kabuğundan yüksek miktarda ısının dışarı çıkmasına olanak veren bu yapısı olmasaydı Dünya üzerinde hayat imkansız olurdu. Çünkü bu durumda yer kabuğunun altından çıkış noktası bulamayan ısı, çok büyük miktarlarda olumsuz nükleer etki meydana getirecekti.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
<div id="flippy">
Kaynak</div>
<div id="flippanel">
&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;www.sorularlaislamiyet.com
</div>
<p></div>
<div class="separator" style="clear: both; text-align: center;">
<iframe loading="lazy" allowfullscreen="" class="YOUTUBE-iframe-video" data-thumbnail-src="https://i.ytimg.com/vi/l2vkoBvTe6I/0.jpg" frameborder="0" height="366" src="https://www.youtube.com/embed/l2vkoBvTe6I?feature=player_embedded" width="520"></iframe></div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
</div>The post <a href="https://ateistlerecevap.org/kuranda-bilimsel-ifadeler-var/" data-wpel-link="internal">Kur'an'da bilimsel ifadeler var mı</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ateistlerecevap.org/kuranda-bilimsel-ifadeler-var/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Reenkarnasyon nedir? İslamda varmıdır</title>
		<link>https://ateistlerecevap.org/reenkarnasyon-nedir-islamda-varidir/</link>
					<comments>https://ateistlerecevap.org/reenkarnasyon-nedir-islamda-varidir/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ateistlere Cevaplar]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 29 Jan 2017 18:42:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sorular]]></category>
		<category><![CDATA[Tanım]]></category>
		<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.ateistlerecevap.org/?p=104</guid>

					<description><![CDATA[<p>Değerli kardeşimiz, Kur&#8217;an Işığında Reenkarnasyonun Reddi Kur’ân-ı Kerîm’de, çoğu kere&#160;iade&#160;kavramıyla ifade edilen yeniden diriltmenin kıyamet günü olacağı, bu diriltmenin bir defaya mahsus olduğu ve ölümden sonra tekrar dünyaya dönüşün asla mümkün olmayacağı konuları hiçbir şüpheye yer bırakmayacak kadar açık bir şekilde dile getirilmiştir. Reenkarnasyon&#160;lügatte&#160;tenasüh, tekammüs, tecessüd-ü cedîd1, ölümden sonra rûhun bir bedenden başka bir bedene, [&#8230;]</p>
The post <a href="https://ateistlerecevap.org/reenkarnasyon-nedir-islamda-varidir/" data-wpel-link="internal">Reenkarnasyon nedir? İslamda varmıdır</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
<div class="separator" style="clear: both; text-align: center;">
<a href="https://i.ytimg.com/vi/OkDjd24Db18/maxresdefault.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;" data-wpel-link="external" rel="nofollow external noopener noreferrer"><img loading="lazy" decoding="async" border="0" height="225" src="https://i.ytimg.com/vi/OkDjd24Db18/maxresdefault.jpg" width="400" /></a></div>
<p>
Değerli kardeşimiz,</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Kur&#8217;an Işığında Reenkarnasyonun Reddi</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Kur’ân-ı Kerîm’de, çoğu kere&nbsp;iade&nbsp;kavramıyla ifade edilen yeniden diriltmenin kıyamet günü olacağı, bu diriltmenin bir defaya mahsus olduğu ve ölümden sonra tekrar dünyaya dönüşün asla mümkün olmayacağı konuları hiçbir şüpheye yer bırakmayacak kadar açık bir şekilde dile getirilmiştir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Reenkarnasyon&nbsp;lügatte&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">tenasüh, tekammüs, tecessüd-ü cedîd</em>1, ölümden sonra rûhun bir bedenden başka bir bedene, kimi kez de insandan hayvana, hayvandan insana geçmesi,&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">rûh göçü</em>2 manâlarına gelmektedir. Kelimenin kökü, bedenlenme, bir bedene bürünme manasındaki enkarnasyon’dur. Buna göre reenkarnasyon, tekrar bedenlenme manasına gelmektedir. Renaissance (tekrar doğuş) da aynı manadadır.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Lügatte tenasühle aynı manaya gelmesine karşılık, bilhassa günümüzde bu fikri savunan bazı gruplara göre reenkarnasyon, tenasühten farklı ve daha husûsi bir manâda kullanılmaktadır. Buna göre, reenkarnasyonda bir gerileme ve hayvan bedenlerine intikal söz konusu değildir. Bu yönüyle reenkarnasyon, daha çok doğu öğretilerinde görülen ruhun başka bir varlığın bedenine geçmesini ifade eden tenasüh ve ruh göçünden, başka bir ifadeyle métempsychose ve transmigration’dan3 tamamen farklıdır. Yeni tenasühçüler olarak da isimlendirebileceğimiz bu kişilere göre, reenkarnasyonun Hint felsefe ve dinlerindeki tenasüh ile esas ve amaç bakımından hiç bir ilgisi yoktur. Çünkü, tenasühte tekâmül fikri yoktur. Cezâ ve mükâfat esasına göre bir geliş-gidiş vardır. Reenkarnasyonda ise, dünyevî bağlardan kurtulamamış rûhların tekâmül için dünyaya tekrar gelmesi vardır. Varlık, dünyaya her bağlanışında geçmiş hayatlarının toplu ürünü olan bir durumla karşılaşır. Tekâmülde hiç bir zaman aşağı seviyelere dönülmeyeceği (tedennî olmayacağı) kabul edilmiştir.4</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Günümüzde daha çok ruhçu akımlar tarafından desteklenen bu batıl iddiaya göre, ruhen tekâmül etmemiş ve olgunluğa ulaşamamış ruhlar, tekâmül edinceye kadar tekrar tekrar dünyaya geleceklerdir. Halbuki yakînen incelendiğinde günümüzdeki reenkarnasyon anlayışlarının da, daha çok Hint dinlerinde görülen ve eski bir hurâfe olan tenasüh inancının çağdaş kılıflar içinde sunulmuş yeni bir şekli olduğu görülecektir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Türkiye’de reenkarnasyonu savunan bazı kimseler, Batı’da aynı fikrin temsilcileri olan insanların Tevrat ve İncil’in bir takım âyetlerini reenkarnasyon teorisine uygun düşecek bir tarzda yorumlamalarından etkilenerek, Kur’ân’dan bu konuya uygun bir şekilde tevil edebilecekleri âyetler arayarak, bu ayetleri gerçek manalarıyla hiç ilgisi olmayan tuhaf tevillerle kendi görüşleri istikametinde yorumlamaya çalışmışlardır. Geçmişte, tenâsüh için yapılan benzer çabalar da onlar için ayrı bir dayanak noktası olmuştur. Halbuki Kur’an, reenkarnasyonu açık bir şekilde reddetmekte ve hiçbir açık kapı bırakmamaktadır. Bu konuda apaçık âyetler ortada varken, onları görmezlikten gelerek başka âyetlerden zorlamalı yorumlarla bu teoriye destek aranmasının ne derece yanlış bir yaklaşım olduğu açıktır.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Doğru olan yaklaşım ise,&nbsp;bir konuda manası açık (muhkem) ve bunun yanında bazı kapalı (müteşabih) âyetler olduğu takdirde, manası açık olanları esas alarak diğer âyetleri onların ışığında yorumlamaya çalışmaktır. İşte bu makalede takdim edeceğimiz âyetlerin çoğu bu konuda açık olup dünyaya tekrar dönüş olmadığını ifade etmektedir.5</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
A. Dünyaya Tekrar Dönüş İsteklerinin Reddedilmesi</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Kur’ân-ı Kerîm’de, çoğu kere iade kavramıyla ifade edilen yeniden diriltmenin kıyamet günü olacağı, bu diriltmenin bir defaya mahsus olduğu ve ölümden sonra tekrar dünyaya dönüşün asla mümkün olmayacağı konuları hiçbir şüpheye yer bırakmayacak kadar açık bir şekilde dile getirilmiştir. Bu hususta pek çok âyet vardır. Bu âyetlerin bazısında ölüm anında, bazısında mahşer yerinde hesap verme esnasında, bazılarında cehennem görüldüğü esnada, bazılarında ise cehenneme girdikten sonra inkarcıların dünyaya tekrar dönme istekleri dile getirilmiş, hepsinde de bu isteklere karşılık red (hayır!) cevabı verilmiştir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; 1. Ölümden Sonra Dünyaya Dönüş İsteğinin Reddi&nbsp;<br />
Birinci durum, yani ahiret aleminin giriş kapısı hükmünde olan ölüm anında dünyaya tekrar döndürülme isteğinin reddedilişi çeşitli âyetlerde ifade edilmiştir. Şu âyet bu konuda çok açık ve kesindir:</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
“Nihâyet onlardan birine ölüm gelip çattığında der ki, Rabbim beni geri gönder! Ta ki boşa geçirdiğim dünya hayatımda artık iyi ameller işleyeyim. Hayır! O, söylediği boş bir laftan ibarettir. Onların arkalarında ise, yeniden diriltilecekleri güne kadar bir berzah vardır.”&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">(Mü’minûn, 23/99-100)</em></div>
</blockquote>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Dünyaya yeniden gelmenin asla söz konusu olamayacağını açık ve kesin bir şekilde ifade eden bu ayet-i kerimede dünyaya yeniden dönüş isteğinin boş bir laf olduğu ifade edilirken, tekid sadedinde&nbsp;“o, söylediği boş bir laftan ibarettir”&nbsp;buyrulmuş,6 böylece Allah’ın böyle bir va’di olmadığına ve bu yakarışın asla kabul görmeyeceğine dikkat çekilmiştir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
“Onların arkalarında ise, yeniden diriltilecekleri güne kadar bir berzah vardır”&nbsp;ifadesi de diriltilecekleri güne kadar önlerinde bir berzah7 (dünyaya dönmelerine mani olan bir engel) olup böylece dünya ile ahiret arasında farklı bir hayat boyutunda olacaklarını, dünyaya dönemeyeceklerini belirtmektedir.</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
<em style="box-sizing: inherit;">“Nasıl ki ana rahminden çıkan bir çocuk tekrar oraya dönemiyorsa, bu dünya hayatından çıkarak kabir hayatına giden bir ruh da oradan çıkıp geriye tekrar dönemeyecektir.”</em>8</div>
</blockquote>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Böylece bu âyetteki berzah kelimesi de dünyaya tekrar dönüşün olmayacağını bildirmektedir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Nitekim, dünyaya tekrar dönüş inancının çok yaygın olduğu coğrafyadan bir insan olarak İkbal,&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">“Kur’ân-ı Mübin’de iyice açıklanmış ve hiçbir fikir karmaşasına yer vermeyecek mahiyette olan üç noktaya dikkat etmemiz gerekir.”</em>&nbsp;dedikten sonra, ikinci noktada&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">“Kur’ân-ı Kerîm’e göre bu dünyaya yeniden gelmek imkânsızdır. Bu husus aşağıdaki âyette gâyet sarih bir şekilde açıklanmıştır.”</em>9 diyerek yukarıda takdim ettiğimiz âyeti zikretmiştir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Bu apaçık beyana rağmen&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">“Bu âyet, ruhun ayrıldığı bedene dönmeyeceğini ifade ediyor, dünyaya dönmeyeceğini değil.”</em>10 veya&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">“Reenkarnasyonun olmadığını değil sürekli dünyaya geri gidip açığını kapatmak isteyenlerin bu isteklerinin reddedildiğine delildir.”</em>11 gibi iddiaların tutarsızlığı açıktır. Çünkü âyette ne eski bedene dönme isteğine ne de bu sözü söyleyenin dünyaya birkaç defa geldiğine dair her hangi bir işaret yoktur. Eğer bu istek dünyaya birkaç kere gelmiş bir kimse tarafından yapılmış olsaydı o zaman cevap olarak, defalarca dünyaya gönderilmedi mi?!&#8230; gibi bir üslup kullanılırdı. Nitekim benzer bir âyette pişmanlığını dile getiren inkarcıya şöyle cevap verilmiştir:</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
“Size düşünüp taşınacak kimsenin düşüneceği kadar bir ömür vermedik mi?! Hem size peygamber de gelip uyardı.”<em style="box-sizing: inherit;">&nbsp;(Fâtır, 35/37)</em></div>
</blockquote>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Bu âyette de insana düşünüp taşınacağı ve öğüt alacağı kadar ömür verildiğinden bahsedilmiş, birkaç kere dünyaya gelmekten bahsedilmemiştir. Böylece her insana öğüt alacağı, düşünüp taşınacağı miktarda –uzun veya kısa- bir süre verildiği belirtilmiştir. Eğer bu süre yeterli olmasa ve yeniden dünyaya gelme ihtiyacı olsaydı âyette bu ifadeler kullanılmazdı.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Yukarıdaki âyete benzer başka âyetler de vardır:</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
“Kendilerine azabın geleceği ve kâfirlerin Rabbimiz bize birazcık mühlet ver de davetine uyalım ve elçine tabi olalım diyecekleri gün hakkında insanları uyar.”<em style="box-sizing: inherit;">&nbsp;</em><em style="box-sizing: inherit;">(İbrahim, 14/44)</em>,</div>
</blockquote>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
“Sizden birinize ölüm gelip çatmadan önce, size nasib ettiğimiz imkânlardan Allah yolunda harcayın! Ölüm gelip çatınca: &#8216;Ya Rabbî, az mühlet ver bana, bak nasıl hayırlar yapacağım, tam takvâ ehlinden olacağım!&#8217; diyecek olsa da Allah, vâdesi gelen hiçbir kimsenin ecelini ertelemez. Allah yaptığınız her şeyden haberdardır.”&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">(Münâfikûn, 63/10-11)</em></div>
</blockquote>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Bu âyetler dünyaya tekrar dönmenin olmadığını göstermektedir. Çünkü reenkarnasyondan maksat tekâmülü tamamlamak olduğuna göre, eğer bu iddia doğru ise, böyle bir talepte bulunana salihlerden olma fırsatı verilmeli değil miydi?! Halbuki değil dünyaya tekrar gelme, ecelin ertelenmesine dahi izin yoktur. Bu durum:&nbsp;“Allah, eceli gelmiş bir kimseyi asla ertelemez…”&nbsp;ayetiyle açık bir şekilde ifade edilmiştir. Şu âyet de bu hususu desteklemektedir:</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
“Allah’ın belirlediği vakit geldiğinde artık ertelenmez.”<em style="box-sizing: inherit;">&nbsp;</em><em style="box-sizing: inherit;">(Nuh, 71/4)</em>.</div>
</blockquote>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Bu âyetler reenkarnasyon olmayacağını çok açık bir şekilde bildiriyor. Çünkü ölmek üzere olan kimsenin eceli tehir edilmediğine, ek süre verilmediğine göre, artık ölüm gelip çattıktan sonra yapılacak böyle bir talep asla kabul edilmez. Yani böyle bir istek kabul edilseydi, ölmeden önce gerçekleştirilirdi.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Allah tarafından dünyaya tekrar dönmeye izin verilmeyince, artık insanların kendi gayret ve çabalarıyla da böyle bir şeyi elde etmeleri mümkün değildir. Şu âyette ifade olunduğu gibi:</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
“Haydi görelim sizi, can boğaza geldiğinde, O vakit can çekişenin yanında bulunan sizler bakar durursunuz. Biz ise, ona sizden daha yakınız, ama siz göremezsiniz. Haydi bakalım eğer âhirette vereceğiniz hesap yoksa, iddianızda tutarlı iseniz, çıkmakta olan o rûhu geri döndürsenize!”<em style="box-sizing: inherit;">(Vakıa, 56/83-87).</em></div>
</blockquote>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Dünyaya tekrar dönüş olmadığını ifade eden bu üslup, bu yöndeki ümit kapılarını tamamen kapamaktadır.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; 2. Mahşer Gününde Dünyaya Dönüş İsteğinin Reddi&nbsp;<br />
Şu âyette ise, inkarcıların kıyamet gününde amellerinden hesaba çekildikleri sırada dünyaya tekrar dönme isteklerinin boş bir temenniden ibaret olduğu dile getirilmektedir:</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
“… Acaba şimdi bizim için şefaatçiler var mı ki şefaat etsinler, ya da dünyaya geri gönderilsek de yapmış olduğumuz amellerden başkasını yapsak. Onlar kendilerine yazık ettiler ve uydurdukları şeyler de kaybolup gitti.”&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">(A’raf, 7/53).</em></div>
</blockquote>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Böylece, inkarcıların mahşer meydanında iken dile getirdikleri dünyaya tekrar dönme talepleri bu ayetle de reddedilmiş, artık onlar için ne bir şefaatçinin ne de dünyaya tekrar döndürülmenin olmayacağı bildirilmiştir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
&nbsp;&nbsp;&nbsp; 3. Cehennemi Görme Esnasındaki Dünyaya Dönüş İsteğinin Reddi</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
“… Yahut azabı gördüğünde, keşke bir kere daha dönme imkânım olsaydı da iyilerden olsaydım diyeceği günden sakının.”&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">(Zümer, 39/58),</em></div>
</blockquote>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
“Onların ateşin karşısında durdurulup, ah! Keşke dünyaya geri gönderilsek de bir daha Rabbimizin âyetlerini yalanlamasak ve inananlardan olsak! dediklerini bir görsen! Hayır! Daha önce gizlemekte oldukları şeyler (günahlar) onlara göründü. Onlar dünyaya gönderilseler bile, nehyolundukları şeyleri mutlaka tekrar yaparlardı. Onlar kesinlikle yalancıdırlar.”&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">(En’am, 6/27-28).</em></div>
</blockquote>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Bu âyetteki&nbsp;“Onlar dünyaya gönderilseler bile, nehyolundukları şeyleri mutlaka tekrar yaparlardı. Onlar kesinlikle yalancıdırlar.”&nbsp;ifadesi mevzumuz açısından çok önemlidir. Çünkü bu ifadeyle, faraza onlar dünyaya tekrar gönderilseler dahi yine aynı şeyleri yapıp Allah’ın yasak ettiği şeyleri işleyecekleri bildirilerek, insanların bu dünyaya neden bir daha gönderilmediklerinin gerekçesi ve hikmeti beyan edilmiştir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; 4. Cehennemde İken Dünyaya Dönüş İsteğinin Reddi</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
“Rabbimiz! Bizi cehennemden çıkar! Eğer bir daha (eski halimize ve günahlara) dönersek o zaman gerçekten zalimlerdeniz. Buyurdu ki, kesin sesinizi! Konuşmayın!..”<em style="box-sizing: inherit;"></em><em style="box-sizing: inherit;">(Mü’minûn, 23/107-108).</em></div>
</blockquote>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
“Rabbimiz bizi çıkar da yapmadığımız salih amelleri yapalım.”&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">(Fâtır, 35/37),</em></div>
</blockquote>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
“(Kötülere) uyanlar şöyle derler:&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">&#8216;Ah! Keşke bir kere daha dünyaya gitseydik de şimdi onların (kötülerin) bizden kaçıp uzaklaştıkları gibi biz de onlardan kaçıp uzaklaşsaydık!&#8217;</em>&nbsp;İşte böylece Allah onlara, yaptıkları şeyleri pişmanlık ve üzüntü kaynağı olarak gösterir ve onlar ateşten çıkacak değillerdir.”&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">(Bakara, 2/167).</em></div>
</blockquote>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Bu son âyet, onların dünyaya dönme talepleri bir yana, ölüp cehennem azabından kurtulma arzularının bile yerine getirilmeyeceğini, aksine, ölümsüz bir şekilde cehennemde ebedî kalacaklarını bildiriyor.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Görüldüğü gibi, bu dört durumun hepsinde dünyaya tekrar dönmek isteyen günahkar ve inkarcıların istekleri kesin bir dille reddedilmiş, böyle bir şeyin yapılmayacağı açık bir şekilde belirtilmiştir. Dolayısıyla bu apaçık âyetlerden sonra bir takım yanlış yorumlara saparak bazı âyetleri aksi manalara hamletmeye çalışmanın çok yanlış bir davranış olduğu ortadadır.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Burada, dünyaya tekrar dönmek muhal olduğuna göre, neden böyle bir temennide bulunuyorlar, şeklinde akla gelebilecek soruya şöyle cevap verebiliriz: Onların bu temennileri, ya böyle bir şeyin imkânsız olduğunu bilmediklerinden, ya da imkânsız olduğunu bildikleri halde, aşırı derecedeki pişmanlıklarını ifade etmekten dolayıdır. Çünkü olmayacak bir şey de temenni edilebilir.12 Şöyle de düşünebiliriz; onlar her ne kadar dünyaya tekrar dönmenin muhal olduğunu bilseler de, karşılaştıkları dehşetli durumlardan kurtulmak için hiçbir çareleri olmadığından, muhal olduğunu bile bile bunu istemek durumunda kalmışlardır.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
B. Dünyaya Tekrar Dönüşü Reddeden Diğer Ayetler</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Yukarıdaki âyetlerin yanında dünyaya tekrar dönüş olmadığını açık bir şekilde veya dolaylı olarak ifade eden başka pek çok âyet vardır. Şimdi de bu âyetlerden tespit edebildiklerimizi sunmaya çalışacağız.</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
“Onlardan önce nice kavimler helak ettiğimizi görmüyorlar mı?! Onlar bunlara tekrar dönüp gelmezler.’’&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">(Yâsîn, 36/31)</em></div>
</blockquote>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
âyeti, helak edilen insanların, daha sonra dünyaya tekrar dönmediklerini açıkça ifade ediyor. Helak edilen kavimlerin kusurlu, manevi bakımdan tekemmül etmemiş insanlar olduğu düşünülürse, bu âyetin reenkarnasyon aleyhinde kuvvetli bir delil olduğu daha iyi anlaşılacaktır. Bir başka âyette ise, bu manada,&nbsp;‘’Helak ettiğimiz bir şehir halkına tekrar dönmek haramdır.’’&nbsp;(Enbiyâ, 95) buyrularak, dünyaya dönüşün kesinlikle olamayacağı haram tabiriyle tekitli bir şekilde bildirilmiş, haramdır yani, yasaktır denilerek, dünyaya dönüş hakkındaki bütün ümit kapıları böyle bir beklenti içinde olanların yüzlerine kapatılmıştır.</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
“Allah sizi annelerinizin karnından hiçbir şey bilmez bir vaziyette çıkardı.’’<em style="box-sizing: inherit;">&nbsp;</em><em style="box-sizing: inherit;">(Nahl, 16/78)</em></div>
</blockquote>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
âyeti de reenkarnasyon aleyhinde kuvvetli bir delilidir. Çünkü bu fikri savunanlara göre, insanın yeniden dünyaya gelmesi tekâmül içindir. Tekâmülün olabilmesi için ise, önceki hayattaki birikimin mevcut olması gerekir. Halbuki bu âyet böyle bir şeyin olmadığını, doğan çocukların hiçbir şey bilmez bir halde dünyaya getirildiğini açık bir şekilde ifade ediyor.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Vakıa suresinin son âyetlerinde ölüm anındaki insanların durumları tasvir olunduktan sonra,</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
“(Ölen kimse) eğer mukarrebinden ise eğer ashab-ı yeminden ise ve eğer yalanlayıcı ve dalalete düşmüşlerden ise…’’<em style="box-sizing: inherit;">&nbsp;(Vâkıa, 56/88-94)</em></div>
</blockquote>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
buyrularak, öldükten sonra insanların gidecekleri yerler sıralanmış, fakat bunlar içinde tekâmül etmemiş, günahkar ve kusurlu kimselerin tekrar dünyaya döneceklerinden bahsedilmemiş, bilakis yalanlayıcı ve dalalete düşmüş olanların yerinin cehennem olduğu bildirilmiştir:</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
“Ve eğer yalanlayan ve dalalete düşenlerden ise, ona kaynar sudan bir ziyafet ve cehenneme giriş vardır.’’<em style="box-sizing: inherit;">&nbsp;</em><em style="box-sizing: inherit;">(Vâkıa, 56/92-94).</em></div>
</blockquote>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Kıyametin kopup insanların amellerine göre gruplara ayrılmalarının anlatıldığı şu âyette de benzer durum söz konusudur:</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
“Kıyametin koptuğu gün insanlar birbirlerinden ayrılırlar: İman edip salih ameller işleyenler cennet bahçelerinde sevinç içindedirler. İnkâr edip âyetlerimizi ve ahirete ulaşmayı yalanlayanlar ise azaba maruz kalacaklardır.’’<em style="box-sizing: inherit;">&nbsp;(Rum,30/ 14-16).</em></div>
</blockquote>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Görüldüğü gibi insanların farklı gruplara ayrıldığından bahseden bu âyetlerde de dünyaya dönüşten bahsedilmiyor.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Şu âyette de benzer bir tablo çizilmektedir:</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
“Kim Rabbinin huzuruna mücrim olarak gelirse onun için cehennem vardır… Kim de mü’min olarak salih ameller işlemiş bir şekilde gelirse onun için de üstün dereceler vardır: İçinde ebedî kalacakları, alt taraflarından ırmakların aktığı Adn cennetleri! İşte nefsini tezkiye edenlerin mükâfatı budur!”&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">(Tâhâ, 20/74-76).</em></div>
</blockquote>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Görüldüğü gibi insanın ölümden sonraki durumunu anlatan bu âyette de cennet ve cehennem dışında başka bir yerden, dünyaya dönüşten bahsedilmiyor.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Cennetlikler hakkındaki</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
“Orada (cennette) ilk ölümden başka ölüm tatmazlar.’’<em style="box-sizing: inherit;">(Duhan, 44/56)</em></div>
</blockquote>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
âyetinde ölümün bir kereye mahsus olarak yaşandığı ifade edilmiştir. Dolayısıyla birkaç veya birçok defa ölümü gerekli kılan reenkarnasyon bu âyet ile de reddolunmaktadır.</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
“Her nefis ölümü tadacaktır. Sonra bize döndürülürler.”<em style="box-sizing: inherit;">(Ankebut, 29/57)</em></div>
</blockquote>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
âyetinde de ölenlerin dünyaya değil de Allah’a döndürülmesinden bahsediliyor.</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
“Allah insanları yaptıklarıyla muaheze etseydi yeryüzünde canlı bir varlık bırakmazdı. Fakat onları belli müddete kadar erteliyor. Müddetleri geldiğinde ise ne bir an geri kalabilirler ne de öne geçebilirler.”<em style="box-sizing: inherit;">&nbsp;(Nahl, 16/61)</em></div>
</blockquote>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
âyeti de bu dünyanın mücazat mahalli olmadığını, insanların yaptıklarının karşılığını tam olarak başka bir alemde göreceklerini ifade ediyor.</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
“Sudan, beşeri yaratıp onu akraba ve hısım yapan O’dur…”&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">(Furkan, 25/54)</em></div>
</blockquote>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
âyetiyle ifade edilen insanların akrabalık ve hısımlık bağlarıyla birbirleriyle bağlanmış olmaları gerçeği de reenkanasyonu reddetmektedir. Çünkü bu teoriye göre insanın babası yarın onun çocuğu olarak tekrar dünyaya gelmekte veya ölen bir çocuk başka bir ailede dünyaya gelerek -erkek olarak dönmüşse- kendi kız kardeşiyle, -kız olarak dönmüşse- kendi erkek kardeşiyle evlenebilmektedir!</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Yahudilerin dünya hayatına aşırı düşkünlüklerini ifade eden</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
“Onlardan biri kendisine bin sene ömür vermesini ister.”&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">(Bakara, 2/96)</em></div>
</blockquote>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
<em style="box-sizing: inherit;">âyeti de reenkarnasyon olmadığını bildirmektedir. Aksi halde bin sene ömür değil de tek</em>rar dünyaya gelme isteğinden bahsedilirdi. Âyetin devamı da bu hususta ayrı bir delildir. Çünkü devamında&nbsp;“Fazla ömür verilmesi onu azaptan uzaklaştırıcı değildir.”&nbsp;buyrularak dünyaya tekrar dönmek suretiyle ömrün uzatılmasının insanı terakki ettireceği iddiası yalanlanmakta ve fazla ömrün tekâmülün garantisi olmadığına işaret edilmektedir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Bütün bu âyetlerin yanında, Kur’ân-ı Kerîm’de kıyametin kopacağını, öldükten sonra dirilmenin cismanî olduğunu, cehennem hayatının ebedî olduğunu ve kâfirlerin affedilmeyeceğini bildiren pek çok âyet vardır. Bu âyetler ifade ettikleri manalarla reenkarnasyonu reddetmekte, bir defaya mahsus olan bu dünya hayatının ölümle son bularak artık ebedî bir hayatın başlayacağını bildirmektedirler. Mesela,</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
“Sonra sizi yerden dirilip kalkmak için bir kere çağırınca birden kabirlerinizden çıkarsınız.”&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">(Rum, 30/25),</em></div>
</blockquote>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
“Bir de bakmışsın ki onlar kabirlerinden çıkıp Rablerine doğru koşuyorlar.”&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">(Yâsîn, 36/51)</em></div>
</blockquote>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
gibi âyetlerde dirilişin, kıyametin kopmasından sonra, kabirlerden çıkmak suretiyle olacağı, böylece ruhun başka bir bedene intikal etmeyeceği açıkça ifade edilmiştir. Bu tür âyetler reenkarnasyonun olmadığının açık delilleridir. Çünkü reenkarnasyon iddiası bu inançlarla ters düşmektedir. Bu yüzdendir ki, bu iddiayı kabul edenler cismanî dirilişi kabul etmezler.13 Cehennemin ebedî olmadığını iddia ederler.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Kâinatın ezelî ve ebedî olmadığını gösteren kevnî deliller ve âyetler de reenkarnasyon aleyhine bir delildir. Çünkü bu iddia sahiplerine göre bu alemin başlangıcı olmadığı gibi sonu da yoktur. Yani kıyamet kopmayacak bu alem sonsuza kadar böylece sürüp gidecektir. Bu iddiayı Kur’ân âyetleri yalanladığı gibi bugünkü ilimler de er veya geç kainat çapında bir kıyametin koparak bu düzenin bozulacağını haber vermektedir.14</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Görüldüğü gibi pek çok âyet dünyaya tekrar dönüş olmadığını çok net bir şekilde bildirdiği gibi, bir çok âyet de bu iddianın doğru olmadığına ve tutarsızlığına işaret etmektedir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Kaynak: www.sorularlaislamiyet.com</div>
<div class="separator" style="clear: both; text-align: center;">
<iframe loading="lazy" allowfullscreen="" class="YOUTUBE-iframe-video" data-thumbnail-src="https://i.ytimg.com/vi/OkDjd24Db18/0.jpg" frameborder="0" height="366" src="https://www.youtube.com/embed/OkDjd24Db18?feature=player_embedded" width="520"></iframe></div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
</div>The post <a href="https://ateistlerecevap.org/reenkarnasyon-nedir-islamda-varidir/" data-wpel-link="internal">Reenkarnasyon nedir? İslamda varmıdır</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ateistlerecevap.org/reenkarnasyon-nedir-islamda-varidir/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kaderimiz çiziliyse kararlarımızdan niye sorumlu tutuluyoruz?</title>
		<link>https://ateistlerecevap.org/kaderimiz-ciziliyse-kararlarimizdan/</link>
					<comments>https://ateistlerecevap.org/kaderimiz-ciziliyse-kararlarimizdan/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ateistlere Cevaplar]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 28 Jan 2017 07:39:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[ögüt]]></category>
		<category><![CDATA[Sorular]]></category>
		<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.ateistlerecevap.org/?p=106</guid>

					<description><![CDATA[<p>Değerli kardeşimiz, Şöyle düşünebiliriz: Mesela, biz güneşin ne zaman doğup batacağını biliyoruz.Takvime de yazıyoruz, yarın şu saatte güneş doğacaktır. Gerçekten de yarın o saatte güneş doğuyor. Güneşin bu doğuşuna bizim yazmamızın bir etkisi olmadığı gibi, &#8220;biz yarın güneşin doğuşunu biliyoruz, öyleyse güneş doğmasa da olur&#8221; gibi bir söylem de bulunmamız da hata olur. Güneşin doğmasıyla oluşacak bütün faydalar [&#8230;]</p>
The post <a href="https://ateistlerecevap.org/kaderimiz-ciziliyse-kararlarimizdan/" data-wpel-link="internal">Kaderimiz çiziliyse kararlarımızdan niye sorumlu tutuluyoruz?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"></div>
<div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"></div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;"><a href="http://3.bp.blogspot.com/-1xqnxsbZpnY/Wde68h8LOZI/AAAAAAAAI48/Ltr3pKL-vLEST6NLxh6ErJe2R3pS9bZlgCK4BGAYYCw/s1600/kapak.png" data-wpel-link="external" rel="nofollow external noopener noreferrer"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2017/01/kapak.png" width="640" height="360" border="0" /></a></div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Değerli kardeşimiz,<br />
Şöyle düşünebiliriz: Mesela, biz güneşin ne zaman doğup batacağını biliyoruz.Takvime de yazıyoruz, yarın şu saatte güneş doğacaktır. Gerçekten de yarın o saatte güneş doğuyor. Güneşin bu doğuşuna bizim yazmamızın bir etkisi olmadığı gibi, <i style="box-sizing: inherit;">&#8220;biz yarın güneşin doğuşunu biliyoruz, öyleyse güneş doğmasa da olur&#8221;</i> gibi bir söylem de bulunmamız da hata olur. Güneşin doğmasıyla oluşacak bütün faydalar da olmamış olur.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;"><i style="box-sizing: inherit;">Allah’ın insanı yaratmasının çok hikmetlerinden birisi de ibadettir.</i></div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">1. Allah insanı imtihan için yarattı. Bu hikmet insanın yaratılmadan olamayacağı kesindir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">2. Allah kâinatta tecelli ettiği cemal ve kemalini hem kendisi –kendine mahsus bir şekilde– görmek hem de başkalarının gözüyle görmek istiyor. Başkasının görmesi derken bunların başında insan gelmektedir. Bu hikmet de yine insanın yaratılmasını gerekli kılıyor.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">3. İbadet için yarattı. Bu hikmetin yerine gelmesi için var olan birisi gerektir. Yaratılmadan ibadetin yerine gelmesi mümkün değildir. Burada yaptığımız ibadetin miktarına göre cennetteki yerimiz hazırlanıyor.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">4. Allah’ın her şeyden daha büyük olduğunu ilan etmek ve Allah’ın emirlerini yaymak. Bu hikmetin yerine gelebilmesi için, hem tebliğ edenin hem de tebliğ edilenin yaratılması icap eder.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">5. Bir çekirdeğin ağaç olması için toprağa girmesi gerektiği gibi, insanın da yetişip olgunlaşmsı ve terakkisi için dünya tarlasına gönderilmiştir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">6. Eğer başka âlemde yaratılsaydık, o zaman da <i style="box-sizing: inherit;">&#8220;Neden bu âlemde yaratıldık?&#8221; </i>diye sormamız gerekecekti. <i style="box-sizing: inherit;">&#8220;İnsan için en mükemmel imtihan salonu bu olduğu için buraya gönderildik.&#8221;</i> denilebilir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">7. Bilmekle yapmanın çok farklı şeyler olduğunu vurgulamak gerekir. Bir misal vermiştik. Bizlerin bir çekirdeğin ağaç olacağını bilmemiz onun ağaç olmasına gerek olmadığı anlamına gelmez</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">8. Allah&#8217;ın insanı imtihana tabi tutmasının bir hikmeti, insanların kendi yaptıklarını bilmesi için de önemlidir. Nitekim mahşer meydanında insanın bütün yaptıkları kendisine gösterilecek ve Allah&#8217;ın adaleti karşısında insan söyleyecek söz bulamayacaktır. Şayet imtihan etmeden cennet veya cehenneme atsaydı o zaman nefis beni imtihan etmeden Cehenneme atman adalet olmaz diye şekvada bulunabilirdi.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Bir öğretmen düşünün. Kimin ne not alacağını bilsin. Sınıfa girince öğrencilere ben sizin ne alacağınızı biliyordum. Ona göre notlarınızı yazdım. İmtihana gerek yoktur. Elbette öğrencilerin hocalarına itimadı tam bile olsa nefisleri itiraz etmeye yeltenecektir. İşte Rabbimiz nefsin bu itirazını önlemek için bu imtihanı yapmaktadır.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Ayrıca bir makine veya bina için bir plan yapılsa,<i style="box-sizing: inherit;"> &#8220;madem ki plan var öyleyse binaya ve makinaya ne gerek var&#8221;</i>denilebilir mi?..</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Yarın bir yere gideceğimizi ve şunları yiyeceğimizi planlıyalım. Buna göre madem ne yapacağımız belli öyleyse ne gerek var gitmeye ve yemek yemeye diyor muyuz?</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Biz bile gündelik basit şeyler için bunu diyemezsek, Allah&#8217;ın sayısız hikmetlerle yarattığı insanı,<i style="box-sizing: inherit;"> &#8220;Madem ne yapacağını biliyordu öyleyse neden imtihan ediyor?&#8221;</i> denilemez.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Cenab-ı Hak Hakim&#8217;dir ve Adil&#8217;dir. Hikmetsiz ve abes iş yapmaz ve Adildir, kullarına da zulmetmez.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Kaderin bir manası Allah Teala&#8217;nın yarattığı varlıkların hayat programlarını ezeli ilmi ile bilmesidir. Yani insanın anne rahmine düştüğü andan tutun dünyaya gelmesi ve aldığı nefese kadar kaderinde vardır ve Allah Teala tarafından bilinmektedir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Kader, ilim ve iradeyle düzenlenmiş bir programdır. Kaza ise, bu programın uygulanma safhasının adıdır.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;"><i style="box-sizing: inherit;">Kaza, Allah’ın kudretinin ortaya çıkmasıdır </i>. Kader ise, Allah’ın ilminin bir yansımasıdır. Bu açıdan bakıldığında kader denildiği zaman ilim akla gelir. Nitekim</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid #b6ff6d; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">“Hiçbir şey yoktur ki, hazineleri bizim yanımızda olmasın. Her şeyi biz bilinen bir kader ile indiririz.” (Hicr, 15/21)</div>
</blockquote>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">ayeti Kader’in Allah’ın bilmesi anlamına geldiğini gösterir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;"><i style="box-sizing: inherit;">Kader ilimden çıkmış bir program olduğundan, insanın fiilleri üzerinde zorlayıcı bir yönü bulunmamaktadır. </i>Nitekim ilm-i kelamın kader mevzusunda bir kaidesi olan “İlim maluma tabidir.” sözü meseleyi daha açık bir şekilde ifade edecektir. Bunu bir misalle açıklarsak mesela, yarın güneşin ne zaman doğup batacağını bilmemiz onun doğması ve batmasına bir etkisi yoktur. Bizler o şekilde bildiğimiz için güneş doğup batmamakta, aksine güneş o dakikada doğup batacağı için bizler bilmekteyiz.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;"><i style="box-sizing: inherit;">Allah’ın, kimin cehenneme, kimin cennete gideceğini ezelî ilmiyle bilmesi onun ilah olmasının bir vasfıdır.</i> İnsanda cennet veya cehennem ehli olmayı gerektirecek amelleri işlemeye müsait özellikler vardır. İnsana verilen cüz-i irade ile cennetliklerin veya cehennemliklerin amellerini işleyebilirler. Bunda da tüm mesuliyet ona aittir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Kaderin iki yönü vardır: İnsanın iradesi dışında olanı ki; dünyaya gelmesi, anne ve babasının kim olacağı, eceli vs. (örnekler çoğaltılabilir) gibi hususlardır. Bunda insanın iradesi ile karar vermesi söz konusu olmadığından, bunlardan mesul de değildir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Kendi iradesi ile yapmaya karar verdiği fiillerinden de mesuldür. Her insan vicdanen bilir ki camiye gitmesi de meyhaneye gitmesi de kendi istemesi ile olur. Burada bir zorlama yoktur.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Bir hadis-i Nebevi (asm) de “her insanın İslam fıtratı üzerine doğduğu&#8221; ifade edilmiştir. &#8220;İslam&#8221; ifadesinin hadislerde geçen manalarından birisi de temiz ve güzel ahlaktır. Yani her insan özünde temiz ve güzel ahlak üzerine, imanın esaslarını tasdik edebilme özelliğinde yaratılmıştır. Ancak kul kendi iradesi ile bu vasfını değiştirip cehennemliklere mahsus inanç içine girer ve cehennemliklere mahsus fiiller işlerse, bundan da elbette mesul olacaktır</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Kaynak: www.sorularlaislamiyet.com</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">bu konu ile ilgili daha detaylı bilgi için aşağıdaki videoları izleyin.</div>
<div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"><iframe loading="lazy" class="YOUTUBE-iframe-video" src="https://www.youtube.com/embed/k2lnlV5d8yU?feature=player_embedded" width="520" height="366" frameborder="0" allowfullscreen="allowfullscreen" data-thumbnail-src="https://i.ytimg.com/vi/k2lnlV5d8yU/0.jpg"></iframe></div>
<div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"></div>
<div class="separator" style="clear: both; text-align: center;">⇓⇓⇓⇓⇓⇓⇓</div>
<p><iframe loading="lazy" class="YOUTUBE-iframe-video" src="https://www.youtube.com/embed/yOFSCiZ9niQ?feature=player_embedded" width="520" height="366" frameborder="0" allowfullscreen="allowfullscreen" data-thumbnail-src="https://i.ytimg.com/vi/yOFSCiZ9niQ/0.jpg"></iframe></p>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;"></div>The post <a href="https://ateistlerecevap.org/kaderimiz-ciziliyse-kararlarimizdan/" data-wpel-link="internal">Kaderimiz çiziliyse kararlarımızdan niye sorumlu tutuluyoruz?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ateistlerecevap.org/kaderimiz-ciziliyse-kararlarimizdan/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bir Ateiste İslam&#039;ı Nasıl Anlatırım?</title>
		<link>https://ateistlerecevap.org/birateisteislaminasilanlatiri/</link>
					<comments>https://ateistlerecevap.org/birateisteislaminasilanlatiri/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ateistlere Cevaplar]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 27 Jan 2017 23:01:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[ögüt]]></category>
		<category><![CDATA[Sorular]]></category>
		<category><![CDATA[Tanım]]></category>
		<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.ateistlerecevap.org/?p=107</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bir Ateiste İslam&#8217;ı Nasıl Anlatırım? Bu konu çok önemli bir konu maalesef çoğu Müslüman kardeşimiz bir ateist ile tartışırken veya İlam dışındaki başka dinlere mensup insanlarla tartışırken onları aşağılayacak, küçük düşürecek şekilde konuşur ve onların düşünceleri ile dalga geçer. Bu çok büyük bir yanlıştır. Oysaki efendimiz bir hadisi şerifinde ne buyuruyor;&#160; &#8220;Kolaylaştırınız! Zorlaştırmayınız! Müjdeleyiniz, nefret [&#8230;]</p>
The post <a href="https://ateistlerecevap.org/birateisteislaminasilanlatiri/" data-wpel-link="internal">Bir Ateiste İslam'ı Nasıl Anlatırım?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<table align="center" cellpadding="0" cellspacing="0" class="tr-caption-container" style="margin-left: auto; margin-right: auto; text-align: center;">
<tbody>
<tr>
<td style="text-align: center;"><a href="https://3.bp.blogspot.com/-edHQL4r7WDQ/WIvHzgaaUjI/AAAAAAAAFR8/W6m5ew_TL5AYQ_nvxaKFUr5F6dOVxl_twCLcB/s1600/Bir%2BAteiste%2B%25C4%25B0slam%2527%25C4%25B1%2BNas%25C4%25B1l%2BAnlat%25C4%25B1r%25C4%25B1m.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: auto; margin-right: auto;" data-wpel-link="external" rel="nofollow external noopener noreferrer"><img loading="lazy" decoding="async" alt="Nasıl Anlatırım?" border="0" height="266" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2017/01/BirAteisteC4B0slam27C4B1NasC4B1lAnlatC4B1rC4B1m.jpg" title="Bir Ateiste İslam'ı Nasıl Anlatırım?" width="400" /></a></td>
</tr>
<tr>
<td class="tr-caption" style="text-align: center;">Bir Ateiste İslam&#8217;ı Nasıl Anlatırım?</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Bu konu çok önemli bir konu maalesef çoğu Müslüman kardeşimiz bir ateist ile tartışırken veya İlam dışındaki başka dinlere mensup insanlarla tartışırken onları aşağılayacak, küçük düşürecek şekilde konuşur ve onların düşünceleri ile dalga geçer. Bu çok büyük bir yanlıştır. Oysaki efendimiz bir hadisi şerifinde ne buyuruyor;&nbsp;</p>
<blockquote class="tr_bq"><p>
&#8220;Kolaylaştırınız! Zorlaştırmayınız! Müjdeleyiniz, nefret ettirmeyiniz! Birbirinizle anlaşın, iyi geçinin, ihtilâfa düşmeyin!&#8221;</p></blockquote>
<p>Eğer biz karşımızdaki insana güzel dil ile yaklaşmaz isek onu İslamdan uzaklaştırırız. Dinlemeyi öğrenin anlayışla karşılayın bir çok sorusu olabilir asla yadırgamayın elinizden geldiğinice doğru bir şekilde sorularını cevaplayın eğer sizde bilmiyorsanız beraber araştırın. Araştırmaktan asla korkmayın kalbiniz tatmin olana kadar araştırın bu konu il ilgili HZ.İbrahim&#8217;in bir kıssası var bu kıssa şöyledir;</p>
<div class="itemIntroText" style="background-color: white; font-size: 14px;">
<blockquote class="tr_bq" style="margin-bottom: 1.5em; margin-top: 0.5em; text-align: justify;">
<div class="itemIntroText" style="text-align: start;">
<div style="margin-bottom: 1.5em; margin-top: 0.5em; text-align: justify;">
HZ.İbrahim herkese“ Benim Rabbim öldürür ve diriltir .” diye anlatıyor , kendi de buna gönülden inanıyordu Öyle olmasına rağmen Hazreti İbrahim bir gün :</div>
</div>
<div class="itemFullText" style="text-align: start;">
<div style="margin-bottom: 1.5em; margin-top: 0.5em; text-align: justify;">
Ya Rabbi ! Ölüleri nasıl dirilteceğini bana göster ! diye ( ALLAH’A ) yalvardı Yüce Rabbimiz ona :</div>
<div style="margin-bottom: 1.5em; margin-top: 0.5em; text-align: justify;">
Ölüleri dirilteceğime inanmadın mı yoksa , İbrahim ? diye sordu . Hazreti İbrahim</div>
<div style="margin-bottom: 1.5em; margin-top: 0.5em; text-align: justify;">
İnandım elbette , Rabbim ! Ama bunu , gözümle göreyim de kalbim iyice yatışsın diye istiyorum , dedi .</div>
<div style="margin-bottom: 1.5em; margin-top: 0.5em; text-align: justify;">
Bunu üzerine ( ALLAH ) Teala Hazreti İbrahim’e dedi ki :</div>
<div style="margin-bottom: 1.5em; margin-top: 0.5em; text-align: justify;">
Öyleyse dört kuş tut ! Bunları kendine iyice alıştır . Adlarıyla seslendiğin vakit uçup sana gelebilsinler . Sonra da bunları kes ! Etlerini doğra ve iyice birbirine karıştır . Bu etleri dört parçaya böl ve her parçayı bir dağın başına koy ! Sonra da kuşları alışık oldukları şekilde çağır ! Koşup sana geldiklerini göreceksin . Bunu gördükten sonra artık iyice anan ki , ( ALLAH’IN ) her şeye gücü yeter ve o yaptığı her işi boşuna değil , anlamlı olarak yapar .</div>
<div style="margin-bottom: 1.5em; margin-top: 0.5em; text-align: justify;">
Hazreti İbrahim , dileğinin kabul edilmesine çok sevindi . Hemen bir güvercin , bir tavus kuşu , bir karga ve bir horozu kendine alıştırdı . Artık bu hayvanlar nerede olursa olsunlar , İbrahim ( a.s. )’ın sesini duyar duymaz , ona doğru uçup geliyorlardı .</div>
<div style="margin-bottom: 1.5em; margin-top: 0.5em; text-align: justify;">
Bir gün Hazreti İbrahim ( ALLAH ) Tealanın buyurduğu şekilde onları kesti Etlerini birbirine iyice karıştırdıktan sonra , dörde böldü . Her birini bir dağın başına koydu . Sonra uygun bir yere çekildi . Daha önce alıştırdığı şekilde Kuşlara ve Horoza seslendi . Bir anda dirilip canlana hayvanlar , ona doğru uçup geldiler Tıpkı eskiden olduğu gibi her şeyleri yerli yerinde duruyordu .</div>
<div style="margin-bottom: 1.5em; margin-top: 0.5em; text-align: justify;">
Bunu gören İbrahim ( a.s. ) , secdeye kapandı . Rabbine şükür etti . Ona olan imanı daha bir güçlendi .</div>
</div>
</blockquote>
</div>
<div class="itemFullText" style="background-color: white; font-size: 14px;">
<div style="margin-bottom: 1.5em; margin-top: 0.5em; text-align: justify;">
Şöyle düşünebiliriz ki : Hz.İbrahim bir peygamber ve Allah&#8217;a iman etmiş onun gücünün sonsuz olduğunu biliyor ama yinede KALBİNİN TATMİN OLMASI için Allah&#8217;a böyle bir soru soruyor.Ey Müslüman kardeşim! Oku araştır öğren sorgula bilgisiz kalma. Soruların cevapları için örneklere başvurabilirsiniz aşağıdaki gibi;</div>
</div>
<p><b>Örnekler kullanın:</b><br />
Kavun ve karpuz gibi sulu meyveleri örnek verin</p>
<ul>
<li>Bak kardeşim kupkuru toraktan canı olmayan aklı zekası düşüncesi olmayan bir topraktan sulu sulu meyveler çıkıyor işte bunlar Allah (c.c) un bir lütfudur gibi.</li>
<li>Bak şu vücuduna &nbsp;her şey düzgün bir şekilde ilerliyor sen bir adım atatken aklı olmayan milyonlarca hücre atom öyle bir nizam içerisinde hareket ediyorlar ki beynindeki nöronlar beyinde oluşan emirleri saliseler içerisinde bacak kaslarına iletiyor ve sen adım atıyorsun ve attığın her adımda milyonlarca hücre bu hareketleri tekrar tekrar yapıyor bunların oluşması tesadüf olabilir mi?</li>
</ul>
<p>gibi örneklerle yaklaşabilirsiniz bu örnekler dahada çoğaltılabilir konu ile ilgili daha da detaylı bilgi için aşağıdaki videoları izleyin.</p>
<div>
</div>
<div class="separator" style="clear: both; text-align: center;">
<iframe loading="lazy" allowfullscreen="" class="YOUTUBE-iframe-video" data-thumbnail-src="https://i.ytimg.com/vi/VtFezPyR160/0.jpg" frameborder="0" height="366" src="https://www.youtube.com/embed/VtFezPyR160?feature=player_embedded" width="520"></iframe></div>
<div class="separator" style="clear: both; text-align: center;">
</div>
<div class="separator" style="clear: both; text-align: center;">
</div>
<div class="separator" style="clear: both; text-align: center;">
</div>
<div class="separator" style="clear: both; text-align: center;">
<iframe loading="lazy" allowfullscreen="" class="YOUTUBE-iframe-video" data-thumbnail-src="https://i.ytimg.com/vi/SFVx6J5J82Y/0.jpg" frameborder="0" height="366" src="https://www.youtube.com/embed/SFVx6J5J82Y?feature=player_embedded" width="520"></iframe></div>
<div class="separator" style="clear: both; text-align: center;">
</div>
<div class="separator" style="clear: both; text-align: center;">
</div>
<div>
</div>
<p></p>The post <a href="https://ateistlerecevap.org/birateisteislaminasilanlatiri/" data-wpel-link="internal">Bir Ateiste İslam'ı Nasıl Anlatırım?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ateistlerecevap.org/birateisteislaminasilanlatiri/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Allah Neden Bana Sormadan Beni Yarattı?</title>
		<link>https://ateistlerecevap.org/allah-neden-bana-sormadan-beni-yara/</link>
					<comments>https://ateistlerecevap.org/allah-neden-bana-sormadan-beni-yara/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ateistlere Cevaplar]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 27 Jan 2017 08:55:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[ögüt]]></category>
		<category><![CDATA[Sorular]]></category>
		<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.ateistlerecevap.org/?p=108</guid>

					<description><![CDATA[<p>Arkadaşlar soru açık&#160;Allah Neden Bana Sormadan Beni Yarattı bunun cevabı aslında basit olmakla beraber insanlarımız araştırmadığı için suçu Allah&#8217;ın üstüne atıyor bu konu ile ilgili detaylı bilgiyi aşağıdaki videolardan bulabilirsiniz. ⇩⇩⇩⇩ &#160; &#160; &#160; &#160; &#160; &#160; &#160; &#160; &#160;</p>
The post <a href="https://ateistlerecevap.org/allah-neden-bana-sormadan-beni-yara/" data-wpel-link="internal">Allah Neden Bana Sormadan Beni Yarattı?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div class="separator" style="clear: both; text-align: center;">
<a href="https://2.bp.blogspot.com/-ViZzPCCDNiI/WIsKw1_qD2I/AAAAAAAAFRk/fKIeUawCI5oPjrNBaffA4JfZWJuc7eWQgCLcB/s1600/Allah%2BNeden%2BBana%2BSormadan%2BBeni%2BYaratt%25C4%25B1%2B.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;" data-wpel-link="external" rel="nofollow external noopener noreferrer"><img loading="lazy" decoding="async" alt="Allah bana sordumu" border="0" height="268" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2017/01/AllahNedenBanaSormadanBeniYarattC4B1.jpg" title="Allah bana sordumu" width="400" /></a></div>
<p>
Arkadaşlar soru açık&nbsp;Allah Neden Bana Sormadan Beni Yarattı bunun cevabı aslında basit olmakla beraber insanlarımız araştırmadığı için suçu Allah&#8217;ın üstüne atıyor bu konu ile ilgili detaylı bilgiyi aşağıdaki videolardan bulabilirsiniz.</p>
<div class="separator" style="clear: both; text-align: center;">
<iframe loading="lazy" allowfullscreen="" class="YOUTUBE-iframe-video" data-thumbnail-src="https://i.ytimg.com/vi/Xr8HvfkU71k/0.jpg" frameborder="0" height="366" src="https://www.youtube.com/embed/Xr8HvfkU71k?feature=player_embedded" width="520"></iframe></div>
<div class="separator" style="clear: both; text-align: center;">
</div>
<div class="separator" style="clear: both; text-align: center;">
⇩⇩⇩⇩</div>
<p>&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;<iframe loading="lazy" allowfullscreen="" class="YOUTUBE-iframe-video" data-thumbnail-src="https://i.ytimg.com/vi/ixUdehUTRdM/0.jpg" frameborder="0" height="366" src="https://www.youtube.com/embed/ixUdehUTRdM?feature=player_embedded" width="520"></iframe></p>The post <a href="https://ateistlerecevap.org/allah-neden-bana-sormadan-beni-yara/" data-wpel-link="internal">Allah Neden Bana Sormadan Beni Yarattı?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ateistlerecevap.org/allah-neden-bana-sormadan-beni-yara/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Hz.Adem&#039;in Cezasını Neden Ben Çekiyorum?</title>
		<link>https://ateistlerecevap.org/hzademin-cezasn-neden-ben-cekiyoru/</link>
					<comments>https://ateistlerecevap.org/hzademin-cezasn-neden-ben-cekiyoru/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ateistlere Cevaplar]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 27 Jan 2017 08:46:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[ögüt]]></category>
		<category><![CDATA[Sorular]]></category>
		<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.ateistlerecevap.org/?p=109</guid>

					<description><![CDATA[<p>Hz.Adem&#8217;in Cezasını Neden Ben Çekiyorum? İnsanın asıl vatanı cennettir.&#160;Hz. Adem (a.s) cennette olmakla beraber, Allah onları o haliyle cennette bırakmak için yaratmamış, onları çoğalma ve imtihan vesilesi yapmak gibi büyük bir gaye için yaratmıştı. Bu hikmetten dolayı, onların malum hatayı işlemelerine izin vermiştir. Allah, asıl vatanın cennet olduğunu, dünyanın ise sadece geçici bir imtihan meydanı [&#8230;]</p>
The post <a href="https://ateistlerecevap.org/hzademin-cezasn-neden-ben-cekiyoru/" data-wpel-link="internal">Hz.Adem'in Cezasını Neden Ben Çekiyorum?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<table align="center" cellpadding="0" cellspacing="0" class="tr-caption-container" style="margin-left: auto; margin-right: auto; text-align: center;">
<tbody>
<tr>
<td style="text-align: center;"><a href="https://3.bp.blogspot.com/-vtgDW8sjCXk/WIsIz9VXdeI/AAAAAAAAFRY/_de2dbEfhUEwQSjgWBaqsgCbLq8fl9_YgCLcB/s1600/Hz.%2BAdem%2527in%2BCezas%25C4%25B1n%25C4%25B1%2BNeden%2BBen%2B%25C3%2587ekiyorum.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: auto; margin-right: auto;" data-wpel-link="external" rel="nofollow external noopener noreferrer"><img loading="lazy" decoding="async" alt="Cezasını neden ben çekiyorum" border="0" height="277" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2017/01/Hz.Adem27inCezasC4B1nC4B1NedenBenC387ekiyorum.jpg" title="Cezasını neden ben çekiyorum" width="400" /></a></td>
</tr>
<tr>
<td class="tr-caption" style="text-align: center;">Hz.Adem&#8217;in Cezasını Neden Ben Çekiyorum?</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
İnsanın asıl vatanı cennettir.&nbsp;Hz. Adem (a.s) cennette olmakla beraber, Allah onları o haliyle cennette bırakmak için yaratmamış, onları çoğalma ve imtihan vesilesi yapmak gibi büyük bir gaye için yaratmıştı. Bu hikmetten dolayı, onların malum hatayı işlemelerine izin vermiştir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Allah, asıl vatanın cennet olduğunu, dünyanın ise sadece geçici bir imtihan meydanı olarak yaratıldığını insanlığın Anne ve Babasına bizzat göstermek için, hikmetiyle böyle bir uygulama yapmıştır.<br />
<br style="box-sizing: inherit;" /><br />
Allah Teâla günah işleme kabiliyeti olmayan meleklerle, hiç sorumlu olmayan hayvanları yaratmıştır.<br />
<br style="box-sizing: inherit;" /><br />
Bu iki varlıktan başka, hem melekleri geçecek kadar mükemmel, hem de aklı olmayan hayvanlardan daha aşağı olacak kadar kötü olma özelliğindeki insanı yaratmıştır. İşte böyle bir varlığın hangi özellikleri taşıdığının anlaşılması için şeytan yaratılmıştır.<br />
<br style="box-sizing: inherit;" /><br />
Mesela, altın ve bakırın karışık halden ayrılması için ateşte kaynatılması gibi, insan denen varlığın iyi ve kötü huylarının birbirinden ayrılması, iyi huylu Ebubekir (ra) ile kötü ruhlu Ebucehil&#8217;in anlaşılması için Allah şeytanı ateşten yaratmıştır.<br />
<br style="box-sizing: inherit;" /><br />
<em style="box-sizing: inherit;">Ayrıca ambardaki çekirdeklerin ağaç olması için toprağa atılması gerekiyor.</em>&nbsp;Görünüşte toprak altı karanlık ve sıkıcıdır. Ancak ağaç olmanın yolu oradan geçiyor. Binlerce sene ambarda kalsa ağaç olamıyor.<br />
<br style="box-sizing: inherit;" /><br />
İşte Allah, cennet ambarında duran babamız Adem Peygamberi (as) dünya tarlasına gönderiyor. Ağaç olarak cennete dönmesi için de şeytan ateşine oturtuyor. İbadet toprağına gömüyor. Böylece ağaç olarak cennete geri dönüyor. Bizim durumumuz da böyledir.<br />
<br style="box-sizing: inherit;" /><br />
İnsanın aklını meşgul eden ve zihnini yoran hadiselerden birisi de, Hz. Âdem (as)&#8217;in cennetten çıkarılışı, dünyaya gönderilişi ve bu hadiseye de şeytanın sebep oluşudur. Bazı kimselerin aklına şöyle bir soru gelmektedir:</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
<em style="box-sizing: inherit;">“Eğer şeytan olmasaydı, Hz. Âdem cennette kalacak ve biz de orada mı bulunacaktık?”</em><br />
<br style="box-sizing: inherit;" /><br />
Bu konunun izahında, Cenab-ı Hakk&#8217;ın, Hz. Âdem (as)&#8217;i yaratmazdan önce meleklerle olan konuşmasına dikkat edelim. Bakara Suresinde şöyle anlatılmaktadır:</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
“Hani, rabbin meleklere, ben yeryüzünde bir halife yaratacağım dedi. Onlar, &#8216;Bizler hamdinle sana tesbih ve seni takdis edip dururken, yeryüzünde fesat çıkaracak, orada kan dökecek insanı mı halife kılıyorsun?&#8217; dediler. Allah da onlara, sizin bilemeyeceğinizi herhalde ben bilirim dedi.”&nbsp;(Bakara, 2/30)</div>
</blockquote>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Ayet-i kerimenin mealinde de görüldüğü gibi, Cenab-ı Hak daha Hz. Âdem (as)&#8217;i yaratmadan önce insan nevini yeryüzünde var edeceğini haber vermektedir. Yani insanların cennette değil de, dünyada yaşayacaklarını bildirmektedir. Şeytanın Hz. Âdem (as)&#8217;i aldatması, insanın dünyaya gönderilmesine sadece bir sebep olmuştur.<br />
<br style="box-sizing: inherit;" /><br />
Diğer taraftan, meleklerden farklı olarak insana nefis ve şehevi hisler verilmiştir. Bu hislerin akislerinin görülmesi için insanların dünyaya gönderilmesi, onlara bazı sorumlulukların verilmesi ve bir imtihana tabi tutulması gerekliydi. Ta ki, insan bu imtihan ve tecrübe sonunda ya cennete layık bir kıymet alsın, yahut cehenneme ehil olacak bir vaziyete girsin.<br />
<br style="box-sizing: inherit;" /><br />
Kur&#8217;an&#8217;da geçen kelimelerin hangi anlamda kullanıldığı çok önemlidir. Peygamberlerin masum olduğu düşünülürse bunun kesinlikle bilinçli bir isyan olmadığı açıkça anlaşılır. Nitekim bundan önceki ayetlerde olay anlatılırken Hz. Adem (as)&#8217;in bu sözü unuttuğu belirtilir:</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
&#8220;Doğrusu bundan önce Âdem&#8217;e (bu ağaçtan yeme diye) emrettik, fakat unuttu ve biz onda bir azim (bir kararlılık) bulmadık.&#8221;&nbsp;(Taha, 20/115)</div>
</blockquote>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Demek Hz. Adem (as)&#8217;in bu davranışı Allah&#8217;ın emrine karşı gelmek gibi bilinçli bir hareket değildir. Bu nedenle ayeti bizim anladığımız isyan olarak değil şöyle anlamak mümkündür:</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
&#8220;Bunun üzerine ikisi de o ağaçtan yediler. Hemen ayıp yerleri kendilerine açılıp görünüverdi. Ve üzerlerine cennet yaprağından örtüp yamamaya başladılar. Âdem Rabbinin emrinden çıktı da şaşırdı.&#8221;&nbsp;(Taha, 20/121)</div>
</blockquote>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Peygamberler günah işlemez<br />
<br style="box-sizing: inherit;" /><br />
Günahlar, büyük ve küçük olmak üzere iki kısımdır. Büyük günahların başlıcaları şunlardır:&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">Adam öldürme, zina, içki içme, ana babaya karşı gelme, kumar, yalancı şahitlik, dine zarar verecek bid&#8217;atlara taraftar olmak.</em>1<br />
<br style="box-sizing: inherit;" /><br />
Bütün peygamberler gerek peygamberliklerinden önce, gerekse peygamberliklerinden sonra hiçbir şekilde büyük günah işlememişlerdir.<br />
<br style="box-sizing: inherit;" /><br />
Ancak, bazı peygamberler hata yoluyla, unutmak veya daha iyiyi terk etmek suretiyle bizim bildiğimiz şeklin dışında&nbsp;&#8220;zelle&#8221;&nbsp;denen bazı hatalar işlemişlerdir.2 Hz. Adem (as)&#8217;in cennette iken yasak ağacın meyvelerinden yemesi zelleye misal olarak verilebilir. Hz. Âdem (as), yasak meyvelerden yemekle bizim bildiğimiz mânâda bir günah işlememiş, daha iyi olanı terk etmiştir. Neticede de, bu hatalarından dolayı cennet nimetlerinden mahrum kaldılar. Cennette günah ve sevap mefhumunun olmaması bu günahın, bilinenden başka bir şeklinin olduğu da anlaşılır.<br />
<br style="box-sizing: inherit;" /><br />
<em style="box-sizing: inherit;">Cennet nimetlerinden birisi de, orada&nbsp;&#8220;tuvalete gitme&#8221;&nbsp;gibi bir ihtiyacın mevcut olmadığıdır.</em>3 Cennette yenip içilen şeylerin artıkları olmadığından Hz. Âdem (as) ve Havva, cennette büyük ve küçük abdest yapmıyorlardı. Avret mahalleri elbise veya bir nurla kendilerinden gizlenmişti.4 Yasak ağacın meyvelerinden yemeleri avret yerlerinin açılmasına, küçük ve büyük abdest gibi eza verecek şeylere sebep olacağı için Cenab-ı Hak o ağaçtan yemelerini men etmişti.5 Nitekim, yasak ağacın meyvelerini yedikleri anda, daha önce hiç görmedikleri avret yerleri açılıverdi. O yerlerin açılması uygun olmadığı için yaprakla örtünmeye başladılar.6<br />
<br style="box-sizing: inherit;" /><br />
<em style="box-sizing: inherit;">Hz. Âdem (as)&#8217;in yasak ağacın meyvesinden yiyerek cennetten çıkarılmasında kaderin hissesini unutmamak gerekir.&nbsp;</em>Çünkü, Cenab-ı Hakk&#8217;an insanı yaratmasındaki hikmet ve maksadın gerçekleşmesi, ancak Hz. Âdem (as) ve Havva&#8217;nın cennetten yeryüzüne inmesiyle mümkün olmuştur. Ebu&#8217;l-Hasen-i Şâzelî, Hz. Âdem (as)&#8217;in zellesi hakkında şöyle der:</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
<em style="box-sizing: inherit;">&#8220;Ne hikmetli bir günah ki, kıyamete kadar gelecek insanlara tevbenin meşru kılınmasına sebep olmuştur.&#8221;</em>7</div>
</blockquote>
<p>Kaynak: www.sarularlaislamiyet.com</p>
<div class="separator" style="clear: both; text-align: center;">
<iframe loading="lazy" allowfullscreen="" class="YOUTUBE-iframe-video" data-thumbnail-src="https://i.ytimg.com/vi/BCV9-kdNQns/0.jpg" frameborder="0" height="366" src="https://www.youtube.com/embed/BCV9-kdNQns?feature=player_embedded" width="520"></iframe></div>The post <a href="https://ateistlerecevap.org/hzademin-cezasn-neden-ben-cekiyoru/" data-wpel-link="internal">Hz.Adem'in Cezasını Neden Ben Çekiyorum?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ateistlerecevap.org/hzademin-cezasn-neden-ben-cekiyoru/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Allah Neden Şeytana İzin Verdi?</title>
		<link>https://ateistlerecevap.org/allah-neden-seytana-izin-verdi/</link>
					<comments>https://ateistlerecevap.org/allah-neden-seytana-izin-verdi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ateistlere Cevaplar]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 27 Jan 2017 08:37:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[ögüt]]></category>
		<category><![CDATA[Sorular]]></category>
		<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.ateistlerecevap.org/?p=110</guid>

					<description><![CDATA[<p>Aslında yaptıklarından ve yarattıklarından dolayı&#160;&#8220;kimse Allah&#8217;a hesap soramaz&#8221;&#160;(Enbiya, 21/23)&#160;Ancak bizler, insan olmanın gereği olarak her konuda olduğu gibi, bu konuda da Hz. İbrahim (as) gibi,&#160;&#8220;kalbimizin tatmin olmasını&#8221;&#160;(Bakara, 2/260)&#160;istiyoruz. İşte bu yüzden de aklımıza ister istemez şu soru geliyor: &#8211; Öyleyse neden, Allah şeytanı ve kötülükleri yaratmış da bize musallat etmiş? Kötülüğü yaratmak kötü, şerri yaratmak [&#8230;]</p>
The post <a href="https://ateistlerecevap.org/allah-neden-seytana-izin-verdi/" data-wpel-link="internal">Allah Neden Şeytana İzin Verdi?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div class="separator" style="clear: both; text-align: center;">
<a href="https://3.bp.blogspot.com/-chdv5vc6Stc/WIsHfNpQgQI/AAAAAAAAFRM/4i6I62QVOLcF60QAp8txVVSt6qtLFpPkACLcB/s1600/Allah%2BneDEN%2B%25C5%259EEYTANA%2B%25C4%25B0Z%25C4%25B0N%2BVERD%25C4%25B0.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;" data-wpel-link="external" rel="nofollow external noopener noreferrer"><img loading="lazy" decoding="async" border="0" height="278" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2017/01/AllahneDENC59EEYTANAC4B0ZC4B0NVERDC4B0.jpg" width="400" /></a></div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Aslında yaptıklarından ve yarattıklarından dolayı&nbsp;&#8220;kimse Allah&#8217;a hesap soramaz&#8221;<em style="box-sizing: inherit;">&nbsp;(Enbiya, 21/23)</em>&nbsp;Ancak bizler, insan olmanın gereği olarak her konuda olduğu gibi, bu konuda da Hz. İbrahim (as) gibi,&nbsp;&#8220;kalbimizin tatmin olmasını&#8221;&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">(Bakara, 2/260)</em>&nbsp;istiyoruz. İşte bu yüzden de aklımıza ister istemez şu soru geliyor:</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
<em style="box-sizing: inherit;">&#8211; Öyleyse neden, Allah şeytanı ve kötülükleri yaratmış da bize musallat etmiş? Kötülüğü yaratmak kötü, şerri yaratmak da şer değil mi?</em></div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Hemen ifade edelim ki, şerrin yaratılması şer değildir; şerri işlemek şerdir.&nbsp;Çünkü Allah bir şeyi şer olsun diye yaratmıyor; hayır olsun diye yaratıyor. Allah&#8217;ın hayır olarak yarattığı şeyleri de bizler hakkımızda şerre çeviririz. Mesela, şeytan ateşten yaratılmıştır ve bu konuda en güzel örnek de ateştir. Ateşin yaratılması şer değildir, ancak ona dokunmak şerdir. İnsan ateşi muhafaza altına alırsa ondan faydalanır; aksi hâlde zarar görür.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Buna bir başka örnek de yağmurdur. Yağmurun gelmesinin binlerle neticeleri var, bütünü de güzeldir. Tedbirsizliği yüzünden bazıları yağmurdan zarar görseler,<em style="box-sizing: inherit;">&nbsp;&#8220;Yağmurun yaratılması rahmet değildir.&#8221;</em>&nbsp;diyemezler ve&nbsp;&#8220;şerdir&#8221;&nbsp;diye hükmedemezler.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Allah Teâla günah işleme kabiliyeti olmayan meleklerle, hiç sorumlu olmayan hayvanları yaratmıştır. Bu iki varlıktan başka, hem melekleri geçecek kadar mükemmel, hem de aklı olmayan hayvanlardan daha aşağı olacak kadar kötü olma özelliğindeki insanı yaratmıştır. Bu noktada insanın terakkisine yol açmak üzere şeytana fırsat tanınmış ve insana kötülüğü emreden bir nefis verilmiştir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Dünya ahiretin tarlasıdır.&nbsp;Ahiretin iki menzili olan cennet de cehennem de insanların imanlarının ve amellerinin meyvesi olacaktır. Bunun için insan nevi bir imtihana tabi tutulmuştur.&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">Hayatını iman ve sahil amel üzere&nbsp;geçirip bütün işlerini istikamet üzere gören insanlar, cennete layık bir kıymet alırlar.</em>&nbsp;Aksi yolda gidenler ise cehennem ehli olurlar.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
İnsan, nefsine uymaz ve şeytanı dinlemezse manen terakki eder ve meleklerden daha yüce bir makama erebilir. Aksini yaptığı taktirde de hayvanlardan daha aşağılara düşebilir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Bilindiği gibi, elmasla kömürün aslı karbondur. Ancak diziliş farklılığından dolayı biri elmas diğeri kömür olmuştur. Aynı şekilde insanların da aslı birdir. Bütün insanlar aynı maddi ve manevi cihazlarla donatılmışlardır. Ancak, bunların doğru yahut yanlış kullanılmalarıyla insanlar arasındaki farklılık ortaya çıkmış ve toplumda elmas ruhlular yanında kömür ruhlular da ortaya çıkmıştır.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Meselenin bir başka boyutu da şudur. İnsan, şeytana uymakla kendini zarara soktuğu gibi,<em style="box-sizing: inherit;">&nbsp;&#8220;Sebep olan işleyen gibidir.&#8221;&nbsp;</em>kaidesine göre bu işte şeytan da büyük bir sorumluk altına girer ve cehennemdeki azabını artırmış olur. İnsanları yoldan çıkarmak üzere kendisine tanınmasını istediği fırsat, başına bela olacak ve istikametten saptırdığı kişilerin azaplarının bir katı da ona tattırılacaktır.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Cenab-ı Hak dileseydi şeytana bu fırsatı vermeyebilirdi. O zaman onun görevini de insan nefsi üstlenmiş olurdu. Sonuç değişmezdi. Kendisine insanları yoldan çıkarmak için çalışma fırsatının verilmesiyle şeytan büyük bir zarara uğramış, tabiri caizse, küstahlığının cezasını böylece görmüştür.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Kaynak: www.sarularlaislamiyet.com</div>
<div class="separator" style="clear: both; text-align: center;">
<iframe loading="lazy" allowfullscreen="" class="YOUTUBE-iframe-video" data-thumbnail-src="https://i.ytimg.com/vi/RVqwpy2bfCA/0.jpg" frameborder="0" height="366" src="https://www.youtube.com/embed/RVqwpy2bfCA?feature=player_embedded" width="520"></iframe></div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
</div>The post <a href="https://ateistlerecevap.org/allah-neden-seytana-izin-verdi/" data-wpel-link="internal">Allah Neden Şeytana İzin Verdi?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ateistlerecevap.org/allah-neden-seytana-izin-verdi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Allah nerede?</title>
		<link>https://ateistlerecevap.org/allah-nerede/</link>
					<comments>https://ateistlerecevap.org/allah-nerede/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ateistlere Cevaplar]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 27 Jan 2017 08:35:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[ögüt]]></category>
		<category><![CDATA[Sorular]]></category>
		<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.ateistlerecevap.org/?p=111</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bu konuyla ilgili bilgiyi İmam Beyhaki’de görüyoruz. Özeti şudur: Ebu Hanife kendisine&#160;&#8220;Allah nerededir?&#8221;&#160;diye soran kadına:&#160;&#8220;Allah Subhanehu ve Teala sema&#8217;dadır, yerde değil.&#8221;&#160;cevabını verdi. Bunun üzerine adamın biri:&#160;&#8220;Peki, Allah&#8217;ın:&#160;&#8220;O bizimle beraberdir.&#8221;&#160;(Hadid, 57/4), sözüne&#160;ne dersin?&#8221;&#160;deyince:&#160;&#8220;Bu, senin bir kimseye mektup yazıp&#160;&#8216;Ben seninle beraberim.&#8217;&#160;demen gibidir. Halbuki sen onun yanında değilsin.&#8221;&#160;cevabını verdi.(bk. Beyhaki, el-Esma ve&#8217;s-Sıfat, 2/238). Konuyu seslendiren Beyhakî’nin bizzat kendisi, [&#8230;]</p>
The post <a href="https://ateistlerecevap.org/allah-nerede/" data-wpel-link="internal">Allah nerede?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div class="separator" style="clear: both; text-align: center;">
<a href="https://4.bp.blogspot.com/-qHvCgc0Oy9c/WIsBmF5-N1I/AAAAAAAAFRA/-7qTVygBpksrHghaVb--glAEOAnkagIjwCEw/s1600/Allah%2Bnerede.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;" data-wpel-link="external" rel="nofollow external noopener noreferrer"><img loading="lazy" decoding="async" border="0" height="278" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2017/01/Allahnerede.jpg" width="400" /></a></div>
<div class="separator" style="clear: both; text-align: center;">
</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Bu konuyla ilgili bilgiyi İmam Beyhaki’de görüyoruz. Özeti şudur:</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Ebu Hanife kendisine<em style="box-sizing: inherit;">&nbsp;&#8220;Allah nerededir?&#8221;&nbsp;</em>diye soran kadına:&nbsp;&#8220;Allah Subhanehu ve Teala sema&#8217;dadır, yerde değil.&#8221;&nbsp;cevabını verdi. Bunun üzerine adamın biri:&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">&#8220;Peki, Allah&#8217;ın:</em><em style="box-sizing: inherit;">&nbsp;</em>&#8220;O bizimle beraberdir.&#8221;&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">(Hadid, 57/4)</em>, sözüne&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">ne dersin?&#8221;&nbsp;</em>deyince:&nbsp;&#8220;Bu, senin bir kimseye mektup yazıp<em style="box-sizing: inherit;">&nbsp;&#8216;Ben seninle beraberim.&#8217;&nbsp;</em>demen gibidir. Halbuki sen onun yanında değilsin.&#8221;&nbsp;cevabını verdi.<em style="box-sizing: inherit;">(bk. Beyhaki, el-Esma ve&#8217;s-Sıfat, 2/238).</em></div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Konuyu seslendiren Beyhakî’nin bizzat kendisi, İmam Azam&#8217;la ilgili bu rivayetin doğruluğundan emin değildir. Bu tereddüdünü&nbsp;“eğer bu rivayet doğru ise&#8230;”&nbsp;kaydıyla göstermiştir<em style="box-sizing: inherit;">.(bk. ilgili yer)</em>.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Beyhakî’ye göre&nbsp; şayet bu rivayet doğru olsa bile, bunun anlamı gerçekten gökte olduğu anlamına gelmez.&nbsp; İmam Azam, bu ifadeyi,&nbsp; Kur’an’da Allah hakkında kullanılan&nbsp;“gökte olan&#8230;”<em style="box-sizing: inherit;">(Mülk, 67/16,17)&nbsp;</em>mealindeki&nbsp; ayetten ötürü kullanmıştır.<em style="box-sizing: inherit;">(bk. ilgili yer).</em>&nbsp;Bu ayetin manası ise, gerçekte Allah’a bir mekan izafe etmek değil, onun yüceler yücesi bir varlık olduğu gerçeğidir. İnsanlara göre gök kavramı,&nbsp; hâkimiyeti, üstünlüğü ve yüceliği ifade eder.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Kanaatimizce, söz konusu rivayette yer alan&nbsp;“İmam Azam yedi gün sonra ancak kadına cevap verebildi.”&nbsp;ifadesi, bu rivayetin doğru olmadığının açık göstergesidir. Çünkü böyle bir soruya cevap vermek için yedi gün beklemek İmam Azama yakışmaz. Nitekim, Beyhakî’nin aynı yerde diğer bir rivayete dayanarak ifade ettiği gibi, bu konuda İmam Azamın görüşü ehlisünnet görüşüdür.</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
“Allah vardı, onunla birlikte hiçbir şey yoktu.”<em style="box-sizing: inherit;">&nbsp;(Kenzu’l-ummal, h. No: 29850; bk.&nbsp;Buhârî, Megâzî, 67, 74, Bed&#8217;u&#8217;l-Halk 1, Tevhid 22; Tirmizî, Menâkıb, 3946.)</em></div>
</blockquote>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
mealindeki hadisten anlaşılacağı üzere, yer ve göklerin de içinde bulunduğu yaratılmış varlıktan hiç bir eser yokken, Allah vardı ve tabiatıyla gökte değildi. Zaten Ezelî olmanın anlamı da budur.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
&#8220;Allah zaman ve mekandan münezzehtir.&#8221;&nbsp;inancı Ehl-i sünnetin temel akidesidir. Bu sözü bir kafirin uydurduğu ve bu sözden dolayı öldürüldüğü, şeklindeki iddia bir uydurmadır. Aslı astarı yoktur.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Mezhep imamlarının ve o mezheplere tabi milyonlarca alimin görüşlerini bir tarafa atarak, kendi düşüncelerini&nbsp;“selef/selefiye”&nbsp;adı altında ümmete dayatmaya çalışan bir zümrenin aktif gayretleri bilinmektedir. Bu düşüncelerini tasdik ettirmek için de İmam Azam gibi büyük müçtehitlerin bazı sözlerini cımbızla alıp, eğip bükerek, kendilerine delil getiriyorlar. Bu cümleden olarak, Hanefî Mezhebi&#8217;nin alimleri arasında yer alan Şerhul Akidetul Tahaviye sahibinin görüşüşlerini kendilerine uygun buldukları için oradan bolca istifade ediyorlar. Halbuki, bu kişi,&nbsp; İbn Teymiye’nin fikirlerinin etkisinde kalmış bir kimsedir. Bu sebeple, Tahavî’nin demediği şeyleri de anti parantez olarak kitaba sokuşturarak kendi düşüncelerini yaymaya çalışmıştır.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Bununla beraber, kim söylerse söylesin, ehlisünnet ve cemaatin umumî caddesinin dışına çıkanlar, insanlara yarardan çok zarar veririler.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
&#8211; Öncelikle şunun altını çizmeliyiz&nbsp;ki, bu zümrenin sık, sık kullandıkları&nbsp;“Selef alimleri şöyle dedi.”&nbsp;şeklindeki kestirip atmaları, isabetli bir tavır değildir. Selef deyince sanki&nbsp;“Selef efendi”&nbsp;adında bir kimseden söz ediliyormuş gibi, bir tek düşünceden bahsediliyor. Oysa ehl-i ilim ve erbab-ı basiret çok iyi bilirler ki, gerek sahabiler, gerek tabiinler ve gerekse&nbsp; tebe-i tabiin olsun, hepsinin pek çok meselede farklı görüşleri, farklı içtihatları ve ayetlerle ilgili farklı yorumları vardır. Hepsi de selef alimlerinden olan meşhur fıkhî mezheplerin varlığı, bunun açık göstergesidir. Sahabilerin birbirinden farklı içtihat yaptıkları ehl-i ilme gizli değildir.&nbsp;Demek ki, “selef böyle dedi, şöyle dedi” gibi toptancı ifadeler asla doğru değildir.&nbsp;Hatta yanlış bir yönledime olacağından bunu söyleyenlerin sorumlu olacakları da unutulmamalıdır. İslam’ın fikir özgürlüğüne verdiği değer ölçüsüne de aykırıdır. Kur’an ayetlerini tedebbür ve tefekkür etmeyi emreden ayetlerin emirlerine karşı da ciddi bir saygısızlık ifadesidir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
&#8211; İkincisi:&nbsp;Selef alimlerinin hiç biri, söz gelişi&nbsp;“Arşa istiva”yı teşbih ve tecsimi andıran bir manaya yorumlamamıştır; dedikleri şey,&nbsp;“Bu tür ifadeler müteşabihtir, iman ederiz, gerçek anlamlarını Allah’a havale ederiz.”&nbsp;şeklindedir. Oların bu görüşlerini özetleyen İmam Malik’in şu sözleri meşhurdur. Adam’ın biri İmam Malik’e&nbsp;“Arşa istiva”&nbsp;konusunu sorduğunda imam cevap olarak:&nbsp;“İstiva malumdur, keyfiyeti meçhuldur, onu sorgulamak bidattir&#8230;”&nbsp;demiştir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
&#8211; Üçüncüsü:&nbsp;Hz. Ali (ra)&nbsp;“Gerçekleri öyle anlatınız ki, Allah ve Resulü (asm) yalanlanmasın.”&nbsp;demiştir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Bu kurala göre, daha önceki zamanlarda bu tür müteşabih konuları o dönemin safvetine/insanların duygular açısından arı ve duru olan durumlarına halel vermemek için, onların bilgisini Allah’a havale etmek uygun olabilirdi. Ancak, felsefenin her tarafa yayıldığı, İslam’a aykırı bir çok yanlış düşüncenin zemin bulduğu sonraki devirlerde, aynı metot kullanılsaydı, Hz. Ali’nin bu tavsiyesine, İslam’ın&nbsp; tebliğ metoduna, evrensel mesajının&nbsp; hakkıyla anlaşılmasına taban tabana zıt bir hal olurdu.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
&#8211; Dördüncüsü:&nbsp;İmam Azam dahil, ehlisünnetin ortak akidesine göre, Allah’ın selbî sıfatlarından bir sıfatı da&nbsp;“muhalefetun lil havadis”dir. Yani Allah, yaratıkların hiçbirine benzemez.&nbsp;“Allah’ın benzerinin olmadığını”&nbsp;ifade eden ayette bu husus vurgulanmıştır.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Arşa istiva,&nbsp;bazılarının sandığı gibi bir hakikat olarak telakki edilse, Allah’ın maddi bir varlık olarak tasavvur etmek lazım gelir ki, ehlisünnetin akidesine aykırıdır. Fakat bunu mecaz bir ifade olarak Allah’ın bütün varlıklar üzerindeki saltanatının manevî bir simgesi olarak, kabul etmekte ne dine bir aykırılığı, ne ayetin açık ifadesine bir tezatlığı ve ne de Kur’an’daki Allah tasavvuruna bir zıddiyeti vardır. Ve üstelik böyle bir anlayışın ortaya konmasıyla, bu günkü insanların zihninde yanlış bir Allah tasavvurunun önüne de geçilmiş olur.</div>
<div class="separator" style="clear: both; text-align: left;">
Kaynak: www.sorularlaislamiyet.com</div>
<div class="separator" style="clear: both; text-align: left;">
</div>
<div style="text-align: center;">
<iframe loading="lazy" allowfullscreen="" class="YOUTUBE-iframe-video" data-thumbnail-src="https://i.ytimg.com/vi/twRKRiCuOMA/0.jpg" frameborder="0" height="366" src="https://www.youtube.com/embed/twRKRiCuOMA?feature=player_embedded" width="520"></iframe></div>
<div class="separator" style="clear: both; text-align: left;">
</div>The post <a href="https://ateistlerecevap.org/allah-nerede/" data-wpel-link="internal">Allah nerede?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ateistlerecevap.org/allah-nerede/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Allah Egoist midir? Neden ona ibadet etmizi istiyor ve etmezsek cehennem ile tehdit ediyor?</title>
		<link>https://ateistlerecevap.org/allah-egoist-midir/</link>
					<comments>https://ateistlerecevap.org/allah-egoist-midir/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ateistlere Cevaplar]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 27 Jan 2017 08:07:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[ögüt]]></category>
		<category><![CDATA[Sorular]]></category>
		<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.ateistlerecevap.org/?p=112</guid>

					<description><![CDATA[<p>Allah Egosit midir? Soru: Allah neden hep onu zikretmemizi onu anmamızı ona dua etmemizi istiyor .Biz onu zikredersek onun için ne değişir peki onun için hiç birşey değişmiyorsa neden onu zikredip ona ibadet etmemizi istiyor ve ibadet etmediğimiz zaman bizi cehennem ateşi ile tehdit ediyor? Cevap: Öncelikle bizim Allah&#8217;a ibadet ettiğimiz zaman Allah bir şey [&#8230;]</p>
The post <a href="https://ateistlerecevap.org/allah-egoist-midir/" data-wpel-link="internal">Allah Egoist midir? Neden ona ibadet etmizi istiyor ve etmezsek cehennem ile tehdit ediyor?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"><a style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;" href="https://3.bp.blogspot.com/-3AN-sGjMrO0/WIr6La53RRI/AAAAAAAAFQs/z5S3hCA20PkB2J7mFY_xxmlqmyiJVfZlwCLcB/s1600/metal-scratches-oldH%25C3%2596.jpg" data-wpel-link="external" rel="nofollow external noopener noreferrer"><img loading="lazy" decoding="async" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2017/01/metal-scratches-oldHC396.jpg" width="400" height="350" border="0" /></a></div>
<div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"></div>
<div class="separator" style="clear: both; text-align: left;"><b>Allah Egosit midir?</b></div>
<div class="separator" style="clear: both; text-align: left;">Soru: Allah neden hep onu zikretmemizi onu anmamızı ona dua etmemizi istiyor .Biz</div>
<div class="separator" style="clear: both; text-align: left;">onu zikredersek onun için ne değişir peki onun için hiç birşey değişmiyorsa neden onu zikredip ona ibadet etmemizi istiyor ve ibadet etmediğimiz zaman bizi cehennem ateşi ile tehdit ediyor?</div>
<div class="separator" style="clear: both; text-align: left;"></div>
<div class="separator" style="clear: both; text-align: left;">Cevap: Öncelikle bizim Allah&#8217;a ibadet ettiğimiz zaman Allah bir şey kazanmaz veya kaybetmez o bizi düşündüğü için ona ibadet etmemizi ister bir örnek ile açıklayayım akılda daha kalıcı olur.</div>
<div class="separator" style="clear: both; text-align: left;"></div>
<blockquote class="tr_bq">
<ul>
<li>Varsayalım ki anneniz kalp hastası eğer onu tedavi ettirmez isen ölecek doktor sana &#8220;X&#8221; ilacını öneriyor peki doktor sana &#8220;X&#8221; ilacını tavsiye ettiği zaman bir karı oldu mu hayır, bir çıkarı oldu mu hayır, sadece senin iyiliğin için sana o ilacı önerdi.</li>
</ul>
</blockquote>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;"><em style="box-sizing: inherit;">&#8211; “Egoist” demek, sadece kendini düşünen, kendi menfaatini ön planda tutan, yalnız kendini nazara veren demektir.</em></div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Oysa Allah’ın bu kadar nimetleri insanlar için hazırlaması, yeryüzünü bin bir çeşit nimetlerle donatılmış bir sofra halinde sergilemesi, onun kullarına, yaratıklarına, sanatına ne kadar değer verdiğini ve sonsuz rahmetini göstermektedir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">&#8211; Allah kendini Samed<em style="box-sizing: inherit;"> (İhlas suresi, 2) </em>olarak nitelemiştir. Samed demek, her şeyin kendisine muhtaç olduğu, fakat kendisinin hiçbir şeye muhtaç olmadığı varlık demektir. Hiçbir şeye muhtaç olmayan ve her şeyin kendisine muhtaç olduğu ve kendisinin bütün bu muhtaçların ihtiyaçlarını fiilen yerine getirdiği gözle görülen yüceler yücesi Allah hakkında “egoist” demek, vicdan ve insaf ölçülerinden fersah fersah uzaklaşmak anlamına gelir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Bu konuda yüzlerce ayetten sadece aşağıdaki ayeti ön yargısız okumanızı tavsiye ederiz:</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid #b6ff6d; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;"><em style="box-sizing: inherit;">“Göklerin ve yerin</em> yaratılışında, <em style="box-sizing: inherit;">gece ile gündüzün</em> sürelerinin değişmesinde, <em style="box-sizing: inherit;">insanlara fayda sağlamak üzere</em> denizlerde <em style="box-sizing: inherit;">gemilerin</em> süzülüşünde, Allah’ın gökten indirip kendisiyle ölmüş yeri canlandırdığı <em style="box-sizing: inherit;">yağmurda</em> ve yeryüzünde hayat verip yaydığı <em style="box-sizing: inherit;">canlılarda, rüzgarların</em> yönlerini değiştirip durmasında, gökle yer arasında emre hazır <em style="box-sizing: inherit;">bulutların</em> duruşunda, <em style="box-sizing: inherit;">elbette aklını çalıştıran kimseler için Allah’ın varlığına ve birliğine nice deliller</em> vardır.”<em style="box-sizing: inherit;"> (Bakara, 2/164)</em></div>
</blockquote>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">&#8211; Allah’a -haşa- “egoist” diyen insanların varlığı bile, Kur’an’ın defalarca Allah’ın kudretini vurgulamasının ne kadar doğru ve isabetli olduğunun en açık göstergesidir. Bugün binlerce insan hâlâ Allah’ın varlığında, sonsuz ilim ve kudretinde tereddüt gösteriyorsa, Kur’an’daki bu konuların tekrar tekrar vurgulanmasının ne kadar haklı olduğunu göstermektedir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">&#8211; Allah, hiç şüphesiz hiç kimsenin ne övgüsünden ne de yergisinden etkilenir. Ancak, o sonsuz rahmetiyle kullarının edepli olmalarını, insan gibi insan olmalarını ve cennet için ortaya koyduğu kriterlere uygun bir performans göstermelerini istediği için, defalarca insanları uyarıyor, kendi isimlerinin tecellilerine dikkat çekiyor.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Mesela<em style="box-sizing: inherit;"> -ayet manalarının özetiyle-</em> diyor ki, bakın: bu kâinatı yaratmak sonsuz ilim ve kudreti gerektirir. Madem kâinat var, öyleyse sonsuz ilim ve kudret sahibi Allah da vardır. Öyleyse, bu kâinatın tesadüf oyuncağı olarak ortaya çıktığını düşünerek hem size verdiğim aklınıza hakaret etmiş hem de Allah’ın sonsuz ilim ve kudretini görmeyen bir körlüğe düşmüş olursunuz. Çünkü;</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Çok iyi biliyor ve görüyorsunuz ki, bir tek harf yazarsız olmaz, bir iğne bile ustasız olmaz, bir köy bile muhtarsız/idarecisiz olmaz.. Mesele bu kadar açık iken, nasıl olur da -örneğin- yüz trilyon hücreden meydana gelen insan gibi harika bir kitabı yazarsız düşünebiliyorsunuz!..</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Nasıl olur da -mesela- kâinat çapında görülen harika sanat tablolarını ustasız olduğu ihtimaline kapılabiliyorsunuz?!.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Ve nasıl olurda -örneğin- milyarlar seneden beri hiçbir trafik kazasına meydan vermeden hareket eden, güneş sistemin -güneşiyle, ayı ile, yerküresiyle, atmosferiyle- yüzlerce hikmetli ve gayeli işleri başarmak için gösterdiği bu harika görev aşkını, ödev performansını tesadüfe verebiliyorsunuz?!.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">&#8211; Madem -bu saydığımız- ilmi gerçeklerin tanıklığıyla, bu kâinatın/evrenin şahadetiyle Allah’ın sonsuz ilim ve kudreti vardır, öyleyse aynı kudretle sizi tekrar diriltip hesaba çekeceğinden asla şüphe etmeyin. Sonra size yazık olur, bu cehaletinizin cezasını ağır ödeyeceksiniz.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">&#8211; Şimdi bu kadar önemli bir konuda bu uyarıları tekrar etmeyi Allah’ın kullarına olan sonsuz merhametini düşünmeyip, “egoistlik” olarak değerlendirmenin elbette bir hesabı olacaktır.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">&#8211; İlginçtir, Kur’an’da sözlü olarak tekrar edilen aynı sonsuz rahmetin ontolojik olarak yapılan tekrarlarına kimse itiraz etmiyor. Örneğin kimse kalkıp da:</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid #b6ff6d; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;"><em style="box-sizing: inherit;">“Niçin her gün güneş tekrar edip doğuyor..<br style="box-sizing: inherit;" />Niçin her gün çeşitli nimetler bize ikram ediliyor..<br style="box-sizing: inherit;" />Niçin bizim akciğerlerimiz atmosferdeki oksijen tüpüne bağlanmış her saniye tekrar tekrar nefes almamızı sağlıyor..<br style="box-sizing: inherit;" />Niçin günde bir kaç kez bize su içiriliyor, yemek yediriliyor..<br style="box-sizing: inherit;" />Her gece neden uyutuluyoruz, ardından her sabah tekrar tekrar diriltiliyoruz.. “</em></div>
</blockquote>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">diye itiraz etmiyor..</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Çünkü bütün bunlar kudreti, hikmeti ve rahmeti sonsuz olan Allah’ın kullarına yaptığı iyilikler olduğunu, bunlar olmadan yaşamanın mümkün olmadığını biliyor da ondan itiraz etmiyor&#8230;</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">&#8211; Kur’an’da yer alan her bir tekrar gerçekte tekrar olmayıp, ilgili konuya yeni bir boyut kazandırmaya, işin ehli olanlara daha derin işaretler vermeye, gafil olanları şiddetle uyarmaya yöneliktir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">&#8211; Şimdi bir doktor, defalarca bir hastayı muayene etse, tekrar tekrar tahlillerini yaptırsa, günde defalarca bir ilacı almasını tavsiye etse, söz konusu hasta <em style="box-sizing: inherit;">-aklı varsa- </em>bundan memnun olmaz mı?</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">&#8211; Bir anne-babanın o inkâr edilmez şefkatlerinin bir gereği olarak çocuklarını her gün bazı kötülüklerden uzak durmasını tavsiye etmelerini “egoist” olduklarına verilebilir mi?</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Bir öğretmenin talebelerine her gün derslerini iyi çalışmalarını söylemesini “egoist” olduğuna yorumlanabilir mi?</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Bir komutanın her gün askerlerine talim yaptırması “egoist” olduğuna kanıt gösterilebilir mi?</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">&#8211; Peki her gün defalarca maddi bedenimiz için gıdalar alıyoruz da manevi -rahi, aklî, vicdanî- bünyemiz için maddi gıdalardan daha elzem olan manevi gıdaları, yani Allah’ın o şefkat dolu emir ve yasaklarından ibaret olan Kur’an’da tavsiyelerini nasıl olur da bir fazlalık olarak değerlendirebiliriz?..</div>
<p>&#8211; Son olarak söyleyeceğimiz şudur: Önce Allah’a, Resulullah (asm)’a, Kur’an’a iman edelim ki, her gün defalarca kalbimizi tekrar tekrar bozan şeytanın bu gibi vesveselerine set çekelim.<br />
Aynen bu örnekteki gibi de Allah ou zikretmemizi istiyor çünkü bizi seviyor. Bu örnekler daha da çoğaltılabilir eğer tamin olmadıysanız yorumda belirtin.<br />
Konuyu daha iyi ve daha derin öğrenmek için aşağıdaki videoları izleyin.</p>
<div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"><iframe loading="lazy" class="YOUTUBE-iframe-video" src="https://www.youtube.com/embed/wKPfZZEA3PY?feature=player_embedded" width="520" height="366" frameborder="0" allowfullscreen="allowfullscreen" data-thumbnail-src="https://i.ytimg.com/vi/wKPfZZEA3PY/0.jpg"></iframe></div>
<div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"></div>
<div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"></div>
<div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"></div>
<p><iframe loading="lazy" class="YOUTUBE-iframe-video" src="https://www.youtube.com/embed/HwFftH8CnQw?feature=player_embedded" width="520" height="366" frameborder="0" allowfullscreen="allowfullscreen" data-thumbnail-src="https://i.ytimg.com/vi/HwFftH8CnQw/0.jpg"></iframe></p>The post <a href="https://ateistlerecevap.org/allah-egoist-midir/" data-wpel-link="internal">Allah Egoist midir? Neden ona ibadet etmizi istiyor ve etmezsek cehennem ile tehdit ediyor?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ateistlerecevap.org/allah-egoist-midir/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Allah&#039;ı (haşa) Kim yarattı?</title>
		<link>https://ateistlerecevap.org/allah-kim-yara/</link>
					<comments>https://ateistlerecevap.org/allah-kim-yara/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ateistlere Cevaplar]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 26 Jan 2017 16:08:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[ögüt]]></category>
		<category><![CDATA[Sorular]]></category>
		<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.ateistlerecevap.org/?p=113</guid>

					<description><![CDATA[<p>Allah&#8217;ı (haşa) Kim yarattı? Örnekler ile açıklama: Teselsülün muhal olduğuna dair bazı misaller takdim edelim: On-on beş vagonlu bir tren düşününüz. Bu vagonlardan herbirisini bir önceki vagon çeker. Ve nihayet iş lokomotife dayandığında artık&#160;&#8220;Lokomotifi kim çekiyor?&#8221;&#160;diye bir soru sorulamaz. Zira, çekip fakat çekilmeyen bir lokomotif olmazsa bu nizam bozulur ve hareket meydana gelmez. Aynı şekilde, [&#8230;]</p>
The post <a href="https://ateistlerecevap.org/allah-kim-yara/" data-wpel-link="internal">Allah'ı (haşa) Kim yarattı?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div class="separator" style="clear: both; text-align: center;">
<a href="https://2.bp.blogspot.com/-YbLWLa7I-Cw/WIoa5P9Z1tI/AAAAAAAAFQU/3wP-4y8GO4gaDd0MfEyHdgvBcGwEiT_6gCLcB/s1600/metal-scratches-oldJH.png" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;" data-wpel-link="external" rel="nofollow external noopener noreferrer"><img loading="lazy" decoding="async" border="0" height="250" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2017/01/metal-scratches-oldJH.png" width="400" /></a></div>
<p></p>
<div class="MsoNormal">
<b>Allah&#8217;ı (haşa) Kim yarattı?</b><br />
<b>Örnekler ile açıklama:</b></p>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Teselsülün muhal olduğuna dair bazı misaller takdim edelim:</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
On-on beş vagonlu bir tren düşününüz. Bu vagonlardan herbirisini bir önceki vagon çeker. Ve nihayet iş lokomotife dayandığında artık&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">&#8220;Lokomotifi kim çekiyor?&#8221;&nbsp;</em>diye bir soru sorulamaz. Zira, çekip fakat çekilmeyen bir lokomotif olmazsa bu nizam bozulur ve hareket meydana gelmez.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Aynı şekilde, bir şekerin nasıl yapıldığını sorsak, bize cevaben, şeker fabrikasında yapıldığı söylenecektir. Şeker fabrikasındaki âletlerin nerede yapıldığını sorduğumuzda onların da tezgâhları gösterilecektir. Sonunda mesele bir zatın ilmine, iradesine ve kudretine dayanmazsa, tezgâhın da tezgâhı sorulacak ve teselsüle gidilecektir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Diğer taraftan bir elma, tabiri caiz ise, elma fabrikası olan ağacında yapılmaktadır. Bu ağaç ise kâinat fabrikasında inşa edilmiştir. Eğer elma ağacının da kâinatın da yapılması sonsuz bir ilim ve kudret sahibine verilmezse, kâinat fabrikasına da bir fabrika, o fabrikaya da bir fabrika gerekecek ve çıkmaza girilecektir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Bir asker emri onbaşıdan, o da yüzbaşıdan ve başkumandan da padişahtan alır.&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">&#8220;Ya padişah kimden emir alıyor?&#8221;&nbsp;</em>şeklinde bir soru sorulamaz. Zira padişah da birinden emir alsa, o da asker derecesine iner ve emir aldığı zât padişah olur. Bu durumda birinci şahıs padişah değildir ki:<em style="box-sizing: inherit;">&nbsp;&#8220;Padişah kimden emir alıyor?&#8221;&nbsp;</em>diye bir soru sorulabilsin. Padişah denilince, emir veren, fakat emir almayan bir hükümdar akla gelir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Bu misâllerden anlaşıldığı gibi, bu kâinatın yaratılışının; zâtı, esması ve sıfatlarıyla ezelî ve ebedî olan Allah’ın ilim, irade ve kudretine dayanması zaruridir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
<em style="box-sizing: inherit;">&#8220;Cenâb-ı Hakk&#8217;ı -hâşâ- kim yarattı?&#8221;</em>&nbsp;diye firavunâne soru soranlar&nbsp;“teselsülün muhal oduğunu”&nbsp;bilmediklerini ve nefisleriyle bir demogoji yaptıklarını açığa vurmuş olurlar.</div>
<div style="box-sizing: inherit; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; margin-bottom: 1em;">
Detaylı açıklama</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Değerli kardeşimiz,</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Zamanımızda saf zihinleri bulandırmak, körpe dimağları ifsat etmek için ortaya atılan sorulardan biri de&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">&#8220;Bu mahlûkatı Allah yarattı, peki ya Allah&#8217;ı -hâşâ- kim yarattı?&#8221;&nbsp;</em>sorusudur.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Aynı soru müşrikler tarafından bizzat Peygamber Efendimize (asm.) sorulmuş ve bu soru üzerine Cebrail (as.), Allahü Azîmüşşân&#8217;dan İhlâs Sûresini cevap olarak getirmiştir. Bu sûre ile şirkin bütün nevileri kökünden kesilip atılıyor, tevhidin bütün mertebeleri en güzel bir şekilde izah ve ispat ediliyordu. Resûl-i Ekrem &nbsp;Efendimiz (asm.) de bu soruyu soran kimselere yine İhlâs Sûresi ile cevap verilmesini beyan buyurmuşlardır.(1)</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Biz de Resûlulluh’a (asm.) ittiba ederek bu soruya İhlâs Sûresi ile cevap vereceğiz. Cenâb-ı Hak İhlâs suresinde kendisini kullarına şöylece bildirmektedir:</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
&#8220;De ki: O Allah&#8217;dır, Ehad’dir. (O) Allah&#8217;tır, Samed&#8217;dir. Doğurmadığı gibi, doğmamıştır da.&nbsp; Hiçbir şey O&#8217;nun dengi (ve benzeri) değildir.&#8221;</div>
</blockquote>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Bu sûre Allah&#8217;ın varlığının, birliğinin, eşi ve dengi olmadığının en güzel, en cami bir ifadesidir ve Kur&#8217;ân-ı Kerîm&#8217;in tevhid noktasında bir özeti gibidir. Bu konudaki diğer âyet-i kerîmeler, bir bakıma bu sûrenin tefsiri hükmündedirler.&nbsp;</div>
<h2 style="box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 1.714rem; line-height: 1.2857em; margin: calc(2rem - 0.14285em) 0px 1rem; padding: 0px;">
“De ki: O Allah&#8217;dır, Ehad&#8217;dir.”</h2>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Âyet-i kerîmedeki Allah lâfzı Cenâb-ı Hakk&#8217;ın zâtına işaret etmekte,&nbsp;Ehad&nbsp;ise, O&#8217;nun birliğini ifade etmektedir. Burada şunu belirtmek gerekir,&nbsp;Ehad&nbsp;ism-i şerifi&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">&#8220;adet olarak&#8221;</em>&nbsp;bir demek olmayıp,&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">&#8220;yegâne birdir&#8221;, &#8220;tek birdir&#8221;, &#8220;şeriksiz birdir&#8221;, &#8220;kendinden başkası hep mahlûk olan&#8221;&nbsp;</em>manasına gelir. Yâni O&#8217;ndan başka bütün birler adet olarak birdirler, mahlûkturlar, mümkindirler.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Cenâb-ı Hakk&#8217;ın zâtının bir olduğunu, kudsî mahiyetinin hiçbir mahiyete benzemediğini, mekândan ve zamandan, cisimden ve cisme ait bütün özelliklerden münezzeh olduğunu ifade eder.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Cenâb-ı Hakk&#8217;ı&nbsp;&#8220;Ehad&#8221;&nbsp;olarak bilen bir insan<em style="box-sizing: inherit;">&nbsp;&#8220;O’nu kimin yarattığı&#8221;</em>&nbsp;gibi bir sorunun ne kadar saçma olduğunu hemen anlar. Böyle bir mü&#8217;mini hiçbir vehim ve vesvese şüpheye ve tereddüde düşüremez.</div>
<h2 style="box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 1.714rem; line-height: 1.2857em; margin: calc(2rem - 0.14285em) 0px 1rem; padding: 0px;">
&#8220;(O) Allah&#8217;tır, Samed&#8217;dir.&#8221;</h2>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
&nbsp;Yâni, O hiçbir şeye muhtaç değildir, her şey O’na muhtaçtır. Bütün istek ve arzulara cevap veren, bütün ihtiyaçları gideren yegâne merci O&#8217;dur.&nbsp;</div>
<h2 style="box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 1.714rem; line-height: 1.2857em; margin: calc(2rem - 0.14285em) 0px 1rem; padding: 0px;">
&#8220;Doğurmadığı gibi…&#8221;</h2>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Yani, Ehad ve Samed olan Allahü Teâlâ, evlâd sahibi olmaktan, doğurmaktan ve bölünüp &#8211; parçalanmaktan münezzehtir.&nbsp;</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
&#8220;Allahü Teâlâ,&nbsp;Ehad, Samed&nbsp;olduğu için tecezzi etmez, O&#8217;ndan ne bir cüz, ne bir cevher, ne bir madde kopup ayrılmaz, çıkmaz. O&#8217;nun cinsi, nevi, benzeri olmaz. Hiçbir ihtiyacı ve eksiği bulunmaz. Ancak O&#8217;nun ilminde bulunan her şey, yine O&#8217;nun yaratmayı dilemesiyle vücuda gelir. &#8216;Ol&#8217; demesiyle olur.&#8221;(2)&nbsp;</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
O Vahid-i Ehad bölünme ve parçalanmadan münezzeh olduğu için, kendi zâtından bir ilâh sudur etmesi muhaldir. Mahlûkatını ilmi, iradesi, kudreti ile yaratır. Yarattığı mahlûkatın O&#8217;na denk yahut O&#8217;ndan güçlü olması muhaldir.</div>
<h2 style="box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 1.714rem; line-height: 1.2857em; margin: calc(2rem - 0.14285em) 0px 1rem; padding: 0px;">
&#8220;…&nbsp;doğmamıştır da.&#8221;</h2>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Yâni, bir başkasından doğmamıştır, sonradan olmamıştır; evveli yoktur, ezelîdir. O&#8217;nun olmadığı bir zaman tasavvur edilemez.&nbsp;</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Bu ayet, Allahü Teâlâ hakkında babalığı, analığı, başkasından doğmuş olmayı reddetmekle, başta Hristiyanların&nbsp;&#8220;teslis&#8221;&nbsp;akidesi olmak üzere her türlü velediyet fikrini reddeder.&nbsp;</div>
<h2 style="box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 1.714rem; line-height: 1.2857em; margin: calc(2rem - 0.14285em) 0px 1rem; padding: 0px;">
&#8220;Hiçbir şey O&#8217;nun dengi (ve benzeri) değildir.&#8221;</h2>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Merhum Elmalılı Hamdi Efendi, bu âyetin tefsirinde şöyle buyurur:</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
<em style="box-sizing: inherit;">&#8220;Ne öncesinde doğuran bir sabıkı ve üstünü, ne de sonrasında doğmuş ve doğacak bir astı ve eki yoktur. Şan ve değer bakımından da O&#8217;na eşdeğer olacak hiçbir şekilde hiçbir denk mevcut değildir. Ne zatında, ne sıfatında hiçbir eşiti, hiçbir benzeri, ne zıtlaşacak, ne birleşek şekilde hiçbir eş, arkadaş, ortak veya rakip olmamıştır ve olamaz. Yani ezelde olmadığı gibi, bundan sonra da olmayacaktır. O&#8217;ndan başka bir&nbsp;&#8216;Vacibu&#8217;l-vücud&#8217;&nbsp;yoktur. Ezelde olmayınca sonradan olması da muhaldir. Bunu ihtara hacet yoktur. Çünkü sonradan olanlar hâdis ve mahluk olacağı için zaten O&#8217;na denk ve eşit olması mümkün değildir. Çünkü sonradan olanda ne kadar kemal farz edilirse edilsin yine de mahluktur.&#8221;</em>(3)</div>
</blockquote>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Sûrenin önceki âyetleri tevhidin bütün mertebelerini özet olarak ifade ettiği gibi, bu âyet-i kerîme de Cenâb-ı Hakk&#8217;ın zâtında benzeri, fiillerinde ortağı ve sıfatında misli bulunmadığını beyan ile şirkin akla gelebilecek bütün türlerini reddetmektedir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
İhlas suresinin kısa bir açıklamasını verdikten sonra, söz konusu soru hakkında şunları da ifade etmekte fayda görüyoruz:</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Şu varlık aleminin yaratıcısı ancak ve ancak vücudu vâcib, ezelî ve ebedî, zâtında ve sıfatlarında benzeri bulunmayan&nbsp;Allah&#8217;dır. Elbette, O Zât-ı Akdes hakkında böyle bir soru sorulamaz. Çünkü<em style="box-sizing: inherit;">&nbsp;&#8220;kim yarattı&#8221;</em>&nbsp;sorusu ancak mahlûkat için sorulabilir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Allahü Teâlâ&nbsp;Ehad’dir; birdir, zatında şeriki yoktur.&nbsp;</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Allahü Teâlâ&nbsp;Samed&#8217;dir. Bütün mahlûkat yaratılmalarında, devam ve bekalarında, idare ve tedbirlerinde her an O&#8217;na muhtaçtır. Hiçbir şeye muhtaç olmayan O&nbsp;Ehad&nbsp;ve&nbsp;Samed&nbsp;hakkında böyle bir soru sormak O&#8217;nu tanımamanın, bilmemenin bir ifadesidir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Allahü Azîmüşşân doğmadan ve doğurulmadan münezzehtir. Ezelî ve ebedî olan ve kendisinden üstün bir varlık tasavvur edilmeyen O Zât-ı Zülcelâl&#8217;in, bir başkasının tesiri ile vücuda gelmesi nasıl tevehhüm edilebilir?</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Allahü Teâlâ&#8217;nın eşi, benzeri, dengi ve misli yoktur. Ne ulûhiyyetinde ne rubûbiyetinde ne mabudiyetinde ne hallâkiyetinde ve ne de hâkimiyetinde O&#8217;na denk ve misil olacak hiçbir varlık düşünülemez. Zerre kadar aklı olan bir insan böyle bir Zât hakkında bu çelişkili sorunun sorulamayacağını bilir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Evet<em style="box-sizing: inherit;">, &#8220;Cenâb-ı Hakk&#8217;ı -hâşâ- kim yarattı?&#8221;</em>&nbsp;sorusunda açık bir çelişki vardır. Şöyle ki: Allahü Teâlâ Hazretlerinin vücudu zâtidir. Ezelî ve ebedîdir. Eşi ve benzeri yoktur. Her şeyi yaratan ve her şeyin kendisine muhtaç olduğu bir Zata yaratılma izafe edilirse çelişki ortaya çıkar. Hakikatlerin zıddına dönüşmesi gerekir.</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
&#8220;İnkılâb-ı hakâik, ittifaken muhaldir ve inkılâb-ı hakâik içinde muhal-ender muhal, bir zıddın kendi zıddına inkılâbıdır. Ve bu inkılâb-ı ezdad içinde bilbedahe bin derece muhal şudur ki: Zıt, kendi mahiyetinde kalmakla beraber, kendi zıddının aynı olsun.&#8221;(4)</div>
</blockquote>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Soru bu hakikatin ışığında incelendiğinde şu tezatlar ortaya çıkar:&nbsp;</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Allahü Teâlâ&#8217;nın -hâşâ- yaratıldığı vehmedilirse o hâlde, O Zât-ı Mukaddes&#8217;in hem ezelî, hem hadis (sonradan yaratılmış), hem Hâlık, hem mahlûk, hem sonsuz kadir, hem sonsuz âciz, kısacası, hem ulûhiyetin sonsuz kemâl sıfatlarına, hem de mahlûkiyetin sonsuz eksik sıfatlarına sahip olması lâzım gelir.&nbsp;</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Soru böyle sonsuz çelişki ve zıtlıklar taşıdığı gibi, birçok imkansızlıkları da içine almaktadır. Bunlardan sadece birisi olan&nbsp;&#8220;teselsülün muhaliyeti&#8221;ni nazara vermekle yetineceğiz.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Bir an için O Vâcib-ül Vücud hakkında böyle bir soru sorulduğu farzedilse, o zaman bu soru o noktada kalmaz. Yâni Cenâb-ı Hakk&#8217;ı yarattığı vehmedilen o halikın da bir halikı, onun da halikı&#8230; sorulur. Böylece soru silsile hâline sonsuza kadar gider. O hâlde bu sorunun mahiyeti muhale, imkânsızlığa dayanır ve böyle bir soru sorulamaz.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Teselsülün muhal olduğuna dair bazı misaller takdim edelim:</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
On-on beş vagonlu bir tren düşününüz. Bu vagonlardan herbirisini bir önceki vagon çeker. Ve nihayet iş lokomotife dayandığında artık&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">&#8220;Lokomotifi kim çekiyor?&#8221;&nbsp;</em>diye bir soru sorulamaz. Zira, çekip fakat çekilmeyen bir lokomotif olmazsa bu nizam bozulur ve hareket meydana gelmez.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Aynı şekilde, bir şekerin nasıl yapıldığını sorsak, bize cevaben, şeker fabrikasında yapıldığı söylenecektir. Şeker fabrikasındaki âletlerin nerede yapıldığını sorduğumuzda onların da tezgâhları gösterilecektir. Sonunda mesele bir zatın ilmine, iradesine ve kudretine dayanmazsa, tezgâhın da tezgâhı sorulacak ve teselsüle gidilecektir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Diğer taraftan bir elma, tabiri caiz ise, elma fabrikası olan ağacında yapılmaktadır. Bu ağaç ise kâinat fabrikasında inşa edilmiştir. Eğer elma ağacının da kâinatın da yapılması sonsuz bir ilim ve kudret sahibine verilmezse, kâinat fabrikasına da bir fabrika, o fabrikaya da bir fabrika gerekecek ve çıkmaza girilecektir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Bir asker emri onbaşıdan, o da yüzbaşıdan ve başkumandan da padişahtan alır.&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">&#8220;Ya padişah kimden emir alıyor?&#8221;&nbsp;</em>şeklinde bir soru sorulamaz. Zira padişah da birinden emir alsa, o da asker derecesine iner ve emir aldığı zât padişah olur. Bu durumda birinci şahıs padişah değildir ki:<em style="box-sizing: inherit;">&nbsp;&#8220;Padişah kimden emir alıyor?&#8221;&nbsp;</em>diye bir soru sorulabilsin. Padişah denilince, emir veren, fakat emir almayan bir hükümdar akla gelir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Bu misâllerden anlaşıldığı gibi, bu kâinatın yaratılışının; zâtı, esması ve sıfatlarıyla ezelî ve ebedî olan Allah’ın ilim, irade ve kudretine dayanması zaruridir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
<em style="box-sizing: inherit;">&#8220;Cenâb-ı Hakk&#8217;ı -hâşâ- kim yarattı?&#8221;</em>&nbsp;diye firavunâne soru soranlar&nbsp;“teselsülün muhal oduğunu”&nbsp;bilmediklerini ve nefisleriyle bir demogoji yaptıklarını açığa vurmuş olurlar.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
<em style="box-sizing: inherit;"><u style="box-sizing: inherit;">Dipnotlar:</u></em></div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
<em style="box-sizing: inherit;">(1) Hak Dini Kuran Dili, 9/6272; Fahruddin Er-Râzi, Tefsir-i Kebir Mefâtihu’l-Gayb, Akçağ Yayınları: 23/554-555.; Suyûtî, Lübâbun-Nukûl, 11,199-211; Alusi, XXX, 270-27I.<br style="box-sizing: inherit;" />(2) Elmalılı Hamdi Yazır, H.D.K.D., Cilt 9, s. 6321.<br style="box-sizing: inherit;" />(3) Elmalılı Hamdi Yazır, a.g.e., s. 6333.<br style="box-sizing: inherit;" />(4) Said Nursî, Sözler, s. 65.</em></div>
</div>
<div class="separator" style="clear: both; text-align: center;">
<iframe loading="lazy" allowfullscreen="" class="YOUTUBE-iframe-video" data-thumbnail-src="https://i.ytimg.com/vi/gs-UvIVfLUM/0.jpg" frameborder="0" height="366" src="https://www.youtube.com/embed/gs-UvIVfLUM?feature=player_embedded" width="520"></iframe></div>
<p>
&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;↓↓↓↓↓ </p>
<p></p>
<div class="separator" style="clear: both; text-align: center;">
<iframe loading="lazy" allowfullscreen="" class="YOUTUBE-iframe-video" data-thumbnail-src="https://i.ytimg.com/vi/Xp18cH9BA5o/0.jpg" frameborder="0" height="366" src="https://www.youtube.com/embed/Xp18cH9BA5o?feature=player_embedded" width="520"></iframe></div>
<p></p>The post <a href="https://ateistlerecevap.org/allah-kim-yara/" data-wpel-link="internal">Allah'ı (haşa) Kim yarattı?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ateistlerecevap.org/allah-kim-yara/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kafirleri bulduğunuz yerde öldürün ayeti</title>
		<link>https://ateistlerecevap.org/kafirleri-buldugunuz-yerde-oldurun-ayeti/</link>
					<comments>https://ateistlerecevap.org/kafirleri-buldugunuz-yerde-oldurun-ayeti/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ateistlere Cevaplar]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 26 Jan 2017 14:09:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[ögüt]]></category>
		<category><![CDATA[Sorular]]></category>
		<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.ateistlerecevap.org/?p=114</guid>

					<description><![CDATA[<p>Serçe parmağının ucuna bakarak bir insanın resmini çizmek ne kadar yanlış bir sonuç doğurursa, bir tek ayetin sadece mealine bakarak Kur’an hakkında hüküm vermek de en az onun kadar yanıltıcı olur. Bazı yazarların dillerine doladıkları ve İslam’ın evrenselliğine, toleransına, ondaki engin fikir hürriyetine perde çekmek için yanlış yorumladıkları bir ayet-i kerime var: “Onları bulduğunuz yerde [&#8230;]</p>
The post <a href="https://ateistlerecevap.org/kafirleri-buldugunuz-yerde-oldurun-ayeti/" data-wpel-link="internal">Kafirleri bulduğunuz yerde öldürün ayeti</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div class="separator" style="clear: both; text-align: center;">
<a href="https://2.bp.blogspot.com/-suJM3ziDJmY/WIoBIWrSb4I/AAAAAAAAFQE/WBIspNqNHZ8AKWNC2PITBb-C7FtCNKLtQCLcB/s1600/j.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;" data-wpel-link="external" rel="nofollow external noopener noreferrer"><img loading="lazy" decoding="async" border="0" height="335" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2017/01/j.jpg" width="400" /></a></div>
<div class="separator" style="clear: both; text-align: center;">
</div>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Serçe parmağının ucuna bakarak bir insanın resmini çizmek ne kadar yanlış bir sonuç doğurursa, bir tek ayetin sadece mealine bakarak Kur’an hakkında hüküm vermek de en az onun kadar yanıltıcı olur.</div>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Bazı yazarların dillerine doladıkları ve İslam’ın evrenselliğine, toleransına, ondaki engin fikir hürriyetine perde çekmek için yanlış yorumladıkları bir ayet-i kerime var:</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
“Onları bulduğunuz yerde öldürün. Sizi yurtlarınızdan çıkardıkları gibi siz de onları çıkarın. Fitne çıkarmak adam öldürmekten daha kötüdür…&#8221;&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">(Bakara, 2/191)</em></div>
</blockquote>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Konunun tahliline geçmeden önce bazı Kur’an hükümlerini hatırlamak gerekiyor. Ta ki, Kur’anın gerçek maksadı anlaşılsın ve bu ayetin de gerçek yorumu ortaya konulabilsin.</div>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Konuyla yakından ilgili bir ayet-i kerime:</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
“Dinde ikrah (zorlama) yoktur. Doğruluk sapıklıktan cidden ayrıldı…”&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">(Bakara, 2/256)</em></div>
</blockquote>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Bu ayetin tefsirinde, ayet-i kerimeye&nbsp;“Zorlama denen şey dinde yoktur.”&nbsp;manası da verilerek,“Sadece dinî konularda değil, hiçbir konuda zorlamaya izin yoktur.”&nbsp;denilmiştir.</div>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Aynı gerçeği ders veren bir başka ayet:</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
“Eğer Rabbin dileseydi yeryüzündekilerin hepsi elbette iman ederlerdi. O halde sen, inanmaları için insanları zorlayacak mısın?”&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">(Yûnus, 10/99)</em></div>
</blockquote>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Demek oluyor ki, peygamberlerin görevi ve Kur’anın hedefi hakkın ve hakikatin tebliğ edilmesi, duyurulmasıdır. İnsanlar bu dünyaya imtihan için gönderilmişlerdir. İmtihanın vazgeçilmez bir gereği de kişinin doğru ve yanlış yoldan birisini kendi iradesiyle seçebilmesidir. Zorlama iradeyi yok edeceğinden imtihanın da bir manası kalmaz.</div>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Bu manaya kuvvet veren pek çok ayet vardır:</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
“Allah dileseydi onlar şirk koşamazlardı. Seni onların üzerine bekçi kılmadık; sen onların vekili de değilsin.”&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">(En’am, 6/107)</em><br style="box-sizing: inherit;" />“Peygambere düşen görev ancak tebliğdir (duyurmadır).&#8221;&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">(Mâide, 5/99)</em><br style="box-sizing: inherit;" />“Allah, dileseydi hepinizi bir tek ümmet kılardı&#8230;”&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">(Nahl, 16/93)</em><br style="box-sizing: inherit;" />Bir başka ayet-i kerimede şu hakikate dikkat çekilir:<br style="box-sizing: inherit;" />“Kim inkâr ederse bilmelidir ki, Allah bütün alemlerden ganidir (müstağnidir).”<em style="box-sizing: inherit;">(Âl-i İmrân, 3/97)</em></div>
</blockquote>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Yani, Allah, yarattığı ve bizzat terbiye ettiği alemlerden hiçbirinin hiçbir şeyine muhtaç değildir. Güneşin ışığına, ağacın meyvesine, rüzgarın esmesine, mevsimlerin gelip gitmesine, canlıların görmesine, işitmesine muhtaç olmadığı gibi insanların inanmalarına, Onu tanımalarına, Ona ibadet etmelerine de muhtaç değildir.</div>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Böyle pek çok ayet-i kerime var. Bunlardan çıkan ortak sonuç şudur: Allah’ın insanları imana, ibadete davet etmesi gibi, müminlere cihadı emretmesi de yine onların menfaati içindir. Bu mana bütün asırlar ve bütün insanlık alemi için geçerli olmakla birlikte, ayetlerin ilk muhatabı olan sahabelere ve Arap yarımadasındaki iman-küfür mücadelesine daha çok bakmaktadır.</div>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
İslam dini Arap yarımadasına zuhur ettiğinde o bölge insanlarının temel inancı putperestlikti. Ve Kur’anın ana hedefi de kalplere “tevhid” inancını yerleştirmekti.</div>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Fatiha Suresi, Allah’ın&nbsp;“Rabbü’l-alemîn”&nbsp;olduğunu ilan ile başlar. Bütün alemler, gökler, yerler, insanlar, hayvanlar, cinler, melekler, bütün bitki türleri ancak Allah’ın terbiyesiyle hazır hallerine kavuşmuş ve bu sayede görevlerini en iyi şekilde yerine getirebilmişlerdir. Bu bir tevhid dersidir.</div>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Surenin devamında ancak Allah’a ibadet edileceği ve yine ancak ondan yardım dilenebileceği vurgulanır.</div>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Bir başka ayette rızıkların ancak sema ile arzın işbirliğiyle teşekkül ettiğine dikkat çekilerek şükrün de yine ancak sema ve arzın Rabbine yapılması gerektiği ders verilir.</div>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Bir diğer ayette bizzat Allah Resulüne (asm.) hitap edilerek,</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
“Sen sevdiğini hidayete erdiremezsin; ancak Allah dilediğine hidayet verir ve hidayete girecek olanları en iyi O bilir.”&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">(Kasas, 28/56)</em></div>
</blockquote>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
buyurulmakla en büyük nimet olan hidayete kavuşturmanın da ancak Allah’a mahsus olduğu ilan edilir.</div>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Böylece baştan sona kadar tevhid dersi verilerek sonunda, Nas Suresinde, Allah’ın&nbsp;“Rabbü’n-nas”&nbsp;olduğu ifade edilir. İnsanları terbiye eden ancak Allah’tır. Gözlerini görecek, kulaklarını işitecek, midelerin hazmedecek şekilde terbiye eden O olduğu gibi, akıllarını anlayacak, kalplerini inanacak, sevecek, korkacak şekilde terbiye eden de yine ancak Odur.</div>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Maziye nazar ettiğimizde bütün peygamberlerin ortak davalarının&nbsp;“tevhid”<em style="box-sizing: inherit;">&nbsp;(birlemek, Allah’ı bir bilmek)</em>&nbsp;olduğunu görürüz. İnsanlık aleminin yanlış da olsa bir şeylere inandığına, ateizmin kitle çapında fazla görülmediğine, ancak şirkin bütün çeşitleriyle insanları yoldan çıkaran en büyük&nbsp;“fitne”&nbsp;olduğuna şahit oluruz.</div>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
İşte tevhid inancının en büyük tebliğ edicisi olan Hazreti Muhammed (asm) Mekke’de yine en büyük mücadelesini şirke karşı vermeye başladığında bütün müşrikler karşısına çıktılar ve onu bu davasından vazgeçirmeye çalıştılar. Amcasını ricacı olarak gönderdiler.&nbsp;“Bir elime güneşi bir elime ayı koysalar, ben yine bu davadan vazgeçmem.”&nbsp;cevabını alınca artık kuvvet, zorbalık ve işkence dönemi de başlamış oldu.</div>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Şu nokta çok önemlidir:&nbsp;Mekke ve çevresinin müşrikleri başka beldelerdekinden çok farklıydı. Bunlar sadece batıl inançlarını kendi halleriyle yaşamakla kalmıyor, beldelerinde doğan tevhid nurunu söndürmeyi kendilerince kutsî bir ideal olarak benimsiyor, bu uğurda canlarını ve başlarını ortaya koyuyorlardı. Artık, iki şıktan başka bir seçenek görünmüyordu ortada. Ya tevhid inancı galip gelecek, insanlık alemine Kur’anın nuru ulaştırılacak, yahut insanların kalplerini batıl inançlar zaptedecekti. Başka bir ifadeyle, insanlara ya cennetin yolu gösterilecek, yahut cehenneme akış devam edecekti.</div>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Kur’an&#8217;ın o dönemin müşrikleri hakkındaki şiddet ayetlerine bu gözle bakmak gerekir. Mesele sadece birkaç müşrikle mücadele değil, top yekun şirk inancıyla ve onu temsil eden, onu korumak isteyenlerle mücadeledir. Nitekim, Kur’anın Mekke müşrikleri hakkındaki şiddetli beyanlarını, yine bir nevi şirk inancını taşıyan başka kavimlere karşı sürdürmediğini görüyoruz. Teslis inancına sahip Hıristiyanlar ve diğer ehl-i kitap hakkındaki ifadeler hiç de öyle şiddetli değil.</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
“Ehl-i kitapla ancak en güzel şekilde mücadele edin; içlerinden zulmedenler müstesna. Ve deyin ki,<em style="box-sizing: inherit;">&nbsp;‘Hem bize indirilene, hem de size indirilene inandık. Bizim ilahımız da&nbsp;sizin ilahınız da birdir ve biz Ona teslim olmuşuzdur.&#8217;</em>”&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">(Ankebût, 29/46)</em></div>
</blockquote>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Bu noktayı gözden ırak tutan birtakım çevreler şöyle diyorlar:</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
“Onları bulduğunuz yerde öldürün. Sizi yurtlarınızdan çıkardıkları gibi siz de onları çıkarın. Fitne çıkarmak adam öldürmekten daha kötüdür…&#8221;&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">(Bakara, 2/191)</em></div>
</blockquote>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
ayeti ortada iken İslam’ın farklı inançlara karşı toleranslı olduğunu nasıl söyleyebilirsiniz?</div>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Önemine binaen konuyu bazı yönleriyle biraz tahlil etmek gerekiyor: Ayet-i kerimenin muhatabı Arap müşrikleridir.</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
“Ey akıl sahipleri! Kısasta sizin için hayat vardır.”<em style="box-sizing: inherit;">&nbsp;(Bakara, 2/179)</em></div>
</blockquote>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Bu ayetlerle onları öldürenleri öldürmeleri, yurtlarından çıkaranları yurtlarından çıkarmaları emredilirken, fitnenin adam öldürmekten daha kötü olduğu da ayrıca vurgulanmıştır. Bir insanı öldürmek onun bu fani dünya hayatından faydalanmasına son vermek demektir. Fitne çıkarmak, insanları putlara tapmaya zorlamak ise onları ebedi cehenneme atmaktır. Bu ikincinin birinciden çok daha kötü olduğu açıktır. Kaldı ki Mekke müşriklerindeki fitnenin bir de katillik boyutu vardır: Kızlarını diri diri toprağa gömmeleri ve müminleri öldürmek için onlara savaş açmış olmaları.</div>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Aynı mananın işlendiği şu ayet-i kerimeleri de burada akdim edelim:</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343; margin-bottom: 1em;">
“İman edenler Allah yolunda savaşırlar. İnkar edenler de tağut yolunda savaşırlar. O halde şeytanın dostlarına karşı savaşın. Çünkü şeytanın hilesi zayıftır.”&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">(Nisa, 4/76)</em></div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
“Fitne kalmayıncaya ve din tamamen Allah’ın oluncaya kadar, onlarla savaşın.”&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">(Enfal, 8/39)</em></div>
</blockquote>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Ayette geçen “onlar” kelimesinden kasıt müşriklerdir, “fitne”den kasıt da Allah’a ortak koşmaktır.</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
“Fitne ortadan kalkıp, din yalnız Allah’ın oluncaya kadar onlarla savaşın. Eğer vazgeçerlerse bilin ki düşmanlık ancak zalimlere karşıdır.”<em style="box-sizing: inherit;">&nbsp;(Bakara, 2/193)</em></div>
</blockquote>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Son ayet hakkında yapılan tefsirlerden çok önemli gördüğüm iki hususu nakletmek isterim:</div>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
“Bu ayetin sebeb-i nüzulü, ehl-i Mekke’nin müminlere eza eyleyerek irtidatlarını (İslam dininden dönmelerini) teklif ve ısrar etmeleridir. Şu halde mana-yı nazım,<em style="box-sizing: inherit;">&nbsp;“Siz müşrikleri katledin ki onlara galebe edesiniz ve &#8230; irtidat fitnesi kalmasın. Ve ezalarından kurtulmak için onlarla kıtal etmelisiniz. Ta ki, şirk ortadan kalksın, din-i tevhid onun yerine ikame olsun.&#8221; (Konyalı M.Vehbi Ef. 1-2/331)</em></div>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Fitnenin ortadan kalkması için savaş emredilirken bir başka ayet-i kerime ile de şu sınırlamalar getirilmiştir:</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
“Sizinle savaşanlarla Allah yolunda savaşın. Fakat haddi aşmayın. Çünkü Allah haddi aşanları sevmez.”&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">(Bakara, 2/190)</em></div>
</blockquote>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Savaş, Allah yolunda olacaktır; toprak istilası, ganimet elde etme, köle kazanma gibi bir menfaat için yapılan savaşlar “cihat” özelliği taşımazlar. İkinci bir kayıt olarak da “haddi aşmama” getirilmiştir. Suçluya hak ettiğinden daha fazla ceza vermek de bir nevi zulümdür; işkence etmek, organlarını kesmek gibi.</div>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Konunun doğru yorumlanması için Tövbe Suresinin ilk ayetlerinin de yine doğru anlaşılması büyük önem arz ediyor:</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
“Bu bir ayrılık ihtarıdır! Allah ve Resulü tarafından kendileriyle muahede yapmış olduğunuz müşriklere. Artık yeryüzünde dört ay dolaşınız. Ve biliniz ki, şüphe yok ki, Allah’ı aciz bırakacak değilsiniz. Ve muhakkak ki, Allah kâfirleri zelil kılıcıdır.”<em style="box-sizing: inherit;">&nbsp;(Tevbe, 9/1, 2)</em></div>
</blockquote>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Bu ayetler, verdikleri sözlerinde durmayan müşrikler ile yapılmış olan anlaşmaların feshedildiğini bildirir. Ve kendilerine dört ay mühlet verilen o İslam düşmanlarının hüsrana uğrayacaklarını ihtar eder.</div>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Bir sonraki ayette müşrikler tövbe etmeye çağrılır, aksi hale acıklı bir azaba uğrayacakları haber verilir.</div>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Beşinci ayette ise&nbsp;“Artık haram aylar çıkınca o (muahede hükmüne riayet etmeyen) müşrikleri nerede bulursanız öldürünüz…&#8221;&nbsp;emri verilir.</div>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Altıncı ayette, anlaşma süresi bitmiş olsa bile, o müşriklerden kim eman dilerse, ona eman verilmesi ifade edilir ve şöyle devam edilir:</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
“Ta ki, Allah’ın kelamını dinlesin. Sonra (iman etmese de) onu emin bulunduğu mahalle ulaştır. Çünkü onlar şüphe yok ki bilmez bir kavimdir.”</div>
</blockquote>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Bu ayet-i kerimeler son nazil olan ayetlerdendir. Artık Müslümanlar galip gelmişler, müşriklere ya iman etmeleri yahut harbe razı olmaları tebliğ edilmiş, kendilerine inanmaları&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">(yahut göç etmeleri)</em>için dört ay gibi uzun bir süre tanınmış ve Allah Resulü (asm.) “Arap yarımadasında artık iki dinin olamayacağını” açıkça ilan etmiştir.</div>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Bu ayetin ve hadisin kendilerine tebliğ edildiği kişiler, yirmi seneyi aşkın bir süre İslam’ın nurunu söndürmeye çalışmış, Müslümanları yurtlarından uzaklaştırmış, onları göç ettikleri Medine’de de rahat bırakmayıp Medine’ye kadar gelerek onların hayatlarına kast etmek istemiş, şirk yolunda nice ölüler vermiş, nice sahabeleri şehit etmiş inatçı, bir bakıma idealist ve kararlı müşriklerdir. Buna rağmen kendileriyle anlaşma yapılmış, sulh içinde yaşama yolu denenmiştir. Bu anlaşmaları bozan taraf<em style="box-sizing: inherit;">&nbsp;(iki kabile dışında)</em>&nbsp;hep müşrikler olmuşlardır. Süre dolduğunda bu işin de sona ereceği açıkça haber verilmiştir. Artık gönüllere ya tevhit inancı hakim olacak, yahut putperestlik hüküm sürecektir. Bu işe bir son verme zamanı gelmiştir.</div>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Müslümanlar galip hale gelmelerine rağmen karşı tarafa süre tanınmış, onlardan eman dileyip İslam’ı tanımak ve öğrenmek isteyenlere eman verilmiş, inanmasalar da hemen öldürülmeyip yurtlarına emniyet içine dönmeleri sağlanmıştır. Kaldı ki ayetin sonunda müşrikleri acıklı bir sonun beklediği bildirilmekle, kendileri son bir kez daha ikaz edilmiştir.</div>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Diğer müşriklerden ve Ehl-i kitaptan farklı olarak Mekke müşriklerine böyle bir muamelede bulunulması, hak dinin ve tevhid inancının Mekke ve civarında iyice kökleşmesi ve oradan bütün cihana yayılması içindir. Çekirdek sağlam olacaktır ki ondan nice ağaçlar çıkabilsin. Artık Arap yarım adasında kimse putlara tapamayacak, kimse Kâbe’yi çıplak olarak tavaf edemeyecek, kimse kızlarını diri olarak toprağa gömemeyecek, herkes alemlerin Rabbi olan Allah’a inanacak, Onun emirlerine uyacak ve yasaklarından kaçınacaktır. Herkes ahiret yolcusu olduğunu bilecek ve o ebediyet yurdu için güzel ameller işleyecektir.</div>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Böylece melekleri çok gerilerde bırakan mübarek ve muhteşem müminler yetişecekler ve bunlar İslam’ın nurunu bütün bir insanlık alemine ulaştırmak için gayret göstereceklerdir.</div>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
İnsanlara zulmedilen beldelerden bu zulmü kaldırmak için cihad edecekler, ama galip geldiklerinde kimseyi İslam’a girmeye zorlamayacaklar, sadece, akıllara ve kalplere konulan ambargoyu kaldırarak onlara doğruyu ve güzeli seçebilecekleri bir hürriyet ortamı hazırlayacaklardır.</div>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Mekke müşriklerinin zulmü altında inleyenlerin kurtarılmalarını emreden şu ayet-i kerime çok anlamlı ve benzer zulümleri de ortadan kaldırma hususunda önemli bir rehberdir:</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
“Size ne oldu ki, Allah yolunda ve<em style="box-sizing: inherit;">&nbsp;‘Rabbimiz! Bizi halkı zalim olan şu şehirden çıkar, bize katından bir koruyucu ver, bize katından bir yardımcı ver.’&nbsp;</em>diyen zayıf erkek, kadın ve çocuklar uğrunda savaşmıyorsunuz?”&nbsp;(Nisa, 4/75)</div>
</blockquote>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
İşte o çekirdek kadro etrafındaki yabancı ve zararlı unsurların temizlenmesi için, bu ayetin emriyle Müslümanlar Mekke’yi fetih girişimini başlatmışlar ve sonunda başarıya ulaşmışlardır. Artık çekirdek kemalini bulmuştur. Kısa bir zaman sonra Endülüs medeniyeti, arkasından Selçuklu ve Osmanlı medeniyetleri doğacak ve Kur’anın nuru cihanın her bir tarafına ışık saçacaktır. Kalplerden öncelikle şirk temizlenecek, tevhid hakim kılınacakır. Zulüm yerini adalete, sefahat güzel ahlaka terk edecektir.</div>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Bu ayetten dersini alan müminler, batıl inançlarını halka zorla kabul ettirmek isteyenlerin güçlerini kırmak ve müminlere yapılan zulümlere son vermek gibi temel sebeple cihat yoluna girmiş ve yeni ülkeler fethetmişlerdir.</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
<em style="box-sizing: inherit;">“İslamda gaye-i harp&nbsp;intikam, katil, tebdil-i dine icbar değil, hasmı mağlup etmek ve kuvve-i cebriyesini alıp dininde serbest olarak hükm-ü hakka tabi tutmaktır ki, i’layı kelimetullah bundadır.” (Elmalılı Tefsiri, 2/864-5)</em></div>
</blockquote>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Müslümanlar, fethettikleri ülkelerin halklarından cizye denilen bir vergi almakla, onları kendi raiyetleri sınıfına dahil etmişler, canlarını ve mallarını koruma altına almışlardır.</div>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Zimmîler, yani bir İslam beldesinde yaşayan ve vergisini vermekle vatandaşlık haklarından faydalanmaya hak kazanan gayr-ı müslimler hakkındaki şu hadis-i şerif bu noktada çok anlamlıdır:</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
“… Kim bir zimmîye zulmeder ve ona gücünün üstüne iş yüklerse kıyamet günü beni karşısında bulacaktır.”<em style="box-sizing: inherit;">&nbsp;</em><em style="box-sizing: inherit;">(Ebû Dâvud, İmâre, 33;&nbsp;bk. Münâvî, Feyzu`l-kadîr, 6/19; Bağdâdî, Tarîhu Bağdad, 8/170; Aclûnî, Keşfu`l-hafâ, 2/342.)</em></div>
</blockquote>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Büyük müfessir Fahreddin-i Razi Hazretlerinin cihat konusundaki şu açıklaması çok önemlidir:</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
“Kafirlerle savaşan kimsenin maksadı küfrü kaldırma azmi ve kasdı olmalıdır. Bu sebeple, kâfirle savaş halinde olan kimsenin, savaşsız olarak onu küfründen vazgeçirebileceği düşüncesi ağır basınca, bu kimsenin onu öldürmekten vazgeçmesi vacip olur.”&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">(Tefsir-i Kebir; 4/436)</em></div>
</blockquote>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Yazımıza konu olan itirazı yapanların, İslam’ın şu hükmünü çok iyi değerlendirmeleri gerekiyor:&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">“Kâfir eğer zimmî olsa, dahilde olsa cizye verse, hariçte olsa musalaha etse İslamiyet’çe hakkı mahfuzdur.”&nbsp;</em>Buna göre, bir mümini öldürene kısas uygulandığı gibi, bir zimmîyi öldürene de kısas uygulanır.&nbsp;Eğer, Müslümanlar da bu ayeti söz konusu iddia sahibi gibi yanlış yorumlasalardı, fethettikleri ülkelerin bütün müşriklerini, putperestlerini, Hristiyanlarını ve Yahudilerini kılıçtan geçirirlerdi.</div>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Tarih bunun aksini söylüyor. İslam ülkelerinde varlıklarını sürdüren kiliseler, sinagoglar da böyle bir iddiayı yalanlıyorlar.</div>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Söz konusu ayeti yanlış ve eksiz yorumlayıp İslam’a hücum eden kişiler yanlış yolda oldukları gibi, yine bu ayeti kendi akıllarınca değerlendirip bütün gayr-ı müslimleri öldürmeyi düşünenler de o kadar hatalı ve İslam’ın ruhundan o derece uzak bir yoldadırlar.</div>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Üstad Bediüzzaman’ın&nbsp;“dinde mutaassıp, muhakeme-i akliyede noksan”&nbsp;diye nitelendirdiği bu gibi kişilerin hataları İslam’a mal edilemez.&nbsp;Böyle kimseleri bahane ederek İslam’a hücum etmek son derece yanlıştır. Eğer hücum edilecekse, Müslümanları dininden uzaklaştırmak için bir asırdan fazla zamandır aralıksız çalışan ifsat komitelerine edilmelidir; asıl suçlu onlardır.</div>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
İslam’ı aslına uygun olarak öğrenme imkanından mahrum bırakılan, Kur’anı eksik hatta yanlış öğrenen kişiler, sonunda bu İslam düşmanlarına da zarar vermeye başlamışlardır.</div>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Kaldı ki böyle kimseleri organize eden bir takım örgütlerin dış kaynaklı oldukları, bir cinayet şirketi gibi faaliyet gösterip silah kaçakçılığından uyuşturucu ticaretine kadar her tür rezilliği para karşılığı yaptırdıkları da ayrı bir gerçektir.</div>
<ul>
</ul>
<p></p>
<div class="separator" style="clear: both; text-align: center;">
Arkadaşlar konu ile ilgili detaylı bilgi için aşağıdaki videoları izleyiniz&nbsp;</div>
<div class="separator" style="clear: both; text-align: center;">
anlamadığınız bir yer olursa yorumlar belirtin</div>
<div class="separator" style="clear: both; text-align: center;">
</div>
<div class="separator" style="clear: both; text-align: center;">
</div>
<p>&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;<iframe loading="lazy" allowfullscreen="" class="YOUTUBE-iframe-video" data-thumbnail-src="https://i.ytimg.com/vi/D4Fv5gqTq-Q/0.jpg" frameborder="0" height="366" src="https://www.youtube.com/embed/D4Fv5gqTq-Q?feature=player_embedded" width="520"></iframe></p>
<p>&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; ↓↓↓↓</p>
<div class="separator" style="clear: both; text-align: center;">
<iframe loading="lazy" allowfullscreen="" class="YOUTUBE-iframe-video" data-thumbnail-src="https://i.ytimg.com/vi/GHQBJMAcIb8/0.jpg" frameborder="0" height="366" src="https://www.youtube.com/embed/GHQBJMAcIb8?feature=player_embedded" width="520"></iframe></div>The post <a href="https://ateistlerecevap.org/kafirleri-buldugunuz-yerde-oldurun-ayeti/" data-wpel-link="internal">Kafirleri bulduğunuz yerde öldürün ayeti</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ateistlerecevap.org/kafirleri-buldugunuz-yerde-oldurun-ayeti/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kur&#039;an eksiksiz ise neden hadislere bakarız?</title>
		<link>https://ateistlerecevap.org/kuran-eksiksiz-ise-neden-hadislere/</link>
					<comments>https://ateistlerecevap.org/kuran-eksiksiz-ise-neden-hadislere/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ateistlere Cevaplar]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 26 Jan 2017 13:35:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[ögüt]]></category>
		<category><![CDATA[Sorular]]></category>
		<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.ateistlerecevap.org/?p=115</guid>

					<description><![CDATA[<p>Hz. Peygamber (s.a.s)&#8217;in sözleri, fiilleri, takrirleri ile ahlâkî ve beşerî vasıflarındarı oluşan sünnetinin söz veya yazı ile ifade edilmiş şekli. Bu mânâda hadis, sünnet ile eş anlamlıdır.Hadis kelimesi, &#8220;eski&#8221;nin zıddı &#8220;yeni&#8221; anlamına geldiği gibi, söz ve haber anlamlarına da gelir. Bu kelimeden türeyen bazı fiiller ise haber vermek, nakletmek gibi anlamlar ifade eder. Hadis kelimesi, [&#8230;]</p>
The post <a href="https://ateistlerecevap.org/kuran-eksiksiz-ise-neden-hadislere/" data-wpel-link="internal">Kur'an eksiksiz ise neden hadislere bakarız?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div class="separator" style="clear: both; text-align: center;">
<a href="https://4.bp.blogspot.com/-HomnW3vXEvU/WIn3nbNcfII/AAAAAAAAFPo/FVULEMznH7YFBiqPxiOAKgOFLTySCq1hQCLcB/s1600/maxresdefault%25281%2529r.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;" data-wpel-link="external" rel="nofollow external noopener noreferrer"><img loading="lazy" decoding="async" border="0" height="308" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2017/01/maxresdefault28129r.jpg" width="400" /></a></div>
<p>Hz. Peygamber (s.a.s)&#8217;in sözleri, fiilleri, takrirleri ile ahlâkî ve beşerî vasıflarındarı oluşan sünnetinin söz veya yazı ile ifade edilmiş şekli. Bu mânâda hadis, sünnet ile eş anlamlıdır.<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" /><br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />Hadis kelimesi, &#8220;eski&#8221;nin zıddı &#8220;yeni&#8221; anlamına geldiği gibi, söz ve haber anlamlarına da gelir. Bu kelimeden türeyen bazı fiiller ise haber vermek, nakletmek gibi anlamlar ifade eder. Hadis kelimesi, Kur&#8217;ân&#8217;da bu anlamları ifade edecek biçimde kullanılmıştır. Sözgelimi, &#8220;Demek onlar bu söze (hadis) inanmazlarsa, onların peşinde kendini üzüntüyle helâk edeceksin&#8221; (el-Kehf, 18/6) âyetinde &#8220;söz&#8221; (Kur&#8217;ân); &#8221; Musa&#8217;nın haberi (hadîsu Mûsa) sana gelmedi mi?&#8221; (Tâhâ, 20/9) ayetinde &#8220;haber&#8221; anlamına gelmektedir. &#8220;Ve Rabbinin nimetini anlat (fehaddis)&#8221; fiili de &#8220;anlat, haber ver, tebliğ et&#8221; anlamında kullanılmıştır.<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" /><br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />Hadis kelimesi zamanla, Hz. Peygamber&#8217;den rivâyet edilen haberlerin genel adı olarak kullanılmaya başlanmıştır. Kelime, bizzat Rasûlullah (s.a.s) tarafından da, bu anlamda kullanılmıştır. Buhârî&#8217;de yeralan bir hadîse göre Ebû Hüreyre, &#8220;Yâ Rasûlullah, kıyâmet günü şefâatine nâil olacak en mutlu insan kimdir?&#8221; diye sorar. Hz. Peygamber şöyle cevap verir: &#8220;Senin &#8220;hadîse&#8221; karşı olan iştiyakını bildiğim için, bu hadis hakkında herkesten önce senin soru soracağını tahmin etmiştim. Kıyâmet günü şefâatime nâil olacak en mutlu insan, &#8220;Lâ ilâhe illâllah&#8221; diyen kimsedir&#8221; (Buhârî, İlim; 33).<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" /><br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />Hadisin Dindeki Yeri ve Önemi:<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" /><br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />Rasûlullah (s.a.s), Allah&#8217;tan aldığı vahyi yalnızca insanlara aktarmakla kalmamış, aynı zamanda onları açıklamış ve kendi hayatında da tatbik ederek müşahhas örnekler hâline getirmiştir. Bu nedenle O&#8217;na &#8220;yaşayan Kur&#8217;ân&#8221; da denilmiştir.<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" /><br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />İslâm bilginleri genellikle, dinî konularla ilgili hâdislerin, Allah tarafından Hz. Peygamber&#8217;e vahyedilmiş olduklarını kabul ederler; delil olarak da, &#8220;O (Peygamber), kendiliğinden konuşmaz; O&#8217;nun sözleri, kendisine gönderilmiş vahiyden başkası değildir&#8221; (en-Necm, 54/3-4) âyetini ileri sürerler. Ayrıca, &#8220;Andolsun ki; Allah, mü&#8217;minlere büyük lütufta bulundu. Çünkü, daha önce apaçık bir sapıklık içinde bulunuyorlarken, kendi aralarından, onlara kitap ve hikmeti öğreten bir elçi gönderdi&#8221; (Âlu lmrân, 3/164) âyetinde sözü edilen &#8220;hikmet&#8221; kelimesinin, &#8220;sünnet&#8221; anlamında olduğunu da belirtmişlerdir. Nitekim, Hz. Peygamber ve O&#8217;nun ashâbından nakledilen bazı haberler de, bu gerçeği ortaya koymaktadır. Rasûlullah&#8217;tan (s.a.s) şöyle rivayet edilmiştir: &#8220;Bana kitap (Kur&#8217;ân) ve bir de onunla birlikte, onun gibisi (sünnet) verildi&#8221; (Ebû Dâvûd, Sünen, II, 505). Hassan İbn Atiyye, aynı konuda şu açıklamayı yapmıştır: &#8220;Cibrîl (a.s.) Rasûlullah (s.a.s)&#8217;e Kur&#8217;ân&#8217;ı getirdiği ve öğrettiği gibi, sünneti de öylece getirir ve öğretirdi&#8221; (İbn Abdilberr, Câmiu&#8217;l Beyâni&#8217;l-ilm, II, 191).<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" /><br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />Yukarıda zikredilen âyet ve haberlerden de anlaşılacağı gibi, Kur&#8217;ân ve hadîs (daha geniş ifadesiyle sünnet), Allah (c.c.) tarafından Rasûlullah (s.a.s.)&#8217;a gönderilmiş birer vahiy olmak bakımından aynıdırlar. Şu kadar var ki; Kur&#8217;ân, hadîsin aksine, anlam ve lâfız yönünden bir benzerinin meydana getirilmezliği (i&#8217;câz) ve Levh-i Mahfûz&#8217;da yazı ile tesbit edildiği için, ne Cibrîl (a.s.)&#8217;in ve ne de Hz. Peygamber&#8217;in, üzerinde hiçbir tasarrufları bulunmaması noktasında hadîsten ayrılır. Hadîs ise, lâfız olarak vahyedilmediği için, Kur&#8217;ân lâfzı gibi mu&#8217;ciz olmayıp, ifade ettiği anlama bağlı kalmak şartıyla sadece mânâ yönüyle nakledilmesi câizdir.<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" /><br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />Hz. Peygamber&#8217;den hadîs olarak nakledilen, fakat daha ziyade, O&#8217;nun (s.a.s) sade bir insan sıfatıyla, dinî hiçbir özelliği bulunmayan, günlük yaşayışıyla ilgili sözlerinin, yukarıda anlatılanların dışında kaldığını söylemek gerekir. O&#8217;nun (s.a.s.) bir insan sıfatıyla hata yapabileceğini açıklaması (Müslim, Fedâil, 139-140-141) bunu gösterir. Nitekim bazı ictihadlarında hataya düşmesi, bu konularda herhangi bir vahyin gelmediğini gösterir. Ancak bu hataların da, bazan vahiy yolu ile düzeltildiği unutulmamalıdır.<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" /><br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />Vahye dayalı bir fıkıh kaynağı olarak hadis, Kur&#8217;ân karşısındaki durumu ve getirdiği hükümler açısından şu şekillerde bulunur:<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" /><br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />1. Bazı hadisler, Kur&#8217;ân&#8217;ın getirdiği hükümleri teyid ve tekit eder. ana-babaya itâatsizliği, yalancı şâhitliği, cana kıymayı yasaklayan hadisler böyledir.<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" /><br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />2. Bir kısmı hadisler, Kur&#8217;ân&#8217;ın getirdiği hükümleri açıklar, onları tamamlayıcı bilgiler verir. Kur&#8217;ân&#8217;da namaz kılmak, haccetmek, zekât vermek&#8230; emredilmiş, fakat bunların nasıl olacağı belirtilmemiştir. Bu ibadetlerin nasıl yapılacağını hadislerden öğreniyoruz.<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" /><br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />3. Bazı hadisler de, Kur&#8217;ân&#8217;ın hiç temas etmediği konularda, hükümler koyar. Hadîsin başlı başına müstakil bir teşri&#8217; (yasama) kaynağı olduğunu gösteren bu tür hadislere, ehlî merkeplerle yırt<br />
ıcı kuşların etinin yenmesini haram kılan, diyetlerle ilgili birçok hükmü belirten hadisler&#8230; örnek olarak verilebilir.<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" /><br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />Buraya kadar anlatılanlar, hadîsin (sünnet) İslâm dinindeki önemli yerini gözler önüne sermektedir. Din açısından, Kur&#8217;ân&#8217;dan hemen sonra gelen bir hüküm kaynağı olarak hadislere gereken önemin verilerek Hz. Peygamber&#8217;in sünnetine uyulması, başta Allah (c.c.) olmak üzere, O&#8217;nun Rasülü Hz. Muhammed (s.a.s) tarafından da çok kesin ifadelerle emredilmiştir. Bu konuda Kur&#8217;ân&#8217;da şu âyetlere yer verilmiştir: &#8220;Ey Peygamber de ki: Eğer Allah&#8217;ı seviyorsanız, bana uyunuz ki; Allah da sizi sevsin ve günâhlarınızı bağışlasın&#8221;(Âlu İmrân, 3/31); &#8220;Ey Peygamber de ki: Allah&#8217;a ve peygamber&#8217;e itâat ediniz. Eğer yüz çevirirseniz, biliniz ki Allah kâfirleri sevmez&#8221; (Âlu İmran, 3/32; &#8220;Allah&#8217;a ve Peygamberlere itâat ediniz, umulur ki rahmet olunursunuz&#8221; (Âlu İmrân, 3/132); &#8220;Peygamber size neyi getirmişse onu alın, neyi yasaklamışsa ondan sakının&#8221; (el-Haşr, 59/7). Görüldüğü gibi bu âyetlerde, Rasûlullah (s.a.s)&#8217;e itâat, Allah&#8217;a (c.c.) itâat ile birlikte emredilmiş, hatta Peygamber (s.a.s)&#8217;e itâatin Allah&#8217;a (c.c.) itâat demek olduğu açıkça belirtilmiştir.<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" /><br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />Rasûlullah (s.a.s) da bir hadîsinde: &#8220;Şunu kesin olarak biliniz ki, bana Kur&#8217;ân ve onunla beraber onun bir benzeri (sünnet) daha verilmiştir. Karnı tok bir halde rahat koltuğuna oturarak;&#8217; Şu Kur&#8217;an&#8217;a sarılın; O&#8217;nda neyi helâl görürseniz onu helâl, neyi koram görürseniz onu da haram kabul ediniz&#8217; diyecek bazı kimseler gelmesi yakındır. Şüphesiz ki, Allah Rasûlünün haram kıldığı şey de Allah&#8217;ın haram kıldığı gibidir&#8221; (Ebû Davûd Sünnet, 5; İbni Mace, Mukaddime, 2; Ahmed b. Hanbel, Müsned, IV,131) buyurarak, sünnetini küçümseyip dinden ayırmak isteyenlere karşı müslümanları uyarmış ve dinin sünnetsiz düşünülemeyeceğini vurgulamıştır. Nitekim, Hz. Peygamber&#8217;in burada geleceğini ikaz ettiği kişi ve gruplar Hicri birinci ve ikinci asırlarda ve bir de XIX-XX. asırlarda müsteşriklerin etkisiyle, Hindistan (Ehl-i Kur&#8217;an Cemiyeti) ve Mısır&#8217;da (Tevlik Sıdkı, Mahmud Ebû Reyye..) ortaya çıkmış, fakat bunların hadis ve sünnete hiçbir etkisi olmamıştır.<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" /><br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />Hadisin Yapısı:<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" /><br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />Hadisler yakından incelendiği zaman, birbirinden farklı iki ana kısımdan oluştuğu görülür: Sened ve metin.<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" /><br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />Sened: Güvenmek, dayanmak anlamın gelen &#8220;sened&#8221; kelimesi, bir hadis terimi olarak, metnin başında yeralan ve biri diğerinden almak ve nakletmek suretiyle hadîsi rivâyet eden kişilerin, Rasûlüllah&#8217;a varıncaya kadar sayıldığı kısımdır. Başka bir deyişle, râvîler zincirinin adı olup bu zincir, hadîsin Hz. Peygamber&#8217;den kimler aracılığıyla ve hangi yollarla bize ulaştığını gösterir: Meselâ:<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" /><br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />&#8220;Haddesenâ Muhammed İbn Beşşâr, kâle; haddesenâ Yahyâ kâle; Haddesenâ Şu&#8217;be, kâle; haddesenâ bu&#8217;t-Teyyâ&#8217;h, an Enes, ani&#8217;n-Nebiyyi sallellahü aleyhi ve sellem kâle: (Enes&#8217;ten Ebu&#8217;t-Teyyâh, ondan Şu&#8217;be, ondan Yahyâ, ondan da Muhammed İbn Beşşâr naklederek, Rasûlullah (s.a.v.)&#8217;in şöyle dediğini rivayet etmişlerdir:).&#8221; Senette geçen &#8220;haddesenâ&#8221; (bize nakletti, rivayet etti) ve &#8220;an&#8221; (ondan) kelimelerine &#8220;rivâyet lâfızları&#8221; denir. &#8220;Kâle&#8221;, dedi anlamındadır.<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" /><br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />Senedi, yani râvîler zincirini zikretmeye &#8220;isnâd&#8221; adı verilir. Râvîlerin hadisleri nakletmesine &#8220;rivâyet&#8221;, rivâyet ettikleri hadise de &#8220;mervî&#8221; denir. Senede &#8220;târik&#8221; veya &#8220;vecih&#8221; adı da verilmektedir. Sened daha çok hadis uzmanları için, hadisin sıhhatini, yani, hadîsin Hz. Peygamber&#8217;e âit olup olmadığını kontrol edebilmek açısından önem taşımaktadır.<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" /><br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />Metin; Senedin, ya da râviler zincirinin kendinde son bulduğu, rivâyet edilen asıl hadis kısmına metin denir. Yukarıda örnek olarak verdiğimiz sened, metni ile birlikte şu şekilde kaydedilir: &#8220;Enes&#8217;ten Ebiı&#8217;t-Teyyâh, ondan Şu&#8217;be, ondan Yahyâ, ondan da Muhammed İbn Beşşâr naklederek, Nebi (s.a.s.)&#8217;in şöyle dediğini rivâyet etmişlerdir: &#8220;Kolaylaştırınız güçleştirmeyiniz, müjdeleyiniz nefret ettirmeyiniz. &#8220;<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" /><br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />Hadislerin Sınıflandırması:<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" /><br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />Sağlamlık yönünden hadisler üç kısma ayrılır: Sahih, hasen, zayıf. Hadislerin çeşitli yönlerden değerlendirilmesi yapılmıştır. Bu değerlendirmelerde doğruluğu (sıhhati) araştırılan, hadîsin Hz. Peygamber&#8217;e âit olan metin kısmı değil; metnin Rasûlullah (s.a.s)&#8217;e âit olup olmadığını gösteren sened kısmıdır. Bu durumda değerlendirme sonunda bir hadîse sahih, hasen veya zayıf denildiğinde bu, Hz. Peygamber&#8217;in söz veya fiilinin sahih veya zayıf olduğu anlamında değil, hadis metnindeki ifadenin Rasûlullah&#8217;a (s.a.s) âit oluşunun sahih veya zayıf olduğu anlamındadır.<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" /><br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />1. Sahih hadis: Adâlet ve zabt sahibi râvîlerin, yine aynı durumdaki râvîler vasıtasıyla Hz. Peygamber&#8217;e kadar ulaşan kesintisiz bir senedle rivâyet ettikleri, şâz ve illetli olmayan hadistir. Bu tür hadislerin Hz. Peyga<br />
mber&#8217;den geldiğinde herhangi bir şüphe yoktur. Yukarıdaki tariften de anlaşılacağı gibi, bir hadisin sahih olabilmesi için bazı şartların bulunması lâzımdır. Bu şartlar şunlardır:<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" /><br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />a) Hadîsi nakleden râvîler âdil olmalıdır. Burada sözü edilen adâlet, zulmün zıt anlamlısı değil; şirk, fısk ve bid&#8217;at gibi bütün büyük ve küçük günâhlardan sakınmak ve takvâ sahibi, samimi bir müslüman olmak anlamındadır. Bu özelliğe sahip kimselere hadis ıstıladımda, &#8220;adl&#8221; (âdil) denir. Hakkında gerekli araştırmalar usûlüne uygun şekilde yapılıp, adâlet prensibine aykırı davranışları nedeniyle &#8220;âdil&#8217; olmadıkları anlaşılan (mecruh) râvîler ile kim oldukları bilinmeyen, ya da durumları belirsiz olduğu için adâletleri tesbit edilemeyen kimselerin (meçhûl) rivayet ettikleri hadisler, &#8220;sahih&#8221; hadislerin dışında kalır.<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" /><br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />b) Râvîler, rivâyet edecekleri hadisleri, doğru bir şekilde öğrenme, aradan uzun bir zaman geçse bile aynen hatırlayabileck ölçüde &#8220;öğrendiğini koruma&#8221; (zabt) yeteneğine sahip olmalıdır. Öğrenme ve öğrendiğini koruma yeteneğine sahip olamayan râvîlerin naklettikleri hadisler de &#8220;sahih&#8221; kabul edilmez.<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" /><br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />c) Hadîsi nakleden râvîlerin her biri, kendisinden hadis naklettikleri kimseler ile bizzat görüşerek hadis almış veya en azından, görüşme imkân ve ihtimaline sahip, çağdaş (muâsır) kişiler olmalıdır. Râvîler arasında gizli veya açık bir kopukluğun (inkıta&#8217;) bulunması, yani senedin muttasıl olmaması hadîsi &#8220;sahih&#8221;likten çıkarır.<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" /><br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />d)Güvenilir (sika) bir râvî tarafından rivâyet edilen hadis, daha güvenilir bir veya birden fazla râvînin rivayetine ters düşerek, tek (şâzz) kalmamalıdır. Çünkü bu durum, hadîsin sihhatine engeldir.<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" /><br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />e) Hadîsin metin veya senedinde, onu zaafa düşüren herhangi bir kusur bulunmamalıdır. İlletli (muallel) kabul edilen bu tür hadisler, sahihlik vasfını kaybeder.<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" /><br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />İşte bu beş şartın hepsini taşıyan hadisler sahihtir; yani teknik olarak bu hadislerin Hz. Peygamber&#8217;e âit olduğunda şüphe yoktur.<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" /><br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />2. Hasen hadis: Sözlükte &#8220;güzel&#8221; anlamına gelen &#8220;hasen&#8221; kelimesi, hadis ıstılahında sahih hadisle zayıf hadis arasında yer alan, fakat sahih hadîse daha yakın olan hadis türüne verilen addır. Daha açık bir ifade ile, hasen hadisle sahih hadis arısındaki fark, hasen hadîsin râvîlerinin durumu kesin olarak bilinmemekle birlikte, yalancılıkla suçlanmamış, dürüst ve güvenilir olmalarına rağmen, titizlikleri (itkân) ve hâfızalarının sağlamlığı (zabt) açısından sahih hadis râvîlerinden daha aşağı derecede bulunmasıdır. Hasen hadis, bu iki özellik dışında sahih hadîsin bütün özelliklerini taşır. Bir de, hasen hadislerin mütâbi&#8217;teri olmalıdır. Mütâbi&#8217;, bir râvînin naklettiği hadîsin başka râvîler vasıtasıyla da rivâyet edilmesidir. Böylece hasen hadis râvîlerindeki zabt eksikliği takviye edilmiş olur.<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" /><br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />Hasen hadis terimi, yaygın şekilde ilk defa Tirmizî tarafından kullanılmıştır. Tirmizî&#8217;den önce hadisler, sahih ve zayıf diye ikiye ayrılır, zayıf hadis de; terkedilmiş, terkedilmemiş olmak üzere iki kısımda değerlendirilirdi. &#8220;Terkedilmeyen zayıf hadisler&#8221;, Tirmizi (279/892) tarafından hasen cerimiyle &#8220;zayıflıktan&#8221; çıkarılmış oldu. Bunun tabii sonucu olarak da Tirmizî&#8217;nin Câmi&#8217;i, hasen hadîsin başlıca kaynağı sayılmıştır. Ebû Dâvûd&#8217;un Sünen&#8217;i de, hasen hadîsin çokça bulunduğu eserlerden biri olarak kabul edilir.<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" /><br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />3. Zayıf Hadis: Zayıf hadis, sahih veya hasen hadîsin taşıdığı şartların birini veya birkaçını taşımayan hadistir. Bu şartların bulunup bulunmadığı, hadisin çeşitli yönlerden tetkik ve tenkide tâbi tutulmasıyla anlaşılır. Sözgelimi, hadîsin râvîsi adâletindeki kusur sebebiyle, zabtının zayıflığı, seneddeki kopukluk, râvînin kendindan daha sikâ bir râvî veya râvilere aykırı rivâyeti&#8230; sebepleriyle hadîsin Hz. Peygamber&#8217;e âit olduğu zayıf kabul edilir. Hadis bilginleri, zayıf hadisleri çeşitli yönleriyle pek çok kısma ayırmışlardır.<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" /><br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />Hadis âlimleri, zayıf hadisle amel edilip edilemeyeceği konusunda üç görüş ileri sürmüşlerdir.<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" /><br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />a) Hiçbir konuda zayıf hadisle amel edilmez. Yahya b. Maîn&#8217;den nakledilen bu görüşü, Buhârî ve Müslim&#8217;in yanısıra İbn Hazm ve Ebû Bekr İbnu&#8217;l-Arabî benimsemiştir.<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" /><br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />b)Her konuda zayıf bir hadisle amel edilebilir. Ahmed b. Hanbel ve Ebû Dâvûd &#8220;zayıf hadis re&#8217;y, yani kıyastan daha iyidir&#8221; diyerek bu görüşü tercih etmişlerdir.<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" /><br
 style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />c) Bazı şartları taşıması hâlinde, amellerin fazileti ile ilgili konularda zayıf hadisle amel edilebilir. İbn Hacer el-Askalânî bu şartları şöyle sıralar:<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" /><br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />aa. Hadis aşırı derecede zayıf olmamalıdır.<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" /><br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />bb. Zayıf hadis, kitap veya sünnete dayalı olarak amel edilen bir aslın kapsamına girmelidir.<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" /><br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />cc. Zayıf hadisle amel edilirken sâbit olduğuna kesin gözle bakmamalı, ihtiyaten amel edildiği bilinmelidir.<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" /><br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />Bazı alimlerin ileri sürdüğü, &#8220;gerek şer&#8217;î hükümler ve gerekse fezâil konusunda, elimizde zayıf hadîse lüzum bırakmıyacak kadar çok sahih ve hasen hadis vardır&#8221; görüşü, tercihe şâyân bir görüş olsa gerektir.<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" /><br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />Kudsi ve Nebevi Hadis: Mânâsı Allah&#8217;a, lâfızları Hz. Peygamber&#8217;e âit olan hadislere kudsi hadis; mânâ ve lâfzı Hz. Peygamber&#8217;e âit olan hadislere de nebevî hadis denir. &#8220;İlâhî hadis&#8221; ve &#8220;Rabbânî hadis&#8221; diye de adlandırılan kudsî hadis: Ha. Peygamber&#8217;in, anlam bakımından Allah&#8217;a dayandırdığı, başka bir deyişle O&#8217;ndan nakiller yaparak söylediği sözdür. Kur&#8217;ân ile nebevî hadis arasında yeralan bu tür hadislerin &#8220;kutsal&#8221;lığı, mânâsının Allah&#8217;a âit olmasından; &#8220;hadis&#8221; diye adlandırılması ise, Hz. Peygamber tarafından dile getirilmiş olmasından kaynaklanmaktadır.<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" /><br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />Allah tarafından gelen vahiy olmaları bakımından, Kur&#8217;ân âyetleriyle kutsî hadisler arasında bir fark yoktur. Fakat Kur&#8217;ân hem anlamı, hem de lâfızları yönünden Allah&#8217;a âit iken, kutsî hadis, sadece mânâ açısından Allah&#8217;a âittir. Kur&#8217;ân ile kutsî hadis arasındaki diğer farklar şunlardır:<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" /><br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />a) Kutsî hadis, namazda okunmaz.<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" /><br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />b) Abdestsiz olarak dokunulması câizdir.<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" /><br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />c) Lâfzı Allah&#8217;a âit olmadığı için Kur&#8217;ân gibi mu&#8217;ciz değildir.<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" /><br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />d) Lafzî rivâyeti şart olmayıp, sadece anlam olarak rivâyet edilmesi câizdir.<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" /><br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />Kutsî hadîsin ilk kaynağı Allah olduğu ve esasen hitap O&#8217;ndan geldiği için, rivâyet edilirken başına, &#8220;Hz. Peygamber&#8217;in rivâyet ettiğine göre Allahu Teâlâ şöyle buyurdu:&#8230;&#8221; veya &#8220;Rasûlullah (s.a.s), Rabbinden rivâyet ettiği hadiste şöyle buyurdu:&#8230;&#8221; şeklinde bir rivâyet lafzı getirilir.<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" /><br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />Diğer hadislere göre kutsî hadislerin sayısı çok azdır.<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" /><br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />Hadisin dindeki önemli yeri zamanla müstakil bir ilim hâline dönüşmesine sebep olmuştur. Hadis âlimleri, İslâm&#8217;da Kur&#8217;ân&#8217;dan sonra en önemli yeri işgal eden bu ilim dalını, sahih olanlarını sahih olmayanlardan ayırmak için, hadîsin sened ve metninin araştırılmasını konu edinen bir ilim olarak tanımlamışlardır.<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" /><br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />Hadis ilmi üzerinde devamlı gelişen çalışmalar, bazı konularının bağımsız araştırma alanına dönüşmesine yol açmıştır. Bu ilim dalları şunlardır:<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" /><br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />1. Rivâyetü&#8217;l-Hadis İlmi: Hz. Peygamber&#8217;in sünnetini (hadisler) toplayan, nakleden ilim. Hadislerin yazılı şekillerini ihtivâ eden bütün hadis kitapları (Sahihler, Câmiler, Sünenler, Müsnedler&#8230;)&#8217;bu ilme âit malzemeyi oluştururlar.<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" /><br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />2. Dirâyetü&#8217;l-Hadis İlmi: Hadislerin sıhhat durumlarını tesbit için, sened ve metnin durumlarını anlamaya imkân veren ilim dalıdır.<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" /><br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />3. Cerh ve Ta&#8217;dil İlmi: Sahâbeden itibaren bütün hadis râvîlerinin doğruluk ve<br />
 güvenirlik durumlarının incelendiği bir ilim dalıdır. Genellikle râvîler isimlerine ve künyelerine göre alfabetik bir tarzda sıralanır ve her birinin hayatı, kimlerden hadis rivâyet ettiği, kimlere hadis naklettiği, râvîler arasındaki yeri, adâlet ve zabt yönünden durumu, kendisi hakkında hadis münekkidlerinin görüşü&#8230; teknik tâbirlerle ifade edilir. İlk asırlardan itibaren pek çok kıymetli eserin kaleme alındığı bu ilim dalında, İbn Ebi Hâtim er-Razi&#8217;nin &#8220;el-Cerh ve&#8217;t-Ta&#8217;dil&#8221; adlı kıymetli bir kitabı vardır.<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" /><br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />4. Râvîler Tarihi İlmi: Hadis rivâyeti açısından ravilerin biyoğrafilerini, tabakalarını&#8230; veren ilimdir. İbn Sa&#8217;dın &#8220;Tabakat&#8221; ı, Buhârî&#8217;nin &#8220;Tarîh&#8221;i, İbn Hacer&#8217;in &#8220;el-İsâbe&#8221;si, bu ilmin en meşhur kaynaklarındandır.<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" /><br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />5. Hadislerin Vürûd Sebepleri İlmi: Hadislerin söyleniş sebeplerini tesbit etmeye çalışan ilim dalıdır. Hadislerin daha iyi anlaşılmasını sağlayan bu dalda, Suyûtî&#8217;nin &#8220;el-Lüma&#8221; isimli bir eseri vardır.<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" /><br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />6. Garîbu&#8217;l-Hadis İlmi: Hadis metinlerinde geçen, az kullanıldığı veya Arapça&#8217;ya sonradan girdiği için anlaşılması zor olan kelimelerin açıklanması bu ilmin konusunu teşkil eder. Ebû Ubeyd ve İbn Kuteybe&#8217;nin &#8220;Garîbu&#8217;l-Hadis&#8221;adlı eserleri ile, Zemahşerî&#8217;nin &#8220;el-Fâik&#8221; ve İbnü&#8217;l-Esîr&#8217;in &#8220;en-Nihâye&#8221; si, bu ilim dalının önemli kaynaklarıdır.<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" /><br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />7. İlelü&#8217;l-Hadîs İlmi: Herkesin farkedemediği, ancak hadis uzmanlarının tesbit edebildiği ve hadisin sıhhatine engel olan gizli kusurları araştıran bir ilimdir. Ahmed b. Hanbel&#8217;in &#8220;Kitabu&#8217;l-İlel&#8221; i bunlardandır.<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" /><br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />8. Muhtelifu&#8217;l-Hadîs İlmi: Bu ilim, gerçekte olmadığı halde dış görünüşü bakımından aralarında çelişki var gibi görünen hadisleri ele alır ve görünürdeki bu çelişkiyi giderir. Bu sahada İbn Kuteybe&#8217;nin yazdığı &#8220;Te&#8217;vilu Muhtelifi&#8217;l-Hadis&#8221; adlı eseri, hadis Müdafaası adıyla Türkçe&#8217;ye çevrilmiştir.<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" /><br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />9. Nâsih ve Mensûh İlmi: Biri diğerinin hükmünü ortadan kaldıran hadisleri konu edinen bir ilimdir. Bu sahanın en önemli kaynağı Hâzimî&#8217;nin &#8220;el-İ&#8217;tibâr&#8221; adlı eseridir.<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" /><br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />Hadisler Günümüze Nasıl İntikal etmiştir?<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" /><br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />Kur&#8217;ân âyetleri nâzil oldukça onları vahiy kâtiplerine bizzat yazdıran Hz. Peygamber, önceleri kendi hadislerinin yazılmasını yasaklamış, fakat hadisleri birbirlerine rivâyet etmelerine izin vermişti. Bu yasağın sebebi, ashâbın Kur&#8217;ân&#8217;la hadisleri birbirine karıştırma tehlikesiyle Arap yazısının henüz gelişmemiş olması, okuma-yazma bilenlerin azlığı, yazı malzemesinin kıtlığı gibi sebepler olabilir. Daha sonraları bu mahzurlar ortadan kalkınca veya azalınca Hz. Peygamber&#8217;in, hadislerin yazılmasına izin verdiğini görmekteyiz. Nitekim, hadis yazan 30-40 kadar sahâbîden biri olana Abdullah b. Amr 1000 civarında hadis yazmış ve bunları bir sahife (kolleksiyon) hâline getirmiş, adına da &#8220;es-Sahîfetü&#8217;s-Sâdıka&#8221; (Doğru Sahife) demiştir. Sağlığında Hz. Peygamber&#8217;den pekçok hadis öğrenen sahâbe, O&#8217;nun (s.a.s) vefâtından sonra bunları başkalarına nakletmiş, böylece hadisler hem sözlü, hem de yazılı bir halde sonraki nesillere intikal etmiştir. Hz. Peygamber&#8217;in vefatından sonra başlayan hadis toplama yolculukları (rıhle) ve hicrî birinci asır ortalarından itibaren görülen &#8220;tedvin&#8221; (dağınık haldeki hadis malzemesini bir araya toplama) faaliyetleri H. 99-101 yıllarında halife Ömer İbn Abdülaziz (H. 101) zamanında vâliliklere gönderilen emirnamelerle resmî tedvin hâlinde devam etmiş; toplanan bu hadisler konularına göre tasnif edilerek hicrî ikinci asır ortnlarından itibaren hadis kitapları meydana getirilmeye başlanmıştır. Günümüze kadar gelen en eski hadis kitapları bu devrelere âittir. Bu kitaplardan sonra hicrî üçüncü asırda &#8221; Kütüb-i Sitte&#8221; (altı kaynak eser) denilen hadis külliyâtının meydana getirilmesiyle hadis tasnifi altın çağına ulaşmıştır. Kütüb-i Sitte; Buhârı ve Müslim&#8217;in &#8220;el-Câmiu&#8217;s-Sahîh&#8221; leri ile, Ebû Dâvûd, Tirmizî, Nesâî ve İbn Mâce&#8217;nin &#8220;Sünen&#8221; lerinden oluşmaktadır.<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" /><br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />Hadis Kitaplarının Dereceleri:<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" /><br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />İhtiva ettikleri hadislerin güvenilir olup-olmamalarına göre hadis kitapları şu derecelere ayrılır:<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" /><br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />Birinci Tabaka: Mütevâtir, meşhûr, sahîh ve hasen hadisler. Buhârî ve Müslim&#8217;in &#8220;Sahih&#8221;leri ile İmam Mâlik&#8217;in &#8221; Muvatta&#8221;adlı eserleri. Bu kitaplardaki hadislerle amel edilir.<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" /><br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />İkinci Tabaka: Birinci tabakadaki kitaplar seviyesine çıkamayan, fakat, müelliflerinin titizlikle bazı şartları uygulayarak hadisleri aldıkları kitalar. Bunlar da hadis kaynağı olarak benimsenmiş, asırlar boyu faydalanılmıtır. Tirmizî&#8217;nin Câmi&#8217;i, Ebû Dâvûd&#8217;un Sünen&#8217;i Ahmed b<br />
. Hanbel&#8217;in Müsned&#8217;i, Nesâî&#8217;nin Sünen&#8217;i (Müctebâ) bu tabakadandır.<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" /><br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />Üçüncü Tabaka: Bu tabakadaki kitaplarda sahih hadisler yanında zayıf hadisler de olduğu gibi, râvîleri içinde halleri meçhul olanlar da vardır. Abdürrezzâk&#8217;ın &#8220;Musannef&#8221; i, Beyhakî, Taberânî ve Tahâvî&#8217;nin kitapları&#8230;gibi. Bu kitaplardaki hadislerden ancak, hadis uzmanları yararlanabilir.<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" /><br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />Dördüncü Tabaka: Bu dereceye giren kitaplar, büyük muhaddisler döneminden ve &#8220;tasnif&#8221; devrinin bittiği tarihlerden sonra ortaya çıkan, hadis ilmiyle ilgisi olmayan ve bu yolu bir menfaat kapısı haline getiren ehliyetsiz kişilerin yazdığı, içi uydurma ve hurafelerle dolu olan kitaplardır. İbn Mürdeveyh, İbn Şâhîn, Ebû&#8217;ş-Şeyh&#8230; gibilerin kitapları bu tabakadan olup, bunlardan, amel edilmek üzere asla hadis alınamaz.<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" /><br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />İsmail Lütfi ÇAKAN<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" /><br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />Akif KÖTEN<br />
Aşağıdaki videoyu inceleyerek de izleyerek de bu konuyu daha detaylı bir şekilde öğrenebilir araştırabilirsiniz.</p>
<div class="separator" style="clear: both; text-align: center;">
<iframe loading="lazy" allowfullscreen="" class="YOUTUBE-iframe-video" data-thumbnail-src="https://i.ytimg.com/vi/HtFFDRfTuAw/0.jpg" frameborder="0" height="366" src="https://www.youtube.com/embed/HtFFDRfTuAw?feature=player_embedded" width="520"></iframe></div>
<p></p>The post <a href="https://ateistlerecevap.org/kuran-eksiksiz-ise-neden-hadislere/" data-wpel-link="internal">Kur'an eksiksiz ise neden hadislere bakarız?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ateistlerecevap.org/kuran-eksiksiz-ise-neden-hadislere/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
