<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Sorular | Ateistlere Cevap</title>
	<atom:link href="https://ateistlerecevap.org/category/sorular/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://ateistlerecevap.org</link>
	<description>Ateistlere,deistlere ve İslam&#039;ı kabul etmeyenlere İslam&#039;ı tanıtmak cevap vermek ve Müslüman kardeşimize fikir vermeye çalışan dostlarız.</description>
	<lastBuildDate>Mon, 13 Jun 2022 12:32:19 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.4.4</generator>

<image>
	<url>https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2020/10/cropped-logo-mavi-32x32.png</url>
	<title>Sorular | Ateistlere Cevap</title>
	<link>https://ateistlerecevap.org</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Mezhepler Nasıl Ortaya Çıktı? Nasıl Mezhep Kurulur? “Okuyan Mezhebi” Kuruyoruz</title>
		<link>https://ateistlerecevap.org/mezhepler-nasil-ortaya-cikti-nasil-mezhep-kurulur-okuyan-mezhebi-kuruyoruz/</link>
					<comments>https://ateistlerecevap.org/mezhepler-nasil-ortaya-cikti-nasil-mezhep-kurulur-okuyan-mezhebi-kuruyoruz/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ateistlere Cevaplar]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 10 Nov 2018 20:52:17 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Hadisler]]></category>
		<category><![CDATA[Sorular]]></category>
		<category><![CDATA[Mezhepler Nasıl Kuruldu?]]></category>
		<category><![CDATA[Mezhepler Nasıl Ortaya Çıktı?]]></category>
		<category><![CDATA[Mezheplerin Ortaya Çıkış Süreci Nasıldı?]]></category>
		<category><![CDATA[Nasıl Mezhep Kurulur?]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.ateistlerecevap.org/?p=2780</guid>

					<description><![CDATA[<p>Mezheplerin Ortaya Çıkış Süreci Nasıldı? Mezhepler Nasıl Kuruldu? “Okuyan Mezhebi” Kuruyoruz (Yazıyı PDF dosyası olarak indirmek için BURAYA TIKLAYIN) Yazıya başlamadan önce not: burada yaptığımız şey işin mantığını kavramanızdır yoksa haşa mezhep falan kurduğumuz yok yanlış anlaşılmasın. Bu yazıda isim olarak Mehmet Okuyan&#8217;ı seçtik bu sadece bir örnek başka biriside olabilirdi isime değil yazının mantığına odaklanmamız [&#8230;]</p>
The post <a href="https://ateistlerecevap.org/mezhepler-nasil-ortaya-cikti-nasil-mezhep-kurulur-okuyan-mezhebi-kuruyoruz/" data-wpel-link="internal">Mezhepler Nasıl Ortaya Çıktı? Nasıl Mezhep Kurulur? “Okuyan Mezhebi” Kuruyoruz</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h1><a href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/11/Mezhepler-Nasil-Ortaya-Cikti-Nasil-Mezhep-Kurulur-Okuyan-Mezhebi-Kuruyoruz.jpg" data-wpel-link="internal"><img fetchpriority="high" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-2791" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/11/Mezhepler-Nasil-Ortaya-Cikti-Nasil-Mezhep-Kurulur-Okuyan-Mezhebi-Kuruyoruz.jpg" alt="Mezhepler Nasıl Ortaya Çıktı? Nasıl Mezhep Kurulur? “Okuyan Mezhebi” Kuruyoruz" width="1280" height="860" /></a></h1>
<h1><strong>Mezheplerin Ortaya Çıkış Süreci Nasıldı? Mezhepler Nasıl Kuruldu? “Okuyan Mezhebi” Kuruyoruz</strong></h1>
<p>(Yazıyı PDF dosyası olarak indirmek için <span style="color: #800000;"><a style="color: #800000;" href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/11/Mezhepler-Nasil-Ortaya-Cikti-Nasil-Mezhep-Kurulur-Okuyan-Mezhebi-Kuruyoruz-1.pdf" data-wpel-link="internal"><strong>BURAYA TIKLAYIN</strong></a></span>)</p>
<p><span style="font-size: 14pt;">Yazıya başlamadan önce not: <strong>burada yaptığımız şey işin mantığını kavramanızdır yoksa <span style="color: #ff0000;"><em>haşa mezhep falan kurduğumuz yok yanlış anlaşılmasın</em></span>. Bu yazıda isim olarak Mehmet Okuyan&#8217;ı seçtik bu sadece bir örnek başka biriside olabilirdi isime değil yazının mantığına odaklanmamız gerekiyor.</strong></span></p>
<p><span style="font-size: 14pt; font-family: Dosis;">Uzun bir süredir hazırlamak istediğim bir yazıyı, değinmek istediğim bir konuyu sizlere sunmak istedim. Konumuz <strong>“Mezhep nedir? Nasıl Ortaya Çıktı? Nasıl Mezhep Kurulur?”</strong>. Evet bugün sizlerle bir mezhep kuracağız ve adını <strong>“Okuyan Mezhebi”</strong> koyacağız tabi bunu yaparken diğer mezhepler nasıl ortaya çıktıysa ismi nasıl “Hanefi, Şafii, Hanbeli, Maliki&#8230;” mezhebi olduysa o şekilde yapacağız sıkmadan bir sürü kaynak içerisinde boğmadan anlatmaya çalışacağım. Rabbim bana razı olacağı şekilde düzgünce anlatmayı, size de razı olacağı düzgünce anlayabileceğiniz bir şekilde anlamayı nasip etsin, amin.</span></p>
<p><span style="font-size: 14pt; font-family: Dosis;">Öncelikle bizim (ehlisünnetin) dinen kabul ettiğimiz kaynakları paylaşalım</span></p>
<p><span style="font-size: 14pt; font-family: Dosis;"><strong>İslâm&#8217;da dinî hükümlerin iki kaynağı vardır:</strong> <strong><em>Kitap </em></strong>ve <strong><em>sünnet.</em></strong> Bu ikisinden <strong>sonra</strong> müracaat edilecek<strong> kıyas</strong> ve <strong>icma</strong> da esas itibariyle, yine bu iki kaynağa bağlıdır. Bunların dördüne birden<strong> “dört usul, dört şer’î delil”</strong> adı verilir. Bütün dinî hükümler bu dört delilden çıkarıldığı için, bunlara dayanır. Bu dört delil sırasıyla şöyledir:</span></p>
<p><span style="font-size: 14pt; font-family: Dosis;"><strong>1. Kitap:</strong></span><br />
<span style="font-size: 14pt; font-family: Dosis;">Kitaptan maksat Kur’ân-ı Kerim’dir. İslâm dininin en esaslı kaynağı olan yüce kitabımız Allah tarafından nasıl indirilmişse öylece muhafaza edilmiş, bir harfi dahi değişmemiştir. Çünkü, onun muhafazasını yüce kelâmın sahibi Cenab-ı Hak üzerine almış ve korumuştur. İşte dinî bir meselede ilk müracaat edilecek kaynak Kur’ân-ı Kerim’dir.</span></p>
<p><span style="font-size: 14pt; font-family: Dosis;"><strong>2. Sünnet:</strong></span><br />
<span style="font-size: 14pt; font-family: Dosis;">Sünnetten maksat, Resul-i Ekrem Efendimizin (a.s.m.) mübarek sözleri, işleri ve görüp de men etmeyerek sükût buyurdukları halleridir. Sünnet olarak tarif edilen Peygamberimizin (asm) bu hallerine aynı zamanda hadis denir.</span></p>
<p><span style="font-size: 14pt; font-family: Dosis;"><strong>Sahabiler,</strong> Kur’ân’da yer alan dinî hükümlerin tafsilatıyla ilgili binlerce hadisi ezberleyip muhafaza ederek kendilerinden sonra gelen ve <strong>&#8220;Tâbiîn&#8221;</strong> denilen ikinci nesle nakletmişlerdir. İlk olarak Hicrî 101 tarihinde Ömer bin Abdülaziz’in gayretleriyle dinî hükümlerin tafsilati ile ilgili dört bin kadar hadis-i şerif toplanmıştır. Kur’ân-ı Kerim’den sonra sünnet dinî hükümlerin tesbitinde çok esaslı bir yer tutmaktadır.</span></p>
<p><span style="font-size: 14pt; font-family: Dosis;"><strong>3. Kıyas:</strong></span><br />
<span style="font-size: 14pt; font-family: Dosis;">Bir meselede sabit olan bir hükmün benzerini, diğer bir meselede içtihad sonunda açığa çıkarmaktır. Diğer bir ifade ile,<strong> kitap, sünnet</strong> veya <strong>icma</strong> ile sabit olan bir meseledeki hükmü, aynı sebep, aynı hikmete dayanan başka benzer bir meselede tatbik etmektir. <strong><em>Kıyası,</em></strong><em> ancak müçtehid derecesindeki bir âlim yapabilir.</em></span></p>
<p><span style="font-size: 14pt; font-family: Dosis;"><strong>4. İcma:</strong></span><br />
<span style="font-size: 14pt; font-family: Dosis;"><strong><em>İcma, </em></strong><em>bir (aynı) asırda yaşayan İslâm müctehidlerinin, bir meseledeki dinî hüküm hakkında ittifak etmeleridir.</em> Buna göre kitap ve sünnette, hakkında bir nas bulunmayan bir meselede müçtehidlerin içtihad ederek verdikleri hükümlerde ittifak meydana gelirse, bu hüküm<strong> “icma-i ümmet”</strong>le sabit olmuş demektir. Hakkında icma olan bir mesele, artık kuvvetli bir mesele haline gelmiş demektir </span><span style="font-size: 14pt; font-family: Dosis;">dedikten sonra devam edelim.</span></p>
<p><span style="font-size: 14pt; font-family: Dosis;">Peygamber Efendimiz (sav) yaşarken Müslümanlar (sahabe efendilerimiz) anlaşmazlığa düştüklerinde, anlamadıkları bir yer olduğunda Nisa Suresi 59. ayette ve Nahl Suresi 44. ayette</span><br />
<span style="font-size: 14pt; font-family: Dosis;"><div class="su-note"  style="border-color:#e5e54c;border-radius:3px;-moz-border-radius:3px;-webkit-border-radius:3px;"><div class="su-note-inner su-u-clearfix su-u-trim" style="background-color:#FFFF66;border-color:#ffffff;color:#333333;border-radius:3px;-moz-border-radius:3px;-webkit-border-radius:3px;">“Ey iman edenler! Allah’a itaat edin. Peygamber’e itaat edin ve sizden olan ulu’l-emre (idarecilere) de. Herhangi bir hususta anlaşmazlığa düştüğünüz takdirde, Allah’a ve ahiret gününe gerçekten inanıyorsanız, onu Allah ve Resûlüne arz edin. Bu, daha iyidir, sonuç bakımından da daha güzeldir.”</div></div></span><br />
<span style="font-size: 14pt; font-family: Dosis;"><div class="su-note"  style="border-color:#e5e54c;border-radius:3px;-moz-border-radius:3px;-webkit-border-radius:3px;"><div class="su-note-inner su-u-clearfix su-u-trim" style="background-color:#FFFF66;border-color:#ffffff;color:#333333;border-radius:3px;-moz-border-radius:3px;-webkit-border-radius:3px;">“(O peygamberleri) apaçık belgeler ve kitaplarla gönderdik. İnsanlara, kendilerine indirileni <strong>açıklaman</strong> ve onların da (üzerinde) düşünmeleri için sana bu Kur&#8217;an&#8217;ı indirdik.”</div></div></span></p>
<p><span style="font-size: 14pt; font-family: Dosis;"> Allah’ın da buyurduğu gibi yaparak meseleyi Peygamber Efendimize sunar ve sorunlarına bir çözüm bulurlardı. Kur’an ayetlerini okur anlaşılmayan bir yer olduğunda yine ona gider ondan görüş alırlardı ve sonuç olarak mesele çözüme kavuşurdu. İslam’ın daha yeni yeni genişlemeye başladığı zamanlarda bu şekildeydi fakat sonraları İslam&#8217;ın büyümesi ve daha farklı coğrafyalara yayılması sebebiyle İslam’ı anlatacak, İslam’i meselelerde halkı bilgilendirecek kişilerin sahabelerin o bölgelere gitmesi zorunluluğu ortaya çıktı. Çünkü İslam genişliyor ve farklı farklı bölgelere yayılıyordu Peygamber Efendimiz (sav) de bizatihi tüm bölgelerde bulunamadığı için İslam’ı anlatması için o bölgelerde ortaya çıkan sorunların çözümü için o bölgelere her biri bir kitap hükmünde olan sahabe efendilerimizi yolladı. Meselâ, Hz. Ali ile Abdullah bin Mes’ut Kûfe’de, Enes bin Malik ile Ebû Musa el-Eş’arî Basra’da, Abdullah bin Ömer ile Zeyd bin Sâbit Medine’de yüzlerce talebe yetiştirdiler. Sahabîlerin yetiştirdiği bu talebelere <strong>“Tâbiîn”</strong> denmektedir. Resulullah (asm)&#8217;ın bıraktığı ilim mirası bu nesle intikal etti. Bunların içinde içtihad edebilecek seviyeye gelmiş pekçok âlim vardı. Meselâ, İbrahim en-Nehâî, Hasan el-Basrî, Tâvus bin Kaysan bunlardan birkaçıdır.</span></p>
<p><span style="font-size: 14pt; font-family: Dosis;">Peygamber Efendimiz (as), sahabilerin âlim ve fakihlerinden Muâz bin Cebel&#8217;i (r.a.) Yemen’e hâkim olarak tayin ettiğinde ona sordu:</span><br />
<span style="font-size: 14pt; font-family: Dosis;"><strong>“Oraya vardığın vakit ne ile hükmedeceksin? Sana bir şey sorulduğu yahut bir dâvâcı geldiğinde o müşkülü nasıl halledeceksin?”</strong></span><br />
<span style="font-size: 14pt; font-family: Dosis;">Muâz:<em> “Allah’ın kitabı Kur’ân ile.”</em></span><br />
<span style="font-size: 14pt; font-family: Dosis;">Resulullah:<strong> “Kitapta bulamazsan?”</strong></span><br />
<span style="font-size: 14pt; font-family: Dosis;">Muaz:<em> “Resullullahın sünnetiyle.”</em></span><br />
<span style="font-size: 14pt; font-family: Dosis;">Resulullah: <em>“Onda da bulamazsan?”</em></span><br />
<span style="font-size: 14pt; font-family: Dosis;">Muaz:<em> “Onda da bulamazsam kendi içtihadımla hükmederim.”</em></span><br />
<span style="font-size: 14pt; font-family: Dosis;">Bunun üzerine Resul-i Ekrem Efendimiz,<strong> “Allah’a hamd olsun ki, peygamberlerin elçisini {Muâz’ı}, peygamberlerinin razı olduğu şeye muvaffak buyurmuştur.” </strong>diyerek Muaz’ın bu sözlerinden dolayı memnuniyetini dile getirdi. (<em>Tirmizî, Ahkâm: 3; Ebû Dâvud, Akdiyye: 11; İbni Mâce, Menâsik: 38.</em>)</span></p>
<p><span style="font-size: 14pt; font-family: Dosis;">Burada çok önemli bir şeyin dikkatimizi çekmesi lazım ilk kaynağımız ilk bakacağımız yer “Kur’an” eğer bir mesele Kur’an da ihtilafa yer bırakmayacak şekilde mutlak bir şekilde açıklanmışsa biz bunu uygularız eğer Kur’an da yoksa sünnete bakarız eğer sünnete de kesin bir dil ile belirtilmemiş ise bu defa yine Kur’an ve Sünnet baz alınarak (müçtehidlerimiz) içtihad ederler. <span style="font-size: 12pt;"><strong><em>(İbadet ve muamelatla ilgili bir hükmü dinî delilinden çıkarmak için güç sarfetmeye içtihad denir. Bu hükümleri delillerinden çıkaran âlime de müçtehid adı verilir. Müçtehid, Kur’ân, sünnet ve İslâm hukuku ile ilgili bütün meselelerde tam bir bilgi sahibi olmalıdır).</em></strong></span></span></p>
<p><span style="font-size: 14pt; font-family: Dosis;">Az önce de belirtmiştim Sahabîler bazı beldelere yerleşerek ilim ve irfanlarıyla İslâma hizmet ettiler yüzlerce talebe yetiştirdiler. Sahabîlerin yetiştirdiği bu talebelere <strong>“Tâbiîn”</strong> denmektedir. Resulullah (asm)&#8217;ın bıraktığı ilim mirası bu nesle intikal etti. Bunların içinde içtihad edebilecek seviyeye gelmiş pek çok âlim vardı. Meselâ, İbrahim en-Nehâî, Hasan el-Basrî, Tâvus bin Kaysan bunlardan birkaçıdır.</span></p>
<p><span style="font-size: 14pt; font-family: Dosis;"><strong>Tâbiîn,</strong> sahabîlerin rivayet ettikleri hadisleri ve onların içtihadlarını derleyip bir araya topladılar. Bunun yanı sıra hakkında âyet, hadis ve sahabîlerin içtihadının mevcut olmadığı meselelerde kendileri de içtihadda bulundular. Çevrelerinde halkalanan talebeleri yetiştirmeye gayret ettiler. İslâm hukukunun temelini kurma, karşılaşılan yeni meseleleri enine boyuna inceleyip hükümlerini açıklama hususunda talebelerine rehberlik ettiler. Bu nesle de <strong>“Tebe-i Tâbiîn”</strong> adı verilmektedir. <strong><em>İmam-ı Âzam, İmam-ı Malik, İmam-ı Şâfiî, Ahmed bin Hanbel, Süfyan-ı Sevrî, Sufyan bin Uyeyne</em></strong> bu neslin meşhurlarındandır. Bu zatların içinden, meselâ İmam-ı Âzam Sahabîlerden bir kısmını görmüşse de, ilmî hüviyeti itibariyle Tebe-i Tâbiîne dahildir.</span></p>
<p><span style="font-size: 14pt; font-family: Dosis;">İşte fıkhî mezheplerin ortaya çıkışı bu zamana rastlar. Tebe-i Tâbiîn imamları, sahabenin ve tâbiînin içtihadlarını topladılar. İhtiyaç oldukça kendileri de birçok meselede içtihadda bulundular. Müslümanların karşılaşmış olduğu binlerce meselede fikrî çalışmalar yapıp belli esaslar koydular. Bu zatlar çeşitli şehirlerde ikamet ediyorlardı, ilmî çalışmalarını bulundukları beldede yapıyorlardı.</span></p>
<p><span style="font-size: 14pt; font-family: Dosis;"><strong>Diğer taraftan </strong>her birinin fetva metodu da farklıydı. Bazısı sadece Kur’ân ve sünneti esas alıyor, bazısı bunların yanında kıyası kabul ediyor; bir kısmı Kur’ân, sünnet ve sahabenin icmâı ışığında kendi reyiyle fetva veriyordu. Bir kısmı da bulunduğu bölgenin örf ve âdetlerini dikkate alıyordu. Bu çeşit içtihad ve fetvalar Müslümanların dinî yaşayışını iyice rahatlatmıştı.</span><br />
<span style="font-size: 14pt; font-family: Dosis;">Müçtehidlerin bu içtihadları İslâmın temel esaslarında olmayıp ikinci derece fer’î meseleler üzerinde yapılıyordu. Zamanla aynı meselede birtakım farklı içtihadlar ve izahlar ortaya çıktı. Müslümanlar ise kendi bölgelerinde yaşayan müçtehidin içtihadını kabul ediyor, ibadet ve muamelat hayatını ona göre yapıyordu. Meseleyi biraz daha somutlaştırarak devam edelim.</span></p>
<p><span style="font-size: 14pt; font-family: Dosis;">Örneğin Irak bölgesinde İmamı Azam Ebu Hanife efendimiz vardı ve dini konuda ihtasası, eğitimi, bilgisi vardı. Halk İslami bir konuda bir yol bulamayınca ya da bir mesele olduğunda ona başvururlardı buda gayet doğal bir şey çünkü herkesin her şeyi bilmesi mümkün değil herkes Kur’an hafızı olamaz ya da herkes Peygamber Efendimizin hadislerini, sünnetini tamamiyle bilemez o yüzden bu meselelerde işin erbabına bilenine danışılır. Günümüzde de bu durum böyledir herkes doktor olamaz, herkes mühendis olamaz vs.. doktor mühendisin işini detaylıca bilmez mühendiste doktorun, mühendisin sağlık ile ilgili bir sıkıntısı olduğunda doktora başvurur ya da doktor başka bir meselede mühendise…</span></p>
<p><span style="font-size: 14pt; font-family: Dosis;">Halk dini konuda ona danışır o da Kur’an’ı ve Sünneti baz alarak, kaynak kabul ederek hüküm verirdi. Başka bir bölgedeki başka bir imam da örneğin (<strong><em>İmam-ı Malik, İmam-ı Şâfiî, Ahmed bin Hanbel, Süfyan-ı Sevrî, Sufyan bin Uyeyne</em></strong> ) başka bir hüküm verirdi.</span></p>
<p><span style="color: #800000;"><strong><span style="font-size: 18pt;">Peki bunların kaynakları aynı olmasına rağmen nasıl farklı görüşler ortaya çıkıyordu?</span></strong></span><br />
<span style="font-size: 14pt; font-family: Dosis;">Bunun en temel sebebi Kur’an’ın dil yapısıdır. Arapça çok zengin bir dildir aynı kelime bir çok farklı manaya gelirdi bir cümleden bir çok farklı mana çıkarılabiliyor aynı iki tane imam aynı ayeti okuyup farklı hükümler çıkarabiliyordu ikisininde kaynağı aynı ama cümle içinde ki kelimelerin anlam farklılığından dolayı farklı hükümler ortaya çıkabiliyordu bunları biraz örneklendirelim;</span></p>
<ol>
<li><span style="font-size: 14pt; font-family: Dosis; color: #003366;"><strong><u> Örnek</u></strong></span></li>
</ol>
<p><span style="font-size: 14pt; font-family: Dosis;">Namazın farz olduğunda bütün mezhepler ittifak halindedirler. Namaz için abdest almanın farziyetinde de bütün mezhepler müttefiktirler. Bu abdestin içinde başa meshedilmesinde de, keza bütün mezhebler müttefiktirler. Ayrılık, sadece bu meshin şekli ve miktarı gibi temel olmayan hususlardadır, mesihte değildir. Meselâ:</span></p>
<ol>
<li><span style="font-size: 14pt; font-family: Dosis;">İmam-ı Mâlik ve Ahmed bin Hanbel, başa meshedilirken tamamının meshedilmesini zaru rî görmüşlerdir.</span></li>
<li><span style="font-size: 14pt; font-family: Dosis;">Ebû Hanîfe ise, tamamı değil dörtte biri de olsa kâfidir, demiştir.</span></li>
<li><span style="font-size: 14pt; font-family: Dosis;">İmam-ı Şâfiî de birkaç kıla bile meshedilmesi kifayet eder kanaatına varmıştır. İmamların bu ayrılığına bakan bâzıları diyorlar ki:</span></li>
</ol>
<p><span style="font-size: 14pt; font-family: Dosis;">&#8211; Madem ki âyet bir, hadîs bir, teferruatta da olsa bu ayrılık olmamalıydı. Böyle diyenlerin kimi bilemediklerinden iyi niyetle böyle düşünmekteler. Kimi de inançlarını iyice zayıflatıp şüphe kuyularına düştükleri için, tahrip ve yıkıntı meydana getirmek kasdıyla böyle konuşmaktalar. Halbuki ne iyi niyetlilerin böyle bir vesveseye kapılmalarına sebeb var, ne de kötü niyetlilerin düştükleri vesvese kuyusundan böyle bir yıkıntı meydana getirmeleri mümkün. Şöyle ki: Dillerin en zengin ve en olgunu arabçadır. Arab lisanında sadece (Ceale) kelimesi 15 mânâya geldiği gibi, harfler de böyle şümûllü ve zengin mânâlara gelir. Meselâ: Türkçede (B) harfinin kendi başına bir mânâsı yoktur. Ama Arabça`da ise (B) harfinin de kendi başına mânâları vardır. Hangi kelimenin başına (B) harfi gelirse kelimenin istikametine te`sir eder, mânâsına müessir olur. İsterseniz buyurun (B) harfinin geldiği mânâlara bir göz atalım:</span></p>
<p><span style="font-size: 14pt; font-family: Dosis;">1 &#8211; B, sa dece kelimeyi güzelleştirmek için gelir, mânâsı olmaz.</span><br />
<span style="font-size: 14pt; font-family: Dosis;">2 &#8211; B, &#8220;bâzı&#8221; mânâsına gelir.</span><br />
<span style="font-size: 14pt; font-family: Dosis;">3 &#8211; B, &#8220;bitiştirmek&#8221; mânâsına gelir. İşte bu mânâlara şâmil olan (B) harfini Rabbimiz &#8220;başınıza meshediniz&#8221; emrini verdiği âyetindeki &#8220;rüûsiküm&#8221; kelimesinin başına koyarak &#8220;Bi-rüûsiküm&#8221; buyurmuştur. Demek ki Rabbimizin &#8220;başınıza meshediniz&#8221; emrinden muradı, (B) harfinin şâmil olduğu mânâlara da şâmildir. İşte bu şümûl hikmetinden dolayıdır ki,</span></p>
<p><span style="font-size: 14pt; font-family: Dosis;"> İmam-ı Ahmed`le İmam-ı Mâlik:</span><br />
<span style="font-size: 14pt; font-family: Dosis;">&#8211; Başa meshederken başın tamamı meshedilmelidir. Zira buradaki (B) harfi, kelimeyi güzelleştirmek için gelmiş olan zâid (B) dir. Kendi başına mânâsı yoktur, der.</span></p>
<p><span style="font-size: 14pt; font-family: Dosis;">Ebû Hanîfe ise:</span><br />
<span style="font-size: 14pt; font-family: Dosis;">&#8211; Bu (B) bâzı mânâsına gelen B`dir. Başın bâzısına meshedilse de kâfi gelir, der.</span></p>
<p><span style="font-size: 14pt; font-family: Dosis;">İmam-ı Şâfiî de:</span><br />
<span style="font-size: 14pt; font-family: Dosis;">&#8211; Bu (B) bitiştirmek mânâsına gelen B`dir. Sadece elin başa bitişmesi, birkaç kıla bile değmesi kifayet eder, mesih tamam olur, der. </span><br />
<span style="font-size: 14pt; font-family: Dosis;">O halde gerçek böyle iken, kim hangi ictihad sahibini hatâ ile itham edebilir, mezheblerin teferruattaki bu ayrılığının dinde ayrılık mânâsına geldiğini iddia edebilir. Kelimeyi gönderen Rabbimizdir. Başına (B) harfini koyarak telâffuz buyuran yine Rabbimizdir. Huzûr-u İlâhî`de bu müctehidlerden her biri:</span></p>
<p><span style="font-size: 14pt; font-family: Dosis;">&#8211; Yâ Rab, senin mukaddes kelâmındaki harflerden anladığımız mânâları tercih edip ortaya koyduk, deyince mes`ûl mü olurlar? Rabbimizin:</span></p>
<p><span style="font-size: 14pt; font-family: Dosis;">&#8211; Benim muradım da bu idi, demeyeceği ne ile bellidir? Bir anne oğullarına yazdığı mektubunda bana (MEYVE) getirin dese, oğullardan biri elma, diğeri portakal, bir başkası muz, dördüncüsü de şeftali alıp getirseler, bunların dördü de annenin isteğini yerine getirmiş olmaz mı? Çünkü (MEYVE) kelimesi bunların hepsine de şâmildir. Herkes kendine göre ictihad edip annesinin o meyveyi kasdettiğini tahmin etmiştir. Hepsi de annesine itâat etmiş evlât sevabını alacaklardır. Bunlar suçlanabilir mi?</span></p>
<ol start="2">
<li><span style="font-size: 14pt; font-family: Dosis; color: #003366;"><strong><u> Örnek</u></strong></span></li>
</ol>
<p><span style="font-size: 14pt; font-family: Dosis;">Âli İmran suresi 97. ayette şöyle buyrulmuş: “Oraya (Kâbe’ye) giren emin olur.”</span></p>
<p><span style="font-size: 14pt; font-family: Dosis;">İmam-ı Âzam Hazretlerine göre, şer’an öldürülmesi gereken bir kimse Harem-i Şerif’e sığınsa kendisine dokunulmaz ve orada ceza uygulanmaz. Sadece ona yiyecek ve içecek verilmeyerek oradan çıkmaya mecbur edilir ve çıkınca kısas yapılır.</span></p>
<p><span style="font-size: 14pt; font-family: Dosis;">İmam Şafi Hazretlerine göre ise Kâbe’ye sığınan oradan çıkmazsa çıkması için beklenmez, orada kısas edilir.</span></p>
<p><span style="font-size: 14pt; font-family: Dosis;">Yine fıkıh ilmini ve ezelî kelamın mahiyetini bilmeyenleri şaşırtacak bir durum!</span><br />
<span style="font-size: 14pt; font-family: Dosis;">Aynı meselede iki farklı hüküm! Hâlbuki kişi İlahî kelamın mahiyetini bilseydi bu farklı hükümlerin son derece normal ve ezelî kelamın bir hususiyeti olduğunu anlayacaktı. Şimdi ihtilafın sebebini öğrenelim:</span></p>
<p><span style="font-size: 14pt; font-family: Dosis;">Ayet-i kerimede, “Kâbe’ye giren emin olur.” buyrulmuş. Buradaki “emniyet” İmam-ı Âzam’a göre, <strong>dünyevi emniyettir</strong> ve Kâbe’ye girenin her türlü dünyevi tehlikeden emin olması gerekmektedir. İmam-ı Âzam Hazretlerine göre, can emniyeti de bunlardan biridir. O hâlde kendisine kısas yapılması gereken bir kişi Kâbe’ye sığınsa ona dokunulmaz. Çünkü Allah-u Teâlâ kitabında Kâbe’ye girenin tehlikeden emin olması gerektiğini buyurmuştur.</span></p>
<p><span style="font-size: 14pt; font-family: Dosis;">İmam Şafi ise ayetteki “emniyeti” <strong>ahiret azabından emin olmakla</strong> tefsir etmiştir. Yani İmam Şafi’ye göre, Kâbe’ye giren dünyevi tehlikelerden değil, uhrevi tehlikelerden emin olur. Yaptığı tavaf, say ve diğer ibadetlerle kendisini Allah’a affettirir ve cehennem azabından kurtulur. Dolayısıyla İmam Şafi’ye göre, ayetin hükmü dünyaya değil, ahirete bakmaktadır. Netice olarak da kısas gereken bir kişi Kâbe’ye sığınsa çıkması emredilir, eğer çıkmazsa orada hükmü icra edilir.</span></p>
<p><span style="font-size: 14pt; font-family: Dosis;">Görüldüğü gibi, ayetteki “emniyetin” farklı manalara gelebilme ihtimali hükmün farklılığına sebep olmuştur. Eğer ayetteki “emniyet” dünyevi emniyet ise orada kısas yapılamaz. İmam-ı Âzam bu ihtimali tercih etmiştir. Yok, eğer ayetteki emniyet ahiretteki azaptan emin olmaksa orada kısas yapılabilir. İmam Şafi de bu ihtimali tercih etmiştir. Ayrıca her bir mezhep imamı görüşlerine hadislerden de deliller getirmiştir. Bizler bu başlıkta sadece Ku’ran’ı anlamadaki ihtilafı işlediğimizden meselenin hadis bölümüne geçmiyoruz.</span><br />
<span style="font-size: 14pt; font-family: Dosis;">Demek “Kâbe’ye sığınan bir kimseye kısas yapılıp yapılamayacağı” konusunda sadece tek bir hükmün olmasını istemek ayetin bu iki vechini bilmemekten ve Allah’ın kelamını beşer kelamı gibi tek manaya gelen bir kelam zannetmekten dolayıdır.</span></p>
<p><span style="font-size: 14pt; font-family: Dosis;">“Eğer bu hükümlerden hangisi doğrudur?” dersen ikiside doğrudur.</span></p>
<ol start="3">
<li><span style="font-size: 14pt; font-family: Dosis; color: #003366;"><strong><u> Örnek</u></strong></span></li>
</ol>
<p><span style="font-size: 14pt; font-family: Dosis;">Cenab-ı Hakk Nisa suresi 11. ve 12. ayetlerde miras taksiminin nasıl yapılacağını beyan buyurmuş ve taksimden önce borçların ödenmesi gerektiğini bildirmiştir. Bu ayete göre, miras taksim edilmeden önce vefat edenin borçları ödenir ve eğer varsa malının üçte birlik kısmından yaptığı vasiyeti yerine getirilir. Daha sonrada Allah’ın belirttiği şekilde kalan mal mirasçılara taksim edilir.</span></p>
<p><span style="font-size: 14pt; font-family: Dosis;">İmam-ı Âzam Hazretleri ayette geçen “deyn (borç)” kelimesini “kullara ait borçlar” olarak tefsir etmiştir. İmam-ı Âzam Hazretlerine göre, ölen bir kimsenin kullara ait borçları vasiyeti olmasa da mirastan çıkarılır ve alacaklılara ödenir. Ancak Allah’ın hakkı olan zekât ve hac gibi borçlar vasiyeti olmazsa mirastan çıkarılmaz. Buna göre ölü Allah’a ait hakların mirastan ödenmesini vasiyet etmez ve mirasçılar da kendi rızaları ile bu borçları ödemek istemezlerse Allah’a ait borçlar miras malından çıkarılmaz ve bu borçlar ödenmez.</span></p>
<p><span style="font-size: 14pt; font-family: Dosis;">İmam Şafi Hazretleri ise ayette geçen “deyn (borç)” kelimesini “hem kullara ait hem de Allah’a ait borçlar” olarak tefsir etmiştir. İmam Şafi Hazretlerine göre, ölenin vasiyeti olmasa da ödemediği zekât ve eda etmediği hac gibi Allah’a ait borçları mirastan çıkarılır. Bu hususta mirasçıların izin verip vermemesine bakılmaz.</span></p>
<p><span style="font-size: 14pt; font-family: Dosis;">İşte ayet-i kerimedeki “deyn” kelimesinin mutlak bırakılması ve her iki manaya da gelebilme ihtimali hükmün ihtilafına sebep olmuştur. Eğer ayette “kullara ait borçlar ödendikten sonra” ya da “hem Allaha hem de kullara ait olan borçlar ödendikten sonra” denilseydi ayet açık olduğu için ihtilaf olmazdı. <strong>Demek ihtilafın sebebi, ayetin mutlak bırakılması ve her iki manayı da içinde cemetmesidir.</strong> Ayrıca her bir mezhep imamı görüşlerine hadislerden de deliller getirmiştir. Ancak bizler bu başlıkta sadece Kur’an’ı anlamadaki ihtilafı işlediğimizden meselenin hadis bölümüne geçmiyoruz.</span></p>
<p><span style="font-size: 14pt; font-family: Dosis;">Netice olarak deriz ki, Kelam-ı Ezelînin mahiyeti anlaşıldıkça ihtilafın zaruri bir netice olduğu daha iyi kavranacaktır. Zira “vasiyet edilmediği takdirde miras malından Allah’a ait borçların çıkarılıp çıkarılmaması” hususunda sadece tek bir hükmün olmasını istemek ayetteki “deyn” kelimesinin bu iki manayı da içinde cemettiğini bilmemekten ileri gelmektedir.</span></p>
<p><span style="font-size: 14pt; font-family: Dosis;"><em>(Buradan sonrasına özellikle dikkat edin çünkü ileride mezhep kurarken işimize yarayacak.)</em> Bu ve bunun gibi onlarca, yüzlerce örnek çıkarılabilir ve sonuç değişmeyecektir bu verdiğim örnekler sadece Kur’an ayetlerindendi bir de bunun hadis kısmı var mezhebi inkar edenlerin geneli hadiside inkar ettiği için oraya hiç girmedim bile, bu şekilde farklı görüşlerin ortaya çıkması zaruri duruma gelmiştir.</span></p>
<p><span style="font-size: 14pt; font-family: Dosis;">Şimdi burada durup Mezhebin tanımını yapalım  </span><br />
<div class="su-note"  style="border-color:#e5e54c;border-radius:3px;-moz-border-radius:3px;-webkit-border-radius:3px;"><div class="su-note-inner su-u-clearfix su-u-trim" style="background-color:#FFFF66;border-color:#ffffff;color:#333333;border-radius:3px;-moz-border-radius:3px;-webkit-border-radius:3px;"><span style="font-size: 14pt; font-family: Dosis;">“Mezheb, gidilen yol, benimsenen metod ve görüş demektir. Dinî mânada mezheb ise, müctehid bir âlimin fikir ve görüşlerini benimseyen insanların meydana getirdiği dinî ekollere denir. Mezhebler arasında esasta hiçbir ayrılık yoktur. Ayrılık, teferruatta, dînin özüne dokunmayan fer&#8217;î mes&#8217;elelerdedir. Ayrıca hiçbir müctehid kendi adına bir mezheb kurmak iddiasıyla ortaya çıkmamıştır. Kur&#8217;an ve hadîslerden çıkardıkları hükümlerin başkaları tarafından benimsenmesi neticesinde, kendiliğinden o müctehid adına bir mezheb teşekkül etmiştir.”</span></div></div>
<span style="font-size: 14pt; font-family: Dosis;">ve yazımıza devam edelim.</span></p>
<p><span style="font-size: 14pt; font-family: Dosis;">İmamı Azam Ebu Hanife’nin yaşadığı bölgede ki insanların binlerce kilometre öteye gidip başka bir alime fıkhi bir mesele soramayacakları için <em>-ki o zamanın şartlarında binlerce kilometre yol kat etmek aylar sürüyordu-</em> onlarda bu alanında uzman olan eğitim görmüş dini bilen birisinin görüşlerini, fetvalarını kabul edip uygulamaya başladılar. Başka bölgedeki insanlarda Ebu Hanife gibi başka bir müçtehidin görüşlerini, fetvalarını alıp uyguladığı için zamanla bu görüşlerin etki alanı İslam’ın da yayılmasıyla orantılı olarak genişlemeye başladı ve zamanla Ebu Hanife’nin fetvalarını uygulayanlar günümüz tabiriyle “Sanal” bir Hanefi mezhebine mensup oldular.</span></p>
<p><span style="font-size: 14pt; font-family: Dosis;"> Sanal diyorum çünkü Ebu Hanife çıkıpta “<em>Ben bir mezhep kurdum, bana uyun, benim mezhebimi kabul edin, o mezhebi benim ismimle söyleyin, ben bir mezhep kurdum adıda Hanefiliktir&#8230;</em>” gibi şeyler söylemedi diğerleri de böyleydi <strong><em>İmam-ı Malik, İmam-ı Şâfiî, Ahmed bin Hanbel, İmam Taberi</em></strong>  hiçbiri çıkıpta “Ben mezhep kurdum gelin tabi olan demedi” bu mezhep isimleri gayri ihtiyari ortaya çıktı Ebu Hanifenin fetvalarını kabul edenlere –ki Ebu Hanife 10.000 üzerinde fetva vermiştir- Hanefi dendi. İmam Şafii’nin fetvalarını kabul edenlere  -ki o da binlerce meselede fetva verdi- Şafii dendi.  <strong><u>“Mezheb, gidilen yol, benimsenen metod ve görüş demektir”</u></strong> dolayısıyla Ebu Hanife’nin görüşlerini, fetvalarını benimseyip uygulayanlara “Hanefi Mezhebindendir” demek gayet doğal ve normaldir çünkü bu cümlenin manası <strong><u>“Ebu Hanifenin görüşünü, fetvalarını benimseyen, kabul edenler” </u></strong>demektir bunun başka bir açıklaması manası vs. yok.</span></p>
<p><span style="font-size: 14pt; font-family: Dosis;">Burası çok önemli tekrar belirtmek istiyorum Ebu Hanife ve diğer mezhep imamları çıkıpta “<em>Ben bir mezhep kurdum, bana uyun, benim mezhebimi kabul edin, o mezhebi benim ismimle söyleyin, ben bir mezhep kurdum adıda Hanefiliktir&#8230;</em>” gibi şeyler söylemedi. Alanlarında çok iyiydiler avam tabaka da dini meselelerde onlara danışmaya başladı ve zamanla Ebu Hanife’nin fetvaları yayılmaya başladı, Ebu Hanife’ye inanıp onun fetvalarını kabul edip uygulayanlara da Hanefi dendi (diğerleri de böyledir). Buraya kadar yani mezheplerin nasıl ortaya çıktığına kadar bir sorun kalmadı diye düşünüyorum şimdi gelelim yazımızın ana konusuna “Mezhep Kurmaya”.</span></p>
<p><span style="font-size: 14pt; font-family: Dosis;">Burada günümüz hadis inkarcılarının akıl hocalarından biri olan Mehmet Okuyan üzerinden devam edeceğiz yazımıza. Mehmet Okuyan sadece temsili bir isim  bunun yerine farklı farklı kişilerde koyulabilir elbette ancak bu yazıda bu isim tercih edildi. İlerleyişimiz şu şekilde olacak;</span></p>
<ol>
<li><span style="font-size: 14pt; font-family: Dosis;">Bazı meseleler seçeceğiz ve Ebu Hanife’nin ve Mehmet Okuyan’ın bu konuda ki görüşlerini belirteceğiz.</span></li>
<li><span style="font-size: 14pt; font-family: Dosis;">İkisinin de dini konuda yaptıklarına bakacağız</span></li>
<li><span style="font-size: 14pt; font-family: Dosis;">Son olarak Hanefi Mezhebinin yayılma, büyüme, ortaya çıkma süreci nasılsa aynı şeyleri Mehmet Okuyan’ın görüşleri içinde uygulayıp “Okuyan Mezhebini” kuracağız.</span></li>
</ol>
<p><span style="font-size: 14pt; font-family: Dosis;"><a href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/11/Screenshot_14.png" data-wpel-link="internal"><img decoding="async" class="aligncenter wp-image-2781" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/11/Screenshot_14.png" alt="" width="760" height="119" srcset="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/11/Screenshot_14.png 709w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/11/Screenshot_14-300x47.png 300w" sizes="(max-width: 760px) 100vw, 760px" /></a></span><br />
<span style="font-size: 14pt; font-family: Dosis;">Elimizde dört tane görüş var bunun sayısı artırılıp yüzlerce, binlerce yapılabilir ancak yazı çok uzamasın diye bu kadarı ile yetiniyorum. 1. Maddemizi yerine getirdik şimdi gelelim ikinci maddeye ve din adına yaptıklarına. İkisi de dini konuşmalar yaptı, münazaralara katıldı, fetvalar verdi, görüşler belirtti ve talebe (öğrenci) yetiştirdi. Şimdi günümüzde Hadis İnkarcılarına baktığınızda <span style="color: #800000;">hoca olarak kabul edilip fetvaları kabul edilip uygulanan kişilerden birisi de Mehmet Okuyandır. Asırlar önce o zamanda da bu kişi Ebu Hanife idi yani birileri onun fetvalarını kabul edip uyguluyordu.</span> Mesela sorun hadis inkarcılarına kabir azabı var mı yok mu diye size genel mana da Mehmet Okuyan ve onun zihniyetinde ki kişilerden öğrendikleri şekilde açıklama yapıp kabir azabı yok diyecekler.</span></p>
<p><span style="font-size: 14pt; font-family: Dosis;">Şimdi gelelim 3. Adıma elimizde ne var “İki tane hoca, birbirinden farklı dört görüş, ve bu iki hocayı takip edip fetvalarını kabul eden binlerce insan…” Şimdi biraz geri gidelim ve mezheplerin yayılma sürecine dönelim ne demiştik <strong><u>“Herkes her konuda uzman olamayacağı için din konusunda uzman olmayanlarda uzman olanlara danışır.</u></strong>” <em><span style="color: #003366;">İnsanlar asırlar önce Ebu Hanifenin verdiği fetvaları kabul ettiği gibi günümüz hadis inkarcıları da Mehmet Okuyan’ın fetvalarını kabul edip uyguluyor.</span></em> Ebu Hanife “Ben mezhep kurdum adı Hanefiliktir gelin bana tabi olun” demedi, Mehmet Okuyanda böyle bir şey söylemedi. Ebu Hanife Kur’an ve Sünnete davet ediyordu onlardan hüküm veriyordu Mehmet Okuyan ise sadece Kur’an dan hüküm veriyor. Şimdi ki durumumuza bakalım Ebu Hanife ile Mehmet okuyanın durumu arasında hiçbir fark yok. Hatta bunu görsel hale getirelim biraz.</span><br />
<span style="font-size: 14pt; font-family: Dosis;"><a href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/11/Basliksiz-2.jpg" data-wpel-link="internal"><img decoding="async" class="aligncenter wp-image-2782 " src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/11/Basliksiz-2.jpg" alt="" width="577" height="404" srcset="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/11/Basliksiz-2.jpg 1000w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/11/Basliksiz-2-300x210.jpg 300w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/11/Basliksiz-2-768x538.jpg 768w" sizes="(max-width: 577px) 100vw, 577px" /></a></span><br />
<span style="font-size: 14pt; font-family: Dosis;">Tablomuz aynen bu şekilde iki tane hoca var ve bu hocaların fetvalarını kabul edip görüşleri çevresinde toplanan binlerce insan var bu iki hoca bir çok konuda fetva verip bazı konularda da ayrıldıkları için doğal olarak bunların çevrelerinde olan insanlarda genel mana da bunların görüşlerine sahip olmaya başladı ve karşımıza iki tane farklı “SANAL MEZHEP” çıktı. Biri Ebu Hanife’nin fetvalarını kabul edenler diğeri Mehmet Okuyan’ın fetvalarını kabul edenler. Şimdi sormak lazım bunlara Ebu Hanife’nin fetvalarını kabul edenlere Hanefi deyip o görüşler, fetvalar bütününe de Hanefi Mezhebi deyip Mehmet Okuyan’a ve onun görüşünü kabul edenlere neden Okuyan/Okuyancı vs. demiyoruz? Çünkü yazımızın bu kısmına kadar belirttiğimiz gibi ikisi de aynı işi yapıyor ikiside aynı aşamalardan geçiyor. Bu durumda bizim Mehmet Okuyan’ın görüşlerini kabul edip onları uygulayanlara da “Okuyan Mezhebine Mensup Kişiler” dememiz lazım. Çünkü Hanefi mezhebi demek “<strong><u>Ebu Hanifenin görüşünü, fetvalarını benimseyen, kabul edenler” </u></strong>demekti bu defa sadece isim değişikliği yapıp demek Ebu Hanife yerine Mehmet Okuyan koyup “<strong><u>Mehmet Okuyan’ın görüşünü, fetvalarını benimseyen, kabul edenler” </u></strong>diyoruz. O zaman bu kişilere de “Okuyan Mezhebine Mensup Kişiler” dememiz gerekiyor. Şimdi gelelim ikisininde ortak noktada ki durumlarına.</span><br />
<span style="font-size: 14pt; font-family: Dosis;"><strong> <a href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/11/Screenshot_13.png" data-wpel-link="internal"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-2783" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/11/Screenshot_13.png" alt="" width="849" height="166" /></a></strong></span><br />
<span style="font-size: 14pt; font-family: Dosis;"><strong> </strong></span><br />
<span style="font-size: 14pt; font-family: Dosis;">Evet, gördüğünüz üzere Hanefi Mezhebinin kurulumunda ki ve mezheplerin ortaya çıkış sebebinde ki BÜTÜN ŞARTLARI Mehmet Okuyan’da karşılamış oldu. Doğal olarak artık biz şunu diyebiliriz “<strong><u>Mehmet Okuyan’ın görüşünü, fetvalarını benimseyen, kabul edenler “ Okuyan Mezhebi”ne mensup kişilerdir</u></strong>”. Şimdi işi biraz daha genişletip Ebu Hanife’nin çevresinde ki kişilere ve Mehmet Okuyan’ın çevresinde ki kişilere bakalım.</span><br />
<span style="font-size: 14pt; font-family: Dosis;"><a href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/11/Screenshot_12.png" data-wpel-link="internal"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-2784" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/11/Screenshot_12.png" alt="" width="791" height="201" /></a></span><br />
<span style="font-size: 14pt; font-family: Dosis;">Solda Ebu Hanife ve onun talebeleri, arkadaşları/dostları diyebileceğimiz kişiler var, sağda da Mehmet Okuyan ve onun çevresinde ki (genel manada) aynı görüşlerde olan arkadaşları/dostları var. Solda ki tabloda bulunanların görüşleri genel  mana da aynıdır bazı meselelerde farklıdır (az sayıda), sağdakiler de aynı şekildedir. Birbirine ne kadar da benziyor değil mi?</span><br />
<span style="font-size: 14pt; font-family: Dosis;">Şimdi geldik günümüzde en yaygın olan dört mezhebe ve yeni kurduğumuz Okuyan Mezhebine ait bir tablo oluşturmaya</span><br />
<span style="font-size: 14pt; font-family: Dosis;"><a href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/11/Screenshot_11.png" data-wpel-link="internal"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-2785" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/11/Screenshot_11.png" alt="" width="912" height="156" /></a></span><br />
<span style="font-size: 14pt; font-family: Dosis;">Gördüğünüz üzere günümüzde yaygın olan dört mezhebin birkaç konuda ki görüşlerini sunduk. Şimdi <span style="color: #800000;">Mehmet Okuyan gibi Mehmet Okuyan dışında dört farklı kişinin görüşlerini</span> sıralamış olduk. Sonra dedik ki biz buraya birde bunlar gibi aynı şartlarda meydana gelen “Okuyan Mezhebini koyalım dedik ve durum şöyle oldu”</span><br />
<span style="font-size: 14pt; font-family: Dosis;"><a href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/11/Screenshot_10-1.png" data-wpel-link="internal"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-2786" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/11/Screenshot_10-1.png" alt="" width="1081" height="158" /></a></span><br />
<span style="font-size: 14pt; font-family: Dosis;">Hatta şöyle yapalım tablodan Hanbeli Mezhebinin yerine Okuyan Mezhebini koyalım;</span><br />
<span style="font-size: 14pt; font-family: Dosis;"><a href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/11/Screenshot_9.png" data-wpel-link="internal"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-2787" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/11/Screenshot_9.png" alt="" width="908" height="153" /></a></span><br />
<span style="font-size: 14pt; font-family: Dosis;"><span style="color: #ff0000;"><em><strong>Şimdi 1. ve 3. tablo arasında bir fark var mı?</strong></em></span>  Yoktur, tek fark bünyesinde Ahmet Bin Hanbeli’nin görüşlerini barındıran Hanbeli Mezhebi yerine Mehmet Okuyan’ın görüşlerini barındıran Okuyan Mezhebini ekledik ve az önce de dediğimiz gibi arada hiçbir fark yok. Şimdi yavaş yavaş özet yapıp yazının sonuna doğru gelelim.</span></p>
<p><span style="font-size: 14pt; font-family: Dosis;">Mezhep dediğimiz şey  <strong><u>“Gidilen yol, benimsenen metod ve görüş demektir”</u></strong> Hanefi Mezhebi Ebu Hanife’nin Kur&#8217;an ve hadîslerden çıkardığı hükümlerin <strong><u>başkaları tarafından benimsenmesi neticesinde, kendiliğinden o müctehid adına ortaya çıkmasından oluşmuştur. </u></strong>Diğer mezheplerde bu şekilde meydana gelmiştir. Bizim sonradan kurduğumuz “Okuyan Mezhebi” de az önce yaptığımız tanım neticesinde Mehmet Okuyan’ın Kur&#8217;an’dan çıkardığı hükümlerin <strong><u>başkaları tarafından benimsenmesi neticesinde, kendiliğinden o hoca (Mehmet Okuyan) adına ortaya çıkmasından oluşmuştur.</u></strong></span></p>
<p><u> </u><br />
<span style="font-size: 14pt; color: #ff0000;"><strong>Tabi burada yaptığımız şey işin mantığını kavramanız içindi yoksa mezhep falan kurduğumuz yok yanlış anlaşılmasın.</strong></span><br />
<span style="font-size: 14pt; font-family: Dosis;">Değinmek istediğim diğer mesele de şu mezhebi tanımına uygun olarak kullanırsak hayatta ki birçok din dışı görüşte mezheptir. Örneğin ırkçılık yapıp kendini ırkını üstün tutanlar da aslında bir “Mezheptir” örneğin bir grup insan (binlerce) Alman ırkını üstün görüp diğer ırkları aşağılıyorsa ve bu akımında başında “X” kişisi/kişileri varsa o ırkçı grup aslında “X Mezhebine” mensuptur. Yani arkadaşlar şu kafanızda ki &#8220;Mezhep ön yargısını&#8221; yıkın artık. Mezhepler (hak olanları) kulluk yarışında yürünen farklı yollardan başka bir şey değildir&#8230;</span></p>The post <a href="https://ateistlerecevap.org/mezhepler-nasil-ortaya-cikti-nasil-mezhep-kurulur-okuyan-mezhebi-kuruyoruz/" data-wpel-link="internal">Mezhepler Nasıl Ortaya Çıktı? Nasıl Mezhep Kurulur? “Okuyan Mezhebi” Kuruyoruz</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ateistlerecevap.org/mezhepler-nasil-ortaya-cikti-nasil-mezhep-kurulur-okuyan-mezhebi-kuruyoruz/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Allah Şeytanı Kötülük Yapması İçin Mi Yarattı?</title>
		<link>https://ateistlerecevap.org/allah-seytani-kotuluk-yapmasi-icin-mi-yaratti/</link>
					<comments>https://ateistlerecevap.org/allah-seytani-kotuluk-yapmasi-icin-mi-yaratti/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ateistlere Cevaplar]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 28 Aug 2018 11:54:12 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sorular]]></category>
		<category><![CDATA[Allah Şeytanı Kötülük Yapması İçin Mi Yarattı?]]></category>
		<category><![CDATA[Allah Şeytanı Neden yarattı]]></category>
		<category><![CDATA[Allah Şeytanı Niye Yarattı?]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.ateistlerecevap.org/?p=2728</guid>

					<description><![CDATA[<p>Yazının Görsel Haline Ulaşmak İçin BURAYA TIKLAYIN Eğer İslam ile ilgili bir mesele hakkında konuşuyorsak İslam’ın konuyla ilgili verdiği bilgilere bakmamız lazım İslam’ın bize verdiği bilgilere göre Şeytan bir “CİN’dir” yine İslam’ın bize verdiği bilgilere göre Cinler de İnsan gibidir. Yerler, içerler, uyurlar, cinsiyetleri vardır, evlenirler, çocukları olur, onların da insan gibi ÖZGÜR İRADELERİ VARDIR, [&#8230;]</p>
The post <a href="https://ateistlerecevap.org/allah-seytani-kotuluk-yapmasi-icin-mi-yaratti/" data-wpel-link="internal">Allah Şeytanı Kötülük Yapması İçin Mi Yarattı?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/08/Allah-Seytani-Kotuluk-Yapmasi-Icin-Mi-Yaratti-2.jpg" data-wpel-link="internal"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-2729" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/08/Allah-Seytani-Kotuluk-Yapmasi-Icin-Mi-Yaratti-2.jpg" alt="Allah-Şeytanı-Kötülük-Yapması-İçin-Mi-Yarattı-2" width="957" height="718" srcset="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/08/Allah-Seytani-Kotuluk-Yapmasi-Icin-Mi-Yaratti-2.jpg 957w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/08/Allah-Seytani-Kotuluk-Yapmasi-Icin-Mi-Yaratti-2-300x225.jpg 300w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/08/Allah-Seytani-Kotuluk-Yapmasi-Icin-Mi-Yaratti-2-768x576.jpg 768w" sizes="(max-width: 957px) 100vw, 957px" /></a><br />
Yazının Görsel Haline Ulaşmak İçin <a href="https://grafik.ateistlerecevap.org/allah-seytani-kotuluk-yapmasi-icin-mi-yaratti-gorselleri/" data-wpel-link="external" rel="nofollow external noopener noreferrer"><span style="color: #800000;"><strong>BURAYA TIKLAYIN</strong></span></a><br />
Eğer İslam ile ilgili bir mesele hakkında konuşuyorsak İslam’ın konuyla ilgili verdiği bilgilere bakmamız lazım İslam’ın bize verdiği bilgilere göre <strong>Şeytan bir “CİN’dir</strong>” yine İslam’ın bize verdiği bilgilere göre Cinler de İnsan gibidir. Yerler, içerler, uyurlar, cinsiyetleri vardır, evlenirler, çocukları olur, onların da insan gibi ÖZGÜR İRADELERİ VARDIR, neyi seçerlerse ondan sorumlu olurlar, kendileri bir yol seçerse o seçtiği yoldan onlar sorumlu olur, dinen onlarda sorumludurlar, özetle insanla hemen hemen aynıdır. Yani Şeytanda da özgür irade vardır çünkü Şeytan bir Cindir.</p>
<h1><span style="font-size: 18pt;">Peki Allah cinleri ve insanları ne için yarattı?</span></h1>
<p>Yine İslam’ın bize bu konu ile ilgili verdiği bilgilere bakalım. “Ben cinleri ve insanları, ancak bana kulluk etsinler diye yarattım.(Zariyat/56)” Yani cinlerin yaratılış amacı Allah’a kulluk etmektir. Şeytanda bir cin olduğuna göre demek ki şeytanın yaratılış amacı kötülük yapması değil Allah’a kulluk etmesiymiş. Mesele aslında bu kadar basit İslam’da olmayan bir şeyi varmış gibi anlatıyorlar insanlarda araştırma zahmetine girmeden hemen inanıyor.</p>
<h1><span style="font-size: 18pt;">Peki Şeytan Neden Kötülük Yapıyor? Ya da Allah neden izin verdi?</span></h1>
<p>Az önce de söyledik şeytan cindir ve cinlerin de insan gibi özgür iradesi vardır şeytanda kendi ÖZGÜR İRADESİ ile kötülük yapmayı tercih etti. Ve Allah’tan müsaade istedi dedi ki<span style="color: #003366;"><strong> “Rabbim! Öyle ise onların tekrar diriltilecekleri güne kadar bana mühlet ver. Allah da, &#8220;O halde sen vakti (yalnızca benim tarafımdan) bilinen güne (kıyamete) kadar mühlet verilenlerdensin&#8221; dedi.(Hicr/36-38)</strong></span> Şeytan önce isyan etti sonra Allah onu huzurundan kovdu sonra Şeytan insanları doğru yoldan saptırmaya çalışmak için Allah’tan MÜSAADE istedi Allah’ta müsaade verdi.</p>
<h1><span style="font-size: 18pt;">Peki Allah müsaade etmeseydi insanlar kötülük yapmayacak mıydı?</span></h1>
<p><span style="color: #800080;"><strong>Eğer şeytana müsaade verilmeseydi bu defa da şeytanın görevini insanın kendi nefsi üstlenecekti.</strong></span> Yani insan her türlü imtihan edilecekti hatta şeytanın bizzat kendisi bile bir imtihandaydı çünkü cinlerde bizzat imtihandadır ama şeytan bu imtihanı kaybetti ve kendi <strong>ÖZGÜR İRADESİYLE</strong> kötülük yapma yolunu seçti kendi seçtiği yoldan dolayı kimseyi suçlama gibi bir lüksü yoktur hatta şeytan bunu ateistlerden kat be kat daha iyi biliyor Şeytan bu şekilde yalan yanlış şeyler söyleyip Şeytan adına konuşan ateistleri gördükçe belki kendi kendine şunu söylüyordur<br />
<span style="color: #800000;"><strong> “Bunca yıllık Şeytan’ım böyle yalan görmedim 🙂 ben bile hatırlamıyorum böyle bir şey dediğimi bunlar beni bile dolandır, benden daha kötüleri de varmış” </strong></span><br />
deyip belki de gülüyordur. İslam’da olmayan bir şeyi varmış gibi anlatıp insanları kandırmaya çalışıyorlar böylelerine uymayın arkadaşlar, araştırın, okuyun, dinleyin&#8230; Bu kadar açıklamanın yeterli olduğunu düşünüyorum başka bir yazı da görüşmek ümidiyle Selametle&#8230; Beğenip Paylaşmayı ve bize de dua etmeyi unutmayın 🙂</p>The post <a href="https://ateistlerecevap.org/allah-seytani-kotuluk-yapmasi-icin-mi-yaratti/" data-wpel-link="internal">Allah Şeytanı Kötülük Yapması İçin Mi Yarattı?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ateistlerecevap.org/allah-seytani-kotuluk-yapmasi-icin-mi-yaratti/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Afrika&#039;da ki kabileye götürülen televizyon</title>
		<link>https://ateistlerecevap.org/afrikada-ki-kabileye-goturulen-televizyon/</link>
					<comments>https://ateistlerecevap.org/afrikada-ki-kabileye-goturulen-televizyon/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ateistlere Cevaplar]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 23 Aug 2018 10:01:38 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sorular]]></category>
		<category><![CDATA[Tefekkür]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.ateistlerecevap.org/?p=2662</guid>

					<description><![CDATA[<p>Hayalen Afrika&#8217;nın en ücra bir köyüne yolculuk yapalım. Hayatında televizyon görmemiş bu insanlara, uzaktan kumandalı bir televizyonu hediye olarak beraberimizde götürelim. Bir haftalığına köydeki zeki insanları toplayıp seküler bilimin determinist yaklaşımını anlatalım. Daha sonra da televizyonun bilimsel olarak nasıl çalıştığına ilişkin bir teori geliştirmelerini isteyelim. İçlerinden zeki olanı şöyle bir bilimsel teoriyle gelsin: &#8220;Televizyon dediğiniz [&#8230;]</p>
The post <a href="https://ateistlerecevap.org/afrikada-ki-kabileye-goturulen-televizyon/" data-wpel-link="internal">Afrika'da ki kabileye götürülen televizyon</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/08/01.png" data-wpel-link="internal"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-2663 size-large" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/08/01-1024x768.png" alt="Afrikada ki kabileye götürülen televizyon" width="640" height="480" /></a><br />
Hayalen Afrika&#8217;nın en ücra bir köyüne yolculuk yapalım. Hayatında televizyon görmemiş bu insanlara, uzaktan kumandalı bir televizyonu hediye olarak beraberimizde götürelim. Bir haftalığına köydeki zeki insanları toplayıp<br />
seküler bilimin determinist yaklaşımını anlatalım. Daha sonra da televizyonun bilimsel olarak nasıl çalıştığına ilişkin bir teori geliştirmelerini isteyelim. İçlerinden zeki olanı şöyle bir bilimsel teoriyle gelsin: &#8220;Televizyon dediğiniz ekran kutusunda gördüğümüz görüntünün nedeni uzaktan kumandadır. İnanmıyorsanız, tezimizi test ediniz. Her seferinde kumandaya bastığınızda ekranda bir görüntü çıkıyor ve tekrar basınca görüntü kayboluyor. O halde, görüntünün sebebi kumandadır.”<br />
Muhtemelen,, birçok insan bu teoriyi kabul etmek zorunda kalacaktır. Ancak televizyondaki programların çok yüksek<br />
ilim ve hikmet içerdiğini görenler böyle bir teoriyi kabul etmekte zorluk çekecekler. Onlar,bkumandanın bu denli<br />
yüksek ilim ve hikmet sahibi olduğunu makul görmediklerinden bu teoriye şiddetle karşı çıkacaklar. Yani televizyondaki görüntüyü izleyebilmemiz için arka planda birçok işlev vardır önce görüntüler kaydedilir, montajı yapılır, sonra özel sistemler aracılığıyla ve Uydu vasıtasıyla o görüntüler/sinyaller televizyon antenine aktarılır o antende televizyona aktarır ve Televizyonun içindeki sistem o sinyalleri görüntüye dönüştürerek bizlere sunar. Eğer biz desek ki bunların hepsini kumanda yapıyor o zaman ahmaklık etmiş oluruz ÇÜNKÜ:<br />
&nbsp;<br />
Çünkü; o kumanda da bunu yapacak ilim irade kudret yoktur arka planda aklı, iradesi, şuuru olan insanlar var bu görüntüleri onlar hazırlıyor özel sistemler kurarak bize aktarıyor kumanda ise bizim görüntüyü izlememizde sadece bir VESİLE/ARACI yani biz televizyon ekranındaki görüntüyü nasıl kumandadan bilmiyorsak &#8220;Bunun arkasında aklı, iradesi, şuuru olan birisi var bu görüntüleri bu sistemleri kumanda yapamaz bu işin arkasında bir ekip var&#8221; diyorsak aynen böylede tadı dilime, kokusu burnuma, güzelliği gözüme, vitamini vücuduma tesir eden, ağaçta yetişen bir elmayı, portakalı, armudu, narı ve daha nicesini o aklı, iradesi olmayan ağaç yapamaz bana bunları ancak beni tanıyan beni bilen bana RAHMET eden biri verebilir bu işin arkaplanında da büyük bir ilim iradare kudret var dememiz lazım.</p>
<h2>Dil ne bilir şekeri şerbeti. Aldığın lezzeti baldan mı sandın?<br />
Ne arı ne ağaç verir nimeti, Elmayı narı daldan mı sandın?</h2>The post <a href="https://ateistlerecevap.org/afrikada-ki-kabileye-goturulen-televizyon/" data-wpel-link="internal">Afrika'da ki kabileye götürülen televizyon</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ateistlerecevap.org/afrikada-ki-kabileye-goturulen-televizyon/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Afrika&#039;da ki kabileye götürülen televizyon</title>
		<link>https://ateistlerecevap.org/afrikada-ki-kabileye-goturulen-televizyon-2/</link>
					<comments>https://ateistlerecevap.org/afrikada-ki-kabileye-goturulen-televizyon-2/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ateistlere Cevaplar]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 23 Aug 2018 10:01:38 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sorular]]></category>
		<category><![CDATA[Tefekkür]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.ateistlerecevap.org/?p=2662</guid>

					<description><![CDATA[<p>Hayalen Afrika&#8217;nın en ücra bir köyüne yolculuk yapalım. Hayatında televizyon görmemiş bu insanlara, uzaktan kumandalı bir televizyonu hediye olarak beraberimizde götürelim. Bir haftalığına köydeki zeki insanları toplayıp seküler bilimin determinist yaklaşımını anlatalım. Daha sonra da televizyonun bilimsel olarak nasıl çalıştığına ilişkin bir teori geliştirmelerini isteyelim. İçlerinden zeki olanı şöyle bir bilimsel teoriyle gelsin: &#8220;Televizyon dediğiniz [&#8230;]</p>
The post <a href="https://ateistlerecevap.org/afrikada-ki-kabileye-goturulen-televizyon-2/" data-wpel-link="internal">Afrika'da ki kabileye götürülen televizyon</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/08/01.png" data-wpel-link="internal"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-2663 size-large" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/08/01-1024x768.png" alt="Afrikada ki kabileye götürülen televizyon" width="640" height="480" /></a><br />
Hayalen Afrika&#8217;nın en ücra bir köyüne yolculuk yapalım. Hayatında televizyon görmemiş bu insanlara, uzaktan kumandalı bir televizyonu hediye olarak beraberimizde götürelim. Bir haftalığına köydeki zeki insanları toplayıp<br />
seküler bilimin determinist yaklaşımını anlatalım. Daha sonra da televizyonun bilimsel olarak nasıl çalıştığına ilişkin bir teori geliştirmelerini isteyelim. İçlerinden zeki olanı şöyle bir bilimsel teoriyle gelsin: &#8220;Televizyon dediğiniz ekran kutusunda gördüğümüz görüntünün nedeni uzaktan kumandadır. İnanmıyorsanız, tezimizi test ediniz. Her seferinde kumandaya bastığınızda ekranda bir görüntü çıkıyor ve tekrar basınca görüntü kayboluyor. O halde, görüntünün sebebi kumandadır.”<br />
Muhtemelen,, birçok insan bu teoriyi kabul etmek zorunda kalacaktır. Ancak televizyondaki programların çok yüksek<br />
ilim ve hikmet içerdiğini görenler böyle bir teoriyi kabul etmekte zorluk çekecekler. Onlar,bkumandanın bu denli<br />
yüksek ilim ve hikmet sahibi olduğunu makul görmediklerinden bu teoriye şiddetle karşı çıkacaklar. Yani televizyondaki görüntüyü izleyebilmemiz için arka planda birçok işlev vardır önce görüntüler kaydedilir, montajı yapılır, sonra özel sistemler aracılığıyla ve Uydu vasıtasıyla o görüntüler/sinyaller televizyon antenine aktarılır o antende televizyona aktarır ve Televizyonun içindeki sistem o sinyalleri görüntüye dönüştürerek bizlere sunar. Eğer biz desek ki bunların hepsini kumanda yapıyor o zaman ahmaklık etmiş oluruz ÇÜNKÜ:<br />
&nbsp;<br />
Çünkü; o kumanda da bunu yapacak ilim irade kudret yoktur arka planda aklı, iradesi, şuuru olan insanlar var bu görüntüleri onlar hazırlıyor özel sistemler kurarak bize aktarıyor kumanda ise bizim görüntüyü izlememizde sadece bir VESİLE/ARACI yani biz televizyon ekranındaki görüntüyü nasıl kumandadan bilmiyorsak &#8220;Bunun arkasında aklı, iradesi, şuuru olan birisi var bu görüntüleri bu sistemleri kumanda yapamaz bu işin arkasında bir ekip var&#8221; diyorsak aynen böylede tadı dilime, kokusu burnuma, güzelliği gözüme, vitamini vücuduma tesir eden, ağaçta yetişen bir elmayı, portakalı, armudu, narı ve daha nicesini o aklı, iradesi olmayan ağaç yapamaz bana bunları ancak beni tanıyan beni bilen bana RAHMET eden biri verebilir bu işin arkaplanında da büyük bir ilim iradare kudret var dememiz lazım.</p>
<h2>Dil ne bilir şekeri şerbeti. Aldığın lezzeti baldan mı sandın?<br />
Ne arı ne ağaç verir nimeti, Elmayı narı daldan mı sandın?</h2>The post <a href="https://ateistlerecevap.org/afrikada-ki-kabileye-goturulen-televizyon-2/" data-wpel-link="internal">Afrika'da ki kabileye götürülen televizyon</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ateistlerecevap.org/afrikada-ki-kabileye-goturulen-televizyon-2/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yaratanların en güzeli ayeti &#124; Muminun:14 ayetinin açıklaması</title>
		<link>https://ateistlerecevap.org/yaratanlarin-en-guzeli-ayeti-muminun14-ayetinin-aciklamasi/</link>
					<comments>https://ateistlerecevap.org/yaratanlarin-en-guzeli-ayeti-muminun14-ayetinin-aciklamasi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ateistlere Cevaplar]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 23 Jul 2018 09:42:19 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sorular]]></category>
		<category><![CDATA[Sözde Çelişkili Ayetler(!)]]></category>
		<category><![CDATA[Muminun:14]]></category>
		<category><![CDATA[Saffat 125]]></category>
		<category><![CDATA[Yaratanların en güzeli ayeti]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.ateistlerecevap.org/?p=2598</guid>

					<description><![CDATA[<p>Önce ayetin mealini verelim Ateistler bu ve buna benzer ayetleri delil getirerek “Madem yaratıcı bir tane Allah neden burada yaratanların/yaratıcıların en güzeli diyor? demek ki Allah’ta biliyor ki birden fazla yaratıcı var&#8230;” gibi bir iddia da bulunuyorlar. Kur’an’da bu şekilde birkaç ayette daha böyle bir ifade kullanılır. Açıklamaya geçmeden önce şunu söylemek istiyorum Kur’an’da onlarca [&#8230;]</p>
The post <a href="https://ateistlerecevap.org/yaratanlarin-en-guzeli-ayeti-muminun14-ayetinin-aciklamasi/" data-wpel-link="internal">Yaratanların en güzeli ayeti | Muminun:14 ayetinin açıklaması</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><script>var pfHeaderImgUrl = '';var pfHeaderTagline = '';var pfdisableClickToDel = 0;var pfHideImages = 0;var pfImageDisplayStyle = 'right';var pfDisablePDF = 0;var pfDisableEmail = 0;var pfDisablePrint = 0;var pfCustomCSS = '';var pfBtVersion='2';(function(){var js,pf;pf=document.createElement('script');pf.type='text/javascript';pf.src='//cdn.printfriendly.com/printfriendly.js';document.getElementsByTagName('head')[0].appendChild(pf)})();</script><a class="printfriendly" style="color: #6d9f00; text-decoration: none;" title="Printer Friendly and PDF" href="https://www.printfriendly.com" data-wpel-link="external" rel="nofollow external noopener noreferrer"><img decoding="async" class="alignright" style="border: none; -webkit-box-shadow: none; box-shadow: none;" src="//cdn.printfriendly.com/buttons/printfriendly-pdf-email-button-md.png" alt="Print Friendly and PDF" /></a><br />
<a href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/07/Yaratanlarim-en-guzeli-ayeti.jpg" data-wpel-link="internal"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-2599 size-large" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/07/Yaratanlarim-en-guzeli-ayeti-1024x768.jpg" alt="" width="640" height="480" /></a><br />
Önce ayetin mealini verelim<br />
<div class="su-note"  style="border-color:#1b846e;border-radius:10px;-moz-border-radius:10px;-webkit-border-radius:10px;"><div class="su-note-inner su-u-clearfix su-u-trim" style="background-color:#359e88;border-color:#ffffff;color:#ffffff;border-radius:10px;-moz-border-radius:10px;-webkit-border-radius:10px;">“Yaratanların en güzeli olan Allah’ın şânı ne yücedir!” [Muminun:14]</div></div>
Ateistler bu ve buna benzer ayetleri delil getirerek “Madem yaratıcı bir tane Allah neden burada yaratanların/yaratıcıların en güzeli diyor? demek ki Allah’ta biliyor ki birden fazla yaratıcı var&#8230;” gibi bir iddia da bulunuyorlar. Kur’an’da bu şekilde birkaç ayette daha böyle bir ifade kullanılır. Açıklamaya geçmeden önce şunu söylemek istiyorum Kur’an’da onlarca ayette şirkten sakındırıldığı halde, <span style="color: #008080;"><strong>Kur’an’ın en temel konusu Allah’ın varlığı ve birliği, ondan başka ilah olmadığı, tek yaratıcının O olduğunun anlatılması olmasına rağmen bir çok ayette bu noktaya vurgu yapılırken yapılıyor</strong></span> olmasına rağmen çıkıpta “Allah’ta biliyor ki birden fazla yaratıcı var&#8230;” gibi bir iddia da bulunmak ne kadar mantıklı bir yaklaşım sizce?<br />
Peki bu ayetlerin manası nedir?<br />
Ayetteki yaratanların en güzeli ifadesinin Arapçası Ahsenü&#8217;l-Hâlikîn dir. Burada ki “Hâlk&#8221;/“yaratma”” kelimesi Arapça’da <strong>yoktan var etmek</strong> anlamında kullanıldığı gibi, <strong>&#8220;güzelce ölçüp biçmek, yapmak, inşa etmek&#8221;</strong> anlamında da kullanılır. İkinci anlamıyla yaratma kelimesi hem Allah hem de insanlar için kullanılabilir.<br />
Mesela; <span style="color: #008000;"><strong>&#8220;Hamd olsun Allah&#8217;a ki, gökleri ve yeri yarattı.&#8221;(Enam, 6/1)</strong></span> mealindeki ayette geçen &#8220;HLK&#8221; fiili, daha önce bir modeli olmaksızın, Allah&#8217;ın onları yoktan var ettiği anlamında kullanılmıştır. Bu tür halk/yaratma, Allah&#8217;a mahsustur. <strong><span style="color: #008000;">&#8220;Yaratan ile hiç bir şey yaratamayan bir olur mu? Hiç mi düşünmüyorsunuz?&#8221; (Nahl, 16/17)</span></strong> mealindeki ayette geçen &#8220;HLK&#8221; fiili, daha önce bir modeli olmaksızın, Allah&#8217;ın onları yoktan var ettiği anlamında kullanılmıştır. Bu tür halk/yaratma, Allah&#8217;a mahsustur.<br />
<span style="color: #008000;"><strong>&#8220;Yaratan ile hiç bir şey yaratamayan bir olur mu? Hiç mi düşünmüyorsunuz?&#8221; (Nahl, 16/17)</strong> </span>mealindeki ayette bu gerçeğe vurgu yapılmıştır. Hz. İsa (as) ile ilgili olan: <strong><span style="color: #008000;">&#8220;Hani bir vakit sen, benim iznimle, çamurdan/ topraktan kuş şekline benzer bir şey halk ediyordun.&#8221;</span></strong> mealindeki ayette ise, &#8220;HLK&#8221; fiili, <span style="color: #800080;"><strong>bir maddeden bir şey yapmak, inşa etmek anlamında, insan için kullanılmıştır</strong></span>. (bk. Isfahanî, Mufredatu&#8217;l-Kur&#8217;an, &#8220;HLK&#8221; maddesi).<br />
Buna göre, &#8220;Ahsenü&#8217;l-Hâlıkîn&#8221; gibi tabirler, insan aklının algılamasına yardım eden bir düzeyi göz önünde bulunduran bir ifade tarzıdır. İşte Kur&#8217;an, kullandığı bu gibi ifadelerle, insanlara ders veriyor ve Allah&#8217;ın yaratması ile insanların ustalığı arasında yerden göğe kadar fark olduğunu bildiriyor. Değişik elementleri ihtiva eden toprağı insan ele aldığı zaman, ondan kerpiç, tuğla, çömlek, sütun ve benzeri şeyler meydana getirir. Hâlbuki Allah aynı topraktan insan gibi bir mucize varlık yaratıyor. Hayat hâlk ediyor. Nabzı atan ve kalbi çalışan canlılar yaratıyor.<br />
<span style="font-size: 24pt;"><strong>Özet yapıp bitirelim</strong></span><br />
&#8216;Yaratma&#8217; eylemini, yoktan var etme anlamında kullandığımızda Allah&#8217;tan başkası için yaratma eylemini kullanamayız. &#8216;Yaratma&#8217; eylemini, &#8220;ortaya bir iş koyma, bir şey icat etme&#8221; anlamında kullandığımızda ise, Allah Teâlâ&#8217;yı iş yapanların en güzeli şeklinde ifade etmiş oluruz. &#8220;Hâlk”/”yaratma fiilinin Arap örfünde kullanımı bu anlamda olduğu için Kur&#8217;an-ı Kerim&#8217;de de (Mü&#8217;minûn, 14; Saffât, 125) bu şekilde kullanılmıştır. <span style="color: #008080;"><strong>Yani bu ayetler de geçen anlamı yoktan var etmek değil ortada bulunan, elde olan şeylerden yeni şeyler meydana getirmek anlamında kullanılmış ve iş yapanların, bir şeyler meydana getirenin en güzelinin Allah olduğu vurgulanmıştır.</strong></span><br />
Yani durum ateistlerin-deistlerin iddialarında ki gibi değil. Allah burada başka “Tanrı” var demiyor. Mesela siz bir şey icat edersiniz örneğin bir araba yaparsınız ve dersiniz ki “Bu arabayı ben yarattım” burada ki yaratma kelimesi yoktan var ettim anlamında değildir eldeki şeyler ile yeni bir şey üretmektir. Tabi bu yaratmak tabirini kullanmak doğru değil bunun yerine “Bu arabayı ben yaptım, ben icat ettim, ben hazırladım” gibi cümleler kurmamız daha doğru bir davranıış olur.<br />
İnsanın bu ayeti okuduktan sonra şunu da bir düşünmesi gerekir kanaatimce <span style="color: #993300;"><strong>“Ben şu evi nasıl yaptıysam, şu dünya hânesini de birisi yapmıştır. Ben tabloya bir tavus kuşu resmi çizdim ve çok güzel oldu, bu kuşun canlısı benim çizdiğimden daha da mükemmel tabloda ki bir resmin bile sanatçısı varken, hakiki tavuş kuşunun sanatçısı hiç olmaz olur mu?”</strong> </span>diyerek, kendindeki vehmi/zahiri yaratıcılıktan hareketle, “en güzel Yaratıcının” Rabbi olduğunu daha iyi idrak etmelidir. Buna göre âyeti; “Allah, takdir eden ve bi­çim verenlerin en güzelidir.” şeklinde anlamak lazım. Bu kadar açıklama yeterli olmuştur diye düşünüyorum. Selametle&#8230;</p>
<hr />
<p><span style="font-size: 10pt;">saffat 125 saffat 125 sorularla islamiyet saffat-125. yaratanların en iyisini bırakıp da ba&#8217;l&#8217;e mi taparsınız saffat 125 ayeti saffat suresi 125. ayet tefsir saffat suresi 125 saffat 125 tefsiri müminun 14 müminun 14 tefsir müminun 14 tefsiri müminun suresi 14. ayet tefsiri müminun suresi 12-14.ayetler müminun suresi 12 14 ayet tefsiri yaratıcıların en güzeli yaratıcıların en güzeli ayet yaratanların en güzeli allah yaratanların en güzeli olan allah</span></p>The post <a href="https://ateistlerecevap.org/yaratanlarin-en-guzeli-ayeti-muminun14-ayetinin-aciklamasi/" data-wpel-link="internal">Yaratanların en güzeli ayeti | Muminun:14 ayetinin açıklaması</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ateistlerecevap.org/yaratanlarin-en-guzeli-ayeti-muminun14-ayetinin-aciklamasi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yaratanların en güzeli ayeti &#124; Muminun:14 ayetinin açıklaması</title>
		<link>https://ateistlerecevap.org/yaratanlarin-en-guzeli-ayeti-muminun14-ayetinin-aciklamasi-2/</link>
					<comments>https://ateistlerecevap.org/yaratanlarin-en-guzeli-ayeti-muminun14-ayetinin-aciklamasi-2/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ateistlere Cevaplar]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 23 Jul 2018 09:42:19 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sorular]]></category>
		<category><![CDATA[Sözde Çelişkili Ayetler(!)]]></category>
		<category><![CDATA[Muminun:14]]></category>
		<category><![CDATA[Saffat 125]]></category>
		<category><![CDATA[Yaratanların en güzeli ayeti]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.ateistlerecevap.org/?p=2598</guid>

					<description><![CDATA[<p>Önce ayetin mealini verelim Ateistler bu ve buna benzer ayetleri delil getirerek “Madem yaratıcı bir tane Allah neden burada yaratanların/yaratıcıların en güzeli diyor? demek ki Allah’ta biliyor ki birden fazla yaratıcı var&#8230;” gibi bir iddia da bulunuyorlar. Kur’an’da bu şekilde birkaç ayette daha böyle bir ifade kullanılır. Açıklamaya geçmeden önce şunu söylemek istiyorum Kur’an’da onlarca [&#8230;]</p>
The post <a href="https://ateistlerecevap.org/yaratanlarin-en-guzeli-ayeti-muminun14-ayetinin-aciklamasi-2/" data-wpel-link="internal">Yaratanların en güzeli ayeti | Muminun:14 ayetinin açıklaması</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><script>var pfHeaderImgUrl = '';var pfHeaderTagline = '';var pfdisableClickToDel = 0;var pfHideImages = 0;var pfImageDisplayStyle = 'right';var pfDisablePDF = 0;var pfDisableEmail = 0;var pfDisablePrint = 0;var pfCustomCSS = '';var pfBtVersion='2';(function(){var js,pf;pf=document.createElement('script');pf.type='text/javascript';pf.src='//cdn.printfriendly.com/printfriendly.js';document.getElementsByTagName('head')[0].appendChild(pf)})();</script><a class="printfriendly" style="color: #6d9f00; text-decoration: none;" title="Printer Friendly and PDF" href="https://www.printfriendly.com" data-wpel-link="external" rel="nofollow external noopener noreferrer"><img decoding="async" class="alignright" style="border: none; -webkit-box-shadow: none; box-shadow: none;" src="//cdn.printfriendly.com/buttons/printfriendly-pdf-email-button-md.png" alt="Print Friendly and PDF" /></a><br />
<a href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/07/Yaratanlarim-en-guzeli-ayeti.jpg" data-wpel-link="internal"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-2599 size-large" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/07/Yaratanlarim-en-guzeli-ayeti-1024x768.jpg" alt="" width="640" height="480" /></a><br />
Önce ayetin mealini verelim<br />
<div class="su-note"  style="border-color:#1b846e;border-radius:10px;-moz-border-radius:10px;-webkit-border-radius:10px;"><div class="su-note-inner su-u-clearfix su-u-trim" style="background-color:#359e88;border-color:#ffffff;color:#ffffff;border-radius:10px;-moz-border-radius:10px;-webkit-border-radius:10px;">“Yaratanların en güzeli olan Allah’ın şânı ne yücedir!” [Muminun:14]</div></div>
Ateistler bu ve buna benzer ayetleri delil getirerek “Madem yaratıcı bir tane Allah neden burada yaratanların/yaratıcıların en güzeli diyor? demek ki Allah’ta biliyor ki birden fazla yaratıcı var&#8230;” gibi bir iddia da bulunuyorlar. Kur’an’da bu şekilde birkaç ayette daha böyle bir ifade kullanılır. Açıklamaya geçmeden önce şunu söylemek istiyorum Kur’an’da onlarca ayette şirkten sakındırıldığı halde, <span style="color: #008080;"><strong>Kur’an’ın en temel konusu Allah’ın varlığı ve birliği, ondan başka ilah olmadığı, tek yaratıcının O olduğunun anlatılması olmasına rağmen bir çok ayette bu noktaya vurgu yapılırken yapılıyor</strong></span> olmasına rağmen çıkıpta “Allah’ta biliyor ki birden fazla yaratıcı var&#8230;” gibi bir iddia da bulunmak ne kadar mantıklı bir yaklaşım sizce?<br />
Peki bu ayetlerin manası nedir?<br />
Ayetteki yaratanların en güzeli ifadesinin Arapçası Ahsenü&#8217;l-Hâlikîn dir. Burada ki “Hâlk&#8221;/“yaratma”” kelimesi Arapça’da <strong>yoktan var etmek</strong> anlamında kullanıldığı gibi, <strong>&#8220;güzelce ölçüp biçmek, yapmak, inşa etmek&#8221;</strong> anlamında da kullanılır. İkinci anlamıyla yaratma kelimesi hem Allah hem de insanlar için kullanılabilir.<br />
Mesela; <span style="color: #008000;"><strong>&#8220;Hamd olsun Allah&#8217;a ki, gökleri ve yeri yarattı.&#8221;(Enam, 6/1)</strong></span> mealindeki ayette geçen &#8220;HLK&#8221; fiili, daha önce bir modeli olmaksızın, Allah&#8217;ın onları yoktan var ettiği anlamında kullanılmıştır. Bu tür halk/yaratma, Allah&#8217;a mahsustur. <strong><span style="color: #008000;">&#8220;Yaratan ile hiç bir şey yaratamayan bir olur mu? Hiç mi düşünmüyorsunuz?&#8221; (Nahl, 16/17)</span></strong> mealindeki ayette geçen &#8220;HLK&#8221; fiili, daha önce bir modeli olmaksızın, Allah&#8217;ın onları yoktan var ettiği anlamında kullanılmıştır. Bu tür halk/yaratma, Allah&#8217;a mahsustur.<br />
<span style="color: #008000;"><strong>&#8220;Yaratan ile hiç bir şey yaratamayan bir olur mu? Hiç mi düşünmüyorsunuz?&#8221; (Nahl, 16/17)</strong> </span>mealindeki ayette bu gerçeğe vurgu yapılmıştır. Hz. İsa (as) ile ilgili olan: <strong><span style="color: #008000;">&#8220;Hani bir vakit sen, benim iznimle, çamurdan/ topraktan kuş şekline benzer bir şey halk ediyordun.&#8221;</span></strong> mealindeki ayette ise, &#8220;HLK&#8221; fiili, <span style="color: #800080;"><strong>bir maddeden bir şey yapmak, inşa etmek anlamında, insan için kullanılmıştır</strong></span>. (bk. Isfahanî, Mufredatu&#8217;l-Kur&#8217;an, &#8220;HLK&#8221; maddesi).<br />
Buna göre, &#8220;Ahsenü&#8217;l-Hâlıkîn&#8221; gibi tabirler, insan aklının algılamasına yardım eden bir düzeyi göz önünde bulunduran bir ifade tarzıdır. İşte Kur&#8217;an, kullandığı bu gibi ifadelerle, insanlara ders veriyor ve Allah&#8217;ın yaratması ile insanların ustalığı arasında yerden göğe kadar fark olduğunu bildiriyor. Değişik elementleri ihtiva eden toprağı insan ele aldığı zaman, ondan kerpiç, tuğla, çömlek, sütun ve benzeri şeyler meydana getirir. Hâlbuki Allah aynı topraktan insan gibi bir mucize varlık yaratıyor. Hayat hâlk ediyor. Nabzı atan ve kalbi çalışan canlılar yaratıyor.<br />
<span style="font-size: 24pt;"><strong>Özet yapıp bitirelim</strong></span><br />
&#8216;Yaratma&#8217; eylemini, yoktan var etme anlamında kullandığımızda Allah&#8217;tan başkası için yaratma eylemini kullanamayız. &#8216;Yaratma&#8217; eylemini, &#8220;ortaya bir iş koyma, bir şey icat etme&#8221; anlamında kullandığımızda ise, Allah Teâlâ&#8217;yı iş yapanların en güzeli şeklinde ifade etmiş oluruz. &#8220;Hâlk”/”yaratma fiilinin Arap örfünde kullanımı bu anlamda olduğu için Kur&#8217;an-ı Kerim&#8217;de de (Mü&#8217;minûn, 14; Saffât, 125) bu şekilde kullanılmıştır. <span style="color: #008080;"><strong>Yani bu ayetler de geçen anlamı yoktan var etmek değil ortada bulunan, elde olan şeylerden yeni şeyler meydana getirmek anlamında kullanılmış ve iş yapanların, bir şeyler meydana getirenin en güzelinin Allah olduğu vurgulanmıştır.</strong></span><br />
Yani durum ateistlerin-deistlerin iddialarında ki gibi değil. Allah burada başka “Tanrı” var demiyor. Mesela siz bir şey icat edersiniz örneğin bir araba yaparsınız ve dersiniz ki “Bu arabayı ben yarattım” burada ki yaratma kelimesi yoktan var ettim anlamında değildir eldeki şeyler ile yeni bir şey üretmektir. Tabi bu yaratmak tabirini kullanmak doğru değil bunun yerine “Bu arabayı ben yaptım, ben icat ettim, ben hazırladım” gibi cümleler kurmamız daha doğru bir davranıış olur.<br />
İnsanın bu ayeti okuduktan sonra şunu da bir düşünmesi gerekir kanaatimce <span style="color: #993300;"><strong>“Ben şu evi nasıl yaptıysam, şu dünya hânesini de birisi yapmıştır. Ben tabloya bir tavus kuşu resmi çizdim ve çok güzel oldu, bu kuşun canlısı benim çizdiğimden daha da mükemmel tabloda ki bir resmin bile sanatçısı varken, hakiki tavuş kuşunun sanatçısı hiç olmaz olur mu?”</strong> </span>diyerek, kendindeki vehmi/zahiri yaratıcılıktan hareketle, “en güzel Yaratıcının” Rabbi olduğunu daha iyi idrak etmelidir. Buna göre âyeti; “Allah, takdir eden ve bi­çim verenlerin en güzelidir.” şeklinde anlamak lazım. Bu kadar açıklama yeterli olmuştur diye düşünüyorum. Selametle&#8230;</p>
<hr />
<p><span style="font-size: 10pt;">saffat 125 saffat 125 sorularla islamiyet saffat-125. yaratanların en iyisini bırakıp da ba&#8217;l&#8217;e mi taparsınız saffat 125 ayeti saffat suresi 125. ayet tefsir saffat suresi 125 saffat 125 tefsiri müminun 14 müminun 14 tefsir müminun 14 tefsiri müminun suresi 14. ayet tefsiri müminun suresi 12-14.ayetler müminun suresi 12 14 ayet tefsiri yaratıcıların en güzeli yaratıcıların en güzeli ayet yaratanların en güzeli allah yaratanların en güzeli olan allah</span></p>The post <a href="https://ateistlerecevap.org/yaratanlarin-en-guzeli-ayeti-muminun14-ayetinin-aciklamasi-2/" data-wpel-link="internal">Yaratanların en güzeli ayeti | Muminun:14 ayetinin açıklaması</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ateistlerecevap.org/yaratanlarin-en-guzeli-ayeti-muminun14-ayetinin-aciklamasi-2/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Biz sizden bir din fazla reddediyoruz saftasına cevap.</title>
		<link>https://ateistlerecevap.org/biz-sizden-bir-din-fazla-reddediyoruz-saftasina-cevap/</link>
					<comments>https://ateistlerecevap.org/biz-sizden-bir-din-fazla-reddediyoruz-saftasina-cevap/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ateistlere Cevaplar]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 22 Jul 2018 16:36:31 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[capsler]]></category>
		<category><![CDATA[Sorular]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.ateistlerecevap.org/?p=2592</guid>

					<description><![CDATA[<p>“Bence temelde ikimiz de dinsiziz. Sadece ben, senden bir tane fazla dini daha reddediyorum.” Ateistlerin-Deistlerin meşhur iddilarından birisi de budur belki de en saçma olanı da budur. Bu yazı da İslam doğru dindir, hak dindir, tek dindir vs. konusuna girmeyeceğim sadece iddialarının mantıki açıdan ne kadar saçma olduğunu göstereceğim (İnşaAllah). Gelin önce sadece bir tane [&#8230;]</p>
The post <a href="https://ateistlerecevap.org/biz-sizden-bir-din-fazla-reddediyoruz-saftasina-cevap/" data-wpel-link="internal">Biz sizden bir din fazla reddediyoruz saftasına cevap.</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/07/Biz-sizden-bir-din-fazla-reddediyoruz-safsatasi.jpg" data-wpel-link="internal"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-2594 size-large" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/07/Biz-sizden-bir-din-fazla-reddediyoruz-safsatasi-1024x768.jpg" alt="Biz sizden bir din fazla reddediyoruz safsatası" width="640" height="480" /></a><br />
“Bence temelde ikimiz de dinsiziz. Sadece ben, senden bir tane fazla dini daha reddediyorum.” Ateistlerin-Deistlerin meşhur iddilarından birisi de budur belki de en saçma olanı da budur. Bu yazı da İslam doğru dindir, hak dindir, tek dindir vs. konusuna girmeyeceğim sadece iddialarının mantıki açıdan ne kadar saçma olduğunu göstereceğim (İnşaAllah).<br />
Gelin önce sadece bir tane “şeyin” ne kadar önemli olduğuna bakalım bu bir tane her şey olabilir. Örneğin normal şartlarda bir insan da 46 tane kromozom vardır bazı durumlarda bu sayı 45 veya 47 olabiliyor. 45 tane olduğunda Turner Sendromu ile karşılaşıyorsunuz ve normal şartların dışına çıkıyorsunuz. Ya da kromozom sayınız &#8220;1 tane” fazla olduğunda Down Sendormlu oluyorsunuz ve bunlar normal bir insana nazaran günlük yaşantınızı büyük oran da etkileyecek şeyler (Yanlış anlaşılmasın burada o kardeşlerimiz hakkında olumsuz hiçbir şey söylemiyoruz.)<br />
Başka örnekler verelim. Mesela sadece &#8220;1 oy” ile girdiğiniz seçimi (iktidar/başkanlık/- milletvekilliği vs.) kaybedebilirsiniz bu bir tane oy çok büyük şeyleri değiştirir. Ya da birisi size silah sıkıyor ve sadece 1 cm ile kafanızı kıl payı sıyıyor ve siz ölümden dönüyorsunuz.<br />
Biraz daha ileriye gidelim ve sadece &#8220;1 dakika” içerisinde Dünya&#8217;da neler oluyor bunları inceleyelim.<br />
1. Beş tane deprem oluyor.<br />
2. 360 tane yıldırım düşüyor<br />
3. 250 tane bebek doğuyor.<br />
4. 55 bin varil petrol tüketiliyor.<br />
5. Güneş uzay boşluğuna 60 milyon ton madde saçıyor.<br />
6. Bir sinekkuşu 4.000 defa kanat çırpacak.<br />
7. Vücudunuzdaki her bir hücrenin içerisinde 6<br />
milyon kimyasal reaksiyon meydana gelecek.<br />
8. 1.800 yıldız patlayacak.<br />
9. 107 kişi ölüyor<br />
Daha bu istatistikler uzaaaar gider. Sonuç olarak 1 sayısını asla küçük görmeyin.<br />
Gelin bi de bu iddianın mantıki açıdan geçersizliğini ve saçmalığını anlatalım.</p>
<blockquote><p>2+2=4 bu işleminin doğru sonucu bu.<br />
2+2<strong>≠</strong>1,2,3,5,6,7,8,9&#8230;.. sonsuz.<br />
(<strong>≠</strong> işareti eşit değil demek)<strong><span style="color: #008080;"> Biz bir tane doğruyu kabul edip sonsuz tane yanlışı reddediyoruz ateistler-deistler ise yanlış olan çoğunluk olduğu için, içinde doğrunun da bulunduğu tüm seçenekleri inkar ediyor</span>. <span style="color: #800080;">Yani 2+2 sorusunun yanlış olan cevabı sonsuz tane diye, onlar içinde doğru cevap olan “4” sayısının da bulunduğu tüm seçenekleri inkar ediyor.</span></strong><br />
Evet bizden bir tane fazla inkar ediyorlar ama o bir tane doğru tüm herşeyi değiştiriyor&#8230;</p></blockquote>
<p>Mesela hiç çocuğu olamayan bir çiftin yanına gidip &#8220;Üzülmeyin ya aramızda bir fark yok sadece biz sizden bir tane fazla çocuk sahibiyiz” desek bu ne kadar mantıklı olur?<br />
Ya da &#8220;Evi olmayan birisine gidip üzüldüğün eşye bak kardeşim ya ikimizde aynıyız benim senden sadece bir tane fazla evim var” demek sizce ne kadar mantıklı?<br />
İşte bir sayısı bu kadar önemli bir sayı ve &#8220;Bence temelde ikimiz de dinsiziz. Sadece ben, senden bir tane fazla dini daha reddediyorum.” demek bu kadar aptalca bir şey 🙂 O bir tane bizim SONSUZ hayatımızı etkileyecek derece de önemli bir şey&#8230;</p>The post <a href="https://ateistlerecevap.org/biz-sizden-bir-din-fazla-reddediyoruz-saftasina-cevap/" data-wpel-link="internal">Biz sizden bir din fazla reddediyoruz saftasına cevap.</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ateistlerecevap.org/biz-sizden-bir-din-fazla-reddediyoruz-saftasina-cevap/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Müslümanlar Kabe&#039;ye mi tapıyor?</title>
		<link>https://ateistlerecevap.org/muslumanlar-kabeye-mi-tapiyor/</link>
					<comments>https://ateistlerecevap.org/muslumanlar-kabeye-mi-tapiyor/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ateistlere Cevaplar]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 14 Jul 2018 15:48:56 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[capsler]]></category>
		<category><![CDATA[Sorular]]></category>
		<category><![CDATA[Müslümanlar Kabe'ye mi tapıyor?]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.ateistlerecevap.org/?p=2575</guid>

					<description><![CDATA[<p>Müslümanlar Kabe&#8217;ye mi tapıyor? Böyle bir iddia ortaya atarak kendilerini rezil duruma düşürmelerine bakıp gülsek mi, yoksa bu kadar düşük bir zeka seviyesinde oldukları için üzülüp ağlasak mı bilemedim. Önce gelin bi putun anlamı ne demek ona bakalım Kimi ilkel toplumlarda, doğaüstü gücü ve etkisi olduğuna inanılan, tanrı olarak tapılan, genellikle canlı bir varlığı, özellikle [&#8230;]</p>
The post <a href="https://ateistlerecevap.org/muslumanlar-kabeye-mi-tapiyor/" data-wpel-link="internal">Müslümanlar Kabe'ye mi tapıyor?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/07/Muslumanlar-kabeye-mi-tapiyor.jpg" data-wpel-link="internal"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-2577" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/07/Muslumanlar-kabeye-mi-tapiyor.jpg" alt="" width="1120" height="630" srcset="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/07/Muslumanlar-kabeye-mi-tapiyor.jpg 1120w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/07/Muslumanlar-kabeye-mi-tapiyor-300x169.jpg 300w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/07/Muslumanlar-kabeye-mi-tapiyor-1024x576.jpg 1024w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/07/Muslumanlar-kabeye-mi-tapiyor-768x432.jpg 768w" sizes="(max-width: 1120px) 100vw, 1120px" /></a><br />
<a href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/07/1.jpg" data-wpel-link="internal"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-2576 size-large" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/07/1-1024x768.jpg" alt="" width="640" height="480" /></a></p>
<h1>Müslümanlar Kabe&#8217;ye mi tapıyor?</h1>
<p>Böyle bir iddia ortaya atarak kendilerini rezil duruma düşürmelerine bakıp gülsek mi, yoksa bu kadar düşük bir zeka seviyesinde oldukları için üzülüp ağlasak mı bilemedim. Önce gelin bi putun anlamı ne demek ona bakalım</p>
<div class="vmod">
<div class="lr_dct_sf_sen Uekwlc XpoqFe">
<div>
<div class="PNlCoe XpoqFe">
<blockquote>
<div data-dobid="dfn">Kimi ilkel toplumlarda, doğaüstü gücü ve etkisi olduğuna inanılan, <span style="color: #008080;"><strong>tanrı olarak tapılan</strong></span>, genellikle canlı bir varlığı, özellikle insanı gösteren, tahtadan, taştan, topraktan yapılmış yontu. (Wikipedia)</div>
</blockquote>
<div data-dobid="dfn">Evet putun anlamı böyle peki asıl sorulması gereken soruyu soralım</div>
<h1 data-dobid="dfn">Müslümanlar gerçekten de Kabe&#8217;ye mi tapıyor?</h1>
</div>
<div data-dobid="dfn">
Aklı başında hiç bir Müslüman Kabe’ye tapmaz.<br />
Namaz kılan kimse secdeye varmakla seccadeye değil, Allah’a taptığı gibi, Kabe’yi tavaf eden kimse de bu <strong>tavafla Kabe’ye değil, Allah’a tapar.</strong><br />
&#8211; Gözle görünmeyen Allah, hakiki Mabud olarak, yeryüzünün ilk mabedi olan Kabe’yi inşa ettirmiş ve insanların kulluklarını onu tavaf etmelerini emretmiştir. Kabe bir kıbledir, bir yöndür, bir yapıdır tapılan şey değildir. orası sadece ortak bir nokta ortak bir yöndür. Görselde ki putperest o taşa tapıyor ama biz  Kabe&#8217;ye TAPMIYORUZ o yöne yöneliyoruz. Bu konu çok açık olduğu için fazla izaha gerek yoktur. Bu konuda tereddüdü olan, putperestliğin ne olduğunu araştırıp öğrendikten sonra, Kabe’nin onunla bir ilişkisinin olmadığını görecektir. Konuyla alakalı diğer bir soruya gelelim</p>
<h1>Müslümanlar neden Kabe&#8217;ye yöneliyorlar?</h1>
<p>Müslümanlar Allah emrettiği için Kâbe&#8217;ye yönelerek namazlarını kılmaktadır. Amaç Kâbe&#8217;ye tapmak değil, Allah&#8217;ın emrini yerine getirmektir. Mesela İslamiyet&#8217;in ilk yıllarında Mescid-i Aksa&#8217;ya yönelerek namaz kılınıyordu. Daha sonra Rabbimiz Kâbe&#8217;ye yönelmemizi emredince, Müslümanlar bu emre itaat edip Kâbe&#8217;ye yönelmişlerdir.<br />
Kâbe sadece oradaki taş binadan ibaret değildir. Kâbe, yer altından gökyüzene kadar uzanan nurani bir direk gibidir. Puta tapanların niyeti tapınmaktır. <span style="color: #008080;"><strong>Kâbe&#8217;ye yönelenlerin niyeti taşa tapınmak değil, <span style="color: #993366;">tapındıkları Allah&#8217;ın emrine uymak ve emredilen yöne yönelmektir.</span></strong></span><br />
Kâbe&#8217;ye yönelmenin hikmetlerinden birisi, Müslümanların namaz kılarken hepsinin bir yöne doğru yönelmesini sağlamaktır. Düşünün mescide gittiğinizde herkes bir ayrı bir yöne yönelmiş; bir birlikten söz edilemez. Ancak hepsi bir yöne yönelince ve bu namaz da cemaatle kılınan namaz olunca, birlik ve bütünlüğün namazdaki güzelliğini anlamış oluruz.<br />
Capsde ki taşı öpen adam hakkında da birkaç şey söylemenin faydalı olacağını düşünüyorum. Bu konuyu tarihte yaşanmış bir olay çok güzel özetliyor. İslam&#8217;ın ikinci halifesi Hz.Ömer hac ziyareti yapıyor ve<br />
Abdullah b. Sercis anlatıyor: “Hz. Ömer’in Hacerülesved’i öptüğünü gördüm; sonra şöyle dedi:</p>
<blockquote><p><strong>“Ben seni öpüyorum, ama senin ne zararı ne de yararı olmayan bir taş olduğunu çok iyi bilirim. Ve muhakkak ki benim Rabbim Allah’tır. Eğer Resulullah’ın/Allah’ın elçisinin seni öptüğünü görmeseydim, seni öpmezdim.”</strong><em>(Müslim, Hac, 25248-251; Buharî, Hac,57).</em></p></blockquote>
<p>Yani ne Kabe&#8217;nin ne de Hacerülesved taşının taş olması itibari ile hiçbir değeri yoktur. İslam inancında hiçbir zaman putçuluğa yer verilmemiştir.<br />
Konu daha basit nasıl anlatılır bilmiyorum. Arkadaşlar bir inanışa bir dine bir yaratıcıya inanmıyor olabilirsiniz. İnanmamanın da ötesinde şiddetle karşı çıkıyor olabilirsiniz ama bunu yaparken aptallık yapmayın, insanlığınızdan, zekanızdan, aklınızdan ödün vermeyin bunları bir kenara atmayın. Kendinizi altı boş saçma saçma şeyler ile meşgul edip sırf Allah&#8217;ı inkar etmek için bahane aramaya çalışıp kendinizi küçük düşürmeyin. Sultan Süleyman&#8217;a kalmayan bu Dünya size de kalmaz bize de o yüzden biraz aklınızı kullanın çocuk gibi davranmayın asrın şımarık yüzüne aldanmayın&#8230; Selametle&#8230;<br />
&nbsp;
</p></div>
<div class="PNlCoe XpoqFe">
<div data-dobid="dfn"></div>
<div data-dobid="dfn"></div>
</div>
</div>
</div>
<div class="lr_dct_sf_sen Uekwlc XpoqFe"></div>
</div>The post <a href="https://ateistlerecevap.org/muslumanlar-kabeye-mi-tapiyor/" data-wpel-link="internal">Müslümanlar Kabe'ye mi tapıyor?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ateistlerecevap.org/muslumanlar-kabeye-mi-tapiyor/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Dinler Savaş Sebebi Mi?</title>
		<link>https://ateistlerecevap.org/dinler-savas-sebebi-mi/</link>
					<comments>https://ateistlerecevap.org/dinler-savas-sebebi-mi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ateistlere Cevaplar]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 14 Jun 2018 19:09:21 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sorular]]></category>
		<category><![CDATA[Din ve Savaş]]></category>
		<category><![CDATA[Dinler savaş kaynağı mı?]]></category>
		<category><![CDATA[Dinler savaş sebebi mi?]]></category>
		<category><![CDATA[Dinler ve Savaş]]></category>
		<category><![CDATA[Savaşların kaynağı din mi?]]></category>
		<category><![CDATA[Savaşların sebebi din mi?]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.ateistlerecevap.org/?p=2548</guid>

					<description><![CDATA[<p>Dinler savaş kaynağı mı?  Ateist ve Deistlerin iddilarından birisi de Dünya’da ki savaşların sebebinin Dinler olmasıymış(!). Bu yüzden Dinler topluma zarar veriyormuş(!) Ve ortadan kaldırılmaları lazımmış Kendilerinin iddiları bu yönde ama biz birde Gelin işin aslına astarına bir bakalım gerçektende böyle mi? Dünya’da bugüne kadar birçok savaş oldu kimisi din için, kimisi toprak için, kimisi [&#8230;]</p>
The post <a href="https://ateistlerecevap.org/dinler-savas-sebebi-mi/" data-wpel-link="internal">Dinler Savaş Sebebi Mi?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/06/Savaslarin-nedeni-dinler-mi.png" data-wpel-link="internal"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-2549" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/06/Savaslarin-nedeni-dinler-mi.png" alt="Savaşların-nedeni-dinler-mi" width="920" height="518" srcset="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/06/Savaslarin-nedeni-dinler-mi.png 920w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/06/Savaslarin-nedeni-dinler-mi-300x169.png 300w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/06/Savaslarin-nedeni-dinler-mi-768x432.png 768w" sizes="(max-width: 920px) 100vw, 920px" /></a></p>
<h1><span style="font-size: 14pt;">Dinler savaş kaynağı mı? </span></h1>
<p>Ateist ve Deistlerin iddilarından birisi de Dünya’da ki savaşların sebebinin Dinler olmasıymış(!). Bu yüzden Dinler topluma zarar veriyormuş(!) Ve ortadan kaldırılmaları lazımmış Kendilerinin iddiları bu yönde ama biz birde Gelin işin aslına astarına bir bakalım gerçektende böyle mi?<br />
Dünya’da bugüne kadar birçok savaş oldu kimisi din için, kimisi toprak için, kimisi kadın için, kimisi inat uğruna vs. Savaşların dışında aileler arası kavgalar. Akrabalar arası kavgalar. Sonucu ölümle ya da yaralanma ile biten birçok şiddet eylemi oldu.<br />
Bir kadının sebep olduğu savaşı (örn. Truva Savaşı) öne çıkarıp kadınlar ortadan kaldırılmalı diyen bir tane ateist-deist görmedim ben bu güne kadar. Ya da bir kadın başka birisiyle evlilik dışı ilişki yaşıyor ve bunu ailesi öğreniyor baba, eş yada abi-kardeş durumu kaldıramayıp hem o kadını hemde o erkeği öldürüyor ama sırf bu yüzden kadınları ortadan kaldıralım diyen ateist görmedimben hiç. Ya da genç bir kız sevgilisi ile evlilik dışı ilişkide bulunuyor bunu öğrenen baba ya kızı ya da çocuğu öldürüyor, bunu gören erkeğin ailesi de gidip kızın babasını öldürüyor ve aileler arası kavga çıkıyor ölümler oluyor vs. bir kısmı toprağa bir kısmı hapise gidiyor ama ben bu sebepten kızları ortadan kaldıralım diyen bir tane bile ateist görmedim bugüne kadar.<br />
Ya da Dünya’da tecavüzler oluyor tacizler oluyor vs. Erkek kadına tecavüz ediyor ya da taciz ediyor, az da olsa kadında erkeğe yapıyor. Bunu yapmalarının nedeni ne peki? çok çok azı dışında (Psikolojik) tek sebebi CİNSELLİK. Ama sırf bu sebepten dolayı herkesi hadım edelim cinselliği ortadan kaldıralım diyen bir tane bile ateist-deist görmedim ben. Ya da başka bir kavga sebebi toprak kavgası. Bu yüzden aileler birbiri ile adeta savaş içine girip birbirlerini öldürüyor yaralıyor. Kardeşler birbirini öldürüyor ama sırf bu yüzden özel mülkü yada mirası ortadan kaldıralım diyen ateist hiç görmedim. Başka bir savaş sebebi ise devlet ve toprakları aslında bunu anlatmaya bile gerek yok Dünya’da ki savaşların büyük bir bölümü bu yüzden çıktı.<br />
Örneğin<br />
1. Dünya savaşında 17 milyon<br />
1918-1922 yılları arasındaki Rus iç savaşında 3 milyon,<br />
1909-1916 yılları arasında Meksika iç savaşında 1 milyon,<br />
1936-1939 yılları arasındaki İspanya iç savaşında 600 bin,<br />
1914 öncesi çeşitli sömürge müdahalelerinde yaklaşık 1,5 milyon,<br />
İkinci Dünya Savaşı’nda yaklaşık 65-75 milyon, (Bu savaşlarda zarar gören yaralananları saymıyorum bile)<br />
Bu savaşları örnek gösterip insanlığı ya da devletleri milletleri ülke sınırlarını sınır güvenliğini vs. ortadan kaldıralım diyen bir ateist-deist görmedim hiç. ÇÜNKÜ savaş falan bahane tek dertleri DİN.<br />
Ya da büyük bir savaş sebebi de doğal kaynaklardır bu günümüzde bile devam ediyor. Örneğin Petrol yüzünden, altın yüzünden, diğer değerli madenler ve doağal kaynaklar yüzünden bir sürü insan ölüyor savaşlar çıkıyor insanlar evinden barkından ediliyor ama bunu sebep gösterip altını-petrolü-doğal kaynakları ortadan kaldıralım diyen hiç ateist-deist görmedim ben. Ya da en önemli kavga, savaş vs. sebebi PARA ama bunu delil gösterip sebep olarak öne çıkarıp haydi parayı ortadan kaldıralım diyen ateist-deist görmedim hiç bugüne kadar. Çünkü onların derdi doğrular değil, savaşlar bahane tek dertleri DİN(LER) (İslam)<br />
Bu örnekler ve savaşlar daha uzaaaaaar gider. Ama siz ateistlerin-deistlerin bunları sebep gösterip saydığım şeyleri ortadan kaldırmak istediklerini göremezsiniz. Bide şuna bakalım gerçekten Dünya’da ki savaşların büyük çoğunluğunun sebebi DİN Mİ? Bu konuda Charles Phillips ve Alan Axelrod’un yazdığı savaşlar konusundaki en geniş ansiklopedilerden olan Encyclopedia of Wars’ı inceleyelim. Phillips ve Axelrod’un listelediği 1763 savaş içinden sadece 123 tanesinin -yani %7’sinden daha azının- nedenleri dini nedenler. Üstelik dini savaşların neden olduğu ölüm miktarı bu savaşlardaki toplam ölümlerin sadece %2’si.<br />
Bu %7’lik kısma bile tam anlamıyla din yüzünden çıkmış savaşlar diyemeyiz O dinin ana kaynağı pekala saptırılıp, ayetleri-kuralları bağlamından koparılıp, insanlar savaşa teşvik ettirilmiş de diyebiliriz. Zaten %7’lik oran ve bu savaşlarda ölen insanların kalan savaş türlerinde ölenlerin sayısının %2’si etmesi bile yeterli bu iddiayı çürütmeye.<br />
Ama dediğim gibi o kişiler dinlerini yanlış anlamış veya birileri onları saptırmış, kuralları bağlamından koparmış da olabilir o %7’lik savaşlarda. Kısacası olabilir, edebilir ihtimallerini yok saysak bile (ki bence saymamalıyız) savaşların çoğu din yüzünden çıkmamıştır. Bu iddiada yine çürüktür&#8230;<br />
<iframe loading="lazy" width="640" height="360" src="https://www.youtube.com/embed/7wThTjgDXIs?feature=oembed" frameborder="0" allow="autoplay; encrypted-media" allowfullscreen></iframe></p>
<hr />
<h1><span style="font-size: 14pt;">Dinler savaş sebebi mi? </span></h1>
<h1><span style="font-size: 14pt;">Savaşların kaynağı din mi? </span></h1>
<h1><span style="font-size: 14pt;">Savaşların sebebi din mi?</span></h1>
<p>&nbsp;</p>The post <a href="https://ateistlerecevap.org/dinler-savas-sebebi-mi/" data-wpel-link="internal">Dinler Savaş Sebebi Mi?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ateistlerecevap.org/dinler-savas-sebebi-mi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Akıllı bir insan neden Ateist olamaz?</title>
		<link>https://ateistlerecevap.org/akilli-bir-insan-neden-ateist-olamaz/</link>
					<comments>https://ateistlerecevap.org/akilli-bir-insan-neden-ateist-olamaz/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ateistlere Cevaplar]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 23 May 2018 02:32:18 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sorular]]></category>
		<category><![CDATA[İnsan neden ateist olamaz]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.ateistlerecevap.org/?p=2383</guid>

					<description><![CDATA[<p>Akıllı bir insan neden ateist olamaz? Biz bu yazımızda Allah’tan ya da dinlerden bahsetmeyeceğiz sadece bir YARATICININ olup olamayacağını konuşacağız tekrar söylüyorum konumuz İslam değil bir yaratıcı var mı yok mu bu,  deizm, Yahudilik, Hristiyanlık vs. değil. İnsan düşünebilen, akıl yürütebilen, bir şeyler üretebilen bir varlık iken onu diğer canlılardan ayıran en büyük özelliği olan [&#8230;]</p>
The post <a href="https://ateistlerecevap.org/akilli-bir-insan-neden-ateist-olamaz/" data-wpel-link="internal">Akıllı bir insan neden Ateist olamaz?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h1><a href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/05/Akilli-bir-insan-neden-ateist-olamaz-1.png" data-wpel-link="internal"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-2386" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/05/Akilli-bir-insan-neden-ateist-olamaz-1.png" alt="" width="1280" height="720" srcset="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/05/Akilli-bir-insan-neden-ateist-olamaz-1.png 1280w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/05/Akilli-bir-insan-neden-ateist-olamaz-1-300x169.png 300w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/05/Akilli-bir-insan-neden-ateist-olamaz-1-1024x576.png 1024w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/05/Akilli-bir-insan-neden-ateist-olamaz-1-768x432.png 768w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/05/Akilli-bir-insan-neden-ateist-olamaz-1-1200x675.png 1200w" sizes="(max-width: 1280px) 100vw, 1280px" /></a></h1>
<h1 style="text-align: center;"><span style="font-family: comic sans ms, sans-serif;">Akıllı bir insan neden ateist olamaz?</span></h1>
<p>Biz bu yazımızda <strong>Allah’tan ya da dinlerden bahsetmeyeceğiz</strong> sadece bir YARATICININ olup olamayacağını konuşacağız tekrar söylüyorum <strong>konumuz İslam değil</strong> bir yaratıcı var mı yok mu bu,  deizm, Yahudilik, Hristiyanlık vs. değil.<br />
İnsan düşünebilen, akıl yürütebilen, bir şeyler üretebilen bir varlık iken onu diğer canlılardan ayıran en büyük özelliği olan aklını kullanmaması çok abes bir iştir. Şimdi bir düşünelim</p>
<ul>
<li>Biz nasıl var olduk?</li>
<li>Bizi kim yarattı ya da ne yarattı?</li>
<li>Bizim var olmamıza sebep olan sebepler nasıl meydana geldi?</li>
<li>Bizim amacımız ne gayemiz ne?</li>
</ul>
<p>İnsan bedeni yeryüzünde ki en karmaşık makinadır. Hayatımız boyunca bu makine ile görür, İşitir nefes alır yürür konuşur zevk alırız. Bedenimiz kemikleri kasları damarları iç organları ile mükemmel bir düzen ve tasarıma sahiptir bu Tasarımın detayına inildiğinde ise daha da şaşırtıcı gerçekler ile karşılaşılır birbirinden farklı gibi görünen vücut parçalarının tamamı aynı malzemelerden oluşmaktadır. Hücrelerden&#8230;<br />
Vücudumuzdaki her şey milimetrenin binde biri büyüklüğündeki hücrelerden oluşur Bu hücrelerin kimi bir araya gelerek kemikleri kimi sinirleri kimi karaciğeri kimi midemizin içyapısını Kimi derimizi kimi ise gözümüzün kornea tabakasının oluşturur hücreler vücudun hangi parçasını oluşturuyorlarsa bu bölgede ihtiyaç duyulan boyuta ve şekle sahip olurlar.<br />
Bu kadar farklı görevler üstlenmiş olan hücreler nasıl ve ne zaman meydana gelmişlerdir. İşte bu soruya verilecek cevap, bizi her anı mucizelerle dolu olan bir olaya götürecektir. Bugün senin bedenini oluşturan yaklaşık 100 trilyon hücrenin tamamı, tek bir hücreden su olarak meydana gelmiştir. Şu an sahip olduğun hücrelerle aynı yapıya sahip olan bu tek hücrede annenin yumurta hücresi ile babanın sperm hücresinin birleşmesiyle ortaya çıkmıştır.<br />
İnsan bedenini oluşturan 60 70 kiloluk et ve Kemik kütlesinin özü başlangıçta bir damla suda toplanmıştır. Akıl sahibi Duyan gören işiten vücut yapısı olarak oldukça karmaşık bir yapıda olan insanın bir damla sudan meydana gelmesi Şüphesiz ki olağanüstü bir gelişimin sonucudur. Bu gelişim ise Elbette başıboş bir sürecin rastgele oluşan tesadüflerin değil ancak bilinçli bir yaratılışın sonucunda gerçekleşmektedir.<br />
Şimdi soruyorum sana kardeşim bu aklı şuuru olmayan atomlar hücreler neye göre birleşerek seni yani bir insanı oluşturdu? Şöyle bir düşünelim. Okulda bir sınıfta, tahtaya bir insan, hayvan veya çiçek resmi çizilmiş olsun. Tahtadaki çizilmiş resmi, muhakkak birisinin çizmesi lazımdır. Tebeşirin veya kalemin kendi kendine kalkıp, tahtaya çizilmiş olan bir insan resmini, hayvan veyahut ta çiçek resmini çizemeyeceği herkesin malumudur. Öyle ise bunların canlılarını da yani bir çiçeği de, herhangi bir hayvanı da insanoğlunu da, şüphesiz akıllı şuurlu, bilen, yapabilen birisinin yapması, yaratması lazım gelmez mi?.<br />
&nbsp;</p>
<ul>
<li>Benim vücudumda ki damarların uzunluğu Dünyayı defalarca sarabilecek derecede uzunlukta bu damarlar nasıl meydana geldi?</li>
<li>Bende bir Göz var et parçası bana tüm dünyayı gösteriyor bu nasıl meydana geldi?</li>
<li>Bende bir burun var güzel güzel kokular alıyor, bende bir kulak var bütün sesleri duyuyor, bende bir dil var dünyadaki o çok güzel olan nimetleri tatmama yarıyor, bendeki dil izi başka bir insanda yok herkesin dil izi farklı tıpkı parmak izlerim gibi… Hepsi de et parçası ama görevleri farklı bunlara farklı görevleri yapmasını söyleyen kim?</li>
<li>Benim parmaklarım var ve bana özel yapılmış benden başka kimsede yok aynı şekilde Dünyada ki hiçbir insanın parmak izi birbirinin aynısı değil bu nasıl olabiliyor?</li>
<li>Bende bir böbrek var 100-200 gram ağırlığında ve bir avuç içi kadar yer kaplıyor, birde diyaliz makinesi var kilolarca ağırlıkta çok fazla yer kaplıyor taşınması çok zor elektrik gitse çalışmıyor ve böbrek kadar güzel çalışmıyor. Kilolarca ağırlıktaki makine, çok fazla yer kaplayan, çok pahalı olan bu makine bende ki 100-200 gram ağırlığında ki böbreğin yaptığı görevi yapamıyor bu makinenin bir mühendisi varda makineden çok daha mükemmel olan böbreğimin nasıl olurda mühendisi olmaz?</li>
</ul>
<p>&nbsp;</p>
<blockquote><p>Madem mevcudat var ve inkâr edilmez. Hem, her mevcut san’atlı ve hikmetli vücuda geliyor. Hem madem kadîm (eskiden beri var olan) değil, yeniden oluyor. Herhalde, bu mevcudu, meselâ bu hayvanı, ya diyeceksin ki, esbab-ı âlem (Sebepler) onu meydana getiriyor. Yani esbabın içtimaında o mevcut vücut buluyor veyahut o kendi kendine teşekkül ediyor; veyahut tabiat muktezası olarak, tabiatın tesiriyle (evrim de bu seçeneğe dahil) vücuda geliyor; veyahut bir Kadîr-i Zülcelâlin kudretiyle icad edilir.</p></blockquote>
<p>Madem aklen bu dört yoldan başka yol yoktur. Hepsini sırasıyla inceleyip değerlendirelim bakalım</p>
<h1><span style="color: #008080;">Birinci Yol: Sebepler</span></h1>
<p>Mesela bir eczaneye girdiniz ve orada yüzlerce şişede bulunan ilaçları gördünüz. Onlardan birkaç tanesine baktığınızda anlarsınız ki bunlar bazı kimyasal bileşimlerin bir ölçüye göre bir araya getirilmesinden meydana gelmiştir. Çok hassas ayarlarla bir miktar ondan bir miktar öbüründen bir çok madde kullanılarak hastalıklara şifa olan o ilaç meydana getirilmiş.<br />
Şimdi soruyorum size Acaba hiçbir cihette imkân ve ihtimal var mı ki, o şişelerden alınan çok hassas ölçülerde ki ilaç ham maddeleri, garip bir tesadüf veya fırtınalı bir havanın çarpmasıyla, her birisinden alınan miktar kadar, yalnız o miktar aksın, beraber gitsinler ve toplanıp o ilacı meydana getirsinler? Acaba bundan daha hurafe, muhal, bâtıl bir şey var mı? Eşek muzaaf bir eşekliğe girse, sonra insan olsa, “Bu fikri kabul etmem” diye kaçacaktır.<br />
O ilaçlar da çok ince çok hassas ayarlar vardır mesela içerisinde ki maddelerden birini eksik koysanız ya da fazla koysanız o hastalığınıza şifa verecek olan ilaç sizin için zehir hükmünde olur ve iyileşeceğim derken zehirlenip ölürsünüz.</p>
<h2><span style="color: #800080;">Peki, bu evren nasıl var oldu?</span></h2>
<p>19. yüzyılın başlarına dek hakim olan görüş, evrenin sonsuz boyutlara sahip olduğu, sonsuzdan beri var olduğu ve sonsuza kadar da var olacağı şeklindeydi. <strong><em>“Statik evren modeli” </em></strong>adı verilen bu anlayışa göre, evren için herhangi bir başlangıç veya son söz konusu değildi.<br />
Materyalist felsefenin de temelini oluşturan bu görüş, evreni sabit, durağan ve değişmez bir maddeler bütünü olarak kabul ederken, bir Yaratıcının varlığını da reddediyordu.<br />
Her şey, hatta henüz yaratılmamış olan “gökler ve yer” bile, tek bir noktadayken büyük patlama ile yaratılmış ve birbirlerinden ayrılarak evrenin bugünkü şeklini meydana getirmişlerdir. Materyalizm, maddeyi mutlak varlık sayan, maddeden başka hiçbir şeyin varlığını kabul etmeyen bir düşünce sistemidir. Tarihi eski Yunan’a kadar uzanan, ama özellikle 19. yüzyılda yaygınlaşan bu düşünce sistemi, Karl Marx’ın diyalektik materyalizmiyle ünlenmişti.<br />
yüzyıldaki durağan evren modeli, başta belirttiğimiz gibi, materyalist felsefeye zemin sağlamıştı. Materyalist felsefeci George Politzer, bu evren modeline dayanarak, “Felsefenin Başlangıç İlkeleri” adlı kitabında; “evrenin yaratılmış bir şey” olmadığını öne sürmüştü ve şöyle demişti: <strong><em>“Eğer yaratılmış olsaydı, o takdirde Tanrı tarafından belli bir anda ve yoktan var edilmiş olması gerekirdi.”</em></strong><br />
Politzer evrenin yoktan var edilmediğini iddia ederken 19. yüzyılın durağan evren modeline dayanıyor ve dolayısıyla bilimsel bir iddia ortaya attığını sanıyordu. Oysa 20. yüzyılda gelişen bilim ve teknoloji, materyalistlere zemin sağlayan durağan evren modeli gibi ilkel anlayışları kökünden yıkmıştır. 21. yüzyılın eşiğinde olduğumuz şu dönemde, evrenin bir başlangıcı olduğu, yok iken bir anda <strong>büyük bir patlama</strong>yla yaratıldığı modern fizik tarafından pek çok deney, gözlem ve hesapla ispatlanmış durumdadır.<br />
Ayrıca, evrenin, materyalistlerin iddia ettikleri gibi sabit ve durağan olmadığı, tam tersine sürekli bir hareket ve değişim içinde olduğu, genişlediği saptanmıştır. Bugün bu gerçekler bütün bilim dünyası tarafından kabul edilmektedir. (Detaylı bilgi için <a href="https://www.ateistlerecevap.org/2018/01/islamiyet-ve-big-bang-evren-nasil-olustu-big-bang-ve-islam.htm" data-wpel-link="internal">“Bigbang ve İslam yazımızı buraya tıklayarak okuyabilirsiniz”</a>)<br />
Evrenin genişleme hızı, evrenin şu anki yapısının oluşabilmesi açısından son derece kritik bir değere sahiptir. Eğer genişleme hızı çok az daha yavaş olsaydı, bütün evren, daha Güneş Sistemleri tam anlamıyla düzenlenemeden tekrar içine çökmüş olacaktı. Eğer evren biraz daha hızlı genişliyor olsaydı, madde ne galaksileri ne de yıldızları bir daha asla oluşturamayacak biçimde boşlukta dağılıp gidecekti. Her iki durum da, canlılığın ve bizlerin var olamaması anlamına geliyordu. Ancak bunların hiçbiri gerçekleşmemiş ve evrenin genişleme hızının sahip olduğu son derece hassas değer sayesinde şimdiki evren ortaya çıkmıştır. Peki, bu denge ne kadar hassastır?<br />
Avustralya’daki Adelaide Üniversitesi’nden ünlü matematiksel fizik profesörü Paul Davies, bu soruyu cevaplamak için uzun hesaplar yapmış ve inanılmaz bir sonuca ulaşmıştır Davies’e göre, kainatın yaratıldığı büyük patlamanın ardından gerçekleşen genişleme hızı eğer milyar kere milyarda bir oranda (1/1018) bile farklı olsaydı, evren ortaya çıkamazdı. Milyar kere milyarda bir ifadesi rakamsal olarak şöyle yazılır:<br />
“0,000000000000000001”.<br />
Yani bu derece astronomik küçüklükte bir farklılık dahi evrenin var olamaması demekti. Bu nedenle Big Bang herhangi bir patlama değil, her yönüyle çok iyi hesaplanmış ve düzenlenmiş bir oluşumdur.<br />
Ortada bu kadar hassas bir ayar var miyarda bir ihtimal de ki fark bile evrenin içine çökmesine sebep olacak ve şu anda biz olmayacaktık şimdi soruyorum daha bir eczane de ki ilaçların bile tesadüfen bir araya gelemeyeceğini kabul eden bir insan bu kâinatın nasıl tesadüfen meydana geldiğini düşünür? (<a href="https://www.ateistlerecevap.org/2018/03/allahin-varliginin-ve-birliginin-delilleri-detayli.html" data-wpel-link="internal">Daha detaylı bilgi için burada ki yazımız okunabilir</a>)<br />
Bizce 1. Seçenek yani sebeplerin meydana getirmesi fikri elenmiştir. Şimdi ikince seçeneğe geçelim ve acaba her şey tesadüfen mi oluşuyor onu bir inceleyelim.</p>
<h1><span style="color: #008080;">İkinci Yol: Tesadüf</span></h1>
<p>Birkaç örnek ile açıklayalım daha detaylı bilgi için (<a href="https://www.ateistlerecevap.org/2018/03/yaratilista-tesadufun-payi-tesaduf-hakkinda.html" data-wpel-link="internal">Buraya tıklayarak “Yaratılışta Tesadüfün Hissesi var mı?”</a> yazımızı,<a href="https://www.ateistlerecevap.org/2018/05/hucrelerin-tesadufen-olusmasi-ihtimali-var-mi.html" data-wpel-link="internal"> Buraya Tıklayarak “Hücreler Tesadüfen oluşabilir mi?”</a> yazımızı. <a href="https://www.evrim.ateistlerecevap.org/tek-bir-protein-molekulunun-tesadufen-olusma-olasiligi/" data-wpel-link="external" rel="nofollow external noopener noreferrer">Buraya Tıklayarak da “Protein ve Tesadüf” yazımızı okuyabilirsiniz</a>).<br />
<strong> Misal:</strong>Art arda altı kez atılan bir zarın ilk önce 1, sonra 2, sonra 3, sonra 4, sonra 5 ve daha sonra da 6 gelmesi olasılığı (1/6)<sup>6</sup>yani 46.656 ihtimalde 1′dir. İnsanın kulak kemiklerinin sayısı ise altıdır. Bu altı kemiğin <strong>tesadüf</strong>en ortaya çıktığı kabul edilse bile, bu kemiklerin şu andaki mevcut sıralarıyla dizilme ihtimali 46.656′da 1 ihtimaldir. Bu sadece bir insandaki kulak kemiklerinin <strong>tesadüf</strong>en dizilme ihtimalidir. Bir de bu dizilişin şu anda yeryüzünde bulunan 7 milyar insanda aynı şekilde olduğu düşünülür ve bütün insanların aynı şekle sahip olmalarının ihtimalini bulmak istersek, 46.656 rakamını 7 milyar kere çarpacağız. İşte eğer sonucu telaffuz edebilirseniz, bu kadar ihtimalde bir ihtimaldir. <strong>Yaratıcıyı inkâr eden neyi kabul etmek zorunda olduğuna bir baksın ve bundan utansın!</strong><br />
<strong> Misal:</strong>Yine elimize bir zar alıp attığımızda o zarın 4 gelme ihtimali altıda birdir. İki zarı aynı anda atsak, ikisinin de 4 gelme ihtimali 36′da birdir. İki zarı iki defa atıp her ikisinde de iki zarın 4 gelme ihtimali ise 1.296′da birdir. Dört defa peş peşe attığımızda her iki zarın da her defasında 4 gelme ihtimali ise 1.679.616′da birdir. Acaba iki zarın dört defa peş peşe 4 gelme ihtimali 1.679.616′da bir ise, bir insanın vücudunda bulunan 206 kemiğin birbirine uygun olarak gelme ihtimali acaba kaçta kaçtır? Yani şunu düşünelim: Faraza bütün kemiklerim <strong>tesadüf</strong>en yaratıldığını düşünüyoruz. Bizler bu kemikleri aldık ve bir torbaya koyduk. Her defasında bir kemik çekeceğiz ve iskeletimizin dizilişini oluşturmaya çalışacağız. Yanlış bir kemik çektiğimizde, o ana kadar çektiğimiz doğru kemikleri tekrar torbaya koyup baştan başlayacağız. Acaba 206 kemiği doğru olarak çekebilme ihtimalimiz kaçta kaçtır? Trilyonlarla ifade edilemeyecek kadar çok… Ve şunu unutmayın, biz bu hesabı kemiklerin <strong>tesadüf</strong>en yaratıldığını kabul ederek yaptık. Bir de kemiklerin <strong>tesadüf</strong>en yaratılmasını hesaplamaya kalksak… Bir de bunu bir insanda değil bütün insanlarda yapsak… Ve buna bir de diğer hayvanları eklesek… Acaba böyle bir ihtimal hesaplanabilir ve rakamlarla ifade edilebilir mi?<br />
<strong> Misal:</strong>Şimdi Ayasofya Camisi’nin tabiat olayları tarafından kendi kendine, mimarı olmadan yapıldığını düşünelim. Bu nasıl olabilir? Kuzeyden esen rüzgâr 10,7 ton su getirir, buraya döker. Güneydoğudan esen rüzgâr 4,3 ton kadar demir getirir. Batıdan esen rüzgâr 11,5 ton kireç, doğudan esen rüzgâr 2,37 ton tuğla… Diğer bir taraftan esen rüzgâr ise tuğlaları dizer. Başka bir rüzgâr çimentoyu yerleştirir ve böylece Ayasofya Camii meydana gelir. Yine bir rüzgâr tarladaki dikenleri toplar. Bunlar, koyunlar üzerlerinden geçerken tüylerini koparıp halı dokurlar ve halı caminin içine düşer. Diğer bir rüzgâr, oduncular yemek yerken baltalarını alıp ağaçları keser ve bir marangozhaneden geçerken uygunca doğrar. Kazara çiviler bunun üzerine gelir, çekiçler çarpar ve minber caminin içine kendiliğinden düşer… Herhâlde Ayasofya Camisi’nin ustasını inkâr edip camiyi <strong>tesadüf</strong>e havale ettiğimizde bundan daha mantıklı bir açıklama olamaz.<br />
Örnekler daha da çoğaltılabilir zaten Birinci ihtimalde az çok üzerinde durmuştuk tesadüfen olamayacak kadar hassas olduğuna. Şimdi gelelim üçüncü ihtimale.<br />
&nbsp;</p>
<h1><span style="color: #008080;">Üçüncü Yol: Tabiat Yapıyor (Evrimde bunun içinde)</span></h1>
<p>&nbsp;</p>
<blockquote><p>Eğer mevcudatta, hususan zîhayatta görünen basîrane, hakîmane olan san&#8217;at ve icad, Şems-i Ezelî&#8217;nin kalem-i kader ve kudretine verilmezse, belki kör, sağır, düşüncesiz olan tabiata ve kuvvete isnad edilse lâzım gelir ki; tabiat, icad için herşeyde hadsiz manevî makine ve matbaaları bulundursun; veyahud herşeyde, kâinatı halk ve idare edecek bir kudret ve hikmet dercetsin. Çünkü nasıl şemsin cilveleri ve akisleri, zemin yüzündeki zerrecik cam parçalarında ve katrelerde görünüyor. Eğer o misali ve aksî güneşçikler, semadaki tek güneşe isnat edilmese, lâzım gelir ki; bir kibrit başı yerleşmeyen bir zerrecik cam parçasında tabiî, fıtrî ve güneşin hasiyetlerine mâlik, zahiren küçük, manen çok derin bir güneşin haricî vücudunu kabul ederek, zerrat-ı zücaciye adedince tabiî güneşleri kabul etmek lâzım geldiği gibi.. -aynen bu misal gibi- mevcudat ve zîhayat doğrudan doğruya Şems-i Ezelî&#8217;nin cilve-i esmasına verilmezse, herbir mevcudda, hususan herbir zîhayatta hadsiz bir kudret ve irade ve nihayetsiz bir ilim ve hikmet taşıyacak bir tabiatı, bir kuvveti, âdeta bir ilahı içinde kabul etmek lâzım gelir. Bu tarz-ı fikir ise, kâinattaki muhalatın en bâtılı, en hurafesidir. Hâlık-ı Kâinat&#8217;ın san&#8217;atını, mevhum, ehemmiyetsiz, şuursuz bir tabiata veren insan, elbette yüz defa hayvandan daha hayvan, daha şuursuz olduğunu gösterir. (Lem&#8217;alar ( 182 ))</p></blockquote>
<p>Burada anlatılmak isteneni günümüz Türkçesi ile biraz daha açalım. Bundan önceki iki yolu eledik ve dedik ki tabiat yapmış olur eğer gerçekten böyle bir şeyi kabul edersek şunların olması lazım gelir: Tabiat, tabiatta ki her şeyi meydana getirme gücüne sahiptir hadsiz ve nihayetsiz derece de muntazam ve mükemmel bir güce sahip olması gerekir. Çünkü mesela Güneş doğduğunda yeryüzünde ki her şeye onun parlaklığı yansır ve yansıma özelliği olan her şeyde güneşin bir yansıması gözükür. Eğer biz o anda güneşi devreden çıkarır güneşin varlığını kabul etmezsek yeryüzünde ki güneşin yansımasından kaynaklanan bütün ışığı o ışığı yansıtan maddeye vermiş oluruz dolayısıyla o ışığın kaynağı o madde deriz ve gücü ondan biliriz dolayısıyla her maddeyi bir güneş kabul ederiz. Bu misalden de anlaşılacağı gibi eğer bir yaratıcıyı kabul etmezsek kâinattaki her zerreye her atoma hadsiz güç, kudret, idare, şuur, hikmet, ilim vermemiz gerekir ve adeta kâinattaki her zerreyi farkında olmasakta bir İlah kabul ederiz “yani bizim ilahımız –haşa- Atomlar olur zerreler olur” ve böyle bir şeyi kabul eden insan kâinattaki en aptalca ve batılca şeyi yapmış olur ve elbette yüz defa hayvandan daha hayvan, daha şuursuz olduğunu gösterir. (Daha detaylı bilgi için <a href="https://www.ateistlerecevap.org/2017/05/beni-tabiat-ana-yaratms-olamaz.html" data-wpel-link="internal">buraya tıklayarak “Tabiat Ananın Kocası Kim?”</a> yazımızı okuyabilirsiniz.)<br />
Şimdi geldik işin en güzel yerine ve neredeyse bütün ateistlerin delil olarak getirdiği “EVRİME” bu yazıda evrim vardır yoktur yada evrimden kastın ne olduğuna dair vs. bir şey söylemeyeceğim evrimin kesinlikle olduğunu kabul edelim hatta bunu “Entropi Kanunu” gibi bir kanun kabul edelim (<a href="https://www.evrim.ateistlerecevap.org/evrim-teorisi-ve-entropi-kanunu-hakkinda/" data-wpel-link="external" rel="nofollow external noopener noreferrer">Evrim ve Entropi kanunu ile ilgili yazımız</a>) yani inkar edilemez bir gerçek olduğunu kabul edelim ve ona göre bir yaratıcının olup olmadığını inceleyelim.<br />
&nbsp;<br />
Benim gördüğüm kadarıyla bilgisiz ateistler ki çok büyük bir kesimi böyle- evrimi delil getirerek yaratıcıyı devreden çıkarıyor çoğu ünlü evrimci ateist bilim insanı evrimi delil getirerek bir yaratıcıyı devreden çıkarmıyorlar Çünkü onlar da gayet iyi biliyor ki evrim YARATICI nın olmadığını göstermez (İslam(Allah) değil yaratıcı). Nasıl mı şöyle:<br />
“Örneğin orta da bir menemen var ve ben bu menemenin nasıl yapıldığını size özetle anlatayım domates koyuyorsun, tuz koyuyorsun, yağ koyuyorsun, ateşte pişiriyorsun… Özetle tarifi bu. Evrimi delil getirerek yaratıcıyı devreden çıkaran ateistler diyor ki biz aklımızla(bilimle) menemenin nasıl yapıldığını açıklarız, açıkladık (EVRİM) o zaman bunu yapana gerek yoktur yani bir şeyin nasıl yapıldığı açıklanıyorsa onu yapana ihtiyaç yok demektir, o yüzden bu menemen TESADÜFEN, KENDİ KENDİNE oluşmuştur. Ama biz deriz ki “Biz bilimle onun nasıl yapıldığını araştırır(menemenin nasıl yapıldığını öğrenir) bunu yapan arka planda ki gücü ararız (Menemeni yapan aşçı gibi)” şimdi aklı, mantığı, zekası, vicdanı olan bir ateiste bu menemeni gösterip tesadüfen olsak bize ne der “Ne içtin kardeşim aşçı olmadan menemen mi olur hiç kendi kendine olur mu?” der. Daha bir menemenin dahi tesadüfen meydana gelemeyeceğini söyleyen ateist şu koca kâinatın, onun içinde ki yıldızların galaksilerin Dünya’nın ve canlılığın ve en önemlisi de İNSANIN tesadüfen oluştuğunu düşünür ve söyler ve böylece bin derece muhal olan bir düşünceyi savunur. Bak ateist kardeşim  sen evrim diyerek (en iyi ihtimalle) canlılığın nasıl meydana geldiğini açıklarsın (Menemenin tarifi gibi) ama onu açıklayabiliyor olman onu yapan biri (Aşçı) olmadığı anlamına gelmez.”</p>
<h1><span style="color: #008080;">Dördüncü Yol: Yaratıcı</span></h1>
<p>Yani AKILLI, Mantıklı bir insan hiçbir şekilde Yaratıcıyı-Tanrıyı inkâr edemez buna istediği ismi versin; Allah desin, Yehova desin, Uzaylı desin, İnek desin, Put desin, Spagetti Tanrısı desin ne isterse desin ama bu bir YARATICIYI inkâr edebileceğini göstermez. Buraya kadar verdiğimiz bilgiler ışığında bir insan ancak DEİST olabilir ateist olamaz Bir sonra ki yazımızda bir insan neden deist olamaz konusuna değinmeye çalışacağız inşallah. Selametle</p>The post <a href="https://ateistlerecevap.org/akilli-bir-insan-neden-ateist-olamaz/" data-wpel-link="internal">Akıllı bir insan neden Ateist olamaz?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ateistlerecevap.org/akilli-bir-insan-neden-ateist-olamaz/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Hücrelerin tesadüfen oluşması ihtimali var mı?</title>
		<link>https://ateistlerecevap.org/hucrelerin-tesadufen-olusmasi-ihtimali-var-mi-2/</link>
					<comments>https://ateistlerecevap.org/hucrelerin-tesadufen-olusmasi-ihtimali-var-mi-2/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ateistlere Cevaplar]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 09 May 2018 16:17:07 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sorular]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.ateistlerecevap.org/?p=2318</guid>

					<description><![CDATA[<p>Günümüzün evrim felsefesinin temelini teşkil eden tesadüfçü görüş, Milattan Önce 5. asırda Leucippus ve Democritus’la başlamış ve doğmuş, değişik versiyonlar ve adlar altında günümüze kadar ulaşmıştır. Yani çoğu insan tarafından sanıldığı gibi yeni ve orijinal bir düşünce tarzı değildir. Tesadüf terimi fizik, biyoloji, felsefe ve diğer bilimlerde sıkça kullanılan ve üzerinde çok konuşulup tartışılan bir [&#8230;]</p>
The post <a href="https://ateistlerecevap.org/hucrelerin-tesadufen-olusmasi-ihtimali-var-mi-2/" data-wpel-link="internal">Hücrelerin tesadüfen oluşması ihtimali var mı?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/05/hucrelerin-tesadufen-olusma-ihtimali-var-mi.png" data-wpel-link="internal"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-2319" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/05/hucrelerin-tesadufen-olusma-ihtimali-var-mi.png" alt="" width="1280" height="720" srcset="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/05/hucrelerin-tesadufen-olusma-ihtimali-var-mi.png 1280w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/05/hucrelerin-tesadufen-olusma-ihtimali-var-mi-300x169.png 300w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/05/hucrelerin-tesadufen-olusma-ihtimali-var-mi-1024x576.png 1024w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/05/hucrelerin-tesadufen-olusma-ihtimali-var-mi-768x432.png 768w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/05/hucrelerin-tesadufen-olusma-ihtimali-var-mi-1200x675.png 1200w" sizes="(max-width: 1280px) 100vw, 1280px" /></a><br />
Günümüzün evrim felsefesinin temelini teşkil eden tesadüfçü görüş, Milattan Önce 5. asırda Leucippus ve Democritus’la başlamış ve doğmuş, değişik versiyonlar ve adlar altında günümüze kadar ulaşmıştır. Yani çoğu insan tarafından sanıldığı gibi yeni ve orijinal bir düşünce tarzı değildir.<br />
Tesadüf terimi fizik, biyoloji, felsefe ve diğer bilimlerde sıkça kullanılan ve üzerinde çok konuşulup tartışılan bir kavramdır. Tesadüf kelimesi, gelişigüzellik, rast gelelik, ya da rastlantı demektir. Bu tâbir, her hangi bir varlığın plan ve programsız ve bir yaratıcısı olmadan kendiliğinden  ortaya çıkması manasında kullanılmaktadır.<br />
Hücreler canlıların temel birimleridir. Gerek, bitki, gerek hayvan ve gerekse insan olsun, bütün canlıların her biri binlerce hücreden meydana gelmiştir. Hücreler çok  kompleks ve son derece organize olmuş yapılardır. Adeta büyük bir şehir  kadar, pek çok maksada göre plan ve programlı şekilde yapılmıştır.<br />
Değil hücrelerin tesadüfen teşekkülü, hücrelerin en küçük yapı birimlerinden olan proteinlerin bile tesadüfen ortaya çıkması mümkün değildir. Proteinler amino asitlerin birleşmesiyle hasıl olmaktadırlar. En küçük bir protein, en az 300-400 amino asidin birleşmesiyle ortaya çıkar. Canlılarla bilinen 20 çeşit amino asit vardır. Bir de bu amino asitler sağ ve sol el yapısına sahiptir. Canlılarda sadece sol el amino asitleri bulunur. Dolayısıyla canlı organizmanın teşkilinde sadece sol el şeklindeki amino asitler bir araya gelmek mecburiyetindedir.<br />
400 amino asitli bir proteinin sadece sol el amino asitlerinden meydana geldiği göz önüne alınırsa, böyle bir yapının, 2<sup>400</sup> = 10<sup>-120</sup> izomeri vardır. Yani, burada işe yarar bir proteinin meydana gelme şansı, 1 rakamının önünde 120 sıfırlı bir sayının içinde sadece bir ihtimaldir. Bu kadar hassas yapıdaki bir proteinin laboratuar şartlarında bile sun’i olarak elde edilememektedir.<br />
Bu rakamın matematik  ifadesi, bir sayısının 120 sıfırlı bir sayıya bölümü ile elde edilen değeridir ve bunun istatistik sonucu sıfırdır. Yani, bir proteinin tesadüfen meydana gelmesi bilimsel olarak mümkün değildir.<br />
Kaldı ki, hücre sadece proteinlerden meydana gelmiş de değildir. Hücre, üstün bir şuur, yüksek bir irade, geniş bir bilimsel kavrayış ve son derece mükemmel ve eşsiz bir plan ve programla yaratılmış olan proteinlerin ve diğer moleküllerin organize edilmelerinden meydana gelmiştir.<br />
İşin bir başka yönü de hücrenin canlı, yani hayat sahibi oluşudur. Onun bu hayat yönünü tesadüfle açıklamak asla mümkün değildir. Yani, hayat özelliği, canlıları teşkil eden atomlarda ve onların teşkil ettiği moleküllerde mevcut değildir.<br />
Tek bir proteinin dahi tesadüfen oluşması imkânsız iken, canlıların yapılarında görev alan binlerce farklık proteinin tesadüfen oluşup, bir araya gelerek hücreleri teşkil ettiğini iddia etmek bilimsel değildir. Sadece, evrim inancına dayalı bir kabuldür.<br />
Prof. Dr. Adem Tatlı<br />
Buraları da okuyabilirsiniz&#8230;</p>
<blockquote class="wp-embedded-content" data-secret="idfA3Qai1T"><p><a href="https://www.evrim.ateistlerecevap.org/miller-urey-deneyi-hakkinda-bilgi/" data-wpel-link="external" rel="nofollow external noopener noreferrer">&#8220;Miller-Urey Deneyi&#8221; hakkında bilgi  Deneyi&#8221; hakkında bilgi</a></p></blockquote>
<p><iframe class="wp-embedded-content" sandbox="allow-scripts" security="restricted" src="https://www.evrim.ateistlerecevap.org/miller-urey-deneyi-hakkinda-bilgi/embed/#?secret=idfA3Qai1T" data-secret="idfA3Qai1T" width="600" height="338" title="&#8220;&#8220;Miller-Urey Deneyi&#8221; hakkında bilgi  Deneyi&#8221; hakkında bilgi&#8221; &#8212; Evrim - Ateistlere Cevap" frameborder="0" marginwidth="0" marginheight="0" scrolling="no"></iframe></p>
<blockquote class="wp-embedded-content" data-secret="Li7lm6c03z"><p><a href="https://www.evrim.ateistlerecevap.org/tek-bir-protein-molekulunun-tesadufen-olusma-olasiligi/" data-wpel-link="external" rel="nofollow external noopener noreferrer">Tek bir Protein Molekülünün Tesadüfen Oluşma Olasılığı&#8230;</a></p></blockquote>
<p><iframe class="wp-embedded-content" sandbox="allow-scripts" security="restricted" src="https://www.evrim.ateistlerecevap.org/tek-bir-protein-molekulunun-tesadufen-olusma-olasiligi/embed/#?secret=Li7lm6c03z" data-secret="Li7lm6c03z" width="600" height="338" title="&#8220;Tek bir Protein Molekülünün Tesadüfen Oluşma Olasılığı&#8230;&#8221; &#8212; Evrim - Ateistlere Cevap" frameborder="0" marginwidth="0" marginheight="0" scrolling="no"></iframe></p>The post <a href="https://ateistlerecevap.org/hucrelerin-tesadufen-olusmasi-ihtimali-var-mi-2/" data-wpel-link="internal">Hücrelerin tesadüfen oluşması ihtimali var mı?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ateistlerecevap.org/hucrelerin-tesadufen-olusmasi-ihtimali-var-mi-2/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Hücrelerin tesadüfen oluşması ihtimali var mı?</title>
		<link>https://ateistlerecevap.org/hucrelerin-tesadufen-olusmasi-ihtimali-var-mi/</link>
					<comments>https://ateistlerecevap.org/hucrelerin-tesadufen-olusmasi-ihtimali-var-mi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ateistlere Cevaplar]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 09 May 2018 16:17:07 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sorular]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.ateistlerecevap.org/?p=2318</guid>

					<description><![CDATA[<p>Günümüzün evrim felsefesinin temelini teşkil eden tesadüfçü görüş, Milattan Önce 5. asırda Leucippus ve Democritus’la başlamış ve doğmuş, değişik versiyonlar ve adlar altında günümüze kadar ulaşmıştır. Yani çoğu insan tarafından sanıldığı gibi yeni ve orijinal bir düşünce tarzı değildir. Tesadüf terimi fizik, biyoloji, felsefe ve diğer bilimlerde sıkça kullanılan ve üzerinde çok konuşulup tartışılan bir [&#8230;]</p>
The post <a href="https://ateistlerecevap.org/hucrelerin-tesadufen-olusmasi-ihtimali-var-mi/" data-wpel-link="internal">Hücrelerin tesadüfen oluşması ihtimali var mı?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/05/hucrelerin-tesadufen-olusma-ihtimali-var-mi.png" data-wpel-link="internal"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-2319" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/05/hucrelerin-tesadufen-olusma-ihtimali-var-mi.png" alt="" width="1280" height="720" srcset="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/05/hucrelerin-tesadufen-olusma-ihtimali-var-mi.png 1280w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/05/hucrelerin-tesadufen-olusma-ihtimali-var-mi-300x169.png 300w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/05/hucrelerin-tesadufen-olusma-ihtimali-var-mi-1024x576.png 1024w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/05/hucrelerin-tesadufen-olusma-ihtimali-var-mi-768x432.png 768w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/05/hucrelerin-tesadufen-olusma-ihtimali-var-mi-1200x675.png 1200w" sizes="(max-width: 1280px) 100vw, 1280px" /></a><br />
Günümüzün evrim felsefesinin temelini teşkil eden tesadüfçü görüş, Milattan Önce 5. asırda Leucippus ve Democritus’la başlamış ve doğmuş, değişik versiyonlar ve adlar altında günümüze kadar ulaşmıştır. Yani çoğu insan tarafından sanıldığı gibi yeni ve orijinal bir düşünce tarzı değildir.<br />
Tesadüf terimi fizik, biyoloji, felsefe ve diğer bilimlerde sıkça kullanılan ve üzerinde çok konuşulup tartışılan bir kavramdır. Tesadüf kelimesi, gelişigüzellik, rast gelelik, ya da rastlantı demektir. Bu tâbir, her hangi bir varlığın plan ve programsız ve bir yaratıcısı olmadan kendiliğinden  ortaya çıkması manasında kullanılmaktadır.<br />
Hücreler canlıların temel birimleridir. Gerek, bitki, gerek hayvan ve gerekse insan olsun, bütün canlıların her biri binlerce hücreden meydana gelmiştir. Hücreler çok  kompleks ve son derece organize olmuş yapılardır. Adeta büyük bir şehir  kadar, pek çok maksada göre plan ve programlı şekilde yapılmıştır.<br />
Değil hücrelerin tesadüfen teşekkülü, hücrelerin en küçük yapı birimlerinden olan proteinlerin bile tesadüfen ortaya çıkması mümkün değildir. Proteinler amino asitlerin birleşmesiyle hasıl olmaktadırlar. En küçük bir protein, en az 300-400 amino asidin birleşmesiyle ortaya çıkar. Canlılarla bilinen 20 çeşit amino asit vardır. Bir de bu amino asitler sağ ve sol el yapısına sahiptir. Canlılarda sadece sol el amino asitleri bulunur. Dolayısıyla canlı organizmanın teşkilinde sadece sol el şeklindeki amino asitler bir araya gelmek mecburiyetindedir.<br />
400 amino asitli bir proteinin sadece sol el amino asitlerinden meydana geldiği göz önüne alınırsa, böyle bir yapının, 2<sup>400</sup> = 10<sup>-120</sup> izomeri vardır. Yani, burada işe yarar bir proteinin meydana gelme şansı, 1 rakamının önünde 120 sıfırlı bir sayının içinde sadece bir ihtimaldir. Bu kadar hassas yapıdaki bir proteinin laboratuar şartlarında bile sun’i olarak elde edilememektedir.<br />
Bu rakamın matematik  ifadesi, bir sayısının 120 sıfırlı bir sayıya bölümü ile elde edilen değeridir ve bunun istatistik sonucu sıfırdır. Yani, bir proteinin tesadüfen meydana gelmesi bilimsel olarak mümkün değildir.<br />
Kaldı ki, hücre sadece proteinlerden meydana gelmiş de değildir. Hücre, üstün bir şuur, yüksek bir irade, geniş bir bilimsel kavrayış ve son derece mükemmel ve eşsiz bir plan ve programla yaratılmış olan proteinlerin ve diğer moleküllerin organize edilmelerinden meydana gelmiştir.<br />
İşin bir başka yönü de hücrenin canlı, yani hayat sahibi oluşudur. Onun bu hayat yönünü tesadüfle açıklamak asla mümkün değildir. Yani, hayat özelliği, canlıları teşkil eden atomlarda ve onların teşkil ettiği moleküllerde mevcut değildir.<br />
Tek bir proteinin dahi tesadüfen oluşması imkânsız iken, canlıların yapılarında görev alan binlerce farklık proteinin tesadüfen oluşup, bir araya gelerek hücreleri teşkil ettiğini iddia etmek bilimsel değildir. Sadece, evrim inancına dayalı bir kabuldür.<br />
Prof. Dr. Adem Tatlı<br />
Buraları da okuyabilirsiniz&#8230;</p>
<blockquote class="wp-embedded-content" data-secret="idfA3Qai1T"><p><a href="https://www.evrim.ateistlerecevap.org/miller-urey-deneyi-hakkinda-bilgi/" data-wpel-link="external" rel="nofollow external noopener noreferrer">&#8220;Miller-Urey Deneyi&#8221; hakkında bilgi  Deneyi&#8221; hakkında bilgi</a></p></blockquote>
<p><iframe class="wp-embedded-content" sandbox="allow-scripts" security="restricted" src="https://www.evrim.ateistlerecevap.org/miller-urey-deneyi-hakkinda-bilgi/embed/#?secret=idfA3Qai1T" data-secret="idfA3Qai1T" width="600" height="338" title="&#8220;&#8220;Miller-Urey Deneyi&#8221; hakkında bilgi  Deneyi&#8221; hakkında bilgi&#8221; &#8212; Evrim - Ateistlere Cevap" frameborder="0" marginwidth="0" marginheight="0" scrolling="no"></iframe></p>
<blockquote class="wp-embedded-content" data-secret="Li7lm6c03z"><p><a href="https://www.evrim.ateistlerecevap.org/tek-bir-protein-molekulunun-tesadufen-olusma-olasiligi/" data-wpel-link="external" rel="nofollow external noopener noreferrer">Tek bir Protein Molekülünün Tesadüfen Oluşma Olasılığı&#8230;</a></p></blockquote>
<p><iframe class="wp-embedded-content" sandbox="allow-scripts" security="restricted" src="https://www.evrim.ateistlerecevap.org/tek-bir-protein-molekulunun-tesadufen-olusma-olasiligi/embed/#?secret=Li7lm6c03z" data-secret="Li7lm6c03z" width="600" height="338" title="&#8220;Tek bir Protein Molekülünün Tesadüfen Oluşma Olasılığı&#8230;&#8221; &#8212; Evrim - Ateistlere Cevap" frameborder="0" marginwidth="0" marginheight="0" scrolling="no"></iframe></p>The post <a href="https://ateistlerecevap.org/hucrelerin-tesadufen-olusmasi-ihtimali-var-mi/" data-wpel-link="internal">Hücrelerin tesadüfen oluşması ihtimali var mı?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ateistlerecevap.org/hucrelerin-tesadufen-olusmasi-ihtimali-var-mi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kuran-ı Kerim&#039;in Allah kelamı olduğunun delilleri nelerdir?</title>
		<link>https://ateistlerecevap.org/kuran-i-kerimin-allah-kelami-oldugunun-delilleri-nelerdir/</link>
					<comments>https://ateistlerecevap.org/kuran-i-kerimin-allah-kelami-oldugunun-delilleri-nelerdir/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ateistlere Cevaplar]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 27 Apr 2018 21:15:27 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sorular]]></category>
		<category><![CDATA[Buranda ki Bilimsel Deliller]]></category>
		<category><![CDATA[Kuran'ın delilleri]]></category>
		<category><![CDATA[Kuranın Mucizesi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.ateistlerecevap.org/?p=2254</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kuranı Kerimin mucizeliği konusunda şimdiye kadar, hiçbir tereddüde, hiçbir şüpheye meydan bırakmayacak şekilde, pekçok şey söylenmiş ve pekçok şey yazılmıştır. Biz, sual-cevap sütununun müsaadesi ölçüsünde ve hülâsa mahiyetinde birkaç ana başlığı zikretmekle yetineceğiz. Kur&#8217;ân-ı Kerim&#8217;in, Efendimiz veya başka biri tarafından tertib edildiği iddiası birkaç gözü dönmüş cahiliye insanıyla, günümüzün, Kur&#8217;ân düşmanı müsteşrikleri tarafından sık sık [&#8230;]</p>
The post <a href="https://ateistlerecevap.org/kuran-i-kerimin-allah-kelami-oldugunun-delilleri-nelerdir/" data-wpel-link="internal">Kuran-ı Kerim'in Allah kelamı olduğunun delilleri nelerdir?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/04/kuranin-Allah-kelami-oldugunun-kanitlari.png" data-wpel-link="internal"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-2255" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/04/kuranin-Allah-kelami-oldugunun-kanitlari.png" alt="" width="1280" height="720" srcset="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/04/kuranin-Allah-kelami-oldugunun-kanitlari.png 1280w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/04/kuranin-Allah-kelami-oldugunun-kanitlari-300x169.png 300w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/04/kuranin-Allah-kelami-oldugunun-kanitlari-1024x576.png 1024w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/04/kuranin-Allah-kelami-oldugunun-kanitlari-768x432.png 768w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/04/kuranin-Allah-kelami-oldugunun-kanitlari-1200x675.png 1200w" sizes="(max-width: 1280px) 100vw, 1280px" /></a><br />
Kuranı Kerimin mucizeliği konusunda şimdiye kadar, hiçbir tereddüde, hiçbir şüpheye meydan bırakmayacak şekilde, pekçok şey söylenmiş ve pekçok şey yazılmıştır. Biz, sual-cevap sütununun müsaadesi ölçüsünde ve hülâsa mahiyetinde birkaç ana başlığı zikretmekle yetineceğiz.<br />
Kur&#8217;ân-ı Kerim&#8217;in, Efendimiz veya başka biri tarafından tertib edildiği iddiası birkaç gözü dönmüş cahiliye insanıyla, günümüzün, Kur&#8217;ân düşmanı müsteşrikleri tarafından sık sık ortaya atılan bir mevzudur ve bununla bilgisiz, görgüsüz kimselerin zihinlerinin bulandırılması hedeflenmektedir. Kanaatimce, dünün müşrikleri gibi, bugünün müşrikleri de, bu mevzuda düşünmeden garazlı davranıyor ve garazlı konuşuyorlar. Zira Kur&#8217;ân, kim tarafından olursa olsun, insafla ele alındığı zaman bir beşere mal edilemeyecek kadar muallâ ve ilâhî olduğu anlaşılacaktır. Şimdi bu ciddî mevzuun derinlemesine tahlilini dev adamların devâsâ kitaplarına havale edip sadece birkaç ana başlığı hatırlatacağız:<br />
1 . Bir kere Kur&#8217;ân&#8217;ın üslubuyla hadislerin üslubu birbirlerinden o kadar farklıdır ki; Arablar, Efendimizin Kur&#8217; ân dışı beyanlarını, kendi muhavere ve konuşma tarzlarına uygun buluyorlardı ama, Kur&#8217;ân karşısında hayret ve hayranlıktan kendilerini alamıyorlardı.<br />
2. Hadisleri okurken, arkasında düşünen, konuşan, Allah haşyetiyle iki büklüm olan bir insan imajı sezilir. Oysa ki, Kur&#8217;ân&#8217;ın sesinde yüksek bir celâdet, heybetli bir edâ ve cebbar bir şive hissedilir. Bir insan beyanında, birbirinden öyle çok farklı iki üslubu birden tasavvur etmek ne makuldür ne de mümkün.<br />
3. Mektep-medrese görmemiş ümmî bir insanın -O ümmîye ruhlar feda olsun- eksiksiz, kusursuz; ferdî, ailevî, içtimâî, iktisâdî ve hukukî bir sistem getirip vaz&#8217; etmesi, herşeyden evvel düşünce ve aklın bedâhetine terstir. Hele bu sistem, asırlar boyu, dost-düşman bir sürü millet tarafından tatbik edilecek kadar harika ve bugüne kadar tazeliğini korumuşsa.<br />
4. Kur&#8217;ân&#8217;da varlık, hayat ve bunlarla alâkalı ibadet , hukuk ve iktisad gibi mevzular birbiriyle öyle dengeli ve yerli yerince ele alınmıştır ki; bunları görmemezlikten gelerek onu beşer kelâmı farzetmek, bir bakıma onun mübelliğini beşer kabul etmemek demektir. Zira, yukarıdaki meselelerin bir teki bile, süreklilik ve zaman üstü olma gibi, hususiyetleriyle en büyük dâhilerin dahi altından kalkamayacağı ağır meselelerdir. Böyle, yüzlerce meselesinden herbiri, birkaç dâhinin üstesinden gelemeyeceği zengin muhtevalı bir kitabı, mektep-medrese görmemiş bir ümmîye isnad etmek mücerred bir iddiadır.<br />
5. Kur&#8217;ân, geçmişe-geleceğe dair verdiği haberler itibariyle de hârikadır ve katiyyen beşer kelâmı olamaz. Bugün, yeni yeni keşiflerle ortaya çıkarılan, geçmiş kavimlerin yaşayış tarzları, iyi veya kötü akıbetleri kelimesi kelimesine asırlârca evvel Kur&#8217;ân-ı Kerim&#8217;in haber verdiği gibi çıkmıştır. İşte, Hz. Sâlih, Hz. Lüt ve Hz. Musa gibi peygamberler, işte onların kavimleri ve işte herbiri başlı başına birer ibret meşheri olan meskenleri..!<br />
Kur&#8217;ân&#8217;ın, geçmişe dair verdiği haberlerin katiyyet ve doğruluğu kadar, geleceğe aid ihbarâtı da o ölçüde önemli ve başlı başına bir mucizedir. Mesela: senelerce evvel Mekke&#8217;nin fethedileceğini ve Kâbe&#8217;ye emniyet içinde girileceğini &#8220;Allah dilediğinde, güven içinde başlarınızı traş ederek ve saçlarınızı kısaltarak korkmadan Mescid-i Haram’â gireceksiniz&#8221; (Fetih suresi/27) ayetiyle haber verdiği gibi, İslâm&#8217;ın bütün bâtıl sistemlere galebe çalacağını da &#8220;O, Resûlünü, hidayet ve hak dinle gönderdi ki bütün dinlere galebe çalsın. Şâhid olarak.Allah yeter&#8221; (Fetsh/28) beyanıyla ilân etti. Kezâ, o gün Roma&#8217;lılar karşısında savaş galibi görünen Sâsânilerin yenileceğini ve aynı zamanda, Bedir gâlibiyetiyle müslümanların da sevineceğini &#8220;Rum yenildi (bölgenize) en yakın bir yerde. Onlar bu mağlubiyetden sonra (yeniden) galebe çalacaklar. Birkaç yıl içinde. Bundan önce de sonra da iş Allah&#8217;a aiddir. O gün mü&#8217;minler de sevinirler.&#8221; (Rum/2-4) müjdesiyle duyurmuşdu; vakti gelince Kur&#8217;ân&#8217;ın haber verdiği gibi çıktı. Bunun gibi, &#8220;Ey Resûl, Rabbinden sana indirileni duyur; eğer bunu yapmazsan O&#8217;nun elçiliğini yapmamış olursun. Allah seni (insanlardan gelen kötülüklerden) koruyacaktır&#8221; (Maide/67) ayetiyle de, en yakınındaki amcasından, düşman millet ve düşman devletlere kadar çevresi düşmanlıklarla sarılı olduğu halde, hayatını emniyet içinde geçireceği va&#8217;dolunmuşdu ve öyle de oldu.<br />
Değişik ilim dallarının inkişâfıyla, âfâk ve enfüsün yâni insan mâhiyeti ve mekânların didik didik edileceğini, ilmî buluş ve tesbitlerin, yeni yeni keşiflerin insanoğlunu inanmaya zorlayacağını &#8220;Biz onlara, ufuklarda ve kendi nefislerinde mucizelerimizi göstereceğiz ki, o (Kur&#8217;ân ve Kur&#8217;ân&#8217;ın getirdikleri)nin gerçek olduğu onlara iyice belli olsun. Rabbinin herşeye şâhid olması yetmez mi?&#8221; (Fussilet/53) mucizevî beyanıyla ifâde etmişti ki, günümüzde süratle o noktaya doğru gidilmektedir. Ayrıca, Kur&#8217;ân, nazil olduğu günden bu yana &#8220;Deki: And olsun, eğer insanlar ve cinler şu Kur&#8217;ân&#8217;ın bir benzerini getirmek için toplansalar, yine O&#8217;nun benzerini getiremezler. Birbirlerine arka verseler de.&#8221; (İsra/88) deyip, hasımlarının damarlarına dokundurduğu halde, bir-iki küçük hezeyanın dışında, kimsenin ona nazire yapmaya teşebbüs etmemesi ve edememesi, onun verdiği haberi doğrulamakda ve mucize olduğunu ilan etmektedir.<br />
Kur&#8217;ân-ı Kerim&#8217;in nâzil olduğu ilk yıllarda, müslümanlar az, zayıf, iktidarsız ve geleceğe aid hiçbir düşünceleri yoktu. Ne bir devlet, ne dünya hakimiyeti ne de yeryüzündeki sistemleri altüst edecek dinamikleri hâvi yeni dinin güç kaynağı adına hiçbirşey bilmiyorlardı. Oysa ki, Kur&#8217;ân &#8220;Allah sizden, inanıp iyi işler yapanlara va&#8217;deti ki; onlardan öncekilerini nasıl hükümrân kıldıysa, onları da yeyüzünde hükümran kılacak ve kendileri için seçip beğendiği dinlerini sağlama bağlayacak ve korkularının ardından da onları güvene erdirecektir.&#8221; (Nur/55) ayetiyle onlara, bu yüksek hedefleri gösteriyor ve cihanın hakimi olacakları müjdesini veriyordu. Daha bunlar gibi, müslümanlığın ve müslümanların geleceği, zafer ve hezimetleri, terakkî ve tedennîleriyle alâkalı pekçok ayetler varki, hepsini burada zikretmemiz mümkün değil. Kur&#8217;ân-ı Kerim&#8217;in gelecekle alâkalı verdiği haberlerin büyük bir bölümünü, değişik ilim dallarının varacakları nihâi hudutlarla ilgili olan ayetler teşkil eder. İlmî tesbitlerle alâkalı, kısa fezlekeler halinde, Kur&#8217;ân&#8217;ın verdiği haberler o kadar hârika ve o kadar erişilmezdir ki, onun bu mevzudaki beyanlarını kulak ardı etmek mümkün olmayacağı gibi, bu mevzudaki beyanlarıyla ona beşer kelâmı demek de mümkün değildir. Yüzlerce âyetin sarâhat, delâlet ve işaret yoluyla ifâde ettikleri harikalara dair pekçok eser yazıldığından, bu meselenin tafsilâtını o eserlere havale ederek, misâl teşkil edecek birkaç ayetin işaret ve delâlet ettikleri hususları kaydedip geçeceğiz.<br />
1. Kâinatın Yaratılışı Kâinatın yaratılışıyla alâkalı olarak &#8220;İnkâr edenler, gökler ve yer bitişik bir durumdayken, onları birbirinden ayırdığımızı, sonra da bütün canlıları sudan yarattığımızı görüp düşünmüyorlar mı? Halâ imân etmeyecekler mi?&#8221; (Enbiya/30) ayetinin anlattığı yüksek hakikat, teferruatına dair farklı mütalâalar ileri sürülse bile ilk hilkatla alâkalı değişmeyen en sabit bir prensiptir. Ayette anlatılan, bitişik olma ve ayrılma, ister gazlardan müteşekkil kitlenin, nebulolara ayrılması, ister güneş sistemi gibi sistemlere bölünüp şekillenmesi ve manzumelerin ortaya çıkması, isterse bir sehâbiye ve bir dumanın bölünüp, parçalanıp, zabt-ü rabt altına alınması şeklinde olsun netîce değişmez. Âyet, kullandığı malzeme ve seçtiği üslup itibariyle, ilmî araştırmalar için hep bir ışık kaynağı olmuş, bütün faraziye ve nazariyelerin eskiyip atılmasına karşılık o, tazeliğini korumuş, bugünlere gelmiş ulaşmış ve yarınlara hakim olmaya da namzed görünmektedir.<br />
2. Astronomi Kur&#8217;ân-ı Kerim&#8217;de astronomiye esas teşkil edecek o kadar çok âyet vardır ki, bunların biraraya getirilerek teker teker tahlil edilmeleri, cildler ister. Biz bir-iki âyetin işaretiyle iktifâ edeceğiz. &#8220;Allah o zattır ki, gökleri, görebildiğiniz bir direk olmaksızın yükseltti; sonra da iradesini (tekvin) arşına yöneltti. Artık hepsi belli bir süreyle kayıtlı olarak akıp gitmektedir.&#8221; (Ra&#8217;d/2) Âyet, göklerin yükseltilmesini, genişleyip büyümesini hatırlattığı gibi, herşeyin nizam içinde baş başa, omuz omuza olmasını da (bilebileceğimiz cinsten bir direk olmaksızın) sözüyle ifade etmektedir. Evet, kubbe-ı âsumânı tutup, dağılmasına meydan vermeyen, görebileceğimiz cinsten bir direk yok ama, yine de bütün bütün direksiz değil. Zira, kütlelerin dağılmaması ve gelip birbirine çarpmaması için, görülsün görülmesin mevcut nizama esas teşkil edebilecek kanun, kaide, prensip mânâsında böyle bir direğin vücudu zarurîdir. Kur&#8217;ân bu ifadesiyle bizlere, kütlelerarası ile&#8217;1-merkez (merkez çek) an&#8217;il-merkez (merkez kaç) prensibini düşündürmektedir ki, bunun, Newton&#8217;un çekim kanununa veya Einstein&#8217;in (hayyiz)&#8217;ine* uyup uymaması birşey ifade etmez. Hele âyetin, Güneş ve Ay&#8217;ın akıp gittiğini ifade etmesi çok enteresandır ve üzerinde durulmaya değer. Rahmân suresindeki &#8220;Güneş ve Ay&#8217;ın hareketleri. tamamen bir hesaba bağlıdır&#8221; (Rahman/5), Enbiya suresindeki &#8220;Geceyi, gündüzü, Güneşi, Ay&#8217;ı yaratan O&#8217;dur. Bunların herbiri bir yörüngede yüzmektedirler&#8221; (Enbsya/33), Yâsin suresindeki &#8220;Güneş kendine mahsus yörüngede akıp gitmektedir&#8221; dedikten sonra &#8220;Bunların herbiri belli bir yörüngede döner dururlar&#8221; (Yasin/38-40) diyerek, Güneş, Ay ve sair gezegenlerin bir nizama göre yaratıldıklarını, bir âhengi temsil ettiklerini ve riyazî bir gerçeğe dayalı bulunduklarını apaçık dile getirmektedir. Yerin Yuvarlaklığı &#8220;Geceyi gündüzün üstüne, gündüzü de gecenin üstüne doluyor&#8221; (Zümer/5) ayeti, kullandığı malzeme itibariyle, gece ve gündüzün birbirini takib etmesini, sarığın başa sarılması gibi, ışık ve karanlığın, Yerküre&#8217;nin başına &#8220;sarık gibi dolanması&#8221; sözüyle anlatıyor.<br />
Bir diğer âyette ise &#8220;Arkasından da yeryüzünü mücessem kat-ı nâkıs (yâni yerküreyi elips şeklinde), söbüleştirdi&#8221; (Naziat/30) diyerek müşahidlere peygamberlik buudunda varılmış en nihâi noktayı göstermektedir. Mekân genişlemesi hususunda: &#8220;Semâyı biz kendi elimizle kurduk ve sürekli genişletmekteyiz&#8221; (Zariyat/47) Bu genişleme ister Einsteine&#8217;nin anladığı mânâda, ister Edwin Hubble&#8217;in Güneş sisteminin dahil olduğu galaksiden, nebulozların uzaklaşması şeklinde olsun fark etmez. Önemli olan Kur&#8217;ân&#8217;ın, ana teme parmak basıp, tecrübî ilimlerin çok önünde zirveleri tutup onlara ışık neşretmesidir.<br />
3. Meteoroloji Hava akımları, bulutların kesâfet kazanması, havanın elektriklenmesi, şimşeklerin çakması ve yıldırımların meydana gelmesi Kur&#8217;ân-ı Kerim&#8217;de, yer yer ilâhî nimetleri hatırlatma ve yer yer de insanları tehdid etme sadedinde çokça zikredilen hususlardan biri. Meselâ &#8220;Baksana, Allah bulutları sürüyor, sonra toparlayıp birleştiriyor, sonra da üstüste yığıyor.. Bir de bakıyorsun bunun arkasından yağmur ortaya çıkıyor. Doluyu da yukarıda dağlar gibi olanlardan indiriyor; onunla dilediğini vuruyor, dilediğinden de onu öteye çeviriyor&#8221; (Nur/43) Heryerde olduğu gibi, burada da Kur&#8217;ân yağmur vak&#8217;asının nihâî durumunu ihtâr ederek, fezâyı velveleye veren, bulut, yağmur, şimşek ve yıldırımlar gibi ürperten, haşyet veren hadiselerin arkasındaki in&#8217;amperver eli göstermek ve ruhları ona karşı uyanık olmaya çağırmakta aynı anda, belli disiplinlere bağlı olarak yağmur ve dolunun meydana geliş keyfiyetlerini ve sonra da yeryüzüne inmelerini öyle garib bir biçimde anlatmaktadır ki; böyle bir anlatış tarzından hemen herkes bugün bilinene ters düşmeyecek şekilde yağmur ve dolunun meydana geliş keyfiyetlerini anlar ve Kur&#8217;ân&#8217;ın beyanına hayranlık duyar. Kur&#8217;ân, iki ayrı çeşit elektriğin birbirini çekmesi, aynı cinsten elektrik yükünün birbirini itmesi , rüzgârların devreye girerek birbirini iten bu bulutları birleştirmesi; yerden yukarıya yükselen pozitif yüklü akımların fezadaki mevcut elektrikle birleşmesi neticesinde elektriklenmenin meydana gelmesi ve bu noktada buharın su damlaları halinde yere inmesi gibi teferruâtla meşgul olmaz.<br />
O ana vak&#8217;a ve asıl tem üzerinde durur; teferruata ait diğer meselelerin izah ve isimlendirilmelerini zamanın tefsirine bırakır. Hicr suresindeki &#8220;Aşılayıcı rüzgârları gönderip onunla gökyüzünden su indirip size takdim ettik (yoksa) siz o suyu depo edemezdiniz&#8221; (Hacr/22) ayeti, bu hususa ayrı bir buud ilâve ederek ağaçların ve çiçeklerin aşılanmasında rüzgârların fonksiyonuna dikkati çektiği gibi onların bilhassa, bulutları aşılama vazifesini de ihtar etmektedir. Oysa ki, Kur&#8217;ân nâzil olduğu zaman, ne otun, ağacın, çiçeğin ne de bulutların aşılanma ihtiyaçları bilinmediği gibi, rüzgârların çelik-çavak bu önemli vazifeyi gördüklerinden de hiç kimse haberdar değildi&#8230;<br />
4. Fizik Varlığın ana unsuru madde ve onun çift ve tek olma gibi hususiyetleri de Kur&#8217;ân-ı Kerim&#8217;in ele alıp anlattığı mevzulardandır. Meselâ, Zâriyat suresinde &#8220;iyice düşünesiniz diye biz herşeyi çift olarak yarattık&#8221; (Zariyat/49) herşeyin çift olarak yaratıldığı ve Kur&#8217;ân&#8217;ın kullandığı malzeme itibariyle, bunun önemli bir esas ve âlem-şümul bir prensip olduğu anlaşılmakta. Şuarâ suresindeki ayette ise&#8221; Yeryüzüne bakmıyorlar mı? Biz onda nice içaçıcı çiftler yaratıp yetiştirdik&#8221; (şuara/7)denilerek, her sene gözümüzün önünde haşr-ü neşr olan yüzbinlerce çifte dikkat çekilmekte ve Allâh&#8217;ın nimetleri hatırlatılmakta. Yâsin suresindeki ayet ise, daha şümullü ve daha enteresan. &#8220;Ne yücedir o Allah’ki toprağın bitirdiklerinden, (onların) kendilerinden ve daha bilmedikleri nice şeylerden hep çiftler yaratmıştır&#8221; (Yasin/36) şeklindeki beyanıyla, bugün bilip tesbit edebildiğimiz çift yaratıkların yanında, henüz bilemediğimiz birçok çiftlerin varlığı da, ihtar edilmektedir.<br />
Evet, Allah, insanlardaki erkeklik ve dişilikten, otların, ağaçların çift olma esasına; atomlar, atomlardaki elektron ve çekirdek ikiliğinden, madde -anti madde zıd eşliliğine kadar, canlı-cansız, yerde-gökte değişik keyfiyet ve buudda ne kadar çift varsa, umum nimetlerini tâdâd sadedinde, kendinden başka herşeyin çift olduğunu zikredip bizleri düşünmeye davet ediyor. Sırf birer misal teşkil etsin diye, yukarıda zikrettiğimiz âyetlerden başka, pekçok ilâhî beyan var ki, herbirisi başlı başına birer mucize olması itibariyle, hem Kur&#8217;ân&#8217;ın Allah kelâmı olduğuna hem de Peygamberimizin O&#8217;nun elçisi bulunduğuna apaçık delâlet etmektedir. Evet, Kur&#8217;ân yeryüzünde hayatın ortaya çıkışından, bitkilerin aşılanma ve üremelerine, hayvan topluluklarının yaratılmasından hayatlarını onlarla devam ettirdikleri bir kısım sırlı düsturlara, bal arısı ve karıncanın esrarlı dünyalarından kuşların uçuş keyfiyetine, hayvan sütünün hasıl olma yollarından insanın anne karnında geçirdiği safhalara kadar pekçok mevzuda, kendine has ifade tarzıyla, öyle veciz, öyle muhtevâlı, öyle hâkim bir üslupla ele aldığı şeyleri takib etmektedir ki; bizim yorumlarımız bir yana, ne zaman onlara müracaat edilse hep taze, genç ve ilimlerin varabilecekleri en son hedefleri tutmuş oldukları görülecektir. Şimdi, bir kitap, binlerce insanın, bilmem kaç asırlık çalışmaları neticesinde varabildikleri noktaların dahi ötesine parmak basıyor, mevzua hakim bir üslupla o mevzuun hülâsasını veriyorsa, o kitabı, değil ondört asır evvelki bir insana, günümüzün mütefennin yüzlerce, binlerce dâhisinin mesâisine vermek dahi mümkün değildir. Hele o kitap, Kur&#8217;ân gibi muhtevası zengin, ifadeleri çarpıcı, üslubu âli, şivesi de ilâhi olursa&#8230;<br />
Şimdi dönüp muhatabımıza soralım, ümmîliği mucize o Zât, mektebin, medresenin, kitabın bilinmediği o cahilî vasatta, canlılarda sütün meydana geliş keyfiyetini kimden öğrendi? Rüzgârların aşılayıcı olduğunu, nebatât ve bulutları telkih ettiğini, yağmur ve dolunun meydana gelme noktalarını nasıl bilebildi? Yerkürenin elipsî olduğunu O&#8217;na kim ta&#8217;lim etti? Mekân genişlemesini hangi rasathanede ve hangi dev teleskoplarla tesbit edebildi? Atmosferin yapı taşlarını ve yukarılara doğru çıktıkça oksijenin azlığını hangi laboratuvarda öğrendi? Hangi röntgen şualarıyla cenînin anne karnında geçirdiği safhaları aynı aynıya tesbit etti? Sonra da bütün bu bilgilerin teferruâtına vâkıf, mütehassıs bir ilim adamı edasıyla, tereddüdsüz, fütursuz ve kendinden gayet emin bir tarzda muhatablarına anlattı?..<br />
5. Kur&#8217;ân-ı Kerim, Efendimizin vazife, mes&#8217;uliyet ve selâhiyetlerini anlatıp O&#8217;na yol gösterdiği gibi, yer yer de seviyesine uygun olarak O&#8217;na itâbda bulunmakta ve ikaz edip ırgalamaktadır.<br />
Meselâ: Bir defa münafıklara, izin vermemesi gerekirken izin verdiğinden dolayı &#8220;Allah seni affetsin, doğru söyleyenler sana iyice belli olup ve yalan söyleyenleri bilmezden önce niçin onlara izin verdin?&#8221; (Tevbe/43) şeklinde tenbihde bulunduğu gibi, Bedir esirleri hakkındaki tatbikatından dolayı da &#8220;Yeryüzünde tam yerleşip istikrar kazanıncaya kadar hiçbir peygambere esirler sahibi olmak yakışmaz. Siz geçici dünya malını istiyorsunuz, Allah ise (sizin için) ahireti istiyor. Allah daima üstün ve hikmet sahibidir&#8230; (Enfâl/67) &#8220;Eğer Allah&#8217;tan (affınıza dair) bir yazı ve takdir geçmemiş olsaydı, aldığınız fidyeden dolayı size mutlaka büyük bir azab dokunurdu.&#8221; (Enfal/68) mahiyetinde itabda bulunmuştu. Bir keresinde, Allah&#8217;ın dilemesine havale etmeden, &#8220;yarın bu işi yaparım&#8221; dediği için &#8220;Hiçbir şey için bunu yarın yapacağım deme. Ancak Allah dilerse(de). Unuttuğun zaman Rabbini an ve &#8220;Umarım Rabbim beni bundan daha doğru bir bilgiye ulaştırır de&#8221; (Kehf/23-24) emir ve tenbihinde bulunmuş, bir başka sefer &#8220;insanlardan korkup çekiniyordun; oysa asıl çekinmeye lâyık olan Allah idi&#8221; (Ahzsb/37) itab işmâm eder mahiyette sadece AIlah&#8217;tan korkulması lâzım geldiğini ihtar etmişti. Zevcelerini bir meseledeki tavırlarına karşı bal şerbeti içmemeye yemin edince &#8220;Ey Peygamber! Eşlerinin rızasını arıyarak Allah&#8217;ın sana helâl kıldığı şeyi niçin haram kılıyorsun? Allah çok gafûr ve rahimdir&#8221; (Tahrim/1) diyerek sertçe ikaz ediyordu.<br />
Daha bunlar gibi, pekçok âyetle, bir taraftan O&#8217;nun vazife, mes&#8217;uliyet ve selâhiyetlerinin sınırları belirlenirken, diğer taraftan az dahi olsa bu sınırlara riâyet edilmediği, vazife ve mes&#8217;uliyetin mukarrabine göre yerine getirilmediği zamanlarda O&#8217;na itab edilmiş, tenbihde bulunulmuş ve yeryer sertçe uyarmalar yapılmıştır. Şimdi hiç akıl kabul edermi ki, bir insan bir kitap telif etsin, sonra da o kitabın muhtelif yerlerine kendi hakkında, itab, kınama, ikaz ve ihtar ifade eden âyetler yerleştirsin. Hâşâ!&#8230; O kitap Allah kitabı, O zât da O&#8217;nun şerefli mübelliğidir&#8230;<br />
6. Kur&#8217;ân-ı Kerim, bir belâğat harikasıdır ve bu sahada eşi menendi yoktur. Bu itibarla da onu bir beşere maletmek mümkün değildir. Efendimiz (sav) Peygamberlikle ortaya çıktığı zaman, kitleleri arkasından sürükleyen bir sürü şâir, edib ve söz üstâdı vardı. Bunlar pekçoğu itibariyle de O&#8217;na muârız idiler. Yeryer kafa kafaya verip düşünüyor; Kur&#8217;ân&#8217;ı bir kalıba yerleştirmek, birşeye benzetmek ve ne olursa olsun mutlaka hakkından gelmek istiyorlardı. Hatta, zaman zaman hristiyan ve yahudi âlimleriyle de görüşüyor, onların düşüncelerini alıyorlardı . Ne pahasına olursa olsun Kur&#8217;ân çağlayanını durdurmak ve kurutmak için akıllarına gelen herşeyi yapma kararındaydılar. Bütün bu engellere ve engellemelere, akla hayâle gelmedik karşı koymalara aldırmadan yoluna devam eden Hz. Muhammed (sav), bilumum inkârlara, ilhadlara karşı sadece ve sadece Kur&#8217;ân&#8217;la muâraza ediyor ve mücadelesini de zaferle noktalıyordu. Hem de bunca hasıma rağmen.<br />
Evet, o gün, hristiyan ve yahudi ulemasıyla beraber, belâğatın dev temsilcileri, tek cebhe olup etrafı velveleye verdikleri bir dönemde, Kur&#8217;ân o üstün ifade gücü, o büyüleyici beyanı, o başdöndürücü üslûbu, o insanın içini ürperten ledünniliği ve ruhâniliğiyle muhatablarının gönlüne girdi; arşı, ferşi çınlatacak bir ses, bir soluk oldu yükseldi.. bir mübâriz gibi hasımlarını muârazaya çağırdı, tehdit etti, meydan okudu &#8220;siz de Kur&#8217;ân&#8217;a benzer bir kitap, hiç olmazsa onun bir suresine denk birşey, daha da olmazsa aynı ağırlıkta bir âyet ortaya koyun; yoksa savulun gidin!..&#8221; dediği ve o günden bugüne de &#8220;Eğer kulumuz Muhammed&#8217;e (sav) indirdiğimizden şüphe içindeyseniz, haydi onun gibi bir sûre getiriniz ve eğer doğru iseniz; Allah&#8217;tan başka bütün yardımcılarınızı da çağırınız.&#8221; (Bakara/23) &#8220;De ki: and olsun, eğer insanlar ve cinler şu Kur&#8217;ân’ın bir benzerini getirmek için toplansalar, yine onun benzerini getiremezler. Birbirlerine arka çıkıp yardım etseler de&#8221; (İsra/88) &#8220;Yoksa onu uydurdu mu diyorlar? De ki: Öyle ise siz de onun benzeri on uydurulmuş (dahi olsa) sure getiriniz. (Hatta) eğer doğru iseniz, Allah&#8217;dan başka çağırabildiklerinizi de çağırınız&#8221; (Hıld/13) ayetleriyle aynı şeyleri tekrar edip durduğu halde, bir-iki hezeyanın dışında, Kur&#8217;ân&#8217;ın bu meydan okuyuşuna cevab verilmemesi, onun. kaynağının beşerî olmadığını gösterir. Zira, tarih şahitdir ki, Kur&#8217;ân&#8217;ın muârızları O&#8217;na ve O&#8217;nun mübelliğine her türlü kötülük yapmayı denedikleri halde, Kur&#8217;ân&#8217;a nazire yapmayı akıllarından bile geçirmediler. Böyle birşeye güçleri yetseydi, nazire ile Kur&#8217;ân&#8217;ın sesini kesecek, tehlikelerle dolu muharebe yoluna girmeyeceklerdi.<br />
Evet, o koca belâğat üstadları, şeref, haysiyet hatta ırz, namus gibi en değerli şeylerini tehlikeye atıp muharebe yolunu seçmeleri, Kur&#8217;ân&#8217;a nazire yapılamamasının en açık delîlidir. Eğer nazire yapmak mümkün olsaydı, münazara yolunu muharebe yoluna tercîh edecek ve geleceklerini katiyyen tehlikeye atmayacaklardı. Arab şâir ve nâşirlerinin, Kur&#8217;ân&#8217;ın benzerini getirememeleri tahakkuk edince, ona hristiyan ve yahudiler arasında menşe&#8217; aramak beyhude ve bir çaresizlik ifadesidir. Hem, hristiyan ve yahudiler bu muhteva ve bu ifade zenginliğinde bir kitap hazırlayıp ortaya koymaya güçleri yetseydi, ne diye onu başkasına nisbet edeceklerdi. &#8220;Biz yaptık&#8221; der ve onunla övünürlerdi&#8230; Kaldı ki, dünden bugüne, dikkatsiz veya garazlı bir iki müsteşrik ve müşrike bedel, bir sürü ilim adamı, araştırmacı ve mütefekkir Kur&#8217;ân&#8217;ın muhteva zenginliği, ifade gücü karşısında hayranlıklarını gizleyememiş ve onu alkışlamışlardır. Charles Milles; Kur&#8217;ân&#8217;ın üslubundaki zenginlik itibariyle tanzîr ve tercüme edilmeyecek kadar yüksek bir edâya sahib olduğunu&#8230; Victor İmberdes; Kur&#8217;an&#8217;ın, bütün hukuk esaslarına kaynak olabilecek zengin bir muhtevaya sahib bulunduğunu&#8230; Ernest Renan; Kur&#8217;ân&#8217;ın dînî bir inkılâb kadar edebî bir inkılâb da yaptığını&#8230; Gustave Le Bon; Kur&#8217;ân&#8217;la gelen İslâm&#8217;ın en saf, en hâlis bir tevhid anlayışını dünyaya tebliğ ettiğini&#8230; CI. Huart; Kur&#8217;ân&#8217;ın Allah kelâmı olup, vahiy yoluyla Hz. Muhammed&#8217;e (sav) tebliğ edildiğini&#8230; H. Holman; Hz.Muhammed (sav)&#8217;in Allah&#8217;ın son peygamberi, İslâmiyetin de vahyedilmiş dinlerin en sonuncusu bulunduğunu&#8230; Emile Dermenyhem; Kur&#8217;an&#8217;ın, Peygamber (A.S.)&#8217;in birinci mucizesi olduğunu, edebî güzelliği itibariyle de erişilmez bir muamma olduğunu&#8230; Arthur Bellegri; Hz. Muhammed&#8217;in (sav) tebliğ ettiği Kur&#8217;ân&#8217;ın bizzat Allah&#8217;ın eseü olduğunu.,. Jean Paul Roux; Peygamberimizin en güçlü mucizesinin melek vasıtasıyla gönderilen Kur&#8217;ân-ı Kerim olduğunu&#8230; Raymond Charles; Kur&#8217;ân&#8217;ın, hükmü hâlâ devam eden ve Allah&#8217;ın bir elçi vasıtasıyla müminlere tebliğ ettiği beyanların en canlısı olduğunu&#8230; Dr. Maurice; Kur&#8217;an&#8217;ın her türlü tenkîdin fevkinde bir mucize, bir harika olduğunu hatta daha da ileri giderek, edebiyatla ilgilenenler için Kur&#8217;ân&#8217;ın bir edebî kaynak, lisan mütehassısları için lâfızlar hazinesi ve şairler için bir ilham menbaı bulunduğunu&#8230; Manuel King; Kur&#8217;ân&#8217;ın, peygamberimizin peygamberliği süresince Allah&#8217;dan aldığı emirlerin mecmuu bulunduğunu&#8230; Mr. Rodwell; İnsanın Kur&#8217;ân&#8217;ı okudukça hayretler içinde kaldığını ifâde eder ve onu takdirlerle alkışlarlar. Sadece birer cümleciklerini alıp naklettiğimiz bu seçkin ilim adamı ve mütefekkirler gibi, daha yüzlerce düşünür ve araştırmacı bilgilerinin vüs&#8217;ati nisbetinde, aynı hakikatlara parmak basmış ve Kur&#8217;ân karşısında takdirle iki büklüm olmuşlardır. Binlerce mütehassıs ve üstad kalemlerden çıkmış çok ciddi eserlerin yanında, Kur&#8217;ân hakkında söz söylemek bize düşmezdi ama, başta sâhib-i Kur&#8217;ân&#8217;ın, sonra da kalem erbâbıbın bağışlayacağı mülâhazasıyla, yaptıkları hizmete iştirak arzusuyla bu cür&#8217;ette bulunduk.<br />
Ek Olarak Şurayı Da Okuyabilirsiniz:<br />
<a href="https://www.ateistlerecevap.org/2017/12/kurani-kerimde-bilimsel-kesifler-varmi.html" data-wpel-link="internal">Kuranı Kerimde Bilimsel Keşifler Var Mı?</a><br />
<iframe loading="lazy" width="640" height="360" src="https://www.youtube.com/embed/4pT_HWAfdEA?feature=oembed" frameborder="0" allow="autoplay; encrypted-media" allowfullscreen></iframe><br />
<iframe loading="lazy" width="640" height="360" src="https://www.youtube.com/embed/zrBiNcvyxhI?feature=oembed" frameborder="0" allow="autoplay; encrypted-media" allowfullscreen></iframe><br />
<iframe loading="lazy" width="640" height="360" src="https://www.youtube.com/embed/IOUsRXY4OBs?feature=oembed" frameborder="0" allow="autoplay; encrypted-media" allowfullscreen></iframe></p>The post <a href="https://ateistlerecevap.org/kuran-i-kerimin-allah-kelami-oldugunun-delilleri-nelerdir/" data-wpel-link="internal">Kuran-ı Kerim'in Allah kelamı olduğunun delilleri nelerdir?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ateistlerecevap.org/kuran-i-kerimin-allah-kelami-oldugunun-delilleri-nelerdir/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Hadislerin yazılması, toplanması / tedvini, günümüze kadar ulaştırılması ve sünnetin bağlayıcılığı hakkında detaylı açıklama&#8230;</title>
		<link>https://ateistlerecevap.org/hadislerin-yazilmasi-toplanmasi-tedvini-gunumuze-kadar-ulastirilmasi-ve-sunnetin-baglayiciligi-hakkinda-detayli-aciklama/</link>
					<comments>https://ateistlerecevap.org/hadislerin-yazilmasi-toplanmasi-tedvini-gunumuze-kadar-ulastirilmasi-ve-sunnetin-baglayiciligi-hakkinda-detayli-aciklama/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ateistlere Cevaplar]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 27 Apr 2018 20:59:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Hadisler]]></category>
		<category><![CDATA[Sorular]]></category>
		<category><![CDATA[Hadisler Kaça Ayrılır]]></category>
		<category><![CDATA[Hadislerin Bağlayıcılığı]]></category>
		<category><![CDATA[Kuran ve Hadis]]></category>
		<category><![CDATA[Peygambere İtaat]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.ateistlerecevap.org/?p=2247</guid>

					<description><![CDATA[<p>İslâm âlimlerinin hepsi, Kur’ân’ı açıklamada Peygamber (asm) sünnetini birinci kaynak olarak görmüşlerdir. Bunun dayandığı bir gerçek var mı? Evet, peygamberlik görevi sadece Kur’ân’ı getirmekle bitmez; onu açıklamak, izah etmek ve nasıl tatbik edileceğini göstermek, onun görev sınırları içindedir. Meselâ şu âyetler onun İlâhî görevlerinden bir kısmını belirtiyor: [stextbox id=&#8217;info&#8217;]“Hak dini onlara açıklasın diye, her peygamberi [&#8230;]</p>
The post <a href="https://ateistlerecevap.org/hadislerin-yazilmasi-toplanmasi-tedvini-gunumuze-kadar-ulastirilmasi-ve-sunnetin-baglayiciligi-hakkinda-detayli-aciklama/" data-wpel-link="internal">Hadislerin yazılması, toplanması / tedvini, günümüze kadar ulaştırılması ve sünnetin bağlayıcılığı hakkında detaylı açıklama…</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/04/Hadislerin-toplanmasi-yazilmasi.png" data-wpel-link="internal"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-2252" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/04/Hadislerin-toplanmasi-yazilmasi.png" alt="" width="1280" height="720" srcset="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/04/Hadislerin-toplanmasi-yazilmasi.png 1280w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/04/Hadislerin-toplanmasi-yazilmasi-300x169.png 300w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/04/Hadislerin-toplanmasi-yazilmasi-1024x576.png 1024w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/04/Hadislerin-toplanmasi-yazilmasi-768x432.png 768w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/04/Hadislerin-toplanmasi-yazilmasi-1200x675.png 1200w" sizes="(max-width: 1280px) 100vw, 1280px" /></a><br />
<em>İslâm âlimlerinin hepsi, Kur’ân’ı açıklamada Peygamber (asm) sünnetini birinci kaynak olarak görmüşlerdir. Bunun dayandığı bir gerçek var mı?</em><br />
Evet, peygamberlik görevi sadece Kur’ân’ı getirmekle bitmez; onu açıklamak, izah etmek ve nasıl tatbik edileceğini göstermek, onun görev sınırları içindedir. Meselâ şu âyetler onun İlâhî görevlerinden bir kısmını belirtiyor:<br />
[stextbox id=&#8217;info&#8217;]<strong>“Hak dini onlara açıklasın diye, her peygamberi biz kendi kavminin lisanıyla gönderdik.”</strong><em>(İbrahim,14/4)</em>[/stextbox]
[stextbox id=&#8217;info&#8217;]<strong>“O kimseler ki, yanlarındaki Tevrat ve İncil’de vasıflarını yazılı buldukları ümmî peygamber olan Resulullaha uyarlar. O peygamber ise kendilerini iyiliğe sevk edip kötülükten sakındırır; temiz ve güzel nimetleri onlara helâl, habis olanları ise haram kılar; daha önce kendilerine yüklediğimiz ağır yükleri ve üzerlerindeki bağları onlardan kaldırır. İşte ona îmân eden, ona hürmet eden, düşmanlarına karşı ona yardımda bulunan ve onunla indirilmiş olan nûra uyanlar, kurtuluşa erenlerin tâ kendisidir.”</strong><em>(A&#8217;raf, 7/157)</em>[/stextbox]
[stextbox id=&#8217;info&#8217;]<strong>“Allah ve Resulü bir meselede hükmünü verdiği zaman, bir mü’min erkeğin yahut bir mü’min kadının artık işlerinde başka bir yolu seçme hakkı yoktur. Kim Allah’a ve Resulüne isyan ederse, apaçık bir sapıklığa düşmüştür.”</strong><em>(Ahzab, 33/36)</em>[/stextbox]
[stextbox id=&#8217;info&#8217;]<strong>“Hayır! Rabbine and olsun ki, onlar, aralarındaki anlaşmazlıklar için senin hükmüne müracaat edip, sonra da verdiğin hükme gönüllerinde hiçbir sıkıntı duymaksızın tam bir teslimiyetle râzı olup uymadıkça iman etmiş olmazlar.”</strong><em>(Nisa, 4/65)</em>[/stextbox]
[stextbox id=&#8217;info&#8217;]<strong>“Peygambere itaat eden Allah’a itaat etmiş olur. Kim bundan yüz çevirirse, seni öylelerinin üzerine muhâfız olarak göndermedik; sen ancak doğru yolu gösterip tebliğ etmekle mükellefsin.”</strong><em>(Nisa, 4/80)</em>[/stextbox]
[stextbox id=&#8217;info&#8217;]<strong>“Peygamber size ne emretmişse alın, neyi yasaklamışsa ondan da kaçının. Allah’tan korkun. Muhakkak ki Allah’ın azâbı pek şiddetlidir.”</strong><em>(Haşir, 59/7)</em>[/stextbox]
[stextbox id=&#8217;info&#8217;]<strong>“De ki: Eğer Allah’ı seviyorsanız bana uyun ki Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın. Allah çok bağışlayıcı, çok merhamet edicidir.”</strong><em>(Âl-i İmran, 3/31)</em>[/stextbox]
Evet, buna benzer âyetler Peygamberimizin (asm) görevini, sadece Kur’ân’ı insanlara getirmekle sınırlı olmadığını belirtiyor.<em> Bunu biraz açabilir miyiz?</em><br />
<strong>1. Efendimizin (asm) bir görevi özet şeklinde olan âyetleri açıklamaktır:</strong>Meselâ Kur’ân <strong>“Namaz kılın” </strong>diyor, ama namaz nasıl kılınacak? <strong>“Rükû ve sücud yapın”</strong> diyor, ama rükû ve sücud nasıl yapılacak, teferruat vermiyor. Kıyam nasıl yapılacak, ayrıntı yok. İşte Peygamberimiz (asm) <strong>“Ben nasıl namaz kılıyorsam öyle kılın”</strong> diyerek âyet-i kerimeyi şekil ve muhteva olarak açıklıyor ve nasıl tatbik edilebileceğini gösteriyor. Namaz, oruç, zekât, hac gibi Kur’ân-ı Kerimde mücmel (özet) olarak gelip açıklanmayan emirleri Peygamberimiz açıklıyor.<br />
<strong>2. Efendimizin görevleri arasında, anlaşılması zor olan âyetleri açıklamak da vardır.</strong><br />
Meselâ âyet-i kerîmede,<br />
[stextbox id=&#8217;info&#8217;]<strong>“Onlara karşı gücünüzün yettiği her türlü kuvveti ve cihad için ayrılıp eğitilmiş atları hazır tutun ki, onunla Allah’ın ve sizin düşmanlarınızı ve bunlardan başka sizin bilemediğiniz, fakat Allah’ın bildiği düşmanlarınızı korkutasınız.”</strong><em> (Enfâl, 8/60)</em>[/stextbox]
buyuruluyor. Bu âyette <strong>“Kuvvet ve savaş atlarını hazır bulundurun.”</strong> tabiri geçiyor. Sahabe Peygamberimize sormuş: <strong>“Kuvvet nedir?”</strong> Peygamberimiz (asm), <strong>“Bilin, kuvvet atmaktır, kuvvet atmaktır, kuvvet atmaktır.” </strong>diye üç defa tekrar etmiştir. Her devrin değişen atma vasıtalarına süratle, vakit kaybetmeden ayak uydurmamızı emir buyurmuştur.<br />
<strong>3. </strong>Sonra Kur’ân-ı Kerimin mutlak ve âm (sınırsız ve genel ifadeli olan) âyetlerini takyitle tahsis ediyor, yani onlara sınır getiriyor. Meselâ,<br />
[stextbox id=&#8217;info&#8217;]<strong>“Allah alışverişi helâl, faizi ise haram kıldı.”</strong><em>(Bakara, 2/275)</em>[/stextbox]
buyuruyor. Bu âyet-i kerîmeye göre her şeyin alışverişi helâldir. Ama Peygamberimiz (asm) buna bir sınır getirerek domuzun ve içkinin alışverişini yasaklamıştır. Demek meşru alışverişin sınırlarını bu şekilde açıklamış oluyor.<br />
Diğer bir örnek ise şu âyet-i kerimedir:<br />
[stextbox id=&#8217;info&#8217;]<strong>“İman eden ve imanlarına zulüm bulaştırmamış olanlar, korkudan emin olmak işte onların hakkıdır ve doğru yola eriştirilenler de onlardır.”</strong><em>(En&#8217;am, 6/82)</em>[/stextbox]
Sahabe bu âyet gelince telâşlanıp Peygamberimize sormuş:<em> “Hepimiz nefsimize zulmediyoruz. Yâ Resulallah, bizde zulme düşmeyen var mı?” </em>Peygamber (asm.) <strong>“Şirk pek büyük bir zulümdür.”</strong> âyetini hatırlatarak, buradaki <strong>zulmün şirk olduğunu</strong> açıklamıştır. Dolayısıyla bu neviden olan <strong>Kur’ân-ı Kerim&#8217;deki anlaşılması zor olan âyetleri Peygamberimiz (asm) açıklıyor.</strong><br />
<strong>4. Sonra Kur’ân’da olan meseleler ayrıca Peygamberimiz (asm) tarafından tekraren teyit ve te’kid edilmiştir.</strong> Böylece onun daha iyi anlaşılması sağlanmıştır. Bu da bu sadette söylenebilir.<br />
<strong>5. Peygamberimizin bir de şâri’ yönü, yani, Kur’ân’da olmayan hükümleri koyma yetkisi var.</strong> Meselâ, yiyeceklerden haram olanların isimleri iki âyet-i kerimede belirtilir. Ama onların hiçbirisinde eşek eti geçmez. Peygamberimiz (asm) Hayber Seferi sırasında, ehlî (evcil) eşek etini haram etmiştir.<br />
<strong><em>&#8211; Bunlar niçin Kur’ân’da açıklanmamış da Peygamberimize bırakılmıştır?</em></strong><br />
Kur’ân bütün teferruatı verseydi ciltlerle dolu bir kitap olurdu. Halbuki bu da Kur’ân’dan istifademizi zorlaştırır. Bu bakımdan meselelerin bir kısmının açıklamasını Peygamberimize bırakmıştır. Peygamberimize bıraktırmasının da ayrıca birtakım maslahatları var. Çünkü birtakım meseleler zaman içerisinde neshedilmiş, yürürlükten kalkmıştır.<br />
Hem hadislerin bir kısmı bize zayıf hadisler şeklinde gelmiştir. Bu zayıf hadislerle amel ihtilâf getirmiştir. İhtilâf ise ümmet için rahmettir. Halbuki Kur’ân-ı Kerim&#8217;de kesin olarak bütün bu meseleleri zikretmiş olsaydı, orada ihtilâf etme şartımız azalırdı. Dinimizin gelişen zamana ve toplum şartlarına göre esnekliği azalabilirdi. Halbuki dinimizin üstün bir yönü -kanatimce- zamana ve zemine göre yeni yorumlara imkân tanımasıdır. Bu güzel birşeydir.<br />
Hattâ dahası var; Peygamberimiz (asm) de âlimlere bir marj bırakmıştır. Dinimizin güzelliği bu. Âlimler Kur’ân-ı Kerim ve Sünnetten hareketle hüküm koymada birtakım temel kaideler belirtmiş ve usul koymuştur. Âlimler bu usullerle yeni meseleleri yoruma kavuşturuyor. Böylece başka şeriata ve kültür sistemine ihtiyaç hasıl olmadan, kanun alma ihtiyacı duymadan yeni şartlara göre kanunlarımızı kendimiz koyabiliyoruz. Nitekim Osmanlının son dönemlerine kadar bütün ortaya çıkan yeni ihtiyaçlarımız kendi değerlerimiz çerçevesinde kanunlaştırılmış, Kur’ân ve Sünnetten çıkartılmıştır.<br />
<strong>Halkımız hadislerle Kur’ân-ı Kerimi nasıl öğrenecek?</strong> Meselâ Yâsin Sûresini hepimiz çok okuyoruz. “Peygamberimiz acaba bu sûreyi nasıl tefsir etmiş” diye öğrenmek istesek, bunu nereden bulacağız. Bir usulü, yöntemi var mı bunun?<br />
Öncelikle Kur’ân, Kur’ân ile tefsir edilir. Çünkü bir âyet diğer bir âyeti açıklar. Bir konu bir yerde bir yönü anlatılır, diğer bir yerde diğer bir yönü anlatılır ve hakeza. Fakat Peygamberimizin de Kur’ân’la ilgili çokça tefsiri vardır. Buharî’nin en geniş bölümlerinden birisi Tefsir’dir. Tirmizî’nin en geniş bölümlerinden birisi yine Tefsir bölümüdür. Kaldı ki Buharî ve Tirmizî’de yer almayan tefsire müteallik hadisler, başka kaynaklarımızda verilmiştir.<br />
Ben bazan matematiği uygulayarak diyorum ki: <strong>bir doğru iki noktadan geçer. </strong>Aynı şekilde Kur’ân-ı Kerimden çıkaracağımız bir mânâda Kur’ân-ı Kerim çıkış noktasıdır. İkinci bir nokta olarak Hadise atıf yapmazsak, o zaman o tek noktadan binlerce görüş çıkabilir. Halbuki din nedir? Tevhid, birlik, beraberlik dinidir. O âyetten herkes kendi kafasına göre bir yorum değil, gerçeğe uygun yorum çıkaracaktır. Acaba Peygamber (asm) ne demiştir, ona bakacağız. Peygamber sözlerinde yoksa, acaba Sahabe ne demiştir, Tabiîn ne demiştir, Etbeuttabiîn ne demiştir, onlara bakacağız. Onlar Kur’ân’ı aslına uygun şekilde anlama şansına bizden daha çok sahipti.<br />
<em><strong>&#8211; Hadislere ne derece güvenilir?</strong></em><br />
Hadislere güvenmemek için bir sebep yok. Daha önce de belirttiğimiz gibi, Kur’ân-ı Kerim insanları Peygamberimize (asm) yöneltiyor, <strong>“Onun getirdiğini alın, onun yasakladıklarından kaçının” </strong>diyor. Yani Kur’ân ikinci bir kaynağı olarak devamlı şekilde Peygamberimizi nazara veriyor.<br />
İkincisi Peygamberimiz (asm) kendisini öne sürüyor, Sünnetine dikkat çekiyor ve Sünnetle bu işin yürüyeceğini Peygamber Efendimiz (asm) ifade ediyor. Meselâ Peygamberimiz Hz. Muaz’ı Yemen’e gönderiyor.<strong> “Orada ne ile amel edeceksin?”</strong> diyor. Hz. Muaz <strong>“Kur’ân’la amel edeceğim.”</strong> diyor. <strong>“Kur’ân’da bulamazsan?”</strong> diye soruyor Peygamberimiz.<strong> “Sizin sünnetinizle,”</strong> diyor Hz. Muaz. <strong>“Sizin sünnetinizde bulamazsam, içtihadımla” </strong>diyor. Peygamberimiz (asm) bundan çok memnun kalıyor. İslâm ulemasının hepsinin elinde delildir bu hadis. İçtihadın gerekli olması hususunda, Sünnetin delil olması hususunda bu delildir. Dolayısıyla Resulullahın sağlığında Sahabe ikinci kaynak olarak hadisi bilmektedir.<br />
Hz. Ömer anlatıyor: “Ben emsalim bir kardeşimle münavebe yaptım. Bir gün o tarlaya gidiyor tarla işlerini yürütüyor, ben Resulullaha gidiyorum, orada Resulullahı dinliyorum. Akşam gelince emsalim olan kardeşime o gün Resulullahtan gördüğümü, duyduğumu anlatıyorum. Ertesi gün ben tarlaya gidiyorum, emsalim kardeşim Resulullahı takibe gidiyor, duyduğunu, gördüğünü akşam bana anlatıyor. Böylece Peygamberimizi her gün yakından takip etme fırsatı buluyoruz.”<br />
Bir Sahabî diyor ki: “Ben Resulullahtan her duyduğumu yazardım. Bana dediler ki, ‘Resulullah da bir insandır. Bazan öfkeli halde konuşur, bazan sükûn halinde konuşur. Herşeyini yazmak doğru değildir.’ Bunun üzerine vazgeçtim. Ama duyduklarım aklımda kalmaz hale geldi. Onun için yine Peygambere gidip durumu anlattım. ‘Yâ Resulallah, senden güzel şeyler işitiyor ve bunları yazıyordum. Fakat Ensar böyle böyle söyledi. Bunun üzerine vazgeçtim. Ama şimdi yazmayınca da rahatsızım, ne yapayım?’ dedim. Resulullah mübarek ağzını göstererek <strong>‘Bundan haktan başka birşey çıkmaz, yaz’</strong> buyurdu.”<br />
Yine Resulullaha uğrayanlar oluyor ve hafızalarından şikâyet ediyorlar. Peygamberimiz onlara <strong>“Sağ elini yardıma çağır.” </strong>buyuruyor, yazmalarını söylüyor.<br />
Bir başka şey daha söyleyeyim. Enes (r.a.) çok hadis rivayet edenlerin arasında yer alır ve Müksirûn denilen yedi kişiden biridir. Müstedrek’te rastladığım bir hadiste Hz. Enes diyor ki: <strong>“Ben Resulullah&#8217;tan gündüzleri hadis yazar, geceleri tashih etmesi için ona okurdum.” </strong>Yani, Peygamberimiz (asm) onun yazdıklarını düzeltiveriyor. Ondan sonra hadis ilminde talebelerin öğrendiği hadisleri hocalara götürüp okuması, arz etmesi söz konusu olmuştur. Talebe yazdığını, ezberlediğini hocanın önünde okur, hoca onu tashih ederdi ve öyle icazet alınırdı.<br />
<em><strong>&#8211; Bütün hadislere Kur’ân tefsiridir diyebilir miyiz?</strong></em><br />
Evet. Peygamberimiz (a.s.m.) yaşayışı ile Kur’ân-ı Kerimi pratiğe dökmüştür. Dolayısıyla Kur’ân’ın insanlardan istediği ideal hayat tarzı ve şekli Peygamberimiz (asm)&#8217;de kendini göstermektedir. Bunu eğer kulluk noktasından ele alırsak, Allah’a karşı kulluğumuzun nasıl olması gerektiğini en mükemmel şekilde Peygamberimiz (asm) göstermiştir. İbadetlerin hepsini Peygamberimiz en mükemmel şekilde yerine getirmiştir. Peygamberimizin kulluğu, Kur’ân-ı Kerim&#8217;in bizden istediği kulluğun en mükemmel şeklidir, bütün yönleriyle. Beşerî münasebetler de öyle. İnsanlarla ve komşularıyla olan münasebetlerinde en güzel örnekleri göstermiştir. Karı koca münasebetlerinde en güzel karı koca münasebetlerini ortaya koymuştur. Çocuk terbiyesinde, çocuklara karşı nasıl davranılması gerektiğini göstermiştir.<br />
Demek ki Peygamberimiz (a.s.m.) bütün hayatının her safhasında, her kesitinde, her karesinde en güzel örnek olarak Kur’ân-ı Kerim&#8217;in idealini temsil etmiştir, yaşamıştır, göstermiştir. Müslümanlar bunu imkânları nispetinde aynen Peygamber (asm)&#8217;den alabilirler. Bir hadiste Hz. Ayşe Peygamberimiz ahlakını<strong>“Onun ahlâkı Kur’ân ahlâkıydı.”</strong> diye ifade ediyor. Dolayısıyla Peygamberimiz (asm) ahlâk yönüyle de Kur’ân-ı Kerim&#8217;in ahlâkını şerh etmiştir, açıklamıştır. Belki hepsini kelama dökmemiştir, ama fiile dökmüştür. Onun her sözü, her fiili ve her davranışı, Kur’ân-ı Kerim&#8217;in ruhunun tefsiridir.<br />
<strong>Diğer yandan, eski milletlerle ilgili kıssalara da açıklama getirmiştir. </strong>Hz. İbrahim (as)’in bazı Kur’ân’da olmayan meselelerini Peygamberimiz (asm)&#8217;in hadislerinde bulabiliyoruz. Demek ki, Kur’ân’ın temas ettiği, insanlığa getirmek istediği, vermek istediği, hukuk olsun, ahlâk olsun, yaşayış tarzı olsun, bütün derslerin hepsini Peygamberimiz (asm)&#8217;in hayatında, bazan sözleriyle, bazan fiilleriyle, bazan tahlilleriyle bulabiliyoruz.<br />
Şimdi Kur’ân-ı Kerim&#8217;de <strong>“Yiyin, için, israf etmeyin&#8230;”</strong> buyuruluyor. Başka bir âyette de, tebziri yasaklıyor. <strong>tebzir,</strong> israfın kardeşidir. Şimdi bu iki âyeti daha iyi anlamak için Peygamberimizin uygulamasına bakalım:<br />
Efendimiz (asm) israfa gayet net bir sınırlama getirmiştir ki, bunun en canlı örneği abdesttir. Abdest alırken suyu israf etmemek için ölçülü kullanırdı. Üç avuç suyla organları yıkamayı emir buyurmuştur. Fazlası mekruhtur. Bu miktarla sınırlamış Peygamberimiz (asm). Sahabe şaşırıyor ve diyor: “Yâ Resulallah, suyun tasarrufu için mi?” “Hayır,” diyor Peygamberimiz. <strong>“Nehir kenarında olsan bile organlarını üçer defa yıkayacaksın.”</strong><br />
Ben hadislerde gördüm, Ebu ed-Derdâ’dan gelen bir rivayet: “Bir gün Peygamberimiz bir yere giderken nehre rastlamış. Oradan bir kap su getirmişler Peygamberimize. O da onunla abdest almış ve bir miktar su artmış. Biz olsak o suyu şöyle etrafa serpiveririz. Halbuki Peygamberimiz (asm) buyuruyor ki:<br />
<strong>&#8220;Gidin, bunu nehre boşaltın. Ola ki ileride bir canlının kursağına gıda olur.”</strong><br />
Bir de, fazla yesek, fazla konuşsak, zamanımızı boş yere geçirsek, israf yapmış oluruz. Bunlar da bizim <strong>geri gelmeyecek israflarımız.</strong> Veya bir kibrit çöpünün yakılması da israftır. Bunlar da mekruhtur. Günde beş defa abdest alırken suyun israf edilmemesiyle, tabiata karşı saygı dersi verilmiştir. İsrafın hayatın diğer alanlarında da ciddî bir mesele olduğu, abdest örneğiyle ders veriliyor.<br />
Şimdi, <strong>“İsraf etmeyiniz”</strong> âyet-i kerimesinin açıklanmasına bakınız. Demek âyet-i kerimeyi okuduğumuz zaman bu âyetlerin hadis-i şeriflerde nasıl açıklandığına bakmamız lâzım. Hadis kültürümüz ne kadar geniş olursa Kur’ân-ı Kerimi o nisbette anlamış oluruz.<br />
Ben sonuç itibarıyla şöyle bir şey söyleyebilir miyim? Kur’an-ı Kerim&#8217;den bir ayet okuduğumuz zaman, bunun anlamını meallerden ve tefsirlerden öğrenmeye çalışacağız. Ancak bununla yetinmeyeceğiz, hadis kültürümüzü çoğaltacağız. Bol miktarda hadis öğrenerek bunlarla hayatımızı şekillendireceğiz. Bu şekilde Kur’ân’ı okuduğumuzda onun anlamını Efendimizden bizzat öğrenmiş gibi olacağız.<br />
İşte bunu anlayan âlimlerimiz, meselâ Taberî, bir âyetle ilgili aklına ne kadar hadis gelmişse hepsini yazmıştır. Taberî tefsirinde çok hadis naklediyor diye bazıları tenkit bile etmiş. Kırk ciltlik tefsirinin büyük bir bölümü hadislerle doludur. Ama hadislere baktığımız zaman, âyetleri daha iyi anlıyoruz. Çünkü hadisin verdiği nur başka, kendi tefekkürümüzle çıkartacağımız mânâ başka. Benim görüşüm,<strong> Kur’an-ı Kerimi hadislerle anlamaya yönelmek en güzeli.</strong><br />
<strong>HADÎSLERİN YAZILMASINA İZİN VEREN RİVAYETLER</strong><br />
Hadîslerin yazılmasına ruhsat veren, yazıldığını gösteren rivayetler çoktur. Bunlardan biri, yazdığı hadîsler, kitap halinde sonraki nesillere intikal eden Abdullah İbnu Amr (radıyallahu anh) &#8216;a aittir. Der ki:<br />
“Ben Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselam) &#8216;den işittiğim şeyleri, ezberlemek arzusuyla yazıyordum. Kureyş beni menederek: <em>&#8216;Sen Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)&#8217;dan her duyduğunu yazıyorsun, halbuki Resûlullah (aleyhissalâtu vesselam) bir insandır, öfke ve rıza, her iki hâlde de konuşur.&#8217;</em>dediler. Bunun üzerine yazmaktan vazgeçtim. Ancak durumu da Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselam)&#8221;e arzettim. Resûlullah (aleyhissalâtu vesselam) parmağıyla mübarek ağızlarına işaret buyurarak:<strong> </strong><br />
<strong>&#8216;Yaz,  Nefsimi elinde tutan Allah&#8217;a kasem ederim, buradan haktan başka bir şey çıkmaz.&#8217; </strong>dedi.&#8221;<br />
Abdullah İbnu Amr (radıyallahu anh)&#8217;ın sistemli şekilde hadîs yazdığını te&#8217;yid eden bir rivayet Ebu Hüreyre (radıyallahu anh)&#8217;ye aittir ve üstelik Buhâri&#8217;de kaydedilmiş bulunmaktadır. Ebu Hüreyre (radıyallahu anh) şöyle buyurur:<br />
<strong>&#8220;Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselam)&#8217;den çok hadîs (bilmede) Abdullah İbnu Amr hâriç, bana yetişen yoktur. O, beni geçer, zira o yazardı, ben ise yazmazdım.&#8221;</strong><br />
Hadîslerin yazılması hususunda ruhsat ifade eden rivayetler bundan ibaret değildir. Hafızasından şikâyet edenlere Resûlullah (aleyhissalâtu vesselam)ın: <strong>&#8220;Sağ elinizi yardıma çağırın&#8221;, &#8220;İlmi yazı ile bağlayın&#8221; </strong>gibi tavsiyeleri, bazı konuşmaların yazılı metnini isteyenlere yazılı verilmesi, hepsi de hadîsten ibaret olan uzunluğu birkaç satırdan bir kaç sayfaya ulaşan ve sayısı üç yüzü bulan pek çok &#8220;mektup (yani yazılı vesika)&#8221; ların varlığı Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm)&#8217;in, hadîslerin yazılması hususundaki ruhsatına yeterli delillerdir. Sadece mektuplar değerlendirilse bile Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm)&#8217;in Kur&#8217;ân&#8217;dan başka bir şeyin yazılmasına sistematik, ısrarlı bir muhalefette bulunmadığı, tam tersine, medenî hayatta yazının geniş çapta kullanılmasına büyük ehemmiyet verdiği anlaşılır.<br />
<strong>EBU HÜREYRE&#8217;NİN SAHİFE-İ SAHÎHA&#8217;SI:</strong><br />
Bazı rivayetler Ebu Hüreyre (radıyallahu anh)&#8217;nin, Resûlullah (aleyhissalâtu vesselam)&#8217;dan işittiği hadîslerini yazdığını ifâde etmektedir. Bu sahifenin ismi <strong>Sahife-i Sahîha</strong>&#8216;dır. El-Hasan İbnu Amr İbnu Umeyye ed-Damri anlatıyor: &#8220;Uz. Ebu Hüreyre (radıyallahu anh)&#8217;nin yanında bir hadîs rivayet ettim. Ancak o : &#8221; &#8216;Böyle bir hadîs yok&#8221; diye inkâr etti. Bunu kendisinden işittiğimi söyledim. O vakit: &#8220;Bunu benden işitmişsen o bende yazılıdır&#8221; dedi ve elimden tutarak beni evine götürdü. Orada bana Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm) &#8216;in hadîslerinin yazılı bulunduğu pek çok kitap &#8216; &#8216;kütüben kesireten&#8221; gösterdi. Rivayet ettiğim hadîsi burada buldu ve:<strong> &#8220;Ben sana demedim mi? Eğer ben bir hadîs rivayet etti isem. o, yanımda yazılı olarak mevcuttur. &#8220;</strong> dedi.<br />
<strong>HADİSLERİN TOPLANMASI:</strong><br />
Hadîs tarihinin ikinci mühim devresini<strong> &#8220;tedvinü&#8217;s-sünne&#8221; </strong>dediğimiz çalışmalar teşkil eder. Zaman olarak ikinci hicrî asrı içine alır.<br />
<em><strong>&#8211; TEDVÎN NEDİR?</strong></em><br />
<strong>Tedvin,</strong> lügat olarak cem edip kitap hâline koymak mânasına gelir. Bir hadîs ıstılahı olarak, hadîslerin resmen yazılıp kitap haline konması demektir. Burada &#8220;resmen&#8221; tabirinin bilhassa ehemmiyeti var. Zira, önceki bahislerde de görüldüğü üzere, hadîslerin yazılması, ferdi ve hususî olarak Resûlullah (aleyhissalâtu vesselam) devrinde başlamış bir faaliyettir. Hatta bizzat RASÜLULLAH (aleyhissalâtu vesselam) tarafından pek çok yazılı vesîka bırakılmıştır ve hepsine de &#8220;sünnet&#8221; denilmektedir.<br />
Ama bunların hiçbiri tedvin kelimesiyle ifade edilen <strong>&#8220;yazma&#8221;</strong> işine girmez. Çünkü tedvînde hadîslerin tamamının yazılması söz konusudur. Öyle ise <strong>tedvîn</strong>in daha mükemmel bir tarifini: <strong>&#8220;Hadîslerin hepsine şâmil olan ve devlet eliyle yürütülen ikinci hicrî asırdaki yazma faaliyetidir.&#8221;</strong> şeklinde yapabiliriz.<br />
<em><strong>&#8211; TEDVİN NASIL BAŞLADI?</strong></em><br />
<strong>Tedvîn işi,</strong> Emevi halifelerinden <strong>Ömer İbnu Abdilaziz</strong>&#8216;le başlar. Dindarlığı ve Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)&#8217;ın sünnetine düşkünlüğü ile meşhur olan Ömer İbnu Abdilaziz (rahimehulllah), sünneti bilen Ashab neslinin, arkadan da büyük alimlerin çeşitli sebeplerle birer birer hayattan çekilmelerini görerek hadîsin kaybolacağından endişe eder. Tehlikeyi önlemek için her tarafdaki mevcut âlimleri hadîslerin yazılması işine sevk etmeyi düşünür. Bu maksatla, halife sıfatıyla valilere emirler, tamimler gönderir.<br />
Ömer İbnu Abdilaziz&#8217;in gönderdiği bu mektuplardan bir tanesinin metni Buhârî&#8217;de mevcuttur. Bu, Medine valisi Ebu Bekr İbnu Hazm&#8217;a gönderilen mektuptur:<br />
<em>“Beldende Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselam) &#8216;le ilgili rivayetleri araştır, topla ve yaz. Ben ilmin (hadîslerin) yok olmasından ve âlimlerin tükenmesinden korkuyorum. Bu iş yapılırken sâdece Resûlullah (aleyhissalâtu vesselam)&#8217;in sünneti kabul edilsin. Âlimler mescid gibi herkese açık ve malum yerlerde oturup tedrisatta bulunarak ilmi yaysınlar, bilmeyenlere öğretsinler. Zira ilim gizli kalmadıkça yok olmaz.&#8221;</em><br />
İbnu Sa&#8217;d&#8217;ın kaydettiği rivayette Ömer İbnu Abdilaziz (rahimehullah) İbnu Hazm&#8217;a yazdığı mektupta şu ziyadede bulunmuştur:<br />
<strong>&#8220;&#8230;.câri, bilinen bir sünnet veya Amra bintu Abdirrahmân&#8217;ın rivayetleri kabul edilsin&#8230;&#8221;</strong><br />
Dârimi&#8217;nın rivayetinde şu ziyâde mevcut:<br />
<strong>“Sizce (veya bölgenizde) Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselam) &#8216;den sabit ve sahih olan rivayetlerle Hz. Ömer&#8217;den sabit olan rivayetleri yaz.&#8221;</strong><br />
Ebu Nuaym&#8217;m Târîhu İsfehan&#8217;da kaydettiğine göre Ömer İbnu Abdilaziz, mektubu, bütün İslâm beldelerine göndermiştir.<br />
Şu halde tedvin işinden bahseden muhtelif rivayetleri göz önüne alarak konu hakkında daha bütün bir fikre varabilmekteyiz.<br />
Hadîslerin tedvininde Halîfe Ömer İbnu Abdilaziz&#8217;in bu teşebbüsünü takdir edebilmek için; Tedvin&#8217;de en büyük hizmeti geçen ve bu faaliyete ismini veren Muhammed İbnu Şihâb ez-Zührf&#8217;nin şu itirafını bir kere daha kaydetmek ister:<br />
<em>“Bizi bu ümera (idareciler) mecbur edinceye kadar ilmin yazılmasını uygun bulmuyorduk. (Ümerânın müdâhale ve icbarıyla bu işe girişince) hiçbir Müslümanı yazmaktan men etmemek gerektiğine inandık.&#8221;</em><br />
<strong>HADİSLERİN TOPLANMASINA SEVKEDEN SEBEPLER</strong><br />
Hadîslerin yazılıp kitaplar halinde bir yerde toplanmasına sevkeden gerçek âmilleri daha yakından görmekte fayda var:<br />
<strong>1.</strong> Alimlerin ittifakıyla bunlardan biri, Ömer İbnu Abdilazîz&#8217;in mektubunda da ifâde edilen husustur: <strong>Ulemânın inkırazı ile hadîslerin yok olma endişesi:</strong> Bu gerçekten mühim bir husustur. Her ne kadar hadîsler ferdî olarak yazılıyor idiyse de çoğunlukla &#8220;Ezberlenmek için&#8221; yazılıyordu ve ezberlenince yakılıyordu veya ölürken, kendisinden yazılanların imhası tavsiye ediliyordu. Yukarıda Zühri’den kaydettiğimiz rivayet bile, hadîslerin yazılması hususunda, ilmî çevrelerdeki tereddüdü anlamaya kâfidir.<br />
Üstelik bu dönem, siyasî çalkantıların, iç kargaşaların sıkça görüldüğü bir devredir. 95. hicrî yılında <strong>Haccâc-ı Zâlim</strong> tarafından öldürülen, devrin meşhur muhaddisi <strong>Said İbnu Cübeyr</strong>&#8216;in kaybı bile Ömer İbnu Abdilaziz&#8217;i &#8220;hadîsler kaybolacak&#8221; diye korkutmaya yeterli bir hâdisedir. Kaldı ki, aynı hâdiseler Talk İbnu Habîb&#8217;in ölümüne sebep olur, meşhurlardan Mücâhid kıl payı idamdan kurtulursa da hapse atılır.<br />
<strong>2.</strong> Ömer İbnu Abdilaziz&#8217;in mektubuna açık bir şekilde aksetmemiş olsa bile, tedvine sevkeden ikinci mühim âmil, siyasî ve mezhebi ihtilaflar sebebiyle hadîs uydurma faaliyetlerinin artmasıdır. Bu hususu, Zührî (rahimehullah)&#8217;in şu sözleri tevsik ve teyîd eder:<br />
<em>&#8220;Eğer şark cihetinden gelen ve nezdimizde meçhul ve merdûd olan hadîsler olmasaydı, ne tek hadîs yazardım ne de yazılmasına izin verirdim.&#8221;</em><br />
<strong>Suyûtî Hazretleri,</strong> hadîs uydurma faaliyetlerinin tedvindeki rolüne şöyle parmak basmıştır:<br />
<em>&#8220;Ulemanın çeşitli beldelere dağıtıldığı, Haricîlerin ve RâfızîIerin uydurma ve bidatlarının çoğaldığı bir vakitte, sünnet. Sahabe &#8216;nin akvâli ve fâbiî&#8217;nin fetvalarıyla karışık olarak tedvin edildi.&#8221;</em><br />
<strong>TEDVÎN&#8217;İN CEREYAN TARZI:</strong><br />
Rivayetler, Ömer İbnu Abdilazîz&#8217;in, meseleyi bir tamimle bırakmayıp, tedvîn çalışmalarını titizlikle takip ettiğini göstermektedir. Meselâ merkezde, bu işte çalışacak, hususî katipler tutulmuştur. Söz gelimi Hişâm İbnu Abdilmelik, Zühri&#8217;nin emrine iki kâtip vermiştir. Bunlar tam bir yıl boyu Zührî&#8217;nin hadîslerini yazmışlardır.<br />
Tedvin faaliyetlerine, halife Ömer İbnu Abdilazîz (rahimehullah) bizzat katılmış, elinde defter kalem namazlara devam etmiş, namazlardan sonra teşkil edilen ders halkalarına oturarak Avn İbnu Abdillah&#8217;dan, Yezîb İbnu&#8217;r-Rakkâşî&#8217;den hadîs yazmıştır.<br />
Tedvin sırasında, sâdece Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)&#8217;a nisbet edilen rivayetler değil, Sahabe hazerâtından ve Tâbiîn&#8217;den rivayet edilen<strong> âsâr</strong> da bâzı muhaddislerce<strong> &#8220;sünnet&#8221; </strong>mefhumuna dâhil edilerek yazılmıştır.<br />
Halife&#8217;nin emriyle taşrada yazılan hadîsler defterler hâlinde merkeze gönderilmekte, orada çoğaltılarak tekrar İslâm beldelerine yollanmaktaydı. Bu mühim hususu tevsik eden bir rivayet Zührî&#8217;den gelmektedir:<br />
<em>&#8220;Ömer İbnu Abdilaziz (rahimehullah) Sünnet&#8217;in cem edilmesini emretti. Biz de onu defter defter yazdık. Ömer İbnu Abdilazîz (rahimehullah) üzerinde hâkimiyeti bulunan her bir yere bunlardan bir defter yolladı.&#8221;</em><br />
Bu yollanan defterlerin, merkezdeki aslî nüshalardan çoğaltılan tâli nüshalar olduğu muhakkaktır.<br />
Bazı rivayetler, merkezde toplanan hadîslerin, ulemâ nezâretinde belli bir kontroldan geçirildiğini ifâde etmektedir: Ebu&#8217;z-Zinâd Abdullah İbnu&#8217;z-Zekvân anlatıyor: &#8220;Ömer İbnu Abdilazîz&#8217;in fükahâyı topladığını gördüm. Ulema ona pek çok sünnet toplamıştı. (Bunları fukahâ ile birlikte okuyor) kendisiyle amel olunmayan bir sünnet zikredilince: &#8220;Bu fazladandır, üzerine amel yoktur.&#8221; diyordu.&#8221;<br />
Yukarıda, merkezden taşraya gönderildiği belirtilen nüshaların bu kontrol muamelesinden sonra istinsah edilmiş olabileceği söylenebilir.<br />
<strong>Tedvin</strong> faaliyetlerinin mühim bir hususiyeti, hadîslerin, sünen, sahîh veya müsned gibi herhangi bir tasnîf tarzında yazılmamış olmasıdır. Burada hadîsleri yazıya geçirmek, yazı ile tesbît etmek esas alınmıştır, şu veya bu tarzda şu veya bu maksada uygun olması değil. Bu sebeple, merfiı, mevkut ve maktu rivayetler sahîhi, baseni ve zayıfıyla birlikte iç içe, yan yana yazılmıştır. Bunların temyîz ve tanzimi müteakip asırda tebvîb devrî&#8217;nde ele alınacaktır.<br />
<strong>EBU BEKR İBNU HAZM&#8217;İN ROLÜ:</strong><br />
Medine Valisi Ebu Bekr İbnu Hazm, devrinin büyük bir hadîs âlimi olmasına rağmen Ömer İbnu Abdilazîz&#8217;in emrine icabet ederek şahsen hadîs yazdığına dâir elimizde kayıt yoktur. O, vali sıfatıyla ulemâyı bu faaliyete icbar etmekle yetinmiş olabilir. Nitekim bu işi canıgönülden benimseyip birinci derecede rol oynayan Zühri, bir Medîne âlimidir ve Ebu Bekr İbnu Hazm&#8217;ın emriyle işe başlamış olması şüphe götürmeyen bir husustur.<br />
Tedvin işinin meyvesini tam olarak görmeye Ömer İbnu Abdilazîz&#8217;in ömrü vefa etmemiş olsa da onun devrinde tedvîn edilenlerin istinsah edilerek taşra vilâyetlere gönderilecek bir seviyeyi bulduğunu bizzat Zührî&#8217;den intikal eden bir rivayete istinaden az önce kaydettik. <strong>Bu sebeple İslâm âlimleri, ilk tedvîn işinin Ömer İbnu Abdilazîz (rahimehullâh) zamanında, birinci hicrî asrın son yıllarında ele alındığında ittifak ederler.</strong><br />
<em>İlave bilgi için tıklayınız:</em><br />
<em>&#8211; <a dir="ltr" href="https://www.google.com/url?q=http://www.sorularlaislamiyet.com/soru/197883/hadislerin-bir-cok-raviden-gectigini-dikkate-alirsak-hadislere-neden-guvenelim-ve-neden-hadis-inkarciligi-yapmayalim&amp;sa=U&amp;ei=wTFcUdW4HuuM7Aa_sYGIBw&amp;ved=0CCIQFjAJ&amp;client=internal-uds-cse&amp;usg=AFQjCNHNxJ98RLAUMm7NUxSHYko1U0GwHw" target="_top" rel="noopener noreferrer nofollow external" data-wpel-link="external">Hadislerin bir çok raviden geçtiğini dikkate alırsak, hadislere neden güvenelim?..</a></em><br />
<strong>* * * </strong><br />
<strong>Sünnet ve Hadislerin Bağlayıcılığı</strong><br />
Bu konuyu Kur’an-ı Kerim, hadis-i şerifler ve alimlerin görüşleri doğrultusunda ele alarak işleyeceğiz.<br />
<strong>1. Kur’an-ı Kerim:</strong> Hz. Peygamber (asm)’a Kur’an-ı Kerim dışında(1) vahiy geldiğini gösteren ayetler vardır.<br />
Bunlardan bazıları şunlardır:<br />
<strong>a.</strong> <strong>Kendi içinizden size ayetlerimizi okuyan, sizi kötülüklerden arındıran, size Kitab’ı ve Hikmet’i talim edip, bilmediklerinizi öğreten</strong>,(2) <strong>Allah’ın kendisine Kitab’ı ve Hikmet’i bildirdiği,</strong>(3) ifade edilen ayetlerde, Hz. Peygamber (asm)’a Kitab ile beraber bir de Hikmet’in verildiği anlaşılıyor.<br />
Atıf, ma’tufa hem benzerlik hem de muğayeretlik/aykırılık manasını taşımaktadır. Bu itibarla, Kitab’tan kasıt Kur’an-ı Kerim olduğuna göre Hikmet’in başka bir şey olması lazım. Bunun da sünnet olma ihtimali hepsinden önce gelir.(4) Atıftan ma’tufa olan farklılığı bu benzerlik noktası ise ikisinin de Allah’ın bildirmesiyle olmasıdır ki ikisinin de kaynağı vahiydir.(5)<br />
<strong>b. “Hatırlayın ki, Allah size iki taifeden birinin sizin olduğunu vaat ediyordu. Siz de kuvvetsiz olanın sizin olmasını istiyordunuz.”</strong>(6) ayetinde belirtilen vaat, önceden Müslümanlara verilmiş ama ne olduğu ayette bildirilmemiştir. Bu da başka bir vahiyle haber verildiğinin delilidir.<br />
<strong>c. “Peygamber, eşlerinden birine gizlice bir şey söylemişti. Fakat eşi bu sözü başkalarına haber verip, Allah da bunu Peygamber’e açıklayınca, Peygamber bir kısmını bildirip, bir kısmından da vazgeçmiştir. Peygamber bunu ona haber verince eşi, “Bunu sana kim bildirdi?” dedi. Peygamber, “Bilen, her şeyden haberdar olan Allah bana haber verdi” dedi.”</strong>(7) ayeti açıkça Kur’an dışında vahiy olduğunun delilidir. Zira verilen sırrın ifşasına dair bir açıklama Kur&#8217;an da olmadığı halde Hz.Peygamber (asm) bunu bilmektedir. Öyleyse bunu kendi kendine bilemeyeceğine ve Allah’ın bildirdiği ifade edildiğine göre, Kur&#8217;an içine girmemiş bir vahyin varlığı açıkça ortaya çıkmaktadır.<br />
<strong>2. Hadis-i şerifler:</strong><br />
<strong>a.</strong> Mikdad b. Ma’dikerib’in rivayetine göre Resulullah (asm), şöyle buyurmuştur: <strong>“&#8230;Bana Kitab ve onunla beraber onun gibisi verildi.”</strong>(8)<br />
<strong>b.</strong><strong> Kudsi Hadisler:</strong> (9) Bu tür hadislerde geçen, “Resulullah (asm), Rabbinden rivayet ettiği hadiste şöyle buyurdu”, “Resulullah’ın (asm), rivayet ettiği hadiste Allah Teala şöyle buyurdu” denilmesi ve hadislerin <strong>“Ey kullarım”</strong> diye başlaması Hz. Peygamber (asm)’e Kur’an dışında vahiy geldiğinin delillerindendir.<br />
<strong>c.</strong><strong>Cibril Hadisi:</strong> (10) diye bilinen meşhur hadise. Cebrail (a.s) beşer suretinde gelmiş ve bazı sualler sorarak cevap almış, Hz. Peygamber (asm) de ashabına, bunun Cebrail (a.s) olduğunu ve dini öğretmek için geldiğini bildirmiştir.<br />
<strong>d.</strong> Hz. Peygamber’in (asm), şüphesiz Rabbim Allah, bana vahyetti,(11) ben emrolundum, nehyolundum,(12) gibi ifadeleri ve Cebrail (a.s)’ın bazı şeyleri kendisine öğrettiğini bildirmesi de,(13) Kur’an dışında vahyin varlığına açık delillerindendir.(14)<br />
Ayrıca bir Yahudi’nin sorularına cevap veren Hz. Peygamber (asm)’in<strong> “Aslında bunları bilmiyordum. Ancak Allah onları bana bildirdi.”</strong>(15) buyurması da konuyu destekleyen diğer bir husustur.<br />
<strong>3. Alimlerin görüşleri:</strong><br />
Ashab-ı Kiram (r.a.) Peygamber Efendimiz (asm)’ın uygulamalarından, izahlarından ve ifadelerinden Kur&#8217;an dışında vahiy aldığını biliyorlardı. Bunu birçok defalar ifade etmişlerdir. Alimler de Kur&#8217;an, hadis ve ashabın ifadeleri doğrultusunda sünnetin kaynağı hakkında fikir ve beyanda bulunmuştur; hepsi olmasa bile sünnetin kaynağının vahye dayandığını ifade etmişlerdir.<br />
Hz. Aişe (r.a) validemiz, Hz. Hatice (ra) hakkında vahiy geldiğini ifade eder ve O’na cennetten bir köşk verildiğinin bildirildiğini söyler.<br />
Rivayetlerde geçen, Cibril, Kur’an’ı indirdiği gibi sünneti de indirdi.(16) Ayrıca komşuya iyi davranmayı, abdest almayı, namaz kılmayı, telbiyenin yüksek sesle yapılmasını, kutlu akik vadisinde namaz kılınmasını, namazların vakitlerini, ümmet-i Muhammed’in (a.s.m) gireceği cennet kapısını, seyyidü’s-şüheda olan Hz. Hamza (r.a)’ın adının sema ehli tarafından levhalaştırılması(17) gibi bilgilerin Cibril (a.s) vasıtasıyla alması da Kur&#8217;an dışında vahiy olduğunu gösterir.<br />
Tavus ise, bizzat vahiy yoluyla inmiş bulunan diyetlere dair bir yazılı metine sahip olduğunu ve zekat ve diyetle ilgili hükümlerin vahiyle geldiğini belirtir.(18)<br />
Evzâi, “Sana Resulullah (asm)&#8217;dan bir hadis ulaştığında sakın ha başka bir şeyle hükmetme; Çünkü Resulullah (asm), Yüce Allah’tan bir tebliğciydi.” diyerek,(19) sünnetin vahye istinad ettiğini ifade etmiştir.<br />
Daha önce de ifade ettiğimiz gibi, bu konuda önemli açıklamaları olanlardan biri de İmam Şafii’dir.(20) Konuyu ilmine güvendiği bir zata dayandırdığı ve kendisinin de kabul ettiği anlayışa göre Sünnet; ya vahiydir, ya vahyin beyanıdır, ya da Allah’ın kendisine tevdi etmiş olduğu bir durumdur. Bu da kendisine has kıldığı nübüvvete ve buna dayalı olarak ilham ettiği hikmete dayanır. Şu halde hangi durum esas alınırsa alınsın, Allah, insanların Rasullah’a itaatını emretmiş, sünnetin gereği ile amel etmelerini istemiştir. Sünnet’in Kur&#8217;an’ı açıklaması, ya Allah’tan gelen Risalet yoluyla, ya ilhamla ya da kendine verilmiş “emir” ile gerçekleşir.<br />
Aynı kanaatleri paylaşan İbn Hazm, <strong>Sünneti, vahy-i gayri metluv</strong> olarak ifade eder ve <strong>vahy-i metluv</strong> olan <strong>Kur&#8217;an’a</strong> uymamız gerektiği gibi, ikinci vahiy olan sünnet’e de uymamızın esas olduğunu belirtir. Zira bağımlılığı ve Allah’tan olmaları bakımından ikisi de aynıdır .(21)<br />
Gazali Hazretleri de <strong>sünnetin</strong> vahye istinad ettiğini ifade ile<strong> vahy-i gayri metluv </strong>olduğunu belirtir.(22)<br />
Sünnetin tamamı vahiy olarak kabul edilirse, Hz. Peygamberin (asm) nasıl Kur&#8217;an-ı Kerim’i değiştiremiyorsa, sünneti de değiştiremeyeceği anlamı kendiliğinden ortaya çıkmaktadır.(23)<br />
<strong>Kur&#8217;an gibi,</strong> sünnetin de tamamı vahye istinad ediyor, anlayışı içinde, önemli bir husus ortaya çıkmaktadır. Şayet, Hz. Peygamber (asm), her hadise ve olayda, Kur&#8217;an ayeti gibi, sünnet vahyini bekliyorsa, bu durumda O’nun içtihatları, istişareleri nasıl değerlendirilecektir. Elbette vahyi beklediği zamanlar olmuş, ama hayatın her safhasını böyle düşünmek ve değerlendirmede bulunmak bizi sıkıntıya sokacaktır.<br />
İşte bu gibi durumlar bazı alimleri, sünnetin tamamının değil de bir kısmının vahye, bir kısmının da içtihat ve istişare gibi durumlara dayandığı kanaatine sevk etmiştir.<br />
<strong>Mesela İbn Kuteybe, sünnet’in kaynağını üçe ayırarak şöyle der</strong>:<br />
<strong>a) </strong>Cebrail’in Allah’tan getirdiği sünnet.(24)<br />
<strong>b) </strong>Allah’ın Resulüne (asm) bıraktığı; re’yini açıklamasını istediği sünnet.(25)<br />
<strong>c) </strong>Resulullah (asm)’ın, bize âdab için kıldığı sünnet. Bunlar yapıldığında sevap alınıp, terkinde ise ceza olmayan sünnettir.(26)<br />
Benzer görüşü benimseyen Hanefilerden Serahsi, Hz. Peygamber (asm)’ın, re’y ve içtihat sonucu ulaştığı neticelerin, vahiy mesabesinde olduğunu belirtir:<br />
<strong>Vahiy iki kısımdır:</strong><br />
<strong>1. Zahir vahiy:</strong> Bu da üçe ayrılır.<br />
<strong>a) </strong>Melek lisanıyla gelen, kulakla algılanan ve Allah’tan geldiği kesin bilinen vahiy. Bu kısım Kur&#8217;an vahyidir.<br />
<strong>b)</strong> Kelamsız, melek tarafından yapılan işaretle Hz.Peygamber (asm)’e açıklanan vahiydir.(27)<br />
<strong>c)</strong> İlhamdır. Bu da, Resulullah (a.s.M)’ın kalbinin en ufak bir kuşkuya mahal kalmayacak şekilde ilahi te’yide mazhar olmasıdır. Onun kalbine bir nur doğar, meselenin hükmü açıkça belli olur.<br />
<strong>2. Batınî vahiy:</strong> Buna “ma yüşbihu’l-vahy” diyen Serahsi, Resulullah’ın (asm), re’y ve içtihadı sonucu ulaştığı hükümler olduğunu söyler. O’nun hata üzere bırakılmaması, devamlı vahyin kontrolünde olması gibi hususlar, bu kısımdan olan hükümleri de vahiy mesabesinde kılmaktadır. Ümmetten diğerlerinin içtihadı ise, yanılma ihtimallerinin olması ve bu yanılmalarının vahiyle düzeltilme imkanı bulunmaması sebebiyle Hz. Peygamber (a.s.m)&#8217;in içtihadı mesabesinde değildir.(28)<br />
Serahsi’nin bu açıklaması neticede Hz. Peygamber (asm)’ın bütün davranışlarının vahye dayandığı O’nun tashihinden geçtiği anlamına gelmektedir. Zira, Hz. Peygamber (asm)’ın davranışı veya sözü ya doğrudur, ya da yanlıştır. Hayatı boyunca düzeltilmişse tamam. Aynen kalmışsa onun doğru olduğu ortaya çıkar. Zira yanlışın Allah tarafından devam ettirilmesi mümkün değildir.<br />
<strong>Şatıbi ise şöyle der:</strong><br />
Hadis ya saf Allah’tan gelen bir vahiydir, ya da Hz. Peygamber (asm) tarafından yapılmış bir içtihattır. Ancak bu durumda onun içtihadı Kitap ya da sünnetten sahih bir vahye dayandırılmış ve onun kontrolünden geçmiştir. Hz. Peygamber (asm)’in içtihadında hata yapabileceği görüşü benimsense bile, o asla hatası üzerinde bırakılmaz, derhal tashih edilir. Sonunda mutlaka doğruya döner. Dolayısıyla ondan sadır olan hiçbir şeyde hata ihtimali yoktur.(29)<br />
Bu ifadelerden hareketle diyebilir ki, sünnetin tamamı vahiydir, diyenler pek de ifrat etmiş olmuyorlar. Zira, neticede sünnetin tamamı vahyin kontrolünden geçiyor, ya ibka ediliyor ya da tashih ediliyordu. Yani vahyin kontrolüne girmemiş bir uygulamanın varlığını kabul edemeyeceğimize göre netice olarak hepsinin vahye dayandığını rahatlıkla söyleyebiliriz. Ancak sünnetin tamamının vahye dayandığını söylerken bununla Rasulullah (asm)’ın devrinde tesbiti yapılan ve bize kadar sahih olarak gelen sünnetleri kastettiğimizi de belirtelim.<br />
<strong>4. Vahyi Takriridir</strong><br />
Sünnet’i tarif ederken bir kısmının da takriri sünnet dediğimiz, Hz. Peygamber (a.s.m) huzurunda yapılıp da gördüğü veya duyduğu halde susması veya tasvip buyurmasıdır.(30) Yani Ashabı Kiram gerek önceki Cahiliye döneminden kalma bazı uygulamaları, gerekse kendi anlayış ifadeleri olarak yaptıkları konuşma, davranış gibi hususlardan birini Hz. Peygamber (asm), gördüğünde veya duyduğunda onları bazen düzeltiyor, bazen değiştiriyor, bazen da seslenmiyordu. Ashabı Kiram O’nun bu susmasını tasvip olarak değerlendiriyordu. Zira ümmetin yaptığı bir hatayı aynen bırakması, Hz. Peygamber (asm) adına uygun olmazdı. Bu sebeple O’nun susmaları bile o fiil veya sözün yanlış olmadığı anlamına geliyordu.<br />
Ashab (r.a), Hz. Peygamber (asm)’ın kontrolünde olduğu gibi, Resulullah (asm) da İsmet sıfatının(31) bir gereği olarak, devamlı vahyin kontrolü altındaydı. Dolayısıyla O’nun hatasının düzeltilmeden bırakılmayacağı(32) ve bu uyarının da geciktirilmeden hemen yapılacağı(33) bilinmelidir. Bu özelliğiyle Hz. Peygamber (asm) bütün insanlardan ve içtihada ehil olanlardan ayrılmaktadır.<br />
Daha peygamber olarak görevlendirilmeden önce bile bazı davranışlarından dolayı ikaz edildiği bilinmektedir.(34)<br />
Bir defasında, Kureyş çocukları ile oyun oynarken izarını çıkarıp taş taşımak istemiş, ancak bu durumdan şiddetle menedilmiştir. Yine zemzem kuyusunun tamiri için amcası Ebu Talib’e yardım maksadıyla izarını çıkarıp üzerine taşı koymak istemiş, fakat baygınlık geçirmiştir. Kendine geldiğinde ise, üzerinde beyaz elbise olan birinin örtünmesini istediğini söylemiştir.(35)<br />
Vücudunun görülmesi uygun olmayan hususlar için muhafaza edildiği gibi, o günün toplumunda görülen bazı nahoş uygulamalardan da korunmuştur. Kendi ifadesiyle, düğün gibi yerlerde yapılan oyun ve eğlencelere bakmak istemiş, ancak onları duyamamış ve uyuya kalmış, ondan sonra da peygamberlikle vazifeleninceye kadar kötülüğe bulaşmamıştır.(36)<br />
Henüz peygamber değilken ve ümmetine ve insanlığa örnekliği kesin olarak belirtilmemişken, böyle koruma altında olan bir zatın, bütün yönleriyle ümmetine ve insanlığa nümune olduğu bir dönemde muhafaza edilmemesi, hatalı ve eksik bir durum varsa düzeltilmemesi(37) düşünülebilir mi?<br />
Nitekim Kur&#8217;an-ı Kerim’de bunun misallerini görmekteyiz. Hz. Peygamber (asm) vahyi muhafaza için endişe etmiş, ancak Allah Teala, buna mahal olmadığını bildirerek endişesini gidermiştir.(38)<br />
İnsanların hidayete gelmeleri, Allah’ın emrine uymaları hususunda O’nun vazifesinin yalnız tebliğ olduğu, vahyin ancak Allah’ın dilemesiyle olacağı, sonucu Allah’ın dilemesine bağlı olduğu(39) gibi hususlarda uyarılmış; mağfiret dilediği amcası Ebu Talib hakkında, ikaz edilerek dua etmekten men edilmiştir.(40)<br />
Diğer taraftan, Uhud Savaşı&#8217;ndan sonra düşmanlarına lanette bulunmaktan(41) ve Hz. Hamza (r.a)’a yapılan muamelelerden sonra müsle yapmak arzusundan(42) da vazgeçirilmiştir.<br />
Ayrıca, Bedir Savaşı&#8217;nda elde edilen esirlerle ilgili fidye karşılığı salıverilme fikrinden dolayı uyarılmış,(43) münafıklarla ilgili onları kazanma arzusuyla yaptığı uygulamadan men edilmiş(44), esirlerin arzusu için Allah’ın helal kıldığı şeyi kendine haram kılması sebebiyle de ikaz edilmiştir.(45)<br />
Bu ve benzeri ayetler Hz. Peygamber (asm)’ın yaptığı bazı tasarruflarının rızayı İlahi’ye muvafık olmadığı durumlarda tashih edildiğinin açk göstergeleridir. Allah Teala, O’nu, önce muhayyer bırakıyor ve içtihat etmesini, ashabıyla istişare eylemesini istiyor. Sonuçta Allah’ın rızasına uygun ise öylece kalıyor, değilse tashih ediliyordu. Nitekim, önce müşrik çocuklarının babaları hükmünde olduğunu beyan edip, sonra cennetlik olduklarını söylemesi, ilk önceleri kelerin, meshe uğramış Yahudiler olduğunu söylemesi sonra bu görüşünden vahyin uyarısıyla vazgeçmesi, kabir azabı hakkındaki görüşün Yahudi fitnesi olduğunu söyledikten sonra, vahyin uyarısıyla kabir azabının varlığını beyan edip, dualarında ondan Allah’a sığınması gibi hususlar,(46) Kur&#8217;an vahyi dışında da kendisinin uyarılıp tashih edildiğini göstermektedir.<br />
İşte Resulullah (asm)’ın huzurunda yapılan veya haberdar olduğu bir fiil, hareket veya sözü yanlış olarak devam ettirmesi mümkün olmadığı ve bu tür takriri sünnetin ümmet için örnek olması kesin olduğu gibi, Allah’ın huzurunda Resulullah (asm)’ın yaptığı davranış ve fiillerin de yanlış olarak devam etmesi söz konusu değildir ve bütün hayatı boyunca ondan sudur eden her şey daha da evleviyetle bizim için örnektir.<br />
Şu halde, Alim, Habir, Semi, Basir, Hakim olan Allah (c.c), Peygamber Efendimiz (asm)’den sadır olan her türlü söz, fiil ve davranışı ya tashih etmiştir, ya da aynen devam ettirmiştir. Bu dokunmayıp devam ettiği şeylere ister Hanefi ulamasının dediği gibi <strong>batınî vahiy</strong> diyelim,(47) isterse <strong>takriri vahiy</strong> diyelim, neticede Hz. Peygamber (a.s.m)’in sünnetinin vahye dayandığını ifade edebiliriz.<br />
Bundan hareketle, Hz. Peygamber (asm)’in içinde bulunduğu toplumun bazı örf ve adetlerini aynen devam ettirmesi, Allah’ın kontrolünden geçtiği ve bir nevi<strong>vahyi takriri </strong>olması sebebiyle, onlara sadece birer adet ve gelenek olarak bakmanın doğru olmayacağını düşünüyoruz. Zaten o uygulamaların temelden Hz. İbrahim (a.s) veya başka peygamberlere dayandığını önceden ifade etmiştik.<br />
Şu halde Hz. Peygamber (asm)’in sergilediği davranış ve hareketler, aynıyla Cahiliye de bulunsa bile, yanlış olsaydı, mutlaka vahiy tarafından tashih edilecekti. Tashih edilmeyenler ise tasvip edilmiş demektir denilebilir.<br />
Peygamber Efendimize İtaat ve İttiba ile ilgili Ayetler:<br />
1) -(Ey Muhammed! Onlara) Deki: “Allah’ı seviyorsanız, bana tabi olunuz ki, Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın&#8230;”(Al-i İmran / 31)<br />
2)-(Ve yine) de ki: “Allah’a ve Rasule itaat edin; eğer yüz çevirirlerse, şüphesiz Allah kafirleri sevmez.” (Al-i İmran / 32)<br />
3) -“Allah’a ve Peygambere itaat edin ki rahmet olunasınız.” (Al-i İmran /132)<br />
4 Ey iman edenler! Allah’a itaat edin. Peygambere ve sizden olan emir sahiplerine de itaat edin&#8230;” (Nisa / 59)<br />
5)-“Her kim Allah’a ve Peygambere itaat ederse,” (Nisa / 69)<br />
6)-“Her kim o Peygambere itaat ederse, Allah’a itaat etmiş olur.” (Nisa / 80)<br />
7) -“Ey iman edenler! Allah’a ve Rasulüne itaat ediniz&#8230;.” (Enfal / 20)<br />
8) -“Allah’a ve Rasulüne itaat edin ve birbirinizle çekişmeyin&#8230;” (Enfal / 46)<br />
10) -“Oysa aralarında hüküm vermesi için Allah’a ve Peygamberine davet olunan mü’minlerin sözü ise, “işittik ve itaat ettik” demeleridir&#8230;” (Nur / 51)<br />
11) -“Kim, Allah’a ve Peygamberine itaat eder ve O’ndan korkar, sakınırsa, işte kurtuluşa erenler de bunlardır.” (Nur / 52)<br />
12) -“(Ey müslümanlar!) Namazı dosdoğru kılın; zekatı verin ve Peygambere itaat edin ki rahmet olunasınız.” (Nur / 56)<br />
13) -“İçinizden kim Allah’a ve Rasulüne itaat eder ve salih amel işlerse,&#8230;” (Ahzab / 31)<br />
14) -“&#8230;kim Allah’a ve Rasulüne itaat ederse büyük bir kurtuluşa ermiş olur.” (Ahzab / 71)<br />
15) -“&#8230;Peygamber size neyi verirse, onu alın; neden sizi nehyederse, ondan da sakının&#8230;” (Haşr / 7)<br />
16 ) -“Allah’a itaat edin; Rasüle de itaat edin.” (Teğabun / 12)<br />
<u><em><strong>DİPNOTLAR:</strong></em></u><br />
<em>1. <strong>“O kendilğinden konuşmaz. Onun konuşması ancak, bildirilen bir vahiy ile dir.”  </strong>ayetinden kastedilenin yalnız Kur’an olduğu söyleniyorsa da, sünneti de ithtiva ettiğini belirten alimlerimiz vardır. Mesela, Elmalılı bu ayeti “O, yani Kur’an veya Onun nutku ancak bir vahiydir. Başka türlü söylenemez. Yalnızca vahyolunur.” diye tefsir ederek Sünnetinde vahiy edildiğine işaret etmiştir. (Yazır, Hak Dini VII, 457); Krş. Kurtubî, Tefsir, XVII,84-85; Aydınlı, Abdullah, Sünnetin Kaynağı Hakkında, Din Öğretimi dergisi, Sayı 37, Ank, 1992, s.48; Kırbaşoğlu, Sünnet, 236 vd.<br />
2. Bakara, 48; Ali İmran, 164.<br />
3. Nisa, 113; Cuma, 2.<br />
4. Hikmet’ten kastın sünnet olduğunu söyleyenler için bk. Hasan el-Basrî, Katade, Yahya b. Kesir, (Suyuti, Miftahu’l-Cenne, s.23); İmam eş-Şafii, er Risâle, 32,78,93.<br />
5. Kur’an ve Sünnet’in vahiy olması, aralarındaki farkın ne olduğu sorusunu akla getirmiştir. Aralarında mahiyet farkı olmadığı bu ayetten anlaşılıyor. Ancak biri <strong>vahy-i metluv,</strong> diğeri <strong>vahy-i gayri metluv</strong>dur. Suyuti bu hususu şöyle özetler: Allah’ın kelamı iki kısımdır. Allah Cibrile, “Peygamber’e Allah sana şunu şunu emrediyor, de.” Buyurur. Cibril’de muradı İlahiyi anlar ve Peygamber’e iletir. Bu aynen bir hükümdarın güvendiği birisini kendi namına elçi olarak tebasına göndermesi ve elçinin de hükümdarın arzusunu kendi ifadesiyle iletmesi gibidir. Diğeri ise Allah Cibril’e “Peygamber’e git ve şu kitabı ona oku” buyurur. O da aynen harfi harfine ona okur. İşte Kur’an vahyi ikinci kısma, sünnet vahyi birinci kısma benzemektedir. Bu yüzden Sünnetin manasıyla rivayetinin de caiz olduğunu söyler. Suyuti, el-İtkân, I,45; bk, Subhi es-Salih, Hadis İlimleri, s.261-262; Karaman, Hadis Usulü, s.9-10.<br />
6. Enfal, 7.<br />
7. Tahrim, 3.<br />
8. Hadisin başında, Kur’an’da bulduğumuzu alırız, onda olmayanı almayız diyecek bir takım insanların geleceğinin bildirilmesi, sonra da sünnetin verildiğinin belirtilmesi konumuz açısından önemlidir. bk. Ebu Davud, Sünne, 6.<br />
9. Kudsi, ilahi veya rabbani, adıyla ifade edilen bu hadisler, Allah’a (c.c) nisbetle söylenmiştir. Hem lafzı hem de manasının Allah’a ait olduğu veya aynı diğer hadisler gibi manası Allah’tan, lafzı Peygamberimiz (asm)&#8217;den olduğu ancak ümmetin dikkatini çekmek açısından böyle ifade edildiği gibi anlayışlar vardır. bk. El-Hadis, ve’l-Muhaddisun, s.18; Kavaidu’t-Tahdis, s.64 vd.<br />
10. bk, Buhari, İman, 37; Müslim, İman, 1; Ebu Davut, Sünnet, 16; Tirmizi, İman,4.<br />
11. Müslim, Cennet, 63-64; bk, Aydınlı, Sünnetin Kaynağı, s.50-51; Toksarı, Sünnet, s.98-99; Ebu Davud, Edeb, 48.<br />
12. Müslim, İman, 32-36; bk, el-Münavî, Feyzu’l-Kadir, VI, 289-290.<br />
13. Örnek için bk, Müslim, Cenaiz, 1; Tirmizi, İmam, 18; Cihad, 32.<br />
14. Bazı araştırmacılar, vahy ifadesinin geçtiği hadisleri, mana ile rivayet edildiğinden, genel olarak hadislerin vahyedildiğine delil teşkil etmeyeceğini iddia etse bile (Erul, Bünyamin, İslamiyat, C.1, s.1, s.55 vd.) bir başka makalesinde, Yüce Allah’ın Kur&#8217;an dışında, Hz. Peygamber (asm) ile iletişim içinde olmadığını söylememiz mümkün değildir. Diyerek, Rasulullah (asm)’ın tebliğ, talim, tezkiye ve beyan ile görevlendirildiğini söyler. Ancak buna Hikmet demenin daha doğru olacağını söyler. (Erul, Bünyamin, İslamiyat, C.III, s.1., s.184.<br />
15. Müslim, Hayız, 34.<br />
16. Buhari, Nikah, 108.<br />
17. Sırasıyla bk, Suyuti, Miftah, 29; Müsned, II, 85,160; Buhari, Edeb, 28; Müslim, 1,140; Ebu Davud, Menasik, 24,27; Tirmizi, Hac, 14; Ebu Davud, Salat, 2; Buhari, Bedu’l-Halk, 6; Ebu Davud, Sünnet, 9; Müsned, I, 191; İbn Hişam, Sire, III, 101-102.<br />
18. Suyuti, Miftah, 29.<br />
19. Abdülğani Abdülhalik, Hucce, 337; Sünnet’in vahye dayandığı hususunda icma olduğu söylenir. bk, a.e., s.338; Hasan b. Atıyye’nin de Sünnet’in Kur’an gibi vahye dayandığını söylediği rivayet edilir. Darimi, Mukaddime, 49.<br />
20. Vahyi Metluv Kur&#8217;an, vahyi ğayri mevlut sünnet tir diyen Şafii hazretleri, Sünnetin Kur&#8217;an’ı Kerim’de geçen “hikmet” olduğunu söyler. (er-Risale, 3-4,10; el-Ümm, V, 127,128.)<br />
21. İbn Hazım, el-İhkam, 93; Krş. Kırbaşoğlu, Sünnet, s.260-261.<br />
22. Gazali, Mustasfa, I, 83; Hattabi’nin de aynı kanaatte olduğu hk. bk. Hattabi, Mealimu’s-Sünen, V, 10.<br />
23. Çakan, İ.Lütfi, Hadislerde Görülen İhtilaflar ve Çözüm Yolları, İst, 1982, s.96.<br />
24. Bir kadının teyzesiyle ve halasıyla aynı nikah altında bulunamayacağını ifade eden hadis bu kabildendir. Buhari, Nikah, 27; Müslim, Nikah, 37-38.<br />
25. İpek elbise giymek haram olduğu halde, hastalığından dolayı Abdurrahman b. Avf’a (r.a) Hz. Peygamber’in müsaade etmesini misal verir. bk. Buhari, Cihad, 91; Libas, 29; Müslim, Libas, 24-26.<br />
26. İbn Kuteybe, Ebu Muh. Abdullah, Te’vilu Muhtelifi’l-Hadis, Beyrut, 1972, s.196 vd.<br />
27. Ruhu’l-Kudüs kalbime üfledi, gibi ifadeler bu kabilden vahiydir. İbn Mace, Ticaret, 2; Beyhaki, Sünen, VII, 76; Suyuti, Miftah, 30.<br />
28. Serahsi, Şemsuddin, Usulü’s-Serahsi, Beyrut, 1973, II, 90-96.<br />
29. Şatıbi, Muvafakat, IV, 19; Benzer görüşler için bkz, Abdülgani, Hucce, s.334 vd.<br />
30. bk, Aydınlı, Istılah, 148; Ayrıca bk. Buhari, İ’tisam, 24.<br />
31. Peygamberlerin sıfatlarından olan ismet, Onların küfürden, Allah’ı bilmemekten, yalan söylemekten, hata etmekten, yanılgıya düşmekten, ihmalden, şeriatın tafsilatını bilmemekten uzak olduğu, bunlardan masum bulunduğu demektir. Hata üzere devam etmelerinin de mümkün olmadığı anlamındadır. bk, Gazali, Mustasfa, II, 212-214; Sâbûni, Maturidiyye Akâidi, trc. Bekir Topaloğlu, Ank. 1979, s.212-212; Yazır, Hak Dini, IX, 6357; Abdülgani, Hucce, 108 vd.<br />
32. Serahsi, Usul, II, 68.<br />
33 Sabuni, Maturidiyye, 121; Abdülğani, Hucce, s.222; İbn Teymiyye’nin Peygamberlerin hata üzere bırakılmayacağı görüşü için bkz. Abdülcelil İsa, İctihadü’r-Rasül, Mısır, ts. S.33.<br />
34. Allah’ü Teala’nın, O’nu (a.s.m) Cahiliye pisliklerinden muhafaza etmesi hk. bk. İbn sa’d, Tabakat, I, 121; Ebu Nuaym, Delâil, I, 129; Beyhakî, Delaîl, I, 313.<br />
35. Ebu Nuaym, Delail, I, 147; Ayrıca bkz, Buhari, I, 96; Müslim, I, 268; Beyhaki, Delail, I, 313-314.<br />
36. bk. Taberi, Tarih, II, 196; Ebu Nuaym, Delail, I, 143; Beyhaki, Delail, I, 315; Bir defasında O’nu (a.s.m) zorla bir eğlenceye götürmüşler, ancak O kaybolmuş, daha sonra ortaya çıkınca demiş ki; Beyaz ve uzun boylu bir adam bana; “Ey Muhammed! Sakın o puta el sürme, geriye dön” dedi. Krş. Müsned, II, 68-69; Köksal, İslam Tarihi, II,117-121.<br />
37. Geniş bilgi için bk. Serahsi, Usul, II, 91; Gazali, Mustasfa, II,214; Sabunî, Maturidiyye, s.121; Abdülğani, Hucce, 221-222; Abdülcelil İsa, İctihad, s.31-33; Çakan, İhtilaflar, s.96,113; Erdoğan, Sünnet, 192 vd.<br />
38. Kıyamet, 16-17.<br />
39. Sırasıyla bk. Gaşiye, 21-22; Hud, 12; Kehf, 23; Kasas, 56; Yunus, 99; Şuara, 3.<br />
40. Tevbe, 113.<br />
41. Tirmizi, Tefsir, sure 3/12; Ali İmran, 128; Abdülcelil İsa, İctihad, s.95.<br />
42. Hz. Hamza’nın Kulak burun gibi organları kesilmiş, ciğeri sökülmüştü. İbn Hişam, Sire, III, 101-103. Ayet için bk. Nahl, 126-127.<br />
43. Enfal, 67-68. bk. Abdülğani, Hucce, 185.<br />
44. Tevbe, 88, 84; bk. İbn Kesir, Tefsir, II, 378; Abdülcelil İsa, s.105.<br />
45. Tahrim, 1-2.<br />
46. bk. Abdülcelil İsa, İçtihad, s.59-66.<br />
47. bk. Serahsi, II, 90-91; Tehanevi, Muh.Ali b. Ali, Keşşafu İstilahati’l-Fünün, İst, 1984, II, 1523.</em><br />
<i>Selam ve dua ile&#8230;<br />
Kaynak: Sorularlaİslamiyet.com</i><br />
Anahtar Kelime Alanı: hadisler hadisler kısa hadislerle kuran tefsiri hadisler buhari hadisler kaça ayrılır hadisler ayet midir hadisler ayetler hadisler ayetleri nesh eder mi hadisler arapça ve anlamları hadisler buhari müslim hadisler bize nasıl ulaşmıştır hadisler bilinmeyen buhari&#8217;den hadisler hadis çeşitleri hadis çeşitleri şeması hadis çeşitleri ve tanımları hadisler farz mıdır hadisler gerçek midir hadisler günümüze nasıl geldi hadisler gerçekten doğrumu hadisler hakkında bilgi hadisler hikayeler hadisler hakkında ayetler hadisler hangi dönemde yazılmıştır h.z muhammed hadisleri hadisler ışığında günlük hayat hadisler ışığında değerlerimiz hadisler ışığında hadisler ile ilgili sözler hadisler ile ilgili ayetler hadisler ile ilgili hikayeler hadisler ilk ne zaman yazıldı hadisler-i şerifler peygamberimizin i hadisleri hadisler kurana aykırı olabilir mi hadisler kimin cümleleridir hadisler kaynaklı hadisler konularına göre k.kerimle ilgili hadisler hadisler listesi hadis literatürü hadis listesi hadislerin lafzen ve manen rivayeti hadisler müslim hadisler nasıl yazıldı hadisler ne kadar doğru hadisler neden var hadisler ne zaman yazıldı hadisler ne zaman toplandı hadisler nedir hadisler ne zaman yapılmıştır hadisler ne işe yarar peygamber efendimiz n hadisleri hadisler okunuşu ve anlamı hadisler olmasaydı hadisler örnekleri hadisler önemli hadislerin önemi hadislerin özellikleri hadisler peygamberden kaç yıl sonra yazıldı hadisler peygamber efendimizin hadisler peygamberimizle ilgili hadisler ravilerin sayısı bakımından kaça ayrılır hadisler riyazüs salihin hadisler sahih hadisler sahih mi hadisler sorularla islamiyet hadisi şerifler ve anlamları hadisler tirmizi hadisler tirmizi buhari hadisler tasnif edilirken hangi esaslar göz önüne alınmıştır hadisler uydurma mıdır hadis usulü hadis usulü özet hadis usulü pdf hadisler ve islam hadisler ve kaynakları hadisler ve sünnetler hadisler ve mealleri hadisler yasaklandımı</p>The post <a href="https://ateistlerecevap.org/hadislerin-yazilmasi-toplanmasi-tedvini-gunumuze-kadar-ulastirilmasi-ve-sunnetin-baglayiciligi-hakkinda-detayli-aciklama/" data-wpel-link="internal">Hadislerin yazılması, toplanması / tedvini, günümüze kadar ulaştırılması ve sünnetin bağlayıcılığı hakkında detaylı açıklama…</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ateistlerecevap.org/hadislerin-yazilmasi-toplanmasi-tedvini-gunumuze-kadar-ulastirilmasi-ve-sunnetin-baglayiciligi-hakkinda-detayli-aciklama/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Evren gerçekten de Kusursuz mu? Bu kusursuzluğun kıstasları nelerdir?</title>
		<link>https://ateistlerecevap.org/evren-gercekten-de-kusursuz-mu-bu-kusursuzlugun-kistaslari-nelerdir/</link>
					<comments>https://ateistlerecevap.org/evren-gercekten-de-kusursuz-mu-bu-kusursuzlugun-kistaslari-nelerdir/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ateistlere Cevaplar]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 22 Apr 2018 12:44:36 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sorular]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.ateistlerecevap.org/?p=2202</guid>

					<description><![CDATA[<p>&#160; Bir şeyin güzel veya çirkin olmasının ölçüsü, o şeyin mükemmel olup olmadığına bağlıdır. Bir şeyin mükemmelliği ise, o şeyin kendi varlığının amacı doğrultusunda hizmet edip etmemesine bağlıdır. Bir şeyin yaratılış amacına uygun hizmet edip etmediği ise, o şeyin dışa yansıyan konumunun düzenli olup olmamasına bakar. Bir şeyin düzenli olup olmaması ise, içinde bulunduğu kütlenin [&#8230;]</p>
The post <a href="https://ateistlerecevap.org/evren-gercekten-de-kusursuz-mu-bu-kusursuzlugun-kistaslari-nelerdir/" data-wpel-link="internal">Evren gerçekten de Kusursuz mu? Bu kusursuzluğun kıstasları nelerdir?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<blockquote><p>&nbsp;<br />
<a href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/04/evren-gercekten-de-kusursuz-mu.png" data-wpel-link="internal"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-2203 size-full" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/04/evren-gercekten-de-kusursuz-mu.png" alt="Evren gerçektende kusursuz mu" width="1280" height="720" srcset="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/04/evren-gercekten-de-kusursuz-mu.png 1280w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/04/evren-gercekten-de-kusursuz-mu-300x169.png 300w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/04/evren-gercekten-de-kusursuz-mu-1024x576.png 1024w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/04/evren-gercekten-de-kusursuz-mu-768x432.png 768w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/04/evren-gercekten-de-kusursuz-mu-1200x675.png 1200w" sizes="(max-width: 1280px) 100vw, 1280px" /></a></p></blockquote>
<p>Bir şeyin güzel veya çirkin olmasının ölçüsü, o şeyin mükemmel olup olmadığına bağlıdır. Bir şeyin mükemmelliği ise, o şeyin kendi varlığının amacı doğrultusunda hizmet edip etmemesine bağlıdır. Bir şeyin yaratılış amacına uygun hizmet edip etmediği ise, o şeyin dışa yansıyan konumunun düzenli olup olmamasına bakar. Bir şeyin düzenli olup olmaması ise, içinde bulunduğu kütlenin veya kitlenin hak-hukukuna riayet edip etmemesine göre değer alır.<br />
Mesela, bir gözün mükemmelliği onun -yaratılış amacı olan- varlıkları görmesidir. Varlıkları görmesi ise, mevcut güneş ışıklarının yansıma kanunlarına ayak uydurmasıyla mümkündür. Buna göre eşyayı gören bir göz, sadece kendi mükemmelliğine değil, aynı zamanda güneşin, atmosferin ve güneş sisteminin de mükemmelliğine delalet etmektedir. Çünkü, gözün düzgün görebilmesi için, bu sistemin mükemmel işlemesi gerekir. Gözün az veya çok ışıklar karşısında elastikî bir esnekliğe sahip olması yanında, görme eyleminin gerçekleşmesi için gereken ışık dalgalarının, ışığın kırılma kanunlarının, görme frekanslarının iyi ayarlanması gerekir.<br />
Keza bir kulağın mükemmelliği onun yaratılış gayesi olan sesleri işitmesine bağlıdır. Sesleri işitmesi için kulağın mevcut sistemde yaratılması yanında, içinde bulunduğu atmosfer sisteminde de kulakların duymasını sağlayan bir frekansın ayarlanması şarttır. Madem, mevcut olan sistem bu amacın gerçekleşmesine hizmeti ediyor, öyleyse mükemmel bir sistem işliyor.<br />
Mesela, yer çekim kanunu olmasaydı, sadece feza boşluğuna atılmak gibi bir tehlikeyle karşı karşıya kalmazdık, aynı zamanda bir lokma ekmeği bile yutamazdık. Yani, iç sistemimizin düzgün çalışması da bu yer çekim kanunun varlığına ve tabii ki bu kanunu yaratan Allah’a borçludur. Bu bir mükemmelliktir. Kâinatın bütün unsurları, bütün sistemleri milyarla seneden beri aynı mükemmellikte çalışıyor. Aksi takdirde şimdiye kadar elli defa kıyamet kopmuştu.<br />
Güzellik ve çirkinlik, mükemmellik ve noksanlık gibi olguların iki yönü vardır. <strong>Birincisi, </strong>bizzat varlıklarında mevcut olan durum. <strong>İkincisi; </strong>başkasına göre aldığı pozisyon&#8230;<br />
Yukarıda arz edilen kriterler çerçevesinde kâinata baktığımızda, onun bizzat mükemmel  ve kusursuz işleyen bir sistem olduğunu göreceğiz. Bunun en büyük şahidi, mevcut fennî ilimlerin uzun süre yapılan araştırmalar sonucunda ortaya koyduğu gerçeklerdir. İmam Gazalî’nin özetlediği gibi, mevcut fen bilimlerinin her biri çok harika bir araştırma sonucu vardığı yargı şudur:<br />
[stextbox id=&#8217;download&#8217;]“<strong>Mevcut olan nizam ve intizamdan daha güzeli, daha mükemmeli imkân dahilinde değildir.</strong>”[/stextbox]
Soruda ifade edildiği üzere, insanların bakış açısına göre görülen manzaraların çirkin veya güzel olması, göreceliği olan bir husustur. Üzüntü içinde olan bir kimsenin herkesi, hatta bütün dünyayı ağlıyor görmesi; buna mukabil neşeli bir kimsenin de herkesi, hatta bütün varlıkları neşeli görmesi, göreceli ve değişken bir durumdur.<br />
Kâinatta asıl olan güzelliktir. Çirkin olarak görülen bazı olgular ise, bu güzelliklerin güzelliğini göstermek için varlığa serpiştirilmiş ve güzelliklerin görünmesine vesile oldukları için de göreceli güzellikler sırasına terfi etmişlerdir. Ontolojik mekanizma içerisinde bunların varlığı gerçekten çok azdır. Örneğin, zikzaklar çizen bir kuyruklu yıldızın bu hareketi noksan / çirkin görülebilir. Fakat, bu hareket bir yandan düzgün hareket eden milyonlarca gök cisimlerinin güzelliklerinin anlaşılmasına katkı sağladığı gibi, diğer yandan bu zikzakları çizen kuyruklu yıldızlarda var olan çok güzel bir manevra kabiliyetini de göstermektedir.<br />
Keza, insanların sindirim sistemine yüzeysel bakan kimse, oralardaki kıvrımları, eğeri-büğrü kavşak yolları bir düzensizlik sayabilir. Fakat işin ehli olanlar bunun böyle olmadığını çok iyi bilirler.<br />
[stextbox id=&#8217;info&#8217;]<strong>“Gaybın anahtarları Allah’ın yanındadır. Onları, ondan başkası bilmez. O, (Allah) karada ve denizde ne varsa bilir. Hiçbir yaprak düşmez ki Allah onu bilmesin. Yerin karanlıklarında olan her tane, kuru ve yaş ne varsa hepsi apaçık bir kitaptadır.”</strong><em>(Enam, 6/ 59)</em>[/stextbox]
mealindeki ayette, her şeyin düzeni, dizaynı Allah’ın ilim ve hikmetiyle yapıldığı, bu sebeple de her şeyin güzel ve mükemmel olduğuna işaret edilmiştir.<br />
[stextbox id=&#8217;info&#8217;]<strong>“İnsanların elleriyle işledikleri sebebiyle karada ve denizde fesat ortaya çıktı.”</strong><em>(Rum, 30/41)</em>[/stextbox]
mealindeki ayette ise, dünyada görülen olumsuz durumların büyük bir müsebbibi insanlar olduğuna vurgu yapılmıştır. Bu gün ayetin on beş asır önce vurguladığı bu gerçek, işin uzmanları tarafından kabul edilmiş ve bu aymazlığa dur demek için kollar sıvanmıştır.<br />
<strong>Sonuç olarak diyebiliriz ki,</strong> bütün kâinat lisan-ı halleriyle<br />
[stextbox id=&#8217;info&#8217;]<strong>“Yedi göğü birbiri üstünde (bir ahenk ve nizam içinde) yaratan O’dur. Sen, Rahmân olan Allah’ın yaratışın da hiçbir uyumsuzluk göremezsin. Gözünü (göğe çevir de bir bak!) Bir bozukluk / noksanlık görebiliyor musun? Sonra gözü iki defa daha çevir, bak! Göz, umduğunu bulmadan bitkin ve perişan bir halde sana dönecektir (hiçbir kusur bulmadım diyecektir).”</strong><em>(Mülk, 67/3-4)</em>[/stextbox]
mealindeki ayetleri okuyorlar ve şuurlu olanlara okutturuyorlar&#8230; Rabbim bizlere de okumayı nasip etsin âmîn.<br />
<em>İlave bilgi için tıklayınız:</em><br />
<em>&#8211; <a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/node/40467" target="_blank" rel="noopener noreferrer nofollow external" data-wpel-link="external">Kur&#8217;an&#8217;da her şeyin mükemmel olduğu söyleniyor. Gerçekten her şey en güzel ve en mükemmel olarak mı yaratılmıştır?</a></em></p>The post <a href="https://ateistlerecevap.org/evren-gercekten-de-kusursuz-mu-bu-kusursuzlugun-kistaslari-nelerdir/" data-wpel-link="internal">Evren gerçekten de Kusursuz mu? Bu kusursuzluğun kıstasları nelerdir?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ateistlerecevap.org/evren-gercekten-de-kusursuz-mu-bu-kusursuzlugun-kistaslari-nelerdir/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Evren gerçekten de Kusursuz mu? Bu kusursuzluğun kıstasları nelerdir?</title>
		<link>https://ateistlerecevap.org/evren-gercekten-de-kusursuz-mu-bu-kusursuzlugun-kistaslari-nelerdir-2/</link>
					<comments>https://ateistlerecevap.org/evren-gercekten-de-kusursuz-mu-bu-kusursuzlugun-kistaslari-nelerdir-2/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ateistlere Cevaplar]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 22 Apr 2018 12:44:36 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sorular]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.ateistlerecevap.org/?p=2202</guid>

					<description><![CDATA[<p>&#160; Bir şeyin güzel veya çirkin olmasının ölçüsü, o şeyin mükemmel olup olmadığına bağlıdır. Bir şeyin mükemmelliği ise, o şeyin kendi varlığının amacı doğrultusunda hizmet edip etmemesine bağlıdır. Bir şeyin yaratılış amacına uygun hizmet edip etmediği ise, o şeyin dışa yansıyan konumunun düzenli olup olmamasına bakar. Bir şeyin düzenli olup olmaması ise, içinde bulunduğu kütlenin [&#8230;]</p>
The post <a href="https://ateistlerecevap.org/evren-gercekten-de-kusursuz-mu-bu-kusursuzlugun-kistaslari-nelerdir-2/" data-wpel-link="internal">Evren gerçekten de Kusursuz mu? Bu kusursuzluğun kıstasları nelerdir?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<blockquote><p>&nbsp;<br />
<a href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/04/evren-gercekten-de-kusursuz-mu.png" data-wpel-link="internal"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-2203 size-full" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/04/evren-gercekten-de-kusursuz-mu.png" alt="Evren gerçektende kusursuz mu" width="1280" height="720" srcset="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/04/evren-gercekten-de-kusursuz-mu.png 1280w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/04/evren-gercekten-de-kusursuz-mu-300x169.png 300w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/04/evren-gercekten-de-kusursuz-mu-1024x576.png 1024w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/04/evren-gercekten-de-kusursuz-mu-768x432.png 768w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/04/evren-gercekten-de-kusursuz-mu-1200x675.png 1200w" sizes="(max-width: 1280px) 100vw, 1280px" /></a></p></blockquote>
<p>Bir şeyin güzel veya çirkin olmasının ölçüsü, o şeyin mükemmel olup olmadığına bağlıdır. Bir şeyin mükemmelliği ise, o şeyin kendi varlığının amacı doğrultusunda hizmet edip etmemesine bağlıdır. Bir şeyin yaratılış amacına uygun hizmet edip etmediği ise, o şeyin dışa yansıyan konumunun düzenli olup olmamasına bakar. Bir şeyin düzenli olup olmaması ise, içinde bulunduğu kütlenin veya kitlenin hak-hukukuna riayet edip etmemesine göre değer alır.<br />
Mesela, bir gözün mükemmelliği onun -yaratılış amacı olan- varlıkları görmesidir. Varlıkları görmesi ise, mevcut güneş ışıklarının yansıma kanunlarına ayak uydurmasıyla mümkündür. Buna göre eşyayı gören bir göz, sadece kendi mükemmelliğine değil, aynı zamanda güneşin, atmosferin ve güneş sisteminin de mükemmelliğine delalet etmektedir. Çünkü, gözün düzgün görebilmesi için, bu sistemin mükemmel işlemesi gerekir. Gözün az veya çok ışıklar karşısında elastikî bir esnekliğe sahip olması yanında, görme eyleminin gerçekleşmesi için gereken ışık dalgalarının, ışığın kırılma kanunlarının, görme frekanslarının iyi ayarlanması gerekir.<br />
Keza bir kulağın mükemmelliği onun yaratılış gayesi olan sesleri işitmesine bağlıdır. Sesleri işitmesi için kulağın mevcut sistemde yaratılması yanında, içinde bulunduğu atmosfer sisteminde de kulakların duymasını sağlayan bir frekansın ayarlanması şarttır. Madem, mevcut olan sistem bu amacın gerçekleşmesine hizmeti ediyor, öyleyse mükemmel bir sistem işliyor.<br />
Mesela, yer çekim kanunu olmasaydı, sadece feza boşluğuna atılmak gibi bir tehlikeyle karşı karşıya kalmazdık, aynı zamanda bir lokma ekmeği bile yutamazdık. Yani, iç sistemimizin düzgün çalışması da bu yer çekim kanunun varlığına ve tabii ki bu kanunu yaratan Allah’a borçludur. Bu bir mükemmelliktir. Kâinatın bütün unsurları, bütün sistemleri milyarla seneden beri aynı mükemmellikte çalışıyor. Aksi takdirde şimdiye kadar elli defa kıyamet kopmuştu.<br />
Güzellik ve çirkinlik, mükemmellik ve noksanlık gibi olguların iki yönü vardır. <strong>Birincisi, </strong>bizzat varlıklarında mevcut olan durum. <strong>İkincisi; </strong>başkasına göre aldığı pozisyon&#8230;<br />
Yukarıda arz edilen kriterler çerçevesinde kâinata baktığımızda, onun bizzat mükemmel  ve kusursuz işleyen bir sistem olduğunu göreceğiz. Bunun en büyük şahidi, mevcut fennî ilimlerin uzun süre yapılan araştırmalar sonucunda ortaya koyduğu gerçeklerdir. İmam Gazalî’nin özetlediği gibi, mevcut fen bilimlerinin her biri çok harika bir araştırma sonucu vardığı yargı şudur:<br />
[stextbox id=&#8217;download&#8217;]“<strong>Mevcut olan nizam ve intizamdan daha güzeli, daha mükemmeli imkân dahilinde değildir.</strong>”[/stextbox]
Soruda ifade edildiği üzere, insanların bakış açısına göre görülen manzaraların çirkin veya güzel olması, göreceliği olan bir husustur. Üzüntü içinde olan bir kimsenin herkesi, hatta bütün dünyayı ağlıyor görmesi; buna mukabil neşeli bir kimsenin de herkesi, hatta bütün varlıkları neşeli görmesi, göreceli ve değişken bir durumdur.<br />
Kâinatta asıl olan güzelliktir. Çirkin olarak görülen bazı olgular ise, bu güzelliklerin güzelliğini göstermek için varlığa serpiştirilmiş ve güzelliklerin görünmesine vesile oldukları için de göreceli güzellikler sırasına terfi etmişlerdir. Ontolojik mekanizma içerisinde bunların varlığı gerçekten çok azdır. Örneğin, zikzaklar çizen bir kuyruklu yıldızın bu hareketi noksan / çirkin görülebilir. Fakat, bu hareket bir yandan düzgün hareket eden milyonlarca gök cisimlerinin güzelliklerinin anlaşılmasına katkı sağladığı gibi, diğer yandan bu zikzakları çizen kuyruklu yıldızlarda var olan çok güzel bir manevra kabiliyetini de göstermektedir.<br />
Keza, insanların sindirim sistemine yüzeysel bakan kimse, oralardaki kıvrımları, eğeri-büğrü kavşak yolları bir düzensizlik sayabilir. Fakat işin ehli olanlar bunun böyle olmadığını çok iyi bilirler.<br />
[stextbox id=&#8217;info&#8217;]<strong>“Gaybın anahtarları Allah’ın yanındadır. Onları, ondan başkası bilmez. O, (Allah) karada ve denizde ne varsa bilir. Hiçbir yaprak düşmez ki Allah onu bilmesin. Yerin karanlıklarında olan her tane, kuru ve yaş ne varsa hepsi apaçık bir kitaptadır.”</strong><em>(Enam, 6/ 59)</em>[/stextbox]
mealindeki ayette, her şeyin düzeni, dizaynı Allah’ın ilim ve hikmetiyle yapıldığı, bu sebeple de her şeyin güzel ve mükemmel olduğuna işaret edilmiştir.<br />
[stextbox id=&#8217;info&#8217;]<strong>“İnsanların elleriyle işledikleri sebebiyle karada ve denizde fesat ortaya çıktı.”</strong><em>(Rum, 30/41)</em>[/stextbox]
mealindeki ayette ise, dünyada görülen olumsuz durumların büyük bir müsebbibi insanlar olduğuna vurgu yapılmıştır. Bu gün ayetin on beş asır önce vurguladığı bu gerçek, işin uzmanları tarafından kabul edilmiş ve bu aymazlığa dur demek için kollar sıvanmıştır.<br />
<strong>Sonuç olarak diyebiliriz ki,</strong> bütün kâinat lisan-ı halleriyle<br />
[stextbox id=&#8217;info&#8217;]<strong>“Yedi göğü birbiri üstünde (bir ahenk ve nizam içinde) yaratan O’dur. Sen, Rahmân olan Allah’ın yaratışın da hiçbir uyumsuzluk göremezsin. Gözünü (göğe çevir de bir bak!) Bir bozukluk / noksanlık görebiliyor musun? Sonra gözü iki defa daha çevir, bak! Göz, umduğunu bulmadan bitkin ve perişan bir halde sana dönecektir (hiçbir kusur bulmadım diyecektir).”</strong><em>(Mülk, 67/3-4)</em>[/stextbox]
mealindeki ayetleri okuyorlar ve şuurlu olanlara okutturuyorlar&#8230; Rabbim bizlere de okumayı nasip etsin âmîn.<br />
<em>İlave bilgi için tıklayınız:</em><br />
<em>&#8211; <a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/node/40467" target="_blank" rel="noopener noreferrer nofollow external" data-wpel-link="external">Kur&#8217;an&#8217;da her şeyin mükemmel olduğu söyleniyor. Gerçekten her şey en güzel ve en mükemmel olarak mı yaratılmıştır?</a></em></p>The post <a href="https://ateistlerecevap.org/evren-gercekten-de-kusursuz-mu-bu-kusursuzlugun-kistaslari-nelerdir-2/" data-wpel-link="internal">Evren gerçekten de Kusursuz mu? Bu kusursuzluğun kıstasları nelerdir?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ateistlerecevap.org/evren-gercekten-de-kusursuz-mu-bu-kusursuzlugun-kistaslari-nelerdir-2/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ölümsüz Denizanası (Turritopsis Dohrnii) Bu Hayvan &#034;Her can ölümü tadacaktır&#034; ayetine zıt değil mi?</title>
		<link>https://ateistlerecevap.org/olumsuz-denizanasi-turritopsis-dohrnii-bu-hayvan-her-can-olumu-tadacaktir-ayetine-zit-degil-mi/</link>
					<comments>https://ateistlerecevap.org/olumsuz-denizanasi-turritopsis-dohrnii-bu-hayvan-her-can-olumu-tadacaktir-ayetine-zit-degil-mi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ateistlere Cevaplar]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 15 Apr 2018 16:26:53 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sorular]]></category>
		<category><![CDATA[Deniz Anası Ölümsüz Mü?]]></category>
		<category><![CDATA[Ölümsüz Deniz Anası]]></category>
		<category><![CDATA[Turritopsis Dohrnii]]></category>
		<category><![CDATA[Turritopsis Dohrnii İslam]]></category>
		<category><![CDATA[Turritopsis Dohrnii Ölümsüz Mü?]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.ateistlerecevap.org/?p=2195</guid>

					<description><![CDATA[<p>Lütfen Yazıyı Sonuna kadar okuyun ya da aslında meselenin İslamla zıt olmadığını anladığınız yere kadar okuyun ( eğer fazla yazı okumaktan sıkılıyorsanız) eğer bu şekilde okumayacaksanız şimdiden okumayı bırakın. Cevap 1: “Bilim adamlarının, Turritopsis Dohrnii olarak adlandırdıkları bir tür denizanası, ölmüyor!” şeklindeki bilginin sınırlarını tespit etmek, yani bu ölümsüzlük süresinin ne anlama geldiğini söylemek zordur. Böyle [&#8230;]</p>
The post <a href="https://ateistlerecevap.org/olumsuz-denizanasi-turritopsis-dohrnii-bu-hayvan-her-can-olumu-tadacaktir-ayetine-zit-degil-mi/" data-wpel-link="internal">Ölümsüz Denizanası (Turritopsis Dohrnii) Bu Hayvan "Her can ölümü tadacaktır" ayetine zıt değil mi?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/04/lumsuz-Denizanasi-Turritopsis-Dohrnii-Bu-Hayvan-Her-can-olumu-tadacaktir-ayetine-zit-degil-mi.png" data-wpel-link="internal"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-2196" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/04/lumsuz-Denizanasi-Turritopsis-Dohrnii-Bu-Hayvan-Her-can-olumu-tadacaktir-ayetine-zit-degil-mi.png" alt="" width="1280" height="720" srcset="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/04/lumsuz-Denizanasi-Turritopsis-Dohrnii-Bu-Hayvan-Her-can-olumu-tadacaktir-ayetine-zit-degil-mi.png 1280w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/04/lumsuz-Denizanasi-Turritopsis-Dohrnii-Bu-Hayvan-Her-can-olumu-tadacaktir-ayetine-zit-degil-mi-300x169.png 300w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/04/lumsuz-Denizanasi-Turritopsis-Dohrnii-Bu-Hayvan-Her-can-olumu-tadacaktir-ayetine-zit-degil-mi-1024x576.png 1024w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/04/lumsuz-Denizanasi-Turritopsis-Dohrnii-Bu-Hayvan-Her-can-olumu-tadacaktir-ayetine-zit-degil-mi-768x432.png 768w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/04/lumsuz-Denizanasi-Turritopsis-Dohrnii-Bu-Hayvan-Her-can-olumu-tadacaktir-ayetine-zit-degil-mi-1200x675.png 1200w" sizes="(max-width: 1280px) 100vw, 1280px" /></a><br />
Lütfen Yazıyı Sonuna kadar okuyun ya da aslında meselenin İslamla zıt olmadığını anladığınız yere kadar okuyun ( eğer fazla yazı okumaktan sıkılıyorsanız) eğer bu şekilde okumayacaksanız şimdiden okumayı bırakın.<br />
<strong>Cevap 1:</strong><br />
<strong>“Bilim adamlarının, Turritopsis Dohrnii olarak adlandırdıkları bir tür denizanası, ölmüyor!”</strong> şeklindeki bilginin sınırlarını tespit etmek, yani bu ölümsüzlük süresinin ne anlama geldiğini söylemek zordur. Böyle bir denizanasının binlerce yıl yaşadığı tespit edilmiş midir? Böyle bir şeyin gerçek olması durumunda, Kur’an’la çelişir bir tarafının olup olmadığı hususuna gelelim:<br />
Kur’an şöyle buyuruyor:<br />
&#8211;   <strong> “Her nefis ölümü tadacaktır.” </strong>(Al-i İmran, 3/185; Enbiya, 21/35, Ankebut, 29/57)<br />
&#8211;   <strong> “Allah’ın Zât-ı Akdesi dışında her şey helak/yok olacaktır. Hüküm O’nundur ve hepiniz O’nun huzuruna götürüleceksiniz.” </strong>(Kasas, 28/88).<br />
&#8211;  <strong>  “Yerin üstünde bulunan herkes fânidir.” </strong>(Rahman, 55/26).<br />
Bu ve benzeri ayetlerde <strong>“bütün canlıların öleceği, her şeyin yok olacağı, sonra Allah’ın huzuruna varılacağı” </strong>hükümlerini görmekteyiz.<br />
&#8211; Bazı örneklerle, <strong>“bilimin gerçek verileriyle, Kur’an’ın doğruları arasında asla bir çelişkinin olmayacağı”</strong> hükmünü pekiştirmeye çalışalım:<br />
<strong>a.</strong> <strong>Turritopsis Dohrnii </strong>adlı denizanasının hücre yapısını değiştirerek hayata devam etmesi, onun hiçbir zaman ölmeyeceği anlamına gelmez. İnsanlar da her zaman hücrelerini değiştiriyorlar. Altı ayda bir hücrelerinin büyük çoğunluğu, altı yılda bir de yaklaşık bütün hücreleri ölüp yeniden diriliyor ve bir haşir numunesini gösteriyorlar.<br />
<strong>b. </strong>Güneş de füzyon olayıyla ömrünü sürdürmektedir. Güneş’in yaşamının çoğunda enerji, proton &#8211; proton zincirleme tepkimesi diye adlandırılan aşamalardan oluşur. Bu aşamalarda hidrojeni helyuma çeviren nükleer füzyon meydana gelir. Çekirdek, füzyon ile önemli derecede ısı oluşturulan tek yerdir. Güneş enerjisinin %99’u burada oluşmaktadır.<br />
Güneş bir anakol yıldızı oluğu için şu anda korda nükleer yanma ile üretilen enerji, çekimsel çökmeyi tamamıyla durdurabilmektedir. Yani bir denge durumu vardır. Yıldız anakolda kaldığı sürece bu denge hali devam eder. Her saniye, on beş milyon derece sıcaklığındaki Güneş merkezinde, yaklaşık altı yüz ton hidrojen helyuma dönüşüyor.<br />
Ancak, bilimsel çalışmalar gösteriyor ki, her yıldızın belli bir ömrü olduğu gibi Güneş’in de belli bir ömrü vardır, sonsuza değin enerji yaymayacaktır, bir gün o da kendi konumuna göre bir nevi ölüme mahkum olacaktır (Uzay ve Astronomi). Turritopsis Dohrnii adlı denizanasının uzun ömürlü olması, onun ölümsüz olduğu anlamına gelmez.<br />
<strong>c. </strong>Göklerde, Hz. İsa, yerde Hz. Hızır, normal hayat standartlarının dışına çıkmış, binlerce yıldır hayatlarını sürdürmektedir, fakat yine de bir gün öleceklerdir. Turritopsis Dohrnii adlı denizanasını da bu standart çerçevesinde değerlendirmek gerekir. (Yrd. Doç. Dr. Niyazi Beki)<br />
<strong>Cevap 2:</strong><br />
<strong>Denizanası </strong>grubundan <strong>Turritopsis Dohrnii</strong> türü, açık denizlerde ve okyanuslarda bulunuyor. Jelatinimsi bir vücut yapısına sahip olan bu denizanasının hayat devresi, kelebeğin veya eğrelti otlarının hayat devresini andırmaktadır.<br />
Nasıl ki, kelebeğin hayat devresi; yumurta ile başlayıp, bir tırtıl devresi geçirmekte ve sonunda kelebek olarak hayatını devam ettirmektedir. Kelebeğin ölümüyle hayatı son bulmamakta, yumurtasıyla bir bakıma onun hayatı devam etmektedir.<br />
Aynı şekilde, bir eğrelti otunun hayat devresi, sporla başlamakta, bu spor çimlenip 5-10 kuruş büyüklüğünde, protal adı verilen bitkiyi hasıl etmekte, o protalin üzerinde erkek ve dişi organların gelişmesiyle sperm ve yumurta hücreleri teşekkül etmekte, bu sperm ve yumurta hücrelerinin birleşmesiyle de eğrelti otu bitkisi hasıl olmaktadır. Bu eğrelti otu spor vermesiyle hayat çemberi devam etmektedir.<br />
Bu <strong>denizanasının</strong> da hayat devresi, poliple başlamakta, daha sonra bundan medusa adı verilen  ve serbedst yüzen deniz anaları teşekkül eder. Bu medusadan plamula adı verilen yapılar hasıl olmakta, bundan da stolonlu fertler hasıl olmakta, daha sonra bu stolonlu yapılar  polip fertlerini vermekte, onlardan da toplu polipler teşekkül etmektedir. Böylece denizanasının hayat devresi tamamlanmış olmaktadır.<br />
Burada olgun fertlerin fıtri hayatının kesin süresi bilinemediğinden, ingilizce<strong>“Nearly immortal” (hemen hemen ölümsüz) </strong>tâbiri kullanılmaktadır.<br />
Bu konu medyada,<strong> “ölümsüz hayat”</strong> olarak takdim edildi. Bir de üstelik bunun, Kur’an-ı Kerim’deki <strong>“Her nefis ölümü tadacaktır”</strong> âyetine ters düştüğü dillendirilmeye çalışıldı.<br />
Bu <strong>denizanasının</strong> fıtri ömrünün bilinmediği ifade ediliyor. Ancak, bu fertlerin başka canlılar tarafından yenmiş olmasıyla, onların her birinin hayatı son bulacaktır.<br />
<strong>Yukarıdaki âyetin mânâsı mutlaktır. Yani, her canlının öleceği ifade edilmekte, fakat bunun için belirli bir devir ve süre belirtilmemektedir. Dolayısıyla, kıyametin kopması esnasında canlıların hayatının son bulması halinde de bu âyetin işaret ettiği mânâ tahakkuk etmiş olacaktır. Bu bakımdan, bilimsel veriler olarak ileriye sürülen değerlendirmelerin, âyetin ruhuna aykırı bir tarafı yoktur. </strong>(Prof. Dr. Adem Tatlı)</p>
<hr />
<p>deniz anası ölümsüz mü ölümsüz olan bir denizanası ölümsüz olan bir denizanası türü oha diyorum ölümsüz denizanası ölümsüz denizanası ölümsüz denizanası turritopsis nutricula ölümsüz denizanaları dünyadaki tek ölümsüz canlı deniz anası denizanaları ölümsüz müdür ölümsüz olan bir denizanası türü vardır ölümsüz denizanası vikipedi turritopsis dohrnii ölümsüz mü turritopsis dohrnii wiki turritopsis dohrnii türkçe turritopsis dohrnii jellyfish turritopsis dohrnii for sale turritopsis dohrnii life cycle turritopsis dohrnii wikipedia turritopsis dohrnii video turritopsis dohrnii genome turritopsis dohrnii lifespan turritopsis dohrnii facts turritopsis dohrnii research turritopsis dohrnii teo en ming turritopsis dohrnii habitat turritopsis dohrnii size turritopsis dohrnii bbc turritopsis dohrnii biology turritopsis dohrnii hakkında bilgi turritopsis dohrnii ölümsüz</p>The post <a href="https://ateistlerecevap.org/olumsuz-denizanasi-turritopsis-dohrnii-bu-hayvan-her-can-olumu-tadacaktir-ayetine-zit-degil-mi/" data-wpel-link="internal">Ölümsüz Denizanası (Turritopsis Dohrnii) Bu Hayvan "Her can ölümü tadacaktır" ayetine zıt değil mi?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ateistlerecevap.org/olumsuz-denizanasi-turritopsis-dohrnii-bu-hayvan-her-can-olumu-tadacaktir-ayetine-zit-degil-mi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ölümsüz Denizanası (Turritopsis Dohrnii) Bu Hayvan &#034;Her can ölümü tadacaktır&#034; ayetine zıt değil mi?</title>
		<link>https://ateistlerecevap.org/olumsuz-denizanasi-turritopsis-dohrnii-bu-hayvan-her-can-olumu-tadacaktir-ayetine-zit-degil-mi-2/</link>
					<comments>https://ateistlerecevap.org/olumsuz-denizanasi-turritopsis-dohrnii-bu-hayvan-her-can-olumu-tadacaktir-ayetine-zit-degil-mi-2/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ateistlere Cevaplar]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 15 Apr 2018 16:26:53 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sorular]]></category>
		<category><![CDATA[Deniz Anası Ölümsüz Mü?]]></category>
		<category><![CDATA[Ölümsüz Deniz Anası]]></category>
		<category><![CDATA[Turritopsis Dohrnii]]></category>
		<category><![CDATA[Turritopsis Dohrnii İslam]]></category>
		<category><![CDATA[Turritopsis Dohrnii Ölümsüz Mü?]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.ateistlerecevap.org/?p=2195</guid>

					<description><![CDATA[<p>Lütfen Yazıyı Sonuna kadar okuyun ya da aslında meselenin İslamla zıt olmadığını anladığınız yere kadar okuyun ( eğer fazla yazı okumaktan sıkılıyorsanız) eğer bu şekilde okumayacaksanız şimdiden okumayı bırakın. Cevap 1: “Bilim adamlarının, Turritopsis Dohrnii olarak adlandırdıkları bir tür denizanası, ölmüyor!” şeklindeki bilginin sınırlarını tespit etmek, yani bu ölümsüzlük süresinin ne anlama geldiğini söylemek zordur. Böyle [&#8230;]</p>
The post <a href="https://ateistlerecevap.org/olumsuz-denizanasi-turritopsis-dohrnii-bu-hayvan-her-can-olumu-tadacaktir-ayetine-zit-degil-mi-2/" data-wpel-link="internal">Ölümsüz Denizanası (Turritopsis Dohrnii) Bu Hayvan "Her can ölümü tadacaktır" ayetine zıt değil mi?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/04/lumsuz-Denizanasi-Turritopsis-Dohrnii-Bu-Hayvan-Her-can-olumu-tadacaktir-ayetine-zit-degil-mi.png" data-wpel-link="internal"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-2196" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/04/lumsuz-Denizanasi-Turritopsis-Dohrnii-Bu-Hayvan-Her-can-olumu-tadacaktir-ayetine-zit-degil-mi.png" alt="" width="1280" height="720" srcset="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/04/lumsuz-Denizanasi-Turritopsis-Dohrnii-Bu-Hayvan-Her-can-olumu-tadacaktir-ayetine-zit-degil-mi.png 1280w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/04/lumsuz-Denizanasi-Turritopsis-Dohrnii-Bu-Hayvan-Her-can-olumu-tadacaktir-ayetine-zit-degil-mi-300x169.png 300w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/04/lumsuz-Denizanasi-Turritopsis-Dohrnii-Bu-Hayvan-Her-can-olumu-tadacaktir-ayetine-zit-degil-mi-1024x576.png 1024w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/04/lumsuz-Denizanasi-Turritopsis-Dohrnii-Bu-Hayvan-Her-can-olumu-tadacaktir-ayetine-zit-degil-mi-768x432.png 768w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/04/lumsuz-Denizanasi-Turritopsis-Dohrnii-Bu-Hayvan-Her-can-olumu-tadacaktir-ayetine-zit-degil-mi-1200x675.png 1200w" sizes="(max-width: 1280px) 100vw, 1280px" /></a><br />
Lütfen Yazıyı Sonuna kadar okuyun ya da aslında meselenin İslamla zıt olmadığını anladığınız yere kadar okuyun ( eğer fazla yazı okumaktan sıkılıyorsanız) eğer bu şekilde okumayacaksanız şimdiden okumayı bırakın.<br />
<strong>Cevap 1:</strong><br />
<strong>“Bilim adamlarının, Turritopsis Dohrnii olarak adlandırdıkları bir tür denizanası, ölmüyor!”</strong> şeklindeki bilginin sınırlarını tespit etmek, yani bu ölümsüzlük süresinin ne anlama geldiğini söylemek zordur. Böyle bir denizanasının binlerce yıl yaşadığı tespit edilmiş midir? Böyle bir şeyin gerçek olması durumunda, Kur’an’la çelişir bir tarafının olup olmadığı hususuna gelelim:<br />
Kur’an şöyle buyuruyor:<br />
&#8211;   <strong> “Her nefis ölümü tadacaktır.” </strong>(Al-i İmran, 3/185; Enbiya, 21/35, Ankebut, 29/57)<br />
&#8211;   <strong> “Allah’ın Zât-ı Akdesi dışında her şey helak/yok olacaktır. Hüküm O’nundur ve hepiniz O’nun huzuruna götürüleceksiniz.” </strong>(Kasas, 28/88).<br />
&#8211;  <strong>  “Yerin üstünde bulunan herkes fânidir.” </strong>(Rahman, 55/26).<br />
Bu ve benzeri ayetlerde <strong>“bütün canlıların öleceği, her şeyin yok olacağı, sonra Allah’ın huzuruna varılacağı” </strong>hükümlerini görmekteyiz.<br />
&#8211; Bazı örneklerle, <strong>“bilimin gerçek verileriyle, Kur’an’ın doğruları arasında asla bir çelişkinin olmayacağı”</strong> hükmünü pekiştirmeye çalışalım:<br />
<strong>a.</strong> <strong>Turritopsis Dohrnii </strong>adlı denizanasının hücre yapısını değiştirerek hayata devam etmesi, onun hiçbir zaman ölmeyeceği anlamına gelmez. İnsanlar da her zaman hücrelerini değiştiriyorlar. Altı ayda bir hücrelerinin büyük çoğunluğu, altı yılda bir de yaklaşık bütün hücreleri ölüp yeniden diriliyor ve bir haşir numunesini gösteriyorlar.<br />
<strong>b. </strong>Güneş de füzyon olayıyla ömrünü sürdürmektedir. Güneş’in yaşamının çoğunda enerji, proton &#8211; proton zincirleme tepkimesi diye adlandırılan aşamalardan oluşur. Bu aşamalarda hidrojeni helyuma çeviren nükleer füzyon meydana gelir. Çekirdek, füzyon ile önemli derecede ısı oluşturulan tek yerdir. Güneş enerjisinin %99’u burada oluşmaktadır.<br />
Güneş bir anakol yıldızı oluğu için şu anda korda nükleer yanma ile üretilen enerji, çekimsel çökmeyi tamamıyla durdurabilmektedir. Yani bir denge durumu vardır. Yıldız anakolda kaldığı sürece bu denge hali devam eder. Her saniye, on beş milyon derece sıcaklığındaki Güneş merkezinde, yaklaşık altı yüz ton hidrojen helyuma dönüşüyor.<br />
Ancak, bilimsel çalışmalar gösteriyor ki, her yıldızın belli bir ömrü olduğu gibi Güneş’in de belli bir ömrü vardır, sonsuza değin enerji yaymayacaktır, bir gün o da kendi konumuna göre bir nevi ölüme mahkum olacaktır (Uzay ve Astronomi). Turritopsis Dohrnii adlı denizanasının uzun ömürlü olması, onun ölümsüz olduğu anlamına gelmez.<br />
<strong>c. </strong>Göklerde, Hz. İsa, yerde Hz. Hızır, normal hayat standartlarının dışına çıkmış, binlerce yıldır hayatlarını sürdürmektedir, fakat yine de bir gün öleceklerdir. Turritopsis Dohrnii adlı denizanasını da bu standart çerçevesinde değerlendirmek gerekir. (Yrd. Doç. Dr. Niyazi Beki)<br />
<strong>Cevap 2:</strong><br />
<strong>Denizanası </strong>grubundan <strong>Turritopsis Dohrnii</strong> türü, açık denizlerde ve okyanuslarda bulunuyor. Jelatinimsi bir vücut yapısına sahip olan bu denizanasının hayat devresi, kelebeğin veya eğrelti otlarının hayat devresini andırmaktadır.<br />
Nasıl ki, kelebeğin hayat devresi; yumurta ile başlayıp, bir tırtıl devresi geçirmekte ve sonunda kelebek olarak hayatını devam ettirmektedir. Kelebeğin ölümüyle hayatı son bulmamakta, yumurtasıyla bir bakıma onun hayatı devam etmektedir.<br />
Aynı şekilde, bir eğrelti otunun hayat devresi, sporla başlamakta, bu spor çimlenip 5-10 kuruş büyüklüğünde, protal adı verilen bitkiyi hasıl etmekte, o protalin üzerinde erkek ve dişi organların gelişmesiyle sperm ve yumurta hücreleri teşekkül etmekte, bu sperm ve yumurta hücrelerinin birleşmesiyle de eğrelti otu bitkisi hasıl olmaktadır. Bu eğrelti otu spor vermesiyle hayat çemberi devam etmektedir.<br />
Bu <strong>denizanasının</strong> da hayat devresi, poliple başlamakta, daha sonra bundan medusa adı verilen  ve serbedst yüzen deniz anaları teşekkül eder. Bu medusadan plamula adı verilen yapılar hasıl olmakta, bundan da stolonlu fertler hasıl olmakta, daha sonra bu stolonlu yapılar  polip fertlerini vermekte, onlardan da toplu polipler teşekkül etmektedir. Böylece denizanasının hayat devresi tamamlanmış olmaktadır.<br />
Burada olgun fertlerin fıtri hayatının kesin süresi bilinemediğinden, ingilizce<strong>“Nearly immortal” (hemen hemen ölümsüz) </strong>tâbiri kullanılmaktadır.<br />
Bu konu medyada,<strong> “ölümsüz hayat”</strong> olarak takdim edildi. Bir de üstelik bunun, Kur’an-ı Kerim’deki <strong>“Her nefis ölümü tadacaktır”</strong> âyetine ters düştüğü dillendirilmeye çalışıldı.<br />
Bu <strong>denizanasının</strong> fıtri ömrünün bilinmediği ifade ediliyor. Ancak, bu fertlerin başka canlılar tarafından yenmiş olmasıyla, onların her birinin hayatı son bulacaktır.<br />
<strong>Yukarıdaki âyetin mânâsı mutlaktır. Yani, her canlının öleceği ifade edilmekte, fakat bunun için belirli bir devir ve süre belirtilmemektedir. Dolayısıyla, kıyametin kopması esnasında canlıların hayatının son bulması halinde de bu âyetin işaret ettiği mânâ tahakkuk etmiş olacaktır. Bu bakımdan, bilimsel veriler olarak ileriye sürülen değerlendirmelerin, âyetin ruhuna aykırı bir tarafı yoktur. </strong>(Prof. Dr. Adem Tatlı)</p>
<hr />
<p>deniz anası ölümsüz mü ölümsüz olan bir denizanası ölümsüz olan bir denizanası türü oha diyorum ölümsüz denizanası ölümsüz denizanası ölümsüz denizanası turritopsis nutricula ölümsüz denizanaları dünyadaki tek ölümsüz canlı deniz anası denizanaları ölümsüz müdür ölümsüz olan bir denizanası türü vardır ölümsüz denizanası vikipedi turritopsis dohrnii ölümsüz mü turritopsis dohrnii wiki turritopsis dohrnii türkçe turritopsis dohrnii jellyfish turritopsis dohrnii for sale turritopsis dohrnii life cycle turritopsis dohrnii wikipedia turritopsis dohrnii video turritopsis dohrnii genome turritopsis dohrnii lifespan turritopsis dohrnii facts turritopsis dohrnii research turritopsis dohrnii teo en ming turritopsis dohrnii habitat turritopsis dohrnii size turritopsis dohrnii bbc turritopsis dohrnii biology turritopsis dohrnii hakkında bilgi turritopsis dohrnii ölümsüz</p>The post <a href="https://ateistlerecevap.org/olumsuz-denizanasi-turritopsis-dohrnii-bu-hayvan-her-can-olumu-tadacaktir-ayetine-zit-degil-mi-2/" data-wpel-link="internal">Ölümsüz Denizanası (Turritopsis Dohrnii) Bu Hayvan "Her can ölümü tadacaktır" ayetine zıt değil mi?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ateistlerecevap.org/olumsuz-denizanasi-turritopsis-dohrnii-bu-hayvan-her-can-olumu-tadacaktir-ayetine-zit-degil-mi-2/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Deve İdrarı Hadisi Hakkında Detaylı Açıklama&#8230;</title>
		<link>https://ateistlerecevap.org/deve-idrari-hadisi-hakkinda-detayli-aciklama/</link>
					<comments>https://ateistlerecevap.org/deve-idrari-hadisi-hakkinda-detayli-aciklama/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ateistlere Cevaplar]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 08 Apr 2018 12:30:55 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sorular]]></category>
		<category><![CDATA[Deve İdrarı Bilimsel]]></category>
		<category><![CDATA[Deve İdrarı Hadisi]]></category>
		<category><![CDATA[Deve İdrarı Hadisi Klinik Mi]]></category>
		<category><![CDATA[Deve İdrarı İçmek Caiz Mi?]]></category>
		<category><![CDATA[Deve İdrarı Tartışması]]></category>
		<category><![CDATA[Deve Sidiği Hadisi]]></category>
		<category><![CDATA[Deve Sidiği Hadisi Diyanet]]></category>
		<category><![CDATA[Deve Sidiği İçilir mi]]></category>
		<category><![CDATA[Deve Sidiği Polemiği]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.ateistlerecevap.org/?p=2139</guid>

					<description><![CDATA[<p>Lütfen yazıyı bilinç altınıza DEVE SİDİĞİ algısını kodlayarak ve kendinizi DEVE SİDİĞİ içilmesinin iğrenç oluşuna programlayarak okumayınız. Ön yargılarınızı bir kenara bırakarak düzgünce anlayarak okuyunuz. Yazı içerisinde onlarca kaynaktan alınmış bilgileri barıdırmaktadır gerek yazının sonunda gerekse de içerisinde kaynaklar belirtilecektir Eğer siz de kilometrelerce uzaklıktaki yerlere kuantum dolanıklık teorisiyle ışınlanılabileceğini bilimsel içerikli kitaplarda okuduğunda ya [&#8230;]</p>
The post <a href="https://ateistlerecevap.org/deve-idrari-hadisi-hakkinda-detayli-aciklama/" data-wpel-link="internal">Deve İdrarı Hadisi Hakkında Detaylı Açıklama…</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/04/Deve-Idrari-hadisi-hakkinda-aciklama.png" data-wpel-link="internal"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-2158 size-full" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/04/Deve-Idrari-hadisi-hakkinda-aciklama.png" alt="Deve İdrarı Hadisi Detaylı Açıklama" width="920" height="518" srcset="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/04/Deve-Idrari-hadisi-hakkinda-aciklama.png 920w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/04/Deve-Idrari-hadisi-hakkinda-aciklama-300x169.png 300w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/04/Deve-Idrari-hadisi-hakkinda-aciklama-768x432.png 768w" sizes="(max-width: 920px) 100vw, 920px" /></a><br />
Lütfen yazıyı bilinç altınıza DEVE SİDİĞİ algısını kodlayarak ve kendinizi DEVE SİDİĞİ içilmesinin iğrenç oluşuna programlayarak okumayınız. Ön yargılarınızı bir kenara bırakarak düzgünce anlayarak okuyunuz. Yazı içerisinde onlarca kaynaktan alınmış bilgileri barıdırmaktadır gerek yazının sonunda gerekse de içerisinde kaynaklar belirtilecektir<br />
Eğer siz de kilometrelerce uzaklıktaki yerlere kuantum dolanıklık teorisiyle ışınlanılabileceğini bilimsel içerikli kitaplarda okuduğunda ya da bi fizik profesöründen dinlediğinde çene hareketlerini ağır çekime ala ala: “<em>Vaaayyy be!..Bilim nereye uçuyor böyle…</em>” diyen ancak bir siyer kitabında peygamber aleyhisselamın mucizelerini okuduğunda ise “<em>Hiç olur mu; böyle hurafeler, anca üfürükçü kadın hezeyanlarında ya da mitolojik senaryolarda bulunur… Biraz realist olun yahu!..</em>” diye nutuk çekenlerdenseniz; rica edeceğim, siz iki kere okuyun bu yazıyı… Zira amentünüz olan bilimin mührüyle “<strong>cicili bicili</strong>” tasdik damgası bile almış klinik bir hadiseden bahsedeceğiz size.<strong>[1]</strong><br />
&nbsp;<br />
Önce mevzubahis hadisi okuyalım;</p>
<ul>
<li><strong>&#8220;Ureyne ve Ukeyle kabilelerinden bir grup Medine’ye gelerek Müslüman oldular. Medine’nin havası onlara dokununca Peygamber onlara deve idrarını içmelerini öğütledi. ”</strong><em>(Buhari Tıp5/1, Hanbel, 3/107,163).</em></li>
</ul>
<p>Ayetlerin &#8220;sebebi nüzulü&#8221; olduğu gibi, hadislerin de &#8220;sebebi vürudü&#8221; vardır.<br />
Peygamberimiz bir söz söylemiş, bir tavsiyede bulunmuş, bir şeyi yasaklamışsa muhatabına ve olaya bakmadan mesele anlaşılmaz.<br />
Aynı soruyu soran pek çok sahabiye farklı cevaplar verdiği çok olmuştur.<br />
Mesela; Allah katında en hayırlı amel nedir?&#8221; sorusuna farklı zamanlarda farklı kişilere farklı cevaplar verdiği olmuştur.<br />
Birine, Allah yolunda cihad etmek, başka birine ana babana iyilik etmektir demiştir.(Bu konuya farklı bir yazıda değineceğiz inşaAllah)<br />
Kendisine gelen ve çare soran bir hastaya deve idrarı tavsiye etmesi, o günün tıbbi imkanları da göz önünde bulundurularak anlaşılmalıdır.<br />
Tarihten, dinden hadisten, Kur&#8217;an dan gelen pek çok bilgiyi, birikimi otomatikman, araştırmadan reddetmek materyalist felsefenin açmazlarından biridir, bağnazlık olsa olsa budur…<br />
Sanki Peygamberimiz herkese günde üç öğün deve idrarı için demiş gibi bir algıyla, kibirle reddetmek, alay etmek, alay edilecek durumlara düşmeyi netice verir… ki yazımızda bunu göstereceğiz inşaAllah.<br />
Bu olay o insanlara o an için tavsiye edilmiştir, herkese illa deve idrarı içeceksiniz diye KESİN bir hüküm yoktur, ortada zaruri bir durum var ve bu zaruri durumun giderilmesi için tavsiye edilmiş bir hükümdür. Orada nöbetçi eczane olmadığı için yada Hastalığın tedavisinde kullanılan drogların analizinin bundan 14 asır önce uçsuz bucaksız çöl kumları üzerinde inşa edilmiş farmakokinetik, botanik, zoolojik AR-GE çalışmalarının yapıldığı laboratuvarlarda yapıldığını düşünemeyeceğimize göre, ilaç etken maddesini ekstre edebilmek için en ilkel yöntemlerin bile tababet olarak adlandırıldığı bir dönemde tedavi için tek yolun bitkisel ve hayvansal drogların (<em>ilaç hammaddeleri</em>) doğrudan tüketimi olduğunu dile getirmeye gerek bile yoktur sanırım. Zaruretten dolayı hastalıklarının geçmesi, acılarının azalması için eskiden beridir tedavi yöntemi olarak kullanılan (ileride değineceğiz) bir şeyi söylüyor Peygamber Efendimiz. Zaruret durumunda haramlar helal olabiliyor; örneğin boğazımıza bir şey takıldı boğulacağız etrafta helal bir içecek yoktur o anda boğazımız düzelecek miktarda haram olan içkiden içsek günah olmaz ya da açlıktan öleceğiz etrafta domuz etinden başka yiyecek bir şey yoktur zaruretten dolayı ölmemizi engelleyecek kadar(fazlası değil) domuz eti yersek yine haram olmaz onlarda orada zaruretten dolayı mecburiyetten böyle bir tedavi yöntemine başvuruyorlar. Tekrar edelim bu kesin bir hüküm değildir yani bütün ümmete gidin deve idrarı için denmiyor ya da böyle bir şey tavsiye dilmiyor.<br />
İdrar ile tedavi yöntemi kadim Mısır, Roma veya eski Yunan’da kullanılmış bir tedavi yöntemidir. Günümüz tıp bilimi ise ismine “zooterapi” ismini vermektedir.<br />
Bugün ABD’de halen “Bufalo” idrarı damıtılarak çeşitli ilaçlar yapıldığını biliyoruz. Eski Hint hekimliği kaynaklarına baktığımızda ise keçi, koyun, fil, at, eşek, deve gibi hayvanların idrarından elde edilen tıbbi içeriklerin tedavi için dışarıdan tatbik yöntemiyle kullanıldığını da görebilmek mümkündür.<br />
Sadece onlarda değil Osmanlı dönemine ait Tıbbi kayıtlarda da idrar ile tedaviler yapıldığına rastlanılmıştır. Osmanlı dönemi müelliflerinden Bâli Efendi, “Tercüme-i Ay’nul” isimli eserinde sarhoş olmuş ayılmakta güçlük çeken kimselerin, sara nöbeti geçiren kimselere “Deve İdrarı” tatbik edildiğinde bu etkinin giderileceğini beyan etmiştir.<br />
Deve idrarı ise Arap yarım adasında kullanılan bir idrar türüdür ve muhteviyatı ile bazı hastalıkların mücadelesinde kullanıldığı bilinmektedir.<br />
Deve idrarı yoğun olarak mineral ve tuz ihtiva eden bir idrar çeşididir ve yoğun in vitro ortamında kanser hücrelerinin yaşama şansının olmadığı bilim adamlarınca ispatlanmıştır.<br />
Ayrıca mantara karşı önleyici bir etkisi bulunan deve idrarının kanda ki trombositlerin kümeler haline gelmesinin önüne geçtiği de bilimsel testler sonucunda ortaya çıkmıştır. <strong>[2]</strong><br />
&nbsp;</p>
<h1>Gelin işin bilimsel boyutuna biraz daha detaylı değinelim;</h1>
<p><strong>Ege bölgesinde idrarla tedavi</strong><br />
İyileşmek için her türlü pis kokulu şurupları kendi irademizle tıpış tıpış içen bizler, içtiğimiz şurupların terkibi kadar kimyasal dolu idrarın kötü ve iğrenç çağrışımlarının başka alternatif bir tedavisi olmayan hastalığın pençesinde kıvranmaktan daha korkunç olduğunu söyleyemeyiz. Kaldı ki bugün bile Ege’nin köylerinde arı sokması gibi basit ve tedavisi çok kolay bir hastalığın olası risklerinden korunmak için ilaç yokluğunda amonyak içerdiği için idrarla tedavi edildiğini biliyoruz.<br />
Bugün; 21.asırda, uzay çağında, teknolojik gelişmelerin şahikalarında gezinirken, her eczanede amonyak bulmak manavda domates bulmak kadar kolayken, acil müdahale için arının soktuğu bölgeye idrar yapılmak suretiyle amonyak ihtiyacının karşılandığı bir sır değil.<br />
Niçin bu hadis inkarcılığının çığırtkanlığını yapan, boğazlarını yırtarcasına yaygarayı basan zevat, Türkiye’nin “<em>çağdaş ve muasır medeniyet çizgisine</em>” en yakın bölgesi olan Batının köylerindeki bu tradisyonel (geleneksel) tıp uzantısı uygulamanın kritiğini yapma cesareti gösteremiyorlar dersiniz? Çünkü bu pazardan onların hadis inkarcılığına malzeme çıkmaz da, ondan. Yoksa herkes bilir ki çarenin, alternatif çözümlerin bulunmadığı şartlarda olağanın ve normalize yöntemlerin dışına çıkılabilir. Kaldı ki 1 değil, 2 değil, 3 değil… Tam 14 asır öncesinin mahrumiyetini düşünün. Tarihi vakalar mercek altına alınırken 21.asrın gözlüğünü çıkarmazsanız sadece barbarlık, sadece ilkellik, sadece vahşet çarpar gözünüze, 7.asrın vakasını irdeleyecekseniz bir zahmet 7. asrın aparatlarıyla analiz yapacaksınız. 7.asrın çorak ve yoksun toprağında yetişen noksan yöntemleri, 21.asrın münbit ve verimli arazisine ekerseniz sararıp solar, elinizde kalır. Yok eğer tarihi verileri illa da 21.asrın alfabesiyle okuyacağım, 7. asrın alfabesini tanımıyorum derseniz A yazan metni B okursunuz.<br />
<a href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/04/ethno.jpg" data-wpel-link="internal"><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-2142 " src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/04/ethno.jpg" alt="Deve idrarının bazı hastalıkların tedavisinde kullanıldığı uluslararası bir dergi olan Journal of Ethno-Pharmacology isimli dergide de geçmekte." width="234" height="312" /></a></p>
<p style="text-align: center;"><span style="font-size: 14px;">Deve idrarının bazı hastalıkların tedavisinde kullanıldığı uluslararası bir dergi olan </span><span style="font-size: 14px;">Journal of Ethno-Pharmacology isimli dergide de geçmekte.</span></p>
<p><strong>Deve idrarı uluslararası dergide</strong><br />
Bitmedi; deve idrarı yalnızca Buhari’de geçmiyor, bu meselenin üzerine bunca bedevilik, ilkellik etiketi yapıştırıldıktan sonra nerede geçtiğini öyle kolay tahmin edemezsiniz, zorlamayın. Ulusal Akademik Ağ ve Bilgi Merkezi (Ulakbim) indeksine göre bilimsel kudreti en ileri seviye kategorisinde yani A kategorisinde olan bir dergide: “<strong>Journal of Ethnopharmacology</strong>” dergisinde. Yani kenar kıyı köşe dergisi ya da gazete müsveddesinde değil, Ulusal ve Uluslararası düzeyde bilimsel yetkinliğini tescillemiş akademik bir dergide. Ayrıca Müslüman bilim adamlarının çalışmalarından oluşmayan; ideolojik fanatikliğin tesirinde kalmış olamayacak bir heyetin edite, redakte ettiği bir dergide…<br />
Deve idrarının <strong>Hepa-c1c7</strong> türü kanserlerini kaynak organizma dışı kullanımda tedavi edici etki gösterdiği ve <strong>sitokrom – p450-1a1</strong> enziminin sentezini inhibe ettiği yazıyor, derginin 2011’de çıkan nüshasında. Bu sitokrom p450-1a1 enzimi kanser oluşturucu etkisiyle biliniyor zaten. Kanser oluşturucu molekülü diskalifiye ediyor, kanser tahribatını da restore ediyor.<br />
Bu 21.asrın dahi kronik bir çözüm sunamadığı ontolojik vakalara dair kısmi çözüm önerisine 1400 sene öncesinde dillendirilmiş bir hadiste değil de mesela Galen’in vatanı antik Yunan’da ya da alternatif tıp diyarı Hint coğrafyasında belki de yeni kıta yerlilerinde rastlanılmış olsaydı neler olurdu dersiniz? Ben söyleyeyim: Tıp, eczacılık ve diğer Sağlık Bilimleri fakültelerinde tümör lezyonları ya da metastaz konularında tedavi seçeneklerinin tarihi gelişim süreci işlenirken slaytların ilk sayfalarında Hint, Yunan tababetinin ya da Avrupa yerlilerinin alternatif tıp mucizelerinin ballandıra ballandıra anlatıldığı sunum göze çarpacaktı… Fakat iş hadis literatürü fobisine takılınca iki tip tepki anomalisi gözlemleniyor: ya bilmezden gelmek ya da müfredata ur gibi tasallut etmiş İslamofobi güdümlü saldırı refleksi.<br />
<strong>İbn-i Sina’da deve idrarıyla tedavi</strong><br />
Batı’daki adı <strong>Avicenna</strong> olan <strong>İbni Sina</strong> deyince göğsümüz bir ayrı kabarır değil mi? Hatta modernist kesimlerin bile bi dertleri yoktur bu dahi tıpçıyla. Peki Avrupa’ da ve Asya’da asırlarca ders kitabı olarak okutulan “<strong>el-Kanun</strong>” da ne geçiyor biliyor musunuz : “<strong>Deve idrarıyla tedavi</strong>“.<br />
Ayrıca herkes bilir ki netice alınamayan alternatif tıp tedavileri en geç bir iki asır sonra tarihin sayfalarına gömülür, yaşamları uzun olmaz. Ama bedevi, hadari Arapların bu deve idrarı tedavisini peygamber aleyhisselamdan binlerce yıl öncesinde bile tercih ettiklerini biliyoruz. Tradisyonel (geleneksel) tıp gücünü pozitif farmakovijilanstan alır; yani olumlu klinik geri dönüt. Bu şekilde bir tedavi neticesiz olmuş olsa binlerce yıl niçin halkın tercihi olsun? <strong>Herhalde idrar içme fantazisi yüzünden değil!</strong><br />
Bununla birlikte o dönemin mahrumiyet vahasından çıkmış bulunmaktayız bu asırda. Artık UUN, sitokrom p450-1a1 sentezini inhibe eden enzim ve diğer idrar bileşenlerini laboratuvarların in-vitro ortamlarında ekstrakte edebiliyoruz, sentezleyebiliyoruz. Bu yüzden alternatif çözüm olanakları varken kalkıp da zorunlu bir tedavi tercihi olan deve idrarı içme teşebbüsünde bulunmak ancak belahet ve cehalettir. Kimse “<em>Hadi deve idrarının klinik faydalarından yararlanalım</em>” diyerek kalkıp idrar içecek kadar ucube olmamalı bu asırda, çünkü tekrar tekrar belirtiyorum: <strong>O dönemin yoksunluk şartlarında değiliz şimdi, artık tedavi edici molekülleri başka tıbbi kanallardan elde edebiliyoruz.</strong> Benim sözüm 14 asır önceki alternatif tıbbi yöntemleri 21.asrın şımarık, ekabir ve asırlar arası başkalaşımı göremeyecek kadar kör yaklaşımıyla, rahat, yumuşak koltuğunun gevşeticiliğine gömülerek, zihninde bilim adına yalnızca ortaokulda gördüğü Fen Bilgisi dersinin “<em>Maddenin tanecikli yapıda olduğu</em>” bilgi kırıntısı olduğu halde uluslararası arenada bilimsellik bulvarında at koşturan akademik camiların kabul ettiği tradisyonel tıbbın orasını burasını karalamaya çalışanlara…<br />
<strong>Fekal Mikrobiyota Transplantasyonu</strong><br />
Rasulullah sağlık problemleri olmayan Medine halkına deve idrarı tavsiyesinde bulunmamıştır, Medine’ye gelip hastalanmış bir heyete o günün tıbbi donanım, ekipman, materyal, kümülatif sıhhi bilgi sığlığı standartlarında alternatifi olmayan bir tradisyonel tıp tedavisini önermiştir.<br />
Bugün; yani insanoğlunun neredeyse ölümden başka her türlü kronik rahatsızlığa çare buluşuna ramak kaldığı bir devrin arefesinde, baş döndürücü fenni gelişmeler kuşağında biz bile ‘<strong>Fekal Mikrobiyota Transplantasyonu</strong>‘ gerçekleştiriyoruz. Yani özür diliyorum; folklorik tabirle “<strong>dışkı nakli</strong>“.<br />
21.asırda bile insanlık, dışkı içerisindeki geniş spektrumlu bakterilerin katalize ettiği reaksiyonlara muhtaçken siz dünyanın öküzün boynunda durduğu şayiasına inanacak kadar bilimsellikten fersah fersah uzakta olan bir çağda, Rasulullah’ın gelen hasta heyet için keçi kılından yapılmış çadırların içine <strong>kalitatif</strong> analiz yapan bir biyokimya ar-ge laboratuvarı kurup idrardan <strong>UUN (Uriner Urea Nitrogen)</strong> yapmasını mı bekliyordunuz?<br />
Bugün burundan mideye, mideden de ince bağırsağa uzatılan bir boru ile <strong>dışkı </strong><em>(gaita)</em> nakli yani <strong>Fekal Mikrobiyota Transplantasyonu</strong> yapılıyor. Burnunuzun ve midenizin içinden dışkı geçiriyorlar yani. Şimdiye kadar 1400 sene öncesinin teknik imkansızlığı içinde ölmemek için deve idrarı içmeye mecbur kalan Ortaçağlıları eleştiren bizim uzay ve teknoloji çağı mealistleri dışkının idrardan daha az iğrenç olduğunu mu düşünüyorlar? Dışkı 21. asrı bile kendisine mecbur ediyorsa, zaruret durumunda idrar taa 7.asrı niye kendisine mecbur etmesin? İpe un sermeyi bırakın da, önce koruyucu-önleyici hekimlik tedavi seçenekleri arasında deve idrarı terapisini tavsiye eden tıbbın babası; bugünkü tıpçıların deontoloji ve meslek ahlakı vizyonlu yeminlerine ismini veren Hipokrat’ı eleştirin.<br />
Batıda Avicenna ismiyle meşhur olmuş İbn-i Sina’nın asırlarca tüm dünyada ders kitabı olarak okutulan “<strong>el-Kanun</strong>” kitabında deve idrarı bileşenlerinin tedavi edici etki gösterdiği hastalıklar için idrarı önermesini eleştirin. Fakat modernist üstadlarınız gözünde puan kaybedersiniz o zaman değil mi; Hipokrat dönemi tıbbi imkanları kısıtlıydı dersiniz, değil mi.. Peki Peygamber aleyhisselamın yaşadığı 7.asırda rekombinant DNA teknolojisi filan mı keşfedilmişti ki, Hipokratı hedef tahtasına oturtmayan sizler, Rasulullah’ın hayatı boyunca tek bir defa tek bir heyete, tek bir hastalığa zorunluluk güdümlü olarak önerdiği geleneksel tıb kanallarını eleştiri haysiyetini paspas yapacak bi yılışıklıkla ağzınızda geveliyorsunuz!<br />
Bir doktor ağır travmalı kronik bir klinik vakaya <em>kuvvetli hipnosedatif etkili narkotik analjezik</em> verdi diye, doktorun tüm vakalarda ağır etkili bu ilaçlardan verdiğini, vereceğini iddia etmek kadar gülünç ve bir o kadar da kasıtlı bir iddia: “<strong>İdrar içmenin sünnet olduğu</strong>” iddiası, doktorun analjezikleri sadece özel bir hastaya ve hastalığa uygulamış olması, anesteziyi genele uygulanan bir metod yapmayacağı gibi, Rasulullah’ın tek bir heyete tıbbi çaresizlik durumunda idrarı tavsiye etmesi, onu Rasulullahın sünneti yapmaz.<br />
<strong>Journal of Ethno-Pharmacology dergisinde yayımlanan deve idrarı ile ilgili bilimsel makalenin özet kısmının tercümesi</strong><br />
<strong>Çalışmanın özeti</strong>: Deve idrarı, Hepa 1c1c7 hücre dizisinde AhR bağımlı bir mekanizma yoluyla sitokrom P450 1a1 gen ekspresyonunu inhibe eder.<br />
<strong>Çalışmanın Amacı</strong>: Deve idrarı içmek birçok kanser vakasının tedavisinde geleneksel olarak kullanılmakta fakat mekanizması hala net olarak bilinmemekte. Bu yüzden 3 farklı deve (bakire, emziren ve hamile) idrarı farede hepatoma (karaciğer kanseri) Hepa 1c1c7 hücre dizisindeki (karaciğer kanserine neden olduğu bilinen hücre dizisi) Cyp1a1’i (sitokrom p450 enzimlerinin en önemli bileşenlerinden biri, çevresel kanserojenlere sürekli maruz kalmak, ekstrahepatik dokulardaki CYP1A1 ekspresyon seviyesini, aril hidrokarbon reseptörü (AhR) vasıtasıyla arttırmaktadır. Bir çok kanser oluşum mekanizmasında rol oynamaktadır) module etmek için incelendi.<br />
<strong>Materyal ve Metod</strong>: 3 farklı deve idrarı inek idrarıyla PCR kullanılarak karşılaştırdı.<br />
<strong>Sonuç</strong>: Deve idrarlarının tümü Cyp1a1İn TCDD tarafından ekspresyonunu inhibe etti. (TCDD: 2, 3, 7, 8-tetrachlorodibenzo-p-dioxin: Cyp1a1’i en güçlü indükleyen ve karsinojen olduğu bilinen kimyasal). Önemli olarak; bakire deve idrarı Cyp1a1 ekspresyonunu engellemekte en yüksek aktiviteyi gösterdi, onu emziren deve idrarı izledi. Bu çalışma deve idrarının TCDD’nin neden olduğu toksik etkileri engellediğinin ilk kanıtıdır. Bu etki Ctp1a1 ekspresyonunun Ahr bağımlı bir mekanizmayla hem transkripsiyonel hem posttranskripsiyonel seviyelerde inhibe edilmesiyle oluşur.​<br />
The Growth Inhibitory Potential and Antimetastatic Effect of Camel Urine on Breast Cancer<br />
Cells In Vitro and In Vivo.<br />
Romli F., Abu N., Khorshid FA., Syed Najmuddin SU., Keong YS., Mohamad NE., Hamid M., Alitheen<br />
NB., Nik Abd Rahman NM.<br />
<strong>Çalışmanın özeti</strong>: Deve idrarının meme kanseri hücreleri üzerinde in vivo ve invitro büyüme önleyici ve antimetastatik etkisi. Kulağa pek hoş gelmese de deve idrarı uzun yıllardır Orta Doğu’da ateş, soğuk algınlığı hatta kanser gibi pek çok hastalığı tedavi edeceğine inanarak tüketilmekte. Genelde birkaç damla deve idrarı sütle karıştırılarak veya direkt olarak tüketiliyor. Bu çalışma, deve idrarının 4T1 kanser hücre dizisindeki in vitro ve in vivo büyüme potansiyelini ve metastatik kabiliyetini inhibe etme etkilerini incelemeyi amaçlıyor. MTT sonuçlarına göre deve idrarının 4T1 hücre dizisine karşı hücre öldürücü etkisi olduğu ve bunun doz bağımlı olduğu saptandı. Deve idrarının potansiyelini tam olarak anlaşılması için, in vivo çalışmada, 4T1 hücreli aşılanmış farelere, 2 farklı dozda deve idrarı uygulandı. Çalışma sonucunda her iki grupta da kontrol grubuna göre tümör boyutunda küçülme olduğu gözlemlendi. Bunlara ek çeşitli analizlerle de deve idrarının in vivo ortamda 4T1 hücre dizisine karşı metastazı engelleyici etkisi saptandı. Özet olarak deve idrarının antikanser etkisi farklı çalışmalarda da savunulmuştur. in vivo çalışmada daha yoğun deve idrarının kullanılması daha iyi sonuçlar vermiştir. Bu proje, deve idrarının T41 hücre dizisindeki büyümeyi ve metastazı inhibe etmek için kullandığı mekanizmaları ortaya koymuştur. <strong>[3]</strong><br />
Hayvan idrarı ile tedavi konusunda bir çok yazı, makale, kitap bulabilirsiniz örneğin bunlardan bir tanesi<br />
<strong>“Natural Benefits Of Urine Therapy”</strong> dir.<br />
Hitler döneminde Nazi doktorları yapılan bazı araştırmalarda deri hastalıkları için hayvan idrarını tavsiye eden araştırmalar yapıldığı da Alman araştırmacılar tarafından dile getirildiği J. Bhurani’nin kaleme almış olduğu “Natural Benefits Of Urine Therapy” isimli eserde konu edilmiştir.<br />
Viking dönemlerinde ise denizcilerin sıklıkla yakalandığı bir hastalık türü olan Skorbit hastalığı için ağır diş lezyonlarında idrar kullanılması tavsiye edildiği de birçok tarihçi tarafından kaleme alınan eserlerde göze çarpmaktadır.<br />
İran’lı bilim adamı Jagdish R. Bhurani’nin yaptığı açıklamalara göre idrar tedavisi sonucu aşağıdaki hastalıklara çare bulabileceğini bilimsel olarak ispatladığını iddia etmiştir.<br />
“Tedavi edilemeyen Kronik Hastalıklardan Tıp bilimi, Kanser, HIV / AIDS, Diyabet, Safra Kesesi taşları,<br />
Serebral Palsi, Zihinsel Engellilik-Özürlülük, Motor Nöron Hastalığı,<br />
Musküler Distrofi, Nefritik Sendromu, Kronik Böbrek Yetmezliği, felç,<br />
Saç Dökülmesi “Diffüz Disk Dehidratasyon”, Akut Bel Spondiloz “ALS” <strong>[4]</strong><br />
<a href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/04/yyy.png" data-wpel-link="internal"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-2143" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/04/yyy.png" alt="" width="650" height="96" srcset="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/04/yyy.png 650w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/04/yyy-300x44.png 300w" sizes="(max-width: 650px) 100vw, 650px" /></a></p>
<h3><strong>Gelin size önceden kanser olan(</strong><strong>foliküler lenfoma ve Prostat</strong><strong>) olan sonrada idrar tedavisi ile sağlığına kavuşan Johnun yaşadıklarını anlatalım;</strong></h3>
<p>John Bettens inanılmaz yoğun, kariyer odaklı bir ceza savunma avukatıydı. John&#8217;un kanser yolculuğu, Mart 2003&#8217;te prostat kanseri teşhisi konulduğunda başladı. Tedavi seçeneklerini değerlendirdikten sonra,<br />
GELENEKSEL TEDAVİ ve radyoterapi tedavilerini reddetti.<br />
Nisan 2007&#8217;de, John&#8217;a foliküler lenfoma teşhisi konuldu.<br />
John&#8217;un deyişiyle:</p>
<p style="font-weight: inherit;"><em style="font-weight: inherit;">“Boynumun kenarında bir yumru görünmesi sadece 36 saat sürdü. Önceden uyarı almadım. Bu, vücudumun ikinci bir kanser barındırdığı konusunda uyarımdı.”</em></p>
<p>Mart ve Mayıs 2007 arasında, boynunda biyopside bu genişlemiş düğüm vardı, daha sonra<br />
cerrahi bir işlemle çıkarıldı ve tekrar biyopsi yapıldı. Biyopsiler, düğümü kanserli olarak gösterdi.<br />
Bu prosedürleri takiben, yine bu kanser için bir monoklonal antikorun kullanımı ile birlikte kemoterapiye başlayan John herhangi bir geleneksel terapiyi reddetmiştir.<br />
2007&#8217;nin geri kalanı boyunca ve Şubat 2008&#8217;e kadar, boynu, göğsü ve karnında<br />
olduğu doğrulanmış olan kanserin ilerlemesini izlemek için bir dizi BT taraması yaptı. Bu süre zarfında boyun<br />
ve göğüste genişlemiş düğümler büyük oranda değişmeden kalmıştır, ancak midede bulunanlar boyut olarak artmıştır. Tarama sonuçlarına göre bazı düğümler “önemli ölçüde hastalıklı” idi. 2007&#8217;nin ikinci yarısında,<br />
durumunun bakteriyel kökenli olabileceği inancıyla yoğun bir üç aylık antibiyotik kürüne başladı. Ancak bu<br />
tedavi başarısız oldu.<br />
<strong>İdrar tedavisi rejimi</strong><br />
Şubat 2008&#8217;in sonlarında doktorlarından biri (her zamanki GP&#8217;si ya da onun hematologları) ile<br />
birlikte 2004&#8217;ten beri prostat kanseri ile ilgili olarak danışmanlık yapmış olanlardan biri,<br />
idrar tedavisini tavsiye ederek, başarısını desteklemek için herhangi bir bilimsel kanıtın o an olmadığını belirtti. Anekdot olarak, lenfomanın tedavisinde başarılı olduğunu biliyordu. Tavsiye edilen rejim,<br />
idrar yolunu temizlemek için küçük bir miktar İŞLENDİKTEN sonraki idrarın 250 ml&#8217;sini içmekti. John<br />
bu terapiyi denemeye karar verdi.<br />
<strong>Terapi başarısı</strong><br />
Sonuçlar olağanüstü ve CT taraması ile doğrulandı. Şekil 1,<br />
2 Nisan 2007 ve 10 Şubat 2012 arasında mide, göğüs ve boyundaki lenfadenopatinin ilerlemesini göstermektedir. Ağustos 2008&#8217;e kadar göğsündeki düğümlerin büyüklüğü<br />
büyük oranda değişmeden kalmıştır. Bu, Aralık 2008&#8217;e kadar boyun düğümleri için de geçerliydi.<br />
Bu tarihlerin ötesinde, hem göğüs hem de boyun düğümleri küçülmeye başladı.<br />
Şekil 1: <a href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/04/john.png" data-wpel-link="internal"><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-2141 alignleft" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/04/john.png" alt="" width="384" height="246" srcset="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/04/john.png 557w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/04/john-300x192.png 300w" sizes="(max-width: 384px) 100vw, 384px" /></a><br />
&nbsp;<br />
&nbsp;<br />
&nbsp;<br />
&nbsp;<br />
&nbsp;<br />
&nbsp;<br />
&nbsp;<br />
12 Şubat 2008&#8217;de başlayan dönem, Şubat 2008&#8217;in sonlarında John&#8217;un idrar tedavisini başlattığı dönemdir. 2008 yılının Şubat ayında, karnın içinde yer alan en büyük düğüm, 3 cm çapındaydı. Mayıs 2008 itibariyle, düğüm çapı 2 cm&#8217;ye düşmüştü ve Ağustos 2008&#8217;e kadar 1 cm daha daraldı. Bir Şubat 2010 taramasında, göğüste veya boynunda hiçbir düğüm bulunmadığı (bu durumun ya algılanamayacağı ya da önemsiz ya da önemsiz olduğu düşünülebilir) ve karındaki en büyük tümör  sadece 6 mm x 4 mm boyutlarında ölçülmüştür. John&#8217;un Şubat 2012&#8217;ye kadar BT taraması daha yoktu. Sonuç: karın, göğüs veya boyunda lenfadenopati saptanamadı.<br />
John şu sonuca varır:</p>
<p style="font-weight: inherit;"><em style="font-weight: inherit;">“Benim görüşüme göre, dört yıllık süre boyunca, ancak özellikle ilk sekiz ayda, sonuçlar ,idrar tedavisi ve görüntü kullanımı ile lenfatik sistemimden saptanabilir herhangi bir kanserin azaltılması ve nihai olarak ortadan kaldırılması arasında güçlü bir ilişki olduğunu gösteriyor. Bunlar, bu dönemde iyileşme rejimimde yaptığım tek değişiklikti.”</em></p>
<p>John, bilimsel desteğin bu tür kanser için iyi tanınan bir tanı aracı olan BT taramalarından geldiğini savunuyor. Taramalar, saptanabilir herhangi bir kanserin azaltılmasını ve nihai olarak yok edilmesini gösterdi ve bu  azalma ve eliminasyon, idrarın terapi olarak kullanıldığı süre ile ilişkiliydi. Hematolog ve &#8216;geleneksel&#8217; GP<br />
başarısı için bir açıklama sunamazken,<br />
John kararlı bir şekilde: <em>“Görüş açımdan, idrarın, imgenin ve ikisinin de fark yaratan inancımın sarsılmaz olduğunu düşünüyorum. Bu kendiliğinden gerileme değildi. Bu sonuç için dört yıl boyunca gerçekten çok çalıştım.” </em><br />
John Bettens’in bu olaydan sonra ise daha da ileri giderek idrar tedavisi yöntemi ile kanser hücrelerini yok ettiğini iddia etmiş ve bunun için ABD’de bir patent dahi almış ve bilim çevrelerinden de ortaya koyduğu bu şaşırtıcı idrar tedavi yöntemine hiç bir itiraz gelmemiştir.<br />
<a href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/04/patent.png" data-wpel-link="internal"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-2144 size-full" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/04/patent.png" alt="patent" width="768" height="279" srcset="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/04/patent.png 768w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/04/patent-300x109.png 300w" sizes="(max-width: 768px) 100vw, 768px" /></a><br />
<strong>John ile ilgili yazının kaynakları: (5)</strong><br />
Gelin şimdide National Center for Biotechnology Information (Ulusal Biyoteknoloji Bilgi Merkezi) daki bir makaleyi okuyalım</p>
<h1>Deve idrar bileşenleri in-vitro anti-kanser özelliklerini göstermektedir:</h1>
<p><strong>ETNOFARMAKOLOJİK İLİŞKİ:</strong><br />
Deve idrarı (CU), Arap Yarımadası&#8217;nda kanser de dahil olmak üzere çeşitli hastalıkları tedavi etmek için yaygın olarak kullanılırken, tam olarak etki mekanizması tanımlanmamıştır. Bu çalışmanın amacı, deve idrarının in-vitro (sıklıkla biyoloji ve tıp alanlarında kullanılan ve &#8220;laboratuvar ortamında ya da yapay koşullarda&#8221; manası taşıyan bir terimdir.) insan hücreleri üzerinde anti-kanser etkisine sahip olup olmadığını araştırmaktır.<br />
<strong>MALZEMELER VE YÖNTEMLER:</strong><br />
AnnexinV / PI testi, apoptozu değerlendirmek için kullanıldı ve immünoblot analizi, farklı apoptotik ve onkojenik proteinler üzerindeki CU&#8217;nun etkisini belirledi. Ayrıca, sitotoksisite ve hücre döngüsü üzerindeki etkiyi ve sitokinlerin üretimini araştırmak için akış sitometrisi ve Elispot kullanılmıştır.<br />
<strong>SONUÇLAR:</strong><br />
Deve idrarı, tüm non-tumorijen hücre epitelyal ve normal fibroblast hücreleri epitelyal ve fibroblast hücreleri üzerinde sadece marjinal etki ile, tüm değil, insan kanser hücre dizilerine karşı sitotoksisite gösterdi. İlginç bir şekilde, 216 mg / ml liyofilize CU, hücre proliferasyonunu inhibe etti ve göğüs kanseri ve medulloblastomalar dahil olmak üzere farklı kanser hücrelerinde apoptosisin% 80&#8217;inden fazlasını tetikledi. Apoptoz, bu hücrelerde Bcl-2 azalması yoluyla intrinsik yoldan indüklendi. Dahası, CU, kanser destekleyici proteinleri survivin, β-katenin ve siklin D1&#8217;i aşağı regüle etti ve sikline bağımlı kinaz inhibitörü p21&#8217;in seviyesini arttırdı. Ek olarak, CU&#8217;nun, periferal kan mononükleer hücrelerine karşı sitotoksik etkisi olmadığını ve IFN-y&#8217;yi indükleyerek ve Th2 sitokinleri IL-4&#8217;ü inhibe ederek güçlü bir immüno-indükleyici aktiviteye sahip olduğunu gösterdik.<br />
<strong>SONUÇLAR:</strong><br />
&nbsp;<br />
CU(Deve idrarı)&#8217;nun in vitro spesifik ve etkili anti-kanser ve güçlü immün modülatör özellikleri vardır.<strong>(6)</strong><br />
<figure id="attachment_2145" aria-describedby="caption-attachment-2145" style="width: 209px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/04/nasa-1.jpg" data-wpel-link="internal"><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-2145" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/04/nasa-1.jpg" alt="" width="209" height="258" srcset="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/04/nasa-1.jpg 420w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/04/nasa-1-243x300.jpg 243w" sizes="(max-width: 209px) 100vw, 209px" /></a><figcaption id="caption-attachment-2145" class="wp-caption-text">Kanser tedavisinde kullanılmak üzere Deve idrarından üretilen kapsül şeklindeki ilaç için Amerika Patent Ofisinden Patent alındığını gösteren belge…</figcaption></figure>
“Ulusal Havacılık ve Uzay Dairesi” yani “NASA” dahi idrar hakkında bir araştırma yapma ihtiyacı hissetmiştir. NASA’nın laboratuvar verilerine dayanan raporunda, idrarda faydalı maddelerin bulunduğu ortaya konmuştur.<strong>[7]</strong><br />
<figure id="attachment_2147" aria-describedby="caption-attachment-2147" style="width: 238px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/04/nasa-2.jpg" data-wpel-link="internal"><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-2147 " src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/04/nasa-2.jpg" alt="" width="238" height="305" srcset="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/04/nasa-2.jpg 404w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/04/nasa-2-234x300.jpg 234w" sizes="(max-width: 238px) 100vw, 238px" /></a><figcaption id="caption-attachment-2147" class="wp-caption-text">Idrar ile alakalı NASA raporunun ilk sayfası…</figcaption></figure>
Sağlık alanıyla alakalı kaleme aldığı kitaplarla tanınan Harald W. Tietze’nin ilk baskısı 1996’da yapılan ve “International Bestseller” olan yani Dünya çapında en çok satan kitaplar arasına giren “Urine The Holy Water” yani “Kutsal Su Idrar” başlıklı kitabında, idrar tedavisinin faydalarından bahsedilir ve tedavinin en sık uygulandığı ülkenin Almanya olduğu yazar<strong>.[8]</strong><br />
Kitabın 44. sayfasında “Deve idrarı”nın kalp ve dolaşım sistemi hastalıklarına iyi geldiği yazmaktadır.<strong>[9]</strong><br />
<figure id="attachment_2148" aria-describedby="caption-attachment-2148" style="width: 218px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/04/kitap.jpg" data-wpel-link="internal"><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-2148" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/04/kitap.jpg" alt="" width="218" height="313" srcset="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/04/kitap.jpg 361w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/04/kitap-209x300.jpg 209w" sizes="(max-width: 218px) 100vw, 218px" /></a><figcaption id="caption-attachment-2148" class="wp-caption-text">Harald W. Tietze’nin ilk baskısı 1996’da yapılan ve “International Bestseller” olan kitabı…</figcaption></figure>
***<br />
<figure id="attachment_2149" aria-describedby="caption-attachment-2149" style="width: 348px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/04/a.jpg" data-wpel-link="internal"><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-2149 size-full" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/04/a.jpg" alt="" width="348" height="230" srcset="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/04/a.jpg 348w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/04/a-300x198.jpg 300w" sizes="(max-width: 348px) 100vw, 348px" /></a><figcaption id="caption-attachment-2149" class="wp-caption-text">2. Dünya Idrar Terapi Konferansı Mayıs 1999’da Almanya’da yapıldı…<strong style="font-size: 16px;"> </strong></figcaption></figure>
Dr. Johann Abele ise 1995 yılında yayınlanan kitabında 5 milyon Almanın şifa bulmak için idrar kullandığını ifade eder.<strong>[10]</strong><br />
<a href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/04/abele.jpg" data-wpel-link="internal"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-2150" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/04/abele.jpg" alt="" width="352" height="236" srcset="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/04/abele.jpg 747w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/04/abele-300x201.jpg 300w" sizes="(max-width: 352px) 100vw, 352px" /></a><br />
&nbsp;<br />
Birçok makalenin yer aldığı “Holistic Health Healing &amp; Astrosciences” adlı kitabın ikinci cildinde <strong>“Idrar Terapisinin Mucizeleri”</strong> başlıklı makalede, Idrar terapisinin<strong> soğuk algınlığından kansere ve eklem iltihabından AIDS’e kadar</strong> birçok hastalığı tedavi etme potansiyeline sahip olduğu yazar.<strong>[11]</strong><br />
<figure id="attachment_2151" aria-describedby="caption-attachment-2151" style="width: 198px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/04/as.jpg" data-wpel-link="internal"><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-2151" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/04/as.jpg" alt="" width="198" height="278" srcset="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/04/as.jpg 346w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/04/as-214x300.jpg 214w" sizes="(max-width: 198px) 100vw, 198px" /></a><figcaption id="caption-attachment-2151" class="wp-caption-text">“Holistic Health Healing &amp; Astrosciences” adlı kitap…</figcaption></figure>
<strong> Y</strong><strong>azının ortalarında da belirttiğim gibi idrarın birçok hastalığı tedavi ettiğine dair geniş bir literatür oluşmuştur. Bunlardan birkaçını daha sunalım sizlere:</strong><br />
<a href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/04/1.jpg" data-wpel-link="internal"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-2152" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/04/1.jpg" alt="" width="206" height="320" srcset="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/04/1.jpg 206w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/04/1-193x300.jpg 193w" sizes="(max-width: 206px) 100vw, 206px" /></a><br />
<em>Almanca bir kitap: Carmen Thomas, Ein ganz besonderer Saft, Urin, </em><strong><em>(Çok Özel bir Su, Idrar)</em></strong><em>, VGS Verlagsgesellschaft, Köln 1993. Bu kitap </em><strong><em>“Çişteki mucize”</em></strong><em> başlığıyla türkçeye de çevrildi. Leman Çalışkan’ın tercüme ettiği bu kitap, 1995 yılında </em><strong><em>“Doğan Kitap”</em></strong><em> tarafından basıldı. Hatta </em><strong><em>Pakize Suda</em></strong><em>“Hürriyet”teki köşesinde bir nevi tanıtımını da yaptı. (Bakınız; http://www.hurriyet.com.tr/cisteki-mucize-4828428 )</em><br />
***<a href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/04/2.jpg" data-wpel-link="internal"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-2153" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/04/2.jpg" alt="" width="190" height="271" srcset="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/04/2.jpg 363w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/04/2-210x300.jpg 210w" sizes="(max-width: 190px) 100vw, 190px" /></a><br />
<em>Almanca bir kitap: Flora Peschek-Bِöhmer, Urin-Therapie – ein Tabu wird gebrochen, Heilerfolge bei vielen Krankheiten und Beschwerden, </em><strong><em>(Idrar Terapisi-Bir tabu yıkılıyor, Birçok Hastalık ve Rahatsızlıklarda Şifa Başarıları)</em></strong><em>, Heyne Verlag, 1995.</em><br />
***<br />
<a href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/04/3.jpg" data-wpel-link="internal"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-2154" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/04/3.jpg" alt="" width="205" height="286" srcset="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/04/3.jpg 300w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/04/3-215x300.jpg 215w" sizes="(max-width: 205px) 100vw, 205px" /></a><br />
<em>Almanca bir kitap: Gennadi Malachow: Urin-Therapie, </em><strong><em>(Idrar Terapisi)</em></strong><em>, Verlag Phِönix, 1999.</em><br />
***<a href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/04/4.jpg" data-wpel-link="internal"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-2155" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/04/4.jpg" alt="" width="254" height="348" srcset="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/04/4.jpg 378w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/04/4-219x300.jpg 219w" sizes="(max-width: 254px) 100vw, 254px" /></a><br />
<em>Ingilizce bir kitap: John W. Armstrong, The Water Of Life: A Treatise on Urine Therapy </em><strong><em>(Hayat Suyu: Idrar Terapisi üzerine bir Araştırma)</em></strong><em>, Published by True Health Publishing Co. By Health Science Press, Rustington, Sussex, 1948.</em><br />
***<a href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/04/5.jpg" data-wpel-link="internal"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-2156" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/04/5.jpg" alt="" width="210" height="247" srcset="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/04/5.jpg 441w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/04/5-255x300.jpg 255w" sizes="(max-width: 210px) 100vw, 210px" /></a><br />
<em>Coen van der Kroon, idrar terapisi için bir kılavuz bile neşretti; Coen van der Kroon, The Golden Fountain: The Complete Guide to Urine Therapy </em><strong><em>(Altın Çeşme: Idrar Terapisi için Tam Kılavuz), </em></strong><em>Publisher: Amethyst Books, 1995.</em><br />
***<br />
İdrarın tıbbi olarak gerçekten de büyük önemi olduğu tüm dünya da kabul görmektedir. Örneğin ABD eski başkanı Barack Obama, İngiliz maceracı Bear Grylls ile birlikte vahşi doğada hayatta kalma programına iklim değişikliğine dikkat çekmek için katılmış ve Amerikan NBC televizyonu da bu programı tüm dünyaya yayınlamıştı.<br />
Bear Grylls’in başkan Obama’ya idrarını içmesini tavsiye etmesi elbette ki vahşi doğa da hiç bir gıda bulamadığınızda hayatta kalmak için yapmanız gereken son eylem olduğunu gösterebilmek içindi.<br />
Londra Üniversitesinden Doktor Kevin Fong, hayatta kalabilmek için idrarın içilebileceğini söylüyor. Ancak panik ve kriz anlarında idrarın şifa değil zehir olabileceğini de söylüyor. Yani örneğin ormanda kayboldunuz, panik içerisindesiniz, günlerdir aç kaldınız ve ölüm korkusu sardı… Bu durumda içtiğiniz idrar sizi ölüme daha çok yaklaştıracaktır.<br />
Doktor Kevin Fong’un söylediğine göre ise sakin bir beden yapısındayken idrar içilebilir.  Başkan Obama’ya kendi idrarını içirmeye çalışan vahşi yaşam uzmanı Bear Grylls’in tavsiyesi de vahşi doğa da hayatta kalma dersine örnek olması içindi…<br />
<a href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/04/6.jpg" data-wpel-link="internal"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-2157" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/04/6.jpg" alt="" width="600" height="298" srcset="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/04/6.jpg 600w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/04/6-300x149.jpg 300w" sizes="(max-width: 600px) 100vw, 600px" /></a><br />
Gördüğünüz gibi, idrarın birçok hastalığa iyi geldiği yapılan araştırmalarla sabittir. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz ise 1400 küsur sene evvel hastalanan birkaç kişiye bunu tavsiye etmekle adeta bir mucize göstermiştir, diyebiliriz. Hz. Peygamber aleyhisselatu vesselam Efendimiz bunu söyleyince “alay” edenler, batıyla neden alay etmiyor? Işte bu aşağılık kompleksinin bir tezahürüdür. Bütün dünya eski medeniyetlerden kalma yazılı metinleri bulmak için arkeolojik çalışmalar yaparken, bizim hadis inkarcıları elimizin altında bulunan ve hazine kıymetinde olan kaynakları atmakla iftihar ediyor. Bunun adı kelimenin tam manasıyla “barbarlık”tır… tekrar tekrar belirtelim bu hadiste “hepimiz deve idrarı içelim” şeklinde bir emir falan yok.<br />
&nbsp;<br />
<span style="font-family: helvetica, arial, sans-serif;">Yazıdaki Kaynaklar:</span><br />
1-1.1: http://www.bizimkose.com/06/24/deve-idrari-hadisinin-izdusumu-klinik-mi-hadarilik-mi?<br />
2: http://www.kursadberkkan.net/deve-sidigi-sifa-mi-bilimsel-tespitler-ne-diyor<br />
3: http://www.bizimkose.com/06/24/deve-idrari-hadisinin-izdusumu-klinik-mi-hadarilik-mi?<br />
4: http://www.kursadberkkan.net/deve-sidigi-sifa-mi-bilimsel-tespitler-ne-diyor<br />
5: http://rometosantiagoproject.com.au/johns-stor<br />
http://urinetherapy.info/johns-story<br />
https://au.linkedin.com/in/johnbettens<br />
6: https://www.ncbi.nlm.nih.gov/pubmed/22922085<br />
7: David F. Putnam, Composition and Concentrative Properties of Human Urine, NASA Contractor Report, Temmuz 1971. Rapor için bakınız;<br />
https://ntrs.nasa.gov/archive/nasa/casi.ntrs.nasa.gov/19710023044.pdf<br />
8: [ Harald W. Tietze, Urine The Holy Water, Harald W. Tietze Publishing: 2003, 3rd edition (3. baskı. 1. baskı: 1996), P/L, Australia, sayfa 15.]
9: Harald W. Tietze, Urine The Holy Water, Harald W. Tietze Publishing: 2003, 3rd edition (3. baskı. 1. baskı: 1996), P/L, Australia, sayfa 44.<br />
10: Dr. Johann Abele, Die Eigenharnbehandlung-Erfahrungen und Beobachtungen, (Idrar Terapisi-Deneyler ve Gözlemler), Haug-Verlag, 1995.<br />
11: Dr. B.D. Sharma, Holistic Health Healing &amp; Astrosciences (An International Sourcebook), Holistic Health &amp; Healing in 21st Century, cild 2, B. Jain Publishers: 2003, sayfa 279.<br />
&nbsp;<br />
<span style="font-family: helvetica, arial, sans-serif;">Yararlanılan Kaynaklar:</span></p>
<ol>
<li><span style="font-family: helvetica, arial, sans-serif;">https://www.sciencedirect.com/science/article/pii/S1658361216000238</span></li>
<li><span style="font-family: helvetica, arial, sans-serif;">https://www.omicsonline.org/open-access/therapeutic-applications-of-camels-milk-and-urine-against-cancer-current-development-efforts-and-future-perspectives-1948-5956-1000461.php?aid=89852&amp;view=mobile</span></li>
<li><span style="font-family: helvetica, arial, sans-serif;">https://www.sorularlaislamiyet.com</span></li>
<li><span style="font-family: helvetica, arial, sans-serif;">http://www.arastirmaciyazarlar.com.tr/haber_detay.asp?haberID=5094</span></li>
<li><span style="font-family: helvetica, arial, sans-serif;">http://www.kursadberkkan.net/deve-sidigi-sifa-mi-bilimsel-tespitler-ne-diyor/</span></li>
<li><span style="font-family: helvetica, arial, sans-serif;">http://www.musellem.net/deve-idrari-hadisi-uydurma-degil-adeta-bir-mucizedir/</span></li>
<li><span style="font-family: helvetica, arial, sans-serif;">http://belgelerlegercektarih.net/deve-idrari-hadisi-uydurma-degil-adeta-bir-mucizedir/</span></li>
</ol>
<p>&nbsp;<br />
<iframe loading="lazy" width="640" height="360" src="https://www.youtube.com/embed/t2SYEjH5piU?feature=oembed" frameborder="0" allow="autoplay; encrypted-media" allowfullscreen></iframe><br />
Deve idrarı üzerine yapılan bilimsel araştırmalar ile ilgili İngilizce ama çok detaylı bir çalışma var onu okumanızı tavsiye ederim slayt gösterisi olarak aşağıda sundum:<br />
<iframe loading="lazy" src="https://www.slideshare.net/slideshow/embed_code/key/s0q8mvMHIH6TAF" width="479" height="511" frameborder="0" marginwidth="0" marginheight="0" scrolling="no" style="border:1px solid #CCC; border-width:1px; margin-bottom:5px; max-width: 100%;" allowfullscreen> </iframe> </p>
<div style="margin-bottom:5px"> <strong> <a href="https://www.slideshare.net/kingabid/scientific-studies-on-camel-urine-pdf" title="Scientific studies on Camel urine" target="_blank" data-wpel-link="external" rel="nofollow external noopener noreferrer">Scientific studies on Camel urine</a> </strong> from <strong><a href="https://www.slideshare.net/kingabid" target="_blank" data-wpel-link="external" rel="nofollow external noopener noreferrer">Caller To Islam / الداعية الإسلامي</a></strong> </div>
<p><strong>Anahtar Kelimeler:</strong> <span style="font-size: 14px;">deve idrarı hadisi deve idrarı tartışması deve idrarı cübbeli deve idrarı hadisi klinik mi deve idrarı içen araplar deve idrarı bilimsel deve idrarı içmek caiz mi deve idrarı içen türkler deve idrarı içen deve idrarı neye yarar deve idrarı deve idrarı içmek deve idrarı ayet deve idrarı içen arap deve idrarı içen adam deve idrarı diyanet deve idrarı ekşi deve idrarı içmek ekşi sözlük deve idrarı içmek ekşi deve idrarı faydaları deve idrarı içmek faydaları rüyada deve idrarı görmek deve idrarı neye iyi gelir deve idrarı hacılar) deve idrarı helal mi deve idrarı içen hacılar deve sütü ve idrarı hadis deve idrarı ile ilgili hadisler deve idrarıyla ilgili hadis helal deve idrarı deve idrarı içen 2 türk hastanelik oldu deve idrarı ile ilgili hadis deve idrarı içmek sünnet mi deve idrarı içme hadisi deve idrarı içilir mi deve idrarı kanser deve idrarı mide kanseri deve idrarı içilirmi deve idrarı ne işe yarar deve idrarı sorularla islamiyet deve idrarı sedef deve idrarı içmek şifadır deve idrarı hadisi şerif umrede deve idrarı içen iki türk hastanelik oldu deve sütü ve idrarı ile ilgili hadis deve sütü ve idrarı deve sidiği hadisi deve sidiği zararları deve sidiği polemiği deve sidiği içilir mi deve sidiği içen araplar deve sidiği ekşi deve sidiği nerede satılır deve sidiği hadisi diyanet deve sidiği bilimsel deve sidiği ebubekir sifil deve sidiği deve sidiği faydası deve sidiği ayet deve idrarı ayet deve sidiği içen adam deve sidiği cübbeli ahmet hoca deve sidiği caner taslaman deve sidiği canlı yayın deve sidiği cübbeli deve sidigi icmek caiz mi deve sidiği diye kendi deve sidiği diye kendi sidiğini deve sidiği diye kendi sidiğini satan adam deve sidiği diye kendi sidiğini sattı deve sidiği diyanet deve idrarı diyanet deve sidiği egzama deve sidiği edip yüksel deve sidiği ekşi sözlük deve idrarı ekşi deve sidiği fiyatı deve sidiği fetva meclisi deve sidiği faydaları bilimsel deve sidigi faydalımı rüyada deve sidiği görmek deve sidigi neye iyi gelir deve sidiği hadisi arapça deve sidiği hangi hastalığa iyi gelir deve sidiği hadisi cübbeli deve sidiği hadisi sahih mi deve sidiği hadisi cübbeli ahmet hoca deve sidiği hadisi fetva meclisi deve sidiği haber deve idrarı hacılar) deve sidiği içmek deve sidiği içme deve sidiği içen iki türk deve sidiği içmek sünnet mi deve sidiği içtiler deve sidiği içmek sünnettir deve sidiği için hadisi deve sidiği kuranda geçiyormu deve idrarı kanser kuran deve sidiği deve sidiği meselesi deve idrarı mide kanseri deve sidiği içilirmi deve sidiği sünnet mi deve sidiği neye yarar deve idrarı ne işe yarar deve idrarı neye yarar peygamber deve sidiği deve sidiği satın al deve sidiği sorularla islamiyet deve sidiği satan adam deve idrarı sedef deve sidiği şifadır hadisi deve sidiği şifadır deve sidiği şifadır diyen akademisyen deve sidiği şifa deve sidiği şifa mıdır deve sidiği içmek şifadır deve sidiği tartışması deve sidiği ile tedavi deve sidiği ve sütü karıştırarak içen adam deve sidiği video deve sütü ve sidiği deve sidiği yararları deve sidiği youtube deve sidiği yerine kendi deve idrarı faydaları deve sidiği ne işe yarar</span></p>The post <a href="https://ateistlerecevap.org/deve-idrari-hadisi-hakkinda-detayli-aciklama/" data-wpel-link="internal">Deve İdrarı Hadisi Hakkında Detaylı Açıklama…</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ateistlerecevap.org/deve-idrari-hadisi-hakkinda-detayli-aciklama/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İslamiyet&#039;ten Önce Hangi Dinler Vardı?</title>
		<link>https://ateistlerecevap.org/islamiyetten-once-hangi-dinler-vardi/</link>
					<comments>https://ateistlerecevap.org/islamiyetten-once-hangi-dinler-vardi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ateistlere Cevaplar]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 27 Mar 2018 15:07:23 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sorular]]></category>
		<category><![CDATA[İslam Gelmeden Önce Mekke Nasıldı]]></category>
		<category><![CDATA[İslam Gelmeden Önceki Dinler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.ateistlerecevap.org/?p=2117</guid>

					<description><![CDATA[<p>Araplar İslamiyet öncesi Arap Yarımadası&#8217;nda göçebe olarak yaşıyorlardı. Geçimlerini ise hayvancılıkla sağlıyorlar, ayrıca bazı Araplar da Arabistan&#8217;ın iç kesimindeki vahalarda tarımcılık yapıyorlardı. Bunların yanında önemli geçim kaynaklarından biri de çöl adeti olan kervan soygunlarıydı. Arapların İslam öncesi örgütlenme biçimleriyse Bedevi klasik sistemidir. Bu sisteme göre kabilenin saygın üyelerinden oluşan bir meclis bulunurdu. Kabile yaşamında kurallar daha çok [&#8230;]</p>
The post <a href="https://ateistlerecevap.org/islamiyetten-once-hangi-dinler-vardi/" data-wpel-link="internal">İslamiyet'ten Önce Hangi Dinler Vardı?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/slamdan-once-hangi-dinler-vardi.png" data-wpel-link="internal"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-2119" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/slamdan-once-hangi-dinler-vardi.png" alt="" width="1280" height="720" srcset="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/slamdan-once-hangi-dinler-vardi.png 1280w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/slamdan-once-hangi-dinler-vardi-300x169.png 300w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/slamdan-once-hangi-dinler-vardi-1024x576.png 1024w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/slamdan-once-hangi-dinler-vardi-768x432.png 768w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/slamdan-once-hangi-dinler-vardi-1200x675.png 1200w" sizes="(max-width: 1280px) 100vw, 1280px" /></a></p>
<p class="transition visible">Araplar İslamiyet öncesi Arap Yarımadası&#8217;nda göçebe olarak yaşıyorlardı. Geçimlerini ise hayvancılıkla sağlıyorlar, ayrıca bazı Araplar da Arabistan&#8217;ın iç kesimindeki vahalarda tarımcılık yapıyorlardı. <em>Bunların yanında önemli geçim kaynaklarından biri de çöl adeti olan kervan soygunlarıydı.</em> Arapların İslam öncesi örgütlenme biçimleriyse Bedevi klasik sistemidir.</p>
<p>Bu sisteme göre kabilenin saygın üyelerinden oluşan bir meclis bulunurdu. Kabile yaşamında kurallar daha çok ataların adetlerine göre şekilleniyordu ve toprakta özel mülkiyet yoktu. Otlaklar, su başları, hatta yer yer sürüler kabilenin ortak malı durumundaydı. Mekke ise bulunduğu konum itibarıyla ticaret merkezi halini almış ve burada yerleşik hayata geçilmeye başlanmıştır. Yerleşik yaşam, ticaretin gelişmesi ve bu yolla edinilen kişisel servet kabile yaşantısının çöküşünü hızlandırıyordu. Kabile bağları gevşedi. Kabileler arası dayanışmanın yerini ticari kaygılar ve daha fazla kazanma anlayışı aldı. Mekke&#8217;nin gitgide şehirleşmesi, kabile üyeleri ve kabileler arasında doğan hiyerarşi nedeniyle burada ayrı bir yönetim biçimi ortaya çıktı. Bu yönetim biçiminde şehir, bir meclis tarafından yönetiliyordu. Meclis ise yetkileri babadan oğula geçen ve yetkili olanların yetki alanları birbirinden ayrı on reisten meydana geliyordu.</p>
<p class="transition visible">Tapınılan <strong>Kabe </strong>sayesinde Mekke kutsal kent kabul ediliyordu. Şehir yönetimi tarafından ticaretin gelişmesi için kabileler arasında barış ilan ediliyor ve bu dönemde kabileler Mekke&#8217;deki tapınağı ziyaret ederek hac ziyaretlerini yerine getiriyorlardı. Ekonominin temelini oluşturan kervanlara, yani ticarete yönelik soygun ve talanlar bu dönemlerde azalsa da devam ediyordu. Süren savaşlar ve parçalanmaya yüz tutsa da kabilecilik ticaretin ve toplumsal yaşamın önündeki en büyük engeldir. Yaşamı ve kabileler arası ilişkileri düzenleyecek bir örgüte ihtiyaç duyulmaktaydı. Bu örgütte devlet olacaktı.</p>
<p><strong>Arabistan&#8217;da kabile yaşamı kökünden sarsılıyordu.</strong> Ama gelişen bir kölecilik yaşanmıyordu. İlkel komünal toplumdan sonra doğal gelişim seyri içinde yaşanacak evre, köleci toplumdu. Oysa Arabistan&#8217;da köleci ilişkiler gelişmemiş, yani köle emeği toplumsal üretimin ve gelişimin temelini hiçbir zaman oluşturmamıştır. Sosyal yaşam içerisinde köleler ve köle sahipleri bulunmasına karşın, köleler daha çok ev işlerinde, kervanların korunmasında ve cariye olarak kullanılmaktaydı. Üretimde köle emeğinin kullanılması çok ender görülen bir şeydi.<br />
<strong>Dinsel anlamda ise, İslamiyet öncesi egemen olan din putperestlikti.</strong> Her kabilenin, her biri bir tanrıyı simgeleyen çok sayıda putu vardı. Putlar genellikle kadın, kuş, aslan vb. şekillerde tasvir edilmişti. Tüm kabilelerce kutsal kabul edilen Kabe&#8217;nin içi putlarla doluydu. Arabistan&#8217;da Kabe dışında bu dönemde yüz kadar daha tapınak bulunuyordu. Yahudilik ve Hristiyanlık da zamanla tüccarlar aracılığıyla Arabistan&#8217;a girmişti. Ancak Araplar kendilerine yabancı gördükleri bu dinlere ilgi göstermemişlerdi. Bu dinler Arabistan&#8217;da tek tük taraftar bulmaktan öteye gidememişti. İslamiyet, Hristiyanlıktan farklı olarak bu tarihsel koşullar içerisinde var oldu. Hristiyanlık doğduğunda Roma devleti Köleci bir devletti. Hristiyanlık da bu köleci devletin otoritesini reddederek ezilen kesimlere umut taşıyarak var olmuştu. Oysa İslamiyet&#8217;in çıktığı koşullarda Arap Yarımadası&#8217;nda kabile ilişkileri yıkılmaya yüz tutmasına karşın hala egemendi. Bu nedenle de gelişim çizgisi Hristiyanlıktan farklı bir hat izleyecekti.<br />
Bilindiği gibi Peygamberimiz, Miladî 570 (veya 571) yılı Rebiulevvel ayının 12&#8217;sine rastlayan bir Pazartesi günü dünyayı şereflendirdiler. (Hamidullah, 1/39) O dönemde Arabistan&#8217;da mevcut olan dinleri ve inançları araştırdığımızda ve Kur&#8217;ân–ı Kerim&#8217;den de bizzat anladığımıza göre, karşımıza çeşitli garip inançlar çıkmaktadır. Bunların başlıcaları şunlardır:<br />
<b>1. Haniflik:</b> Hz. İbrahim (a.s.)&#8217;ın dininin kalıntılarını devam ettiren kişilerdi. Arapların çoğunun, putperestlik yaygınlaşıncaya kadar bu inanca mensup oldukları kabul edilmektedir. Hz. İsmâil (a.s.) vasıtasıyla Haniflik inancını kabul etmişlerdi. Hz. Peygamberin doğumu esnasında mevcut bulunan Hanifler, Allah&#8217;ın birliğine inanırlar, putlara ibadeti reddederler, hesaba inanırlar, birçok cahiliyye âdetini kabul etmezlerdi. Siyasî, askerî herhangi bir ağırlıkları yoktu.<br />
<b>2. Yıldızlara Tapma:</b> Yemen&#8217;de, Arap Yarımadası&#8217;nda (bazılarına göre Şam civarında) Horrân vadilerinde ve Yukarı Irak&#8217;ta yıldızlara tapan insanlar vardı. Bunlara <strong>Sabiîler</strong>denirdi. Yıldızlara tapmanın Araplar arasında ne zaman ve nasıl başladığını kesin olarak bilmememize rağmen, Kur&#8217;ân–ı Kerim&#8217;de (Neml, 27/2024) değinilen Süleyman (a.s.) ile Seba kraliçesi (Belkıs bint Şurahil) kıssasından bu inancın Hz. Süleyman zamanında da mevcud olduğunu anlamaktayız. Bunlar, Hz. Peygamber (s.a.s.) zamanına kadar varlıklarını sürdürmüşlerdir. Nitekim, Kur&#8217;ân–ı Kerim&#8217;de bunlar hakkında şöyle buyurulmaktadır:<br />
[stextbox id=&#8217;info&#8217;]<strong>&#8220;Gece, gündüz, Güneş ve Ay O&#8217;nun (Allah&#8217;ın) âyetlerindendir. Eğer gerçekten Allah&#8217;a tapıyorsanız, Güneşe ve Aya secde etmeyin; onları yaratan Allah&#8217;a secde edin.&#8221;</strong> (Fussılet, 41/37)[/stextbox]
<p class="transition visible">Ancak bunlar, o dönemde azınlıkta olup, kayda değer herhangi bir siyâsî ve askerî ağırlıkları yoktu.</p>
<p><b>3. Mecusilik:</b> Bahreyn ve Irak&#8217;ta mecûsiliğe inanan bazı gruplar vardı. Ateşe tapıyorlardı. Mecusi İran İmparatoru bunları himaye ediyordu. Daha sonraları İslâm inançlarına bazı fitneler sokmak ve Müslümanlar arasında fitne tohumları yaymakta Yahudilerle birlikte önemli rol oynadılar.<br />
<b>4. Hristiyanlık:</b> Yarımada&#8217;nın kuzeyinde Tağlib, Kuda&#8217;a, Gassân kabileleri arasında ve Güney Yemen&#8217;de bazı Hristiyan gruplar vardı. Bunların da siyasî ve askerî herhangi bir ağırlıkları yoktu. Yarımada&#8217;nın içinde de yer yer bazı Hristiyan gruplara rastlanmaktaydı. Hristiyanlık, Arabistan&#8217;a Habeşliler ve Romalıların işgalleri sonucu M. 340 yıllarından itibaren girmiştir. (Mübarekfurî 1980, 47)<br />
<b>5. Yahudilik:</b> Yemen, Vadi&#8217;l–Kurâ, Hayber, Teymâ ve Yesrib&#8217;de (İslâm öncesi Medine) Yahudiler vardı. Bunlar, diğer inanç gruplarına göre askerî, siyâsî ve iktisâdî ağırlığa sahipti. Kendilerini Allah&#8217;ın seçkin milleti kabul ediyor ve Allah&#8217;ın insanları onlarla yöneteceğine inanıyorlardı. Bu sebeple, beklenilen son peygamberin kendilerinden biri olacağı beklentisi içindeydiler. Arabistan&#8217;a, ülkelerinin M.Ö. 587 yılında Buhtünnasır tarafından işgal edilmesi üzerine göç etmişlerdi. (a.g.e., 46)<br />
<b>6. Putpereslik:</b> Arap Yarımadasının her tarafına yayılmış, diğer bütün inançlardan daha fazla etkiye sahip ve daha çok yaygındı. Arabistan&#8217;a bu inancın ne zaman sokulduğu, nasıl yaygın hale geldiği konusunda değişik görüşler vardır. Bunlardan en yaygın olanı, putperestliği Arabistan&#8217;a Amr b. Luhay adında birinin soktuğudur. Huza&#8217;a kabilesinin reisi olan bu zat, dinlere olan ilgisi ve doğruluğuyla tanınmış biriydi. Devrin insanları onu büyük âlimlerden birisi olarak görmekteydiler.</p>
<p class="transition visible">Bir tür cild hastalığına yakalanan Amr&#8217;a, Şam bölgesinde bulunan Horrân&#8217;a gitmesi ve orada bulunan şifalı bir suyla yıkanması tavsiye edilir. Bu tavsiyeye uyarak oraya giden Amr, o suyla yıkanır, iyileşir. Orada insanların putlara taptıklarını görür, bundan hoşlanır. Hubel adlı putu alıp beraberinde Mekke&#8217;ye getirip Kâbe&#8217;ye diker ve ona tapmaya başlar. Kavminin de ona tapmasını ister. Zamanla bu durum Araplar arasında o derece yaygınlaşır ki, her kabilenin taptığı bir putu olur. <em><strong>Peygamberimiz Mekke&#8217;yi fethettiğinde Kâbe&#8217;de 360 put vardı ve Peygamberimiz bunların hepsini kırdırıp, Kâbe&#8217;yi putlardan temizlemişti. </strong></em></p>
<p>Başka bir rivâyete göre ise, Hz. İsmail&#8217;in çocukları çoğalıp, geçim nedeniyle Mekke&#8217;nin dışına çıkmaya mecbur olduklarından, Mekke&#8217;den çıkışlarında, babaları İsmail&#8217;in hatırasını taşıyan Harem toprağından bir miktar götürüyor, sonra bu toprağı korumak için ona aşırı saygı gösteriyorlardı. Bu iş zamanla gelişerek, onu kutsal kabul edip, ona ibadete dönüştü. Böylece putperestliğin temeli atılmış oldu ve gün geçtikçe şekillenerek gelişti.<br />
Hz. Peygamber&#8217;in yetiştiği asıl muhit olan Hicaz bölgesinde en yaygın inanç bu putperestlik olduğu için, Peygamberimiz mücadelesini öncelikle putperestliğe karşı vermiştir. Bazılarının adları Kur&#8217;ân&#8217;da da geçen bu putların meşhurları şunlardı:<br />
<strong>Menât:</strong> Mekke ile Medine arasında, deniz sahiline yakın el–Musellel denilen bir yerdeydi. Ensar kabileleri, Sa&#8217;d, Huza&#8217;a vb. buna tapardı.<br />
<strong>Lât: </strong>Taif&#8217;te idi. Taifliler buna taparlardı. Peygamberimiz, Mekke&#8217;nin fethinden sonra Ebû Süfyan b. Harb ve Muğîre b. Şu&#8217;be&#8217;yi gönderip onu kırdırdı.<br />
<strong>Uzzâ: </strong>Gatafan, Gânî ve Bahîle kabilelerinin putuydu. Peygamberimiz, Hz. Halid&#8217;i gönderip, onu kırdırmıştır.<br />
<strong>Hubel: </strong>Kureyş&#8217;in en büyük putuydu. Kırmızı akikten yapılmıştı.<br />
Bunların dışında <strong><em>İs&#8217;af, Naile, Vedd, Suva&#8217;, Yağûs ve Ya&#8217;ûk</em></strong> vb. adlarla meşhur başka putları daha vardı. Ki, bunlardan bazıları eski Arap şiirlerinde geçmektedir. Örneğin: Amr b. Humame ed–Dusî, Zülkeffeyn adlı putu yaktığı zaman şu beyti söylemiştir:<br />
[stextbox id=&#8217;download&#8217;]<em><strong>&#8220;Ey Zulkeffeyn, ben senin babandan kalma değilim./ Benim doğumum senin doğumundan öncedir./ Ben senin kalbine ateş doldurdum.&#8221; </strong></em>(Şükrî, 2/209)[/stextbox]
<p class="transition visible">Araplar, putlarını taştan ağaçtan vb. maddelerden yaptıkları gibi, yiyecek maddelerinden de yaparlardı. Meselâ, Hanife Oğulları kabilesi hurma ve undan yapmış oldukları büyük bir putu, kıtlık zamanında yedikleri için rakib kabilenin şairi tarafından şöyle kınanmışlardır:</p>
[stextbox id=&#8217;info&#8217;]<em><strong>&#8220;Hanife oğulları, kıtlık ve açlık zamanı tanrılarını yedi.&#8221;</strong></em> (Kal&#8217;acî 1998, 16)[/stextbox]
<p class="transition visible">Yine başka birisi evinin bahçesine diktiği putuna bir tilkinin gelip bevlettiğini görünce, buna çok sinirlenmiş, bu saygısızlık karşısında kendisini koruyamayanın nasıl tanrı olabileceğini, tepesi atarak şöyle dile getirmiştir:</p>
[stextbox id=&#8217;info&#8217;]<strong>&#8220;Tilkinin başına işediği, tanrı mıdır? / Dikkat edin, tilkilerin başına işedikleri aşağılanmıştır.&#8221; </strong>(a.g.e)[/stextbox]
<p class="transition visible">Bu ve benzeri şiirlerle, Kur&#8217;ân–ı Kerim&#8217;deki bazı âyetlerden anladığımıza göre putperestlik Araplardan bir çoğunu tatmin etmiyordu. Onlar, asıl itibariyle Hz. İsmail ve dolayısıyla da Hz. İbrahim&#8217;in (a.s.) inancına sahip olduklarından, bir Yüce Allah&#8217;ın varlığına inanıyorlardı. Nitekim Kur&#8217;ân–ı Kerim&#8217;de bazı âyetlerde bu hususa işaret edilmektedir: Meselâ:</p>
[stextbox id=&#8217;info&#8217;]<strong>&#8220;Şayet onlara: &#8216;Gökleri ve yeri yaratan kimdir?&#8217; diye soracak olursan, elbette &#8216;Allah&#8217;tır&#8217; diye cevap vereceklerdir.&#8221;</strong> (Lokman, 31/25)[/stextbox]
[stextbox id=&#8217;info&#8217;]<strong>&#8220;Biz onlara sırf bizi Allah&#8217;a yaklaştırsınlar diye ibadet ediyoruz.&#8217; (derler.)&#8221;</strong> (Zümer, 39/3)[/stextbox]
<p class="transition visible">Görüldüğü gibi Araplar, bu hususta bir çelişki içerisindeydiler. Kur&#8217;ân–ı Kerim&#8217;de birçok âyette bu çelişkiye dikkat çekilmiştir. Meselâ:</p>
[stextbox id=&#8217;info&#8217;]
<strong>&#8220;Yaratan (Allah), hiç yaratamayan (putlar)a benzer mi? Hâlâ aklınızı kullanmayacak mısınız?&#8221;</strong> (Nahl, 16/17)<br />
<strong>&#8220;O müşriklerin Allah&#8217;tan başka ibadet edip yalvardıkları sahte tanrılar ise, hiçbir şey yaratamazlar. Zaten kendileri yaratılmaktadırlar.&#8221;</strong> (Nahl, 16/20)<br />
[/stextbox]
<p class="transition visible"><strong>Arapların putlara ibadet ve merasim şekillerini de kısaca şöyle sıralayabiliriz:</strong></p>
<p class="transition visible">Putun huzurunda yalvarmak, yakarmak, belâ ve musibetler anında yardım etmesini, sıkıntılarını gidermesini istemek; Kâbe&#8217;deki putları ziyaret etmek, onların etrafında tavaf etmek, onlara secde etmek, yakarmak; putlar adına, onlara yakın olmak için kurban kesmek, ki Kur&#8217;ân–ı Kerim&#8217;de:</p>
[stextbox id=&#8217;info&#8217;]
<strong>&#8220;&#8230; putlara ait sunaklarda kesilen hayvanların etleri … size haram kılındı&#8230;&#8221; </strong>(Maide, 5/3) [/stextbox]
<p class="transition visible">buyurularak, böyle bir davranış şiddetle yasaklanmıştır.</p>
<p>Putperest Araplar, yiyecek ve içeceklerinden, yahut da ekin ve hayvanlardan bir miktarını putlara ve Allah&#8217;a verirlerdi, Kur&#8217;ân–ı Kerim, bunu da dile getirmekte ve yasaklamaktadır:<br />
[stextbox id=&#8217;info&#8217;]
<strong>&#8220;Allah&#8217;ın yarattığı ekinlerden ve hayvanlardan kendilerince Allah&#8217;a bir hisse ayırdılar da, kendi batıl iddialarınca: &#8216;Şu, Allah&#8217;ın&#8217; dediler, ‘şu da (ulûhiyette ortak edindikleri) putlarımızın.&#8217; Ortakları için ayırdıkları, Allah&#8217;ın hissesine konulmaz, ama Allah&#8217;a ait olanlar ortaklarının hissesine aktarılır. Bunlar ne kötü hüküm veriyorlar!’” </strong>(En&#8217;am, 6/136)<br />
[/stextbox]
<p class="transition visible">Araplar, putlara adak da adarlardı. Önemli bir işe veya yolculuğa karar verdikleri zaman, Kâbe&#8217;ye gelir, putlara kurban keserler; orada bulunan kâhin, içinde fal oklarının bulunduğu torbayı çıkarır ve o oklardan çekerdi. Bunlardan bazısında <strong>&#8220;yap&#8221;,</strong> bazısında <strong>&#8220;yapma&#8221;</strong>, bazısında da <strong>&#8220;boş&#8221;</strong> yazılıydı. &#8220;Yap&#8221; çıkarsa yapmak istediklerini yaparlar; yapma çıkarsa &#8220;vazgeçerler&#8221;, &#8220;boş&#8221; çıkarsa, bir daha çekerlerdi. İslâm, bunları da yasaklamıştır. İslâm&#8217;da, herhangi bir iş konusunda karar verilemediği zaman, istişare ve istihare usûlü vardır.</p>
<p>O günün Arapları, öldükten sonra dirilmeye, âhirete inanmıyorlardı. Nitekim bir gün, Kureyş ileri gelenlerinden Ümeyye ibn Halef, çürümüş kemikleri eline alıp, Peygamberimizin huzuruna gelerek, bunları elinde ufalar ve havaya saçarak, aklınca Peygamberimizi (s.a.s.) mat etmek için: <strong>&#8220;Ey Muhammed, Allah&#8217;ın bunu da dirilteceğini sanıyor musun?&#8221; </strong>diye sormuştu. Peygamberimiz de cevap olarak, <strong>&#8220;Evet. Allah (c.c.), seni öldürecek, sonra diriltecek ve sonra ateşe atacaktır.&#8221; </strong>cevabını vermişti ki, bu husus, Kur&#8217;ân–Kerim&#8217;de şöyle dile getirilmiştir:<br />
[stextbox id=&#8217;info&#8217;]<strong>&#8220;İnsan şunu hiç görüp düşünmedi mi: Biz kendisini bir nutfeden yaratmışken, yaman bir hasım kesildi Bize. Nasıl yaratıldığını unutarak, bir de misâl fırlattı Bize: &#8216;Çürümüş vaziyetteki o kemikleri kim diriltecek!&#8217; diye. De ki: &#8216;Onları ilk defa yaratan diriltir; hem O, yaratmanın her türlüsünü bilir.'&#8221; </strong>(Yasin, 36/77–79)[/stextbox]
<p class="transition visible">Bütün bu bozuk inançlara rağmen, o dönem insanlarından Haniflik ve Hristiyanlıktan etkilenerek âhiret ve hesaba inananların da olduğunu görmekteyiz. Nitekim, Cahiliye dönemi şairlerinden el–Ahnes ibn Şihâb et– Temîmî bir şiirinde şöyle der:</p>
[stextbox id=&#8217;info&#8217;]<strong><em>&#8220;Kuşkusuz Allah&#8217;ın, kulunu güzel işleri sebebiyle hesap günü ödüllendireceğini bildim.&#8221;</em></strong> (Kal&#8217;acî, 18)[/stextbox]
<hr />
<p>Anahtar kelime alanı: islam gelmeden önce mekke nasıldı islam gelmeden önce arapların yaşadığı ortama ne ad verilir islam gelmeden önceki arap toplumunun yaşadığı döneme ne denir islam gelmeden önce ölenler islam gelmeden önce arapların yaşadığı ortam islam gelmeden önceki döneme ne ad verilir islam gelmeden önce arapların yaşadığı ortama ne ad verilirdi islamiyet gelmeden önce arap yarımadasının durumu islamiyet gelmeden önceki dönem hangi adla anılıyordu islamiyet gelmeden önce arabistanın durumu nasıldı islamiyet gelmeden önce peygamberimiz hangi dine inanırdı islamiyet gelmeden önce arap yarımadasının inançları islamiyet gelmeden önce allah&#8217;a inanan insanlar islam dini gelmeden önce arabistan&#8217;da hangi dinler vardı islam dini gelmeden önce arap yarımadası ve çevre devletlerin dinleri islam dini gelmeden önce arabistan yarımadasında nasıl bir yaşam vardı islamiyet gelmeden önceki dönem islamiyet gelmeden önce arabistan&#8217;da hangi dinler hakimdi arabistan&#8217;da islamiyet gelmeden önceki devre ne ad verilirdi islamiyet gelmeden önceki insanlar ne olacak</p>The post <a href="https://ateistlerecevap.org/islamiyetten-once-hangi-dinler-vardi/" data-wpel-link="internal">İslamiyet'ten Önce Hangi Dinler Vardı?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ateistlerecevap.org/islamiyetten-once-hangi-dinler-vardi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İslam&#039;da Mut&#039;a Nikahı Var mıdır? Caiz midir?</title>
		<link>https://ateistlerecevap.org/islamda-muta-nikahi-var-midir-caiz-midir/</link>
					<comments>https://ateistlerecevap.org/islamda-muta-nikahi-var-midir-caiz-midir/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ateistlere Cevaplar]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 23 Mar 2018 18:38:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sorular]]></category>
		<category><![CDATA[İslam'da Muta Nikahı]]></category>
		<category><![CDATA[Muta Nikahı Ne Demek]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.ateistlerecevap.org/?p=2101</guid>

					<description><![CDATA[<p>Mut&#8217;a; yararlanılan şey; umre ile haccı birleştirme; boşanan kadına verilen elbise ve baş örtüsü gibi eşya; bir kadınla geçici olarak evlenme. Çoğulu &#8220;muteun&#8221; dur. Aynı kökten metâ`; yararlanma, yiyecek giyecek gibi yararlı olan her şey demektir. Çoğulu &#8220;emtia&#8221;dır. &#8220;Temettu&#8221; ve &#8220;istimtâ&#8221; ise; bir şeyden uzunca süre yararlanmak, onu lezzetli bulmak, zevk almak anlamlarına gelir. Yararlanılacak [&#8230;]</p>
The post <a href="https://ateistlerecevap.org/islamda-muta-nikahi-var-midir-caiz-midir/" data-wpel-link="internal">İslam'da Mut'a Nikahı Var mıdır? Caiz midir?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/slamda-Muta-Nihaki-var-mi.png" data-wpel-link="internal"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-2102" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/slamda-Muta-Nihaki-var-mi.png" alt="" width="1280" height="720" srcset="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/slamda-Muta-Nihaki-var-mi.png 1280w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/slamda-Muta-Nihaki-var-mi-300x169.png 300w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/slamda-Muta-Nihaki-var-mi-1024x576.png 1024w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/slamda-Muta-Nihaki-var-mi-768x432.png 768w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/slamda-Muta-Nihaki-var-mi-1200x675.png 1200w" sizes="(max-width: 1280px) 100vw, 1280px" /></a><br />
Mut&#8217;a; yararlanılan şey; umre ile haccı birleştirme; boşanan kadına verilen elbise ve baş örtüsü gibi eşya; bir kadınla geçici olarak evlenme. Çoğulu &#8220;muteun&#8221; dur. Aynı kökten metâ`; yararlanma, yiyecek giyecek gibi yararlı olan her şey demektir. Çoğulu &#8220;emtia&#8221;dır. &#8220;Temettu&#8221; ve &#8220;istimtâ&#8221; ise; bir şeyden uzunca süre yararlanmak, onu lezzetli bulmak, zevk almak anlamlarına gelir. Yararlanılacak şey anlamında, metâ` ve mut`a eş anlamlı kelimelerdir.<br />
Mut`anın bir fıkıh terimi olarak iki anlamı vardır. Boşanan kadına iddet süresince yararlanması için verilen şey ve geçici evlilik.<br />
1. Mehir miktarı belirlenmeksizin yapılan nikâh akdinden sonra, henüz cinsel birleşme olmadan boşanma veya fesih yoluyla evlilik sona ererse, kadına mut`a denilen elbise ve baş örtüsü gibi bazı şeyler verilir. Bunlar mehir yerine geçen bir çeşit &#8220;teselli hediyesi&#8221; dir.<br />
Kur`ân-ı Kerim`de şöyle buyurulur:<br />
&#8220;Kadınlara yaklaşmadan ve onlara mehir takdir etmeden boşarsanız, sizin için bir sorumluluk yoktur. Bu durumda zengin kendi imkânına göre, yoksul da kendi imkânına göre, usûlüne uygun bir şekilde onlara, yararlanacakları bir şeyler verin. Bu, iyilikte bulunanların üzerine bir borçtur.&#8221; (el-Bakara, 2/236);<br />
&#8220;Boşanan kadınların örfe göre bir takım eşyalar alma hakkı vardır.&#8221;(el-Bakara, 2/241);<br />
&#8220;Ey iman edenler! Mü`min kadınları nikâhlar, sonra da cinsel birleşmeden önce onları boşarsanız, artık sizin, onların üzerinde iddet sayma hakkınız yoktur. Onlara hemen mut`alarını (yararlanacakları bazı şeyleri) verin ve onları güzellikle serbest bırakın.&#8221; (el-Ahzâb, 33/49).<br />
Bu âyetlerde yer alan &#8220;metea&#8221; veya &#8220;emtea&#8221; fiilleri; birisini bir şeyden yararlandırmak, boşanan kadınlara mut`a vermek anlamlarına gelir (Rağıb el-Isfehânî, el-Müfredât, s. 461).<br />
2. Mut`a evliliği anlamında kullanılır. Bu anlamda mut`a; evlenme engeli bulunmayan bir kadınla, belli bir süre içinde ve belli bir mal karşılığında, &#8220;senin cinsî yönlerinden şu kadar süre ve şu kadar bedel ile yararlanayım&#8221; diyerek icap ve kabulde bulunmaktır.<br />
İslâm`ın ilk devirlerinde zaruret gereği izin verilmiş olan bu evlilik şekli, sonradan neshedilerek ebedî olarak yasaklanmış ve belli bir süreyi kapsayan nikâh akitleri batıl kılınmıştır. Çünkü bu çeşit bir nikâh akdiyle, evlilikten beklenen amaçlar elde edilemez (Muhammed Ali es-Sâbûnî, Tefsîru Âyâti`l-Ahkâm, I, 457).<br />
Mut`a nikâhı anlamında bir de &#8220;geçici (muvakkat) nikâh&#8221; vardır. Bu da bâtıl bir nikâhtır. Aralarındaki ayrılık hemen hemen lâfız farkından öteye gitmez. Meselâ; geçici nikâhta, süreyle birlikte, evlilik ifade eden nikâh ve tezvic sözleri; mut`ada ise; temettu, veya istimta`, yani &#8220;kadının cinsel yönlerinden yararlanma&#8221; anlamı ifade eden sözler kullanılır. Diğer yandan mut`a nikâhında, şahit ve süre sınırlaması şart değildir. Geçici nikâhta ise bunlar şarttır (İbn Âbidin, Reddü`l-Muhtâr, İstanbul 1984, III, 51, vd).<br />
Kur`an-ı Kerim`de mut`a nikâhının esaslarını belirleyen açık bir âyet yoktur. Konu ile bağlantı kurulabilen şu âyettir:<br />
&#8220;Evli kadınlarla evlenmeniz de haram kılındı. Sahibi bulunduğunuz cariyeler müstesna. Bunlar Allah`ın üzerinize farz kıldığı hükümlerdir. Bunların dışında iffetli olarak zina etmeksizin mallarınızla evlenmek istemeniz size helâl kılındı. Onlarla cinsel temasta bulunduğunuzda, ücretlerini (mehir-mut`a) verin. Mehir takdir edildikten sonra birbirinizi razı etmenizde bir sakınca yoktur. Şüphesiz ki Allah, her şeyi çok iyi bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.&#8221; (en-Nisâ, 4/24).<br />
Ayetteki &#8220;ücret&#8221;, mehir olarak değerlendirilmiştir. Bununla, mehirden sözeden diğer âyetler arasında benzerlik vardır.<br />
&#8220;Birbirinizle kaynaşıp başbaşa kalmışken ve onlar (karınız) sizden kuvvetli bir ahid almışken, verdiğinizi (mehri) nasıl geri alabilirsiniz?&#8221; (en-Nisâ, 4/21),<br />
&#8220;Kadınların mehirlerini gönül hoşluğu ile verin. Eğer kendi istekleriyle mehrin bir bölümünü size bağışlarsa onu âfiyetle yeyin.&#8221; (en-Nisâ, 4/4).<br />
&#8220;Kadınlara verdiklerinizden (mehir) herhangi bir şeyi geri almanız size helâl değildir.&#8221; (el-Bakara, 2/229).<br />
Yukarıdaki ilk âyetin genel anlamının mut`a nikâhını da kapsadığı öne sürülmüştür. Bu çeşit nikâhın İslâm`ın ilk yıllarında meşrû kılındığında şüphe yoktur. Ancak daha sonra neshedilmiştir. İmam Şâfiî ve âlimlerden bir grup, mut`anın önce mübah kılındığını, sonra neshedildiğini, sonra yine mübah kılınıp, neshedildiğini, yani bunun iki defa tekrar edildiğini söylemiştir. Diğer bazı bilginler, ikiden fazla, bazıları ise bir defa mübah kılınıp arkasından neshedildiğini ve bundan sonra da artık mübah kılınmadığını belirtmişlerdir (İbn Kesîr, Tefsîru`l-Kur`âni`l-Azîm, İstanbul 1985, II, 225).<br />
Ayetteki &#8220;istemta`tüm (yararlandınız)&#8221; kelimesine, &#8220;dehaltüm (cinsel temasta bulundunuz)&#8221; anlamı verilmiştir. Şiîler ise bu kelimeye, mut`a nikâhı anlamı vermiştir.<br />
İbn Abbas ve Sahabeden bir grup, mut`anın zarûret sebebiyle mübah kılındığını söylemiştir. Diğer yandan İbn Abbas, Übey b. Ka`b, Saîd b. Cübeyr ve es-Süddî mut`a âyetini, &#8220;Belli bir vakte kadar&#8221; ilâvesiyle şu şekilde okudukları nakledilir: &#8220;Onlarla belli bir vakte kadar, cinsel temasta bulunduğunuz da süre dolunca mehirlerini verin.&#8221; (en-Nisâ, 4/24).<br />
İslâm hukukçuları mut`a evliliğinin haram olduğu konusunda görüş birliği içindedir. Şiîlerden başka, cumhurun görüşüne karşı çıkan olmamıştır. Şiîlerin bu konudaki sözleri Kitap, sünnet ve icmâa ters düştüğü için reddedilmiştir. Şöyle ki;<br />
1) Şîa; &#8220;Onlarla cinsel temasta bulunduğunuzda, mehirlerini bir hak olarak verin.&#8221; âyetini mut`aya delil getirir. Halbuki bu âyet, meşru nikâhla evlenip, cinsel temastan sonra, kadının mehre hak kazandığından söz etmekte, bir önceki cümlede, &#8220;Bunların dışında iffetli olarak zina etmeksizin mallarınızla evlenmek istemeniz&#8221; ifadeleri yer alır. Burada zina, sifah ile ifade buyurulmuştur. Sifah veya müsâfeha; sırf suyunu boşaltmak; yani aile yuvası kurarak çocuk sahibi olmak amacı bulunmaksızın sırf cinsel temas ve şehveti gidermek için evlenmek anlamını içerir. Bu durum yasaklanınca, geçici veya mut`a nikâhı, başka bir deyimle &#8220;metres edinmek&#8221; de bu yasak kapsamına girer.<br />
2) Şianın dayandığı başka bir âyet de şöyledir: &#8220;Mehrin belirlenmesinden sonra karşılıklı anlaşmak suretiyle birbirinizi razı etmenizde bir sakınca yoktur.&#8221; (en-Nisâ, 4/24). Onlara göre, bu âyetten maksat, mut`a akdinde belirlenen süre bittikten sonra, erkeğin ücreti, kadının da süreyi arttırarak akdi uzatmalarıdır.<br />
Halbuki, bu âyet, mehrin belirlenmesinden sonra, karşılıklı anlaşmak sûretiyle, belirlenenden az veya daha çok vermekte bir sakınca bulunmadığını bildirmektedir (el-Alûsî, Rûhu`l-Meânî, Kahire t.y., V, 5; Fahruddin er-Râzî, et-Tefsîru`l-Kebîr, y. ve t.y., X, 45, 46; Elmalılı, Hak Dini Kur`an Dili, İstanbul 1936, II, 1327-1329).<br />
Daha önce de belirttiğimiz gibi İslâm`ın ilk dönemlerinde mut`a caizdi. Tirmizî`nin naklettiği şu hadis bunu açıkça ifade eder; ancak daha sonra bu cevaz hükmünün neshedildiğini de belirtir. İbn Abbas`tan (r.a) nakledildiğine göre şöyle demiştir: &#8220;Mut`a, İslâm`ın ilk döneminde vardı. Bir kimse tanımadığı bir beldeye geldiği zaman, orada kalacağı süre içinde, eşyasını koruyacak ve kendisine hizmet edecek bir kadınla evlenirdi. Bunun üzerine, şu âyet indi: &#8220;Ve onlar ırzlarını korurlar. Ancak eşleri ve sahip oldukları câriyeler bunun dışındadır. Bunlarla olan cinsel ilişkilerinden dolayı kınanmazlar.&#8221; (el-Mü`minûn, 23/5, 6). İbn Abbas bu âyet inince şöyle demiştir: &#8220;Bu iki evlilik dışında bütün yollar haram kılınmıştır.&#8221; (Tirmizî, Nikâh, 29. H. No: 1122, III, 430).<br />
Bu âyetle, evliliğin meşrû yolu iki olarak belirlenmiş, bunun dışındaki yollar kapatılmıştır. Mut`a nikâhı bu iki şeklin dışında kalan bir yoldur (el-Cassâs, Ahkâmü`l-Kur`ân, Kahire, t.y., III, 99).<br />
Mut`a bir nikâh olarak kabul edilemez. Dilde ve bir fıkıh terimi olarak nikâh ile mut`a birbirinin yerine kullanılamaz. Bu iki terim arasındaki farkları şu şekilde belirlemek mümkündür:<br />
1) Nikâh akdinin bir takım özellikleri vardır ki, onlar olmayınca nikâh olmaz. Meselâ; sürenin geçmesi bu akdi etkilemez. Mut`a da ise, belirlenen süre sona erince, boşama tasarrufuna gerek olmaksızın mut`a kendiliğinden ortadan kalkar.<br />
2) Nikâh akdinde, cinsel birleşme olduktan sonra eşler boşanırlarsa kadının iddet beklemesi gerekir. Kocanın ölümü hâlinde ise cinsel birleşme olsun veya olmasın iddet gerekli olur (bk. el-Bakara, 2/228, 234). Mut`a da ise, erkeğin ölümü iddeti gerektirmez. Belki kadının hamile olup olmadığını belirlemek için bir hayız süresince bekletilir (bk. İbn Kesîr, a.g.e., II, 226; &#8220;İstibrâ&#8221; madd).<br />
3) Sahih nikâh akdi miras hakkı doğurur (bk. en-Nisâ, 4/12). Mut`ada ise miras cereyan etmez.<br />
4) Nikâh akdi meydana geldikten sonra, ölüm, boşama veya dinden çıkma gibi bir sebep bulunmadıkça sona ermez. Mut`a nikâhı ise, sürenin dolmasıyla, kendiliğinden ortadan kalkar.<br />
Nikâhla mut`a arasındaki bu farklar, mut`anın nikâh niteliğinde olmadığını gösterir. Mut`anın; nikâh veya câriye edinme (mülk-i yemin) özelliğinin bulunmadığı sabit olunca da hakkında şu âyetin uygulanması gerekir:<br />
&#8220;Kim nikâhlı eşi veya sahip olduğu câriyesinin ötesine geçmek isterse, işte onlar haddi aşan mütecavizlerdir.&#8221; (el-Mü`minûn, 23/7; ayrıntı için bk. el-Cassâs, a.g.e., III, 98 vd).<br />
Mut`anın yasaklandığını bildiren sünnet delili:<br />
Mut`anın tam olarak hangi tarihte yasaklandığı belirli değildir. Buhari`deki rivayette onun Hayber günü yasaklandığı (Buharî, Nikâh, 7/16); Müslim`deki rivayette Mekke`nin fethinde nehyedildiği (Müslim, Nikâh, 22); Müslim`in başka bir rivâyetinde Huneyn savaşının bir kolu olan Evtas savaşı sırasında yasaklandığı (Müslim, Nikâh, 3, H.18); İbn Mâce ve Ebû Dâvud`un Sünenlerindeki hadislerde ise Vedâ haccı sırasında nehyedildiği (İbn Mâce, Nikâh, 44; Ebû Dâvud, Nikâh, 14, H.No: 2072) bildirilmektedir.<br />
Hz. Ali`den (r.a). şöyle dediği rivayet edilmiştir:<br />
&#8220;Nebî (s.a.s), Hayber gününde mut&#8217;a nikâhını ve evcil eşeklerin etini yasaklamıştır.&#8221; (Buhârî, Nikâh, 31; Müslim, Nikâh, 29-32; İbn Mâce, Nikâh, 44).<br />
Semre b. Ma`bed el-Cühenî`den çeşitli yollarla nakledilen bir hadîs, mut`anın sonsuza kadar yasaklandığını belirtmektedir. Rasûlullah (s.a.s) ile birlikte Mekke fethine katılan Seleme, orada Allah elçisinin izin vermesi üzerine bir câriye ile mut`a yapmış, rivâyete göre bir veya üç gün câriye ile beraber olduktan sonra, sabahleyin Rasûlullah`ın (s.a.s) Hacer-i Esved ile Kâbe kapısı arasında durarak şöyle buyurduğunu nakletmiştir:<br />
&#8220;Ey insanlar, ben size kadınlarla mut&#8217;a yapmanız konusunda izin vermiştim. Şüphesiz Allah, onu kıyamet gününe kadar haram kılmıştır. Kimin yanında (mut&#8217;a nikahı ile tuttuğu) kadın varsa, onu serbest bıraksın. Onlara verdiklerinizden hiçbir şey geri almayınız.&#8221; (Müslim, Nikâh, 19, 22, 24; İbn Mâce, Nikâh, 44; Dârimî, Nikâh, 16; Ahmed b. Hanbel, Müsned, III, 406).<br />
Bazı rivayetlerde bu yasaklamanın Vedâ haccı sırasında yapıldığı belirtilir (bk. İbn Mâce, Nikâh, 44, H. No: 1962).<br />
Mut`anın ne zaman yasaklandığını bildiren hadisler arasındaki bu çelişkiler, hadisçiler tarafından giderilerek, mut`anın birkaç kez yasaklanıp serbest bırakıldığı belirlenmiştir. İmam Nevevî`ye göre, mut`a hakkındaki nehy ve serbest bırakma iki kez vuku bulmuştur. O şöyle der: &#8220;Hayber`den önce helaldi. Hayber`de yasaklandı. Mekke fethinde mübah kılındı. Evtas vak`ası da Mekke`nin fethini müteakip olmuştur. Bundan üç gün sonra da mut`a ebediyyen haram kılınmıştır.&#8221; (en-Nevevî, Şerhu Sahihi`l-Müslim, IX, 193, Alûsî, a.g.e., V, 5, 6).<br />
Mut`a Konusunda Sahabe Uygulaması:<br />
Hz. Ömer`in halifeliği sırasında, mut`anın hükmü üzerinde bazı tereddütler olunca, Hz. Ömer, mut`anın haram olduğunu ilân etmiş ve hiçbir sahabî O`na karşı çıkmamıştır. O, halife seçildiği gün yaptığı konuşmada şöyle demiştir:<br />
&#8220;Rasûlullah (s.a.s) bize üç defa mut`a yapmaya izin verdi, sonra bunu haram kıldı. Allah`a yemin olsun ki, evli bir kimsenin mut`a yaptığını bilsem, Rasûlullah`ın, mut`ayı, haram kıldıktan sonra, yeniden helâl kıldığına dair bana dört şahit getirmezse, onu taşla recmederim.&#8221; (İbn Mâce, Nikâh, 44, H.No: 1963).<br />
Hz. Ali`ye göre mut`a Hz. Peygamber tarafından Hayber günü yasaklanmıştır (bk. Buhârî, Nikâh, 29-32).<br />
İbn Abbas`ın Mut`aya İlişkin Görüşü:<br />
Mut`anın neshedilmediğini öne sürenler bu görüşlerini İbn Abbas`a dayandırmak istedikleri görülür. Şîa mut`a ile ilgisi kurulan en-Nisa sûresi 24. ayette İbn Mes`ud ve Ubey b. Ka`b`ın okuyuşlarında &#8220;ilâ ecelim müsemmâ (belli bir süreye kadar evlenme)&#8221; ilâvesi şâz bir kıraattır. İbn Abbas`ın da bu kıraatı benimsediği nakledilir. Bu yüzden İbn Abbas`ın; &#8220;Onlarla belli bir süreye evlendiğinizde, süre dolunca mehirlerini verin.&#8221; (en-Nisa, 4/24) âyetini &#8220;belli bir süreye kadar&#8221; ilâvesiyle birlikte te`vil ederek, mut`ayı helal gördüğü ileri sürülür. Kimileri de ibn Abbas`ın, mut`ayı yalnız seferde zarûret halinde mübah gördüğünü söylerler (el-Cassâs, a.g.e., III, 95; Alûsî, a.g.e., V, 5, 6).<br />
Saîd b. Cübeyr İbn Abbas`a; &#8220;Senin fetvan aldı yürüdü ve onun hakkında şairler şiir söyledi.&#8221; diyerek, bir beyit okuduğu zaman o buna hayret ederek şöyle demiştir: Sübhânellah, ben böyle bir fetvâ vermedim. &#8220;Mut`a; murdar ölmüş hayvan eti, kan ve domuz eti gibi bir şeydir. Bu yüzden ancak zarûret hâlinde helâl olur.&#8221; (Alûsî, a.g.e., V, 6; el-Cassâs, a.g.e., III, 95).<br />
Atâ`, İbn Abbas (r.a)`ın şöyle dediğini nakletmiştir: &#8220;Allah, Hz. Ömer`e rahmet etsin. Mut`a, Allah`ın Muhammed Ümmetine bir rahmetinden başka bir şey değildir. Hz. Ömer bunu yasaklamasaydı, çok az kimse dışında zinaya düşen olmazdı.&#8221; (el-Cassâs, a.g.e., III, 96). Abdullah b. Vehb`in naklettiği bir haberde de bir adam İbn Abbas`a gelerek şöyle der: &#8220;Câriyemle ve arkadaşlarımla bir seferde iken, cariyemi arkadaşlarıma helal kıldım ve ondan faydalandılar (yestemtiûne)&#8221; der. İbn Abbas bunun üzerine; &#8220;Bu apaçık bir zinadır (sifâh)&#8221; diye cevap verir. (el-Cassâs, a.g.e., III, 96, 97).<br />
İbn Abbas`tan nakledilen bu görüşlerin sonucunu şu şekilde değerlendirmek mümkündür:<br />
1) İbn Abbas, bazı rivayetlerde yolculuk ve zaruret kaydını koymaksızın mut`ayı helâl göstermektedir.<br />
2) Ölü eti ve domuz etini zarûretten dolayı yemede olduğu gibi, mut`ayı da zarûret hâlinde olduğunu söylemektedir.<br />
3) Mut`a nikâhının neshedildiği kanaatindedir. Bunları şu şekilde cevaplayabiliriz:<br />
İbn Abbas`ın, en-Nisa Sûresi 24 ncü âyeti te`vil ederek mut`a nikâhını helal kabul etmesi kendisi için delil olamaz. Çünkü âyette, yukarıda da açıklandığı gibi mut`anın mübahlığına dair bir delalet yoktur. Aksine ayet mut`anın haramlığını kapsamaktadır.<br />
Onun mut`ayı ölü ve domuz etine benzetmesi ve zaruret hâlinde onlar gibi meşrû sayması isabetli bir kıyas değildir. Çünkü haramları helâl kılan zarûret mut`ada söz konusu olmaz. Zarûretten dolayı ölü veya domuz etinin helal olması nefsin telef olmasından korkulduğu içindir. Halbuki cinsel temastan uzak kalmakla, nefsin veya bir uzvun telef olmasından korkulmaz. Diğer yandan, Allah elçisi evlenme imkânı bulamayan bekârlara oruç tutmalarını tavsiye buyurmuştur. Yukarıdaki zarûret halinde mut`ayı mubah gören rivayette bir vehim olabilir. Çünkü İbn Abbas gibi bir zatın meseleyi kavramamış olması düşünülemez.<br />
Sonuç olarak, bu konuda İbn Abbas`tan nakledilen en sağlam rivayet, Tirmizî`nin de rivayet ettiği gibi, O`nun mut`a nikâhını, haram kabul ettiği ve önceki kanaatinden döndüğü görüşüdür. Tercihe şayan görüşte budur (Ayrıntı için bk. el-Cassâs, a.g.e., III, 99, 97 vd.; Alûsî, a.g.e., V, 5 vd.; İbn Kesîr, a.g.e., III, 226; Fahruddin er-Râzî, et-Tefsiru`l-Kebîr, X, 48 vd.; İbn Âbidîn, Reddü`l-Muhtâr, İstanbul 1984, III, 51 vd.; Elmalılı, Hak Dini Kur`an Dili, İstanbul 1936, II, 1327-1329, IV, 3429, 3430).<br />
(Hamdi DÖNDÜREN)<br />
&nbsp;<br />
&nbsp;<br />
&nbsp;<br />
&nbsp;<br />
&nbsp;<br />
&nbsp;<br />
&nbsp;<br />
&nbsp;<br />
&nbsp;<br />
&nbsp;<br />
&nbsp;</p>
<hr />
<p>Anahtar kelime alanımız: muta nikahı ne demek muta nikahı nedir muta nikahı ayeti muta nikahı nasıl kıyılır muta nikahı akdi muta nikahı şia muta nikahı caferilik muta nikahı yapmak isteyenler muta nikahı iran muta nikahı ateist muta nikahı buhari muta nikahı büyük haramdır muta nikahı belgeseli muta nikahı nasıl bozulur muta nikahı caiz mi muta nikahı caiz mi diyanet muta nikahı caiz gören mezhep muta nikahı nerden çıktı muta nikahı nasıl ortaya çıkmıştır muta nikahı ilk ne zaman çıktı muta nikahı diyanet muta nikahı dinen caiz midir muta nikahı doğru mu muta nikahı dindeki yeri muta nikahı ehlibeyt muta nikahı ehli sünnet muta nikahı ebubekir sifil muta nikahı fetva meclisi muta nikahı fetvası muta nikahı fetva hayrettin karaman muta nikahı fetvası muta nikahı günahmı muta nikahı günah mıdır muta nikahı geçen ayet muta nikahı gerçeği muta nikahı hayrettin karaman muta nikahı hükmü muta nikahı hakkında bilgi muta nikahı hangi mezhepte vardır muta nikahı hadis muta nikahı haram mı muta nikahı hz muhammed ıran muta nıkahı muta nikahı ile ilgili ayet muta nikahı ile ilgili hadisler muta nikahı islamda var mı muta nikahı kuran muta nikahi kim kaldirdi muta nikahı kimlerde var muta nikahı mehmet okuyan muta nikahı mustafa öztürk muta nikahı mumsema muta nikahı mezhep muta nikahı muhammed muta nikahı neden yasaklandı muta nikahı pdf muta nikahı peygamberimiz peygamberimiz muta nikahı yapmış mıdır muta nikahı sorularla islamiyet muta nikahı sempozyumu muta nikahı hadisi şerif muta nikahı ihsan şenocak muta nikahı tarihçesi muta nikahı tarihi muta nikahı kim tarafından yasaklandı muta nikahı yasaklanması muta nikahı zina mıdır muta nikahı ne zaman yasaklandı muta nikahı ne zaman haram kılındımuta nikahı nasıl kıyılır muta nikahı ne demek iran muta evleri muta nikahı iran muta nikahı şartları iran da muta nikahı muta nikahı caiz mi muta nikah muta nikahı kimlerle yapılır muta nikahı nedir diyanet muta nikahı ile ilgili ayet kuranda muta nikahı</p>The post <a href="https://ateistlerecevap.org/islamda-muta-nikahi-var-midir-caiz-midir/" data-wpel-link="internal">İslam'da Mut'a Nikahı Var mıdır? Caiz midir?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ateistlerecevap.org/islamda-muta-nikahi-var-midir-caiz-midir/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İslamda Irkçılık&#8230;&#124; İslam&#039;ın Irkçılık Hakkında ki Görüşleri</title>
		<link>https://ateistlerecevap.org/islamda-irkcilik-islamin-irkcilik-hakkinda-ki-gorusleri/</link>
					<comments>https://ateistlerecevap.org/islamda-irkcilik-islamin-irkcilik-hakkinda-ki-gorusleri/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ateistlere Cevaplar]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 21 Mar 2018 21:53:37 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sorular]]></category>
		<category><![CDATA[Irkçılık Hadis]]></category>
		<category><![CDATA[İslam Dininde Irkçılık]]></category>
		<category><![CDATA[İslam'da Irkçılık]]></category>
		<category><![CDATA[İslam'da Irkçılık Ayet ve Hadis]]></category>
		<category><![CDATA[İslam'da Irkçılık var mı?]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.ateistlerecevap.org/?p=2092</guid>

					<description><![CDATA[<p>Peygamber efendimiz şöyle buyurmuştur: “Allah indinde en şerefliniz takvâca en ileri olanınızdır. Arabın Arap olmayan (acem)üzerine bir üstünlüğü yoktur. Arap olmayanın da Arap üzerine bir üstünlüğü yoktur. Beyaz derili olanın siyah derili üzerine bir üstünlüğü yoktur, siyah derili olanın da beyaz derili üzerine bir üstünlüğü yoktur. Üstünlük sadece takvâ iledir.&#8221; Irkçılığı men eden âyet-i kerime: “Ey [&#8230;]</p>
The post <a href="https://ateistlerecevap.org/islamda-irkcilik-islamin-irkcilik-hakkinda-ki-gorusleri/" data-wpel-link="internal">İslamda Irkçılık…| İslam'ın Irkçılık Hakkında ki Görüşleri</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/islamin-irkciliga-bakis-acisi.png" data-wpel-link="internal"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-2093 size-full" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/islamin-irkciliga-bakis-acisi.png" alt="İslam'ın ıkçılığa bakış açısı nasıldır?" width="1280" height="720" srcset="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/islamin-irkciliga-bakis-acisi.png 1280w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/islamin-irkciliga-bakis-acisi-300x169.png 300w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/islamin-irkciliga-bakis-acisi-1024x576.png 1024w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/islamin-irkciliga-bakis-acisi-768x432.png 768w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/islamin-irkciliga-bakis-acisi-1200x675.png 1200w" sizes="(max-width: 1280px) 100vw, 1280px" /></a><br />
Peygamber efendimiz şöyle buyurmuştur:<br />
<strong>“Allah indinde en şerefliniz takvâca en ileri olanınızdır. Arabın Arap olmayan <em>(acem)</em>üzerine bir üstünlüğü yoktur. Arap olmayanın da Arap üzerine bir üstünlüğü yoktur. Beyaz derili olanın siyah derili üzerine bir üstünlüğü yoktur, siyah derili olanın da beyaz derili üzerine bir üstünlüğü yoktur. Üstünlük sadece takvâ iledir.&#8221;</strong></p>
<p class="transition visible">Irkçılığı men eden âyet-i kerime:</p>
<p><b>“Ey insanlar! Muhakkak ki biz, sizi bir erkekle bir dişiden yarattık. Ve sizi millet millet, kabile kabile yaptık ki, tanışıp kaynaşasınız. Allah katında en şerefliniz Ondan en çok korkanınızdır.”</b><em>(Hucurat, 49/13)</em></p>
<p class="transition visible">Aynı surede şöyle buyulur:</p>
<p><b>“Ancak müminler birbirinin kardeşidirler. Öyle ise, kardeşlerinizin aralarını ıslah edin.”</b></p>
<p class="transition visible">Allah ne Türkleri, ne Kürtleri değil, ancak, mü’minleri birbiriyle kardeş ediyor. <em>Mü’min olmayan bir insan, mü’min babasına varis olamıyor.</em> İman gidince, maddî, uzvî ve ırkî bağlılık bir işe yaramıyor.</p>
<p><strong>“Kendi nefsi için istediğini mü’min kardeşi için de istemeyen (kâmil) mü’min olamaz.”</strong><em>(bk. Müslim, İman, 71; İbn Mâce, Sunne, 9)</em></p>
<p class="transition visible">buyuran Allah Resulü (a.s.m.), bu âyetin amel ve his âlemimize nasıl aksedeceği hususunda yol gösteriyor bize&#8230;</p>
<p class="transition visible">Müminler birbirlerini böylesine sevmeleri gerektiği halde, şu veya bu sebeple aralarına kin ve husumet girerse, bu takdirde ne yapacaklardır? Âyet-i kerimenin devamı şunu emreder: <strong>“Kardeşlerinizin arasını ıslah edin.”</strong> Onları sulha, sükûna kavuşturun. Düşmanlıklarını, dostluğa, muhabbete, uhuvvete çevirin&#8230;</p>
<p class="transition visible">Evet, Kur&#8217;an’ın hükmüne göre müminler kardeş. Hepsi bir tek aile. Tek cephe&#8230; Onların arasına nifak sokanlar ise, bilerek veya bilmeyerek karşı cephe namına çalışmış olmuyorlar mı? Zaten tatbikat da böyle. Aramıza tefrika sokmak isteyenler, tarihî hasımlarımız&#8230; Haçlı zihniyeti&#8230; Küfür örgütleri&#8230; Nifak locaları&#8230;</p>
<p class="transition visible">Onlar vazifelerini yapıyorlar. Tıpkı şeytan gibi. Ateşin vazifesi yakmaktır. Ama, elimizi korumak da bize düşüyor. Bugün aramıza sokulmak istenen bu fitneye karşı çıkmak ve müminler arasındaki muhabbet bağlarını arttırmak büyük bir cihat&#8230; Bizi, düşman kardeşler hâline getirmek isteyenlerin heveslerini kursaklarında koymak, hepimiz için, en ileri bir vecibe&#8230;</p>
<p class="transition visible">Hud sûresinden ulvî bir ders:</p>
<p><strong>&#8220;Nuh (as) &#8216;Ey Rabbim! Şüphesiz oğlum da benim ailemdendir (benim ehlimdendir).”</strong><br />
diye, tufan hâdisesinden onun kurtulmasını istediğinde, İlâhî cevap şöyle gelir:</p>
<p style="padding-left: 30px;"><strong>“Ey Nuh, o senin ailenden (ehlinden) değildir.”</strong><em>(Hud, 11/45)</em></p>
<p class="transition visible">ve Nuh (as) oğlunu gemiye almaktan men edilir&#8230; Demek ki; insanın, inanmayan, isyan eden oğlu onun ehli sayılmıyor.</p>
<p class="transition visible">Öyle ise inanmayan ırkdaşı da onun dostu, kardeşi olamaz. Bu hakikati hiçbir tevile imkân vermeyecek kadar net biçimde ortaya koyan bir Allah kelâmı:</p>
<p><strong>“Ey iman edenler, babalarınızı ve kardeşlerinizi, eğer küfrü imana tercih etmişlerse dost edinmeyin! Sizden kim onları dost edinirse işte onlar, zalimlerin ta kendisidir.”<em> </em></strong><em>(Tevbe, 9/23)</em></p>
<p class="transition visible"><strong>“Ancak müminler birbirinin kardeşidirler.</strong>” âyet-i kerimesinde ders verilen ince ruhun, derin şuurun bir başka ifadesi. İnanmayan babanız sizin dostunuz değil, inanmayan kardeşiniz de sizin dostunuz değil…</p>
<p class="transition visible"><em>&#8211; Ve onları dost edinmek zalimlik.<br />
&#8211; Onları dost edinen insan, hakikati çiğnemiş, zulmetmiştir.<br />
&#8211; Allah’ın ona bir ihsanı olan sevgi hissini yanlış yerde kullanmış, zulmetmiştir…<br />
&#8211; Yanlış bir tercihle kendisini cehenneme sokmaya sebep olmuş, nefsine zulmetmiştir.<br />
&#8211; Onun sevgi hanesinde küffar, mü’mine ağır basmış ve o adam bu büyük adaletsizliği işlemekle zalim olmuştur.</em></p>
<p class="transition visible"><a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/article/1323/mahser.html" data-wpel-link="external" rel="nofollow external noopener noreferrer"><strong>Mahşer, </strong></a>mutlak aziz olan Allah’ın huzurunda herkesin zilletini ilân ettiği müstesna meydan… ‘Maliki yevmiddin’ olan Allah haber veriyor:</p>
<p><strong>“O gün ne mal, ne evlât bir fayda vermez. Allah’a kalb-i selim ile gelenler müstesna&#8230;”</strong><em>(Şuara, 26/88-89)</em></p>
<p class="transition visible">Irk yakınlığının en birinci basamağı, en ileri seviyesi evlâtla baba arasındaki münasebet değil midir? Bu âyet, bu yakınlığın o meydanda para etmeyeceğini haber veriyor bize… Artık hangi ırkçılıktan bahsediyoruz… O gün kimsenin ne malına, ne mülküne, ne de kazandığı evlât sayısına bakılmayacak…</p>
<p class="transition visible"><em><strong>O gün tek geçer akçe var</strong>: Kalb-i selim. Allah’a teslim olmuş, O’nun her emrine ram olmuş temiz ve halis bir kalp…</em> O’ndan başkasına bağlanmamış bir gönül. Bu gönül kimde bulunursa bulunsun, Arap&#8217;ta olsun, Acem&#8217;de olsun makbuldür. Ve cennet, kalb-i selim sahiplerinin varacağı mükâfat menzili. Orada her mü’mine, ihlâsına, ameline, ahlâkına, gayretine, himmetine göre makam verilecek… Ondaki bütün tabakalar bu esaslara göre. Orada her ırkın ayrı bir makamı yok…</p>
<p>&nbsp;</p>
<hr />
<p>Anahtar kelimler alanı: islamda ırkçılık islamda irkçılık islamda ırkçılık ayet islamda ırkçılık hadis islamda ırkçılık vaaz islamda ırkçılık yoktur vaaz islamda ırkçılık ile ilgili vaaz islamda ırkçılık vaazı islamda ırkçılık pdf islamda ırkçılık var mı islam dininde ırkçılık islam dini ırkçılık islam&#8217;a göre ırkçılık islamda ırkçılık ile ilgili ayetler islamda ırkçılık nedir islamda ırkçılık var mıdır islamda ırkçılık yoktur ırkçılık ırkçılık nedir irkçılık ideolojik bir düşünce değil aksine psikolojik bir hastalıktır ırkçılık ile ilgili sözler ırkçılık hadis ırkçılıkla ilgili ayetler irkçılık ve önyargı konulu harika bir kısa film irkçılık ne demek irkçılık ile ilgili hadis ırkçılık ayet ırkçılık ayaklarımın altındadır ırkçılık anlamı ırkçılık aptallıktır ırkçılık ayrımı ırkçılık ateşi ırkçılık bir takım şarlatanların ırkçılık belgeseli ırkçılık bir ideoloji değil ırkçılık bizim genlerimizde yok ırkçılık bir insanlık suçudur ırkçılık beyin<br />
&nbsp;</p>The post <a href="https://ateistlerecevap.org/islamda-irkcilik-islamin-irkcilik-hakkinda-ki-gorusleri/" data-wpel-link="internal">İslamda Irkçılık…| İslam'ın Irkçılık Hakkında ki Görüşleri</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ateistlerecevap.org/islamda-irkcilik-islamin-irkcilik-hakkinda-ki-gorusleri/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yaratılışta Tesadüfün Payı&#8230; Tesadüf Hakkında</title>
		<link>https://ateistlerecevap.org/yaratilista-tesadufun-payi-tesaduf-hakkinda/</link>
					<comments>https://ateistlerecevap.org/yaratilista-tesadufun-payi-tesaduf-hakkinda/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ateistlere Cevaplar]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 20 Mar 2018 13:31:12 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sorular]]></category>
		<category><![CDATA[Tefekkür]]></category>
		<category><![CDATA[Tesadüf İle İlgili Cümleler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.ateistlerecevap.org/?p=2088</guid>

					<description><![CDATA[<p>Yazının sonunda ki videoyu izlemeyi unutmayın Kâinattaki muhteşem sanat, fevkalade hikmet ve sürekli düzenlilik tesadüfüşiddetle reddediyor. Bu yüksek hakikati, matematiğin uygulama dallarından biri olan ihtimaller hesabıyla da göstermek mümkündür Önce şansa bağlılık veya rastgelelik diyebileceğimiz tesadüf kavramını kısaca açıklayalım. Herhangi bir olayın veya varlığın hiçbir kasıt, irade, tercih ve ilim kullanmadan rastgele meydana gelmesi tesadüftür. Gelin şimdi işin mantıksal boyutuna hep [&#8230;]</p>
The post <a href="https://ateistlerecevap.org/yaratilista-tesadufun-payi-tesaduf-hakkinda/" data-wpel-link="internal">Yaratılışta Tesadüfün Payı… Tesadüf Hakkında</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<figure id="attachment_2089" aria-describedby="caption-attachment-2089" style="width: 1280px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/Hersey-tesaduf-olabilir-mi.png" data-wpel-link="internal"><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-2089 size-full" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/Hersey-tesaduf-olabilir-mi.png" alt="Yaratılışta tesadüfün hissesi var mı?" width="1280" height="720" srcset="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/Hersey-tesaduf-olabilir-mi.png 1280w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/Hersey-tesaduf-olabilir-mi-300x169.png 300w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/Hersey-tesaduf-olabilir-mi-1024x576.png 1024w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/Hersey-tesaduf-olabilir-mi-768x432.png 768w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/Hersey-tesaduf-olabilir-mi-1200x675.png 1200w" sizes="(max-width: 1280px) 100vw, 1280px" /></a><figcaption id="caption-attachment-2089" class="wp-caption-text">Yaratılışta tesadüfün hissesi var mı?</figcaption></figure>
Yazının sonunda ki videoyu izlemeyi unutmayın<br />
<em>Kâinattaki muhteşem sanat, fevkalade hikmet ve sürekli düzenlilik <strong>tesadüfü</strong>şiddetle reddediyor.</em> Bu yüksek hakikati, matematiğin uygulama dallarından biri olan ihtimaller hesabıyla da göstermek mümkündür Önce şansa bağlılık veya rastgelelik diyebileceğimiz <strong>tesadüf</strong> kavramını kısaca açıklayalım. <em>Herhangi bir olayın veya varlığın hiçbir kasıt, irade, tercih ve ilim kullanmadan rastgele meydana gelmesi <strong>tesadüftür.</strong></em><br />
<span style="font-size: 20px; color: #008080; font-family: 'comic sans ms', sans-serif;"><strong>Gelin şimdi işin mantıksal boyutuna hep beraber bakalım;</strong></span><br />
<strong>1. Misal:</strong> Art arda altı kez atılan bir zarın ilk önce 1, sonra 2, sonra 3, sonra 4, sonra 5 ve daha sonra da 6 gelmesi olasılığı (1/6)<sup>6</sup> yani 46.656 ihtimalde 1′dir. İnsanın kulak kemiklerinin sayısı ise altıdır. Bu altı kemiğin tesadüfen ortaya çıktığı kabul edilse bile, bu kemiklerin şu andaki mevcut sıralarıyla dizilme ihtimali 46.656′da 1 ihtimaldir. Bu sadece bir insandaki kulak kemiklerinin tesadüfen dizilme ihtimalidir. Bir de bu dizilişin şu anda yeryüzünde bulunan 7 milyar insanda aynı şekilde olduğu düşünülür ve bütün insanların aynı şekle sahip olmalarının ihtimalini bulmak istersek, 46.656 rakamını 7 milyar kere çarpacağız. İşte eğer sonucu telaffuz edebilirseniz, bu kadar ihtimalde bir ihtimaldir. <strong>Allah’ı inkâr eden neyi kabul etmek zorunda olduğuna bir baksın ve bundan utansın!</strong><br />
<strong>2. Misal:</strong> Yine elimize bir zar alıp attığımızda o zarın 4 gelme ihtimali altıda birdir. İki zarı aynı anda atsak, ikisinin de 4 gelme ihtimali 36′da birdir. İki zarı iki defa atıp her ikisinde de iki zarın 4 gelme ihtimali ise 1.296′da birdir. Dört defa peş peşe attığımızda her iki zarın da her defasında 4 gelme ihtimali ise 1.679.616′da birdir. Acaba iki zarın dört defa peş peşe 4 gelme ihtimali 1.679.616′da bir ise, bir insanın vücudunda bulunan 206 kemiğin birbirine uygun olarak gelme ihtimali acaba kaçta kaçtır? Yani şunu düşünelim: Faraza bütün kemiklerim tesadüfen yaratıldığını düşünüyoruz. Bizler bu kemikleri aldık ve bir torbaya koyduk. Her defasında bir kemik çekeceğiz ve iskeletimizin dizilişini oluşturmaya çalışacağız. Yanlış bir kemik çektiğimizde, o ana kadar çektiğimiz doğru kemikleri tekrar torbaya koyup baştan başlayacağız. Acaba 206 kemiği doğru olarak çekebilme ihtimalimiz kaçta kaçtır? Trilyonlarla ifade edilemeyecek kadar çok… Ve şunu unutmayın, biz bu hesabı kemiklerin tesadüfen yaratıldığını kabul ederek yaptık. Bir de kemiklerin tesadüfen yaratılmasını hesaplamaya kalksak… Bir de bunu bir insanda değil bütün insanlarda yapsak… Ve buna bir de diğer hayvanları eklesek… Acaba böyle bir ihtimal hesaplanabilir ve rakamlarla ifade edilebilir mi?<br />
<strong>3. Misal:</strong> Şimdi Ayasofya Camisi’nin tabiat olayları tarafından kendi kendine, mimarı olmadan yapıldığını düşünelim. Bu nasıl olabilir? Kuzeyden esen rüzgâr 10,7 ton su getirir, buraya döker. Güneydoğudan esen rüzgâr 4,3 ton kadar demir getirir. Batıdan esen rüzgâr 11,5 ton kireç, doğudan esen rüzgâr 2,37 ton tuğla… Diğer bir taraftan esen rüzgâr ise tuğlaları dizer. Başka bir rüzgâr çimentoyu yerleştirir ve böylece Ayasofya Camii meydana gelir. Yine bir rüzgâr tarladaki dikenleri toplar. Bunlar, koyunlar üzerlerinden geçerken tüylerini koparıp halı dokurlar ve halı caminin içine düşer. Diğer bir rüzgâr, oduncular yemek yerken baltalarını alıp ağaçları keser ve bir marangozhaneden geçerken uygunca doğrar. Kazara çiviler bunun üzerine gelir, çekiçler çarpar ve minber caminin içine kendiliğinden düşer… Herhâlde Ayasofya Camisi’nin ustasını inkâr edip camiyi tesadüfe havale ettiğimizde bundan daha mantıklı bir açıklama olamaz.<br />
Şimdi cami ile hücremizi mukayese edelim: Bu cami 1200 metrekare, bizim hücremiz ise 5-10 mikron. Bu camiye 5-10 çeşit malzeme, bizim hücremize ise 30.000 çeşit bileşim lazım. Bu camiye lazım olan maddeler kilolar, tonlarla ifade ediliyor; hücrede ise maddeler mikrogram ile ifade edilecek kadar hassas, zerre kadar değişme olsa hücre bozulur.<br />
<strong>Şimdi soruyoruz ey Ateist! Caminin kendi kendine meydana gelmesini kabul edemezken ve buna gülerken, bundan daha acayip bir muhal olan bir hücrenin kendi kendine oluşabileceğine nasıl imkân veriyorsun?</strong><br />
<strong>4. Misal:</strong> Bir maymunu daktilonun karşısına oturtalım. Maymun daktilonun tuşlarına rastgele dokunsun, böyle rastgele yapılan hamleler neticesinde anlamlı bir kelimenin oluşması mümkün müdür?  Ya anlamlı bir cümlenin oluşması?  Ya da anlamlı bir sayfanın?  Peki, anlamlı bir kitabın oluşması ihtimal dâhilinde midir?  Elbette hayır! Böyle bir maymunu daktilo başına oturtsak, ‘A’ harfini yazma ihtimali 29`da 1′dir. “AT” yazma ihtimali ise (1/29.29), yani 841′de 1′dir. Mesela 7 harfli “TESADÜF” kelimesini yazma ihtimali (1/29<sup>7</sup>) yani 17.249.876.309′de 1′dir. Bu ise  imkânsızdır.<br />
<strong>Acaba insan ve diğer canlılar, yedi harfli bir kelimeden daha mükemmel değil midir? Canlıları bir kenara bırakarak tek bir DNA’ya baksak, bir DNA molekülünde yaklaşık olarak 3.5 milyar nükleotid, yani 3.5 milyar harf bulunur. Yedi harften oluşan bir kelimenin tesadüfen oluşma ihtimali 17.249.876.309′de 1 ise acaba bir tek DNA’daki 3.5 milyar harfin tesadüfen oluşma ihtimali nedir?</strong><br />
<strong>5. Misal:</strong> Dünya üzerindeki bütün elverişli atomları kullanmak şar­tıyla, dünyanın yaratılışından bu yana kadar geçen zaman içinde bir tek proteini tesadüfen elde edebilme ihtimali 1/10<sup>161</sup> dir. Yani 10 rakamını 161 defa kendisiyle çarpın ya da 10 ra­kamının sağına 161 tane sıfır koyun. İşte bir proteinin tesadüfen oluşma ihtimali, bu kadar ihtimalden sadece bir ihtimaldir.<br />
Fa­kat iş bu kadarla da bitmiyor. Zira en küçük bir canlı için 238 protein daha gerekmektedir. Bu kadar proteinin tesadüfen oluşma ihtimalini telaffuz etmek isterseniz, trilyon kelimesini 9.975 defa tekrarlamanız gerekir ki bu yaklaşık iki saatinizi alır, sonra çıkan rakamı 10 ile çarpınız. İşte bir canlıdaki proteinle­rin tesadüfen oluşması ihtimali bu kadar ihtimalden bir ihtimal­dir.<br />
<strong>Hâl böyleyken, kâinatın tesadüfler sonucu meydana gel­diğini iddia edenin aklından şüphe edilmez mi?</strong><br />
<span style="font-size: 20px; font-family: 'comic sans ms', sans-serif; color: #008080;"><strong>Gelin şimdide bilim adamlarının bu konu hakkinda ki görüşlerini okuyalım sizinle; </strong></span></p>
<ol>
<li>&#8220;Evren hakkında yapılan bilimsel bir araştırmanın sonucu tek bir cümleyle özetlenebilir: Evren, matematik bilgisi sonsuz bir varlık tarafından dizayn edilmiş olarak görülüyor.&#8221; <span class="hadisno">(Sir James Jeans, The Mysterious Universe, Cambridge University Press, 1932, s. 140)</span></li>
<li>&#8220;Bu muazzam ve harikulade evreni, çok geriye ve çok ileriye bakabilme kabiliyeti bulunan insan da dahil olmak üzere, kör tesadüf veya zaruretin eseri olarak görmek çok güç, hatta imkansızdır.&#8221;<span class="hadisno">(Robert B. Downs, Dünyayı Değiştiren Kitaplar, Tur Yayınları, Istanbul 1980, s. 289)</span></li>
<li>Eğer yıldızlar birbirlerine biraz daha yakın olsalar, astrofizik çok da farklı olmazdı. Yıldızlarda, nebulalarda ve diğer gök cisimlerinde süregiden temel fiziksel işlemlerde hiçbir değişim gerçekleşmezdi. Uzak bir noktadan bakıldığında, galaksimizin görünüşü de şimdikiyle aynı olurdu. Tek fark, gece çimler üzerine uzanıp da izlediğim gökyüzünde çok daha fazla sayıda yıldız bulunması olurdu. Ama pardon, evet; bir fark daha olurdu: <u>Bu manzarayı seyredecek olan &#8220;ben&#8221; olmazdım&#8230;</u> Uzaydaki bu devasa boşluk, bizim varlığımızın bir ön şartıdır. <span class="hadisno">(George Greenstein, The Symbiotic Universe, s. 21)</span></li>
<li>&#8220;Doğanın temel değişmezleri ve yaşamın ortaya çıkmasına neden olan ilk koşullar, şaşırtıcı bir kesinlikle ayarlanmıştır. Evrenin ne denli akılalmaz bir incelikle ayarlanmış gibi göründüğü hakkında bir fikir vermek için Yer&#8217;den Mars gezegeni üzerinde bir çukura topunu göndermeyi başarabilen bir golf oyuncusunun becerisini düşünmek yeter!&#8221; <span class="hadisno">(Jean Guitton, Tanrı ve Bilim, Simavi Yayınları, 1993, s. 54)</span></li>
<li>Çevre, temel özellikleriyle (yani canlıları oluşturan çeşitli kimyasallar ve fiziko-kimyasal işlemler ile hidrosferin fiziksel ve kimyasal özellikleri yönünden) yaşam için olabilecek en uygun çevredir.<span class="hadisno">(Lawrence Henderson, The Fitness of the Environment, Boston: Beacon Press, 1958, önsöz)</span></li>
<li>&#8220;Eğer Dünya üzerinde şimdi olduğunun yarısı kadar deniz olsaydı, o zaman su buharı miktarı da şimdikinin yarısı kadar olacaktı, dolayısıyla biz de kuru toprakları beslemek için şu an sahip olduğumuz nehirlerimizin ancak yarısına sahip olacaktık, çünkü su buharının miktarı, üzerinden yükseldiği yüzeyin genişliğiyle bağlantılıdır. Dolayısıyla Yaratıcı, bunu öyle bir şekilde düzenlemiştir ki, denizler, karalar için gereken su buharını temin etmeye yetecek bir genişliğe sahiptir.&#8221; <span class="hadisno">(John Ray, The Wisdom of God Manifested in the Word of Creation, 1701; Michael Denton, Nature&#8217;s Destiny, s. 73)</span></li>
<li>
<p class="hadis">&#8220;Eğer akışkanlığı daha yüksek olsaydı, su, hayat için uygun bir temel olma özelliğini kesinlikle yitirirdi. Örneğin akışkanlığı sıvı hidrojen kadar yüksek olsaydı, canlıların yapıları, tahrip edici etkiler karşısında çok daha şiddetli hareketlere maruz kalacaktı&#8230; Hassas moleküler yapıların su tarafından desteklenmesi mümkün olmayacak, canlı hücresinin son derece hassas olan yapısı yaşamını sürdüremeyecekti&#8230;</p>
<p class="hadis">Öte yandan, suyun akışkanlığı biraz daha az olsaydı, (proteinler, enzimler gibi) makromoleküllerin ve özellikle mitokondri gibi özelleşmiş yapılar ile küçük organellerin kontrollü hareketleri imkansız hale gelecekti. Aynı şekilde hücre bölünmesi de imkansızlaşacaktı. Hücrenin tüm yaşamsal faaliyetleri fiili olarak donacak ve bizim bildiğimize benzer bir hücre yaşamı mümkün olmayacaktı. Hücrelerin embriyogenez (anne rahmindeki gelişim) sırasındaki hareket etme ve sürünme yeteneklerine bağlı olan daha yüksek organizmaların gelişimi ise, suyun akışkanlığının çok az bile daha düşük olması durumunda, kesinlikle gerçekleşemeyecekti.&#8221; <span class="hadisno">(Michael Denton, Nature&#8217;s Destiny, s. 33)</span></p>
</li>
<li>Bitkiler, sayılarının arttığı bölgelerde bir süre sonra çoğalmayı durdururlar. Evrimcilerin iddialarının tam tersine -güçlü olanın korunması, zayıf olanın yok olması gerekirken- bitkiler yaşamak için mücadele etmeye girişmezler. Çevrelerindeki bitki örtüsünün yoğunluğunu adeta hisseder ve nüfuslarını kontrol altında tutarlar. Bu kontrolü sağlamak için de daha az tohum üretmeye başlarlar. Tehlike ortadan kalkıp üreme ihtiyacı doğduğunda ise yeniden ürettikleri tohum miktarını artırırlar. <span class="hadisno">(Dr. Lee Spetner, Not By Chance, Shattering the Modern Biology of Evolution, s. 16)</span></li>
<li>&#8220;Bitki aleminin tarihinde yüksek seviyeli bitkilerin açıkça aniden ve birdenbire gelişimleri kadar bana daha olağanüstü gelen bir olay yoktur.&#8221; <span class="hadisno">(Francis Darwin, Charles Darwin&#8217;in Hayatı ve Mektupları, 1887, sf. 248)          </span></li>
<li>&#8220;&#8230;Ancak ben hala önyargısızca, bitki fosili kayıtlarında özel bir yaratılışın olduğunu düşünüyorum. Eğer bununla birlikte, bu sınıflandırmanın hiyerarşisi için başka bir açıklama bulunabilirse, bu evrim teorisinin matem çanı olur. Orkidenin, su mercimeğinin, palmiye ağacının aynı atadan geldiğini düşünebilir misiniz? Ve bu faraziye için herhangi bir delile sahip miyiz? Evrimciler buna bir cevap hazırlamalıdırlar. Ancak birçoğu sorgulamadan önce çökecektir.&#8221; <span class="hadisno">(W. R. Bird, Origin of Species Revisited, s. 233)                                                  </span></li>
<li>&#8220;Bir meşe palamutu ayçiçeğine değil de meşe ağacına dönüşmesi gerektiğini nasıl biliyor?&#8230; Yaklaşık 40 yıl önce biyologlar canlı organizmalarda bilginin önemli bir rol oynadığını öğrenmeye başladıklarında biyoloji bilimi de çok önemli bir mesafe almış oldu. Organizmada ona nasıl işlev görmesi, nasıl büyümesi, nasıl yaşaması ve nasıl üremesi gerektiğini söyleyen bilginin yerini keşfettik. Bilgi bitkinin içerisinde olduğu gibi tohumun içerisinde de mevcuttur. Tavuğun içerisinde olduğu gibi yumurtanın içerisinde de mevcuttur. Yumurta bilgiyi tavuğa geçirir, tavuk yumurtaya, bu böyle sürer gider.&#8221; <span class="hadisno">(Dr. Lee Spetner, Not By Chance, Shattering The Modern Theory of Evolution, sf. 23</span></li>
<li>&#8220;Birçok içgüdü o kadar harikadır ki büyük ihtimalle gelişimleri okuyucuya teorimin tamamını yıkmak için yeterli bir engel olarak gözükecektir.&#8221;<span class="hadisno"> (Animal Mind, sf. 22, [Charles Darwin, Türlerin Kökeni, 1859])</span></li>
<li>&#8220;Sorun, canlıların niye birbirlerine yardım ettikleridir. Darwin&#8217;in teorisine göre, her canlı kendi varlığını sürdürmek ve üreyebilmek için bir savaş vermektedir. Başkalarına yardım etmek, o canlının sağ kalma olasılığını azaltacağına göre, uzun vadede evrimde bu davranışın elenmesi gerekirdi. Oysa canlıların özverili olabilecekleri gözlenmiştir.&#8221; <span class="hadisno">(Bilim ve Teknik Dergisi, sayı: 190, s. 4)</span></li>
<li>&#8221;bana göre bütün bunların arkasında çok güçlü bir delil var. öyle görünüyor ki biri doğanın rakamlarını, evreni yaratmak için hassas bir ayara oturtmuş.&#8221;  paul davies, superforce, s. 243.</li>
<li>&#8221;tanrı bu tasarımı ne maksatla üretmiştir sorusuna cevap ararken insancı ilke ve biyolojik organizmaların gerekleriyle ilgili oluşumların göz önünde bulundurulması gerekir. evrende bilinçli yaşamın oluşması için gerekli doğa kanunlarının hassas ayarı açıkça tanrı’nın evreni böyle bir hayat ve bilincin gelişmesi için tasarladığı sonucunu çıkarır. bu demek oluyor ki evrendeki varlığımız tanrı’nın planının merkezi bir parçasıdır.&#8221;paul davies, the mind of god, s. 213</li>
<li>&#8221;bilim, evrendeki her şeyin akıl ve mantık çerçevesinde işlediğini öngören bir varsayımın üzerinde temellenir. mucizelere yer yoktur. bu, doğa kanunlarını ve fiziksel evrenin işleyişini düzenleyen bir aklın var olduğu anlamına gelir. ateistlere göre doğanın kanunlarının herhangi bir gerekçesi yoktur ve evren tamamen anlamsız bir dizi rastlantı üzerine bina edilmiştir. bir bilim adamı olarak bu düşünceyi kabul etmem mümkün değil. evrenin doğasını ve işleyişini belirleyen, her şeyin kökeninde yer alan ve hiç değişmeyen bir akıl olmalıdır.&#8221; paul davies, ‘what happened before the big bang’, ed: russell stannard, god for the 21st century, templeton foundation press, great britain (2000), s. 12.</li>
<li>Isaac Newton şöyle yazmıştır:<br />
<em>“Güneş’ten, gezegenlerden ve kuyruklu yıldızlardan oluşan bu çok hassas sistem, sadece akıl ve güç sahibi bir Varlık’ın amacından ve hâkimiyetinden kaynaklanabilir… O, bunların hepsini yönetmektedir ve bu egemenliği dolayısıyladır ki O’na, ‘Üstün Kuvvet Sahibi Rab’denir.” </em>(Michael A. Corey, God and the New Cosmology: The Anthropic Design Argument, Maryland: Rowman &amp; Littlefield Publishers, Inc., 1993, s. 259)</li>
<li>Prof. Michael Denton, Doğanın Kaderi) adlı kitabında bu konuda şunları söylemektedir:<br />
<blockquote><p><em>“Son derece çarpıcı olan bir başka gerçek, evrenin sadece bizim varlığımıza ve biyolojik ihtiyaçlarımıza olağanüstü derecede uygun olması değil, aynı zamanda bizim onu anlamamıza da son derece uygun olmasıdır… Güneş Sistemimizin bir galaktik kolun kıyısında bulunması, bizim geceleri gökyüzünü inceleyerek uzak galaksileri görebilmemizi ve evrenin genel yapısı hakkında bilgi sahibi olmamızı sağlamaktadır. Eğer bir galaksinin merkezinde yer alsaydık, hiçbir zaman bir spiral galaksinin yapısını gözlemleyemez ya da evrenin yapısı hakkında bir fikir sahibi olamazdık. (Michael Denton, Nature’s Destiny, s. 262)</em></p></blockquote>
<p>&nbsp;</li>
<li>
<ol start="20">
<li>yüzyılın tanınmış bilim adamlarından Isaac Asimov, ışığın dalga boylarındaki bu hassas ayarın önemini şöyle açıklar:</li>
</ol>
<blockquote><p><em>“Dalga boylarının kısa olması oldukça önemlidir. Işık dalgalarının düz çizgi yolu boyunca seyretmesi ve keskin gölgelere yol açmaları çevremizdeki olağan cisimlerden daha küçük oluşlarındandır. Karşılarına çıkan cisim, dalga boyundan daha büyük olmadığı takdirde, o cisimlerin çevresini dolaşıp içine alabilir. Örneğin, bakteriler bile ışığın bir dalga boyu uzunluğundan çok daha büyüktürler; böylece, ışık onları mikroskop altında keskin biçimde belirler.” </em>(Isaac Asimov, Asimov’s Guide to Science, (Türkçe baskı: Asimov Bilim Rehberi, E Yayınları, 1986, s. 485)</p></blockquote>
<p>&nbsp;</li>
</ol>
<p>Kâinatın yaratılışını tesadüfle ve evrimle izah edemeyeceklerini çok iyi bilenler, meseleyi dar bir sahaya çekmeyi tercih ettiler ve insanın yaratılışı üzerinde kalem oynatmaya, tahminler yürütmeye kalkıştılar. Bir hayli şahsî ve indî görüş çıktı ortaya. Kimi, insanın maymundan geldiğini iddia etti. Kimi, kurbağadan; kimi, tarla faresinden. Bir başkası insanın, tek bir türün evrimleşmesiyle değil, ancak iki türün ortak mahsulü olarak ortaya çıktığını savundu ve bu türleri ayı ve kurt olarak ilân etti.<br />
<em>Doğrusu, her gün ayrı bir hayvanın kapısını çalan bu grubun, nerede konaklayacakları merak edilmekte. </em></p>
<hr />
<p>&nbsp;<br />
<iframe loading="lazy" src="https://player.vimeo.com/video/64300428" width="640" height="360" frameborder="0" allowfullscreen="allowfullscreen"></iframe></p>The post <a href="https://ateistlerecevap.org/yaratilista-tesadufun-payi-tesaduf-hakkinda/" data-wpel-link="internal">Yaratılışta Tesadüfün Payı… Tesadüf Hakkında</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ateistlerecevap.org/yaratilista-tesadufun-payi-tesaduf-hakkinda/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Allah&#039;ın Varlığının ve Birliğinin Delilleri [DETAYLI]</title>
		<link>https://ateistlerecevap.org/allahin-varliginin-ve-birliginin-delilleri-detayli/</link>
					<comments>https://ateistlerecevap.org/allahin-varliginin-ve-birliginin-delilleri-detayli/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ateistlere Cevaplar]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 12 Mar 2018 15:31:23 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sorular]]></category>
		<category><![CDATA[Tefekkür]]></category>
		<category><![CDATA[Allah'ın Varlığının Delilleri]]></category>
		<category><![CDATA[Allah'ın Varlığının Delilleri Kısaca]]></category>
		<category><![CDATA[Allah’ın Varlığının Ve Birliğinin Delilleri]]></category>
		<category><![CDATA[ateistlere allah'ın ispatı]]></category>
		<category><![CDATA[ateistlere cevaplar]]></category>
		<category><![CDATA[Ateizm ve Din]]></category>
		<category><![CDATA[Big bang teorisi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.ateistlerecevap.org/?p=2076</guid>

					<description><![CDATA[<p>Selamun aleyküm kardeşler bu yazımızda Allah&#8217;ın Varlığının ve Birliğinin Delillerini bir araya getirdik yazı baya uzun oldu ancak faydalı olacaktır inşaalah. Alt tarafta konu başlıklarını yazdık onlara tıklayarak direk o bölüme atlayabilirsiniz yada hepsini okuyabilirsiniz tavsiyem hepsini okumanız yönündedir bu yazıyı tamamen okuduğunuz zaman bir iki kitap bitirmiş kadar olacaksınız o yüzden yanınıza not defterinizi [&#8230;]</p>
The post <a href="https://ateistlerecevap.org/allahin-varliginin-ve-birliginin-delilleri-detayli/" data-wpel-link="internal">Allah'ın Varlığının ve Birliğinin Delilleri [DETAYLI]</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Selamun aleyküm kardeşler bu yazımızda Allah&#8217;ın Varlığının ve Birliğinin Delillerini bir araya getirdik yazı baya uzun oldu ancak faydalı olacaktır inşaalah. Alt tarafta konu başlıklarını yazdık onlara tıklayarak direk o bölüme atlayabilirsiniz yada hepsini okuyabilirsiniz tavsiyem hepsini okumanız yönündedir bu yazıyı tamamen okuduğunuz zaman bir iki kitap bitirmiş kadar olacaksınız o yüzden yanınıza not defterinizi de almayı unutmayın 🙂<br />
&nbsp;<br />
<a href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/Allahin-varliginin-ve-birliginin-delilleri.png" data-wpel-link="internal"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-2077" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/Allahin-varliginin-ve-birliginin-delilleri.png" alt="" width="640" height="360" srcset="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/Allahin-varliginin-ve-birliginin-delilleri.png 640w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/Allahin-varliginin-ve-birliginin-delilleri-300x169.png 300w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" /></a><br />
<div class="su-list" style="margin-left:0px">
<ul>
<li><i class="sui sui-star" style="color:#333"></i> <a href="#evren">Allah’ın Varlığına Evrenden Deliller</a></li>
<li><i class="sui sui-star" style="color:#333"></i> <a href="#insan">Allah’ın Varlığına İnsandan Deliller</a></li>
<li><i class="sui sui-star" style="color:#333"></i> <a href="#hayvan">Allah’ın Varlığına Hayvanlardan Deliller</a></li>
<li><i class="sui sui-star" style="color:#333"></i> <a href="#bitki">Allah’ın Varlığına Bitkilerden Deliller</a></li>
<li><i class="sui sui-star" style="color:#333"></i> <a href="#mikro">Allah’ın Varlığına Mikro Dünyadan Deliller</a></li>
<li><i class="sui sui-star" style="color:#333"></i> <a href="#ozet">Allah’ın Varlığına Deliller Genel Özet</a></li>
</ul>
</div>
<h1 style="text-align: center;"><span style="font-size: 20px;"><a name="evren"></a><span style="font-family: 'andale mono', monospace;"><strong><span style="font-size: 28px; color: #993366;">Allah’ın Varlığına Evrenden Deliller</span></strong></span></span></h1>
<p style="color: #faf8f8; font-family: Arial, Helvetica, sans-serif; font-size: 13px; font-weight: bold; text-align: center;"><span class="style1" style="color: #008080; font-family: 'andale mono', monospace; font-size: 20px;">EVRENİN HESAPLANAMAYAN BÜYÜKLÜĞÜ</span><span style="color: #000000; font-family: 'andale mono', monospace; font-size: 14px;"><br />
</span></p>
<p style="color: #faf8f8; font-family: Arial, Helvetica, sans-serif; font-size: 13px; font-weight: bold;" align="left"><span style="color: #000000; font-family: 'andale mono', monospace; font-size: 14px;">Muhteşem büyüklükteki evrenin sahip olduğu hassas dengeler, bu kusursuz düzenin Allah’ın üstün yaratışı sonucunda var olduğunu kanıtlamaktadır.</span></p>
<p style="color: #faf8f8; font-family: Arial, Helvetica, sans-serif; font-size: 13px; font-weight: bold;" align="left"><span style="color: #000000; font-family: 'andale mono', monospace; font-size: 14px;">Bilimsel gelişmelerin bizlere işaret ettiği çok önemli bir nokta var. Evrenin muhteşem büyüklüğü!Evrenin büyüklüğü üzerinde düşündüğümüzde karşımıza çok  muazzam boyutlar çıkar. </span><br />
<span style="color: #000000; font-family: 'andale mono', monospace; font-size: 14px;">Dünya gezegeni, bildiğimiz gibi Güneş Sisteminin bir parçasıdır. Bu sistem, evrenin içindeki diğer yıldızlara göre orta-küçük bir yıldız olan Güneş&#8217;in etrafında dönmekte olan dokuz gezegenden ve onların elli dört uydusundan oluşur. Dünya, bu sistemde Güneş&#8217;e en yakın üçüncü gezegendir. </span><a href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/0919cf890e6fccbc80d49cbce47cdfd528aa7bad.jpeg" data-wpel-link="internal"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-1973" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/0919cf890e6fccbc80d49cbce47cdfd528aa7bad.jpeg" alt="" width="462" height="260" srcset="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/0919cf890e6fccbc80d49cbce47cdfd528aa7bad.jpeg 788w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/0919cf890e6fccbc80d49cbce47cdfd528aa7bad-300x169.jpeg 300w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/0919cf890e6fccbc80d49cbce47cdfd528aa7bad-768x432.jpeg 768w" sizes="(max-width: 462px) 100vw, 462px" /></a><span style="color: #000000; font-family: 'andale mono', monospace; font-size: 14px;">Güneş&#8217;in çapı, Dünya&#8217;nın çapının 103 katı kadardır. Bunu bir benzetmeyle açıklayalım; eğer çapı 12.200 km. olan Dünya&#8217;yı bir misket büyüklüğüne getirirsek, Güneş de bildiğimiz futbol toplarının iki katı kadar büyüklükte yuvarlak bir küre haline gelir. Ama asıl ilginç olan, aradaki mesafedir. Gerçeklere uygun bir model kurmamız için, misket büyüklüğündeki Dünya ile top büyüklüğündeki Güneş&#8217;in arasını yaklaşık 280 metre yapmamız gerekir. Güneş Sisteminin en dışında bulunan gezegenleri ise kilometrelerce öteye taşımamız gerekecektir.</span><br />
<span style="color: #000000; font-family: 'andale mono', monospace; font-size: 14px;">Ancak bu kadar dev bir boyuta sahip olan Güneş Sistemi, içinde bulunduğu Samanyolu Galaksisine oranla oldukça küçük boyutlardadır. Çünkü Samanyolu Galaksisinin içinde, Güneş gibi ve çoğu ondan daha büyük olmak üzere yaklaşık 250 milyar yıldız vardır. Bu yıldızların içinde Güneş&#8217;e en yakın olanı Alpha Centauri&#8217;dir. Eğer Alpha Centauri&#8217;yi az önce yaptığımız ölçeğe, yani Dünya&#8217;nın misket büyüklüğünde olduğu ve Güneş ile Dünya&#8217;nın arasının 280 metre tuttuğu ölçeğe yerleştirirsek, onu Güneş&#8217;in 78 bin kilometre uzağına koymamız gerekir!</span><br />
<span style="color: #000000; font-family: 'andale mono', monospace; font-size: 14px;">Modeli biraz daha küçültelim. Dünya&#8217;yı gözle zor görülen bir toz zerresi kadar yapalım. O zaman Güneş ceviz büyüklüğünde olacak ve Dünya&#8217;ya üç metre mesafede yer alacaktır. Bu ölçek içinde Alpha Centauri&#8217;yi ise Güneş&#8217;ten 640 kilometre uzağa koymamız gerekir. </span></p>
<p style="color: #faf8f8; font-family: Arial, Helvetica, sans-serif; font-size: 13px; font-weight: bold;" align="left"><span style="color: #000000; font-family: 'andale mono', monospace; font-size: 14px;">Samanyolu Galaksisi, işte aralarında bu denli devasa mesafeler bulunan 250 milyar yıldızı barındırır. Spiral şeklindeki bu galaksinin kollarının birisinde, bizim Güneşimiz yer almaktadır.</span><br />
<span style="color: #000000; font-family: 'andale mono', monospace; font-size: 14px;">Ancak ilginç olanı, Samanyolu Galaksisinin de uzayın geneli düşünüldüğünde çok &#8220;küçük&#8221; bir yer kapladığıdır. Çünkü uzayda başka galaksiler de vardır, hem de tahminlere göre, yaklaşık 300 milyar kadar. Bu galaksilerin arasındaki boşluklar ise, Güneş ile Alpha Centauri arasındaki boşluğun milyonlarca katı kadardır. </span><br />
<span style="color: #000000; font-family: 'andale mono', monospace; font-size: 14px;">George Greenstein, bu şaşkınlık uyandıran büyüklükle ilgili, The Symbiotic Universe (Simbiyotik Evren) adlı kitabında şöyle yazar:“Eğer yıldızlar birbirlerine biraz daha yakın olsalar, astrofizik çok da farklı olmazdı. Yıldızlarda, nebulalarda ve diğer gök cisimlerinde süregiden temel fiziksel işlemlerde hiçbir değişim gerçekleşmezdi. Uzak bir noktadan bakıldığında, galaksimizin görünüşü de şimdikiyle aynı olurdu. Tek fark, gece çimler üzerine uzanıp da izlediğim gökyüzünde çok daha fazla sayıda yıldız bulunması olurdu. Ama pardon, evet; bir fark daha olurdu: Bu manzarayı seyredecek olan &#8220;ben&#8221; olmazdım&#8230; Uzaydaki bu devasa boşluk, bizim varlığımızın bir ön şartıdır.” (George Greenstein, The Symbiotic Universe. s. 21)Greenstein, bunun nedenini de açıklar; uzaydaki büyük boşluklar, bazı fiziksel değişkenlerin tam insan yaşamına uygun biçimde şekillenmesini sağlamaktadır. Ayrıca Dünya&#8217;nın, uzay boşluğunda gezinen dev gök cisimleriyle çarpışmasını engelleyen etken de, evrendeki gök cisimlerinin arasının bu denli büyük boşluklarla dolu oluşudur.</span></p>
<p style="color: #faf8f8; font-family: Arial, Helvetica, sans-serif; font-size: 13px; font-weight: bold;" align="left"><span style="color: #000000; font-family: 'andale mono', monospace; font-size: 14px;">Evrenin bu büyüklüğünü ve muhteşem düzenini kusursuz bir uyum içinde yoktan vareden alemlerin Rabbi olan Allah’tır. Evrenin büyüklüğü ve sahip olduğu hassas dengeler, Allah&#8217;ın üstün yaratma sanatının apaçık delilleridir. Modern bilimin ulaştığı bu sonuç ise, Kuran&#8217;da bundan 14 yüzyıl önce haber verilmiş olan bir gerçeğin doğrulanmasından ibarettir.<strong>Gerçekten sizin Rabbiniz, altı günde gökleri ve yeri yaratan, sonra arşa istiva eden Allah&#8217;tır. Gündüzü, durmaksızın kendisini kovalayan geceyle örten, güneşe, aya ve yıldızlara Kendi buyruğuyla baş eğdirendir. Haberiniz olsun, yaratmak da, emir de (yalnızca) O&#8217;nundur. Alemlerin Rabbi olan Allah ne yücedir. (Araf Suresi, 54)</strong></span></p>
<p style="color: #faf8f8; font-family: Arial, Helvetica, sans-serif; font-size: 13px; font-weight: bold;" align="center"><span class="style1" style="color: #008080; font-family: 'andale mono', monospace; font-size: 28px;">VAN ALLEN KUŞAKLARI </span><br />
<span style="color: #000000; font-family: 'andale mono', monospace; font-size: 14px;"><a href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/deliller_clip_image002.jpg" data-wpel-link="internal"><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-1967 alignright" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/deliller_clip_image002.jpg" alt="" width="248" height="150" /></a></span></p>
<p style="color: #faf8f8; font-family: Arial, Helvetica, sans-serif; font-size: 13px; font-weight: bold;" align="left"><span style="color: #000000; font-family: 'andale mono', monospace; font-size: 14px;">&#8220;Van Allen Kuşakları&#8221; denilen ve Dünya&#8217;nın manyetik alanından kaynaklanan bir tabaka, gezegenimize gelen zararlı ışınlara karşı bir kalkan görevi görür. Güneş&#8217;ten ve diğer yıldızlardan sürekli olarak yayılan bu ışınlar, insanlar için öldürücü etkiye sahiptir. Özellikle Güneş&#8217;te sık sık meydana gelen ve &#8220;parlama&#8221; adı verilen enerji patlamaları, Van Allen Kuşakları olmasa, Dünya&#8217;daki tüm yaşamı yok edebilecek güçtedir. </span></p>
<p style="color: #faf8f8; font-family: Arial, Helvetica, sans-serif; font-size: 13px; font-weight: bold;" align="left"><span style="color: #000000; font-family: 'andale mono', monospace; font-size: 14px;">Van Allen Kuşakları&#8217;nın yaşamımız açısından önemini Dr. Hugh Ross şöyle anlatmaktadır: </span><br />
<span style="color: #000000; font-family: 'andale mono', monospace; font-size: 14px;">Dünya, Güneş Sistemi&#8217;ndeki gezegenler arasında en yüksek yoğunluğa sahiptir. Bu geniş nikel-demir çekirdeği büyük bir manyetik alandan sorumludur. Bu manyetik alan Van Allen radyasyon koruyucu tabakasını meydana getirir. Bu tabaka yeryüzünü radyasyon bombardımanından korur. Eğer bu koruyucu tabaka olmasaydı Dünya&#8217;da hayat mümkün olmazdı. </span></p>
<p style="color: #faf8f8; font-family: Arial, Helvetica, sans-serif; font-size: 13px; font-weight: bold;" align="left"><span style="color: #000000; font-family: 'andale mono', monospace; font-size: 14px;">Manyetik alanı olan ve kayalık bölgelerden oluşan diğer tek gezegen Merkür&#8217;dür. Fakat bu manyetik alanın gücü Dünya&#8217;nınkinden 100 kat daha azdır. Van-Allen radyasyon koruyucu tabakası Dünya&#8217;ya özeldir.</span><br />
<span style="color: #000000; font-family: 'andale mono', monospace; font-size: 14px;">Geçtiğimiz yıllarda tespit edilen bir parlamada açığa çıkan enerjinin, Hiroşima&#8217;ya atılanın benzeri 100 milyar atom bombasına eş değer olduğu hesaplanmıştır. Parlamadan 58 saat sonra pusulaların ibrelerinde aşırı hareketler gözlenmiş, Dünya atmosferinin 250 km üstünde sıcaklık sıçrama yapıp 2500° C&#8217;ye yükselmiştir. Kısacası, Dünya&#8217;nın üzerinde, kendisini sarıp kuşatan ve dış tehlikelere karşı koruyan mükemmel bir sistem işler. </span></p>
<p style="color: #faf8f8; font-family: Arial, Helvetica, sans-serif; font-size: 13px; font-weight: bold;" align="center"><span class="style1" style="color: #008080; font-family: 'andale mono', monospace; font-size: 28px;">EVRENİN GENİŞLEME HIZINDAKİ MUCİZEVİ ÖLÇÜ</span></p>
<p style="color: #faf8f8; font-family: Arial, Helvetica, sans-serif; font-size: 13px; font-weight: bold;" align="left"><span style="color: #000000; font-family: 'andale mono', monospace; font-size: 14px;">Evrenin genişleme hızı, evrenin şu anki yapısının oluşabilmesi açısından son derece kritik bir değere sahiptir. Eğer genişleme hızı çok az daha yavaş olsaydı, bütün evren, daha Güneş Sistemleri tam anlamıyla düzenlenemeden tekrar içine çökmüş olacaktı. Eğer evren biraz daha hızlı genişliyor olsaydı, madde ne galaksileri ne de yıldızları bir daha asla oluşturamayacak biçimde boşlukta dağılıp gidecekti. Her iki durum da, canlılığın ve bizlerin var olamaması anlamına geliyordu.Ancak bunların hiçbiri gerçekleşmemiş ve evrenin genişleme hızının sahip olduğu son derece hassas değer sayesinde şimdiki evren ortaya çıkmıştır. Peki bu denge ne kadar hassastır? </span></p>
<p style="color: #faf8f8; font-family: Arial, Helvetica, sans-serif; font-size: 13px; font-weight: bold;" align="left"><span style="color: #000000; font-family: 'andale mono', monospace; font-size: 14px;">Avustralya&#8217;daki Adelaide Üniversitesi&#8217;nden ünlü matematiksel fizik profesörü Paul Davies, bu soruyu cevaplamak için uzun hesaplar yapmış ve inanılmaz bir sonuca ulaşmıştır Davies&#8217;e göre, kainatın yaratıldığı büyük patlamanın ardından gerçekleşen genişleme hızı eğer milyar kere milyarda bir oranda (1/1018) bile farklı olsaydı, evren ortaya çıkamazdı. Milyar kere milyarda bir ifadesi rakamsal olarak şöyle yazılır:</span><br />
<span style="color: #000000; font-family: 'andale mono', monospace; font-size: 14px;">&#8220;0,000000000000000001&#8221;. </span></p>
<p style="color: #faf8f8; font-family: Arial, Helvetica, sans-serif; font-size: 13px; font-weight: bold;" align="left"><span style="color: #000000; font-family: 'andale mono', monospace; font-size: 14px;">Yani bu derece astronomik küçüklükte bir farklılık dahi evrenin var olamaması demekti. Bu nedenle Big Bang herhangi bir patlama değil, her yönüyle çok iyi hesaplanmış ve düzenlenmiş bir oluşumdur.</span></p>
<p style="color: #faf8f8; font-family: Arial, Helvetica, sans-serif; font-size: 13px; font-weight: bold;" align="center"><span class="style1" style="color: #008080; font-family: 'andale mono', monospace; font-size: 28px;">GÖK CİSİMLERİNİN ARALARINDAKİ MESAFELER</span></p>
<p style="color: #faf8f8; font-family: Arial, Helvetica, sans-serif; font-size: 13px; font-weight: bold;" align="left"><span style="color: #000000; font-family: 'andale mono', monospace; font-size: 14px;"><a href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/deliller_clip_image003.jpg" data-wpel-link="internal"><img loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-1968 alignleft" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/deliller_clip_image003.jpg" alt="" width="250" height="173" /></a>Dünya gezegeni, bildiğimiz gibi Güneş Sistemi&#8217;nin bir parçasıdır. Güneş Sistemi ise, kusursuz bir planın ve mükemmel dengelerin bulunduğu bir mekandır. Güneş&#8217;in çapı, Dünya&#8217;nın çapının 103 katı kadardır. Bunu bir benzetmeyle açıklayalım: Eğer çapı 12.200 km olan Dünya&#8217;yı bir misket büyüklüğüne getirirsek, Güneş de bildiğimiz futbol toplarının iki katı kadar büyüklükte yuvarlak bir küre haline gelir. Asıl ilginç olan, aradaki mesafedir. Gerçeklere uygun bir model kurmamız için, misket büyüklüğündeki Dünya ile top büyüklüğündeki Güneş&#8217;in arasını yaklaşık 280 metre yapmamız gerekir. Güneş Sistemi&#8217;nin en dışında bulunan gezegenleri ise kilometrelerce öteye taşımamız gerekecektir. </span><br />
<span style="color: #000000; font-family: 'andale mono', monospace; font-size: 14px;">Gök cisimlerinin uzaydaki dağılımı ve aralarındaki bu devasa boşluklar Dünya&#8217;da canlı hayatının var olabilmesi için zorunludur. Gök cisimleri arasındaki mesafeler Dünya&#8217;daki yaşamı destekleyecek biçimde pek çok evrensel güçle uyumlu bir hesap içinde düzenlenmiştir. Bu mesafeler, gezegenlerin yörüngelerini hatta varlıklarını doğrudan etkiler. Bu mesafeler biraz daha az olsaydı, yıldızlar arası kütle çekim güçleri gezegenlerin yörüngelerini kararsız hale getirecekti. Bu kararsızlık ise gezegenlerde çok uç sıcaklık değişimlerine yol açacaktı. Eğer uzaklıklar biraz daha fazla olsaydı, süpernovalarla uzaya fırlatılan ağır elementlerin dağılımı çok seyrek olacak ve Dünya gibi dağlık gezegenler oluşamayacaktı. </span><br />
<span style="color: #000000; font-family: 'andale mono', monospace; font-size: 14px;">Yıldızlar arasındaki şu an var olan boşluklar bizimki gibi bir gezegen sisteminin var olabilmesi için en ideal mesafeye sahiptir. </span></p>
<p style="color: #faf8f8; font-family: Arial, Helvetica, sans-serif; font-size: 13px; font-weight: bold;" align="center"><span class="style1" style="color: #008080; font-family: 'andale mono', monospace; font-size: 28px;">ATOMDA SAKLI OLAN BÜYÜK GÜÇ </span></p>
<p style="color: #faf8f8; font-family: Arial, Helvetica, sans-serif; font-size: 13px; font-weight: bold;" align="left"><span style="color: #000000; font-family: 'andale mono', monospace; font-size: 14px;"><a href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/deliller_clip_image004.jpg" data-wpel-link="internal"><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-1969 alignright" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/deliller_clip_image004.jpg" alt="" width="182" height="182" /></a>Allah, sonsuz kudretiyle evrenin en güçlü kuvvetini evrenin en küçük parçası olan atomların içine sığdırmıştır. Bu durum Allah&#8217;ın yaratma sanatının en büyük delillerinden biridir.19. yüzyılın ilk yarısından bu yana yüzlerce bilim adamı atomun sırlarını ortaya çıkarabilmek için gece gündüz çalıştılar. Atomun şekli, hareketi, yapısı gibi çeşitli özelliklerini gün ışığına çıkaran bu çalışmalar, maddeyi ezeli ve ebedi bir varlık olarak kabul eden klasik fiziği temellerinden yıktı ve modern fiziğin temellerini attı. </span><br />
<span style="color: #000000; font-family: 'andale mono', monospace; font-size: 14px;">Son derece küçük olan bu parçacıklar, kendi içlerinde mükemmel bir organizasyona sahiptirler. Ancak atomdaki mucizevi yön bu kadarla kalmaz; atom aynı zamanda içinde çok muazzam bir enerjiyi de barındırır. </span></p>
<p style="color: #faf8f8; font-family: Arial, Helvetica, sans-serif; font-size: 13px; font-weight: bold;" align="center"><span class="style1" style="color: #008080; font-family: 'andale mono', monospace; font-size: 28px;">Çekirdekte Saklı Güç</span></p>
<p style="color: #faf8f8; font-family: Arial, Helvetica, sans-serif; font-size: 13px; font-weight: bold;" align="left"><span style="color: #000000; font-family: 'andale mono', monospace; font-size: 14px;">Atom çekirdeğinin içinde, protonları ve nötronları birbirine bağlayan çok güçlü bir kuvvet vardır. Bu kuvvete, &#8220;Güçlü Nükleer Kuvvet&#8221; adı verilir. Nükleer enerji, çekirdekteki bu kuvvetin serbest bırakılmasıyla ortaya çıkar. Bu kuvvet üzerinde bir oynama yapılmadığı zaman kimseye bir zararı yoktur, ama insan müdahalesiyle milyonları öldüren bir güç haline gelebilmektedir. Atomun çekirdeğinde bulunan ve milyonlarca kişinin hayatını tehlikeye sokabilecek olan bu olağanüstü kuvveti, &#8220;fisyon&#8221; (nükleer parçalanma) ve &#8220;füzyon&#8221; (nükleer kaynaşma) tepkimeleri açığa çıkarmaktadır. </span></p>
<p style="color: #faf8f8; font-family: Arial, Helvetica, sans-serif; font-size: 13px; font-weight: bold;" align="left"><span style="color: #000000; font-family: 'andale mono', monospace; font-size: 14px;">Atomun içinde saklı olan bu güç öylesine büyüktür ki, insanlık bu enerjinin keşfiyle artık okyanusları birleştiren dev kanallar açabilmekte, dağları oyabilmekte, suni iklimler üretebilmekte ve bunlar gibi daha birçok faydalı işi yapabilmektedir. Ama şunu da belirtmek gerekir ki, atomun içinde saklı olan güç, bir yandan bu şekilde insanlığa hizmet ederken, diğer yandan da insanlık için çok büyük bir tehlike oluşturmaktadır. Öyle ki bu gücün kötüye kullanımıyla, 2. Dünya Savaşı sırasında Hiroşima ve Nagasaki’de on binlerce insan birkaç saniye gibi çok kısa bir süre içinde hayatlarını kaybettiler. Yakın geçmişte de, Rusya&#8217;daki Çernobil Nükleer Santrali&#8217;nde meydana gelen bir kaza, çok sayıda insanın ölmesine ya da sakat kalmasına yol açmıştı.</span></p>
<p style="color: #faf8f8; font-family: Arial, Helvetica, sans-serif; font-size: 13px; font-weight: bold;" align="left"><span style="color: #000000; font-family: 'andale mono', monospace; font-size: 14px;">Bu kadar küçük bir tanenin içine bu kadar büyük bir enerji sığdırılması olağanüstü bir mucizedir. Allah insanlara sonsuz gücünü, yarattığı varlıklarda göstermekte, dilediği gücü dilediği yerde var etmektedir. İnsanlara da sonsuz ilminden ancak dilediği kadarını vermektedir. </span></p>
<p style="color: #faf8f8; font-family: Arial, Helvetica, sans-serif; font-size: 13px; font-weight: bold;" align="center"><span class="style1" style="color: #008080; font-family: 'andale mono', monospace; font-size: 28px;">ELEKTRONLARIN YÖRÜNGESİ</span></p>
<p style="color: #faf8f8; font-family: Arial, Helvetica, sans-serif; font-size: 13px; font-weight: bold;" align="left"><span style="color: #000000; font-family: 'andale mono', monospace; font-size: 14px;">Allah gördüğümüz ve göremediğimiz her yeri sonsuz bir sanatla yaratmış ve bizim haberimiz bile olmadığı halde yarattığı sayısız nimetleri bizim emrimize vermiştir.<strong>&#8220;Allah, gerçekten kendisinden başka ilah olmadığına şahitlik etti; melekler ve ilim sahipleri de O&#8217;ndan başka ilah olmadığına adaletle şahitlik ettiler. O&#8217;ndan başka İlah yoktur.&#8221; (Al-i İmran Suresi,18)</strong></span></p>
<p style="color: #faf8f8; font-family: Arial, Helvetica, sans-serif; font-size: 13px; font-weight: bold;" align="left"><span style="color: #000000; font-family: 'andale mono', monospace; font-size: 14px;">Atomu oluşturan parçacıkların kendi eksenleri etrafında olağanüstü bir hızla dönüşlerine &#8220;spin&#8221; adı verilir. Evrendeki pek çok sistemde spin hareketi önemli bir rol oynar. Atomun içindeki parçacıklardan uzaydaki yıldızlara kadar bütün sistemler bu hareket üzerine kurulmuştur. Parçacıkların spin hareketi ise ilk kez 1925 yılında fark edilmiş ve bu dönüş &#8220;Pauli Dışlama İlkesi&#8221; olarak anılmaya başlanmıştır. Bu ilkeye göre, iki benzer parçacık aynı duruma sahip olamazlar, yani belirsizlik ilkesinin tanımladığı sınırlar içinde hem aynı konumda, hem de aynı hızda bulunamazlar. Bu kuralı şu şekilde açıklayabiliriz: Bildiğiniz gibi atom son derece küçük bir yapıdır ve o küçük yapının içinde de çok karmaşık bir trafik vardır. Eğer bu yapıyı oluşturan birbirine benzer parçacıklar aynı hızda ve aynı yönde hareket etselerdi ne olurdu, bir düşünelim:</span></p>
<p><span style="color: #000000; font-family: 'andale mono', monospace; font-size: 14px;">Öncelikle protonu oluşturan 3 kuarkı ele alalım. 3 kuark aynı anda, aynı hızda ve aynı yönde hareket ettikleri takdirde, artık 3 kuark diye bir şey kalmaz, hepsi de tek bir kuark halini alırlar. Böyle bir durumda da protonların oluşması mümkün olmaz ve çekirdek, dolayısıyla atom oluşamaz. Çünkü kuark bir enerjiden ibarettir ve aynı yönde ve aynı hızda hareket eden 3 ayrı enerji olabilmesi mümkün değildir. Bunların bir şekilde birbirlerinden ayrılmaları gerekir. Bu ayrım da ancak hareket farklılıklarıyla oluşabilmektedir. Ancak bu şartla, kuarklar (enerji paketçikleri), nötronları ve protonları oluşturabilirler. Şayet, kuarkların hepsi aynı yönde ve aynı hızda hareket etselerdi, ne protonlar, ne nötronlar, ne de çekirdek oluşabilirdi. Sonuç olarak, atomlar, moleküller dolayısıyla da madde var olamazdı.</span></p>
<p style="color: #faf8f8; font-family: Arial, Helvetica, sans-serif; font-size: 13px; font-weight: bold;" align="left"><span style="color: #000000; font-family: 'andale mono', monospace; font-size: 14px;">Şimdi, cevaplanması gereken çok önemli bir soru vardır ki bu soru bizi en başa döndürmektedir: Neden tüm parçacıklar bu stratejiye uymakta, yani itaat etmektedirler? Neden tek bir parçacık bile bu kurala itiraz etmemektedir? Tüm bu parçacıkların, burada saydıklarımızı uygulayabilecek şuur, akıl, irade ve zekaları mı vardır? Elbette hayır. Kütlesi bile olmayan, sadece enerjiden ibaret olan bu parçacıkların, hiç şüphesiz ne kendilerine ait bir akılları, ne de müstakil bir iradeleri olabilir. Burada karşımıza çıkan, Allah&#8217;ın sonsuz aklı, sonsuz gücü ve sonsuz ilmidir. Allah, tüm bu parçacıklara, boyun eğdirmiş ve böylece evreni yaratmıştır. Allah bir ayette bu gerçeği bize şöyle bildirmektedir:<strong>&#8220;&#8230; Hayır, göklerde ve yerde her ne varsa O&#8217;nundur, tümü O&#8217;na gönülden boyun eğmişlerdir.&#8221; (Bakara Suresi, 116)</strong></span></p>
<p style="color: #faf8f8; font-family: Arial, Helvetica, sans-serif; font-size: 13px; font-weight: bold;" align="center"><span class="style1" style="color: #008080; font-family: 'andale mono', monospace; font-size: 28px;">GALAKSİNİN EN KONFORLU YERİ</span></p>
<p style="color: #faf8f8; font-family: Arial, Helvetica, sans-serif; font-size: 13px; font-weight: bold;" align="left"><span style="color: #000000; font-family: 'andale mono', monospace; font-size: 14px;"><strong>&#8221; &#8230; Güneş&#8217;i ve Ay&#8217;ı sizin emrinize verdi; yıldızlar da O&#8217;nun emriyle emre hazır kılınmıştır.&#8221; (Nahl Suresi, 12)</strong></span><br />
<span style="color: #000000; font-family: 'andale mono', monospace; font-size: 14px;">Samanyolu Galaksisi, evrendeki yaklaşık 300 milyar galaksiden sadece bir tanesidir. 300 milyar galaksi&#8230; Bir çırpıda söylenebilen bu rakamı bir düşünün&#8230; Eğer her bir saniyede bir galaksi sayacak olsanız tümünü saymanız yaklaşık 10.000 yıl sürecektir. Dahası, 10.000 yıllık dönemde tek bir saniye olarak sayacağınız galaksimizin içindeki yıldız sayısı yaklaşık 200 milyardır. Güneş ise bu yıldızlardan sadece bir tanesidir.</span></p>
<p style="color: #faf8f8; font-family: Arial, Helvetica, sans-serif; font-size: 13px; font-weight: bold;" align="left"><span style="color: #000000; font-family: 'andale mono', monospace; font-size: 14px;">Güneş&#8217;in tüm özellikleri dünyadaki yaşam için ayarlanmıştır: Ortalama büyüklükte bir yıldız olması; dünyaya uygun mesafede bulunması; yaydığı ışığın özellikleri; içerdiği element oranının bizim için uygun olması gibi. Isı ve ışık kaynağımız olan Güneş&#8217;in tüm özellikleri Allah&#8217;ın rahmetiyle bizler için ayarladığı seviyededir. Evrenin yaratıcısı Yüce Allah bir Kuran ayetinde şöyle bildirmektedir: </span><br />
<span style="color: #000000; font-family: 'andale mono', monospace; font-size: 14px;"><strong>&#8221; &#8230; Güneş&#8217;i ve Ay&#8217;ı sizin emrinize verdi; yıldızlar da O&#8217;nun emriyle emre hazır kılınmıştır.&#8221; (Nahl Suresi, 12)</strong></span></p>
<p style="color: #faf8f8; font-family: Arial, Helvetica, sans-serif; font-size: 13px; font-weight: bold;" align="left"><span style="color: #000000; font-family: 'andale mono', monospace; font-size: 14px;">Galaksideki tüm yıldızlar -Dünyamızın Güneş etrafında döndüğü gibi- galaksinin merkezi etrafında dönmektedir. Bu merkez etrafında dönen yaklaşık 300 milyar yıldızın her birinin yörüngesi farklıdır. Güneş ve elbette onunla beraber biz de, bu merkez etrafında sürekli olarak dönmekteyiz. Güneş&#8217;in bu merkez etrafındaki tek bir turu tamamlamasının yaklaşık olarak 230 milyon yıl sürdüğü hesaplanıyor.</span></p>
<p style="color: #faf8f8; font-family: Arial, Helvetica, sans-serif; font-size: 13px; font-weight: bold;" align="center"><span class="style1" style="color: #008080; font-family: 'andale mono', monospace; font-size: 28px;">Korunan Güneş</span></p>
<p style="color: #faf8f8; font-family: Arial, Helvetica, sans-serif; font-size: 13px; font-weight: bold;" align="left"><span style="color: #000000; font-family: 'andale mono', monospace; font-size: 14px;">Güneş&#8217;in yörüngesini araştıran astronomi profesörü Guillermo Gonzalez Güneş&#8217;in bu yolculuğunda galaksideki tehlikeli bölgelerden korunduğunu fark etti. Gonzalez, Güneş&#8217;in bu özel yörüngesinin altında, onu benzeri yıldızlardan ayıran bazı özgün nitelikler yattığını belirtiyor. Böylece Güneş&#8217;in konumu, galaksinin yaşamı destekleyebilecek özellikte görünen çok ender yerlerinden biri olarak göze çarpıyor. </span><br />
<span style="color: #000000; font-family: 'andale mono', monospace; font-size: 14px;">Gonzalez bu açıdan Güneş Sistemimizin &#8220;Yerleşilebilir Galaktik Bölge&#8221; olarak tanımladığı bölgede yer aldığını belirtiyor. Ve ekliyor: &#8220;Gezegenimizdeki tüm canlılar -en basit bakteriden en kompleks yapıda canlılara kadar hepsi- varlıklarını bu faktörlerin eşsiz dengesine borçludur&#8221;. </span></p>
<p style="color: #faf8f8; font-family: Arial, Helvetica, sans-serif; font-size: 13px; font-weight: bold;" align="left"><span style="color: #000000; font-family: 'andale mono', monospace; font-size: 14px;">Gonzalez&#8217;in tehlikelerine dikkat çektiği iki bölge galaksimizin merkezi ve galaksimizin dışında yer alan spiral kollardır. (Birçok galaksi spiral şekildedir. Bu galaksilerdeki yıldızlar, bir helezonu oluşturan çizgilerdeki gibi dizilirler. Kollar ise galaksinin en dışında yer alan kollarıdır)</span></p>
<p style="color: #faf8f8; font-family: Arial, Helvetica, sans-serif; font-size: 13px; font-weight: bold;" align="left"><span style="color: #000000; font-family: 'andale mono', monospace; font-size: 14px;">Buna göre, eğer galaksinin merkezine yakın olsaydık; Galaksinin merkezinde Güneş&#8217;in tam 3 milyon katı kütleye sahip bir kara delik bulunmaktadır. Bu karadelik muhteşem çekim kuvvetiyle etrafındaki tüm yıldızları yutarak onları yemektedir. Bilim adamları bu büyüklükte bir karadeliğin Dünyamızı yutmasının sadece bir saniye süreceğini belirtmektedirler. </span></p>
<p style="color: #faf8f8; font-family: Arial, Helvetica, sans-serif; font-size: 13px; font-weight: bold;" align="left"><span style="color: #000000; font-family: 'andale mono', monospace; font-size: 14px;">Galaksinin merkezinde bu çok tehlikeli çekim kuvvetinin yanısıra, bizim için çok zararlı olan radyasyon da yayılmaktadır. Bu radyasyon, dev yıldızları oluşturan maddenin, karadeliğin kütlesine katılırken sıkıştırılıp aşırı ısınmasından kaynaklanmaktadır.</span></p>
<p style="color: #faf8f8; font-family: Arial, Helvetica, sans-serif; font-size: 13px; font-weight: bold;" align="left"><span style="color: #000000; font-family: 'andale mono', monospace; font-size: 14px;">Eğer bu bölgeye yakın olsaydık, yüksek radyasyondan dolayı yeryüzünde yaşam mümkün olmazdı. Galaksinin merkezinden yayılan zararlı gamma ışınları, X-ışınları ve kozmik ışınlar tek bir canlı hücre dahi bırakmazdı. Ancak Güneş Sistemimiz galaksinin merkezine yaklaşık 28.000 ışık yılı (266. 000.000.000.000.000 km-İkiyüzaltmışaltı katrilyon kilometre) uzaktadır ve tüm bu zararlı etkilerden uzakta ve güvendedir. </span></p>
<p style="color: #faf8f8; font-family: Arial, Helvetica, sans-serif; font-size: 13px; font-weight: bold;" align="left"><span style="color: #000000; font-family: 'andale mono', monospace; font-size: 14px;">Eğer galaksinin spiral kollarında olsaydık;Güneş, galaksinin merkezindeki tehlikelerden korunduğu gibi galaksinin dış çemberinde yer alan spiral kollardan da korunmaktadır. Bu spiral kollar çok sayıda yıldızın doğum yeridir. Burada devasa büyüklükte birçok yıldız bulunur ve toplam kütleleriyle galaksinin spiral kollarını yoğun bir çekim alanı haline getirir. Bu kollar özellikle Güneş Sistemindeki kuyruklu yıldızları etkileyerek Dünya için tehlike oluşturabilirler. </span></p>
<p style="color: #faf8f8; font-family: Arial, Helvetica, sans-serif; font-size: 13px; font-weight: bold;" align="left"><span style="color: #000000; font-family: 'andale mono', monospace; font-size: 14px;">Güneş Sisteminde trilyonlarca kuyruklu yıldız bulunur. Bunlar sistemin en dışında yer alır ve tüm sistemi bir küre gibi kuşatırlar. Bu kuyruklu yıldızlar normalde Güneş&#8217;in etrafında yörüngededirler, ancak Güneş dışında bir kütlenin devreye girmesi durumunda yörüngeden çıkabilirler. </span><br />
<span style="color: #000000; font-family: 'andale mono', monospace; font-size: 14px;">Eğer Güneş Sistemi galaksinin spiral kollarında olsaydı, bu kolların güçlü çekim kuvveti kuyruklu yıldızları yörüngelerinden kolaylıkla fırlatır, bu durumda dünyamız her an kuyruklu yıldızların bombardımanı altında kalırdı. </span><br />
<span style="color: #000000; font-family: 'andale mono', monospace; font-size: 14px;">Ancak Gonzalez&#8217;in bildirdiğine göre güneşin iki özelliği bizi bu bombardımandan korumaktadır. Birincisi Güneş&#8217;in hızıdır. Güneş&#8217;in hızı spiral kolların hızına yakındır. İkisi de galaksi merkezinde yaklaşık aynı hızla dönmektedirler. Böylece Güneş&#8217;le spiral kolların yörüngesinin sık kesişmesi engellenmiş olur. Burada bizim yaşamamız için çok özel bir denge bulunduğu ortaya çıkmaktadır. Çünkü Gonzalez yıldızların %95&#8217;inin hızının spiral kollara uyumsuz olduğunu belirtmektedir. Güneş&#8217;in sahip olduğu bu özel hız sayesinde spiral kolların tehlikeli çekim etkilerinden korunuruz. </span></p>
<p style="color: #faf8f8; font-family: Arial, Helvetica, sans-serif; font-size: 13px; font-weight: bold;" align="left"><span style="color: #000000; font-family: 'andale mono', monospace; font-size: 14px;">Güneş&#8217;in bizi spiral kollardan koruyan ikinci mucizevi özelliği yörüngesinin şeklidir. Güneş, yaşıtı olan yıldızlardaki gibi elips değil, çember şekilli bir yörüngeye sahiptir. Gonzalez bu konuda şunları söylemektedir:</span><br />
<span style="color: #000000; font-family: 'andale mono', monospace; font-size: 14px;">&#8220;Eğer Güneş&#8217;in galaksi merkezi etrafındaki yörüngesi biraz daha az çembersel olsaydı, Güneş&#8217;in spiral kolların içinden geçme ihtimali yükselirdi.&#8221; </span></p>
<p style="color: #faf8f8; font-family: Arial, Helvetica, sans-serif; font-size: 13px; font-weight: bold;" align="center"><span class="style1" style="color: #008080; font-family: 'andale mono', monospace; font-size: 28px;">SUYUN ŞAŞIRTICI ÖZELLİKLERİ</span></p>
<p style="color: #faf8f8; font-family: Arial, Helvetica, sans-serif; font-size: 13px; font-weight: bold;" align="left"><span style="color: #000000; font-family: 'andale mono', monospace; font-size: 14px;">Suyun ısıyla ilgili (termal) özellikleri dünya üzerindeki canlı yaşamının sürekliliğinde büyük rol oynar. Bunlardan birkaç tanesini şöyle sıralayabiliriz: Bilinen tüm sıvılar, ısıları düştükçe büzüşür, hacim kaybederler. Hacim azalınca, yoğunluk artar ve böylece soğuk olan kısımlar daha ağır hale gelir. Bu yüzden, sıvı maddelerin katı halleri, sıvı hallerine göre daha ağırdır. Su ise, bilinen tüm sıvıların aksine, belirli bir ısıya (+4°C&#8217;ye) düşene kadar büzüşür, daha sonra birdenbire genleşmeye başlar. Donduğunda ise daha da genleşir. Bu nedenle suyun katı hali, sıvı halinden daha hafiftir. Buz, aslında &#8220;normal&#8221; fizik kurallarına göre suyun dibine batması gerekirken, su üstünde yüzer. </span></p>
<p style="color: #faf8f8; font-family: Arial, Helvetica, sans-serif; font-size: 13px; font-weight: bold;" align="left"><span style="color: #000000; font-family: 'andale mono', monospace; font-size: 14px;">Suyun bu özelliği dünya üzerindeki denizler açısından çok önemlidir. Bu özellik olmasa, yani buz suyun üzerinde yüzmese, dünya üzerindeki suyun çok büyük bir bölümü tamamen donacak, göllerde ve denizlerde hiçbir canlı kalmayacaktı. </span></p>
<p style="color: #faf8f8; font-family: Arial, Helvetica, sans-serif; font-size: 13px; font-weight: bold;" align="left"><span style="color: #000000; font-family: 'andale mono', monospace; font-size: 14px;">Buz eridiğinde ya da su buharlaştığında, etraftan ısı çekilir. Bunun tersi gerçekleştiğinde ise, dışarıya ısı verilir. Bu, &#8220;gizli ısı&#8221; olarak bilinen bir kavramdır. Tüm sıvıların gizli ısıları vardır. Ancak suyun gizli ısısı, bilinen tüm sıvıların en yükseği sayılabilir. Ayrıca suyun &#8220;termal kapasitesi&#8221;, yani suyun ısısını bir derece artırmak için gereken ısı miktarı, bilinen diğer sıvıların çok büyük bölümünden daha yüksektir.</span></p>
<p style="color: #faf8f8; font-family: Arial, Helvetica, sans-serif; font-size: 13px; font-weight: bold; text-align: center;"><span class="style1" style="color: #008080; font-family: 'andale mono', monospace; font-size: 28px;">ATEŞTEKİ TASARIM</span><br />
<span style="color: #000000; font-family: 'andale mono', monospace; font-size: 14px;"><a href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/deliller_clip_image006.jpg" data-wpel-link="internal"><img loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-1970 alignright" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/deliller_clip_image006.jpg" alt="" width="160" height="239" /></a></span></p>
<p style="color: #faf8f8; font-family: Arial, Helvetica, sans-serif; font-size: 13px; font-weight: bold;" align="left"><span style="color: #000000; font-family: 'andale mono', monospace; font-size: 14px;">Canlılara enerji sağlayan en temel reaksiyon, karbon ve hidrojen bileşiklerinin oksitlenmesi, yani yanmasıdır. Ancak bu noktada ilginç bir soru sorulabilir: Bizim vücudumuz temelde karbon ve hidrojen bileşiklerinden oluşmaktadır. Peki nasıl olup da vücudumuz okside olmaz? Ya da daha açık bir ifadeyle, neden vücudumuz bir anda kibrit çöpü gibi tutuşup yanmaz?</span><br />
<span style="color: #000000; font-family: 'andale mono', monospace; font-size: 14px;">Vücudumuzun oksijenle temas ettiği halde yanmaması, gerçekten şaşılacak bir durumdur.</span></p>
<p style="color: #faf8f8; font-family: Arial, Helvetica, sans-serif; font-size: 13px; font-weight: bold;" align="left"><span style="color: #000000; font-family: 'andale mono', monospace; font-size: 14px;">Bu şaşılacak durumun nedeni, oksijenin normal ısılardaki moleküler formu olan O2 molekülünün büyük ölçüde &#8220;asal&#8221;, yani reaksiyona girmeyen bir yapıya sahip oluşudur. Ama bu durumda bir başka soru daha ortaya çıkar; madem O2 kolay kolay reaksiyona girmeyen bir moleküldür, o halde bu molekül bizim vücudumuzun içinde nasıl reaksiyona sokulmaktadır?</span></p>
<p style="color: #faf8f8; font-family: Arial, Helvetica, sans-serif; font-size: 13px; font-weight: bold;" align="left"><span style="color: #000000; font-family: 'andale mono', monospace; font-size: 14px;">19. yüzyıldan beri merak edilen bu sorunun cevabı, son yarım yüzyıl içindeki gelişmeler sonucunda anlaşılmıştır. Biyokimyasal gözlemler, insan vücudundaki bazı özel enzimlerin, sadece oksijenin atmosferde bulunan formu olan O2&#8217;yi reaksiyona sokmakla görevli olduğunu ortaya çıkarmıştır. Hücrelerimizdeki bu özel enzimler, son derece karmaşık işlemler sonucunda, vücudumuzdaki demir ve bakır atomlarını katalizör (hızlandırıcı) olarak kullanmakta ve böylece oksijeni reaktif hale getirmektedirler.</span></p>
<p><span style="color: #000000; font-family: 'andale mono', monospace; font-size: 14px;">Yani ortada çok ilginç bir durum vardır: Oksijen yakıcı bir elementtir ve normalde bizim bedenimizi de yakması beklenmelidir. Bunu engellemek için, oksijenin atmosferdeki formu olan O2 ilginç bir biçimde &#8220;asal&#8221; kılınmıştır, yani kolay kolay reaksiyona girmemektedir. Ama bedenimizin enerji elde etmesi için de, oksijenin yakıcılığına ihtiyacı vardır. Onun için hücrelerimizin içine, bu asal gazı son derece reaktif hale getiren karmaşık bir enzim sistemi yerleştirilmiştir.</span><br />
<span style="color: #000000; font-family: 'andale mono', monospace; font-size: 14px;">Bu arada yeri gelmişken belirtmek gerekir ki, söz konusu enzim sistemi, canlılığın rastlantılarla oluştuğunu iddia eden evrim teorisinin asla açıklayamadığı bir tasarım harikasıdır.Bedenimizin aniden tutuşmasını engellemek için alınmış bir başka tedbir daha vardır. Bu, İngiliz kimyager Nevil Sidgwick&#8217;in ifadesiyle &#8220;karbonun karakteristik asallığı&#8221;dır. Bir başka deyişle, karbon atomu da normal ısılarda kolay kolay oksijenle reaksiyona girmez.</span><br />
<span style="color: #000000; font-family: 'andale mono', monospace; font-size: 14px;">Kimyasal dille ifade edilen bu özelliği, aslında hepimiz günlük hayatta çok yakından yaşamışızdır. Soğuk bir havada odun ya da kömür kullanarak ateş yakmaya çalıştığımızda yaşadığımız zorluk, karbonun söz konusu &#8220;karakteristik asallığı&#8221;dır. Ateşi yakabilmek için bir hayli uğraşmamız, odunun ya da kömürün ısısını iyice yükseltmemiz gerekir. Ama ateş bir kez alev aldıktan sonra da, karbon hızla reaksiyona girer ve büyük bir enerji açığa çıkar. Bu yüzden bir yangını başlatmak (kibrit vs. gibi özel ateş kaynakları olmadıkça) son derece zordur. Ama yangın bir kez başladıktan sonra da çok büyük bir ısı oluşur ve bu ısı etraftaki diğer karbon bileşiklerini de tutuşturur. </span></p>
<p style="color: #faf8f8; font-family: Arial, Helvetica, sans-serif; font-size: 13px; font-weight: bold;" align="left"><span style="color: #000000; font-family: 'andale mono', monospace; font-size: 14px;">Bu durum incelendiğinde, ateşte son derece etkileyici bir tasarım olduğu görülür. Oksijenin ve karbonun kimyasal özellikleri öyle ayarlanmıştır ki, bunlar sadece çok yüksek bir ısıda reaksiyona girip ateş oluştururlar. Eğer böyle olmasaydı, Dünya üzerindeki yaşam imkansız hale gelirdi. Eğer oksijenin ve karbonun reaksiyona girme eğilimleri biraz daha fazla olsaydı, hava sıcaklığı biraz arttığında insanların, ağaçların, hayvanların bir anda tutuşup yanmaları sıradan bir vaka haline gelirdi. Örneğin çölde yürüyen bir insan, sıcaklık gün ortasında en yüksek dereceye çıktığı anda, bir kibrit çöpü gibi bir anda alevlere boğulabilirdi. Bitkiler ve hayvanlar da aynı tehlikeyle yüzyüze kalırdı. Elbette böyle bir Dünya&#8217;da yaşamdan söz etmek biraz zor olurdu.Eğer oksijenin ve karbonun karakteristik asallıkları daha fazla olsaydı, bu sefer de Dünya üzerinde ateş yakmak çok zor, belki de imkansız hale gelirdi. Ateşin olmadığı bir ortamda ise, insanların ısınması ve teknoloji geliştirmesi mümkün olamazdı. Çünkü bilindiği gibi teknoloji metallere dayanır ve metaller de ancak çok yüksek ısılarda yumuşayıp şekillendirilebilirler. </span></p>
<p style="color: #faf8f8; font-family: Arial, Helvetica, sans-serif; font-size: 13px; font-weight: bold;" align="left"><span style="color: #000000; font-family: 'andale mono', monospace; font-size: 14px;">Özetle, karbon da oksijen de, bizim yaşamımıza en uygun olacak biçimde yaratılmışlardır. Bu iki elementin özellikleri, bizlere ateş yakabilme ve bu ateşi en uygun biçimde kullanma imkanı vermektedir. Dahası, Dünya&#8217;nın her bir yanı, çok bol miktarda karbon içeren, dolayısıyla ateş yakmak için kolaylıkla kullanabildiğimiz ağaçlarla doldurulmuştur. Tüm bunlar, ateşin ve malzemelerinin de insan yaşamına en uygun biçimde yaratıldığını göstermektedir. Nitekim Allah, insanlara Kuran&#8217;da şöyle buyurmaktadır:<strong>“Ki O (Allah), size yeşil ağaçtan bir ateş kılandır; siz de ondan yakıyorsunuz.” (Yasin Suresi, 80)</strong></span></p>
<p style="color: #faf8f8; font-family: Arial, Helvetica, sans-serif; font-size: 13px; font-weight: bold;" align="center"><span class="style1" style="color: #008080; font-family: 'andale mono', monospace; font-size: 28px;">DÜNYAYI KORUYAN YENİ KALKAN:UZAY FIRTINALARI KALKANI</span></p>
<p style="color: #faf8f8; font-family: Arial, Helvetica, sans-serif; font-size: 13px; font-weight: bold;" align="left"><span style="color: #000000; font-family: 'andale mono', monospace; font-size: 14px;"><a href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/deliller_clip_image007.jpg" data-wpel-link="internal"><img loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-1971 alignright" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/deliller_clip_image007.jpg" alt="" width="300" height="186" /></a>Uzay çalışmaları, Dünyamız’ın ve evrenin yoktan var edilmiş olduğunu ortaya koyan yeni bilimsel keşifleri ortaya çıkarıyor. Kısa zaman önce NASA’nın uzay mekiği ile ilgili yaptığı çalışmalar sırasında Dünya’nın etrafındaki atmosferin koruyucu kalkan özelliğine sahip olduğu keşfedildi. Ayrıca atmosferin dönüşümlü bir sisteme sahip olduğu da bu çalışmalar sırasında ortaya kondu.</span></p>
<p style="color: #faf8f8; font-family: Arial, Helvetica, sans-serif; font-size: 13px; font-weight: bold;" align="left"><span style="color: #000000; font-family: 'andale mono', monospace; font-size: 14px;">Bilimsel gözlemler atmosferimizin dış kısmında uzay fırtınalarının yarattığı enerjiyi bir ısı kalkanı gibi emen bir koruyucu alanın mevcut olduğunu ortaya koymuştur. Gezegenimizi çevreleyen bu kalkan tabaka elektrik yüklü gaz ya da plazma bulutu oluşturup yeryüzünde yaşamı imkansız kılabilecek uzay fırtınası enerjisinin, atmosferin daha alt katmanlarına ulaşmasını engellemekte ve bu sayede Dünya&#8217;daki yaşamın sürmesi için hayati öneme sahip olan bir görevi yerine getirmektedir. </span></p>
<p style="color: #faf8f8; font-family: Arial, Helvetica, sans-serif; font-size: 13px; font-weight: bold;" align="left"><span style="color: #000000; font-family: 'andale mono', monospace; font-size: 14px;">Elektrik yüklü plazma bulutu o kadar sıcaktır ki; bu bulutu oluşturan tanecikler ısı yayarak bazen orta ve üst yörüngelerdeki uyduların çalışmalarını engellemektedir. Günümüze kadar, uzay fırtınalarının oluşturduğu enerji taneciklerinin, Güneş&#8217;in meydana getirdiği rüzgarlar tarafından tutulduğu düşünülüyordu. Ancak bu görüşün aksine, NASA&#8217;nın “Image” adı verilen uzay mekiğinin çalışmaları sırasında ortaya konan bu yeni keşif, atmosferin üst katmanlarından biri olan iyonosferin uzay fırtınalarına aktif olarak etki ettiğini kesin olarak ortaya çıkardı.</span><br />
<span style="color: #000000; font-family: 'andale mono', monospace; font-size: 14px;">Dünyamız son derece hassas dengelere bağlı bu mucizevi durum sayesinde uzay fırtınalarından korunmaktadır. Bu özel korumalı sistem elbette ki kendi kendine oluşmamıştır. Evrendeki mükemmel düzen Rabbimiz&#8217;in kusursuz yaratışıyla meydana gelmiştir.</span></p>
<p style="color: #faf8f8; font-family: Arial, Helvetica, sans-serif; font-size: 13px; font-weight: bold;" align="left"><span style="color: #000000; font-family: 'andale mono', monospace; font-size: 14px;">Fırtına kalkanı sayesinde zararlarından korunduğumuz bir diğer tehlike de güneş rüzgarlarıdır. Saniyede yaklaşık 400 kilometre hızla esen güneş rüzgarları Dünya&#8217;nın manyetik alanından hızla geçip ilerleyen elektrik yüklü parçalardan oluşur. Bu yolculuk esnasında milyonlarca amperlik korkunç bir elektrik akımı ortaya çıkar. Bu elektrik akımı da dünyanın gözle görülemeyen manyetik alan çizgilerine doğru akar ve özellikle kutup bölgelerinde trilyonlarca watt’lık enerji, atmosfere pompalanır. Dünyamızın fırtına kalkanı olmasaydı, bu çok büyük elektrik akımından gelen ısı, Dünyadaki yaşamı imkansız hale getirecekti.Dünyanın manyetik alanı sayesinde, güneş rüzgarlarının atmosferimize doğrudan çarpması ve zamanla meydana gelecek aşınmalar engellenmiş olmaktadır.</span></p>
<p style="color: #faf8f8; font-family: Arial, Helvetica, sans-serif; font-size: 13px; font-weight: bold;" align="left"><span style="color: #000000; font-family: 'andale mono', monospace; font-size: 14px;">Herşeyden haberdar olan Rabbimiz&#8217;in yarattığı eşsiz sistem sayesinde güneş rüzgarları manyetosfere çarpar ve gezegenimizin etrafını kuşatırlar. Bu patlamalar, Güneş’teki patlamalar ile birlikte daha büyük bir hıza ve yoğunluğa ulaşır, ardından uzay fırtınalarının da bu patlamaya eklenmesiyle çarpmanın şiddeti çok daha büyük bir boyuta ulaşır. Tüm bu yoğun fırtına bombardımanına maruz kalan Dünyamız, Allah’ın üstün yaratışının delillerinden olan bu kalkan sayesinde korunmaktadır.</span></p>
<p style="color: #faf8f8; font-family: Arial, Helvetica, sans-serif; font-size: 13px; font-weight: bold;" align="center"><span class="style1" style="color: #008080; font-family: 'andale mono', monospace; font-size: 28px;">GÖKYÜZÜ KORUNMUŞ BİR TAVANDIR</span></p>
<p style="color: #faf8f8; font-family: Arial, Helvetica, sans-serif; font-size: 13px; font-weight: bold;" align="left"><span style="color: #000000; font-family: 'andale mono', monospace; font-size: 14px;">Gökyüzünü seyreden insanlardan çoğunun aklına atmosferin koruyucu yapısı gelmeyebilir ancak atmosferimiz sanki Dünyamızı korumak için mücadele eden şuurlu bir varlık gibi hareket eder. Tüm bilimsel gözlemler, Dünya&#8217;daki yaşamın atmosferin bu özelliği sayesinde korunduğunu kanıtlamaktadır. Bu da, Allah’ın kusursuz yaratışı ile atmosferi hizmetimize verdiğini bize göstermektedir. </span></p>
<p style="color: #faf8f8; font-family: Arial, Helvetica, sans-serif; font-size: 13px; font-weight: bold;" align="left"><span style="color: #000000; font-family: 'andale mono', monospace; font-size: 14px;">Burada dikkati çeken çok önemli bir konu da, Allah’ın atmosferde yarattığı bu mükemmel sistemi Kuran-ı Kerim’de bildirmiş olmasıdır. 21. yüzyıl biliminin yeni tespit ettiği atmosferin koruyucu bir kalkan oluşturması hakkındaki bir Kuran ayeti şöyledir: <strong>“Gökyüzünü korunmuş bir tavan kıldık; onlar ise bunun ayetlerinden yüz çeviriyorlar.” (Enbiya Suresi, 32)</strong></span></p>
<p style="color: #faf8f8; font-family: Arial, Helvetica, sans-serif; font-size: 13px; font-weight: bold;" align="left"><span style="color: #000000; font-family: 'andale mono', monospace; font-size: 14px;">Atmosferin Kuran’da bildirilen bir diğer önemli özelliği de, dönüşümlü bir sisteme sahip olmasıdır. </span><br />
<span style="color: #000000; font-family: 'andale mono', monospace; font-size: 14px;">Atmosferin en dıştaki iki tabakası iyonosfer ve manyetosferdir. İyonosfer, yeryüzünden yayınlanan radyo dalgalarını yeryüzüne geri yansıtarak yayınların uzak mesafelerden de algılanmasını sağlar. Manyetosfer ise, Güneş’ten ve diğer yıldızlardan yayılan zararlı radyoaktif parçacıkları, yeryüzüne ulaşmadan uzaya geri döndürür. </span><br />
<span style="color: #000000; font-family: 'andale mono', monospace; font-size: 14px;">Bütün bunlar, atmosferde son derece özel bir geri döndürme sistemi olduğunu gösterir. </span><br />
<span style="color: #000000; font-family: 'andale mono', monospace; font-size: 14px;">Dünya&#8217;da canlılığın devamı için en uygun ortamın hazırlanmış olması Allah’ın kusursuz ve uyumlu yaratışının delillerindendir. </span></p>
<p style="color: #faf8f8; font-family: Arial, Helvetica, sans-serif; font-size: 13px; font-weight: bold;" align="left"><span style="color: #000000; font-family: 'andale mono', monospace; font-size: 14px;">Allah Kuran&#8217;da tüm yarattıklarının sahibi olduğunu ve herşeyin Kendisi&#8217;ne gönülden boyun eğdiklerini bildirmiştir. Bakara Suresi&#8217;ndeki ayetlerde Rabbimiz şöyle buyurmaktadır: </span><br />
<span style="color: #000000; font-family: 'andale mono', monospace; font-size: 14px;"><strong>“&#8230; göklerde ve yerde ne varsa O’nundur, tümü O’na gönülden boyun eğmişlerdir. Gökleri ve yeri (bir örnek edinmeksizin) yaratandır. O, bir işin olmasına karar verirse “OL” der, o da hemen oluverir.” (Bakara Suresi, 116-117)</strong></span></p>
<p style="color: #faf8f8; font-family: Arial, Helvetica, sans-serif; font-size: 13px; font-weight: bold;" align="center"><span class="style1" style="color: #008080; font-family: 'andale mono', monospace; font-size: 28px;">DÜNYA&#8217;NIN YARATILIŞINDAKİ MÜKEMMEL UYUM</span></p>
<p style="color: #faf8f8; font-family: Arial, Helvetica, sans-serif; font-size: 13px; font-weight: bold;" align="left"><span style="color: #000000; font-family: 'andale mono', monospace; font-size: 14px;">Dünya&#8217;nın &#8220;korunmuş tavan&#8221;ını oluşturan manyetik alanın var olması için, Ay&#8217;ın ve komşu gezegenlerin büyüklükleri ve Dünya&#8217;ya olan uzaklıkları da önemlidir. Komşu gezegenlerden birinin şimdikinden büyük olması, o gezegene büyük bir çekim kuvveti kazandıracaktı. Komşu gezegenin sahip olacağı bu büyük çekim kuvveti, Dünya&#8217;nın çekirdeğindeki katı ve sıvı kısımlardaki hareket hızını değiştirecek, bugünkü şekilde bir manyetik alanın oluşmasına engel olacaktı. &#8220;Dünya güneş çevresinde dönerken öyle bir yörünge çizer ki, her 18 milde doğru bir çizgiden ancak 2.8 mm ayrılır. Dünyanın çizdiği bu yörünge kıl payı şaşmaz, çünkü; yörüngeden 3 mm&#8217;lik bir sapma bile büyük felaketler doğururdu: sapma 2.8 yerine 2.5 olsaydı yörünge çok genişolurdu ve hepimiz donardık, sapma 3.1 mm olsaydı hepimiz kavrularak ölürdük.&#8221; (Bilim ve Teknik Dergisi, Temmuz 1983)</span><br />
<span style="color: #000000; font-family: 'andale mono', monospace; font-size: 14px;">Evrendeki tüm cisimlerin böyle bir uyum içinde yörüngelerine sadık kalarak hareket etmeleri, ortada muhakkak kontrollü bir sistemin var olduğunu hissettirir. Böyle büyük bir sistemin başı boş işlemesi mümkün değildir.</span><br />
<span style="color: #000000; font-family: 'andale mono', monospace; font-size: 14px;">Evrendeki cisimlerin hızlarını da hesaba kattığımızda, tüm veriler daha da karmaşıklaşır. Örneğin Dünya saatte 1.670 km. hızla kendi ekseni etrafında döner. Bugün insanlar tarafından üretilmişolan en hızlı merminin saatte ortalama 1.800 km. sürate sahip olduğu düşünülürse dünyanın devasa boyutlarına rağmen süratinin ne denli büyük olduğu anlaşılır. </span></p>
<p style="color: #faf8f8; font-family: Arial, Helvetica, sans-serif; font-size: 13px; font-weight: bold;" align="left"><span style="color: #000000; font-family: 'andale mono', monospace; font-size: 14px;">Dünya&#8217;nın Güneş etrafındaki hızı ise merminin yaklaşık 60 katıdır: saatte 108.000 km. Bu süratle yol alabilen bir araç yapılabilseydi, bu araç Dünya&#8217;nın çevresini 22 dakikada dolaşabilirdi.Dünya&#8217;nın ekseni yörüngesine 23 derecelik bir açıyla eğim yapar. Mevsimler bu eğim sayesinde oluşur. Bu eğim şimdiki değerinden daha fazla ya da daha az olsaydı, mevsimler arasındaki sıcaklık farkı aşırı boyutlara ulaşacağından yeryüzü üzerinde dayanılmaz sıcaklıkta yazlar ve aşırı soğuk kışlar yaşanırdı.</span></p>
<p style="color: #faf8f8; font-family: Arial, Helvetica, sans-serif; font-size: 13px; font-weight: bold;" align="left"><span style="color: #000000; font-family: 'andale mono', monospace; font-size: 14px;">Bütün bu bilgilerin bize gösterdiği, etrafımızda son derece hassas ve &#8220;yaşam için gerekli&#8221; dengelerden oluşan mükemmel sistemler olduğudur. Tüm bu sistemleri yaratarak insanın hizmetine veren de alemlerin Rabbi olan Allah&#8217;tır. Allah&#8217;ın bu kusursuz yaratışı Kuran&#8217;da şöyle haber verilir:<strong>&#8220;O, biri diğeriyle &#8216;tam bir uyum&#8217;içinde yedi gök yaratmış olandır. Rahman&#8217;ın yaratmasında hiçbir &#8216;çelişki ve uygunsuzluk&#8217;göremezsin. İşte gözü(nü) çevirip-gezdir; herhangi bir çatlaklık (bozukluk ve çarpıklık) görüyor musun? Sonra gözünü iki kere daha çevirip-gezdir; o göz umudunu kesmiş bir halde bitkin olarak sana dönecektir.&#8221; (Mülk Suresi, 3-4)</strong></span></p>
<h1 style="text-align: center;"><a name="insan"></a><span style="color: #993366;"><strong>Allah&#8217;ın Varlığının ve Birliğinin İnsanlarda ki Delilleri</strong></span></h1>
<p><a href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/insan-anatomi.jpg" data-wpel-link="internal"><br />
<img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-1990" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/insan-anatomi.jpg" alt="" width="616" height="449" srcset="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/insan-anatomi.jpg 711w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/insan-anatomi-300x219.jpg 300w" sizes="(max-width: 616px) 100vw, 616px" /></a></p>
<h3 class="style1" style="text-align: center;"><span style="font-size: 20px; color: #008080;">İNSANDAKİ VARLIK DELİLLERİ</span></h3>
<p><span class="style1">İNSANIN YARATILIŞI</span></p>
<p align="left">İnsan, hayatı boyunca sahip olduğu bedenle görür, işitir, nefes alır, yürür, koşar ve zevk alır. İnsan bedenini oluşturan kemikler, kaslar, damarlar, iç organlar mükemmel bir düzene sahiptir. Bu düzen incelendiğinde ise, daha da şaşırtıcı gerçeklerle karşılaşılır. Birbirinden farklı gibi görünen bu vücut parçalarının tamamı aynı malzemelerden oluşmaktadır. Bu malzeme hücredir.Hücre, bir organın örneğin kemiğin en küçük parçasıdır. Bir hücre o kadar küçüktür ki, bir milyon tane hücre biraraya gelse ancak bir iğne ucu kadar yer kaplar.<br />
İnsan bedenini oluşturan 60-70 kiloluk et ve kemik kütlesinin özü, insanın doğumundan 9 ay 10 gün önce tek bir hücrede toplanmıştır. Bu hücre, anneden gelen yumurta hücresiyle babadan gelen sperm hücresinin annenin bedeninde birleşmesiyle oluşur.</p>
<p align="center"><span class="style1" style="color: #008080; font-size: 20px;"><strong>Hedefe Kilitlenmiş Kusursuz Bir Ordu</strong></span></p>
<p align="left">Sperm ve yumurta hücrelerinin anne bedeninde birleşmesi, yani annedeki bir yumurtanın döllenmesi için her seferinde yaklaşık 300 milyonluk bir sperm ordusu babanın vücudunda hazır hale getirilir. Bu sayının bu kadar yüksek olmasının nedeni, yumurtanın döllenmesini engelleyecek herhangi bir durumu ortadan kaldırmaya yöneliktir.</p>
<p align="left">Döllenme işlemi için erkek bedeninden atılan spermlere çeşitli bezlerden salgılanan sıvıların oluşturduğu bir karışım eşlik eder. Meni denen bu salgılar ve sperm karışımında sadece spermlerin dölleme yeteneği vardır. Kuran&#8217;da meniden karmaşık bir su olarak şöyle söz edilir:<strong>&#8220;Şüphesiz, Biz insanı karmaşık olan bir damla sudan yarattık. Onu deniyoruz. Bundan dolayı onu işiten ve gören yaptık.&#8221; (İnsan Suresi, 2)</strong></p>
<p align="left">Spermin yapısında döllenmeyi kolaylaştırıcı özellikler bulunur. Spermin baş, orta, kuyruk bölümleri vardır. Metrenin milyonda biri kadar olan baş bölümüne bir hücreyi bir insana dönüştüren babadan gelen tüm bilgi sığdırılmıştır. Spermin bir diğer önemli parçası da kuyruktur. Kuyruk sürekli bir kamçı hareketi yaparak yumurta hücresine ulaşmayı sağlar.</p>
<p align="center"><span class="style1" style="color: #008080; font-size: 20px;"><strong>Yeni Bir İnsanın Oluşumunda Rol Oynayan Yumurta Hücresi </strong></span></p>
<p align="left">Döllenmenin kolaylıkla gerçekleşebilmesi için kadın bedeninde de birçok sistem hazırlanmıştır. Yumurta, yumurtalık adı verilen ve her detayıyla bu iş için yaratılmış bir organda üretilir. Yumurtalıklar, rahimin sağında ve solunda yer alır ve rahme ince tüplerle bağlıdırlar. Yumurtalıkta üretilen yumurta daha sonra bu tüplerin özel yaratılışı sayesinde spermle buluşur. Bu tüplerin içindeki küçük tüycükler ileri geri hareket ederek hareketleriyle yumurtayı sperme doğru ilerletirken spermi de yumurtaya doğru ilerletirler. Döllenme bu tüpün içinde gerçekleşir.<br />
Yumurtanın dış kısmı içinde yağ, şeker ve protein bulunan bir zarla çevrilidir. Bu zar, yumurtaya sperme doğru yapacağı hareket için gereken enerjiyi sağlar. Peki küçücük hücre, daha yumurtalıkta üretildiği anda böyle bir yola çıkacağını ve bu yolculuk sırasında kendisine enerji gerekeceğini bilebilir mi?</p>
<p align="center"><span class="style1"><strong><span style="color: #008080; font-size: 20px;">Bebeğin Büyümesi İçin Yaratılmış En Güvenli Yer: ANNE RAHMİ</span> </strong></span></p>
<p align="left"><a href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/insan_clip_image001.jpg" data-wpel-link="internal"><img loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-1978 alignleft" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/insan_clip_image001.jpg" alt="" width="150" height="173" /></a>Rahim, kaslardan yapılmış sağlam duvarlı içi boş bir organdır. Hamilelik boyunca rahimin hacmi 20-25 kat artar. Böylece kadının döllenmiş yumurtasının içinde büyüyüp gelişebileceği en uygun yer halini alır. Döllenmiş yumurta, yumurtalıktan rahme kadar olan tüpte bir yandan bölünerek çoğalırken, diğer yandan da ilerlemesine devam eder. Hücre topluluğu bu yolun herhangi bir yerinde yerleşmez. Gelişimi için en güvenli yer olan rahimi seçer ve buraya tutunur. Allah, Kuran&#8217;da bu gerçeği şöyle bildirir:<strong>&#8220;Yaratan Rabbin adıyla oku. O, insanı bir &#8220;alak&#8221;tan yarattı. Oku, Rabbin en büyük kerem sahibidir.&#8221; (Alak Suresi, 1-3)</strong></p>
<p align="left">&#8220;Alak&#8221; kelimesinin Arapça&#8217;daki anlamı, &#8220;bir yere asılıp tutunan şey&#8221; demektir. Hatta alak kelimesi asıl olarak deriye yapışarak oradan kan emen sülükleri tanımlamak için kullanılır.</p>
<p align="left">Döllenmiş yumurta da tam olarak ayette bildirildiği gibi rahim duvarına asılıp tutunmaktadır. Bundan 1400 sene öncesinde indirilmiş olan Kuran&#8217;da, anne karnında gelişmekte olan hücreyi bu özelliğiyle tarif eden bir kelime kullanılması, Kuran&#8217;ın mucizelerinden biridir. O dönemin bilim düzeyi ile keşfedilmesi mümkün olmayan bu bilginin, asırlar önce Kuran&#8217;da bildirilmiş olması Kuran&#8217;ın Alemlerin Rabbi olan Allah tarafından indirildiğini bir kez daha tasdik etmektedir.</p>
<p align="left">Sadece bir hücre topluluğu olan bu minik et parçası (alak), nasıl olur da gelişimi için en uygun yeri seçer? Bu şuurlu davranış, insan vücudunda gerçekleşen işlemlerin üstün bir aklın kontrolünde gerçekleştiğini gösterir:<br />
<strong>&#8220;Döl yataklarında size dilediği gibi suret veren O&#8217;dur. O&#8217;ndan başka ilah yoktur; üstün ve güçlü olandır, hüküm ve hikmet sahibidir.&#8221; (Al-i İmran Suresi, 6)</strong></p>
<p align="center"><span class="style1" style="color: #008080; font-size: 20px;"><strong>Hücreler Farklı Gruplara Ayrılıyor!</strong></span></p>
<p align="left">Rahime tutunan ve birbirinin aynı olan hücreler belli bir süre sonra bölünerek çoğalır. Her geçen gün bazı hücreler diğerlerinden farklı bir yapıya bürünmeye başlar. Bütün hücreler adeta görev yerine dağılan işçiler gibi bölük bölük hareket ederler. Bu yoğun faaliyet sonucunda bazı hücreler kemik, bazısı deri, bazısı da kas hücresi olacaklardır.</p>
<p align="left">Bu hazırlığın nasıl yapılacağı, hangi hücrenin hangi dokuyu, hangi organı meydana getireceği her hücre grubuna ayrı ayrı ilham edilmiştir. Başta birbirinin aynı olan hücrelerin çoğalmasıyla vücutta yaklaşık 200 tür hücre oluşur. Bu oluşumda hiçbir karışıklık olmaz; her hücre nerede nasıl davranacağını çok iyi bilir. Bu kusursuz düzeni sağlayan ve hücrelere neler yapacaklarını ilham eden, her şeyin hakimi olan yüce Allah&#8217;tır.</p>
<p align="center"><span class="style1" style="color: #008080; font-size: 20px;"><strong>İki Canlı Arasındaki Hayat Köprüsü: Plasenta</strong></span></p>
<p align="left"><a href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/insan_clip_image002.jpg" data-wpel-link="internal"><img loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-1979 alignright" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/insan_clip_image002.jpg" alt="" width="250" height="145" /></a>Plasenta anneyle bebek arasındaki besin, oksijen ve diğer maddelerin alışverişini sağlayan yapıdır. Üstelik plasenta yeni hücre gruplarının yani dokuların oluşması için gerekli olan besinleri özenle seçerek, bebeğe taşır. Plasenta bu işlemin tam tersine yani bebekten anne karnına atık maddelerin taşınması işlemini de ustalıkla yerine getirir. Bu şekilde beslenen bebeğin gelişimi sonucunda son derece orantılı, uyumlu bir yapı ortaya çıkar. Bu uyumlu gelişmelerin bütün vücut parçalarında aynı şekilde gerçekleşmesi şarttır. Örneğin; sadece göze ait 40 farklı parça vardır. Gözün fonksiyonlarını yerine getirebilmesi için orantılı bir büyümenin olması, parçalar arasındaki bağlantının sağlam olması, hepsinin kendi yerinde bulunması gerekir. Aksi halde göz, işlevlerini yerine getiremez.</p>
<p align="center"><span class="style1" style="color: #008080; font-size: 20px;"><strong>Kemiklerin Kasla Sarılması</strong></span></p>
<p align="left">Çok yakın bir zamana kadar kemiklerle kasların birlikte ortaya çıkarak anne karnında geliştikleri sanılıyordu. Ancak yapılan son araştırmalar çok farklı ve insanların hiç farkında olmadıkları bir gerçeği ortaya koydu. Şöyle ki; anne karnındaki bebekte kıkırdak dokunun sertleşmesiyle önce kemik oluşur, daha sonra kas hücreleri kemiklerin etrafındaki dokulardan oluşup kemiği sararlar.Oysa bilimin yeni keşfettiği bu gerçek, Kuran&#8217;da 1400 sene önce insanlara bildirilmiştir: <strong>&#8220;Sonra o su damlasını bir alak (hücre topluluğu) olarak yarattık; ardından o alak&#8217;ı bir çiğnem et parçası olarak yarattık; daha sonra o çiğnem et parçasını kemik olarak yarattık; böylece kemiklere de et giydirdik; sonra bir başka yaratışla onu inşa ettik. Yaratıcıların en güzeli olan Allah, ne yücedir. &#8221; (Müminun Suresi, 14)</strong></p>
<p align="left"><a href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/insan_clip_image003.jpg" data-wpel-link="internal"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-1980" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/insan_clip_image003.jpg" alt="" width="500" height="127" srcset="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/insan_clip_image003.jpg 500w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/insan_clip_image003-300x76.jpg 300w" sizes="(max-width: 500px) 100vw, 500px" /></a></p>
<p align="center"><span class="style1" style="font-size: 24px; color: #008080;"><strong>Bebeğin Hayat Suyu: Amniyon Suyu</strong></span></p>
<p align="left">Bebek, gelişimini tamamladığı 9 ayı anne karnında içi sıvı dolu bir kesede geçirir. Bu sıvı amniyon sıvısıdır. Bu sıvı pek çok özelliği ile bebeği dış dünyaya hazırlar. Bebek bu sıvı içinde dış dünyaya alışmak için hareket eder. Düzenli olarak bu sıvıyı içer, dili tat almaya, bağırsakları emilime, böbrekleri de süzme işine alıştırılır. Bu sıvı aynı zamanda dışarıdan gelecek darbelere karşı da bebeği korur. Çünkü, sıvılara herhangi bir yönden gelen basınç her tarafa eşit olarak dağıtılır.</p>
<p align="left">Amniyon sıvısı anne sağlığı için de önemlidir. Sıvı içinde yüzen bebek anne rahmine ağırlık yapmaz ve bu sayede normal gelişimini tamamlayabilir.</p>
<p align="center"><span class="style1" style="color: #008080; font-size: 20px;"><strong>Yeni Bir Dünyaya Doğru…</strong></span></p>
<p align="left"><a href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/insan_clip_image004.jpg" data-wpel-link="internal"><img loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-1981 alignleft" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/insan_clip_image004.jpg" alt="" width="150" height="182" /></a>Bebeğin, yeni bir dünya için tüm hazırlıkları tamamlandığında amniyon sıvısı da doğum için hazırlık yapmaya başlar. Rahim ağzını genişletecek su kesecikleri oluşturur. Bu keseler hem rahmin ağzını genişleterek, bebeğin doğum esnasında sıkışmasını engeller hem de doğum başlangıcında delinip içlerindeki sıvılarla bebeğin geçeceği yolu kayganlaştırıp mikropları öldürürler.</p>
<p align="left">Bu arada bebek de dışarı çıkış için en uygun hali yani başın rahim boynuna sokulduğu pozisyonu alır. Peki bebek doğum için en uygun pozisyonun bu olduğunu, daha önemlisi doğum zamanın geldiğini nasıl bilir? Henüz şuuru tam oluşmamış bir varlığın böylesine şuurlu davranışlar sergilemesi elbette onun, kendi iradesiyle değil, yaratıcısı olan Allah&#8217;ın ilhamıyla hareket ettiğinin apaçık göstergesidir. Allah, bunu Kuran&#8217;da şöyle bildirir:<strong>Ey insanlar, eğer dirilişten yana bir kuşku içindeyseniz, gerçek şu ki, biz sizi topraktan yarattık, sonra bir damla sudan, sonra bir alak&#8217;tan (embriyo), sonra yaratılış biçimi belli belirsiz bir çiğnem et parçasından; size (kudretimizi) açıkça göstermek için. Dilediğimizi, adı konulmuş bir süreye kadar rahimlerde tutuyoruz. Sonra sizi bebek olarak çıkarıyoruz, sonra da erginlik çağına erişmeniz için (sizi büyütüyoruz). Sizden kiminizin hayatına son verilmekte, kiminiz de, bildikten sonra hiçbir şey bilmeme durumuna gelmesi için ömrün en aşağı ucuna (yaşlılığa) geri çevrilmektedir. Yeryüzünü kupkuru ölü gibi görürsün, fakat biz onun üzerine suyu indirdiğimiz zaman titreşir, kabarır ve her güzel çiftten (ürünler) bitirir. (Hac Suresi, 5)</strong></p>
<p class="style1" align="center">SAVUNMA SİSTEMİ MUCİZESİ</p>
<div align="center"></div>
<div align="center">
<table border="0" width="78%" cellpadding="0">
<tbody>
<tr>
<td>
<p align="center"><a href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/insan_clip_image013-1.jpg" data-wpel-link="internal"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-2328 size-full" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/insan_clip_image013-1.jpg" alt="x" width="350" height="323" srcset="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/insan_clip_image013-1.jpg 350w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/insan_clip_image013-1-300x277.jpg 300w" sizes="(max-width: 350px) 100vw, 350px" /></a><br />
&#8220;Fagositoz&#8221; olarak adlandırılan bu olayda makrofaj çok sayıdaki bakteriyi yutmak için uzanıyor (üstte). Bakteriler makrofajın bir uzantısı tarafından sarılmış durumda (sağ üstte). Ve bir hücre tarafından yutuluyorlar (sağda). Daha sonra makrofaj içindeki güçlü kimyasal maddeler saldırganı parçalarına ayırıp yok etmektedirler. Bir diğer deyişle makrofaj düşmanı yutmakta, sindirmekte ve açığa çıkan maddeleri kullanmaktadır.</p>
</td>
</tr>
</tbody>
</table>
</div>
<p align="left"><span class="style1"><strong>1 SAVAŞ BAŞLIYOR</strong></span> Virüsler bedende yayılırken bir kaç tanesi makrofajlar tarafından yutulur. Makrofajlar virüsün antijenlerini ayırarak kendi yüzeylerine yerleştirirler. Kan dolaşımında bulunan milyonlarca yardımcı T hücresinden çok azı bu özel antijeni &#8216;okuma&#8217; yeteneğine sahiptir. Makrofaja bağlanan bu T hücreleri etkin hale geçerler.</p>
<p align="left"><span class="style1"><strong>2 SAVUNMA HÜCRELERİ ÇOĞALIYOR</strong></span> Yardımcı T hücreleri etkin hale geçince çoğalmaya başlarlar. Daha sonra az sayıdaki, düşman virüse duyarlı olan öldürücü T hücrelerini ve B hücrelerini uyarırlar B hücrelerinin sayısı artarken yardımcı T hücreleri onlara antikor yapmaları için işaret verir.</p>
<p align="left"><span class="style1"><strong>3 HASTALIĞIN YENİLMESİ</strong></span> Bu sırada virüslerin bir kısmı hücrelerin içine girmişlerdir. Virüsler sadece hücre içinde çoğalabilir. Öldürücü T hücreleri salgıladıkları kimyasal maddelerle bu hücrelerin zarlarını delerek ölümlerine neden olur, böylece hücre içindeki virüsün çoğalmasını önlerler. Antikorlar da doğrudan virüsün yüzeyine bağlanarak onu nötralize eder hücrelere girişini önler ve içine sızılan hücreleri yok edecek kimyasal tepkimeler başlatırlar.</p>
<p align="left"><span class="style1"><strong>4 SAVAŞ SONRASI</strong></span> Hastalık yenilgiye uğratılınca baskılayıcı T hücreleri tüm saldırı sistemini durdururlar. Bellek T ve B hücreleri, eğer tekrar aynı virüsle karşılaşılırsa hemen harekete geçmek üzere, kan ve lenf sisteminde kalırlar.</p>
<p align="center"><span style="color: #008080; font-size: 20px;"><strong><span class="style1">GÖZDEKİ KUSURSUZ TASARIM</span></strong></span><br />
<a href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/insan_clip_image014.jpg" data-wpel-link="internal"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-1983" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/insan_clip_image014.jpg" alt="" width="300" height="61" /></a></p>
<p align="left">Bu cümleyi siz okuyup bitirinceye kadar gözünüzde yaklaşık yüz milyar (100.000.000.000) işlem yapıldı. Dünyanın bu en ilginç, en hızlı ve en kusursuz bilgi transferi, her an kesintisiz devam ediyor.</p>
<p align="left">Gözleriniz olmasaydı bir rengin, bir şeklin, bir manzaranın, bir insan yüzünün, güzellik denen kavramın nasıl bir şey olduğunu hiçbir zaman hayalinizde canlandıramazdınız. Fakat, gözleriniz var ve bu sayede etrafınızı görüyor, şu anda da bu yazıyı okuyorsunuz. Bunun ne kadar büyük bir mucize olduğu, çoğu insan gibi belki bugüne kadar sizin de aklınıza gelmemişti.</p>
<p align="left">Dış dünyadaki ışık parçacıkları, gözünüzün önündeki şeffaf kornea tabakasından, sonra iris denen çember şeklindeki dokudan, daha sonra da odaklama yapan mercekten geçiyor ve gözün arka tarafındaki retinaya düşüyor. Retina, organik hücrelerden oluşmasına rağmen, üzerine düşen bu görüntüyü, dünyanın en hızlı bilgisayar işlemcisinden çok daha hızlı bir biçimde yorumlayarak &#8220;bilgi&#8221;ye yani elektrik sinyallerine dönüştürüyor. Elektrik sinyalleri haline gelen görüntü, sinirler aracılığıyla beyindeki görme merkezine iletiliyor. Bu merkezdeki hücreler ise, bu bilgiyi yeniden yorumlayarak tekrar görüntü haline getiriyor.</p>
<p align="left">Gözün mükemmel yapısı, elbette burada özetlediğimizden çok daha fazla detaya sahip. Örneğin mercek, ışınları retina üzerine odaklarken, sürekli olarak kalınlığını ayarlıyor. Bu &#8220;otomatik odaklama&#8221; sistemi sayesinde, 20 cm uzaktaki elinize baktıktan hemen sonra, 100 m uzaklıktaki bir ağaca bakabiliyor ve anında net bir görüntü elde edebiliyorsunuz. Eğer merceğin böyle bir özelliği (ve bu iş için etrafına yerleştirilmiş onlarca minik kas) olmasaydı, sadece belirli bir mesafedeki cisimleri net görebilecektiniz. Daha uzak ve daha yakındaki maddeler ise her zaman çok bulanık görünecekti. Kısacası, göz, &#8220;otomatik odaklama&#8221; özelliğine sahip olan -ve son 10 yıl içinde geliştirilen- modern kameraların yaptığı işi, milyonlarca yıldır yapıyor. Üstelik hiçbir kamera göz kadar kusursuz odaklama yapamıyor.</p>
<p align="left">Gözün parçalarından biri olan iris dokusu ise daha farklı bir ayarlamayı üstlenmiş durumda. İris, gözünüze rengini veren doku, ama asıl işlevi göze girecek ışık miktarını belirlemek. Biraz loş bir ortama girdiğinizde, iris hemen genişliyor ve ortasındaki &#8220;göz bebeği&#8221; büyüyerek retinaya daha fazla ışık girmesini sağlıyor. Güneşe çıktığınızda ise tam tersi gerçekleşiyor ve iris, kamaşmayı en aza indirmek için, çok hızlı bir biçimde daralıyor. Eğer iris böyle bir işleve sahip olmasıydı, sadece belirli bir ışıkta etrafı iyi görebilirdiniz. Biraz daha loş bir ortam zifiri karanlık haline gelir, biraz daha aydınlıkta gözleriniz tamamen kamaşırdı.</p>
<p align="center"><span class="style1"><strong>Göz Kapakları</strong></span></p>
<p align="left">Göz kapakları, gözün korunması için yaratılmış olan en önemli parçalardan birisidir. Göz kapaklarının görevi, göz küresini korumakla birlikte &#8220;kornea&#8221;yı her an belli bir nem oranında tutmaktır. Göz kapaklarının iç kısmında bulunan damarlar, uykuda oksijen alamayan gözün dış tabakasını beslerler.<br />
Herkes gün içinde hiç farkında olmadan binlerce kez gözlerini kırpar. Bu hareket istem dışı olarak yapılır ve bu sayede gözler yoğun ışık temasından ve yabancı maddelerden korunur. Bu işlemin hiçbir çaba sarf etmeden yapılması da çoğu insanın farkında olmadığı bir nimettir.</p>
<p align="center"><span class="style1"><strong>Göz Bebeği</strong></span></p>
<p align="left">Göze giren ışık miktarı, göz bebeği açıklığının derecesine göre yaklaşık 30 kat değişebilir. Örneğin bir flaş patlaması ile 0.1 saniyede yapılacak değişim sonucunda göz bebeği hemen ayarlanıp ışığı kırar.<br />
Elbette tüm bu saydıklarımız gözde çok üstün bir &#8220;tasarım&#8221; olduğunu ispatlamaktadır. Bu öyle bir sistemdir ki, tek bir parçası, örneğin sadece gözyaşı bezleri ya da korneanın şeffaflığı olmasa, göz hiçbir işe yaramaz. Yani, gözün işlev görmesi için bütün temel parçalarının (yaklaşık 40 ayrı dokunun) aynı anda, gereken yerde, gereken işlev ve yapıda olması gerekir. Bu denli kompleks bir tasarımın &#8220;evrim&#8221;le, yani bir rastlantılar zinciriyle oluşması ise elbette ki imkansızdır. Açık olan gerçek, gözün üstün bir aklın eseri olduğudur. Bu Rabbimiz&#8217;in benzeri olmayan aklıdır. Allah, insanlara yol gösterici olarak indirdiği kitabında şöyle bildirir:<strong>&#8220;Allah, sizi annelerinizin karnından hiçbir şey bilmezken çıkardı ve umulur ki şükredersiniz diye işitme, görme (duyularını) ve gönüller verdi.&#8221; (Nahl Suresi, 78)</strong></p>
<p align="center"><span class="style1">En Mükemmel Göz Damlası:Gözyaşı</span></p>
<p align="left"><img loading="lazy" decoding="async" src="http://allahinvarlikdelilleri.imanisiteler.com/insan_clip_image015.jpg" width="120" height="159" align="right" hspace="5" />Çoğu insanın, &#8220;yalnızca ağlandığında akan tuzlu su&#8221; zannettiği gözyaşı, durumdan duruma değişen yapısıyla son derece özel bir sıvıdır. Gözyaşının ilk görevi gözü mikroplara karşı korumaktır. İçinde bulunan &#8220;lizozom&#8221; enzimi birçok bakteri türünü parçalayabilme ve mikrop öldürme özelliğine sahiptir. Lizozom sayesinde göz, enfeksiyonlardan korunur. Bu madde, binaları mikroplardan temizlemek için kullanılan kuvvetli bir dezenfektan olan &#8220;fenik asit&#8221;ten bile daha etkilidir. Bu kadar güçlü olduğu halde bu enzimin göze hiçbir zarar vermemesi büyük bir mucizedir.</p>
<p align="left">İçinde böyle son derece güçlü bir dezenfektan bulunan gözyaşı, gözün kimyasal yapısına en uygun şekilde yaratılmıştır. Bu yağlama-nemlendirme sistemi sayesinde gözünüz kurumaz. Eğer bu sistem var olmasa ya da eksik çalışsaydı, o zaman göz ile göz kapağı arasında sürekli bir sürtünme olur, gözünüz birkaç dakika içinde kurur, göz kapaklarınız yapışır ve oldukça acılı bir süreç sonucunda kör olurdunuz.</p>
<p align="center"><span style="font-size: 20px; color: #008080;"><strong><span class="style1">İSKELETİN YARATILIŞI</span></strong></span></p>
<p align="left">Gülme, koşma, yürüme, oturma, kalkma, ayakta durma, yatma, yazı yazma&#8230; Her insan bütün bu işlemleri kemikleri sayesinde yapar. Kemikleri sayesinde yürür, yine onlar sayesinde ayakta durur, yatar, güler, kemikleri sayesinde yemek yer. İnsan bedeninin çatısı 206 tane sert parçanın biraraya gelmesiyle oluşmuştur. İnsan vücudunda bulunan ve her biri farklı fonksiyonlara sahip olan kemikler, Allah&#8217;ın yaratma sanatının yüceliğini bize gösterirler.</p>
<p align="left">Kemik dokusu çoğu kimsenin zannettiği gibi cansız değildir. Kemik dokusu vücutta kalsiyum, fosfat gibi birçok önemli mineralin bankasıdır. Vücudun ihtiyacına göre bu mineralleri depo eder veya daha önceden depo ettiklerini vücuda verir. Bütün bunların yanı sıra kırmızı kan hücrelerinin üretimi de kemik iliği tarafından yapılır.</p>
<p align="center"><span class="style1"><strong>İskeletin Mükemmel İşlevi</strong></span></p>
<p align="left">İskelet bütün olarak mükemmel bir işleve sahip olmasının yanında, onu oluşturan kemikler de üstün bir yapıya sahiptir. Vücudun taşınması ve korunması gibi önemli bir görevi üstlenen kemiklerimiz, bu işi rahatlıkla yerine getirebilecek kapasite ve sağlamlıkla yaratılmıştır. Hatta bu yönde oldukça geniş bir güvenlik payı bırakılmış ve vücudun muhatap olacağı zor durumlar da hesaba katılmıştır. Örneğin; uyluk kemiği, dikey durumda bir ton ağırlığı kaldırabilecek kapasitededir. Nitekim atılan her adımda bu kemiğimize vücut ağırlığımızın üç katı yük binmektedir. Hatta sırıkla yüksek atlama yapan bir atlet yere inerken kalça kemiğinin her santimetrekaresi 1400 kiloluk bir basınca maruz kalır. O halde, kemik denen ve bir tek hücrenin bölünmesi sonucunda ortaya çıkan bu yapıyı, bu kadar kuvvetli kılan nedir?</p>
<p align="left">Kemiklerin iç yapısı , insanların binalarda ve köprülerde kullandığı kafes yapı sistemine benzer bir yapıda inşa edilmiştir. Önemli bir farkla; kemik içindeki sistem, insanın geliştirdiğinden çok daha üstün ve karmaşıktır. Bu sayede kemikler, hem son derece sağlam, hem de insanın rahatlıkla kullanabileceği hafiflikte olurlar. Eğer aksi olsaydı, yani kemiklerin içi, dışı gibi sert ve tamamen dolu olsaydı, hem kemiklerin ağırlığı insanın taşıyabileceğinin çok üzerinde olurdu, hem de kemiğin yapısı gevrek ve sert olup en küçük bir darbede çatlayabilir veya kırılabilirdi.</p>
<p align="center"><span class="style1"><strong>Tasarım Harikası Kemiklerimiz</strong></span></p>
<p align="left">Kemiklerimizin bu mükemmel tasarımı, bizim son derece rahat bir hayat sürmemizi, çok zor hareketleri kolaylıkla ve hiç acı duymadan yapabilmemizi sağlamaktadır. İnsana düşen kuşkusuz bu mükemmel bedeni onun için yaratmış ve emrine vermiş olan Allah&#8217;ı bilmesi ve O&#8217;na şükredici olmasıdır. İnsan vücudundaki kemiklerin esneklikleri ihtiyaca göre değişebilir. Örneğin kadınlarda leğen kuşağı kemikleri, hamileliğin son aylarına doğru gevşer ve birbirinden biraz ayrılırlar. Bu son derece önemli bir ayrıntıdır, çünkü bu gevşeme sayesinde bebeğin başı doğum sırasında ezilmeden dışarı çıkabilir. Acaba leğen kemiği, dünyaya yeni gelecek bir canlının başının ezilmemesi için kendisini daha esnek bir hale getirmeye nasıl karar vermektedir? Böylesine önemli bir ayarlama, evrimin yani tesadüflerin bir hediyesi asla olamaz. Açık olan tek gerçek vardır. Tüm bunların cevabı kusursuz ve planlı bir yaratılıştır.</p>
<p align="left">Kemiklerin esnekliğine başka bir örnek olarak bebekleri verelim. Bebeklerin kafatası ve diğer kemikleri çok yumuşaktır ve birbirleri üzerinde az da olsa hareket edebilirler. Bu esneklik sayesinde bebeğin başı doğumda bir hasar görmeden çıkabilir. Eğer bu kafatası kemikleri doğum sırasında sert olsaydı, anne karnından çıkarken çatlayabilir hatta kırılarak bebeğin beyninde büyük hasarlara yol açabilirdi. Bu aşamada tekrar kaçınılmaz bazı sorularla karşılaşıyoruz. Acaba bebeğin kafatası kemiklerinin doğum sırasında karşılacakları tehlikeyi kim, nereden bilmekte, bu önlem nasıl alınmaktadır? Açıktır ki annenin de, çocuğun da böyle bir engelle karşılaşacaklarından haberleri yoktur. Üstelik haberleri de olsa herhangi bir şekilde müdahalede bulunamazlar. Bebeğe ve annesine hayat veren de, onlar için böyle bir sistemi yaratan da kuşkusuz üstün ilim sahibi olan Allah&#8217;tır.</p>
<p align="center"><span class="style1"><strong>İskeletin Hareket Kabiliyeti</strong></span></p>
<p align="left">İskeletlerin hareket kabiliyeti de üzerinde durulması gereken önemli bir ayrıntıdır. Her adım atışımızda omurgamızı meydana getiren omurlar birbiri üstünde hareket eder. Bu sürekli hareket ve sürtünme, omurların aşınmasına neden olabilir. Oysa bunu önlemek için her bir omur arasına disk denilen dayanıklı kıkırdaklar yerleştirilmiştir. Bu diskler amortisör görevi yapar. Dahası her adım atışta, vücut ağırlığı yüzünden yerden vücuda bir tepki kuvveti gelir. Bu kuvvet, omurganın sahip olduğu amortisörler ve &#8220;kuvvet dağıtıcı&#8221; kıvrımlı şekli sayesinde, vücuda zarar vermez. Eğer tepkiyi azaltan esneklik ve özel yapı olmasaydı, ortaya çıkan kuvvet doğrudan kafatasına iletilirdi ve her adım attığımızda beynimiz sarsılırdı.</p>
<p align="left">Tüm bunlar insan bedeninin çok mükemmel bir tasarımın, daha doğrusu bir yaratılışın ürünü olduğunu göstermektedir. İnsan bu mükemmel tasarım sayesinde birbirinden çok farklı hareketleri büyük bir hız ve rahatlık içinde yerine getirir. Oysa böyle olmayabilirdi. Çok daha sert, çok daha kaba bir iskeletimiz olabilirdi. Örneğin tüm bacağımızın tek bir uzun kemikten meydana geldiğini düşünün. Böyle bir durumda yürümek büyük bir sorun haline gelecek, son derece hantal ve hareketsiz bir bedenimiz olacaktı. Bir yere oturmak bile güçleşecek, bu tür hareketler sırasındaki zorlamalar nedeniyle bacak kemiği kolaylıkla kırılabilir hale gelecekti.<br />
Oysa yapmak istediğimiz her harekete izin veren, dahası bunları kolaylaştıran ve güvenli hale getiren bir iskeletimiz vardır. Fakat biz ne iskeletimizin tasarımını yaptık, ne de kemiklerimizi meydana getirdik. Bunları herhangi bir tesadüfi güç ya da doğal bir süreç de meydana getirmedi. Bunları bizim için en mükemmel şekilde yaratan Allah&#8217;tır. Rabbimiz bizleri bu gerçek üzerinde düşünmeye şöyle davet eder:<strong>&#8220;&#8230; Kemiklere de bir bak nasıl biraraya getiriyoruz, sonra da onlara et giydiriyoruz?&#8221; (Bakara Suresi, 259)</strong></p>
<p><span class="style1">KANIN HAYATİ FONKSİYONU<a href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/insan_clip_image016.jpg" data-wpel-link="internal"><img loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-1984 alignright" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/insan_clip_image016.jpg" alt="" width="120" height="169" /></a></span></p>
<p align="left">Kan bedenimize canlılık vermek için yaratılmış bir yaşam sıvısıdır. Vücudumuzda dolaştığı sürece onu ısıtır, soğutur, besler, korur, enerji verir ve içindeki zehirli maddelerin atılmasını sağlar. Bedenimizdeki haberleşmenin neredeyse tamamını üstlenir. Ayrıca damarlarda oluşan her yırtığı anında kapatır. Sistem böylelikle kendini sürekli olarak yeniler. 60 kg ağırlığındaki bir insanın damarlarında ortalama 5 lt kan dolaşır. Kalp, bu miktarı bedende rahatlıkla bir dakikada dolaştırabilir. Hatta fiziksel bir zorlanma sırasında ya da spor yaparken, bir dakikada bu miktarın beş katını dolaştırabilir.</p>
<p align="center"><span class="style1"><strong>Oksijen Taşıyıcısı</strong></span></p>
<p align="left">Soluduğumuz hava, yaşamın en gerekli maddesidir. Ateşin, odunu yakabilmesi için nasıl oksijene gereksinimi varsa, hücrelerin de enerji üretimi sırasında şekeri parçalayabilmek için oksijene gereksinimleri vardır. Bunun için, oksijenin akciğerlerden kaslara ulaştırılması gereklidir. İşte, karmaşık bir boru hattına benzetebileceğimiz kan dolaşım sistemimiz de bu görevi üstlenir. Oksijeni taşıma görevini, alyuvarların içindeki hemoglobin molekülü yerine getirir. Yassı, yuvarlak ve her iki yanı basık bir yapıda olan alyuvarların yalnızca biri neredeyse 300 milyon hemoglobin taşır.</p>
<p align="left">Alyuvarların, kusursuz bir çalışma sistemi vardır. Oksijeni taşımakla kalmayıp, onu gerektiği yerde de bırakabilirler. Bunu da en gerekli yer ve zamanda, örneğin çok çalışan bir kas hücresinin yanından geçerken yaparlar. Alyuvarlar, oksijeni bu şekilde gerekli dokulara verirken, şekerin yakılması sonucunda açığa çıkan karbondioksiti de alarak akciğere taşır ve orada bırakırlar. Bunun ardından hemen yeniden oksijenle bağlanır ve onu yeniden gerekli dokulara taşırlar.</p>
<p align="center"><span class="style1"><strong>İdeal Bir Tasarıma Sahip Olan Hücreler</strong></span></p>
<p align="left">Alyuvarlar, miktar bakımından diğer kan hücrelerine göre çoğunluktadır. Yetişkin bir erkeğin damarlarında 30 milyar alyuvar yüzer. Bu sayıdaki alyuvarlarla bir futbol sahasının neredeyse yarısı kaplanabilir. Kanımıza, dolayısıyla tenimize renk veren hücreler alyuvarlardır. Alyuvarlar yassı disklere benzerler. Esneklikleri sayesinde de en dar kılcal damarlardan ya da en küçük gözeneklerden bile geçebilirler. Alyuvarların bu esneklik özelliği olmasaydı, vücudun pek çok noktasında takılı kalırlardı. Bunun sebebi kılcal damarların yalnızca 4-5 mikrometre kalınlığında olmasıdır. (1 mikrometre=milimetrenin binde biri). Oysa alyuvarların çapları 7.5 mikrometredir.<br />
Alyuvarlar böylesine büyük bir esneme özelliğinde yaratılmamış olsalardı ne olurdu? Bu sorunun cevabını şeker hastalığını araştıranlar bilir. Şeker hastalarının kan hücreleri genellikle esnekliklerini yitirir. Bu nedenle, hastaların gözlerindeki hassas dokular esnek olmayan kan hücreleri tarafından tıkanır. Bu tıkanma ise zaman içinde körlüğe yol açabilir.</p>
<p align="center"><span class="style1"><strong>Mükemmel bir Ulaşım Sistemi</strong></span></p>
<p align="left">Kandaki hücrelerin dışında, vücuda giren birçok madde de kanın plazma denen kısmında taşınır. Bu sıvı, kan hücreleri içermediği için sarı berrak bir renktedir. Plazma, beden ağırlığının %5&#8217;ni oluşturur ve bunun da %90&#8217;dan fazlası sudur. İçinde tuzlar, mineraller, karbonhidratlar, yağlar ve yüzlerce değişik türde protein yüzer. Kandaki proteinlerin bazıları taşıyıcı proteinlerdir. Bunlar yağları kendi üzerlerine bağlayıp onları gerekli dokulara ulaştırır. Eğer yağlar proteinler tarafından bu şekilde taşınmasaydı, birbirleriyle birleşir ve kanda, çorbadaki yağ öbekleri gibi, denetimsiz bir şekilde yüzerlerdi. Bu durum ise ölümcül sağlık sorunları meydana getirirdi.<br />
Bedendeki özel haberci görevini ise plazmada dolaşan hormonlar üstlenir. Hormonlar, organlar ve hücreler arasında kimyasal mesajlar taşıyarak haberleşmeyi sağlar.</p>
<p align="left">Albümin, sayıca en fazla olan plazma proteinidir ve bedende bir anlamda taşıyıcılık görevi yapar. Kolesterol gibi yağları, hormonları, zehirli bir safra kesesi maddesi olan sarı bilirubini ve penisilin gibi ilaçları kendine bağlar. Zehirleri karaciğerde bırakır, besin maddelerini ve hormonları ise gerekli oldukları yerlere götürür.</p>
<p align="center"><span class="style1"><strong>Özel Denetim Mekanizmaları</strong></span></p>
<p align="left">Besin maddelerinin, atardamarlardan gerekli oldukları dokulara ulaşabilmesi için, doku duvarını aşması gerekir. Doku duvarı, çok küçük gözeneklere sahip olsa da, hiçbir madde kendiliğinden bu duvardan geçemez. İşte bu sorunu çözen ve besinleri doku duvarından geçiren etken, kan basıncıdır. Ancak besin maddelerinin dokulara gerektiğinden fazla geçmesi durumunda ise, bu kez dokuda enfeksiyon oluşacaktır. Bu nedenle, kan basıncını dengelemek için, sıvıyı kana geri çeken bir mekanizma kurulmuştur. Bu görevi yine albümin üstlenir. Albümin, doku duvarlarındaki küçük gözeneklerden geçmek için fazla büyüktür ve kandaki yüksek yoğunluğu nedeniyle, suyu bir sünger gibi emer. Albümin olmasaydı beden, adeta suda beklemiş bir fasulye gibi şişerdi.</p>
<p align="center"><span class="style1"><strong>Vücuttaki Termostat</strong></span></p>
<p align="left">Kan; zehirler, gazlar, akyuvarlar ve vitaminler gibi maddelerin yanında, ısı da taşır. Isı, hücrelerdeki enerji kazanımı sırasında yan ürün olarak açığa çıkar. Isıyı bedenin geneline dağıtmanın ve beden sıcaklığını dış ortam sıcaklığına göre ayarlamanın yaşamsal önemi vardır. Eğer vücudumuzun ısı dağıtım sistemi olmasaydı, örneğin kol gücüyle yaptığımız bir iş sonucunda kollarımız aşırı derecede ısınır, diğer bölgelerimiz ise soğuk kalırdı. Böyle bir yapı ise metabolizmaya büyük zarar verirdi.İşte bu nedenle ısı bedene dağıtılır. Isının bedene dağılımı kan dolaşımı yoluyla olur. Beden geneline yayılan bu ısının düşürülmesi için de terleme mekanizması devreye girer</p>
<p align="left">Dahası, deri altındaki kan damarları genişler ve böylece kanın taşıdığı ısıyı havaya bırakması kolaylaştırılır. Bu nedenle koştuğumuz ya da yüksek tempolu başka bir fiziksel iş yaptığımız zaman, damarların genişlemesi sonucunda yüzümüz kızarır.Bütün canlı türlerine hayat veren bu madde Allah&#8217;ın yaratışının açık delillerinden bir tanesidir. Allah bir ayetinde şöyle buyurmaktadır:<strong>&#8220;İşte Rabbiniz olan Allah budur. O&#8217;ndan başka ilah yoktur. Herşeyin yaratıcısıdır, öyleyse O&#8217;na kulluk edin. O, herşeyin üstünde bir vekildir.&#8221; (Enam Suresi, 102)</strong></p>
<p align="center"><span class="style1">DAMARLARIMIZDAKİ MÜKEMMEL TASARIM</span></p>
<p align="left"><a href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/insan_clip_image017.gif" data-wpel-link="internal"><img loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-1985 alignleft" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/insan_clip_image017.gif" alt="" width="150" height="335" /></a>Vücudumuzdaki damar sistemi, gelişmiş bir ülkenin, sahip olduğu kara yolu ağıyla kıyaslanmayacak kadar karmaşıktır. Damarlar, kalp ve kan ile birlikte dolaşım sistemini oluştururlar. Toplam 100 bin kilometreden fazla uzunluğuyla vücudumuzun her tarafına dağılan damarlarımız muazzam bir kara yolu ağına benzetilebilir. Ufak bir hesap yaparsak bu sayının önemini daha iyi anlayabiliriz: Bir insanın sahip olduğu damarlar uç uca eklendiğinde, dünyanın çevresini iki buçuk defa dolanacak bir uzunluğa erişir. Şunu da hatırlatalım ki, vücudumuzdaki damar sistemi, gelişmiş bir ülkenin, örneğin Amerika&#8217;nın sahip olduğu karayolu ağıyla kıyaslanmayacak kadar karmaşıktır. Karayolları belirli bir genişlikte yapılır; günün farklı saatlerindeki değişen trafik yoğunluğuna göre şerit sayısı artmaz veya azalmaz. Oysa damarlarımızın iç genişliği sabit değildir; yani damarlarımız bizim faaliyetlerimize uyumlu olarak daralır veya genişler, böylece kan basıncının düzenlenmesinde önemli rol oynarlar. İşte bu mükemmel sistem sayesinde, vücudun farklı ortamlara göre değişen ihtiyaçları otomatik olarak sağlanır. Kan damarlarının, spor yaparken genişleyerek artan kan ihtiyacını temin etmesi veya yaralanma sonrasında daralarak kanamayı azaltması sözü edilen kusursuz sistemin bir sonucudur.</p>
<p align="center"><span class="style1"><strong>Damarların genişlemesi ve daralması</strong></span></p>
<p align="left">Peki damarlar nasıl oluyor da ne zaman genişlemeleri ya da ne zaman daralmaları gerektiğini anlıyorlar? Bu sorunun cevabının insan hayatı açısından çok önemli olduğu ortadadır. 100 bin kilometrelik damar şebekesinin herhangi bir noktasında meydana gelebilecek en ufak bir hatanın, telafisi mümkün olmayan olumsuzluklar doğuracağı açıktır.</p>
<p align="left">Bilim adamları on yıl öncesine kadar, damarın içinde çok karmaşık birtakım işlemler olduğunu tahmin ediyorlar; fakat yukarıdaki sorunun cevabını veremiyorlardı. Yapılan araştırmaların sonuçları kimyasal bir habercinin varlığını ortaya çıkardı. Bu haberci nitrik oksit (NO) molekülüydü. Damarlara genişlemeleri &#8220;talimatını veren&#8221; işte bu iki atomlu moleküldü. Damarlarımızın derinliklerinde nitrik oksit üreten muhteşem tesislerin sahip olduğu yapı mükemmelliklerle doludur.</p>
<p align="center"><span class="style1">KOKU VE HAFIZA</span></p>
<p align="left">Kokuların, insan hafızasındaki anıları harekete geçirdiği herkesçe bilinir. İnsan, bir şeyi kokladığında, kokuya ait moleküller burna girer. Bitkilerin koku molekülleri uçucudur, bu yüzden çok düşük bir sıcaklıkta dahi gaz haline dönüşerek havada yayılırlar. Çok hafif bir rüzgar bu kokuları buruna taşır.<br />
Burnun arka kısmına ulaşan koku molekülleri nemli bir dokuyla karşılaşırlar. Bu doku nöron adı verilen ve koku algılayan 5 milyon adet hücreden oluşur. Bu 5 milyon hücreden her biri ucunda reseptörler olan püskülümsü uzantıları dalgalandırarak koku moleküllerini yakalar. Bu duyargaların diğer ucu hücrenin içine yapışıktır. Koku molekülü bu tuzağa yakalandığında seri bir sinyal hücre içinde dolaşarak beynin alt tarafındaki koklama merkezine gerekli mesajı ulaştırır. Bütün bu işlemler bir saniyeden çok daha kısa bir zamanda gerçekleşir. Daha sonra sinyaller buradan çıkarak beynin duygu ve motivasyonla ilgili olduğu sanılan bölümüne (limbik sistem) giderler. Bu sinyal sonucunda kokunun neye ait olduğu, güzel mi yoksa çirkin mi olduğu anlaşılır. Eğer tanıdık bir kokuyla karşılaşıldıysa, o kokunun kaynağıyla ile ilgili hafıza bilgileri yeniden canlanır. Mesela limon kokusu aldığımızda aklımıza bir limonata gelebilir, ya da baharat kokuları aldığımızda iştah açıcı yemekler düşünmeye başlayabiliriz. Çok açıktır ki her biri, tüm varlıkları birbiriyle mükemmel bir uyum içinde yaratan, üstün ilim ve sanat sahibi olan Allah&#8217;ın birer eseridir. Bütün kokuları ve onları algılayan organları yaratan Allah, insan ruhunu da bu kokulardan etkilenecek şekilde yaratmıştır. <strong>&#8220;Yere gelince, onu da (yaratılmış bütün) varlıklar için alçalttı-koydu. Onda meyveler ve salkımlı hurmalıklar var. Yapraklı taneler ve güzel kokulu bitkiler. Şu halde Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz?&#8221; (Rahman Suresi, 10-13)</strong></p>
<p align="center"><span class="style1">VÜCUDUMUZDAKİ ARITMA SİSTEMİ</span></p>
<p align="left">Böbrekler; sadece 5-7 cm boyunda olan, hiçbir bakım gerektirmeyen ve vücudumuzun ihtiyaçlarına tam olarak uygun bir filtre vazifesi gören, hayati öneme sahip organlardır. Son derece karmaşık laboratuvar işlemleri gerçekleştiren böbrekler, herşeyi kusursuz bir düzen içinde yaratan Allah&#8217;ın benzersiz eserlerinden biridir. <a href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/insan_clip_image018.gif" data-wpel-link="internal"><img loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-1986 alignleft" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/insan_clip_image018.gif" alt="" width="202" height="459" /></a>İnsan vücudunda sürekli faaliyet halinde olan 100 trilyon hücre bulunmaktadır. Hücrelerin bu faaliyetleri sonucunda ortaya atık maddeler çıkar. Üre, ürik asit ve keratin gibi maddelerden oluşan bu atık maddeler son derece zehirlidir. Eğer vücuttan uzaklaştırılmazlarsa vücut fonksiyonları kısa sürede bozulur, vücudumuz zehirlenir ve ölüm kaçınılmaz olur.</p>
<p align="left">İşte bu noktada insan vücudundaki kusursuz tasarım bir kere daha ortaya çıkmaktadır. Nasıl motorlarda egzoz gazının tahliyesi için özel sistemler tasarlanmışsa, vücudun günlük çalışması sırasında ortaya çıkan zararlı maddelerin uzaklaştırılması için de çok özel bir sistem yaratılmıştır. Bu sistem, boşaltım sistemidir.</p>
<p align="left">Hücreler, tıpkı zehirli atıklarını arıtan fabrikalar gibi, bünyelerinde üretilen atık maddeleri kan plazmasına bırakırlar. Bu durum vücudu baştan başa kat eden kan nehrinin, 100 trilyon fabrikanın atığıyla kirlenmesi demektir. Bu kirlilik insan hayatı için oldukça zararlıdır. Bu nedenle hızla kirlenen kanın bir an önce temizlenmesi gerekir.</p>
<p align="left">Ancak ortada önemli bir problem vardır. Kirlenen kanın içinde üre, ürik asit gibi zehirli maddelerin yanı sıra, aminoasitler, vitaminler, su ve glikoz gibi vücudun ihtiyacı olan maddeler de vardır. Öyleyse kanı temizleyecek sistemin basit bir süzme işlemi yapması yeterli olmayacaktır. Bu sistemin faydalı maddeleri tanıyıp muhafaza etmesinin yanı sıra, yalnızca zararlı maddeleri diğerlerinden ayırarak uzaklaştıracak kompleks bir arıtma tesisi gibi çalışması da gerekmektedir.</p>
<p class="style1" align="center"><strong>Kanın böbreklerde temizlenmesi</strong></p>
<p align="left">Vücutta dolaşmakta olan kan, böbreklerde önce süzme işlemine tabi tutulur. Bu işlemin gerçekleşmesi için böbreklerin içine küçük küçük birçok süzgeç yerleştirilmiştir. Bu süzgeçlerin sayısı ve işlevleri düşünüldüğünde çok açık bir yaratılış mucizesiyle karşılaşılır. Tek bir böbreğin içinde 1.200.000 adet süzgeç vardır. Bu mikro süzgeçlere nefron adı verilir. Bir nefron, bowman kapsülü (nefronun ucunda bulunan, yarı küre şeklinde, kılcal damarlardan oluşan bir yapıdır), glomerulus, malpigi cisimciği ve böbrek damarlarından oluşur. 1.200.000 süzgecin her biri binlerce mikro deliği olan mükemmel bir tasarıma sahiptir.</p>
<p align="left">Kalpten çıkan kanın yaklaşık dörtte biri, böbrek atardamarları aracılığıyla böbreklere gelir. Bu, dakikada bir litreden fazla kan demektir. Kanı getiren damar, böbreğe girer girmez sayısız ince damara ayrılır. Bu ince damarlardan her biri, bir mikro süzgece bağlıdır. Kalbin yaptığı basınç sayesinde kan hızla süzgeç yüzeyine çarpar, zararlı maddeler ve su süzgecin diğer tarafına geçer. Proteinler ve kan hücreleri bu süzgeçten geçemeyecek kadar büyük oldukları için geride kalırlar. Böylece süzgecin diğer tarafına geçmeyen kan süzülmüş ve temizlenmiş olur. Yaklaşık yumruğumuz büyüklüğündeki bir et parçasının içine 1.200.000 adet süzgeç yerleştirilmiştir. Bu süzgeçlerin her birinde aynı detaylı tasarım eksiksiz olarak mevcuttur.</p>
<p align="center"><span class="style1">NASIL NEFES ALIYORUZ?</span></p>
<p align="left"><a href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/insan_clip_image020.jpg" data-wpel-link="internal"><img loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-1987 alignright" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/insan_clip_image020.jpg" alt="" width="250" height="167" /></a>Nefes alıp verme düzeninizi hiçbir zaman kontrol etmiyorsunuz. Çünkü bazı hücreleriniz bu kontrolü sizin yerinize yapıyor. Eğer nefes alma düzeni bizim kontrol ve dikkatimize bırakılmış olsa, nefes almayı unuttuğumuzda, uykuya daldığımızda ya da başka bir işle meşgul olduğumuzda nefessizlikten ölebilirdik.Her insan için hayati bir öneme sahip olan nefes alma işlemi, solunum merkezi tarafından düzenlenir. Bu merkez bir mercimek tanesi büyüklüğünde olup beynimizin bir uzantısı olan &#8220;beyin sapı&#8221; denen yerdedir ve başlıça üç grup sinir hücresinden oluşur:</p>
<ul type="disc">
<li>
<div align="left">Birinci grup hücreler solunumun temel ritmini belirlerler ve içimize hava çekmemiz için emir verirler. Böylece ihtiyacımız olan havayı içimize çekmiş oluruz.</div>
</li>
<li>
<div align="left">İkinci grup hücreler ise solunumun hızını ve gidişatını belirlerler. Ancak ikinci grup hücreler devreye girdiğinde, birinci grup hücrelerin faaliyetini bir sinyalle durdururlar. Böylece akciğerin hava dolum bölümü kontrol edilir ve nefes alıp vermemiz hızlanır.</div>
</li>
<li>
<div align="left">Üçüncü grup hücreler ise normal nefes düzeninde aktif değildirler. Ancak yüksek oranlarda soluk alıp vermek gerektiği zaman devreye girerler, karın kaslarımıza sinyal gönderip solunuma katılmalarını sağlarlar.</div>
</li>
</ul>
<p align="left">Tüm bu anlatılanlar hayatta kalmamız için yeterli midir? Hayır.<br />
Solunum kimyasal olarak da kontrol edilir. Bizim nefes alıp vermemizin amacı kandaki oksijen ve karbondioksit miktarlarının belirli bir oranda kalması içindir. Bu orandaki değişiklikler ise solunum merkezindeki bir grup hücreyi harekete geçirir ve solunumdaki bozulan değerler, olması gereken düzeye çok hassas değişiklikler ile getirilir.</p>
<p>Kandaki oksijen miktarının solunum merkezine doğrudan bir etkisi yoktur. Ancak beynin dışında, şah damarı gibi bazı büyük damarlarda bulunan çok hassas alıcılar, kandaki oksijen belli bir düzeyin altına indiğinde solunum merkezine sinyaller gönderirler böylece solunumda çok hassas değişikliklerle gerekli düzeltmeler yapılır.<br />
Bizim hayatta kalmak için ne kadar oksijene ihtiyacımız olduğunu bir grup hücre nasıl bilmektedir? Bilimin ancak son 20 yılda ortaya çıkardığı bu akıl almaz mekanizmayı hücreler ilk insandan bu yana nasıl bilmektedirler?<br />
Üstelik bu öylesine hassas bir mekanizmadır ki, hayatımız boyunca otururken, koşarken ya da uyurken hiç hata yapmaz. Vücudumuzdaki 100 trilyon hücreye her an tam ihtiyacı olan oksijen taşınır ve zararlı olan karbondioksit ve hidrojen iyonu gibi atıklar derhal uzaklaştırılır.</p>
<p align="center"><span class="style1">BEYNİMİZ</span></p>
<p align="left">Anneden gelen yumurta ve babadan gelen sperm hücresinin birleşmesi ile yepyeni bir insanı oluşturacak ilk hücre meydana gelir. Bu mucivezi gelişimin ilk aşamasında hücreler bölünmeye başlar ve zamanla gelişir. Anne karnında başlangıçta bir et parçası görünümünde olan hücreler bölünmeye devam ederek ve gruplanarak, ışığa karşı hassas göz hücrelerini, acıyı, tatlıyı, ağrıyı, sıcağı, soğuğu algılayacak sinir hücrelerini, ses titreşimlerini hissedecek kulak hücrelerini ve gıdaları sindirecek sindirim sistemi hücrelerini ve daha birçoklarını oluşturmaya devam ederler.</p>
<p align="left">Embriyonun anne karnındaki gelişiminde 5. haftadan itibaren oluşan omurilikte çok süratli bir üretimle saniyede 5000 tane nöron adlı özel sinir hücresi üretilmeye başlanacaktır. Bu bölgede daha sonra beyin oluşacaktır. (Science Vie, Mart 1995, sayı: 190, s. 88)</p>
<p align="left">Beyin hücrelerinin büyük kısmı embriyonun ilk beş ayında oluşur ve hepsi doğumdan önce beyindeki gereken konumlarını almış olurlar. Büyük bir hızla oluşan hücreler bir süre sonra merkezi sinir sisteminin kollarını oluşturmak üzere, daha uzaklara göç etmeye başlarlar. Ancak bu aşamada her bir nöronun, sinir sistemi içinde kendisi için ayrılmış olan hedef yeri tam olarak bulması şarttır. Bu yüzden genç nöronların yollarını bulabilmeleri için mutlaka bir rehbere ihtiyaçları vardır. Bu rehberler, omuriliğin ve beynin gelişme alanı arasında bir tür kablo şeklinde uzanan özel hücrelerdir.</p>
<p align="left">Nöronlar üretildikleri yerden çıkıp bu rehberlere tutunarak göç ederler. Ve kendileri için ayrılmış olan yerleri anlar, oraya yerleşirler ve hemen ardından uzantılar meydana getirerek diğer nöronlarla bağlantı kurarlar.<br />
Bu hücreler oluşur oluşmaz bilmedikleri bir yere doğru sadece kendilerine ilham edilen bilgiler doğrultusunda programlanmışcasına hareket ederler. Açıktır ki, beynin ve sinir sisteminin oluşumu sırasında yaşanan hiçbir olayın tesadüflerle meydana gelmesi mümkün değildir. Çünkü tek bir aşamadaki farklılık zincirleme olarak tüm sistemi aksatır. Nöronların meydana gelmesi ve bir sinir ağına dönüşmeleri beynin ve ona bağlı çalışan sinir sisteminin oluşum aşamalarından yalnızca bir tanesidir. Değil evrimcilerin iddia ettiği gibi beynin tamamının tesadüfen oluşması, tek bir nöronun bile rastlantılarla meydana gelmesi mümkün değildir.Nöronları bu özelliklerle yaratan, gerektiği anda gerektiği şekle sokan, gidecekleri yerlere onları tek tek yerleştiren Allah&#8217;tır. Her insan kendisinin de bu aşamalardan geçirildiğini bilmeli ve Rabbimizin kendisine bir insan olarak yaratmasındaki ihtişamı görerek şükretmelidir. Allah&#8217;ın herşeyin Yaratıcısı olduğunu, göklerde ve yerde O&#8217;ndan başka bir güç sahibi olmadığını aklından bir an bile çıkarmamalıdır:<strong>&#8220;&#8230; Seni topraktan, sonra bir damla sudan yaratan, sonra da seni düzgün (eli ayağı tutan, gücü kuvveti yerinde) bir adam kılan (Allah)ı inkar mı ettin? Fakat, O Allah benim Rabbimdir ve ben Rabbime hiç kimseyi ortak koşmam.&#8221; (Kehf Suresi, 37-38)</strong></p>
<p align="center"><span class="style1">KONUŞMA MUCİZESİ</span></p>
<p align="left">Yaptığınız her konuşmanın, mucizevi bir sistem sayesinde gerçekleştiğini hiç düşündünüz mü?</p>
<p>Birşeyler söylemek istediğiniz anda beyninizden gelen bir dizi emir ses tellerinize, dilinize ve oradan da çene kaslarınıza gider. Beynin konuşma merkezlerini içeren bölge, konuşma işleminizde rol alacak tüm kaslarınıza gerekli emirleri gönderir.İlk önce, akciğerleriniz &#8220;sıcak hava&#8221; sağlar. Sıcak hava, konuşmanın hammaddesidir. Hava burnunuzdan girer, burun boşluğu, boğaz, nefes borusundan sonra bronş tüplerine, oradan da akciğerlerinize geçer. Havadaki oksijen akciğerlerinizde kana karışır. Bu sırada karbondioksit de dışarı verilir.</p>
<p align="left">Ciğerlerinizden geri dönen hava, boğazınızdan geçerken, ses telleri denen iki doku kıvrımı arasından geçer. Bu teller, bir tür perdeye benzer ve bağlı oldukları küçük kıkırdakların etkisine göre hareket ederler. Siz konuşmadan önce ses telleriniz açık vaziyettedir. Konuşmanız sırasında teller biraraya getirilir ve soluk verdiğinizde çıkan hava ile titreştirilir. Ağız ve burun yapınız, sesinizin kendine özgü niteliklerini verir. Siz kelimeleri arka arkaya sıralayıp konuşurken diliniz damağınıza belirli miktarda yaklaşıp uzaklaşmakta, dudaklarınız da büzülüp yayılmaktadır. Bu işlemlerde birçok kasınız, büyük bir hızla hareket etmektedir.Konuşabilmeniz için bu işlemlerin her birinin eksiksiz gerçekleşmesi gerekir. Bu olağanüstü işlemler, akıl almaz bir hız içinde ve kusursuzca gerçekleşirken sizin bunlardan haberiniz bile olmaz.</p>
<p align="center"><span style="font-size: 20px; color: #008080;"><strong><span class="style1">HAYAT BOYU SÜREN KOPYALAMA: DNA</span></strong></span></p>
<p align="left"><a href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/insan_clip_image021.jpg" data-wpel-link="internal"><img loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-1988 alignright" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/insan_clip_image021.jpg" alt="" width="221" height="199" /></a>Bütün bir gün boyunca, siz hiç farkında değilken vücudunuzda sizin yaşamınızın problemsiz olarak devam etmesi için akıl almaz bir titizlik ve sorumluluk anlayışı içinde sayısız işlem yapılır, kusursuz bir denetim altında tedbirler alınır.</p>
<p align="left">Hücreler bölünerek çoğalırlar. Öyle ki, insan vücudu başlangıçta tek bir hücre iken bu hücre bölünür ve sonuçta 2-4-8-16-32&#8230; oranında bir katlanmayla çoğalmaya başlar.</p>
<p align="left">Peki bu bölünme işlemi sonucunda DNA&#8217;ya ne olur? Hücrede tek bir DNA zinciri vardır. Halbuki yeni doğan hücrenin de bir DNA&#8217;ya ihtiyacı olacağı açıktır.<br />
Bu açığı gidermek için DNA, her aşaması ayrı bir mucize olan ilginç bir seri işlem yapar. Sonuçta, hücrenin bölünmesinden kısa bir süre önce kendisinin bir kopyasını çıkarır ve bunu yeni hücreye aktarır!&#8230;<br />
Hücrenin bölünmesi ile ilgili yapılan gözlemlerin gösterdiğine göre hücre, bölünmeden önce belirli bir büyüklüğe ulaşmak zorundadır. Bu belirli büyüklük sınırını aştığı anda ise bölünme süreci kendiliğinden başlar. Hücrenin şekli bölünmeye uygun şekilde yayvanlaşmaya başlarken, DNA da az önce belirttiğimiz gibi kendini eşler.<br />
Bunun anlamı şudur: Hücre bir bütün olarak bölünmeye &#8220;karar vermekte&#8221; ve hücrenin içindeki farklı parçalar bu bölünme kararına uygun olarak davranmaya başlamaktadırlar. Hücrenin böylesine kollektif bir işi başaracak bilince sahip olmadığı açıktır. Bölünme işlemi, gizli bir emir ile başlar ve başta DNA olmak üzere hücrenin tümü buna göre hareket eder. DNA, kendini çoğaltmak için önce karşılıklı iki parçaya ayrılır.</p>
<p>Bu olay oldukça ilginç bir şekilde gerçekleşir. Yapısı sarmal bir merdivene benzeyen<br />
DNA molekülü, bu merdivenin basamaklarının ortasından fermuar gibi ikiye ayrılır. Artık DNA iki yarım parçaya bölünmüştür. Her iki parçanın da eksik olan yarıları ortamda hazır bulunan malzemelerle tamamlanır. Böylece iki yeni DNA molekülü üretilmiş olur. Operasyonun her kademesinde enzim denilen ve adeta gelişmiş robotlar gibi çalışan uzman proteinler görev yapar. Kopyalama sırasında ortaya çıkan yeni DNA molekülleri denetleyici enzimler tarafından defalarca kontrol edilir. Yapılmış bir hata varsa -ki bu hatalar son derece hayati olabilir- derhal tespit edilir ve düzeltilir. Hatalı şifre kopartılıp yerine doğrusu getirilir ve monte edilir. Bütün bu işlemler öyle baş döndürücü bir hızla yapılır ki, dakikada 3.000 basamak nükleotid üretilirken bir yandan da tüm bu basamaklar görevli enzimler tarafından defalarca kontrol edilir ve gereken düzeltmeler yapılır. Büyük bir hızla üretilen yeni DNA molekülünde, dış etkiler sonucunda normale göre daha fazla hatalar yapılabilir. Bu sefer hücredeki ribozomlar, DNA&#8217;dan gelen emir doğrultusunda DNA onarım enzimleri üretmeye başlarlar. Böylece DNA kendi kendini korur ve hem kendisini hem soyun devamını güvence altına alır.<br />
İşin en ilginç yönü de, DNA&#8217;nın hem üretimini sağlayan hem de yapısını denetleyen bu enzimlerin, yine DNA&#8217;da kayıtlı olan bilgilere göre ve DNA&#8217;nın emir ve kontrolünde üretilmiş proteinler olmasıdır. Ortada içiçe geçmiş öyle muhteşem bir sistem vardır ki, böyle bir sistemin kademe kademe oluşan tesadüflerle bu hale gelmesi hiçbir şekilde mümkün değildir. Çünkü enzimin olması için DNA&#8217;nın olması, DNA&#8217;nın olması için de enzimin olması, her ikisinin olması içinse hücrenin de, zarından diğer bütün kompleks organellerine kadar eksiksiz olarak var olması gerekir.</p>
<p align="center"><span class="style1">KARACİĞER;VÜCUDUMUZDAKİ BAĞIMSIZ FABRİKA</span></p>
<p align="left">Karaciğerinizin tek bir hücresinde 500 farklı kimyasal işlem gerçekleştirilir. Milisaniyeler (saniyenin binde biri) içinde kusursuz aşamalarla gerçekleşen bu işlemlerin çoğu laboratuvar koşullarında hala taklit edilememektedir. Karaciğer hücresi, yediğimiz besinlerin hepsini hücrelerimizin kullanabileceği enerji olan şekere, yani glikoza çevirir. Kullanılmayan şekeri yağa çevirip depolar. Şekerin yokluğunda ise proteinleri ve yağları şekere çevirip hücrelere sunar.</p>
<p align="left">Biz, canımızın istediği her türde yiyeceği yerken, karaciğer bu yiyecekleri vücudumuzun gereksinimine göre harcar, dönüştürür veya depolar. Üstelik ilk insandan bu yana trilyonlarca karaciğer hücresi aynı şuurla ve şaşırmadan hareket etmektedir.</p>
<p align="center"><span class="style1"><strong>Karaciğerin Kendini Yenileme Yeteneği</strong></span></p>
<p align="left">Karaciğer insan vücudundaki kendi kendini yenileme yeteneğine sahip tek organdır. Karaciğerin %70 kadarı alınsa bile bir-iki hafta içinde tekrar işlevlerini yerine getirecek büyüklüğüne ulaşır.<br />
Karaciğer hücreleri herhangi bir zarar veya hasar gördükleri zaman hiç beklenmedik bir faaliyete girerek birdenbire çoğalmaya başlarlar. Bu olayda hayranlık uyandıran nokta, hücrelerin inanılmaz bir hızda bölünmesi ve bu sırada normal görevlerini de aksatmadan yerine getirmeleridir. Görev yerine getirildikten sonra hücre bölünmesinin ne zaman duracağına ortak bir kararla aniden son verilmesi ise daha da şaşırtıcıdır.</p>
<p align="center"><span class="style1">DİLDEKİ KOMPLEKS SİSTEMLER</span></p>
<p align="left"><a href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/insan_clip_image022.jpg" data-wpel-link="internal"><img loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-1989 alignright" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/insan_clip_image022.jpg" alt="" width="150" height="189" /></a>Profesör Joseph Brand tat duyusu üzerinde yaptığı çalışmalarla tanınmış bir bilim adamıdır. Brand&#8217;a göre, dilimizin üzerine konulan bir şeyin tadını algılamamız sadece 0.2-0.5 saniye sürmektedir. Gözümüzü kapayıp açmamızdan daha kısa olan bu zaman zarfında nelerin gerçekleştiği yüzyıllardır araştırılmaktadır. Günümüzde ise tat alma işleminin yalnızca ana hatları anlaşılabilmiş durumdadır.Tat alma, yediğimiz besinlere ait tat bileşiklerinin tükürük içinde erimeleriyle başlar. Tuzlu gıdaların tadının daha hızlı alınmasının nedeni, tuzun tükürük içinde diğerlerine göre daha çabuk erimesidir. Hatta besinlerin kokusunun alınmasıyla tükürük bezleri salgılanmaya başlar ve dil tat almaya hazır hale gelir. Tat almadaki her detay gibi, bu aşama da önemlidir. Düşünün ki bu salgı olmasaydı, kuru besinlerin tadını alamayacaktık. Bu salgı, sindirim ve savunma sistemlerine yardımcı olan protein ve enzimler içermektedir. Bu salgının üzerinde yapılan tüm araştırmalar bu sıvının yapısının oldukça kompleks olduğunu ortaya koymaktadır.</p>
<p align="left">Yiyeceklerden gelen tat molekülleri ile dildeki tat hücreleri arasındaki haberleşme, hücrenin tepesindeki mikrovillus denilen tüy benzeri yapılarda kurulur. Mikrovilluslar (tat tüycükleri) tat gözeneği olarak isimlendirilen minik açıklıklardan dilin üzerini kaplayan mukoza zarına çıkarlar. Tat hücrelerinin reseptörleri, tat tüycüklerinin üzerinde yer alırlar. Dikkat edin, tat gözeneğinin çapı ortalama olarak milimetrenin binde dördü kadardır.<br />
Tat bileşikleri, aynı zamanda haberci moleküllerdir; görevleri, taşıdıkları mesajı, tat hücresinin zarının üzerindeki reseptörlere veya iyon kanallarına iletmektir. Bu aşamada, hücresel ve moleküler seviyede gelişen olaylar, Miami Üniversitesi&#8217;nden Profesör Stephen Roper&#8217;in ifadelerindeki gibi henüz araştırma safhasındadır. Pek çok farklı tat bileşiğine karşılık, farklı haberleşme yolları mevcuttur. Yani tatlı, ekşi, acı, tuzlu gibi farklı tatlar için değişik iletişim ağları kurulur. Diğer bir ifadeyle, tat hücreleri birden çok sayıda haberleşme yöntemine sahiptirler ve günümüzde bunların sadece bir kısmı kaba hatlarıyla anlaşılabilmiştir.</p>
<p align="center"><span class="style1">VÜCUDUMUZDAKİ SU MİKTARINI AYARLAYAN GİZLİ İŞLEMCİ</span></p>
<p align="left">Eğer terleme ya da su içmeme nedeniyle bir miktar su kaybına uğrarsak, kandaki su yoğunluğu düşecektir. Eğer vücudunuza özel bir sistem kurulmamış olsa, kanınızdaki su yoğunluğu ne kadar düşerse düşsün, sizin bundan haberiniz olmayacak ve bir süre sonra farkında olmadan susuzluktan ölecektiniz. Peki kanınızdaki su miktarının düştüğü nasıl anlaşılır ve gerekli tedbirler nasıl alınır?</p>
<p>Beynin hipotalamus bölgesine çok özel algılayıcılar yerleştirilmiştir. Bu algılayıcılar her saniye, hatta siz bu yazıyı okurken dahi, kanınızda bulunan su miktarını ölçerler. Eğer kanda bulunan su miktarının düştüğünü tespit ederlerse hemen alarma geçerler.Hipotalamusta bulunan algılayıcı hücreler, kandaki su miktarının düştüğünü tespit ettikleri anda, dahiyane bir yola başvururlar. Hipofiz bezinde saklı tutulan antidiüretik hormon (ADH) çok özel bir mesajcı molekülü kullanmaya karar verir. Bu mesaj, böbrekteki milyonlarca mikro kanalcığın etrafında bulunan hücreler için yazılmıştır. Ve bu hücrelere &#8220;idrar sıvısında bulunan su moleküllerini yakalayın&#8221; emrini vermektedir.<br />
Bu haberleşme sistemi sayesinde idrarda bulunan su moleküllerinin büyük bir bölümü arıtılır ve tekrar kana karıştırılır. Sonuçta idrar miktarı azaltılmış ve vücuda belli ölçüde su kazandırılmış olur.<br />
Eğer gereğinden fazla su içmişsek bu sefer mekanizma tam tersine işler. Kandaki su yoğunluğu yükselir. Bu yükselme sonucu hipotalamusta bulunan algılayıcılar, ADH hormonunun salgılanması işlemini yavaşlatırlar. ADH hormonu azalınca böbreklerde suyun geri emilimi de azalır. İdrar sıvısı artar ve kandaki su miktarı dengede tutulmuş olur.</p>
<p align="left">ADH hormonunun bir özelliği de kan damarlarını kasabilmesi ve böylece kan basıncını artırabilmesidir. Bu da çok özel tasarlanmış bir güvenlik -sigorta sistemidir ve insanın özel bir yaratılışla var edildiğinin bir başka delilidir. Bu güvenlik-sigorta sisteminin de çalışabilmesi için yine geniş çaplı bir planlama yapılmıştır. Kalbin kulakçık bölgesinin içine ve kalbe gelen damarların içine kan basıncını ölçen çok özel alıcılar yerleştirilmiştir. Bu alıcılardan çıkan kablolar yani sinirler de hipofiz bezine bağlanmışlardır. Normal kan basıncı altında bu alıcılar sürekli olarak uyarılmakta ve hipofiz bezine durmaksızın bir elektrik akımı göndermektedirler. Bu elektrik sinyallerinin hipofize ulaşması, ADH hormonunun salgılanmasını engellemektedir. Bu sistemi, kızıl ötesi ışınlar kullanarak yapılan alarm sistemlerine benzetebiliriz. Eğer hırsız farkında olmadan bu ışın demetlerinden birine temas ederse ışık kaynağı ve alıcı arasındaki bağlantı kesilir ve alarm çalmaya başlar.Ciddi bir kanama durumunda insan çok kan kaybeder ve damarlarında bulunan kan miktarı azalır. Bu da kan basıncının düşmesi anlamına gelir ki, düşük kan basıncı hasta açısından çok tehlikeli sonuçlara yol açabilir.</p>
<p align="left">Kan basıncı düştüğü anda damarların ve kalbin içinde bulunan reseptörlerin hipofize gönderdikleri sinyal de kesilir. Bu da hipofizin alarm durumuna geçmesine ve ADH hormonu salgılamasına neden olur. ADH hormonu derhal kan damarlarının etrafında bulunan kasların kasılmasına neden olur ve bu işlem kan basıncının yükselmesini sağlar. Bu çok kompleks, birbirine bağımlı çalışan ve birçok parçadan oluşan sistemin, üzerinde düşünülmesi gereken birçok detayı vardır.</p>
<p align="center"><span class="style1">KOD ADI:ŞİFRE ÇÖZÜCÜ</span></p>
<p align="left">Vücudumuzdaki sindirim işleminin başladığını anlayan pankreas, aynı zamanda yediğimiz yiyeceklerin çeşitlerini de ayırt edebilir. Sindirim işlemi başladığı anda ise yediğiniz farklı yiyeceklere göre, farklı sindirim enzimleri üretebilir. Örneğin makarna, ekmek gibi karbonhidratlı besinler yediğiniz zaman pankreasın salgıladığı enzim, karbonhidrat parçalayıcı özelliğe sahiptir. Bu besinler on iki parmak bağırsağına ulaştığında, pankreas karbonhidrat parçalayıcı özellikteki &#8220;amilaz&#8221; isimli enzimi üretir.Eğer kırmızı et, balık ve tavuk gibi besinler yerseniz, pankreas, proteinli yiyecek yediğinizi hemen anlar. Yine bu besinler on iki parmak bağırsağına ulaştığında bu sefer proteinleri parçalayacak farklı enzimler olarak &#8220;tripsin, kimotripsin, karboksipeptidaz, ribonükleaz ve deoksiribonükleaz&#8221; üretir ve bu enzimler protein moleküllerine saldırır. Eğer yemeğinizin yağ oranı fazlaysa bu enzimlerle beraber &#8220;lipaz&#8221; isimli, yağları sindiren bir enzim daha devreye girer.</p>
<p align="left">Görüldüğü gibi bir organ, yediğiniz yemeğin nelerden oluştuğunu anlayıp, daha sonra bu besinlerin sindirilmesi için gerekli olan kimyasal sıvıları ayrı ayrı üretmekte ve bunları sadece gerektiği anlarda salgılamaktadır. Pankreas, karbonhidrat molekülü için protein parçalayıcı veya yağ molekülü için karbonhidrat parçalayıcı sıvı salgılamaz. Ürettiği karmaşık sıvıların kimyasal formüllerini unutmaz. Karışımı oluşturan herhangi bir maddeyi kazara eksik tutmaz. Sağlıklı insanlarda, pankreas ömür boyu doğru şekilde hizmet eder durur.</p>
<p>Şimdi gerçekleşen bu olayı mikro düzeyde tekrar inceleyerek karşımızdaki mucizenin boyutlarını daha iyi görelim.</p>
<p align="center"><span style="font-size: 20px; color: #008080;"><strong><span class="style1">Hücrelerin Mektuplaşması</span></strong></span></p>
<p align="left">Midede sindirim devam ederken mide hücreleri boş durmazlar. Bu hücrelerden bazıları midede sindirilen besinin bir süre sonra onikiparmak bağırsağına ulaşacağını bilmektedirler. Bu hücreler hayatlarını besinlerin insan için en iyi şekilde sindirilmesine adamışlardır. İçlerindeki sorumluluk duygusu ile harekete geçen mide hücreleri pankreas hücrelerine mektup yazmaya (hormon salgılamaya) ve bu hücreleri yardıma çağırmaya karar verirler. Ardından yazdıkları mektupları kan yolu ile pankreasa gönderirler.</p>
<p>Kana bırakılan mektup vücut içinde yolculuk eder. Bu yolculuk sırasında pankreasa gelindiği zaman, pankreas hücreleri mektubu tanır ve hemen açarlar. Burada ilginç bir nokta kan yoluyla hemen hemen bütün vücudu dolaştığı halde- mektubun diğer organların hücreleri tarafından açılmaması ve özellikle okunmamasıdır. Bütün hücreler bu mektubun pankreas için yazıldığını, kendilerini muhatap almadığını bilirler. Çünkü mektubun üzerinde pankreasın adresi vardır.</p>
<p align="left">Mucize yalnızca adresin doğru yazılması ile sınırlı değildir. Mide hücresinin gönderdiği mektubun içinde bir de mesaj vardır. İnsan vücudunun derinliklerinde, birbirlerinden çok uzakta bulunan iki küçük canlı (hücre) mektuplaşmakta ve haberleşmektedir. Birbirlerini hiç görmedikleri halde birbirlerinin hangi dilden anladıklarını bilmektedirler. Dahası bu haberleşme bir amaç uğrunadır. İki hücre birlik olmuş ve yediğiniz besinlerin sindirilmesi için plan yapmaktadırlar. Şüphesiz bu gerçek bir mucizedir.</p>
<p align="left">Kendisine ulaşan mektubu (kolesistokinin hormonunu) okuyan pankreas hiç beklemeden bu mektuptaki emre itaat eder. Hemen besinlerin sindirilmesi için gerekli enzimleri salgılamaya başlar. Eğer on iki parmak bağırsağına ulaşan besin protein ise protein parçalayan bir enzim üretir. Eğer besin karbonhidrat ağırlıklı ise bu sefer karbonhidrat parçalayan bir enzim üretir ve bu enzimi onikiparmak bağırsağına gönderir.</p>
<p align="center"><span style="font-size: 20px;"><strong><span class="style1" style="color: #008080;">ZAMAN AYARLAMASI VE CİNSİYET AYRIMI YAPABİLEN HORMONLAR</span></strong></span></p>
<p align="left">Beynin hipotalamus bölgesi doğumdan itibaren çok özel bir işlemi yerine getirmek için yıllarca bekler. En doğru zaman, yani çocukluktan ergenlik çağına geçme zamanı geldiğinde hipotalamusun içinde adeta bir saat alarmı çalar. Bu, hipotalamusun yeni bir göreve başlama alarmıdır. Aslında bu saat benzetmesi, bilim adamlarının mevcut bir olayı açıklamak ve anlaşılır bir hale getirmek için kullandıkları bir açıklamadır. Hipotalamus içinde elbette bir saat yoktur. Ancak bir et parçası yıllarca bekleyip, en doğru an geldiğinde harekete geçiyorsa, bunun için en uygun benzetme hipotalamusun içinde bir saat olduğudur.</p>
<p align="left">Söz konusu alarmın çalışmasıyla birlikte hipotalamus özel bir hormon (GnRH) salgılar. Bu hormon da hipofiz bezine iki hormonun salgılanması emrini verir. Hormonların salgılanması için en ideal zaman gelmiştir. Salgılanan hormonlar Folikül Uyarıcı Hormon (FSH) ve Luteinleştirici Hormon (LH)&#8217; dur.Bu iki hormonun çok önemli görevleri ve mucizevi yetenekleri vardır. Her ikisi de erkek ve kadın bedeninin farklılaşma ve fiziksel olgunlaşma sürecini başlatırlar. Bu çok önemli bir ayrıntıdır; çünkü FSH ve LH hormonları bu değişimi sağlayacak bölgelere uygun olarak tasarlanmışlardır. Ve iki hormon da ne yapmaları gerektiğini çok iyi bilircesine hareket ederler.</p>
<p align="left">FSH hormonu kadın bedeninde, yumurtalığın içinde bulunan yumurta hücrelerinin olgunlaşmalarını ve gelişmelerini sağlar. Bir başka görevi de, bu bölgeden çok önemli bir başka hormonun, östrojen hormonunun salgılanmasını sağlamaktır. Ve yine aynı formülle erkek bedeninde de salgılanır. Ancak bu sefer bambaşka etkilere yol açar. Testis hücrelerini uyarır ve sperm üretimini başlatır. LH hormonunun kadın bedenindeki görevi, olgunlaşan yumurtanın serbest bırakılmasını sağlamaktır. Ayrıca kadınlarda progesteron isimli bir başka hormonun salgılanmasını sağlar. Bu hormonunun erkek bedeninde farklı bir görevi vardır. Testislerde bulunan bir grup özel hücreyi uyarır ve testosteron isimli hormonun salgılanmasını sağlar. Bu hormonların farklı cinslerin bedenlerinde aynı formül ile üretilmeleri ve her cinste birbirlerinden tamamen farklı etkilere sahip olmaları elbette çok düşündürücüdür.</p>
<p align="center"><span style="font-size: 20px;"><strong><span class="style1" style="color: #008080;">TASARIM HARİKASI BURUN</span></strong></span></p>
<p align="left">Koku havada molekül olarak dolaşır. Nefes alırken havadaki oksijenin yanı sıra bu moleküller de burna girer. Havayla taşınan &#8220;koku molekülleri&#8221; koku epitelindeki alıcılara ulaştığında burada bulunan hücreler uyarılır. Uyarılan hücre beyne bir elektrik sinyali gönderir. Beyin koku molekülü ile değil yalnızca kendisine ulaşan elektrik sinyali ile muhatap olur. Elektrik sinyali için beynin yaptığı yorumu insan koku olarak algılar.</p>
<p>Burun güzel kokulu çiçeklerin ya da iştah açıcı yemeklerin kokularını algılamamızı sağlamanın ötesinde de, çok önemli işlevleri olan bir organımızdır. Soluduğumuz hava ile birlikte havadan aldığı oksijeni, vücudumuzun bütün hücrelerine taşıyan kan arasındaki temel bağlantı yollarından biridir. Kısacası burun hem koklama organı, hem de solunum yollarının başlangıcı olarak büyük önem taşır. İki bölümden oluşan burnun içinde &#8220;silya&#8221; denen tüycükler ve &#8220;mukus&#8221; adı verilen bir salgı vardır. Hava burundan içeri girdiğinde bunlarla karşılaşır ve hemen analize tabi tutulur. Havadaki moleküller ayrıştırılarak incelenir ve beyne iletilerek kokunun ne olduğu belirlenir ve ona göre tepki verilir. Bu işlemlerin hepsi sadece 30 saniye gibi çok kısa bir süre içerisinde gerçekleşir.<br />
Burnun içinde aerodinamik açıdan da kusursuz bir tasarım söz konusudur. Hava içeri girdiğinde doğrudan nefes borusuna gitmez. Burun, adeta bir klima gibi çok özel filtre sistemleriyle dışarıdan gelen kirli, sıcak, soğuk ya da nemli havayı akciğerler için hazır hale getirir. Burundaki özel kıvrımlı yapı sayesinde hava burada bir tur dönüş yapar. Böylece burun çeperinde bulunan tüycüklere ve damar ağına daha fazla temas etmiş olur. İşte bu kıvrımlı sistem sayesinde burun günde 15 m3 havayı süzer, temizler, nemlendirir ve ısıtır. Bu miktar yaklaşık olarak bir odanın içindeki havaya eşittir.Fakat burada kirli hava denince akla sadece tozlu hava gelmemelidir. Havayla birlikte gelen tozun yanı sıra bakteri, polenler vs. gibi yaklaşık 20 milyar yabancı maddenin vücuda girmesi burundaki özel sistem sayesinde engellenmiş olur. Tozlarını ve her türlü zararlı bakterilerini burundaki klima sisteminde bırakan hava, bu işlemden sonra her burun deliğinde üçer tane bulunan kıvrımlı yapıların üstünden geçer. Burundaki tüycüklere takılan yabancı maddeler bu defa da buradaki mukusun antibakteriyel etkisiyle zararsız hale getirilir. Hava bu kıvrımlara çarpınca yön değiştirir ve burun boşluğunun duvarına çarpar. Buraya çarptığında mukus sıvısı içinde tutulur. Solunum havasının yabancı cisimlerden temizlenmesi çok kapsamlı ve çok hassas işlemlerdir. En ufak bir hataya, unutmaya ve atlamaya izin verilmez. Çünkü bir bakterinin ya da zararlı bir cismin akciğer gibi hassas bir organa geçebilmesi, insanın sağlığında olumsuz etkiler oluşturabilir. Ancak herşeye rağmen zararlı cisimlerin burundan geçmeyi başarması ihtimaline karşı, ikinci bir koruma mekanizması daha vardır. Şayet burun boşluğunu geçebilen cisimler olursa, bunlar da solunum yollarında tutulurlar.</p>
<p style="text-align: center;"><a name="hayvan"></a><span style="font-size: 28px; color: #993366;"><strong>Hayvanlarda ki Deliller</strong></span><br />
<a href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/HAYVANLAR-ALEMI.jpg" data-wpel-link="internal"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-2012" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/HAYVANLAR-ALEMI.jpg" alt="" width="702" height="336" srcset="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/HAYVANLAR-ALEMI.jpg 702w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/HAYVANLAR-ALEMI-300x144.jpg 300w" sizes="(max-width: 702px) 100vw, 702px" /></a></p>
<p><span class="style1">CANLILARDAKİ OLAĞANÜSTÜ DAYANIŞMA</span></p>
<p align="left">Canlıların tehlike halinde kurdukları işbirliklerinin kendiliklerinden gerçekleştirdiklerini söylemek akıl sahibi bir insan için mümkün değildir. Bu canlıların herbirine sahip oldukları yetenekleri veren ve nasıl davranacaklarını ilham yoluyla öğreten Allah&#8217;tır.</p>
<p align="left"><a href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/hayvan_clip_image001.jpg" data-wpel-link="internal"><img loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-1993 alignleft" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/hayvan_clip_image001.jpg" alt="" width="200" height="143" /></a>Hayvanların topluluk halinde yaşamalarının en büyük avantajlardan biri, tehlikelere karşı daha fazla korunma sağlanmasıdır. Çünkü topluluk içinde yaşayan hayvanlardan herhangi biri tehlikeyi sezdiğinde sessizce olay yerinden kaçmak yerine var gücüyle çevresindeki diğer hayvanları da uyarır. Her bir canlı türünün kendine özgü bir uyarı şekli vardır. Örneğin tavşanlar ve bazı geyikler tehlikeyi sezdiğinde çevresindeki hayvanları uyarmak için kuyruklarını diker, ceylanlar ise ilginç bir zıplama dansı yaparlar.</p>
<p align="left">Birçok küçük kuş, düşmanlarını fark ettiğinde hemen öterek alarm verir. Sarı asma kuşu gibi türler alarm verirken dar frekans aralığı olan ve yüksek perdeden bir ses çıkartır. İnsan kulağı bunu ince bir ıslık gibi algılar. Bu sesin en önemli özelliği ise kaynağının yönünün anlaşılmamasıdır. Bu, sürüsünü uyaran kuş için önemli bir avantajdır. Çünkü kuş aslında düşmanı gördüğünde çığlık atarak bütün dikkati üzerine çekmeyi göze almaktadır. Ama sesin yönü belli olmadığı için tehlike nispeten azalmaktadır. Koloniler halinde yaşayan böceklerde de, tehlikeyi ilk sezen böcek bütün koloniyi uyarır. Ancak tehlikeyi haber veren böceğin salgıladığı alarm kokusu düşmanın da dikkatini çeker. Dolayısıyla kolonisini tehlikeye karşı uyaran böcek ölümü de göze almış olur.</p>
<p align="left">Çayır köpekleri büyük koloniler halinde yaşar. Adeta bir kent haline dönüşmüş olan yuvaları, yaklaşık 30 hayvanın yaşadığı bölümlere ayrılmıştır. Bu kentteki hayvanların tümü birbirini tanır. Her zaman tünel dışında ve girişlerde bulunan tepeciklerin üzerinde her yönü görebilecek şekilde arka ayakları üzerinde dikilmiş nöbet tutan hayvanlar bulunur. Nöbetçilerden biri bir düşman görürse, ıslık şeklinde bir dizi havlama sesi çıkarır. Bu uyarı, diğer nöbetçiler tarafından yinelenir ve uyarı, tüm kent tarafından duyularak alarm haline geçilmesini sağlar.</p>
<p>Burada öncelikle dikkat çekilmesi gereken bir nokta vardır. Canlıların birbirlerini fedakarca girişimlerle uyarması elbette düşündürücüdür. Ancak daha da önemlisi bu hayvanların her birinin birbirlerini &#8220;anlıyor&#8221; olmasıdır. Yukarıda söz ettiğimiz canlılardan biri, örneğin tavşan kuyruğunu havaya kaldırdığı zaman, etrafındaki diğer canlılar onun bir tehlike sinyali verdiğini hemen kavrar ve buna göre önlem alırlar.</p>
<p align="left">Burada göz ardı edilemeyecek derecede şuurlu davranışlar söz konusudur. Bunun tek açıklaması canlılara yaptıkları bu akıllı davranışları öğretenin ve uygulatanın, herşeyin yaratıcısı olan, yarattıklarını koruyup kollayan, sonsuz şefkat ve merhamet sahibi olan Allah olduğudur.</p>
<p align="center"><span class="style1"><strong>Canlılar Tehlikelere Birlikte Karşı Koyarlar</strong></span></p>
<p align="left"><a href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/hayvan_clip_image002.jpg" data-wpel-link="internal"><img loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-1994 alignright" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/hayvan_clip_image002.jpg" alt="" width="250" height="127" /></a>Sürü halinde yaşayan birçok hayvan türü tehlike anında birbirlerini uyarmanın yanı sıra tehlikeye de birlikte karşı koyarlar. Örneğin küçük kuşlar, doğan veya baykuş gibi yırtıcı kuşlar bölgelerine girdiğinde topluca bu hayvanların çevresini sarar. Bu arada çevredeki diğer kuşları da bölgeye çekmek için özel bir ses çıkartırlar. Küçük kuşların topluca gösterdikleri saldırgan hareketler, yırtıcı kuşları genellikle bölgeden uzaklaştırır.</p>
<p align="left">Birarada uçan bir kuş sürüsü de aynı şekilde tüm sürü üyeleri için bir koruma sağlar. Örneğin sürü halinde uçan sığırcıklar aralarında geniş bir mesafe bırakarak uçarlar. Ancak bir doğan gördüklerinde aralarındaki boşlukları kapatırlar. Böylelikle doğanın sürünün ortasına dalmasını zorlaştırırlar, kaldı ki doğan bunu yapsa bile başarılı olamaz, kanatlarını sakatlar ve avlanamaz.Genel olarak bir zebra sürüsü saldırıya uğradığında sürünün lideri olan zebra geride kalır ve dişiler ile taylar önde koşar. Erkek zebra arkada zigzaglar çizerek koşar, çifteler atar, hatta geri dönüp saldırgan hayvanları kovaladığı bile olur.</p>
<p align="left"><a href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/hayvan_clip_image003.jpg" data-wpel-link="internal"><img loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-1995 alignleft" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/hayvan_clip_image003.jpg" alt="" width="200" height="118" /></a>Misk sığırları da bir saldırganla karşılaştıklarında kaçmak yerine kendilerine bir güvenlik çemberi oluştururlar. Tüm grup üyeleri düşmana arkalarını dönmeden geri geri giderek bir daire haline gelirler. Yavrular bu dairenin merkezindedir ve annelerinin uzun tüylerinin altında saklanır. Yetişkinler yavruların çevresini kuşatarak onları tam bir koruma altına alır. Saldırganların üzerine atılan bir misk sığırı saldırıdan sonra yavruları koruyan dairenin dağılmaması için yerine geri döner.</p>
<p align="left">Elbette canlıların bu iş birliklerini kendi iradeleriyle gerçekleştirdiklerini söylemek akıl sahibi bir insan için mümkün değildir. Bu gerçekler karşısında varılması gereken sonuç şudur: Doğadaki herşey sonsuz ilim ve kudret sahibi bir Yaratıcı&#8217;nın eseridir. O Yaratıcı tüm canlıları, insanları, hayvanları, böcekleri, bitkileri, canlı cansız tüm varlıkları yaratan Allah&#8217;tır. O, üstün bir kudret, şefkat, merhamet, akıl, ilim ve hikmet sahibidir. İnsana düşen ise, Allah&#8217;ın ayetleri üzerinde hakkıyla düşünmektir. Ayetlerde şöyle buyrulmaktadır:<strong>&#8220;Şu halde hamd göklerin Rabbi, yerin Rabbi ve alemlerin Rabbi Allah&#8217;ındır. Göklerde ve yerde büyüklük O&#8217;nundur. O, üstün ve güçlüdür, hüküm ve hikmet sahibidir.&#8221; (Casiye Suresi, 36-37) </strong></p>
<p align="center"><span style="font-size: 20px;"><strong><span class="style1" style="color: #008080;">CANLILARDA MÜKEMMEL SAVUNMA TAKTİĞİ: KAMUFLAJ </span></strong></span></p>
<p align="left">Her canlı, kendisini savunabileceği farklı yeteneklerle birlikte var edilmiştir. Kimisi çok hızlı ve çeviktir; düşmanlarından kaçarak kurtulur. Kimisi yerinden kımıldayamaz; ama sağlam zırhlarla kaplıdır. Kimisi, kendisini yılana benzeten tırtıl gibi olağanüstü &#8220;korkutma&#8221; becerilerine sahiptir. Bazıları, zehirli, yakıcı ya da kötü kokulu gazlar püskürtür. Bir kısmı da, ölü taklidi yapabilecek yetenekte yaratılmışlardır. Allah bazı canlıları bulundukları ortamda gizlenebilecekleri şekle ve desenlere sahip olarak yaratmıştır. Bir yaprak ile ya da bir ağacın desenleri ile olağanüstü benzerlikte bedenlere sahip olan canlılar bu sayede düşmanlarından gizlenmeyi başarırlar. Allah&#8217;ın bu hayvanlara verdiği &#8220;kamuflaj&#8221; yeteneği o kadar mükemmeldir ki konuyla ilgili birçok resmin bir bitkiye mi, yoksa bir hayvana mı ait olduğunu anlamak veya o ortamın içinde canlıyı seçebilmek neredeyse imkansızdır. İlerleyen satırlarda verilecek örneklerde de açıkça görüleceği gibi kamuflaj özel biçimde planlanıp, &#8220;yaratılmış&#8221; bir savunma mekanizmasıdır.</p>
<p align="left">Kamuflaj Allah&#8217;ın yarattığı evrende hiçbir &#8216;çelişki ve uygunsuzluk&#8217; olmadığını ve O&#8217;nun güç, akıl ve ilminin sonsuz olduğunu gösteren örneklerden yalnızca bir tanesidir. Mülk Suresi&#8217;nde Allah kainattaki kusursuz uyumu şöyle belirtmiştir:<strong>&#8220;&#8230; Rahman&#8217;ın yaratmasında hiçbir &#8216;çelişki ve uygunsuzluk&#8217; göremezsin. İşte gözü(nü) çevirip-gezdir; herhangi bir çatlaklık (bozukluk ve çarpıklık) görüyor musun? Sonra gözünü iki kere daha çevirip-gezdir; o göz (uyumsuzluk bulmaktan) umudunu kesmiş bir halde bitkin olarak sana dönecektir.&#8221; (Mülk Suresi, 3-4)</strong></p>
<p align="center"><a href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/Screenshot_1.png" data-wpel-link="internal"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-1997" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/Screenshot_1.png" alt="" width="525" height="145" srcset="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/Screenshot_1.png 471w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/Screenshot_1-300x83.png 300w" sizes="(max-width: 525px) 100vw, 525px" /></a></p>
<p class="style1" align="center">Resimlerdeki yılanları fark edebiliyor musunuz?</p>
<p align="center"><span class="style1"><strong>Kurumuş Yaprak mı? Kelebek mi?</strong></span></p>
<p align="left"><a href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/hayvan_clip_image007.jpg" data-wpel-link="internal"><img loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-1998 alignleft" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/hayvan_clip_image007.jpg" alt="" width="200" height="150" /></a>İlk bakışta kurumuş bir yaprak sanılabilecek bu resim aslında bir kelebeğe ait. Damarlardan, çürümüş bölgelere ve tonlamalara kadar her türlü ayrıntıyı üzerinde taşıyan bu yaprak benzeri kanatlar, kelebekler için çok güzel bir korunma sağlıyor.</p>
<p align="left">Kelebeğin yaprağa böylesine olağanüstü bir şekilde (yaprağın damarları ve kurumuş kısımları bile ihmal edilmeden)benzemesine &#8220;rastlantı&#8221; deyip geçmek elbette mümkün değil. Kelebeğin kendi kendini &#8220;yapraklaştırdığını&#8221; kabul etmekse aynı oranda mantık dışı bir iddiadır.</p>
<p align="center"><span class="style1"><strong>Mevsime ve Zemine Göre Değişen Tüy Rengi</strong></span></p>
<p align="left"><a href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/hayvan_clip_image008.gif" data-wpel-link="internal"><img loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-1999 alignleft" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/hayvan_clip_image008.gif" alt="" width="223" height="144" /></a></p>
<p align="left">Ortama göre renk değiştirme olayı, hayvanların vücutlarında yaratılmış olan oldukça karmaşık mekanizmalar sayesinde gerçekleşmektedir. Güneşte kalan insan derisinin kızarıp-koyulaşmasına benzetilebilecek bu mekanizmalar, hayvanların deri ve tüylerinde renk değişikliklerine yol açmaktadır.<br />
Önemli olan, bu tüy değişiminin hayvan için büyük bir korunma mekanizması oluşturmasıdır. Kışın karlı günlerinde beyaz, diğer mevsimlerde toprak renginde olan tüyler, kamuflaj yönünde büyük avantaj sağlar.<br />
Bunun tersi de olabilir ve hayvan kışın toprak rengi ya da yazın bembeyaz kalabilirdi. Ya da hiç renk değiştirmeyebilirdi. Kısacası renklerin mevsimlere göre değişmesinde açık bir akıl ve hesap vardır. Vücudumuzun güneşte yanmasını engelleyemememiz (özel korunma yöntemleri hariç) gibi hayvanlar da vücutlarındaki değişimi kontrol kabiliyetine sahip değillerdir. Bir hayvanın bunu kendisinin hesaplayıp kontrol etmesi mümkün değildir. Kuşkusuz ki Allah bu canlıları, böylesine bir korunma mekanizması ile birlikte yaratmıştır.</p>
<p align="center"><span class="style1"><strong>Yapraklar Arasında Gizlenen Çekirgeler</strong></span></p>
<p align="left"><a href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/hayvan_clip_image009.jpg" data-wpel-link="internal"><img loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-2000 alignleft" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/hayvan_clip_image009.jpg" alt="" width="160" height="129" /></a>Yaprakla beslenen çekirgelerin ömrü doğal olarak yaprakların arasında geçer. Sahip oldukları renk yaprakla birebir benzeştiğinden, en büyük düşmanları olan kertenkele ve kuşların çekirgeleri fark etmeleri genelde mümkün olmaz. Böylece çekirgeler güvenlik içinde yaşamlarını sürdürür ve beslenirler.</p>
<p align="left">Herhalde çekirgelerin yaprakların yanında dura dura &#8220;yapraklaştığını&#8221; kimse iddia edemez. Ya da kendi kendilerini, her nasılsa, &#8220;yapraklaştırdıklarını&#8221;&#8230;<br />
Açıktır ki, yaprak yiyen çekirgeler, yaşamlarını sürdürmeleri için böyle bir kamuflaj özelliği ile birlikte yaratılmışlardır. Bu, herşeyi en güzel yapan Rabbimizin sanatıdır.</p>
<p align="center"><span class="style1">Uçan Sincaplar </span></p>
<p align="left"><a href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/hayvan_clip_image010.gif" data-wpel-link="internal"><img loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-2001 alignleft" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/hayvan_clip_image010.gif" alt="" width="250" height="104" /></a>Sincaplar, daha çok Avrupa kıtasındaki ormanlarda yaşarlar. Boyları 25 cm., yani sizin ellerinizle iki karıştır. Vücutlarının arkasında, hemen hemen kendi boyları kadar uzun yukarı doğru duran, geniş ve gür tüylerden oluşan kuyrukları bulunur. Sincap bu uzun kuyruğu sayesinde dengesi bozulmadan ağaçtan ağaca atlar.Minik sivri tırnakları sayesinde ağaçlara tırmanabilen sincap bir dalın üstünde koşabilir, baş aşağı sallanabilir ve o şekilde ilerleyebilir. Özellikle gri sincaplar bir ağacın en uçtaki dalından 4 metre uzaktaki bir başka ağacın dalına bile rahatlıkla atlayabilirler. Havada uçarken de kollarını ve bacaklarını açarak adeta bir planör gibi hareket ederler. Bu esnada yassılaşan kuyrukları ise hem dengelerini sağlar hem de yönlerini ayarlayan bir dümen görevi görür. Hatta kendilerini 9 metre yükseklikten boşluğa bırakıp dört ayak üzerine yere yumuşak iniş yapabilirler.</p>
<p align="left">Peki ama sincap bu zor hareketleri nasıl başarmaktadır?</p>
<p align="left">Tüm bunlar sincabın arka ayaklarını, mesafeleri çok iyi ayarlayabilen keskin gözlerini, güçlü pençelerini ve denge kurmasına yarayan kuyruğunu kullanması sayesinde olur. Peki hiç düşündünüz mü, sincaba bu özellikleri veren kimdir? Sincap bu şekilde yaşaması gerektiğini nereden biliyor? Sincapların ailece ellerine cetvel alıp ormandaki her ağacın boyunu veya ağaç dallarını ölçmeleri mümkün olmadığına göre, sincaplar ağaçtan ağaca atlarken mesafeleri nasıl ayarlıyorlar? Ayrıca, sincaplar nasıl hiç bir yerlerini sakatlamadan ya da yaralanmadan bu kadar hızlı hareketlerle atlayıp zıplayabiliyorlar?</p>
<p align="left">Elbette bunları yapanlar sincapların kendileri değildir. Hiç kuşkusuz bu sevimli hayvanları sahip oldukları bütün özelliklerle birlikte yaratan ve onlara bunları kullanmayı öğreten yaratıcımız olan Allah&#8217;tır.<strong>&#8220;&#8230; türetip-yaydığı canlılarda kesin bilgiyle inanan bir kavim için ayetler vardır.&#8221; (Casiye Suresi, 4)</strong></p>
<p align="center"><span style="font-size: 20px; color: #008080;"><strong><span class="style1">HAYVANLARIN YUVALARI</span></strong></span></p>
<p align="left"><a href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/hayvan_clip_image011.jpg" data-wpel-link="internal"><img loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-2002 alignright" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/hayvan_clip_image011.jpg" alt="" width="200" height="168" /></a>Hayvanların, özellikle de yavruların korunmasında &#8220;yuvalar&#8221;ın son derece önemli bir fonksiyonu vardır. Bu nedenle birçok canlı türü, şaşırtıcı teknikler kullanarak, çok sayıda mimari detaylara sahip yuvalar inşa ederler. Yuvaların inşasında çok farklı teknikler kullanılır. Hayvanlar çoğu zaman bir mimar gibi plan yapar, gerçek bir duvar ustası gibi çalışır, bir mühendis gibi teknik çözümler getirir, bazen de bir dekoratör gibi yuvalarını dekore eder, süslerler. Çoğu zaman bu usta müteahhitler, yuvalarını hazırlayabilmek için gece gündüz hiç durmadan çalışırlar. Eğer eşleri varsa, iş bölümü yaparak birbirlerine yardım ederler. En çok özen gösterilen yuvalar ise, yeni dünyaya gelecek yavrular için hazırlanan yuvalardır.</p>
<p align="left">Yuvaların hazırlanış teknikleri, bilinci ve zekası olmayan bir canlıdan beklenmeyecek kadar mükemmeldir. Bu yuvaların, hayvanların kendi zekalarıyla tasarlanamayacakları çok açıktır. Çünkü hayvanların bu yuvaları inşa etmeden önce birçok aşamayı planlamış olmaları gerekir. Öncelikle yumurtalarının veya yavrularının güvenliği için bir yuvaya ihtiyaçları olduğunu belirlemeleri gerekir. Daha sonra ise yuva için en uygun yeri tespit etmelidirler, hiçbir canlı yuvasını rastgele bir yere yapmaz.</p>
<p align="left">Yuvanın yapısı ve kullanılan materyaller de bulunulan ortama göre &#8220;özel olarak&#8221; seçilir. Örneğin deniz kuşları su kenarlarında yaşadıkları için, ani su baskınlarına karşı suya gömülmeyen ve suda yüzebilen otlardan oluşan özel yuvalar kurarlar. Kamışlıkların bulunduğu alanlarda yaşayan kuşlar ise, rüzgarda sallandığında yuvadaki yumurtaların düşmemesi için geniş ve derin yuvalar yaparlar. Bunun yanı sıra çöl kuşları, yuvalarını sıcaklığın çevreye göre en az 10°C daha düşük olduğu çalılıkların tepesine kurarlar. Çünkü aksi takdirde yer seviyesinde 45°C olan sıcaklık, yavrular için adeta bir fırın etkisi yaratacak ve kısa sürede ölmelerine sebep olacaktır.</p>
<p align="center"><span class="style1"><strong>Yavrular için özel yuvalar</strong></span></p>
<p align="left">Canlılar için yavrularının yaşamı çok önemlidir; yumurtladıktan veya doğum yaptıktan sonra tek uğraşıları yavrularıdır. Yavruların korunmasına çok büyük bir itina gösterirler. Söz gelimi çulhakuşu, yavrularını korumak için bir tek yuva yapmakla yetinmez, etrafa çok sayıda &#8220;sahte yuva&#8221; kurar. Bunun sebebi, yavruların büyüdüğü asıl yuvayı, sahte yuvalar arasında gizlemek ve düşmanın dikkatini farklı yuvalara çekmektir. Bu elbette ki çulhakuşunun kendi zekasından kaynaklanması mümkün olmayan, son derece ince planlanmış bir yanıltma taktiğidir.</p>
<p align="center"><span style="color: #008080; font-size: 20px;"><strong><span class="style1">ÖRÜMCEKTEKİ DELİLLER</span></strong></span></p>
<p align="left"><a href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/hayvan_clip_image012.jpg" data-wpel-link="internal"><img loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-2003 alignright" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/hayvan_clip_image012.jpg" alt="" width="195" height="136" /></a>Yeryüzünde yüzlerce cins örümcek yaşar. Bu küçük hayvanlar kimi zaman yuvasının statik hesaplarını yapabilen inşaat mühendisi, kimi zaman üstün tasarımlar yapan bir iç mimar, kimi zaman olağanüstü güçlü ve esnek ipler, öldürücü zehirler, eritici asitler üreten bir kimyager, kimi zaman da son derece kurnaz taktiklerle avlanan bir avcı olarak karşımıza çıkarlar.Doğadaki tüm canlılar gibi örümceklerin davranışlarını, örneğin avlanma yöntemlerini, üreme şekillerini, savunma taktiklerini inceleyip, bu konuda detaylı bilgiler edindikçe hayret uyandıran örneklerle karşılaşırız.</p>
<p align="left">Bütün canlılar yaşamlarını sürdürebilmek için akıl gerektirecek davranışlarda bulunurlar. Yetenek, beceri, üstün manevra kabiliyeti gibi tanımlamalarla adlandırılabilecek olan bu davranışların ortak özelliği ise her birinin mutlak surette akıl gerektiren davranışlar olmalarıdır. Bir insanın ancak öğrenme, beceri ve tecrübe gibi özelliklerle kazanacağı yetenekler, bu canlılarda ilk doğdukları andan itibaren vardır. Bu özelliklerin tümünü onlara veren, onları akıllı davranacakları, bilinçli hareket edecekleri şekilde yaratan güç Allah&#8217;tır. Allah tüm doğadaki canlılarda sayısız örneğini gördüğümüz aklın tek sahibidir. Canlılara neler yapmaları gerektiğini ilham eden Allah&#8217;tır.</p>
<p align="center"><span class="style1"><strong>Örümceklerin avlanma yöntemleri</strong></span></p>
<p align="left">Çoğu insan örümcekleri sadece, avlanmak için ağ kuran hayvanlar olarak bilir. Bu eksik bir bilgidir, çünkü birer mimarlık ve mühendislik harikası olan bu ağlar, örümceklerin avlanmak için kullandıkları tek yöntem değildir. Örümcekler, ağ örmenin yanı sıra avlanmak için son derece şaşırtıcı taktikler de kullanırlar.</p>
<p align="left"><span class="style1"><strong>Kement atarak avlanan örümcek</strong></span></p>
<p align="left">Örümcek türleri içinde en ilginç avlanma yöntemlerinden birine &#8220;Bolas&#8221; örümceklerinde rastlanır. Bolas örümcekleri avını kementle yakalar. Bolas örümceğinin avlanması iki aşamalı olarak gerçekleşir. İlk aşamada örümcek, ucunda yapışkan bulunan bir ip hazırlayıp pusuya yatar. Bu yapışkan ip daha sonra bir kement gibi kullanılacaktır. Bu arada örümcek, avını kendisine çekmek için çok özel bir kimyasal madde de yayar. Bu, dişi güvelerin erkeklerini çiftleşmeye çağırmak için salgıladıkları &#8220;feromon&#8221; adlı maddedir. Sahte çağrıya aldanan erkek güve kokunun geldiği kaynağa doğru yönelir. Örümceklerin görme duyusu son derece zayıftır ancak güvenin uçarken çıkardığı titreşimleri algılayabilirler. Bu sayede örümcek, avının kendisine doğru yaklaştığını hisseder. Burada dikkat çekici olan, Bolas örümceğinin hemen hemen kör olduğu halde havada asılı durarak kendi yaptığı bir kement yardımıyla, uçan bir canlıyı yakalayabilmesidir.</p>
<table border="0" width="147" cellpadding="0" align="left">
<tbody>
<tr>
<td>
<p align="left"><a href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/hayvan_clip_image013.jpg" data-wpel-link="internal"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-2004" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/hayvan_clip_image013.jpg" alt="" width="147" height="181" /></a><br />
Bolas örümcekleri insan gözünün algılayamayacağı kadarhızlı bir şekilde kementlerini salladıkları için bu resim ancak özel bir teknik kullanarak çekilebilmiştir.</p>
</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p align="left">Kokuya aldanan kurbanın yaklaşmasıyla birlikte avdaki ikinci aşama başlar. Örümcek ayağını geriye çekerek saldırı pozisyonuna geçer ve aniden insan gözünün algılayamayacağı bir hızla kementini sallar. Güve ipin ucundaki yapışkan topa yakalanır. Örümcek avını yukarı çeker ve hemen onu felç edecek ısırışını gerçekleştirir. Ardından salgıladığı özel bir ipekle güveyi sarmalar. Bu ipeğin özelliği besini uzun süre taze tutabilmesidir. Böylece örümcek avını, daha sonra yemek üzere taze bir şekilde saklar. Bolas örümceği nasıl olup da bu kadar akılcı bir plan çerçevesinde hareket etmektedir?<br />
Söz konusu durum çok özel bir yaratılışın olduğunu bize kanıtlar. Allah, tüm canlıları, bitkileri, hayvanları, böcekleri yaratandır. Allah üstün kudret, ilim, akıl ve hikmet sahibidir. Allah Kuran&#8217;da şöyle buyurmaktadır:<strong>&#8220;Gerçekten hayvanlarda da sizin için bir ders (ibret) vardır&#8221; (Müminun Suresi, 21)</strong></p>
<p><span class="style1">FEDAKARLIK<a href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/hayvan_clip_image014.jpg" data-wpel-link="internal"><img loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-2005 alignright" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/hayvan_clip_image014.jpg" alt="" width="200" height="152" /></a></span></p>
<p align="left">Hayvanlar dünyasının dikkat çekici özelliklerinden biri hayvanlardaki bilinçli ve fedakar davranışlardır. Kuşlar, zebralar, ceylanlar, tavşanlar kısacası bütün hayvanlar yavrularını kendilerini tehlikeye atma pahasına korumaktadırlar. Çünkü Allah onları bu şekilde yaratmıştır. Tüm canlılar Allah&#8217;ın vahyi ile hareket etmektedirler.</p>
<p align="left">Hayvanların yavruları çoğu zaman bakıma ve korunmaya muhtaç olarak doğarlar. Genellikle kör veya tüysüz olan, henüz avlanma yeteneği bulunmayan yavrular eğer ebeveynleri veya sürülerindeki diğer yetişkinler tarafından korunup kollanmazlarsa kısa sürede açlıktan veya soğuktan ölürler. Ancak böyle bir şey olmaz. Çünkü hayvanlar alemindeki yetişkinler yavrularını herşeyi göze alarak korurlar. Gerekirse kendi canlarını da tehlikeye sokarak veya çok zor koşullarda yaşamayı göze alarak büyük fedakarlıklar yaparlar.</p>
<p align="center"><span class="style1" style="font-size: 20px; color: #008080;"><strong>Y</strong><strong>avruların tehlikelerden korunmaları</strong></span></p>
<p align="left"><a href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/hayvan_clip_image015.jpg" data-wpel-link="internal"><img loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-2006 alignleft" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/hayvan_clip_image015.jpg" alt="" width="200" height="182" /></a>Canlılar, yavrularının korunmaları söz konusu olduğunda oldukça tehlikeli ve yırtıcı olabilirler. Aslında, bir saldırı veya tehlike sezdiklerinde, daha çok yavrularını alıp o bölgeden hızla uzaklaşmayı tercih ederler. Kaçmak için fırsat bulamadıklarında ise, tereddüt etmeden kendilerini saldırganın önüne atarlar. Örneğin yarasalar ve kuşlar, yavrularını yuvalarından alan araştırmacılara saldırmaları ile ünlüdürler.</p>
<p align="left">Zebralar gibi iri memeli hayvanlar ise, sürülerine sırtlan gibi düşmanları saldırdığında hemen gruplara ayrılarak tayları ortalarına alırlar ve hızla kaçmaya başlarlar. Yakalandıkları takdirde, sürünün yetişkinleri, bu yırtıcı hayvanlara karşı taylarını cesurca korurlar.Zürafalar ise saldırıya uğradıklarında buzağılarını vücutlarının altına iterler ve ön ayakları ile düşmanlarına sertçe vururlar. Geyikler ve antiloplar genellikle ürkek ve heyecanlı hayvanlardır ve yavruları olmadığı zamanlarda hızla kaçmayı tercih ederler. Ancak, yavrularını tehdit eden tilki ve kurtlara karşı sivri ve keskin toynaklarını kullanmakta tereddüt etmezler.</p>
<p align="left">Daha küçük ve zayıf memeliler ise genellikle yavrularını korumak için onları gizler veya güvenli bir yere taşırlar. Ancak buna fırsatları kalmadığında düşmanlarını yavrularından uzaklaştırmak için saldırganlaşabilirler. Örneğin son derece ürkek bir hayvan olan tavşan, yavrularına saldıran bir düşmanı uzaklaştırmak için büyük riskleri göze alır. Yavrularına bir saldırı olduğunda, hemen yuvasına koşar ve güçlü arka ayaklarıyla düşmanına birkaç çift sert tekme atar. Bu cesareti çoğu zaman yırtıcı bir hayvanı bile geri kaçırmak için yeterli olabilmektedir.</p>
<p align="center"><span class="style1"><strong>Hayatlarını tehlikeye atan hayvanlar</strong></span></p>
<p align="left">Ceylanlar ise, yırtıcı hayvanlar yavrularını kovalamaya başladığında, hemen yavrularının arkasına geçerler. Çünkü yırtıcı hayvanlar, avlarını genellikle arkadan yakalar. Anne ceylan mümkün olduğunca yavrusuna yakın hareket eder. Eğer yırtıcı hayvanlar yakınlaşırlarsa, anne onları uzaklaştırır. Yavrusu takip edilen bir ceylan, toynakları ile çakalları tekmeleyebilir. Saldırganları yavrularından uzaklaştırmak için kasten onların önünde koşar. <a href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/hayvan_clip_image016-1.jpg" data-wpel-link="internal"><img loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-2008 alignright" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/hayvan_clip_image016-1.jpg" alt="" width="250" height="156" /></a></p>
<p align="left">Kuş sürülerinde de yetişkinler, yavruların tamamını koruma görevini üstlenirler. Özellikle martılar bu kuş sürüleri için tehlike oluştururlar. Yetişkin bir veya iki kuş güç gösterisi yaparak martıları kaçırabilirler. Genellikle yetişkin kuşlar yavru kuşları nöbetleşe olarak korurlar ve görevlerini devrettiklerinde daha uzak sularda beslenmek için o bölgeden ayrılırlar. Geyikler, eğer yavrularına saldırmak üzere olan düşmanları ile baş edemeyeceklerini anlarlarsa, kendilerini hiç çekinmeden düşmanlarının önüne atarlar ve av olarak düşmanın kendilerini kovalamasını sağlarlar. Böylelikle düşmanı yavrularından uzaklaştırırlar. Birçok hayvan aynı taktiği kullanır. Örneğin dişi kaplan kendilerine doğru avcı bir hayvanın yaklaştığını gördüğünde, yavrularının yanından ayrılır ve hemen düşmanının dikkatini kendi üzerine çeker. Rakunlar ise düşmanlarının geldiğini gördüklerinde yavrularını en yakındaki ağacın üzerine taşırlar ve daha sonra hızla ağacın üzerinden aşağı inerek düşmanlarının arasına dalarlar. Onları uzun süre peşlerinden sürükler ve yavrularından yeterince uzaklaştırdıklarına kanaatleri geldiğinde, düşmanlarını atlatarak hemen sessizce yavrularının yanına dönerler. Elbette ki bu davranışları her zaman yüzde yüz başarıyla sonuçlanmayabilir. Yavrular kurtulsa bile, ebeveynler yavruları uğruna ölüme gidebilirler.</p>
<p align="center"><span class="style1" style="font-size: 20px; color: #008080;"><strong>Yaralı taklidi yapan kuşlar</strong></span></p>
<p align="left"><a href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/hayvan_clip_image017.jpg" data-wpel-link="internal"><img loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-2009 alignleft" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/hayvan_clip_image017.jpg" alt="" width="159" height="161" /></a>Bazı kuşlar ise &#8220;yaralı taklidi&#8221; yaparlar ve böylelikle düşmanlarının dikkatini yavrularının üzerinden dağıtarak kendi üzerlerine çekerler. Bir düşmanın yaklaştığını gören dişi kuş sessizce yuvasından uzaklaşır. Düşmanının önüne geldiğinde yerde çırpınmaya ve bir kanadını yere vurmaya başlar. Bu esnada da acı dolu çığlıklar atar. Kuş yerde çaresizce çırpınıyor gibi görünür. Ancak her zaman tedbirli davranır ve düşmanın erişebileceği mesafenin ilerisinde durur. &#8220;Yaralı&#8221; kuşu kolay bir av olarak gören yırtıcı hayvan avını yakalamaya çalışırken, yuvadan bir hayli uzaklaştırılmış olur. Avcı yuvasından yeterince uzaklaştığında, dişi kuş bir anda taklit yapmayı bırakır ve saldırgan hayvan tam kuşa yetişmişken dişi kuş aniden havalanır ve kaçar. Bu &#8220;tiyatro gösterisi&#8221; genellikle son derece ikna edicidir. Köpekler, kediler, yılanlar ve hatta diğer kuşlar bile bu oyuna kanarlar. Kuşların &#8220;yaralı kuş&#8221; senaryosuna bugün bile bilim adamları hiçbir açıklama getirememektedirler.</p>
<p align="left">Bir kuş böyle bir senaryoyu kendi kendine hazırlayabilir mi? Bunun için kuşun son derece bilinçli bir varlık olması gerekir. Bu davranış herşeyden önce &#8220;taklit&#8221;, zeka ve yetenek gerektirir. Ayrıca bir hayvanın kendisini tereddütsüzce düşmanının önüne atabilmesi ve kendini kovalatması için son derece cesaretli ve gözü kara olması gerekir. Daha da ilginç olanı bu kuşlar bu davranışı başkalarından görerek yapmazlar. Bu savunma taktiğine ve yeteneğine doğuştan sahiptirler.</p>
<p align="left">Bu hayvanların böylesine bilinçli, şefkatli, merhametli hareket etmesini sağlayan, onları bu özellikleri ile yaratan göklerin ve yerin Rabbi olan Allah&#8217;tır. Allah, bu canlılara ilhamıyla sonsuz şefkat ve merhametinin örneklerini sergilemektedir. Allah Kuran&#8217;da kullarına Kendini şöyle tanıtır:<br />
<strong>&#8220;O Allah ki, yaratandır, (en güzel bir biçimde) kusursuzca var edendir, &#8216;şekil ve suret&#8217; verendir. En güzel isimler O&#8217;nundur. Göklerde ve yerde olanların tümü O&#8217;nu tesbih etmektedir. O, Aziz, Hakim&#8217;dir.&#8221; (Haşr Suresi, 24) </strong></p>
<p align="center"><span class="style1">YUNUSLAR</span></p>
<p align="center"><span class="style1"><strong>Dayanışma Esasına Dayalı Sosyal Yaşam</strong></span></p>
<p align="left">Yunuslar çok büyük gruplar halinde yaşar. Güvenli bir koruma için dişiler ve yavrular böyle bir grubun ortasında yer alır. Grubun hasta üyesi yalnız bırakılmaz, ölene kadar grubun içinde tutulur. Bu güçlü dayanışma bağı, yeni bir yavru gruba katıldığı ilk günden itibaren başlar. Yunus yavruları önce kuyrukları dışarı çıkacak biçimde doğarlar. Bu sayede doğum tamamlanana kadar yavrunun havasızlıktan ölmesi önlenmiş olur. En son yunusun başı doğum kanalından çıkar çıkmaz, ilk nefesini alması için hızla su yüzeyine çıkarılır. Genellikle, yardım amacıyla anne yunusa bir başka dişi yunus da eşlik eder. Dişi yunus doğumdan sonra yavrusunu emzirir. Süt emmek için dudağı olmayan yavru ufak ağız darbeleriyle annesinin karnındaki yarığa dokunarak dışarı fışkıran sütle beslenir. Yavru her gün onlarca litre süt içer. Bu sütün %50&#8217;si yağdan oluşur. (ineklerde ise sütün %15&#8217;i yağdır). Bu sayede, yavrunun vücut ısısını dengelemesi için gerekli olan yağ tabakası hızla oluşur. Hızlı dalışlar esnasında diğer dişiler yavruyu aşağı doğru iterek yardımcı olurlar.</p>
<p align="center"><span class="style1">ÖRÜMCEK</span></p>
<p align="center"><span class="style1"><strong>İpeğin gizli kimyasal yapısı</strong></span></p>
<p align="left">Şöyle bir düşünelim… Küçücük bir canlının ürettiği ip, nasıl oluyor da insanoğlunun yüzyıllarca edindiği bilgi birikimiyle yaptığı kauçuk ya da çelik halatlardan daha üstün özellikler taşıyabilmektedir? Örümcek ipliğini bu kadar üstün yapan ipeğin kimyasal yapısında ve üretim merkezinde gizlidir. Örümcek ipliklerinin hammaddesi, örgülü helezonik aminoasit zincirlerinden oluşan &#8220;keratin&#8221; adlı proteindir. Keratin saç, tırnak, tüy, deri gibi birbirinden çok farklı maddelerin yapı taşıdır ve oluşturduğu tüm maddelerde koruyucu özelliği ile ön plana çıkar. Ayrıca keratinin esnek hidrojen bağlarla bağlanmış aminoasitlerden oluşuyor olması da, bu maddelere çok sağlam bir esneklik kazandırır. Bu esneklik Amerika&#8217;nın ünlü bilim dergilerinden Science News&#8217;da şöyle bir benzetme ile tarif edilmektedir:&#8221;Örümcek ipliğinden oluşmuş insan ölçülerinde balık ağına benzer bir ağ, bir yolcu uçağını yakalayabilir.&#8221;</p>
<p align="left">Örümceklerin kuyruklarında altı bölümden oluşan ve ipek kesesi denilen bir bölge vardır. Keselerin her birinde farklı salgılar üretilir. Bu keselerin salgıları değişik kombinasyonlarda birleşerek, farklı türdeki ipek ipliklerini meydana getirirler. Keseler arasında ise büyük bir uyum vardır. İpek üretimi sırasında örümceğin vücudunda bulunan ve son derece gelişmiş özelliklere sahip pompalar, vana ve basınç sistemleri kullanılır. Üretilen ham ipek, musluk gibi çalışan bölümlerden lif şeklinde dışarı akıtılır.</p>
<p align="left">Örümceklerin ürettikleri ipek olağanüstü bir yapı malzemesidir. gerilme esneklikleri çok fazladır. Bu nedenle örümcek ipeğini kırmak için gereken enerji diğer bütün biyolojik materyallerden on kat daha fazladır.</p>
<p align="center"><span class="style1"><strong>MİDEDE ÜREYEN KURBAĞALAR</strong></span></p>
<p align="left">Avusturalya&#8217;da yaşayan Rheobatrachus Silus türü kurbağaların kullandığı üreme yöntemi, Allah&#8217;ın canlıları ne denli üstün tasarımlarla yarattığının bir başka örneğidir. Dişi Rheobatrachuslar, döllendikten sonra kendi yumurtalarını yutarlar. Ama bu yumurtalarla beslenmek için değil, onları korumak için&#8230; Yumurtalardan çıkan iribaşlar midede kaldıkları 6 hafta boyunca sürekli gelişirler. Peki iribaşlar nasıl olmaktadır da uzun zaman sindirilmeden midede kalabilmektedir?</p>
<p align="left">Allah bunun için kusursuz bir sistem yaratmıştır. Öncelikle anne kurbağalar, bu 6 haftalık üreme mevsiminde yemeyi, içmeyi keserler. Bu sayede mideleri sadece yavrulara tahsis edilmiş olur. Ancak bir diğer tehlike, midenin düzenli olarak salgıladığı hidroklorik asit ve pepsindir. Bu salgıların normalde yavruları çok kısa sürede parçalayıp öldürmesi gerekir. Ancak buna karşı çok özel bir tedbir alınmıştır. Anne karnındaki sıvılar, yumurta kapsüllerinden, daha sonra da iribaşlardan salgılanan &#8220;prostaglandin E2&#8221; adlı salgıyla etkisiz hale getirilir. Böylece yavrular bir asit havuzu içinde yüzmelerine rağmen güvenli bir biçimde büyürler.</p>
<p align="left">Peki ama bu iribaşlar annelerinin midesinde neyle beslenir? Bu soruna karşı da özel bir çözüm yaratılmıştır. Bu türe ait yumurtalar, diğer kurbağa türlerinin yumurtalarına göre oldukça büyüktür. Bunun nedeni ise, yumurtaların içine yavruyu beslemek için protein yönünden çok zengin bir yumurta sarısı tabakası yerleştirilmiş olmasıdır. Bu yumurta sarısı, yavruları 6 hafta boyunca beslemek için yeterlidir. Doğum anı da kusursuzca tasarlanmıştır. Yavrular mideden çıkıp dış dünyaya adım atarken, annenin yemek borusu, aynen doğum sırasındaki gibi genişler. Yavrular dışarı çıktıktan sonra ise anne yemek yemeye başlar ve mide eski haline döner.</p>
<p align="center"><span class="style1">METAMORFOZDAKİ DELİLLER</span></p>
<p align="left"><a href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/hayvan_clip_image018.jpg" data-wpel-link="internal"><img loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-2010 alignright" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/hayvan_clip_image018.jpg" alt="" width="100" height="344" srcset="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/hayvan_clip_image018.jpg 100w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/hayvan_clip_image018-87x300.jpg 87w" sizes="(max-width: 100px) 100vw, 100px" /></a>Bazı canlılar yaşamlarının farklı dönemlerinde, bulundukları ortamın şartlarına uyum göstermelerini sağlayacak fiziksel değişimler geçirirler. Bu farklılaşma sürecine biyolojide metamorfoz (başkalaşım) adı verilir. Bu süreç, biyoloji ve evrimin iddiaları konusunda fazla bilgi sahibi olmayan çevreler tarafından zaman zaman evrim teorisine delil gibi gösterilmeye çalışılır. Metamorfozu &#8220;evrim örneği&#8221; gibi gösteren kaynaklar, konu hakkında bilgisiz kesimleri yanıltmaya yönelik, dar kapsamlı, yüzeysel propaganda kitapları veya bazı cahil kimselerdir. Evrim konusunda otorite sayılan, dolayısıyla evrimin temel açmazları ve çelişkileri konusunda da ayrıntılı bilgi sahibi olan bilim adamları ise bu tür gülünç iddiaları gündeme getirmekten çekinirler. Ne kadar saçma bir iddia olduğunu bilirler çünkü&#8230;</p>
<p align="left">Kelebek, sinek, arı gibi canlılar metamorfoz geçiren canlılardan bazılarıdır. Hayatı suda başlayan daha sonra karada devam eden kurbağalar da metamorfoza bir örnektir. Bu farklılaşmanın evrimle hiçbir ilgisi yoktur. Çünkü evrim teorisi canlılıktaki farklılaşmaları tesadüflerle gerçekleşen mutasyonlarla açıklamaya çalışır.</p>
<p>Oysa metamorfoz evrimin bu temel iddiası ile hiçbir benzerlik taşımayan, tesadüfle, mutasyonla ilgisi olmayan, önceden planlanmış bir süreçtir. Metamorfozu gerçekleştiren etken tesadüf değil, o canlıda daha doğduğu andan itibaren bulunan genetik bilgidir. Örneğin kurbağada, bu canlı henüz sudaki hayatını devam ettirirken, daha sonra karada sürecek yaşamıyla ilgili bilgi, genetik yapısında mevcuttur. Sivrisineğin de pupa ve erişkin hallerindeki yapısı ve fonksiyonları daha larva aşamasındayken genetik şifresinde bulunmaktadır. Bu durum metamorfoz geçiren tüm canlılar için geçerlidir.</p>
<p align="left">Son yıllarda metamorfoz hakkında yapılan bilimsel araştırmalar, metamorfozun farklı genler tarafından kontrol edilen kompleks bir süreç olduğunu göstermiştir. Örneğin kurbağanın başkalaşımında sadece kuyruk ile ilgili işlemler &#8220;bir düzineden fazla gen&#8221; tarafından kontrol edilmektedir. Bunun anlamı bu sürecin, birçok parçanın birbiriyle uyumu sayesinde gerçekleşebildiğidir. Bu özelliğiyle metamorfoz yaratılış ın delili olan &#8220;indirgenemez komplekslik&#8221; özelliği taşıyan biyolojik bir süreçtir.</p>
<p><span class="style1">Böceklerdeki Kimyasal İletişim: FEROMENLER</span></p>
<p align="left">Karıncalar yuvalarını, balarıları da kovanlarını çok uzaklara da gitseler şaşırmadan bulurlar. Bazı böcek larvaları, tehlike anında hemen biraraya toplanarak korunurlar. <a href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/hayvan_clip_image019.gif" data-wpel-link="internal"><img loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-2011 alignleft" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/hayvan_clip_image019.gif" alt="" width="300" height="205" /></a>Pek çok böcek de toplu olarak yaşadıkları alan üzerinde belirgin bir hakimiyete sahiptir. Bunların yanı sıra tüm böcek türlerinde çiftleşmek isteyen erkek ve dişiler uzak mesafelerde de olsalar birbirlerini kolaylıkla bulurlar. Tüm bu davranışlardaki ortak nokta ise, tümünün bir tür haberleşme sistemine sahip olmasıdır.</p>
<p align="left">Böceklerin haberleşmek için kullandıkları işaretin adı feromendir. Feromenin anlamı &#8220;hormon taşıyıcısı&#8221;dır. Bu madde, aynı türün üyeleri arasında kullanılan kimyasal bir maddedir. Genellikle özel bezlerde üretilerek çevreye bırakılırlar. Böceklerin birbirleriyle iletişimini sağlar ve davranışlarında değişikliklere neden olurlar.</p>
<p align="left">Feromenler önceleri hormonlarla eş değer tutulmuştur. Feromenlerin vücut dışına salgılanmaları onları hormonlardan ayıran özelliklerindendir. Feromenlerin çok farklı işlevleri yerine getirenleri olduğu gibi, değişik bileşimlerde olanları da vardır. Yayılma yetenekleri oldukça yüksek olan feromenler 7-8 km gibi muazzam bir uzaklıktan bile etkili olabilmektedir. Uzaklık, sıcaklık, rüzgar ve nem gibi etmenler de feromenlerin etkisini azaltıp çoğaltabilir.</p>
<p align="left">Feromenler; iz bırakma, işaretleme, alarma geçirme, toplanma, birlikte yaşayan böceklerde kraliçe yetiştirilmesine kullanılırlar. Koku yoluyla etkili olan cinsiyet feromenleri de vardır.Feromen kullanarak haberleşen canlılarla ilgili verilecek bilgiler içinde akılda tutulması gereken çok önemli bir nokta vardır: Her türün kullandığı formül kendine özgüdür. Bu formüllerin içerdikleri maddeler ayrıdır. Hem bu maddeyi salgılayan hem de salgılanan madde ile iletilmek istenen mesajı algılayan canlı bu formülden haberdardır. Ayrıca başka türe ait formülleri çözen ve taklit eden canlılar da vardır.<br />
F</p>
<p align="left">eromenler yoluyla hareket eden canlılar arasında en bilinenleri arı, karınca, termit gibi birlikte yaşayan böceklerdir. Bu canlılardan karada yaşayanlar izlerini toprağa bırakırlar. Bu kimyasal izler, böceklerin gezindiği tüm ortamlarda; ağaçlarda, dallarda, yapraklarda ve meyvelerde olabilir. Havadaki izler ise uçan böcekler tarafından bırakılır ve sürekli yenilenmeleri gerekir. Koku yoluyla etkili olan cinsiyet feromenleri bu gruba girer.</p>
<p align="left">Peki bu canlılar yaydıkları bu özel esansları nasıl kullanırlar?</p>
<p align="left">Böcekler boyutlarının küçüklüğü, uçabilme ve hızlı hareket edebilme gibi özellikleri nedeniyle, çok geniş alanlara yayılabilen canlılardır. Bu özellikleri, üremeleri için ilk anda sorun oluşturacakmış gibi görünebilir. Ancak bu durum, feromenler sayesinde ortadan kalkmıştır. Pek çok böcek, kendi türünden bir başka böceğin varlığını, yaydığı feromeni sayesinde keşfedebilir ve onun izini sürebilir. Bir canlı, sadece salgıladığı koku sayesinde kendi türüne ait canlıların yerini tespit edebilmekte, her nerede olursa olsun çiftleşmek için bir eş bulabilmektedir. Ancak bu canlılar, ne böylesine özel kokuları geliştirecek bir ortama sahiptir, ne de özel bir üretim yapacak bilince. Eğer sadece 1-2 cm boyundaki bir böcek çevresindekilerle iletişim kurabilecek bir koku meydana getirebiliyor ve bu kokuyu kilometrelerce öteden ayırt ederek verilen mesajı algılayabiliyorsa, bu bize akıllı bir müdahalenin var olduğunu gösterir. Karşımızdaki her güzellik, her kusursuzluk ve her tasarım örneği de bizi şüphesiz üstün ve güçlü olan, herşeyi en mükemmel şekli ile yaratan bir Yaratıcı&#8217;ya götürmelidir. Bu Yaratıcı, kuşkusuz bu canlılara koku üretme ve bu yolla haberleşme yeteneği veren alemlerin Rabbi olan Allah&#8217;tır.</p>
<p align="center"><span class="style1"><strong>KANGURU YAVRUSUNUN DÜNYAYA GELİŞİ</strong></span></p>
<p align="left">Kanguruların üreme sistemi diğer memelilerden farklıdır. Kanguru embriyosu, normalde rahimde geçirmesi gereken evrenin bir kısmını rahmin dışında tamamlar. Döllenmeden aşağı yukarı 33 gün sonra, henüz bir santimetre boyunda olan kanguru yavrusu dünyaya gelir. Bu aşamayı tüm memeliler anne karnında geçirirken, kanguru yavrusu daha bir santimetre boyundayken dünyaya gelmektedir. Henüz doğru dürüst gelişmemiştir; ön ayakları belli belirsiz bir halde ve arka ayakları da küçük çıkıntılardan ibarettir.</p>
<p align="left">Doğan yavru yaklaşık üç dakikalık yolculuk sonunda annesinin kesesine varır. Diğer memeliler için anne rahmi neyse, küçük kanguru için de bu kese odur. Ama önemli bir fark vardır. Diğerleri dünyaya bebek olarak gelirken, kanguru yavrusu, rahimden çıktığında şekil itibariyle tam bir embriyodur. Ayakları, yüzü ve daha pek çok uzvu henüz son halini almamıştır.</p>
<p align="left">Annesinin kesesine ulaşan yavru dört meme ucundan birine tutunur ve süt emmeye başlar. Bu dönemde anne yeniden çiftleşme sürecine girmiş ve yeni bir yumurta daha oluşmuştur. Döllenmeden 33 gün sonra fasulye büyüklüğündeki yeni bir yavru daha doğar ve aynı kardeşi gibi sürünerek keseye ulaşır.<br />
Bir kanguru yavrularına vereceği sütün hangi oranda hangi besin maddelerini içereceğini hesaplayamaz. Hesaplasa bile bunu kendi vücudunda üretemez. Annenin bu işi bilinçli olarak düzenlemesi imkansızdır. Bu mucize alemlerin Rabbi Allah&#8217;ın üstün yaratışının delillerinden sadece birisidir..</p>
<p><a name="bitki"></a></p>
<h3 class="style1" style="text-align: center;"><span style="font-family: 'arial black', sans-serif; font-size: 20px; color: #008080;">BİTKİLERDEKİ VARLIK DELİLLERİ</span></h3>
<p><span style="font-size: 20px;"><strong><span class="style1" style="font-family: 'courier new', courier, monospace;">TOPRAKTAN LEZZETİN ÇIKARILMASI</span></strong></span><br />
<strong><span style="font-family: 'courier new', courier, monospace;"><a href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/bitki_clip_image001.jpg" data-wpel-link="internal"><img loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-2024 alignright" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/bitki_clip_image001.jpg" alt="" width="220" height="151" /></a></span></strong></p>
<p align="left"><span style="font-family: 'andale mono', monospace;"><strong>Bir meyve ağacında ya da herhangi bir bitkide, insanoğlunun ulaşamayacağı kadar yüksek bir akıl, bilgi ve teknoloji vardır.</strong></span></p>
<p><span style="font-family: 'andale mono', monospace;"><strong>Tohumun içindeki bilgi, oluşturacağı ağacın şekil ve yapısını içermektedir. Bundan daha da ilginç olan, tohumun ağacın üreteceği meyvenin bilgilerine de sahip oluşudur. Meyve ise başlı başına bir mucizedir. Meyvenin en can alıcı özelliği, insanın damak zevkine ve sağlığına tamı tamına uyuyor oluşudur. Her meyve kendine has bir lezzete ve kokuya sahiptir. Ayrıca renkleri de son derece estetik ve çekicidir. Bunun yanı sıra her meyve mükemmel bir &#8220;ambalaj&#8221;la kaplanmıştır; mandalina, portakal ya da muz, hepsi son derece güzel ve soyulması kolay ambalajlara sahiptirler.</strong></span><br />
<span style="font-family: 'andale mono', monospace;"><strong>Örneğin portakal son derece acı olabilirdi. Ya da bildiğimiz güzel tada sahip olurdu, ama çok kötü bir kokusu olabilirdi. Rengi de çamur rengi olabilirdi. Oysa her meyve olabilecek en güzel tad ve kokuya sahiptir ve bu tad ve kokuları topraktan elde ettikleri maddelerle üretmektedirler. Oysa toprak pek iyi kokmaz, tadı ise kötüdür. Ancak ağaç, bu çamur yığını içinden kendisine gerekli olan maddeleri özümsemekte, bunları kimyasal işlemlerden geçirerek tad ve kokular üretmektedir.</strong></span><br />
<span style="font-family: 'andale mono', monospace;"><strong>Burada ikinci bir nokta daha vardır: Ağacın iyi koku ve tad ürettiğini söylüyoruz, ama aslında olay daha da karmaşıktır. Çünkü &#8220;iyi koku&#8221; veya &#8220;iyi tad&#8221; gibi kavramlar insana ait kavramlardır ve ağaç kendi başına bir tad ya da kokunun iyi mi yoksa kötü mü olduğunu bilemez. Bunu bilmesi için, insanın sahip olduğu estetik kavramlara sahip olması gerekmektedir. İnsanın neden lezzet aldığını, hangi tadı beğendiğini, nasıl bir dil yapısına sahip olduğunu öğrenmesi gerekir. Bunları öğrendikten sonra ise, az önce söylediğimiz işi yapacak, yani çamurların içinden topladığı maddelerle mükemmel bir kimya olayı gerçekleştirecektir.</strong></span><br />
<span style="font-family: 'andale mono', monospace;"><strong>Ağacın inanılmaz yeteneği yalnızca koku, tad ya da renkle de sınırlı değildir. Bu tahta parçası insan vücudunun hangi vitaminlere ihtiyaç duyduğunu da bilir ve onları ürettiği meyvenin içine koyar. Hatta bu vitamin takviyesinin mevsimlere göre ayarlandığını görürüz: Kış aylarında ürün veren; portakal, mandalina, greyfurt gibi meyve türleri, yaz meyvelerine göre çok daha fazla C vitamini içerirler. Amaç, kışın soğuğuna karşı insanın ihtiyacı olan C vitamini açığını kapatmakt</strong>ır. </span></p>
<p align="center"><span class="style1" style="font-family: 'andale mono', monospace; font-size: 24px; color: #008080;"><strong>FOTOSENTEZ VE OKSİJEN</strong></span><br />
<span style="font-family: 'andale mono', monospace;"> <a href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/bitki_clip_image002.jpg" data-wpel-link="internal"><img loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-2023 alignright" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/bitki_clip_image002.jpg" alt="" width="170" height="216" /></a></span></p>
<p align="left"><span style="font-family: 'andale mono', monospace;"><strong>Atmosferdeki oksijenin yaklaşık %30&#8217;u karadaki bitkiler tarafından üretilirken, geri kalan %70&#8217;lik bölüm denizlerde ve okyanuslarda bulunan ve fotosentez yapabilen bitkiler ve tek hücreli canlılar tarafından üretilir. Fotosentez denildiğinde çoğu insanın aklına sadece yeşil bitkiler gelir oysa okyanuslar da oksijen kaynağıdır. Burada dikkat çekici olan, karadaki yeşil örtüyü devamlı yok eden insanların oksijenin ana kaynağı olan okyanusları aynı hızla yok edememesidir. Allah&#8217;ın fotosentez yapan farklı canlıları yaratmış olması, bitip tükenmeyen bir enerji kaynağına sahip olmamızı sağlamıştır.</strong></span></p>
<p><span style="font-family: 'andale mono', monospace;"><strong>Biyolojik olarak ihtiyaç duyduğumuz bütün enerjiyi ya doğrudan ya da otçul hayvanlar yoluyla bitkilerden alırız. Güneş ışını saf enerji kaynağıdır; ancak ham olarak o kadar da kullanışlı bir enerji şekli değildir. Bu enerjiyi vücutta doğrudan kullanmak ya da depolamak mümkün değildir. Bu yüzden güneş enerjisinin farklı bir enerji türüne çevrilmesi gerekir. İşte fotosentez bunu yapar. Bu işlem yoluyla bitkiler, güneş enerjisini daha sonra kullanabilecekleri bir enerji şekline dönüştürürler. Fotosentez işlemi yapraklardaki &#8220;fotosentetik reaksiyon&#8221; merkezlerinde meydana gelir. Güneş enerjisi kullanılarak havadaki karbondioksit, nişastaya ve diğer yüksek enerjili karbonhidratlara dönüştürülür. Ortaya çıkan oksijen ise havaya bırakılır. Bitki daha sonra besine ihtiyaç duyduğunda bu karbonhidratlarda depoladığı enerjiyi kullanır. Biz de bu bitkilerle beslenerek enerji ihtiyacımızı karşılarız. Böyle kompleks bir işlem sonucunda tüm canlıların yaşamak için ihtiyaç duydukları besine sahip olmaları, bazı canlıların ihtiyaçlarının diğer canlıların atıkları ile aynı olması Allah&#8217;ın sonsuz ilminin ve aklının bir eseridir:<span style="color: #993366;">Ey insanlar, Allah&#8217;ın üzerinizdeki nimetini anın. Gökten ve yerden sizi rızıklandıran Allah&#8217;ın dışında bir başka yaratıcı var mı? O&#8217;ndan başka İlah yoktur. Öyleyse nasıl olur da çevriliyorsunuz?&#8221; (Fatır Suresi, 3)</span></strong></span></p>
<p align="center"><span class="style1" style="font-family: 'andale mono', monospace; color: #008080; font-size: 24px;"><strong>Fotosentez ve Yaşam</strong></span></p>
<p align="left"><span style="font-family: 'andale mono', monospace;"><strong>Arabanızın motoru güneş enerjisi ile çalışır. Jet uçakları güneş enerjisi sayesinde uçar. Siz de bu yazıyı okurken güneş enerjisi harcamaktasınız&#8230;Elbette biraz önceki ki satırları okuduğunuzda ilk aklınıza gelecek olan, arabanızın benzin ile çalıştığı, jet uçaklarının ise uçak yakıtı kullandıkları olacaktır. Bu yazıyı okumak için ihtiyacınız olan enerjiyi de Güneş&#8217;ten değil, en son öğünde yediğiniz besinlerden aldığınızı düşüneceksiniz. Oysa benzin de, yediğiniz besinler de, hatta yakacak olarak kullanılan odun ve kömür de fotosentezden elde edilen enerjiye sahiptirler. </strong></span></p>
<p align="left"><span style="font-family: 'andale mono', monospace;"><strong><a href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/bitki_clip_image003.jpg" data-wpel-link="internal"><img loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-2017 alignleft" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/bitki_clip_image003.jpg" alt="" width="150" height="193" /></a>Nasıl mı? Bundan milyonlarca sene önce fotosentez yaparak güneş enerjisini bünyelerinde depolayan bitkiler ve bu bitkileri yiyen hayvanlar, toprağın derinliklerinde, yüksek basınç altında, milyonlarca sene bekledikten sonra bildiğimiz &#8220;petrol&#8221;ü meydana getirirler. Kömür ve doğalgaz da yine aynı şekilde oluşur. Kısacası fotosentez sayesinde bitkilerde depolanan güneş enerjisi milyonlarca yıl sonra insanların hizmetine bir başka yolla verilmiş olur. </strong></span></p>
<p align="left"><span style="font-family: 'andale mono', monospace;"><strong>Aynı şekilde yediğimiz besinlerden elde ettiğimiz enerji de, bitkilerin depoladıkları güneş enerjisinden başka bir şey değildir. Hayvansal gıdalardan elde ettiğimiz enerji de, yine o hayvanların bitkilerle beslenerek elde ettikleri enerjidir. Enerjinin kaynağı her zaman Güneş, bu enerjiyi insanın kullanacağı hale getiren sistem ise her zaman fotosentezdir. </strong></span></p>
<p align="left"><span style="font-family: 'andale mono', monospace;"><strong>Şaşırtıcı gelebilir ama günlük hayatımızda kullandığımız pek çok malzeme örneğin kağıt, pamuk ve diğer doğal liflerin neredeyse tamamı fotosentezle üretilen selülozdan oluşur. Hatta yün üretimi bile fotosentezle gelen enerjiye bağlıdır. Bütün bitkisel ve hayvansal ürünler ile petrol gibi organik maddelerden elde edilen sayısız yan ürünün kaynağı fotosentezle işlenen güneş enerjisidir.</strong></span></p>
<p><span style="color: #008000; font-size: 20px; font-family: 'andale mono', monospace;"><strong><span class="style1">KOZALAKLI AĞAÇLAR</span></strong></span><br />
<span style="font-family: 'andale mono', monospace;"> <strong><br />
</strong></span></p>
<p align="left"><span style="font-family: 'andale mono', monospace;"><strong>Kozalaklı ağaçların şekilleri incelendiği zaman insanoğlunun mühendislik hesaplarıyla, kar yüküne karşı aldığı önlemin, ağaçlarda zaten alınmış olduğunu görürüz. Ağacın koni şeklinin oluşturduğu eğim, üzerine düşen karın kolaylıkla yere dökülmesini sağlar. Böylece ağacın üzerinde aşırı miktarda kar toplanmaz; ağaç dallarının kırılması önlenmiş olur. Bu üzerinde düşünülmesi gereken bir noktadır. Soğuk iklimlerde, kar yükünün dallar üzerinde meydana getireceği etkiyi hesaplayan, buna göre ağaç dallarının en ideal açı ile büyümelerini sağlayan, böylece kar yükünün etkisini en aza indiren akıl kime aittir?</strong></span></p>
<p align="left"><span style="font-family: 'andale mono', monospace;"><strong>Ağaca mı? Toprağa mı? Yoksa şuursuz, kör tesadüflere mi? Elbette ağaca bu tasarımı veren, ağacı da, bitki hücrelerini de, toprağı da yoktan var eden Allah&#8217;tır.</strong></span><br />
<span style="font-family: 'andale mono', monospace;"> <strong>Bu tasarımın bir başka harika yönü daha vardır. Söz konusu şekil yağan karın tümünün aşağı düşmesine izin vermez. Ağacın dalları için tehlikeye neden olmayacak miktarda karın dalların üzerinde kalmasına izin verir. Bu da başka bir amaca hizmet eder. Ağacın üzerinde az miktarda tutulan kar, ağacı soğuktan koruyan bir örtü görevi görür ve yapraklardan nemin dışarı çıkmasını azaltarak su kaybını önler.</strong></span><br />
<span style="font-family: 'andale mono', monospace;"> <strong>Bitkiler bu çeşitlilik ve farklı yapılarıyla Yaratıcımız olan Allah&#8217;ın sonsuz ilim ve sanatını sergilerler. Bir ayette şöyle buyrulur: <span style="color: #993366;">&#8220;O, gökleri dayanak olmaksızın yaratmıştır, bunu görmektesiniz. Arzda da, sizi sarsıntıya uğratır diye sarsılmaz dağlar bıraktı ve orada her canlıdan türetip yayıverdi. Biz gökten su indirdik, böylelikle orada her güzel olan çiftten bir bitki bitirdik.&#8221; (Lokman Suresi, 10)</span></strong></span></p>
<p align="center"><span class="style1" style="font-family: 'andale mono', monospace; font-size: 24px; color: #008080;"><strong>TOHUMDAKİ ENGEL TANIMAYAN GÜÇ:FİLİZLENME</strong></span></p>
<p align="left"><span style="font-family: 'andale mono', monospace;"><strong>Tohumların çok önemli bir özelliği vardır. Tohumlar ait oldukları bitkinin her dalına, her yaprağına, bu yaprakların sayısına, şekillerinin nasıl olacağına, kabuğunun ne renkte ve hangi kalınlıkta olacağına, besin ve su taşıyan borularının genişliğine, sayısına, bitkinin uzunluğuna, meyve verip vermeyeceğine, verecekse bu meyvelerin tatlarına, kokularına, şekillerine, renklerine dair bütün bilgilere sahiptirler.Tohumlar tüm bu bilgileri milyonlarca yıldır saklamakta ve sonraki nesillerine eksiksiz olarak aktarmaktadırlar. Bu mucizevi olaya yakından şahit olmak için evlerimizde bulunan sebzeleri, meyveleri ve çiçekleri incelememiz yeterlidir.</strong></span></p>
<p align="center"><span style="font-family: 'andale mono', monospace;"><strong><a href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/bitki_clip_image005.jpg" data-wpel-link="internal"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-2022" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/bitki_clip_image005.jpg" alt="" width="495" height="118" srcset="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/bitki_clip_image005.jpg 495w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/bitki_clip_image005-300x72.jpg 300w" sizes="(max-width: 495px) 100vw, 495px" /></a></strong></span></p>
<p align="center"><span style="color: #008080; font-size: 20px; font-family: 'andale mono', monospace;"><strong><span class="style1">Toprağın yarılması</span></strong></span></p>
<p align="left"><span style="font-family: 'andale mono', monospace;"><strong>Başlı başına bir mucize olan tohumun yeryüzüne çıkışı filizlenme ile olur. Filizlenme ufacık bir tohum tanesinin toprağı yarması demektir. Tohumun, üzerindeki ağır toprak kütlesini yararak filiz vermesi, insanın üzerindeki yüzlerce kiloluk bir örtüyü hiç zorlanmadan delip geçmesine benzer. Peki tohumun bu mucizevi kalkışı nasıl gerçekleşir? Ufacık bir tohum toprağı yaracak kuvveti nereden bulur?Olgunlaşan bir tohum hemen filizlenmez. Tohumun filizlenmesi için uygun sıcaklık, nem ve oksijen gibi pek çok faktörün birarada bulunması gerekmektedir. Bu şartlar biraraya geldiğinde, uyku halindeki tohum canlanmaya başlar.Bir tohumun filizlenmesi için öncelikle suya ihtiyacı vardır. Çünkü olgun tohumlardaki metabolizmanın aktif hale gelmesi, yani büyüme işleminin başlayabilmesi için hücrede sulu bir ortamın olması gerekir. Bu ihtiyaç tohumların ıslanması ile karşılanır. Tohumdaki metabolizmanın harekete geçmesi ile birlikte kök ve filiz de büyür ve hücre bölünmesi başlar. </strong></span></p>
<p align="left"><span style="font-family: 'andale mono', monospace;"><strong>Bu aşamada ise mutlaka oksijene ihtiyaç vardır. Tohum, oksijenli solunumla enerji ve ısı üretimine başlar. Çünkü yeni oluşan bitkinin büyüyebilmesi için enerjiye ihtiyaç vardır. Fakat tohumun henüz kökleri yoktur. Dolayısıyla topraktaki mineralleri alacak durumda değildir. Peki bu durumda tohum, büyümesi için gereken besini nasıl bulmaktadır?</strong></span></p>
<p align="center"><span style="font-family: 'andale mono', monospace;"><strong><a href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/bitki_clip_image006.jpg" data-wpel-link="internal"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-2018" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/bitki_clip_image006.jpg" alt="" width="400" height="126" srcset="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/bitki_clip_image006.jpg 400w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/bitki_clip_image006-300x95.jpg 300w" sizes="(max-width: 400px) 100vw, 400px" /></a></strong></span></p>
<p align="center"><span style="font-size: 24px; color: #008080; font-family: 'andale mono', monospace;"><strong><span class="style1">Tohumun İçindeki Mucizevi Besin Deposu </span></strong></span></p>
<p align="left"><span style="font-family: 'andale mono', monospace;"><strong>Henüz kök salmamış olan tohum topraktaki minarelleri alamaz. Herşeyi kusursuzca yaratan Allah, tohumun içine kökleri gelişene kadar onu besleyecek bir besin deposu yerleştirmiştir. Bu besin deposu tohumun bütün ihtiyaçlarını karşılar. Tohumlar bir bitki olarak kendi besinlerini üretir hale gelinceye kadar, bünyelerindeki bu yedek besinleri kullanırlar.</strong></span></p>
<p align="left"><span style="font-family: 'andale mono', monospace;"><strong>Tohum filizlenmeden önce uyku halindedir. Tohumun uyku halinde kalmasını sağlayan bazı bitki hormonlarıdır. Tohum ıslatıldığında, embriyo hücrelerinde bulunan enzimler faaliyete geçerek yeni bir hormon salgılamaya başlarlar. Bu hormon uyku durumuna son verir ve büyüme enzimleri faaliyete geçer. Tohumun içinde şeker üretilir ve böylece tohumun filizlenmesi için gereken enerji sağlanmış olur. </strong></span></p>
<p align="left"><span style="font-family: 'andale mono', monospace;"><strong><a href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/bitki_clip_image007.jpg" data-wpel-link="internal"><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-2019 alignleft" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/bitki_clip_image007.jpg" alt="" width="284" height="227" /></a>İnsanlar bir tohumu toprağa attıklarında genellikle bütün bu detaylı gelişmelerden hiç haberdar olmazlar. Birkaç gün sonra o tohumun filizlenmesine ve yavaş yavaş bir bitki haline dönüşmesine doğal bir süreç olarak bakarlar. Oysa bir tohumun filizlenmesi için oldukça hassas işlemlerin büyük bir uyum içerisinde gerçekleşmesi gerekir. Ağırlığı &#8220;gram&#8221;larla ifade edilebilen bir tohum, üzerindeki kilolarca ağırlıktaki toprağı delerek yukarı çıkarken hiç zorlanmaz. Tohumun tek amacı toprağın üstüne çıkıp ışığa ulaşmaktır. Çimlenmeye başlayan bitkiler incecik gövdeleriyle sanki üzerlerinde toprağın ağırlığı yokmuşçasına rahatlıkla gün ışığına doğru yönelirler. Tohumdan çıkan her uzantı nereye gitmesi gerektiğini bilir. Filizler toprağın üstüne, güneşe doğru ilerlerken, kökler de toprağın derinliklerine doğru yol alarak topraktaki mineralleri toplamaya koyulurlar.</strong></span></p>
<p align="left"><span style="font-family: 'andale mono', monospace;"><strong>Tohumdaki bu kararlılık ve kendisinden beklenmeyecek derecedeki kuvvet, alemleri yaratan, üstün güç sahibi Allah&#8217;ın eseridir.<span style="color: #993366;">&#8220;Şimdi ekmekte olduğunuz (tohum)u gördünüz mü? Onu sizler mi bitiriyorsunuz, yoksa bitiren Biz miyiz? Eğer dilemiş olsaydık, gerçekten onu bir ot kırıntısı kılardık; böylelikle şaşar-kalırdınız.&#8221; (Vakıa Suresi, 63-65)</span></strong></span></p>
<p class="style1"><span style="font-size: 24px; color: #008080; font-family: 'andale mono', monospace;"><strong>ANEMON BİTKİLERİ VE BALIKLARI</strong></span></p>
<table class=" aligncenter" style="width: 733px;" border="0" cellspacing="0" cellpadding="0">
<tbody>
<tr>
<td style="width: 731px;"><span style="font-family: 'andale mono', monospace;"><strong><a href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/bitki_clip_image008.jpg" data-wpel-link="internal"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-2020" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/bitki_clip_image008.jpg" alt="" width="200" height="179" /></a></strong></span><br />
<span style="font-family: 'andale mono', monospace;"> <strong>Tek bir Anemon bitkisi tüm hayatı boyunca Anemon balıklarını tehlikelerden korumak için yeterli olmaktadır. Bu ortaklık balığa peşindeki avcılardan korunma imkanı sağlar. Buna karşılık olarak da Anemon bitkisi, balığın ardında bıraktığı yiyecek parçalarından faydalanır. Bu canlıları birbirine uyumlu yaratan Allah&#8217;tır</strong></span></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p align="left"><span style="font-family: 'andale mono', monospace;"><strong>Anemon bitkileri duyargalarının üzerinde bulunan çok sayıdaki yakıcı kapsül, kendilerine herhangi bir şey dokunduğu veya sürtündüğü anda hemen açılır ve etkisi çok güçlü olan bir zehir salgılar. Bu, çoğu zaman zehiri alan canlının felç olarak ölmesine sebebiyet verecek kadar güçlü bir sıvıdır. Anemon bitkilerinin etki etmediği canlılar da vardır. Örneğin Anemon balıkları, Anemon bitkilerinin yakıcı kapsüllerinin arasında yaşayabilen nadir canlılardandır. Anemon balıklarının üzerinde bulunan &#8220;saydam madde&#8221; bitkideki bu yakıcı kapsülleri durdurabilecek niteliktedir. Bitkiye yaklaşan balık, gövdesini yavaş yavaş Anemonlar&#8217;a değdirmeye başlar.</strong></span></p>
<p align="left"><span style="font-family: 'andale mono', monospace;"><strong>Üzerindeki saydam madde sayesinde zehirden çok fazla etkilenmeyen anemon balığının amacı yakıcı kapsüllerin üzerinde patlamasını sağlamaktır. Anemon balığı birkaç denemenin sonunda zehire bağışıklık kazanır ve bitkinin dokunaçlarının arasına yerleşir. Yeni doğan ve Anemon bitkilerine karşı hiçbir bağışıklığı bulunmayan balıklar da, diğerlerinin geçtiği aşamalardan tTek bir Anemon bitkisi tüm hayatı boyunca Anemon balıklarını tehlikelerden korumak için yeterli olmaktadır. Bu ortaklık balığa peşindeki avcılardan korunma imkanı sağlar. Buna karşılık olarak da Anemon bitkisi, balığın ardında bıraktığı yiyecek parçalarından faydalanır. Bu canlıları birbirine uyumlu yaratan Allah&#8217;tırek tek geçer. Anemon balıkları bu denemeleri tesadüfen yapmaya karar vermiş olsalayı neler olurdu? İlk seferde ya da daha sonraki denemelerinde balık patlatacağı kapsül sayısını tutturamayacağı için fazla zehir alıp ölürdü. Oysa böyle olmamıştır. İlk ortaya çıktıklarından beri Anemon bitkileri ve balıkları birlikte kusursuz bir uyum içinde yaşamaktadır.</strong></span></p>
<p>&nbsp;<br />
<a name="mikro"></a><br />
<a href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/mikro_clip_image001.jpg" data-wpel-link="internal"><img loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-2029 alignright" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/mikro_clip_image001.jpg" alt="" width="250" height="196" /></a></p>
<p align="left">&#8220;Evet, yalnızım” dediğiniz anda aslında oldukça fazla sayıda canlı ile berabersiniz. Vücudunuzda sizinle birlikte yaşayan ve sizi sürekli olarak koruyan kimi zaman da hastalanmanıza neden olan bakteriler, oturduğunuz koltuktan halınıza, soluduğunuz havaya kadar her yere yayılmış durumdaki akarlar, mutfağınızda birkaç gündür dışarıda beklettiğiniz yiyeceklerde üremeye başlayan küf ve mantarlar… Bunların hepsi kendi yaşam şekilleri, beslenme sistemleri ve çeşitli özellikleri ile apayrı bir alem oluştururlar.</p>
<p align="center"><span class="style1"><strong>BAKTERİLERDEKİ TASARIM</strong></span></p>
<p align="left">Bakteriler gözle görülemezler ancak özel hücre yapıları sayesinde her türlü koşula dayanıklıdır.<br />
Bakteriler, bitkilerden ve hayvanlardan farklı olarak hızlı çoğalan ve biyokimyasal etkileri bakımından canlılar aleminin dengesini sağlamada çok büyük önem taşıyan bir grubu oluştururlar. Hemen hemen her yerde yaşayabilirler, bu nedenle de herhangi bir tür organizmadan çok daha fazla sayıdadırlar. Bu canlılar dünyanın en fazla sayıdaki üyeleridir. Tüm ekosistem bakterilerin faaliyetlerine bağlıdır ve bakteriler insan yaşamını da pek çok şekilde etkilemektedirler.</p>
<p align="left">Günümüz teknolojisini bile çaresiz bırakan bir çeşitlilikleri vardır. Kimi zaman oksijeni bol ortamları tercih ederler, kimi zaman da oksijensiz toprak altında yaşayabilirler. Bir kısmı besinini fotosentez yolu ile sağlarken, bir kısmı da organik maddeleri ayrıştırarak enerji elde ederler. Birbirlerinin aynı olduğu düşünülen bakterilerin bile metabolizmaları incelendiğinde bunların aslında birbirlerinden farklı türler oldukları anlaşılmaktadır.<br />
Bakteriler, canlılar aleminde &#8220;prokaryotlar&#8221; olarak adlandırılırlar. Sahip oldukları tek hücre içinde bir çekirdek ve serbest şekilde dolaşan bilgi bankaları -DNA- bulunmaktadır. Oldukça kompleks bir yapıda hücre zarına ve ribozoma sahiptirler. Yeryüzündeki tüm canlıların yaşamsal işlevlerinin birçoğu, bu prokaryotik hücrelerin etkinliklerine bağlı olarak gerçekleşir.<br />
B</p>
<p align="left">akteriler oldukça yüksek veya düşük sıcaklıklara uyum sağlayabilmekte, toprak altına girebilmekte, havada uçabilmekte, kimyasalların içinde ve okyanusun dibinde yaşayabilmekte ve hatta radyasyona karşı dayanıklı hale gelebilmektedirler.</p>
<table border="0" width="170" cellpadding="0" align="left">
<tbody>
<tr>
<td><a href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/mikro_clip_image002.jpg" data-wpel-link="internal"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-2030" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/mikro_clip_image002.jpg" alt="" width="170" height="142" /></a><br />
Henüz mikroorganizmaların yapısına açıklama getiremeyen evrimciler, bu canlıların yapılarında bulunan estetik görünüme hiçbir anlam veremezler.</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p align="left">Uygun koşullarda bakteriler her 10-30 dakika içinde, sayılarını iki misli arttırırlar. Tek bir bakterinin sayısı önce ikiye, sonra dörde, daha sonra sekize çıkarak çoğalır ve bu işlem bu şekilde devam eder. Bakterilerin bazı çeşitleri –271oC soğuktan ve birkaç saat içinde -190oC dereceden artı 25oC’a geçiş yapan hızlı sıcaklık değişimlerinden etkilenmezler. Bazı türler ise insan için öldürücü olan dozun 2000 kat üzerinde olan bir atom radyasyonuna bile dayanabilmektedir. Bazıları çeşitli hastalıklara neden olurken, bazıları insan ve bitki metabolizmasının yararlı bir üyesi olarak bulunmak zorundadır. (Büyük Larousse Sözlük ve Ansiklopedisi, 3. Cilt, sf. 1237-1238 – 2000 KAT RADYASYON)</p>
<p class="style1">KENDİLERİNİ ŞARTLARA GÖRE AYARLAYABİLEN MİKROORGANİZMALAR</p>
<p align="left">Bakterilerin kendi nesillerini devam ettirebilmek için çok büyük fedakarlıklar yapmaları, gerektiğinde kendi hayatlarını tehlikeye atmaları ve tüm zor koşullara rağmen hayatta kalabilmek için kompleks sistemler geliştirebilecek özelliklere sahip olmaları yaratılmış olduklarının delillerindendir.<br />
Bakteriler biçimce çok değişiktirler ve yaşadıkları ortama göre bir görünüm edinirler. Bir çoğunun “spor” denen dirençli biçimleri vardır ve bu biçime girdiklerinde aşırı sıcağa, soğuğa veya kuraklığa dayanabilirler. Bazı bakterileri yok etmenin güçlüğü bundan doğmaktadır. Peki sporlanma dediğimiz şey ne demektir?</p>
<div align="left">
<table border="0" width="150" cellpadding="0" align="left">
<tbody>
<tr>
<td><a href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/mikro_clip_image003.jpg" data-wpel-link="internal"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-2031" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/mikro_clip_image003.jpg" alt="" width="150" height="102" /></a><br />
3400 yıl önce yapılmış olan Mısır&#8217;daki Luksor Tapınağının dış cephe tuğlalarında ve 720 milyon yıllık kaya tuzu bloklarında sporlanmış halde canlı bakterilere rastlanmıştır.</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Türlerine göre farklı koşullarda yaşayabilen bakteriler, koşullar bozulunca bölünmeye başlarlar. Normal şartlarda bu bölünme sonucunda ana hücreden kalıtsal özellikleri tamamen aynı olan iki yavru hücre meydana gelir. Ancak, koşullar bozulduğunda ya da besin azaldığında vazgeçilen ilk şey bu &#8220;aynılık&#8221; olur. Bir başka deyişle bakteri, şartların güçleştiğini fark ederek bir karar verir ve soyunu devam ettirmek için önlem alır. İkiye bölünme yine gerçekleşir, ama bu kez birbirine eşit olmayan iki hücre meydana gelir. Bu eşitsizliğin nedeni hücrelerden sadece bir tanesinin yaşayacak olmasıdır. Bunlardan büyük olan ana hücredir ve adeta bir koruyucu gibi küçük “kardeşini” içine alır. 10 saat süresince tüm enerjisini kullanarak onu besler ve küçük hücrenin korunmasına yardım edecek olan özel bir protein kılıfının oluşmasını sağlar. Böylece, ikiye bölünen parçalardan birinin içinde gelişen bakteri dayanıklı ve kendini koruyabilen nitelikteki bireyleri oluşturur. Diğeri ise koruyucu özelliklerini diğer kardeşine vererek ölür ve koruyucu bir kılıf haline gelir. İşte meydana gelen bu dayanıklı yapıya &#8220;spor&#8221; adı verilir. Dolayısıyla bakteriler, normal bölünmelerinin dışında, sporlar yoluyla dünyanın her yerine kolayca yayılırlar.</p>
<p class="style1" align="center"><strong>Milyonlarca Yıl Yaşayabilen Bakteriler</strong></p>
</div>
<p align="left">Söz konusu sporlanma işlemi mikroorganizmaların neredeyse tümü tarafından gerçekleştirilen bir korunma şeklidir. Bu canlıların bazıları koşullar uygunsuz bir hale geldiğinde sporlanma yöntemini kullanarak buharlaşma yoluyla havaya yükselir ve bulutların arasında korunma altına alınmayı tercih ederler. Atmosfer, yayılmak veya korunmak isteyen oldukça fazla sayıda küçük canlı spor barındırmaktadır. Kuru ve soğuk havalarda gökyüzünde kalan bu organizmalar bulutların arasında yaşadıkları bu süre içinde adeta uykudadırlar. Bulutların meydana getirdiği yağmurlarla yeryüzüne inerler. Yere dönüşlerinde artık eskisinden farklı bölgelere ulaşıp yeni bir koloni meydana getirebilirler. Bulutlar, aslında nesillerdir orada yaşayan, beslenen, nefes alan, hayatta kalabilmek için çeşitli koşullara uyum sağlayan canlı küçük mikroorganizmalarla doludur. Bakteriler bu canlıların en tedbirli olanlarıdır. Yerden kristalleşerek buharlaşan hava içinde yukarı doğru yükselirken beraberlerinde metan, fosfat, karbon, sülfür dioksit ve diğer besleyici bileşik depolarını, yani besinlerini de götürürler.<br />
Sporlanma adındaki bu şuurlu işlemi gerçekleştirdiklerinde bakteriler çok çeşitli ortamlara rahatça girebilir ve geniş alanlara yayılabilirler. Nitekim, radyoaktif uranyum madenlerinde bile canlı bakteriler bulunmaktadır. 3400 yıl önce yapılmış olan Mısır’daki Luksor tapınağının dış cephe tuğlalarında canlı bakterilere rastlandığı gibi, 200 milyon ve 320 milyon yıllık, hatta 720 milyon yıllık kaya tuzu bloklarında canlı bakteriler bulunmuştur. 20.000 metre yükseklikte bile bakterilere rastlanmıştır. En şaşırtıcı örnek ise çam ağacı reçinesi içinde yakalanmış ve bugüne kadar korunmuş 25 milyon yıllık bir arı fosilinin içinden çıkan bakteri sporlarıdır. Laboratuvarda steril koşullar altında çıkarılan bu sporlar, kültüre alınmışlar ve böylelikle bakteriler oldukça uzun bir aradan sonra yeniden gelişmeye ve üremeye başlamışlardır.</p>
<p><span style="font-size: 20px; color: #008080;"><strong><span class="style1">OKSİJEN SAĞLAYAN MUCİZEVİ TEK HÜCRELİLER:ALGLER(SU YOSUNLARI)</span></strong></span></p>
<p align="left">Bazı canlılar içlerinde porfirinli halkalar bulunan pigmentlere sahiptirler. Bu halkanın özelliği etrafındaki elektronların serbestçe hareket edebiliyor olmasıdır. İşte bu nedenle söz konusu halka kolaylıkla elektron kazanabilir veya kaybedebilir. Dolayısıyla bu halka etrafındaki ışığı ve enerjiyi hemen yakalayabilir. Yeryüzüne gelen güneş ışığı da bu pigmentin kendisine çekebildiği enerjilerden biridir. Güneşin enerjisini yakalayan ve kendi bünyesine alabilen bu pigmente “klorofil” deriz. Eğer bir canlı “klorofile” sahipse, bu canlı “fotosentez” yapabilir.</p>
<table border="0" width="200" cellpadding="0">
<tbody>
<tr>
<td><a href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/mikro_clip_image005.jpg" data-wpel-link="internal"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-2032" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/mikro_clip_image005.jpg" alt="" width="200" height="161" /></a><br />
Algler, klorofil içeren yeşil ve mavi-yeşil renkte ya da kahverengi ve kırmızı olabilmektedirler.</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p align="left">Fotosentezi ne insanlar ne de hayvanlar gerçekleştirebilirler. Bu canlılar, klorofilden yoksundurlar. Bu işlem laboratuvarlarda da yapay olarak gerçekleştirilemez. Klorofilde meydana gelen işlemler ve bu pigmentin mekanizması henüz tam olarak anlaşılamamıştır.</p>
<p align="left">Bu mikroskobik canlılar, fotosentez işlemi ile kendi enerjilerini karşılarken yeryüzünün de büyük bir gereksinimine cevap verirler. %30 oranında karbondioksit gazını içlerine çeker ve gezegenin %70’lik oksijen ihtiyacını karşılarlar. Ayrıca canlı türlerinin %70’i için besin sağlarlar. Bu canlılar, sadece fotosentez yapabilecekleri bir mekanizmaya değil, bedenlerine aldıkları güneş ışığını vücutlarının ışık göremeyen kısımlarına taşımalarını sağlayan özel bölmelere ve mekanizmalara da sahiptirler.</p>
<p align="left">Bu mikro canlılar kendileri için yaratılmış olan mikroskobik bir fabrika ile ekolojik sistemin en önemli gereksinimlerini karşılarlar; oksijen ve besin. Şimdi mikro dünyanın bu kapsamlı işlevlere sahip elemanlarından en önemlisini, yani algleri daha yakından inceleyelim: Algler sığ sularda yaygın olarak bulunan organizmalardır ve güneş ışığı gören her su yüzeyinde yaşayabilirler. Alg hücresi, renkli ve renksiz kısım olarak iki bölümden oluşur. Renksiz kısımda DNA ve bazı alglerde çekirdek bulunurken, bu bölümü çevreleyen renkli kısımda RNA ve renk veren çeşitli pigmentler bulunmaktadır.</p>
<p align="left">Algler içinde bulundukları suyun organik maddelerini büyük miktarda arttırırlar. Bu yolla suda yaşayan organizmaların besinlerini artırmaktadırlar. Dolayısıyla alglerin bulunduğu sular son derece verimli ve diğer canlıların yaşaması için oldukça elverişlidir. Algler aynı zamanda suların yenilenmesi açısından da temizleyici bir rol oynarlar. Suda yaşayan hayvanlara besin olur, onlar için besin üretirler.</p>
<p class="style1">VİRÜSLER</p>
<table style="width: 543px;" border="0" cellpadding="0">
<tbody>
<tr>
<td style="width: 537px;"><a href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/mikro_clip_image006.jpg" data-wpel-link="internal"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-2033" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/mikro_clip_image006.jpg" alt="" width="158" height="171" /></a><br />
Eğer evrenin başlangıcından beri saniyede bir virüs pinpon topunun içine atılıyor olsa idi, şu an ancak topun yarısı dolmuş olurdu.</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p align="left">Mikroskobik canlılar olan virüsler insan vücudunun en büyük düşmanlarıdır. Virüs, insan vücudundaki herhangi bir hücreyi seçer ve onu kendisi için bir sığınak olarak kullanır, burada çoğalır ve kimi zaman ölüme yol açan tahribatta bulunabilir. Bir virüs, proteinden bir kabuk ve kabuğun içinde kendisine ait bilgileri içeren genetik şifrelerden (DNA ve/veya RNA) ibarettir. Tek başına hayat belirtisi gösteren bir fonksiyonu veya organeli yoktur. Enerji üretebilecek veya protein sentezleyebilecek bir sistemi yoktur. Dolayısıyla bu önemli işlevleri yerine getirebilecek canlı bir hücrenin varlığına muhtaçtır. İşte bu nedenle bir virüs milyonlarca yıl hiç bozulmadan ve hiçbir hayat belirtisi göstermeden olduğu yerde kalabilir. Uzun süre bekledikten sonra bir organizma ile karşılaştığında hemen canlanır ve hareketlenir.</p>
<p>Virüsü harekete geçirmek için tek gereken şey içine girip enfeksiyona uğratabileceği savunmasız bir hücrenin sıcaklığı ve nemidir. Bu hücrenin içine yerleştiğinde bazen bir saat içinde kendini 100 kez çoğaltabilir. Bazen bir yıl içinde 20 milyon insanı öldürecek şekilde yeni bir şekle bürünebilir .</p>
<p class="style1" align="center"><span style="font-size: 20px; color: #008080;"><strong>AKARLAR</strong></span></p>
<table style="width: 299px;" border="0" cellpadding="0">
<tbody>
<tr>
<td style="width: 293px;"><a href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/mikro_clip_image007.gif" data-wpel-link="internal"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-2034" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/mikro_clip_image007.gif" alt="" width="329" height="148" /></a><br />
Evlerde, özellikle de halılarda yaşayan akarlar.</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p align="left">Akar ya da mayt olarak adlandırdığımız canlı, herhangi bir böcekten daha farklı özellikler taşımayan, son derece detaylı ve kompleks bir yapıya sahip olan, ama buna rağmen yine de ancak mikroskopla fark edilebilen bir mikro canlıdır. Yaşadığımız evin her yanında, yattığımız yatakta, yerdeki halıda, soluduğumuz havada kısacası yaşamımızı geçirdiğimiz her yerde bulunmaktadır. 5 ile 50 mikron arası boyutlarında olan bu canlıları çıplak gözle göremeyiz.</p>
<p>Bu canlılar ölü deri hücreleri ve kabukları ile beslenirler. Bu nedenle insanların yaşadığı ortamlarda bulunur ve insan aktiviteleri ile çevreye yayılır, hareket ederler. Beslenme malzemelerinin toplandığı yerler ise genellikle yataklar, minderler, mobilyalar ve halılardır.<br />
Normal şartlarda bu ilginç görünüşlü varlıkları görüp fark edebilmeyi istemezsiniz. Çevrenizde o kadar fazla sayıdadırlar ki, yattığınız yatakta bile, ne kadar temiz olursa olsun, ortalama 10,000 tane akar bulunmaktadır. Bu canlılar ürettikleri proteine karşı alerjiniz olmadığınız sürece size zarar vermezler; ısırmaz, sokmaz, hastalık bulaştırmazlar.<br />
Ancak bazı canlılar için zararlıdırlar. Öyle ki, parazit olarak içinde yaşadığı bir arı topluluğunu, arıların üstteki ölü derilerini delerek ve vücut sularını emerek ortadan kaldırabilirler. Bunun gibi pek çok böcek, hayvan ve bitkiye zarar verebilirler. Böcek akarları, böceğin ölümüne veya hastalanmasına sebep olurlar ama aynı zamanda meydana getirdikleri atıklarla toprağın verimini büyük ölçüde artırırlar. Bazıları ise birtakım canlıların asalaklarıdır. Bazı hayvanların kulak kanallarında, akciğerlerinde ve bağırsaklarında yaşarlar. Dolayısıyla akarlar farklı ortamlarda ve insan dışında farklı canlılarla da yaşayabilirler. Everest Dağı’nın 5,000 metre yükseklikteki yamaçlarında yaşayabildikleri gibi, Kuzey Pasifik Okyanusunun 5,200 metre derinliklerinde de yaşayabilmektedirler. Bunun dışında akarlar kaplıcalar, mağaralar, çöller ve tundralar da dahil olmak üzere pek çok yerde bulunabilirler. 10 metre derinlikteki madenlerde, soğuk ve termik kaynaklarda 500oC kadar yüksek ısıya sahip olan yer altı sularında, havuz ve göllerde yaşayabilirler. Farklı ortamlarda yaşayabilen bu farklı türlerinin sayısının 500,000’den fazla olduğu hesaplanmıştır.</p>
<p align="left">Akarlar su içmezler ama havadan ve ortamdan aldıkları nemi emerler. Bu nedenle bulundukları çevredeki nem onlar için önemlidir. %70-80 gibi oldukça yüksek orandaki nemden yaklaşık 27oC sıcaklıktan hoşlanırlar.<br />
Allah; dünyanın düzenini çok ince ve hassas dengelerle kurmuş, küçücük bir mikroorganizmayı koskoca bir yaşamın sebebi kılmıştır. Bunun tek nedeni, insanın karşısında apaçık duran bu yaratılış delilini görebilmesi, etrafında kendisine sunulmuş olanlar ve güç yetiremedikleri karşısındaki acizliğini ve Allah’a olan muhtaçlığını fark edebilmesi ve Allah’ı takdir etmesidir. Allah Kuran’da şöyle buyurmuştur:<br />
<strong>“İşte Rabbiniz olan Allah budur. O&#8217;ndan başka İlah yoktur. Herşeyin Yaratıcısı&#8217;dır, öyleyse O&#8217;na kulluk edin. O, her şeyin üstünde bir vekildir.” (En’am Suresi, 102)</strong></p>
<p class="style1"><span style="font-size: 20px; color: #008080;"><strong>DİATOMLAR</strong></span></p>
<table style="width: 403px;" border="0" cellpadding="0">
<tbody>
<tr>
<td style="width: 397px;"><a href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/mikro_clip_image008.jpg" data-wpel-link="internal"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-2035" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/mikro_clip_image008.jpg" alt="" width="150" height="147" /></a><br />
Sadece bir hücre zarı ve kloroplasttan oluşan tek hücreli bir canlının adeta bir kimya laboratuvarı gibi çalışması ve müthiş bir sanat sergilemesi inananları hayran, evrimcileri ise çaresiz bırakan çok önemli bir gerçektir.</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p align="left">Diatomlar mikroskobik bitkisel alglerdir. En büyükleri 1 milimetre çapında olan bu minik canlılardan 1 cm3 deniz suyunda, yaklaşık 10 bin tane bulunur. Okyanuslardaki canlı organizmaların %90’ını oluşturmalarına rağmen diatomların tümü suda yaşamaz. Bazıları toprak üstünde, yosunlara tutunarak ağaçlarda ve hatta yeteri kadar nem olduğunda tuğla duvarlarda bile yaşayabilir. Bu canlılar için ışık, su, karbondioksit ve gerekli besinlerin olduğu her yer üremek için uygundur.</p>
<p>Yeryüzündeki hemen hemen tüm canlılar, hayatlarını bir anlamda diatomlara borçludurlar. Çünkü yaptıkları fotosentez sayesinde soluduğumuz oksijenin bir kısmını diatomlar üretir. Bu mucizevi mikroskobik canlılar oldukça detaylı bir mekanizmaya sahiptir. Üzerlerinde çok sayıda gözenek vardır. Bu gözenekler besinlerin içeriye girmesine ve gaz değişimi yapmalarına olanak sağlar. Diatomlar oksijen üreten mikro fabrikalar gibi çalışır. Trilyonlarca diatom, bu gaz değişimi sonunda kendi ihtiyaçlarının çok üzerinde oksijen üreterek atmosferdeki oksijen oranına son derece önemli bir katkıda bulunmuş olur.<br />
Bunun yanı sıra denizlerdeki besin zinciri içerisinde de çok önemli bir rol oynarlar. Diatomlar hayvansal planktonları oluşturan küçük canlıların temel besin kaynaklarıdır. Hayvansal planktonlar da daha büyük türler için besin kaynağı olan ringa gibi balıklar tarafından tüketilir. Örneğin oldukça büyük bir canlı olan kambur balina gibi canlılar diatomlarla beslenir. Bir balinanın birkaç saat tok kalabilmesi için birkaç yüz milyar diatom gereklidir.<br />
Diatomların en etkileyici özellikleri ise kendi inşa ettikleri kabuklarıdır. Diatomlar mükemmel mimarlardır. Silisyum içeren kabukları serttir ve muntazam ve son derece simetrik bir görünümleri vardır. Diatomların kendileri için inşa ettikleri bu evler, bazen parıldayan bir kozalağı, bazen bir spirali, bazen de ışıldayan kristal bir avizeyi andırır. İlginç olan ise, yirmi beş binden fazla diatom türü olmasına rağmen hiçbirinin kabuğunun bir diğerine benzememesidir. Tıpkı bir kar tanesinin diğerine benzememesi gibi diatomların görünümleri de birbirlerinden farklıdır.</p>
<p align="left">Diatomların üzerinde bulunan ve besinlerin içeriye girmesine ve gaz değişimine olanak sağlayan gözenekler de üzerlerinde taşıdıkları bu mimari yapıyı inceltir. Sonuçta bu canlıların görünümleri, son derece hassas açılara sahip mükemmel bir matematik ve tasarım harikası olarak karşımıza çıkar. Bu canlının sadece 25 mikron çapında olduğunu hatırlatmakta fayda vardır. 25 mikron ise yaklaşık bir toplu iğne başı kadardır. Bir insanın 25 mikronluk bir alanda böylesine kusursuz bir estetik harikası meydana getirebilmesi neredeyse imkansızdır.</p>
<p align="left">Diatomlarla ilgili dikkat çeken ikinci planlama özelliği ise, üremeleri sırasında ortaya çıkar. Diatomlar inanılmaz hızlarda, bazıları sekiz hatta dört saatte bir bölünerek ürerler. Bu nedenle 10 gün içerisinde bir diatom 1 milyar ayrı birey haline gelebilir. Bu canlıların üreme hızları da özellikle oksijen ürettikleri için son derece önemlidir. Üreme hızlarındaki en küçük bir durağanlık kuşkusuz bu önemli oksijen kaynağının büyük ölçüde azalması anlamına gelecektir. Bu da canlılık için tehdit oluşturabilecek bir durumdur. Ancak Allah’ın yarattığı canlılar üzerindeki rahmetinin ve merhametinin bir tecellisi olarak bu canlılar mutlaka ihtiyaç olan zamanlarda ihtiyaç olan miktarlarda ürer ve yeryüzündeki hassas ekolojik dengeyi sabit tutarlar.</p>
<p align="left">Diatomların kendi besinleri de insanlık için önem taşımaktadır. Bu canlılar fotosentez sayesinde ürettikleri minik yağ parçacıkları şeklindeki besinlerini hücrelerinin içerisinde saklarlar. Bu minik yağ parçacıkları zamanla biraraya gelir, jeolojik ve biyolojik kuvvetlerin de etkisiyle petrol yataklarının oluşmasına neden olur. Bugün kullandığımız petrolün çok büyük bir bölümü tarih öncesi denizlerde ölen diatomlar oluşturmuştur.</p>
<p align="center"><strong><span class="style1" style="color: #008080; font-size: 20px;">BAKTERİ DNA SINDAKİ DELİLLER</span></strong></p>
<p align="left">Bakteri, sahip olduğu yüzlerce değişik özelliğin yanı sıra üstün yaratılışı sergileyen bir DNA’ya sahiptir. Bilinen en küçük bakteri olan theta-x-174’ün DNA’sında 5.375 nükleotid bulunmaktadır. Normal boyutlardaki bir bakteride ise nükleotid sayısı 3 milyon kadardır. Kodlanmış bu bilgiler, bakterinin yaşaması için gereklidir ve bunlarda meydana gelebilecek en küçük bir değişiklik bile bakterinin ölmesine neden olacaktır.</p>
<p align="left">Yüz milyon sayfalık bu bilgi 2-3 mikron büyüklüğündeki bakterinin içinde bulunan DNA’da mevcuttur. 2-3 mikron büyüklüğündeki bu hücrenin içinde bilgi taşıyan bu sarmalın uzunluğu ise 1400 mikrondur. Burada 1 mikronun, 0,001 mm. gibi çok küçük bir birim olduğunu unutmamak gerekir. Özel bir dizayn ile bu müthiş bilgi zinciri, kendisinden binlerce kat küçük bir organizmanın içine sığdırılmıştır. Bu yaratılış harikasının içinde gerçekleşen işlemler ise mükemmel bir organizasyon ve şuurlu bir birlikteliği gösterir. Konuyla ilgili olarak Antropolog Loren Eiseley şu açıklamada bulunmaktadır: “En basit olarak kabul ettiğimiz hücrenin içindeki fizyo-kimyasal organizasyonun detaylarını kavramak bizim kapasitemizi aşmaktadır.” (Loren Eiseley, The Immense Journey, 1957, sf.206 )</p>
<table style="width: 344px;" border="0" cellpadding="0">
<tbody>
<tr style="height: 239.438px;">
<td style="height: 239.438px; width: 338px;"><a href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/mikro_clip_image009.jpg" data-wpel-link="internal"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-2036" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/mikro_clip_image009.jpg" alt="" width="286" height="120" /></a><br />
Escherichia coli bakterisinin tek bir kromozomunda 5.000 gen bulunmaktadır.</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p align="left">Şunu tekrar belirtmekte yarar vardır: Bu derece yüklü bir bilgi, sadece “tek bir” hücrenin yaşaması için gereklidir. Bakterilerin, dünyanın her yanına yayılmış organizmalar olduğu düşünüldüğünde, böylesine bir bilginin her bir bakteri hücresinde aynı özen ve sıralama ile var olduğunu bilmek oldukça hayret vericidir.<br />
Bakteriler çoğalmak için çeşitli mekanizmalar kullanırlar. Bu süreçte, ikiye bölünerek, spor haline gelerek veya eşeyli olarak üreyebilirler. Bu çoğalma işlemi de, bakterinin ne kadar kompleks bir yapıya sahip olduğunun diğer bir delilini teşkil eder. Bakteri hücresi bölünmeden önce kromatin adı verilen yapı bölünür ve yavru hücreler 30 dakika içinde tam büyüklüğe ulaşarak yeniden bölünmek için hazır olurlar. Bakteriyel hücre bölünmesi sırasında akıllıca tasarlanmış bir sistem devrededir. Bu tasarım sırasında meydana gelen DNA kopyalanması ve hücre bölünmesi, indirgenemez kompleksliğe bir örnektir. Yani sistemin çalışabilmesi için, sistemi oluşturan bütün parçaların aynı anda ve eksiksiz olarak birarada bulunmaları gerekmektedir. Böyle bir durumda evrim teorisinin temel iddiası olan kademeli ve tesadüfi gelişim fikri, geçersiz bir hale gelmekte ve çürümektedir. Son yıllarda yapılan çalışmalar bu kompleks sistemin, tahmin edilenden çok daha karmaşık olduğunu ortaya koymaktadır.</p>
<p class="style1" align="center">KÜFLER,MAYALAR,LİKENLERDEKİ DELİLLER</p>
<p align="center"><span class="style1"><strong>Bir Mantar Çeşidi: Küfler </strong></span></p>
<p align="left"><a href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/mikro_clip_image010.gif" data-wpel-link="internal"><img loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-2037 alignleft" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/mikro_clip_image010.gif" alt="" width="149" height="108" /></a>Küfler tek bir çekirdeğe sahip tek hücreli mantarlardır. Bölünerek çoğalan bu canlılarda, bölünen her parça yine küfün kendi içinde gelişir ve gruplaşarak bir koloni haline gelir. Genellikle küf hücreleri bakterilerden büyüktür ve yumurta biçimindedirler. Bir hayvan hücresinde bulunan organellerin çoğuna sahiptirler.</p>
<p>Küfler, tıpkı bakteriler gibi uygun koşullarda hızla gelişerek insan sağlığını tehdit edici bir duruma gelirler. Bu organizmaların bazıları da gıdalarda toksin adı verilen ve insan ve hayvanlarda zehirlenmelere yol açan zehirli maddeler üretirler. Hatta bu maddelerin bazıları kanser yapıcı etkiye sahiptir. Küfler bakterilere kıyasla daha az besin öğesine ihtiyaç duyan ve gelişebildikleri koşullar açısından da düşünüldüğünde daha kötü şartlarda gelişebilen mikroorganizmalar oldukları için çoğu ortamda üreme olanakları bakterilere kıyasla daha fazladır.<br />
Küfler etrafta buldukları organik artıklarla beslendikleri gibi, canlı mikroorganizmaları da besin olarak kullanabilirler. Örneğin bir beyaz küf olan Entomophtorales, toprağın altındaki sularda yaşayan amiplerle beslenir. Çevresinde dolaşan bir amip gördüğü zaman, dokunaçlarıyla onu yakalayarak tüm hücre içini emer, geriye sadece zarını bırakır. Küfler bu yönleriyle etobur özellik de göstermektedirler.<br />
Ancak küfler, elbette sadece zarar verici organizmalar değildirler. Bu canlılar çok geniş alanlarda kullanılabilmekte ve besinlerin üretilmesinden ilaçların yapımına kadar çok yönlü olarak insanlara hizmet vermektedirler. Küfler birtakım organik asitlerin, bağışıklık sistemini bastırıcı ilaçlar da dahil olmak üzere bazı ilaçların ve penisilin gibi çeşitli antibiyotiklerin yapımında kullanılmaktadırlar. Küflerin bu alandaki faydaları büyük önem taşımaktadır. Tek hücreli mantarlar olan küfler sahip oldukları özellikleriyle birlikte elbette ki tesadüfen ortaya çıkmamışlar, Allah&#8217;ın yaratmasıyla var olmuşlardır.</p>
<p align="center"><span class="style1"><strong>Fermentasyonla Besin Üreten Mayalar </strong></span></p>
<p align="left">Mayalar küre, oval ve silindir biçiminde olan tek hücreli mantarlardır. Büyüklükleri 7-17 mikrondur. Dolayısıyla bir gram mayada yaklaşık olarak 15 milyon bağımsız hücre bulunmaktadır. Yaklaşık 600 bilinen maya türü bulunmaktadır.</p>
<p align="center"><span class="style1"><strong>Mantar ve Alglerin Ortak Yaşam Ürünleri: Likenler </strong></span></p>
<p align="left">Bazı mantarlar alglerle ortak yaşarlar. Bu birleşimden meydana gelen yeni canlıya ise &#8220;liken&#8221; adı verilir. Likeni meydana getiren iki canlı da karşılıklı olarak birbirlerinden fayda elde etmektedirler. Mantar, algin gerçekleştirdiği fotosentez işlemi sonucunda besin elde ederken, alg de mantarın kendisine sağladığı su ve mineral sayesinde kurumaktan korunmakta ve kendisi için emin bir yerde yaşamını sürdürmektedir.</p>
<table border="0" width="250" cellpadding="0">
<tbody>
<tr>
<td><a href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/mikro_clip_image011.gif" data-wpel-link="internal"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-2038" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/mikro_clip_image011.gif" alt="" width="250" height="234" /></a><br />
Mantar ve alglerin ortak yaşam ürünü olan likenler.</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p align="left">İki mikroorganizmanın birleşerek meydana getirdiği bu yeni canlı, mineralleri genellikle havadan ve yağmur sularından alır. Canlı, havanın toksik etkisine karşı güçlü değildir, bu nedenle sadece hava kirliliğinin olmadığı yerlerde yaşayabilir. Ancak bir likenin yaşaması için sıcaklık çok büyük bir fark oluşturmaz. Likenler, tropik bölgelerde yaşayabildikleri gibi soğuk kutup bölgelerinde de yaşayabilirler.</p>
<p align="left">Ağaç gövdeleri, dağ tepeleri ve çıplak kayalıklar likenlerin genel olarak yaşadıkları yerlerdir. Bu canlılar kayalıkları istila eden son derece önemli organizmalardır. Likenler toprağın meydana gelişinde oldukça önemli bir rol oynarlar. Burada mantarlara özgü ayrıştırıcı özellik son derece önemlidir. Liken, mantarın bu özelliğini kullanarak kayanın üzerini yavaş yavaş ayrıştırır ve kayanın rüzgar ve yağmur ile parçalara ayrılmasına neden olur. Likenlerin bazıları oldukça sert kayaları bile çözebilecek bir güce sahiptir Bu güç sayesinde parçalara ayrılan kaya, ufalanarak toprağın meydana gelmesini sağlamaktadır. Böylesine ince bir ayrıştırmayı doğada gerçekleştirebilecek başka bir canlı daha yoktur.</p>
<p align="center"><span style="font-size: 20px; color: #008080;"><strong><span class="style1">DEMİR KAYNAĞI BAKTERİLER</span></strong></span></p>
<p align="left">Fotosentez yapıp dünyadaki yaşama büyük oranda katkıda bulunan, bedenimizi koruyan, yeryüzünün en önemli yaşam döngüsünü meydana getiren, ama tüm bu faaliyetlerine rağmen gözle görülemeyen bu varlıkların kusursuz yaratılışlarındaki üstün akıl ve sanatı sergileyecek başka önemli özellikleri de vardır. Örneğin yeryüzündeki demir yataklarının, hatta bedenimizdeki demirin kaynağı da bakterilerdir.</p>
<p align="left">Bazı bakteriler suyun içinde erimiş olarak bulunan demiri sudan ayırma yeteneğine sahiptirler. Bu canlılar, okyanuslarda çözünen demir moleküllerini bu şekilde tüketirler ve bunları kendi vücutlarında yoğunlaştırırlar. Bakterilerin vücudunda yoğunlaşan demir daha sonra okyanus tabanında demir yatakları şekline gelir. Bunlar yüz milyonlarca yıl boyunca dağlara doğru itilir ve buralarda büyük demir yataklarını meydana getirirler. Bu demir yataklarının kazılması ile önemli miktarda demir molekülü havaya karışır. Biz ise farkında olmadan görünmeyen bu demir tozlarını soluruz. Vücudumuza giren bu moleküller bedenimiz için son derece önemlidirler.Vücudumuza küçük demir molekülleri girdiği için kırmızı kan hücrelerimizin demir taşıyan hemoglobin çekirdeği iliğimizi, yani vücudumuzda dolaşan kanın kaynağını meydana getirir.</p>
<p align="left">Bakterilerin bu kimyasal etkileri ile oluşan yeraltı kaynağı sadece demir ile sınırlı değildir. Yeryüzünün en önemli ihtiyaçlarından biri olan petrol de büyük ölçüde bakterilerin ürünüdür. Fermantasyon işleminden hatırlanacağı gibi oksijensiz solunum yapan bakteriler enerjilerini etraftaki organik bileşikleri parçalayarak elde ederler. Söz konusu bakterilerin bu özellikleri, toprak altında milyonlarca yıl önce meydana gelen birikimlerin petrole dönüşmesine yol açmıştır. Bu canlıların petrol üretebilmeleri için bulundukları ortamda oksijenin tükenmesi, sıcaklığın 150 derecenin altına düşmesi ve basıncın birkaç milyon yıl sürmesi gerekmektedir. &#8220;Bakterinin petrol oluşumu sağlaması&#8221; kulağa şaşırtıcı gelebilir. Gerçekten de şaşırtıcıdır, çünkü bu akıllı mikro canlıların uzun yıllar boyunca hiç durmadan böyle bir faaliyette bulunmaları, aslında sadece insanların yararına çalışmak üzere yaratıldıklarının bir delilidir. Mikroorganizmaların sağladıkları faydalar, eksikliğinde acze düşeceğimiz türden hayati ihtiyaçlarımızı karşılamaya yöneliktir.</p>
<p align="left">Son günlerde okyanusların tabanında yapılan araştırmalar, bakteriler hakkında, bilinmeyen bir gerçeği daha ortaya çıkardı. Bilindiği gibi bakteriler fotosentez, nitrojen sabitlemesi ve fermantasyon yoluyla besin zincirinin temel halkasını oluştururlar. Okyanusun 300 metre altında yapılan araştırmalar, bakterilerin görevlerinin bu işlemlerle sınırlı olmadığını gösteren delilleri gün ışığına çıkardı. Yeni keşfedilen ve okyanusun yüzlerce metre altında, taban ortamında yaşayan ve buradaki kayaları yiyen bakterilerin, buradaki canlılığın korunması için temel besin işlevi gördüğü anlaşıldı&#8230;</p>
<p align="left">Bakteriler aynı zamanda yaz boyunca göllerin içindeki canlıların ihtiyacı olan mineral ve besinleri hazırlamakla da sorumludurlar. Göllerde kış boyunca neredeyse ölü olan bitki ve hayvanların yazın tekrar canlanırken ihtiyaç duyacakları tüm besin ve mineraller kışın bakterilerin yaptığı faaliyetler ile sağlanır. Kış boyu bakteriler, suyun dibine çöken organik atıkları yani hayvan ve bitki ölülerini ve artıkları ayrıştırarak minerallere dönüştürürler. Böylelikle bakterilerin içinde bulundukları göller temizlenir. Yapılan bu ayrıştırma işleminde aynı zamanda gölün dibinde çeşitli mineraller de birikmiştir. Böylelikle canlılar baharda uyandıklarında besinlerini de hazır olarak bulurlar. Bakteriler sayesinde hem bulundukları ortamda bir &#8220;bahar temizliği&#8221; yapılmış hem de yazın yeniden canlanan doğa için yeterli miktarda besin hazırlanmıştır. Yarattığı tüm canlılara hesapsız rızık veren Allah, gölde yaşayan birbirinden farklı özelliklere sahip birbirlerinden farklı türdeki sayısız canlı için de bakterileri sebep kılmıştır. Ne bakterilerin başka canlılara sağladıkları bu faydadan haberleri vardır ne de yazın hareketlenen su canlıları, besinlerin kendilerine nereden geldiğini araştırırlar. Onlar sadece kendilerini yaratan Allah&#8217;a teslim olmuşlardır.</p>
<h1 style="text-align: center;"><a name="ozet"></a><span style="color: #993366;"><strong>Allah&#8217;ın Varlığının ve Birliğinin Delilleri ÖZET</strong></span></h1>
<p>&nbsp;<br />
İmkân Delili:<em> İmkân, bir şeyin olması ile olmamasının eşit ihtimale sahip olması demektir. </em>Günlük konuşmalarımızda da <em>&#8220;mümkün&#8221;</em> derken olabilir de olmayabilir de manasını kast ederiz. Yaratılmış olan her varlık bize şu gerçeği haykırır: <em>Benim olmamla olmamam eşit idi. Şu an ben varsam, var olmamı yoklukta kalmama tercih eden biri var demektir. O ise ancak Allah&#8217;tır. </em><br />
Hudus Delili: <em>Hudus, sonradan olma demektir.</em> Hudusun en büyük delili değişmedir. Bir varlıkta değişme varsa, bu hareketin bir ilk noktası olacaktır. İşte o noktadan önce o şey varlık sahasına çıkmamıştı. Henüz yoklukta iken var olmayı kendi kendine irade edemeyeceğine ve buna güç yetiremeyeceğine göre, bu var oluş Allah’ın yaratmasıyla gerçekleşmiş demektir. Maddenin termodinamik kanununa göre sürekli yokluğa doğru kayması, kâinatın durmadan genişlemesi, güneşin süratle tükenişe doğru yol alması gibi hadiseler, bu varlık aleminin bir başlangıcı olduğunu gösteriyor.<br />
San&#8217;at: Atomdan insana, hücreden galaksilere kadar bütün kâinatta, ince ve baş döndürücü bir sanat göze çarpmaktadır. Evet, bir baştan bir başa kâinattaki her eser şu özelliklere sahiptir:</p>
<ul>
<li><em> Büyük sanat değeri taşır.<br />
• Çok kıymetlidir.<br />
• Çok kısa zamanda ve çok kolay yapılmaktadır.<br />
• Çok sayıda olmaktadır.<br />
• Karışık ve çeşit çeşittir.<br />
• Devamlıdır.</em></li>
</ul>
<p>Halbuki, kısa zamanda, çok sayıda, kolay ve karışık yapılan işlerde san&#8217;at ve kıymet olmaması gerekir. Ancak yapan Allah (c.c.) olursa, o zaman her şey değişir ve zıtlar bir araya gelebilir!..<br />
Devir ve Teselsülün Muhal olması: Devrin muhal olduğu şu misalle açıklanıyor. Bir yumurtayı tavuğun yaptığını iddia eden adama soruyorsunuz. <em>Tavuğu kim yaptı? </em>Buna karşılık onun çıktığı yumurtayı gösteriyor. Buna göre tavuğu aradan çıkardığımızda yumurta yumurtayı yapmış oluyor. Bu ise muhaldir. Teselsül ise, bir şeyin silsile hâlinde ta ilk noktasına kadar gidip o ilk varlığı kimin yaptığını sormak suretiyle Allah’ın varlığını ispat metodudur. Yani bu meyveyi şu ağaç yaptı, o bir önceki meyveden oldu, o da bir önceki ağaçtan. Böylece ilk ağaca yahut ilk meyveye kadar varıyor ve soruyoruz: <em>Bunu kim yarattı?.. </em><br />
Kur&#8217;an yolu devir ve teselsülden çok farklıdır. <em>&#8220;Yumurtayı kim yaptı?&#8221;</em> yahut <em>&#8220;Meyveyi kim yaptı?&#8221;</em> sorusunun cevabı, doğrudan doğruya, “Allah yarattı.” diye cevap verilir.<br />
İlim, irade, şefkat, merhamet kavramlarından bir nasibi olmayan, insanı tanımayan, hikmetten, sanattan anlamayan bu sebeplerin (tavuğun ve ağacın) sonucun yaratılmasında hiçbir tesirleri olmadığı ispat edilir. Böylece devir yahut teselsül deliline gerek duyulmaz.<br />
Hikmet ve Gaye Delili: Her varlıkta kendisine mahsus bir gaye, bir maksat, bir fayda takip edildiği göze çarpmakta ve hiçbir şeyde gayesizlik, manasızlık ve israf sayılacak herhangi bir durum müşahede edilmemektedir. Hâlbuki, ne madde aleminde ne bitki ve hayvanat dünyasında ne de eşya ve hadiselerde şuur ve idrak mevcut değildir ki, bu gayeler silsilesi takip edilebilsin. Öyle ise, kâinattaki bu şuurlu işleyişi ve bu hikmet ve gayeleri ancak Allah&#8217;a isnat etmekle makul bir yol tutmuş olabiliriz.<br />
Yardımlaşma Delili: Yağmurun toprağın imdadına, güneşin gözlerin yardımına koşmalarından, ta havanın kanı temizlemesine kadar, bu alem bir yardımlaşma hareketiyle âdeta dolup taşmaktadır. Bu yardımlaşmayı yapan taraflar birbirlerini tanımamakta, bilmemektedirler. Öyle ise bu merhametli icraatı sebeplere vermek mümkün değildir.<br />
Temizlik: Kâinattaki nezafet ve temizlik, başlı başına bir delil olarak, bize Kuddüsismiyle müsemma bir Zat&#8217;ı (c.c.) anlatmaktadır. Toprağı temizleyen bakteriler, böcekler, karıncalar ve nice yırtıcı kuşlar; rüzgâr, yağmur ve kar; denizlerde buzullar ve balıklar; gezegenimizde atmosfer, uzayda kara delikler; bünyemizde kanımızı temizleyen oksijen ve ruhumuzu sıkıntılardan kurtaran manevi esintiler, hep Kuddüsisminden haber vermekte ve o ismin verasındaki Zat-ı Mukaddes&#8217;i göstermektedir.<br />
Simalar: Herhangi bir insanın siması, en ince teferruatına kadar kendisinden evvel geçmiş milyarlarca insandan hiçbirisine birebir benzememektedir. Bu kaide, kendisinden sonra gelecekler için de aynen geçerlidir. Bir cihette birbirinin aynı, diğer cihette birbirinden ayrı milyarlarca resmi küçücük bir alanda çizip, sonra da kendileri gibi olması mümkün, milyarlarca resimden ayırmak ve her şeyi sonsuz ihtimal yolları içinde bir yola ve bir şekle sokmak, elbette ve elbette yarattığı her varlığı, hem de hiç kapalı bir yanı kalmamak üzere bilen ve o varlığa istediği şekli vermeye gücü ve ilmi yeten Cenab-ı Hakk&#8217;ı en sağır kulaklara dahi duyuracak kuvvette bir ilandır.<br />
Fıtrat ve Vicdan Delili: Allah&#8217;ı tanımanın sayılamayacak kadar çok delil ve işaretleri insanın yaratılışında, fıtratında mevcuttur. Bunlardan birkaç örnek: İnsan fıtratı ve vicdanı her nimetin mutlaka şükür istediğini bilir. Bir peygambere kavuşmuş ve hidayete ermişse şükrünü Allah&#8217;a yapar. Aksi hâlde batıl mâbutlara tapar. Bu tapma insan vicdanın insanı zorlamasıyla gerçekleşir.<br />
<em>Güzelliği takdir hissi de insan fıtratında mevcuttur.</em> Sergiler, fuarlar bu his ile gerçekleşir. İnsan bu yaratılışının gereği olarak, şu sema yüzünde sergilenen yıldızları, zemin yüzünde boy gösteren çiçekleri, ağaçları, ormanları dolduran ceylanları, aslanları, denizlerde kaynaşan balıkları seyretmek ve onlardaki İlâhî sanatın mükemmelliğini takdir etmek durumundadır.<br />
Tarih: <em>Dinler tarihi şahittir ki, insanlık hiçbir devrini dinsiz geçirmemiştir. </em>Batıl, hatta gülünç dahi olsa, hemen her devirde bir dine inanmış ve bir manevi sistemi takip etmiştir. İnsan fıtratına inanma duygusunu Allah koymuştur ve insan O’na (Allah’a) inanmakla mükelleftir.<br />
Kur&#8217;an: Kur&#8217;an-ı Kerim&#8217;in Kelamullah olduğunu ispat eden bütün deliller, aynı zamanda Cenab-ı Hakk&#8217;ın varlığını da ispat eder durumdadır. Kur&#8217;an&#8217;ın Allah kelamı olduğuna dair yüzlerce delil vardır. Bunlar, Kur’an ile alakalı İslam kaynaklarında en ince teferruatına kadar mevcuttur. Bütün bu deliller, kendilerine mahsus dilleriyle &#8220;Allah vardır.&#8221; derler.<br />
Peygamberler: Peygamberlerin ve bilhassa Peygamberler Efendisi İki Cihan Serveri&#8217;nin (a.s.m) peygamberliğini ispat eden bütün deliller de yine Cenab-ı Hakk&#8217;ı anlatan delillere dahil edilmelidir. Zira peygamberlerin varlıklarının gayesi, tevhid;yani Allah&#8217;ın varlık ve birliğini ilan etmektir. Öyleyse, her peygamberin kendi peygamberliğini ispat eden bütün delilleri, aynı zamanda, Cenab-ı Hakk&#8217;ın varlığına da delil olmaktadır. Bir peygamberin hak nebi olduğunu ifade eden bütün deliller, aynı kuvvetle, hatta daha da öte bir kuvvetle &#8220;Allah vardır ve birdir.&#8221; demektedir&#8230;<br />
&nbsp;<br />
<strong>Allah’ın varlığının ve birliğinin delilleri</strong><br />
Bütün semavî dinlerin temelini Allah&#8217;ın varlığına inanmak oluşturur. &#8220;Tevhid dini&#8221; olan İslâm&#8217;ın en önemli esası da Allah&#8217;ın varlık ve birliğine iman etmektir. O&#8217;nun varlığını ve birliğini gösteren pek çok deliller vardır. Bu delillerin en büyük dört tanesi şunlardır: Birincisi, şu muhteşem evren ve içindeki her biri birer sanat harikası olan varlıklardır. İkincisi, başta Kur&#8217;ân olarak bütün semavî kitaplardır. Üçüncüsü, başta son peygamber Hazret-i Muhammed (sav) olmak üzere bütün peygamberlerdir. Dördüncüsü, her insanın kalbinde bulunan vicdandır. Kim bu dört kaynağa dikkatlice baksa ve onlardan gelen sese kulak verse, kendini yaratan Rabbini bulur ve tanır. Mesela, vicdanının sesini dinlese &#8220;Muhakkak seni ve her şeyi yaratan, sonsuz kudret ve merhamet sahibi yüce bir yaratıcı var.&#8221; dediğini ve ona olan ihtiyacını işitir.<br />
<strong><br />
KÂİNATTAKİ DELİL</strong><br />
Şimdi bu delillerin en büyüğü olan evrenden ve içindekilerden yola çıkarak bazı örnekler üzerinde duralım: Her insan bilir ki bir bina ustasız yapılamaz. Bir okul müdürsüz, bir şehir valisiz olamaz. Öyleyse şu koca evren de bir ustası olmadan kendiliğinden meydana gelemez. Bir idarecisi ve hâkimi olmadan düzenini devam ettiremez. Demek ki bu kâinatı yoktan var eden büyük bir ustası, düzen ve dengesini bozulmaktan koruyan bir hâkimi vardır. O da Rabbimiz olan Yüce Allah&#8217;tır.<br />
CANLILARDAKİ DELİL<br />
Çevremizde gördüğümüz bütün varlıklar, gâyet mükemmel ve kusursuz yaratılışlara sahiptirler. Özellikle her bir canlı, son derece hassas ölçülerle, iç içe geçen karmaşık sistemlerle ve pek çok harika sanatlarla donatılmış olarak meydana gelirler. Basit, cansız bir hapın üretilmesi için bile ölçülerini tam olarak tutturmak gerekir. Tesadüfler sonucu bir tek aspirin oluşabilir mi? Bir ölçüp tartan olmadan, içindeki malzemeler kendiliklerinden bir araya gelebilirler mi? Madem bir tek aspirin dahi kendiliğinden ortaya çıkamaz, öyleyse ondan çok daha hassas ölçülere, çok daha güzel sanatlara sahip ve üstelik canlı olan menekşe gibi bir çiçek nasıl kendiliğinden ortaya çıkabilir? Öyle güzel bir sanat sadece çok yüce bir sanatkârın eseri olabilir. Kendiliğinden olamaz.<br />
HÜCRELERDEKİ DELİL<br />
Canlıların temel yapı taşları olan hücrelerde öyle büyük bir düzen vardır ki en büyük ve en modern fabrikalarda bulunmaz. Acaba akıl sahibi bir insan, bir kumaş fabrikasının kendiliğinden bütün tezgâhlarıyla beraber ortaya çıkıp kumaş üretmeye başladığını kabul edebilir mi? En basit bir fabrikanın tesadüflerle kurulabileceğini kabul etmeyen bir akıl, milyonlarla küçük parçacıklardan oluşan bir hücrenin kendiliğinden ortaya çıkabileceğini hiç kabul edemez. Bir bilim adamı, bir hücrenin tesadüfen ortaya çıkma olasılığını anlatmak için bunun, bir hurda yığınına kasırga isabet etmesi sonucunda bir Boeing 747 uçağının oluşmasından hiç bir farkı olmadığını belirtmiştir. Demek ki küçücük bir yaratılış mucizesi olan hücrenin ortaya çıkması ancak Allah&#8217;ın sonsuz ilim ve kudretiyle olabilir.<br />
İNSAN VÜCUDUNDAKİ DELİL<br />
İnsan vücudunun yaratılışındaki kusursuzluk da Allah&#8217;ın varlığını çok açık bir şekilde gösterir. Bedenimizin bütün hücreleri ve organları çok karmaşık bir ilişkiler ağı içerisinde, olağan üstü bir uyumla çalışmaktadır. Vücudumuzda bu faaliyetler olup dururken, bütün bu olanlardan bizim neredeyse hiç haberimiz olmaz. İnsanların çok basit bir taklidi olan bir robotun kendiliğinden veya bir süreç içerisinde tesadüfen oluşabileceğine hiç kimse ihtimal verir mi? Elbette vermez. Öyleyse sağlıklı düşünebilen bir insan aklı, en güzel bir sanat olan kendi vücudunun tesadüflerle ortaya çıkacağına ve fonksiyonlarını tesadüflerle yerine getirebileceğine hiç ihtimal veremez. Yüce Rabbimiz de Kur&#8217;ânda, &#8220;Ey insan! Seni yaratan, şekillendirip ölçülü yapan, dilediği bir biçimde seni oluşturan cömert Rabbine karşı seni ne aldattı?&#8221; (İnfitar Sûresi, 6-8) gibi âyetlerle insanı Allah&#8217;ın yarattığı konusunda bizleri ikaz ediyor. İnsan vücuduna diğer bütün canlı varlıkları kıyaslayabiliriz. Hepsi de son derece kusursuz ve karmaşık yaratılışlarıyla sonsuz bir ilim, kudret ve irade sahibi yaratıcının varlığını gösterirler. &#8220;&#8230;Yeryüzünde hiçbir canlı yoktur ki Allah onun perçeminden tutmuş olmasın&#8230;&#8221; (Hud Sûresi, 56. âyet) gibi âyetler bütün canlıları O&#8217;nun yarattığını ve O&#8217;nun idaresi altında olduğunu ifade ediyorlar.<br />
ATOMLARDAKİ DELİL<br />
Bütün varlıklar atomlardan oluşurlar. Her bir atomda çok harika bir sanat, mükemmel bir yapılış ve müthiş bir enerji vardır. Merkezindeki çekirdek ve etrafında dönen elektronlarıyla sanki küçük bir güneş sistemi gibidir. Bu kadar harika özellikler o kadar küçük bir alana sıkıştırılmıştır ki en gelişmiş elektron mikroskoplarıyla bile tam olarak görülemez. Bu kadar mükemmel ve küçücük bir sanat, hiç tesadüfen ortaya çıkabilir mi? Tesadüflerden, güzel sanatlar ve harika eserler değil ancak dağılma ve bozulma meydana gelir. Öyleyse kâinatın küçücük bir modeli gibi olan atomları her şeyi bilen ve her şeye gücü yeten Allah yaratmıştır. Üstelik bütün evren, adeta atomlardan oluşan büyük bir deniz gibidir. Öyleyse bir atomu kim yaratmış ise bütün evreni de o yaratmıştır. Bütün her şeyi Allah&#8217;ın yarattığını anlatan bir Kur&#8217;ân âyeti şöyledir: &#8220;&#8230;O, her şeyi yaratmış ve yarattığı o şeyleri bir ölçüye göre takdir etmiştir.&#8221; (Furkan Sûresi, 2. âyet)<br />
HAYATTAKİ DELİL<br />
Allah&#8217;ın varlığının en büyük bir delili de hayattır. Şu dünyada yaşayan bütün canlılar, hava, su, toprak gibi bazı temel maddelerle yaratılırlar. Özellikle dünyada hayat başlamadan önce bu maddelerde herhangi bir canlılık da yoktu. Tamamen cansız, bu toprak ve su gibi maddelerdeki elementlerin bir araya gelmesi ile oluşan canlı varlıklar hayatı nereden almaktadırlar? Üstelik hayatla beraber gelen sevmek, nefret etmek, görmek, duymak gibi pek çok duygu ve hisler de o maddelerde yoktur. Şu halde bütün âlemdeki sanatların en değerlisi olan hayat gibi bir mucize, ancak ezelî bir hayata sahip olan yüce Allah&#8217;ın yaratmasıyla ortaya çıkabilir. O cansız maddelerden gelmiş olamaz. Bu konuda bir Kur&#8217;an âyeti şöyle der: &#8220;O, size hayat veren, sonra sizi öldürecek, daha sonra da diriltecek olandır&#8230;&#8221; (Hac Sûresi, 66. âyet)<br />
DÜNYADAKİ DELİL<br />
İçinde yaşadığımız dünyada kurulu sisteme baktığımızda onu hayata en uygun bir şekilde düzenleyen bir yaratıcının varlığını fark ederiz. Çünkü etrafımızı dikkatle gözlediğimiz zaman harika bir sistemin kurulmuş olduğunu görürüz. Dünyanın güneş ve kendi ekseni etrafında dönmesi, dört mevsimin art arda gelmesi, gece gündüzün değişmesi, yağmurların yağması, rüzgârların esmesi, canlıların yeryüzünde çoğalması ve beslenmesi gibi çok büyük ve karmaşık olaylar tam bir düzen içerisinde devam eder.<br />
Bununla birlikte dünya, her şeyiyle hayata hizmet edecek şekilde yaratılmıştır. Karalarıyla denizleriyle, dağları ve ırmaklarıyla canlılara en uygun şekildedir. Güneşe olan uzaklığı en ideal mesafededir. Daha yakın veya daha uzak olsa idi dünyada yaşamak mümkün olmazdı. Kendi etrafında ve güneşin etrafında çok büyük hızlarla döndüğü halde üstünde yaşayanları hiç sarsmaz. Bu hâliyle, sanki büyük bir gemi gibi, uzay boşluğu içinde milyarlarca yolcusu ile birlikte seyahat eder. Üstelik bu yolcuların besinleri dışarıdan alınarak depolanmaz. Her şey o gemi içinde yetiştirilip ikram edilir. Çok büyük bir gemiyi içinde bu şekilde yolcularıyla ve ziyafet sofraları kurulmuş bir halde görsek ne düşünürüz? Bu geminin tesadüfen, bir fırtına sonucu uçuşan maddelerin bir araya gelmesiyle oluştuğuna ve içindekilerin de her nasılsa orada kendiliklerinden ortaya çıktıklarına kimse ihtimal verir mi?<br />
İşte dünya en büyük ve en modern gemilerden çok daha büyük ve çok daha hassas ölçülerle yaratılmıştır. Böyle bir gemi elbette sonsuz kudret ve maharet sahibi bir sanatkâr olan Allah&#8217;ın yaratması ile ortaya çıkabilir. Dünya üzerinde görünen Allah&#8217;ın varlık delillerine bir Kur&#8217;an âyeti şöyle işaret eder: &#8220;O, yeri yayıp döşeyen, orada dağlar, nehirler meydana getiren, orada her türlü meyveden (erkekli-dişili) iki eş yaratandır. O geceyi gündüze bürüyor. Şüphesiz bunlarda, düşünen bir kavim için (Allah&#8217;ın varlığını gösteren) deliller vardır.&#8221; (Râd Sûresi, 3. âyet)<br />
KÂİNATIN BAŞLANGICINDAKİ DELİL<br />
Bu kâinat ve içindeki her varlık sonradan meydana gelmiş, yoktan yaratılmıştır. Günümüzde bu gerçek, fen bilimlerince de doğrulanmaktadır. Astronominin tespitlerine göre, bu evren, sıfır noktasında iken büyük bir patlama ile ortaya çıkmıştır. Bu patlama sonrasında oldukça düzenli, hassas dengelere sahip galaksiler, yıldızlar, gezegenler meydana gelmiştir. Bilim adamları bu ilk patlamanın rastgele bir savrulma olamayacağını, aksine bir programa dayalı düzenli bir açılıp genişleme olması gerektiğini söylüyorlar. Çünkü rastgele bir patlamadan böyle harika sanatlarla dolu bir evren ortaya çıkamazdı. Hiçbir şey yokluktan kendiliğinden çıkıp var olamaz. Madem bu âlemin bir başlangıcı vardır. O halde, başlangıcı olmayan ezelî bir yaratıcıya muhtaçtır. O da, Kur&#8217;ân&#8217;ın bize tanıttığı, sonsuz ilim ve kudret sahibi olan Allah&#8217;tır. O, büyük patlama ile kâinatı yoktan var etmiştir. Allahu Teâlâ, Kur&#8217;ân&#8217;da kâinatı bizzat yarattığına ve genişlettiğine şöyle işaret eder: &#8220;Göğü, gücümüzle Biz kurduk; şüphesiz biz onu genişleticiyiz.&#8221; (Zariyat Sûresi, 47. âyet)<br />
Kur&#8217;ân-ı Kerim&#8217;de, &#8220;&#8230;Şüphesiz bunda aklını kullanan bir kavim için (Allah&#8217;ın varlığını gösteren) deliller vardır.&#8221; (Rad Sûresi, 4. âyet) gibi çok âyetler bizleri yaratılmışlar hakkında düşünüp ibret almaya davet ederler. Allah&#8217;ın sanatlarını görüp onlar üzerinde düşünmek akıl sahibi insanlar için hem büyük bir şeref, hem büyük bir görevdir. Bunun farkında olan insan, Allah&#8217;ın kendisine ihsan ettiği akıl ile bir binaya bakıp ustasını gördüğü gibi, yaratılmışlara bakarak da Yaratıcıyı bulabilir.<br />
HER ŞEYİ YARATAN ALLAH&#8217;TIR<br />
Etrafımızdaki varlıkları dikkatle gözden geçirdiğimizde zerrelerden yıldızlara kadar, küçük büyük her şeyde bir ölçüyü, plan ve programı görürüz. Her nereye bakarsak gizli bir kudretin atomlara, hücre yapılarına, canlılara hatta yıldızlara varıncaya kadar ölçüp, biçtiğini, ona göre dikkatlice yaratıp düzen verdiğini anlarız. Bütün evren, adeta büyük bir canlı organizma gibidir. Bütün parçaları mükemmel ölçülerle birbirini tamamlayan kompleks bir yapıda ve muhteşem bir sanat eseri olarak yaratılmıştır. Buna işaretle yüce Allah Kur&#8217;ân&#8217;da: &#8220;Gerçekten biz, her şeyi bir ölçü ve dengede yarattık&#8221; (Kamer Sûresi, 49. âyet) buyurmaktadır.<br />
Madem bu evren bütünüyle onun bir sanat eseridir ve iç içe geçen pek çok varlıklar ve düzenlerle mükemmel bir şekilde yönetilmektedir. O halde içindeki en küçük bir atomu ve atomların birleşmesiyle oluşan bir canlıyı da yaratan odur. Bir tek atomu yaratan Allah olduğu gibi; tuğlaları atomlarla örülmüş şu kâinat binasını yaratan da O&#8217;dur. Çünkü bütünü yaratan kim ise bütünün parçalarını yaratan da odur. Demek ki, atomu yaratan ve ona düzen veren kim ise, yıldızları yaratan ve aralarına dengeyi koyan da elbette odur.<br />
Yeryüzündeki bütün canlılar hücrelerin bir araya gelmesiyle oluşurlar. Hücrelerde ise öyle bir sanat, öyle karmaşık bir yapı ve o kadar hassas ölçüler vardır ki bütün insanlık toplansalar tek bir hücreyi yapamazlar. Bütün mahlûkların en akıllıları ve en kabiliyetlileri olan insanların yapmaktan aciz kaldıkları bir işi her halde kör tesadüfler veya bilinçsiz tabiat kanunları yapamaz. Öyleyse her bir hücreyi sonsuz ilim, irade ve kudret sahibi olan Allah&#8217;tan başkası yaratmış olamaz. O halde, bir hücreyi kim yaratmış ise onlardan oluşan bir canlıyı da hatta bütün canlıları da o yaratmıştır. Çünkü bütün canlılar hücrelerden oluşmaktadır. Bu gerçeği bir Kur&#8217;ân âyeti şöyle ifade eder: &#8220;Gökleri, yeri ve bu ikisi içinde yaydığı canlıları yaratması, onun varlığının delillerindendir&#8230;&#8221; (Şûrâ Sûresi, 29. âyet)<br />
Bilindiği gibi, bir yerin idaresine birden fazla karışan olsa, orası karışır ve düzen bozulur. Hâlbuki evrende, evrenin büyüklüğü nispetinde çok hassas ölçülerle kurulmuş bir düzen var. Hatta iç içe geçerek birbirini tamamlayan sonsuz sayıda düzenler var. Eğer ikinci bir el karışsaydı her şey karmakarışık olur, düzen alt üst olurdu.<br />
Acaba böyle büyük bir evreni yaratan ve bu kadar hassas ve mükemmel bir düzeni kuran bir kudretin yardımcı veya ortağa ihtiyacı olur mu? Farz-ı muhal eğer ikinci bir el karışacak olsa o çok hassas düzen mutlaka bozulurdu. Demek oluyor ki; düzenin varlığı, Allah&#8217;ın sonsuz ilim ve kudretini gösterdiği gibi, bu düzenin mükemmel olarak devamı da başka hiçbir elin karışmadığını gösterir. Bunun içindir ki, Güneş milyonlarca senedir aynı özellikleriyle dünyamızın lambası ve sobası olmaya devam ediyor. Dünya uzaydaki yörüngesinden sapmıyor. Hayat bütün güzellikleri ile sürüyor. Bir âyet meali bahsettiğimiz hakikate şöyle işaret eder: &#8220;Eğer yerde ve gökte Allah&#8217;tan başka ilahlar olsaydı, kesinlikle ikisinin de düzeni bozulurdu&#8230;&#8221;<br />
(Enbiya Sûresi, 22. âyet)<br />
Bütün canlıların kâinatın bir özeti şeklinde yaratılmış olması da her şeyin yaratıcısının Allah olduğunun önemli delillerinden biridir. Şöyle ki: Bir kitabın özetini çıkaracaksanız, mutlaka bütün kitabı okumalısınız. Kitabın bütününü bilmeden güzel bir özet çıkarmanız mümkün değildir. Bir kimsenin bir kitabın mükemmel bir özetini çıkarması o kitabı tam manasıyla bildiğini gösterir. Mesela, çekirdek ağacın mükemmel bir özetidir. Ağacın bütün özellikleri bilinmeden çekirdeğin yapılması da mümkün değildir. Ağacı kim yaratmış ise çekirdeği de muhakkak o yaratmıştır. Bununla beraber bütün kâinatı bilmeyen ağacı da yapamaz. Çünkü bir ağaç bütün diğer canlılar gibi, şu kâinatın bir özüdür ve bütün kâinatla alakası vardır. Örnek olarak ağaçta kullanılan maddelerin hepsi şu evrenden hassas ölçülerle süzülerek toplanmıştır. Ayrıca güneşle, atmosferle, bulut ve yağmurla, kış ve yazla çok ince ve önemli ilişkileri, alış verişleri vardır. Öyleyse kâinatı her yönden bilmeyen biri ağacı yaratamaz. Ağacı bütün özellikleriyle bilmeyen biri çekirdeği yaratamaz.<br />
Bütün bunlar tüm evrenin bütün varlıklarıyla birbirinden ayrılmaz bir bütün olduğunu ve en büyük şey gibi en küçük şeyin de tek bir Allah tarafından yaratıldığını göstermektedir. Kur&#8217;ân bu gerçeği şöyle ifade eder: &#8220;Sizin ilâhınız bir tek ilâhtır. Ondan başka ilâh yoktur&#8230;&#8221; (Bakara Sûresi, 163. âyet)<br />
HAYATI VEREN ALLAH&#8217;TIR<br />
Allah&#8217;ın yarattığı şu evrene dikkatle baktığımızda ilâhî sanatların en büyüklerinin canlı varlıklar olduğunu görürüz. Her bir canlı, hücrelerin alt birimlerinden başlayarak milyarlarca karmaşık sistemlerin organize bir şekilde iç içe geçmesiyle oluşmuştur. Bu da bize o canlının kendiliğinden veya tesadüfen ortaya çıkmadığını, aksine sonsuz ilim ve kudret sahibi bir Allah tarafından<br />
yaratıldığını gösterir.<br />
Üstelik canlılar sahip oldukları hayatı Allah&#8217;tan başka hiç bir yerden almış olamazlar. Çünkü onların yapımında kullanılan toprak su gibi maddelerin hiç birinde hayat yoktur. Öyleyse hayatı veren yalnızca her şeyi yaratan Allah olabilir.<br />
Allah, hayatı kudretinin en büyük mucizesi olarak yaratmıştır. Elbette bu en değerli ve en nazik sanatının çabucak bozulup dağılmasına müsaade etmez. Bu kıymetli sanatın devamını, canlıların rızıklarını temin ederek ve onları koruyucu bazı sistemlerle donatarak sağlar.<br />
Bütün canlılar, kendilerine lazım olan gıdaları kolayca elde edebilecek bir ortamda yaratılırlar. Hayatımız için en gerekli şey olan hava, her tarafımızı sarmıştır. Bütün yeryüzü su kaynaklarıyla donatılmıştır. Topraktan yetişen her türlü besinler canlıların istifadesine sunulmuştur. Bunun yanı sıra bu gıdalara ulaşıp istifade etmelerini sağlayacak organlar verilmiştir.<br />
Bütün bu şefkat ve merhamet dolu düzenler elbette kendiliğinden oluşmuş değildir. Aksine her canlıya hayat veren, onların ihtiyaçlarını gören ve sonsuz merhamet sahibi yüce Allah tarafından kurulmuştur. Allah&#8217;ın her canlıyı rızıklandırıp yaşattığına dair çok âyetlerden birisi şöyledir: &#8220;Nice canlılar vardır ki, rızıklarını taşımazlar (yiyeceklerini temin edemezler). Onları da sizi de Allah rızıklandırır&#8230;&#8221; (Ankebut Sûresi, 60.âyet)<br />
Bundan başka her canlıya, hayatının devamı için kendisini koruyabilecek bazı cihazlar verilmiştir. Daha dünyaya gelmeden mükemmel bir korunma ve savunma sistemiyle donatılarak gönderilirler. Meselâ hayvanlar kendilerine verilen, boynuz, pençe, gaga gibi silahlarla hayatlarını korurlar. Vücudumuzdaki lenf sistemi, mikroplara karşı bir savunma mekanizmasıdır. Beynimiz, önümüze çıkacak bütün zararlara karşı önlem alabilecek en kıymetli bir organımızdır. Refleks denilen bir sistemle canlılar kendilerini, düşünmeye bile gerek kalmadan koruma altına alırlar. Meselâ küçük bir çocuğun yere düşerken anîden ellerini yere koyması ve bu şekilde başını çarpmaktan koruması, hayatını kurtaran bir refleks hareketidir. Ölüm korkusu bile hayatın korunmasına hizmet eder. Eğer bu his olmasaydı, canlılar, hayatlarına mal olacak yanlışlıklara kolayca düşerlerdi.<br />
Canlıları yaratan ve rızıklar vererek yaşatanın Allah olduğu, bir âyette şöyle ifade edilmektedir. &#8220;Allah, sizi yaratan, sonra size rızık veren, sonra sizi öldürecek ve daha sonra da diriltecek olandır&#8230;&#8221; (Rum Sûresi, 40. âyet) Başka bir âyette ise Yüce Allah şöyle buyurmaktadır: &#8220;De ki: &#8220;Size göklerden ve yerden kim rızık verir?&#8221; De ki: &#8220;Allah&#8230;&#8221; (Sebe Sûresi, 24. âyet)<br />
Özetle, canlılara hayatlarını kim verdiyse, her çeşit gıdalarla besleyerek onları yaşatan da O&#8217;dur.<br />
&#8220;O&#8217;ndan başka hiçbir ilâh yoktur. Yaşatır, öldürür&#8230;&#8221;(Duhan Sûresi, 8. âyet)<br />
ALLAH HER AN GÖZETENDİR<br />
Yüce Rabbimizin güzel isimlerinden biri de Basîr&#8217;dir. Yani O her şeyi görendir. Evrendeki denge, bütün varlıkları her an gördüğünün en büyük delilidir. Şu âlem bir an olsun O&#8217;nun kontrolünden çıksa, muhakkak her şey bir kaos içine düşer ve düzen alt üst olur. Çünkü bu büyük ve karmaşık dengenin sürmesi her an Allah&#8217;ın görüp gözetmesi sayesinde olabilir. Kendiliğinden olamaz<br />
Basîr olduğu için bütün varlıklar her an O&#8217;nun gözetimi ve koruması altındadırlar. Allah&#8217;ın güzel isimlerinden olan ve her şeyi gözetip takip eden manasına gelen Rakib; ve koruyup kollayan manasına gelen Hafiz isimleri de bu manayı ifade ederler.<br />
Kâinata baktığımızda her şeyin bir düzen üzere devam ettiğini, işlerin yolundan çıkıp dengenin bozulmadığını görüyoruz. Yıldızlar dökülüp dağılmıyor. Güneşin enerjisi bitip tükenmek bilmiyor. Dünya yörüngesinden çıkmadan yoluna devam ediyor. Canlılık yeryüzünde devam ediyor. Bütün bunlardan anlıyoruz ki, kâinatı yaratan onu görüyor, gözetiyor, koruyup kolluyor. Kendi haline bırakmıyor. Mesela, saatte &#8220;yüz elli kilometre&#8221; hızla giden bir aracın şoförü gözünü yoldan kısa bir süre için çevirse o aracın başına neler gelebileceğini düşünün. Peki, dünyanın uzaydaki hızını hiç düşündünüz mü? Dünya, güneş etrafında 108.000 (km/h) gibi büyük bir süratle dönmektedir. Bu ise, ses hızını aşan bir jetten elli kat fazla, müthiş bir sürattir. Üzerinde seyahat ettiğimiz şu dünya gemisinin, milyonlarca senedir hiçbir sarsıntı vermeden yoluna devam etmesi onu gözeten yüce bir kudret sahibini akıllara gösterir. Eğer bir an kontrolden çıksa başına gelecek trafik kazasının sonucunu hayal dahi edemeyiz. Demek ki hiçbir şey, hiçbir zaman kendi haline bırakılmıyor.<br />
Kontrolsüz kalmıyor.<br />
Allah, bütün canlıları da gözetir. Onları gözetip koruduğuna delil, bir milyonu aşkın bitki ve hayvan türlerinin bütün ihtiyaçlarını gidermesidir. Her birisi kalabalık ordular gibi olan o canlıların, rızıkları, elbiseleri, silahları ve her türlü ihtiyaçları hiç biri unutulmadan karşılanmaktadır. Eğer bütün bunları O Yüce Yaratıcı karşılamasa ve kendi başlarına bırakılmış olsa idiler, aciz kalıp hepsi perişan olurdu. Mesela, insanlara yağmur vermeyip &#8220;Haydi bundan sonra içecek suyunuzu kendiniz temin edin&#8221; deseydi, acaba insanlığın hali ne olurdu? Ya da koyunların elbiseleri olan yünlerini vermeyip &#8220;siz kendi elbisenizi kendiniz karşılayın&#8221; deseydi yeryüzünde bir tek koyun kalır mıydı? Bütün canlıları ve ihtiyaçlarını bu kıyaslamaya dâhil edebiliriz. Demek oluyor ki, Rabbimizin görüp gözetmesi sayesinde bütün canlılar O&#8217;nun şefkatli yardımlarına kavuşurlar. Bunu ifade eden bir âyet şöyledir: &#8220;&#8230;Şüphesiz Allah, kullarını hakkıyla görür&#8230;&#8221; (Mü&#8217;min Sûresi, 44. âyet)<br />
Allah kullarını bela ve sıkıntılardan koruyarak da gözetir. Dünyada hayatın devamını korumaya alan bütün düzenler O&#8217;nun koruyucu olan manasındaki Hafîz isminin bir tecellisidir. Örnek olarak dünyadaki hayat güneşin zararlı ışınlarına karşı ozon tabakası ile korumaya alınmıştır. İnsanlar dualarında, dünyanın musibetlerinden korunmak için O&#8217;ndan yardım isterler. Dünyadaki imtihanın bir gereği olarak müminler de bazen musibetlere düşebilirler. Fakat çok defalar O&#8217;nun yardımlarıyla korunduklarını fark ederek Allah&#8217;a şükrederler. Allah&#8217;ın merhametiyle kullarını koruduğunu bir âyet şöyle ifade eder: &#8220;&#8230;Allah en iyi koruyandır ve O, merhametlilerin merhametlisidir&#8230;&#8221; (Yusuf Sûresi, 64. âyet)<br />
İnsanların işledikleri bütün ameller de Allah&#8217;ın gözetimi altındadır. Allahü Teâlâ, insanları bu dünyaya mühim vazifelerle göndermiştir. Onlara iyilikleri emretmiş, kötülüklerden sakındırmıştır. İnsanların güzel huylar kazanıp kemale ermeleri, ancak O&#8217;nu iyi tanımaları, emir ve yasaklarına uymalarıyla mümkün olur. Bundan dolayı insanların ne gibi davranışlarda bulundukları sürekli Allah&#8217;ın gözetimi altındadır. Kur&#8217;ân-ı Kerim bize bütün davranışlarımızın Allah tarafından görülüp kaydedildiğini pek çok âyetlerle beyan eder. Onlardan biri şöyledir: &#8220;Şüphesiz O, yaptıklarınızı hakkıyla görmektedir.&#8221; (Fussilet Sûresi, 40. âyet.) Bazı âyetler de insanların bütün amellerinin görevli meleklerce kaydedildiğini bildirir: &#8220;İnsan hiçbir söz söylemez ki onun yanında (yaptıklarını) gözetleyen (ve kaydeden) hazır bir melek bulunmasın.&#8221; (Kaf Sûresi, 18. âyet)<br />
O halde bizlere düşen Rabbimiz&#8217;in her yerde hazır olduğunu, bizleri gözetip koruduğunu düşünmek, bütün sıkıntı ve ihtiyaçlarımızda O&#8217;ndan yardım istemektir. Yaptıklarımızın kaydedildiğini bilerek yanlışlıklara düşmekten sakınmaktır.<br />
&nbsp;<br />
<iframe loading="lazy" width="640" height="360" src="https://www.youtube.com/embed/Ll8v7oEIYXE?feature=oembed" frameborder="0" allow="autoplay; encrypted-media" allowfullscreen></iframe><br />
&nbsp;<br />
&nbsp;<br />
&nbsp;</p>
<hr />
<p align="left"><span style="color: #339966;"><strong>Anahtar Kelime Alanımız:</strong></span> <span style="font-size: 16px;">allah&#8217;ın varlığının ve birliğinin delilleri allah&#8217;ın varlığının akli delilleri allah&#8217;ın varlığının delilleri allah&#8217;ın varlığının delilleri nelerdir allah&#8217;ın varlığının mantıksal delilleri allah&#8217;ın varlığının delilleri slayt allah&#8217;ın varlığının ve birliğinin delilleri slayt allah&#8217;ın varlığının bilimsel kanıtları allah&#8217;ın varlığının delilleri ayet allah&#8217;ın varlığının akli ve nakli delilleri allah&#8217;ın varlığının akılla ispatı allah&#8217;ın varlığının ayetlerle delilleri allah&#8217;ın varlığının akıl yoluyla ispatı allah&#8217;ın varlığını aklımızla nasıl anlayabiliriz allah&#8217;ın varlığını aklımızla anlayabilir misiniz allah&#8217;ın varlığını aklımızla anlayabilir miyiz allah&#8217;ın varlığının bir delili allah&#8217;ın varlığının birliğinin delilleri allah&#8217;ın varlığının bilimsel ispatı allah&#8217;ın varlığının belirtileri allah&#8217;ın varlığı bilimsel olarak kanıtlandı allah&#8217;ın varlığına inanmayanlara cevap allah&#8217;ın varlığını kanıtlayan cümleler allah&#8217;ın varlığının delilleri pdf allah&#8217;ın varlığının delilleri kelam allah&#8217;ın varlığının delilleri özet allah&#8217;ın varlığının delilleri nizam delili allah&#8217;ın varlığının en büyük kanıtı allah&#8217;ın varlığının evrendeki delilleri allah&#8217;ın varlığının en büyük ispatı allah&#8217;ın varlığının en büyük delili allah&#8217;ın varlığının en büyük delilleri allah&#8217;ın varlığına en güzel cevap allah&#8217;ın varlığının felsefi delilleri allah&#8217;ın varlığının delilleri felsefe allah&#8217;ın varlığını gösteren deliller allah&#8217;ın varlığını gösteren örnekler allah&#8217;ın varlığını gösteren kanıtlar allah&#8217;ın varlığını gösteren akli deliller allah&#8217;ın varlığını gösteren mucizeler allah&#8217;ın varlığı hakkında deliller allah&#8217;ın varlığının ispatı allah&#8217;ın varlığını ıspatlayan deliller allah&#8217;ın varlığının ispatlayan örnekler allah&#8217;ın varlığının kanıtları allah&#8217;ın varlığının delilleri caner allah&#8217;ın varlığının delili allah&#8217;ın varlığının delilleri kısaca allah&#8217;ın varlığı ve birliğini gösteren örnekler allah&#8217;ın varlığının delilleri maddeler halinde allah&#8217;ın varlığına 3 delil allah&#8217;ın varlığının delilleri ppt allah&#8217;ın varlığına 5 kanıt allah&#8217;ın varlığının delilleri resimli allah&#8217;ın varlığına matematiksel kanıt allah&#8217;ın varlığının delilleri slayt allah&#8217;ın varlığının delilleri temanü allah&#8217;ın varlığını aklımızla nasıl anlayabiliriz allah&#8217;ın varlığının delilleri yazı allah&#8217;ın varlığının delilleri youtube allah&#8217;ın varlığının en büyük delili</span></p>The post <a href="https://ateistlerecevap.org/allahin-varliginin-ve-birliginin-delilleri-detayli/" data-wpel-link="internal">Allah'ın Varlığının ve Birliğinin Delilleri [DETAYLI]</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ateistlerecevap.org/allahin-varliginin-ve-birliginin-delilleri-detayli/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Allah Neden Kadın Peygamber Göndermemiştir?</title>
		<link>https://ateistlerecevap.org/allah-neden-kadin-peygamber-gondermemistir/</link>
					<comments>https://ateistlerecevap.org/allah-neden-kadin-peygamber-gondermemistir/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ateistlere Cevaplar]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 05 Mar 2018 08:10:14 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sorular]]></category>
		<category><![CDATA[Allah Neden Kadın Peygamber Yollamamıştır?]]></category>
		<category><![CDATA[Kadın Peygamber]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.ateistlerecevap.org/?p=1942</guid>

					<description><![CDATA[<p>Peygamberlik ağır bir yük, güç bir vazifedir. Kadın ise yaratılışı itibarıyla nazik ve zayıf olduğundan, böyle ağır ve zor bir işin üstesinden gelemez. Çünkü peygamberlik devamlı bir şekilde sabır ve mücadele etmek ister. İstisnasız bütün peygamberler hak dini anlatırken, çeşitli belâlara ve sıkıntılara mâruz kalmışlardır. Hz. Âdem (as)&#8217;den Peygamber Efendimize (asm) kadar bütün peygamberlere çeşitli [&#8230;]</p>
The post <a href="https://ateistlerecevap.org/allah-neden-kadin-peygamber-gondermemistir/" data-wpel-link="internal">Allah Neden Kadın Peygamber Göndermemiştir?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/Allah-neden-Kadin-Peygamber-Yollamamistir.png" data-wpel-link="internal"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-1943" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/Allah-neden-Kadin-Peygamber-Yollamamistir.png" alt="" width="1280" height="720" srcset="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/Allah-neden-Kadin-Peygamber-Yollamamistir.png 1280w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/Allah-neden-Kadin-Peygamber-Yollamamistir-300x169.png 300w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/Allah-neden-Kadin-Peygamber-Yollamamistir-1024x576.png 1024w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/Allah-neden-Kadin-Peygamber-Yollamamistir-768x432.png 768w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/Allah-neden-Kadin-Peygamber-Yollamamistir-1200x675.png 1200w" sizes="(max-width: 1280px) 100vw, 1280px" /></a><br />
Peygamberlik ağır bir yük, güç bir vazifedir. Kadın ise yaratılışı itibarıyla nazik ve zayıf olduğundan, böyle ağır ve zor bir işin üstesinden gelemez. Çünkü peygamberlik devamlı bir şekilde sabır ve mücadele etmek ister. İstisnasız bütün peygamberler hak dini anlatırken, çeşitli belâlara ve sıkıntılara mâruz kalmışlardır.<br />
Hz. Âdem (as)&#8217;den Peygamber Efendimize (asm) kadar bütün peygamberlere çeşitli iftira ve hakaretler yapılmış, pek çoğu işkence görmüş; başta Hz. Zekeriya, Hz. Yahya ve Hz. Cercis (aleyhimüsselam) olmak üzere, yüzlercesi de şehid edilmiştir. Peygamberlerin hepsi de bütün bu zulüm ve eziyetlere karşı tam bir sabır ve tahammül göstermişlerdir. <em>Cenâb-ı Hak böyle zor ve ağır bir vazifeyi kadınlara yüklememiştir.</em><br />
Ayrıca kadının biyolojik yapısı bir engeldir. Çünkü, nübüvvet vazifesini ayda on beş gün hayızdan dolayı yapamayacak, imamete geçemeyecek, orucunu tutamayacaktı. Bir de lohusalık durumu var ve hele hamileyken, işleri yürütmesi bütün bütün zorlaşacaktı. Zira çocuğu karnında veya kucağında taşırken, insanları idare edecek ordu kumandanı olacak; strateji tespitinde bulunacak ve fiziki durumunun gereği, bütün boşluklara rağmen, en önde bulunması gerekli olan bir insan kadar çevik hareket edecek&#8230;<br />
Bütün bunlar, kadının peygamberliğini imkânsız kılan şeylerdir. Evet, bunların kadınlar tarafından, kadınlara has arızalarla birlikte yürütülmesinin imkânı yoktur. Efendiler Efendisi (asm) de bu hususa dikkati çekmiş ve onları: <strong>&#8220;Yâni dine ait meseleleri tam yerine getiremeyen ve bazı şeyleri idrak edemeyenler&#8221;</strong> diye anlatmıştır.<br />
Evet, dediğimiz gibi, neredeyse ayın yarısı arızalı&#8230; Keza, çocuk yüzünden ibadetleri kusurlu ve noksan, sonra da peygamberlik! Halbuki peygamber, rehber ve kusursuz bir önderdir. Çünkü herkes onun vaziyetine bakıp durumunu ayarlayacaktır. Herkes kadınlığa ait keyfiyetleri de peygamberlerin saadet hanelerindeki kadınlardan öğrenecektir.</p>The post <a href="https://ateistlerecevap.org/allah-neden-kadin-peygamber-gondermemistir/" data-wpel-link="internal">Allah Neden Kadın Peygamber Göndermemiştir?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ateistlerecevap.org/allah-neden-kadin-peygamber-gondermemistir/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Rahman 19-20 ve Furkan 53 İki deniz birbirine karışmıyor mu?</title>
		<link>https://ateistlerecevap.org/rahman-19-20-ve-furkan-53-iki-deniz-birbirine-karismiyor-mu/</link>
					<comments>https://ateistlerecevap.org/rahman-19-20-ve-furkan-53-iki-deniz-birbirine-karismiyor-mu/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ateistlere Cevaplar]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 19 Feb 2018 11:16:31 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sorular]]></category>
		<category><![CDATA[Sözde Çelişkili Ayetler(!)]]></category>
		<category><![CDATA[furkan 53]]></category>
		<category><![CDATA[furkan 53 ateist]]></category>
		<category><![CDATA[furkan 53 hangi deniz]]></category>
		<category><![CDATA[furkan suresi 53. ayetteki deniz]]></category>
		<category><![CDATA[Rahman 19]]></category>
		<category><![CDATA[rahman 19 agnostik]]></category>
		<category><![CDATA[rahman 19 tefsir]]></category>
		<category><![CDATA[rahman suresi 19-20 ayeti]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.ateistlerecevap.org/?p=1821</guid>

					<description><![CDATA[<p>İlgili ayetlerden birinin meali şöyledir: “Birbirleriyle kavuşmak üzere iki denizi salıverdi. İkisi arasında bir berzah/engel vardır; birbirlerinin sınırını geçmezler.” (Rahman, 55/19-20) Öncelikle şunu ifade edelim ki, Kur&#8217;an’ın her bir kelamı ve ayetinde üç hüküm sürekli olarak bulunur. Bu üç hükümü kabul etmek noktasında zorunluluk ölçüleri değişir ve itikatta hüküm buna göre şekillenir. Birinci Hüküm: &#8220;Kur&#8217;an’ın içindeki kelam [&#8230;]</p>
The post <a href="https://ateistlerecevap.org/rahman-19-20-ve-furkan-53-iki-deniz-birbirine-karismiyor-mu/" data-wpel-link="internal">Rahman 19-20 ve Furkan 53 İki deniz birbirine karışmıyor mu?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İlgili ayetlerden birinin meali şöyledir:</p>
<blockquote><p><strong>“Birbirleriyle kavuşmak üzere iki denizi salıverdi. İkisi arasında bir berzah/engel vardır; birbirlerinin sınırını geçmezler.” </strong><em>(Rahman, 55/19-20)</em></p></blockquote>
<p>Öncelikle şunu ifade edelim ki, Kur&#8217;an’ın her bir kelamı ve ayetinde üç hüküm sürekli olarak bulunur. Bu üç hükümü kabul etmek noktasında zorunluluk ölçüleri değişir ve itikatta hüküm buna göre şekillenir.<br />
<u><strong>Birinci Hüküm:</strong></u> <em>&#8220;Kur&#8217;an’ın içindeki kelam ve ayetler gerçekten Allah’ın ayeti ve kelamı mıdır?&#8221; </em>diye bir önerme vardır. Burada ihtilaf ve ayrılık söz konusu değildir. Yani bütün tefsir alimleri Kur&#8217;an içindeki ayet ve kelamların Allah’ın olduğunda müttefiktir. Burası zaruriyattandır, herkes Kur&#8217;an’ın Allah kelamı olduğunu kabul etmek zorundadır. Bu hükümde ihtilaf caiz değil küfürdür.<br />
<u><strong>İkinci Hüküm:</strong></u> Kur&#8217;an’ı Allah’ın kelamı olduğunu kabul ettikten sonra ikinci bir hüküm devreye girer. Bu da acaba <em>&#8220;Allah’ın bu kelam ve ayette kast ettiği mana ve murat doğru ve hak mı dır?&#8221;</em> Yani -haşa- <em>&#8220;Allah acaba burada yanılmış olamaz mı?&#8221; d</em>iye bir soru sorulamaz. Sonsuz ilim sahibi ve hata ve kusurdan münezzeh olan bir Allah’ın yanılması ve batıl bir şey kast etmesi düşünülemez. Allah’ın bu kelamında kast ettiği bütün manalar hak ve doğru demek imanın bir gereğidir.<br />
<strong><u>Üçüncü Hüküm</u>: <em>&#8220;</em></strong><em>Acaba Allah bu ayet ve kelamında hangi manayı kast ediyor?&#8221;</em> Şayet bu kelamını başka bir kelamında izah ediyor isei onu kabul etmek zaruridir. Mesela, falanca surenin beşinci ayeti falanca surenin ikinci ayetinde izah ediliyor, o zaman biz bu ayeti kendi keyfimize göre yorumlayamayız, izah edilen ayetteki hüküm ve manayı kabul etmek farz olur. Ya da manası izah gerektirmeyecek kadar açıksa, aynen kabul etmek yine bize farz olur.<br />
Ancak ayetin manası açık değilse, bir başka ayet ve hadiste de izahı yapılmamış ise, işte burada alim ve müfessirler kendi anlayış ve ilmine göre yorum yapabilirler. Tabi yapılan yorum ve tefsirler yine Arapça dil kurallarına ve tefsir usulune uygun olmak şartı ile makbul ve geçerlidir. Yani kimse keyfi olarak tefsir yapamaz. İşte bu kurallar ve usul içinde yapılan bütün birbirine zıt tefsirler caiz olarak kabul edilmiştir. <em>Bir tefsirin diğer tefsire zıt olması günah da sayılmaz.</em> Burada ihtilaf ve farklılık caizdir. Tarihte üç yüz bine yakın farklı tefsirin olması ve hepsinin de makbul alimlerce yazılması konuya ışık tutar. Müfessirlerin ihtilafının sınırları ve ölçüleri bunlardır.<br />
Bu nedenle, başta mealini verdiğimiz ayete de birden çok anlam verilmiştir. Bilinen anlamıyla <strong>&#8220;iki denizin karışmadığı&#8221;</strong> anlamı ise bunlardan sadece biridir.<br />
Buna göre, tefsir alimlerinin ayete verilen farklı manalar birer yorumdur. Eğer yapılan yorumlar doğruysa, ayetin manaları içine girer. Bir mucize olur. Eğer yorumlar henüz doğrulanmamışsa, <strong>iki ihtimal vardır:</strong></p>
<blockquote><p><em>&#8211; Ya henüz ilim o seviyeye gelmemiştir. İlimlerin gelişmesiyle bunlar tasdik edilecektir.</em><br />
<em>&#8211; Ya da bu kanaatler, bu yorumları yapanlara aittir. Kur’an ile ilgisi yoktur.</em></p></blockquote>
<p>Öyleyse, bir alimin ayetle ilgili bir yorumuna bakarak hemen ayete itiraz etmek, hem ilmi araştırmaya hem de hak ve hakkaniyete uymaz.<br />
<strong>Soruya gelince:</strong><br />
Birbirine açılan, fakat suları kesinlikle birbiriyle karışmayan denizlerin bu özelliği, okyanus bilimciler tarafından çok yakın bir zaman önce keşfedilmiştir. <strong>&#8220;Yüzey gerilimi&#8221;</strong> adı verilen fiziksel bir kuvvet nedeniyle, komşu denizlerin sularının karışmadığı ortaya çıkmıştır. Denizlerin farklı yoğunluklarından kaynaklanan yüzey gerilimi, âdeta bir duvar gibi sularının birbirine karışmasını engeller. <em>(Richard A. Davis, Principles of Oceanography, Addison-Wesley Publishing Company, Don Mills, Ontario, ss. 92-93)</em><br />
Elbette ki insanların, fizikten, yüzey geriliminden, okyanus biliminden haberdar olmadıkları bir devirde bu gerçeğin Kur&#8217;an&#8217;da bildirilmiş olması son derece dikkat çekici bir durumdur.<br />
Ancak bu ve benzeri ayetlerde geçen &#8220;<strong>iki deniz&#8221;</strong> ifadesinden neyin kasdedildiği konusunda bir değil bir çok fikir ileri sürülmüştür:<br />
Hasan-ı Basri ve Katade Hazeratına göre <strong>Akdeniz</strong> ile <strong>Basra Körfezi</strong> arası kasdedilmiştir&#8230; Bunu İmam-ı Taberî rivayet eder&#8230; Onlara göre engel dağ, taş, kara veya herhangi bir şey olabilir. Katade&#8217;ye göre bir denizin taşarak diğerine boşalmamasıdır.<br />
Said bin Cübeyr ve Abdullah bin Abbas&#8217;a göre, göklerdeki deniz ile yerdeki denizdir. İmam-ı Taberî&#8217;nin tercihe şayan bulduğu görüş budur. Açıklaması aşağıda Elmalılı tarafından yapılacaktır kısaca.<br />
Elmalılı merhum burada bazı tefsirlerden yaptığımız açıklamaları toplu şekilde izah etmektedir:<br />
<strong>Evet iki denizi mercetti (salıverdi).</strong> Burada merc müteaddidir, <strong>salıverdi</strong>demektir. Bu da esas itibariye karıştırmak mânâsına gelirse de, bu ayrı bir kullanmadır. Bu iki deniz hakkında misal olmak üzere çeşitli yorumlar yapılmıştır.<br />
<strong>Birincisi, </strong>Furkan Sûresi&#8217;nde geçen,</p>
<blockquote><p> <strong>&#8220;O, iki denizi birbirine salmıştır. Bu, tatlı ve susuzluğu giderici; şu tuzlu ve acıdır. Ve ikisinin arasına birbirine kavuşmalarına engel olan bir perde koymuştur.&#8221;</strong><em>(Furkân, 25/53)</em></p></blockquote>
<p>âyetine mutabık olmak üzere biri tatlı diğeri acı iki derya denilmiş. Mesela Şap denizine Nil, Basra Körfezi&#8217;ne Dicle dökülmüş olduğu gibi, diplerindeki suların birbirlerine kavuşması ile beraber birden bire diğeri ile karışmaksızın bir hayli mesafeleri uzayıp giden büyük sularla temsil edilmiştir. Buradaki <strong>iltikâ (karşılaşma)</strong> fiilî olarak birbirine temas mânâsına gelmektedir.<strong> İltikâ,</strong> temas edecek şekilde yakınlık ve komşuluk olarak da yorumlanabilir. Bu, acı denizin altında veya yakınında yer alan su hazineleri şeklindeki düşünceye de uygun olabilir.<br />
<strong>İkincisi, </strong>her ikisinin suyu da acı olmak üzere bir zamanlar Faris Denizi adı verilen <strong>Hint Okyanusu</strong> ile Rûm denizi denilen <strong>Akdeniz </strong>ile temsil edilmiştir ve aralarındaki engel Arabistan yarımadası veya karşılaşmak üzere bulundukları Süveyş engelidir. Buna göre: <strong>&#8220;O iki deniz, birleşeceklerdir.&#8221;</strong> mânâsına da yorumlanabilir ki, bu da Süveyş kanalının ileride açılacağını göstermektedir.</p>
<blockquote><p><strong>&#8220;İkisinden de inci ve mercan çıkar.&#8221; </strong><em>(Rahmân, 55/22)</em></p></blockquote>
<p>âyeti de bu ikinci mânâya daha yakın bir anlam ifade etmektedir. Zira tatlı sudan inci ve mercan çıkması, biraz tevile dayalıdır.<br />
<strong>Üçüncüsü,</strong> gök denizi ve arz denizi denilmiştir ki denizlerle, bulutlar veya daha geniş bir mânâ kasdedilmiş olabilir.<br />
<strong>Dördüncüsü, </strong>yeri etrafından kuşatan dış denizle yerin kıtaları arasındaki iç deniz ki, bu iki deniz birbirine kavuşurlar. Yer, aralarında bir engel halinde kalır, böylece taşıp da o yeri istilâ edemezler.<br />
<strong>Beşincisi, </strong>&#8220;maşrikayn ve mağribeyn&#8221; (iki doğu ve iki batı)<em>(Rahman, 55/17)</em> de geçtiği üzere acı, tatlı, iç dış, semavî ve arzî hatta hakikat ve mecaz her iki neviyle deniz de demek olabilir ki en genel anlamı budur. Bu suretle işarî mânâ olarak cismanî (maddi) âlem ile ruhanî (manevî) âlem anlamı da bulunabilir ki, aralarında mevcut olan berzah da hayal ve gölge alemi olmuş olur.<br />
Ayette geçen<strong> berzah,</strong> esasen iki şey arasında bulunan engel ve ayırıcı sınır demektir. Coğrafya ıstılahında bilindiği gibi iki deniz arasında bulunan karaya denir. <strong>Berzah,</strong> burada ya bu anlamı ifade etmektedir ya da kudretten herhangi bir sınır mânâsınadır. Aralarında bir berzah bulunduğundan dolayı o iki deniz birbirine geçmezler. O berzahı, o haddi aşıp da diğerinin yerini işgal edecek, özelliğini ortadan kaldıracak bir zulüm ve tecavüz yapmazlar, yapmaya meydan bulmazlar. <em>(Elmalılı Hamdi, Hak Dini, Rahman 19-20. ayetlerin tefsiri)</em></p>The post <a href="https://ateistlerecevap.org/rahman-19-20-ve-furkan-53-iki-deniz-birbirine-karismiyor-mu/" data-wpel-link="internal">Rahman 19-20 ve Furkan 53 İki deniz birbirine karışmıyor mu?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ateistlerecevap.org/rahman-19-20-ve-furkan-53-iki-deniz-birbirine-karismiyor-mu/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Allah Melekleri Neden Yaratmıştır?</title>
		<link>https://ateistlerecevap.org/allah-melekleri-neden-yaratmistir/</link>
					<comments>https://ateistlerecevap.org/allah-melekleri-neden-yaratmistir/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ateistlere Cevaplar]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 15 Feb 2018 11:49:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sorular]]></category>
		<category><![CDATA[Allah Melekleri Neden Yaratmıştır?]]></category>
		<category><![CDATA[Melekler]]></category>
		<category><![CDATA[Meleklerin özellikleri]]></category>
		<category><![CDATA[Meleklerin yaratılmasının sebebi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.ateistlerecevap.org/?p=1772</guid>

					<description><![CDATA[<p>Cevap: 1 Melek denilince aklımıza bir tür gelmemelidir. Hayvanlar ve bitkiler aleminin nasıl çeşitleri vardır. Bunun gibi melek cinsinin de çeşitleri vardır. Örneğin bir yağmur damlasına müekkel olan melek, arşa müekkel olan melek cinsinden değildir. Bir kısım melekler, insanların amellerini yazmakla vazifelidirler. Bu hakikate işaret eden bazı ayetlerde şöyle denilmektedir: &#8220;And olsun insanı biz yarattık ve [&#8230;]</p>
The post <a href="https://ateistlerecevap.org/allah-melekleri-neden-yaratmistir/" data-wpel-link="internal">Allah Melekleri Neden Yaratmıştır?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/02/Allah-melekleri-niye-yaratmistir.png" data-wpel-link="internal"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-1813" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/02/Allah-melekleri-niye-yaratmistir.png" alt="" width="1280" height="720" srcset="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/02/Allah-melekleri-niye-yaratmistir.png 1280w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/02/Allah-melekleri-niye-yaratmistir-300x169.png 300w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/02/Allah-melekleri-niye-yaratmistir-1024x576.png 1024w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/02/Allah-melekleri-niye-yaratmistir-768x432.png 768w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/02/Allah-melekleri-niye-yaratmistir-1200x675.png 1200w" sizes="(max-width: 1280px) 100vw, 1280px" /></a><br />
<strong>Cevap: 1</strong><br />
<strong>Melek</strong> denilince aklımıza bir tür gelmemelidir. Hayvanlar ve bitkiler aleminin nasıl çeşitleri vardır. Bunun gibi melek cinsinin de çeşitleri vardır. Örneğin bir yağmur damlasına müekkel olan melek, arşa müekkel olan melek cinsinden değildir.<br />
Bir kısım melekler, insanların amellerini yazmakla vazifelidirler. Bu hakikate işaret eden bazı ayetlerde şöyle denilmektedir:<br />
<span style="font-size: 14pt; color: #008080;"><strong>&#8220;And olsun insanı biz yarattık ve nefsinin ona ne fısıldadığını biliriz; çünkü Biz ona şahdamarından daha yakınız. Onun sağında ve solunda oturan iki alıcı</strong> (melek, onun sözlerini ve işlerini) <strong>kaydetmektedirler.<em>&#8220;</em></strong><em> (Kaf, 50/16 ve 17; Ayrıca bk. Zuhruf, 43/80; Ra&#8217;d, 13/11)</em></span><br />
Bu ve benzeri ayetlerde, insnaın Allah tarafından yaratıldığı, içinden geçen her şeyin Allah tarafından bilindiği ve Cenab-ı Hakk&#8217;ın insana şah damarından daha yakın olduğu anlatılmakta, daha sonra da melekler tarafından insanın her halinin kaydedildiği dile getirilmektedir ki, ayetin mes&#8217;eleye bu şekildeki yaklaşımı, belli manalara ve bilhasa<strong> &#8220;tevhid&#8221;</strong> şuuruna dikkat çekmektedir. Yani <strong>&#8220;Melekler Cenab-ı Hakk&#8217;ın yardımcıları değildirler. Onlar sadece yaratma hadisesinin şahitleri ve nezâretçileridirler. Başkalarının olmadığı gibi meleklerin de yaratmaya müdahaleleri yoktur.&#8221; </strong>denilmektedir.<br />
<strong>İkincisi:</strong> <strong>&#8220;Biz ona şah damarından daha yakınız.&#8221; </strong>ifadesi ile yine bize, aynı manayı ihtar ediyor.<strong> Şöyle ki: </strong>Cenab-ı Hakk insana şah damarından daha yakındır. Yani daha insan kendisinden habersiz ve vücudunda olabilecek hadiseler henüz vuku bulmamışken, Allah (c.c.) ona, ondan daha yakın; ilmiyle her şeyi bilmekte ve her şeyden haberdar bulunmaktadır. Ayrıca, madem ki Cenab-ı Hakk insana şah damarından daha yakındır; öyle ise insandaki tasarruflarında onun hiçbir vesile ve vasıtaya ihtiyacı yoktur. Meleklere gelince, onlar sadece ilâhi icraatın alkışçıları ve nezâretçileri durumundadırlar.<br />
<strong>Cevap: 2</strong><br />
Melekler insanlar ve cinler gibi Allah’a (c.c) ibadet ve O’nu (c.c) tesbih etmek için yaratılmışlardır. Ve aynı zamanda melekler şuur sahibi olduklarından, Allah’ın (c.c) kâinat kitabındaki isimlerini okuyup tefekkür edip düşünürler.<br />
Kâinatın yaratılışındaki amaç <strong>“ibadet”</strong>tir. Övgü, şükür, minnet duymak, kısaca<strong>“hamd” </strong>etmek ibadetin öz bir şeklidir. <strong>“Hamd”</strong>in en meşhur manası, Allah’ı (c.c) şanına yakışır şekilde anıp, tesbih etmektir.<br />
Allah (c.c)  kâinattaki yaratmış olduğu her şeyle kendini tanıttırmak ve sevdirmek istiyor. Elbette Allah’ın kendisini tanıttırmak ve sevdirmek istemesine karşılık şuurlu ve bilinçli bir kulluk gerekir.<br />
İnsanlar ve cinlerin ise kâinatın her tarafındaki muhteşem eserlerin tamamını görmeye imkânları yeterli gelmez. Fakat melekler kâinatın her yerinde bulunabilirler. Tüm harika eserleri görüp tefekkür edebilir Allah&#8217;ın isimlerini seyredebilirler. Böylece kendilerine has tesbihleri ile Allah’a (c.c) ibadet ederler.<br />
Gökyüzündeki milyarlarca gezegenden biri olan küçücük Yerküresine dikkatle bakıldığında görülüyor ki magma denilen çekirdeğinde çok yüksek derecelerdeki sıcaklığı saklıyor. Yüzeyindeki yedi kıtası ve dev okyanuslarıyla muhteşem görünüyor. Kıtaları ise dağlarla, vadilerle, nehirlerle, bahçelerle süslenmiş. O  bahçeler insanın yüzüne gülümseyen türlü renklerde, şekillerde ve kokularda olan çiçeklerle donatılmış.<br />
Şimdi gözlerimizi gökyüzüne çevirelim. Yıldızlar, gezegenler dünyamızdan çok daha süslü ve muhteşem bir görüntü çiziyor. İnci taneleri gibi dizilmiş bu yıldızları insanlar Hz. Âdem (as)’den beri inceledikleri halde muhteşem donanımlarının ve vazifelerinin acaba kaçta kaçını anlayabilmişlerdir?<br />
Denizlerin dibindeki inci ve mercanların kusursuz sanatını şuursuz balıklar anlayamayacakları gibi, insanların da tüm bu güzelliklere ulaşabilmesi mümkün değildir.<br />
En mükemmel teleskoplarla görülmesi zor olan uzaydaki galaksiler, rengârenk nebulalar, kandil hükmünde olan yıldızlardaki muhteşem sanatlar, Allah&#8217;ı zikredecek şuur sahibi varlıkları gerekli kılar. Tüm bu sanatları görüp anlayıp düşünecek takdir edip hayranlığını dile getirecek şuurlu varlıklar ise meleklerdir.<br />
<strong>Cevap: 3</strong><br />
<span style="color: #008080; font-size: 14pt;"><strong>“Bir şeyin olmasını murad ettiği zaman, Onun işi sadece ‘Ol’ demektir; o da oluverir.”</strong><em>(Yasin, 36/82)</em></span><br />
<span style="color: #008080; font-size: 14pt;"><strong>“Allah, Samed’dir<em> (her şey her cihetle O’na muhtaç olduğu halde, O hiçbir şeye muhtaç olmayandır)</em>!”</strong><em>(İhlas, 112/2)</em></span><br />
<strong>•    Yerlerin ve göklerin yaratıcısı olan Allah, yarattığı hiçbir şeye muhtaç olmadığı gibi meleklerine de muhtaç değildir </strong><br />
Allah (cc) sonsuz kudret sahibidir. Sonsuz kudreti ile tek başına her varlığı yaratır. Yarattıklarını istediği şekilde idare eder.<br />
<strong>•    Meleklerin yaptığı işler, Allah’a yardım değil O’na (c.c) olan ibadetleridir</strong>.<br />
Meleklerin büyük bir kısmı sadece Allah’ı (cc) tespih etmek ile vazifelidir. Kâinattaki düzeni sağlamakla vazifeli olan “amele” melekleri ise hem tabiat kanunları<em> (âdetullah) </em>ile ilgilenir hem de Allah’ı zikretmeye devam ederler.<br />
Amele melekleri zerreden en büyük gezegenlere kadar her varlığın idaresindeki kanunların uygulanmasında bizzat bulunup, hizmet ederler.<br />
Meleklerin bu kanunları uygulamaları, onların ibadetleri hükmündedir. Diledikleri gibi yönetme yetkileri asla yoktur. Meydana gelen her bir durum ve vaziyet Allah’ın (cc) kontrolü altındadır. Her şey Allah’ın yaratması ve düzenlemesi iledir.<br />
<strong>•    Melekler Allah’ın yardımcıları değil, kendisine ait olan mükemmel isim ve sanatlarını görmek için yarattığı hizmetkârlarıdır.</strong><br />
Her güzel güzelliğini görmek ister. Mesela bir sanatkâr eşi benzeri olmayan bir sanat ortaya koyduğunda ondaki güzelliği ilk önce kendisi izlemek ister; ve bundan lezzet alır.<br />
İşte Allah (c.c) hem hayret hem hayranlık uyandıran sanat harikası meleklerini öncelikle kendisi seyreder. Çünkü meleklerdeki yüksek kabiliyet, güzellik ve mükemmellik Allah’a (cc) ait olup sahip Allah’ın (c.c) isimlerinden akseden parıltılardır.<br />
Allah’ın (c.c), meleklerini çalışırken izlemesi, sanatındaki kendi kudretini, rahmetini, idare ve egemenliğini izlemesi demektir. Allah kendi isimlerinin faaliyetlerini meleklerinde seyreder.<br />
Allah’ın (c.c) , meleklerini idare etmesi, ihtiyaçlarını temin etmesi ve bu şekilde onlara lütuflarda bulunmasından gelen bu lezzetin eşi ve benzeri kesinlikle yoktur. Bu lezzet Allah’ın (c.c) kendi yüce zatına layık<strong> “mukaddes bir lezzeti”</strong>olup insan bunu tabirden ve idrakten acizdir.<br />
<strong>•    Allah meleklerine muhteşem kanunlarını işlettirerek, onları kendi isim ve sıfatlarına hayran bıraktırır.</strong><br />
Kâinat Allah’ın hayret verici ve olağan üstü sanat eserleriyle dolu muhteşem bir sergisidir. Her bir sanatkâr sanatındaki incelik ve güzellikleri anlayacak ve takdir edecek seyircilerin bulunmasını ister.<br />
İnsanlar ve cinler ise bu mükemmel sergideki takdir edilmesi gereken pek çok sanatı görebilmek için yetersizdirler. Bunun için Allah kâinat sergisinde isimlerini ve sıfatlarını seyredip takdir etmesi için yerin merkezinden yedi kat semaya kadar her yerde bulunabilen melekleri yaratmıştır.<br />
Melekler memur oldukları işleri yapmakla birlikte bu işlerde Allah’ın isim ve sıfatlarını hayranlıkla izliyorlar. Ve Allah’ı hamdüsena ile tesbih edip, sanatını ve icraatını takdir ediyorlar.<br />
Mesela gök gürültüsü, Ra’d meleğinin Allah’ın kudretini ilan eden bir tesbihi hükmündedir. Hem görevini hem de tesbihini yapar.<br />
<strong>•    Melekler Allah’ın (c.c) izzet ve azametini gösteren perdelerdir.</strong><br />
<strong>&#8220;İşlerinde akılların hayrette kaldığı O Zâ,t her türlü kusurdan nihayet derecede münezzehtir.&#8221;<em> </em></strong><em>(Nevevi)</em><br />
Allah her işi bizzat kendisi yaptığı halde izzet ve azametine zarar gelmemesi için sebepleri kendisine perde yapmıştır. Çünkü insan yüzeysel bakışı ve dar düşüncesiyle bir takım işleri aslında hiç de basit olmadığı halde basit ve abes görebilir. Ve haşa: <strong>“Allah neden böyle küçük işlerle meşgul oluyor?” </strong>düşüncesi ile Allah’ın büyüklüğünü idrak edemez.<br />
Hem çok hikmetleri olduğu halde, ilk bakışta çirkin gibi görünen hadiseler vardır. Allah (cc) bu hadiselerde <strong>“izzetini” </strong>muhafaza için kendisini gizler. Böylece “azameti”nin tenkit edilmesine ve sonsuz “merhameti”nin, merhametsizce eleştirilmesine ve suçlanmasına engel olur.<br />
Çünkü bazı insanlar bu gibi hadiselerin iç yüzündeki güzelliği göremeyip ön yüzündeki çirkinliği Allah’a (cc) <em>-haşa- </em>yakıştıramayarak Allah’ın izzet ve azametini tenkit etmeye kalkarlar. Bundan dolayıdır ki Allah (cc); İzzetine ve azamatine dil uzatılmaması için melekleri ve sebepleri araya perde olarak koymuş böylece insanları bu ağır mesuliyetten kurtarmıştır.<br />
Şu da bilinmelidir ki; melekler Allah’ın (c.c) temiz ve pak perdeleridir. Allah, haksız şikâyetlere maruz kalmamaları için meleklerine de perde olacak sebepler yaratmıştır.<br />
Bir rivayette vardır ki: “Azrail (as) Allah’a (cc) yalvararak demiş ki: <strong>“Ruhları teslim alma vazifesinde senin kulların bana küsecekler, benden şikâyet edecekler.”</strong><br />
Allah (c.c) ona cevaben demiş: <strong>&#8220;Senin vazifene hastalıkları ve musibetleri perde yapacağım. Ta kullarımın şikayetleri onlara gitsin sana gelmesin.”</strong><br />
İşte ölüm geldiğinde nasıl hastalıklar ve musibetler insanlar ile Azrail (as) arasında bir perdedir; Azrail (as) hiç akla gelmez. Aynen öyle de Azrail’in (as)  kendisi de bir perdedir. Ta ki ölümdeki hikmetleri, güzellikleri, faydaları göremeyen insanların haksız isyan ve şikâyetleri Allah’ın (c.c) kusur ve noksandan uzak olan “izzetine” ve “azametine” gitmesin.<br />
<span style="color: #008080; font-size: 14pt;"><strong>“Her kim Allah’a, Allah’ın meleklerine, peygamberlerine, Cebrail ile Mikail’e düşman olursa, iyi bilsin ki Allah da o kâfirlerin düşmanıdır.” </strong><em>(Bakara, 2/98 )</em></span></p>The post <a href="https://ateistlerecevap.org/allah-melekleri-neden-yaratmistir/" data-wpel-link="internal">Allah Melekleri Neden Yaratmıştır?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ateistlerecevap.org/allah-melekleri-neden-yaratmistir/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Tarık Suresi 7. Ayet (Sözde Çelişki)</title>
		<link>https://ateistlerecevap.org/tarik-suresi-7-ayet-sozde-celiski/</link>
					<comments>https://ateistlerecevap.org/tarik-suresi-7-ayet-sozde-celiski/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ateistlere Cevaplar]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 11 Feb 2018 11:00:08 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Ayetler]]></category>
		<category><![CDATA[Sorular]]></category>
		<category><![CDATA[Sözde Çelişkili Ayetler(!)]]></category>
		<category><![CDATA[tarik 7 aciklama]]></category>
		<category><![CDATA[tarık 7 çelişki]]></category>
		<category><![CDATA[tarık 7 diyanet]]></category>
		<category><![CDATA[tarık 7 ekşi]]></category>
		<category><![CDATA[tarık 7 mucize]]></category>
		<category><![CDATA[tarık 7 sure]]></category>
		<category><![CDATA[tarık suresi 7.ayet tefsiri]]></category>
		<category><![CDATA[tarık tefsir]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.ateistlerecevap.org/?p=1696</guid>

					<description><![CDATA[<p>&#8220;LÜTFEN SONUNA KADAR OKUYUN&#8221; &#8220;Onun için insan neden yaratıldığına bir baksın. Atılan bir sudan yaratıldı. O su, erkeğin sulbü ile kadının göğüs kemikleri arasından çıkar.&#8220;(Târık, 86/5-7) Bu tanımda, meninin yahut yumurta hücresinin çıkış yerleriyle ilgili bir işaret görülmemektedir.“Omurga” veya “sertlik” gibi anlamlara gelen &#8220;sulb&#8221; sözcüğüyle baba, “göğüsler” anlamına gelen &#8220;terâib&#8221; sözcüğüyle de anne bedenlerinin üremeyle ilgili nahiyelerinin kastedilmiş olabileceği dikkate alınırsa, son derece nezih bir ifade [&#8230;]</p>
The post <a href="https://ateistlerecevap.org/tarik-suresi-7-ayet-sozde-celiski/" data-wpel-link="internal">Tarık Suresi 7. Ayet (Sözde Çelişki)</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<figure id="attachment_1710" aria-describedby="caption-attachment-1710" style="width: 1280px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/02/Tarik-Suresi-7.-Ayet-tefsiri.png" data-wpel-link="internal"><img loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-1710" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/02/Tarik-Suresi-7.-Ayet-tefsiri.png" alt="Tarık-Suresi-7.-Ayet-tefsiri" width="1280" height="720" srcset="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/02/Tarik-Suresi-7.-Ayet-tefsiri.png 1280w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/02/Tarik-Suresi-7.-Ayet-tefsiri-300x169.png 300w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/02/Tarik-Suresi-7.-Ayet-tefsiri-1024x576.png 1024w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/02/Tarik-Suresi-7.-Ayet-tefsiri-768x432.png 768w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/02/Tarik-Suresi-7.-Ayet-tefsiri-1200x675.png 1200w" sizes="(max-width: 1280px) 100vw, 1280px" /></a><figcaption id="caption-attachment-1710" class="wp-caption-text">Tarık-Suresi-7.-Ayet-tefsiri</figcaption></figure>
<p style="text-align: center;">&#8220;LÜTFEN SONUNA KADAR OKUYUN&#8221;</p>
<blockquote><p><strong>&#8220;</strong><strong>Onun için insan neden yaratıldığına bir baksın. </strong><strong>Atılan bir sudan yaratıldı. </strong><strong>O su, erkeğin sulbü ile kadının göğüs kemikleri arasından çıkar.</strong><strong>&#8220;</strong><em>(Târık, 86/5-7)</em></p></blockquote>
<p>Bu tanımda, meninin yahut yumurta hücresinin çıkış yerleriyle ilgili bir işaret görülmemektedir.<em>“Omurga”</em> veya <em>“sertlik”</em> gibi anlamlara gelen <strong>&#8220;sulb&#8221;</strong> sözcüğüyle baba, <em>“göğüsler”</em> anlamına gelen <em>&#8220;terâib&#8221;</em> sözcüğüyle de anne bedenlerinin üremeyle ilgili nahiyelerinin kastedilmiş olabileceği dikkate alınırsa, son derece nezih bir ifade ile ve dikkatleri sözün asıl amacına yönlendirecek şekilde, cinsel birleşmenin kastedildiği anlaşılabilir.<br />
İnsanın <em>&#8220;sulb&#8221;</em> ile <em>&#8220;teraib&#8221;</em> arasından çıkan suyun bir cüzünden yaratıldığını düşünüp, kendisini böyle hakir bir sudan yaratan Allah&#8217;ın onu döndürmeğe de yani öldükten sonra yeniden yaratmağa da kadir olduğunu anlaması emredilmiştir.<br />
<em>&#8220;Sulb&#8221;</em> ve <em>&#8220;teraib&#8221;</em> üzerinde iki görüş vardır. <strong>Birincisine göre</strong> ikisi de erkektedir. <strong>Sulb</strong>, erkeğin bel kemiği, teribenin çoğulu olan <strong>teraib</strong>ise alttan dörder kaburga kemiğidir. İşte insanın cinsel cihazları, bedenin bu ana iskeleti arasında kalır. İnsan bu ana kemikler arasında bulunan cihazlardan tazyikle atılan suyun bir parçasından yaratılır.<br />
<strong>İkinci görüşe göre ise</strong> <em>&#8220;sulb&#8221;</em> erkeğe, <em>&#8220;teraib&#8221; </em>kadına aittir. Yani insanın, <em>erkeğin <strong>sülbü </strong>ile kadının <strong>teraibi</strong> arasından çıkan bir sudan,</em> yahut her ikisinin sulb ve teraibi arasından çıkan bir sudan yaratıldığı anlaşılmıştır.<br />
Birinci ihtimale göre insan erkekten atılan bir meniden yaratılmaktadır. Ki insanın cinisini belirleyen de, erkekten atılan meninin milyonlarca parçalarından biri olan meni parçacığıdır. İkinci takdirde de insanın, menideki sperm ile kadındaki yumurtanın birleşmesinden yaratıldığı anlatılmış olur. Özellikle <strong>&#8220;Hulike min main dafik&#8221;</strong> âyetinde bir incelik vardır ki o da insanın o tazyikle atılan suyun tamamından değil, bir parçasından yaratıldığı anlatılmaktadır ki gerçekte insan atılan meni içerisindeki milyonlarca spermden sadece birinin, yumurtayı aşılamasıyle yaratılmağa başlar.<br />
Âyet atılgan suyun, <strong>sulb</strong> ile <strong>teraib</strong> arasından çıktığını söylüyor. Kur&#8217;an&#8217;ın söylediğini modern anatomide tasdik ediyor. Zira erkeğin temel üreme organı husye ile kadının temel üreme organı yumurtalık, henüz anne karnındaki ceninin <strong>sulb</strong> ile <strong>teraib</strong> arasındaki bölgede oluşur. Daha sonra bunlar aşağı iner. Kadında rahmin yanına yerleşir, erkekte vücud dışına çıkar.<br />
Bunlar asıl yerlerinden aşağı inmekle beraber yine <strong>sulb</strong> il <strong>teraib </strong>arasından gelen sinir ve lenf damarlarıyle beslenir. Yani bunların faaliyeti, yine sulb ile teraib arasına bağlıdır.<br />
İşte bu âyetlerde, gözönünde her zaman görülen bu gerçeğe işaret edilerek Allah&#8217;ın yaratma kudreti anlatılıyor. Erkekte sperm, kadında yumurta gibi gözle görülmeyen hücreleri yaratıp bunların birleşmesinden yürüyen, gören, düşünen, yapan insan yaratan Allah, onu yeniden yaratamaz mı? Elbette yaratır.<br />
Râzi&#8217;nin naklettiği gibi burada bazı inkarcılar Kur&#8217;ân&#8217;da böyle<em> &#8220;atan su&#8221;</em>dan bahsedilerek<strong> &#8220;Sulb ve göğüs kemikleri arasından çıkar.&#8221; </strong>diye nitelenmesini tenkit etmişler ve demişlerdir ki: <em>&#8220;Sulb ve göğüs kemikleri arasından çıkar.&#8221;</em>denilmekten maksat, meni bu yerlerden ayrılır, yani dediğiniz gibi husyelerden sulbe doğru oluşur demek ise öyle değildir. Çünkü o, kanın fazlasından doğup oluşur ve bedenin bütün cüzlerinden ayrılır. Hatta her uzuvdan o uzvun huyunu ve özelliğini alır da ondan onların, yani o uzuvların benzeri doğmaya elverişli olur. O&#8217;nun için görülür ki, cinsel ilişkide aşırı gidenin bütün uzuvlarını zayıflık kaplar. Eğer maksat, meninin en önemli cüzleri burada oluşur demek ise, bu da zayıftır. Çünkü meninin en önemli cüzleri dimağda gelişir. Bunun delili de meninin görünüşte dimağa benzemesidir. Bir de onu çok harcayanın önce gözlerinde zayıflık ortaya çıkar. Eğer maksat, meninin karar kılıp kaldığı yer burasıdır demek ise bu da zayıftır. Çünkü onun kaldığı yer meni damarlarıdır. Bunlar ise hayalardan itibaren birbirine girmiş girift damarlardır. Eğer maksat, meninin çıkış yeri buradadır demek ise bu da zayıftır. Zira his gösteriyor ki durum öyle değildir.<br />
Yukarıdaki açıklamalardan sonra bu itirazların haksız yere söylenmiş safsatalardan ibaret olduğunu anlamak kolay olur. Bunda sade dimağ işinden ve bir de aşırı gitmenin zararından bahis itibarıyla iki fayda varsa da bunları vesile edinerek yapılan itirazlar boştur ve <strong>&#8220;sulb ile göğüs kemikleri arasından çıkış&#8221;</strong>sözünün ifade ettiği mânânın kapsamından gafil olmaktır.<br />
Bir kere meninin doğup oluşması, ayrılması ve uzuvların ondan doğması keyfiyetleri hakkındaki sözler kuruntu ve zayıf zandan ibarettir. Kuşkusuz Allah sözü uyulmaya daha layıktır.<br />
<strong>&#8220;Sulb ile göğüs kemikleri arası&#8221;</strong> tabiri, hakikat ve kinayesiyle bütün iç organları ve üreme aygıtını kapsayan ve sinirleri hatta bütün vücudu ve hatta birleşmeyi ifade eden son derece kapsamlı ve bu konuda bütün sırları içine alan en güzel bir tabirdir.<br />
Bilindiği gibi meninin halis meni olarak oluşması, ayrılması ve karar kılması sulbe bağlı olan meni torbacığında neticelenmektedir. Üreme yapması için atması şart olduğu gibi, çıkışının da birleşme halinde döl yolundan rahme doğru, kadının sulbü ve göğüs kemikleri arasında olması şarttır. İnsan bu şekilde yaratılmıştır. Onun için burada <strong>&#8220;atan su&#8221;</strong> tabiri mutlak bırakılmayıp bu şarta işaret için bu sıfatla nitelenmiştir.<br />
<strong>İkinci olarak, </strong>kuşku yok ki en önemli uzuvlar ve hatta bütün uzuvlar, sade bu vazifeyle değil her işle ilgilidir. Bu arada en büyük parçası da dimağdır. Arkada sulb, dimağdan gelen omuriliğin kalesi olduğu gibi, önden gerdan, sine ve bütün dallarıyla göğüs kemikleri de böyledir. Bu şekilde sinir sisteminin dayanağı olan <em>&#8220;sulb ile göğüs kemikleri arası&#8221; </em>bir de her canlıda daima uyanık olan ve ihtiyaçlarının tamamlanmasına ve giderilmesine memur edilmiş tabii ve doğuştan var olan bir meyli ifade eder. Bu bakımdan da şunu söyleyelim ki:<br />
Bizim ihtiyaçlarımızı gidermek için hazırlanmış olan eşyadan beyin merkezinde meydana gelen tesir, daima bu tesirin meydana geldiği sırada iç organların bulunduğu hale göre olur. Mesela, görme ve koklama duyusuna bir yiyecek sunulduğu zaman, mide ona son derece muhtaç durumda kalmış ise onun algılanması lezzetli ve elde etme arzusu kuvvetli olur. Oysa mide dolgun bulunduğu zaman aynı yiyeceği nefis ihmal eder veya tiksinir de algılama merkezi o canlıda onu uzaklaştırmaya mahsus hareketler meydana getirir. İşte bu hal, üreme vazifesine mahsus fiillerde ve daha diğerlerinde de olur. Bundan anlaşılır ki algılama merkezinin yabancı cisimler etkisine ait hükmü, onların iç uzuvlar için önemli olması veya olmamasıyla bir paralellik arzetmektedir. Bu hükmün meydana gelmesi için, dış duyularla algılanan ve sinirlerden algı merkezine geçen tesirin derhal bu merkezden iç uzuvlara yansıması da zorunlu olmak gerekir. Bu hal zorunlu olmakla beraber bu etkilenme yalnız kendisine ihtiyaç duyulan uzva yansımakla kalmaz bütün sinir sistemine yayılır, şimşek gibi büyük bir hızla uzuvların hepsini etkiler.<br />
Bir yırtıcı hayvan, mesela bir kurt farz edelim, bir yerde bulunuyor ki, bulunduğu yerden hem dişisini hem de bir koyunu aynı anda görmesi mümkün oluyor. Duyular, beyne ancak bu iki hayvanın dış şeklinin etkisini nakleder. Bunun üzerine beyinden çıkacak hüküm de iki türlü olur. Çünkü dişisini görmekle üreme uzuvları uyanır, koyunu görmekle de yemek arzusu uyanır. Eğer kurtta yemek ihtiyacı hakim ise, önce koyunu avlayıp yemek için saldırır. Eğer cinsel ilişki ihtiyacı ağır basarsa dişisine saldırır. Buna <em>&#8220;Bu şekilde farklı iki tesirin olması, farklı iki hayvandan olduğu içindir.&#8221;</em> diye itiraz etmenin mânâsı da yoktur. Çünkü bu farklılık, sırf o iki etkinin aynı anda ulaştığı iki organın farklılıığndan meydana geliyor. Kurt iğdiş olsaydı, kuşkusuz dişisini bırakıp avına koşacaktı. Bir koyunu bir taraftan bir kurt, bir taraftan da bir koç görseydi kurt yemeğe, koç aşmaya koşacaktı.<br />
Bunlar gibi daha birçok misalden anlaşılır ki, bir şeyden iki ayrı uzuvdaki etkisine göre farklı iki hüküm çıkar. Biri erkek biri dişi iki kaplanı bir araya getirsek, bunlar birbirleriyle cinsel ilişkide bulunma arzusu duydukları zamanın dışında birbirinden kaçınır, böyle bir zamanda ise yanaşırlar. Aralarında ortak olan bu etki öncekinin aksine olur.<br />
Demek ki, aynı etkilerden iç uzuvların durumuna göre farklı fiiller oluştuğu, bunların her zaman bütün uzuvlara aynı anda yansıdığı ve ihtiyacı daha fazla olan uzvun beyne, bu tesiri diğerlerinden daha şiddetle geri çevirdiği kesindir. İç uzuvların isteklerine dair algı merkezine vuku bulan duyurudan ve bu isteklerin yerine getirilmesi için hazırlanan fiillerden zihinsel belirtiler meydana gelir. Her ne zaman canlı, bu isteklerin algılanması ile bunların yerine getirilmesine mahsus hareket arasında bir zaman geçirmezse, onun fiilleri başka değil, sadece ilham kuvveti (estinque)nden meydana çıkar. Zira yalnız bu ilham kuvvetidir ki, terkipçe en aşağı derecede bulunan canlıların fiilleri bununla tamam olduğu gibi, terkipçe en mükemmel olan canlılar, hatta doğumundan hemen sonra insan da böyledir.<br />
<strong>Fakat beyin gelişip zihin sağlamlaşmaya başladıkça insan kendisini tanımaya başlar,</strong>Bu vazifeler gelişmede en yüksek dereceye ulaştığı zaman, iç organların etkisinin beyin üzerinde önceki gibi otoritesi kalmaz. O vakit evvvelki ihtiyaçlardan hemen yapılan fiiller zihin kuvveti ile türlü şekillerde nevilenmiş olur. Bu kuvvetten öyle yeni ihtiyaçlar ortaya çıkar ki, bunların, o gayesi hayatı korumak olan ihtiyaçlarla ilgili olmadığı açık olur. Bu şekilde hayattan fedakarlığı gerektiren bu zihinsel ihtiyaçları ya kendinden başka gaye gözetmeyen boş, oyun ve eğlence zevkinden ibaret bir düşüş ve aklî ve bedeni bir kötüye kullanış olur; bunlar,</p>
<blockquote><p><strong>&#8220;Dinlerini oyun ve eğlence edinenler.&#8221; </strong><em>(A&#8217;râf, 7/51)</em></p></blockquote>
<p>dir. Yahut kendinden fedakârlık ederek Allah&#8217;ın kullarına yararlı olmak için Hak yolunda can feda etmek derecesine kadar varacak ilâhî bir olgunluk gayesini hedef edinen yüksek bir ruhani zevk olur ki, bunlar da</p>
<blockquote><p><strong>&#8220;Onlara mühürlü halis sudan içirilir. Onun sonu misk kokar.&#8221;</strong><em>(Mutaffifîn, 83/26)</em></p></blockquote>
<p>diye anlatılanlardır.<br />
Bu ihtiyaçların da sinir sistemine intikal etme durumları öncekilerin intikal ediş şeklinden farklı olmaz. Bu şekilde bu kuvvetin iç uzuvlarda da bağ ve dalları vardır ki bunlar sulb ve göğüs kemikleri arasıdır. Bu hikmet ile de yüce Allah <em>&#8220;sulb ve göğüs kemikleri</em>&#8220;ni özellikle zikretmiştir. Bundan da anlaşılır ki, dimağa işaret edilmemiş diye sulb ve göğüs kemikleri arasından bahsedilmiş olmasına itiraz eden inkârcılar, bunların sinir sistemi ile ilgisini ve sinir sisteminin dimağa ait olduğunu bilmediklerinden dolayı o lafları söylemişler ve imanları olmadığı için ilâhî kelâmın irşatlarından yoksun kalmışlardır.<br />
Bu şekilde insanın nutfeden yaratılışına dikkatleri çekmenin yararı da pek büyüktür. Çünkü yukarıda da hatırlattığımız gibi bu, insana kendini tanıtacak ve üzerinde koruyup gözetici tek üstün varlık olan Yüce Allah&#8217;ın yaratıcılığını ve kudretini anlatacak en açık delillerdendir.<br />
<strong>İLK OLARAK, </strong>İnsan sûresinin başında da geçtiği gibi, insan vücudunda enteresan terkipler çoktur. Dolayısıyla onun sümük gibi değersiz ve basit görünen bir maddeden yaratılışı, dilediği gibi hareket eden güçlü yaratıcının varlığını ve gücünü gösteren en büyük delildir. Bir nutfenin düşünen, bakan, akıl eden, koruyan ve yüce değerlere sahip olan bir insan haline getirilmesi ne büyük yaratıcılık ve güçlülüktür?!&#8230;<br />
<strong>İKİNCİ OLARAK,</strong> insan kendi hallerini başkalarının hallerinden daha iyi anlar ve görür. Onun için bu delil olmada daha tamamlayıcı bir yol oynar.<br />
<strong>ÜÇÜNCÜ OLARAK,</strong> insan bu halleri hem kendi evladında hem de diğer canlıların doğumlarında devamlı olarak gözleyebilmektedir. Onun için bunun, dilediğini yapan bir yaratıcının varlığına delil olması daha kuvvetlidir.<br />
<strong>DÖRDÜNCÜ OLARAK</strong>, bunun delil olarak kullanılması, hikmet sahibi bir koruyucu ve dilediğini yapan bir yaratıcının varlığını kesin olarak gösterdiği gibi, aynı şekilde bu, öldükten sonra dirilmenin ve haşir ve neşrin doğru olduğuna da kesin delildir. Çünkü insanın sonradan yaratılışı anne ve babasının vücudunda ve hatta bütün âlemde dağılmış olan cüzlerin bir araya getirilmesi ve ona ruh üfürülmesi sebebiyle olduğu için, onu öyle toplayıp düzeltmek suretiyle de düzgün bir insan yapan yaratıcının kudreti düşünülünce, ölüm ile o cüzlerin dağılmasından sonra onları bir araya getirmeye ve önceki gibi düzgün yaratıklar yapmaya gücü yettiğini itiraf elbette gerekli olur.<br />
<strong>Onun için buyruluyor ki:</strong> Kuşkusuz o yaratıcının onu geri döndürmeye elbette gücü yeter. Yani bu yaratılış şekline gerek bir bütün olarak ve gerek ayrıntılarıyla bakılınca insanı başlangıçta yaratanın tekrar geri döndürmeye gücü yettiği, onu ölümle çevirip yeniden dirilterek huzuruna dikmeye ve o suretle kendini tanıtmaya kadir olduğu anlaşılır ve bu şekilde size onu haber verir.<br />
Burada <strong>&#8220;Ancak ona döndürüleceksiniz.&#8221; </strong>(Bakara, 2/245) mânâsını ifade eden bu geri döndürüş, insanın Müminûn sûresinde anlatılan yaratılışının dokuz aşamasından sekizinci ve dokuzuncu mertebe olarak</p>
<blockquote><p><strong>&#8220;Sonra siz bundan sonra muhakkak öleceksiniz. Sonra da muhakkak siz kıyamet günü diriltileceksiniz.&#8221;</strong><em>(Mü&#8217;minûn, 23/15-16)</em></p></blockquote>
<p>âyetleriyle haber verilen ölüm ve kıyamet günü yeniden dirilme aşamalarını anlatmaktadır.</p>The post <a href="https://ateistlerecevap.org/tarik-suresi-7-ayet-sozde-celiski/" data-wpel-link="internal">Tarık Suresi 7. Ayet (Sözde Çelişki)</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ateistlerecevap.org/tarik-suresi-7-ayet-sozde-celiski/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Zariyat Suresi 49. Ayet Açıklaması ve Tefsiri</title>
		<link>https://ateistlerecevap.org/zariyat-suresi-49-ayet-aciklamasi-ve-tefsiri/</link>
					<comments>https://ateistlerecevap.org/zariyat-suresi-49-ayet-aciklamasi-ve-tefsiri/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ateistlere Cevaplar]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 09 Feb 2018 10:15:17 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Ayetler]]></category>
		<category><![CDATA[Sorular]]></category>
		<category><![CDATA[Zariyat 49 açıklaması]]></category>
		<category><![CDATA[zariyat 49 sorularla islamiyet]]></category>
		<category><![CDATA[zariyat 49 tefsiri]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.ateistlerecevap.org/?p=1699</guid>

					<description><![CDATA[<p>&#8220;Yerin bitirdiklerinden, insanların kendilerinden ve henüz mahiyetini bilmedikleri şeylerden bütün çiftleri yaratan Allah&#8217;ı tesbih ve takdis ederim.&#8221; (Yasin, 36/36) &#8220;Düşünüp ibret alırsınız diye her şeyden çiftler yarattık.&#8221; (Zariyat, 51/49) Bu ayetler farklı yorumlara neden olmuştur. Zevc: Çift mânasına geldiği gibi çeşit ve kısım mânasına da gelir. Allah&#8217;ın bütün çeşit ve sınıflarıyla âlemi yarattığını ifade eder. Bu âyet, çift [&#8230;]</p>
The post <a href="https://ateistlerecevap.org/zariyat-suresi-49-ayet-aciklamasi-ve-tefsiri/" data-wpel-link="internal">Zariyat Suresi 49. Ayet Açıklaması ve Tefsiri</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/02/Zariyat-Suresi-49.-Ayet-tefsiri.png" data-wpel-link="internal"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-1703" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/02/Zariyat-Suresi-49.-Ayet-tefsiri.png" alt="" width="1280" height="720" srcset="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/02/Zariyat-Suresi-49.-Ayet-tefsiri.png 1280w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/02/Zariyat-Suresi-49.-Ayet-tefsiri-300x169.png 300w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/02/Zariyat-Suresi-49.-Ayet-tefsiri-1024x576.png 1024w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/02/Zariyat-Suresi-49.-Ayet-tefsiri-768x432.png 768w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/02/Zariyat-Suresi-49.-Ayet-tefsiri-1200x675.png 1200w" sizes="(max-width: 1280px) 100vw, 1280px" /></a></p>
<blockquote><p><strong>&#8220;Yerin bitirdiklerinden, insanların kendilerinden ve henüz mahiyetini bilmedikleri şeylerden bütün çiftleri yaratan Allah&#8217;ı tesbih ve takdis ederim.&#8221; </strong>(Yasin, 36/36)</p></blockquote>
<blockquote><p><strong>&#8220;Düşünüp ibret alırsınız diye her şeyden çiftler yarattık.&#8221; </strong>(Zariyat, 51/49)</p></blockquote>
<p>Bu ayetler farklı yorumlara neden olmuştur.<br />
<strong>Zevc: </strong>Çift mânasına geldiği gibi çeşit ve kısım mânasına da gelir. Allah&#8217;ın bütün çeşit ve sınıflarıyla âlemi yarattığını ifade eder. Bu âyet, çift kavramının insanlar gibi bitkilerde de erkek ve dişi unsurlar ile câri olduğunu, hatta insanların çeşitli dönemlerde bilmedikleri birçok şeylerde de çift unsurun bulunduğunu ifade eder: elektrikte artı ve eksi yük, cisimler arasında itme ve çekme kuvveti, maddenin temeli olan atomlarda pozitif ve negatif elektronlar, bu âyetin mûcizevî olarak haber verdiği şeyler arasındadır. Bütün bunlardan maksat da, her şeyi çift yaratan, bunca çeşitliliği ile kâinatı yaratan Allah&#8217;ın tek olup eş ve ortaktan münezzeh olduğunu vurgulamaktır.<br />
Gerçekten de, bugün, maddenin çiftler halinde yaratıldığı biliniyor. Bir toz zerresinden yıldızlara kadar bildiğimiz ne varsa, hepsinin yapı taşlarını teşkil eden atom parçacıkları ve onlardan daha aşağı seviyedeki parçacıklar, yaratılırken daima antimaddeleriyle birlikte çift olarak yaratılırlar.<br />
Müfessirler <strong>“her şeyden çift çift yaratma”</strong>nın anlamını açıklarken daha çok<strong><em> “gece-gündüz, erkek-dişi, yer-gök, insan-cin, iman-küfür, ay-güneş”</em></strong> gibi karşıtlık örnekleri üzerinde durmuşlardır. Taberî bunu <em>“Cenâb-ı Allah’ın her yarattığının yanı sıra amaç ve işlevi itibariyle ondan farklı bir ikincisini yaratması”</em> şeklinde anlamanın uygun olacağı kanaatindedir. Yine Taberî’nin izahına göre burada esas amaç Yüce Allah’ın yaratma sıfatına dikkat çekmektir. O’nun yaratmasını -meselâ ateşin yakma özelliği gibi- tek sonuçlu olarak algılamamak gerekir, O dilediği her şeyi dilediği biçimde yaratma gücüne sahiptir (Taberi, XXVII/8-9).<br />
<strong>Elmalılı, </strong>bu konudaki görüşleri özetledikten sonra, Beyzâvî’nin<em> “her cinsten iki nevi bulunduğu” </em>tarzındaki yorumunu öncekileri de içine alması itibariyle daha kapsamlı bulur. Bununla birlikte o, âyetteki <strong>“her şey”</strong> ifadesinin sadece cinsleri değil fertleri de kapsadığını dikkate alarak, burada dış âlemdekiler ile onların zihindeki formlarının uyumlu eşleşmesiyle tecelli eden idrak olayına da işaret bulunduğu yorumunu yapar; her hangi bir şey hakkında meydana gelen şuur hâdisesinde bu ikiliğin kaçınılmaz olduğunu, bu ikilik içinde birleştirilmeden hiçbir şeyin tasdik edilemeyeceğini, tefekkür ve tezekkürde bulunulamayacağını, âyetin sonunda yer alan<strong>“ki inceden inceye düşünesiniz”</strong> ifadesinin de bunu desteklediğini belirtir. (bk. Elmalılı Tefsiri, VI/4543-4544.)<br />
Ayrıca Yâsîn 36/36. suresinde,</p>
<blockquote><p><strong>“Toprağın bitirdiklerinden, kendilerinden ve daha bilmedikleri nice şeylerden bütün çiftleri yaratan Allah her türlü eksiklikten uzaktır.”<br />
</strong></p></blockquote>
<p>buyurularak, kâinatta insanın bildiği ve bilmediği bütün çiftleri yüce Allah’ın yarattığı belirtilmekte ve her birinin paydaşı, eşi, benzeri, karşıtı olan bu çiftlerin hepsinin yaratılmışlık özelliğine, dolayısıyla bunları yaratanın tek olduğuna dikkat çekilmektedir. İnsanların Kur’an’ın indiği sırada bilmediği birçok şeyde de çift yaratılma özelliğinin bulunduğu modern araştırmalar tarafından ortaya çıkarılmış olup bu, ileride daha nice varlık, olay ve kavram çiftlerinin keşfedilebileceğinin işaretidir.<br />
Paul Dirac adlı bilim adamının atom parçacıklarının da çift yaratıldığını, yani elektron karşısında pozitronun bulunduğunu tespit edip “parite kanunu”nu keşfetmesi ve bu sayede Nobel Ödülü kazanması, bu âyetteki anlam derinliğine ışık tutucu bir gelişme olarak değerlendirilebilir.<br />
<strong>Soruda geçenlere gelince:</strong><br />
Daha önce de atom için aynı şey söyleniyordu, ama sonra elektronların<em><strong> &#8220;artı ve eksi&#8221; </strong></em>yüklü olduğu görüldü. Zaman geçtikçe Kur&#8217;an’ın harikalığı daha iyi anlaşılmaktadır. Kur&#8217;an’ın bildirdiği şeyler zamanla daha iyi anlaşılacaktır. Bu nedenle henüz bilimin ulaşamadığı gerçekleri hemen inkar etmek asla doğru değildir.<br />
<strong>Eşeyli üremede ise,</strong> aynı türe ait iki bakteri yan yana gelerek aralarında geçici sitoplazmik köprü oluşturur. Bu köprü aracılığıyla DNA molekülü, tamamen veya kısmen bir bakteriden diğer bakteriye aktarılır. Bu gen aktarımı olayına <em><strong>&#8220;konjugasyon&#8221;</strong></em> denir. Konjugasyon olayı ile yeni özelliklere sahip ve ortam şartlarına uyum yapmış dayanıklı bakteriler oluşur. Eşeyli üremede gen aktarımında bulunan bakteri erkek, geni alan ise dişi olarak kabul edilir. Olay tamamlandığı zaman bakteriler arasında kurulmuş olan sitoplazmik köprü erir.<br />
Virüsler bölünerek üremezler. Virüslerin kendisi canlı olup olmadığı tartışmalıdır. Canlı hücresini bulduğunda onun DNA&#8217;sını kullanarak kendisini kopyalar.<br />
<em><strong>Salyangozun üremesi için de çift olması gerekir. </strong></em><br />
<em>“Salyangozlar hermafrodit (Çift eşeyli) canlılardır. Yani hem dişi ve hemde erkeklik organı aynı hayvanda bulunur. Fakat yine de çiftleşmeleri gerekmektedir. Kıştan çıkan salyangozlar ilkbaharda gece gündüz sürekli körpe filizleri yerler. Çok çabuk gelişirler. İki salyangoz yüzyüze gelerek uzuvları sayesinde birbirlerini döller. Her yıl çiftleşmeyebilirler ve mayıs ayında çiftleşirler. Bir defa çiftleşme ile birkaç yıl yumurtlamaya devam ederler. Çiftleşme mayıs ve ağustos aylarında iki defadır. Yumurtlama ise bir defadır. Burgonya cinsi salyangoz çiftleşmeden 12-15 gün sonra, bir başka tür ise 5-8 gün sonra yumurtlar..”</em></p>The post <a href="https://ateistlerecevap.org/zariyat-suresi-49-ayet-aciklamasi-ve-tefsiri/" data-wpel-link="internal">Zariyat Suresi 49. Ayet Açıklaması ve Tefsiri</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ateistlerecevap.org/zariyat-suresi-49-ayet-aciklamasi-ve-tefsiri/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İslamiyet ve Big Bang, Evren Nasıl Oluştu? &#8211; Big Bang ve İslam</title>
		<link>https://ateistlerecevap.org/islamiyet-ve-big-bang-evren-nasil-olustu-big-bang-ve-islam/</link>
					<comments>https://ateistlerecevap.org/islamiyet-ve-big-bang-evren-nasil-olustu-big-bang-ve-islam/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ateistlere Cevaplar]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 12 Jan 2018 20:10:44 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sorular]]></category>
		<category><![CDATA[Big bang teorisi]]></category>
		<category><![CDATA[Big Bang ve İslam]]></category>
		<category><![CDATA[büyük patlama islam]]></category>
		<category><![CDATA[büyük patlama teorisi ve islam]]></category>
		<category><![CDATA[evren nasıl doğdu]]></category>
		<category><![CDATA[evren nasıl genişler]]></category>
		<category><![CDATA[evren nasıl işler]]></category>
		<category><![CDATA[evren nasıl işler izle]]></category>
		<category><![CDATA[evren nasıl oluştu ayet]]></category>
		<category><![CDATA[Evren Nasıl Oluştu?]]></category>
		<category><![CDATA[evren nasıl yaratıldı]]></category>
		<category><![CDATA[evren nasıl yaratılmıştır açıklayınız]]></category>
		<category><![CDATA[kainat nasıl meydana geldi]]></category>
		<category><![CDATA[kainat nasıl oluştu]]></category>
		<category><![CDATA[kainat nasıl yaratılmıştır]]></category>
		<category><![CDATA[kainat nasıl yaratılmıştır ve yaratılış amacı nedir]]></category>
		<category><![CDATA[kâinatın yaratılışı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.ateistlerecevap.org/?p=1016</guid>

					<description><![CDATA[<p>İçinde bulunduğumuz uçsuz bucaksız evrenin nasıl var olduğu, nereye doğru gittiği, içindeki düzen ve dengeyi sağlayan kanunların nasıl işledikleri her devirde insanların merak konusu olmuştur. Bilim adamları, düşünürler asırlardır bu konuyla ilgili sayısız araştırmalar yapmışlar, pek çok teoriler üretmişlerdir. XX. yüzyılın başlarına dek hakim olan görüş, evrenin sonsuz boyutlara sahip olduğu, sonsuzdan beri var olduğu [&#8230;]</p>
The post <a href="https://ateistlerecevap.org/islamiyet-ve-big-bang-evren-nasil-olustu-big-bang-ve-islam/" data-wpel-link="internal">İslamiyet ve Big Bang, Evren Nasıl Oluştu? – Big Bang ve İslam</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/01/big-bang-ve-islam.png" data-wpel-link="internal"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-1017" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/01/big-bang-ve-islam.png" alt="" width="920" height="518" srcset="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/01/big-bang-ve-islam.png 920w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/01/big-bang-ve-islam-300x169.png 300w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/01/big-bang-ve-islam-768x432.png 768w" sizes="(max-width: 920px) 100vw, 920px" /></a><br />
İçinde bulunduğumuz uçsuz bucaksız evrenin nasıl var olduğu, nereye doğru gittiği, içindeki düzen ve dengeyi sağlayan kanunların nasıl işledikleri her devirde insanların merak konusu olmuştur. Bilim adamları, düşünürler asırlardır bu konuyla ilgili sayısız araştırmalar yapmışlar, pek çok teoriler üretmişlerdir.<br />
XX. yüzyılın başlarına dek hakim olan görüş, evrenin sonsuz boyutlara sahip olduğu, sonsuzdan beri var olduğu ve sonsuza kadar da var olacağı şeklindeydi. <strong><em>&#8220;Statik evren modeli&#8221; </em></strong>adı verilen bu anlayışa göre, evren için herhangi bir başlangıç veya son söz konusu değildi.<br />
Materyalist felsefenin de temelini oluşturan bu görüş, evreni sabit, durağan ve değişmez bir maddeler bütünü olarak kabul ederken, bir Yaratıcı&#8217;nın varlığını da reddediyordu.<br />
Her şey, hatta henüz yaratılmamış olan &#8220;gökler ve yer&#8221; bile, tek bir noktadayken büyük patlama ile yaratılmış ve birbirlerinden ayrılarak evrenin bugünkü şeklini meydana getirmişlerdir. Materyalizm, maddeyi mutlak varlık sayan, maddeden başka hiçbir şeyin varlığını kabul etmeyen bir düşünce sistemidir. Tarihi eski Yunan&#8217;a kadar uzanan, ama özellikle 19. yüzyılda yaygınlaşan bu düşünce sistemi, Karl Marx&#8217;ın diyalektik materyalizmiyle ünlenmişti.<br />
19. yüzyıldaki durağan evren modeli, başta belirttiğimiz gibi, materyalist felsefeye zemin sağlamıştı. Materyalist felsefeci George Politzer, bu evren modeline dayanarak, &#8220;Felsefenin Başlangıç İlkeleri&#8221; adlı kitabında; &#8220;evrenin yaratılmış birşey&#8221; olmadığını öne sürmüştü ve şöyle demişti: <strong><em>&#8220;Eğer yaratılmış olsaydı, o takdirde Allah tarafından belli bir anda ve yoktan var edilmiş olması gerekirdi.&#8221;</em></strong><br />
Politzer evrenin yoktan var edilmediğini iddia ederken 19. yüzyılın durağan evren modeline dayanıyor ve dolayısıyla bilimsel bir iddia ortaya attığını sanıyordu. Oysa 20. yüzyılda gelişen bilim ve teknoloji, materyalistlere zemin sağlayan durağan evren modeli gibi ilkel anlayışları kökünden yıkmıştır. 21. yüzyılın eşiğinde olduğumuz şu dönemde, evrenin bir başlangıcı olduğu, yok iken bir anda <strong>büyük bir patlama</strong>yla yaratıldığı modern fizik tarafından pekçok deney, gözlem ve hesapla ispatlanmış durumdadır.<br />
Ayrıca, evrenin, materyalistlerin iddia ettikleri gibi sabit ve durağan olmadığı, tam tersine sürekli bir hareket ve değişim içinde olduğu, genişlediği saptanmıştır. Bugün bu gerçekler bütün bilim dünyası tarafından kabul edilmektedir.<br />
<strong>Şimdi de bu çok önemli gerçeklerin bilim dünyası tarafından nasıl ortaya çıkarıldığından bahsedelim:</strong><br />
1929 yılında California Mount Wilson gözlem evinde, Amerikalı astronom Edwin Hubble kullandığı dev teleskopla gökyüzünü incelerken, yıldızların, uzaklıklarına bağlı olarak kızıl renge doğru yaklaşan bir ışık yaydıklarını saptadı. Bu buluş bilim dünyasında büyük bir yankı yarattı. Çünkü bilinen fizik kurallarına göre, gözlemin yapıldığı noktaya doğru hareket eden ışıkların tayfı mor yöne doğru, gözlemin yapıldığı noktadan uzaklaşan ışıkların tayfı da kızıl yöne doğru kayar. Hubble&#8217;ın gözlemleri sırasında ise yıldızların ışıklarında kızıla doğru bir kayma farkedilmişti. Yani yıldızlar bizden sürekli olarak uzaklaşmaktaydılar.<br />
<strong>Hubble,</strong> çok geçmeden çok önemli bir şeyi daha keşfetti: <em>Yıldızlar ve galaksiler sadece bizden değil, birbirlerinden de uzaklaşıyorlardı. </em>Her şeyin birbirinden uzaklaştığı bir evren karşısında varılabilecek tek sonuç, evrenin her an &#8220;genişlemekte&#8221; olduğuydu. Konuyu daha iyi anlamak için, evreni şişirilen bir balonun yüzeyi gibi düşünmek mümkündür. Balonun yüzeyindeki noktaların balon şiştikçe birbirlerinden uzaklaşmaları gibi, evrendeki cisimler de evren genişledikçe birbirlerinden uzaklaşmaktadırlar.</p>
<blockquote><p><strong>&#8220;O inkar edenler görmüyorlar mı ki başlangıçta göklerle yer birbiriyle bitişikken, biz onları ayırdık ve her canlı şeyi sudan yarattık. Yine de onlar inanmayacaklar mı?&#8221;</strong> (Enbiya, 21/30)</p></blockquote>
<p>Aslında bu gerçek daha önceden de teorik olarak keşfedilmişti. Yüzyılın en büyük bilim adamı sayılan <strong>Albert Einstein,</strong> teorik fizik alanında yaptığı hesaplamalarla evrenin durağan olamayacağı sonucuna varmıştı. Fakat o devrin genel kabul gören durağan evren modeliyle ters düşmemek için bu buluşunu bir kenara bırakmıştı. Einstein bu davranışını daha sonra,<strong> &#8216;kariyerinin en büyük hatası&#8217; </strong>olarak adlandıracaktı. Daha sonra Hubble&#8217;ın gözlemleriyle evrenin genişlediği kesinlik kazandı. Peki evrenin genişliyor olmasının, evrenin varoluşu konusundaki önemi neydi?<br />
Evren genişlediğine göre, zaman içinde geriye doğru gidildiğinde evrenin tek bir noktadan başladığı ortaya çıkıyordu. Yapılan hesaplamalar, evrenin tüm maddesini içinde barındıran bu <strong>&#8220;tek nokta&#8221;</strong>nın, <strong>&#8220;sıfır hacme&#8221;</strong> ve &#8220;sonsuz yoğunluğa&#8221; sahip olması gerektiğini gösterdi. Evren, sıfır hacme sahip bu noktanın patlamasıyla ortaya çıkmıştı. Evrenin başlangıcı olan bu büyük patlamaya ingilizce karşılığı olan <strong>&#8220;Big Bang&#8221;</strong> ismi verildi ve bu teori de aynı isimle anılmaya başlandı.<br />
Aslında sıfır hacim bu konunun teorik bir ifade biçimidir. Bilim, insan aklının kavrama sınırlarını aşan <strong>&#8216;yokluk&#8217; </strong>kavramını ancak <strong>&#8216;sıfır hacimdeki nokta&#8217; </strong>ifadesi ile tarif edebilmektedir. Gerçekte ise &#8216;sıfır hacimdeki bir nokta&#8217; &#8216;yokluk&#8217; anlamına gelir. Evren de yokluktan var olmuştur. Diğer bir deyimle yaratılmıştır.<br />
Modern fiziğin ancak bu yüzyılın sonlarına doğru ulaştığı bu büyük gerçek, Kur&#8217;an&#8217;da bize on dört yüzyıl önceden şöyle haber verilmekteydi:</p>
<blockquote><p><strong>&#8220;O Allah gökleri ve yeri yoktan var edendir.&#8221;</strong> (Enam, 6/101)</p></blockquote>
<p>Bilindiği gibi Big Bang teorisi, başlangıçta evrendeki tüm cisimlerin birarada olduklarını ve sonradan ayrıldıklarını göstermiştir. Big Bang teorisinin ortaya koyduğu bu gerçek de, zamanımızdan tam on dört asır önce insanların evren hakkındaki bilgilerinin son derece kısıtlı olduğu bir dönemde yine Kur&#8217;an&#8217;da şöyle bildiriliyordu:</p>
<blockquote><p><strong>&#8220;O inkar edenler görmüyorlar mı ki başlangıçta göklerle yer birbiriyle bitişikken, biz onları ayırdık ve her canlı şeyi sudan yarattık. Yine de onlar inanmayacaklar mı?&#8221;</strong> (Enbiya, 21/30)</p></blockquote>
<p>Yani her şey, hatta henüz yaratılmamış olan<strong> &#8220;gökler ve yer&#8221; </strong>bile, tek bir noktadayken büyük patlama ile yaratılmış ve birbirlerinden ayrılarak evrenin bugünkü şeklini meydana getirmişlerdir. Ayetin ifadelerini <strong>Big Bang</strong> teorisi ile karşılaştırdığımızda tam bir uyum içinde olduklarını görürüz. Oysa Big Bang&#8217;in bilimsel bir teori olarak ortaya atılması ancak 20. yüzyılda mümkün olmuştur.<br />
Evrenin genişlemesi, <strong>Büyük Patlama </strong>teorisinin, yani evrenin yoktan var edildiğinin en önemli kanıtlarından biridir. Evren yaratıldığından beri süregelen bu gerçek, modern bilim tarafından ancak bu yüzyılda keşfedildiği halde Kur&#8217;an&#8217;da bu gerçek yine bundan on dört asır önce haber verilmiştir:</p>
<blockquote><p><strong>&#8220;Biz göğü &#8216;büyük bir kudretle&#8217; bina ettik ve şüphesiz Biz (onu) genişleticiyiz.&#8221;</strong> (Zariyat, 51/47)</p></blockquote>
<p>Açıkça görüldüğü gibi, Büyük Patlama teorisi evrenin &#8220;yoktan var edildiği&#8221;nin, yani Allah tarafından yaratıldığının ispatıydı. Big Bang&#8217;in bu zaferi ile birlikte, materyalist felsefenin temeli olan <strong>&#8220;ezeli madde&#8221;</strong> kavramı da tarihe karışmış oldu. Peki o zaman Big Bang&#8217;den önce ne vardı ve <strong>&#8220;yok&#8221;</strong> olan evreni bu büyük patlama ile<strong> &#8220;var&#8221;</strong> hale getiren güç neydi? Elbette ki bu soru bir Yaratıcı&#8217;nın varlığını göstermektedir. Ünlü ateist felsefeci<strong> Anthony Flew,</strong> bu konuda şunları söyler:</p>
<blockquote><p><em>&#8220;İtiraflarda bulunmanın insan ruhuna iyi geldiğini söylerler. Ben de bir itirafta bulunacağım: Big Bang modeli, bir ateist açısından oldukça sıkıntı vericidir. Çünkü bilim, dini kaynaklar tarafından savunulan bir iddiayı ispat etmiştir: Evrenin bir başlangıcı olduğu iddiasını. Sadece evrenin bir sonunun ve başlangıcının olmadığını kabul ettiğimiz sürece, evrenin şu anki varlığının mutlak bir açıklama olduğunu savunabiliriz. Ben hala bu açıklamaya inanıyorum, ama bunu Big Bang karşısında savunmanın pek kolay ve rahat bir durum olmadığını itiraf etmeliyim.&#8221;</em></p></blockquote>
<p>Kendisini ateist olmak için körü körüne şartlandırmayan pek çok bilim adamı ise, evrenin yaratılışında sonsuz güç sahibi bir Yaratıcı&#8217;nın varlığını kabul etmiş durumdadır. Bu Yaratıcı, hem maddeyi hem de zamanı yaratmış olan, yani her ikisinden de bağımsız bir varlık olmalıdır. Ünlü Amerikalı astrofizikçi<strong> Hugh Ross</strong>bu gerçeği şöyle açıklar:</p>
<blockquote><p><em>&#8220;Eğer zaman ve madde, patlamayla birlikte ortaya çıkmışsa, o zaman evreni meydana getiren nedenin, evrendeki zaman ve mekandan tamamen bağımsız olması gerekir. Bu bize Yaratıcı&#8217;nın evrendeki tüm boyutların üzerinde olduğunu gösterir. Aynı zamanda Yaratıcı&#8217;nın bazılarının savunduğu gibi evrenin kendisi olmadığını ve evreni kapladığını, sadece evrenin içindeki bir güç olmadığını kanıtlar.&#8221;</em></p></blockquote>
<p><strong>Bu bilim adamının da söylediği gibi,</strong> madde ve zaman, tüm bu kavramlardan bağımsız olan sonsuz güç sahibi bir Yaratıcı tarafından var edilmiştir. O Yaratıcı, göklerin ve yerin Rabbi olan Allah&#8217;tır.</p>The post <a href="https://ateistlerecevap.org/islamiyet-ve-big-bang-evren-nasil-olustu-big-bang-ve-islam/" data-wpel-link="internal">İslamiyet ve Big Bang, Evren Nasıl Oluştu? – Big Bang ve İslam</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ateistlerecevap.org/islamiyet-ve-big-bang-evren-nasil-olustu-big-bang-ve-islam/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Nebe suresi 33. ayet Açıklaması</title>
		<link>https://ateistlerecevap.org/nebe-suresi-33-ayet-aciklamasi/</link>
					<comments>https://ateistlerecevap.org/nebe-suresi-33-ayet-aciklamasi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ateistlere Cevaplar]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 27 Dec 2017 12:07:32 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Ayetler]]></category>
		<category><![CDATA[Sorular]]></category>
		<category><![CDATA[nebe 33 anlamı nebe 33 açıklama]]></category>
		<category><![CDATA[nebe 33 diyanet]]></category>
		<category><![CDATA[nebe suresi 33 tefsiri]]></category>
		<category><![CDATA[nebe suresi 33 ve 34]]></category>
		<category><![CDATA[nebe suresi 33. ayet arapça]]></category>
		<category><![CDATA[nebe suresi 33. ayet diyanet]]></category>
		<category><![CDATA[nebe suresi 33. ayet diyanet işleri]]></category>
		<category><![CDATA[nebe suresi 33. ayet tefsiri]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.ateistlerecevap.org/?p=1009</guid>

					<description><![CDATA[<p>Açıklama 1:  Allah Tealâ, ateş ehli olan kötülerin durumlarından bir miktar bahset­tikten sonra, cennet ehli olan iyilerin kurtuluş ve zafer yerinden de söz et­miştir, onlar ateşten kurtulup cennete sokulmuşlardır. Bunun Allah&#8217;ın bir lütfu ve ihsanı olduğu açıklanmıştır. İyilerin ve kötülerin durumlarının gösterilmesi, düşünme ve karşılaştırma, cennete götüren kulluğa teşvik ve ateşe götüren masiyet, küfür ve [&#8230;]</p>
The post <a href="https://ateistlerecevap.org/nebe-suresi-33-ayet-aciklamasi/" data-wpel-link="internal">Nebe suresi 33. ayet Açıklaması</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<figure id="attachment_1011" aria-describedby="caption-attachment-1011" style="width: 1280px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2017/12/Nebe-suresi-33.-ayet-aciklamsi.png" data-wpel-link="internal"><img loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-1011" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2017/12/Nebe-suresi-33.-ayet-aciklamsi.png" alt="Nebe-suresi-33.-ayet-açıklaması" width="1280" height="720" srcset="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2017/12/Nebe-suresi-33.-ayet-aciklamsi.png 1280w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2017/12/Nebe-suresi-33.-ayet-aciklamsi-300x169.png 300w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2017/12/Nebe-suresi-33.-ayet-aciklamsi-1024x576.png 1024w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2017/12/Nebe-suresi-33.-ayet-aciklamsi-768x432.png 768w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2017/12/Nebe-suresi-33.-ayet-aciklamsi-1200x675.png 1200w" sizes="(max-width: 1280px) 100vw, 1280px" /></a><figcaption id="caption-attachment-1011" class="wp-caption-text">Nebe suresi 33. ayet açıklaması</figcaption></figure>
<span style="font-size: 32px; font-family: 'trebuchet ms', geneva, sans-serif; color: #008080;"><strong>Açıklama 1: </strong></span><br />
Allah Tealâ, ateş ehli olan kötülerin durumlarından bir miktar bahset­tikten sonra, cennet ehli olan iyilerin kurtuluş ve zafer yerinden de söz et­miştir, onlar ateşten kurtulup cennete sokulmuşlardır. Bunun Allah&#8217;ın bir lütfu ve ihsanı olduğu açıklanmıştır. İyilerin ve kötülerin durumlarının gösterilmesi, düşünme ve karşılaştırma, cennete götüren kulluğa teşvik ve ateşe götüren masiyet, küfür ve yalanlama konusunda uyarı için bir zemindir. Özet olarak Allah Tealâ kâfirlere olan vaidini andıktan sonra iyile­re olan vaadini de açıklamıştır.<br />
Allah Teâlâ, kullarının uhrevî nimetlere dair yaklaşık bir fikir edinmelerini sağlamak ve onlar­da bir arzu uyandırmak için, birçok âyette olduğu gibi burada da idrak ve anlama gücüne göre temsilî bir anlatımla bu dünyada en çok ihtiyaç duydukları, arzuladık­ları, sevdikleri maddî-bedensel hazlardan örnekler vermiştir. Bu anlatımda Kur&#8217;an&#8217;ın ilk muhataplarının beklentilerinin dikkate alındığı da söylenebilir, keza bu anlatımdan, âhirette cennete girmeyi hak eden her bir insana, dünyadaki ame­line zihnî ve ruhî kemaline, mutluluk anlayışına ve beklentisine göre neleri istiyor ve bekliyorsa onların verileceği sonucunu çıkarmak da mümkündür.<br />
Bu anlatım, cennette mü&#8217;minler için hazırlanan eşleri tasvir etmek­tedir. Bunlar genellikle iki kısımdır: Biri, cennet yaratıldığı zaman orada yaratılan <strong>«Huri»</strong>denilen ve mahiyeti bizce bilinmeyen bakire ve yaşıt eş­lerdir. Diğeri, dünyadaki sâliha eşlerdir ki, cennete girince onlar da huri misali yaşıt duruma gelir ve genç kız görünümü alırlar.<br />
<strong>KE&#8217;S,</strong> kâse demektir. Dolu kadehe denir. Meşhur mânâda bunun hakikatı, içinde içki bulunan kadehin kendisidir. Özellikle içindeki içkiye de denir. İçki içenlerin asıl maksadı neticede içkinin vereceği neşe olduğu için, daha sonraları bu kelime <em>zikr-i sebeb irade-i müsebbeb (sebebi söyleyip neticeyi kastetme)</em>yoluyla tam neşeden mecaz olarak kullanılmıştır ki, edebiyatta bu mânâda kullanılışı yaygın olmuştur. Şu halde <em>&#8220;tam anlamıyla dolgun, vereceği neşe içinde hiç sarhoşluk ve sersemlik bulunmayan, o anda ve daha sonra her türlü gam ve kederden uzak saf ve duru bir hayat zevki&#8221;</em> demek olur. Böyle bir hayat ise, <strong>&#8220;Kuşkusuz ahiret yurdu, işte gerçek hayat odur.&#8221;</strong>(Ankebut, 29/64) delilince ancak ahiret hayatıdır. Çünkü dünyanın hiçbir neşesi yoktur ki içinde bir keder ve başağrısı bulunmasın.<br />
Bu nedenle <strong>&#8220;ke&#8217;s&#8221;</strong> demekle gözetilen<strong> &#8220;tam neşe&#8221;</strong> mânâsı dünya kadehlerinde, dünya şaraplarında yoktur. Bunlar bir neşeye karşılık bir türlü yıkımla doludur. Bundan dolayı Kur&#8217;ân&#8217;da dünya şarabı <strong>&#8220;Şeytanın işinden bir pislik.&#8221;</strong>(Mâide, 5/90) ve <strong>&#8220;Günahları faydalarından büyüktür.&#8221;</strong> (Bakara, 2/219) diye nitelendiği halde, ahiret şarabı <strong>&#8220;Tertemiz bir içecek&#8230;&#8221;</strong> (İnsan, 76/21) şeklinde nitelenmiştir ki bu, dünyada ancak mutlak bir iman, tertemiz bir aşk neşesi ile ruhani bir gaye halinde düşünülebilir. Bunda cismani zevkten ruhani zevke, geçici güzellik aynasından mutlak güzelliğin şevkine geçen öyle derin ve sonsuz bir sevgiliye kavuşma neşesi vardır ki, yolunda dünyadan geçilir, canlar feda edilir.<br />
&nbsp;<br />
<span style="color: #008080;"><strong><span style="font-size: 32px;">Açıklama 2:</span></strong></span><br />
&#8211; İlgili ayetin meali şöyledir: <strong>“Şüphesiz, Allah’a karşı gelmekten sakınanlar/takva sahipleri, başarı ve mutluluğa ererler. Onlara bahçeler, üzüm bağları, turunç göğüslü genç yaşıt dilberler, dolu dolu kadehler var.”</strong>(Nebe, 78/31-34)<br />
Tabii başka meallerde benzer ifadeler de var dır. Bu konuda şunları söyleyebiliriz:<br />
<strong>a) </strong>Ayetin ifadesinde <strong>“göğüsleri yeni tomurcuklanmış”</strong> denilmemiştir. Bazı  meallerde eklenen <strong>“henüz”</strong> kelimesi, ayetin ifadesinde yer almamıştır. Bu sebeple, ayette <strong>“göğüslerin tomurcuklandığı yıl, ay gün”</strong> gibi belirli bir zaman dilimine vurgu yapılmamıştır. İfade edilen <strong>“göğüsleri tomurcuklanmış olan kadınlar”</strong>dır. Bu tomurcuklanma yeni de olabilir, -söz gelişi- 33 yıl önce de olabilir. Ayetin kullandığı ifadeler belirli bir zaman dilimini kesinlikle içermemektedir.<br />
<strong>b) </strong>Ayette söz konusu edilen kadınlar dünya kadınlarından çok cennette<strong>yaratılmış hurilerdir.</strong> Huriler bir anne rahminde değil, Hz. Adem gibi annesiz ve babasız olarak yaratılmışlardır.<br />
Dolayısıyla, onlarda zaman içerisinde büyümek/tekamül etmek yoktur. Yani, göğüsleri yaratıldıklar günden itibaren tomurcukludur. Bu sebeple,<strong>“tomurcuklanmanın 10-11 yaşlarında olduğunu” </strong>söyleyip, küçük yaşa itiraz etmek yersizidir<br />
<strong>c)</strong> Bazı alimlere göre ayette geçen <strong>“Kevaib”</strong> kelimesi, tomurcuklu değil, <strong>bakire olan kadın</strong> anlamınadır. <em>(bk. Maverdi, ilgili ayetin tefsiri)</em><br />
<strong>d)</strong> Bazı alimlere göre ayette geçen <strong>“Kevaib”</strong> kelimesi,<strong> Kâib</strong>’in çoğuludur. <strong>Kâib</strong>ise, <strong>15 yaşındaki kızlar</strong> için kullanılan bir vasıftır. <em>(bk, İbn Aşur, ilgili yetin tefsiri)</em><br />
<strong>e) </strong>Genel anlayışa aykırı da olsa, burada göz ardı edilmemesi gereken şöyle bir yorum da yapılabilir:<br />
&#8211; Konumuzu ilgilendiren Surenin 33. ayetinde yer alan iki kelime vardır: <strong>“Kevaib”</strong> ve <strong>“Etrab” </strong>kelimeleri. Bildiğimiz yorumlarda<strong> “Kevaib” </strong>kelimesi <strong>“Kâib”</strong>in çoğulu olup <strong>“Tomurcuklu göğüs”</strong>, <strong>“Etrab”</strong> ise Tirb’in çoğulu olup <strong>“Yaşıtlar”</strong> anlamı verilmiştir. Bu kelimeleri böyle anlamlandırmak yanlış değildir.<br />
Ancak yanlış olmayan bir anlamlandırma da şudur: <strong>“Kevaib”</strong> kelimesi, “Ke’be”nin çoğuludur. Ke’be kelimesi, <strong>“yuvarlak-tümsek”</strong> manasına gelir. Mesela: tavlada kullanılan zarlar için de “Ke’be” kelimesi kullanılır. Buna göre, bu kelime daha önceki ayette geçen İneb’in bir vasfı olup üzüm danesi manasında da algılanabilir.<br />
Ayetin ikinci kelimesi olan <strong>“Etrab”</strong> ise yaşıt anlamına geldiği gibi, <strong>“denk”</strong>anlamına da gelir. Zaten yaşıt olup yaşta eşit olanlar birbirinin dengi demektir.<br />
Bu yoruma göre ayetin manası <strong>“göğüsleri tomurcuklu yaşıt kızlar”</strong> değil, <strong>“(büyüklük, sağlamlık ve tatlılık bakımından) birbirine denk olan üzüm daneleri”</strong> anlamına gelir.<br />
&#8211; 31-34. ayetleri bütüncül bir bakışla / siyak ve sibakına bakarak bir değerlendirme yaparsak, bu yorumun yabana atılacak bir şey olmadığını görürüz. Bu hususu birkaç noktada açıklayalım:<br />
<strong>Birincisi:</strong> Konuyla ilgili bu ayetlerin hiç birinde hurilerden, kızlardan, kadınlardan söz edilmemiştir. Burada <strong>“bağ-bahçe-kadın” </strong>kompozisyonu gibi genel bir anlayış esas alınarak kadın söz konusu edilmiştir.<br />
<strong>İkincisi:</strong> Bu yorum, ayetin önceki ve sonraki ayetlerle daha çok uygunluk göstermektedir. <strong>Şöyle ki:</strong><br />
Bu ayetten önce yer alan 32. ayette <strong>“Onlara bahçeler, üzüm bağları var.” </strong>denilmiştir. 33. ayette bu üzüm bağlarında bulunan üzümlerin güzelliklerine işaret edilmiş ve <strong>“(büyüklük, sağlamlık ve tatlılık gibi özellikleri bakımından) birbirine denk olan tomurcuk üzüm daneleri var” </strong>denilmiştir. Bu ayetten sonraki 34. ayette ise, <strong>“(Bu güzel üzüm danelerinden) dolu dolu kadehler var.”</strong> olduğuna işaret edilmiştir.<br />
Demek burada, <strong>“asmalardan devşirilen ve birbirine denk olan dane dane üzümler  ve o üzümlerden yapılıp dolu dolu kadehlerde sunulan içecekler”</strong>söz konusu edilmiştir. Görüldüğü üzere, bu üç ayette, son derece uyumlu bir bütünlük içinde, cennetin bahçeleri, bahçelerin meyveleri ve meyvelerin içecekleri anlatılmıştır.<br />
Tabii ki, daha önceki manalar tefsir kaynaklarında yer lamasına karşılık, bu son yorum yer almamaktadır. Bunu kabul etmezse bile, -yukarıda kaynağı verilmiş olan- bazı tefsirlerde geçtiği üzere, burada “göğüsleri tomurcuklu kızlar” yerine <strong>“15 yaşında bekar kızlar” </strong>manasını tercih edilebilir.<br />
<span id="more-1009"></span><br />
Anahtar Kelime Alanı: nebe 33 nebe 33 tefsir nebe 33 edip yüksel nebe 33 diyanet nebe 33 arapça nebe 33 sorularla islamiyet nebe 33 hakkı yılmaz nebe 33 english nebe 33 ekşi nebe 33. ayet tefsiri nebe 33 ayet nebe 33 yaşar nuri nebe 33 anlamı nebe 33 açıklama nebe 33 agnostik nebe suresi 33 ateistforum nebe suresi 33.ayet oku nebe suresi 33 ayet türkçe meali nebe suresi 33 anlami nebe 33 dinle nebe suresi 33 diyanet nebe 33 mustafa islamoğlu nebe 33 kuran nebe 33 meali nebe 33 meali diyanet nebe 33 ayet türkçe meali nebe 33 nedir nebe suresi 33 nolu ayet nebe 33 kuranmeali.org quran nebe 33 nebe 33 suresi nebe suresi 33. ayet tefsiri nebe suresi 33. ayet. ahzab 50-52 nebe suresi 33 tefsiri nebe suresi 33 uncu ayet nebe suresi 33 ve 34 nebe 33 34 nebe 33 34 35 nebe 33 36 nebe 32 33 34 nebe suresi 31 32 33 ayet nebe suresi 31 32 33 ayetler nebe 78 33</p>The post <a href="https://ateistlerecevap.org/nebe-suresi-33-ayet-aciklamasi/" data-wpel-link="internal">Nebe suresi 33. ayet Açıklaması</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ateistlerecevap.org/nebe-suresi-33-ayet-aciklamasi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kadın-Erkek Eşitmidir?</title>
		<link>https://ateistlerecevap.org/kadin-erkek-esitmidir/</link>
					<comments>https://ateistlerecevap.org/kadin-erkek-esitmidir/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ateistlere Cevaplar]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 18 Dec 2017 14:53:16 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sorular]]></category>
		<category><![CDATA[kadın erkek arasındaki farklar]]></category>
		<category><![CDATA[kadın erkek ayrımı]]></category>
		<category><![CDATA[kadın erkek eşit değildir]]></category>
		<category><![CDATA[kadın erkek eşitliği]]></category>
		<category><![CDATA[kadın erkek eşitsizliği]]></category>
		<category><![CDATA[Kadın-Erkek eşit midir?]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.ateistlerecevap.org/?p=996</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bu soruya hemen &#8220;evet&#8221; veya &#8220;hayır&#8221; demek çok zor. Çünkü, soru bu hâliyle yeterince açık değil. Onu bir başka soru ile açmak gerekiyor. &#8220;Nerede? Hangi konuda? Ne yönden?&#8221; gibi. Eğer, &#8220;hukukî açıdan&#8221; soruluyorsa, cevap olarak &#8220;evet&#8221; diyebiliriz. Eğer, her hususta denilirse, o zaman, bu soruya cevap vermeye gerek kalmayacaktır. Zira, cevabı sorunun içindedir. Madem ki, iki ayrı cinsten söz ediliyor; öyleyse mutlak eşitlik nasıl düşünülebilir? [&#8230;]</p>
The post <a href="https://ateistlerecevap.org/kadin-erkek-esitmidir/" data-wpel-link="internal">Kadın-Erkek Eşitmidir?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<figure id="attachment_997" aria-describedby="caption-attachment-997" style="width: 1280px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2017/12/Kadin-Erkek-Esitligi-Varmidir.png" data-wpel-link="internal"><img loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-997" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2017/12/Kadin-Erkek-Esitligi-Varmidir.png" alt="Kadın-Erkek-Eşitliği-Varmıdır" width="1280" height="720" srcset="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2017/12/Kadin-Erkek-Esitligi-Varmidir.png 1280w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2017/12/Kadin-Erkek-Esitligi-Varmidir-300x169.png 300w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2017/12/Kadin-Erkek-Esitligi-Varmidir-1024x576.png 1024w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2017/12/Kadin-Erkek-Esitligi-Varmidir-768x432.png 768w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2017/12/Kadin-Erkek-Esitligi-Varmidir-1200x675.png 1200w" sizes="(max-width: 1280px) 100vw, 1280px" /></a><figcaption id="caption-attachment-997" class="wp-caption-text">Kadın-Erkek-Eşitliği-Varmıdır</figcaption></figure>
Bu soruya hemen <strong>&#8220;evet&#8221;</strong> veya<strong> &#8220;hayır&#8221;</strong> demek çok zor. Çünkü, soru bu hâliyle yeterince açık değil. Onu bir başka soru ile açmak gerekiyor. <em>&#8220;Nerede? Hangi konuda? Ne yönden?&#8221; </em>gibi. Eğer, <em>&#8220;hukukî açıdan&#8221;</em> soruluyorsa, cevap olarak <em>&#8220;evet&#8221; </em>diyebiliriz.<br />
Eğer, her hususta denilirse, o zaman, bu soruya cevap vermeye gerek kalmayacaktır. Zira, cevabı sorunun içindedir. <span style="color: #993366;"><strong>Madem ki, iki ayrı cinsten söz ediliyor; öyleyse mutlak eşitlik nasıl düşünülebilir?</strong></span><br />
<em>Kadınla erkeğin eşit oldukları sahalar bulunduğu gibi, erkeğin kadını çok gerilerde bıraktığı, yahut onun çok gerisinde kaldığı sahalar da mevcut. </em>Onun için, meseleyi sad0ece bir tek madde çözümlemek mümkün değil.<br />
Şayet, <em>&#8220;Kadınla erkek arasında iyi insan, üstün insan olma noktasında bir fark var mıdır?&#8221;</em> diye sorulursa, o zaman şunu hemen belirtmek isteriz: <strong>Hakimiyet başka, üstünlük ve fazilet daha başkadır.</strong> Bu ikincisinde hemen çalakalem şu yahut bu üstündür, demek çok zordur. Çünkü, kadın olsun erkek olsun, her insan Allah&#8217;ın kuludur. O, hangi kulunu üstün tutuyor, daha çok seviyorsa ve hangi kulundan razı ise üstünlük ancak onundur. İlahi ferman olan Kur&#8217;an&#8217;a baktığımızda, üstünlük ölçüsü olarak, karşımıza cinsiyetin değil <strong>takvanın</strong> çıktığını görüyoruz. <em>Evet, Allah indinde üstünlüğün ölçüsü takvadır.</em><br />
<em>Nedir takva?</em> En kısa ifadesiyle Allah&#8217;tan korkmak, günahlardan sakınmak, Onun razı olmadığı hareket, tavır, hâl ve sözlerden uzak durmak. Onun rızasına ermeyi en büyük maksat bilip, bunu kaybetmekten son derece korkmak. İşte, kim böyle yaparsa üstün insan, faziletli insan odur. Bu noktada cinsiyete itibar edilmemiştir.<br />
<em>Takva dendi mi hemen salih ameli hatırlıyoruz. </em><strong>Salih amel,</strong> yani, hayırlı, güzel işler görmek. Onda da cinsiyete itibar edilmiyor. Mesela, okunan her Kur&#8217;an harfine karşılık on sevap verilmişse, bu bütün insanlar için böyledir. Kadına daha az, erkeğe daha çok sevap söz konusu değil.<br />
<strong>Soruyu bir de psikolojik yönden ele alabilir ve şöyle sorabiliriz:</strong> <em>Kadınla erkek arasında psikolojik yönden farklılık var mıdır?</em><br />
Bu soruya hiç tereddüt etmeden <strong>&#8220;elbette&#8221; </strong>diye cevap veririz. Kadınla erkek arasındaki psikolojik farklılık kendini çocukluk çağından itibaren göstermeye başlar. Erkek ve kız çocukların oyuncakları farklıdır. Bir kız çocuğu en çok oyuncak bebekleri sever. Henüz evlilik nedir bilmediği o yaşlarda, bebeklerini bağrına basar, öper, elbiselerini değiştirir, beşikte sallar ve uyutur. Günün büyük bir kısmını onlarla geçirir. Erkek çocuk ise, taksi, uçak, tabanca gibi oyuncaklara daha fazla rağbet gösterir.<br />
Bu çocuklar büyüdüklerinde bu defa, sohbetleri değişir. Erkeklerin toplantılarında daha çok, iş hayatı yahut politika konuşulurken, kadınlarda ön sırayı ev eşyaları ve örgüler alır.<br />
<em>Kabiliyet yönünden de iki cins arasında bariz bir fark var.</em> Erkek, terkip ve tahlilde, kadın ise taklit ve ezberde daha ileri. Bir misal ile anlatmak gerekirse; erkek bir mimari eseri ortaya koymakta, onun bütün bölümlerini güzelce yerleştirmekte, kadından daha ileri. Kadın ise, o eserin herhangi bir bölmesini ince nakışlarla süslemekte erkekten çok daha hassas.<br />
Erkek dış aleme daha açık. Şefkatte kadından geri, ama teşebbüs kabiliyetinde ileri. Kadın ise erkeğe nispeten daha içe dönük. Bunun en büyük faydası, yavrusuna ve yuvasına göstereceği ihtimam.<br />
<em>Bu iki cinsin zafiyetleri de farklılık gösteriyor:</em> Erkekte, tahakküm ve baskı hastalığı mevcut. Kadında ise, gösteriş ve desinler belâsı.<br />
<em>Kadının en bariz bir özelliği de hassasiyetidir. </em>Buna<em> &#8220;teessürilik&#8221; </em>deniliyor. Kadın, çevreden etkilenmekte erkekten daha hassas. Dolayısıyla, telkine kapılmaya, aldatılmaya ondan daha müsait.<br />
<em>Kadında sezgi gücü, erkekten çok kuvvetli. </em>Değişikliğe ondan daha çok ihtiyaç duymakta, yenilik ve heyecana daha açık. Vücut büyüklüğü itibariyle ve güç ile kuvvet yönünden, kadın erkekten genellikle daha geri. Bunun neticesi olarak, sığınma ihtiyacı kadında kendini daha fazla hissettiriyor. Ama bazılarında bu ihtiyaç, aşağılık kompleksine dönüşüyor; bu da erkeklik kompleksi olarak kendini gösteriyor.<br />
<em>Kadın, hayat arkadaşına (ona nispetle) daha çok bağlı.</em> Ondan daha vefalı. Dünya sevgisinde erkekten çok ileri.<br />
Kadını bu psikolojisi içinde değerlendirmek ve onun erkekleşmesine değil, ideal bir kadın olmasına çalışmak gerekir.<br />
<strong>Etrafımıza şöyle bir göz atalım:</strong> Bütün canlılarda bedenler ve ruhlar arasında mükemmel bir uygunluk var. Ceylan ruhunu, aslan bedenine sokmak ve onu aslanca davranmaya zorlamak, en başta o sevimli ruha zarar verir. Her kükreyişte ruhundaki letafetten birazını kaybeder; her hamlede kendi öz güzelliğinden bir parçayı harap eder. Kadın ve erkek eşitliği diyerek kadını erkekçe davranışlara itmek de en başta kadına zarar verir.<br />
Aslında, bu vadide gösterilen kasıtlı ve yoğun faaliyetler, bir bakıma hiçbir şeyi değiştirememiştir. <strong>&#8220;Hüküm çoğunluğa göre verilir.&#8221;</strong> kaidesinden hareketle şöyle diyebiliriz:</p>
<blockquote><p><em>Kadınlar yine fabrikatör olmaktan çok işçi, hâkim olmaktan çok kâtip, amir olmaktan çok sekreter, pilot olmaktan çok hostes, patron olmaktan çok tezgâhtardırlar. Zira, yaratılışı değiştirmek mümkün değildir.</em></p></blockquote>
<blockquote><p><em><strong>Maalesef, </strong>kadına lâyık olduğu yeri bir türlü veremedik. Ya onun rızkı bize bağlıymışçasına, kendisine aşırı derecede hükmetmeye kalktık, ona haksız muamelelerde bulunduk, yahut, kendisine çok fazla fırsat verdik, onu erkekliğe heveslendirdik ve mahvettik.</em></p></blockquote>
<p>&nbsp;<br />
<span style="font-size: 20px; font-family: 'comic sans ms', sans-serif;">Konuyu bir örnekle Özetleyelim; Ali ve Ayşe isminde iki öğrenci okulda bir sınava giriyorlar. Sınavda 10 tane soru var ve her biri 10 puan olsun. Ali birinci soruyu yanlış yapıyor ve sınavdan 90 alıyor. Ayşe dokuzuncu soruyu yanlış yapıyor ve o da 90 alıyor. Bunlar birbirlerine eşit değildir çünkü eşit olabilmesi için her açıdan birbiri ile aynısı olması lazım ama burada bir fark var Ali birinci, Ayşe dokuzuncu soruyu yanlış yaptı sonuçlar aynı ama yanlış yaptıkları sorular farklı biz bunlara eşit diyemeyiz onlar için en uygun tabir <strong>&#8220;DENK&#8221;</strong>tir çünkü ikisi de 90 aldı ama farklı soruları yanlış yaptılar inşallah faydalı bir yazı olmuştur.</span></p>The post <a href="https://ateistlerecevap.org/kadin-erkek-esitmidir/" data-wpel-link="internal">Kadın-Erkek Eşitmidir?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ateistlerecevap.org/kadin-erkek-esitmidir/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kadın-Erkek Eşitmidir?</title>
		<link>https://ateistlerecevap.org/kadin-erkek-esitmidir/</link>
					<comments>https://ateistlerecevap.org/kadin-erkek-esitmidir/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ateistlere Cevaplar]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 18 Dec 2017 14:53:16 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sorular]]></category>
		<category><![CDATA[kadın erkek arasındaki farklar]]></category>
		<category><![CDATA[kadın erkek ayrımı]]></category>
		<category><![CDATA[kadın erkek eşit değildir]]></category>
		<category><![CDATA[kadın erkek eşitliği]]></category>
		<category><![CDATA[kadın erkek eşitsizliği]]></category>
		<category><![CDATA[Kadın-Erkek eşit midir?]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.ateistlerecevap.org/?p=996</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bu soruya hemen &#8220;evet&#8221; veya &#8220;hayır&#8221; demek çok zor. Çünkü, soru bu hâliyle yeterince açık değil. Onu bir başka soru ile açmak gerekiyor. &#8220;Nerede? Hangi konuda? Ne yönden?&#8221; gibi. Eğer, &#8220;hukukî açıdan&#8221; soruluyorsa, cevap olarak &#8220;evet&#8221; diyebiliriz. Eğer, her hususta denilirse, o zaman, bu soruya cevap vermeye gerek kalmayacaktır. Zira, cevabı sorunun içindedir. Madem ki, iki ayrı cinsten söz ediliyor; öyleyse mutlak eşitlik nasıl düşünülebilir? [&#8230;]</p>
The post <a href="https://ateistlerecevap.org/kadin-erkek-esitmidir/" data-wpel-link="internal">Kadın-Erkek Eşitmidir?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<figure id="attachment_997" aria-describedby="caption-attachment-997" style="width: 1280px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2017/12/Kadin-Erkek-Esitligi-Varmidir.png" data-wpel-link="internal"><img loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-997" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2017/12/Kadin-Erkek-Esitligi-Varmidir.png" alt="Kadın-Erkek-Eşitliği-Varmıdır" width="1280" height="720" srcset="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2017/12/Kadin-Erkek-Esitligi-Varmidir.png 1280w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2017/12/Kadin-Erkek-Esitligi-Varmidir-300x169.png 300w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2017/12/Kadin-Erkek-Esitligi-Varmidir-1024x576.png 1024w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2017/12/Kadin-Erkek-Esitligi-Varmidir-768x432.png 768w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2017/12/Kadin-Erkek-Esitligi-Varmidir-1200x675.png 1200w" sizes="(max-width: 1280px) 100vw, 1280px" /></a><figcaption id="caption-attachment-997" class="wp-caption-text">Kadın-Erkek-Eşitliği-Varmıdır</figcaption></figure>
Bu soruya hemen <strong>&#8220;evet&#8221;</strong> veya<strong> &#8220;hayır&#8221;</strong> demek çok zor. Çünkü, soru bu hâliyle yeterince açık değil. Onu bir başka soru ile açmak gerekiyor. <em>&#8220;Nerede? Hangi konuda? Ne yönden?&#8221; </em>gibi. Eğer, <em>&#8220;hukukî açıdan&#8221;</em> soruluyorsa, cevap olarak <em>&#8220;evet&#8221; </em>diyebiliriz.<br />
Eğer, her hususta denilirse, o zaman, bu soruya cevap vermeye gerek kalmayacaktır. Zira, cevabı sorunun içindedir. <span style="color: #993366;"><strong>Madem ki, iki ayrı cinsten söz ediliyor; öyleyse mutlak eşitlik nasıl düşünülebilir?</strong></span><br />
<em>Kadınla erkeğin eşit oldukları sahalar bulunduğu gibi, erkeğin kadını çok gerilerde bıraktığı, yahut onun çok gerisinde kaldığı sahalar da mevcut. </em>Onun için, meseleyi sad0ece bir tek madde çözümlemek mümkün değil.<br />
Şayet, <em>&#8220;Kadınla erkek arasında iyi insan, üstün insan olma noktasında bir fark var mıdır?&#8221;</em> diye sorulursa, o zaman şunu hemen belirtmek isteriz: <strong>Hakimiyet başka, üstünlük ve fazilet daha başkadır.</strong> Bu ikincisinde hemen çalakalem şu yahut bu üstündür, demek çok zordur. Çünkü, kadın olsun erkek olsun, her insan Allah&#8217;ın kuludur. O, hangi kulunu üstün tutuyor, daha çok seviyorsa ve hangi kulundan razı ise üstünlük ancak onundur. İlahi ferman olan Kur&#8217;an&#8217;a baktığımızda, üstünlük ölçüsü olarak, karşımıza cinsiyetin değil <strong>takvanın</strong> çıktığını görüyoruz. <em>Evet, Allah indinde üstünlüğün ölçüsü takvadır.</em><br />
<em>Nedir takva?</em> En kısa ifadesiyle Allah&#8217;tan korkmak, günahlardan sakınmak, Onun razı olmadığı hareket, tavır, hâl ve sözlerden uzak durmak. Onun rızasına ermeyi en büyük maksat bilip, bunu kaybetmekten son derece korkmak. İşte, kim böyle yaparsa üstün insan, faziletli insan odur. Bu noktada cinsiyete itibar edilmemiştir.<br />
<em>Takva dendi mi hemen salih ameli hatırlıyoruz. </em><strong>Salih amel,</strong> yani, hayırlı, güzel işler görmek. Onda da cinsiyete itibar edilmiyor. Mesela, okunan her Kur&#8217;an harfine karşılık on sevap verilmişse, bu bütün insanlar için böyledir. Kadına daha az, erkeğe daha çok sevap söz konusu değil.<br />
<strong>Soruyu bir de psikolojik yönden ele alabilir ve şöyle sorabiliriz:</strong> <em>Kadınla erkek arasında psikolojik yönden farklılık var mıdır?</em><br />
Bu soruya hiç tereddüt etmeden <strong>&#8220;elbette&#8221; </strong>diye cevap veririz. Kadınla erkek arasındaki psikolojik farklılık kendini çocukluk çağından itibaren göstermeye başlar. Erkek ve kız çocukların oyuncakları farklıdır. Bir kız çocuğu en çok oyuncak bebekleri sever. Henüz evlilik nedir bilmediği o yaşlarda, bebeklerini bağrına basar, öper, elbiselerini değiştirir, beşikte sallar ve uyutur. Günün büyük bir kısmını onlarla geçirir. Erkek çocuk ise, taksi, uçak, tabanca gibi oyuncaklara daha fazla rağbet gösterir.<br />
Bu çocuklar büyüdüklerinde bu defa, sohbetleri değişir. Erkeklerin toplantılarında daha çok, iş hayatı yahut politika konuşulurken, kadınlarda ön sırayı ev eşyaları ve örgüler alır.<br />
<em>Kabiliyet yönünden de iki cins arasında bariz bir fark var.</em> Erkek, terkip ve tahlilde, kadın ise taklit ve ezberde daha ileri. Bir misal ile anlatmak gerekirse; erkek bir mimari eseri ortaya koymakta, onun bütün bölümlerini güzelce yerleştirmekte, kadından daha ileri. Kadın ise, o eserin herhangi bir bölmesini ince nakışlarla süslemekte erkekten çok daha hassas.<br />
Erkek dış aleme daha açık. Şefkatte kadından geri, ama teşebbüs kabiliyetinde ileri. Kadın ise erkeğe nispeten daha içe dönük. Bunun en büyük faydası, yavrusuna ve yuvasına göstereceği ihtimam.<br />
<em>Bu iki cinsin zafiyetleri de farklılık gösteriyor:</em> Erkekte, tahakküm ve baskı hastalığı mevcut. Kadında ise, gösteriş ve desinler belâsı.<br />
<em>Kadının en bariz bir özelliği de hassasiyetidir. </em>Buna<em> &#8220;teessürilik&#8221; </em>deniliyor. Kadın, çevreden etkilenmekte erkekten daha hassas. Dolayısıyla, telkine kapılmaya, aldatılmaya ondan daha müsait.<br />
<em>Kadında sezgi gücü, erkekten çok kuvvetli. </em>Değişikliğe ondan daha çok ihtiyaç duymakta, yenilik ve heyecana daha açık. Vücut büyüklüğü itibariyle ve güç ile kuvvet yönünden, kadın erkekten genellikle daha geri. Bunun neticesi olarak, sığınma ihtiyacı kadında kendini daha fazla hissettiriyor. Ama bazılarında bu ihtiyaç, aşağılık kompleksine dönüşüyor; bu da erkeklik kompleksi olarak kendini gösteriyor.<br />
<em>Kadın, hayat arkadaşına (ona nispetle) daha çok bağlı.</em> Ondan daha vefalı. Dünya sevgisinde erkekten çok ileri.<br />
Kadını bu psikolojisi içinde değerlendirmek ve onun erkekleşmesine değil, ideal bir kadın olmasına çalışmak gerekir.<br />
<strong>Etrafımıza şöyle bir göz atalım:</strong> Bütün canlılarda bedenler ve ruhlar arasında mükemmel bir uygunluk var. Ceylan ruhunu, aslan bedenine sokmak ve onu aslanca davranmaya zorlamak, en başta o sevimli ruha zarar verir. Her kükreyişte ruhundaki letafetten birazını kaybeder; her hamlede kendi öz güzelliğinden bir parçayı harap eder. Kadın ve erkek eşitliği diyerek kadını erkekçe davranışlara itmek de en başta kadına zarar verir.<br />
Aslında, bu vadide gösterilen kasıtlı ve yoğun faaliyetler, bir bakıma hiçbir şeyi değiştirememiştir. <strong>&#8220;Hüküm çoğunluğa göre verilir.&#8221;</strong> kaidesinden hareketle şöyle diyebiliriz:</p>
<blockquote><p><em>Kadınlar yine fabrikatör olmaktan çok işçi, hâkim olmaktan çok kâtip, amir olmaktan çok sekreter, pilot olmaktan çok hostes, patron olmaktan çok tezgâhtardırlar. Zira, yaratılışı değiştirmek mümkün değildir.</em></p></blockquote>
<blockquote><p><em><strong>Maalesef, </strong>kadına lâyık olduğu yeri bir türlü veremedik. Ya onun rızkı bize bağlıymışçasına, kendisine aşırı derecede hükmetmeye kalktık, ona haksız muamelelerde bulunduk, yahut, kendisine çok fazla fırsat verdik, onu erkekliğe heveslendirdik ve mahvettik.</em></p></blockquote>
<p>&nbsp;<br />
<span style="font-size: 20px; font-family: 'comic sans ms', sans-serif;">Konuyu bir örnekle Özetleyelim; Ali ve Ayşe isminde iki öğrenci okulda bir sınava giriyorlar. Sınavda 10 tane soru var ve her biri 10 puan olsun. Ali birinci soruyu yanlış yapıyor ve sınavdan 90 alıyor. Ayşe dokuzuncu soruyu yanlış yapıyor ve o da 90 alıyor. Bunlar birbirlerine eşit değildir çünkü eşit olabilmesi için her açıdan birbiri ile aynısı olması lazım ama burada bir fark var Ali birinci, Ayşe dokuzuncu soruyu yanlış yaptı sonuçlar aynı ama yanlış yaptıkları sorular farklı biz bunlara eşit diyemeyiz onlar için en uygun tabir <strong>&#8220;DENK&#8221;</strong>tir çünkü ikisi de 90 aldı ama farklı soruları yanlış yaptılar inşallah faydalı bir yazı olmuştur.</span></p>The post <a href="https://ateistlerecevap.org/kadin-erkek-esitmidir/" data-wpel-link="internal">Kadın-Erkek Eşitmidir?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ateistlerecevap.org/kadin-erkek-esitmidir/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Peygamber efendimizin peygamberlik delilleri</title>
		<link>https://ateistlerecevap.org/peygamber-efendimizin-peygamberlik-delilleri/</link>
					<comments>https://ateistlerecevap.org/peygamber-efendimizin-peygamberlik-delilleri/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ateistlere Cevaplar]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 08 Dec 2017 13:21:54 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sorular]]></category>
		<category><![CDATA[deizm]]></category>
		<category><![CDATA[Hz.Muhammed peygamberlik delilleri]]></category>
		<category><![CDATA[Peygamberler var mı?]]></category>
		<category><![CDATA[Peygamberlik delilleri]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.ateistlerecevap.org/?p=988</guid>

					<description><![CDATA[<p>PEYGAMBER EFENDİMİZ’İN (ALEYHİSSALATU VESSELÂM) PEYGAMBERLİĞİNİN DELİLLERİ a. Geçmiş İlahî Kitaplarda Geleceğinin Müjdelenmesi Geçmiş ilahî kitaplarda Peygamber Efendimiz’in (aleyhissalatu vesselâm) peygamberliğini müjdeleyen ve onun bir peygamber olarak insanlara gönderileceğini haber veren ifadeler mevcuttur. Birçok değişikliklere maruz kalmalarına rağmen elimizdeki mevcut Tevrat ve İncil nüshalarında, pek çok işaret bulunmaktadır. Tevrat’tan bunlardan sadece dört tanesini arz etmekle iktifa [&#8230;]</p>
The post <a href="https://ateistlerecevap.org/peygamber-efendimizin-peygamberlik-delilleri/" data-wpel-link="internal">Peygamber efendimizin peygamberlik delilleri</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<figure id="attachment_972" aria-describedby="caption-attachment-972" style="width: 640px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2017/12/peygamerimizin-peygamberlik-delilleri.png" data-wpel-link="internal"><img loading="lazy" decoding="async" class="size-large wp-image-972" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2017/12/peygamerimizin-peygamberlik-delilleri-1024x576.png" alt="peygamerimizin-peygamberlik-delilleri" width="640" height="360" /></a><figcaption id="caption-attachment-972" class="wp-caption-text">peygamerimizin-peygamberlik-delilleri</figcaption></figure>
<strong>PEYGAMBER EFENDİMİZ’İN (ALEYHİSSALATU VESSELÂM) PEYGAMBERLİĞİNİN DELİLLERİ</strong><br />
<strong>a. Geçmiş İlahî Kitaplarda Geleceğinin Müjdelenmesi</strong><br />
Geçmiş ilahî kitaplarda Peygamber Efendimiz’in (aleyhissalatu vesselâm) peygamberliğini müjdeleyen ve onun bir peygamber olarak insanlara gönderileceğini haber veren ifadeler mevcuttur. Birçok değişikliklere maruz kalmalarına rağmen elimizdeki mevcut Tevrat ve İncil nüshalarında, pek çok işaret bulunmaktadır.<br />
<strong>Tevrat’tan bunlardan sadece dört tanesini arz etmekle iktifa edeceğiz:</strong></p>
<blockquote><p><em>“..Musa demiştir: ‘Rab size kardeşlerinizin arasından benim gibi bir peygamber çıkaracak, her ne söylerse onu dinleyeceksiniz. Ve bütün peygamberler, Semuel (İsmail) ve sıra ile gelenler, hep söylenen bu günleri ilan ettiler.” </em>(Yeni ahit Resullerin İşleri, Bâb: 3, Ayet 22)<br />
<em>“..Ve Rabbin&#8230; Musa gibi bir peygamber daha İsrail’de çıkarmadı.” </em>(Tesniye, Bab: 34, ayet: 12<em>)</em><br />
<em>“Onlar için kardeşleri arasından, senin gibi bir peygamber çıkaracağım ve sözlerimi onun ağzına koyacağım ve ona emredeceğim, her şeyi onlara söyleyecek.” </em>(Kitab-ı Mukaddes, Tesniye Bâb 18, Ayet 18<em>)</em><br />
<em>“Rab Sina’dan geldi ve onlara Sâir’den doğdu; Paran dağlarında parladı ve mukaddeslerin on binleri içinden geldi. Onlar için sağında ateşli ferman vardı.”</em> (Tesniye, Bâb 33, Ayet: 2)</p></blockquote>
<p><strong>Ahd-i Atik’in (Tevrat’ın) ilgili yerlerinden yapılan iktibaslardan hareketle şu tespitleri yapabiliriz:</strong><br />
Hz. İbrahim’in oğlu Hz. İshak’ın soyundan gelen İsrail Oğullarına Hz. Musa’nın, ‘kardeşleriniz’ şeklindeki hitabı, İshak’ın kardeşi Hz. İsmail’in soyuna, yani İsmail Oğullarına işarettir. İsmail Oğullarından gelecek peygamber ise, ancak Peygamber Efendimiz olabilir; çünkü İsmail soyundan yalnızca Efendimiz (aleyhissalatu vesselâm) gelmiştir. Burada sonradan gelen birer peygamber olmaları yönüyle akla Hz. Yûşa ve Hz. İsa da gelebilir, ne var ki her ikisi de Hz. İsmail’den değil İsrail Oğullarındandır. Nitekim Hz. Musa, ikinci ayette kendisi gibi bir nebinin İsrail Oğullarından bir daha çıkmayacağını açıkça ifade etmektedir.<br />
Hz. Musa ‘benim gibi’ sözüyle Peygamberimizi (aleyhissalatu vesselâm) kastetmektedir; çünkü, cihad, getirdiği hükümler, koyduğu cezalar, cemaati arasında sözünün dinlenir olması.. gibi pek çok hususta Hz. Musa’ya benzeyen, Hz. Yuşa ve İsa değil, Peygamber Efendimiz’dir (aleyhissalatu vesselâm).<br />
‘Sözlerimi ağzına koyacağım’ ifadesi, Peygamber Efendimizin (aleyhissalatu vesselâm) ümmî olup, okuma yazması bulunmadığı halde Kur’ân’ı ezbere okumasıdır. Yüce Allah, vahyi peygamberine inzal etmiş o da şifahen başkalarına aktarmıştır ki, bu konuda o sadece bir aracı durumundadır. Kur’ân’ın şu ayeti bu hususa dikkat çeker:</p>
<blockquote><p><strong>“(Ey Nebi,) muhakkak ki bu (Kur’ân) âlemlerin rabbinin indirdiği bir kitaptır. Onu ruhu’l-emin, (Cibril) uyaranlardan olman için, senin kalbine gayet açık bir Arapça ile indirmiştir. Bu, (Kur’ân’ın indirileceği) şüphesiz öncekilerin kitaplarında da vardır. İsrailoğulları âlimlerinin, bunu bilmeleri, onlar için bir delil değil midir?” </strong>(Şuarâ, 26/192-197)</p></blockquote>
<p><strong>‘Sina’dan gelme’</strong> ifadesi, Hz. Musa’ya Tur-ı Sina’da ilahî hükümlerin verilmesini; ‘<strong>Sair’den doğma’</strong> Hz. İsa’ya İncil’in verilmesini; <strong>‘Paran dağlarında parlama’</strong> ise, Peygamber Efendimizin (aleyhissalatu vesselâm) Mekke’den çıkacağını ifade eder. <strong>Paran</strong>, -Arapça okunuşuyla Faran- Mekke’nin eski isimlerinden olduğu gibi, Kitab-ı Mukaddes’in Tekvin bölümünde de , Hz. İsmail’in Paran çölünde oturduğu anlatılmaktadır. Bu ayette ‘mukaddesler’ ifadesiyle de, Peygamberimizin (aleyhissalatu vesselâm) her türlü ayıptan uzak bulunan âline ve ashabına işaret olunmaktadır. Keza bu son ayette geçen <strong>‘sağda ateşli ferman’</strong> ifadesi İslâm dinindeki Cihad’a işaret etmektedir.<br />
<strong>Eldeki İncil metinlerinde de bu işaretleri görmek mümkündür:</strong></p>
<blockquote><p><em>“Taş köşenin başı oldu&#8230; ve o, gözlerimizde şaşılacak iştir&#8230; Allah’ın melekûtu sizden alınacak ve O’nun meyvelerini yetiştirecek bir millete verilecek ve bu taşın üzerine düşen parçalanacak; o da kimin üzerine düşerse onu toz gibi dağıtacaktır.” </em>(Matta, Bab: 21, ayet: 42)<br />
<em>“Rab size başka bir Faraklit verecektir; ta ki, daima sizinle beraber olsun.” </em>(Yuhanna, Bab: 14, ayet: 15)<br />
<em>“O, size her şeyi öğretecek ve size söylediğim her şeyi hatırınıza getirecektir.” </em>(Yuhanna, Bab: 14 ayet: 26)<br />
<em>“&#8230;ben gitmezsem Faraklit gelmez&#8230; ve O geldiği zaman günah, salah ve hüküm için dünyayı ilzam edecektir.”</em> (Yuhanna, Bab: 14, ayet: 7-8)</p></blockquote>
<p>Birinci ayette geçen<strong> ‘köşe taşı’</strong> Hz. İsa olamaz; çünkü Hz. İsa ve getirdikleri altında parçalanma ve toz gibi dağılma meydana gelmemiş, bu, Peygamber Efendimizle (aleyhissalatu vesselâm) olmuştur. Zaten hükmeden Hz. İsa değil, Peygamber Efendimiz (aleyhissalatu vesselâm) idi. Nitekim, hükmetmek için gelmediğini söyleyen de bizzat Hz. İsa’nın kendisidir. Diğer taraftan hadis-i şeriflerde, Peygamberimiz, kendisinin peygamberlik binasının köşe taşı olduğunu bizzat ifade etmektedir, yani, peygamberimizle peygamberlik tamamlanmış olmaktadır.<br />
Müteakip ayetlerde ise, Faraklit olarak geçen kelimenin aslı Yunanca’da ‘Piriklitos’ olup Arapça’da ‘Ahmed’ kelimesinin karşılığıdır. Zaten Kur’ân’da Peygamberimizin (aleyhissalatu vesselâm) İncil’deki isminin ‘Ahmed’ olduğu zikredilir. Esasında Peygamberimizin (aleyhissalatu vesselâm) geleceğini ve vasıflarını anlatan pek çok İncil bugün elimizde mevcut değildir.<br />
<strong>b. Üstün ve Eşsiz Ahlâkı</strong><br />
Gerek peygamberliğinin gerekse peygamberlikten önceki hayatının her bir döneminde, O’nun (sallallahu aleyhi ve sellem) herkese iyilik yapan, ihtiyaç sahiplerinin ihtiyacını gideren, sade bir hayat yaşayan, asla yalan söylemeyen, kendisine kötülük yapanları bağışlayabilen, her konuda güvenilebilen <strong>“üstün ve yüce Ahlâk sahibi” </strong>mükemmel bir insan olduğu, tarihle ilişkili bütün kaynaklarca tespit edilen bir gerçektir. Kur’ân Peygamber Efendimizin (aleyhissalatu vesselâm) eşsiz ahlâkını şöyle ifade etmektedir:</p>
<blockquote><p><strong>“Her hâlde Sen, ahlâkın -Kur’ân buudlu, ulûhiyet eksenli olması itibarıyla- ihâtası imkânsız, idrâki nâkabil en yücesi üzeresin.”</strong> (Kalem, 68/4.)</p></blockquote>
<p>Hayatın her safhasında her türlü hâl, durum ve engellemeler karşısında, ahlâkî değerlerin tamamını yaşayıp bunların canlı bir örneğini verebilmek, ancak doğrudan doğruya ilahî bir terbiyeye tâbi tutulan bir peygamber için mümkün olabilir.<br />
O, bütün güzel hasletleri en yüce şahsiyet oluşturacak şekilde kendinde toplamıştır. Son derece cesur ve celadetliydi, ama, aynı zamanda son derece mütevazı, halim ve selimdi. Daha da önemlisi, cesaret ve celadeti kalpleri kırıp dökme noktasına varmadığı gibi, tevazuu ve affediciliği de hiçbir zaman zillet ve korkaklık seviyesine düşmemişti. Vakar ve ciddiyetinin yanında mütebessim ve huzur veren bir insan olan Peygamber Efendimiz (aleyhissalatu vesselâm), metin ve çetin oluşunun yanı sıra, insanları alabildiğine seven ve onlara merhamet eden birisiydi. Sevenlerinin kendisine en derin hislerle teveccüh ettiği manevî bir mevkide olmasına rağmen, o bir çocukla dahi sohbet edebilecek kadar mütevazı idi. Ve yine O, son derece cömert idi, ama bunu israf derecesine vardırmayacak kadar da iktisatlı idi. Bunlar gibi daha pek çok güzel ahlâkı şahsında toplayan, yaşayan ve örnek olan bir insanın durumu ancak onun özel ve görevli bir insan oluşuyla (peygamberliğiyle) izah edilebilir.<br />
Hayatı boyunca sade bir hayat yaşamayı tercih eden Peygamber Efendimiz (aleyhissalatu vesselâm), Mekke döneminde kendisine defalarca yapılan makam ve servet gibi dünyevî vaadleri her seferinde reddetmiştir. Uzak kaldığı bu hususlardan, ailesinin ve çocuklarının da beri olmasını sağlamıştır. Gerek zekât ve sadakanın yasak olduğu aile efradına bakıldığında, gerekse, kendisine bir kolye takma izni bile verilmeyen kızı Fatıma’ya bakıldığında onun bu hassasiyeti daha iyi anlaşılacaktır. Medine döneminde de elde ettiği çeşitli muvaffakiyetler, zaferler ve malî imkânlardan sonra hiç değişmemesi, O’nun yüce ve yüksek ahlâkının doğruluk derecesini gösterir. Büyük zafer ve fetihlerden sonra bile, bakışının bulanmaması, başının dönmemesi, vazifesini başladığı gibi bitirmesi, peygamberliğinin en parlak bir delilidir.<br />
Hasılı, O’nun <em>-faraza- </em>söz ve davranışlarında yalan ve samimiyetsizlik olsaydı, gerek peygamberlik öncesi gerekse peygamberliği döneminde mutlaka bir açık verecek, ve neticede fırsat kollayıp duran hasımları, kılıca sarılma lüzumu duymadan<em> -bu durumu değerlendirmek suretiyle- </em>maksatlarına ulaşacaklardı.<br />
Şu halde şunu rahatlıkla söyleyebiliriz ki, O’nun hiçbir mucizesi olmasa bile bizzat kendisi, kendi doğruluğuna ve peygamberliğine büyük bir delil ve şahittir.<br />
<strong>c. İnsanlık Tarihinde Gerçekleştirdiği İnkılaplar</strong><br />
Beşer tarihinde, kompleks bir varlık olan insan unsurunu, Peygamber Efendimiz (aleyhissalatu vesselâm)’den daha iyi anlayan daha iyi yoğurup yetiştiren, tarihe mal edip numune kılan ve de yetiştirdiği kimseleri medenî milletlere yol gösterici mürşid ve muallimler haline getiren ikinci bir insan göstermek mümkün değildir.<br />
O, Hak’tan, hak olan mesajlarla gelmiş hak bir peygamberdir. Ortaya koymuş olduğu pâk hayat ve gerçekleştirmiş olduğu eşsiz inkılap, onun Allah adına konuştuğunun cerhedilemez (ibtal edilemez) delilleridir.<br />
Bu cümleden olarak, birkaç hususu hatırlatmakta fayda mülâhaza ediyoruz:<br />
Hayatı bütün yönleriyle kucaklayan ve zaman aşımına uğrama, yetersiz kalma ve yeniden düzenleme gibi noksanlıklardan uzak evrensel bir nizamı, bir adam, bir çocuk, bir köle ve bir kadınla başlatıp yirmi üç yıl gibi çok kısa denilebilecek bir zamanda yerleştiren bir Zat’ın peygamberliğinden nasıl şüphe duyulabilir? Hiçbir pedagoji eğitimi görmeyen, hiçbir askerî okul bitirmeyen, hiçbir ictimaî mektepten çıkış almayan, teleskop ve mikroskopla hiçbir tanışıklığı bulunmayan, hele hele okuma-yazması olmayan o Zat’ın her sahada bir uzman gibi şaşmaz ve eskimez sözler söylemesi başka nasıl izah edilebilir?<br />
<strong>Peygamber Efendimiz</strong> (aleyhissalatu vesselâm), güçsüzlerin ve fakirlerin alabildiğine ezildiği, kabile ve soylarına göre insanların değer gördüğü, piyasayı faiz ve karaborsanın teslim aldığı ve kuvvetin kanun haline geldiği bir ortamdan, diğer bir ifadeyle, çölün inatçı, zulümkâr ve kendini beğenmiş insanlarından, insanlığın en önemli rehberlerini çıkarmıştır. Bu durum onun peygamberliğinin dışında ne ile izah edilebilir?<br />
Kalbe ve kafaya yerleşmiş inançları ve hele saplantı derecesindeki huyları değiştirmenin ne derece zor olduğu ortadadır; hususiyle, belli bir yaşı aşmış insanlara yanlış ve batıl inançlarını terk ettirmek çok daha zordur. Bugün, bırakın içki, kumar, fuhuş, rüşvet, dolandırıcılık, hırsızlık gibi alışkanlıkları- bir sigarayı bile insanlara bıraktırmak çok büyük bir başarı sayılmaktadır. İlim adamları zararlarını anlata anlata bitiremedikleri halde, sigara gibi içki de, kumar da terk ettirilememektedir.<br />
Şimdi <strong>Peygamber Efendimizin</strong> (aleyhi ekmelüttehaya) çehresini değiştirdiği asra uzanalım. Kendisi hükümdar olmadığı, yani hiçbir tahakküm ve zorlamayla işini yürütmediği <em>-ve zaten tahakküm ve zora başvurma imkânına sahip bulunmadığı- </em>halde, âdet ve alışkanlıkları damarlarına kadar işlemiş, inatçı, mutaassıp ve geleneklerine son derece bağlı muhtelif kabile ve topluluklardan küçük bir imkânla ve gayet kısa bir zamanda, o Zat’ın, bir değil, onlarca, belki yüzlerce âdet ve alışkanlığı kaldırdığına şahit oluyoruz. Bunun da ötesinde, bu alışkanlıkları kaldırmakla kalmayıp onların yerine insanı insan yapan hasletleri yerleştirdiğini görüyoruz. Bunları bilen her bir insana ‘Sen Allah’ın resûlüsün.’ demek düşmez mi?<br />
O (aleyhissalatu vesselâm), bütün bu işleri yaparken, korkutma ve zorlamaya başvurmadan sevdirmeye dayalı ikna yoluyla kalplere girmiştir. Zaten, tehdit ve zorlamaya başvurmuş olsaydı, getirdiği dinin asırları aşıp bugüne gelmesi de asla mümkün olamazdı. O, muhabbeti, müsamahası, şefkati, merhameti ve affediciliği ile yalnızca dostlarının değil, kendisine kılıç çekmiş <em>-Halid, Vahşi, Ebu Süfyan, Hind, İkrime ve Safvan gibi-</em> düşmanlarının bile kalplerini bir bir fethetmiştir.<br />
Tebliğ ettiği Kur’ân ve onun canlı tefsiri olan sünnetiyle dünya nüfusunun dörtte birinin ferdî ve ictimaî hayatına modellik yapan, her gün en az beş defa yeryüzünün dört bir yanında ismi ilan edilen ikinci bir insan göstermek mümkün değilse, -ki, değildir- o zaman o Zat için, <em>‘Böyle birisi ancak gücünü Allah’tan alan bir peygamber olabilir.’</em> diye düşünülmesi gerekmez mi?<br />
<strong>d. Mazî ve İstikballe Alâkalı Verdiği Haberler</strong><br />
Gaybı bilmek tamamen Allah’a aittir. Kur’ân, birçok ayetiyle bu gerçeğe dikkat çeker. Bu itibarla Peygamber Efendimiz (aleyhissalatu vesselâm) bir beşer olarak gaybı bilemezdi; ancak o Allah’ın bildirmesiyle biliyordu. Nitekim bir ayette bu husus şöyle ifade edilir:</p>
<blockquote><p><strong>“Gaybı bilen O’dur. Gayba kimseyi muttali kılmaz, ancak (bildirmeyi) dilediği resûl bunun dışındadır&#8230;”</strong> (Cin, 72/26-27.)</p></blockquote>
<p>O kendiliğinden bir şey söylemiyordu, söyledikleri, yalnızca Allah’ın bildirdikleriydi. Bu cümleden olarak, Peygamber Efendimizin (aleyhissalatu vesselâm) gaybla ilgili haberlerini, geçmiş ve geleceğe ait olmak üzere iki grupta değerlendireceğiz.<br />
<strong>1. Kur’ân vasıtasıyla,</strong> onun gerek fert gerekse, Ad, Semud ve İrem kavimleri gibi geçmiş toplumlara ait verdiği haber ve bilgilerin hiçbiri, on dört asırdır yapılan ilmî araştırmalar ve arkeolojik kazılarla yalanlanamamış; hatta, tam tersine her geçen gün yeni buluş ve gelişmelerle doğrulanmıştır. Ayrıca o, anlattıklarını, sadece tarihte kalmış hikâyeler olarak değil, yaşanmış bu hadiseleri ders çıkarılması gereken birer ibret sahnesi olarak takdim etmiştir. Acaba, okuma yazması olmayan Peygamber Efendimiz’in (aleyhissalatu vesselâm), -hem kendi zamanındaki hem de gelecekteki ilim adamları ve mahfilleri karşısında- Tevrat ve İncil gibi ilahî kaynaklı mukaddes kitapları kendinden emin bir şekilde kritiğe tâbi tutup, doğrularını tasdik, yanlış ve muharref yanlarını tashih etmesi, O’nun bir peygamber olmasından başka ne ile izah edilebilir?<br />
<strong>2. Onun -Kur’ân’da bildirilenler hariç-</strong> ileride vuku bulacağını söylediği gaybî haberlerden birkaçını burada zikredebiliriz: Bedirde Peygamber Efendimizin (aleyhissalatu vesselâm) savaş öncesinde<em> -Ebu Cehil, Utbe, Şeybe ve Velid gibi-</em> inkârcıların ileri gelenlerinin öleceklerini yerleriyle birlikte haber vermesi ve bu durumun aynen gerçekleşmesi; vefatından sonra ailesi içinde kendisine ilk kavuşacak olanın Fatıma (r.a.) olacağının haber verilmesi ve altı ay sonra kızının babasına kavuşması; Hz. Hasan daha küçük bir yaşta iken, ona işaretle</p>
<blockquote><p><strong>“Bu benim evladım Hasan, o seyyiddir, Allah onunla iki azim topluluğu birbiriyle sulh ettirecektir.”</strong> (Buhari, Fiten 20; Sulh 9; Menakib 25)</p></blockquote>
<p>buyurması ve bu durumun ileride aynıyla tahakkuk etmesi; Ammar b. Yasir’in vuku bulacak bir fitne içinde şehid edileceğinin haber verilmesi; annesi tarafından akrabası olan Ümmü Haram’ın ileride bir sefere iştirak edeceğini haber vermesi ve bu haberin Kıbrıs seferiyle gerçekleşmesi…<br />
Peygamber Efendimizin (aleyhissalatu vesselâm) uzak istikbale ait verdiği haberler de söz konusudur ki, bu haberler yorum isteyen haberler olması yönüyle bu çalışmanın hacmini aşmaktadır.<br />
Hasılı, kendisinden asırlar önce vuku bulmuş ve bulacak olan olayları tam bir doğruluk ve mükemmel bir üslup ile nakleden bu ümmî Zat’ın önünde bir kere daha eğilip <strong>‘Sen Allah’ın Rasûlüsün.’</strong> demekten öte, önümüzde başka bir yol kalmıyor.<br />
<strong>Göstermiş Olduğu Mucizeler</strong><br />
<strong>Mucize,</strong> <em>Allah’ın, gerek vahyin doğruluk ve sıhhatini desteklemek için gerekse, müminlerin imanını kuvvetlendirip, inkârcıların inadını kırmak için peygamberleri vasıtasıyla göstermiş olduğu <strong>harikulade</strong> durum ve hallerdir. </em>Peygamberimizin (aleyhissalatu vesselâm) mucizelerini <strong>Kur’ân</strong> ve diğer <strong>kevnî mucizele</strong>r olmak üzere iki grupta inceleyebiliriz:<br />
<strong>a. Ebedî Mucize: Kur’ân</strong><br />
Hiç şüphesiz ki O’nun en büyük mucizesi Kur’ân’dır. Çağlar üstü bir gerçekliğe sahip bulunan özelliğiyle Kur’ân her şeyden önce, Peygamber Efendimizin (aleyhissalatu vesselâm) peygamberliğini destekleyen bir delil olarak karşımızda durur.<br />
Kur’ân, ümmî bir insanın elinde ortaya çıkışı, ihtiva ettiği hakikatlerin birbiriyle çelişmeyişi, geçmiş ve geleceğe dair haberler verişi ve asırlar öncesinden kevnî bilgilere temas edişi gibi mucizevî yönleriyle, hem Allah kelâmı olduğuna apaçık bir delildir, hem de Peygamber Efendimizin (aleyhissalatu vesselâm) peygamberliğini ispat eden bir delildir.<br />
Her peygamber, kendi zamanında revaçta olan meselelerle alâkalı mucize göstermiştir. Meselâ, Hz. Musa (a.s.) zamanında, Mısır’da <strong>‘sihir’</strong> revaçta olduğundan O, bütün sihirleri yutup iptal eden ve bütün sihirbazları dize getiren<strong>‘asa’ </strong>mucizesiyle gelmiştir; Hz. İsa (a.s.) zamanında ise ‘tıp’ revaçta olduğundan o, onulmaz hastalıkları iyi etme ve ölüleri diriltme mucizesiyle gelmiştir; Peygamber Efendimiz (aleyhissalatu vesselâm) zamanında ise, şiir, güzel söz söyleme sanatı (belağat) el üstünde tutulduğundan ve belki ondan sonraki zamanların dahi en tesirli ve güçlü silahı ‘söz söyleme sanatı’ olacağından, O da, en büyük mucize olarak bütün şairleri, hatipleri, edipleri susturan Kur’ân mucizesiyle gelmiştir.<br />
<strong>b. Diğer Mucizeler ve Bu Mucizelerle Alâkalı Olarak Vurgulanması Gereken Hususlar</strong><br />
Peygamber Efendimize (aleyhissalatu vesselâm) ait mucizeler tabiatıyla sadece Kur’ân’dan ibaret değildir. O, ‘bütün âlemlere rahmet olarak gönderildiği’ için her türden mahluk ile alâkalı mucizeler göstermiştir. Nasıl ki büyük bir hükümdar bir yaverini/elçisini çok çeşitli milletlerin ve toplulukların bulunduğu bir diyara gönderse, orada bulunan her millet, her kabile ve her sınıf, kendi milleti, kabilesi, sınıfı adına o elçiyi karşılayıp ‘hoş geldin’ der, ona şükranlarını arz eder ve alkış tutar; aynen öyle de, varlığın yegâne Sahibi ve Yaratıcısı olan Allah tarafından âlemlere gönderilen bir elçi olarak Peygamber Efendimiz (aleyhissalatu vesselâm), insanoğluna bir memur ve meb’us olarak geldiği gibi, diğer mahlûkata da rahmet olarak gelmiştir. Şöyle ki, varlıklar, peygamberlerin, hususiyle en son ve en kapsamlı mesajın sahibi Peygamber Efendimizin (aleyhissalatu vesselâm) verdiği<strong> ‘tevhid’ </strong>dersiyle, abes, boş ve manasız görülmekten kurtulup bir anlam ve değer kazanmışlardır. Bu münasebetle de, meleklerden cinlere, yıldızlardan ağaç ve taşlara, hayvanattan bitkilere kadar her taife, her sınıf <em>-kendilerine has bir dille-</em> O’na şükranlarını arz edip O’nun elinden sadır olacak mucizelere birer vasıta olmuşlardır. Böylece bütün bir varlık, kendisine rahmet olarak gönderilen Elçi’nin doğruluğuna şahitlik yapıp peygamberliğini âleme ilan etmişlerdir.<br />
Vurgulamaya çalıştığımız bu husus mübalâğalı ifadeler olarak algılanabilir. Bu noktada şunu hatırlatmakla iktifa edeceğiz: Unutulmamalıdır ki, Peygamber Efendimizin (aleyhissalatu vesselâm) getirdiği mesaj, vesile kılındığı rahmet, bütün âlemlerle alâkadardır, buna göre, kâinatın her bir âleminin O’nun risaletini/peygamberliğini tasdik eden mucizelere sahne olması gayet makul bir durumdur.<br />
<strong>Mucizeyi,</strong> imkânı yönünden inkâra imkân yoktur. Çünkü mucizeler peygamberlerin elinde görülmüş olsalar da onları varlık sahasına çıkaran, kendisi için zor ve kolay diye bir şey olmayan, Kur’ân’ın ifadesiyle ‘dilediğini yapan’ yüce Allah’tır. Allah (c.c.), ilahî âdetinin gereği olarak sebepler ve kanunlar çerçevesinde icraatta bulunur. Ama, O, sebepler dâhilinde icraatta bulunmak mecburiyetinde de değildir. Allah için herhangi bir mecburiyet söz konusu olamaz. Bu yüzden O, gerek hiçbir şeye mecbur olmadığını göstermek, gerekse akılların sebep ve kanunlar ağına takılıp kalmasını önlemek için, zaman zaman farklı icraatta bulunur, böylece bize irade ve kudretinin sebep ve kanunları aşan sınırsız ve sonsuz bir keyfiyette olduğunu hatırlatır.<br />
<em><strong>Mucizelerin </strong>tamamı her yerde, herkesin açıkça göreceği bir şekilde cereyan etmemiştir. </em>Şayet böyle olmuş olsaydı, o zaman, aklın varlığının bir hikmeti kalmazdı. Zira böyle bir durumda, insanlar, iradeleri ellerinden alınmış olduğu için cebren imana zorlanmış olurlardı ki, bu, onların içinde bulunduğu imtihanın sırrıyla bağdaşmaz.<br />
Mucizelerin çoğunu, yalan üzerinde birleşmeye tenezzül etmeleri mümkün olmayan bir topluluk nakletmiştir. Bazıları ise, bu seviyede bir cemaat tarafından nakledilmese de diğer şahitlerin/sahabilerin buna itiraz etmemesiyle, onlara yakın bir rivayet kuvveti kazanmışlardır.</p>The post <a href="https://ateistlerecevap.org/peygamber-efendimizin-peygamberlik-delilleri/" data-wpel-link="internal">Peygamber efendimizin peygamberlik delilleri</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ateistlerecevap.org/peygamber-efendimizin-peygamberlik-delilleri/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kuranı Kerim&#039;de Bilimsel Keşifler varmı?</title>
		<link>https://ateistlerecevap.org/kurani-kerimde-bilimsel-kesifler-varmi/</link>
					<comments>https://ateistlerecevap.org/kurani-kerimde-bilimsel-kesifler-varmi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ateistlere Cevaplar]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 05 Dec 2017 06:59:51 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sorular]]></category>
		<category><![CDATA[ateistlere cevaplar]]></category>
		<category><![CDATA[ateistlere en güzel cevap]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.ateistlerecevap.org/?p=974</guid>

					<description><![CDATA[<p>Değerli kardeşimiz, Kur&#8217;an-ı Kerim bir ayetinde şöyle buyurur: &#8220;Yaş ve kuru her şey Kitab-ı Mübin&#8217;de vardır.&#8220; (En&#8217;am, 6/59). Ayette geçen &#8220;Kitab-ı Mübin&#8221; tabiri ile kastedilen şey nedir? İslam alimleri, bununla, hem Kur&#8217;an-ı Kerim&#8216;i hem de &#8220;Levh-i mahfuz&#8221;u anlamışlardır. Levh-i Mahfuz, sırrı ve mahiyeti sadece Allah tarafından bilinen ve içerisinde olmuş, olacak her şeyin yazılı bulunduğu bir levhadır. Yani Allah&#8217;ın kader kitabı. [&#8230;]</p>
The post <a href="https://ateistlerecevap.org/kurani-kerimde-bilimsel-kesifler-varmi/" data-wpel-link="internal">Kuranı Kerim'de Bilimsel Keşifler varmı?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2017/12/kurani-kerimde-bilimsel-kesifler-var-mi.png" data-wpel-link="internal"><img loading="lazy" decoding="async" class="size-large wp-image-970 aligncenter" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2017/12/kurani-kerimde-bilimsel-kesifler-var-mi-1024x576.png" alt="kuranı-kerimde-bilimsel-keşifler-var-mı" width="640" height="360" /></a><br />
Değerli kardeşimiz,<br />
Kur&#8217;an-ı Kerim bir ayetinde şöyle buyurur:</p>
<blockquote><p>&#8220;<strong>Yaş ve kuru her şey Kitab-ı Mübin&#8217;de vardır.</strong>&#8220;<em> (En&#8217;am, 6/59).</em></p></blockquote>
<p>Ayette geçen <em>&#8220;Kitab-ı Mübin&#8221;</em> tabiri ile kastedilen şey nedir? İslam alimleri, bununla, hem <strong>Kur&#8217;an-ı Kerim</strong>&#8216;i hem de <em>&#8220;Levh-i mahfuz&#8221;</em>u anlamışlardır.<br />
<strong>Levh-i Mahfuz, </strong>sırrı ve mahiyeti sadece Allah tarafından bilinen ve içerisinde olmuş, olacak her şeyin yazılı bulunduğu bir levhadır. Yani Allah&#8217;ın kader kitabı.<br />
Ayetin taşıdığı bu iki ihtimalden sadece birini kesinlikle iddia edemeyiz. Öyle ise, <strong>Kitab-ı Mübin </strong>tabiriyle hem <strong>Levh-i Mahfuz</strong> ve hem de <strong>Kur&#8217;an-ı Kerim&#8217;</strong>in kastedilmiş olduğu söylenebilir.<br />
Bu durumda, <strong>Levh-i Mahfuz</strong>&#8216;da her şey açık olarak bütün teferruatıyla yazılmış, Kur&#8217;an-ı Kerim&#8217;de ise özetlenmiştir. Aralarında ağaçla, ağacın çekirdeği arasında mevcut olan fark vardır. Söz gelişi, bir incir çekirdeği, nokta kadar küçüklüğüne rağmen, koskocaman incir ağacını (boyu, dalı, yaprağı, meyvesi, tadı, kokusu vs.) her çeşit hususiyetleri ile birlikte ihtiva etmekte, maddi manevi her yönünü, gözlerimizle görmemiz mümkün olmayan genlerde programlar halinde taşımaktadır. Bu ilmen ortaya konmuş bir gerçektir.<br />
Binaenaleyh, Kur&#8217;an-ı Kerim&#8217;de de bu çekirdek misalinde olduğu gibi, geçmiş ve geleceğin mühim hadiseleri özetler ve işaretler halinde kaydedilmiştir.<br />
Ancak bunu herkesin görüp anlaması mümkün değildir. Bu sahanın ehli olan bazı alimler, bunları sezebilir veya görebilir.<br />
Akla şu sorunun gelmesi normaldir: <em>Her şeye yer veren Kur&#8217;an-ı Kerim&#8217;de insanlık için çok mühim olan uçak, tren, elektrik gibi fenni icatların açık olarak anlatılmamasının sebebi nedir?</em><br />
Herkesin aklına gelen bu soruyu birkaç açıdan cevaplandırmak mümkündür:<br />
<strong>1. Kur&#8217;an&#8217;ın Asıl Gayesi Açısından:</strong><br />
<em><strong>Kur&#8217;an-ı Kerim&#8217;in asıl gayesi </strong>bize fenni bilgi vermek, geçmiş ve gelecekle ilgili tarihi malumat sunmak değildir.</em> O, ne bir tarih, ne de coğrafya, fizik, kimya, keşifler, icatlar kitabıdır. Bu çeşit kitaplarda bulunan türden bilgileri Kur&#8217;an&#8217;da aramak, Kur&#8217;an&#8217;ın asıl maksadını bilmemekten, onu hakkıyla tanımamaktan ileri gelir.<br />
Kur&#8217;an her şeyden önce bir din kitabıdır. Yani, insanlara Allah&#8217;ı ve insanların Allah&#8217;a karşı vazifelerini tanıtan bir kitap. Esasen bütün dinler, insan için, iki meçhul olan <em>&#8220;Yaratan&#8221;</em>ı ve <em>&#8220;yaratıkların vazifeleri&#8221;</em>ni açıklamaya çalışır. <em>&#8220;Yaratan kimdir, nedir, nasıl bir varlıktır, neler yapmıştır, ne yapmaktadır, yaratmaktan maksadı nedir?&#8221;</em><br />
İnsanoğlu bunları öğrenmek ve anlamak ister. Yine isteriz ki, &#8220;<strong>Mahlukat nedir, nereden gelmiştir, sonu ve akıbeti ne olacaktır, bu dünyadaki işi ve vazifesi nedir?</strong>&#8220;, bilsin, anlasın.<br />
İşte Kur&#8217;an-ı Kerim&#8217;in esas gayesi, bu soruları cevaplayarak insanlara Rablerini ve kendilerini tanıtmaktır.<br />
Kur&#8217;an-ı Kerim, bununla beraber diğer mahluklardan da bahseder. Arz ve sema; ay, güneş ve yıldızlar, hayvanlar ve ağaçlar; dağlar, denizler ve nehirler onda hep geçit resmi yaparlar. Ancak bunlardan bahis de, esas itibariyle, yukarıda kaydedilen iki maksat içindir: Ya Allah&#8217;ın kudretini, onlar üzerindeki tasarrufunu belirtmek, bunları bir delil ve vasıta yaparak Allah&#8217;ı tanıtmak; ya da bunların insana olan faydalarını, yaratılış gayelerini belirterek insanlara kulluk vazifelerini hatırlatmak ve buna teşvik etmektir.<br />
Kur&#8217;an-ı Kerim&#8217;de galaksiler, yıldızların sayısı veya güneşin çapı, dünyadan uzaklığı, neşrettiği şualar ve ısı derecesi gibi, fenni bilgiler yer almaz. Zira, bu çeşitten eşyanın bizzat kendisini tanıtan bilgiler, Allah&#8217;a sunulan ibadet açısından ehemmiyet taşımazlar. Güneş, bunca azamet ve hizmetine rağmen, kulluk dairesi içerisindeki ehemmiyeti yönüyle, ayet-i kerime&#8217;de bir &#8220;lamba&#8221;, bir &#8220;mum&#8221;dur. Dünya da bazen bir &#8220;beşik&#8221;, bazen bir &#8220;döşek&#8221;tir. Gök kubbesi ise, yıldızlarla süslenmiş bir tavandır.<br />
Uçsuz bucaksız kâinatın, böylesi tasviri yanında, beşeri icatlar, Kur&#8217;an&#8217;da nasıl zikredilme hakkı isteyebilirler? Zira bunlar, hem cisimleri ve hem de hizmetleri yönünden kâinatın parçalarına nazaran çok küçük ve sönük kalırlar. Öyle ise, Kur&#8217;an-ı Kerim&#8217;in, beşeri icatlara uzaktan ve dolaylı bir işarette bulunması onlar için yeterlidir. Gerçekten de öyle yapıldığını az ilerde göreceğiz.<br />
<strong>2. İmtihan Sırrı Açısından:</strong><br />
Kur&#8217;an-ı Kerim&#8217;in fenni icatlardan veya geçmiş ve gelecek hadiselerden, herkesin anlayacağı bir tarzda açık olarak bahsetmeyişinin bir diğer sebebi, <em>&#8220;imtihan sırrı&#8221;</em>nın gereğidir. Bununla şunu kastediyoruz: İnsanlar, diğer mahluklar gibi, sabit, değişmez belli bir kabiliyet üzerine yaratılmamıştır. O, Yaratılışı itibariyle son derece terakki (yükselme) ve tedenni (düşme)ye müsaittir. Manen ilerleyerek meleklerden üstün olabileceği gibi; ruhen, ahlaken gerileyerek hayvanlardan çok daha aşağılara düşebilecektir.<br />
Cenab-ı Hakk, insanları bu mahiyette yarattıktan sonra başı boş bırakmamıştır. Peygamberlerle, yüce hedeflere terakki edip yükselmenin şartlarını öğrettiği gibi, ilerlemeye mani olacak engelleri, onu alçaltıcı, düşürücü sebepleri de göstermiş ve şöyle emretmiştir:</p>
<blockquote><p><em>&#8220;İşte sana iki yol, birinde gidersen yükseliş, diğerinde gidersen alçalış var. Sakın nefsine, şeytana uyup kendini alçaltma. Aksi takdirde bundan hesap verecek, ebedi hüsrana uğrayacaksın.&#8221;</em></p></blockquote>
<p>İşte insanın manen ve hatta maddeten yükselmesi, bu gösterilen doğru yolu hür iradesiyle seçmesine bağlıdır. Hayat ise, böyle bir seçimin yapılması için verilen bir fırsattır, bir imtihandır.<br />
Bu imtihanın gerçek manada imtihan olması ve insanın yaptıklarından sorumlu tutulabilmesi için, seçim işinde zora maruz kalmaması lazımdır. Her şeyi aklı ile görmeli, iradesi ile seçmelidir.<br />
Her devirde peygamberler gelerek, bu ilahi tebliği tazelemişler, zamanla unutulan, perdelenen hakikatleri yeniden akılların anlayacağı şekilde açıklayıp gitmişlerdir. Fakat zorlamamışlardır. Hiçbir peygamber, tebligatını yaparken, insanlara zorla benimsetme cihetine gitmemiştir. Bir bakıma aklı şaşırtıcı olan mucizeler bile, tamamen susturucu, herkesi kabule zorlayıcı olmamıştır. Söz gelişi, Hz. Musa&#8217;nın asası, sihirbazların göz bağlayıcı iplerini yutarak, hilelerini iptal ettiği zaman sihirbazlar:</p>
<blockquote><p><strong>&#8220;Harun ve Musa&#8217;nın Rabbine inandık.</strong>&#8221; diye imana gelirken, Firavun: &#8220;<strong>Bu hepinize sihir öğreten büyüğünüz.&#8221;</strong> <em>(Tâhâ, 20/71)</em></p></blockquote>
<p>diyebilmiş, küfrüne devam edebilmiştir. Keza, Hz. Peygamber (asm) Mekke müşriklerinin talebi üzerine, parmağıyla işaret buyurduğunda gökteki &#8220;ay&#8221; ikiye bölündüğü zaman; onlar:<strong> &#8220;Muhammed sihriyle semaya da tesir etmeye başladı.&#8221; </strong>diyerek direnmeye devam edebilmişlerdir.<br />
Demek ki, din bir imtihandır. Bu imtihanda, akla kapı açılır, fakat, irade elden alınmaz. Öyle ise, istikbalde insanların keşfedeceği teknikten, karşılaşacakları hadiselerden herkesin görüp anlayacağı şekilde Kur&#8217;an-ı Kerim&#8217;in bahsetmesi bu ana prensibe aykırı düşer. Çünkü, böyle bir şeye kimse itiraz edemeyeceğinden ister istemez herkes kabul etmek zorunda kalır.<br />
<strong>3. Tedricen Terakki (Yani zamanla, yavaş yavaş İlerleme) Açısından:</strong><br />
Bilindiği üzere, insanlar terakki kanununa tabidirler. Bu kanun, çeşitli fen ve aletlerin, zaman içinde, ihtiyaç çerçevesinde ve gayret nispetinde tedricen (yani kısım kısım ve peyderpey) ortaya çıkarılmasını gerektirmiştir. Eğer semavi kitaplarda, fenlerden açık olarak bahsetmek ilahi bir kaide olsaydı, bu durum, sözünü ettiğimiz, tedrici terakki prensibi ile zıtlıklar arz ederdi. Her şey hazırca verilmiş olacağı için insanlara gayret gerekmeyecek, bütün insanlar aynı mesajları alacağından, her tarafta aynı seviyede insan cemiyetleri olacaktı. Bu durum insanların tabi kılındığı terakki prensibine aykırıdır.<br />
<strong>4. İnsanlığın Şerefi Açısından:</strong><br />
<em><strong>Cenab-ı Hak, </strong>Kur&#8217;an-ı Kerim&#8217;de fenlerden açık olarak söz etmemekle, insanlığa büyük bir şeref ve iftihar payı bırakmıştır.<strong> </strong></em><strong>&#8220;Arzın halifesi&#8221; </strong><em>(yeryüzünde yaşayan canlılar üzerinde sultan) </em>ve <strong>&#8220;mükerrem (şerefli)&#8221; </strong>sıfatlarıyla anılan insanoğlunun kabiliyetlerini, şahsi gayretleriyle inkişaf ettirecek, bir kısım fenlere, icatlara ulaşması, diğer mahlukata karşı ne büyük şereftir. Amerika&#8217;nın keşfinden ilk çalar saatin icadına, ilk dünya haritasını yapan Piri Reis&#8217;ten kan dolaşımını ortaya çıkaran İbnu&#8217;n-Nefs&#8217;e veyahut elektriği keşfeden Edison&#8217;a varıncaya kadar, insanlığa hizmet sunan büyük kaşiflerle, milliyeti ne olursa olsun, iftihar etmeyen, diğer mahlukata karşı şeref payı hissetmeyen bir insan var mıdır?<br />
İşte bu şeref, Cenab-ı Hakk&#8217;ın insanlığa olan milyonlarca lütuflarından bir başkasıdır. İcat ve keşiflerde insani pay, son derece az da olsa mevcuttur ve bu, haklı bir iftihar vesilesidir. Şayet bu keşif ve icatlar Kur&#8217;an&#8217;da açık olarak zikredilmiş olsa, söz konusu şereften mahrum kalacaktık.<br />
<strong>5. Muhatabın Kapasitesi Açısından:</strong><br />
<em>Kur&#8217;an-ı Kerim, hitaplarında, öncelikle ekseriyetin anlayış seviyesini göz önünde tutar. </em>Her devirde insanlığın dörtte üçünden fazlasını avam tabakası teşkil etmiştir. Günümüzde bile, her ilme ait bir kısım meseleleri sadece o ilmin mütehassısları anlar, geride kalanlar anlayamaz. Büyük çoğunluğu teşkil eden avamın (halkın) anlayacağı seviyede konuşulduğu takdirde, daha üst seviyede olanların fazlasıyla anlayacağı açıktır.<br />
Ayrıca Kur&#8217;an-ı Kerim&#8217;in, sadece bir asra değil, kıyamete kadar bütün asırlara hitap ettiğini göz önüne alacak olursak, meselenin nezaketini daha iyi kavrarız.<br />
İnsanların günlük müşahedelerine, ferdi tecrübe ve umumi bilgilerine uymayan şeylerden açık bir şekilde bahsedilmiş olması,<em> iki mühim mahzura sebep olurdu:</em><br />
<em><strong>a.</strong> Bilhassa henüz tam olarak inanmamış, tereddütlü kimseleri dinden kaçırırdı.</em>Dine muhalif olanlar da istihza ve alaylarını artırmada, bunları büyük bir koz olarak kullanırlardı. Söz gelişi Kur&#8217;an, mikroptan haber vererek, içtiğimiz bir bardak suyun içinde milyonlarca küçük hayvancıkların varlığından söz etseydi, bu bilgi, mikroskobun icadından önceki insanlardan mü&#8217;min olanları şaşırtarak hurafelere sürüklerken, inanmayanları da iyice reddetmeye, alay etmeye sevk ederdi.<br />
<em><strong>b.</strong> İkinci olarak da, insanların dikkatini lüzumsuz, faydasız şeylere çekerdi.</em> Hz. Peygamber&#8217;in (Aleyhisselam) gerek Kur&#8217;an-ı Kerim ve gerekse şahsi haberleriyle, mesela televizyondan bahisle, insanların bir gün gelip oturdukları yerden, dünyanın öbür tarafında cereyan eden hadiseleri anında görüp işitebileceklerini söyleseydi, ya da, elektrikten bahisle, küçücük bir düğmeye basmakla bütün bir şehrin gece iken gündüze çevrileceğine işaret etse idi, insanlar hayallerine hoş gelen bu çeşit meselelerin lüzumsuz münakaşa ve dedikodularıyla meşgul olurlar, asıl vazifelerini ihmal ederlerdi. Halbuki, dinin gayesi bu değildir. Onun asıl davası Allah&#8217;ı tanıtmak, insanların Allah&#8217;a karşı vazifelerini, birbirleriyle olan münasebetlerini tanzim etmek, maddi ve manevi terakkilerinin yollarını öğretmektir.<br />
Hangi yönden ele alırsak alalım, aklımız, hiçbir surette fen ve tekniğin Kur&#8217;an-ı Kerim&#8217;de açık seçik olarak zikredilmesini uygun görmez.<br />
Mühimleri yukarıda belirtilmiş olan pek çok hikmet ve sebeplere binaen, Kur&#8217;an-ı Kerim&#8217;de açık olarak fenlerin ve ilimlerin zikrine rastlanmaz ise de onlara çeşitli şekillerde &#8220;işaret&#8221; edilmiş olduğu görülür. Bir kaç misal vererek bunu belirtmeye çalışacağız.<br />
<strong>A) Kevni<em> (kozmozla ilgili) </em>Bilgiler:</strong><br />
Kur&#8217;an-ı Kerim&#8217;de sıkça kâinatla ilgili bilgiler verilir. Onun yaratılışı, nizamı, ahengi, gece ve gündüzün birbirini takip edişi, yağmur, bulut, bitki, ağaç, hayvan vs. anlatılır. Bu bilgiler, eşyaya hakim olan kanunları o kadar doğru bir şekilde aksettirirler ki, insanlığın her sahada gelişen ilmi bunları doğrulamaktan öte gidememiş, hiç birinin aksini söyleyememiştir.<br />
Söz gelimi birçok ayette tekrarla bitkilerin erkekli, dişili çift yaratıldığını <em>(Rahman, 55/52; Ra&#8217;d, 13/3; Taha, 20/131)</em> ifade eden Kur&#8217;an-ı Kerim, bir ayette bilmediğimiz şeylerin de çift yaratıldığını (Yasin 36), bir başka ayette de &#8220;her şeyin&#8221; (Zariyat 49) çift yaratıldığına dikkat çeker. Böylece iyi-kötü, çirkin-güzel, sıcak-soğuk, gece-gündüz, iman-küfür&#8230; çiftlerinden atomların yapısını teşkil eden pozitif ve negatif parçacıkları, elektriğin iki zıt kutbuna varıncaya kadar pek çok çiftlerin varlığını haber verir. Bu bilgiler günümüz için basit görünse de 14 asır öncesi için bir mucizedir.<br />
Nur ayeti burada kaydı gereken enteresan örneklerden biridir. İnsanlığın mühim keşiflerinden biri olan elektriğe işaret ettiği söylenebilir:</p>
<blockquote><p><strong>&#8220;Allah göklerin ve yerin nurudur. Onun nur&#8217;u, içerisinde ışık bulunan bir kandil yuvasına benzer. O ışık bir cam içindedir, cam ise, sanki inci gibi parlayan bir yıldızdır; bu, ne yalnız doğuda ve ne de yalnız batıda bulunan bereketli zeytin ağacından yakılır. Onun yağı, nerdeyse ateş değmeden aydınlatır. Nur üstüne nurdur. Allah dilediğini nuruna kavuşturur. Allah, insanlara misal verir. O, her şeyi bilir.&#8221;</strong> <em>(Nur, 24/35).</em></p></blockquote>
<p>Burada, &#8220;<strong>inci gibi parlayan bir yıldız</strong>&#8221; teşbihiyle ampule &#8220;<strong>ateş değmeden aydınlatan yağ</strong>&#8220;la da elektriğe işaret edildiğini, bu &#8220;yağ&#8221;ın, aslında, iklime tabi olarak biten nebattan elde edilen malum yağ olmadığını da &#8220;<strong>doğulu veya batılı olmayan bereketli zeytin ağacı</strong>&#8221; teşbihinden anlarız.<br />
Ayetin üslubundaki ulvilik ve derinlik ve bilhassa teşbihler başka manalar çıkarmaya da elverişlidir.<br />
<strong>B) Tarihi Hadiseler:</strong> Kur&#8217;an-ı Kerim, tarihte cereyan eden bazı hadiseleri beyan ederek de geleceğe ışık tutmakta, insanlığın ilim yoluyla elde edilebildiği tekniklere işaret etmektedir. Bu hadiselerden bir kısmı, peygamberlerin mazhar olduğu mucizeler nevindendir. Bir kısmı ise, bu gruba girmez. <strong>Bir iki misal verelim:</strong><br />
<img decoding="async" src="http://www.sorularlaislamiyet.com/yazi/kus-ucak.jpg" alt="" /><strong>1.</strong> Fil suresi&#8217;nde, Mekke&#8217;yi işgal ederek Kabe&#8217;yi yıkma niyetiyle gelmiş olan Habeşistan ordusunun, kuşların attığı <strong>&#8220;siccil&#8221; </strong>(denen pişmiş çamur parçaları) ile bozguna uğratıldığı anlatılır. Burada, havadan atılma kaydıyla, bir kuşun taşıyabileceği büyüklükte parçacıklarla, bir ordunun bozguna uğratılabileceği gösterilmiş olmaktadır. Uçaklardan atılan çeşitli silahlardan başka, bir nevi kuş sayılabilecek, istenen yükseklikte patlatılan top ve füze mermileri bu hadiseyi tatbikata koymuştur.<br />
<strong>2.</strong> Bedir Harbi&#8217;nde, Hz. Peygamber&#8217;in (Aleyhisselam) mazhar olduğu bir mucize, yukarıda temas edilenden daha ileri durumu bildiriyor. Tefsir ve siyer kitaplarının açıkladığı üzere, Hz. Peygamber&#8217;in (Aleyhisselam) yerden alarak fırlattığı bir avuç toprak ve kumdan, düşmanların her birisinin gözüne bir miktar isabet ederek bozguna uğramalarına sebeb olur. Ayet-i kerime bu olaya:</p>
<blockquote><p>&#8220;<strong>Onları siz öldürmediniz, fakat Allah öldürdü. Attığın zaman da (ey Resulüm) sen atmadın, ancak Allah attı.&#8221;</strong><em>(Enfal, 8/17)</em></p></blockquote>
<p>diyerek temas eder.<br />
Atılan merminin, hedefe takip ederek yakalaması, zamanımızda oldukça gelişmiş bir tekniktir. Ancak bu, şimdilik büyük ve bilhassa havai hedeflerle sınırlıdır. Ayet-i kerime, zamanla, insan gibi küçük hedefleri bulup yakalayan mermilerin geliştirilebileceğine, hatta bunun insan eliyle de atılabileceğine işaret etmektedir. Nötron bombası buna bir örnek sayılabilir.<br />
<strong>C) Mucizeler:</strong> Kur&#8217;an-ı Kerim&#8217;de zikredilen mucizeler de insanların ulaşacakları bir kısım fenlere işaret ederler. Mi&#8217;rac mucizesi bunlardan biridir. Hz. Peygamber (Aleyhisselam), mi&#8217;rac mucizesiyle ruh ve ceset olarak semaya çıkmıştır <em>(İsra, 17/1; Necm,  53/7-18),</em> Bilhassa hadislerde gelen tamamlayıcı açıklamalara göre, semaya çıkış, ata benzeyen son derece süratli yol alan ve Burak denen bir binek vasıtasıyla olmuştur. Burak&#8217;ın sürati ile alakalı tasvir, çok dikkat çekicidir: Hadis, Burak&#8217;ın gözünün idrak ettiği, ulaştığı son noktaya ön ayağını bastığını ifade etmektedir.<br />
Bu mucize, sema yolunun insanlara açık olduğuna işaret etmekten başka, bu yolculukta, fezanın uçsuz bucaksız genişliğine uygun şekilde ulaşılacak süratin büyüklüğüne de dikkat çeker.<br />
<em>Hz. Musa&#8217;nın asasıyla ilgili mucize de günümüzle ilgilidir. </em>Çeşitli harika işler gören bu asanın bir mucizesi, Hz. Musa&#8217;nın, kasten vurması ile yerden su fışkırtmasıdır. Hem de on iki gözlü bir su <em>(Bakara, 2/60)</em>. Şimdi çok derinlere inebilen artezyen kuyuları ile çöllerde bile su fışkırtma işi, adi işler sırasına girmiştir. Kaldı ki, yerden sadece su değil, petrol ve tabii gaz da fışkırtılmaktadır. Ayette on iki çeşme söz konusu olduğuna göre, gelecekte başka nimetlerin fışkırtılması da mümkündür.<br />
Nitekim bir hadiste Resulullah (Aleyhisselam) şöyle buyurur:</p>
<blockquote><p>&#8220;<strong>Rızık kapısı Arş-ı Ala&#8217;dan ta yerin derinliklerine kadar açıktır. Allah her kulunu himmet ve gayreti derecesinde rızıklandırır.&#8221;</strong></p></blockquote>
<p>Hz. İbrahim&#8217;in mazhar olduğu bir mucize bize ateşe dayanıklı maddeleri haber verir. Bilindiği üzere, puta tapan cemiyete boyun eğmeyen Hz İbrahim, kavminin tapmakta olduğu putları kırar. Bu davranışı ateşe atılarak yakılmak cezasına sebep olur. Ateşe atıldığı zaman Hz. İbrahim Allah&#8217;a sığınır. Cenab-ı Hak ateşe şu emri verir:</p>
<blockquote><p><strong>&#8220;Ey ateş, İbrahim için soğuk ve selametli ol!&#8221;</strong> <em>(Enbiya, 21/69)</em></p></blockquote>
<p>Ateş Hz. İbrahim&#8217;i yakmaz.<br />
<em>Bu mucize, ateşte yanmayan bir maddenin varlığını haber verir.</em> Nitekim insanlık çoktandır amyantı bulmuş ve daha da geliştirerek, çok hızlı şekilde atmosfere giriş yapması sebebiyle son derece ısınan feza gemilerini yanmaktan koruyacak maddelere ulaşmıştır.<br />
<strong>Sonuç olarak şunu söyleyebiliriz:</strong><br />
Kur&#8217;an-ı Kerim&#8217;de istikbalde ulaşılacak bilgi ve fenlerle ilgili ayetler çoktur. Bu çeşit ayetler, sadece eski peygamberlerin mucizeleri veya tarihi hadiselerin hikayeleri vesilesiyle varid olmamıştır. İnsan ve kâinatın yaratılışını ve tabiatta cereyan eden (kevni) hadiseleri konu edinen ayetlerden, insanı tefekküre, ibrete teşvik eden ayetlere varıncaya kadar Kur&#8217;an&#8217;ın pek çok mevzu hakkındaki ayetlerinde bir kısım ilmi, fenni hakikatler mevcuttur. Her ilme mensup ihtisas sahipleri bunlardan kendi sahasına girenleri zamanı geldikçe bulup çıkarabileceklerdir.<br />
&nbsp;<br />
&#8220;&#8221;&#8221;&#8221;kuranı kerimde bilimsel ayetler<br />
kuranı kerimde bilimle ilgili ayetler<br />
kuranı kerimde bilimsel gerçekler<br />
kuranı kerimde bilimsel mucizeler<br />
kuranı kerimde bilimi teşvik eden ayetler<br />
kuranı kerimde bilimsel yönü olan ayetler<br />
kuranı kerimde bilime teşvik eden ayetler<br />
kuranı kerimin bilimsel gerçekleri<br />
kuranı kerimden bilimsel ayetler<br />
kuranı kerimin bilime katkıları<br />
kuranı kerimde bilim ile ilgili ayetler<br />
kuranı kerimde bilim<br />
kuranı kerimde geçen bilim ile ilgili ayetler<br />
kuranı kerimi açıklayan bilim dalı<br />
kuranı kerimde yer alan bilimsel ayetler<br />
kuranı kerimi yorumlayan bilim dalı<br />
kuranı kerimi inceleyen bilim dalı<br />
kuranı kerimi açıklayıp yorumlayan bilim dalı<br />
kuranı kerimde geçen bilim ve teknoloji ile ilgili ayetler<br />
kuranı kerimde geçen bilimsel ayetler<br />
kuranı kerimde geçen bilimsel konular<br />
kuranı kerimin ışık tuttuğu bilimsel gelişmeler<br />
kuran kerimde geçen bilimsel mucizeler<br />
kuranı kerimi inceleyen bilim<br />
kuranı kerimin bilimsel mucizeleri<br />
kuranı kerimi açıklayıp yorumlayan bilim dalına ne denir&#8221;&#8221;&#8221;&#8221;</p>The post <a href="https://ateistlerecevap.org/kurani-kerimde-bilimsel-kesifler-varmi/" data-wpel-link="internal">Kuranı Kerim'de Bilimsel Keşifler varmı?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ateistlerecevap.org/kurani-kerimde-bilimsel-kesifler-varmi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Allah&#039;ın varlığına kanıt göremiyorum?</title>
		<link>https://ateistlerecevap.org/allahin-varligina-kanit-goremiyorum-2/</link>
					<comments>https://ateistlerecevap.org/allahin-varligina-kanit-goremiyorum-2/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ateistlere Cevaplar]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 09 Nov 2017 10:47:21 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sorular]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.ateistlerecevap.org/?p=837</guid>

					<description><![CDATA[<p>-Öncelikle şunu belirtmek istiyorum. Ben önceden Müslümandım, Kur&#8217;an&#8217;ı kendi dilinde de okudum Türkçe mealini de. Beş vakit namaz da kılardım. Sabah namazlarına dahi camiye giderdim. Ama son üç-dört sene içinde önce dine olan inancımı sonra da Allah&#8217;a olan inancımı kaybettim. Kaybetmemek için çok çabaladım, çok dua ettim ama olmadı. &#8211; Öncelikle şunu belirtmek istiyorum. Ben önceden [&#8230;]</p>
The post <a href="https://ateistlerecevap.org/allahin-varligina-kanit-goremiyorum-2/" data-wpel-link="internal">Allah'ın varlığına kanıt göremiyorum?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-863" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2017/11/Allahin-varligina-kanat-goremiyorum.png" alt="" width="531" height="299" srcset="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2017/11/Allahin-varligina-kanat-goremiyorum.png 1280w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2017/11/Allahin-varligina-kanat-goremiyorum-300x169.png 300w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2017/11/Allahin-varligina-kanat-goremiyorum-1024x576.png 1024w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2017/11/Allahin-varligina-kanat-goremiyorum-768x432.png 768w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2017/11/Allahin-varligina-kanat-goremiyorum-1200x675.png 1200w" sizes="(max-width: 531px) 100vw, 531px" /><br />
<em>-Öncelikle şunu belirtmek istiyorum. Ben önceden Müslümandım, Kur&#8217;an&#8217;ı kendi dilinde de okudum Türkçe mealini de. Beş vakit namaz da kılardım. Sabah namazlarına dahi camiye giderdim. Ama son üç-dört sene içinde önce dine olan inancımı sonra da Allah&#8217;a olan inancımı kaybettim. Kaybetmemek için çok çabaladım, çok dua ettim ama olmadı.</em><br />
<em>&#8211; Öncelikle şunu belirtmek istiyorum. Ben önceden Müslümandım, Kur&#8217;an&#8217;ı kendi dilinde de okudum Türkçe mealini de. Beş vakit namaz da kılardım. Sabah namazlarına dahi camiye giderdim. Ama son üç-dört sene içinde önce dine olan inancımı sonra da Allah&#8217;a olan inancımı kaybettim. Kaybetmemek için çok çabaladım, çok dua ettim ama olmadı.</em><br />
<em>&#8211; Herkes bana şunu söylüyor: <strong>&#8220;İnanmak için etrafına bak yeter, her şey nasıl oluştu.&#8221;</strong> diyor. Ben evrimle oluşmuş olabileceğine ihtimal veriyorum, tam emin olmamakla birlikte.</em><br />
<em>&#8211; Bir de Allah kendini neden göstermesin, diyorum.<strong> &#8220;Gösterse herkes inanır, o zaman bu sınavın ne kıymeti kalır?&#8221;</strong> diyorlar.</em><br />
<em>&#8211; Olay bu mu yani; herkesin inanması kötü bir şey mi? Görmeden neden inanmak zorunda olayım?..</em><br />
<em>&#8211; Bana din ve Allah&#8217;la ilgili her şey bir uydurma olarak geliyor. Tamam, bu evren güzel bir sistem dahilinde işliyor, ama dışarıdan bir müdehale görmüyorum ben. Fizik kuralları dahilinde her şey.</em><br />
<em>&#8211; İlk dini inancımı kaybettiğim zamanlar, Allah&#8217;a inanıyordum ve Allah&#8217;a yalvarıyordum. Dedim &#8220;Allah&#8217;ım bana ufacık bir mucize, sana olan inancımı kaybetmek istemiyorum, ama varlığına inanamıyorum.&#8221;</em><br />
<em>&#8211;  Ne bileyim masamdaki kalem şuan kendiliğinden bir kaç santim kımıldasa, o benim için bir mucize olacaktı ve inancımı kaybetmeyecektim. <strong>Her şeyi gören bilen denilen Allah,</strong> bana kendisine inanmam hususunda bile yardım etmedi. İnanmak istediğim halde.</em><br />
<em>&#8211; <strong>Neyse bir de cin çağırma olayını denedim.</strong> Yöntemlerini uyguladım kaç kez, cin min de yok ortada. Yani inanmam için bana metafizik bir olgu lazımdı olmadı. Bunların sonucunda Allah&#8217;ın da olmadığı inancım kuvvetlendi.</em><br />
<em>&#8211; Gelelim <strong>&#8220;Her şey nasıl oldu?&#8221;</strong> sorusuna: Cevabım, <strong>bilmiyorum,</strong> belki bilim ilerde açıklar. Her şeyi bilme imkanımız da yok belki.</em><br />
<em>&#8211; Allah&#8217;a inandın diyelim. Allah nasıl oluştu diye sorduğunda o hep verdi denilecek. Heplik kavramını biz biliyor muyuz?</em><br />
<em>&#8211; Yine de hiçbir şeye kendimi tamamen kapamadım. Her türlü fikre açığım. İnanana saygım sonsuz. </em><strong>Eğer bana metafizik bir olay yaşatabilirseniz yine inanırım</strong><br />
[/su_box]
<div class="su-box su-box-style-noise" id="" style="border-color:#440000;border-radius:10px"><div class="su-box-title" style="background-color:#772f29;color:#FFFFFF;border-top-left-radius:8px;border-top-right-radius:8px">Sorunun Cevabı</div><div class="su-box-content su-u-clearfix su-u-trim" style="border-bottom-left-radius:8px;border-bottom-right-radius:8px"></div></div>
Değerli kardeşimiz,<br />
- Diyorsunuz ki, <em>"Herkesin inanması kötü bir şey mi?"  </em>Evet kötü bir şeydir. İnanmak kötü bir şey değil, fakat <em> “herkesin mecburen inanacağı kadar basitleştirilmiş"</em> bir imtihanın değeri düştüğü için, imtihan kalitesini düşürdüğü için kötü bir şeydir.<br />
Acaba, çok ciddi olması gereken bir imtihanı herkes kazansın diye en basit soruları sormak; örneğin; üniversite imtihanına girmiş olan herkesin kazanması için ilkokul öğrencilerine sorulan soruları sormak sizce komik olmaz mı?  <em>Böyle bir imtihanın olmaması, olmasından daha makul olmaz mı?  Peki imtihan olmasın mı? Herkesi vali yapalım mı? Herkesi doktor yapalım mı? Herkesi mühendis yapalım mı?  Size tuhaf gelmiyor mu?</em><br />
Bu takdirde en çalışkan en zeki en kaliteli bir öğrenci ile en tembel bir öğrenci aynı kefeye konmuş olmuyor mu?<br />
Farz edelim ki, eleman alan bir kuruma bir profesör ile bir ilkokul mezunu birlikte müracaat etmiş. Belli bir bilgi seviyesine göre elemanın alındığı bu kurumun açtığı imtihanda ilkokul seviyesinde sorular sorulsa ve ilkokul mezunu arkadaş bu imtihanı kazansa sizce âdil olur mu?  İnsaflı bir yargıya göre, böyle bir imtihan ne bizce ne de dünyanın herhangi bir ülke insanınca âdil olmaz.<br />
Şimdi <strong>“Hiç bilenler ile bilmeyenler bir olur mu?”</strong> diyen yüce Allah’ın, cennete en kaliteli, en değerli insanları almak üzere açtığı bir imtihanda, bu imtihanın altını üstüne çeviren bir kopyayı vermesi düşünülebilir mi?<br />
<strong>- Allah’ın kendini göstermesi meselesine gelince;</strong> bu mesele sadece imtihanla ilgili değildir. Bunun en açık delili, imtihana tabi olmayan meleklere de Allah’ın kendini göstermemesidir.<br />
Büyüklerin herkese görünmemesi, insanlar için de kabul gören bir prensiptir. Herkesin, istediği zaman cumhurbaşkanlarının, başbakanlarının evlerine gidememesi, aralarda özel kalem müdürler türünden perdedarların bulunması bunun açık göstergesidir. Hele, ülkede yegane hâkim ve sultan olan padişahların, kralların halk ile kendi aralarına çok perdeler koymaları, onların azamet ve yücelikleriyle atbaşı gidiyor.<br />
Bundan anlaşılıyor ki, azamet ve kibrya / büyüklük ve yücelik, celal ve cemal / mehabet ve güzellik gibi harikulade sıfatlar, öyle basit bir şekilde herkese kendini göstermezler.<br />
Bu pencereden bakıldığında şunu söyleyebiliriz ki, Allah bütün evrenin yegâne hâkimi ve sultanıdır. Bir padişah-ı ezeli olarak kendi celal ve cemal sıfatlarının kaynağı olan Zat-ı Akdesini gizli tutması, <em>-imtihan için de önemli olmakla beraber-</em> onun nihayetsiz azametinin, eşsiz ululuğunun, benzersiz büyüklüğünün bir gereğidir.<br />
Bununla beraber, her türlü kusurdan ve noksanlıklardan münezzeh; bütün mükemmellikler ve güzelliklerin kaynağı olan Allah’ın <em>-imtihanın bitmesine rağmen, ahiret aleminde-</em> sadece cennete gidecek olan kullarına kendini göstereceğine dair ayet ve hadislerin verdiği bilgiye bakılınca, aslında aklı başında herkesin görmeye çok müştak olduğu Allah’ın, sevmediği dinsizlere, inkârcılara kendini ne dünyada ne de ahiret aleminde göstermek istemediği anlaşılmaktadır.<br />
<strong>Allah’ın kendini gizlemesinin tam hikmetini bilemeyebiliriz.</strong> Belki de bilsek akıl ve vicdanımız çok rahat edecektir.<br />
Ancak, Allah’ın varlığını, birliğini bilmek sadece onu görmeye bağlı değildir.<br />
Milyonlarca ilim ve din adamının değişik delillerle Kur’an’ın Allah’ın sözü olduğuna iman etmişlerdir. <strong>Mesela:</strong><br />
<strong>1.</strong> Kur’an on beş asırdan beridir, insanlara meydan okuyor ve kendisinin Allah’ın kelamı olduğunun göstergesi olarak, hiç kimsenin bir tek suresine benzer bir sureyi ortaya koyamayacağını ilan ediyor. Ve bu meydan okuyuş şimdi de devam etmektedir.<br />
<strong>2.</strong> Kur’an’da, İranlıların Bizanslılarla <em>-bir kaç yıl içerisinde-</em> savaşa başlayacakları ve Bizanslılar İranlılara galip geleceklerini haber vermiş ve bu haberler olduğu gibi ortaya çıkmıştır. <em>(Rum, 30/3)</em><br />
<strong>3.</strong> Mekke fethinden iki yıl önce, Mekke’nin fethedileceğine dair kesin olarak haber vermiş ve bu haber de aynen çıkmıştır. <em>(Fetih suresi)</em><br />
<strong>Mesela:</strong><br />
<strong>1.</strong> Hz. Muhammed (asm)’in peygamberliğini tasdik eden yüzlerce mucizesi vardır. Bunları en sağlam hadis, siyer ve tarih kaynaklarında yer almaktadır.<br />
<strong>2.</strong> Hayatı boyunca herkesten daha fazla Kur’an’a tabi olması, herkesten daha çok Allah’tan korkması, ona saygı ve sevgiyle bağlanması onun gerçekten peygamber olduğunun göstergesi değil de nedir?<br />
<strong>3.</strong> Başka insanlardan farklı olarak, kendisine gece namazı kılmanın Allah tarafından farz kıldığını söylemiş ve hayatı boyunca her gece kalkıp rabbine ibadet etmiştir. <em>Bu kadar zahmet ve meşakkate katlanmasının dünya menfaati açısından ne ile izah edilebilir?</em><br />
<strong>Mesela:</strong><br />
<strong>1.</strong> Siz diyorsunuz ki,<strong> </strong><em>“Masamdaki kalem şuan kendiliğinden bir kaç santim kımıldasa, o benim için bir mucize olacaktı...”</em> Allah’ını seversen bir iyi düşün, sen mi önemlisin, yoksa kaleminin kımıldanması mı?  Sen kımıldıyorsun, güneş kımıldıyor, ay kımıldıyor, yerküresi kımıldıyor, evren baştan başa kımıldıyor... Ve sen hâlâ kalkıp <em>“Kalemim kımıldasa!..”</em> diyorsun. <em>Bu mantık size biraz tuhaf gelmiyor mu?</em><br />
<strong>2.</strong> Diyorsun ki, <em>“Tamam, bu evren güzel bir sistem dahilinde işliyor, ama dışarıdan bir müdahale görmüyorum ben. Fizik kuralları dahilinde her şey...”</em><br />
<strong>Bu nasıl bir fizik bilgisidir?</strong><br />
<strong>Fizik,</strong> mevcut olan varlıklardan söz eder; mevcut olmayan varlıklardan söz etmez, edemez...<br />
Evrenin bir kaç milyar yıl önce var olduğu bugün kesine yakın bir bilgidir. Peki evren yokken fiziksel nesneler var olabilir mi?  Fiziksel nesneler yokken, fizik kanunları bulunabilir mi? Fiziksel kanunlar yokken, herhangi bir yokluğa varlık verip, onları harika bir düzene sokabilir mi? Bu gibi sorularının hepsinin cevabı bilimsel olarak havada kalır.<br />
<strong>3.</strong> Bütün kâinatta, mevcut olan fizik, kimya, astro-fizik, quantun fiziği şeklinde adlandırılan hiçbir kanun kainattan önce var değildir. Ve bunların hiçbiri bir şey var etme gücünde değildir. Ve bunların hiçbirinin diğer kanunlardan daha güçlü, daha akıllı, daha bilgili olduğunu söylemek mümkün değildir. O halde, bu sağır, kör, cansız, sonradan var olan kanunların bir kanun koyucuya ihtiyaçları vardır. Sonradan var olduklarına göre bir yaratıcıya ihtiyaç duyarlar.<br />
- Bediüzzaman Hazretlerinin ifade ettiği gibi, <strong>“(Kanunların bir tarlası olan) tabiat dedikleri şey, olsa olsa ve hakikat-ı hariciye sahibi ise; ancak bir san'at olabilir, Sani  olamaz. Bir nakıştır, Nakkaş olamaz. Ahkâmdır, hâkim olamaz. Bir şeriat-ı fıtriyedir, Şâri' olamaz. Mahluk bir perde-i izzettir, Hâlık olamaz. Münfail bir fıtrattır, Fâtır bir fâil olamaz. Kanundur, kudret değildir; kâdir olamaz. Mistardır, masdar olamaz.”</strong><em> (bk. Asa-yı Musa, s. 167)</em><br />
- Bu hususta size can-ü gönülden destek olmak istiyoruz. Önce bu konuda size Bediüzzaman Hazretlerinin Risale-i Nur adlı eserlerini okumanızı tavsiye ederiz.<br />
Bizim imanınızın kurtulmasından başka hiçbir gaye ve maksadımız yoktur. Böyle bir hizmeti bir menfaat vesilesi yapmaktan Allah’a sığınırız. Tek menfaatimiz bu hizmetimizle, Allah’ın rızasını kazanmak, günahlarımızın bağışlanmasını temin etmek ve kendimizin affını sağlamaktır.<br />
Bu yolu denemeniz  önce biraz zor gelebilir, fakat denemeye değer. Zira Hz. Ali’nin inanmayan bazı kimselere söylediği gibi, biz de deriz ki:</p>
<blockquote><p><strong>“Eğer sizin dedikleriniz doğru ise, bizim bir zararımız olmaz. Hepimiz yok olup gideriz. Ya bir de bizim dediklerimiz doğru ise, o zaman bütün zarar ve ziyan omuzlarınıza biner...”</strong></p></blockquote>
<p>Evet, zararsız yolu / veya zararsız olma ihtimali kuvvetli olan bir yolu, zararlı / veya zararlı olma ihtimali kuvvetli olan bir yola tercih etmek, aklın gereğidir.<br />
<strong>Rahman</strong> ve<strong> Rahim</strong> olan Rabbimiz, hepimiz için akl-ı selimin yolu olan hidayet yolunu bizlere açsın... Nefsin vesveselerinden, şeytanın telkinlerinden, kuvve-i vahimenin evhamından bizleri kurtarsın inşallah.<br />
&nbsp;</p>The post <a href="https://ateistlerecevap.org/allahin-varligina-kanit-goremiyorum-2/" data-wpel-link="internal">Allah'ın varlığına kanıt göremiyorum?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ateistlerecevap.org/allahin-varligina-kanit-goremiyorum-2/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Allah&#039;ın varlığına kanıt göremiyorum?</title>
		<link>https://ateistlerecevap.org/allahin-varligina-kanit-goremiyorum/</link>
					<comments>https://ateistlerecevap.org/allahin-varligina-kanit-goremiyorum/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ateistlere Cevaplar]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 09 Nov 2017 10:47:21 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sorular]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.ateistlerecevap.org/?p=837</guid>

					<description><![CDATA[<p>-Öncelikle şunu belirtmek istiyorum. Ben önceden Müslümandım, Kur&#8217;an&#8217;ı kendi dilinde de okudum Türkçe mealini de. Beş vakit namaz da kılardım. Sabah namazlarına dahi camiye giderdim. Ama son üç-dört sene içinde önce dine olan inancımı sonra da Allah&#8217;a olan inancımı kaybettim. Kaybetmemek için çok çabaladım, çok dua ettim ama olmadı. &#8211; Öncelikle şunu belirtmek istiyorum. Ben önceden [&#8230;]</p>
The post <a href="https://ateistlerecevap.org/allahin-varligina-kanit-goremiyorum/" data-wpel-link="internal">Allah'ın varlığına kanıt göremiyorum?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-863" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2017/11/Allahin-varligina-kanat-goremiyorum.png" alt="" width="531" height="299" srcset="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2017/11/Allahin-varligina-kanat-goremiyorum.png 1280w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2017/11/Allahin-varligina-kanat-goremiyorum-300x169.png 300w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2017/11/Allahin-varligina-kanat-goremiyorum-1024x576.png 1024w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2017/11/Allahin-varligina-kanat-goremiyorum-768x432.png 768w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2017/11/Allahin-varligina-kanat-goremiyorum-1200x675.png 1200w" sizes="(max-width: 531px) 100vw, 531px" /><br />
<em>-Öncelikle şunu belirtmek istiyorum. Ben önceden Müslümandım, Kur&#8217;an&#8217;ı kendi dilinde de okudum Türkçe mealini de. Beş vakit namaz da kılardım. Sabah namazlarına dahi camiye giderdim. Ama son üç-dört sene içinde önce dine olan inancımı sonra da Allah&#8217;a olan inancımı kaybettim. Kaybetmemek için çok çabaladım, çok dua ettim ama olmadı.</em><br />
<em>&#8211; Öncelikle şunu belirtmek istiyorum. Ben önceden Müslümandım, Kur&#8217;an&#8217;ı kendi dilinde de okudum Türkçe mealini de. Beş vakit namaz da kılardım. Sabah namazlarına dahi camiye giderdim. Ama son üç-dört sene içinde önce dine olan inancımı sonra da Allah&#8217;a olan inancımı kaybettim. Kaybetmemek için çok çabaladım, çok dua ettim ama olmadı.</em><br />
<em>&#8211; Herkes bana şunu söylüyor: <strong>&#8220;İnanmak için etrafına bak yeter, her şey nasıl oluştu.&#8221;</strong> diyor. Ben evrimle oluşmuş olabileceğine ihtimal veriyorum, tam emin olmamakla birlikte.</em><br />
<em>&#8211; Bir de Allah kendini neden göstermesin, diyorum.<strong> &#8220;Gösterse herkes inanır, o zaman bu sınavın ne kıymeti kalır?&#8221;</strong> diyorlar.</em><br />
<em>&#8211; Olay bu mu yani; herkesin inanması kötü bir şey mi? Görmeden neden inanmak zorunda olayım?..</em><br />
<em>&#8211; Bana din ve Allah&#8217;la ilgili her şey bir uydurma olarak geliyor. Tamam, bu evren güzel bir sistem dahilinde işliyor, ama dışarıdan bir müdehale görmüyorum ben. Fizik kuralları dahilinde her şey.</em><br />
<em>&#8211; İlk dini inancımı kaybettiğim zamanlar, Allah&#8217;a inanıyordum ve Allah&#8217;a yalvarıyordum. Dedim &#8220;Allah&#8217;ım bana ufacık bir mucize, sana olan inancımı kaybetmek istemiyorum, ama varlığına inanamıyorum.&#8221;</em><br />
<em>&#8211;  Ne bileyim masamdaki kalem şuan kendiliğinden bir kaç santim kımıldasa, o benim için bir mucize olacaktı ve inancımı kaybetmeyecektim. <strong>Her şeyi gören bilen denilen Allah,</strong> bana kendisine inanmam hususunda bile yardım etmedi. İnanmak istediğim halde.</em><br />
<em>&#8211; <strong>Neyse bir de cin çağırma olayını denedim.</strong> Yöntemlerini uyguladım kaç kez, cin min de yok ortada. Yani inanmam için bana metafizik bir olgu lazımdı olmadı. Bunların sonucunda Allah&#8217;ın da olmadığı inancım kuvvetlendi.</em><br />
<em>&#8211; Gelelim <strong>&#8220;Her şey nasıl oldu?&#8221;</strong> sorusuna: Cevabım, <strong>bilmiyorum,</strong> belki bilim ilerde açıklar. Her şeyi bilme imkanımız da yok belki.</em><br />
<em>&#8211; Allah&#8217;a inandın diyelim. Allah nasıl oluştu diye sorduğunda o hep verdi denilecek. Heplik kavramını biz biliyor muyuz?</em><br />
<em>&#8211; Yine de hiçbir şeye kendimi tamamen kapamadım. Her türlü fikre açığım. İnanana saygım sonsuz. </em><strong>Eğer bana metafizik bir olay yaşatabilirseniz yine inanırım</strong><br />
[/su_box]
<div class="su-box su-box-style-noise" id="" style="border-color:#440000;border-radius:10px"><div class="su-box-title" style="background-color:#772f29;color:#FFFFFF;border-top-left-radius:8px;border-top-right-radius:8px">Sorunun Cevabı</div><div class="su-box-content su-u-clearfix su-u-trim" style="border-bottom-left-radius:8px;border-bottom-right-radius:8px"></div></div>
Değerli kardeşimiz,<br />
- Diyorsunuz ki, <em>"Herkesin inanması kötü bir şey mi?"  </em>Evet kötü bir şeydir. İnanmak kötü bir şey değil, fakat <em> “herkesin mecburen inanacağı kadar basitleştirilmiş"</em> bir imtihanın değeri düştüğü için, imtihan kalitesini düşürdüğü için kötü bir şeydir.<br />
Acaba, çok ciddi olması gereken bir imtihanı herkes kazansın diye en basit soruları sormak; örneğin; üniversite imtihanına girmiş olan herkesin kazanması için ilkokul öğrencilerine sorulan soruları sormak sizce komik olmaz mı?  <em>Böyle bir imtihanın olmaması, olmasından daha makul olmaz mı?  Peki imtihan olmasın mı? Herkesi vali yapalım mı? Herkesi doktor yapalım mı? Herkesi mühendis yapalım mı?  Size tuhaf gelmiyor mu?</em><br />
Bu takdirde en çalışkan en zeki en kaliteli bir öğrenci ile en tembel bir öğrenci aynı kefeye konmuş olmuyor mu?<br />
Farz edelim ki, eleman alan bir kuruma bir profesör ile bir ilkokul mezunu birlikte müracaat etmiş. Belli bir bilgi seviyesine göre elemanın alındığı bu kurumun açtığı imtihanda ilkokul seviyesinde sorular sorulsa ve ilkokul mezunu arkadaş bu imtihanı kazansa sizce âdil olur mu?  İnsaflı bir yargıya göre, böyle bir imtihan ne bizce ne de dünyanın herhangi bir ülke insanınca âdil olmaz.<br />
Şimdi <strong>“Hiç bilenler ile bilmeyenler bir olur mu?”</strong> diyen yüce Allah’ın, cennete en kaliteli, en değerli insanları almak üzere açtığı bir imtihanda, bu imtihanın altını üstüne çeviren bir kopyayı vermesi düşünülebilir mi?<br />
<strong>- Allah’ın kendini göstermesi meselesine gelince;</strong> bu mesele sadece imtihanla ilgili değildir. Bunun en açık delili, imtihana tabi olmayan meleklere de Allah’ın kendini göstermemesidir.<br />
Büyüklerin herkese görünmemesi, insanlar için de kabul gören bir prensiptir. Herkesin, istediği zaman cumhurbaşkanlarının, başbakanlarının evlerine gidememesi, aralarda özel kalem müdürler türünden perdedarların bulunması bunun açık göstergesidir. Hele, ülkede yegane hâkim ve sultan olan padişahların, kralların halk ile kendi aralarına çok perdeler koymaları, onların azamet ve yücelikleriyle atbaşı gidiyor.<br />
Bundan anlaşılıyor ki, azamet ve kibrya / büyüklük ve yücelik, celal ve cemal / mehabet ve güzellik gibi harikulade sıfatlar, öyle basit bir şekilde herkese kendini göstermezler.<br />
Bu pencereden bakıldığında şunu söyleyebiliriz ki, Allah bütün evrenin yegâne hâkimi ve sultanıdır. Bir padişah-ı ezeli olarak kendi celal ve cemal sıfatlarının kaynağı olan Zat-ı Akdesini gizli tutması, <em>-imtihan için de önemli olmakla beraber-</em> onun nihayetsiz azametinin, eşsiz ululuğunun, benzersiz büyüklüğünün bir gereğidir.<br />
Bununla beraber, her türlü kusurdan ve noksanlıklardan münezzeh; bütün mükemmellikler ve güzelliklerin kaynağı olan Allah’ın <em>-imtihanın bitmesine rağmen, ahiret aleminde-</em> sadece cennete gidecek olan kullarına kendini göstereceğine dair ayet ve hadislerin verdiği bilgiye bakılınca, aslında aklı başında herkesin görmeye çok müştak olduğu Allah’ın, sevmediği dinsizlere, inkârcılara kendini ne dünyada ne de ahiret aleminde göstermek istemediği anlaşılmaktadır.<br />
<strong>Allah’ın kendini gizlemesinin tam hikmetini bilemeyebiliriz.</strong> Belki de bilsek akıl ve vicdanımız çok rahat edecektir.<br />
Ancak, Allah’ın varlığını, birliğini bilmek sadece onu görmeye bağlı değildir.<br />
Milyonlarca ilim ve din adamının değişik delillerle Kur’an’ın Allah’ın sözü olduğuna iman etmişlerdir. <strong>Mesela:</strong><br />
<strong>1.</strong> Kur’an on beş asırdan beridir, insanlara meydan okuyor ve kendisinin Allah’ın kelamı olduğunun göstergesi olarak, hiç kimsenin bir tek suresine benzer bir sureyi ortaya koyamayacağını ilan ediyor. Ve bu meydan okuyuş şimdi de devam etmektedir.<br />
<strong>2.</strong> Kur’an’da, İranlıların Bizanslılarla <em>-bir kaç yıl içerisinde-</em> savaşa başlayacakları ve Bizanslılar İranlılara galip geleceklerini haber vermiş ve bu haberler olduğu gibi ortaya çıkmıştır. <em>(Rum, 30/3)</em><br />
<strong>3.</strong> Mekke fethinden iki yıl önce, Mekke’nin fethedileceğine dair kesin olarak haber vermiş ve bu haber de aynen çıkmıştır. <em>(Fetih suresi)</em><br />
<strong>Mesela:</strong><br />
<strong>1.</strong> Hz. Muhammed (asm)’in peygamberliğini tasdik eden yüzlerce mucizesi vardır. Bunları en sağlam hadis, siyer ve tarih kaynaklarında yer almaktadır.<br />
<strong>2.</strong> Hayatı boyunca herkesten daha fazla Kur’an’a tabi olması, herkesten daha çok Allah’tan korkması, ona saygı ve sevgiyle bağlanması onun gerçekten peygamber olduğunun göstergesi değil de nedir?<br />
<strong>3.</strong> Başka insanlardan farklı olarak, kendisine gece namazı kılmanın Allah tarafından farz kıldığını söylemiş ve hayatı boyunca her gece kalkıp rabbine ibadet etmiştir. <em>Bu kadar zahmet ve meşakkate katlanmasının dünya menfaati açısından ne ile izah edilebilir?</em><br />
<strong>Mesela:</strong><br />
<strong>1.</strong> Siz diyorsunuz ki,<strong> </strong><em>“Masamdaki kalem şuan kendiliğinden bir kaç santim kımıldasa, o benim için bir mucize olacaktı...”</em> Allah’ını seversen bir iyi düşün, sen mi önemlisin, yoksa kaleminin kımıldanması mı?  Sen kımıldıyorsun, güneş kımıldıyor, ay kımıldıyor, yerküresi kımıldıyor, evren baştan başa kımıldıyor... Ve sen hâlâ kalkıp <em>“Kalemim kımıldasa!..”</em> diyorsun. <em>Bu mantık size biraz tuhaf gelmiyor mu?</em><br />
<strong>2.</strong> Diyorsun ki, <em>“Tamam, bu evren güzel bir sistem dahilinde işliyor, ama dışarıdan bir müdahale görmüyorum ben. Fizik kuralları dahilinde her şey...”</em><br />
<strong>Bu nasıl bir fizik bilgisidir?</strong><br />
<strong>Fizik,</strong> mevcut olan varlıklardan söz eder; mevcut olmayan varlıklardan söz etmez, edemez...<br />
Evrenin bir kaç milyar yıl önce var olduğu bugün kesine yakın bir bilgidir. Peki evren yokken fiziksel nesneler var olabilir mi?  Fiziksel nesneler yokken, fizik kanunları bulunabilir mi? Fiziksel kanunlar yokken, herhangi bir yokluğa varlık verip, onları harika bir düzene sokabilir mi? Bu gibi sorularının hepsinin cevabı bilimsel olarak havada kalır.<br />
<strong>3.</strong> Bütün kâinatta, mevcut olan fizik, kimya, astro-fizik, quantun fiziği şeklinde adlandırılan hiçbir kanun kainattan önce var değildir. Ve bunların hiçbiri bir şey var etme gücünde değildir. Ve bunların hiçbirinin diğer kanunlardan daha güçlü, daha akıllı, daha bilgili olduğunu söylemek mümkün değildir. O halde, bu sağır, kör, cansız, sonradan var olan kanunların bir kanun koyucuya ihtiyaçları vardır. Sonradan var olduklarına göre bir yaratıcıya ihtiyaç duyarlar.<br />
- Bediüzzaman Hazretlerinin ifade ettiği gibi, <strong>“(Kanunların bir tarlası olan) tabiat dedikleri şey, olsa olsa ve hakikat-ı hariciye sahibi ise; ancak bir san'at olabilir, Sani  olamaz. Bir nakıştır, Nakkaş olamaz. Ahkâmdır, hâkim olamaz. Bir şeriat-ı fıtriyedir, Şâri' olamaz. Mahluk bir perde-i izzettir, Hâlık olamaz. Münfail bir fıtrattır, Fâtır bir fâil olamaz. Kanundur, kudret değildir; kâdir olamaz. Mistardır, masdar olamaz.”</strong><em> (bk. Asa-yı Musa, s. 167)</em><br />
- Bu hususta size can-ü gönülden destek olmak istiyoruz. Önce bu konuda size Bediüzzaman Hazretlerinin Risale-i Nur adlı eserlerini okumanızı tavsiye ederiz.<br />
Bizim imanınızın kurtulmasından başka hiçbir gaye ve maksadımız yoktur. Böyle bir hizmeti bir menfaat vesilesi yapmaktan Allah’a sığınırız. Tek menfaatimiz bu hizmetimizle, Allah’ın rızasını kazanmak, günahlarımızın bağışlanmasını temin etmek ve kendimizin affını sağlamaktır.<br />
Bu yolu denemeniz  önce biraz zor gelebilir, fakat denemeye değer. Zira Hz. Ali’nin inanmayan bazı kimselere söylediği gibi, biz de deriz ki:</p>
<blockquote><p><strong>“Eğer sizin dedikleriniz doğru ise, bizim bir zararımız olmaz. Hepimiz yok olup gideriz. Ya bir de bizim dediklerimiz doğru ise, o zaman bütün zarar ve ziyan omuzlarınıza biner...”</strong></p></blockquote>
<p>Evet, zararsız yolu / veya zararsız olma ihtimali kuvvetli olan bir yolu, zararlı / veya zararlı olma ihtimali kuvvetli olan bir yola tercih etmek, aklın gereğidir.<br />
<strong>Rahman</strong> ve<strong> Rahim</strong> olan Rabbimiz, hepimiz için akl-ı selimin yolu olan hidayet yolunu bizlere açsın... Nefsin vesveselerinden, şeytanın telkinlerinden, kuvve-i vahimenin evhamından bizleri kurtarsın inşallah.<br />
&nbsp;</p>The post <a href="https://ateistlerecevap.org/allahin-varligina-kanit-goremiyorum/" data-wpel-link="internal">Allah'ın varlığına kanıt göremiyorum?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ateistlerecevap.org/allahin-varligina-kanit-goremiyorum/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ya gerçekten Ahiret yoksa?</title>
		<link>https://ateistlerecevap.org/ya-gercekten-ahiret-yoksa/</link>
					<comments>https://ateistlerecevap.org/ya-gercekten-ahiret-yoksa/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ateistlere Cevaplar]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 19 Oct 2017 13:39:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sorular]]></category>
		<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.ateistlerecevap.org/?p=6</guid>

					<description><![CDATA[<p>Değerli kardeşimiz, Günlük hayatımızda, ahiretin varlığı hakkında derinliğine nüfuz edilmeyince zorlandığımız sorularla karşılaşırız. Bunlar &#8220;Görmediğime inanmam&#8221; safsatasının arkasına sığınan materyalistlerin bir iman vadisini daha inkar için kullandıkları, devrini çoktan kapamış hezeyanlardır..Evet, insan akıl ve mantığının bir hadiseyi halihazır için kabullenip de onu istikbal için inkar etmesinden daha korkunç bir tezat düşünülemez. Yani aslında ahiretin varlığına delil olarak [&#8230;]</p>
The post <a href="https://ateistlerecevap.org/ya-gercekten-ahiret-yoksa/" data-wpel-link="internal">Ya gerçekten Ahiret yoksa?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"></div>
<div>
<figure id="attachment_129" aria-describedby="caption-attachment-129" style="width: 554px" class="wp-caption aligncenter"><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-129" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2017/10/U-300x169.png" alt="Ya gerçekten ahiret yoksa" width="554" height="312" srcset="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2017/10/U-300x169.png 300w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2017/10/U.png 640w" sizes="(max-width: 554px) 100vw, 554px" /><figcaption id="caption-attachment-129" class="wp-caption-text">Ya gerçekten ahiret yoksa</figcaption></figure>
</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Değerli kardeşimiz,</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Günlük hayatımızda, ahiretin varlığı hakkında derinliğine nüfuz edilmeyince zorlandığımız sorularla karşılaşırız. Bunlar <em style="box-sizing: inherit;">&#8220;Görmediğime inanmam&#8221; </em>safsatasının arkasına sığınan materyalistlerin bir iman vadisini daha inkar için kullandıkları, devrini çoktan kapamış hezeyanlardır..<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Evet, insan akıl ve mantığının bir hadiseyi halihazır için kabullenip de onu istikbal için inkar etmesinden daha korkunç bir tezat düşünülemez. Yani aslında ahiretin varlığına delil olarak içinde yaşadığımız hayat kafidir. İkinci bir hayatın varlığını inkar edenler, içinde yaşadıkları hayatı inkar edebilirler mi? Edemezler.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Çünkü; bir kumandanın hiç yoktan bir orduyu toplayıp emri altına alması mı daha kolaydır, yoksa vazifesini öğrenmiş birbiriyle tanışmış ve istirahat için dağılmış bir orduyu teşkil eden askerleri tekrar boru sesiyle bir araya getirmesi mi daha kolaydır? Hangisi? Elbette ikincisi. Bu misal gibi, Rabbimiz bizi yokluk karanlıklarından çıkarıp pırıl pırıl bir alemde hayat dediğimiz nimeti vermiş olduğuna göre, ölünce aynı işin bir kere daha tekrarlanması nasıl imkansız olabilir. Üstelik birincisine göre daha kolay değil midir?<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Hem bir yerden veya bir şeyden haber vermek için o yere gitmek veya o şeyi mutlaka gözümüzle görmek mi gerekir? Astronomi ilmi bize yıldızlardan, galaksilerden, bahsetmektedir. Uzayda hala ışığı bize ulaşamayan nice yıldızlar vardır. Peki buralara kim gidip kim gelmiştir?<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Bu konu ile alakalı olarak Bediüzzaman Hazretleri şöyle der:</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid #b6ff6d; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">&#8220;Perde-i gayb içindeki alem-i ahirete ait menzilleri dünya gözümüzle görmek ve göstermek için, ya kainatı küçültüp iki vilayet derecesine getirmeli, veyahut gözümüzü büyütüp yıldızlar gibi gözlerimiz olmalı ki, yerlerini görüp, tayin edelim. Ahiret alemine ait menziller bu dünyevi gözümüzle görülmez.&#8221;(Mektubat, Birinci Mektup)</div>
</blockquote>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Bu dünyanın ölçülerine göre çalışan insan aklı, her ne kadar mahiyet ve ölçüleri başka olan bir alemi hakkiyle idrakten aciz ise de, varlığı hakkında hadsiz deliller olup ispat edildiği için ahireti mümkün görmektedir. Aklen mümkün olan bir şeyin varlığı da haber yoluyla tahakkuk eder.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Bütün peygamberler ve kitaplar ahiretin varlığını haber vermiş ve insanın öldükten sonra tekrar dirilerek, bu dünya hayatında yaptıklarından hesaba çekileceğini ihbar etmişlerdir. Hele mukaddes kitabımızda da ahiret hayatı, dünya hayatından bazı misaller, bir takım teşbihler getirilerek en mükemmel bir tarzda anlatılmıştır. Bu da ahiretin, cennet ve cehennem menzillerinin dünyaya benzediğinden değil, başka türlü tam manasıyla bu hakikati anlamamız mümkün olmadığındandır.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Üstelik Efendimiz (s.a.v.) de, Miraç Gecesi&#8217;nde gidip görmüş ve gelip haber vermiştir. Şimdi varlığı hakkında bu kadar sağlam deliller sıraladıktan sonra inkar edenlere soruyoruz. <em style="box-sizing: inherit;">Siz nereye gidip baktınız da göremediğinizden dolayı yokluğuna hükmediyorsunuz? Deliliniz nedir? Madem inkar ediyorsunuz, inkarınıza delil getirmek mecburiyetindesiniz. Yok, yok demek neyi halleder?</em><br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />İzah ve ispat edenlerin ciltler dolusu bilgiler verip şüpheleri defettikleri bir davanın, güneş gibi açık bir hakikatin karşısında inkar ile gözlerini kapayanlar ancak kendilerine gündüzü gece yaparlar.</div>The post <a href="https://ateistlerecevap.org/ya-gercekten-ahiret-yoksa/" data-wpel-link="internal">Ya gerçekten Ahiret yoksa?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ateistlerecevap.org/ya-gercekten-ahiret-yoksa/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Nisa Suresi 34. Ayeti açıklar mısınız?</title>
		<link>https://ateistlerecevap.org/nisa-suresi-34-ayeti-aciklamasi/</link>
					<comments>https://ateistlerecevap.org/nisa-suresi-34-ayeti-aciklamasi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ateistlere Cevaplar]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 07 Oct 2017 11:39:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Ayetler]]></category>
		<category><![CDATA[Sorular]]></category>
		<category><![CDATA[nisa 34]]></category>
		<category><![CDATA[nisa 34 ateist]]></category>
		<category><![CDATA[nisa 34 ayet diyanet]]></category>
		<category><![CDATA[nisa 34 bayraktar bayraklı]]></category>
		<category><![CDATA[nisa 34 diyanet]]></category>
		<category><![CDATA[nisa 34 dövün]]></category>
		<category><![CDATA[nisa 34 ekşi]]></category>
		<category><![CDATA[nisa 34 mehmet okuyan]]></category>
		<category><![CDATA[nisa suresi 34. ayet başkaldıran kadınları dövün]]></category>
		<category><![CDATA[nisa suresi 34. ayet sorularla islamiyet]]></category>
		<category><![CDATA[nisa suresi 34.ayetin açıklaması]]></category>
		<category><![CDATA[nisa suresi meali]]></category>
		<category><![CDATA[nisa suresi tefsiri]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.ateistlerecevap.org/?p=8</guid>

					<description><![CDATA[<p>Değerli kardeşimiz, Erkeklerin aile içindeki yetkileri, kadınların da bu yetki karşısındaki durum ve tutumları konusu şu âyetlerde açıklanmıştır: &#8220;Allah&#8217;ın insanlardan bir kısmını diğerlerine üstün kılmasına bağlı olarak ve mallarından harcama yapmaları sebebiyle erkekler, kadınların yöneticisi ve koruyucusudurlar. Sâliha kadınlar Allah&#8217;a itaatkârdır. Allah&#8217;ın korumasına uygun olarak, kimsenin görmediği durumlarda da kendilerini korurlar. Baş kaldırmasından endişe ettiğiniz [&#8230;]</p>
The post <a href="https://ateistlerecevap.org/nisa-suresi-34-ayeti-aciklamasi/" data-wpel-link="internal">Nisa Suresi 34. Ayeti açıklar mısınız?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"><a style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;" href="https://1.bp.blogspot.com/-dS3fR2uC2s0/Wdi8loiJJRI/AAAAAAAAI8U/w2aggXhCVIAN39EjffyQsD_D-VjMPQxmgCLcBGAs/s1600/Untitled-4.png" data-wpel-link="external" rel="nofollow external noopener noreferrer"><img loading="lazy" decoding="async" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2017/10/Untitled-4.png" width="640" height="360" border="0" data-original-height="720" data-original-width="1280" /></a></div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;"></div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Değerli kardeşimiz,</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Erkeklerin aile içindeki yetkileri, kadınların da bu yetki karşısındaki durum ve tutumları konusu şu âyetlerde açıklanmıştır:</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid #b6ff6d; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343; margin-bottom: 1em;">&#8220;Allah&#8217;ın insanlardan bir kısmını diğerlerine üstün kılmasına bağlı olarak ve mallarından harcama yapmaları sebebiyle erkekler, kadınların yöneticisi ve koruyucusudurlar. Sâliha kadınlar Allah&#8217;a itaatkârdır. Allah&#8217;ın korumasına uygun olarak, kimsenin görmediği durumlarda da kendilerini korurlar. Baş kaldırmasından endişe ettiğiniz kadınlara ögüt verin, onları yataklarda yalnız bırakın ve onları dövün.&#8221;</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">&#8220;Eğer size itaat ederlerse artık onların aleyhine başka bir yol aramayın; çünkü Allah yücedir, büyüktür. Eğer karı kocanın aralarının açılmasından korkarsanız, erkeğin ailesinden bir hakem ve kadının ailesinden bir hakem gönderin; düzeltmek isterlerse Allah aralarını bulur; şüphesiz Allah her şeyi bilen, her şeyden haberdar olandır.&#8221; (Nisa, 4/34-35).</div>
</blockquote>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Şimdi bu iki âyeti tefsir ederek konuyu anlamaya çalışalım:</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">34. Âyette, yalnızca kocaların değil, bütün erkeklerin koruyucu ve yönetici (kavvâmûn) olmaları iki gerekçeye dayandırılmıştır:</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">a) Allah insanların bir kısmına diğerlerinden üstün kabiliyetler vermiştir, bu cümleden olarak koruma ve yönetme bakımından <em style="box-sizing: inherit;">erkekler, kadınlardan daha uygun özelliklerle donatılmışlardır.</em></div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">b) <em style="box-sizing: inherit;">Erkekler aile geçimini ve diğer malî yükümlülükleri üslenmişlerdir.</em> Bazı müfessirlere göre bu iki gerekçeden birincisi insan tabiatının değişmez özelliğidir; genel olarak erkeklerde akıl ve mantık ön plandadır, kadınlarda ise duygu öne çıkar. Koruma bakımından fizik güç önemlidir ve erkekler bu yönden daha güçlüdürler.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">İkinci gerekçe ise yaratılıştan değil, kültür ve medeniyet şartlarına bağlı alışkanlıklar, âdetler, tutumlardan kaynaklanmaktadır. İslâm&#8217;ın geldiği çağda daha yoğun, günümüzde ise önemli ölçüde olmak üzere erkeklerin bu fonksiyonları da devam etmektedir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">İslâm hukuk kurallarına göre erkek hem -geniş mânada- ailenin geçiminden tek başına sorumludur, hem de mehir, diyet, cihad/askerlik gibi malî tarafı olan yükümlülükleri vardır.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;"><em style="box-sizing: inherit;">Erkeğin &#8220;kavvâm&#8221; olması hangi yetkileri ve vazifeleri ihtiva etmektedir?</em></div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Bu soruya verilen cevaplar eskiden yeniye değişik olabilmiştir. Yalnızca âyet ve hadislerin lafızlarını değil, bunların yanında uygulamayı ve dolayısıyla örf ve âdeti de göz önüne alan müctehid ve müfessirler, sözlük mânası <em style="box-sizing: inherit;">&#8220;bir şeyin üzerinde duran, hâkim olan, özen gösteren, onunla yakından ilgilenen&#8221; </em>demek olan kavvamlığa,<em style="box-sizing: inherit;"> &#8220;reislik, yöneticilik, eğitim, koruma, savunma, ıslah, kazanma, üretme&#8221; </em>mânalarını yüklemişlerdir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Tarih boyunca erkekler bu işleri ve sıfatları, fiilen kadınlardan daha ziyade yüklenmişlerdir. Çağımızda kelimeye yüklenen hâkim mâna ise &#8220;aile reisliği&#8221;dir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Âyetten erkeklerin yönetim, savunma ve koruma bakımlarından genel olarak önde oldukları anlaşılmakla beraber, takip eden cümleler göz önüne alındığında burada, aile kurumunda hâkimiyet ve yöneticilik mânasının ağır bastığı görülecektir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Ailede kurucu unsur karı kocadır. Bu temel kurumu oluşturan, yöneten, yönlendiren dinî, ahlâkî, hukukî kurallar vardır. Kurallara uyulduğu müddetçe mesele yoktur. Taraflar kuralları bozar, hakları çiğnerse düzeni sağlamak ve adaleti gerçekleştirmek üzere çeşitli tedbirler ve müeyyideler devreye girecektir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Bu âyette karının, aynı sûrenin 128. âyetinde ise kocanın hukuku çiğnemesi ve düzene baş kaldırması (nüşûz) ele alınmıştır. Aile hayatı içinde kadın, kurallara göre rolünü ifa edip etmemesi yönünden iki sıfatla nitelendirilmiştir:</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Sâliha ve nâşize. Sâliha kadınlar hem kocalarının ve diğer aile fertlerinin yanında (açıkta, zâhirde) hem de onların bulunmadıklar yerlerde (gaybda) vazifelerini hakkıyla yerine getirir, Allah&#8217;ın koyduğu, toplumun benimsediği kuralların dışına çıkmaz, aileye ihanet etmez, şerefine leke sürmezler.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;"><em style="box-sizing: inherit;">Bazı davranış ve tavırları sebebiyle yoldan çıkma, hukuka baş kaldırma (nüşûz) belirtileri gösteren, böylece nâşize olması ihtimali beliren kadınlara karşı ne yapılacak, aile düzeni ve hukuku nasıl korunacaktır?</em></div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">İşte bu noktada Kur&#8217;ân-ı Kerîm vazifeyi ailenin reisi sıfatıyla önce kocaya vermektedir. Öngörülen tedbirlere başvurmasına rağmen koca düzeni sağlayamazsa ve ailenin dağılmasından korkulursa, sıra hakemlere gelecektir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;"><em style="box-sizing: inherit;">Âyette hukuka baş kaldıran, meşrû aile düzenini bozmaya kalkışan (nâşize) kadına karşı erkeğin yapabileceği şeyler:</em> <em style="box-sizing: inherit;">Öğüt vermek, yatakta yalnız bırakmak ve dövmek</em> şeklinde sıralanmıştır. Öğüt vermek ve yatakta yalnız bırakmak, küsmek gibi tedbirler problem teşkil etmemiştir, ancak dövme tedbiri özellikle çağımızda, kadın hakları ve insanlık haysiyeti yönlerinden önemli bir tartışma konusu olmuştur.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Esasen tefsir ve hadis kitaplarına bakıldığında kadının baş kaldırma durumunda bile kocası tarafından dövülmesini, eski tefsirciler arasında da farklı yorumlayanların, bunun câiz olmadığını ileri sürenlerin bulunduğu aşağıdaki alıntılarda görülmektedir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Dövme tedbiri ve hükmünün -bu âyet dışında- en önemli dayanağı ilgili hadislerdir. Bu hadislerin, aksini söyleyen rivayetlere nisbetle daha sahih ve sağlam olanlarında Peygamberimiz (asm) kadınların dövülmesini menetmekte, karılarını dövenlere &#8220;hayırsız&#8221; demektedir:</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid #b6ff6d; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">&#8220;Gündüz karısını köle gibi kırbaçlayan birisi akşam onunla aynı yatağa nasıl girecek?&#8221; (Buhârî, Nikâh 93; Ebû Dâvûd, Nikâh 60). diye sormaktadır.</div>
</blockquote>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Eski tefsircilerin, bu âyetin geliş sebebi olarak zikrettikleri bir vak&#8217;a, Araplarda âdet haline gelmiş bulunan &#8220;kadını dövme&#8221; eylemine Hz. Peygamber (asm)&#8217;in bakışı ve bunu ortadan kaldırma iradesi bakımından ilgi çekicidir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Ensardan Sa&#8217;d b. Rebî&#8217;, nâşize olan karısına bir tokat vurmuş, kayınpederi de damadını, Hz. Peygamber (asm)&#8217;e şikâyet etmişti. Peygamberimiz (asm) &#8220;Kadın da aynı şekilde kocasına vursun.&#8221; buyurdu. Fakat daha emir yerine getirilmeden açıklamakta olduğumuz âyet geldi, bu durumda kocanın karısına vurabileceği anlaşıldı ve emir geri alındı (Cessâs, 188; İbnü&#8217;l-Arabî, 415).</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Dövmenin şekli ve miktarı üzerinde durulmuş, kadına zarar vermemesi, iz bırakmaması, yüze vurulmaması genel olarak kaydedilmiştir. Bazı tefsircilere göre vurma tamamen semboliktir, meselâ müfessir Atâ&#8217;ya göre misvak (dişlerin temizlendiği, fırça büyüklüğündeki özel, yumuşak ağaç dalı) gibi bir şeyle yapılacaktır (Cessâs, 189; İbn Atıyye, 48).</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">İkinci nesil âlimlerinden Atâ, hukuku çiğneyen kadına uygulanacak müeyyide ile genel olarak kadın dövme konusundaki hadisleri birlikte değerlendirmiş ve şu sonuca varmıştır:</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid #b6ff6d; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;"><em style="box-sizing: inherit;">&#8220;Erkek, namusu lekeleyecek bir davranışta (fahişe) bulunmayan, yalnızca nâşize olan karsını dövemez, ancak ona karşı öfkesini ortaya koyabilir.&#8221;</em></div>
</blockquote>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Atâ&#8217;nn bu anlayışını açıklayan -biri eski, diğeri çağdaş- iki tefsir âlimi farklı dayanaklardan hareket etmişlerdir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Bunlardan Ebû Bekir İbnü&#8217;l-Arabî&#8217;ye göre Atâ, âyette geçen dövmenin ibâha (serbest bırakma) ifade ettiğini, genel olarak karı dövmeyi yasaklayan hadislerin ise kerahet (mekruh ve çirkin görme) hükmü getirdiğini tesbit etmiş ve sonuç olarak; <em style="box-sizing: inherit;">&#8220;Koca, karısını dövemez.&#8221;</em> demiştir (Ahkâm, 420).</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Çağdaş tefsircilerden İbn Âşûr&#8217;a göre Atâ, âyet ve hadislerin farklı durumlara göre farklı hükümler getirdiğini anlamış, öğüt ve küsmenin kocaya, tecavüzün şiddetine göre sopa vb. müeyyide uygulamanın ise kısmen kocaya, genel olarak da yönetim ve yargıya (ulü&#8217;l-emre) ait bulunduğu sonucuna varmıştır.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Koca iyi niyetle (ıslah etmek ve aileyi korumak maksadıyla) ve sınır aşmadan, kadına zarar vermeden <em style="box-sizing: inherit;">-nâşize olan eşine-</em> birkaç sopa vurursa buna izin verilecektir; sınır aşılır, bu izin kötüye kullanılırsa ülü&#8217;l-emr kocaların eşlerini sopalamasını kesin olarak yasaklayabilecektir. (İbn Âşûr, V / 43-44).</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Fuhuş sebebiyle değil de yalnızca kocasına baş kaldırdığı, aile hukukunu çiğnediği, uzun zaman sevdiği ve kabullendiği kocasını istemez olduğu için karının, kocası tarafından -belli ölçüler içinde- dövülebileceği hükmüne tarihîlik açısından da bakılmıştır.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">İbn Âşûr&#8217;a göre dövme izni bazı toplulukların veya toplum tabakalarının örf, âdet ve ruh hallerine riayet edilerek verilmiştir, her zamanda ve her durumda geçerli değildir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Nüşûz durumunda kocanın karısını dövebilmesi için aralarında yaşadıkları toplumda bu davranışın ayıp, anormal, aşağılayıcı, zarar verici, hukuka aykırı telakki edilmemesi, kocanın öfkesinin karısı tarafından ancak bu vasıta ile hissedilir olması gerekir; izin böyle topluluklar ve durumlar için geçerlidir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Hz. Ömer (ra)&#8217;in Mekke halkı ile Medine halkını, kadınlara hâkimiyet bakımından karşılaştırdığı şu sözleri de toplum değiştikçe ilişki ve davranışların da değişebileceğini göstermektedir:</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid #b6ff6d; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;"><em style="box-sizing: inherit;">&#8220;Biz muhacirler kadınlarımıza hâkimdik, sözümüzden çıkmazlardı, Medine&#8217;ye gelince gördük ki, Medine&#8217;nin yerli kadınları kocalarına hâkim durumdalar, bu defa bizim kadınlarımız da onlara benzemeye, onlar gibi davranmaya başladılar.&#8221;</em> (Buhârî, Nikâh 83; İbn Âşûr, V / 412).</div>
</blockquote>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Bize göre kadının aile hukukunu çiğnemesi halinde bir ıslah tedbiri olarak ve içinde yaşanılan topluluğun örf ve âdetine uyularak serbest bırakılan <em style="box-sizing: inherit;">&#8220;kocanın karısını dövmesi&#8221;</em> eylemi, Hz. Peygamber (asm) tarafından toplum ıslah edilerek, insanın ve özellikle zevcenin dövülemeyeceği ifade ve telkin edilerek ortadan kaldırılmış,<em style="box-sizing: inherit;"> &#8220;iyi bir kocanın karısını dövemeyeceği&#8221;</em> kaidesi, bu yakışıksız davranışın önüne bir set olarak konmuştur. Burada sünnet (Resûlullah&#8217;ın sözleri ve uygulaması) âyeti neshetmemiş, tarihîliğini, yerelliğini ve kültürel bağlamını açıklamıştır.</div>The post <a href="https://ateistlerecevap.org/nisa-suresi-34-ayeti-aciklamasi/" data-wpel-link="internal">Nisa Suresi 34. Ayeti açıklar mısınız?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ateistlerecevap.org/nisa-suresi-34-ayeti-aciklamasi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Allah insana muhtaç olmadığı halde, insanı niçin yaratmıştır?</title>
		<link>https://ateistlerecevap.org/allah-insana-muhtac-olmadg-halde-insan/</link>
					<comments>https://ateistlerecevap.org/allah-insana-muhtac-olmadg-halde-insan/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ateistlere Cevaplar]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 06 Oct 2017 18:09:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sorular]]></category>
		<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.ateistlerecevap.org/?p=9</guid>

					<description><![CDATA[<p>Önce şunu belirtmek gerek. Bu soruya öyle küçük bir soru olmadığı için,&#160;cevapları da haliyle hap gibi değil. Azıcık&#160;zahmete girip okumak ve hatta biraz düşünmek gerekiyor. Tüm yazı&#160; okununca&#160;tatmin edici olacağını düşünüyorum. Not: Bu soruya verilecek cevap, tabii ki öncelikle Allah’ın var olduğunu ve tüm kainatı ve içindekileri yaratan mutlak kudret sahibi olduğunu kabule dayanıyor. Eğer, [&#8230;]</p>
The post <a href="https://ateistlerecevap.org/allah-insana-muhtac-olmadg-halde-insan/" data-wpel-link="internal">Allah insana muhtaç olmadığı halde, insanı niçin yaratmıştır?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div class="separator" style="clear: both; text-align: center;">
<a href="https://1.bp.blogspot.com/-7Z96zSISuqE/WdfFA45119I/AAAAAAAAI6A/8kRE8bQQDYAKWdWfM8que-9IrFOzM5UHACLcBGAs/s1600/Untitled-1.png" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;" data-wpel-link="external" rel="nofollow external noopener noreferrer"><img loading="lazy" decoding="async" border="0" data-original-height="720" data-original-width="1280" height="360" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2017/10/Untitled-1.png" width="640" /></a></div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
</div>
<div style="background-color: white; color: #333333; line-height: 19.5px; margin-bottom: 0.75em; margin-top: 0.25em; padding: 0px;">
Önce şunu belirtmek gerek. Bu soruya öyle küçük bir soru olmadığı için,&nbsp;cevapları da haliyle hap gibi değil. Azıcık&nbsp;<strong>zahmete girip okumak ve hatta biraz düşünmek gerekiyor.</strong></div>
<div style="background-color: white; color: #333333; line-height: 19.5px; margin-bottom: 0.75em; margin-top: 0.25em; padding: 0px;">
<strong>Tüm yazı&nbsp; okununca</strong>&nbsp;tatmin edici olacağını düşünüyorum.</div>
<div style="background-color: white; color: #333333; line-height: 19.5px; margin-bottom: 0.75em; margin-top: 0.25em; padding: 0px;">
<strong>Not</strong>: Bu soruya verilecek cevap, tabii ki öncelikle Allah’ın var olduğunu ve tüm kainatı ve içindekileri yaratan mutlak kudret sahibi olduğunu kabule dayanıyor. Eğer, yaratıcı var mı? gibi bir soru sorulacaksa, bunun da cevabı var. Ancak şu anki konumuz&nbsp;bu değil.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
<b style="color: black; font-size: medium;">Cevap 1:</b></div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Allah&#8217;ın hiçbir şeye muhtaç olmadığını, kainata ve içindeki faaliyetlere bakan bir insan görebilir.<em style="box-sizing: inherit;">&nbsp;</em><em style="box-sizing: inherit;">Biz bir düşünelim, dünyaya gelmeden önce kainatın neyi eksikti de biz geldikten sonra tamamladık.</em>&nbsp;Veya ibadetimizle ne yapıyoruz ki Allah&#8217;ın herhangi bir ihtiyacı görülüyor.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Allah her şeyi kemaliyle bilendir.&nbsp;Ama bu bilmesi bizi yönlendirmesi anlamına gelmemektedir.&nbsp;Çünkü O&#8217;nun ilmi ezelidir. Yani geçmiş, gelecek ve şimdiki zamanı aynı anda müşahede eder. Ve herkes vicdanen bilir ki, istediğim şeyi yaparım, konuşurum istemediğim şeyi yapmam. Bu kaideye göre Allah bizim ne yaptığımızı bilir. Ama biz de yaptığımız şeyin irademizle olduğunu vicdanen ve alken biliriz.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Allah bizi kendisini tanımak ve kendisine layık olacak şekilde ibadet etmek için yarattı. Bu vazifeyi yerine getirecek alet ve cihazları da yaratmıştır. Yani bizden istenen şeyler ile bunları karşılayacak sermaye muvazenelidir. Burada herhangi bir adaletsizlik olmadığını bütün insaf ve vicdan ehli bilir. Fakat Allah&#8217;ın bizi yaratırken bize sorup sormaması ise, tamamen Allah&#8217;ın iradesini kısıtlamak anlamına gelir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Oysa alimlerimizin ittifakı ile&nbsp;&#8220;Allah,&nbsp;la yüsel&#8221;dir.&nbsp;Yani yaptığı işlerden sorguya çekilmez.&nbsp;Ama kainatta yaptığı ve yarattığı herhangi bir hadisenin hikmetsiz veya adaletsiz olduğuna dair hiç kimse ağzını açamamaktadır. Çünkü, kainatta hikmetsiz ve abes olabilecek bir durum yoktur. Bütün kainatı didik didik araştıran bilim adamları bu ilahi hikmet karşısında hayrete düşmektedir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Allah&#8217;ın insanı yaratmasının çok hikmetlerinden birisi&nbsp;ibadettir. Çünkü:</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
1.&nbsp;Allah insanı imtihan için yarattı. Bu hikmet insanın yaratılmadan olamayacağı kesindir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
2.&nbsp;Allah kainatta tecelli ettiği cemal ve kemalini hem kendisi&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">-kendine mahsus bir şekilde-</em>&nbsp;görmek hem de başkalarının gözüyle görmek istiyor. Başkasının görmesi derken bunların başında insan gelmektedir. Bu hikmet de yine insanın yaratılmasını gerekli kılıyor.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
3.&nbsp;İbadet için yarattı. Bu hikmetin yerine gelmesi için var olan birisi gerektir. Yaratılmadan ibadetin yerine gelmesi mümkün değildir. Burada yaptığımız ibadetin miktarına göre cennetteki yerimiz hazırlanıyor.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
4.&nbsp;Allah&#8217;ın her şeyden daha büyük olduğunu ilan etmek ve Allah&#8217;ın emirlerini yaymak. Bu hikmetin yerine gelebilmesi için, hem tebliğ edenin hem de tebliğ edilenin yaratılması icap eder.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
5.&nbsp;Bir çekirdeğin ağaç olması için toprağa girmesi gerektiği gibi, insanın da yetişip olgunlaşmsı ve terakkisi için dünya tarlasına gönderilmiştir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
6.&nbsp;Eğer başka alemde yaratılsaydık o zaman da neden bu alemde yaratıldık diye sormamız gerekecekti. İnsan için en mükemmel imtihan salonu bu olduğu için buraya gönderildik denilebilir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
İşte tüm kainatta rastlanılamayan hikmetsiz iş ve fiillere elbette şeriatta da rastlanmaz. Yani bizim taşıyamayacağımız işleri Allah bize yüklemez. Bütün hayvanlara, bitkilere ve cansızlara vazifeler yükleyen Allah, elbette bize de bazı vazifeler yükleyecektir. Yoksa tüm kainatta mevcut olan hikmet, insanlar yönünden abes olacaktı. Hiçbir işinde abesiyet ve çirkinlik olmayan ve bu gibi şeylerden münezzeh olan Allah, elbette insanlara da taşıyabilecekleri bir yükü yüklemesi gerekmektedir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Kâinatın ömrü milyarlarca yıl ile ifade ediliyor; insanlık âleminin ömrü ise bin seneyle ifade ediliyor. Henüz insan nevi yaratılmadan, bu hadis-i kudsîde verilen haber, öncelikle melekler âlemine bakıyordu. Allah&#8217;ı bilen, eserlerini temaşa ve tefekkür eden, O&#8217;na isyandan uzak bu mübarek varlıklar, hadis-i kudsîde verilen haberi ibadetleriyle, tesbihleriyle, itaatleriyle, marifet ve muhabbetleriyle tahakkuk ettirmiş oluyorlardı. Hayvanlar âlemi de yaratılış gayelerine tam uygun bir hayat sürmekle, ruhları yönüyle, melekleri andırıyorlardı. Bitkiler âlemi ve cansız varlıklar da mükemmel bir itaat ile vazife görüyorlardı.</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
&#8220;Hiçbir şey yoktur ki Allah&#8217;ı tesbih ve O&#8217;na hamd etmesin&#8230;&#8221;<em style="box-sizing: inherit;">(İsra, 17/44)</em></div>
</blockquote>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
mealindeki âyet-i kerimede geçen&nbsp;&#8220;şey&#8221;&nbsp;tabiri, canlı-cansız her varlığı içine alır. Her şey O&#8217;nu tesbih eder ve O&#8217;na medih ve senada bulunur.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Cenab-ı Hak, bütün bu tespih ve ibadetlerin çok daha ileri derecesini icra etmeye kabiliyetli bir başka mahiyet daha yaratmayı irade buyurdu: İşte bu ulvi mahiyet, arzın halifesi olacak olan insandı. Cenab-ı Hak, topraktan bir insan yaratacağını meleklere haber verdiğinde, yukarıdakine benzer bir soru, meleklerden de gelmiş ve onlara cevaben,&nbsp;&#8220;Siz benim bildiklerimi bilemezsiniz,..&#8221;&nbsp;buyrulmuştu.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
İmtihana tabi tutulan ve kazanmaları halinde melekleri geçecek olan bu yeni misafirler, âyet-i kerimede de haber verildiği gibi, ancak Allah&#8217;a ibadet için yaratılmışlardı.</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
&#8220;Ben, cinleri ve insanları ancak bana ibadet etsinler diye yarattım.&#8221;&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">(Zariyat, 51/56)</em></div>
</blockquote>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Âyette geçen&nbsp;&#8220;ibadet&#8221;&nbsp;kelimesine bir çok tefsir âliminin&nbsp;&#8220;marifet&#8221;&nbsp;mânâsı verdiği dikkate alındığında, bu insanın, Allah&#8217;ı tanımak, varlığını, birliğini bilmek, sıfatlarının sonsuzluğuna inanmak, mahlûkat âlemini de hikmet ve ibret nazarıyla temaşa ve tefekkür etmekle vazifeli olduğu anlaşılıyordu.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Bu mümtaz mahlûk, sadece cemal tecellilerine muhatap olmayacak, Cenab-ı Hakk&#8217;ın hem cemal, hem de celal tecellileri ile ayrı ayrı imtihanlara tabi tutulacaktı.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Nitekim öyle oldu ve öylece devam ediyor. Nimetler, ihsanlar, ikramlar, güzellikler, sıhhat, afiyet, ferah, gibi haller hep cemal tecellileridir. Ve insanoğlu bunlara karşı şükredip etmeme şıklarından birini tercihle karşı karşıya. Maalesef, nefis ve şeytanın galebesiyle çoğu insan, cemal tecellileriyle sarhoş olup bu imtihanı kazanamıyorlar.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
İmtihanın diğer yönü, hastalık, musibet, bela, afet, ölüm gibi celal tecellileri&#8230; Ve neticede sabır, tevekkül, teslim, rıza, imtihanına tabi tutulma. Akıl aksini düşünse de gerçek şu ki, bu imtihanı kazananlar, birincilere nispetle çok daha fazla.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Bundaki hikmet şu olsa gerek: Musibet ve hastalıklar, insana kul olduğunu, aciz bir varlık olduğunu çok iyi hatırlatıyor, ders veriyorlar. Konumuza ışık tutacak bir Nur cümlesi:</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
<em style="box-sizing: inherit;">&#8220;Fâtır-ı Hakîm, insanın mahiyet-i maneviyesinde nihayetsiz azîm bir acz ve hadsiz cesîm bir fakr dercetmiştir. Tâ ki, kudreti nihayetsiz bir Kadîr-i Rahîm ve gınası nihayetsiz bir Ganiyy-i Kerim bir zâtın hadsiz tecelliyatına câmi&#8217; geniş bir âyine olsun.&#8221; (Sözler, Yirmi Üçüncü Söz)</em></div>
</blockquote>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
İbadet ve marifet için yaratılan insan, bu vadide mertebe kat edebilmek için aczini ve fakrını hissedecek, sürekli olarak Rabbine sığınacak ve Ondan medet dileyecektir. Duadan geri durmayacak, huzuru yakalamaya çalışacaktır. Bunlar ise başta nefis ve şeytan olmak üzere, dünya hayatında insanı, medet dilemeye ve sığınmaya götüren her türlü musibet, hastalık, çaresizlik ve sıkıntılarla mümkün.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Çaresizlik içinde kalıp Rabbine sığınan ruhlar, bu dünya imtihanını kazanma noktasında müsbet bir puan almış oluyorlar. Ama, refah, sıhhat ve saadet gibi tecellilerde insanoğlu, aczini anlamak yerine, bunlara meftun olup, kul olduğunu unutup, gaflete dalabiliyor.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Konunun çok önemli bir yanı da şu: Marifetullah, yani Allah&#8217;ı tanıma denilince, bütün isim ve sıfatları dikkate almak gerekiyor; sadece cemalî isimleri değil.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Allah, Rahman olduğu gibi Kahhar&#8217;dır da. İzzeti tattıran da Odur zilleti çektiren de. Bu dünyada sadece cemalî isimler tecelli etse ve insan sadece bunlara muhatap olsa idi marifeti noksan kalırdı. Bu imtihan meydanında, insanoğlu Allah&#8217;ı hem celal, hem de cemal sıfatlarıyla tanımak durumunda. Ahirette ise, yollar ayrılacak. İnsanların bir kısmı ibadet, ihlas, salih amel ve güzel ahlâklarına mükâfat olarak, cennete girecek ve lütuf, kerem, ihsan gibi nice cemal tecellilerine, azamî ölçüde ve ebediyen muhatap olacaklar. Küfür ve şirk yolunu tutarak dalalet ve sefahate düşenler ise celal, izzet ve kahır tecellileriyle karşılaşacaklar. Böylece, ahiret yurdunda, Allah&#8217;ın hem cemalî hem de celalî isimleri en ileri mânâda tecelli etmiş olacak.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Nur Külliyat&#8217;ında bir dua cümlesi var:</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
<em style="box-sizing: inherit;">&#8220;Bize gösterdiğin nümûnelerin ve gölgelerin asıllarını, menbalarını göster.&#8221;&nbsp;(Sözler, Onuncu Söz)</em></div>
</blockquote>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Bu dünyadaki varlıklar, ahirete nispetle, gölge kadar zayıf bir tecelliye muhatap oluyorlar. Ve bu gölge hayatın gereğini yapan ve hakkını vermeye çalışan insanlar asıla kavuşuyorlar.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Şunu da unutmamak gerekiyor: Lütuf gibi kahrın da aslı ahirette.</div>
<div style="box-sizing: inherit; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; margin-bottom: 1em;">
<b><br /></b></div>
<div style="box-sizing: inherit; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; margin-bottom: 1em;">
<b>Cevap 2:</b></div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
“Şu kâinattan maksad-ı âlâ, tezahür-ü Rububiyete karşı, ubudiyet-i küllîye-i insaniyedir.”&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">(Sözler, s 264)</em></div>
</blockquote>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
<em style="box-sizing: inherit;">“İnsan niçin yaratılmış?”&nbsp;</em>sorusuna sıkça muhatap oluruz. Böyle bir soruyu kendimize yahut bir başkasına sormamız, bizim için büyük bir İlâhî ihsandır. Şöyle ki: Bu soruyu güneş kendisine soramadığı gibi, bir başka yıldız da güneşe sorabilmiş değil. Yine bu soruyu bir arı bir başka arıya, yahut bir koyun berikine sormaktan aciz. Demek oluyor ki, bu sorunun cevabını arayan insanoğlu, kendi varlığını istediği sahada kullanma konusunda serbest bırakılmış; bir arayış içinde ve bu konuda bir imtihana tabi tutulmuş.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
<em style="box-sizing: inherit;">Bu imtihanı kazanmanın tek yolu, sorunun cevabını bizi yaratandan öğrenmemizdir.</em>&nbsp;Bu noktaya varan insanlar gerçeğin kapısını çalmış olurlar. Ve kendilerine Kur’an lisanıyla, Peygamber diliyle cevapları verilir.</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
“Ben cinleri ve insanları, ancak bana ibadet -kulluk- etsinler diye yarattım.”&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">(Zâriyât, 51/56)</em></div>
</blockquote>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Nur Küllîyatında ibadete&nbsp;“marifet”&nbsp;manası veriliyor. Bu mana üzerinde çoğu tefsir alimlerimiz ittifak etmişler. Namaz, oruç gibi ibadetler ise bu marifetin neticesidir. Yani, insan nimetin şükür gerektirdiğini idrak edecektir ki, sonra bu şükür ve hamd vazifeni yerine getirsin.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
İnsan, bu kâinatı dolduran İlahi mucizelerin tefekkür ve hayreti icap ettirdiklerini bilecektir ki, tespih ve tekbir vazifesini ifa etsin.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
İnsan, başka insanlara merhamet etmesi gerektiğinin şuuruna erecektir ki zekât ve sadaka verme yolunu tutsun.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Bütün bunlar imanın ve marifetin, yani Allah’a inanmanın ve onu tanımanın meyveleridir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Nur Külliyatından bir marifet dersi:</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
“Şu kâinattan maksad-ı âlâ, tezahür-ü Rububiyete karşı, ubudiyet-i küllîye-i insaniyedir.”&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">(Sözler, s. 264)</em></div>
</blockquote>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Rububiyet,&nbsp;terbiye edicilik manasına geliyor. Bütün alemlerin her birinde bu fiil bir başka şekilde, bir başka güzellikte, bir başka mükemmellikte kendini gösteriyor. Ve biz her namazda Fatiha Sûresini okurken alemlerin Rabbine hamd etmekle bu farklı terbiyelerin şuurunda olduğumuzu ilan etmiş oluruz.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Işıklar alemini de Allah terbiye ediyor, gözler alemini de. Ve biz, güneşin ışık verecek şekilde, gözümüzün de ondan faydalanacak biçimde terbiye edildiklerini düşünerek Rabbimize şükretmekle&nbsp;“tezahür-ü Rububiyete karşı, ubudiyet”&nbsp;vazifemizi yerine getiririz.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Gıda maddelerinin yenilecek şekilde, ağzımızın, dilimizin, midemizin de onlardan faydalanacak tarzda terbiye edildiklerini nazara alarak Rabbimizin bu sonsuz ihsanlarını hayret ve teşekkürle karşıladığımızda, yine o<em style="box-sizing: inherit;">&nbsp;rububiyete karşı ubudiyetle mukabele</em>&nbsp;etmiş oluruz.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
<em style="box-sizing: inherit;">Kâinatın yaratılması insan için, insanın yaratılması ise ubudiyet içindir.</em>Burada dikkatimizi iki kelime çekiyor;&nbsp;âlâ&nbsp;ve&nbsp;küllîye&nbsp;kelimeleri. Bu iki kelime bize bu vazifeyi yapan daha başka varlıklar da olduğunu haber veriyorlar. Şu var ki, insan ubudiyet vazifeni onlardan daha üstün ve daha küllî bir derecede yapabilecek bir istidada sahip. Sözünü etmek istediğimiz bu varlıklar, meleklerle cinlerdir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Bir melek, bir meyveyi tefekkür ederken, dünün şekilsiz, renksiz elementlerinin bugün güzel bir varlık haline gelmelerini, sert ağaçtan bu yumuşak meyvelerin çıkmasını hayretle seyreder. Ama o meyvenin tadını, vitaminini, kalorisini düşünemez, tefekkür edemez. Zira, istidadı buna müsait değildir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
İnsana bu noktada bambaşka bir kabiliyet verilmiştir. O, aklıyla, hayaliyle sadece hazır eşyayı değil, o anda görmediği nice şeyleri hatta geçmişi ve geleceği düşünebilir. Böylece fikri, düşüncesi, anlayışı ve feyzi küllîleşir. Eline aldığı bir meyveyi yerken, o anda bir milyonu aşkın canlı türünün sonsuz denecek kadar çok fertlerinin rızklandıklarını, kendisinin de bu İlâhî sofradan faydalanan bir fert olduğunu düşünebilir ve böylece Allah’ın&nbsp;Rezzak&nbsp;ismini küllî manada tefekkür etme imkanına kavuşur.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Dilerse, düşüncesini geçmiş ve gelecek zamanlara da götürür. Bütün zamanlarda ve mekânlardaki her türlü nimeti ve onlardan istifade edenleri, hayalinin yardımıyla, birlikte düşünür ve tefekkürü daha da küllîleşir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Bütün İlâhî isimlerin tecellileri için benzer şeyler söylenebilir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Nur Küllîyatında,&nbsp;“İyyake na’büdü” “Biz ancak sana ibadet ederiz.”&nbsp;ayetinin açıklaması yapılırken, ayet-i kerimede niçin&nbsp;ben&nbsp;değil de&nbsp;biz&nbsp;denildiğine dikkat çekilir ve böyle denilmekle üç ayrı cemaatin kastedildiği ders verilir. Bunlardan birisi bütün müminler, diğeri vücudumuzda vazife gören ve her biri kendine mahsus bir ibadetle meşgul olan bütün organlar, hücreler, duygular,.., üçüncüsü ise bütün bir varlık âlemi.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Demek oluyor ki insan, bütün varlık alemi namına&nbsp;“İyyake na’budü”diyebilecek bir kabiliyettedir. İşte tek başına da namaz kılsa, ferdiyetten kurtulup bu üç cemaatin ibadetlerini Rabbine takdim eden insan küllî bir ibadet yapmış demektir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
İnsanın bu kâinata meyve olması da böyle bir neticeyi doğurmaktadır. Bir ağacın bütün birimlerini şuurlu farz etseniz, en küllî tefekkürü meyve yapacaktır. Çünkü meyvenin içindeki çekirdek bütün ağaçtan süzüldüğü için o meyvede ağacın tümünün ibadetlerini temsil etme, tefekkür etme kabiliyeti bulunacaktır.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Bu küllî ubudiyeti en ileri derecede yapanlar kâinat ağacının en mükemmel meyveleri olan peygamberler ve özellikle Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed’dir (asm.).</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
“Maksad-ı âlâ ve ubudiyet-i küllîye”&nbsp;manalarıyla şu kutsî hadis arasında yakın bir ilgi vardır:</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
“Sen olmasaydın ben felekleri yaratmazdım.”</div>
</blockquote>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
***<br />
Nur Küllîyatında insanın vazifesiyle ilgili birçok bahis mevcut. Bunların bir özeti olarak birkaç maddeyi takdim etmek isterim:</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
&#8211; Ruhuna bir İlâhî ikram olarak takılan, ilim, irade, görme, işitme gibi sıfatlarını Allah’ın sıfatlarını bilmeye bir vasıta olarak kullanmak. Kendi ruhundan İlahi sıfatları bilmek için açılan bu marifet pencerelerini iyi değerlendirmek.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
<em style="box-sizing: inherit;">&#8211;&nbsp;</em>Akıl kuvvetini hikmet dairesinde, şehvet kuvvetini iffet dairesinde, gazap kuvvetini şecaat dairesinde kullanmak.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
&#8211; Muhabbetini ancak Allah’a vermek ve mahlukatı da yine Onun namına, Onun isimlerine ayna olmaları, kemaline işaret etmeleri, cemalinden haber vermeleri cihetiyle sevmek.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
&#8211; “İbadatın bütün enva`ına müstaid bir fıtratta” yaratıldığının şuurunda olup, bütün ibadet çeşitlerinin ayrı ayrı feyizlerinden azami ölçüde nasiplenmeye çalışmak.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
&#8211; Kendisine verilen&nbsp;“kalb, sır, ruh, akıl hattâ hayal ve sair kuvvelerin hayat-ı ebediyeye yüzlerini çevirmek.”&nbsp;Böylece bunların her birini kendine mahsus ibadetiyle meşgul etmek.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
&#8211; Duygularının her biriyle Allah’ın rahmet hazinelerinden birini açmak, ondan güzelce faydalanmak ve küllî şükretmek.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
&#8211; Aczini ölçü alarak Allah’ın kudretini, fakrına bakarak Onun rahmetini, noksanlıklarını düşünerek Onun kemalini tefekkür etmek. Rabbini sonsuz kemal, rahmet ve kudret sahibi, kendi nefsini ise yine sonsuz aciz, fakir ve noksan bilmek.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
&#8211; Ruhunu günahlardan, bedenini de her tüllü kirlerden, pisliklerden uzak tutarak İlahi huzura çıkmak.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
&#8211; Kendini Allah’ın en mükemmel eseri olma cihetiyle meleklerin, ruhanilerin seyrine, temaşasına güzelce sunmak.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
İşte insan bu gibi ulvî gayeler için yaratılmıştır. Ama ne yazık ki, bir çok insan, kendini unutmuş ve bu gayelerden gafil olarak sadece dünya hayatını rahat bir şekilde geçirmek için çabalar. Bütün kâinatın ibadetlerini temsil etme kabiliyetine sahip olduğu halde, sadece çevresindeki bir gurup insanın teveccühlerini kazanmayı ve kendisini onlara beğendirmeyi hayatına gaye edinir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Bir süre sonra kendisi de, o insanlar da dünyadan göçüp gitmekte ve bütün bu gayeler de onun bedeniyle birlikte adeta toprağa gömülüp kaybolmaktalar.&nbsp;</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
ALLAH’IN İBADETİMİZE İHTİYACI VAR MI?</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Hiçbir şeye ihtiyacı olmayan, her şey Ona muhtaç olan Yüce Allah’ın, bizim gibi âciz kulların ibadetine hiç mi, hiç ihtiyacı yoktur.&nbsp;O, bizim hiçbir şeyimize muhtaç değildir. Çünkü kâinat ve içindekiler, ne varsa her şey Onundur, Onun mülküdür.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Son derece âciz ve zayıf bir kul olarak bizler muhtaç ve fakiriz. İhtiyaçlarımız ebede kadar uzanmış; bir çiçeği istediğimiz gibi, bir baharı da istiyoruz. Hatta ebedî Cenneti de istemekten kendimizi alamıyoruz. Dünya bizim olsa bile, istek ve arzularımızı tatmin edemiyoruz. Hal böyle iken, ihtiyaçlarımızın sadece çok az bir kısmını elde edebiliyoruz. Sonsuzluğa uzanan ihtiyaçlarımızın temin edildiği mekân, ebedî saadet menzili olan Cennettir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Yüce Allah’ın ibadetimize ihtiyacının olmadığını ve hakikî muhtaç olanın asıl bizler olduğumuzu şöyle bir misâlle açıklamamız mümkündür.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Hasta olduğumuzda doktora gideriz. Doktor, hastalığımızı teşhis ettikten sonra, bir reçete yazar. Sonra da ilâçları belirtilen saatte kullanmamızı ısrarla ister. Doktorun niyeti, bir an önce hastasının şifa bulup rahata kavuşmasıdır. Doktorun bu iyi niyetine karşı kalkıp,<em style="box-sizing: inherit;">&nbsp;“Doktor Bey, bu ilâçları kullanmamın sana bir faydası var mı? Bir ihtiyacın mı var ki, bu acı ve tatsız ilâçları tavsiye ediyorsun?”&nbsp;</em>dememiz hem yersiz bir hareket olur, hem de kendimizi gülünç bir duruma düşürmüş oluruz.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Bu misalde olduğu gibi, insan olarak mânen hastayız. Günah ve şüphelerin kalb ve ruhumuzda açtığı yaralarla mânen dertliyiz. İşte Yüce Rabbimiz, duygu ve lâtifelerimizi günah paslarından temizlememiz, parlatıp nurlandırmamız ve bu mânevî dertlerden şifaya kavuşmamız için yaramıza bir merhem, dertlerimize bir ilâç olarak ibadeti emretmiştir. Mesele bu kadar açık ve berrak iken, yine kalkıp da,&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">“Yâ Rabbî, bizim ibadetimize ne ihtiyacın var, niçin ibadet etmemizi bizden ısrarla istiyorsun?”</em>&nbsp;dememiz, hastanın doktora çıkışmasından bin defa daha yersiz ve gülünçtür.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Bunun yanında kulluk vazifesini yapmayın ibadeti terk eden kişiyi Cenab-ı Hakk&#8217;ın dünyada mânevî sıkıntıya, âhirette şiddetli azaba çarptıracağını beyan buyurmasının hikmet tarafını şöyle bir misalle izah edebiliriz.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Milletin canına, malına ve namusuna zarar veren bir kişi yakalanıp, hâkim karşısına çıkarıldığı zaman, hâkim suçluyu cürmüne göre cezaya çarptırır, mahkûm eder. Bu adam cezayı hak ettiği için kimse kendisine acımaz ve&nbsp;“Yazık oldu”&nbsp;demez.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Mutlak adalet ve kudret sahibi olan Cenab-ı Hak da, ibadeti terk etmekle bütün varlıkların hukukuna tecavüz eden insanı, dünyada ruhî sıkıntılara, âhirette de Cehennem azabına çarptırır. Bu da aynı hak ve adalet olur.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Gerçekten de, canlı cansız her varlık kendilerine mahsus dillerle Yaratıcısını tesbih eder, verilen vazifeyi eksiksiz olarak yerine getirir. Meselâ toprak, içine atılan her bir tohuma saksılık eder, filizlinmesine yardımcı olur. Su, dünyaya hayatı bahşederek vazifesini mükemmel bir şekilde görür. Ateş, insanların yiyeceğini pişirmek, onları ısıtmak ve daha pekçok vazife görmek suretiyle kendine düşeni eksiksiz yapar.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
İşte, insan kâinata iman gözüyle bakmamak ve kulluk vazifelerini, ibadeti terk etmekle mahlûkatın da ibadetini göremiyor, onları başıboşlukla itham ediyor ve sonunda inkâra kalkışıyor. Onların Allah tarafından vazifelendirilmiş birer unsur olduklarını da inkâr ettiği için, mânen hukuklarına tecavüz etmiş, zulmetmiş oluyor. Bunun için de, cezası bir iken, mahlûkat adedince artış gösteriyor.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Ayrıca, ibadetsiz insan kendi nefsine de zulmediyor. Her şeyden önce, insanın ruhu, bedeni ve bütün âzaları kendisine bir emanettir. İnsan, sahip olduğu bütün nimetler için ne bir fiyat ödemiştir, ne de ödemeye gücü yeter.&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">Meselâ gözümüze hangi kuvvetimizle sahip olduk veya eğer satın alacak olsaydık, değerini takdir edip, ödeyebilir miydik?</em>&nbsp;Bu nimetlerin gerçek sahibi Allah olduğuna göre, onları vazifesiz de bırakmamıştır. Bilhassa namaz kılarken, bütün lâtife ve hislerimiz de hisselerini almaktadır.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
İşte insan ibadeti terk etmekle, bütün âza, duygu ve lâtifelerini âtıl bir vaziyete sokmuş sayılıyor. Böylece kendi nefsine de zulmederek cezaya müstahak hâle gelmesine sebep oluyor.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
İnsan bilerek veya bilmeyerek yaptığı bütün bu zulüm ve haksızlıkların cezasını dünyada ve âhirette çekeceği için, kendi kendini azabın içine atmış oluyor!..</div>
<div class="separator" style="clear: both; text-align: center;">
<iframe loading="lazy" allowfullscreen="" class="YOUTUBE-iframe-video" data-thumbnail-src="https://i.ytimg.com/vi/gRCQBg39IN0/0.jpg" frameborder="0" height="366" src="https://www.youtube.com/embed/gRCQBg39IN0?feature=player_embedded" width="520"></iframe></div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
</div>The post <a href="https://ateistlerecevap.org/allah-insana-muhtac-olmadg-halde-insan/" data-wpel-link="internal">Allah insana muhtaç olmadığı halde, insanı niçin yaratmıştır?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ateistlerecevap.org/allah-insana-muhtac-olmadg-halde-insan/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Dinler ve Allah inancı ölüm korkusuyla mı uydurulmuştur?</title>
		<link>https://ateistlerecevap.org/dinler-ve-allah-inanc-olum-korkusuyla/</link>
					<comments>https://ateistlerecevap.org/dinler-ve-allah-inanc-olum-korkusuyla/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ateistlere Cevaplar]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 11 Sep 2017 11:01:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sorular]]></category>
		<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.ateistlerecevap.org/?p=11</guid>

					<description><![CDATA[<p>Değerli kardeşimiz, Bu iddia aslında bir felsefeciye aittir. Ben onu ve düşüncelerini burada sıralayacak değilim. Sadece bazı saf zihinleri bulandırabileceği ihtimaliyle konuyu kısaca değerlendirmekle yetineceğim.&#160;Soru sahibi, insanın aciz bir varlık olmasından yola çıkıyor. Burada biraz duraklayalım ve&#160;“olmak&#8221;&#160;kelimesini&#160;“yaratılmak”&#160;şeklinde düzelterek konuya devam edelim. Eğer&#160;“yaratılma”&#160;insanın kendi elinde olsaydı, aciz bir varlık olmak yerine aslanlar gibi güçlü, kuşlar gibi [&#8230;]</p>
The post <a href="https://ateistlerecevap.org/dinler-ve-allah-inanc-olum-korkusuyla/" data-wpel-link="internal">Dinler ve Allah inancı ölüm korkusuyla mı uydurulmuştur?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div class="separator" style="clear: both; text-align: center;">
<a href="https://4.bp.blogspot.com/-mpZyMZ0YWBA/WbZph5Y-YLI/AAAAAAAAIuQ/52TWAHUgLMYKyN8_EdVGxo5lId6WgLISwCLcBGAs/s1600/Dinler%2Bve%2BAllah%2Binanc%25C4%25B1%2B%25C3%25B6l%25C3%25BCm%2Bkorkusuyla%2Bm%25C4%25B1%2Buydurulmu%25C5%259Ftur-.png" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;" data-wpel-link="external" rel="nofollow external noopener noreferrer"><img loading="lazy" decoding="async" alt="Dinler ve Allah inancı ölüm korkusuyla mı uydurulmuştur?" border="0" data-original-height="720" data-original-width="1280" height="360" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2017/09/DinlerveAllahinancC4B1C3B6lC3BCmkorkusuylamC4B1uydurulmuC59Ftur-.png" title="Dinler ve Allah inancı ölüm korkusuyla mı uydurulmuştur?" width="640" /></a></div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Değerli kardeşimiz,</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; margin-bottom: 1em;">
Bu iddia aslında bir felsefeciye aittir. Ben onu ve düşüncelerini burada sıralayacak değilim. Sadece bazı saf zihinleri bulandırabileceği ihtimaliyle konuyu kısaca değerlendirmekle yetineceğim.&nbsp;<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Soru sahibi, insanın aciz bir varlık olmasından yola çıkıyor. Burada biraz duraklayalım ve&nbsp;“olmak&#8221;&nbsp;kelimesini&nbsp;“yaratılmak”&nbsp;şeklinde düzelterek konuya devam edelim. Eğer&nbsp;“yaratılma”&nbsp;insanın kendi elinde olsaydı, aciz bir varlık olmak yerine aslanlar gibi güçlü, kuşlar gibi yükseklerde uçan bir canlı olmayı tercih edecek ve yanılacaktı. Tercih ona bırakılmadığına göre insan kendi kendine var olmamış, yaratılmıştır.&nbsp;<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Bir buçuk milyonu aşkın canlı türü içinde en şerefli ve en üstün varlık olan insanın, böyle en aciz ve muhtaç bir mahiyette yaratılmasındaki İlâhî hikmeti kavrayabilmek için, hayalen maziye gidelim ve kâinatın yaratılış safhalarını özet halinde şöyle bir düşünelim:<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Dünya sarayının inşasına başlanıyor. Buharımsı bir madde gittikçe her tarafa yayılıyor, genişliyor, yükseliyor, soğuyor, katılaşmaya yüz tutuyor.&nbsp;<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Ve melekler âlemi, işin sonunun nereye varacağını merak ederek bu garip icraatları seyre koyuluyorlar.&nbsp;<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Bu faaliyetlerin sonunda ortaya bir güneş çıkıyor. Ondan kopan muhteşem bir lav parçası, güneşten belli bir mesafeye kadar uzaklaştıktan sonra yolculuğunun yönünü değiştiriyor. Gitgide daha fazla uzaklaşması beklenirken, Güneşin etrafında dönmeye başlıyor. Bir süre sonra o ateş parçasının büyük çoğunluğu okyanuslar, denizler, nehirler halini alıyor.&nbsp;<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />O korkunç ateş parçasının muhteşem okyanuslara dönüşmesini melekler âlemi hayretle seyrediyorlar.&nbsp;<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Derken, o ateşin bir kısmı, kara haline geliyor; onda bitkiler boy gösteriyor, ormanlar teşekkül ediyor. Yakıcı ateşten yanıcı ormanların çıkması da büyük bir İlâhî mucize olarak seyrediliyor.&nbsp;<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Daha sonra hayvanlar âlemi yeryüzünde boy gösteriyor. Bütün hayvanlar, yüzlerine takılan bir çift göz vasıtasıyla görme mucizesiyle tanışıyorlar. Güneş ışığı bütün gözlere nüfuz ediyor ve onların görmelerini sağlıyor.&nbsp;<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Ve sonunda, her şeye muhtaç bir varlık olarak, insan yaratılıyor. Tâ ki, her şey onun imdadına koşsun, onun hizmetinde bulunsun. Ve o seçkin varlık, her şey ile Rabbini bilsin, O’nun hikmetini, rahmetini, kudretini tanısın; her şey için O’na hamd ve şükretsin.&nbsp;<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />İnsandan önce yaratılan milyonlarca tür canlıdan hiçbiri ne kendi gözlerini, ne güneşi, ne de bu iki varlık arasındaki yakın ilişkiyi bilemeden sadece yollarını görmekle, rızıklarını bulmakla yetiniyorlardı. İnsan ise kendisine lütfedilen akıl sayesinde güneşi de tanıdı, göz mucizesini de. Bu tanıma onun için ayrı bir imtiyazdı ve onu diğer bütün canlılardan daha üstün kılacak ve arza halife yapacaktı.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />İşte insan bu büyük ihsan karşısında bütün ruhuyla ve kalbiyle Rabbine şükretmeye başladı.&nbsp;<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Onu şükre sevk eden sadece görme nimeti değildi. Çevresindeki bütün canlılar,&nbsp;“Hava nedir?” “Atmosfer nedir?”&nbsp;bilmeden solunum yapıyorlardı. Emdikleri havanın ciğerlerine gittiğinden ve kanlarını temizlediğinden gafildiler. Onlar kanın da cahiliydiler, ciğerin de, havanın da. İnsan ise bunların üçünü de biliyor, düşünüyor, onlardaki İlâhî ihsanı tefekkür ediyor ve şükrünü artırıyordu.&nbsp;<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Verdiğimiz bu iki örneğe daha nicelerini ekleyebiliriz. İnsanoğlu, bedenindeki bütün organları, onların görevlerini ve faydalarını, ruhuna takılan bütün duyguları, hayali, hafızayı, vicdanı biliyor ve onlara sahip olmanın manevî hazzını kalbinin tâ derinliklerinde hissediyordu. Ayrıca, gece ve gündüzden mevsimlere, çiçeklerden yıldızlara, atomlardan sistemlere kadar çevresini kuşatan bütün varlıkları ve hadiseleri idrak edebiliyor ve bu kabiliyet onu şükre ve hayrete sevk ediyordu.&nbsp;<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Bütün bu olup bitenlere karşı kendisine nasıl bir görev düşüyordu? Bu sorunun cevabını her vicdan arıyor, her akıl düşünüyor ve merak ediyordu.&nbsp;<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />İşte, Allah’ın sadık elçileri olan peygamberlerin gönderilmesi ve hak kelamı olan kitapların indirilmesiyle bu merak izale ediliyordu. Ve insanın yaratılmasındaki temel gaye, şu ayet-i kerimede açıkça ifadesini buluyordu:<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />“ Ben cinleri ve insanları ancak bana ibadet -kulluk- etsinler diye yarattım.”&nbsp;(Zâriyat Sûresi, 51/56)<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Birçok tefsirlerde&nbsp;“ibadet”e&nbsp;“marifet”&nbsp;manası da veriliyor. Buna göre insanların ve cinlerin birinci vazifeleri&nbsp;“yaratıcılarını tanımak, ona iman etmek ve onun rızası dairesinde bir ömür geçirmek”&nbsp;oluyor.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />İşte insanlar bu yaratılışları sayesinde vicdanlarının sevkiyle, iman ve ibadet ihtiyacını hissetmişler, bir peygambere kavuşamayanlar ise kendi akıllarıyla bu ihtiyaçlarını karşılama yoluna gitmişler ve bunun sonucu olarak da kendi yaptıkları putlara tapmaya başlamışlardır.&nbsp;<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />İddia edildiği gibi inanma ihtiyacının tek kaynağı, insanın kendi acizliğini görüp korkması ve sığınacak bir merci araması değildir.&nbsp;<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Nur Külliyatında,&nbsp;“Fıtrat-ı beşeriyede (insanın yaratılışında) cemale karşı bir muhabbet, kemale karşı perestiş etmek ve ihsana karşı sevmek vardır.”&nbsp;(Lem’alar) buyrulur.&nbsp;<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Bütün kâinattaki cemal, kemal ve ihsan tecellilerini kendi öz varlığımızda da açıkça seyredebiliyoruz.&nbsp;<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Konunun başında güneşten ve gözden söz etmiştik. Örneğimizi de yine gözden verelim.&nbsp;<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Göz çok “güzeldir”, çok “mükemmel” bir sanat eseridir ve insan için büyük bir “ihsan”dır. Göz örneğini diğer organlarımıza ve ruh dünyamıza taşıdığımızda insan varlığının “cemal, kemal ve ihsan” tecellileriyle adeta kaynaştığını görürüz.&nbsp;<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />İşte ibadetin gerçek kaynağı, sanıldığı gibi sadece korku değil, insanın kendi varlığındaki bütün bu rabbanî icraatlara vakıf olması, onları tefekkür etmesi ve ruhunun derinliklerinde şükür ihtiyacı duymasıdır.&nbsp;<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Korkunun da bu vadide ayrı bir yeri vardır, ama her şey ona bina edilemez.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" /
>İnsanın korktuğu en büyük hadise ölümdür. Bütün canlı türleri içinde hayat yolculuğunun ölümle sonuçlanacağını bilen sadece insandır. Bu bilgi ve bu korku, insanın ölüm ötesi bir hayata aday olduğunun ayrı bir delilidir. Ve korku hissi, insanın o ebedî âleme hazırlanmasını sağlayan büyük bir sermayedir.&nbsp;<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Bu âlemde cemal ve celal tecellileri, gece ve gündüz gibi yan yana ve iç içedirler.&nbsp;<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />“Cemale muhabbet, celalden havf etmek (korkmak)”&nbsp;büyük bir hakikattir. Yani, güzelliklere sevgi beslenecek, azamet ve kudret tecellilerinden ise korkulacaktır. Bu korku, Allah’a isyandan uzak yaşamanın ve ebedî saadete ermenin çok önemli bir esasıdır.&nbsp;<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Bilindiği gibi insanın birinci görevi imandır; onu salih amel ve takva takip eder. Allah’a inanan kişi O’nun emirleri dairesinde hareket etmekle yani salih amel işlemekle cennete yöneldiği gibi, takva ile yani günahlardan sakınmakla da cehennemden uzaklaşır.&nbsp;<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Korku hissi bunun için verilmiştir ve böyle değerlendirilmesi gerekir.&nbsp;<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Bunun dışındaki mülahazalar insanın sönük aklının mahsulü ve işlediği günahların hesabını verme korkusundan kaynaklanan bir teselli arayışıdır.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />İlave bilgi için tıklayınız:&nbsp;<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" /><a href="https://www.ateistlerecevap.org/2017/08/inanma-ihtiyac-dogustan-m-gelir.html" style="background-attachment: initial; background-clip: initial; background-image: initial; background-origin: initial; background-position: 0px 0px; background-repeat: initial; background-size: initial; box-sizing: inherit; color: #bf5800; text-decoration-line: none;" target="_blank" rel="noopener noreferrer" data-wpel-link="internal">İnanmak ihtiyacı doğuştan mıdır?</a></div>The post <a href="https://ateistlerecevap.org/dinler-ve-allah-inanc-olum-korkusuyla/" data-wpel-link="internal">Dinler ve Allah inancı ölüm korkusuyla mı uydurulmuştur?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ateistlerecevap.org/dinler-ve-allah-inanc-olum-korkusuyla/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Allah&#039;ı bu dünyada niye göremiyoruz?</title>
		<link>https://ateistlerecevap.org/allah-bu-dunyada-niye-goremiyoruz/</link>
					<comments>https://ateistlerecevap.org/allah-bu-dunyada-niye-goremiyoruz/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ateistlere Cevaplar]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 10 Sep 2017 22:15:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sorular]]></category>
		<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.ateistlerecevap.org/?p=12</guid>

					<description><![CDATA[<p>&#160; Değerli kardeşimiz, Allah’ın bir ismi Nur’dur. Nuranî varlıklar olan meleklerden, güneş ışığına ve kâinatı doldurmuş bütün ışınlara kadar, her şey bu ismin değişik tecellilerini taşımaktadır. İnsan gözü, bu dünyada, sadece madde alemini görür. Ne kendi ruhunu, ne amellerini yazan melekleri görebilir ne de ışınlar âlemini. İnsan gözünün kâinatta mevcut ışınların ancak % 2.5 kadarını görebildiği [&#8230;]</p>
The post <a href="https://ateistlerecevap.org/allah-bu-dunyada-niye-goremiyoruz/" data-wpel-link="internal">Allah'ı bu dünyada niye göremiyoruz?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"></div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
<div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"><a style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;" href="https://2.bp.blogspot.com/-0UNjZsGpr2Y/Wb6FpVaRUVI/AAAAAAAAIxA/UP6wqWFokXMB5zr17XexwwzI0izvudLaACLcBGAs/s1600/Kuran_Keriminde_i_imeu_ramad___n_nkan_tlar_.%25285%2529.png" data-wpel-link="external" rel="nofollow external noopener noreferrer"><img loading="lazy" decoding="async" class="" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2017/09/Kuran_Keriminde_i_imeu_ramad___n_nkan_tlar_.28529.png" width="635" height="357" border="0" data-original-height="360" data-original-width="640" /></a></div>
<p>&nbsp;
</p></div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Değerli kardeşimiz,</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Allah’ın bir ismi Nur’dur. Nuranî varlıklar olan meleklerden, güneş ışığına ve kâinatı doldurmuş bütün ışınlara kadar, her şey bu ismin değişik tecellilerini taşımaktadır. İnsan gözü, bu dünyada, sadece madde alemini görür. Ne kendi ruhunu, ne amellerini yazan melekleri görebilir ne de ışınlar âlemini.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;"><em style="box-sizing: inherit;">İnsan gözünün kâinatta mevcut ışınların ancak % 2.5 kadarını görebildiği tespit edilmiştir.</em> Bu göz ile bu alemde bütün nuranî varlıkları yaratan Allah’ın görülmesini beklemek, en azından, fizik kanunlarına zıt bir anlayış olur. Konunun bir başka yönü de insanların bu dünyada imtihan olmalarıdır.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;"><em style="box-sizing: inherit;">Allah’ın görünmesi bu imtihan sırrına da ters düşer. </em>Bu dünyaya gönderilişimizin gayesi Allah’ı tanımak ve ibadet etmek olduğuna göre ve insanlarda inanıp inanmamak arasında bırakıldıklarına göre, eğer göz ile görme olsaydı o zaman herkes ister istemez inanmak zorunda kalacak ve imtihan sırrı ortadan kalkacaktı. Bediüzzaman’ın ifadesine göre Ebu Cehil gibi kömür ruhlular ile Hz. Ebu Bekir gibi elmas ruhlular aynı seviyede kalacaktı.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Allah’ı gözümüzle görmememizin nedeni, kudret ve ilmiyle her şeyi kapsamasından ve zıddının yokluğundandır.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Mesela, atmosferin yer küreyi her yandan kuşatması gibi, güneşin de bütün feza âlemini kuşattığını farz etsek, o zaman güneşi göz ile görmek mümkün olmaz. Her yer güneşin ışığıyla kaplandığından güneş görünmez olur. Hem gece gibi bir zıddı da olmadığından güneş görülmez ve mahiyeti anlaşılmaz. Bununla beraber, ışığıyla her yerde bulunan ve her yeri kapsayan güneşin varlığını inkâr etmek de cehalet olur.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Aynı mantık perspektifi içerisinde, isim ve sıfatlarıyla her şeyi kuşatan ve her yerde hazır olan ve zıddı olmayan Allah’ın da göz ile görülmemesini anlayabiliriz.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;"> Ahirette ise durum tamamen farklıdır. Cennet ehlinin ruhları bedenlerine galip gelecektir. Burada gölge hükmünde olan varlıklarının aslı orada yaratılacaktır. İnsan her yönüyle cennete layık ve ondaki her türlü ihsanlardan faydalanabilecek bir varlık olarak cennete girecektir. Cennette bile rü’yet hadisesinin sürekli olmayışı üzerinde düşünmek gerekir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: arimo, arial, verdana, sans-serif; margin-bottom: 1em;">
<div style="font-size: 15.4px;">Demek oluyor ki, cennet ehli, rü’yete mazhar olacakları zaman ayrı bir hâle girecekler ve bu İlâhî ikram kendine mahsus ayrı bir ortamda gerçekleşecektir. Nitekim, rü’yetten döndüklerinde ailelerinin onları tanıyamayacakları yolundaki haberler de bunu göstermektedir.</div>
<div style="font-size: 15.4px;"></div>
<p><b><a href="https://www.ateistlerecevap.org/2017/07/gormedigime-inanmam-allah-gormeden.html" target="_blank" rel="noopener noreferrer" data-wpel-link="internal">Allah&#8217;ı gözümle görmeden inanmam diyenler buraya tıklasın</a></b>
</div>The post <a href="https://ateistlerecevap.org/allah-bu-dunyada-niye-goremiyoruz/" data-wpel-link="internal">Allah'ı bu dünyada niye göremiyoruz?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ateistlerecevap.org/allah-bu-dunyada-niye-goremiyoruz/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sonsuzluk anlaşılabilir mi?</title>
		<link>https://ateistlerecevap.org/sonsuzluk-anlaslabilir-mi/</link>
					<comments>https://ateistlerecevap.org/sonsuzluk-anlaslabilir-mi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ateistlere Cevaplar]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 10 Sep 2017 21:45:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sorular]]></category>
		<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.ateistlerecevap.org/?p=13</guid>

					<description><![CDATA[<p>Değerli kardeşimiz, Bir bardağa denizin yerleşmesi mümkün olmadığı gibi, sınırlı olan insan aklının da sonsuzu kavraması mümkün değildir. Şu var ki, insan sonsuzu anlamasa bile onun varlığını bilebilir. Bilmek, inanmak başka, anlamak daha başkadır. İnsanoğlu her şeyiyle sınırlı.&#160;Hayatının bir başlangıcı var. Her başlangıç bir sondan haber verdiği için, bu hayatın da&#160;bir sonu olacaktır. İşte, başı [&#8230;]</p>
The post <a href="https://ateistlerecevap.org/sonsuzluk-anlaslabilir-mi/" data-wpel-link="internal">Sonsuzluk anlaşılabilir mi?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div class="separator" style="clear: both; text-align: center;">
<a href="https://2.bp.blogspot.com/-QWUFzJ-07n0/WbWyFmW4ChI/AAAAAAAAIto/stmxN0GT-_8p3ayE-77Gau6pIazvn20TgCLcBGAs/s1600/Kur%2527an%2527%25C4%25B1%2BKerim%2527in%2Bde%25C4%259Fi%25C5%259Fime%2Bu%25C4%259Framad%25C4%25B1%25C4%259F%25C4%25B1n%25C4%25B1n%2Bkan%25C4%25B1tlar%25C4%25B1.%2B%25284%2529.png" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;" data-wpel-link="external" rel="nofollow external noopener noreferrer"><img loading="lazy" decoding="async" alt="Sonsuzluk anlaşılabilir mi?" border="0" data-original-height="720" data-original-width="1280" height="360" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2017/09/Kur27an27C4B1Kerim27indeC49FiC59FimeuC49FramadC4B1C49FC4B1nC4B1nkanC4B1tlarC4B1.28429.png" title="Sonsuzluk anlaşılabilir mi?" width="640" /></a></div>
<div class="separator" style="clear: both; text-align: center;">
</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Değerli kardeşimiz,</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Bir bardağa denizin yerleşmesi mümkün olmadığı gibi, sınırlı olan insan aklının da sonsuzu kavraması mümkün değildir. Şu var ki, insan sonsuzu anlamasa bile onun varlığını bilebilir. Bilmek, inanmak başka, anlamak daha başkadır.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
<em style="box-sizing: inherit;">İnsanoğlu her şeyiyle sınırlı.&nbsp;</em>Hayatının bir başlangıcı var. Her başlangıç bir sondan haber verdiği için, bu hayatın da&nbsp;bir sonu olacaktır. İşte, başı ve sonu olan bu kısa hayat içerisinde, insan her yönüyle sınırlı işler görebiliyor. Gözü, mevcut ışınların ancak yüzde iki buçuk kadarını görebiliyor. Kulağı sadece belli bir frekanstaki sesleri işitebiliyor.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Madde aleminde açıkça görünen bu hakikat, ruh aleminde de geçerli. İnsan aklı her şeyi anlayamıyor. Zira, öğrenmeye başlamasının bir başlangıcı var. Başlangıcı olan ilim sonsuz da olamıyor; tıpkı hayat gibi&#8230;</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
<em style="box-sizing: inherit;">İnsan aklının aczinin başlangıç noktası, kendini anlayamamasıdır.&nbsp;</em>Şu sınırlı akıl, henüz kendini anlamış değilken nasıl oluyor da sonsuzu anlamaya kalkışabiliyor?.. Üçün dörtten küçük olduğunu bilen insanoğlu, yine kesinlikle bilir ki, ben üçten dördü çıkarmaya kalkışırsam menfi bir netice ile karşılaşırım. Bunu bildiği hâlde, sınırlı olan aklına sonsuzluğu sıkıştırmaya çabalıyorsa, sonucun eksi sonsuz, yani sonsuz bir menfi olacağını da baştan kabul etmiş demektir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
<em style="box-sizing: inherit;">İnsan sonsuzu anlayamaz, ama sonsuza inanabilir&#8230;</em>&nbsp;Bu da insanoğluna büyük bir ilahî lütuftur. Yoksa, bütün sıfatları sonsuz olan Rabbine nasıl iman edecekti?..</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Bu vadide insanoğluna bir mukayese imkanı, bir fikir yürütme, istidlalde bulunma gücü verilmiş. O, bu güç sayesinde çok iyi bilir ki, bu alemde benim bir başlangıcım ve sonum olduğu gibi, her şeyin de yine bir ilk ve son noktası var.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Başlangıcı olan her şey, bize şu iki hakikati birden ders verir:</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Beni yoktan yaratan bir zat var ve onun varlığı ezelidir. Aynı şekilde her son da bize ebedi bir zattan haber verir.&nbsp;Kendimize şu soruyu soralım:&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">Senin anlayamadığın sadece sonsuzluk mu? Yer çekimini anlayabiliyor musun? Güneşin, gezegenlerini nasıl çekip çevirdiğini kavrayabiliyor musun? Ruhun, aklın, hayalin, hafızanın mahiyetlerini bilebiliyor musun? Elma ağacının içindeki o manevi fabrikayı izah edebilmiş misin? Yumurta nasıl oluyor da, uçan bir kuş oluyor? Nutfe dokuz ay sonra nasıl ağlıyor, görüyor, işitiyor?&nbsp;</em>Bu alemde insanın göremedikleri gördüklerinden, anlayamadıkları anladıklarından, bilmedikleri bildiklerinden çok fazladır.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
İnsanın, bu fani eşyayı anlamış gibi, bekayı anlamaya kalkışması onu en azından yorar. En azından diyorum, çünkü bu gibi yersiz arayışların insanı sersem etme ve yoldan çıkarma ihtimali de vardır&#8230;</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
İnsanın sonsuzu anlama gayreti iki ayrı sahada cereyan ediyor.&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">Birisi,&nbsp;ilahi sıfatların sonsuzluğu,&nbsp;diğeri&nbsp;de ahiret hayatının sonsuzluğu&#8230;</em>&nbsp;Bu ikisi arasında, gözden kaçmaması gereken önemli bir farklılık var. Ahiretteki sonsuzluktan söz edildiğinde, zihinlerde hemen zaman ve müddet kavramları canlanır. Sonu gelmeyen, tükenmeyen, fani olmayan, arızalanmayan bir hayat&#8230; Burada verilen hayatın geri alınmaması, baki kılınması söz konusudur. Bunu aklın almaması için bir sebep olmasa gerek&#8230;</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Allah ın sıfatlarının sonsuzluğuna gelince:&nbsp;Onun kudreti sonsuzdur, demek,<em style="box-sizing: inherit;">“ne kadar alem yaratırsa yaratsın kudretinde bir noksanlık olmaz”</em>&nbsp;demektir. İlminin sonsuzluğu, onun cehilden münezzeh olduğu manasınadır. Diğer sıfatlar da aynı şekilde, aynı mantık içerisinde değerlendirilmelidir.&nbsp;“Ezeli olan elbette ebedidir.”&nbsp;hakikati, Cenab-ı Hakk&#8217;ın zatı için de geçerlidir, sıfatları için de&#8230;&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">Yani, onun bütün sıfatları sonsuzdur, ebedidir. Zira, hiçbiri sonradan var olmuş değildir; hepsi ezelidir.</em></div>The post <a href="https://ateistlerecevap.org/sonsuzluk-anlaslabilir-mi/" data-wpel-link="internal">Sonsuzluk anlaşılabilir mi?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ateistlerecevap.org/sonsuzluk-anlaslabilir-mi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Allah&#039;I tanımak isteyenler buyrun&#8230;</title>
		<link>https://ateistlerecevap.org/allahi-tanmak-isteyenler-buyrun/</link>
					<comments>https://ateistlerecevap.org/allahi-tanmak-isteyenler-buyrun/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ateistlere Cevaplar]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 10 Sep 2017 20:38:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Ayetler]]></category>
		<category><![CDATA[ögüt]]></category>
		<category><![CDATA[Sorular]]></category>
		<category><![CDATA[Tanım]]></category>
		<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.ateistlerecevap.org/?p=14</guid>

					<description><![CDATA[<p>MÂRİFETULLAH Allah&#8217;ı bilme, tanıma, O&#8217;nu bütün sıfatlarıyla öğrenme, hakkında bilgi sahibi olma.Mârifetullah, iki kelimeden meydana gelen bir tamlamadır. Bunlar &#8220;marifet&#8221; ve &#8220;Allah&#8221; kelimeleridir. Marifet; lügatta, herkesin yapamadığı ustalık, ustalıkta yapılmış olan şey, bilme, biliş, vasıta, hoşa gitmeyen şey, tuhaflık manalarına gelmektedir. Bununla birlikte, marifet, Allah&#8217;ı O&#8217;nun isimlerini ve sıfatlarını, kudret ve iradesinin geçerliğini bilmek; alçak [&#8230;]</p>
The post <a href="https://ateistlerecevap.org/allahi-tanmak-isteyenler-buyrun/" data-wpel-link="internal">Allah'I tanımak isteyenler buyrun…</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div class="separator" style="clear: both; text-align: center;">
<a href="https://3.bp.blogspot.com/-jNQ9w_Hg2dg/WbWePoL_kxI/AAAAAAAAItQ/iEwb6U1n6ycOi2fto4jAsz1WR0K1KRc1ACLcBGAs/s1600/Kur%2527an%2527%25C4%25B1%2BKerim%2527in%2Bde%25C4%259Fi%25C5%259Fime%2Bu%25C4%259Framad%25C4%25B1%25C4%259F%25C4%25B1n%25C4%25B1n%2Bkan%25C4%25B1tlar%25C4%25B1.%2B%25282%2529.png" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;" data-wpel-link="external" rel="nofollow external noopener noreferrer"><img loading="lazy" decoding="async" alt="Allah'I tanımak isteyenler buyrun..." border="0" data-original-height="720" data-original-width="1280" height="360" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2017/09/Kur27an27C4B1Kerim27indeC49FiC59FimeuC49FramadC4B1C49FC4B1nC4B1nkanC4B1tlarC4B1.28229.png" title="Allah'I tanımak isteyenler buyrun..." width="640" /></a></div>
<h1 id="h1baslik" style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #990000; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 20px; font-weight: normal; line-height: 29px; margin: 0px !important; min-height: 1rem; padding: 10px;">
<br /></h1>
<h1 id="h1baslik" style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #990000; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 20px; font-weight: normal; line-height: 29px; margin: 0px !important; min-height: 1rem; padding: 10px;">
MÂRİFETULLAH</h1>
<div>
Allah&#8217;ı bilme, tanıma, O&#8217;nu bütün sıfatlarıyla öğrenme, hakkında bilgi sahibi olma.<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" /><br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />Mârifetullah, iki kelimeden meydana gelen bir tamlamadır. Bunlar &#8220;marifet&#8221; ve &#8220;Allah&#8221; kelimeleridir. Marifet; lügatta, herkesin yapamadığı ustalık, ustalıkta yapılmış olan şey, bilme, biliş, vasıta, hoşa gitmeyen şey, tuhaflık manalarına gelmektedir. Bununla birlikte, marifet, Allah&#8217;ı O&#8217;nun isimlerini ve sıfatlarını, kudret ve iradesinin geçerliğini bilmek; alçak gönüllü olmak manasını ifade ettiği gibi bilginler arasında ilim manasına da gelmektedir, ki onlara göre, her itim bir marifettir, her marifette bir ilimdir. Allah&#8217;ı âlim (bilen) herkes ariftir, her arif de âlimdir (Abdülkerim Kuşeyrî, Kuşeyri Risâlesi, s. 427).<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" /><br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />Genel olarak bu manalara gelmekte olan &#8220;marifet&#8221;, Allah lâfzı ile bir tamlama oluşturduğunda, yani &#8220;mârifetullah&#8221; denildiğinde ise &#8220;Allah&#8217;ın vücûd ve vahdaniyetinin bilinmesi&#8221; manasına gelmektedir.<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" /><br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />Mârifetullah, aslında, kişinin Allah&#8217;ı hakkıyla tanıması, bilmesi ve buna göre O&#8217;na bağlanması anlamında kullanılmaktadır. Zira, kişi, Allah&#8217;ı hakkıyla tanırsa, O&#8217;nun emir ve yasaklarına bağlanır. Mârifetullah bilgisinde şu üç nokta yer almaktadır.<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" /><br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />1. İzzet ve Celâl sahibi olan Allah&#8217;ı ve O&#8217;nun birliğini bilmek, ululuğu ulu olan ve her türlü noksan sıfatlardan münezzeh bulunan zatından teşbihi red etmek ve uzaklaştırmak;<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" /><br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />2. Allah&#8217;ın sıfatlarını ve bu sıfatların hükümlerini bilmek,<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" /><br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />3. Allah&#8217;ın fiillerini ve bu fiillerin hikmetlerini kavramak (Hucvirî, Keşful-Mahcûb, İstanbul 1982, s. 92).<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" /><br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />Cüneydî Bağdâdîye marifet ile ilgili bir soru sorulduğunda şöyle cevap verir: &#8220;Marifetten ve bunu elde etmenin sebeplerinden sordu. Marifet, gerek havasdan, gerek avamdan olsun bir tek marifettir. Çünkü onunla bilinen şey birdir. Fakat bunun başlangıcı ve yükseği vardır. Havas, yükseğindedir. Gerçi tam gayesine ve sonuna varamaz. Zira arifler katında maruf un sonu yoktur. Düşüncenin yetişmediği, akılların kapsayamadığı, zihinlerin algılayamadığı, görmenin keyfiyetine eremediği zatı marifet nasıl kapsar? Yaratıkları içinde O&#8217;nu en iyi bilenler, O&#8217;nun azametini idrakten, yahut zatını keşfetmekten aciz olduklarını en çok ikrar ederler. Çünkü benzeri olmayanı idrakten âciz olduklarını bilirler. Zira O, kadimdir, mâsivası ile muhdestir. Zira O, kavîdir, kuvvetini bir kuvvet verenden almamıştır. Halbuki O&#8217;ndan gayrı her kavî, O&#8217;nun kuvvetiyle kavîdir. Zira O, öğretmensiz âlimdir ve kendisinden başka bir kimseden bir fayda almamıştır. Her şeyi başkasından öğrenmekle değil, kendi ilmiyle bilir. O&#8217;ndan başka her âlimin ilmi O&#8217;ndan gelir. Tesbih ve tenzih, bidayetsiz evvel olan, nihayetsiz baki olan kendinden başkasının bu vasfa hakkı olmadığı ve bu vasıfların kendinden başkasına yaraşmadığı Allah&#8217;a olsun&#8221;<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" /><br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />Kur&#8217;ân-ı Kerim&#8217;de; &#8220;Allah&#8217;ı hakkıyla takdir edemediler&#8221; (el-En&#8217;âm, 6/91) ayeti, mârifetullah bilgisine işaret ettiği rivayet edilmektedir. Nitekim Ebû Ubeyde&#8217;nin, ayeti &#8220;Allah&#8217;ı hakkıyla tanıyamadılar, bilemediler&#8221; şeklinde açıkladığını görmekteyiz (el-Kurtubî, el-Câmi&#8217;li Ahkâmi&#8217;l-Kur&#8217;ân, Beyrût 1965, VII, 37).<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" /><br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />Ömer DUMLU<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" /><br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />MARİFET:“Tanıma”,“Bilme”<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" /><br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />MARİFETULLAH&nbsp;: “İlâhî hakikatlara vukufiyet”, “Kalbî inkişaf”, “İlâhî sıfat ve isimlerin tecellilerine tefekkürde erişilen mertebe.<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" /><br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />“Bütün ulûm-u hakikiyyenin esası ve nuru ve ruhu marifetullahdır.” (Sözler)&nbsp;<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" /><br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />Allah’a inanan insanın kalbi imanla nurlanmıştır. Bu, kör gözün açılmasından, işitmeyen kulağın duymaya başlamasından çok ileri bir inkişafla ruhun, Rabbine kavuşması, ona inanması ve kendini onun mahlûku bilmesidir. Şimdi sıra, O’nu tanıma vadisinde mesafeler katetmeye gelmiştir.<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" /><br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />Kur’an-ı Kerim, mü’mine daima marifet dersleri verir. Allah’ın adıyla başlar ve hemen Allah’ın Rahman ve Rahim olduğunu bildirir. Bu bir marifettir, yâni Allah’ı tanımaktır. Rahman ve Rahim olarak.<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdan
a, sans-serif; font-size: 15.4px;" /><br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />“Yaratan Rabbinin ismiyle oku!” emriyle Allah Resulüne (a.s.m.) ve onun şahsında da bütün ümmetine marifet sahasında mesafeler katetme emri verilmiş. Biz bu emirdeki Rab isminden dersimizi alarak, öncelikle kendimizde tecelli eden İlâhî terbiyeyi okuruz. Kanımızı, hücremizi okuruz; yüzümüzü gözümüzü okuruz; kalbimizi ruhumuzu okuruz&#8230; Hepsini en güzel ve en faydalı biçimde terbiye eden Rabbimizin rahmetini, keremini okuruz.<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" /><br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />Okudukça O’nun rububiyetine marifetimiz artar. O’nun rahmetine marifetimiz artar. İhsanını daha güzel, daha net, daha açık seyreder oluruz.<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" /><br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />Âyetin devamına geçer, nutfeden yaratıldığımızı ibretle düşünürüz. Bizi her şeyimizle o küçücük şifrede yerleştiren ve onu açıp her organımızı yerli yerine koyan Rabbimizin lütfuna, rahmetine hayran kalırız.&nbsp;<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" /><br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />Geçeriz Fatiha sûresine.. Rabbimizi, “Rabb-ül-âlemin” olarak tanırız. O, bizim Rabbimiz olduğu gibi, bütün hayvanlar, bitkiler âleminin de Rabbi. Sema âleminin, arz âleminin de Rabbi. Melek âleminin, cin âleminin de Rabbi. Arşın, kürsinin, cennet ve cehennemin de Rabbi. Bunları düşündükçe, O’nun marifetinde daha da terakki ederiz.<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" /><br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />İnsan marifetullahda ileri gittikçe hem Rabbinin keremini, ihsanını, afvını ve ğufranını daha iyi anlar; hem de O’nun kudretini, azametini, celâl ve kibriyasını. Böylece o mü’minin ruhunda muhabbetle mehafet, yâni Allah sevgisiyle Allah korkusu birlikte inkişaf eder. Rabbini ne kadar çok severse, korkusu da o nisbette artar.<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" /><br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />İnsan bir zâtı sevdi mi, onun teveccühünü kaybetme endişesi ruhunu sarar. Sevgiyle korkunun bu sentezine “hürmet” diyoruz. Hürmette sevgi hâkimdir, ama korku da onun yanıbaşından ayrılmaz.<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" /><br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />Allah’a kullukta da muhabbetle mehafet beraber yürürler. Her ikisi de marifetin inkişafı nisbetinde ilerler, yükselirler.<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" /><br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />Marifet, uçsuz bucaksız sema. Marifet, sonu gelmez yolculuk. Bir kul, bütün sıfatları sonsuz olan Allah’ın marifetinde ne kadar ileri giderse gitsin, önünde yine sonsuz bir mesafe vardır.<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" /><br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />Resulûllah Efendimiz (a.s.m.), Mi’rac mûcizesinden önce de, mahlûkat içerisinde tahkikî imanın son hududundaydı. Mi’rac ile, marifet semasına uruc etti. Rabbinin mülkünü kat kat gezdi. Cennetini, cehennemini gördü. Melekler âlemini bütün ihtişamı ile seyretti. O mukaddes ruhunu safha safha yücelten ve O’nu ulviyet mertebelerinde sür’atle yükselten bu bereketli seyahat sonunda, pâk lisanından şu cümle dökülmüştü:<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" /><br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />“Seni noksan sıfatlardan tenzih ederim. Ben (senin lütfunla eriştiğim bu marifet mertebesine rağmen yine de) seni hakkıyla tanımayamadım, bilemedim.”<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" /><br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />Bu mânâyı ders veren bir Hadis-i Kudsi:&nbsp;<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" /><br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />“Allah’ı hakkıyla ancak kendisi bilir.”&nbsp;<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" /><br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />Resulûllah Efendimiz (a.s.m.), “ben zaten semalara, cennete cehenneme ve onlarda vazife gören meleklere iman etmişim” demekle kalmayıp, Allah’ın emriyle o âlemleri gezdiği gibi, biz de Onun bu sünnetine hiç olmazsa tefekkürle uymalı, o âlemlerde fikren gezmeli, İlâhî sıfatların onlardaki geniş tecellilerini hayretle düşünmeli ve ruhumuzun İlâhî marifetle her an biraz daha terakki etmesine çalışmalıyız.<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" /><br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />Allah’ın marifetinde ilerlemenin, yükselmenin yolu, bizim için düşünmekten, okumaktan geçer. Bilhassa iman hakikatlarına ait ulvî dersleri.<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" /><br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" /><br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" /><br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />“Basiret nuruyla bakanlar, muhabbet ve ünsiyetin, Mahbubu devamlı olarak hatırlamakla kökleşeceğini, marifetin ise O’nun zâtını, sıfat ve fiillerini daima düşünmekle mümkün olabileceğini bilmişlerdir.” “Marifet, fikrin devamı ile hâsıl olur.” (İhya-yı Ulûm’dan)<br style="background-color
: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" /><br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />Buna göre, “ben zaten iman ediyorum” diyerek tefekkürden uzak kalmak, insanı marifetullahda geri bırakır.<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" /><br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />Etrafımızı çepeçevre kuşatan mahlûklardan, meselâ, bir yaprağa göz atalım. Biz o nazenin mahlûğu sadece rengiyle ve şekliyle tanırız. Onun hakkındaki marifetimiz, bilgimiz dar bir çerçevededir. Ama, biyoloji eğitimi görmüş, bitki fizyolojisi üzerinde ihtisas yapmış bir başkası, onun hakkında makaleler döker, kitaplar yazar.<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" /><br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />Dağ dendi mi, aklımızda sadece birkaç kelime, yahut bir iki cümle canlanır. Onun hakkındaki bilgimiz, onu tanımamız bu kadar kısa, bu kadar yetersizdir. Bir maden mühendisinin bu husustaki bilgisi, marifeti ise kitaplara sığmaz.<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" /><br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />Yaprak ve dağ; kâinat kitabından ancak iki kelime. Ve insan bu muhteşem kitabın sadece bir yahut iki kelimesinde ihtisas sahibi olabiliyor.<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" /><br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />Şimdi şöyle bir düşünelim: Kâinatın her yönüyle bilinmesi insan idrakini çok çok aşarsa, insanı hücre hücre, semayı yıldız yıldız, cenneti kat kat, cehennemi tabaka tabaka yaratan Allah’ın o sonsuz sıfatları hakkında insanın marifeti ne kadar noksan kalacaktır! Zaten O’nun mukaddes zâtını hakkıyla bilmek, beşerin idrak sahası dışındadır.<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" /><br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />Bir mü’min, ömrünün bütün dakikalarını marifetullahda her an terakki etmekle geçirse, sonunda söyleyeceği söz, “ben seni hakkıyla tanıyamadım” olacaktır.<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" /><br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />Yine böyle bir ömrü, hep şükürle, hep ibadetle geçirse sonunda “ben sana hakkıyla şükredemedim, sana hakkıyla ibadet edemedim.” diyecektir.<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" /><br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />Allah’ın cemali de sonsuz, celâli de kemali de&#8230; Her mü’min bunlara iman eder. Ama marifet hususunda, aralarında büyük farklılıklar var.<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" /><br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />Bir tek misal:<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" /><br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />Her mü’min Cenâb-ı Hakk’ın mekândan münezzeh ve her mekânda hazır olduğuna inanır. Bütün mekânları ve onlarda meydana gelen bütün hâdiseleri birlikte yaratan Zâtın, mekândan münezzeh ve her mekânda hazır olduğuna akıl da şehadet eder. Ama bu imanın, bu şehadetin kalblerde, duygularda, hislerde icra ettiği tesir noktasında, mü’minler arasında çok farklılıklar vardır. Bu hakikatı sadece sorulduğunda hatırlayan bir mü’min ile, bu imanını ruhunda hâkim kılan ve her an İlâhî murakabe altında bulunduğunun idraki içinde sözlerini, fiillerini ve hallerini daima kontrol altında tutan bir diğer mü’minin bu noktadaki marifetleri birbirinden çok farklıdır.<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" /><br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />İslâm’da tevhid esasdır. Her mü’min Allah’ın bir olduğunu bilir. O’nun eşi, benzeri, yardımcısı olmadığına iman eder. Bu, gerçek bir marifettir. Ama bu marifette de nice dereceler var. “Vahdehu”nun şu tefsirine bu nazarla bakalım:&nbsp;<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" /><br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />“Allah birdir. Başkasına müracaat edip yorulma. Onlara tezellül edip boyun eğme. Onların arkasına düşüp zahmet çekme. Onlardan korkup titreme. Çünkü Sultan-ı kâinat birdir, herşeyin dizgini O’nun elinde, her şeyin hazinesi O’nun yanındadır.” (Mektubat)&nbsp;<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" /><br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />İşte bu ulvî makama ermede mü’minler arasında nice dereceler var.<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" /><br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />İnsan, Allah’ın azametine marifet kazandıkça, ruhu huzur ve huşû ile dolar.<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" /><br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />Onun irade sıfatına olan marifeti terakki edince, âkıbetinden daima endişe eder. Zira, O’nun iradesine mâni olacak bir başka irade bulunmadığına yakînen inanmıştır.<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" /><br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />O’nun kibriyasını düşündükçe, nefsinin zillet ve hakaretini daha iyi anlar; ona büyüklenme fırsatı vermez.<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" /><br style="background-color: white; box-sizing: in
herit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />Herbiri sonsuz kemalde bulunan bütün İlâhî sıfatlar ve isimleri de bunlara kıyas ettiğimizde Allah’ın marifetinde terakki etmenin sonu olmadığını daha iyi anlar, bu vadide insanlar arasında bir bakıma sonsuz farklılık bulunduğunu daha iyi idrak ederiz.<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" /><br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />İnsanın yaratılış gayesinin ibadet olduğunu beyan eden İlâhî fermandaki bu ibadet kelimesini, büyük âlimlerimiz marifet olarak tefsir etmişler. İnsanın yaratılış gayesi Allah’ı tanımak ve bu vadide daima ilerlemektir, demişler. Bu mânâ gerçekten de ruhumuzu tam tatmin ediyor.<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" /><br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />Bilindiği gibi cennette, namaz, oruç, hac, zekât gibi ibadetler yok. Ama, marifette terakki, orada, çok daha ileri seviyesiyle, yine hükmünü icra edecek. Burada, bir bardak suda Allah’ın rahmetini okuyan, O’nu Rezzak olarak tanıyan bir mü’min, orada cennet ırmaklarından içecek, Rabbinin rezzakiyetini çok daha güzel anlayacak, daha geniş dairelerde tefekkür edecek.<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" /><br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />Burada semayı seyreden gözler, orada Arşı seyredecekler.<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" /><br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />Ba’s hâdisesiyle insanlar yeniden yaratılırken, cennetin bütün lezzetlerinden faydalanabilecek ve cehennemin o hayallere sığmaz acılarını çekebilecek bir mahiyete kavuşacaklar.<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" /><br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />İşte, mü’min, bu yeni yaratılışıyla, cennette dünyadakinden çok daha fazla lezzet alacak; tefekkürü, hayreti, şükrü ve marifeti de o nisbette artacaktır.<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" /><br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />Bu dünyadaki nimetler, cennettekilerin yanında gölge gibi. O halde, oradaki marifet de bu dünyadakinden o derece ileri olmalı.<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" /><br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />Prof. Dr. Alaaddin Başar</div>
<div>
</div>
<div>
<h1 id="h1baslik" style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #990000; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 20px; font-weight: normal; line-height: 29px; margin: 0px !important; min-height: 1rem; padding: 10px;">
Allah&#8217;ın sıfatları nelerdir?</h1>
</div>
<div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
İlâhî sıfatlar,&nbsp;zatî&nbsp;ve&nbsp;sübutî&nbsp;olmak üzere iki gruba ayrılıyor.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Zatî Sıfatlar:</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
<em style="box-sizing: inherit;">1. Vücut (Varlık),<br style="box-sizing: inherit;" />2. Kıdem (Ezeliyet, evveli olmama),<br style="box-sizing: inherit;" />3. Beka (Ebediyet, ahiri olmama),<br style="box-sizing: inherit;" />4. Vahdaniyet (Bir olma, şeriki bulunmama),<br style="box-sizing: inherit;" />5. Kıyam binefsihî (Varlığının devamının zatından olması, başkasın yardımıyla olmaması),<br style="box-sizing: inherit;" />6. Muhalefetün-lil-havâdis (Zatının mahlukatın zatlarına ve sıfatlarında mahluk sıfatlarına benzememesi).</em></div>
</blockquote>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Sübutî Sıfatlar:</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
<em style="box-sizing: inherit;">1. Hayat&nbsp;&nbsp;<br style="box-sizing: inherit;" />2. İlim<br style="box-sizing: inherit;" />3. İrade&nbsp;<br style="box-sizing: inherit;" />4. Kudret<br style="box-sizing: inherit;" />5. Sem (işitme)&nbsp;<br style="box-sizing: inherit;" />6. Basar (görme)<br style="box-sizing: inherit;" />7. Kelâm&nbsp;<br style="box-sizing: inherit;" />8. Tekvin (Yaratma, var etme.)</em></div>
</blockquote>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Tekvin&nbsp;sıfatı&nbsp;Maturudî&nbsp;mezhebine göredir. Diğer İtikat imamımız&nbsp;İmam Eş’arî, bu sıfatı müstakil bir sıfat olarak düşünmez. Böylece bu mezhepte Sübutî sıfatlar yedi tane olmuş olur.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Bazı İslâmî kaynaklarda ilâhî isimlerden de sıfat diye söz edildiği görülür. Meselâ,&nbsp;Kerim&nbsp;Allah’ın bir ismidir. Aynı zamanda Allah’ı kerem sahibi olarak vasıflandırması cihetiyle de sıfat vazifesi görür.&nbsp;&#8220;Kerim Allah&#8221;,&nbsp;dediğimiz zaman&nbsp;Kerim&nbsp;ismini sıfat makamında kullanmış oluruz.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Yine bu kaynaklarda Cenâb-ı Hakk’ın sıfatları üç grupta mütalâa edilir:</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
<em style="box-sizing: inherit;">1.&nbsp;Zâtî sıfatlar (Bunlar sübutî ve selbî olarak iki kısma ayrılırlar)<br style="box-sizing: inherit;" />2.&nbsp;Fiilî sıfatlar.<br style="box-sizing: inherit;" />3.&nbsp;Manevî sıfatlar.</em></div>
</blockquote>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Allah’ın bütün güzel isimleri bu sıfatlardan birine dayanır. Meselâ,&nbsp;Âlim&nbsp;ismi&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">sıfat-ı sübutiye</em>den&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">“ilim”&nbsp;</em>sıfatına,&nbsp;Kadîr&nbsp;ismi&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">“kudret”&nbsp;</em>sıfatına,&nbsp;Mütekellimismi&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">&#8220;kelâm&#8221;&nbsp;</em>sıfatına dayanır. Keza,&nbsp;Evvel&nbsp;ismi, zatî sıfatlardan&nbsp;kıdem&nbsp;sıfatına,&nbsp;Âhir&nbsp;ismi,&nbsp;bekâ&nbsp;sıfatına dayanır.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
<em style="box-sizing: inherit;">İlâhî isimlerden çoğu&nbsp;fiilî sıfatlara&nbsp;dayanmaktadır.&nbsp;</em>Hâlik&nbsp;ismi,&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">yaratma</em>&nbsp;fiiline;&nbsp;Muhyi&nbsp;ismi<em style="box-sizing: inherit;">&nbsp;ihya&nbsp;</em>(hayatlandırma) fiiline;&nbsp;Musavvir&nbsp;ismi&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">tasvir</em>, yâni sûret verme fiiline;&nbsp;Mümit&nbsp;ismi,&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">imate</em>&nbsp;(ölümü verme) fiiline dayanır.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Bazı isimler de<em style="box-sizing: inherit;">&nbsp;manevî sıfatlara</em>&nbsp;istinat ederler.&nbsp;Hakîm&nbsp;ismi Cenâb-ı Hakk’ın&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">hikmet</em>&nbsp;sahibi olması sıfatına;&nbsp;Kebir&nbsp;ismi,&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">kibriya</em>&nbsp;sahibi olma vasfına;&nbsp;Cemilismi,&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">cemal</em>&nbsp;sahibi olmasına dayanır&#8230;</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
</div>
<h1 id="h1baslik" style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #990000; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 20px; font-weight: normal; line-height: 29px; margin: 0px !important; min-height: 1rem; padding: 10px;">
Zat-ı İlahi, Lafza-i Celal, Şuunat, Sıfât, Esma ve Ef&#8217;al kavramlarını örneklerle açıklar mısınız?</h1>
</div>
<div>
</div>
<div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Değerli kardeşimiz,</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Zât-ı İlâhi:&nbsp;“Cenâb-ı Hakk’ın, bütün sıfatları, fiilleri, isimleri sonsuz kemalde bulunan ve her türlü noksanlıktan münezzeh bulunan Zâtı.”<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />“İzzet sahibi Rabbin onların isnad etmekte oldukları vasıflardan yücedir, münezzehtir.”&nbsp;(Saffat, 37/180)<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Bazı kimseler Cenâb-ı Hakk’ın kudsî zâtı hakkında bir takım sorular ortaya atıyor, asılsız ve temelsiz tahminler yürütüyorlar. Bunu yapanlar, daha çok, itikadı zayıf, fikri sönük, kul olduğundan gafil ve ameli noksan kimseler. Bunlar sorumluluktan korkuyor, âhiretten ürküyor, ibadetten kaçıyorlar. Kendi vehimleriyle öyle bir ilâh arıyorlar ki, O’nun mülkünde diledikleri gibi hareket edebilsinler. Ölümle hiçliğe gömülüp bir daha dirilmesin, hesaba çekilmesinler. O bâtıl mabudun, emir ve yasakları olmasın. Her işlerinde kendi başlarına buyruk olsunlar. Nefisleri nereyi isterse oraya koşabilsin, nereden hoşlanmazsa oradan kaçabilsinler.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Onlara Asr-ı Saadet öncesini hatırlatıp deseniz ki,&nbsp;“O günün insanları kendi yaptıkları putlara taparlarmış.”,&nbsp;“Böyle saçmalık mı olur?”&nbsp;derler. Gel gör ki, kendi yaptıkları onlarınkinden pek farklı değil. Onların elleriyle yaptıklarını, bunlar hayalleriyle yahut vehimleriyle yapmaya çabalıyorlar. Bir de, onların gayesi tapınmak imiş, bunların ki ise ibadetten kaçmak.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Biz bu adamları kendi kuruntularıyla başbaşa bırakıp, insan aklının bu vadideki güçsüzlüğünü şöyle bir düşünelim:<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Ne göz her varlığı görür, ne kulak her sesi işitir, ne de akıl her şeyi anlar. Her şey Allah’ın mülkü ve mahlûku. Akıl ise o her şeyden sadece bir şey. Ve her mahlûk gibi, o da mahdut, sınırlı. Henüz bir hücreyi bile tam olarak izah edememiş, genin şifrelerini çözememiş. Öte yandan galaksilere sınır biçememiş, semanın azametini rakamlara dökememiş. Kısacası, insan aklı henüz mahlûkat dairesini bütünüyle anlamış değil. Bu hâliyle kalkıyor, hâlikıyeti anlamaya, bu mukaddes sahada tahminler yürütmeye zorlanıyor. Kaldı ki, akıl henüz kendi mahiyetinin cahili. Nasıl bir mahlûk olduğunu hakkıyla anlamaktan âciz.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Akıl nedir?&nbsp;Nasıl çalışır? Duyu organlarıyla edindiği bilgileri nasıl yoğurur? Hâfızadan nasıl yardım alır? Elde ettiği neticeleri hâfızaya ne ile gönderir? Bu ve benzeri nice sorulara insanoğlu cevap bulamamakta.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Aslında aklın kendi mahiyetini bilmemesi, insan için büyük bir irşad kapısı, büyük bir hidayet vesilesi. “Henüz kendini lâyıkınca bilmeyen bir âletin öncülüğüne fazla güvenilmez” diye bir ikaz işareti.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Hiçbir akıl kendi mahiyetini bilemez ve yine hiçbir akıl kendi varlığından şüphe etmez. Bu, İlâhi hikmetin bir şifresidir. İnsan bu şifreyi çözerse, ne bu âlemin bir sahibi olduğundan şüphe eder, ne de O’nun kudsî zâtını anlamaya zorlanır.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Cenâb-ı Hakk’ın mukaddes Zâtı hakkında ortaya atılan bütün hayaller ve vehimler,&nbsp;“Akıl mahlûktur, Hâlıkını ihata edemez.”&nbsp;hakikatına göz kapamanın birer acı neticesi.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Evet,&nbsp;“Akıl mahlûktur, Hâlıkını ihata edemez.”&nbsp;yâni, hakkıyla kavrayamaz, lâyıkıyla bilemez.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Çevremizdeki varlıklara şöyle bir göz atalım. Bahçelerde boy gösteren ağaçlar, kırlarda otlayan koyunlar, üzerimizde uçuşan kuşlar, her an emdiğimiz hava, dünyamızı aydınlatan Güneş, gece yolumuzu gösteren Ay&#8230; Hepsi Hakk’ın mahlûku&#8230; Herbirine ayrı bir mahiyet verilmiş, farklı özellikler takılmış, değişik vazifeler yüklenmiş. Arı, Güneşe benzemediği gibi, bal vermesi de ışık saçmaya benzemiyor.&nbsp;<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Kuş, ceylan, balık ve şu yerküre&#8230; Herbiri ayrı bir varlık. Ne zâtları birbirine benziyor, ne sıfatları, ne de fiilleri&#8230; Biri uçar, diğeri koşar, beriki yüzer, bu ise döner&#8230; Herbiri ayrı bir âlem.&nbsp;<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Misâlleri çoğaltabiliriz.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Şimdi düşünelim: Bu ayrı ayrı mahiyetler kimin hazinesinden geliyor? Bu sıfatları bu varlıklara kim taktı? Hiçbiri kendi zâtını, fiillerini ve sıfatlarını kendisi arayıp bulmadığına, beğenip almadığına göre, bu kadar farklı varlıklar kimin kaderiyle takdir edildi ve kimin kudretiyle icad edildiler?&nbsp;<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Bozulmamış her akıl idrak eder ki, bu varlıkları yaratan elbette hiçbir cihetle onlara benzemez. Ve bu mahlûklar, akıllı olsalar, hiçbiri Hâlıkını kavrayamaz; O’nun kudsî Zâtını anlayamaz.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Bir de kendi varlığımızı düşünelim. Herbiri değişik özeliklere sahip ve farklı işler gören organlarımızı; “gözümüzü, kulağımızı, kalbimizi, ciğerimizi” bir an için şuurlu farzedelim ve onlara ruhu soralım,&nbsp;“Ruhu nasıl bilirsiniz?”&nbsp;diyelim. Bu organlardan, şuurunu yerinde kullananlar diyeceklerdir ki, o hepimizi idare eden ve hiçbirimize benzemeyen bir başka varlıktır. Onun hakkında ne konuşsak, yalan olur. O’nu neye benzetsek saçmalarız, gülünç düşer ve rezil oluruz.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />İkisi de mahlûk oldukları halde, bedenin organları ruhu anlayamıyor. O halde, bir mahlûk olan akıl, kendi Hâlıkının kudsî mahiyetini nasıl anlayabilir? O’nun mukaddes Zâtını nasıl kavrayabilir?&#8230;<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Zaten, akıl neyi anlarsa, hâfıza neyi alır, hayal neye ulaşırsa, bütün bunlar tıpkı, gözün gördüğü, kulağın işittiği, dilin tattığı varlıklar gibi birer mahlûk olurlar. Bu âletlerin hepsi yaratılmış&#8230; Elbette, bu terazilerin tartabildikleri de ancak mahlûk olabilir, Hâlık olamaz&#8230;<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Lâfza-i Celâl, Allah&#8230;<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Semayı direksiz durduran&nbsp;Kayyum.&nbsp;Küreleri muntazam döndüren&nbsp;Hâkim. Bütün hayatları bahşeden&nbsp;Muhyi.&nbsp;Bütün kuvvetleri lütfeden&nbsp;Kâdir.&nbsp;Sonsuzluk, zâtına has olan&nbsp;Bâki.&nbsp;Evveli olmaktan münezzeh&nbsp;Kadîm.&nbsp;Tüm sesleri birden işiten&nbsp;Semi’.&nbsp;Gizli-âşikârı bir gören&nbsp;Basîr.&nbsp;Varlığı her şeyden âşikâr&nbsp;Zâhir.&nbsp;Ne his, ne akılla bilinmez&nbsp;Bâtın. Allah&#8230;<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Varlık O’nun varlığını gösterir. Birlik O’nun vahdetini bildirir.&nbsp;<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Şu bütün çekirdekler, yumurtalar, kökler ve nihayet varlık âleminin ilk mahlûku Nur-u Muhammedî, bize O’nun evveli olmaktan münezzeh bir ezelî olduğunu ders verirler.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Şu varlık âleminde bir süre kendini gösterip sonra gözden kaybolan hadsiz eşya, onları terhis edip yerlerine yenilerini getiren bir ebedî kudreti durmadan ilân ederler.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Nurları<br />
n Muazzez Müellifi&#8217;nin pak gönlünden coşarak satırlara dökülen şu hikmet çağlayanını birlikte dinleyelim:<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />“Şu mevcudat İrade-i İlâhiyye ile seyyaledir. Şu kâinat emr-i Rabbanî ile seyyaredir. Şu mahlûkat, İzn-i İlâhî ile zaman nehrinde mütemadiyen akıyor. Âlem-i gaybdan gönderiliyor, âlem-i şehadette vücud-u zahirî giydiriliyor. Sonra âlem-i gayba muntazaman yağıyor, iniyor. Ve emr-i Rabbanî ile mütemadiyen istikbalden gelip hâle uğrayarak teneffüs eder, mâziye dökülür.”&nbsp;(Mektubat)<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Allah, başlangıcına hiçbir hayalin erişemeyeceği o zaman nehrini akıtan Zât. Onda akıttığı nice maddelerden şu gökkubbeyi çatan Zât. Bu kâinat sarayını bir süre boş olarak o nehirde akıttıktan sonra, rahmet hazinelerinden, o akıcı âleme, fâni mahlûkatını döken Zât. Bitkileri o arz sahrasında yaratan, hayvanları o tarlada otlatan ve öldüren, insanları o gezici imtihan meydanına getiren ve götüren Zât. Herkes ve her şey O’nun zaman nehrinde akmağa ve sonunda zevâl ve ölümü tatmağa mahkûm.&nbsp;Hâkim ancak O. Rahîm ancak O. Bâki ancak O. Kadîm ancak O&#8230;<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />O’nun yarattığı, zaman içinde yüzdürdüğü ve dünyasında gezdirdiği bir kul olarak, O’nun kemalini nasıl idrak edebiliriz!..<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Mahlûk ve sınırlı olan aklımızla, bütün sıfatları sonsuz kemalde bulunan&nbsp;Allah’ın zâtını elbette idrak edemeyiz.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Evet, O’nun zâtının kutsî mahiyetini ancak kendisi bilir.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Allah, bizleri imana, marifete, muhabbete götürecek pekçok duygularla, lâtifelerle donatmış. Bu yaratılışımız sayesinde, pekçok hakikatlara muhatab olabiliyoruz. Bunlardan birisi de, Allah’ın zâtının bilinmezliği.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Allah’ın zâtı hakkında tefekkür etmek insanı şirke götürür. Yâni, böyle bir düşünceye dalan insan Allah’a ortak koşma yolundadır. İnsan, Allah hakkında her ne düşünse, o kendi fikrinin bir mahsulü olmaktan ileri gidemez. Akıl mahlûk olduğu gibi, onun düşündükleri de mahlûk. İnsan, Allah’ın zâtı hakkında her ne düşünse, mahlûkattan elde ettiği bilgiler ve görgüler çerçevesinde düşünecek ve mutlaka hataya düşecek, yanlış karar verecektir.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />İşte bu noktada, kalbimizi nurlandıran, aklımızı kamaştıran, fikrimize ufuklar kazandıran büyük bir lütufla karşı karşıyayız: Kur’an. Allah’ı, o Allah kelâmı ile bilen insan, hakikata ermiştir. Beşer aklının bu vadide konuşacağı sözler çok sınırlı.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Allah’ın sıfatları, fiilleri, isimleri, şuunatı hakkında da bu zaif aklın bize söyleyeceği çok az şey vardır.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />“Rabbimizin bizden razı olması için neler yapmalıyız?”&nbsp;sorusu ise aklın hiç yanaşamayacağı bir umman.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Akılla sahiline erişilmez nice sahalarda Kur’an sayesinde rahatlıkla dolaşıyor, fikrin takatini aşan nice hakikatleri kolaylıkla anlıyoruz.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Şuunat:<br style="box-sizing: inherit;" />Şuunat,&nbsp;&#8220;Şe’n&#8221;in çoğuludur.&nbsp;Şe’n:&nbsp;“Şan. Tavır. Hâl. Kabiliyet. Emir. Kasıt”<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Allah’ın zâtı mukaddes olduğu gibi, şuunatı da mukaddes. Yâni, beşer aklı bu hususta ne düşünse, ne tahmin etse, ne hayaller kursa Allah’ın zâtı ve şuunatı bunların hiçbirine benzemez; hepsine benzemekten münezzehtir.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Şuunat,&nbsp;şe’n’in çoğulu. Şe’n için Türkçe&#8217;mizde tam bir karşılık bulamıyoruz. En yakın mânâ olarak&nbsp;“hal, kabiliyet”&nbsp;deniliyor.&nbsp;<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Hâlık (yaratıcı)&nbsp;Allah’ın bir ismidir.&nbsp;Hâlıkıyet ise şe’nidir.&nbsp;Yâni, yaratıcı olmak Allah’ın şânındandır. Bu hâlıkıyetini icra etmek diledi mi bu dilemeği, yâni bu iradeyi, ilim, kudret gibi sıfatlar takib ediyor ve halk (yaratma) fiili icra ediliyor. Böylece yaratılan o mahlûkta Hâlık ismi tecelli ediyor.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Rab da Cenâb-ı Hakk’ın bir başka ismi,&nbsp;Rab, yâni terbiye edici.&nbsp;Rububiyet (terbiye edici olmak) ise Allah’ın bir şe’ni.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Bütün İlâhî isimler böylece düşünüldüğünde herbirinin şuunât-ı ilâhiyyeden bir şe’n’e dayandığı anlaşılır.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Sevmek, lezzet almak, hoşlanmak insan için birer şe’n. Allah da mahlûkatını sever ama, bizim bir eserimizi sevmemiz gibi değil. İşte bu İlâhî muhabbeti, mahlûkatın sevgilerinden ayırmak için&nbsp;“mukaddes”&nbsp;kelimesi kullanılır. Allah da kulunun ibadetinden memnun olur. Ama, bu memnuniyet bir padişahın kendisine itaat eden bir askerinden memnuniyeti cinsinden değildir. İşte bunu zihinlere yerleştirmek için&nbsp;“memnuniyet-i mukaddese”&nbsp;tabiri kullanılıyor.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Allah’ın bütün mahlûkatının ihtiyaçlarını görmekte bir&nbsp;lezzet-i mukaddesesi&nbsp;vardır. Ama bu lezzet, bizim bir fakiri giydirmekten yahut doyurmaktan aldığımız lezzet gibi değildir.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />“Her bir faaliyette bir lezzet nev’i vardır”&nbsp;hakikatından hareket ederek kâinata nazar ettiğimizde, Cenâb-ı Hakk’ın herbir fiilini icra etmekte, herbir ismini tecelli ettirmekte bir lezzet-i mukaddesesi olduğu aklımıza görünür. Bu lezzetin keyfiyetini ise akıl idrak edemez. Zira, akıl ancak mahlûkat sahasında düşünebilir. Hâlık, düşünme sahasına -hâşâ- girmez. O’nun zâtına ve şuunatına akıl değil kalp teveccüh edebilir; iman ile, marifet ile, muhabbet ile, haşyet ile&#8230;<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Esma-i İlâhîyeden sadece Rab ismiyle meselemize bir derece ışık tutmağa çalışalım:<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Her mahlûku O terbiye ediyor. Bunların herbirisiyle hususî alâkadar oluyor; bir lezzet-i mukaddese ile.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Güneşi yandırmak, arzı döndürmek, yumurtayı uçurmak, nutfeyi gezdirmek birbirinden çok ayrı harika birer terbiye. Hayvan nev’ilerinin herbirinin de nice cinsleri var. Her nev ve her cins değişik özelliklere sahip. Herbirinin bütün ihtiyaçlarını gözeterek terbiyesine bakmak Allah’a mahsus.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Şu dünya kafesindeki kuş nevilerine bakalım. Ruhunda tereddüt ve korkunun hükmettiği serçeden, heybet ve ihtiras timsali kartala kadar bütün kuşları aynı kafeste ne kadar mükemmel besliyor. Herbirinin ihtiyaçlarını ne kadar muntazam görüyor.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Bir kuş nev’inde birbirinden bu kadar farklı terbiyeleri birlikte icra eden Allah, aynı anda, denizlerde ve okyanuslarda o kadar farklı balık çeşitlerini ayrı ayrı terbiyeden geçiriyor, besliyor, büyütüyor, idare ediyor. Herbirinin hertürlü ihtiyacını görüyor. Ömrü dolan bir balık başkasına yem oluyor. Böylece sanki,<br />
&nbsp;“Ne zamandan beri rızıklanarak Rabbimin Rezzak ismine ayine oldum, şimdi de aynı vazifeyi rızık olarak göreyim ve bu dünyadaki son tesbihimi de böylece yapayım.”&nbsp;diyor.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Orman ayrı bir âlem&#8230;&nbsp;Nice farklı terbiyeler de orada birlikte ve aynı anda gerçekleşiyor. Arslanın, kaplanın, parsın, sincabın, ceylanın, tilkinin, tavşanın terbiyeleri hep ayrı ayrı veriliyor. Rızıkları ayrı ayrı hazırlanıyor.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Bütün bu&nbsp;milyonu aşan hayvan nev’inin terbiyesi&nbsp;yanında, aynı anda yinemilyonu aşkın da bitki nev’i&nbsp;terbiye görmekte. Yoncasından kavağına, domatesinden baklasına, gülünden lâlesine, goncasına kadar&#8230;<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />İşte Rabb-ül Âlemin, melekler âlemini, sema âlemini, arz âlemini ve onlardaki bu milyonlarca ayrı âlemi birlikte tanzim ve idare etmekten, onlarda san’atını, ilmini, kudretini, ihsanını, keremini sergilemekten, beşerî ölçülere gelmez ulvî bir lezzet alır. İşte bu İlâhî lezzet,&nbsp;“lezzet-i mukaddese”&nbsp;tabiriyle ifade ediliyor.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />“İnsanın bir ferdi sair hayvanatın bir nev’i gibidir.”&nbsp;(Mesnevî-i Nuriye’den) hakikatının penceresinden meselemize nazar ettiğimizde bambaşka bir tabloyla karşılaşırız.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />İmanın, ihlâsın, havfın, muhabbetin, güzel ahlâkın sonsuz dereceleri, muhtelif fertlerde ve ayrı ayrı mertebelerde, kendilerini gösteriyorlar. Her peygamber (a.s.), her sahabi, her veli ve nihayet her mü’min ayrı bir âlem.&nbsp;<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Büyük insanların hepsinde her güzel ahlâk mevcut. Ama, farklı derecelerde, ayrı seviyelerde. Kimi muhabbette daha ileri, kimi Allah korkusunda, kimi ilimde umman, kimi cömertlikte. Biri cihatta önder, beriki tefekkürde.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Bütün bu güzelliklere, insanlar arasında, en ileri seviyeyle sahip olan bir tek zât var:&nbsp;Resulûllah (a.s.m.) Efendimiz.&nbsp;Allah’ın, insan terbiyesinden aldığı lezzet-i mukaddesenin en ileri seviyesi de&nbsp;Habibullah’ın terbiyesinde saklı.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />“Kulum bana adım adım gelirse, ben ona koşarak gelirim.”&nbsp;Hadis-i Kudsîsini bu yönüyle şöyle anlayabiliriz: Biz Allah’ı sevme vadisinde bir adımlık yol alsak, Allah’ın bize göstereceği mukaddes sevgi bunun on, yüz, bin, milyon katı kadar olacaktır. Çünkü, biz O’nun kuluyuz, O’nun san’atı, O’nun mahlûkuyuz.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Bir baba bile evlâdından gördüğü bir sevgiye on belki yüz katıyla karşılık verirse, Hâlık’ın, kendini seven bir mahlûkuna muhabbeti nasıl olur?<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Ve Cenetteki sonsuz ihsanlar&nbsp;lezzet-i mukaddesesinin en ileri mertebesi.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Ve Cennet&#8230;&nbsp;Allah’ın saadet yurdu olarak yarattığı mukaddes belde&#8230; Sevdiği kullarını ebediyyen sevindirmenin İlâhî sürûru ve mukaddes lezzetleriyle Rabbimiz o âlemde mü’minlere sonsuz ikramlarda bulunacak.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Diğer Esma-i İlâhiyyenin tecellileri de Rab ismiyle birlikte düşünüldüğünde, Allah’ın lezzet-i mukaddesesinin de ilmi ve kudreti gibi sonsuz olduğuna bir derece bakılabilir.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />İlâhi Sıfatlar</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Sıfat: “Vasıf. Hâl. Keyfiyet. Nişan. Alâmet” “Zâtın bazı ahvâline delâlet eden bir isim.”<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Cenâb-ı Hakk’ın zâtı bilinmez; ama zâtının varlığına mahlûkat adedince şahitler mevcut. O’nun mukaddes sıfatları da kemaliyle idrak edilemez; ancak o sıfatların varlıkları ve sonsuz oldukları bilinebilir.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />İlâhî sıfatlar,&nbsp;“sübutî”&nbsp;ve&nbsp;“selbî”&nbsp;olmak üzere iki gruba ayrılıyor.&nbsp;<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Sübutî sıfatlar, “hayat, ilim, irade, kudret, sem (işitme), basar (görme), kelâm ve tekvin.” Bu sıfatların hepsi ezelî, hepsi ebedî, hepsi sonsuz ve yine hepsi mutlak.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Bu sıfatlarda ne bir azalma ne de artma düşünülebilir.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Hayat,&nbsp;Allah’ın bir sıfatı. Ezelde ne ise ebedde de aynı. Bu hayatta ne bir azalma olur, ne de artma. Bizlere hayat bahşetmesi, O’nun ihya (hayat verme) fiiliyledir. Bizde hayat yaratmakla O’nun hayatında bir noksanlık olmaz. Malûmdur ki,&nbsp;Allah maddeden münezzehdir; maddenin sıfatlarından da münezzehdir.&nbsp;Allah bir maddî mahlûkuna ağırlık, boy, en, hacim gibi sıfatlar takmış. Bu sıfatlardan O’nun zâtı münezzeh.&nbsp;Bunların hepsini yoktan yaratıyor. O halde bu eşya ne kadar çok yaratılırsa yaratılsın Allah’ın zâtı için ve zâtî sıfatları için bir değişme söz konusu olamaz. İnsan bile, eserine benzemezken, eserinde yaptığı değişiklikler onun zâtında bir değişme meydana getirmezken, mahlûkattaki değişmelerin İlâhî sıfatlarda bir değişiklik yapması nasıl düşünülebilir?!..<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Allah’ın bir sıfatı da ilim.&nbsp;Ne kadar varlık yaratırsa yaratsın, onlara ne kadar hikmetler, mânâlar, faydalar takarsa taksın Onun ilim sıfatında bir değişme düşünülemez.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Allah’ın kudreti de öyle.&nbsp;Ağaca elma takmakla, insan koluna kuvvet takmak arasında Allah için bir fark yoktur. Elma da O’nun mahlûku, kuvvet de. Mahlûkun artıp azalması ise, Hâlikde hiçbir değişme meydana getiremez.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />İlâhî sıfatlardan bir diğeri&nbsp;“Basar”&nbsp;yâni görme, biri de “Sem’ ”, yâni işitme. Maddeden münezzeh olan Allah’ın görmesi gözden, işitmesi de kulaktan münezzeh. İlmi ve kudreti gibi görmesi ve işitmesi de sonsuz. Bir anda sonsuz işleri kudretiyle gördüğü gibi, sonsuz sesleri de işitmekte ve sonsuz eşyayı görmekte.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Bu eşyadan birisi kendi nefsimiz, kendi vücudumuz, kendi ruhumuz.&nbsp;&nbsp;<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Bizim ne hücrelerimizi değiştirmeğe gücümüz yeter, ne de mevsimleri. Dünyamızı gece ile örten de O, gözümüzü uyku ile kapatan da. Diğer varlıklar da bizim gibi. Meseleyi böyle değerlendirirsek Rabbimizin, sonsuz sıfatlarıyla bütün eşyayı ihata ettiğini ve herbir mahlûkunun yanında hazır olup, onun bütün ihtiyaçlarını bizzat gördüğünü daha iyi anlarız.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Sübutî sıfatlarının varlığını bilelim diye, Rabbimiz ruhumuzda bir sıfatlar âlemi yaratmış. Bizim de hayatımız, ilmimiz, irademiz, kudretimiz, işitme ve görmemiz var. Ama bunların hepsi mahlûk, hepsi sınırlı, hepsi kula münasip. Allah da hayat sahibidir ama kulunun hayatı gibi değil. O da görür, işitir fakat kulun görmesi, işitmesi gibi değil. Onun da iradesi var, ama cüz’î değil. O da kudret sahibi, lâkin bu kudret sınırlı değil.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Biz bu mahlûk sıfatlarımızı iyi değerlendirebilirsek Allah’ın mutlak ve sonsuz sıfatlarının var olduğunu bilir, onları sonsuz olarak tanırız.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />“Kalem-i Kudret”&nbsp;tabirinden ilham alarak şöyle düşünebiliriz: Şuursuz kalemden yine şuursuz mürekkep akıyor. Ama, kâğıda ilim saçan bir cümle dökülüyor. Ve biz bu yazıyı ilim sahibi, gören, işiten bir zâtın irade ettiğini hemen anlıyoruz. Bir çocuğa bile, sahifedeki resimleri kalemin çizdiğine inandıramazsınız.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Yeryüzü bir sahife.&nbsp;Bütün çiçekler, ağaçlar, böcekler, kuşlar ve nihayet bütün bir insanlık âlemi bu sahifede yazılıyor. Allah’ın kudret kalemiyle, ilmiyle, iradesiyle.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Allah bütün bu mahlûklarını görüyor, ihtiyaçlarını biliyor, seslerini işitiyor ve onlarla kelâm ediyor; vahiy ve ilham ile. Sübutî sıfatların varlığını böylece tasdik eden insan, bunlardan selbî sıfatlara intikal eder.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Vücut sıfatı hakkında şöyle düşünür:&nbsp;Her isim bir varın alâmeti, simgesi. Ağaç diyorsam, bu isme sahip bir varlık olduğu içindir. Toprak, su, deniz, ova, gök, yer, melek, insan hep varlık isimleri&#8230; Bu varlıkların var edilmelerini yokluğa veremeyeceğime göre, bütün bunlar Allah’ın varlığına birer delil, birer alâmet. Ve O’nun vücut sıfatına birer şâhit.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Sonra her varlığın bir başlangıcı olduğunu düşünür; başlangıcı olmaktan münezzeh olan Allah’ın “kıdem” sıfatını onlarda okur. Keza her varlığın bir sonu olduğunu dikkate alır ve sonu olmaktan münezzeh olan Allah’ın&nbsp;“beka”&nbsp;sıfatını bütün kalbiyle tasdik eder.&nbsp;<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Bir eseri yazan zâtın eserdeki hiçbir kelimeye, hiçbir cümleye benzemeyeceğini, zira kâtibin yazı cinsinden olmayacağını dikkate alır ve elementlerden kürelere, ruhlardan meleklere, çiçeklerden&nbsp; yıldızlara kadar bütün varlık âleminin yaratıcısı olan Allah elbette hiçbir mahlûka benzemeyecektir der ve O’nun&nbsp;“Muhalefetün-lil-havadis (zâtının hiçbir varlığa benzememesi)&nbsp;sıfatına iman eder.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Hiçbir varlığın kendi varlığını kendi iradesiyle ayakta tutmadığını, hepsinin bir İlâhî lütufla varlıklarını sürdürdüğünü düşünür ve Allah’ın&nbsp;“Kıyam-binefsihi”sıfatına bütün ruhuyla iman eder.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />İlahi İsimler<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Bazı İslâmî kaynaklarda İlâhî isimlerden de sıfat diye söz edildiği görülür. Meselâ,&nbsp;“Kerim”,&nbsp;Allah’ın bir ismidir. Aynı zamanda Allah’ı kerem sahibi olarak vasıflandırması cihetiyle de sıfat vazifesi görür. “Kerim Allah” dediğimiz zaman Kerim ismini sıfat makamında kullanmış oluruz.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Yine bu kaynaklarda Cenâb-ı Hakk’ın sıfatları üç grupta mütalâa edilir:&nbsp;“Zâtî sıfatlar” (bunlar sübutî ve selbî olarak iki kısma ayrılırlar),&nbsp;“fiilî sıfatlar”, bir de&nbsp;“manevî sıfatlar.”&nbsp;Allah’ın bütün güzel isimleri bu sıfatlardan birine dayanır. Meselâ,&nbsp;Âlim ismi sıfat-ı sübutiyeden “İlim” sıfatına,&nbsp;“Kadîr” ismi “Kudret” sıfatına,&nbsp;“Mütekellim” ismi “Kelâm” sıfatına dayanır.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Keza,&nbsp;Evvel ismi,&nbsp;sıfat-ı selbiyeden&nbsp;“Kıdem”&nbsp;sıfatına,&nbsp;“Âhir”<br />
 ismi,&nbsp;“Bekâ”&nbsp;sıfatına dayanır.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />İlâhî isimlerden çoğu fiilî sıfatlara dayanmaktadır.&nbsp;Hâlik&nbsp;ismi, yaratma fiiline;&nbsp;Muhyi&nbsp;ismi ihya (hayatlandırma) fiiline;&nbsp;Musavvir&nbsp;ismi “tasvir”, yâni sûret verme fiiline; Mümit (ölümü verici) ismi, imate (ölümü verme) fiiline dayanır.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Bazı isimler de manevî sıfatlara istinad ederler. Hakîm ismi Cenâb-ı Hakk’ın hikmet sahibi olması sıfatına;&nbsp;“Kebir”&nbsp;ismi, kibriya sahibi olma vasfına;&nbsp;Cemil&nbsp;ismi, cemal sahibi olmasına dayanır.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Buna göre biz Rabbimizi hangi isimle yâd edersek edelim, o isim aynı zamanda Rabbimizin bir vasfını, bir kemalini, bir cemalini, yahut ahlâk-ı ilâhiyyesinden bir ahlâkını ifade etmekle sıfat vazifesi görür.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Cenâb-ı Hakk’ın zâtı birdir ama isimleri yüzlerce, binlercedir. Hatta bazı zâtlara göre ilâhî isimler sonsuzdur. İşte bu isimler arasındaki farklılık, onların tecelligâhı olacak varlıkların da farklı olmalarını zarurî kılmıştır.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Allah’ın bütün isimleri güzeldir.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Zâtı güzel olduğu gibi bütün zâtî isimleri de güzeldir.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Sıfatları güzel olduğu gibi, bu sıfatlardan doğan sonsuz fiilleri de güzeldir. Ve bu fiillere dayanan ‘fiilî isimleri’ de güzeldir.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Bu sırra eren kâmil insanlar,&nbsp;“Kahrın da hoş, lütfun da hoş”&nbsp;demişlerdir. Zira, Kahhâr ismi de güzeldir, Latîf ismi de.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Bu kısa açıklamadan sonra,&nbsp;‘zât, şuunât, sıfat, fiil, isim’&nbsp;münasebetinden de kısaca söz edelim:<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Nur Külliyatı&#8217;nda bu önemli konu defalarca işlenmiş ve misallerle izah edilmiştir. Bunlardan birisinin sonunda şu hüküm cümlesine yer verilmiştir:<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />“İşte bütün âlemdeki âsâr-ı sanat ve bütün mahlukat, herbiri birer eser-i mükemmel olduğundan, herbiri bir fiile ve fiil ise isme, isim ise vasfa ve vasıf ise şe’ne ve şe’n ise zâta şehadet ettikleri için; masnuat adedince birtek Sâni’-i Zülcelâl’in vücub-u vücuduna şehadet ve ehadiyetine işaret ettikleri gibi; heyet-i mecmuası ile, silsile-i mahlukat kadar kuvvetli bir tarzda bir mi’rac-ı marifettir.”&nbsp;(Sözler)<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Buna göre,&nbsp;mahlukatı tefekkür ederken takip edeceğimiz sıra&nbsp;şöylece ortaya konulmuş oluyor:&nbsp;eser, fiil, isim, sıfat (vasıf), şe’n, zât.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Allah’ın, bir mahluku yaratmasında ise bu sıra&nbsp;şu şekli alıyor:&nbsp;zât, şe’n, sıfat, isim, fiil, eser.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Bir hadis-i kutsî de şöyle buyruluyor:<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />“Ben gizli bir hazine idim, bilinmeye muhabbet ettim (bilinmek istedim) de kâinatı yarattım.”<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Bu kutsî hadisin ışığında şöyle diyebiliriz: Bu varlık âleminin yaratılmasında ilk safha, Allah’ın bilinmeye muhabbet etmesidir. Bu ise ilâhî şuunâttan bir şe’ndir.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Bu ilâhî istekten sonra, kâinatın yaratılması irade edilmiştir, irade ise bir ilâhî sıfattır. Bu irade ile birlikte kudret, ilim gibi bütün sıfatların, tabiri caizse, faaliyet göstermesi söz konusudur. Demek ki&nbsp;sıfatları faaliyete geçiren şuunâttır.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Sıfatlar belli sayıda olmakla birlikte, bunlardan sonsuz fiiller zuhur etmiştir ve bu fiillerden her birisi, Allah’ın, ezelden beri var olan bir ismine dayanır. Terbiye fiilinin Rab ismine dayanması gibi.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Şu var ki, henüz hiçbir varlığın yaratılmadığı dönemde de, bu isimler var idi, ama tecelli etmemişlerdi.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Mahlukatın yaratılmasıyla tecelli eden isimler, fiilî isimlerdir;&nbsp;Rezzak, Hâlık, Muhyî, Mümit gibi&#8230;<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Zâtî isimlerin varlığına bu âlemde birçok delil varsa da bu, ‘tecelli’ demek değildir. Meselâ,&nbsp;Kadîm ismi hiçbir şeyde tecelli etmez.&nbsp;Çünkü evveli olmamak ancak Allah’a mahsustur. Ama biz, eşyanın evvellerine bakarak bunları yaratan Allah, Kadîm’dir, ezelîdir diyebiliriz. Yani, Allah’ın Kadîm ismini eşyanın evvellerinde okuyabiliriz, fakat bu bir tecelli değildir.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Şu noktayı da önemle belirtmek isteriz:<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Tecelli etmek başkadır, ayna olmak daha başkadır.&nbsp;İnsanın ölümünde Allah’ın Mümit (ölümü yaratan) ismi tecelli eder, fakat Bâkî ismi tecelli etmez.&nbsp;Ama, insanların ölümleri Bâki ismine bir ayna olurlar;&nbsp;yani biz, ölümlerde Allah’ın Bâki ismini okuyabiliriz.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Demek oluyor ki, âlemlerin yaratılmasıyla Allah’ın fiilî isimleri tecelli etmiş oldular. Böylece şu gördüğümüz ve göremediğimiz ilâhî eserler vücut buldular.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Allah’ın en mükemmel eseri, insan ruhudur. Bu ilâhî mucizede, nice ilâhî hakikatlerin birtakım işaretleri mevcuttur. Meselâ, insan kendi kudretini tefekkür ederek, ilâhî kudretin varlığını bilebilir; ancak, kudretinin mahluk olduğunu ve ilâhî kudrete işaret ettiğini unutmamak şartıyla&#8230;<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Mâlûm olduğu gibi, haritadaki bir işaret bir şehri gösterir, ama o işarette şehrin binalarını, caddelerini, büyüklüğünü, şeklini bulamazsınız; sadece o şehrin varlığından haberdar olursunuz o kadar.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />İnsanın sıfatları ve şuunâtı da böyledir.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Bu gerçeği göz önüne alarak şöyle diyebiliriz:<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />İnsan bir fakiri gördüğünde içinde bir merhamet, bir acıma duygusu uyanır. Bu, şuunâta misaldir.<br style="box-sizing: inherit;" />Sonra ona yardım etmeye karar verdiğinde, irade devreye girmiş ve böylece sıfatlara intikal edilmiştir. Elini cebine sokması da yine bir sıfat olan kudretle gerçekleşir.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Fakire sadaka vermek üzere elini uzatması bir fiildir, sadaka verme fiili.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Herkes bir fakiri görebilir, ama sadaka vermeyebilir de. Sadaka vermek, ancak cömert insanların işidir. Demek ki, cömert ismini taşıyan insanlarda, sadaka verme fiili gerçekleşiyor. Yani, bu fiil bu isme dayanıyor.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Sonunda, fakirin eline paranın değmesiyle, olay tamamlanmış oluyor.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />İşte insan, bu istidadı, bu kabiliyeti sayesinde, ilâhî şuunâtı, sıfatları ve fiilleri bir derece tefekk<br />
ür edebiliyor.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Son olarak Nur Külliyatı&#8217;ndaki şu hayatî tavsiye üzerinde de kısaca durmak isterim:<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />“Şeriat ve sünnet-i seniyenin ahkâmları içinde cilveleri intişar eden esmâ-i hüsnanın herbir isminin feyz-i tecellisine bir mazhar-ı câmi’ olmağa çalış&#8230;”&nbsp;(Sözler)<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Buna göre ilâhî isimlere mahzar olmak ve onlardan feyiz almanın en sağlam yolu, Kur’ân’a ve sünnete uymaktır. İnsan, ilâhî emirlere uyduğu, yasaklardan kaçındığı ve bu konuda en büyük rehber olan Allah Resûlünün (a.s.m.) sünnetine ittiba ettiği ölçüde, ilâhî isimlerin tecellilerinden feyiz alır.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Nur Müellifi,&nbsp;‘mazhar-ı câmi’&nbsp;olmaktan söz ediyor ve bunun için çalışmak gerektiğini söylüyor.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Bir mahluk, ne kadar çok isimden ne ölçüde feyiz alırsa, derecesi, şerefi, rütbesi o nisbette yükselir. Bir misal vermek isterim:&nbsp;<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Bir âlimde Allah’ın&nbsp;Alîm&nbsp;ismi tecelli etmiştir. Bu âlim fakirleri doyurduğunda&nbsp;Rezzâk&nbsp;isminden de ayrı bir feyiz alır. Kendisine karşı işlenen bir hatayı affettiğinde ise&nbsp;Afüvv&nbsp;ismine mazhar olur. Bütün bunlar kulun kendi cüz’î iradesiyle yapabildiği işlerdir ve&nbsp;‘mazhar-ı câmi olmaya çalış’,&nbsp;denilmesi de bundandır. Yoksa, bir ilâhî ihsan olarak bizde tecelli eden isimlerde, bizim bir çalışmamız söz konusu değildir.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Nur Külliyatı&#8217;nda, ‘insanın esmâ-i ilâhiyeye mazhar olması’ hakkında çok önemli bir bahis var. ‘Herbir isminin feyz-i tecellisine bir mazhar-ı câmi’ olmayı’ bu bahsin ışığında daha iyi anlayabiliriz:<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />“İnsan, üç cihetle esmâ-i ilâhiyeye bir âyinedir.&#8221;<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Biri&#8221;nci Vecih: Gecede zulümat, nasıl nuru gösterir. Öyle de: İnsan, za’f ve acziyle, fakr u hacatıyla, naks ve kusuru ile, bir Kadîr-i Zülcelâl’in kudretini, kuvvetini, gınasını, rahmetini bildiriyor ve hakeza pek çok evsaf-ı ilâhiyeye bu suretle âyinedarlık ediyor.&#8221;<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />&#8220;İkinci Vecih âyinedarlık ise: İnsana verilen numuneler nev’inden cüz’î ilim, kudret, basar, sem’, mâlikiyet, hâkimiyet gibi cüz’iyat ile kâinat Mâlikinin ilmine ve kudretine, basarına, sem’ine, hâkimiyet-i rububiyetine âyinedarlık eder.&#8221;<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />&#8220;Üçüncü Vecih âyinedarlık ise: İnsan, üstünde nakışları görünen esmâ-i ilâhiyeye âyinedarlık eder.”&nbsp;(Sözler)<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />İlk iki vecihte, insanın iradesi söz konusudur. Yani, insan kendi iradesini doğru kullanarak, aczini ve fakrını bildiği nisbette Allah’ın&nbsp;Kadîr&nbsp;ve&nbsp;Ğanî&nbsp;isimlerine ayna olur. Noksanını bildiği ölçüde, ilâhî sıfatların ve fiillerin kemâlini idrak eder, bu idrakle birlikte o da kemâl bulur, terakki eder.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Öte yandan, insan kendi mahiyetine konulan sıfatları doğru değerlendirdiğinde, bunlar vasıtasıyla, ilâhî sıfatların varlığını idrak eder. İnsan bu sıfatlara sahip olmasaydı, Allah’ın sıfatları ona meçhul olurdu. İlâhî sıfatların bir işareti, bir gölgesi insanın mahiyetinde yaratılmış olduğu için, insan, mahluk olan bu sıfatlarını kıyas unsuru olarak kullanıp, ilâhî sıfatları tefekkür edebiliyor.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Üçüncü vecihte, iradeyi kullanma, yahut kıyas yapma söz konusu değildir. Bu kâinat sergisinde Allah’ın nice farklı eserleri sergileniyor ve her birinde ayrı bir sanat ve farklı bir isim tecelli ediyor. İnsan da bu eserlerden birisi, ama birincisi. O da bir eser olarak kendinde tecelli eden isimleri sergiliyor, seyircilere gösteriyor, fikir erbabına okutturuyor.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Nur Müellifinin, ‘çalış’ tavsiyesi, ilk iki cihet içindir; bu üçüncü cihette kulun bir gayreti sözkonusu değildir.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Cevşen duasında Allah&#8217;ın 1001 ismi geçmektedir.&nbsp;Hannan&nbsp;ve&nbsp;Mennan&nbsp;isimleri de bunlardandır.</div>
</div>The post <a href="https://ateistlerecevap.org/allahi-tanmak-isteyenler-buyrun/" data-wpel-link="internal">Allah'I tanımak isteyenler buyrun…</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ateistlerecevap.org/allahi-tanmak-isteyenler-buyrun/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bakara 7 Allah kalpleri mühürlüyorsa müslüman olmak bizim elimizde değil mi?</title>
		<link>https://ateistlerecevap.org/bakara-7-allah-kalpleri-muhurluyorsa/</link>
					<comments>https://ateistlerecevap.org/bakara-7-allah-kalpleri-muhurluyorsa/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ateistlere Cevaplar]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 09 Sep 2017 09:46:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Ayetler]]></category>
		<category><![CDATA[Sorular]]></category>
		<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.ateistlerecevap.org/?p=15</guid>

					<description><![CDATA[<p>&#8220;Lütfen önce yazının tamamını okuyun ondan sonra karar verin yazının tamamını okumadan yorum yapmayın.&#8221; Değerli kardeşimiz, Kalp mühürlenmesi, bir kalbin küfür ve isyanla katılaşmak ve kararmak suretiyle imanı kabul edemez hâle gelmesi şeklinde tarif edilir.&#160;Allah Resulü (asm.) buyururlar ki: &#8220;Her günah ile kalpte bir siyah nokta meydana gelir. &#8220; Bir ayet-i kerimede de şöyle buyrulur: [&#8230;]</p>
The post <a href="https://ateistlerecevap.org/bakara-7-allah-kalpleri-muhurluyorsa/" data-wpel-link="internal">Bakara 7 Allah kalpleri mühürlüyorsa müslüman olmak bizim elimizde değil mi?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div class="separator" style="clear: both; text-align: center;">
<a href="https://1.bp.blogspot.com/-txepBIft-UI/WbO3AIb3FGI/AAAAAAAAIs4/a9OVT66AAcIfzBx2CrFR-G78M_OIAAyKwCLcBGAs/s1600/Bakara%2B191%2B%25284%2529.png" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;" data-wpel-link="external" rel="nofollow external noopener noreferrer"><img loading="lazy" decoding="async" alt="Bakara 7 Allah kalpleri mühürlüyorsa müslüman olmak bizim elimizde değil mi?" border="0" data-original-height="720" data-original-width="1280" height="360" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2017/09/Bakara19128429.png" title="Bakara 7 Allah kalpleri mühürlüyorsa müslüman olmak bizim elimizde değil mi?" width="640" /></a></div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
</div>
<div style="box-sizing: inherit; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; margin-bottom: 1em;">
&#8220;Lütfen önce yazının tamamını okuyun ondan sonra karar verin yazının tamamını okumadan yorum yapmayın.&#8221;</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Değerli kardeşimiz,</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
<em style="box-sizing: inherit;">Kalp mühürlenmesi, bir kalbin küfür ve isyanla katılaşmak ve kararmak suretiyle imanı kabul edemez hâle gelmesi şeklinde tarif edilir.</em>&nbsp;Allah Resulü (asm.) buyururlar ki:</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
&#8220;Her günah ile kalpte bir siyah nokta meydana gelir. &#8220;</div>
</blockquote>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Bir ayet-i kerimede de şöyle buyrulur:</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
&nbsp;“Allah kendisine ortak koşulmasını asla bağışlamaz; bundan başkasını (sair günahları) dilediği kimse için bağışlar.”&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">(Nisa, 4/48)</em></div>
</blockquote>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Bu hadis-i şeriften ve âyet-i kerimeden anladığımıza göre, kalbi karartan en büyük siyahlık şirk, yani Allah’a ortak koşmaktır. Bir insan, şirki dava eder ve bu hususta müminlerle mücadeleye girişirse, her geçen gün kalbindeki bu siyahlık daha da koyulaşır ve genişlenir. Gitgide bütün kalbi sarar. Artık o insanın iman ve tevhidi kabul etmesi âdeta imkânsız hale gelir. Nur müellifinin ifadesiyle,</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
<em style="box-sizing: inherit;">“Salâh ve hayrı kabule liyakati kalmaz.”</em></div>
</blockquote>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
İşte sözü edilen âyet-i kerime, Allah Resûlüne (asm.) cephe alan, onunla mücadele eden müşrikler hakkında nâzil olmuştur. Ve o müşriklerin kalplerinde şirkin tam hâkimiyet kurması ve tevhide yer kalmaması,&nbsp;“kalp mühürlenmesi”&nbsp;şeklinde ifade edilmiştir. İşte kendilerine hidayet kapısı kapananlar, bu noktaya varan müşriklerdir. Yoksa günah işleyen, zulüm eden yahut şirke giren her kişi için hidayet kapısının kapanması söz konusu değil. Aksi hâlde, Asr-ı saadette, daha önce putlara tapan on binlerce insanın İslâm’a girmelerini nasıl izah edeceğiz?!. Şirke giren her insanın kalbi mühürlenseydi, hiçbir müşrikin Müslüman olamaması gerekirdi. Demek ki, kalbi mühürlenenler, tevhide dönmeleri imkânsız hâle gelenlerdir. Ve onlar, bu çukura kendi iradelerini yanlış kullanarak düşüyorlar.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Çok önemli bir noktaya da kısaca değinmek isteriz:</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Nur Külliyatı&#8217;nda küfür iki kısımda incelenir: Adem-i kabul ve kabul-ü adem.&nbsp;Adem-i kabul,&nbsp;yani&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">“iman hakikatlerini kabul etmeme”&nbsp;</em>hakkında,&nbsp;“Bir lâkaydlıktır, bir göz kapamaktır ve cahilane bir hükümsüzlüktür.”&nbsp;denilir.&nbsp;Kabul-ü ademde ise&nbsp;küfrü dava etmek ve batıl itikadını ispata çalışmak&nbsp;söz konusudur. Bu ikinci gurup, küfür cephesinde yer alarak iman ehliyle mücadele ederler.&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">İşte kalp mühürlenmesi, daha çok, bunlar için söz konusudur.</em></div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
<em style="box-sizing: inherit;">&#8220;</em>Daha çok&#8221;&nbsp;diyoruz, çünkü bu insanlardan da, az da olsa, hidayete erenler, İslamı seçenler çıkmaktadır. Şüphesiz ki küfürleri tam ortaya çıkmış olanlar kendilerini ha (Allah&#8217;ın azabından) korkutmuşsun, ha korkutmamışsın onlar için aynıdır, iman etmezler. Fakat bu inzâr (korkutma) ve adem-i inzâr (korkutmama) senin için aynı değildir, &#8220;senin için eşit&#8221; değil, &#8220;onlar için eşit&#8221; dir. Zira sen görevini yapmış ve Allah&#8217;ın delilini göstermiş ve açıklamış olursun, sevap senin, günah onların olur. O eşitliğin, iman etmediklerinin sebebine gelince: Çünkü yüce şân sahibi Allah, onların kalplerini ve kulaklarını mühürlemiştir. Gerçeği kendiliklerinden sezip, düşünüp bulmaya, olmadığı halde dinleyip işitmeye, güzel kabul göstermeye kabiliyet (yetenek)leri kalmamıştır.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Aslî kalp vardır, fakat ilk yaratılıştaki sağlamlıklarını yitirmişler, kötü alışkanlıklarıyla onu örten ikinci bir alışkanlık kazanmışlardır. Bu kazancı da Allah Teâlâ yerine getirmiştir. Artık onlar kendiliklerinden; kendi istek ve arzularından, şahsî ve nefsî gayelerinden başka hiçbir şeye dönüp bakmazlar. Gerçeği anlamak için yaratılmış olan o kalplerin bütün faaliyet ve yetenekleri nefse ait arzularla boğulmuş, isterse gelecekteki menfaatleri adına olsun, kendilerinden şimdiki isteklerinden başka gayba ait gerçeklere karşı inat ile kaplanmışlar, onlar</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
&#8220;Öğüt alacak olanın, öğüt alacağı kadar bir süre sizi yaşatmadık mı?&#8221;<em style="box-sizing: inherit;">&nbsp;(Fâtır, 35/37)</em></div>
</blockquote>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
âyeti gereğince, Allah Teâlâ&#8217;nın verdiği düşünme devresini tamamlamışlar ve artık küfür, onların tam ortaya çıkmış kazançları, huyları ve ikinci yaratılışları olmuştur. Onlar ne hakikatı, kalp gibi nefse ait delilleri, ne de Kur&#8217;ân gibi daima açık manevî ve aklî bir mucizeyi düşünürler ve hatta ne dinlerler, ne dinlemek isterler, bilmek işlerine gelmez, bilseler de kabul etmezler. Bunlardan başka gözlerinin üzerinde de bir perde vardır&#8230;</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Görülen âlemde, âlemin şekli, madenlerin oluşumu, bitkilerin ve hayvanların durumu, anatomi gibi gözle görülebilen doğru delilleri, bakmak isteseler bile göremezler, çünkü o gözler perdelidir. Onları gaflet, şehvetler, kötülükler, bencillik perdesi bürümüştür. Mesela, her gün gökyüzüne bakar, o gönülün hoşlandığı manzarayı görür de, şu yerdeki, şu bedendeki, şu küçücük gözün, küçücük göz bebeğine uyan bir anlık ışık ile dışardan o kadar uzak ve geniş uzaklık ve mesafe içindeki büyük dış manzaranın nasıl ve ne ile anlaşıldığını görmez ve düşünmez. Acıktığı zaman ekmeğe koşar da, dışındaki ekmeği nasıl idrak ettiğini ve ona nasıl ve ne sayede isabet ve uyum sağlayabildiğini düşünmez ve görmez&#8230; Böylece onlar, gerçeği anlamak için şart olan kalp ve akıl, sağlam duyular, haberi duyma denilen üç ilim sebebinin üçünden de mahrum bir haldedirler.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
<em style="box-sizing: inherit;">&#8211; Kalp nasıl mühürlenir?</em></div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Malum ya üzerini mühürlenmek; zarf, kap, örtü ve kapı gibi şeylerde olur. İnsanların kalpleri de, ilimlerin ve bilgilerin zarfları ve kapları gibidir. Ne kadar anlayışlarımız varsa orada saklıdır. Kulak da bir kapı gibidir, duyulan şeyler oradan girer. Bilhassa geçmişteki, gelecekteki ve şimdiki gaybla ilgili haberler, kitaplardaki kavramlar duyma yoluyla bilinir. Şu halde kalbin mühürlenmesi, zarfın mühürlenmesine; kulağın mühürlenmesi, kapının mühürlenmesine benzer. Peygamber Efendimiz (asm) hadislerinde şu meâlde buyurmuştur ki:</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
&#8220;Günah ilk defa yapıldığı zaman kalpte bir siyah nokta yani kara bir leke olur. Eğer sahibi pişman olur, tövbe ve istiğfar ederse kalp yine parlar. Etmez de günah tekrarlanırsa, o leke de artar, sonra arta arta bir dereceye gelir ki, leke bir kılıf gibi bütün kalbi kaplar ki Mutaffifîn sûresinde<em style="box-sizing: inherit;">&nbsp;&#8216;Hayır, onların işleyip kazandıkları şeyler, kalplerinin üzerine pas tutmuştur.&#8217;</em>&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">(Mutaffifîn, 83/14)</em><em style="box-sizing: inherit;">&nbsp;</em>âyetindeki &#8220;rayn&#8221; da budur.&#8221;&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">(bk. Tirmizi, Tefsiru Sûre, 83, 1; İbn-i Mace Zühd 29)</em></div>
</blockquote>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Bu hadis gösteriyor ki, günahlar devam ettikçe kalpleri bir kılıf gibi kaplar. İşte o zaman bu âyetinde buyurulduğu gibi, Allah tarafından mühür ve baskı yapılır. O salgın leke o kalbe basılıp tabedilir. Başlangıçta âharlı parlak bir yazı kağıdı üzerine dökülmüş, silinmesi mümkün olan bir mürekkep gibiyken, bundan sonra matbû ve silinmez bir hale gelir. Diğer bir deyişle, alışkanlıkla bir ikinci huy olur. Ne silinir, ne çıkar ve o zaman ne iman yolu kalır, ne de küfürden kurtulmaya çare.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Bu mühürleme ve baskının kazanılması kuldan, yaratılması Allah&#8217;tandır.&nbsp;Şu hâlde burada hatm (mühürleme)in Allah&#8217;a isnadı, aklî mecaz değil, Ehl-i sünnet&#8217;in anladığı gibi hakikattir ve cebir (zorlama) yoktur. Bu hadis ve âyet ahlâkta alışkanlık meselesini ne güzel açıklar. Ahlâkın ve dinin kıymeti, devam ve alışkanlıkta olduğunu ne güzel anlatır. Bu nokta terbiye meselesinin sırrıdır. Dinî bakımdan bir günahta ısrar etmekle etmemenin farkı da bundandır. Günahı helal saymanın, haramı helal saymanın küfür olması da bununla ilgilidir. İman meselesinde kâfirler için bu alışkanlığın sonucu, bu ikinci huy, bu sağlam meleke ne ise, amel konusunda müminler için de böyledir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
<em style="box-sizing: inherit;">İyiliklere âdet edinmekle alışılır. Kötülükler de alışkanlık ile içinden çıkılmaz bir ikinci huy olur.&nbsp;</em>Hayatın akışı bu alışkanlığın kazanılması demektir. İlk yaratılışta beşer iradesinin ilgisi yoktur. Fakat alışkanlıkta ilk hissesi önemlidir. Bununla beraber bunun üzerine sonuç olarak yaratma yine Allah&#8217;ındır. Şu halde bu meselelerde ilk yaratılış gibi zorlama yoktur. Aynı zamanda insanın yaratıcılığı da yoktur, yalnız kazancı vardır. İnsan bir taraftan yaratılmışı alır, diğer taraftan yaratılacağı kazanır, onun kalbi, Allah&#8217;ın yaratığı ve halkının (yaratmasının) güzergâhıdır. İnsan asıl değil, vekildir. Allah Teâlâ onlara başlangıçta kalp vermeseydi veyahut kendiliğinden mühürlü olarak verseydi, o zaman zorlama olurdu. Hâlbuki âyet öyle demiyor.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
<em style="box-sizing: inherit;">Şu halde bazı Avrupalıların yaptığı gibi bu âyetlerle cebir (zorlama) isnadına kalkışmak, âyeti anlamamaktır.</em>&nbsp;Yalnız Allah Teâlâ bu gibi kâfirlerin iman etmiyeceklerini bildiği halde yine iman ile sorumlu tutmuştur. Hâlbuki Allah&#8217;ın ilminin tersine bir şey olmayacağından dolayı,&nbsp;&#8220;bu iman, üstesinden gelinemiyecek bir iman değil midir?&#8221;&nbsp;sorusu sorulmuştur. Fakat bunu da şöyle anlamak gerekir: Bu teklif ilk yaratılışa göre güç yetmiyecek değildir ve onun için yapılmıştır. Gerçi ikinci huya göre güç yetmezdir. Fakat onun için yapılmamış, sadece bilinmiştir. Kur&#8217;ân&#8217;ın hikmeti ve İslâmî esaslara göre ilimde zorlama fiili yoktur. Bundan,&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">&#8220;aklî zaruret yoktur&#8221;&nbsp;</em>diye de bahsederler. Cebir (zorlama) ve icâb (gerekli kılma), iradenin ve yaratmanın eseridir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
<em style="box-sizing: inherit;">Allah&#8217;ın, önden veya sondan bir şeyi bilmesi, onu yapması ve yaptırması demek değildir.&nbsp;</em>Ne bilen yapmaya mecburdur, ne de bilinen yapılmaya mecburdur. İsteğin fiile çıkması bile kudret (güç)e, güçle beraber bir de yaratmaya bağlıdır. Bunun içindir ki biz, kendimizde iradeye bağlanmayan ilimler ve hatta güç bulunduğu halde bile fiile çıkmamış nice iradeler buluruz.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Bütün bunlar bize gösterir&nbsp;ki bilmek, istemek, güç, yaratma bir grup sıfatlardır. Bundan dolayı Allah Teâlâ&#8217;nın bilmiş olması da zorla yaptırmış olması demek değildir. Ve Allah Teâlâ mühürü, ikinci huyu kulun istemesinden ve bahsettiği gücünden sonra yaratmıştır ve anılan teklif nihayet geçici ve değişken bir şekilde güç yetmez olmuştur. Bu ise hem mümkün ve hem olagelendir. Ve öyle olması yakışır.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Özetle kader, zorlama değildir.&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">Bunlar,&nbsp;Allah&nbsp;bildiği için kâfir olmamış, kâfir olduklarından ve olacaklarından dolayı Allah öyle bilmiş, öyle takdir etmiştir.</em>Yanılmayanın takdirinin manası düşünülürse, bu pek kolay anlaşılır. Bunlar için kurtuluş da yok, büyük bir azab vardır. Çünkü bunlarda, yukarıda anlatılan iman ve ahirete şeksiz inanma yoktur. Allah, Allah&#8217;ın kitabı, peygamber, ahiret denildikçe o mühürlü kalpler kıvranır, çarpınır, o mühürlü kulaklar uğuldar, o perdeli gözler deprenir, etrafa yalpa vurur. Öldükten sonra da cehennem azabını boylarlar.</div>
<p><iframe loading="lazy" allowfullscreen="" frameborder="0" height="360" mozallowfullscreen="" src="https://player.vimeo.com/video/22893696" webkitallowfullscreen="" width="640"></iframe><br />
<br />
<b>Anahtar kelime alanımız</b>: bakara 7 bakara 7 ayet bakara 7.ayet tefsiri bakara 7 ayeti bakara 7 arapça bakara 7 açıklama bakara suresi 7. ayet dinle bakara suresinin 7.ayeti bakara suresi 7. ayet okunuşu bakara suresi 7. ayet fazileti bakara suresi 7 ayetin anlami bakara suresi 7 ci sayfa bakara suresi 7.cüz 7 bakara court forster bakara 7.sayfa dinle bakara suresi 7. sayfa davut kaya bakara suresi sayfa 7 fatih çollak bakara suresi 7 nci ayet bakara suresi ilk 7 ayeti bakara suresinin ilk 7 ayeti bakara suresi 7 sayfa ishak danış bakara lyon 7 residence bakara lyon 7 bakara 7 meali bakara suresi 7 sayfa meali bakara süresi 7 nci ayet bakara suresi 7.sayfa okunuşu bakara 7 sayfa bakara suresi bakara suresi meali bakara suresi dinle bakara suresi arapça bakara suresi türkçe okunuşu bakara suresi tefsiri bakara suresinin son iki ayeti bakara suresi indir bakara suresi kaç ayet bakara 7 tefsir bakara 7 tefsiri bakara suresi 7 sayfa tecvid kuralları bakara suresi 7 sayfa türkçe okunuşu bakara süresi 7 ve 8 sayfa bakara 6. ve 7. ayet bakara suresi 6 ve 7.ayetler okunuşu bakara suresi 6 ve 7.ayetler tefsiri bakara suresi 6 ve 7 ayet bakara suresi 6 ve 7.ayetler meali bakara suresi 1-7 7 bakara suresi (87-103) bakara 2/7 bakara suresi 2 7 bakara 6-7 bakara suresi 6 7 8 9 10 bakara suresi 6-7 bakara 2 6 7 bakara suresi 5 6 7 sayfa bakara suresi 5 6 7 bakara 7 8 bakara 7 8 9 bakara suresi 7 8 9 sayfa</p>The post <a href="https://ateistlerecevap.org/bakara-7-allah-kalpleri-muhurluyorsa/" data-wpel-link="internal">Bakara 7 Allah kalpleri mühürlüyorsa müslüman olmak bizim elimizde değil mi?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ateistlerecevap.org/bakara-7-allah-kalpleri-muhurluyorsa/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Müslüman Bilim Adamları. Bilime katkıları, eserleri</title>
		<link>https://ateistlerecevap.org/musluman-bilim-adamlari/</link>
					<comments>https://ateistlerecevap.org/musluman-bilim-adamlari/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ateistlere Cevaplar]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 05 Sep 2017 17:50:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sorular]]></category>
		<category><![CDATA[Müslüman Alimler]]></category>
		<category><![CDATA[Müslüman Bilim Adamları]]></category>
		<category><![CDATA[Müslüman İlim Adamalrı]]></category>
		<category><![CDATA[MÜslüman MAtematikçiler]]></category>
		<category><![CDATA[Müslümanların İLme Katkıları]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.ateistlerecevap.org/?p=16</guid>

					<description><![CDATA[<p>  El-Harezmi (780 &#8211; 850) Harezmî, IX. yüzyılda yaşayan ve cebir alanında ilk defa eser yazan Müslüman Türk matematik, coğrafya ve astronomi alimidir. Harezmî 780 yılında Harezm’de doğmuştur. Daha sonra ilim öğrenmek amacıyla, kendi döneminin ilim merkezi olan Bağdat’a gitti. Bağdat’taki bilimler akademisi Darülhikme’de görev alan Harezmî, matematik, astronomi ve coğrafya alanında değerli çalışmalar yaptı. [&#8230;]</p>
The post <a href="https://ateistlerecevap.org/musluman-bilim-adamlari/" data-wpel-link="internal">Müslüman Bilim Adamları. Bilime katkıları, eserleri</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"> <a href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2017/09/Musluman-bilim-adamlari-bilime-katkilari-ve-eserleri.png" data-wpel-link="internal"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-2086" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2017/09/Musluman-bilim-adamlari-bilime-katkilari-ve-eserleri.png" alt="" width="1280" height="720" srcset="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2017/09/Musluman-bilim-adamlari-bilime-katkilari-ve-eserleri.png 1280w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2017/09/Musluman-bilim-adamlari-bilime-katkilari-ve-eserleri-300x169.png 300w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2017/09/Musluman-bilim-adamlari-bilime-katkilari-ve-eserleri-1024x576.png 1024w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2017/09/Musluman-bilim-adamlari-bilime-katkilari-ve-eserleri-768x432.png 768w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2017/09/Musluman-bilim-adamlari-bilime-katkilari-ve-eserleri-1200x675.png 1200w" sizes="(max-width: 1280px) 100vw, 1280px" /></a></div>
<div>
<h4 style="background-color: white; box-sizing: border-box; font-family: 'Helvetica Neue', Helvetica, Roboto, Arial, sans-serif; line-height: 1.4; margin: 0.2rem 0px 0.5rem; padding: 0px; text-rendering: optimizeLegibility;">El-Harezmi (780 &#8211; 850)</h4>
</div>
<div>
<div class="MsoNormal">Harezmî, IX. yüzyılda yaşayan ve cebir alanında ilk defa<br />
eser yazan Müslüman Türk matematik, coğrafya ve astronomi alimidir. Harezmî 780<br />
yılında Harezm’de doğmuştur. Daha sonra ilim öğrenmek amacıyla, kendi döneminin<br />
ilim merkezi olan Bağdat’a gitti. Bağdat’taki bilimler akademisi Darülhikme’de<br />
görev alan Harezmî, matematik, astronomi ve coğrafya alanında değerli<br />
çalışmalar yaptı.</div>
<div class="MsoNormal" style="box-sizing: border-box; outline: none;">Harezmî, ilk<br />
defa, birinci ve ikinci dereceden denklemleri analitik metotla; bir<br />
bilinmeyenli denklemleri de cebirsel ve geometrik metotlarla çözmenin kural ve<br />
yöntemlerini tespit etti. Matematikte ilk kez sıfır rakamını kullanan Harezmî,<br />
cebir bilimini metodik ve sistematik olarak ortaya koydu. Kendisinden önceki<br />
cebire ait konuları, yine ilk kez ‘cebir’ adı altında sistemleştirdi.</div>
<div class="MsoNormal" style="box-sizing: border-box; outline: none;">Harezmî,<br />
matematik, astronomi ve coğrafya alanında çok sayıda eser yazdı. Yeryüzünün<br />
çapına ait hesaplarını Kitâbu Sûreti’l-Arz adlı kitabında topladı. Bu eserde,<br />
Nil Nehri’nin kaynağını açıklayan Harezmî, Batlamyus’un astronomik cetvellerini<br />
de düzeltti. Güneş ve ay tutulmasına dair incelemelerini topladığı<br />
Zîcü’l-Harezmî adlı eserinde ise, astronomi için gerekli trigonometri bilgi ve<br />
cetvellerini de verdi. Harezmî, 850 yılında Bağdat’ta vefat etti. Üç oğlu olup,<br />
hepsi de matematik ilmi üzerinde ciddi çalışmalarıyla tanınır.</div>
<div style="background-color: white; border: 0px none; box-sizing: border-box; font-weight: normal; list-style: none; margin-bottom: 20px; outline: none; padding: 0px;"></div>
<div class="MsoNormal"></div>
<div style="font-weight: normal; line-height: 18.85px; margin-bottom: 10px; margin-top: 10px; padding: 0px;"><span style="font-family: helvetica, arial, sans-serif;"><strong style="margin: 0px; padding: 0px;">İbn-i Sina</strong></span></div>
<div style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif; font-weight: normal; line-height: 18.85px; margin-bottom: 10px; margin-top: 10px; padding: 0px;">980-1037 yılları arasında bugün ki Özbekistan sınırlarında yaşamış olan İbni Sina tıp alanında mikrobun varlığını keşfeden bilim adamı olup, 150 den fazla eser bırakmıştır bunlardan 17 tanesi tıp ile alakalıdır.</div>
<div style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif; font-weight: normal; line-height: 18.85px; margin-bottom: 10px; margin-top: 10px; padding: 0px;">Devlet hizmetlerinde bakan, hekim ve filozof olarak görev aldığından gündüz devlet işlerinde gece bilim işlerinde çalışarak eserler ortaya koymuştur.</div>
<div style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif; font-weight: normal; line-height: 18.85px; margin-bottom: 10px; margin-top: 10px; padding: 0px;">Felsefe konularında kitaplar yazmış, Belirtiler ve uyarılar, kurtuluş kitabı gibi bu alanda meşhur eserlerini vermiştir. Tıp Kanunu kitabı 1000.000 kelimelik bir tıp ansiklopedisidir. Bu kitapları tüm dünyada ders kitabı olarak okutulmuştur.</div>
</div>
<div>
<div style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif; line-height: 18.85px; margin-bottom: 10px; margin-top: 10px; padding: 0px;">Farabi</div>
<div style="font-weight: normal; line-height: 18.85px; margin-bottom: 10px; margin-top: 10px; padding: 0px;">874-950 Yılları arasında Ortadoğu da yaşadığı sanılan Farabi çağında tam bilinememiş ve değeri anlaşılamamış ve yaşadığı çağdan 200 sene sonra bilinmeye başlamıştır. Matematik, Botanik, Tıp, Felsefe, Mantık ve Musiki alanında eserler vermiştir. Büyük İslam âlimi, hekim, filozof olarak tanınmış, insan vücudunun, organların görevi, hastalıklar ve tedavi yöntemleri konusunda çalışmalarda bulunmuş. İnsanın sağlıklı bir bedene sahip olması için gereken sebepleri araştırmış ve hastalıklara çözüm yolları aramıştır.</div>
<div style="font-weight: normal; line-height: 18.85px; margin-bottom: 10px; margin-top: 10px; padding: 0px;">Fizik alanında ses konusunda araştırmalar yapmış, ud ve kanun gibi musiki aletlerini bulmuştur. Kendinden sonra gelen hem Müslüman hem de batılı ilim adamlarına yol göstermiş günümüzde öğrenci değişim hareketlerinden birine adı verilmiştir.</div>
<div style="font-weight: normal; line-height: 18.85px; margin-bottom: 10px; margin-top: 10px; padding: 0px;"></div>
<div style="font-weight: normal; line-height: 18.85px; margin-bottom: 10px; margin-top: 10px; padding: 0px;"><span style="font-family: helvetica, arial, sans-serif;"><strong style="margin: 0px; padding: 0px;">Ali Kuşçu</strong></span></div>
<div style="color: #333333; font-family: Arial, Helvetica, sans-serif; font-weight: normal; line-height: 18.85px; margin-bottom: 10px; margin-top: 10px; padding: 0px;">1474-1525 yılları arasında yaşayan Ali Kuşçu Astronomi ve Matematik dâhisi olarak bilinir. Özbekistan sınırları arasında kalan Semerkant’ta doğmuştur. Fatih Sultan Mehmet zamanında İstanbul’a gelmiş ve Uluğ Bey Rasathanesinde çalışmıştır. Ayasofya da dersler vermiştir. Fetih Risalesi, Astronomu Risalesi ve risale-i Muhammediye yazmış ve Fatih Sultan Mehmet’e takdim etmiş ve 1474 yılında İstanbul’ da vefat etmiştir. Matematik ’ten dil ve belagat konularına kadar eserler bırakmıştır.</div>
<div style="color: #333333; font-family: Arial, Helvetica, sans-serif; font-weight: normal; line-height: 18.85px; margin-bottom: 10px; margin-top: 10px; padding: 0px;"></div>
<div style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif; font-weight: normal; line-height: 18.85px; margin-bottom: 10px; margin-top: 10px; padding: 0px;"><span style="font-family: helvetica, arial, sans-serif;"><strong style="margin: 0px; padding: 0px;">El Buruni</strong></span></div>
<div style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif; font-weight: normal; line-height: 18.85px; margin-bottom: 10px; margin-top: 10px; padding: 0px;"><strong style="margin: 0px; padding: 0px;"> </strong></div>
<div style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif; font-weight: normal; line-height: 18.85px; margin-bottom: 10px; margin-top: 10px; padding: 0px;">973-1051 yılları arasında yaşamış olan ve bugün Özbekistan ve Türkmenistan arasında bir bölge olan Harezm de doğmuş. Astronomi, Tarihçi, Botanikçi, Eczacılık uzmanı, Jeolog, Şair, Mütefekkir, Matematikçi, Coğrafyacı ve Hümanist olarak çok yönlü çalışmış olan bir bilim adamıdır. İlk kitabını 17 yaşında yazmıştır. Kitaplarının adı ise ilginçtir. Boş geçen asırlardan kalan eserler, Meskenler arasındaki mesafeyi düzeltmek için Mekânların sonunu sınırlama, Hint Tarihi, Cevherlerin bilinmesine dair kitap, Yıldızlar ilmine giriş, Eczacılık Kitabı. Pi sayısı ve Trigonometri üzerine araştırmaları ile ün yapmıştır. Günümüzde bu kadar çok yönlü insanları bulmak zor hatta imkânsızdır.</div>
<div style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif; font-weight: normal; line-height: 18.85px; margin-bottom: 10px; margin-top: 10px; padding: 0px;"></div>
<div style="line-height: 18.85px; margin-bottom: 10px; margin-top: 10px; padding: 0px;">Mimar Sinan</div>
<div style="font-weight: normal; line-height: 18.85px; margin-bottom: 10px; margin-top: 10px; padding: 0px;">Kanuni devrinin en büyük mimarıdır. Osmanlı İmparatorluğunun gelmiş geçmiş bilinen en büyük mimarlarındandır.1489 1588 yılları arasında yaşamıştır. 99 yıl hayatına binlerce eser sığdırmış ve 350 ye yakın eser yapmış bunlardan 84 cami 52 mescit, 57 medrese, 35 küçük saray, 20 kervansaray vb. Mimar Sinan’ı anlatmakla bitiremeyiz.</div>
<div style="font-weight: normal; line-height: 18.85px; margin-bottom: 10px; margin-top: 10px; padding: 0px;"></div>
<div style="font-weight: normal; line-height: 18.85px; margin-bottom: 10px; margin-top: 10px; padding: 0px;"><span style="font-family: helvetica, arial, sans-serif;"><strong style="margin: 0px; padding: 0px;">Battani</strong></span></div>
<div style="font-weight: normal; line-height: 18.85px; margin-bottom: 10px; margin-top: 10px; padding: 0px;">859 929 yılları arasında yaşamış olan Battani bundan 1000 yıl kadar önce Matematikte Trigonometriyi bulan ve Müslüman ve Astronomi ve Matematikçi olarak bilinmektedir. Ayın güneş etrafında dönmesini 365 gün, 5 saat, 48 dakika 24 saniye olarak hesaplamıştır. Günümüzde ise bu 365 gün, 5 saat, 48 dakika ve46 aniye olarak hesaplanmıştır yani 22 saniye yanılmış Battani. Saygı ile anılası bir bilim adamıdır.</div>
<div style="font-weight: normal; line-height: 18.85px; margin-bottom: 10px; margin-top: 10px; padding: 0px;"></div>
<div style="line-height: 18.85px; margin-bottom: 10px; margin-top: 10px; padding: 0px;">Razi</div>
<div style="font-weight: normal; line-height: 18.85px; margin-bottom: 10px; margin-top: 10px; padding: 0px;">865- 925 yılları arasında yaşamış olan Razi, Tahran yakınlarında Rey de doğmuştur. Tıp, eczacılık, Simya gibi çok alanda eserler vermiş bir İslam âlimi olup, ilk göz ameliyatını yaptığı bilinmektedir. Suçiçeği ve kızamığın ayrı şeyler olduğunu 1100 sene önce keşfetmiş bir tıp dehasıdır.</div>
<div style="font-weight: normal; line-height: 18.85px; margin-bottom: 10px; margin-top: 10px; padding: 0px;"></div>
<div style="font-weight: normal; line-height: 18.85px; margin-bottom: 10px; margin-top: 10px; padding: 0px;"><span style="font-family: helvetica, arial, sans-serif;"><strong style="margin: 0px; padding: 0px;">Sabit Bin Kurra</strong></span></div>
<div style="font-weight: normal; line-height: 18.85px; margin-bottom: 10px; margin-top: 10px; padding: 0px;">9. yy yaşamıştır. Matematik, Astronomi ve tıp konularında çalışmalarda bulunmuştur. Diferansiyeli hesabını İlk o hesaplamıştır. Parabol, Pisagor genel ispatını yapmıştır. 79 eseri olup, 21 tıp, 2muzik, 25 felsefe matematik, astronomi alanında eserler vermiştir.</div>
<div style="font-weight: normal; line-height: 18.85px; margin-bottom: 10px; margin-top: 10px; padding: 0px;"></div>
<div style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif; font-weight: normal; line-height: 18.85px; margin-bottom: 10px; margin-top: 10px; padding: 0px;"><span style="font-family: helvetica, arial, sans-serif;"><strong style="margin: 0px; padding: 0px;">Nurettin Batruci</strong></span></div>
<div style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif; font-weight: normal; line-height: 18.85px; margin-bottom: 10px; margin-top: 10px; padding: 0px;">Modern astronominin kurucusu kabul edilir ve bütün gezegenlerin iki kutuplu olduğu, gök cisimlerinin hareketlerinin kutuplar arasında olduğunu, gezegenlerin günlük dönüşlere sahip olduklarını, yıldızların bulunduğu gök tabakalarının değişken olduğunu, gök cisimlerinin hareketlerinin doğudan batıya doğru olduğunu v.b gibi birçok astronomi gerçeğini bundan 800 sene önce tespit etmiş batılı ilim adamları ise ondan 400 veya 500 sene sonra bunları fark edebilmişlerdir.</div>
<h4 style="background-color: white; box-sizing: border-box; line-height: 1.4; margin: 0.2rem 0px 0.5rem; padding: 0px; text-rendering: optimizeLegibility;">El-Kindi (801-873)</h4>
</div>
<div>Kindi dünyadaki ilk müslüman filozof olarak tanınmaktadır. Kendisi filozof yönü dışında anstronomiye olan katkılarıyla bilinmektedir. Güneş sistemi teorisini dekteklemiş, kriptoloji bilminde tek alfabeli şifreleme yöntemini gelişterek frekans analizini bulan kişi olarak da tarihe geçmiştir.</div>
<div></div>
<div>
<h2 style="background-color: white; box-sizing: border-box; line-height: 1.4; margin: 0.2rem 0px 0.5rem; padding: 0px; text-rendering: optimizeLegibility;">Piri Reis (1465-1554)</h2>
</div>
<div>Türk &#8211; Osmanlı denizcisi olan Piri Reis, tarihte ilk kez &#8220;Dünya Haritası&#8221;nı çizen coğrafyacı ve haritacı olarak tanınır. Piri Reis yapmış olduğu seferlerdeki gözlemlerinden ve deneyimlerinden yola çıkarak tarihteki &#8220;İlk Dünya Haritası&#8221;nı çizmiştir. Bu harita, Atlas Okyanusu, İber Yarımadası, Afrika&#8217;nın batısı ile Amerika&#8217;nın doğu kıyılarını gösteren ve elimizde sadece haritanın 3&#8217;te 1&#8217;inin bulunduğu kısımdır.</div>
<div></div>
<div>
<div style="background: white; margin: 6.0pt 0cm 6.0pt 0cm;"><b>Abbas Kasım İbn Firnas</b></div>
<div style="background: white; margin: 6.0pt 0cm 6.0pt 0cm;">Berberi gökbilimci, simyacı, fizikçi, şair ve İslam bilgini</div>
<div style="background: white; margin: 6.0pt 0cm 6.0pt 0cm;">Tarihî kaynaklar Endülüslü Firnas&#8217;ın da uzun çalışmalar sonunda<br />
yeni bir keşifte bulunup bir cihaz yaptığını, üzerine kumaş geçirip kanat<br />
yerine büyük kuş kanatları taktığını ve bu âleti çalıştırarak havalanıp<br />
uçtuğunu kaydeder. Üstelik havada uzun süre kuşlar gibi süzüldüğünü, daha sonra<br />
da yavaşça yere indiğini söyler. İbn-i Firnas&#8217;ın bu başarısı Batı&#8217;da uçak yapıp<br />
uçmayı başaran Wright Kardeşler&#8217;den 1023 yıl öncesine<br />
rastlamaktadır.</div>
<div style="background: white; margin: 6.0pt 0cm 6.0pt 0cm;"></div>
<div style="background: white; margin: 6.0pt 0cm 6.0pt 0cm;"><b>El Cezerî </b></div>
<div style="background-color: white; border: 0px; font-stretch: inherit; font-variant-numeric: inherit; line-height: inherit; margin-bottom: 15px; padding: 0px; vertical-align: baseline;">Asıl adı Ebû’l İz İbni İsmail İbni Rezzaz El Cezerî olan 800 yıl önce Anadolu topraklarında yaşamış,Cizre de doğmuş,su ve mekanik parçalar ile çalışan gelişmiş makinalar icat etmiş,ilk robotu icat etmiş keskin zekalı müslüman bir bilim adamı ve mühendistir.Buluşları asırlar sonra icat edilen birçok aracın temelini oluşturmuştur.</div>
<div style="background-color: white; border: 0px; font-stretch: inherit; font-variant-numeric: inherit; line-height: inherit; margin-bottom: 15px; padding: 0px; vertical-align: baseline;">Robotlar,su ile çalışan gelişmiş makineler,kan toplama kapları,şifreli kilitler,otomatik çocuk oyuncakları,termoslar,fıskiyeler,kan alma düzenekleri,su çıkarma makineleri,abdest alma düzenekleri ve nice buluşlar…Ebû’l İz İbni İsmail İbni Rezzaz El Cezerî,Leonardo Da Vinci’ den 150 yıl önce yıl önce yaşamış ve mekaniği ondan daha iyi kullanan bir bilim insanı.İngiliz ve Alman bilim adamları tarafından 1800′lü yıllarda,Türk bilim insanları tarafından ise 2000′li yıllarda keşfedilen bir Türk dehası.Onun şu sözü bilim ile uygulama arasındaki ilişkiyi çok güzel anlatır:”Uygulamaya dönüşmeyen bilim,doğru ile yanlış arasında bir yerdedir.”</div>
<div style="background-color: white; border: 0px; font-stretch: inherit; font-variant-numeric: inherit; line-height: inherit; margin-bottom: 15px; padding: 0px; vertical-align: baseline;">Üretmiş olduğu eşsiz eserlerin kaybolup gitmesini istemeyen Artukoğulları hükümdarı bir kitap yazmasını ister.Bu kitapta çok detaylı çizimler ve en önemlisi kendisinden önceki bilimadamlarının çalışmalarına da işaret eden müthiş bir bilimsel aktarım dili vardır.</div>
<div style="background-color: white; border: 0px; font-stretch: inherit; font-variant-numeric: inherit; line-height: inherit; margin-bottom: 15px; padding: 0px; vertical-align: baseline;">Sibernetik Robot Biliminin ve Mekaniğin Babası,Hidromekanik Dehası El Cezerinin ”Olağanüstü Mekanik Araçların Bilgisi Hakkında Kitap , * Arapça orijinal ismi; Kitab-ül Camii Beyn-el ilmi vel-amel En Nafi-i fi Sınaat-il hiyel -İngilizcesi çeviri ismi; Al Jazari’s Book of Knowledge of Ingenious Mechanical Devices)  <strong style="border: 0px; font-stretch: inherit; font-style: inherit; font-variant: inherit; line-height: inherit; margin: 0px; padding: 0px; vertical-align: baseline;"><a style="border: 0px; font-stretch: inherit; font-style: inherit; font-variant: inherit; line-height: inherit; margin: 0px; padding: 0px; text-decoration-line: none; vertical-align: baseline;" title="El Cezeri Kitap" href="http://www.ebuliz.com/orijinalkitap/" target="_blank" rel="noopener noreferrer nofollow external" data-wpel-link="external">Kitabına Ulaşmak İçin Tıklayınız.</a></strong></div>
<div style="background-color: white; border: 0px; font-stretch: inherit; font-variant-numeric: inherit; line-height: inherit; margin-bottom: 15px; padding: 0px; vertical-align: baseline;">Ayrıca Erciyes Üniversitesi Mekatronik Mühendisliği Bölümünde El-Cezeri Robotik Sistemler Laboratuvarı bulunmaktadır.</div>
<div style="background-color: white; border: 0px; font-stretch: inherit; font-variant-numeric: inherit; line-height: inherit; margin-bottom: 15px; padding: 0px; vertical-align: baseline;"></div>
<div style="background-color: white; border: 0px; font-stretch: inherit; font-variant-numeric: inherit; line-height: inherit; margin-bottom: 15px; padding: 0px; vertical-align: baseline;"><b>Ez-Zehravi </b></div>
<div style="background: white; margin: 6.0pt 0cm 6.0pt 0cm;">Endülüs&#8217;te yaşamış olan bir Arap-Müslüman hekim ve cerrahtır. Ortaçağ İslam<br />
Dünyası&#8217;nın önde gelen hekimlerinden olan Zehravi, <i>Cerrahi&#8217;nin Babası</i> olarak<br />
kabul görür. Zehravi&#8217;nin<br />
tıbba yaptığı en büyük katkı, hiç şüphesiz 30 ciltten oluşan Kitab al-Tasrif<br />
(et-Tasrif) isimli eseridir. Zehravi&#8217;nin<br />
kullandığı cerrahi alet ve uygulamalar, modern tıbba öncülük etmiştir. İcat<br />
ettiği cerrahi aletlerden bazıları günümüzde hala kullanılmaktadır.</div>
<div style="background-color: white; border: 0px; font-stretch: inherit; font-variant-numeric: inherit; line-height: inherit; margin-bottom: 15px; padding: 0px; vertical-align: baseline;">Dış gebeliği tanımlayan<br />
ilk doktor olmasının yanı sıra, hemofilinin kalıtsal doğasını da<br />
belirleyen ilk kişidir.</div>
<div style="background-color: white; border: 0px; font-stretch: inherit; font-variant-numeric: inherit; line-height: inherit; margin-bottom: 15px; padding: 0px; vertical-align: baseline;">İslâm dünyasının en büyük cerrahı ve anatomisti olan ez-Zehravî, uzmanlık alanlarını ve cerrahide kullandığı 200 kadar âleti, yazdığı eserinde resimlerini de çizerek teferruatlı olarak anlatmıştır. Böyle bir üslûp o güne kadar hiç kullanılmamıştır. Zengin muhtevası ve yeni üslûbundan dolayı yazdığı bu eser, asırlar boyu tıp ilmi ile uğraşan doktor ve cerrahların bir başvuru kaynağı olmuştur.</div>
<div style="background: #ffffff; border: 0px; color: #48423f; font-family: 'PT Sans', Arial, sans-serif; font-size: 14px; line-height: 24px; outline: 0px; padding: 0px 0px 10px; vertical-align: baseline;">1- Tıp dünyasında çok dikkat çekici bir hastalık olan hemofiliyi (kanarca) ayrıntılı olarak tanımlayan ilk hekimdir.</div>
<div style="background: #ffffff; border: 0px; color: #48423f; font-family: 'PT Sans', Arial, sans-serif; font-size: 14px; line-height: 24px; outline: 0px; padding: 0px 0px 10px; vertical-align: baseline;">2- Ameliyatlarda kanın akmasını önlemek için damar dikimi ile damarları birbirine birleştirmeyi, böylece bu usûlle kanamayı önlemeyi ez-Zehravî bulmuştur. Fakat ondan 6 asır sonra ( l6. asır) gelen Fransız doktoru Ambroise Pare bu uygulamayı bulduğunda büyük bir kâşif olarak lanse edilmiş ve ez-Zehravî’den ne yazık ki hiç bahsedilmemiştir.</div>
<div style="background: #ffffff; border: 0px; color: #48423f; font-family: 'PT Sans', Arial, sans-serif; font-size: 14px; line-height: 24px; outline: 0px; padding: 0px 0px 10px; vertical-align: baseline;">3- Diğer bir önemli buluşu da ameliyat ipliği olarak kedi bağırsağını kullanmasıdır ki, bu uygulama günümüz cerrahları tarafından da (kat-kut diye tâbir edilir) çok yaygın olarak kullanılmaktadır.</div>
<div style="background: #ffffff; border: 0px; color: #48423f; font-family: 'PT Sans', Arial, sans-serif; font-size: 14px; line-height: 24px; outline: 0px; padding: 0px 0px 10px; vertical-align: baseline;">4- Eklem iltihaplarının tedâvisini de yine ilk defa gerçekleştiren ez-Zehravî olmuştur.</div>
<div style="background: #ffffff; border: 0px; color: #48423f; font-family: 'PT Sans', Arial, sans-serif; font-size: 14px; line-height: 24px; outline: 0px; padding: 0px 0px 10px; vertical-align: baseline;">5- Böbrek ve mesanede oluşan taşları ameliyatla çıkarma metodunu ilk kez ez-Zehravî bulmuştur. İdrar yollarında sonda kullanmayı gerçekleştiren de ilk o olmuştur.</div>
<div style="background: #ffffff; border: 0px; color: #48423f; font-family: 'PT Sans', Arial, sans-serif; font-size: 14px; line-height: 24px; outline: 0px; padding: 0px 0px 10px; vertical-align: baseline;">ez-Zehrâvî’nin”et-Tasrif Limen Aceze Ani’t-Te’lif” adlı eserinin Latince çevirisinden bir sahife</div>
<div style="background: #ffffff; border: 0px; color: #48423f; font-family: 'PT Sans', Arial, sans-serif; font-size: 14px; line-height: 24px; outline: 0px; padding: 0px 0px 10px; vertical-align: baseline;">6- Akciğer iltihaplanmaları üzerinde çalışarak, ilk kez ameliyatla göğsü yarıp dağlama yoluyla tedavi etmeyi başarmıştır.</div>
<div style="background: #ffffff; border: 0px; color: #48423f; font-family: 'PT Sans', Arial, sans-serif; font-size: 14px; line-height: 24px; outline: 0px; padding: 0px 0px 10px; vertical-align: baseline;">7- İlk kez fıtık ameliyatını yapan da ez-Zehravî’dir.</div>
<div style="background: #ffffff; border: 0px; color: #48423f; font-family: 'PT Sans', Arial, sans-serif; font-size: 14px; line-height: 24px; outline: 0px; padding: 0px 0px 10px; vertical-align: baseline;">8- İlk kez karaciğer hastalıklarını teşhis etmesi, ağız yaraları ve şişmeleriyle ilgili tedavilerde de başarılı olması, nereden bakılırsa bakılsın kendi dönemi için çok önemli bir çalışma olarak kaydedilmiştir.</div>
<div style="background: #ffffff; border: 0px; color: #48423f; font-family: 'PT Sans', Arial, sans-serif; font-size: 14px; line-height: 24px; outline: 0px; padding: 0px 0px 10px; vertical-align: baseline;">9- O zamana kadar tek bir hastalık olarak bilinen guatr ve tiroid bezi kanserini ayrı ayrı tarif eden ve teşhis koyan da ez-Zehravî’dir.</div>
<div style="background: #ffffff; border: 0px; color: #48423f; font-family: 'PT Sans', Arial, sans-serif; font-size: 14px; line-height: 24px; outline: 0px; padding: 0px 0px 10px; vertical-align: baseline;">10- Bunun yanında yaraların cerahat toplamasından, apselerin boşaltılmasından ve yüz sivilcelerinin tedavisinden de ilk bahseden kişi olmuştur.</div>
<div style="background: #ffffff; border: 0px; color: #48423f; font-family: 'PT Sans', Arial, sans-serif; font-size: 14px; line-height: 24px; outline: 0px; padding: 0px 0px 10px; vertical-align: baseline;">11- Hemoroid hastalığı ve çocuğun sünnetiyle ilgili bilgileri de yine ez-Zehravî vermiştir.</div>
<div style="background: #ffffff; border: 0px; color: #48423f; font-family: 'PT Sans', Arial, sans-serif; font-size: 14px; line-height: 24px; outline: 0px; padding: 0px 0px 10px; vertical-align: baseline;">12- Bunun yanında göğüs kanserinin ameliyatla nasıl tedavi edileceğini de ilk o göstermiştir.</div>
<div style="background: #ffffff; border: 0px; color: #48423f; font-family: 'PT Sans', Arial, sans-serif; font-size: 14px; line-height: 24px; outline: 0px; padding: 0px 0px 10px; vertical-align: baseline;">13- Ameliyat sonrası dikiş izlerini en aza indirmeye çalışması bugünün estetik cerrahisine ışık tutmuştur. Yani ilk estetik ameliyatı yapan da ez-Zehravî’dir.</div>
<div style="background: #ffffff; border: 0px; color: #48423f; font-family: 'PT Sans', Arial, sans-serif; font-size: 14px; line-height: 24px; outline: 0px; padding: 0px 0px 10px; vertical-align: baseline;">18. asırda İngiliz doktor Percival Potti, omurilik tüberkülozları ve artrit ile ilgili teşhis ve tedâvi usûllerini kamuoyuna “Potti” adı ile duyrulurken, ez-Zehravî tam 8 asır önce bunun tedavisini yapmıştır.</div>
<div style="background: #ffffff; border: 0px; color: #48423f; font-family: 'PT Sans', Arial, sans-serif; font-size: 14px; line-height: 24px; outline: 0px; padding: 0px 0px 10px; vertical-align: baseline;"></div>
<div style="background: #ffffff; border: 0px; line-height: 24px; outline: 0px; padding: 0px 0px 10px; vertical-align: baseline;"><b>Ebu Ma&#8217;şer el-Belhi </b></div>
<div style="background: #ffffff; border: 0px; line-height: 24px; outline: 0px; padding: 0px 0px 10px; vertical-align: baseline;">10. yüzyılın önde gelen müslüman astronom ve astrologlarından.</div>
<div style="background: #ffffff; border: 0px; line-height: 24px; outline: 0px; padding: 0px 0px 10px; vertical-align: baseline;">Belh&#8217;te ilköğrenimini tamamladı.</div>
<div style="background: #ffffff; border: 0px; line-height: 24px; outline: 0px; padding: 0px 0px 10px; vertical-align: baseline;">Bağdat&#8217;a giderek kırk yedi yaşına kadar hadis ilmiyle meşgul oldumuştur.</div>
<div style="background: #ffffff; border: 0px; line-height: 24px; outline: 0px; padding: 0px 0px 10px; vertical-align: baseline;">Bazı kaynaklar onu astronomi ve astroloji alanında İslam milletlerinin en alimi ayrıca İran&#8217;ın ve diğer milletlerin tarihini en iyi bilen biri olarak niteliyorsa da Ebu Ma&#8217;şer siyasi tarihten çok kültür tarihiyle ilgilenmiştir.</div>
<div class="MsoNormal" style="background-color: white;">İlk ve Ortaçağ bilim ve düşüncesinde hâkim olan genel anlayışa göre ay üstü alemi her bakımdan ay altı alemini sürekli olarak etkilemektedir. Bu ilkeden hareket eden Ebu Ma&#8217;şer, astronomi verilerine dayanarak astrolojiyi temellendirmeye çalışmıştır.</div>
<div class="MsoNormal" style="background-color: white;"></div>
<div style="background: #ffffff; border: 0px; line-height: 24px; outline: 0px; padding: 0px 0px 10px; vertical-align: baseline;"></div>
<div class="MsoNormal" style="background-color: white;">Ona göre zamanı belirleyen ve mevsimlerin meydana gelmesini sağlayan yıldızlar elbette ki her şahsın ahlak, karakter ve psikolojik yapısı üzerinde de etkili olacaktır. Onun eserleri, Ortaçağ&#8217;dan modern çağın başlarına kadar astrolojiye inanan veya inanmayan, herkes için başlıca kaynak olmuştur.</div>
</div>
<div class="MsoNormal" style="background-color: white;"><b> </b></div>
<div class="MsoNormal" style="background-color: white;">
<div class="MsoNormal">Ebu Maşer med-cezir (Gel-Git ) olaylarını keşfeden ilk bilgindir.</div>
<div class="MsoNormal">Saralı olduğu ve dolunay zamanı sarasının tuttuğu rivayet edilen Ebu Ma&#8217;şer şer 28 Ramazan 272&#8217;de (8 Mart 886) 100 yaşlarında Vasıt&#8217;ta (Irak’ın ili) öldü.</div>
<div class="MsoNormal">
<h4 style="box-sizing: border-box; font-family: 'helvetica neue', helvetica, roboto, arial, sans-serif; line-height: 1.4; margin: 0.2rem 0px 0.5rem; padding: 0px;">Katip Çelebi (1609 &#8211; 1657)</h4>
<p>&nbsp;</p>
<div>Türk &#8211; Osmanlı biim adamı Katip Çelebi tarih, coğrafya, bibliyografya ve biyografya ile ilgili çalışmalarıyla tanınır. Keşfü&#8217;z-Zünûn an Esâmi&#8217;l-Kütüb vel-Fünûn adlı çalışması Arapça dilinde olup, çok kıymetli bir eserdir. Yaklaşık olarak on beş bine yakın kitap ve on bine yakın içerik tanıtan büyük bir bibliyografya ansiklopedisi çalışmasına eşdeğerdir. Bu eserin basıldığı ülkeler ise Mısır, Almanya ve İstanbul&#8217;dur, eser aynı zamanda Latinceye de çevrilmiştir. Cihannümâ çalışması Çelebi&#8217;nin tarihimizdeki en eski coğrafya kitabımız sayılmaktadır ve eserde anlatımlarda harita kullanmış İbrahim Müteferrika basımevinde çoğaltılmıştır. Bir çok Avrupa dillerine çevrilmiş bu eser, bundan sonra yazılacak coğrafya kitaplarımıza kaynak olmuştur.</div>
</div>
<div class="MsoNormal"></div>
</div>
<p><span style="font-family: helvetica, arial, sans-serif; font-size: 20px;"><b>Câbir bin Hayyân?</b></span></p>
<div style="background-color: white; border: 0px; color: #373737; font-family: 'Slabo 27px', serif; font-size: 16px; font-stretch: inherit; font-variant-numeric: inherit; line-height: inherit; margin-bottom: 15px; padding: 0px; text-align: justify; vertical-align: baseline;"><span style="font-family: arial, helvetica, sans-serif;">Câbir bin Hayyân, tüm bilim insanları tarafından kimyanın tartışmasız babası olarak tanınır. Hayatı 722 ve 815 yılları arasında geçen ve bir eczacının oğlu olan Câbir, ömrünün büyük bir kısmını Irakın Kufe şehrinde geçirdi ve burada kimyayı bilimsel olarak sistemleştirdi. Sürekli laboratuarda çalışan Câbir, süblimleştirme, sıvılaştırma, kristalleştirme, damıtma, saflaştırma, cıvayla karıştırma, oksitleme, buharlaştırma ve filtrasyon gibi işlemleri geliştirip mükemmelleştirdi; şapı damıtmak suretiyle sülfürik asit üretti ve maddeleri gazlar, metaller ve minareler olarak sınıflandırmaya başladı. Kimyasalların özelliklerini yitirmeksizin birleşerek, gözle görülmeyen element bileşikleri oluşturması hakkında da yazdı. Tüm bunlar bugün herkesin bilebileceği bir şey gibi görünse de, bundan bin iki yüz elli yıl öncesi için Câbir, zamanının çok ilerisinde bir kişiydi.</span></div>
<div style="background-color: white; border: 0px; color: #373737; font-family: 'Slabo 27px', serif; font-size: 16px; font-stretch: inherit; font-variant-numeric: inherit; line-height: inherit; margin-bottom: 15px; padding: 0px; text-align: justify; vertical-align: baseline;"><span style="font-family: arial, helvetica, sans-serif;">Ampirik çalışmaya çok önem veren bu seçkin bilim insanının en önemli araştırması, asitler üzerinedir. Eski dünyada, sirkeye tadını veren asetik asitten daha güçlü bir asit bilinmemekteydi. Günümüzde kimya endüstrisinin vazgeçilmezlerinden olan sülfürik, nitrik ve nitromuriyatik asitleri keşfeden Câbir, kimyasal deney olasılıklarını önemli ölçüde artırmıştır.</span></div>
<div style="background-color: white; border: 0px; color: #373737; font-family: 'Slabo 27px', serif; font-size: 16px; font-stretch: inherit; font-variant-numeric: inherit; line-height: inherit; margin-bottom: 15px; padding: 0px; text-align: justify; vertical-align: baseline;"><span style="font-family: arial, helvetica, sans-serif;"><a style="-webkit-tap-highlight-color: #208533; border: 0px; color: #20852c; font-size: inherit; font-stretch: inherit; font-style: inherit; font-variant: inherit; font-weight: inherit; line-height: inherit; margin: 0px; padding: 0px; text-decoration-line: none; transition: background-color, color 0.2s linear; vertical-align: baseline;" href="http://www.bilgiustam.com/cabir-bin-hayyan-kimdir/4000_imbik/" rel="attachment wp-att-18326 nofollow external noopener noreferrer" data-wpel-link="external"><img loading="lazy" decoding="async" class="alignright size-full wp-image-18326" style="border: 0px; display: block; float: right; font-size: inherit; font-stretch: inherit; font-style: inherit; font-variant: inherit; font-weight: inherit; line-height: inherit; margin: 0.3em 0px 0.5em 1.571em; padding: 0px; vertical-align: baseline;" src="http://www.bilgiustam.com/resimler/2013/06/4000_imbik.png" alt="4000_imbik" width="220" height="144" /></a>Takribi 1 kilograma denk gelen ratıl ağırlık biriminden, 6,480 kat daha küçük ağırlıkları ölçebilen bir hassas kantar geliştirdi. Oksitlenmenin olduğu belirli durumlarda metallerin ağırlığının azaldığını ortaya koydu. Onun çalışmaları arasında Kimyasal Özellikler Üzerine Büyük Kitap, Ağırlık ve Ölçü Birimleri, Kimyasal Bileşikler ve Boyalar gibi eserler yer almaktadır. Bu eserlerde su banyosunun ve kimyasal fırının kullanımı açıklanmakta, cıva oksit ve sülfür bileşikleri gibi önemli kimyasal maddelerden bahsedilmektedir.</span></div>
<div style="background-color: white; border: 0px; color: #373737; font-family: 'Slabo 27px', serif; font-size: 16px; font-stretch: inherit; font-variant-numeric: inherit; line-height: inherit; margin-bottom: 15px; padding: 0px; text-align: justify; vertical-align: baseline;"><span style="font-family: arial, helvetica, sans-serif;">Câbir, Müslüman alimlerin çoğu gibi topluma faydalı olmak istediğinden, kimyanın gündelik uygulamalarına ilgi duyuyordu. İnanılmaz derecede meraklı olan Câbir, kumaş ve deri boyama, saç boyaları hazırlama, kumaşı su geçirmez yapan ve demiri koruyan cilalar yapma, cam üretiminde kullanılan manganez dioksit, altın renginde yazı yazmak için demir pirit, çini ve seramiği sırlamak için tuzlar ve asetik asidi yoğunlaştırmak için sirkenin damıtılması gibi konularda araştırmalar yaptı. Yangında yanmayan bir tür kâğıt ile gece okunabilen mürekkep dahi geliştirmiştir.</span></div>
<div style="background-color: white; border: 0px; color: #373737; font-family: 'Slabo 27px', serif; font-size: 16px; font-stretch: inherit; font-variant-numeric: inherit; line-height: inherit; margin-bottom: 15px; padding: 0px; text-align: justify; vertical-align: baseline;"><span style="font-family: arial, helvetica, sans-serif;">Câbirin metallerin rafine edilmesi ve çelik hazırlanması konusundaki çalışmaları döküm tekniklerinin gelişmesine katkıda bulunmuştur. Kimya teorisine göre en büyük katkıları arasında metallerin yapısı konusundaki görüşleri yer almakta olup bu görüşler, çok az değişikle modern kimyanın başlangıcı sayılan 18. yüzyıla kadar ulaşmıştır.</span></div>
<div style="background-color: white; border: 0px; color: #373737; font-family: 'Slabo 27px', serif; font-size: 16px; font-stretch: inherit; font-variant-numeric: inherit; line-height: inherit; margin-bottom: 15px; padding: 0px; text-align: justify; vertical-align: baseline;"><span style="font-family: arial, helvetica, sans-serif;">Bu araştırmaların tamamı, Irak’taki Kufe şehrinin Şam Kapısı olarak bilinen mahallesinde yapılan hafriyat çalışmaları sırasında, ölümünden iki yüz yıl sonra yeniden ortaya çıkarılan laboratuarında yapılmıştı. Molozlardan çıkarılanların arasında bir hayvan ve büyükçe bir parça altın da bulunuyordu. Câbir bin Hayyân tarafından kimyayla ilgili şu yorum yapılmıştır: “Kimya ilmindeki ilk mühim husus, pratik uygulamalar yapman ve deneyler yürütmendir, zira pratik tatbikatta yahut da deneysel çalışmalarda bulunmayan kişi, ilmin en alt seviyelerine dahi erişemez. Ey oğul, deneyler yap ki ilmi elde edesin. Alimi ellerindeki maddenin bolluğu değil, deneysel yöntemlerindeki mükemmellik mesut eder.”</span></div>
<h2 style="background-color: white; color: #0f294a; font-family: Arial, Helvetica, sans-serif; font-size: 16px; margin: 0px; padding: 0px;"><strong> Buluşları ve çalışmaları:</strong></h2>
<div style="background-color: white; color: #444444; font-family: Arial; font-size: 12.5px; line-height: 18.75px; margin-bottom: 10px; padding: 0px;">– <span style="font-size: 16px;">Kimya ilminin kurucusudur.</span><br />
<span style="font-size: 16px;"> – Birçok kimyevi maddeyi keşfederek Arapça isimmler verdi.</span><br />
<span style="font-size: 16px;"> – İlk labaratuarı kurdu</span><br />
<span style="font-size: 16px;"> – Maddelerin atomik yapısını gösteren orijinal tesbitler yaptı</span><br />
<span style="font-size: 16px;"> – Atomun parçalanabileceği söyleyan ilk bilim adamı oldu</span><br />
<span style="font-size: 16px;"> – Kristalleşme, damıtma ve buharlaşma tekniklerini öğretti</span><br />
<span style="font-size: 16px;"> – Maddeleri yapılarındaki özelliğe göre; buharlaşabilen,</span><br />
<span style="font-size: 16px;"> metalik cisimler ve mineraller olarak üçe ayırdı</span><br />
<span style="font-size: 16px;"> – Sülfirk asit, Nitrik Asid’i, sodyum karbonat ve potasyumu</span><br />
<span style="font-size: 16px;"> buldu.</span><br />
<span style="font-size: 16px;"> – Arsenik gibi zehirli maddelerin yapılarını inceledi</span><br />
<span style="font-size: 16px;"> – Bitkilerden elde ettiği boya ile derinin boyanması ve</span><br />
<span style="font-size: 16px;"> tabağlanmasını öğretti</span><br />
<span style="font-size: 16px;"> – Ateşte yanmayan kâğıdın imalatını gerçekleştirdi</span><br />
<span style="font-size: 16px;"> – Damıtıcı imbiğini keşfetti</span><br />
<span style="font-size: 16px;"> – Suyu damıtarak saflaşmasını sağladı</span><br />
<span style="font-size: 16px;"> – Çeşitli metallerin kullanılma, oksitlenme konularını izah etti</span></div>
<h2 style="background-color: white; color: #0f294a; font-family: Arial, Helvetica, sans-serif; font-size: 16px; margin: 0px; padding: 0px;"><span style="font-size: 16px;"><strong>Başlıca Eserleri:</strong></span></h2>
<div style="background-color: white; color: #444444; font-family: Arial; font-size: 12.5px; line-height: 18.75px; margin-bottom: 10px; padding: 0px;"><span style="font-size: 16px;">– Kitab-ül Beyan – Kitab-ür Rahma</span><br />
<span style="font-size: 16px;"> – Kitab-ül Hacer – Kitab-üs Şems</span><br />
<span style="font-size: 16px;"> – Kitab-ün Nûr – Kitab-ül Kamer</span><br />
<span style="font-size: 16px;"> – Kitab-ül İzah – Kitab-ül Hayvan</span><br />
<span style="font-size: 16px;"> – Kitab-ül Istakas-is-Sales – Kitab-ün Nebat</span><br />
<span style="font-size: 16px;"> – Tefsir-ül-Istaka – Kitab-ül Hikmet</span><br />
<span style="font-size: 16px;"> – Kitab-üt-Tecrit – Kitab-ül Hilkat</span><br />
<span style="font-size: 16px;"> – Kitab-ül Mülk</span></div>
<div style="background-color: white; border: 0px; color: #373737; font-family: 'Slabo 27px', serif; font-size: 16px; font-stretch: inherit; font-variant-numeric: inherit; line-height: inherit; margin-bottom: 15px; padding: 0px; text-align: justify; vertical-align: baseline;"><span style="font-size: 16px;"><em style="border: 0px; font-family: georgia; font-stretch: inherit; font-variant: inherit; font-weight: inherit; line-height: inherit; margin: 0px; padding: 0px; vertical-align: baseline;">Kaynakça:</em></span><br />
<span style="font-size: 16px;"> Modern Kimyanın Kurucusu Cabir b. Hayyan, Prof. Dr. Esin Kahya, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları No:183, Ankara, 1995</span><br />
<span style="font-size: 16px;"> Müslüman İlim Öncüleri Ansiklopedisi</span><br />
<span style="font-size: 16px;"> http://tr.wikipedia.org/wiki/Ebu_Musa_C%C3%A2bir_bin_Hayyan</span></div>
<div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"><a style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;" href="https://4.bp.blogspot.com/-ZTyC_Nc0xIw/WWvP6F4zDCI/AAAAAAAAIB0/uMwmrPS4L4wCTiXHR6wvuVxVvtXhUjMuQCPcBGAYYCw/s1600/PvBynQ.png" data-wpel-link="external" rel="nofollow external noopener noreferrer"><img loading="lazy" decoding="async" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2017/09/PvBynQ.png" width="640" height="62" border="0" data-original-height="156" data-original-width="1600" /></a></div>
<div style="background-color: white; border: 0px; color: #373737; font-family: 'Slabo 27px', serif; font-size: 16px; font-stretch: inherit; font-variant-numeric: inherit; line-height: inherit; margin-bottom: 15px; padding: 0px; text-align: justify; vertical-align: baseline;"></div>
<h1 class="T22" style="background-color: white; box-sizing: border-box; line-height: 27px; margin: 20px 0px 10px; word-wrap: break-word;"><span style="font-size: 20px;">İbrahim el &#8211; Fezarî</span></h1>
<div><em style="background-color: white; box-sizing: border-box; color: #42494e; font-family: Pr-Content; font-size: 15px; letter-spacing: 0.5px;">İslâm dünyasında ilk usturlabı yaparak kullandığı kaydedilen astronomi âlimi. Muhammed bin İbrahim el-Fezari&#8217;nin babası.</em><br />
<br style="background-color: white; box-sizing: border-box; color: #42494e; font-family: Pr-Content; font-size: 15px; letter-spacing: 0.5px;" />Nisbesini Kays Aylân kabile birliğine bağlı Fezâre kabilesinden alır; hayatıyla ilgili pek az şey bilinmektedir. Dedelerinden Semüre b. Cündeb ashaptandır. Kaynaklarda hakkında benzer bilgiler verilen (1) Ebû İshak İbrâhim b. Habîb el-Fezârî’nin bu âlimin yine astronomi ile uğraşan babası mı olduğu, yoksa bu iki ismin aynı kişiyi mi gösterdiği hususu mevcut bilgilerin ışığında tam açıklığa kavuşabilmiş değildir. Bu durum kendilerine nisbet edilen eserler hakkında da söz konusudur. Aynı nisbeyi taşıyan Ebû İshak İbrâhim b. Muhammed b. Hâris el-Kûfî (ö. 188/804 [?]) adında bir de muhaddis bulunmakta ve Bağdatlı İsmâil Paşa, Muhammed b. İbrâhim el-Fezârî’nin adını Ebû İshak İbrâhim b. Muhammed b. Habîb el-Bağdâdî şeklinde yanlış vermekte, ölüm tarihini de 188 (804) olarak göstermektedir (2).<br />
<br style="background-color: white; box-sizing: border-box; color: #42494e; font-family: Pr-Content; font-size: 15px; letter-spacing: 0.5px;" />Fezârî hakkındaki en geniş bilgiyi verenlerden biri olan Yâkūt el-Hamevî şöyle der: “Ubeydullah b. Ziyâd Kûfe’ye geldiği zaman onu Basra zaptiye teşkilâtının (şurta) başına getirdi. Fezârî nahiv âlimiydi ve yazısı güzeldi, Mâzinî’den ders almıştı. Asmaî’nin Kitâbü’l-Emŝâl’ini bizzat Asmaî’den okuduğunu söylediği rivayet edilir; bu kitabı ondan başkasının Asmaî’den okuduğunu iddia eden kimse yalan söyler. Merzübânî şöyle demiştir: Muhammed b. İbrâhim el-Fezârî el-Kûfî astronomi âlimi idi. Yahyâ b. Hâlid el-Bermekî’nin kendilerinden sitayişle söz ettiği dört kişiden biridir. Dört kimse vardır ki sahalarında kendileri gibisi görülmemiştir: Halîl b. Ahmed, İbnü’l-Mukaffa‘, Ebû Hanîfe ve Fezârî. Ca‘fer b. Yahyâ ise şöyle demiştir: Nahiv sahasında Kisâî’den, şiirde Asmaî’den, nücumda Fezârî’den ve ud çalmada Zelzele’den daha üstünü görülmemiştir” (3).<br />
<br style="background-color: white; box-sizing: border-box; color: #42494e; font-family: Pr-Content; font-size: 15px; letter-spacing: 0.5px;" />İslâm dünyasında usturlap yapanların ilki olduğu söylenen Fezârî’nin kaynaklarda düz (musattah) ve üstüvânî (mubattah) usturlapları yapıp kullandığı bildirilmektedir (4). Fezârî, Mansûr devrinde Bağdat’ın kuruluşu sırasında görev alan Ebû Sehl Fazl b. Nevbaht, Mâşallah b. Eserî el-Basrî ve Ömer b. Ferruhân et-Taberî gibi astronomi âlimleri arasında ndöe gelen bir kişiydi.<br />
<br style="background-color: white; box-sizing: border-box; color: #42494e; font-family: Pr-Content; font-size: 15px; letter-spacing: 0.5px;" />ESERLERİ<br />
<br style="background-color: white; box-sizing: border-box; color: #42494e; font-family: Pr-Content; font-size: 15px; letter-spacing: 0.5px;" />1. Zîcü’s-Sind-Hind el-Kebîr. Abbâsî Halifesi Mansûr devrinde 771 veya 773 yılında, bir Hint elçilik heyetiyle birlikte Bağdat’a gelen bir astronomun yanında getirdiği astronomiye ait Siddhānta adlı kitabın tercümesidir.<br />
<br style="background-color: white; box-sizing: border-box; color: #42494e; font-family: Pr-Content; font-size: 15px; letter-spacing: 0.5px;" />2. Kitâbü’z-Zîc Ǿalâ sini’l-ǾArab.Fezârî’nin Kitâbü’s-Sind-Hind’den sonra yaklaşık 790’da telif ettiği başka bir zîc olup gezegenlerin ortalama hareketlerinin astronomik tablolarını vermektedir.<br />
<br style="background-color: white; box-sizing: border-box; color: #42494e; font-family: Pr-Content; font-size: 15px; letter-spacing: 0.5px;" />3. el-Ķaśîde fî Ǿilmi’n-nücûm.<br />
<br style="background-color: white; box-sizing: border-box; color: #42494e; font-family: Pr-Content; font-size: 15px; letter-spacing: 0.5px;" />Kasidenin başlangıcından bazı beyitler Yâkūt ve Safedî tarafından zikredilmişti (MuǾcemü’-üdebâǿ, XVII, 118-119; el-Vâfî, I, 336-337).<br />
<br style="background-color: white; box-sizing: border-box; color: #42494e; font-family: Pr-Content; font-size: 15px; letter-spacing: 0.5px;" />4. Kitâbü’l-Miķyâs li’z-zevâl.<br />
<br style="background-color: white; box-sizing: border-box; color: #42494e; font-family: Pr-Content; font-size: 15px; letter-spacing: 0.5px;" />Öğle vaktinin tayin edilmesi hakkındadır,<br />
<br style="background-color: white; box-sizing: border-box; color: #42494e; font-family: Pr-Content; font-size: 15px; letter-spacing: 0.5px;" />5. Kitâbü’l-ǾAmel bi’l’usŧurlâb ve hüve źâtü’l-ĥalaķ.<br />
<br style="background-color: white; box-sizing: border-box; color: #42494e; font-family: Pr-Content; font-size: 15px; letter-spacing: 0.5px;" />“Zâtü’l-halak” (halkalı) adı verilen bir usturlap çeşidinin yapımı hakkındadır.<br />
<br style="background-color: white; box-sizing: border-box; color: #42494e; font-family: Pr-Content; font-size: 15px; letter-spacing: 0.5px;" />6. Kitâbü’l-ǾAmel bi’l-usŧurlâbi’-müsaŧŧaĥ.<br />
<br style="background-color: white; box-sizing: border-box; color: #42494e; font-family: Pr-Content; font-size: 15px; letter-spacing: 0.5px;" />Düz usturlabın yapımı hakkındadır.<br />
<br style="background-color: white; box-sizing: border-box; color: #42494e; font-family: Pr-Content; font-size: 15px; letter-spacing: 0.5px;" />7. el-Urcûze fi’l-ĥudûd.<br />
<br style="background-color: white; box-sizing: border-box; color: #42494e; font-family: Pr-Content; font-size: 15px; letter-spacing: 0.5px;" />Adına yalnız Ebü’s-Sakr el-Kabîsî’nin Kitâbü’l-Medħâl’inde rastlanmaktadır (Bodleian Ktp., nr. 663, s. 5-7).<br />
<br style="background-color: white; box-sizing: border-box; color: #42494e; font-family: Pr-Content; font-size: 15px; letter-spacing: 0.5px;" />8. Kitâb Tasŧîhi’l-küre.<br />
<br style="background-color: white; box-sizing: border-box; color: #42494e; font-family: Pr-Content; font-size: 15px; letter-spacing: 0.5px;" />Kürenin düzlem haline getirilişiyle ilgilidir. Kıftî, bu eserin bütün İslâm astronomlarının ilk kaynağı olduğunu söylemektedir.<br />
<br style="background-color: white; box-sizing: border-box; color: #42494e; font-family: Pr-Content; font-size: 15px; letter-spacing: 0.5px;" />9. ez-Zîcü’l-kadîm fî fünûni’t-taǾdîl ve’t-taķvîm.<br />
<br style="background-color: white; box-sizing: border-box; color: #42494e; font-family: Pr-Content; font-size: 15px; letter-spacing: 0.5px;" />Ziriklî bu eseri Rabat Kütüphanesi’nde (Evkaf, nr. 260) gördüğünü; bablara göre tertip edilmiş olan zîcin birinci babının Arap, Yunan, İran ve Kıbtî takvimlerinden bahsettiğini ve Arap takviminin hicretin gerçekleştiği yılda 1 Muharrem Perşembe gününden itibaren başlatıldığını bildirmektedir (el-AǾlâm, V, 293; eserleri hakkında ayrıca bk. Sezgin, V, 216-217; VI, 123-124; VII, 101).<br />
<br style="background-color: white; box-sizing: border-box; color: #42494e; font-family: Pr-Content; font-size: 15px; letter-spacing: 0.5px;" />KAYNAKLAR<br />
<br style="background-color: white; box-sizing: border-box; color: #42494e; font-family: Pr-Content; font-size: 15px; letter-spacing: 0.5px;" />İZGİ, C. (n.d.). .:: TDV İslâm Ansiklopedisi &#8211; FEZÂRÎ, Muhammed b. İbrâhim ::. Retrieved January 16, 2017, from <a class="yaziicilink" style="background: 0px 0px; box-sizing: border-box; color: #3b5998; outline: 0px; text-decoration-line: none;" href="http://www.tdvia.org/dia/ayrmetin.php?idno=120541" target="_blank" rel="nofollow noopener noreferrer external" data-wpel-link="external">http://www.tdvia.org/dia/ayrmetin.php?idno=120541</a><br />
<br style="background-color: white; box-sizing: border-box; color: #42494e; font-family: Pr-Content; font-size: 15px; letter-spacing: 0.5px;" />(1) meselâ bk. İbnü’n-Nedîm, s. 332<br />
<br style="background-color: white; box-sizing: border-box; color: #42494e; font-family: Pr-Content; font-size: 15px; letter-spacing: 0.5px;" />(2) Hediyyetü’l-Ǿârifin, I, 2<br />
<br style="background-color: white; box-sizing: border-box; color: #42494e; font-family: Pr-Content; font-size: 15px; letter-spacing: 0.5px;" />(3) MuǾcemü’l-üdebâǿ, XVII, 117-119<br />
<br style="background-color: white; box-sizing: border-box; color: #42494e; font-family: Pr-Content; font-size: 15px; letter-spacing: 0.5px;" />(4) İbnü’n-Nedîm, s. 332</div>
<div><a style="margin-left: 1em; margin-right: 1em; text-align: center;" href="https://4.bp.blogspot.com/-ZTyC_Nc0xIw/WWvP6F4zDCI/AAAAAAAAIB0/uMwmrPS4L4wCTiXHR6wvuVxVvtXhUjMuQCPcBGAYYCw/s1600/PvBynQ.png" data-wpel-link="external" rel="nofollow external noopener noreferrer"><img loading="lazy" decoding="async" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2017/09/PvBynQ.png" width="640" height="62" border="0" data-original-height="156" data-original-width="1600" /></a></div>
<div></div>
<div><b>Fergânî</b></div>
<div>
<div style="background-color: white; line-height: inherit; margin-bottom: 0.5em; margin-top: 0.5em;">Fergani&#8217;nin 9.yüzyıl başlarında dünyaya geldiği, 861 yılında hayatta olduğu ve bundan kısa bir süre sonra vefat ettiği kabul edilmektedir.</div>
<div style="background-color: white; line-height: inherit; margin-bottom: 0.5em; margin-top: 0.5em;">İlim tahsilini zamanın kültür merkezi olan Fergana&#8217;da yaptı. Sonra, Bağdat&#8217;a gitti. Kısa sürede kendisini tanıtan Fergani, astronomi ve matematik alanında kendisini kabul ettirdi. Abbasi halifeleri Memun, Mutasım, el-Vasık ve el-Mütevekkil devirlerinde önemli ilmi araştırmalar yaptı ve birçok eser yazdı. Halife Mütevekkil, konusunda söz sahibi olan Fergani&#8217;yi 861 yılında Nil kıyısındaki ölçümleri yapabilmek için, Ravda adasında bulunan nilometrenin inşasını yönetmesi ve yapılan ölçüm işlerine nezaret etmesi için Mısır&#8217;a gönderdi.</div>
<div style="background-color: white; line-height: inherit; margin-bottom: 0.5em; margin-top: 0.5em;"></div>
<div style="background-color: white; line-height: inherit; margin-bottom: 0.5em; margin-top: 0.5em;">Fergani, Aklın prensiplerine uygun olmayan astronomiyi ilk defa tenkid edenler arasında yer aldı. Gök cisimlerinin, Batlamyus ve izindekilerinin iddia ettiği gibi bazı akıl dışı ruhi cisimler olduğunu kabul etmedi. Onların, akli, kati, homosentrik ve eksantrik daireler şeklinde hareketlere sahip olduklarını ispatladı. Kainatın ve gezegenlerin hacim ve büyüklükleri ile birbirine uzaklıklarını inceledi. Yaptığı hesaplamalar, Kopernik&#8217;e kadar Batı astronomisinde değişmez ölçüler olarak kabul edilerek asırlarca kullanıldı. Fergani, Güneş&#8217;in yarıçapının uzunluğunun 3250 Arap mili olduğunu söyledi. Bu da 6.410.000 metre ve 3990 İngiliz miline eşittir.</div>
<div style="background-color: white; line-height: inherit; margin-bottom: 0.5em; margin-top: 0.5em;">Fergani, Güneş&#8217;in de kendine göre hareketli olduğunu, ilim tarihinde ilk defa keşfeden alimdir. Kendi devrine kadar gök cisimlerinin hareketi biliniyordu. Ancak, Güneş&#8217;in de bir yörügesinin bulunduğunu kendi etrafında batıdan doğuya doğru döndüğünü ilk defa keşfeden alim Ferganidir. Ayrıca 41 yıl devam eden astronomi incelemelerinde enlem (paralel)ler arasındaki mesafeyi hesapladı.</div>
<div style="background-color: white; line-height: inherit; margin-bottom: 0.5em; margin-top: 0.5em;">Fergani, Güneş tutulmasını önceden tespit eden bir usul de buldu. Bu usulle, 842 yılında bir Güneş tutulması olacağını önceden tespit etti ve o gün bu konuda rasatlarda bulunup incelemeler yaptı. Dünya&#8217;nın yuvarlak olduğu konusunda yeni deliller gösterdi.</div>
<div style="background-color: white; line-height: inherit; margin-bottom: 0.5em; margin-top: 0.5em;">Fergani, 856 yılında Kahire&#8217;ye gitmiş ve <i>Usturlab Yapımı Üzerine</i> adlı bir eser yayınlamıştır.</div>
<div style="background-color: white; line-height: inherit; margin-bottom: 0.5em; margin-top: 0.5em;"></div>
<div style="background-color: white; line-height: inherit; margin-bottom: 0.5em; margin-top: 0.5em;"><i>Astronominin Unsurları</i> (<i>Elements of Astronomy</i>), Fergani&#8217;nin astronomi üzerine yazdığı en önemli eserlerinden biridir. 833 yılında yazıldığı tahmin edilen kitap, Batlamyus&#8217;un <i>Almagest</i> adlı kitabının betimleyici ve yeterli bir özeti niteliği taşımaktadır. Bu kitap, 12. yüzyıl&#8217;da Gerardo Cremonesse tarafından <i>Liber de Aggregationibus Scientie Stellarum et Principiis Celestium Motuum</i> adıyla Latince&#8217;ye çevirlmiş ve Regiomontanus devrine kadar, Avrupa&#8217;da çok popüler bir eser olmuştur. Eser üçüncü defa Latince&#8217;ye Jacob Christmanntarafından <i>Muhammedis Alfragani Arabis Chronologia et astronomica elementa</i> adıyla çevrilmiştir 1590 ve 1618 yıllarında Frankfurt&#8217;ta basılmıştır. Bu çeviride eserin Jacob Anatolitarafından yapılan İbranice çevirisi esas alınmıştır. Jacob Anatoli&#8217;nin İbranice çevirisi <i>Qizzur Almagesti</i> adıyla 1231-1235&#8217;lerde yapılmıştır. Bu çeviride büyük olasılıkla Gerardo Cremonesse&#8217;nin çevirisi kullanılmıştır. Anatoli&#8217;nin çevirisi Fergani&#8217;ninkinden 3 bölüm fazladır. Bunlardan sonuncusu (33. Bölüm) coğrafya ile ilgilidir ve yeryüzündeki yerlerin konumları ve gün uzunlukları yer alır.</div>
<div style="background-color: white; line-height: inherit; margin-bottom: 0.5em; margin-top: 0.5em;">Eser, son olarak Hollandalı oryantalist Jacob Golius tarafından, 17. yüzyıl&#8217;da Leiden nüshası temel alınarak <i>Muhammedis Fil. Ketiri Ferganensis. qui Vulgo Alfraganus Dicitur. Elementa Astronomica. Arabice &amp; Latine. Cum Notis ad Res Exoticas sive Orientales, quae in iis Occurrunt</i> adı ile Latince&#8217;ye çevrilmiş ve 1669&#8217;da Amsterdam&#8217;da basılmıştır.</div>
<div style="background-color: white; line-height: inherit; margin-bottom: 0.5em; margin-top: 0.5em;">Bu eser, astronomi alanında 13.yüzyıl bilim adamı Sacrobosco&#8217;nun kaleme aldığı <i>Yer Küresi</i> adlı astronomi kitabına kadar bir el kitabı olarak kullanılmıştır. Sacrobosco, kendi kitabını yazarken bu eserden faydalanmıştır. Ayrıca Dante&#8217;nin ünlü eseri <i>İlahi Komedya&#8217;</i>daki evren görüşü Fergani&#8217;den alınmadır.</div>
<div style="background-color: white; line-height: inherit; margin-bottom: 0.5em; margin-top: 0.5em;">Fergani, fizik ve mekanik alanlarında da çalışmalarda bulunmuştur. Çizimini kendi hazırladığı ve yapımına nezaret ettiği Nil nehri sularının hızını ve seviyesini ölçen <i>Mikyas ül-Cedid</i>adında bir alet yapmıştır.</div>
<div style="background-color: white; line-height: inherit; margin-bottom: 0.5em; margin-top: 0.5em;"><a style="margin-left: 1em; margin-right: 1em; text-align: center;" href="https://4.bp.blogspot.com/-ZTyC_Nc0xIw/WWvP6F4zDCI/AAAAAAAAIB0/uMwmrPS4L4wCTiXHR6wvuVxVvtXhUjMuQCPcBGAYYCw/s1600/PvBynQ.png" data-wpel-link="external" rel="nofollow external noopener noreferrer"><img loading="lazy" decoding="async" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2017/09/PvBynQ.png" width="640" height="62" border="0" data-original-height="156" data-original-width="1600" /></a></div>
<div style="background-color: white; line-height: inherit; margin-bottom: 0.5em; margin-top: 0.5em;"><b>Kindî </b></div>
<div style="background-color: white; line-height: inherit; margin-bottom: 0.5em; margin-top: 0.5em;"></div>
<div style="background-color: white; line-height: inherit; margin-bottom: 0.5em; margin-top: 0.5em;"><b>Kindî</b> veya tam adıyla <b>Ebu Yusuf Yakub bin İshak el-Sebbah el-Kindî</b>, Arapça: <b>أبو يوسف يعقوب بن إسحاق الصبّاح الكندي</b> (d. 801 Basra &#8211; ö. 873 Bağdad), Kindî felsefe, tıp, matematik astronomi, ilahiyat, psikoloji, fizik, kimya ve müziğe kadar pek çok bilim dalında eser yazan Arapbilim insanı.</div>
<div style="background-color: white; line-height: inherit; margin-bottom: 0.5em; margin-top: 0.5em;">Abbasi halifelerinden özel ilgi ve destek gören Kindî, astronom ve astrolog olarak sarayda müneccimlik görevini de yürüttü. Ayrıca halife Mu&#8217;tasım&#8217;ın oğlu Ahmed&#8217;in eğitimini üstlendi. Kindî eserlerinin önemli bir kısmını aralarında hoca-talebe ilişkisinin ötesinde dostluğa dayanan bir yakınlık bulunan bu veliahdın isteği üzerine kaleme almış ve eserlerini de bu veliahta ithaf etmiştir. Ortaçağ Avrupası&#8217;nda &#8220;<b>Alkindus</b>&#8221; adıyla tanınan, ilk İslam filozofudur. Felsefesinde, Platon, Aristoteles ve Plotinus&#8217;un görüşlerinin bir sentezini yapmıştır. Felsefenin yönteminin kanıtlama, kanıtlamanın hedefinin maddeye biçim kazandıran özleri bilmek, felsefenin amacının ise Tanrı&#8217;ya erişmek olduğunu öne süren Kindî&#8217;ye göre, felsefi bilginin ilk basamağı akıl yürütmedir. İnsanın akıl yürütme yoluyla adım adım basitten bileşiğe ve en yetkin olana doğru yükseldiğini öne süren filozof, varlığa akılcı bir açıdan yaklaştığı için, Tanrı&#8217;nın özüne ait sıfatları inkar etmiştir. Tanrı&#8217;nın sıfatlarının ancak olumsuz bir biçimde bilinebileceğini savunan El-Kindî&#8217;ye göre, Tanrı mutlak Bir&#8217;dir. Mutlak varlık olması nedeniyle, Mutlak Bir&#8217;in şekli, niteliği, niceliği, maddesi yoktur ve O göreli bir varlık değildir.</div>
<div style="background-color: white; line-height: inherit; margin-bottom: 0.5em; margin-top: 0.5em;">Soylu bir ailenin çocuğu olarak Kûfe&#8217;de doğdu. Dedesi Eş&#8217;as, Güney Arabistan&#8217;ın en büyük kabilelerinden biri olan Kinde&#8217;nin hükümdarıydı. Müslüman olduktan sonra kabilesinin ileri gelenleriyle Kûfe&#8217;ye yerleşmişti. Babası İshak b. es-Sabbah yıllarca Kûfe valiliği yaptı.</div>
<div style="background-color: white; line-height: inherit; margin-bottom: 0.5em; margin-top: 0.5em;">Kindî&#8217;nin doğum tarihi gibi ölüm tarihi konusunda net bir bilgi yoktur. Filozofun vefat ettiği tarih olarak 860, 869, 870 ve 873 gibi farklı tarihler ortaya çıkıyorsa da <b>Mustafa Addurrâzık</b> bazı gerekçeler göstererek Kindî&#8217;nin 866 tarihinde ölmüş olabileceğini belirtmiştir. Kimi kaynaklarda ölüme sebep olan hastalıkların olduğu ve filozofun kronik romatizmal rahatsızlığından dolayı vefat etmiş olabileceğini söylemektedirler. (Kaya, 2002:3-6)</div>
<div style="background-color: white; line-height: inherit; margin-bottom: 0.5em; margin-top: 0.5em;">Küçük yaşta babasını yitirdi. Çocukluk ve ilk gençlik yılları Kûfe ve Basra&#8217;da geçen Kindî, geleneksel temel eğitimden sonra dil ve edebiyat alanında eğitim gördü. Halife Me&#8217;mun&#8217;un 830&#8217;da kurduğu Beytü&#8217;l-hikme&#8217;deki bilginler topluluğu arasında yer aldı. Mutezili devlet yöneticilerinden destek gören Kindî Ehl-i Sünnet yanlısı Mütevekkil-Alellah&#8217;ın iktidarında saraydan uzak kaldı.</div>
<div style="background-color: white; line-height: inherit; margin-bottom: 0.5em; margin-top: 0.5em;">Kindî felsefeden tıbba, matematikten astronomiye, ilahiyattan siyasete, psikolojiden diyalektiğe, astrolojiden kehanete ve optiktenkimyaya kadar yirmi ayrı dalda eser vererek sayıları 277&#8217;yi bulan bir külliyat oluşturmuştur.</div>
<div style="background-color: white; line-height: inherit; margin-bottom: 0.5em; margin-top: 0.5em;">Akla büyük bir yer veren Meşşaîlik felsefesini ilk başlatan kişi de olan Kindî&#8217;nin 17 eseri Latince&#8217;ye, 4&#8217;ü İbranice&#8217;ye tercüme edilmiştir. Mekân ve hareketin izafi olduğun-u, zamanın cisim ve hareketten ayrı düşünülemeyeceğini söylemiştir. &#8220;Yavaş dediğimiz şey, uzun zaman içinde belli bir mesafenin kat edilmesidir. Hızlılık ise kısa zaman içinde aynı mesafenin kat edilmesidir&#8221;</div>
<div style="background-color: white; line-height: inherit; margin-bottom: 0.5em; margin-top: 0.5em;">Kindî, kriptoloji biliminde Jül Sezar (MÖ 50) tarafından bulunan ve uygulanan tek alfabeli yerine koyma şifreleme yöntemini geliştirerek frekans analizini bulan ilk kişidir.</div>
<div style="background-color: white; line-height: inherit; margin-bottom: 0.5em; margin-top: 0.5em;">Kindî, düşünce alanından başka konularda da alim bir kişiydi. Farabi ve İbn-i Sina&#8217;nın çalışmalarına rağmen, kendisi de yaşadığı asrın <b>Büyük Müslüman Filozoflar</b>ı arasında sayılmıştır. Tarihçi İbnünnedim <i>Fihrist (Katalog)</i> adlı kitabında ondan bahsetmiştir. Aynı şekilde Rönesans dönemi İtalyan araştırmacı Gerolamo Cardano ondan şöyle bahsetmiştir;&#8221; Orta Çağ&#8217;ın en büyük on iki akıl bilimcisin den biridir.&#8221;</div>
<div style="background-color: white; line-height: inherit; margin-bottom: 0.5em; margin-top: 0.5em;">Kindî, Batlamyus&#8217;un &#8220;<b>Güneş Sistemi</b>&#8221; teorisini desteklemiştir. Bu teori; Dünyanın değişik sistemlerin merkezi olduğu ve bilinen gezegenler; Ay, Merkür, Mars, Venüs, Güneş, Jüpiter&#8217;in bu yörüngede döndüğünü söyler. Kindî bu teori hakkında; &#8221; Rasyonel varlıklar bir yörünge içerisinde döner, dönüşü ise Allah&#8217;a itaati ve ona boyun eğmesi şeklinde olur.&#8221; Ancak ne var ki bu sözü, semai varlıkların etkisinin maddi dünyaya tesiri ile bir gizem haline gelmiştir.</div>
<div style="background-color: white; line-height: inherit; margin-bottom: 0.5em; margin-top: 0.5em;">Ancak Kindî, ruhsal varlıklar tarafından gerçek dünyaya tesirinin nasıl olduğu konusunda belirsizliğe düşmüştür. Kindî, Aristo&#8217;dan esinlendiği bir teoride, bu cisimlerin hareketleri ayın alt bölümünde sürtünmeye neden olduğu ve ilk aşamada toprak, ateş, su ve havayı oluşturdu düşünülen bu teoride, bu birleşmenin maddi dünyada her şeyi ürettiğini tasarlamaktadır.</div>
<div style="background-color: white; line-height: inherit; margin-bottom: 0.5em; margin-top: 0.5em;">Kindî astronomi konusundaki açık düşüncelerini, içerisinde soruların ve cevapların, &#8220;Hava değişimi&#8221;, &#8220;Güneş Tutulması&#8221;, &#8220;Yıldızların Işınları&#8221; tezlerinin bulunduğu 40 bölümden oluşan &#8220;<b>Yıldızlardaki Kanun</b>&#8221; adlı kitabında toplamıştır.</div>
<div style="background-color: white; line-height: inherit; margin-bottom: 0.5em; margin-top: 0.5em;"><a style="margin-left: 1em; margin-right: 1em; text-align: center;" href="https://4.bp.blogspot.com/-ZTyC_Nc0xIw/WWvP6F4zDCI/AAAAAAAAIB0/uMwmrPS4L4wCTiXHR6wvuVxVvtXhUjMuQCPcBGAYYCw/s1600/PvBynQ.png" data-wpel-link="external" rel="nofollow external noopener noreferrer"><img loading="lazy" decoding="async" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2017/09/PvBynQ.png" width="640" height="62" border="0" data-original-height="156" data-original-width="1600" /></a></div>
<div></div>
</div>The post <a href="https://ateistlerecevap.org/musluman-bilim-adamlari/" data-wpel-link="internal">Müslüman Bilim Adamları. Bilime katkıları, eserleri</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ateistlerecevap.org/musluman-bilim-adamlari/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Müslüman Bilim Adamları. Bilime katkıları, eserleri</title>
		<link>https://ateistlerecevap.org/musluman-bilim-adamlari-2/</link>
					<comments>https://ateistlerecevap.org/musluman-bilim-adamlari-2/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ateistlere Cevaplar]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 05 Sep 2017 17:50:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sorular]]></category>
		<category><![CDATA[Müslüman Alimler]]></category>
		<category><![CDATA[Müslüman Bilim Adamları]]></category>
		<category><![CDATA[Müslüman İlim Adamalrı]]></category>
		<category><![CDATA[MÜslüman MAtematikçiler]]></category>
		<category><![CDATA[Müslümanların İLme Katkıları]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.ateistlerecevap.org/?p=16</guid>

					<description><![CDATA[<p>  El-Harezmi (780 &#8211; 850) Harezmî, IX. yüzyılda yaşayan ve cebir alanında ilk defa eser yazan Müslüman Türk matematik, coğrafya ve astronomi alimidir. Harezmî 780 yılında Harezm’de doğmuştur. Daha sonra ilim öğrenmek amacıyla, kendi döneminin ilim merkezi olan Bağdat’a gitti. Bağdat’taki bilimler akademisi Darülhikme’de görev alan Harezmî, matematik, astronomi ve coğrafya alanında değerli çalışmalar yaptı. [&#8230;]</p>
The post <a href="https://ateistlerecevap.org/musluman-bilim-adamlari-2/" data-wpel-link="internal">Müslüman Bilim Adamları. Bilime katkıları, eserleri</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"> <a href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2017/09/Musluman-bilim-adamlari-bilime-katkilari-ve-eserleri.png" data-wpel-link="internal"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-2086" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2017/09/Musluman-bilim-adamlari-bilime-katkilari-ve-eserleri.png" alt="" width="1280" height="720" srcset="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2017/09/Musluman-bilim-adamlari-bilime-katkilari-ve-eserleri.png 1280w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2017/09/Musluman-bilim-adamlari-bilime-katkilari-ve-eserleri-300x169.png 300w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2017/09/Musluman-bilim-adamlari-bilime-katkilari-ve-eserleri-1024x576.png 1024w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2017/09/Musluman-bilim-adamlari-bilime-katkilari-ve-eserleri-768x432.png 768w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2017/09/Musluman-bilim-adamlari-bilime-katkilari-ve-eserleri-1200x675.png 1200w" sizes="(max-width: 1280px) 100vw, 1280px" /></a></div>
<div>
<h4 style="background-color: white; box-sizing: border-box; font-family: 'Helvetica Neue', Helvetica, Roboto, Arial, sans-serif; line-height: 1.4; margin: 0.2rem 0px 0.5rem; padding: 0px; text-rendering: optimizeLegibility;">El-Harezmi (780 &#8211; 850)</h4>
</div>
<div>
<div class="MsoNormal">Harezmî, IX. yüzyılda yaşayan ve cebir alanında ilk defa<br />
eser yazan Müslüman Türk matematik, coğrafya ve astronomi alimidir. Harezmî 780<br />
yılında Harezm’de doğmuştur. Daha sonra ilim öğrenmek amacıyla, kendi döneminin<br />
ilim merkezi olan Bağdat’a gitti. Bağdat’taki bilimler akademisi Darülhikme’de<br />
görev alan Harezmî, matematik, astronomi ve coğrafya alanında değerli<br />
çalışmalar yaptı.</div>
<div class="MsoNormal" style="box-sizing: border-box; outline: none;">Harezmî, ilk<br />
defa, birinci ve ikinci dereceden denklemleri analitik metotla; bir<br />
bilinmeyenli denklemleri de cebirsel ve geometrik metotlarla çözmenin kural ve<br />
yöntemlerini tespit etti. Matematikte ilk kez sıfır rakamını kullanan Harezmî,<br />
cebir bilimini metodik ve sistematik olarak ortaya koydu. Kendisinden önceki<br />
cebire ait konuları, yine ilk kez ‘cebir’ adı altında sistemleştirdi.</div>
<div class="MsoNormal" style="box-sizing: border-box; outline: none;">Harezmî,<br />
matematik, astronomi ve coğrafya alanında çok sayıda eser yazdı. Yeryüzünün<br />
çapına ait hesaplarını Kitâbu Sûreti’l-Arz adlı kitabında topladı. Bu eserde,<br />
Nil Nehri’nin kaynağını açıklayan Harezmî, Batlamyus’un astronomik cetvellerini<br />
de düzeltti. Güneş ve ay tutulmasına dair incelemelerini topladığı<br />
Zîcü’l-Harezmî adlı eserinde ise, astronomi için gerekli trigonometri bilgi ve<br />
cetvellerini de verdi. Harezmî, 850 yılında Bağdat’ta vefat etti. Üç oğlu olup,<br />
hepsi de matematik ilmi üzerinde ciddi çalışmalarıyla tanınır.</div>
<div style="background-color: white; border: 0px none; box-sizing: border-box; font-weight: normal; list-style: none; margin-bottom: 20px; outline: none; padding: 0px;"></div>
<div class="MsoNormal"></div>
<div style="font-weight: normal; line-height: 18.85px; margin-bottom: 10px; margin-top: 10px; padding: 0px;"><span style="font-family: helvetica, arial, sans-serif;"><strong style="margin: 0px; padding: 0px;">İbn-i Sina</strong></span></div>
<div style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif; font-weight: normal; line-height: 18.85px; margin-bottom: 10px; margin-top: 10px; padding: 0px;">980-1037 yılları arasında bugün ki Özbekistan sınırlarında yaşamış olan İbni Sina tıp alanında mikrobun varlığını keşfeden bilim adamı olup, 150 den fazla eser bırakmıştır bunlardan 17 tanesi tıp ile alakalıdır.</div>
<div style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif; font-weight: normal; line-height: 18.85px; margin-bottom: 10px; margin-top: 10px; padding: 0px;">Devlet hizmetlerinde bakan, hekim ve filozof olarak görev aldığından gündüz devlet işlerinde gece bilim işlerinde çalışarak eserler ortaya koymuştur.</div>
<div style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif; font-weight: normal; line-height: 18.85px; margin-bottom: 10px; margin-top: 10px; padding: 0px;">Felsefe konularında kitaplar yazmış, Belirtiler ve uyarılar, kurtuluş kitabı gibi bu alanda meşhur eserlerini vermiştir. Tıp Kanunu kitabı 1000.000 kelimelik bir tıp ansiklopedisidir. Bu kitapları tüm dünyada ders kitabı olarak okutulmuştur.</div>
</div>
<div>
<div style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif; line-height: 18.85px; margin-bottom: 10px; margin-top: 10px; padding: 0px;">Farabi</div>
<div style="font-weight: normal; line-height: 18.85px; margin-bottom: 10px; margin-top: 10px; padding: 0px;">874-950 Yılları arasında Ortadoğu da yaşadığı sanılan Farabi çağında tam bilinememiş ve değeri anlaşılamamış ve yaşadığı çağdan 200 sene sonra bilinmeye başlamıştır. Matematik, Botanik, Tıp, Felsefe, Mantık ve Musiki alanında eserler vermiştir. Büyük İslam âlimi, hekim, filozof olarak tanınmış, insan vücudunun, organların görevi, hastalıklar ve tedavi yöntemleri konusunda çalışmalarda bulunmuş. İnsanın sağlıklı bir bedene sahip olması için gereken sebepleri araştırmış ve hastalıklara çözüm yolları aramıştır.</div>
<div style="font-weight: normal; line-height: 18.85px; margin-bottom: 10px; margin-top: 10px; padding: 0px;">Fizik alanında ses konusunda araştırmalar yapmış, ud ve kanun gibi musiki aletlerini bulmuştur. Kendinden sonra gelen hem Müslüman hem de batılı ilim adamlarına yol göstermiş günümüzde öğrenci değişim hareketlerinden birine adı verilmiştir.</div>
<div style="font-weight: normal; line-height: 18.85px; margin-bottom: 10px; margin-top: 10px; padding: 0px;"></div>
<div style="font-weight: normal; line-height: 18.85px; margin-bottom: 10px; margin-top: 10px; padding: 0px;"><span style="font-family: helvetica, arial, sans-serif;"><strong style="margin: 0px; padding: 0px;">Ali Kuşçu</strong></span></div>
<div style="color: #333333; font-family: Arial, Helvetica, sans-serif; font-weight: normal; line-height: 18.85px; margin-bottom: 10px; margin-top: 10px; padding: 0px;">1474-1525 yılları arasında yaşayan Ali Kuşçu Astronomi ve Matematik dâhisi olarak bilinir. Özbekistan sınırları arasında kalan Semerkant’ta doğmuştur. Fatih Sultan Mehmet zamanında İstanbul’a gelmiş ve Uluğ Bey Rasathanesinde çalışmıştır. Ayasofya da dersler vermiştir. Fetih Risalesi, Astronomu Risalesi ve risale-i Muhammediye yazmış ve Fatih Sultan Mehmet’e takdim etmiş ve 1474 yılında İstanbul’ da vefat etmiştir. Matematik ’ten dil ve belagat konularına kadar eserler bırakmıştır.</div>
<div style="color: #333333; font-family: Arial, Helvetica, sans-serif; font-weight: normal; line-height: 18.85px; margin-bottom: 10px; margin-top: 10px; padding: 0px;"></div>
<div style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif; font-weight: normal; line-height: 18.85px; margin-bottom: 10px; margin-top: 10px; padding: 0px;"><span style="font-family: helvetica, arial, sans-serif;"><strong style="margin: 0px; padding: 0px;">El Buruni</strong></span></div>
<div style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif; font-weight: normal; line-height: 18.85px; margin-bottom: 10px; margin-top: 10px; padding: 0px;"><strong style="margin: 0px; padding: 0px;"> </strong></div>
<div style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif; font-weight: normal; line-height: 18.85px; margin-bottom: 10px; margin-top: 10px; padding: 0px;">973-1051 yılları arasında yaşamış olan ve bugün Özbekistan ve Türkmenistan arasında bir bölge olan Harezm de doğmuş. Astronomi, Tarihçi, Botanikçi, Eczacılık uzmanı, Jeolog, Şair, Mütefekkir, Matematikçi, Coğrafyacı ve Hümanist olarak çok yönlü çalışmış olan bir bilim adamıdır. İlk kitabını 17 yaşında yazmıştır. Kitaplarının adı ise ilginçtir. Boş geçen asırlardan kalan eserler, Meskenler arasındaki mesafeyi düzeltmek için Mekânların sonunu sınırlama, Hint Tarihi, Cevherlerin bilinmesine dair kitap, Yıldızlar ilmine giriş, Eczacılık Kitabı. Pi sayısı ve Trigonometri üzerine araştırmaları ile ün yapmıştır. Günümüzde bu kadar çok yönlü insanları bulmak zor hatta imkânsızdır.</div>
<div style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif; font-weight: normal; line-height: 18.85px; margin-bottom: 10px; margin-top: 10px; padding: 0px;"></div>
<div style="line-height: 18.85px; margin-bottom: 10px; margin-top: 10px; padding: 0px;">Mimar Sinan</div>
<div style="font-weight: normal; line-height: 18.85px; margin-bottom: 10px; margin-top: 10px; padding: 0px;">Kanuni devrinin en büyük mimarıdır. Osmanlı İmparatorluğunun gelmiş geçmiş bilinen en büyük mimarlarındandır.1489 1588 yılları arasında yaşamıştır. 99 yıl hayatına binlerce eser sığdırmış ve 350 ye yakın eser yapmış bunlardan 84 cami 52 mescit, 57 medrese, 35 küçük saray, 20 kervansaray vb. Mimar Sinan’ı anlatmakla bitiremeyiz.</div>
<div style="font-weight: normal; line-height: 18.85px; margin-bottom: 10px; margin-top: 10px; padding: 0px;"></div>
<div style="font-weight: normal; line-height: 18.85px; margin-bottom: 10px; margin-top: 10px; padding: 0px;"><span style="font-family: helvetica, arial, sans-serif;"><strong style="margin: 0px; padding: 0px;">Battani</strong></span></div>
<div style="font-weight: normal; line-height: 18.85px; margin-bottom: 10px; margin-top: 10px; padding: 0px;">859 929 yılları arasında yaşamış olan Battani bundan 1000 yıl kadar önce Matematikte Trigonometriyi bulan ve Müslüman ve Astronomi ve Matematikçi olarak bilinmektedir. Ayın güneş etrafında dönmesini 365 gün, 5 saat, 48 dakika 24 saniye olarak hesaplamıştır. Günümüzde ise bu 365 gün, 5 saat, 48 dakika ve46 aniye olarak hesaplanmıştır yani 22 saniye yanılmış Battani. Saygı ile anılası bir bilim adamıdır.</div>
<div style="font-weight: normal; line-height: 18.85px; margin-bottom: 10px; margin-top: 10px; padding: 0px;"></div>
<div style="line-height: 18.85px; margin-bottom: 10px; margin-top: 10px; padding: 0px;">Razi</div>
<div style="font-weight: normal; line-height: 18.85px; margin-bottom: 10px; margin-top: 10px; padding: 0px;">865- 925 yılları arasında yaşamış olan Razi, Tahran yakınlarında Rey de doğmuştur. Tıp, eczacılık, Simya gibi çok alanda eserler vermiş bir İslam âlimi olup, ilk göz ameliyatını yaptığı bilinmektedir. Suçiçeği ve kızamığın ayrı şeyler olduğunu 1100 sene önce keşfetmiş bir tıp dehasıdır.</div>
<div style="font-weight: normal; line-height: 18.85px; margin-bottom: 10px; margin-top: 10px; padding: 0px;"></div>
<div style="font-weight: normal; line-height: 18.85px; margin-bottom: 10px; margin-top: 10px; padding: 0px;"><span style="font-family: helvetica, arial, sans-serif;"><strong style="margin: 0px; padding: 0px;">Sabit Bin Kurra</strong></span></div>
<div style="font-weight: normal; line-height: 18.85px; margin-bottom: 10px; margin-top: 10px; padding: 0px;">9. yy yaşamıştır. Matematik, Astronomi ve tıp konularında çalışmalarda bulunmuştur. Diferansiyeli hesabını İlk o hesaplamıştır. Parabol, Pisagor genel ispatını yapmıştır. 79 eseri olup, 21 tıp, 2muzik, 25 felsefe matematik, astronomi alanında eserler vermiştir.</div>
<div style="font-weight: normal; line-height: 18.85px; margin-bottom: 10px; margin-top: 10px; padding: 0px;"></div>
<div style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif; font-weight: normal; line-height: 18.85px; margin-bottom: 10px; margin-top: 10px; padding: 0px;"><span style="font-family: helvetica, arial, sans-serif;"><strong style="margin: 0px; padding: 0px;">Nurettin Batruci</strong></span></div>
<div style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif; font-weight: normal; line-height: 18.85px; margin-bottom: 10px; margin-top: 10px; padding: 0px;">Modern astronominin kurucusu kabul edilir ve bütün gezegenlerin iki kutuplu olduğu, gök cisimlerinin hareketlerinin kutuplar arasında olduğunu, gezegenlerin günlük dönüşlere sahip olduklarını, yıldızların bulunduğu gök tabakalarının değişken olduğunu, gök cisimlerinin hareketlerinin doğudan batıya doğru olduğunu v.b gibi birçok astronomi gerçeğini bundan 800 sene önce tespit etmiş batılı ilim adamları ise ondan 400 veya 500 sene sonra bunları fark edebilmişlerdir.</div>
<h4 style="background-color: white; box-sizing: border-box; line-height: 1.4; margin: 0.2rem 0px 0.5rem; padding: 0px; text-rendering: optimizeLegibility;">El-Kindi (801-873)</h4>
</div>
<div>Kindi dünyadaki ilk müslüman filozof olarak tanınmaktadır. Kendisi filozof yönü dışında anstronomiye olan katkılarıyla bilinmektedir. Güneş sistemi teorisini dekteklemiş, kriptoloji bilminde tek alfabeli şifreleme yöntemini gelişterek frekans analizini bulan kişi olarak da tarihe geçmiştir.</div>
<div></div>
<div>
<h2 style="background-color: white; box-sizing: border-box; line-height: 1.4; margin: 0.2rem 0px 0.5rem; padding: 0px; text-rendering: optimizeLegibility;">Piri Reis (1465-1554)</h2>
</div>
<div>Türk &#8211; Osmanlı denizcisi olan Piri Reis, tarihte ilk kez &#8220;Dünya Haritası&#8221;nı çizen coğrafyacı ve haritacı olarak tanınır. Piri Reis yapmış olduğu seferlerdeki gözlemlerinden ve deneyimlerinden yola çıkarak tarihteki &#8220;İlk Dünya Haritası&#8221;nı çizmiştir. Bu harita, Atlas Okyanusu, İber Yarımadası, Afrika&#8217;nın batısı ile Amerika&#8217;nın doğu kıyılarını gösteren ve elimizde sadece haritanın 3&#8217;te 1&#8217;inin bulunduğu kısımdır.</div>
<div></div>
<div>
<div style="background: white; margin: 6.0pt 0cm 6.0pt 0cm;"><b>Abbas Kasım İbn Firnas</b></div>
<div style="background: white; margin: 6.0pt 0cm 6.0pt 0cm;">Berberi gökbilimci, simyacı, fizikçi, şair ve İslam bilgini</div>
<div style="background: white; margin: 6.0pt 0cm 6.0pt 0cm;">Tarihî kaynaklar Endülüslü Firnas&#8217;ın da uzun çalışmalar sonunda<br />
yeni bir keşifte bulunup bir cihaz yaptığını, üzerine kumaş geçirip kanat<br />
yerine büyük kuş kanatları taktığını ve bu âleti çalıştırarak havalanıp<br />
uçtuğunu kaydeder. Üstelik havada uzun süre kuşlar gibi süzüldüğünü, daha sonra<br />
da yavaşça yere indiğini söyler. İbn-i Firnas&#8217;ın bu başarısı Batı&#8217;da uçak yapıp<br />
uçmayı başaran Wright Kardeşler&#8217;den 1023 yıl öncesine<br />
rastlamaktadır.</div>
<div style="background: white; margin: 6.0pt 0cm 6.0pt 0cm;"></div>
<div style="background: white; margin: 6.0pt 0cm 6.0pt 0cm;"><b>El Cezerî </b></div>
<div style="background-color: white; border: 0px; font-stretch: inherit; font-variant-numeric: inherit; line-height: inherit; margin-bottom: 15px; padding: 0px; vertical-align: baseline;">Asıl adı Ebû’l İz İbni İsmail İbni Rezzaz El Cezerî olan 800 yıl önce Anadolu topraklarında yaşamış,Cizre de doğmuş,su ve mekanik parçalar ile çalışan gelişmiş makinalar icat etmiş,ilk robotu icat etmiş keskin zekalı müslüman bir bilim adamı ve mühendistir.Buluşları asırlar sonra icat edilen birçok aracın temelini oluşturmuştur.</div>
<div style="background-color: white; border: 0px; font-stretch: inherit; font-variant-numeric: inherit; line-height: inherit; margin-bottom: 15px; padding: 0px; vertical-align: baseline;">Robotlar,su ile çalışan gelişmiş makineler,kan toplama kapları,şifreli kilitler,otomatik çocuk oyuncakları,termoslar,fıskiyeler,kan alma düzenekleri,su çıkarma makineleri,abdest alma düzenekleri ve nice buluşlar…Ebû’l İz İbni İsmail İbni Rezzaz El Cezerî,Leonardo Da Vinci’ den 150 yıl önce yıl önce yaşamış ve mekaniği ondan daha iyi kullanan bir bilim insanı.İngiliz ve Alman bilim adamları tarafından 1800′lü yıllarda,Türk bilim insanları tarafından ise 2000′li yıllarda keşfedilen bir Türk dehası.Onun şu sözü bilim ile uygulama arasındaki ilişkiyi çok güzel anlatır:”Uygulamaya dönüşmeyen bilim,doğru ile yanlış arasında bir yerdedir.”</div>
<div style="background-color: white; border: 0px; font-stretch: inherit; font-variant-numeric: inherit; line-height: inherit; margin-bottom: 15px; padding: 0px; vertical-align: baseline;">Üretmiş olduğu eşsiz eserlerin kaybolup gitmesini istemeyen Artukoğulları hükümdarı bir kitap yazmasını ister.Bu kitapta çok detaylı çizimler ve en önemlisi kendisinden önceki bilimadamlarının çalışmalarına da işaret eden müthiş bir bilimsel aktarım dili vardır.</div>
<div style="background-color: white; border: 0px; font-stretch: inherit; font-variant-numeric: inherit; line-height: inherit; margin-bottom: 15px; padding: 0px; vertical-align: baseline;">Sibernetik Robot Biliminin ve Mekaniğin Babası,Hidromekanik Dehası El Cezerinin ”Olağanüstü Mekanik Araçların Bilgisi Hakkında Kitap , * Arapça orijinal ismi; Kitab-ül Camii Beyn-el ilmi vel-amel En Nafi-i fi Sınaat-il hiyel -İngilizcesi çeviri ismi; Al Jazari’s Book of Knowledge of Ingenious Mechanical Devices)  <strong style="border: 0px; font-stretch: inherit; font-style: inherit; font-variant: inherit; line-height: inherit; margin: 0px; padding: 0px; vertical-align: baseline;"><a style="border: 0px; font-stretch: inherit; font-style: inherit; font-variant: inherit; line-height: inherit; margin: 0px; padding: 0px; text-decoration-line: none; vertical-align: baseline;" title="El Cezeri Kitap" href="http://www.ebuliz.com/orijinalkitap/" target="_blank" rel="noopener noreferrer nofollow external" data-wpel-link="external">Kitabına Ulaşmak İçin Tıklayınız.</a></strong></div>
<div style="background-color: white; border: 0px; font-stretch: inherit; font-variant-numeric: inherit; line-height: inherit; margin-bottom: 15px; padding: 0px; vertical-align: baseline;">Ayrıca Erciyes Üniversitesi Mekatronik Mühendisliği Bölümünde El-Cezeri Robotik Sistemler Laboratuvarı bulunmaktadır.</div>
<div style="background-color: white; border: 0px; font-stretch: inherit; font-variant-numeric: inherit; line-height: inherit; margin-bottom: 15px; padding: 0px; vertical-align: baseline;"></div>
<div style="background-color: white; border: 0px; font-stretch: inherit; font-variant-numeric: inherit; line-height: inherit; margin-bottom: 15px; padding: 0px; vertical-align: baseline;"><b>Ez-Zehravi </b></div>
<div style="background: white; margin: 6.0pt 0cm 6.0pt 0cm;">Endülüs&#8217;te yaşamış olan bir Arap-Müslüman hekim ve cerrahtır. Ortaçağ İslam<br />
Dünyası&#8217;nın önde gelen hekimlerinden olan Zehravi, <i>Cerrahi&#8217;nin Babası</i> olarak<br />
kabul görür. Zehravi&#8217;nin<br />
tıbba yaptığı en büyük katkı, hiç şüphesiz 30 ciltten oluşan Kitab al-Tasrif<br />
(et-Tasrif) isimli eseridir. Zehravi&#8217;nin<br />
kullandığı cerrahi alet ve uygulamalar, modern tıbba öncülük etmiştir. İcat<br />
ettiği cerrahi aletlerden bazıları günümüzde hala kullanılmaktadır.</div>
<div style="background-color: white; border: 0px; font-stretch: inherit; font-variant-numeric: inherit; line-height: inherit; margin-bottom: 15px; padding: 0px; vertical-align: baseline;">Dış gebeliği tanımlayan<br />
ilk doktor olmasının yanı sıra, hemofilinin kalıtsal doğasını da<br />
belirleyen ilk kişidir.</div>
<div style="background-color: white; border: 0px; font-stretch: inherit; font-variant-numeric: inherit; line-height: inherit; margin-bottom: 15px; padding: 0px; vertical-align: baseline;">İslâm dünyasının en büyük cerrahı ve anatomisti olan ez-Zehravî, uzmanlık alanlarını ve cerrahide kullandığı 200 kadar âleti, yazdığı eserinde resimlerini de çizerek teferruatlı olarak anlatmıştır. Böyle bir üslûp o güne kadar hiç kullanılmamıştır. Zengin muhtevası ve yeni üslûbundan dolayı yazdığı bu eser, asırlar boyu tıp ilmi ile uğraşan doktor ve cerrahların bir başvuru kaynağı olmuştur.</div>
<div style="background: #ffffff; border: 0px; color: #48423f; font-family: 'PT Sans', Arial, sans-serif; font-size: 14px; line-height: 24px; outline: 0px; padding: 0px 0px 10px; vertical-align: baseline;">1- Tıp dünyasında çok dikkat çekici bir hastalık olan hemofiliyi (kanarca) ayrıntılı olarak tanımlayan ilk hekimdir.</div>
<div style="background: #ffffff; border: 0px; color: #48423f; font-family: 'PT Sans', Arial, sans-serif; font-size: 14px; line-height: 24px; outline: 0px; padding: 0px 0px 10px; vertical-align: baseline;">2- Ameliyatlarda kanın akmasını önlemek için damar dikimi ile damarları birbirine birleştirmeyi, böylece bu usûlle kanamayı önlemeyi ez-Zehravî bulmuştur. Fakat ondan 6 asır sonra ( l6. asır) gelen Fransız doktoru Ambroise Pare bu uygulamayı bulduğunda büyük bir kâşif olarak lanse edilmiş ve ez-Zehravî’den ne yazık ki hiç bahsedilmemiştir.</div>
<div style="background: #ffffff; border: 0px; color: #48423f; font-family: 'PT Sans', Arial, sans-serif; font-size: 14px; line-height: 24px; outline: 0px; padding: 0px 0px 10px; vertical-align: baseline;">3- Diğer bir önemli buluşu da ameliyat ipliği olarak kedi bağırsağını kullanmasıdır ki, bu uygulama günümüz cerrahları tarafından da (kat-kut diye tâbir edilir) çok yaygın olarak kullanılmaktadır.</div>
<div style="background: #ffffff; border: 0px; color: #48423f; font-family: 'PT Sans', Arial, sans-serif; font-size: 14px; line-height: 24px; outline: 0px; padding: 0px 0px 10px; vertical-align: baseline;">4- Eklem iltihaplarının tedâvisini de yine ilk defa gerçekleştiren ez-Zehravî olmuştur.</div>
<div style="background: #ffffff; border: 0px; color: #48423f; font-family: 'PT Sans', Arial, sans-serif; font-size: 14px; line-height: 24px; outline: 0px; padding: 0px 0px 10px; vertical-align: baseline;">5- Böbrek ve mesanede oluşan taşları ameliyatla çıkarma metodunu ilk kez ez-Zehravî bulmuştur. İdrar yollarında sonda kullanmayı gerçekleştiren de ilk o olmuştur.</div>
<div style="background: #ffffff; border: 0px; color: #48423f; font-family: 'PT Sans', Arial, sans-serif; font-size: 14px; line-height: 24px; outline: 0px; padding: 0px 0px 10px; vertical-align: baseline;">ez-Zehrâvî’nin”et-Tasrif Limen Aceze Ani’t-Te’lif” adlı eserinin Latince çevirisinden bir sahife</div>
<div style="background: #ffffff; border: 0px; color: #48423f; font-family: 'PT Sans', Arial, sans-serif; font-size: 14px; line-height: 24px; outline: 0px; padding: 0px 0px 10px; vertical-align: baseline;">6- Akciğer iltihaplanmaları üzerinde çalışarak, ilk kez ameliyatla göğsü yarıp dağlama yoluyla tedavi etmeyi başarmıştır.</div>
<div style="background: #ffffff; border: 0px; color: #48423f; font-family: 'PT Sans', Arial, sans-serif; font-size: 14px; line-height: 24px; outline: 0px; padding: 0px 0px 10px; vertical-align: baseline;">7- İlk kez fıtık ameliyatını yapan da ez-Zehravî’dir.</div>
<div style="background: #ffffff; border: 0px; color: #48423f; font-family: 'PT Sans', Arial, sans-serif; font-size: 14px; line-height: 24px; outline: 0px; padding: 0px 0px 10px; vertical-align: baseline;">8- İlk kez karaciğer hastalıklarını teşhis etmesi, ağız yaraları ve şişmeleriyle ilgili tedavilerde de başarılı olması, nereden bakılırsa bakılsın kendi dönemi için çok önemli bir çalışma olarak kaydedilmiştir.</div>
<div style="background: #ffffff; border: 0px; color: #48423f; font-family: 'PT Sans', Arial, sans-serif; font-size: 14px; line-height: 24px; outline: 0px; padding: 0px 0px 10px; vertical-align: baseline;">9- O zamana kadar tek bir hastalık olarak bilinen guatr ve tiroid bezi kanserini ayrı ayrı tarif eden ve teşhis koyan da ez-Zehravî’dir.</div>
<div style="background: #ffffff; border: 0px; color: #48423f; font-family: 'PT Sans', Arial, sans-serif; font-size: 14px; line-height: 24px; outline: 0px; padding: 0px 0px 10px; vertical-align: baseline;">10- Bunun yanında yaraların cerahat toplamasından, apselerin boşaltılmasından ve yüz sivilcelerinin tedavisinden de ilk bahseden kişi olmuştur.</div>
<div style="background: #ffffff; border: 0px; color: #48423f; font-family: 'PT Sans', Arial, sans-serif; font-size: 14px; line-height: 24px; outline: 0px; padding: 0px 0px 10px; vertical-align: baseline;">11- Hemoroid hastalığı ve çocuğun sünnetiyle ilgili bilgileri de yine ez-Zehravî vermiştir.</div>
<div style="background: #ffffff; border: 0px; color: #48423f; font-family: 'PT Sans', Arial, sans-serif; font-size: 14px; line-height: 24px; outline: 0px; padding: 0px 0px 10px; vertical-align: baseline;">12- Bunun yanında göğüs kanserinin ameliyatla nasıl tedavi edileceğini de ilk o göstermiştir.</div>
<div style="background: #ffffff; border: 0px; color: #48423f; font-family: 'PT Sans', Arial, sans-serif; font-size: 14px; line-height: 24px; outline: 0px; padding: 0px 0px 10px; vertical-align: baseline;">13- Ameliyat sonrası dikiş izlerini en aza indirmeye çalışması bugünün estetik cerrahisine ışık tutmuştur. Yani ilk estetik ameliyatı yapan da ez-Zehravî’dir.</div>
<div style="background: #ffffff; border: 0px; color: #48423f; font-family: 'PT Sans', Arial, sans-serif; font-size: 14px; line-height: 24px; outline: 0px; padding: 0px 0px 10px; vertical-align: baseline;">18. asırda İngiliz doktor Percival Potti, omurilik tüberkülozları ve artrit ile ilgili teşhis ve tedâvi usûllerini kamuoyuna “Potti” adı ile duyrulurken, ez-Zehravî tam 8 asır önce bunun tedavisini yapmıştır.</div>
<div style="background: #ffffff; border: 0px; color: #48423f; font-family: 'PT Sans', Arial, sans-serif; font-size: 14px; line-height: 24px; outline: 0px; padding: 0px 0px 10px; vertical-align: baseline;"></div>
<div style="background: #ffffff; border: 0px; line-height: 24px; outline: 0px; padding: 0px 0px 10px; vertical-align: baseline;"><b>Ebu Ma&#8217;şer el-Belhi </b></div>
<div style="background: #ffffff; border: 0px; line-height: 24px; outline: 0px; padding: 0px 0px 10px; vertical-align: baseline;">10. yüzyılın önde gelen müslüman astronom ve astrologlarından.</div>
<div style="background: #ffffff; border: 0px; line-height: 24px; outline: 0px; padding: 0px 0px 10px; vertical-align: baseline;">Belh&#8217;te ilköğrenimini tamamladı.</div>
<div style="background: #ffffff; border: 0px; line-height: 24px; outline: 0px; padding: 0px 0px 10px; vertical-align: baseline;">Bağdat&#8217;a giderek kırk yedi yaşına kadar hadis ilmiyle meşgul oldumuştur.</div>
<div style="background: #ffffff; border: 0px; line-height: 24px; outline: 0px; padding: 0px 0px 10px; vertical-align: baseline;">Bazı kaynaklar onu astronomi ve astroloji alanında İslam milletlerinin en alimi ayrıca İran&#8217;ın ve diğer milletlerin tarihini en iyi bilen biri olarak niteliyorsa da Ebu Ma&#8217;şer siyasi tarihten çok kültür tarihiyle ilgilenmiştir.</div>
<div class="MsoNormal" style="background-color: white;">İlk ve Ortaçağ bilim ve düşüncesinde hâkim olan genel anlayışa göre ay üstü alemi her bakımdan ay altı alemini sürekli olarak etkilemektedir. Bu ilkeden hareket eden Ebu Ma&#8217;şer, astronomi verilerine dayanarak astrolojiyi temellendirmeye çalışmıştır.</div>
<div class="MsoNormal" style="background-color: white;"></div>
<div style="background: #ffffff; border: 0px; line-height: 24px; outline: 0px; padding: 0px 0px 10px; vertical-align: baseline;"></div>
<div class="MsoNormal" style="background-color: white;">Ona göre zamanı belirleyen ve mevsimlerin meydana gelmesini sağlayan yıldızlar elbette ki her şahsın ahlak, karakter ve psikolojik yapısı üzerinde de etkili olacaktır. Onun eserleri, Ortaçağ&#8217;dan modern çağın başlarına kadar astrolojiye inanan veya inanmayan, herkes için başlıca kaynak olmuştur.</div>
</div>
<div class="MsoNormal" style="background-color: white;"><b> </b></div>
<div class="MsoNormal" style="background-color: white;">
<div class="MsoNormal">Ebu Maşer med-cezir (Gel-Git ) olaylarını keşfeden ilk bilgindir.</div>
<div class="MsoNormal">Saralı olduğu ve dolunay zamanı sarasının tuttuğu rivayet edilen Ebu Ma&#8217;şer şer 28 Ramazan 272&#8217;de (8 Mart 886) 100 yaşlarında Vasıt&#8217;ta (Irak’ın ili) öldü.</div>
<div class="MsoNormal">
<h4 style="box-sizing: border-box; font-family: 'helvetica neue', helvetica, roboto, arial, sans-serif; line-height: 1.4; margin: 0.2rem 0px 0.5rem; padding: 0px;">Katip Çelebi (1609 &#8211; 1657)</h4>
<p>&nbsp;</p>
<div>Türk &#8211; Osmanlı biim adamı Katip Çelebi tarih, coğrafya, bibliyografya ve biyografya ile ilgili çalışmalarıyla tanınır. Keşfü&#8217;z-Zünûn an Esâmi&#8217;l-Kütüb vel-Fünûn adlı çalışması Arapça dilinde olup, çok kıymetli bir eserdir. Yaklaşık olarak on beş bine yakın kitap ve on bine yakın içerik tanıtan büyük bir bibliyografya ansiklopedisi çalışmasına eşdeğerdir. Bu eserin basıldığı ülkeler ise Mısır, Almanya ve İstanbul&#8217;dur, eser aynı zamanda Latinceye de çevrilmiştir. Cihannümâ çalışması Çelebi&#8217;nin tarihimizdeki en eski coğrafya kitabımız sayılmaktadır ve eserde anlatımlarda harita kullanmış İbrahim Müteferrika basımevinde çoğaltılmıştır. Bir çok Avrupa dillerine çevrilmiş bu eser, bundan sonra yazılacak coğrafya kitaplarımıza kaynak olmuştur.</div>
</div>
<div class="MsoNormal"></div>
</div>
<p><span style="font-family: helvetica, arial, sans-serif; font-size: 20px;"><b>Câbir bin Hayyân?</b></span></p>
<div style="background-color: white; border: 0px; color: #373737; font-family: 'Slabo 27px', serif; font-size: 16px; font-stretch: inherit; font-variant-numeric: inherit; line-height: inherit; margin-bottom: 15px; padding: 0px; text-align: justify; vertical-align: baseline;"><span style="font-family: arial, helvetica, sans-serif;">Câbir bin Hayyân, tüm bilim insanları tarafından kimyanın tartışmasız babası olarak tanınır. Hayatı 722 ve 815 yılları arasında geçen ve bir eczacının oğlu olan Câbir, ömrünün büyük bir kısmını Irakın Kufe şehrinde geçirdi ve burada kimyayı bilimsel olarak sistemleştirdi. Sürekli laboratuarda çalışan Câbir, süblimleştirme, sıvılaştırma, kristalleştirme, damıtma, saflaştırma, cıvayla karıştırma, oksitleme, buharlaştırma ve filtrasyon gibi işlemleri geliştirip mükemmelleştirdi; şapı damıtmak suretiyle sülfürik asit üretti ve maddeleri gazlar, metaller ve minareler olarak sınıflandırmaya başladı. Kimyasalların özelliklerini yitirmeksizin birleşerek, gözle görülmeyen element bileşikleri oluşturması hakkında da yazdı. Tüm bunlar bugün herkesin bilebileceği bir şey gibi görünse de, bundan bin iki yüz elli yıl öncesi için Câbir, zamanının çok ilerisinde bir kişiydi.</span></div>
<div style="background-color: white; border: 0px; color: #373737; font-family: 'Slabo 27px', serif; font-size: 16px; font-stretch: inherit; font-variant-numeric: inherit; line-height: inherit; margin-bottom: 15px; padding: 0px; text-align: justify; vertical-align: baseline;"><span style="font-family: arial, helvetica, sans-serif;">Ampirik çalışmaya çok önem veren bu seçkin bilim insanının en önemli araştırması, asitler üzerinedir. Eski dünyada, sirkeye tadını veren asetik asitten daha güçlü bir asit bilinmemekteydi. Günümüzde kimya endüstrisinin vazgeçilmezlerinden olan sülfürik, nitrik ve nitromuriyatik asitleri keşfeden Câbir, kimyasal deney olasılıklarını önemli ölçüde artırmıştır.</span></div>
<div style="background-color: white; border: 0px; color: #373737; font-family: 'Slabo 27px', serif; font-size: 16px; font-stretch: inherit; font-variant-numeric: inherit; line-height: inherit; margin-bottom: 15px; padding: 0px; text-align: justify; vertical-align: baseline;"><span style="font-family: arial, helvetica, sans-serif;"><a style="-webkit-tap-highlight-color: #208533; border: 0px; color: #20852c; font-size: inherit; font-stretch: inherit; font-style: inherit; font-variant: inherit; font-weight: inherit; line-height: inherit; margin: 0px; padding: 0px; text-decoration-line: none; transition: background-color, color 0.2s linear; vertical-align: baseline;" href="http://www.bilgiustam.com/cabir-bin-hayyan-kimdir/4000_imbik/" rel="attachment wp-att-18326 nofollow external noopener noreferrer" data-wpel-link="external"><img loading="lazy" decoding="async" class="alignright size-full wp-image-18326" style="border: 0px; display: block; float: right; font-size: inherit; font-stretch: inherit; font-style: inherit; font-variant: inherit; font-weight: inherit; line-height: inherit; margin: 0.3em 0px 0.5em 1.571em; padding: 0px; vertical-align: baseline;" src="http://www.bilgiustam.com/resimler/2013/06/4000_imbik.png" alt="4000_imbik" width="220" height="144" /></a>Takribi 1 kilograma denk gelen ratıl ağırlık biriminden, 6,480 kat daha küçük ağırlıkları ölçebilen bir hassas kantar geliştirdi. Oksitlenmenin olduğu belirli durumlarda metallerin ağırlığının azaldığını ortaya koydu. Onun çalışmaları arasında Kimyasal Özellikler Üzerine Büyük Kitap, Ağırlık ve Ölçü Birimleri, Kimyasal Bileşikler ve Boyalar gibi eserler yer almaktadır. Bu eserlerde su banyosunun ve kimyasal fırının kullanımı açıklanmakta, cıva oksit ve sülfür bileşikleri gibi önemli kimyasal maddelerden bahsedilmektedir.</span></div>
<div style="background-color: white; border: 0px; color: #373737; font-family: 'Slabo 27px', serif; font-size: 16px; font-stretch: inherit; font-variant-numeric: inherit; line-height: inherit; margin-bottom: 15px; padding: 0px; text-align: justify; vertical-align: baseline;"><span style="font-family: arial, helvetica, sans-serif;">Câbir, Müslüman alimlerin çoğu gibi topluma faydalı olmak istediğinden, kimyanın gündelik uygulamalarına ilgi duyuyordu. İnanılmaz derecede meraklı olan Câbir, kumaş ve deri boyama, saç boyaları hazırlama, kumaşı su geçirmez yapan ve demiri koruyan cilalar yapma, cam üretiminde kullanılan manganez dioksit, altın renginde yazı yazmak için demir pirit, çini ve seramiği sırlamak için tuzlar ve asetik asidi yoğunlaştırmak için sirkenin damıtılması gibi konularda araştırmalar yaptı. Yangında yanmayan bir tür kâğıt ile gece okunabilen mürekkep dahi geliştirmiştir.</span></div>
<div style="background-color: white; border: 0px; color: #373737; font-family: 'Slabo 27px', serif; font-size: 16px; font-stretch: inherit; font-variant-numeric: inherit; line-height: inherit; margin-bottom: 15px; padding: 0px; text-align: justify; vertical-align: baseline;"><span style="font-family: arial, helvetica, sans-serif;">Câbirin metallerin rafine edilmesi ve çelik hazırlanması konusundaki çalışmaları döküm tekniklerinin gelişmesine katkıda bulunmuştur. Kimya teorisine göre en büyük katkıları arasında metallerin yapısı konusundaki görüşleri yer almakta olup bu görüşler, çok az değişikle modern kimyanın başlangıcı sayılan 18. yüzyıla kadar ulaşmıştır.</span></div>
<div style="background-color: white; border: 0px; color: #373737; font-family: 'Slabo 27px', serif; font-size: 16px; font-stretch: inherit; font-variant-numeric: inherit; line-height: inherit; margin-bottom: 15px; padding: 0px; text-align: justify; vertical-align: baseline;"><span style="font-family: arial, helvetica, sans-serif;">Bu araştırmaların tamamı, Irak’taki Kufe şehrinin Şam Kapısı olarak bilinen mahallesinde yapılan hafriyat çalışmaları sırasında, ölümünden iki yüz yıl sonra yeniden ortaya çıkarılan laboratuarında yapılmıştı. Molozlardan çıkarılanların arasında bir hayvan ve büyükçe bir parça altın da bulunuyordu. Câbir bin Hayyân tarafından kimyayla ilgili şu yorum yapılmıştır: “Kimya ilmindeki ilk mühim husus, pratik uygulamalar yapman ve deneyler yürütmendir, zira pratik tatbikatta yahut da deneysel çalışmalarda bulunmayan kişi, ilmin en alt seviyelerine dahi erişemez. Ey oğul, deneyler yap ki ilmi elde edesin. Alimi ellerindeki maddenin bolluğu değil, deneysel yöntemlerindeki mükemmellik mesut eder.”</span></div>
<h2 style="background-color: white; color: #0f294a; font-family: Arial, Helvetica, sans-serif; font-size: 16px; margin: 0px; padding: 0px;"><strong> Buluşları ve çalışmaları:</strong></h2>
<div style="background-color: white; color: #444444; font-family: Arial; font-size: 12.5px; line-height: 18.75px; margin-bottom: 10px; padding: 0px;">– <span style="font-size: 16px;">Kimya ilminin kurucusudur.</span><br />
<span style="font-size: 16px;"> – Birçok kimyevi maddeyi keşfederek Arapça isimmler verdi.</span><br />
<span style="font-size: 16px;"> – İlk labaratuarı kurdu</span><br />
<span style="font-size: 16px;"> – Maddelerin atomik yapısını gösteren orijinal tesbitler yaptı</span><br />
<span style="font-size: 16px;"> – Atomun parçalanabileceği söyleyan ilk bilim adamı oldu</span><br />
<span style="font-size: 16px;"> – Kristalleşme, damıtma ve buharlaşma tekniklerini öğretti</span><br />
<span style="font-size: 16px;"> – Maddeleri yapılarındaki özelliğe göre; buharlaşabilen,</span><br />
<span style="font-size: 16px;"> metalik cisimler ve mineraller olarak üçe ayırdı</span><br />
<span style="font-size: 16px;"> – Sülfirk asit, Nitrik Asid’i, sodyum karbonat ve potasyumu</span><br />
<span style="font-size: 16px;"> buldu.</span><br />
<span style="font-size: 16px;"> – Arsenik gibi zehirli maddelerin yapılarını inceledi</span><br />
<span style="font-size: 16px;"> – Bitkilerden elde ettiği boya ile derinin boyanması ve</span><br />
<span style="font-size: 16px;"> tabağlanmasını öğretti</span><br />
<span style="font-size: 16px;"> – Ateşte yanmayan kâğıdın imalatını gerçekleştirdi</span><br />
<span style="font-size: 16px;"> – Damıtıcı imbiğini keşfetti</span><br />
<span style="font-size: 16px;"> – Suyu damıtarak saflaşmasını sağladı</span><br />
<span style="font-size: 16px;"> – Çeşitli metallerin kullanılma, oksitlenme konularını izah etti</span></div>
<h2 style="background-color: white; color: #0f294a; font-family: Arial, Helvetica, sans-serif; font-size: 16px; margin: 0px; padding: 0px;"><span style="font-size: 16px;"><strong>Başlıca Eserleri:</strong></span></h2>
<div style="background-color: white; color: #444444; font-family: Arial; font-size: 12.5px; line-height: 18.75px; margin-bottom: 10px; padding: 0px;"><span style="font-size: 16px;">– Kitab-ül Beyan – Kitab-ür Rahma</span><br />
<span style="font-size: 16px;"> – Kitab-ül Hacer – Kitab-üs Şems</span><br />
<span style="font-size: 16px;"> – Kitab-ün Nûr – Kitab-ül Kamer</span><br />
<span style="font-size: 16px;"> – Kitab-ül İzah – Kitab-ül Hayvan</span><br />
<span style="font-size: 16px;"> – Kitab-ül Istakas-is-Sales – Kitab-ün Nebat</span><br />
<span style="font-size: 16px;"> – Tefsir-ül-Istaka – Kitab-ül Hikmet</span><br />
<span style="font-size: 16px;"> – Kitab-üt-Tecrit – Kitab-ül Hilkat</span><br />
<span style="font-size: 16px;"> – Kitab-ül Mülk</span></div>
<div style="background-color: white; border: 0px; color: #373737; font-family: 'Slabo 27px', serif; font-size: 16px; font-stretch: inherit; font-variant-numeric: inherit; line-height: inherit; margin-bottom: 15px; padding: 0px; text-align: justify; vertical-align: baseline;"><span style="font-size: 16px;"><em style="border: 0px; font-family: georgia; font-stretch: inherit; font-variant: inherit; font-weight: inherit; line-height: inherit; margin: 0px; padding: 0px; vertical-align: baseline;">Kaynakça:</em></span><br />
<span style="font-size: 16px;"> Modern Kimyanın Kurucusu Cabir b. Hayyan, Prof. Dr. Esin Kahya, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları No:183, Ankara, 1995</span><br />
<span style="font-size: 16px;"> Müslüman İlim Öncüleri Ansiklopedisi</span><br />
<span style="font-size: 16px;"> http://tr.wikipedia.org/wiki/Ebu_Musa_C%C3%A2bir_bin_Hayyan</span></div>
<div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"><a style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;" href="https://4.bp.blogspot.com/-ZTyC_Nc0xIw/WWvP6F4zDCI/AAAAAAAAIB0/uMwmrPS4L4wCTiXHR6wvuVxVvtXhUjMuQCPcBGAYYCw/s1600/PvBynQ.png" data-wpel-link="external" rel="nofollow external noopener noreferrer"><img loading="lazy" decoding="async" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2017/09/PvBynQ.png" width="640" height="62" border="0" data-original-height="156" data-original-width="1600" /></a></div>
<div style="background-color: white; border: 0px; color: #373737; font-family: 'Slabo 27px', serif; font-size: 16px; font-stretch: inherit; font-variant-numeric: inherit; line-height: inherit; margin-bottom: 15px; padding: 0px; text-align: justify; vertical-align: baseline;"></div>
<h1 class="T22" style="background-color: white; box-sizing: border-box; line-height: 27px; margin: 20px 0px 10px; word-wrap: break-word;"><span style="font-size: 20px;">İbrahim el &#8211; Fezarî</span></h1>
<div><em style="background-color: white; box-sizing: border-box; color: #42494e; font-family: Pr-Content; font-size: 15px; letter-spacing: 0.5px;">İslâm dünyasında ilk usturlabı yaparak kullandığı kaydedilen astronomi âlimi. Muhammed bin İbrahim el-Fezari&#8217;nin babası.</em><br />
<br style="background-color: white; box-sizing: border-box; color: #42494e; font-family: Pr-Content; font-size: 15px; letter-spacing: 0.5px;" />Nisbesini Kays Aylân kabile birliğine bağlı Fezâre kabilesinden alır; hayatıyla ilgili pek az şey bilinmektedir. Dedelerinden Semüre b. Cündeb ashaptandır. Kaynaklarda hakkında benzer bilgiler verilen (1) Ebû İshak İbrâhim b. Habîb el-Fezârî’nin bu âlimin yine astronomi ile uğraşan babası mı olduğu, yoksa bu iki ismin aynı kişiyi mi gösterdiği hususu mevcut bilgilerin ışığında tam açıklığa kavuşabilmiş değildir. Bu durum kendilerine nisbet edilen eserler hakkında da söz konusudur. Aynı nisbeyi taşıyan Ebû İshak İbrâhim b. Muhammed b. Hâris el-Kûfî (ö. 188/804 [?]) adında bir de muhaddis bulunmakta ve Bağdatlı İsmâil Paşa, Muhammed b. İbrâhim el-Fezârî’nin adını Ebû İshak İbrâhim b. Muhammed b. Habîb el-Bağdâdî şeklinde yanlış vermekte, ölüm tarihini de 188 (804) olarak göstermektedir (2).<br />
<br style="background-color: white; box-sizing: border-box; color: #42494e; font-family: Pr-Content; font-size: 15px; letter-spacing: 0.5px;" />Fezârî hakkındaki en geniş bilgiyi verenlerden biri olan Yâkūt el-Hamevî şöyle der: “Ubeydullah b. Ziyâd Kûfe’ye geldiği zaman onu Basra zaptiye teşkilâtının (şurta) başına getirdi. Fezârî nahiv âlimiydi ve yazısı güzeldi, Mâzinî’den ders almıştı. Asmaî’nin Kitâbü’l-Emŝâl’ini bizzat Asmaî’den okuduğunu söylediği rivayet edilir; bu kitabı ondan başkasının Asmaî’den okuduğunu iddia eden kimse yalan söyler. Merzübânî şöyle demiştir: Muhammed b. İbrâhim el-Fezârî el-Kûfî astronomi âlimi idi. Yahyâ b. Hâlid el-Bermekî’nin kendilerinden sitayişle söz ettiği dört kişiden biridir. Dört kimse vardır ki sahalarında kendileri gibisi görülmemiştir: Halîl b. Ahmed, İbnü’l-Mukaffa‘, Ebû Hanîfe ve Fezârî. Ca‘fer b. Yahyâ ise şöyle demiştir: Nahiv sahasında Kisâî’den, şiirde Asmaî’den, nücumda Fezârî’den ve ud çalmada Zelzele’den daha üstünü görülmemiştir” (3).<br />
<br style="background-color: white; box-sizing: border-box; color: #42494e; font-family: Pr-Content; font-size: 15px; letter-spacing: 0.5px;" />İslâm dünyasında usturlap yapanların ilki olduğu söylenen Fezârî’nin kaynaklarda düz (musattah) ve üstüvânî (mubattah) usturlapları yapıp kullandığı bildirilmektedir (4). Fezârî, Mansûr devrinde Bağdat’ın kuruluşu sırasında görev alan Ebû Sehl Fazl b. Nevbaht, Mâşallah b. Eserî el-Basrî ve Ömer b. Ferruhân et-Taberî gibi astronomi âlimleri arasında ndöe gelen bir kişiydi.<br />
<br style="background-color: white; box-sizing: border-box; color: #42494e; font-family: Pr-Content; font-size: 15px; letter-spacing: 0.5px;" />ESERLERİ<br />
<br style="background-color: white; box-sizing: border-box; color: #42494e; font-family: Pr-Content; font-size: 15px; letter-spacing: 0.5px;" />1. Zîcü’s-Sind-Hind el-Kebîr. Abbâsî Halifesi Mansûr devrinde 771 veya 773 yılında, bir Hint elçilik heyetiyle birlikte Bağdat’a gelen bir astronomun yanında getirdiği astronomiye ait Siddhānta adlı kitabın tercümesidir.<br />
<br style="background-color: white; box-sizing: border-box; color: #42494e; font-family: Pr-Content; font-size: 15px; letter-spacing: 0.5px;" />2. Kitâbü’z-Zîc Ǿalâ sini’l-ǾArab.Fezârî’nin Kitâbü’s-Sind-Hind’den sonra yaklaşık 790’da telif ettiği başka bir zîc olup gezegenlerin ortalama hareketlerinin astronomik tablolarını vermektedir.<br />
<br style="background-color: white; box-sizing: border-box; color: #42494e; font-family: Pr-Content; font-size: 15px; letter-spacing: 0.5px;" />3. el-Ķaśîde fî Ǿilmi’n-nücûm.<br />
<br style="background-color: white; box-sizing: border-box; color: #42494e; font-family: Pr-Content; font-size: 15px; letter-spacing: 0.5px;" />Kasidenin başlangıcından bazı beyitler Yâkūt ve Safedî tarafından zikredilmişti (MuǾcemü’-üdebâǿ, XVII, 118-119; el-Vâfî, I, 336-337).<br />
<br style="background-color: white; box-sizing: border-box; color: #42494e; font-family: Pr-Content; font-size: 15px; letter-spacing: 0.5px;" />4. Kitâbü’l-Miķyâs li’z-zevâl.<br />
<br style="background-color: white; box-sizing: border-box; color: #42494e; font-family: Pr-Content; font-size: 15px; letter-spacing: 0.5px;" />Öğle vaktinin tayin edilmesi hakkındadır,<br />
<br style="background-color: white; box-sizing: border-box; color: #42494e; font-family: Pr-Content; font-size: 15px; letter-spacing: 0.5px;" />5. Kitâbü’l-ǾAmel bi’l’usŧurlâb ve hüve źâtü’l-ĥalaķ.<br />
<br style="background-color: white; box-sizing: border-box; color: #42494e; font-family: Pr-Content; font-size: 15px; letter-spacing: 0.5px;" />“Zâtü’l-halak” (halkalı) adı verilen bir usturlap çeşidinin yapımı hakkındadır.<br />
<br style="background-color: white; box-sizing: border-box; color: #42494e; font-family: Pr-Content; font-size: 15px; letter-spacing: 0.5px;" />6. Kitâbü’l-ǾAmel bi’l-usŧurlâbi’-müsaŧŧaĥ.<br />
<br style="background-color: white; box-sizing: border-box; color: #42494e; font-family: Pr-Content; font-size: 15px; letter-spacing: 0.5px;" />Düz usturlabın yapımı hakkındadır.<br />
<br style="background-color: white; box-sizing: border-box; color: #42494e; font-family: Pr-Content; font-size: 15px; letter-spacing: 0.5px;" />7. el-Urcûze fi’l-ĥudûd.<br />
<br style="background-color: white; box-sizing: border-box; color: #42494e; font-family: Pr-Content; font-size: 15px; letter-spacing: 0.5px;" />Adına yalnız Ebü’s-Sakr el-Kabîsî’nin Kitâbü’l-Medħâl’inde rastlanmaktadır (Bodleian Ktp., nr. 663, s. 5-7).<br />
<br style="background-color: white; box-sizing: border-box; color: #42494e; font-family: Pr-Content; font-size: 15px; letter-spacing: 0.5px;" />8. Kitâb Tasŧîhi’l-küre.<br />
<br style="background-color: white; box-sizing: border-box; color: #42494e; font-family: Pr-Content; font-size: 15px; letter-spacing: 0.5px;" />Kürenin düzlem haline getirilişiyle ilgilidir. Kıftî, bu eserin bütün İslâm astronomlarının ilk kaynağı olduğunu söylemektedir.<br />
<br style="background-color: white; box-sizing: border-box; color: #42494e; font-family: Pr-Content; font-size: 15px; letter-spacing: 0.5px;" />9. ez-Zîcü’l-kadîm fî fünûni’t-taǾdîl ve’t-taķvîm.<br />
<br style="background-color: white; box-sizing: border-box; color: #42494e; font-family: Pr-Content; font-size: 15px; letter-spacing: 0.5px;" />Ziriklî bu eseri Rabat Kütüphanesi’nde (Evkaf, nr. 260) gördüğünü; bablara göre tertip edilmiş olan zîcin birinci babının Arap, Yunan, İran ve Kıbtî takvimlerinden bahsettiğini ve Arap takviminin hicretin gerçekleştiği yılda 1 Muharrem Perşembe gününden itibaren başlatıldığını bildirmektedir (el-AǾlâm, V, 293; eserleri hakkında ayrıca bk. Sezgin, V, 216-217; VI, 123-124; VII, 101).<br />
<br style="background-color: white; box-sizing: border-box; color: #42494e; font-family: Pr-Content; font-size: 15px; letter-spacing: 0.5px;" />KAYNAKLAR<br />
<br style="background-color: white; box-sizing: border-box; color: #42494e; font-family: Pr-Content; font-size: 15px; letter-spacing: 0.5px;" />İZGİ, C. (n.d.). .:: TDV İslâm Ansiklopedisi &#8211; FEZÂRÎ, Muhammed b. İbrâhim ::. Retrieved January 16, 2017, from <a class="yaziicilink" style="background: 0px 0px; box-sizing: border-box; color: #3b5998; outline: 0px; text-decoration-line: none;" href="http://www.tdvia.org/dia/ayrmetin.php?idno=120541" target="_blank" rel="nofollow noopener noreferrer external" data-wpel-link="external">http://www.tdvia.org/dia/ayrmetin.php?idno=120541</a><br />
<br style="background-color: white; box-sizing: border-box; color: #42494e; font-family: Pr-Content; font-size: 15px; letter-spacing: 0.5px;" />(1) meselâ bk. İbnü’n-Nedîm, s. 332<br />
<br style="background-color: white; box-sizing: border-box; color: #42494e; font-family: Pr-Content; font-size: 15px; letter-spacing: 0.5px;" />(2) Hediyyetü’l-Ǿârifin, I, 2<br />
<br style="background-color: white; box-sizing: border-box; color: #42494e; font-family: Pr-Content; font-size: 15px; letter-spacing: 0.5px;" />(3) MuǾcemü’l-üdebâǿ, XVII, 117-119<br />
<br style="background-color: white; box-sizing: border-box; color: #42494e; font-family: Pr-Content; font-size: 15px; letter-spacing: 0.5px;" />(4) İbnü’n-Nedîm, s. 332</div>
<div><a style="margin-left: 1em; margin-right: 1em; text-align: center;" href="https://4.bp.blogspot.com/-ZTyC_Nc0xIw/WWvP6F4zDCI/AAAAAAAAIB0/uMwmrPS4L4wCTiXHR6wvuVxVvtXhUjMuQCPcBGAYYCw/s1600/PvBynQ.png" data-wpel-link="external" rel="nofollow external noopener noreferrer"><img loading="lazy" decoding="async" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2017/09/PvBynQ.png" width="640" height="62" border="0" data-original-height="156" data-original-width="1600" /></a></div>
<div></div>
<div><b>Fergânî</b></div>
<div>
<div style="background-color: white; line-height: inherit; margin-bottom: 0.5em; margin-top: 0.5em;">Fergani&#8217;nin 9.yüzyıl başlarında dünyaya geldiği, 861 yılında hayatta olduğu ve bundan kısa bir süre sonra vefat ettiği kabul edilmektedir.</div>
<div style="background-color: white; line-height: inherit; margin-bottom: 0.5em; margin-top: 0.5em;">İlim tahsilini zamanın kültür merkezi olan Fergana&#8217;da yaptı. Sonra, Bağdat&#8217;a gitti. Kısa sürede kendisini tanıtan Fergani, astronomi ve matematik alanında kendisini kabul ettirdi. Abbasi halifeleri Memun, Mutasım, el-Vasık ve el-Mütevekkil devirlerinde önemli ilmi araştırmalar yaptı ve birçok eser yazdı. Halife Mütevekkil, konusunda söz sahibi olan Fergani&#8217;yi 861 yılında Nil kıyısındaki ölçümleri yapabilmek için, Ravda adasında bulunan nilometrenin inşasını yönetmesi ve yapılan ölçüm işlerine nezaret etmesi için Mısır&#8217;a gönderdi.</div>
<div style="background-color: white; line-height: inherit; margin-bottom: 0.5em; margin-top: 0.5em;"></div>
<div style="background-color: white; line-height: inherit; margin-bottom: 0.5em; margin-top: 0.5em;">Fergani, Aklın prensiplerine uygun olmayan astronomiyi ilk defa tenkid edenler arasında yer aldı. Gök cisimlerinin, Batlamyus ve izindekilerinin iddia ettiği gibi bazı akıl dışı ruhi cisimler olduğunu kabul etmedi. Onların, akli, kati, homosentrik ve eksantrik daireler şeklinde hareketlere sahip olduklarını ispatladı. Kainatın ve gezegenlerin hacim ve büyüklükleri ile birbirine uzaklıklarını inceledi. Yaptığı hesaplamalar, Kopernik&#8217;e kadar Batı astronomisinde değişmez ölçüler olarak kabul edilerek asırlarca kullanıldı. Fergani, Güneş&#8217;in yarıçapının uzunluğunun 3250 Arap mili olduğunu söyledi. Bu da 6.410.000 metre ve 3990 İngiliz miline eşittir.</div>
<div style="background-color: white; line-height: inherit; margin-bottom: 0.5em; margin-top: 0.5em;">Fergani, Güneş&#8217;in de kendine göre hareketli olduğunu, ilim tarihinde ilk defa keşfeden alimdir. Kendi devrine kadar gök cisimlerinin hareketi biliniyordu. Ancak, Güneş&#8217;in de bir yörügesinin bulunduğunu kendi etrafında batıdan doğuya doğru döndüğünü ilk defa keşfeden alim Ferganidir. Ayrıca 41 yıl devam eden astronomi incelemelerinde enlem (paralel)ler arasındaki mesafeyi hesapladı.</div>
<div style="background-color: white; line-height: inherit; margin-bottom: 0.5em; margin-top: 0.5em;">Fergani, Güneş tutulmasını önceden tespit eden bir usul de buldu. Bu usulle, 842 yılında bir Güneş tutulması olacağını önceden tespit etti ve o gün bu konuda rasatlarda bulunup incelemeler yaptı. Dünya&#8217;nın yuvarlak olduğu konusunda yeni deliller gösterdi.</div>
<div style="background-color: white; line-height: inherit; margin-bottom: 0.5em; margin-top: 0.5em;">Fergani, 856 yılında Kahire&#8217;ye gitmiş ve <i>Usturlab Yapımı Üzerine</i> adlı bir eser yayınlamıştır.</div>
<div style="background-color: white; line-height: inherit; margin-bottom: 0.5em; margin-top: 0.5em;"></div>
<div style="background-color: white; line-height: inherit; margin-bottom: 0.5em; margin-top: 0.5em;"><i>Astronominin Unsurları</i> (<i>Elements of Astronomy</i>), Fergani&#8217;nin astronomi üzerine yazdığı en önemli eserlerinden biridir. 833 yılında yazıldığı tahmin edilen kitap, Batlamyus&#8217;un <i>Almagest</i> adlı kitabının betimleyici ve yeterli bir özeti niteliği taşımaktadır. Bu kitap, 12. yüzyıl&#8217;da Gerardo Cremonesse tarafından <i>Liber de Aggregationibus Scientie Stellarum et Principiis Celestium Motuum</i> adıyla Latince&#8217;ye çevirlmiş ve Regiomontanus devrine kadar, Avrupa&#8217;da çok popüler bir eser olmuştur. Eser üçüncü defa Latince&#8217;ye Jacob Christmanntarafından <i>Muhammedis Alfragani Arabis Chronologia et astronomica elementa</i> adıyla çevrilmiştir 1590 ve 1618 yıllarında Frankfurt&#8217;ta basılmıştır. Bu çeviride eserin Jacob Anatolitarafından yapılan İbranice çevirisi esas alınmıştır. Jacob Anatoli&#8217;nin İbranice çevirisi <i>Qizzur Almagesti</i> adıyla 1231-1235&#8217;lerde yapılmıştır. Bu çeviride büyük olasılıkla Gerardo Cremonesse&#8217;nin çevirisi kullanılmıştır. Anatoli&#8217;nin çevirisi Fergani&#8217;ninkinden 3 bölüm fazladır. Bunlardan sonuncusu (33. Bölüm) coğrafya ile ilgilidir ve yeryüzündeki yerlerin konumları ve gün uzunlukları yer alır.</div>
<div style="background-color: white; line-height: inherit; margin-bottom: 0.5em; margin-top: 0.5em;">Eser, son olarak Hollandalı oryantalist Jacob Golius tarafından, 17. yüzyıl&#8217;da Leiden nüshası temel alınarak <i>Muhammedis Fil. Ketiri Ferganensis. qui Vulgo Alfraganus Dicitur. Elementa Astronomica. Arabice &amp; Latine. Cum Notis ad Res Exoticas sive Orientales, quae in iis Occurrunt</i> adı ile Latince&#8217;ye çevrilmiş ve 1669&#8217;da Amsterdam&#8217;da basılmıştır.</div>
<div style="background-color: white; line-height: inherit; margin-bottom: 0.5em; margin-top: 0.5em;">Bu eser, astronomi alanında 13.yüzyıl bilim adamı Sacrobosco&#8217;nun kaleme aldığı <i>Yer Küresi</i> adlı astronomi kitabına kadar bir el kitabı olarak kullanılmıştır. Sacrobosco, kendi kitabını yazarken bu eserden faydalanmıştır. Ayrıca Dante&#8217;nin ünlü eseri <i>İlahi Komedya&#8217;</i>daki evren görüşü Fergani&#8217;den alınmadır.</div>
<div style="background-color: white; line-height: inherit; margin-bottom: 0.5em; margin-top: 0.5em;">Fergani, fizik ve mekanik alanlarında da çalışmalarda bulunmuştur. Çizimini kendi hazırladığı ve yapımına nezaret ettiği Nil nehri sularının hızını ve seviyesini ölçen <i>Mikyas ül-Cedid</i>adında bir alet yapmıştır.</div>
<div style="background-color: white; line-height: inherit; margin-bottom: 0.5em; margin-top: 0.5em;"><a style="margin-left: 1em; margin-right: 1em; text-align: center;" href="https://4.bp.blogspot.com/-ZTyC_Nc0xIw/WWvP6F4zDCI/AAAAAAAAIB0/uMwmrPS4L4wCTiXHR6wvuVxVvtXhUjMuQCPcBGAYYCw/s1600/PvBynQ.png" data-wpel-link="external" rel="nofollow external noopener noreferrer"><img loading="lazy" decoding="async" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2017/09/PvBynQ.png" width="640" height="62" border="0" data-original-height="156" data-original-width="1600" /></a></div>
<div style="background-color: white; line-height: inherit; margin-bottom: 0.5em; margin-top: 0.5em;"><b>Kindî </b></div>
<div style="background-color: white; line-height: inherit; margin-bottom: 0.5em; margin-top: 0.5em;"></div>
<div style="background-color: white; line-height: inherit; margin-bottom: 0.5em; margin-top: 0.5em;"><b>Kindî</b> veya tam adıyla <b>Ebu Yusuf Yakub bin İshak el-Sebbah el-Kindî</b>, Arapça: <b>أبو يوسف يعقوب بن إسحاق الصبّاح الكندي</b> (d. 801 Basra &#8211; ö. 873 Bağdad), Kindî felsefe, tıp, matematik astronomi, ilahiyat, psikoloji, fizik, kimya ve müziğe kadar pek çok bilim dalında eser yazan Arapbilim insanı.</div>
<div style="background-color: white; line-height: inherit; margin-bottom: 0.5em; margin-top: 0.5em;">Abbasi halifelerinden özel ilgi ve destek gören Kindî, astronom ve astrolog olarak sarayda müneccimlik görevini de yürüttü. Ayrıca halife Mu&#8217;tasım&#8217;ın oğlu Ahmed&#8217;in eğitimini üstlendi. Kindî eserlerinin önemli bir kısmını aralarında hoca-talebe ilişkisinin ötesinde dostluğa dayanan bir yakınlık bulunan bu veliahdın isteği üzerine kaleme almış ve eserlerini de bu veliahta ithaf etmiştir. Ortaçağ Avrupası&#8217;nda &#8220;<b>Alkindus</b>&#8221; adıyla tanınan, ilk İslam filozofudur. Felsefesinde, Platon, Aristoteles ve Plotinus&#8217;un görüşlerinin bir sentezini yapmıştır. Felsefenin yönteminin kanıtlama, kanıtlamanın hedefinin maddeye biçim kazandıran özleri bilmek, felsefenin amacının ise Tanrı&#8217;ya erişmek olduğunu öne süren Kindî&#8217;ye göre, felsefi bilginin ilk basamağı akıl yürütmedir. İnsanın akıl yürütme yoluyla adım adım basitten bileşiğe ve en yetkin olana doğru yükseldiğini öne süren filozof, varlığa akılcı bir açıdan yaklaştığı için, Tanrı&#8217;nın özüne ait sıfatları inkar etmiştir. Tanrı&#8217;nın sıfatlarının ancak olumsuz bir biçimde bilinebileceğini savunan El-Kindî&#8217;ye göre, Tanrı mutlak Bir&#8217;dir. Mutlak varlık olması nedeniyle, Mutlak Bir&#8217;in şekli, niteliği, niceliği, maddesi yoktur ve O göreli bir varlık değildir.</div>
<div style="background-color: white; line-height: inherit; margin-bottom: 0.5em; margin-top: 0.5em;">Soylu bir ailenin çocuğu olarak Kûfe&#8217;de doğdu. Dedesi Eş&#8217;as, Güney Arabistan&#8217;ın en büyük kabilelerinden biri olan Kinde&#8217;nin hükümdarıydı. Müslüman olduktan sonra kabilesinin ileri gelenleriyle Kûfe&#8217;ye yerleşmişti. Babası İshak b. es-Sabbah yıllarca Kûfe valiliği yaptı.</div>
<div style="background-color: white; line-height: inherit; margin-bottom: 0.5em; margin-top: 0.5em;">Kindî&#8217;nin doğum tarihi gibi ölüm tarihi konusunda net bir bilgi yoktur. Filozofun vefat ettiği tarih olarak 860, 869, 870 ve 873 gibi farklı tarihler ortaya çıkıyorsa da <b>Mustafa Addurrâzık</b> bazı gerekçeler göstererek Kindî&#8217;nin 866 tarihinde ölmüş olabileceğini belirtmiştir. Kimi kaynaklarda ölüme sebep olan hastalıkların olduğu ve filozofun kronik romatizmal rahatsızlığından dolayı vefat etmiş olabileceğini söylemektedirler. (Kaya, 2002:3-6)</div>
<div style="background-color: white; line-height: inherit; margin-bottom: 0.5em; margin-top: 0.5em;">Küçük yaşta babasını yitirdi. Çocukluk ve ilk gençlik yılları Kûfe ve Basra&#8217;da geçen Kindî, geleneksel temel eğitimden sonra dil ve edebiyat alanında eğitim gördü. Halife Me&#8217;mun&#8217;un 830&#8217;da kurduğu Beytü&#8217;l-hikme&#8217;deki bilginler topluluğu arasında yer aldı. Mutezili devlet yöneticilerinden destek gören Kindî Ehl-i Sünnet yanlısı Mütevekkil-Alellah&#8217;ın iktidarında saraydan uzak kaldı.</div>
<div style="background-color: white; line-height: inherit; margin-bottom: 0.5em; margin-top: 0.5em;">Kindî felsefeden tıbba, matematikten astronomiye, ilahiyattan siyasete, psikolojiden diyalektiğe, astrolojiden kehanete ve optiktenkimyaya kadar yirmi ayrı dalda eser vererek sayıları 277&#8217;yi bulan bir külliyat oluşturmuştur.</div>
<div style="background-color: white; line-height: inherit; margin-bottom: 0.5em; margin-top: 0.5em;">Akla büyük bir yer veren Meşşaîlik felsefesini ilk başlatan kişi de olan Kindî&#8217;nin 17 eseri Latince&#8217;ye, 4&#8217;ü İbranice&#8217;ye tercüme edilmiştir. Mekân ve hareketin izafi olduğun-u, zamanın cisim ve hareketten ayrı düşünülemeyeceğini söylemiştir. &#8220;Yavaş dediğimiz şey, uzun zaman içinde belli bir mesafenin kat edilmesidir. Hızlılık ise kısa zaman içinde aynı mesafenin kat edilmesidir&#8221;</div>
<div style="background-color: white; line-height: inherit; margin-bottom: 0.5em; margin-top: 0.5em;">Kindî, kriptoloji biliminde Jül Sezar (MÖ 50) tarafından bulunan ve uygulanan tek alfabeli yerine koyma şifreleme yöntemini geliştirerek frekans analizini bulan ilk kişidir.</div>
<div style="background-color: white; line-height: inherit; margin-bottom: 0.5em; margin-top: 0.5em;">Kindî, düşünce alanından başka konularda da alim bir kişiydi. Farabi ve İbn-i Sina&#8217;nın çalışmalarına rağmen, kendisi de yaşadığı asrın <b>Büyük Müslüman Filozoflar</b>ı arasında sayılmıştır. Tarihçi İbnünnedim <i>Fihrist (Katalog)</i> adlı kitabında ondan bahsetmiştir. Aynı şekilde Rönesans dönemi İtalyan araştırmacı Gerolamo Cardano ondan şöyle bahsetmiştir;&#8221; Orta Çağ&#8217;ın en büyük on iki akıl bilimcisin den biridir.&#8221;</div>
<div style="background-color: white; line-height: inherit; margin-bottom: 0.5em; margin-top: 0.5em;">Kindî, Batlamyus&#8217;un &#8220;<b>Güneş Sistemi</b>&#8221; teorisini desteklemiştir. Bu teori; Dünyanın değişik sistemlerin merkezi olduğu ve bilinen gezegenler; Ay, Merkür, Mars, Venüs, Güneş, Jüpiter&#8217;in bu yörüngede döndüğünü söyler. Kindî bu teori hakkında; &#8221; Rasyonel varlıklar bir yörünge içerisinde döner, dönüşü ise Allah&#8217;a itaati ve ona boyun eğmesi şeklinde olur.&#8221; Ancak ne var ki bu sözü, semai varlıkların etkisinin maddi dünyaya tesiri ile bir gizem haline gelmiştir.</div>
<div style="background-color: white; line-height: inherit; margin-bottom: 0.5em; margin-top: 0.5em;">Ancak Kindî, ruhsal varlıklar tarafından gerçek dünyaya tesirinin nasıl olduğu konusunda belirsizliğe düşmüştür. Kindî, Aristo&#8217;dan esinlendiği bir teoride, bu cisimlerin hareketleri ayın alt bölümünde sürtünmeye neden olduğu ve ilk aşamada toprak, ateş, su ve havayı oluşturdu düşünülen bu teoride, bu birleşmenin maddi dünyada her şeyi ürettiğini tasarlamaktadır.</div>
<div style="background-color: white; line-height: inherit; margin-bottom: 0.5em; margin-top: 0.5em;">Kindî astronomi konusundaki açık düşüncelerini, içerisinde soruların ve cevapların, &#8220;Hava değişimi&#8221;, &#8220;Güneş Tutulması&#8221;, &#8220;Yıldızların Işınları&#8221; tezlerinin bulunduğu 40 bölümden oluşan &#8220;<b>Yıldızlardaki Kanun</b>&#8221; adlı kitabında toplamıştır.</div>
<div style="background-color: white; line-height: inherit; margin-bottom: 0.5em; margin-top: 0.5em;"><a style="margin-left: 1em; margin-right: 1em; text-align: center;" href="https://4.bp.blogspot.com/-ZTyC_Nc0xIw/WWvP6F4zDCI/AAAAAAAAIB0/uMwmrPS4L4wCTiXHR6wvuVxVvtXhUjMuQCPcBGAYYCw/s1600/PvBynQ.png" data-wpel-link="external" rel="nofollow external noopener noreferrer"><img loading="lazy" decoding="async" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2017/09/PvBynQ.png" width="640" height="62" border="0" data-original-height="156" data-original-width="1600" /></a></div>
<div></div>
</div>The post <a href="https://ateistlerecevap.org/musluman-bilim-adamlari-2/" data-wpel-link="internal">Müslüman Bilim Adamları. Bilime katkıları, eserleri</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ateistlerecevap.org/musluman-bilim-adamlari-2/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bakara 62 Hristiyanlar, Yahudiler de cennete girecek mi?</title>
		<link>https://ateistlerecevap.org/bakara-62-ayetini-acklar-msnz/</link>
					<comments>https://ateistlerecevap.org/bakara-62-ayetini-acklar-msnz/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ateistlere Cevaplar]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 04 Sep 2017 08:19:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sorular]]></category>
		<category><![CDATA[bakara 62 69]]></category>
		<category><![CDATA[bakara 62 abdülaziz bayındır]]></category>
		<category><![CDATA[bakara 62 ali imran]]></category>
		<category><![CDATA[bakara 62 ayet tefsiri]]></category>
		<category><![CDATA[bakara 62 cennet]]></category>
		<category><![CDATA[bakara 62 cübbeli]]></category>
		<category><![CDATA[bakara 62 diyanet]]></category>
		<category><![CDATA[bakara 62 elmalılı tefsiri]]></category>
		<category><![CDATA[bakara 62 mehmet okuyan]]></category>
		<category><![CDATA[bakara 62 ne demek istiyor]]></category>
		<category><![CDATA[bakara 62 sorularla islamiyet]]></category>
		<category><![CDATA[bakara 62 tefsir]]></category>
		<category><![CDATA[bakara 62. ayet dinle]]></category>
		<category><![CDATA[bakara suresi 62. ayet tefsiri elmalılı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.ateistlerecevap.org/?p=17</guid>

					<description><![CDATA[<p>Değerli kardeşimiz, 1. Kur&#8217;an&#8217;da geçen “İslam” kelimesiyle, Allah&#8217;ın gönderdiği bütün dinler kastediliyor. Nitekim pek çok peygamber hakkında müslim ifadesi kullanılıyor. (Maide, 5/111; Enam, 6/163; Al-i İmran, 3/67; Yusuf, 12/101) Yerilen husus ise, din sahiplerinin dinlerini tahrif etmeleri, Allah&#8217;ın emirlerini uygulamamalarıdır.2. Ayette övülen Yahudi ve Hristiyanlar, Peygamber Efendimiz (sav)&#8217;e inananlardır. Nitekim bunların ileri gelenlerinden biri Yahudilerin büyük alimlerinden “Abdullah b. Selam”dır.3. İslamiyet&#8217;ten haberi olmayanların [&#8230;]</p>
The post <a href="https://ateistlerecevap.org/bakara-62-ayetini-acklar-msnz/" data-wpel-link="internal">Bakara 62 Hristiyanlar, Yahudiler de cennete girecek mi?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"><a style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;" href="https://1.bp.blogspot.com/-MQiACa0WPLk/Wa0MN81vB3I/AAAAAAAAIpI/P1-NsD3jHPIyiSf97EZwoPPRr6aIjPQKgCLcBGAs/s1600/Bakara%2B191%2B%25283%2529.png" data-wpel-link="external" rel="nofollow external noopener noreferrer"><img loading="lazy" decoding="async" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2017/09/Bakara19128329.png" width="640" height="360" border="0" data-original-height="720" data-original-width="1280" /></a></div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;"></div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Değerli kardeşimiz,</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">1. Kur&#8217;an&#8217;da geçen “İslam” kelimesiyle, Allah&#8217;ın gönderdiği bütün dinler kastediliyor. Nitekim pek çok peygamber hakkında müslim ifadesi kullanılıyor. (Maide, 5/111; Enam, 6/163; Al-i İmran, 3/67; Yusuf, 12/101) Yerilen husus ise, din sahiplerinin dinlerini tahrif etmeleri, Allah&#8217;ın emirlerini uygulamamalarıdır.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />2. Ayette övülen Yahudi ve Hristiyanlar, Peygamber Efendimiz (sav)&#8217;e inananlardır. Nitekim bunların ileri gelenlerinden biri Yahudilerin büyük alimlerinden “Abdullah b. Selam”dır.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />3. İslamiyet&#8217;ten haberi olmayanların sorumlu olmayacağını belirten ayetler vardır. (İsra Sûresi, 17/15) Bu nedenle İslam&#8217;dan habersiz olarak kendi inançlarını benimseyip yaşayan Yahudi ve Hristiyanlar da övülmüş olabilir.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />4. Âyetin ilk kelimesindeki “İman edenler”den maksat, birçok müfessire göre, dış görünüşte iman ettiklerini söyleyen münafıklardır. Zira daha sonraki kısımda gerçek iman edenlerin bulunması, bu tefsire bir karine teşkil etmektedir. İlgili Ayetteki “Allah&#8217;a ve ahiret gününe inanıp yararlı iş yapanların” cümlesiyle beyan buyurulan gerçek iman edenlerin, Hz. Muhammed (a.s.m)’in peygamber olarak gönderilmesinden sonrakiler, diye tefsir edilmesi uygundur. Hz. Muhammed’in nübüvvetinden önce Allah’a ve âhirete iman eden ve iyi amel işleyenler bile, Tevrat ve İncîl hükmünce geleceğin büyük Peygamberine iman ile yükümlü idiler. Böyle iken Hz. Muhammed (sav)’in peygamberliğinden sonra onu inkâr edenler arasında gerçek iman ehli bulunduğu varsayımına imkân kalır mı?<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />İlgili ayetin meali şöyledir  “Şüphesiz, inananlar, Yahudi olanlar, Hristiyanlar ve Sabiilerden Allah&#8217;a ve ahiret gününe inanıp yararlı iş yapanların ecirleri/mükâfatları Rablerinin katındadır. Onlar için artık korku yoktur. Onlar üzülmeyeceklerdir de.&#8221; (Bakara, 2/62)<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Tefsirlerde bu ayet hakkında çok değişik görüşler ortaya konmuştur. Özet ve tercihli olarak şu açıklamaları uygun görmekteyiz:<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Bu ayette, bütün ümmetlerin, milletlerin kurtuluş reçetesi ve asgari müşterekleri olan, Allah’a ve ahirete iman noktasına dikkat çekilmiştir. Buna göre, her hangi bir ümmet, kendi devrinde -kendi peygamberinin öğretileri istikametinde- Allah’a ve ahirete iman edip ona göre bir yaşantıyı sergilemişse onlar kurtulurlar. İster adı Müslüman, ister Yahudi, isterse Hristiyan olsun fark etmez.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Önemli bir noktada şudur: Ümmetlerin doğru bir çizgiyi takip etmelerinin bir diğer adı olan iyi işleri -düzgün ve Allah’ın rızasına uygun olarak- yapmaları, ancak kendi peygamberlerinin öğretilerine bağlı kalmakla mümkündür.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Buna göre, ayette yer alan Müminler/Müslümanlar, Hz. Muhammed (a.s.m)’in tebliğ ettiği vahye bağlı kaldıkları takdirde kurtulurlar. -Cennet yalnız Müslümanların değil-. Sözgelimi, bir kısım Yahudiler kendi devirlerindeki Hz. Musa’ya bağlı kalmakla kurtulmuşlardır. Hz. İsa devrinde ona bağlı olan Hristiyanlar da kurtulmuşlardır. Yine Sabiler de öyledir.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Kur’an’da bu isimlerin zikredilmesinin bir hikmeti şudur ki; Allah, hepsi de kendi mahluku olan insanların/ümmetlerin isimlerine bakarak hüküm vermez. Bilakis, onların gönderilen elçilerine ve ilahî mesaja iman edip etmemelerine göre leh veya aleyhlerinde hükmünün verir.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Bu ayette, bazı alimlere göre, “Salih amel/ iyi işler” den maksat Hz. Muhammed (a.s.m)’e iman etmektir. Bu yorum doğru olsun olması, şu husus unutulmamalıdır ki, Kur’an’ın açık beyanıyla, Hz. Muhammed (a.s.m) bütün insanlara gönderilmiştir. Buna göre, onun tebligatının hâkim olduğu on beş asır boyunca, mevcut bütün insanlar ona karşı sorumludur. Mazeretsiz olarak ona iman etmeyenlerin durumu hiç de iç açıcı değildir.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Diğer taraftan İslâmiyet&#8217;e zahirde iman etmiş olanlar, yani, Muhammed dinini dilleriyle ikrar ettiklerinden dolayı insanlar arasında Müslüman sayılanlar, Musa dinine mensup olan Yahudiler, İsa dinine mensup Hristiyanlar, bu üç dinin dışındaki dinlerden olanlar yani onlardan her kim, Allah&#8217;a ve ahiret gününe, bu sûrenin başında beyan buyurulduğu üzere, gerçekten dış görünüşleriyle ve içyüzleriyle iman eder ve bu imana yaraşır şekilde iyi bir iş yaparsa şüphesiz bunların Rableri katında ecir ve mükafatları vardır. Bunlara korku yoktur ve bunlar mahzun da olacak değillerdir, yani, yapılan inzarlar, uyarı ve tehditler bunlar hakkında değildir.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />İnsanlar Âdem&#8217;in sulbünden yeryüzüne indikleri zaman Cenab-ı Allah kendilerine &#8220;Eğer Ben&#8217;den size bir hidayet gelir de kim benim hidayetime uyarsa, işte onlara herhangi bir korku yoktur ve onlar üzüntü de çekmeyecekler.&#8221; (Bakara, 2/38) diye herhangi bir zamanda gelen hidayetine uymaları şartıyla bunu vaad etmemiş miydi? İşte Âdem&#8217;in tevbesinin semeresi olan o ilahî va&#8217;d, ebediyete kadar sürüp gidecek bir genel kanundur. Ve bu âyet ilahî kanunun bir inkişafıdır. Şu halde Yahudiler gibi zillet ve meskenete düşenler ve Allah&#8217;ın gazabına uğramış olanlar bile her ne zaman tevbe eder, Allah&#8217;a ve ahiret gününe cidden iman ederek, Allah&#8217;ın son zamanda gönderdiği hidayete uyar ve ona göre salih amel işlerlerse o gazaptan kurtulurlar. Ve Allah katında ecir ve mükafat bulurlar. Sonuçta sırrına mazhar olarak, korku ve hüzünden kurtulurlar. Lakin bundan yararlanmak için görünüşte, yani insanlar arasında mü&#8217;min ve Müslüman sayılmak yetmez, hatta belli bir süre salih kişi olarak yaşamış olmak da kâfi gelmez. O imanda sebat edip, güzel bir sonla gitmek, yani son nefeste iman ve güzel amel ile Allah&#8217;a kavuşmak lazımdır.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Bu sûrenin baş tarafında &#8220;İşte onlar Rabblerinden gelen bir hidayet üzeredirler ve gerçekten kurtuluşa erenler de ancak onlardır.&#8221; (Bakara, 2/5) müjdesinin kimlere mahsus olduğu bilinmektedir ve bunda &#8220;Sana indirilene ve senden önce indirilene inananlar.&#8221; (Bakara, 2/4) şartı da bulunmaktadır. Bunun için ahirete iman ve gerçek anlamda yakîn de bütün peygamberlerle birlikte Hz. Muhammed&#8217;e (s.a.v.) ve ona indirilen kitaba iman etmiş olanlara mahsus bulunduğu tebliğ edilmişti. Şu halde bu ayette beyan buyurulan gerçek imanın Hz. Muhammed (sav)&#8217;in peygamber olarak gönderilmesinden sonrakiler diye tefsir edilmesi lazım geldiğinde hiç şüphe yoktur.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Zaten bu âyetin bilhassa bu noktadan İsrailoğulları&#8217;na hitap şeklinde bir icmal olup, bütün bu açıklamaların İslâm dinine davet sadedinde ve &#8220;Sizin yanınızda bulunan kitabı doğrulayan bu kitaba (Kur&#8217;ân&#8217;a) iman edin ve onu ilk inkâr eden olmayın!&#8221; (Bakara, 2/41) ilâhî emrini desteklemek için gelmiş olduğunda şüpheye yer yoktur. Hz. Muhammed (sav)&#8217;in peygamberliğinden önce Allah&#8217;a ve ahiret gününe iman eden ve iyi amel işleyenler bile Tevrat ve İncil hükmünce geleceğin büyük peygamberine iman ile mükellef idiler, buna işaret olmak üzere&#8221;Ahdimi yerine getirin.&#8221; (Bakara, 2/40) buyurulmuştu. Böyle iken Hz. Muh<br />
ammed (sav)&#8217;in peygamberliğinden sonra onu inkâr edenler arasında gerçek iman ehli bulunduğu varsayımına imkan kalır mı? Allah&#8217;a ve hesap gününe imanı bulunan ve bu iman ile mütenasip salih amel işleyecek olan kimselerin Hz. Muhammed (sav)&#8217;in peygamberliğini inkâr etmelerine imkan tasavvur olunabilir mi? Tarih sayfalarının şahitliğinde Hz. Muhammed (sav)&#8217;in peygamberliğinden daha açık, daha belirgin hangi peygamberlik vardır? Şu halde gökyüzündeki yıldızlardan bazılarını kabul edip de güneşi inkâr edenlerin Allah&#8217;a karşı imanlarında ciddiyet ve samimiyet tasavvur etmek gerçekle bağdaşmayan bir çelişki teşkil eder.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Dikkat çekici olan şey şu ki, bu âyette iman, biri insanlara nazaran zahirî, diğeri Allah katında geçerli, hakikî iman olmak üzere iki defa zikredilmiş ve her şeyden önce &#8220;iman edenler&#8221; sözü, Yahudilere, Hristiyanlara ve Sâbiilere mukabil tutulmuştur. Demek ki, bu üçü, Kur&#8217;ân&#8217;ın söz konusu ettiği imanın mutlak olarak dışındadırlar. Bununla beraber zahirî iman sahipleri bunlarla eşit tutulmuş ve hepsinin kurtuluşu kâmil iman ve salih amel şartına bağlı gösterilmiştir. Demek ki, gerek zahirî mü&#8217;min olan Müslümanlar, gerek Müslümanların dışında kalan Yahudi, Hristiyan, Sâbiî vs. Kur&#8217;ân&#8217;da yer aldığı şekilde Allah&#8217;a ve ahiret gününe dış görünüşte ve içyüzüyle cidden iman eder ve salih ameller yaparlar ve bunda sebat gösterirlerse o zaman &#8220;Onlara korku yoktur ve onlar mahzun da olmayacaklar.&#8221; ifadesinin sırrına mazhar olacaklardır ki, bunda da İslâm dininin davetiyle ve hidayetiyle bütün insanlara açık ve cihanşümûl bir din olduğu aşikar olur.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Bu âyetten nihayet şu sonuca geliriz ki, İslâm dininin hakim olduğu Müslüman toplumun teşekkülü için İman-ı Hakikî (gerçek iman) şart değildir. Onun zahirî bir ikrar ile dahi gerçekleşmesi söz konusu olduğu gibi, bunun içinde dünyaya ait nokta-i nazarlarla bir siyasî anlaşma ile öbür dinlere mensup insanlar dahi din hürriyeti ile hayat haklarına mazhar olurlar. Fakat bütün bunlar arasında ferdî veya ictimaî (sosyal) anlamda gerçek selamet (kurtuluş) ancak kâmil iman ve salih amel sahiplerine vaad olunmuştur. Çünkü toplumun temel direği ve nizamın esas dayanağı bunlardır.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />İşte İslâmiyet&#8217;in gerek dünya, gerek ahiret için vaad ettiği selamet ve saadetin sırrı da bu gerçeğin içinde gizlidir. Şu halde kâmil iman ve salih amel erbabının bilgi ve amel feyizlerinden mahrum olan, sadece dış görünüşüyle Müslüman bulunan bir İslâm toplumunun &#8220;Onlara korku yoktur, onlar mahzun da olmayacaklar.&#8221; ilâhî va&#8217;dine mazhar olması sözkonusu değildir. Allah&#8217;a imanı olmayanlar, hakkı yerine getiremezler, ahirete imanı olmayanlar da ebediyete hizmet edemezler. Herkesin yalnızca kendi nefsi için çalıştığı bir toplumun manzarası &#8220;Kimsenin kimseye faydası dokunmayacağı günden korkun!&#8221;(Bakara, 2/48) âyeti ile tasvir edilen kıyamet gününün bir benzeridir.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Al-i İmran Sûresinde geçen şu ayetler de, islamiyetten haberi olduğu halde Ona ve Onu  getiren Elçisine iman etmeyenler kurtuluşa eremeyeceğini açıkça göstermektedir:<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />84. De ki: &#8220;Allah&#8217;a, bize indirilen (Kur&#8217;ân)e, İbrahim&#8217;e, İsmail&#8217;e, İshak&#8217;a, Yakub&#8217;a ve torunlarına indirilene, Musa&#8217;ya, İsa&#8217;ya ve peygamberlere Rablerinden verilenlere inandık. Onların arasında hiçbir fark gözetmeyiz, biz O&#8217;na teslim olmuşlarız&#8221;.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />85. Kim İslâm&#8217;dan başka bir din ararsa ondan asla kabul edilmeyecek ve o ahirette de zarar edenlerden olacaktır.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />86. İnandıktan, Peygamber&#8217;in hak olduğuna şehadet ettikten ve kendilerine açık deliller geldikten sonra, inkâra sapan bir milleti Allah nasıl doğru yola eriştirir? Allah zalimler güruhunu doğru yola iletmez.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />87. İşte onların cezaları, Allah&#8217;ın, meleklerin, insanların hepsinin laneti onların üzerlerindedir.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />88. Onlar bu (lanetin) içinde ebedî kalacaklardır. Kendilerinden ne bu azab hafifletilir, ne de yüzlerine bakılır.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />89. Ancak bundan sonra tevbe edip kendini düzeltenler başka. Şüphesiz ki Allah, çok bağışlayan ve çok esirgeyendir.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />90. Şüphesiz imanlarının arkasından küfreden, sonra da küfrünü artırmış olanların tevbeleri asla kabul olunmaz. İşte onlar sapıkların ta kendileridir.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />91. Muhakkak ki inkâr edenler ve kâfir oldukları halde de ölenler, yeryüzü dolusu altın fidye verseler bile hiç birisinden asla kabul edilmeyecektir. İşte dayanılmaz azab onlar içindir. Onların hiçbir yardımcıları da yoktur.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />İşte ilâhî tevhidin zorunlu bir sonucu olmak üzere bütün peygamberler ve ilâhî kitaplar Allah&#8217;a karşı değil, Allah&#8217;ın olmaları ve ancak Allah&#8217;a kulluk etmeleri yönünden iman edilmedikçe İslâm&#8217;ın ve tevhidin mânâsı tahakkuk etmez. Allah&#8217;a değil, kendine kul olmaya davet edenler Allah&#8217;ın peygamberi olamaz. Elçi ancak kendisini gönderene davet eder. Ve elçiyi inkâr etmek de göndereni inkâr olur. Hak din olan İslâm&#8217;ın esası, bu tevhid imanı ile Allah&#8217;a teslim olmaktır. Bundan çıkmak küfürdür. İsterse bir peygamberi olsun diğerlerinden ayırıp inkâr etmek, peygamberliğin esasını inkâr etmektir. Peygamberliğin esasını inkâr etmek, bütün peygamberleriyle beraber Allah Teâlâyı inkâr etmektir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;"><br style="box-sizing: inherit;" />Anlaşıldı ki Allah katında makbul olan din İslâm&#8217;dan ibarettir. Ve İslâm&#8217;dan başka bir din arayanın dini kabul edilmez, sonu ziyan olur. Allah&#8217;a ve Allah&#8217;dan gelene tam bir iman ve teslimiyet bulunmadıkça ahirette hiçbir amel fayda vermez. Küfürle ölenlerin her biri dünya dolusu altınlar nafaka vermiş olsalar da ahirette kendilerini kurtaramazlar.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Hz. Muhammed (sav)&#8217;in peygamberliğinden önce Allah&#8217;a ve ahiret gününe iman eden ve iyi amel işleyenler bile Tevrat ve İncil hükmünce geleceğin büyük peygamberine iman ile mükellef idiler, buna işaret olmak üzere &#8220;Ahdimi yerine getirin.&#8221; (Bakara, 2/40) buyurulmuştu. Böyle iken Hz. Muhammed (sav)&#8217;in peygamberliğinden sonra onu inkâr edenler arasında gerçek iman ehli bulunduğu varsayımına imkan kalır mı?<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Allah&#8217;a ve hesap gününe imanı bulunan ve bu iman ile mütenasip salih amel işleyecek olan kimselerin Hz. Muhammed (sav)&#8217;in peygamberliğini inkâr etmelerine imkan tasavvur olunabilir mi? Tarih sayfalarının şahitliğinde Hz. Muhammed (sav)&#8217;in peygamberliğinden daha açık, daha belirgin hangi peygamberlik vardır?<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Şu halde gökyüzündeki yıldızlardan bazılarını kabul edip de güneşi inkâr edenlerin Allah&#8217;a karşı imanlarında ciddiyet ve samimiyet tasavvur etmek gerçekle bağdaşmayan bir çelişki teşkil eder.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />İlave bilgi için tıklayınız:</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;"><a style="background-attachment: initial; background-clip: initial; background-image: initial; background-origin: initial; background-position: 0px 0px; background-repeat: initial; background-size: initial; box-sizing: inherit; color: #bf5800; text-decoration-line: none;" href="http://www.sorularlaislamiyet.com/article/2506/fetret-ne-demektir-islam-alimlerine-gore-dinden-haberi-olmayanlarin-durumu-ne-olacaktir.html" data-wpel-link="external" rel="nofollow external noopener noreferrer">İslam alimlerine göre, İslam dininden haberi olmayanların durumu&#8230;</a></div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;"><a style="background-attachment: initial; background-clip: initial; background-image: initial; background-origin: initial; background-position: 0px 0px; background-repeat: initial; background-size: initial; box-sizing: inherit; color: #bf5800; text-decoration-line: none;" href="http://www.sorularlaislamiyet.com/node/171013" target="_blank" rel="noopener noreferrer nofollow external" data-wpel-link="external">Mekke’de doğan bir çocukla, dünyanın her hangi bir yerinde doğan İslam’dan habersiz bir çocuk manevi mesuliyet yönünden bir tutulabilir mi?</a></div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;"></div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Anahtar kelime alanımız: bakara 62 bakara 62 tefsiri bakara 62 ayet tefsiri bakara 62 ali imran 85 bakara 62 diyanet bakara 62 yaşar nuri bakara 62 diyanet tefsiri bakara 62 english bakara 62 edip yüksel bakara 62 anlamı bakara 62 ayet bakara 62 ayet hayrettin karaman bakara 62 ayet fazileti bakara 62. ayetin tefsiri bakara 62. ayet dinle bakara 62 abdülaziz bayındır bakara 62 arapca bakara 62 ayet meal bakara 62 bayraktar bayraklı bakara 62 cübbeli bakara 62 cennet bakara 62 cübbeli ahmet bakara 62 elmalılı tefsiri bakara 62 ekşi bakara suresi 62. ayet tefsiri elmalılı el bakara <span style="font-size: 15.4px;">bakara 62 hayrettin karaman bakara 62 iniş sebebi bakara 62 mustafa islamoğlu bakara 62 sorularla islamiyet bakara 62 ali imran bakara 62 tefsiri mustafa islamoğlu bakara sûresinin 62. âyet-i kerîmesi bakara 62 kuran meali bakara 62 meali bakara 62 mehmet okuyan bakara 62 maide 69 bakara suresi 62.ayet meal bakara suresi 62 meal bakara 62 nci ayet meali bakara suresi 62 ayeti meali bakara 62 ne demek istiyor bakara 62 nci ayet bakara 62 nüzul sebebi bakara 62 nin tefsiri bakara 62 yaşar nuri öztürk bakara suresinin 62 nci ayeti bakara 62 okunuşu bakara 62 oku bakara suresi 62 ayet oku bakara 62 suresi bakara 62 süleyman ateş bakara 62 sözlük bakara suresi 62.ayetin tefsiri bakara suresi 62-69 bakara suresinin 62 ayeti bakara suresinin 62. ayetinin tefsiri bakara süresi 62 ayet tefsiri bakara 62 tefsir elmalılı bakara 62 tefsiri fizilal bakara 62 türkçe meali bakara suresi 62. ayet tefsir süleyman ateş&#8217;in bakara 62 tefsiri bakara suresi 62 tefsir bakara 62 vs ali imran 85 bakara 62 ve maide 69 bakara suresi 62. ayet ve meali bakara 62 video bakara sure vers 62 bakara 2/62 bakara suresi 2 62 bakara 62 63 bakara 62-69 dinle bakara 61 62 bakara 61 62 63</span></div>The post <a href="https://ateistlerecevap.org/bakara-62-ayetini-acklar-msnz/" data-wpel-link="internal">Bakara 62 Hristiyanlar, Yahudiler de cennete girecek mi?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ateistlerecevap.org/bakara-62-ayetini-acklar-msnz/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Enam 92 Kuran sadece Mekke halkına mı göderildi?</title>
		<link>https://ateistlerecevap.org/enam-92-kuran-sadece-mekke-halkna/</link>
					<comments>https://ateistlerecevap.org/enam-92-kuran-sadece-mekke-halkna/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ateistlere Cevaplar]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 04 Sep 2017 07:31:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Ayetler]]></category>
		<category><![CDATA[Sorular]]></category>
		<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.ateistlerecevap.org/?p=18</guid>

					<description><![CDATA[<p>Değerli kardeşimiz, Önce özet bir bilgi verelim sonra detaylı açıklamasına geçelim. İslam&#8217;ın kıblesi (merkezi) Kabe dir yani Mekkedir. Enam suresi 92.ayetin meali şudur; &#8220;İşte bu da bizim indirdiğimiz bir kitab, feyz-u bereketi Dünyayı tutacak, evvelki kitablar bu tasdık etmedikçe mu&#8217;teber olmıyacak, bir de ümmülkurayı ve hem bütün çevresindekileri inzar edesin diye ki Âhıreti te&#8217;min edecekler [&#8230;]</p>
The post <a href="https://ateistlerecevap.org/enam-92-kuran-sadece-mekke-halkna/" data-wpel-link="internal">Enam 92 Kuran sadece Mekke halkına mı göderildi?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div class="separator" style="clear: both; text-align: center;">
<a href="https://2.bp.blogspot.com/-sj1gp2NTT-Y/Waz-ChA-JSI/AAAAAAAAIo4/wrBHC6SCva0_mrwurBTjhGGKTqy_x54ZQCLcBGAs/s1600/Bakara%2B191%2B%25282%2529.png" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;" data-wpel-link="external" rel="nofollow external noopener noreferrer"><img loading="lazy" decoding="async" alt="Enam 92 Kuran sadece Mekke halkına mı göderildi?" border="0" data-original-height="720" data-original-width="1280" height="360" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2017/09/Bakara19128229.png" title="Enam 92 Kuran sadece Mekke halkına mı göderildi?" width="640" /></a></div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Değerli kardeşimiz,</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Önce özet bir bilgi verelim sonra detaylı açıklamasına geçelim.</div>
<div style="box-sizing: inherit; margin-bottom: 1em;">
İslam&#8217;ın kıblesi (merkezi) Kabe dir yani Mekkedir. Enam suresi 92.ayetin meali şudur; &#8220;İşte bu da bizim indirdiğimiz bir kitab, feyz-u bereketi Dünyayı tutacak, evvelki kitablar bu tasdık etmedikçe mu&#8217;teber olmıyacak, bir de ümmülkurayı ve hem bütün çevresindekileri inzar edesin diye ki Âhıreti te&#8217;min edecekler buna iyman ederler ve onlar namazlarının üzerine muhafız olurlar&#8221; buradaki Ümmülkura demek şehirlerin anası yani Mekke demek ayette &#8220;ümmülkurayı ve hem bütün çevresindekileri&#8221; derken Mekkeyi ve onun tabiri caizse etrafında ki halka halka dizilmiş olan tüm insanlığı uyarması için gönderdik denmiştir. Özetle Mekke merkez Mekkenin dışında kalan bütün şehirler ve insanlarda onun etrafındaki çevrelerdir yani burada bir çelişki yoktur Kur&#8217;an bütün insanlığa ve cinlere gönderilmiştir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; margin-bottom: 1em;">
<b>Detaylı açıklama</b></div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Ayette Mekke&#8217;nin çevresinden kasıt tüm yeryüzüdür. Esasen bu ayette mucizevi bir haber de bulunmaktadır. Mekke&#8217;nin dünyanın merkezi olduğunu savunan teori bilimsel araştırmalarla kanıtlanmıştır. Jeoloji uzmanları, saat ayarlamasında&nbsp;Greenwich&#8217;in değil&nbsp;Mekke&#8217;nin ölçü alınması gerektiğini de ifade etmişlerdir.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />En&#8217;am Suresi, ayet 92:&nbsp;<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />&#8220;Bu Kitap (Kur&#8217;ân), kendinden önceki kitapları tasdik eden, şehirler anası (Mekke) halkını ve çevresindeki bütün insanlığı uyarman için indirdiğimiz mübarek bir kitaptır. Ahiret gününe iman edenler bu Kitab&#8217;a da iman ederler ve onlar namazlarına da devamlıdırlar.&#8221;&nbsp;<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Bu Kur&#8217;ân da, bizim indirdiğimiz öyle bir kitaptır ki, mübarektir. Feyzi, cihanı tutacaktır. Önündekini tasdik edici, teyid edici ve iyiyi kötüden ayırıcıdır. Ondaki nûr ve hidayet bunun tasdikinden geçerek artacak, kuvvetlenecek ve gelişecektir. Biz onu bunun için (yani âlemleri hatırlatmak, bereket ve tasdik için) ve bir de Ümmü&#8217;l-Kurâ&#8217;yı (şehirlerin anası) ve bütün çevresindeki kimseleri uyarasın diye indirdik. Ve ahirete iman eden, sonlarını kurtarmak isteyenlerdir ki buna iman ederler ve bunlar namazları üzerinde koruyucu kesilirler.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Bütün şehirlerin anası, merkezi demek olan (Ümmü&#8217;l-kurâ) Mekke&#8217;nin bir ismidir ki cihanın merkezi, bütün yaratılmışların kıblesi demek gibidir. Uyarma, Mekke&#8217;nin kendisine değil, halkına olacağı bilindiğinden mânâ, mecaz veya mecaz isnadı suretiyle&nbsp;&#8220;Ümmü&#8217;l-kurâ halkı&#8221;&nbsp;demektir.&nbsp;&#8220;ve men havleha&#8221;çevresindeki bütün insanlığı&nbsp;denilmesi de buna karinedir.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Şüphe yok ki&nbsp;&#8220;Mekke&#8221;&nbsp;denilmeyip de&nbsp;&#8220;Ümmü&#8217;l-kurâ&#8221;&nbsp;denilmesi, Mekke&#8217;yi âlemdeki bütün şehirlerin bir mutlak merkezi gibi düşündürmek içindir. Ve bundan dolayı&nbsp;&#8220;ve men havleha&#8221;&nbsp;de, merkez ve çevre karşılığıyla bütün yer çevresinde bulunanların hepsi demek olur. Bununla beraber &#8220;Ümmü&#8217;l-kurâ&#8221; merkezlik mânâsı dikkat nazarına alınmaksızın &#8220;Mekke&#8221; demek gibi düşünülürse,&nbsp;&#8220;ve men havleha&#8221;&#8216;dan Mekke çevresi, Mekke civarı, bundan da nihayet Arap Yarımadası düşünülür.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Bu ihtimale göre Kur&#8217;ân&#8217;ın nüzul hikmeti yalnızca Mekke ve Arap Yarımadası halkının uyarılmasına mahsusmuş gibi bir kuruntu akla gelebileceğinden &#8220;Mekke ve etrafını uyarman için&#8221; buyurulmadığı gibi, &#8220;Ümmü&#8217;l-kurâ ve etrafını uyarman için&#8221; de buyurulmayıp atıf vâvı ile &#8220;ve Ümmü&#8217;l-kurâ ve etrafını uyarman için&#8221; buyurulmuş ve bununla Kur&#8217;ân&#8217;ın nüzulünün, Muhammed Aleyhissalatü vesselamın peygamberliğinin yalnız Arap milletini uyarma hikmetine mahsus olmadığı ve bir âyet öncesindeki&nbsp;&#8220;O Kur&#8217;ân, âlemler için ancak bir uyarmadır.&#8221;&nbsp;mânâsıyla, bereketlerinin kapsamının genişliğinden gaflet etmemek gerektiği ve özellikle&nbsp;&#8220;Ey Muhammed! Biz seni ancak bütün insanlara bir müjdeci ve uyarıcı olarak gönderdik.&#8221;&nbsp;(Sebe&#8217;, 34/28) âyetinin kapsamı anlatılmıştır.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Fakat gariptir ki bütün bunlara karşı Yahudilerden bir grup, bu &#8220;ve Ümmü&#8217;l-kurâ ve etrafını uyarman için&#8221; âyet-i kerimesinden Hz. Muhammed (s.a.v)&#8217;in yalnız Araplara gönderilmiş bir peygamber olduğunu delil getirmeye kalkışmışlar, yani onun peygamberliğini itiraf etmekle beraber her millete değil, Araplara mahsus bir peygamber olduğu iddiasında bulunmuşlardır.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Bunlar Yahudilerden&nbsp;&#8220;İseviyye mezhebi&#8221;&nbsp;adıyla anılırlar ki, bugün aydın geçinen Avrupalılardan bir kısmının Arap olmayan Müslümanlar arasında bu Yahudi fırkasının mezhebini ve politikasını yaymaya çalıştıklarını görüyoruz. Beşerde vuku bulmuş bir iş olan peygamberliği inkâr etmenin, Allah&#8217;ı gereği gibi takdir etmemekten doğan bir cüret, bir nankörlük ve herhangi bir peygamberin peygamberliğini ve herhangi bir kitabın inmesini kabul ettikten sonra bütün peygamberleri ve kitapları tasdik ve teyid eden ve onlardan daha açık ve daha feyizli olarak indirilmiş bulunan mübarek Kur&#8217;ân&#8217;ı ve Muhammed Aleyhissalatü vesselamın nebîliğini inkâr etmenin ise bundan başka açık bir çelişki olduğu anlatılmakla peygamberlik işi tespit ve teyid ediliyor.&nbsp;<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />(KURAN&#8217;I KERİM TEFSİRİ, ELMALILI MUHAMMED HAMDİ YAZIR)</div>The post <a href="https://ateistlerecevap.org/enam-92-kuran-sadece-mekke-halkna/" data-wpel-link="internal">Enam 92 Kuran sadece Mekke halkına mı göderildi?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ateistlerecevap.org/enam-92-kuran-sadece-mekke-halkna/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İslam&#039;da Adalet anlayışı nasıldır?</title>
		<link>https://ateistlerecevap.org/islamda-adalet-anlays-nasldr/</link>
					<comments>https://ateistlerecevap.org/islamda-adalet-anlays-nasldr/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ateistlere Cevaplar]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 03 Sep 2017 17:01:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sorular]]></category>
		<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.ateistlerecevap.org/?p=19</guid>

					<description><![CDATA[<p>Değerli kardeşimiz, Allah Teala Hazretleri bir ayet-i kerimede; “Muhakkak, Allah, adaleti, iyiliği, yakınlara yardım yapmayı emreder; hayasızlığı, fenalığı ve azgınlığı da yasaklar.”&#160;(Nahl, 16/90) buyuruyor. Demek ki, Cenab-ı Hakk zulme ve bozgunculuğa razı değildir. Adil-i mutlak olan Allah,&#160;zalimlerin yaptıklarından asla gafil değildir ve zulüm ve ihanet edenler, şüphesiz İlahi adalet önünde hesaplarını en ince teferruatına kadar [&#8230;]</p>
The post <a href="https://ateistlerecevap.org/islamda-adalet-anlays-nasldr/" data-wpel-link="internal">İslam'da Adalet anlayışı nasıldır?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div class="separator" style="clear: both; text-align: center;">
<a href="https://1.bp.blogspot.com/-rHN6rhYE8eQ/Waw1HawuX3I/AAAAAAAAInk/f7TCclPvJkk0eZEh43IXFse6a8e8BSUcgCLcBGAs/s1600/Kur%2527an%2527%25C4%25B1%2BKerim%2527in%2Bde%25C4%259Fi%25C5%259Fime%2Bu%25C4%259Framad%25C4%25B1%25C4%259F%25C4%25B1n%25C4%25B1n%2Bkan%25C4%25B1tlar%25C4%25B1.%2B%25281%2529.png" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;" data-wpel-link="external" rel="nofollow external noopener noreferrer"><img loading="lazy" decoding="async" border="0" data-original-height="720" data-original-width="1280" height="360" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2017/09/Kur27an27C4B1Kerim27indeC49FiC59FimeuC49FramadC4B1C49FC4B1nC4B1nkanC4B1tlarC4B1.28129.png" width="640" /></a></div>
<p></p>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Değerli kardeşimiz,</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Allah Teala Hazretleri bir ayet-i kerimede;</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
“Muhakkak, Allah, adaleti, iyiliği, yakınlara yardım yapmayı emreder; hayasızlığı, fenalığı ve azgınlığı da yasaklar.”&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">(Nahl, 16/90)</em></div>
</blockquote>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
buyuruyor. Demek ki, Cenab-ı Hakk zulme ve bozgunculuğa razı değildir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Adil-i mutlak olan Allah,&nbsp;zalimlerin yaptıklarından asla gafil değildir ve zulüm ve ihanet edenler, şüphesiz İlahi adalet önünde hesaplarını en ince teferruatına kadar vereceklerdir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Yine başka bir ayet-i kerimede zalimlere değil taraftar olmak, onlara kalben meyletmenin ve zulümlerini hoş görmenin bile ne kadar tehlikeli olduğu şöyle anlatılır:</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
“Zulmedenlere meyletmeyin, yoksa ateş (cehennem azabı) size dokunur.”<em style="box-sizing: inherit;">( Hud, 11/113)</em></div>
</blockquote>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Bir ayet-i kerimede de,</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
“Muhakkak, Allah size, emanetleri ehline vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğiniz zaman adaletle hükmetmenizi emreder.”<em style="box-sizing: inherit;">&nbsp;(Nisa, 4/58)</em></div>
</blockquote>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
buyurulur. Burada dikkat çekici bir nokta, adalet konusunda&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">“müminler”</em>denilmeyip&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">“insanlar”</em>&nbsp;denilmesidir. Buna göre, dost ve düşman ayırt edilmeksizin herkese adaletle muamele etmek gerekmektedir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Nitekim şu ayet-i kerime de aynı hakikati ders verir:</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
“Kim zerre kadar hayır işlese onu (karşılığını) görecek. Her kim zere kadar şer işlese onu (karşılığını) görecek.”<em style="box-sizing: inherit;">&nbsp;(Zilzal, 99/7-8)</em></div>
</blockquote>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
İslam’da adaletin önemli esaslarından biri de,&nbsp;birisinin hatası ile başkalarının, akraba ve dostlarının, milletinin ve devletinin sorumlu tutulamayacağıdır. Cenab-ı Hak, Kur’an-ı Kerim&#8217;de;</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
“Hiçbir günahkâr, başkasının günahını yüklenmez.”<em style="box-sizing: inherit;">(Fâtır, 35/18)</em></div>
</blockquote>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
buyurur. Herkes kendi günahının cezasını çeker. Cinayeti kim işlemişse, cezayı da ancak o çekmelidir ve çekecektir. Şu var ki, bir insan bir başkasının günah işlemesine sebep olmuşsa, bu durumda hem günahı işleyen, hem de o günaha sebep olan kişi ceza göreceklerdir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Cenab-ı Hak, kullarının birbirlerinin hukuklarına tecavüz etmemeleri için Kur’an-ı Kerim’de birçok sınırlar belirlemiş ve bunları&nbsp;“Allah’ın hudutları”&nbsp;diye tanımlamıştır. Bu sınırları aşanların zalim olacaklarını ve İlâhî azaba uğrayacaklarını, tehdit ile, ders vermiştir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Peygamberimiz de bir hadis-i şeriflerinde şöyle buyururlar:</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
“Allah dünyada insanlara azap edenlere azap eder.”&nbsp;</div>
</blockquote>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Cenab-ı Hak, Kur’an-ı Kerim’de adalet ile hükmetmeyen zalim kavimlerin akıbetlerinin çok kötü olacağını bir çok ayette haber veriyor. Bunlardan, misal olarak, iki tanesini nazara verelim:</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343; margin-bottom: 1em;">
“Nice kasabaların halkını haksızlık yaparlarken yok ettik. Artık damları çökmüş, kuyuları terk edilmiş, sarayları bomboş kalmıştır.”&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">(Hac, 22/45)&nbsp;</em></div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
“Halkı zalim olan nice kasabaları kırıp geçirdik ve onlardan sonra başka milletler var ettik.”<em style="box-sizing: inherit;">&nbsp;(Enbiya, 21/11)</em></div>
</blockquote>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
İslâm dini başka dine mensup olan insanların da hak ve hukukuna riayet edilmesini emreder. Sulh halinde, onların hakları da aynen Müslümanların hakkı gibi saklıdır, koruma altındadır. Nitekim, Hanefi mezhebinde, “sulh halinde, Müslüman olmayan bir insanı haksız yere öldüren bir Müslüman’a da kısas uygulanır”, yani o da ölüme mahkum edilir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Peygamberimiz bu gibi kimseleri bir hadis-i şerifinde şöyle tehdit etmektedir:</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
“Kim bir zımmiye eziyet ederse, ben onun hasmıyım (düşmanıyım). Ben kimin hasmı olursam, ahirette onun yakasını tutarım.”&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">(Keşfü’l Hafa, II/218, hadis no: 2341)</em></div>
</blockquote>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Gerçek bu iken, İslâm’ın ruhundan uzaklaşmış bazı Müslümanların terör ve zulme bulaşmalarının kaynağını, dinde değil, onların cehaletlerinde ve nefse mağlup olmalarında aramak icap eder.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Malumdur ki, insan hatadan hâli değildir; işlediği bir hata ancak onu mahkum eder. Bu şahsî hata yüzünden onun dinini sorumlu tutmaya kalkışmak, insaf ve adalet ölçülerine sığmaz.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Bu konuda çok önemli bir noktaya da kısaca değinmek icap ediyor:</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Müslümanların gerçek İslâmiyet’i, asli kaynaklarından öğrenip yaşamalarına mani olan ve onları sefahate teşvik ederek dinden uzaklaştıran ve ülkelerini insafsızca sömürerek onları fakirliğin pençesine düşüren mihraklar, bu kimselerin anarşi afetine düşmelerinden birinci derecede sorumludurlar. Bu menfaat şebekelerinin, başkalarını suçlamak yerine, bir nefis muhasebesi yapmaları ve vicdanlarını sorgulamaları daha isabetli olur.</div>The post <a href="https://ateistlerecevap.org/islamda-adalet-anlays-nasldr/" data-wpel-link="internal">İslam'da Adalet anlayışı nasıldır?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ateistlerecevap.org/islamda-adalet-anlays-nasldr/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bakara 191 Kafirleri bulduğunuz yerde öldürün ayetini açıklar mısınız?</title>
		<link>https://ateistlerecevap.org/bakara-191-kafirleri-buldugunuz-yerde/</link>
					<comments>https://ateistlerecevap.org/bakara-191-kafirleri-buldugunuz-yerde/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ateistlere Cevaplar]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 03 Sep 2017 14:15:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Ayetler]]></category>
		<category><![CDATA[Sorular]]></category>
		<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.ateistlerecevap.org/?p=21</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bakara 191 Kafirleri bulduğunuz yerde öldürün ayetini açıklar mısınız? Serçe parmağının ucuna bakarak bir insanın resmini çizmek ne kadar yanlış bir sonuç doğurursa, bir tek ayetin sadece mealine bakarak Kur’an hakkında hüküm vermek de en az onun kadar yanıltıcı olur. Bazı yazarların dillerine doladıkları ve İslam’ın evrenselliğine, toleransına, ondaki engin fikir hürriyetine perde çekmek için [&#8230;]</p>
The post <a href="https://ateistlerecevap.org/bakara-191-kafirleri-buldugunuz-yerde/" data-wpel-link="internal">Bakara 191 Kafirleri bulduğunuz yerde öldürün ayetini açıklar mısınız?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<table align="center" cellpadding="0" cellspacing="0" class="tr-caption-container" style="margin-left: auto; margin-right: auto; text-align: center;">
<tbody>
<tr>
<td style="text-align: center;"><a href="https://3.bp.blogspot.com/-4OhrPoDmXD0/WawNmPHVlSI/AAAAAAAAIm8/6ZNH8sGDf9cVSqiFDqBByoyhRZjMzanTQCLcBGAs/s1600/Bakara%2B191.png" imageanchor="1" style="margin-left: auto; margin-right: auto;" data-wpel-link="external" rel="nofollow external noopener noreferrer"><img loading="lazy" decoding="async" alt="Bakara 191 Kafirleri bulduğunuz yerde öldürün ayetini açıklar mısınız?" border="0" data-original-height="720" data-original-width="1280" height="360" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2017/09/Bakara191.png" title="Bakara 191 Kafirleri bulduğunuz yerde öldürün ayetini açıklar mısınız?" width="640" /></a></td>
</tr>
<tr>
<td class="tr-caption" style="text-align: center;">Bakara 191 Kafirleri bulduğunuz yerde öldürün ayetini açıklar mısınız?</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
</div>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Serçe parmağının ucuna bakarak bir insanın resmini çizmek ne kadar yanlış bir sonuç doğurursa, bir tek ayetin sadece mealine bakarak Kur’an hakkında hüküm vermek de en az onun kadar yanıltıcı olur.</div>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Bazı yazarların dillerine doladıkları ve İslam’ın evrenselliğine, toleransına, ondaki engin fikir hürriyetine perde çekmek için yanlış yorumladıkları bir ayet-i kerime var:</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
“Onları bulduğunuz yerde öldürün. Sizi yurtlarınızdan çıkardıkları gibi siz de onları çıkarın. Fitne çıkarmak adam öldürmekten daha kötüdür…&#8221;&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">(Bakara, 2/191)</em></div>
</blockquote>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Konunun tahliline geçmeden önce bazı Kur’an hükümlerini hatırlamak gerekiyor. Ta ki, Kur’anın gerçek maksadı anlaşılsın ve bu ayetin de gerçek yorumu ortaya konulabilsin.</div>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Konuyla yakından ilgili bir ayet-i kerime:</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
“Dinde ikrah (zorlama) yoktur. Doğruluk sapıklıktan cidden ayrıldı…”&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">(Bakara, 2/256)</em></div>
</blockquote>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Bu ayetin tefsirinde, ayet-i kerimeye&nbsp;“Zorlama denen şey dinde yoktur.”&nbsp;manası da verilerek,&nbsp;“Sadece dinî konularda değil, hiçbir konuda zorlamaya izin yoktur.”denilmiştir.</div>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Aynı gerçeği ders veren bir başka ayet:</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
“Eğer Rabbin dileseydi yeryüzündekilerin hepsi elbette iman ederlerdi. O halde sen, inanmaları için insanları zorlayacak mısın?”&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">(Yûnus, 10/99)</em></div>
</blockquote>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Demek oluyor ki, peygamberlerin görevi ve Kur’anın hedefi hakkın ve hakikatin tebliğ edilmesi, duyurulmasıdır. İnsanlar bu dünyaya imtihan için gönderilmişlerdir. İmtihanın vazgeçilmez bir gereği de kişinin doğru ve yanlış yoldan birisini kendi iradesiyle seçebilmesidir. Zorlama iradeyi yok edeceğinden imtihanın da bir manası kalmaz.</div>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Bu manaya kuvvet veren pek çok ayet vardır:</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
“Allah dileseydi onlar şirk koşamazlardı. Seni onların üzerine bekçi kılmadık; sen onların vekili de değilsin.”&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">(En’am, 6/107)</em><br />
“Peygambere düşen görev ancak tebliğdir (duyurmadır).&#8221;&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">(Mâide, 5/99)</em><br />
“Allah, dileseydi hepinizi bir tek ümmet kılardı&#8230;”&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">(Nahl, 16/93)</em><br />
Bir başka ayet-i kerimede şu hakikate dikkat çekilir:<br style="box-sizing: inherit;" />“Kim inkâr ederse bilmelidir ki, Allah bütün alemlerden ganidir (müstağnidir).”<em style="box-sizing: inherit;">(Âl-i İmrân, 3/97)</em></div>
</blockquote>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Yani, Allah, yarattığı ve bizzat terbiye ettiği alemlerden hiçbirinin hiçbir şeyine muhtaç değildir. Güneşin ışığına, ağacın meyvesine, rüzgarın esmesine, mevsimlerin gelip gitmesine, canlıların görmesine, işitmesine muhtaç olmadığı gibi insanların inanmalarına, Onu tanımalarına, Ona ibadet etmelerine de muhtaç değildir.</div>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Böyle pek çok ayet-i kerime var. Bunlardan çıkan ortak sonuç şudur: Allah’ın insanları imana, ibadete davet etmesi gibi, müminlere cihadı emretmesi de yine onların menfaati içindir. Bu mana bütün asırlar ve bütün insanlık alemi için geçerli olmakla birlikte, ayetlerin ilk muhatabı olan sahabelere ve Arap yarımadasındaki iman-küfür mücadelesine daha çok bakmaktadır.</div>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
İslam dini Arap yarımadasına zuhur ettiğinde o bölge insanlarının temel inancı putperestlikti. Ve Kur’anın ana hedefi de kalplere “tevhid” inancını yerleştirmekti.</div>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Fatiha Suresi, Allah’ın&nbsp;“Rabbü’l-alemîn”&nbsp;olduğunu ilan ile başlar. Bütün alemler, gökler, yerler, insanlar, hayvanlar, cinler, melekler, bütün bitki türleri ancak Allah’ın terbiyesiyle hazır hallerine kavuşmuş ve bu sayede görevlerini en iyi şekilde yerine getirebilmişlerdir. Bu bir tevhid dersidir.</div>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Surenin devamında ancak Allah’a ibadet edileceği ve yine ancak ondan yardım dilenebileceği vurgulanır.</div>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Bir başka ayette rızıkların ancak sema ile arzın işbirliğiyle teşekkül ettiğine dikkat çekilerek şükrün de yine ancak sema ve arzın Rabbine yapılması gerektiği ders verilir.</div>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Bir diğer ayette bizzat Allah Resulüne (asm.) hitap edilerek,</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
“Sen sevdiğini hidayete erdiremezsin; ancak Allah dilediğine hidayet verir ve hidayete girecek olanları en iyi O bilir.”&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">(Kasas, 28/56)</em></div>
</blockquote>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
buyurulmakla en büyük nimet olan hidayete kavuşturmanın da ancak Allah’a mahsus olduğu ilan edilir.</div>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Böylece baştan sona kadar tevhid dersi verilerek sonunda, Nas Suresinde, Allah’ın&nbsp;“Rabbü’n-nas”&nbsp;olduğu ifade edilir. İnsanları terbiye eden ancak Allah’tır. Gözlerini görecek, kulaklarını işitecek, midelerin hazmedecek şekilde terbiye eden O olduğu gibi, akıllarını anlayacak, kalplerini inanacak, sevecek, korkacak şekilde terbiye eden de yine ancak Odur.</div>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Maziye nazar ettiğimizde bütün peygamberlerin ortak davalarının&nbsp;“tevhid”<em style="box-sizing: inherit;">&nbsp;(birlemek, Allah’ı bir bilmek)</em>&nbsp;olduğunu görürüz. İnsanlık aleminin yanlış da olsa bir şeylere inandığına, ateizmin kitle çapında fazla görülmediğine, ancak şirkin bütün çeşitleriyle insanları yoldan çıkaran en büyük&nbsp;“fitne”&nbsp;olduğuna şahit oluruz.</div>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
İşte tevhid inancının en büyük tebliğ edicisi olan Hazreti Muhammed (asm) Mekke’de yine en büyük mücadelesini şirke karşı vermeye başladığında bütün müşrikler karşısına çıktılar ve onu bu davasından vazgeçirmeye çalıştılar. Amcasını ricacı olarak gönderdiler.&nbsp;“Bir elime güneşi bir elime ayı koysalar, ben yine bu davadan vazgeçmem.”&nbsp;cevabını alınca artık kuvvet, zorbalık ve işkence dönemi de başlamış oldu.</div>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Şu nokta çok önemlidir:&nbsp;Mekke ve çevresinin müşrikleri başka beldelerdekinden çok farklıydı. Bunlar sadece batıl inançlarını kendi halleriyle yaşamakla kalmıyor, beldelerinde doğan tevhid nurunu söndürmeyi kendilerince kutsî bir ideal olarak benimsiyor, bu uğurda canlarını ve başlarını ortaya koyuyorlardı. Artık, iki şıktan başka bir seçenek görünmüyordu ortada. Ya tevhid inancı galip gelecek, insanlık alemine Kur’anın nuru ulaştırılacak, yahut insanların kalplerini batıl inançlar zaptedecekti. Başka bir ifadeyle, insanlara ya cennetin yolu gösterilecek, yahut cehenneme akış devam edecekti.</div>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Kur’an&#8217;ın o dönemin müşrikleri hakkındaki şiddet ayetlerine bu gözle bakmak gerekir. Mesele sadece birkaç müşrikle mücadele değil, top yekun şirk inancıyla ve onu temsil eden, onu korumak isteyenlerle mücadeledir. Nitekim, Kur’anın Mekke müşrikleri hakkındaki şiddetli beyanlarını, yine bir nevi şirk inancını taşıyan başka kavimlere karşı sürdürmediğini görüyoruz. Teslis inancına sahip Hıristiyanlar ve diğer ehl-i kitap hakkındaki ifadeler hiç de öyle şiddetli değil.</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
“Ehl-i kitapla ancak en güzel şekilde mücadele edin; içlerinden zulmedenler müstesna. Ve deyin ki,<em style="box-sizing: inherit;">&nbsp;‘Hem bize indirilene, hem de size indirilene inandık. Bizim ilahımız da&nbsp;sizin ilahınız da birdir ve biz Ona teslim olmuşuzdur.&#8217;</em>”&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">(Ankebût, 29/46)</em></div>
</blockquote>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Bu noktayı gözden ırak tutan birtakım çevreler şöyle diyorlar:</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
“Onları bulduğunuz yerde öldürün. Sizi yurtlarınızdan çıkardıkları gibi siz de onları çıkarın. Fitne çıkarmak adam öldürmekten daha kötüdür…&#8221;&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">(Bakara, 2/191)</em></div>
</blockquote>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
ayeti ortada iken İslam’ın farklı inançlara karşı toleranslı olduğunu nasıl söyleyebilirsiniz?</div>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Önemine binaen konuyu bazı yönleriyle biraz tahlil etmek gerekiyor: Ayet-i kerimenin muhatabı Arap müşrikleridir.</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
“Ey akıl sahipleri! Kısasta sizin için hayat vardır.”<em style="box-sizing: inherit;">&nbsp;(Bakara, 2/179)</em></div>
</blockquote>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Bu ayetlerle onları öldürenleri öldürmeleri, yurtlarından çıkaranları yurtlarından çıkarmaları emredilirken, fitnenin adam öldürmekten daha kötü olduğu da ayrıca vurgulanmıştır. Bir insanı öldürmek onun bu fani dünya hayatından faydalanmasına son vermek demektir. Fitne çıkarmak, insanları putlara tapmaya zorlamak ise onları ebedi cehenneme atmaktır. Bu ikincinin birinciden çok daha kötü olduğu açıktır. Kaldı ki Mekke müşriklerindeki fitnenin bir de katillik boyutu vardır: Kızlarını diri diri toprağa gömmeleri ve müminleri öldürmek için onlara savaş açmış olmaları.</div>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Aynı mananın işlendiği şu ayet-i kerimeleri de burada akdim edelim:</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343; margin-bottom: 1em;">
“İman edenler Allah yolunda savaşırlar. İnkar edenler de tağut yolunda savaşırlar. O halde şeytanın dostlarına karşı savaşın. Çünkü şeytanın hilesi zayıftır.”&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">(Nisa, 4/76)</em></div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
“Fitne kalmayıncaya ve din tamamen Allah’ın oluncaya kadar, onlarla savaşın.”&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">(Enfal, 8/39)</em></div>
</blockquote>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Ayette geçen “onlar” kelimesinden kasıt müşriklerdir, “fitne”den kasıt da Allah’a ortak koşmaktır.</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
“Fitne ortadan kalkıp, din yalnız Allah’ın oluncaya kadar onlarla savaşın. Eğer vazgeçerlerse bilin ki düşmanlık ancak zalimlere karşıdır.”<em style="box-sizing: inherit;">&nbsp;(Bakara, 2/193)</em></div>
</blockquote>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Son ayet hakkında yapılan tefsirlerden çok önemli gördüğüm iki hususu nakletmek isterim:</div>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
“Bu ayetin sebeb-i nüzulü, ehl-i Mekke’nin müminlere eza eyleyerek irtidatlarını (İslam dininden dönmelerini) teklif ve ısrar etmeleridir. Şu halde mana-yı nazım,<em style="box-sizing: inherit;">&nbsp;“Siz müşrikleri katledin ki onlara galebe edesiniz ve &#8230; irtidat fitnesi kalmasın. Ve ezalarından kurtulmak için onlarla kıtal etmelisiniz. Ta ki, şirk ortadan kalksın, din-i tevhid onun yerine ikame olsun.&#8221; (Konyalı M.Vehbi Ef. 1-2/331)</em></div>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Fitnenin ortadan kalkması için savaş emredilirken bir başka ayet-i kerime ile de şu sınırlamalar getirilmiştir:</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
“Sizinle savaşanlarla Allah yolunda savaşın. Fakat haddi aşmayın. Çünkü Allah haddi aşanları sevmez.”&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">(Bakara, 2/190)</em></div>
</blockquote>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Savaş, Allah yolunda olacaktır; toprak istilası, ganimet elde etme, köle kazanma gibi bir menfaat için yapılan savaşlar “cihat” özelliği taşımazlar. İkinci bir kayıt olarak da “haddi aşmama” getirilmiştir. Suçluya hak ettiğinden daha fazla ceza vermek de bir nevi zulümdür; işkence etmek, organlarını kesmek gibi.</div>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Konunun doğru yorumlanması için Tövbe Suresinin ilk ayetlerinin de yine doğru anlaşılması büyük önem arz ediyor:</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
“Bu bir ayrılık ihtarıdır! Allah ve Resulü tarafından kendileriyle muahede yapmış olduğunuz müşriklere. Artık yeryüzünde dört ay dolaşınız. Ve biliniz ki, şüphe yok ki, Allah’ı aciz bırakacak değilsiniz. Ve muhakkak ki, Allah kâfirleri zelil kılıcıdır.”<em style="box-sizing: inherit;">&nbsp;(Tevbe, 9/1, 2)</em></div>
</blockquote>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Bu ayetler, verdikleri sözlerinde durmayan müşrikler ile yapılmış olan anlaşmaların feshedildiğini bildirir. Ve kendilerine dört ay mühlet verilen o İslam düşmanlarının hüsrana uğrayacaklarını ihtar eder.</div>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Bir sonraki ayette müşrikler tövbe etmeye çağrılır, aksi hale acıklı bir azaba uğrayacakları haber verilir.</div>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Beşinci ayette ise&nbsp;“Artık haram aylar çıkınca o (muahede hükmüne riayet etmeyen) müşrikleri nerede bulursanız öldürünüz…&#8221;&nbsp;emri verilir.</div>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Altıncı ayette, anlaşma süresi bitmiş olsa bile, o müşriklerden kim eman dilerse, ona eman verilmesi ifade edilir ve şöyle devam edilir:</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
“Ta ki, Allah’ın kelamını dinlesin. Sonra (iman etmese de) onu emin bulunduğu mahalle ulaştır. Çünkü onlar şüphe yok ki bilmez bir kavimdir.”</div>
</blockquote>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Bu ayet-i kerimeler son nazil olan ayetlerdendir. Artık Müslümanlar galip gelmişler, müşriklere ya iman etmeleri yahut harbe razı olmaları tebliğ edilmiş, kendilerine inanmaları&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">(yahut göç etmeleri)</em>&nbsp;için dört ay gibi uzun bir süre tanınmış ve Allah Resulü (asm.) “Arap yarımadasında artık iki dinin olamayacağını” açıkça ilan etmiştir.</div>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Bu ayetin ve hadisin kendilerine tebliğ edildiği kişiler, yirmi seneyi aşkın bir süre İslam’ın nurunu söndürmeye çalışmış, Müslümanları yurtlarından uzaklaştırmış, onları göç ettikleri Medine’de de rahat bırakmayıp Medine’ye kadar gelerek onların hayatlarına kast etmek istemiş, şirk yolunda nice ölüler vermiş, nice sahabeleri şehit etmiş inatçı, bir bakıma idealist ve kararlı müşriklerdir. Buna rağmen kendileriyle anlaşma yapılmış, sulh içinde yaşama yolu denenmiştir. Bu anlaşmaları bozan taraf<em style="box-sizing: inherit;">&nbsp;(iki kabile dışında)</em>&nbsp;hep müşrikler olmuşlardır. Süre dolduğunda bu işin de sona ereceği açıkça haber verilmiştir. Artık gönüllere ya tevhit inancı hakim olacak, yahut putperestlik hüküm sürecektir. Bu işe bir son verme zamanı gelmiştir.</div>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Müslümanlar galip hale gelmelerine rağmen karşı tarafa süre tanınmış, onlardan eman dileyip İslam’ı tanımak ve öğrenmek isteyenlere eman verilmiş, inanmasalar da hemen öldürülmeyip yurtlarına emniyet içine dönmeleri sağlanmıştır. Kaldı ki ayetin sonunda müşrikleri acıklı bir sonun beklediği bildirilmekle, kendileri son bir kez daha ikaz edilmiştir.</div>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Diğer müşriklerden ve Ehl-i kitaptan farklı olarak Mekke müşriklerine böyle bir muamelede bulunulması, hak dinin ve tevhid inancının Mekke ve civarında iyice kökleşmesi ve oradan bütün cihana yayılması içindir. Çekirdek sağlam olacaktır ki ondan nice ağaçlar çıkabilsin. Artık Arap yarım adasında kimse putlara tapamayacak, kimse Kâbe’yi çıplak olarak tavaf edemeyecek, kimse kızlarını diri olarak toprağa gömemeyecek, herkes alemlerin Rabbi olan Allah’a inanacak, Onun emirlerine uyacak ve yasaklarından kaçınacaktır. Herkes ahiret yolcusu olduğunu bilecek ve o ebediyet yurdu için güzel ameller işleyecektir.</div>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Böylece melekleri çok gerilerde bırakan mübarek ve muhteşem müminler yetişecekler ve bunlar İslam’ın nurunu bütün bir insanlık alemine ulaştırmak için gayret göstereceklerdir.</div>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
İnsanlara zulmedilen beldelerden bu zulmü kaldırmak için cihad edecekler, ama galip geldiklerinde kimseyi İslam’a girmeye zorlamayacaklar, sadece, akıllara ve kalplere konulan ambargoyu kaldırarak onlara doğruyu ve güzeli seçebilecekleri bir hürriyet ortamı hazırlayacaklardır.</div>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Mekke müşriklerinin zulmü altında inleyenlerin kurtarılmalarını emreden şu ayet-i kerime çok anlamlı ve benzer zulümleri de ortadan kaldırma hususunda önemli bir rehberdir:</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
“Size ne oldu ki, Allah yolunda ve<em style="box-sizing: inherit;">&nbsp;‘Rabbimiz! Bizi halkı zalim olan şu şehirden çıkar, bize katından bir koruyucu ver, bize katından bir yardımcı ver.’&nbsp;</em>diyen zayıf erkek, kadın ve çocuklar uğrunda savaşmıyorsunuz?”&nbsp;(Nisa, 4/75)</div>
</blockquote>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
İşte o çekirdek kadro etrafındaki yabancı ve zararlı unsurların temizlenmesi için, bu ayetin emriyle Müslümanlar Mekke’yi fetih girişimini başlatmışlar ve sonunda başarıya ulaşmışlardır. Artık çekirdek kemalini bulmuştur. Kısa bir zaman sonra Endülüs medeniyeti, arkasından Selçuklu ve Osmanlı medeniyetleri doğacak ve Kur’anın nuru cihanın her bir tarafına ışık saçacaktır. Kalplerden öncelikle şirk temizlenecek, tevhid hakim kılınacakır. Zulüm yerini adalete, sefahat güzel ahlaka terk edecektir.</div>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Bu ayetten dersini alan müminler, batıl inançlarını halka zorla kabul ettirmek isteyenlerin güçlerini kırmak ve müminlere yapılan zulümlere son vermek gibi temel sebeple cihat yoluna girmiş ve yeni ülkeler fethetmişlerdir.</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
<em style="box-sizing: inherit;">“İslamda gaye-i harp&nbsp;intikam, katil, tebdil-i dine icbar değil, hasmı mağlup etmek ve kuvve-i cebriyesini alıp dininde serbest olarak hükm-ü hakka tabi tutmaktır ki, i’layı kelimetullah bundadır.” (Elmalılı Tefsiri, 2/864-5)</em></div>
</blockquote>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Müslümanlar, fethettikleri ülkelerin halklarından cizye denilen bir vergi almakla, onları kendi raiyetleri sınıfına dahil etmişler, canlarını ve mallarını koruma altına almışlardır.</div>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Zimmîler, yani bir İslam beldesinde yaşayan ve vergisini vermekle vatandaşlık haklarından faydalanmaya hak kazanan gayr-ı müslimler hakkındaki şu hadis-i şerif bu noktada çok anlamlıdır:</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
“… Kim bir zimmîye zulmeder ve ona gücünün üstüne iş yüklerse kıyamet günü beni karşısında bulacaktır.”<em style="box-sizing: inherit;">&nbsp;</em><em style="box-sizing: inherit;">(Ebû Dâvud, İmâre, 33;&nbsp;bk. Münâvî, Feyzu`l-kadîr, 6/19; Bağdâdî, Tarîhu Bağdad, 8/170; Aclûnî, Keşfu`l-hafâ, 2/342.)</em></div>
</blockquote>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Büyük müfessir Fahreddin-i Razi Hazretlerinin cihat konusundaki şu açıklaması çok önemlidir:</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
“Kafirlerle savaşan kimsenin maksadı küfrü kaldırma azmi ve kasdı olmalıdır. Bu sebeple, kâfirle savaş halinde olan kimsenin, savaşsız olarak onu küfründen vazgeçirebileceği düşüncesi ağır basınca, bu kimsenin onu öldürmekten vazgeçmesi vacip olur.”&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">(Tefsir-i Kebir; 4/436)</em></div>
</blockquote>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Yazımıza konu olan itirazı yapanların, İslam’ın şu hükmünü çok iyi değerlendirmeleri gerekiyor:&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">“Kâfir eğer zimmî olsa, dahilde olsa cizye verse, hariçte olsa musalaha etse İslamiyet’çe hakkı mahfuzdur.”&nbsp;</em>Buna göre, bir mümini öldürene kısas uygulandığı gibi, bir zimmîyi öldürene de kısas uygulanır.&nbsp;Eğer, Müslümanlar da bu ayeti söz konusu iddia sahibi gibi yanlış yorumlasalardı, fethettikleri ülkelerin bütün müşriklerini, putperestlerini, Hristiyanlarını ve Yahudilerini kılıçtan geçirirlerdi.</div>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Tarih bunun aksini söylüyor. İslam ülkelerinde varlıklarını sürdüren kiliseler, sinagoglar da böyle bir iddiayı yalanlıyorlar.</div>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Söz konusu ayeti yanlış ve eksiz yorumlayıp İslam’a hücum eden kişiler yanlış yolda oldukları gibi, yine bu ayeti kendi akıllarınca değerlendirip bütün gayr-ı müslimleri öldürmeyi düşünenler de o kadar hatalı ve İslam’ın ruhundan o derece uzak bir yoldadırlar.</div>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Üstad Bediüzzaman’ın&nbsp;“dinde mutaassıp, muhakeme-i akliyede noksan”&nbsp;diye nitelendirdiği bu gibi kişilerin hataları İslam’a mal edilemez.&nbsp;Böyle kimseleri bahane ederek İslam’a hücum etmek son derece yanlıştır. Eğer hücum edilecekse, Müslümanları dininden uzaklaştırmak için bir asırdan fazla zamandır aralıksız çalışan ifsat komitelerine edilmelidir; asıl suçlu onlardır.</div>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
İslam’ı aslına uygun olarak öğrenme imkanından mahrum bırakılan, Kur’anı eksik hatta yanlış öğrenen kişiler, sonunda bu İslam düşmanlarına da zarar vermeye başlamışlardır.</div>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Kaldı ki böyle kimseleri organize eden bir takım örgütlerin dış kaynaklı oldukları, bir cinayet şirketi gibi faaliyet gösterip silah kaçakçılığından uyuşturucu ticaretine kadar her tür rezilliği para karşılığı yaptırdıkları da ayrı bir gerçektir.</div>
<div class="separator" style="clear: both; text-align: center;">
<iframe loading="lazy" allowfullscreen="" class="YOUTUBE-iframe-video" data-thumbnail-src="https://i.ytimg.com/vi/D4Fv5gqTq-Q/0.jpg" frameborder="0" height="366" src="https://www.youtube.com/embed/D4Fv5gqTq-Q?feature=player_embedded" width="520"></iframe></div>
<div class="separator" style="clear: both; text-align: center;">
</div>
<div class="separator" style="clear: both; text-align: center;">
</div>
<p>&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;<iframe loading="lazy" allowfullscreen="" class="YOUTUBE-iframe-video" data-thumbnail-src="https://i.ytimg.com/vi/GHQBJMAcIb8/0.jpg" frameborder="0" height="366" src="https://www.youtube.com/embed/GHQBJMAcIb8?feature=player_embedded" width="520"></iframe></p>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Anahtar kelime alanımız:&nbsp;bakara 191 bakara 191 tefsir bakara 191 bakara 191 nuzul sebebi bakara 191-196 bakara 191 ayet bakara 191 ayet tefsiri bakara 191 arapça bakara 191 açıklama bakara suresi 191 ayet tefsiri bakara suresi 191 ayet dinle bakara suresi 191 ayeti bakara sûresinin 191 . ayet bakara 191 ci ayet al bakara 191 bakara 191 diyanet bakara 191 deutsch bakara 191 sorularla islamiyet bakara suresi 191 inci ayet bakara 191 mustafa islamoğlu kuran bakara 191 bakara 191 meal bakara/191 nisa/89 91 bakara 191 süresi bakara 191 sure bakara suresi 191 196 bakara suresi 191 192 bakara suresi 191 ci ayet sura bakara 191 bakara 191 türkçe meali bakara 191 tefsiri elmalılı bakara 2 191 tefsir bakara vers 191 bakara 191 193 bakara 191-192 bakara 190 191 bakara suresi 190 191 bakara 2 191 bakara 191 tevbe 5&nbsp;onları bulduğunuz yerde öldürün onları bulduğunuz yerde onları bulduğunuz yerde öldürün ekşi bakara suresi onları bulduğunuz yerde öldürün onlari buldugunuz yerde öldürün onlar benim bulduğum yeri arıyorlar onlari bulduğunuz yerde oldurun</div>The post <a href="https://ateistlerecevap.org/bakara-191-kafirleri-buldugunuz-yerde/" data-wpel-link="internal">Bakara 191 Kafirleri bulduğunuz yerde öldürün ayetini açıklar mısınız?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ateistlerecevap.org/bakara-191-kafirleri-buldugunuz-yerde/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Allah neden Yemin eder?</title>
		<link>https://ateistlerecevap.org/allah-neden-yemin-eder/</link>
					<comments>https://ateistlerecevap.org/allah-neden-yemin-eder/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ateistlere Cevaplar]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 20 Aug 2017 08:27:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sorular]]></category>
		<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.ateistlerecevap.org/?p=30</guid>

					<description><![CDATA[<p>Değerli kardeşimiz, İnsanoğlu tarih boyunca konuşmalarına ve sözlerine kuvvet vermek, muhatabını iknâ etmek, sözlerinin doğruluğuna güvenilmesini istemek ve bunu sağlamak için yemini kullanmıştır. Yani yeminli ifadeler kullanmak, insanoğlunun yabancısı olduğu bir üslûp değildir.&#160;Kur’ân’da geçen&#160;yeminli ifadeler&#160;de insanın anladığı seviyeden insana hitap eden Allah’ın şüphesiz birer sözüdür. Âyetlerde de görüleceği üzere, Cenâb-ı Allah bizzat&#160;Kendi Yüce İsmi&#160;üzerine yemin [&#8230;]</p>
The post <a href="https://ateistlerecevap.org/allah-neden-yemin-eder/" data-wpel-link="internal">Allah neden Yemin eder?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div class="separator" style="clear: both; text-align: center;">
<a href="https://4.bp.blogspot.com/-tL-wVIAiEqc/WZlHGzSQrCI/AAAAAAAAIbQ/g5WO6XeijcQxpJWy5x0Tb-lhQCvRUi0jgCLcBGAs/s1600/Kur%2527an%2527%25C4%25B1%2BKerim%2527in%2Bde%25C4%259Fi%25C5%259Fime%2Bu%25C4%259Framad%25C4%25B1%25C4%259F%25C4%25B1n%25C4%25B1n%2Bkan%25C4%25B1tlar%25C4%25B1.%2B%252823%2529.png" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;" data-wpel-link="external" rel="nofollow external noopener noreferrer"><img loading="lazy" decoding="async" alt="Allah neden Yemin eder?" border="0" data-original-height="720" data-original-width="1280" height="360" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2017/08/Kur27an27C4B1Kerim27indeC49FiC59FimeuC49FramadC4B1C49FC4B1nC4B1nkanC4B1tlarC4B1.282329.png" title="Allah neden Yemin eder?" width="640" /></a></div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Değerli kardeşimiz,</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
İnsanoğlu tarih boyunca konuşmalarına ve sözlerine kuvvet vermek, muhatabını iknâ etmek, sözlerinin doğruluğuna güvenilmesini istemek ve bunu sağlamak için yemini kullanmıştır. Yani yeminli ifadeler kullanmak, insanoğlunun yabancısı olduğu bir üslûp değildir.&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">Kur’ân’da geçen&nbsp;yeminli ifadeler&nbsp;de insanın anladığı seviyeden insana hitap eden Allah’ın şüphesiz birer sözüdür.</em></div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Âyetlerde de görüleceği üzere, Cenâb-ı Allah bizzat&nbsp;Kendi Yüce İsmi&nbsp;üzerine yemin ettiği gibi (Hicr, 15/92);&nbsp;peygamberlerine&nbsp;(Yâsîn, 36/1),&nbsp;peygamberlerin yaşadığı veya vahyin geldiği beldelere&nbsp;(Tûr, 52/1-3; Beled, 90/1),&nbsp;meleklere(Sâffât, 37/1; Nâziât, 79/1-2),&nbsp;Kur’ân’a&nbsp;(Vâkıa, 56/77;Tûr, 52/2),&nbsp;kıyâmet gününe&nbsp;(Kıyâmet, 75/1),&nbsp;kâinâtta var olan önemli varlıklar üzerine, meselâ kaleme&nbsp;(Kalem, 68/1),&nbsp;gökyüzüne&nbsp;(Burûc, 85/1; Târık, 86/1),&nbsp;güneşe&nbsp;(Şems, 91/1),&nbsp;aya&nbsp;(Şems, 91/2),&nbsp;geceye&nbsp;(Leyl, 92/1),&nbsp;sabaha&nbsp;(Fecr, 89/1),&nbsp;kuşluk vaktine&nbsp;(Duhâ, 93/1),&nbsp;zamana&nbsp;(Asr, 103/1),&nbsp;yıldıza&nbsp;(Necm, 53/1),&nbsp;havaya&nbsp;(Zâriyât, 51/1) ve&nbsp;bitkilere&nbsp;(Tîn, 95/1) yemin etmiştir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Kur’ân, âlemlerin Rabbi sıfatıyla Allah’tan, kullarına gelen İlâhî kelâmlar mecmuâsıdır. Bizim fikir, algılama ve anlayış seviyemize inen Kur’ân-ı Hakîm’in, âyetlerinde ve beyanlarında yeminli ifâdelere yer vermesi de bizim algıladığımız biçimde anlaşılırlığını, ciddiyetini ve sözlerinde hilâfı olmadığını anlamamızı sağlamak içindir. Cenâb-ı Hak, bazen yeminle âyetlerini doğrulamış ve kuvvetlendirmiş; bazen de bir takım varlıkları yemin konusu yaparak bu varlıkların insanlık için değerine ve kıymetine işâret etmiş ve dikkatleri bu varlıklar üzerine çekmiştir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Cenâb-ı Allah, insanların âyetlere olan îmân ve güvenlerini temin etmek, verdiği haberleri kuvvetlendirmek, önemli varlıklar ve nesneler üzerinde tefekkürü teşvik etmek, önemli nîmetleri hatırlatmak; Kur’ân’ın, Kur’ân’ın verdiği haberlerin, kıyâmet gününün, âhiret gününün, öldükten sonra dirilişin, hesabın, cennetin ve cehennemin hak olduğu konusunda, insanları iknâ etmek ve bunlarda muhtemel şek ve şüpheyi ortadan kaldırmak gibi hikmetlerle, âyetlerini yeminli ifadelerle takviye etmiştir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Konuya mânâ-yı ismiyle değil, mânâ-yı harfiyle bakmamız gerekiyor. Yani, Allah’ın üzerine yemin ettiği her şey, kendi başlarına değerli değil, Allah’ın yaratmış olması itibariyle yücedir, değerlidir ve kıymetlidir. Cenâb-ı Allah Kendi Zâtının yüceliğini bildirmek ve isim ve sıfatlarının tecellilerinin kemâlini ve eşsizliğini göstermek için varlıklar üzerine çeşitli şekillerde dikkatleri çekmiştir.&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">Her şey Allah’ın kudretinin ve hilkatinin eşsiz şekilde tecellisi ve tasarrufu değil midir?</em>&nbsp;Zatı Yüce olan Cenâb-ı Allah, eşsiz ve sayısız isim ve sıfatlarının eseri olan mevcudat üzerine yemin etmekle, aslında kudretinin ve hilkatinin muhtelif tecellilerine, dolayısıyla kudretinin azametine, hikmetinin kemâline, rahmetinin kuşatıcılığına, hilkatinin benzersiz güzelliğine yemin etmiş olmaktadır.&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">(bk. Nursi, Mektubat, s. 378)</em></div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Allah&#8217;ın üzerine yemin ettiklerinden bir örnek olarak,&nbsp;&#8220;Andolsun asra ki&#8230;&#8221;&nbsp;( Asr, 103/1) ayetini kısaca açıklamak istiyoruz:</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Bu âyeti kerimede Cenab-ı Hak, yarattığı varlıklardan birisi üzerine yemin ediyor. Bu noktada düşünülmesi gereken iki husus vardır. Bunlardan birincisi,&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">Allah niçin yemin eder?</em></div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Yemin&nbsp;genel olarak söylenen bir söze, ortaya atılan bir iddiaya muhatabını inandırabilmek için, saygı duyulan, iki tarafça da kutsal olarak bilinen ve adı anıldığında, söylenen sözün yalan ve yanlış olmayacağı kabul edilen bir varlığın adını zikretmek, böylece karşı tarafa iddianın doğru olduğu mesajını vermektir. Çoğu zaman ise yemin için adı verilen varlık, kudretli ve aldatan kimseyi cezalandırması beklenen bir varlıktır.&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">Müslümanların bu manada Allah&#8217;tan (c.c.) başkasının adına yemin etmesi haramdır.</em></div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
<em style="box-sizing: inherit;">Peki Allah (c.c.) neden yemin ediyor?</em>&nbsp;Elbette ki, Allah&#8217;ın (c.c.) böyle bir şahit getirmeye, sözünün doğruluğunu ispatlamak için bir başka varlığa ihtiyacı yoktur. O&#8217;nun bu yemininden kasıt, yemin ettiği varlıkla ilgili olarak insanların yanlış düşüncelerini düzeltmek ve insanların dikkatini yeminden sonra gelen ifadenin önemine çekmektir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
İnsanlar kimi zaman varlıkların değerlerini olduğundan daha düşük gösterir ve onlara uğursuzluk, kötülük ve çirkinlik sıfatlarını yakıştırırlar. Halbuki onlar Allah&#8217;ın (c.c.) yarattığı diğer varlıklar gibi şereflidir ve bu kötü sıfatlara haiz değildir. İnsanlar bazen de bu varlıklara, kendilerinde bulunmayan sıfatlarla nazar ederler ve onlarda uluhiyet vehmederler. Bu da doğru değildir. Onlar yalnızca Allah&#8217;ın (c.c.) yarattığı varlıklardır.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
İşte Allah Teala (c.c.) bu varlıklara yemin ederek, bunların ne insanların suizan ettiği gibi uğursuz ve değersiz varlıklar olduğunu ne de insanların onlarda vehmettiği gibi bir uluhiyet vasıflarının bulunduğunu, bunların yalnızca Allah&#8217;ın (c.c.) eserlerinden olduğunu vurgulamak için üzerlerine yemin etmiştir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
<em style="box-sizing: inherit;">Düşünülmesi gereken ikinci husus ise&nbsp;&#8220;asr&#8221;&nbsp;ın anlamı ve Allah&#8217;ın (c.c.) neden onun üzerine yemin ettiğidir?..</em></div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Bir görüşe göre&nbsp;&#8220;asr&#8221;&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">zaman (ed-dehr)&nbsp;</em>demektir. Zaman insanların hayatlarını, fiillerini kuşatan bir olgudur. Yaptığımız iyi veya kötü bütün işler, zaman içerisinde gerçekleşir. Rahatlık, sıkıntı, hastalık, sıhhat, zenginlik, fakirlik hep zamanın içinde meydana gelir. Bu yüzden zaman, insanların dikkatini çeken bir olgudur. Zamana yemin etmekle, insanların dikkatleri daha sonra söylenecek sözlere çekilmiştir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
<em style="box-sizing: inherit;">Ayrıca cahiliye Arapları zarar ve ziyanı, zamanın kötülüklerine bağlardı.</em>&nbsp;Bu gün bile insanlar başlarına bir iş geldiğinde, günlerin ve rakamların uğursuzluğundan bahsetmekteler. Böylece Cenab-ı Hak, asra yani zamana yemin ederek, insanlara kötülüğün zamanda değil kendilerinde olduğunu belirtmiştir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Diğer bir görüşe göre&nbsp;(Ebu Müslim)&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">&#8220;asr&#8221;, ikindi vakti&nbsp;</em>demektir. Allah (c.c.) kuşluk vaktine (duha) yemin ettiği gibi, günün diğer ucu olan ikindi vaktine de yemin etmiştir. Ayrıca ikindi vaktinin önemini anlatan bir çok hadisi şerif vardır.&nbsp;İkindi,&nbsp;artık günün sonunun yaklaştığı, insanların işlerini bitirmek için uğraştığı, kazanç veya kayıp hesaplarının yapıldığı bir vakittir. Ve bu özelliği ile kıyametten önceki, veya ölümden önceki son vakitlere benzemektedir. Artık hüsranda olan veya saadet içerisinde olan insan, hesap vermeye hazırlanmaktadır.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Ayrıca cahiliye Araplarının bu vakitte işlerini bitirerek, Kâbe etrafına toplandığı, burada işsiz güçsüz insanların dedikodu ve diğer çeşitli kötü işlere daldığı, bunun neticesinde çeşitli kavga, dövüş ve çirkin neticelerin hasıl olduğu rivayet edilmiştir. Bunun sonucunda Araplar, ikindi vaktinin uğursuzluğuna hükmetmişler ve aslında kendilerinde olan kötülüğü, ikindi vaktine yüklemişlerdi. İşte Allah (c.c.) bu vakte yemin ederek, insanlara onun, Allah&#8217;ın (c.c.) yarattığı şerefli bir varlık olduğunu belirtmiştir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Üçüncü görüşe göre, &#8220;asr&#8221;&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">ikindi namazı</em>&nbsp;demektir. Buna delil olarak Bakara sûresinin 238. ayetinde geçen&nbsp;&#8220;ve, &#8230;orta namaza(ikindi namazına) da devam edin.&#8221;&nbsp;emri gösterilmektedir. Hz. Hafsa&#8217;nın (r.a.) Mushaf&#8217;ında bu âyetin açıklaması&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">&#8220;ikindi namazına (salat il-Asri)&#8221;&nbsp;</em>şeklinde geçmektedir. Peygamber Efendimiz (asm) bir hadisinde,</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
&#8220;İkindi namazını kılmayan kimse, sanki çoluk-çocuğunu ve malını-mülkünü kaybetmiştir.&#8221;<em style="box-sizing: inherit;">(Buhârî, Mevakit, 14; Müslim, Mesacid, 200, 201)&nbsp;</em></div>
</blockquote>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
&nbsp;buyurmuştur.İkindi namazı, gündüz vakti kılınan en son namaz olması itibari ile de çok kıymetli bir namazdır. İşte bundan dolayı Allah (c.c.) ona yemin etmiştir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Dördüncü ve son görüşe göre&nbsp;&#8220;asr&#8221;,&nbsp;Peygamber Efendimiz (asm)&#8217;in yaşadığı zaman dilimidir. Zaman, Hz. Âdem (as)&#8217;den Hz. Musa (as)&#8217;ya kadar ilk asırlar, Hz. Musa&#8217;dan Hz. Peygambere (asm) kadar orta asırlar, Hz. Peygamber&#8217;den sonra ise son asırlar (ahir zaman) olarak üçe ayrılmıştır. Hz. Peygamber (asm)&#8217;le birlikte İslam tüm insanlara ve cinlere, onları karanlıklardan aydınlıklara çıkarmak için gönderilmiş, vahiy son defa inmiştir. Ve Allah (c.c.),</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
&#8220;Siz insanlar için çıkarılmış en hayırlı bir ümmet oldunuz.&#8221; (Âl-i İmran, 3/110)</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
buyurarak, Peygamberimizin ümmetini övmüştür. İşte bu yüzden, Allah (c.c.) Peygamber Efendimiz (asm)&#8217;in yaşadığı zamana yemin etmiştir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Sonuç olarak &#8220;asr&#8221;&nbsp;kelimesi, çeşitli manalara gelen müşterek bir lafızdır. Ve bunlardan birine yönelik kesin bir ipucu bulunmamaktadır. O halde&nbsp;&#8220;asr&#8221;a bu manaların hepsi verilebilir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
<em style="box-sizing: inherit;">Kaynaklar:</em></div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
<em style="box-sizing: inherit;">&#8211;&nbsp;Ve&#8217;l-Asr Tefsiri &#8211; Ahmet Hamdi Akseki.<br style="box-sizing: inherit;" />&#8211; Tefsir-i Kebir &#8211; Fahruddin Er-Razi.<br style="box-sizing: inherit;" />&#8211; Hak Dini Kur&#8217;an Dili &#8211; Elmalılı Hamdi Yazır.<br style="box-sizing: inherit;" />&#8211; Safvetüt tefasir &#8211; Muhammed Ali Essabuni.</em></div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
<em style="box-sizing: inherit;"><b>Kaynak: sorularlaislamiyet.com</b></em></div>
<div class="separator" style="clear: both; text-align: center;">
<iframe loading="lazy" allowfullscreen="" class="YOUTUBE-iframe-video" data-thumbnail-src="https://i.ytimg.com/vi/mFpYQOAfLZ8/0.jpg" frameborder="0" height="366" src="https://www.youtube.com/embed/mFpYQOAfLZ8?feature=player_embedded" width="520"></iframe></div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
<em style="box-sizing: inherit;"><br /></em></div>The post <a href="https://ateistlerecevap.org/allah-neden-yemin-eder/" data-wpel-link="internal">Allah neden Yemin eder?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ateistlerecevap.org/allah-neden-yemin-eder/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Allah neden Yemin eder?</title>
		<link>https://ateistlerecevap.org/allah-neden-yemin-eder-2/</link>
					<comments>https://ateistlerecevap.org/allah-neden-yemin-eder-2/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ateistlere Cevaplar]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 20 Aug 2017 08:27:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sorular]]></category>
		<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.ateistlerecevap.org/?p=30</guid>

					<description><![CDATA[<p>Değerli kardeşimiz, İnsanoğlu tarih boyunca konuşmalarına ve sözlerine kuvvet vermek, muhatabını iknâ etmek, sözlerinin doğruluğuna güvenilmesini istemek ve bunu sağlamak için yemini kullanmıştır. Yani yeminli ifadeler kullanmak, insanoğlunun yabancısı olduğu bir üslûp değildir.&#160;Kur’ân’da geçen&#160;yeminli ifadeler&#160;de insanın anladığı seviyeden insana hitap eden Allah’ın şüphesiz birer sözüdür. Âyetlerde de görüleceği üzere, Cenâb-ı Allah bizzat&#160;Kendi Yüce İsmi&#160;üzerine yemin [&#8230;]</p>
The post <a href="https://ateistlerecevap.org/allah-neden-yemin-eder-2/" data-wpel-link="internal">Allah neden Yemin eder?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div class="separator" style="clear: both; text-align: center;">
<a href="https://4.bp.blogspot.com/-tL-wVIAiEqc/WZlHGzSQrCI/AAAAAAAAIbQ/g5WO6XeijcQxpJWy5x0Tb-lhQCvRUi0jgCLcBGAs/s1600/Kur%2527an%2527%25C4%25B1%2BKerim%2527in%2Bde%25C4%259Fi%25C5%259Fime%2Bu%25C4%259Framad%25C4%25B1%25C4%259F%25C4%25B1n%25C4%25B1n%2Bkan%25C4%25B1tlar%25C4%25B1.%2B%252823%2529.png" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;" data-wpel-link="external" rel="nofollow external noopener noreferrer"><img loading="lazy" decoding="async" alt="Allah neden Yemin eder?" border="0" data-original-height="720" data-original-width="1280" height="360" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2017/08/Kur27an27C4B1Kerim27indeC49FiC59FimeuC49FramadC4B1C49FC4B1nC4B1nkanC4B1tlarC4B1.282329.png" title="Allah neden Yemin eder?" width="640" /></a></div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Değerli kardeşimiz,</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
İnsanoğlu tarih boyunca konuşmalarına ve sözlerine kuvvet vermek, muhatabını iknâ etmek, sözlerinin doğruluğuna güvenilmesini istemek ve bunu sağlamak için yemini kullanmıştır. Yani yeminli ifadeler kullanmak, insanoğlunun yabancısı olduğu bir üslûp değildir.&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">Kur’ân’da geçen&nbsp;yeminli ifadeler&nbsp;de insanın anladığı seviyeden insana hitap eden Allah’ın şüphesiz birer sözüdür.</em></div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Âyetlerde de görüleceği üzere, Cenâb-ı Allah bizzat&nbsp;Kendi Yüce İsmi&nbsp;üzerine yemin ettiği gibi (Hicr, 15/92);&nbsp;peygamberlerine&nbsp;(Yâsîn, 36/1),&nbsp;peygamberlerin yaşadığı veya vahyin geldiği beldelere&nbsp;(Tûr, 52/1-3; Beled, 90/1),&nbsp;meleklere(Sâffât, 37/1; Nâziât, 79/1-2),&nbsp;Kur’ân’a&nbsp;(Vâkıa, 56/77;Tûr, 52/2),&nbsp;kıyâmet gününe&nbsp;(Kıyâmet, 75/1),&nbsp;kâinâtta var olan önemli varlıklar üzerine, meselâ kaleme&nbsp;(Kalem, 68/1),&nbsp;gökyüzüne&nbsp;(Burûc, 85/1; Târık, 86/1),&nbsp;güneşe&nbsp;(Şems, 91/1),&nbsp;aya&nbsp;(Şems, 91/2),&nbsp;geceye&nbsp;(Leyl, 92/1),&nbsp;sabaha&nbsp;(Fecr, 89/1),&nbsp;kuşluk vaktine&nbsp;(Duhâ, 93/1),&nbsp;zamana&nbsp;(Asr, 103/1),&nbsp;yıldıza&nbsp;(Necm, 53/1),&nbsp;havaya&nbsp;(Zâriyât, 51/1) ve&nbsp;bitkilere&nbsp;(Tîn, 95/1) yemin etmiştir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Kur’ân, âlemlerin Rabbi sıfatıyla Allah’tan, kullarına gelen İlâhî kelâmlar mecmuâsıdır. Bizim fikir, algılama ve anlayış seviyemize inen Kur’ân-ı Hakîm’in, âyetlerinde ve beyanlarında yeminli ifâdelere yer vermesi de bizim algıladığımız biçimde anlaşılırlığını, ciddiyetini ve sözlerinde hilâfı olmadığını anlamamızı sağlamak içindir. Cenâb-ı Hak, bazen yeminle âyetlerini doğrulamış ve kuvvetlendirmiş; bazen de bir takım varlıkları yemin konusu yaparak bu varlıkların insanlık için değerine ve kıymetine işâret etmiş ve dikkatleri bu varlıklar üzerine çekmiştir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Cenâb-ı Allah, insanların âyetlere olan îmân ve güvenlerini temin etmek, verdiği haberleri kuvvetlendirmek, önemli varlıklar ve nesneler üzerinde tefekkürü teşvik etmek, önemli nîmetleri hatırlatmak; Kur’ân’ın, Kur’ân’ın verdiği haberlerin, kıyâmet gününün, âhiret gününün, öldükten sonra dirilişin, hesabın, cennetin ve cehennemin hak olduğu konusunda, insanları iknâ etmek ve bunlarda muhtemel şek ve şüpheyi ortadan kaldırmak gibi hikmetlerle, âyetlerini yeminli ifadelerle takviye etmiştir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Konuya mânâ-yı ismiyle değil, mânâ-yı harfiyle bakmamız gerekiyor. Yani, Allah’ın üzerine yemin ettiği her şey, kendi başlarına değerli değil, Allah’ın yaratmış olması itibariyle yücedir, değerlidir ve kıymetlidir. Cenâb-ı Allah Kendi Zâtının yüceliğini bildirmek ve isim ve sıfatlarının tecellilerinin kemâlini ve eşsizliğini göstermek için varlıklar üzerine çeşitli şekillerde dikkatleri çekmiştir.&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">Her şey Allah’ın kudretinin ve hilkatinin eşsiz şekilde tecellisi ve tasarrufu değil midir?</em>&nbsp;Zatı Yüce olan Cenâb-ı Allah, eşsiz ve sayısız isim ve sıfatlarının eseri olan mevcudat üzerine yemin etmekle, aslında kudretinin ve hilkatinin muhtelif tecellilerine, dolayısıyla kudretinin azametine, hikmetinin kemâline, rahmetinin kuşatıcılığına, hilkatinin benzersiz güzelliğine yemin etmiş olmaktadır.&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">(bk. Nursi, Mektubat, s. 378)</em></div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Allah&#8217;ın üzerine yemin ettiklerinden bir örnek olarak,&nbsp;&#8220;Andolsun asra ki&#8230;&#8221;&nbsp;( Asr, 103/1) ayetini kısaca açıklamak istiyoruz:</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Bu âyeti kerimede Cenab-ı Hak, yarattığı varlıklardan birisi üzerine yemin ediyor. Bu noktada düşünülmesi gereken iki husus vardır. Bunlardan birincisi,&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">Allah niçin yemin eder?</em></div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Yemin&nbsp;genel olarak söylenen bir söze, ortaya atılan bir iddiaya muhatabını inandırabilmek için, saygı duyulan, iki tarafça da kutsal olarak bilinen ve adı anıldığında, söylenen sözün yalan ve yanlış olmayacağı kabul edilen bir varlığın adını zikretmek, böylece karşı tarafa iddianın doğru olduğu mesajını vermektir. Çoğu zaman ise yemin için adı verilen varlık, kudretli ve aldatan kimseyi cezalandırması beklenen bir varlıktır.&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">Müslümanların bu manada Allah&#8217;tan (c.c.) başkasının adına yemin etmesi haramdır.</em></div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
<em style="box-sizing: inherit;">Peki Allah (c.c.) neden yemin ediyor?</em>&nbsp;Elbette ki, Allah&#8217;ın (c.c.) böyle bir şahit getirmeye, sözünün doğruluğunu ispatlamak için bir başka varlığa ihtiyacı yoktur. O&#8217;nun bu yemininden kasıt, yemin ettiği varlıkla ilgili olarak insanların yanlış düşüncelerini düzeltmek ve insanların dikkatini yeminden sonra gelen ifadenin önemine çekmektir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
İnsanlar kimi zaman varlıkların değerlerini olduğundan daha düşük gösterir ve onlara uğursuzluk, kötülük ve çirkinlik sıfatlarını yakıştırırlar. Halbuki onlar Allah&#8217;ın (c.c.) yarattığı diğer varlıklar gibi şereflidir ve bu kötü sıfatlara haiz değildir. İnsanlar bazen de bu varlıklara, kendilerinde bulunmayan sıfatlarla nazar ederler ve onlarda uluhiyet vehmederler. Bu da doğru değildir. Onlar yalnızca Allah&#8217;ın (c.c.) yarattığı varlıklardır.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
İşte Allah Teala (c.c.) bu varlıklara yemin ederek, bunların ne insanların suizan ettiği gibi uğursuz ve değersiz varlıklar olduğunu ne de insanların onlarda vehmettiği gibi bir uluhiyet vasıflarının bulunduğunu, bunların yalnızca Allah&#8217;ın (c.c.) eserlerinden olduğunu vurgulamak için üzerlerine yemin etmiştir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
<em style="box-sizing: inherit;">Düşünülmesi gereken ikinci husus ise&nbsp;&#8220;asr&#8221;&nbsp;ın anlamı ve Allah&#8217;ın (c.c.) neden onun üzerine yemin ettiğidir?..</em></div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Bir görüşe göre&nbsp;&#8220;asr&#8221;&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">zaman (ed-dehr)&nbsp;</em>demektir. Zaman insanların hayatlarını, fiillerini kuşatan bir olgudur. Yaptığımız iyi veya kötü bütün işler, zaman içerisinde gerçekleşir. Rahatlık, sıkıntı, hastalık, sıhhat, zenginlik, fakirlik hep zamanın içinde meydana gelir. Bu yüzden zaman, insanların dikkatini çeken bir olgudur. Zamana yemin etmekle, insanların dikkatleri daha sonra söylenecek sözlere çekilmiştir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
<em style="box-sizing: inherit;">Ayrıca cahiliye Arapları zarar ve ziyanı, zamanın kötülüklerine bağlardı.</em>&nbsp;Bu gün bile insanlar başlarına bir iş geldiğinde, günlerin ve rakamların uğursuzluğundan bahsetmekteler. Böylece Cenab-ı Hak, asra yani zamana yemin ederek, insanlara kötülüğün zamanda değil kendilerinde olduğunu belirtmiştir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Diğer bir görüşe göre&nbsp;(Ebu Müslim)&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">&#8220;asr&#8221;, ikindi vakti&nbsp;</em>demektir. Allah (c.c.) kuşluk vaktine (duha) yemin ettiği gibi, günün diğer ucu olan ikindi vaktine de yemin etmiştir. Ayrıca ikindi vaktinin önemini anlatan bir çok hadisi şerif vardır.&nbsp;İkindi,&nbsp;artık günün sonunun yaklaştığı, insanların işlerini bitirmek için uğraştığı, kazanç veya kayıp hesaplarının yapıldığı bir vakittir. Ve bu özelliği ile kıyametten önceki, veya ölümden önceki son vakitlere benzemektedir. Artık hüsranda olan veya saadet içerisinde olan insan, hesap vermeye hazırlanmaktadır.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Ayrıca cahiliye Araplarının bu vakitte işlerini bitirerek, Kâbe etrafına toplandığı, burada işsiz güçsüz insanların dedikodu ve diğer çeşitli kötü işlere daldığı, bunun neticesinde çeşitli kavga, dövüş ve çirkin neticelerin hasıl olduğu rivayet edilmiştir. Bunun sonucunda Araplar, ikindi vaktinin uğursuzluğuna hükmetmişler ve aslında kendilerinde olan kötülüğü, ikindi vaktine yüklemişlerdi. İşte Allah (c.c.) bu vakte yemin ederek, insanlara onun, Allah&#8217;ın (c.c.) yarattığı şerefli bir varlık olduğunu belirtmiştir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Üçüncü görüşe göre, &#8220;asr&#8221;&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">ikindi namazı</em>&nbsp;demektir. Buna delil olarak Bakara sûresinin 238. ayetinde geçen&nbsp;&#8220;ve, &#8230;orta namaza(ikindi namazına) da devam edin.&#8221;&nbsp;emri gösterilmektedir. Hz. Hafsa&#8217;nın (r.a.) Mushaf&#8217;ında bu âyetin açıklaması&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">&#8220;ikindi namazına (salat il-Asri)&#8221;&nbsp;</em>şeklinde geçmektedir. Peygamber Efendimiz (asm) bir hadisinde,</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
&#8220;İkindi namazını kılmayan kimse, sanki çoluk-çocuğunu ve malını-mülkünü kaybetmiştir.&#8221;<em style="box-sizing: inherit;">(Buhârî, Mevakit, 14; Müslim, Mesacid, 200, 201)&nbsp;</em></div>
</blockquote>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
&nbsp;buyurmuştur.İkindi namazı, gündüz vakti kılınan en son namaz olması itibari ile de çok kıymetli bir namazdır. İşte bundan dolayı Allah (c.c.) ona yemin etmiştir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Dördüncü ve son görüşe göre&nbsp;&#8220;asr&#8221;,&nbsp;Peygamber Efendimiz (asm)&#8217;in yaşadığı zaman dilimidir. Zaman, Hz. Âdem (as)&#8217;den Hz. Musa (as)&#8217;ya kadar ilk asırlar, Hz. Musa&#8217;dan Hz. Peygambere (asm) kadar orta asırlar, Hz. Peygamber&#8217;den sonra ise son asırlar (ahir zaman) olarak üçe ayrılmıştır. Hz. Peygamber (asm)&#8217;le birlikte İslam tüm insanlara ve cinlere, onları karanlıklardan aydınlıklara çıkarmak için gönderilmiş, vahiy son defa inmiştir. Ve Allah (c.c.),</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
&#8220;Siz insanlar için çıkarılmış en hayırlı bir ümmet oldunuz.&#8221; (Âl-i İmran, 3/110)</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
buyurarak, Peygamberimizin ümmetini övmüştür. İşte bu yüzden, Allah (c.c.) Peygamber Efendimiz (asm)&#8217;in yaşadığı zamana yemin etmiştir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Sonuç olarak &#8220;asr&#8221;&nbsp;kelimesi, çeşitli manalara gelen müşterek bir lafızdır. Ve bunlardan birine yönelik kesin bir ipucu bulunmamaktadır. O halde&nbsp;&#8220;asr&#8221;a bu manaların hepsi verilebilir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
<em style="box-sizing: inherit;">Kaynaklar:</em></div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
<em style="box-sizing: inherit;">&#8211;&nbsp;Ve&#8217;l-Asr Tefsiri &#8211; Ahmet Hamdi Akseki.<br style="box-sizing: inherit;" />&#8211; Tefsir-i Kebir &#8211; Fahruddin Er-Razi.<br style="box-sizing: inherit;" />&#8211; Hak Dini Kur&#8217;an Dili &#8211; Elmalılı Hamdi Yazır.<br style="box-sizing: inherit;" />&#8211; Safvetüt tefasir &#8211; Muhammed Ali Essabuni.</em></div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
<em style="box-sizing: inherit;"><b>Kaynak: sorularlaislamiyet.com</b></em></div>
<div class="separator" style="clear: both; text-align: center;">
<iframe loading="lazy" allowfullscreen="" class="YOUTUBE-iframe-video" data-thumbnail-src="https://i.ytimg.com/vi/mFpYQOAfLZ8/0.jpg" frameborder="0" height="366" src="https://www.youtube.com/embed/mFpYQOAfLZ8?feature=player_embedded" width="520"></iframe></div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
<em style="box-sizing: inherit;"><br /></em></div>The post <a href="https://ateistlerecevap.org/allah-neden-yemin-eder-2/" data-wpel-link="internal">Allah neden Yemin eder?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ateistlerecevap.org/allah-neden-yemin-eder-2/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Allah zulme kötülüğe neden izin veriyor?</title>
		<link>https://ateistlerecevap.org/allah-zulme-kotuluge-neden-izin-veriyor/</link>
					<comments>https://ateistlerecevap.org/allah-zulme-kotuluge-neden-izin-veriyor/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ateistlere Cevaplar]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 16 Aug 2017 20:08:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sorular]]></category>
		<category><![CDATA[Allah zulme nedenizinveriyor]]></category>
		<category><![CDATA[çocuğa tecavüze nedenizinveriyor]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.ateistlerecevap.org/?p=31</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bu yazımızda dört soruya ayrı ayrı cevap vermeye çalıştık sorularımız; Allah zulme kötülüğe neden izin veriyor? Allah çocukların tecavüze uğramasına neden izin veriyor? Allah insanların açlıktan ölmesine neden izin veriyor? Bela ve musibetlerden korunmak için ne yapabiliriz? Lütfen Yazının Tamamını Okuyun ondan sonra karar veri Yazının sonundaki videoları mutlaka izlemenizi tabsiye ederim! &#160; Allah zulme [&#8230;]</p>
The post <a href="https://ateistlerecevap.org/allah-zulme-kotuluge-neden-izin-veriyor/" data-wpel-link="internal">Allah zulme kötülüğe neden izin veriyor?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"></div>
<div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"><a style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;" href="https://2.bp.blogspot.com/-eZNWVm0UM9w/WZSoGzR4eQI/AAAAAAAAIZU/lyDlPoSVS04poQuMhxh3GfgOY0Ao2SRSQCLcBGAs/s1600/Kur%2527an%2527%25C4%25B1%2BKerim%2527in%2Bde%25C4%259Fi%25C5%259Fime%2Bu%25C4%259Framad%25C4%25B1%25C4%259F%25C4%25B1n%25C4%25B1n%2Bkan%25C4%25B1tlar%25C4%25B1.%2B%252822%2529.png" data-wpel-link="external" rel="nofollow external noopener noreferrer"><img loading="lazy" decoding="async" title="Allah zulme kötülüğe neden izin veriyor?" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2017/08/Kur27an27C4B1Kerim27indeC49FiC59FimeuC49FramadC4B1C49FC4B1nC4B1nkanC4B1tlarC4B1.282229.png" alt="Allah zulme kötülüğe neden izin veriyor?" width="640" height="360" border="0" data-original-height="720" data-original-width="1280" /></a></div>
<p>Bu yazımızda dört soruya ayrı ayrı cevap vermeye çalıştık sorularımız;<br />
Allah zulme kötülüğe neden izin veriyor?<br />
Allah çocukların tecavüze uğramasına neden izin veriyor?<br />
Allah insanların açlıktan ölmesine neden izin veriyor?<br />
Bela ve musibetlerden korunmak için ne yapabiliriz?<br />
<b>Lütfen Yazının Tamamını Okuyun ondan sonra karar veri Yazının sonundaki videoları mutlaka izlemenizi tabsiye ederim!</b><br />
&nbsp;<br />
<b>Allah zulme kötülüğe neden izin veriyor?</b></p>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Değerli kardeşimiz,</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Allah bir şeyi yaratırken hayırlı neticeler vermesi için yaratmaktadır. Kainattaki düzene baktığımızda hiç bir eksikliğe ve başıbozukluğa rastlanmamakta ve kainattaki düzeni gören her akıl sahibi Allah&#8217;ın büyüklüğünü tesbih etmekten kendisini alamamaktadır.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Ancak insanlar kainatta yaratılan bu hayırlı şeyleri kendi iradeleriyle şerre çevirebilmektedirler.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Mesela ateşin yaratılması hayırdır. Ancak bir insan gidip elini ateşin içine sokarsa, ateş o insan hakkında şer olmuş olur. Halbuki Allah ateşi, insanlar onunla ihtiyaçlarını görebilsinler diye yaratrmıştır. Ancak o insan kandi iradesiyle elini ateşe sokmuşsa artık Allah neden bu ateşi yaratmış, neden bu ateş benim elimi yaktı, Allah neden buna müsade etti gibi bir iddiada bulunmaz. Çünkü Allah&#8217;ın kainatta koymuş olduğu kanunlar vardır. Ona riayet edersen menfaat elde edersin, riayet etmezsen zarar görürsün. Bu misaller çoğaltılabilir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">İnsana gelince, Kur&#8217;an-ı Kerim&#8217;in ifadesi ile Allah insanları kendisine ibadet etsinler diye yaratmış ve kötülüklerden, fuhşiyattan, azgınlıklardan uzak durmasını emretmiş ve buna uymayanları şiddetli bir azabla cezalandıracağını buyurmuş ve yüz binden fazla peygamber göndererek insanları her hususta ikaz etmişlerdir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Ancak vazifesini yapmayıp ve bu emirleri dinlemeyip hiçe sayan insanlar, elbette bu yapıklarının cezasını çekecektir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Allah&#8217;ın bu dünyada kötülüklere direkt engel olmaması ise, imtihan dünyasında olmamızdandır. Bu dünya bir imtihan salonudur ve yanlış yapana da doğru yapanada müsade edilmiştir. Eğer yanlış yapanlara müdahale olsaydı bu imtihan salonunun bir anlamı olmazdı.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Sevap işleyenlarin başına güller saçılsaydı ve günah işleyenlarin başına da dikenler atılsaydı, artık bu dünya bir imtihan salonu olmaktan çıkacaktı.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Musibete uğrayan kişiye gelince, bu musibet netice itibariyle o insan hakkında rahmet olacaktır. Eğer günahları varsa onlara keffaret olacaktır. Günahı yoksa gelecekte işleyeceği günahlara keffaret olacaktır. Ayrıca başına gelen bu musibetler belkide onun Cennete gitmesine vesile olacaktır. Yani Allah o musibetzede kuluna rahmetiyle muamele edecek, vereceği mükafatlar o musibeti hiçe indirecektir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Bizler olayların içyüzünü bilemediğimiz için, zahiren kötü olan bir olayı hemen kötüye yorumlayıp neden bu böyle oldu, neden şöyle oldu diye itiraz etmekteyiz. Elbette bela ve musibet istenilmez. Ancak geldiği zamanda isyan değil sabredip şükretmek ve mükafatını düşünüp <em style="box-sizing: inherit;">&#8220;kahrında hoş lutfunda hoş&#8221;</em> diyebilmektir. Bu kulluğun üst mertebesidir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Her musibet kahır değidir; her musibeti, her hastalığı yahut her felaketi mutlaka bir kahır tecellisi olarak görmemek lâzım.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Bir hadis-i şerifte de şöyle buyruluyor:</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid #b6ff6d; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">“Belâların en büyüğü peygamberlere, sonra evliyaya, sonra diğer has kullara gelir.”<em style="box-sizing: inherit;">(bk. Münâvî, Feyzü’l-Kadîr, 1/519, no: 1056; el-Hâkim, el-Müstedrek, 3/343)</em></div>
</blockquote>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Belâ, denilince “musibetlerle imtihan olmayı” anlıyoruz. Ağır imtihanların neticeleri de büyüktür. Memur imtihanıyla, meselâ kaymakamlık imtihanında sorulan sorular elbette bir değil. Birincisi ikinciden ne kadar kolaysa, ikincinin sonucu da birinciden o kadar önemli.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Konuyla ilgili harika bir tespit:</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid #b6ff6d; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">“Kaderin her şeyi güzeldir, hayırdır. Ondan gelen şer de hayırdır. Çirkinlik de güzeldir.” <em style="box-sizing: inherit;">(Sözler)</em></div>
</blockquote>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">İnsan öncelikle kendi bedenini şöyle bir gözden geçirmeli. Her organını ayrı ayrı düşünmeli. Ve sormalı kendi kendine: Hangisinin yeri, şekli, büyüklüğü, vazifesi en güzel şekilde takdir edilmemiş? Sonra kendi ruh dünyasına intikâl etmeli ve aynı düşünceyi o âlem için de sürdürmeli: Hafıza mı gereksiz, hayal mi? Sevgi mi fazlalık, korku mu?</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Beden bütün organlarıyla bir bütün teşkil ettiği ve ancak o zaman fayda sağladığı gibi, ruh da bütün duyguları, hissiyatı ve lâtifeleriyle bir bütün. O da ancak böylece netice verebiliyor. İnsan ruhundan, akıl ve hafızayı çekip alsanız hiçbir fonksiyon icra edemez olur. Endişe duygusunu alsanız tembelleşir; ne dünyasına çalışır ne âhiretine. Korkuyu çıkarsanız, hayatını koruyamaz hale gelir. Sevgi hissi taşımasa, hiç bir şeyden zevk alamaz.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">İşte insanın, hem bedeni hem de ruhu en güzel ve en hikmetli bir şekilde tanzim edilmiş. Buna “Bedihi kader” deniliyor. Aynı şekilde, insanın bir ömür boyu başından geçen hâdiseler de nizamlı ve intizamlı. Buna da “Mânevî kader”denilmekte. Bedihi kader, mânevî kaderden haber veriyor. Her ikisinin de her şeyi güzel&#8230; <em style="box-sizing: inherit;">Elbette ki, cüz’i iradeyle işlenen günahlar, isyanlar hariç.</em></div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Mânevî kaderin irademiz dışındaki tecellileri karşısında, aciz bir kul olarak, ne yapacağımızı şaşırdığımız, bocaladığımız zaman, hemen bedihî kadere ve ondaki sonsuz hikmetlere nazar etmeliyiz. Meselâ, anne rahmindeki rahimane terbiyemizi hatırlamalıyız: O dönemde İlâhî hikmet ve rahmet bizi en güzel şekilde terbiye ediyordu ve biz olanların hiçbirinin farkında değildik.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Şimdi de aynı rahmetin başka cilveleriyle yaşıyoruz.</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid #b6ff6d; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">“Allah’a karşı hüsnüzan ibadettir.”<em style="box-sizing: inherit;">(bk. Ebû Nuaym, Hilyetü’l-Evliyâ, III/263)</em></div>
</blockquote>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">hadisinden dersimizi tam alarak, bizi o gün öylece besleyen, büyüten ve her şeyimizi en güzel şekilde tanzim eden Rabbimizin rahmetine itimat etmeliyiz. <em style="box-sizing: inherit;">Karşılaştığımız her hâdiseyi bir imtihan sorusu olarak değerlendirmeli ve nefsimizin hoşuna gitmeyen olaylarda da bir rahmet tecellisi aramalıyız. </em>İnsan sadece nefsini ölçü aldı mı yanılır. Bir gencin nefsi, okula gitmemek ve oyun oynamaktan yanadır. Ama akıl bunun karşısına çıkar. İstikbâldeki güzel makamları, yahut çekeceği sıkıntıları gösterir, onu oyundan vaz geçirir. <em style="box-sizing: inherit;">Demek ki, nefis için güzel olan, akıl için güzel olmuyor.</em></div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Kalp ise apayrı bir âlem. O, iman ile nurlanırsa, her şeyi ve her hâdiseyi İlâhî isimlerin birer tecellisi olarak görür. “Allah’ın bütün isimleri güzel olduğu gibi, onların bütün cilveleri, bütün tecellileri de güzeldir.” gerçeğine ulaşır. Artık bu bahtiyar kul için, çirkinlik diye bir şey kalmaz ortada.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">“Kahrın da hoş, lütfun da hoş.” diyenler, bu makama varmış bahtiyar insanlardır. Bu zatlar, “Allah onları sever, onlarda Allah’ı” sırrına ermişlerdir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Nur Küllayatı&#8217;nda, güzellik iki kısımda incelenir: “Bizzat güzel” ve “neticeleri itibariyle güzel” diye. Bu sınıflandırmaya bazı örnekler verebiliriz: Gündüz bizzat güzeldir, gecenin de kendine göre ayrı bir güzelliği vardır. Biri uyanıklığı, diğeri uyumayı andırır. İkisine de ihtiyacımız olduğu açık değil mi?</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Öte yandan, meyve bizzat güzeldir, ilâç ise neticesi itibariyle güzel.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">İnsanın muhatap olduğu hâdiseler de ya gece gibidir, yahut gündüz gibi. Sıhhat gündüzü andırır, hastalık ise geceyi. Hastalığın günahlara kefaret olduğu, insana âczini ders verdiği, kulluğunu ikaz ettiği, kalbini dünyadan kesip Rabbine çevirdiği düşünülürse, onun da, en az sıhhat kadar büyük bir nimet olduğu görülür. Sıhhat bedenin bayramıdır, hastalık ise kalbe gıdadır.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">“Gece ve gündüz” bu kâinatta aralıksız faaliyet gösteren “celal ve cemal”tecellilerinin sadece bir halkası. Elektriğin eksi ve artı kutupları, gözün karası ve akı, kanın al ve akyuvarları gibi daha nice halkalar var. İç dünyamızda ve dış âlemde bu ikililerle kuşatılmışız ve her birinden ayrı faydalar ediniyoruz.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Konuyla yakından ilgili bir âyet-i kerimenin meâli şöyledir:</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid #b6ff6d; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">“Olur ki, siz bir şeyden hoşlanmazsınız, halbuki o, hakkınızda bir hayırdır. Ve olur ki, bir şeyi seversiniz, halbuki hakkınızda o bir şerdir.” <em style="box-sizing: inherit;">(Bakara, 2/216)</em></div>
</blockquote>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Âyet-i kerime cihatla ilgili, ama hükmü umumî. Ve bu âyetle bir başka “ikili” nazarımıza veriliyor: Harp ve sulh. Sulh yani barış gündüz gibidir, herkesin hoşuna gider; harp ise geceyi andırır. Ama gerektiğinde harp etmeyenlerin istikbâlleri kararır, nesilleri daimi bir zulmete boğulur. Cihatta şehit olanlar ise bir anda velayet makamına çıkarlar ve kaybettikleri dünya hayatı onların bu yeni hayatları yanında gece gibi kalır.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Ölümden daha ileri bir musibet düşünülebilir mi? Âyet-i kerime, nefsin hoşlanmadığı bu olayın altında büyük hayırlar bulunduğunu haber vermekle, dünyanın diğer belaları, hastalıkları, felaketleri için bizlere büyük bir teselli vermiş olmuyor mu?</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Bir hadis-i kutsî:</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid #b6ff6d; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">“Rahmetim gazabımı geçti.”<em style="box-sizing: inherit;">(bk. Aclunî,Keşfü’l-Hafâ, 1/448)</em></div>
</blockquote>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Bu hadis-i kutsîye şöyle bir mânâ verilmiştir:</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid #b6ff6d; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;"><em style="box-sizing: inherit;">“Her musibetin altında Allah’ın nice rahmet cilveleri vardır ki, o musibetin verdiği elemleri, acıları geçmiştir.”</em></div>
</blockquote>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Ebediyet yanında ömür bir an gibi de kalmıyor. Bu kısa hayatta başımıza gelen hastalıklar, belâlar, sıkıntılar ebedî hayatımız hakkında hayırlı oluyorsa, ne gam! Sonsuza göre yetmiş-seksen yılın ne hükmü var?!.. Bu dünyanın bütün fânî belâları ve sıkıntıları ebedî saadet yanında hiç hükmünde kalmıyor mu?</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Ama, insanın nefsi, peşin zevkin tâlibidir; istikbâle nazar etmez. O saha, akıl ve kalbe aittir. Az önce de değindiğimiz gibi, her musibet mutlaka “kahır” değildir. Nefsimizin hoşuna gitmeyen ve fâni dünyamızı karartan olaylar: Ya İlâhî bir ikazdır, bizi yanlış yoldan geri çevirir. Veya, günahlarımıza kefarettir; acımızı bu dünyada çektirir, ebedî âleme bırakmaz. Yahut, insan kalbini geçici dünya hayatından, Allah’a ve âhirete çevirmeye bir vasıtadır.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Öte yandan, musibetler insan için sabır imtihanıdır; bu imtihanı kazanmanın mükâfatı ise çok büyüktür.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Son olarak, bunlar İlâhî bir tokat, bir kahırdır. Umumî musibetlerde bunların hepsinin de hissesi olabilir. Bir grup için kahır, bir başkası için ikaz, bir diğeri için günahlara kefaret&#8230;</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Münferit belâlarda ise, bize göre en selâmetli yol, şu olsa gerek:</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;"><em style="box-sizing: inherit;">Musibet kendi başımıza gelmişse, nefsimizi suçlayalım; onu tövbeye sevk edelim. Başkalarına gelen belâ ve âfetleri ise onların terakkilerine vesile bilelim. Böylece hem nefis terbiyesinde yol kat etmiş, hem de başkaları hakkında kötü düşünmekten kurtulmuş oluruz.</em></div>
<div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"><a style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;" href="https://4.bp.blogspot.com/-ZTyC_Nc0xIw/WWvP6F4zDCI/AAAAAAAAIB0/uMwmrPS4L4wCTiXHR6wvuVxVvtXhUjMuQCPcBGAYYCw/s1600/PvBynQ.png" data-wpel-link="external" rel="nofollow external noopener noreferrer"><img loading="lazy" decoding="async" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2017/08/PvBynQ.png" width="640" height="60" border="0" data-original-height="156" data-original-width="1600" /></a></div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;"></div>
<p><b>Allah çocukların tecavüze uğramasına neden izin veriyor?</b></p>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Cevap 1:</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Allah insanları imtihan etmek üzere yaratmıştır. Bu imtihanın adalet anlayışına uygun olması için, imtihana tabi tuttuğu herkese iyi ile kötüyü fark edecek bir akıl, istediğini yapabilecek bir özgür irade vermiştir. Delilerin, çocukların ve iradesi dışında zorlanarak bir kötülüğü yapan kimselerin sorumlu tutulmamasının anlamı da budur.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Eğer Allah adam öldürmek isteyenin elinden tutup engellese, bir kız çocuğuna tecavüz edip öldüren kimseye mani olsa, ortada imtihan diye bir şey kalmaz. O zaman imtihanı kaybedecek kimse kalmaz. Bu durumda imtihanın bir anlamı kalmaz.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Bu sebeple, ortada aklı başında insanların özgür iradeleriyle yaptıkları kötülüklerin faturasını Allah’a çıkarmak yerden göğe bir haksızlık ve adaletsizliktir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Adalet demek, aynı zamanda her şeyi dengede tutmak demektir. Evrenin milyarlarca bölümü, ünitesi, sisteminin harika bir düzen içinde, harika bir dengede varlıklarını sürdürmekte olduklarına göre, ortada Allah’ın sonsuz bir adaleti vardır.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Ayrıca, Hz. Âdem’den beri bir çok zalimi tokatlayan bir adaletin, bir çok masumu kurtaran bir merhametin varlığını gösteren binlerce olay tarihçe sabittir. Ancak bu dünyadaki imtihan sebebiyle ve bu dünyanın adaletin tamamen tecellisine kabiliyeti olmadığı için, bunun başka bir yerde tecelli etmesi gerekir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Bu sebeple, haşrin varlığına en büyük delillerden biri olan Allah’ın adaletine saldırmak, pek yakında bizi de yakalayacak olan ölümden sonra o adaletin peçesinden kimse bizi kurtaramaz.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Haksızlığa uğrayanlara cennet gibi bir mükâfatın verilmesi bile onlar için bir bir huzur temin etmez manasına gelen itiraz ise ne ilmen ne aklen kabul edilen bir şey değildir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Çünkü bugün haksızlığa uğrayan yüzlerce insan tıbbi bir terapi sonucunda iyileşiyorlar. Keza, bilerek veya bilmeyerek bir kimsenin sakat kalmasına sebep olan insanlar tarafından maddi bazı imkanlar sağlanmak suretiyle bir derece onların huzuruna katkı sağlandığı kabul edilmektedir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Şimdi hiçbir yönüyle kıyaslanamaz bir farkla ebedi bir cennet hayatını vermek, her türlü manevi yarayı iyileştirecektir. Bir saat içinde işkence yapılarak zalimce öldürülmesine mukabil, milyarlar sene en mutlu bir hayatı temin etmek, ölümsüz bir yerde sonsuza dek sürecek bir mutluluk temin etmek, şüphesiz bütün dünyadaki sıkıntıları unutturacak bir mükâfattır.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Kaldı ki, her şeye gücü yeten Allah cennete koyduğu insanlardan sıkıntı verecek bütün hatıraları silebilecektir. Bütün yaraları tedavi edebilecektir. Huzurun yeri olan cennette huzursuzluk unsurlarına asla yer vermeyecektir. Bu konuda bir çok ayet ve hadis vardır.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Cevap 2:</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">İmtihan geniş bir yelpazede sürmektedir. Bazen doğrudan kişi imtihana tabi tutulur ve ona göre başına bazı şeyler gelir. Bazen de başkasının imtihanından dolayı o da o imtihanın içinde bir figür olarak yer alır.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">&#8211; Örneğin, bir adam bir adamı öldürse, buradaki imtihan yalnız katil olan adama yöneliktir. Çünkü öldürülen maktulün imtihanı diye bir şey söz konusu olamaz.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Bunun gibi, küçük yaşta, daha sorumluluk çağına gelmemiş bir kızın tecavüze uğraması onun imtihanı değil, mütecaviz olan o şerefsiz kimsenin imtihanıdır.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">&#8211; Önemle vurgulanması gereken bir hakikat da şudur ki: hiç bir günah bizzat Allah tarafından imtihana konu edilmez. Çünkü Allah, küfre razı olmadığı gibi, günahların işlenmesine de razı değildir.</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid #b6ff6d; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">“Eğer inkâr edecek olursanız bilin ki Allah sizden müstağnidir, hiç kimseye ve hiçbir şeye ihtiyacı yoktur,<em style="box-sizing: inherit;">ama kullarının küfre / inkâra sapmalarına razı olmaz.”</em>(Zümer, 39/7)</div>
</blockquote>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">mealindeki ayet ve benzerlerinde bu gerçeğe işaret edilmiştir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Peki imtihan nasıl olur?</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">İmtihan iyi insanlarla kötü insanları birbirinden ayırt etmek için yapılır. Bu sebeple, imtihanın eşit şartlarda adil bir şekilde cereyan etmesi için, imtihana tabi tutulan bütün insanlara akıl ve özgür bir irade verilmiştir. Bu özgür iradenin kullanılması insanın kendi sorumluluğundadır. Ancak imtihanın olabilmesi için onun olumlu ve olumsuz yanlarının olması gerekir. Çünkü kazananların yanında kazanmayanlarında olması gerekir. Bunun için Allah, örneğin konumuzda olduğu gibi, insanlarda şehvet duygusunu yaratmış ve onlara “sakın gayr-ı meşru yolda bunu kullanmayın” diye emretmiştir. İmtihanın malzemesi: şehvet duygusu ve karşı cinslerin varlığıdır. Gayr-ı meşru bir şekilde bu şehveti tatmin etmek ise, bu imtihanın bir sonucudur.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Bu sebeple, diyebiliriz ki, bir küçük kıza tecavüz etmek imtihan değildir. İmtihanın malzemesi olan şehvet duygusunu yanlış kullanan bir kimsenin elde ettiği olumsuz imtihan sonucudur.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">&#8211; Tabii ki bu konuda erkek için söz konusu olan bu “şehvet imtihanı”olumsuzlukla sonuçlanmış ve o adam imtihanı kaybetmiştir. Ancak, bu imtihanın olumsuz yan etkilerinden o kız çocuk da etkilenmiş olabilir ve hayatında bazı zihinsel sıkıntılar çekebilir. Fakat, o da şunu düşünmelidir ki, rızası dışında başına gelen hiç bir günahtan dolayı kendisi sorumlu değildir. Ve başkasının kaybettiği bu imtihanın yan etkilerinden dolayı kendisine sevaplar yazılır. Belki bu olumsuzluk hayatının geri kalan kısmında daha dikkatli olmasını ve  bazı günahlardan daha fazla uzak durmaya gayret etmesini sağlar. Bu da onu “bazı şerlerde hayır var” düsturuna mazhar eder.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">&#8211; Bu incelikler bilinmediği için <em style="box-sizing: inherit;">-örneğin-</em> küçük bir kıza yapılan tecavüz, o çocuğun bir imtihanı gibi algılama yanlışına düşülmektedir. Bu defa: <em style="box-sizing: inherit;">“Küçük bir çocuğun ne suçu var, ne diye imtihana tutulmuş?” </em>gibi altından çıkılmaz sorulara zemin hazırlanır. Oysa bizim söylediğimiz hakikat anlaşılırsa, bu gibi olumsuz sorular zihnimizde yer etmez, olanlar da gider.</div>
<div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"><a style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;" href="https://4.bp.blogspot.com/-ZTyC_Nc0xIw/WWvP6F4zDCI/AAAAAAAAIB0/uMwmrPS4L4wCTiXHR6wvuVxVvtXhUjMuQCPcBGAYYCw/s1600/PvBynQ.png" data-wpel-link="external" rel="nofollow external noopener noreferrer"><img loading="lazy" decoding="async" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2017/08/PvBynQ.png" width="640" height="62" border="0" data-original-height="156" data-original-width="1600" /></a></div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;"></div>
<div style="box-sizing: inherit; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; margin-bottom: 1em;"><b>Allah insanların açlıktan ölmesine neden izin veriyor?</b></div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Öncelikle şunu ifade edelim ki, her yapılan hataya engel olunsaydı, bu dünyanın imtihan salonu olmasına aykırı olurdu. Kimse günah işleyemez ve hata edemezdi. O zaman mükafat ve cezadan da söz edilemezdi.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Bu konu çok karmaşık ve çok kompleks bir konuma sahip olduğu için<em style="box-sizing: inherit;"> “iki kere iki dört eder”</em> türden matematiksel bir formülle açıklanacak bir husus değildir. Bununla beraber, konunun anlaşılmasına yardımcı olacak bazı noktaları maddeler hâlinde özetlemeye çalışacağız.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">&#8211; Bu gibi sosyal içerikli konuların tahlili yapılırken genellikle -ister istemez- sübjektif kriterler ön plana çıkar. Sübjektif değerlendirmeler ise, kişilerin inanç dünyalarıyla yakından ilintilidir. Hüzünle dolu bir adamın dünyayı bir matemhane, sevinçten uçan bir kimsenin dünyayı bir düğün salonu olarak tasavvur etmesi anlaşılabilir bir algılamadır.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Bunun gibi, Allah’ı tanımayan veya yanlış tanıyan bir kimsenin insanlık camiasını bir zulümler diyarı, bir haksızlıklar yurdu, bir istihkam değil intikam taburu gibi tasavvur etmesi, dişi keskin <em style="box-sizing: inherit;">-insan kılıklı-</em> sırtlanların dişsiz olanları parçaladığı <em style="box-sizing: inherit;">-hayvanî özgürlüklerin olduğu-</em> vahşi bir ormanlık olarak görmesi; buna mukabil, evrenin Adil, Hakîm, Alîm, Kadîr bir yaratıcısının olduğuna iman eden bir kimsenin dünyayı ciddi bir imtihan salonu, hiç bir kimseye zerre kadar haksızlığın yapılmadığı bir müsabaka meydanı, şekli ne olursa olsun<em style="box-sizing: inherit;"> -yarışın adalet unsurunu bozan-</em> herhangi sinsi bir hilenin, bir haksızlığın, bir şikenin cezasız kalmayacağı bir adalet sarayının koridoru olarak tasavvur etmesi de anlaşılabilir bir algılamadır.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Demek ki inanç dünyası veya inançsızlık dünyası, dünyanın rengini değiştiren bir iksirdir.</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid #b6ff6d; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">“Kimin için Allah varsa, onun için her şey vardır, her yer yarar. Kimin için Allah yoksa, onun için her şey yoktur, her şey kalbe bardır / yüktür.”</div>
</blockquote>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Keza, kimin için Allah varsa, her şey güzeldir, her yer güzeldir, Çünkü Mevlamız ne yaparsa güzel yapar. Kimin için Allah yoksa, onun dünyası çirkindir, her şey çirkindir, her yer zehir zemberektir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">&#8211; Ahirete endeksli olarak dünyaya bakmayanların Afrikası da dünyası da zalimlerin kahkahalarıyla, mazlumların iniltileriyle, gaddarların şaşaalarıyla, mağdurların sefaletiyle dopdoludur. Ahirete iman edenlerin Afrikası da, dünyası da,  zalimlerin gülmelerini ağlamaya çeviren, izzetlerini rezilliğe dönüştüren; buna mukabil, mazlumların ağlamalarını gülmelere çeviren, iniltilerini kahkahalarla sevinç göz yaşlarına dönüştüren bir adalet ve mükâfat, bir ceza ve nedamet diyarına açılmış bir kapı olarak tasavvur eder.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">O halde her şeyden önce Allah’a ve ahirete sağlam bir iman şarttır. Bütün kâinatın sonsuz rahmet, şefkat, adalet, hikmet, ihsan, ikramına şahit olduğu Allah’ın bazı kullarına -haşa- zulmettiğini düşünmek, iflah olmaz  cehaletin ıslah olmaz ürünüdür.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">&#8211; Bediüzzaman Hazretlerinin ifade ettiği gibi, rızık iki kısımdır:</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Birincisi, Allah’ın taahhüt ettiği rızıktır. Bu rızık,  Allah’ın -canlıların taşıdığı- hayatın bir hakkı ve hukuku olarak değerlendirdiği ve bu sebeple de hayatta oldukları sürece kendilerine ulaştıracağına dair söz verdiği bir rızıktır.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Her canlı hayatta olduğu sürece bu rızkını bulacaktır. Allah, bu taahhüdünü yerine getirmek için, dışarıdan gelen rızık kapısının &#8211;<em style="box-sizing: inherit;">sebepler dairesi bakımından</em>&#8211; kapanması durumunda, sahibine ulaştırılması hikmetiyle, iç yağlar (glikoz) suretinde depo ederek stoklar oluşturmuştur.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Genellikle, bu iç yağlar yetmiş günden fazla devam edebilir ve bu iç stoklar tükenmeden, canlıların aldıkları rızık konusundaki alışkanlıklarını bırakmaktan ileri gelen bir dengesizlik sonucu ölürler. Bu rızık çeşidi, yalnız biyolojik hayatın devam etmesini sağlayan asgari bir zaruret miktarıdır.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">İkinci rızık çeşidi ise, zorunlu biyolojik ihtiyacın dışında kalan, asgari hayat standartlarının üzerinde seyreden bir gıdalanma formülü, bir beslenme şeklidir. Bunun çok farklı dereceleri vardır. Ve bu İlahî taahhüt altında değildir. Bunun garantisi yoktur.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Bir de insanların suistimalleri söz konusudur. Zalimlerin mazlumların hakkını gasp etmeleri hususu, bizim çağımızın en çok şahit olduğu ve tanıdık olduğu bir konudur. <em style="box-sizing: inherit;">(bk. Lem&#8217;alar, On İkinci Lem&#8217;a).</em></div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">&#8211; Şunu da unutmamak gerekir ki, vukuat hakikattir, ihtimaller hayalattır. Hayallerin -gerçeklik zemininde yeşerme imkânı bulamayan- hadsiz sualleri vardır. Mesela;</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid #b6ff6d; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;"><em style="box-sizing: inherit;">“Neden Türkiye Afrika’da olmadı? Neden ben de Paris’te doğmadım? Neden peygamber olmadım? Neden Kayseri’de de limanı olan bir deniz yaratılmadı? Neden? Neden? Neden?&#8221; </em></div>
</blockquote>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Bu tür hayallerin süslediği tasavvurların bir hakikati olmadığı gibi, mevcut evrenin ontolojik ve sosyolojik hikmetlerinin bilinmemesinden kaynaklanan birer heva ve hevesten ibarettir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Yüzlerce fen ve sosyal bilim dalının ortaya koyduğu gerçekler gösteriyor ki, gerek kainat nizamını düzenleyen tekvinî -ilahî- kozmik kanunlar ve gerek insanlık camiasının -fert ve toplum olarak- hayatlarını dizayn eden teşrîî -dinî- Kur’an’î prensiplerin her tarafı hikmetlerle doludur.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">&#8211; Afrika ve benzeri kıtlıktan açlık çeken ülkelerin bu duruma neden düştüklerini kesin olarak söyleme imkânımız yoktur. Çünkü, sebep bir değil, pek çoktur. Emperyalistlerin gaspları, zulümleri, yerli bazı yöneticiler ve bazı zenginlerin zulümleri de bu sebeplerden bazılarıdır.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Şüphesiz insanların zulüm yaptığı aynı yerde Allah adalet eder. Zalimlerin yaptığı zulmün faturasını Yüce Yaratıcıya kesmek yerden göğe haksızlıktır ve büyük bir dinî risk taşımaktadır.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">&#8211; Şeytanın en büyük tuzağı, insanın altından çıkamadığı fakirlik gibi bazı meseleleri ikide bir önüne sürer ve onun imanını çalmaya çalışır. Âdeta, kişinin sahip olduğu iman sarayının açık olan 99 kapısını bir tarafa bırakıp, kapalı olan bir kapının yanına götürür ve <em style="box-sizing: inherit;">“İşte kapısı kapalıdır bu sarayın, demek ki içi boştur&#8230; İçine girilmez.. Yoksa böyle kapalı olur muydu?” </em>diyerek bir vesvese kapsını açar. Halbuki, bir sarayın bir tek kapısı açık olsa, o sarayın içinin dolu olduğuna, oranın oturulacak bir yer olduğuna kanaat getirmek gerekir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Bunun gibi, bizim Kur’an’ın Allah kelamı olduğuna, Allah’ın bir olduğuna dair onlarca kesin delil elimizde olduğu hâlde, şeytan bunları göz ardı ettirip, bizim mahiyetini bilmediğimiz bazı afakî sorunlara götürür, haydi çözün der&#8230; Onunla hak yoldan saptırmaya gayret eder&#8230;</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">&#8211; Bu sebeple, içinde bulunduğumuz din imtihanını başarıyla bitirmek için,  mahiyetlerini ve hikmetlerini bilmediğimiz olaylara, realitelere yoğunlaşmak yerine, iman ettiğimiz Allah’ı daha fazla tanımaya gayret etmeliyiz.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Bu cümleden olarak, Allah’ın yaptığı her şeyin âdil olduğuna, hikmetli olduğuna dair bilgilerimizi pekiştirmemiz gerekir. Çünkü, bu yol bizim için en kısa kurtuluş yoludur. Madem Kur’an Allah’ın hak sözüdür, madem Kur’an Allah’ın asla haksızlık etmeyeceğini söylemektedir, öyleyse mevcut haksızlıkların faturasını Allah’a kesmenin doğru olmadığına inanacağız&#8230;</div>
<div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"><a style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;" href="https://4.bp.blogspot.com/-ZTyC_Nc0xIw/WWvP6F4zDCI/AAAAAAAAIB0/uMwmrPS4L4wCTiXHR6wvuVxVvtXhUjMuQCPcBGAYYCw/s1600/PvBynQ.png" data-wpel-link="external" rel="nofollow external noopener noreferrer"><img loading="lazy" decoding="async" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2017/08/PvBynQ.png" width="640" height="62" border="0" data-original-height="156" data-original-width="1600" /></a></div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;"></div>
<div style="box-sizing: inherit; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; margin-bottom: 1em;"><b>Bela ve musibetlerden korunmak için ne yapabiliriz?</b></div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Bela ve musibetlerden korunmak için Peygamberimiz (asm) sadaka vermemizi tavsiye etmektedir. Ayrıca müminin başına gelen sıkıntıların bir sebebi de işlediği günahlardır. Çünkü Allah Teala müminin günahlarını bu dünyadaki musibetlerle temizler ki ahirette hesabı kolay olsun. Bu bakımdan günahlara girmemek de musibetlerin gelmemesine vesiledir. Ayrıca dua etmek de insanı musibetlerden korur.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">İnsanın başına gelen musibetler günahların affına vesile olduğu için bir nevi rahmettir. Musibet geldiği zaman sabredip şükretmek kulluğun gereğidir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Her musibet kahır değildir; her musibeti, her hastalığı yahut her felaketi mutlaka bir kahır tecellisi olarak görmemek lâzım.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Bir hadis-i şerifte de şöyle buyruluyor:</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid #b6ff6d; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">“Belâların en büyüğü peygamberlere, sonra evliyaya, sonra diğer has kullara gelir.”</div>
</blockquote>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Belâ, denilince “musibetlerle imtihan olmayı” anlıyoruz. Ağır imtihanların neticeleri de büyüktür. Memur imtihanıyla, meselâ kaymakamlık imtihanında sorulan sorular elbette bir değil. Birincisi ikinciden ne kadar kolaysa, ikincinin sonucu da birinciden o kadar önemli.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Konuyla ilgili harika bir tespit:</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid #b6ff6d; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">“Kaderin her şeyi güzeldir, hayırdır. Ondan gelen şer de hayırdır. Çirkinlik de güzeldir.”<br />
(Sözler)</div>
</blockquote>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">İnsan öncelikle kendi bedenini şöyle bir gözden geçirmeli. Her organını ayrı ayrı düşünmeli. Ve sormalı kendi kendine:<em style="box-sizing: inherit;"> Hangisinin yeri, şekli, büyüklüğü, vazifesi en güzel şekilde takdir edilmemiş? </em>Sonra kendi ruh dünyasına intikâl etmeli ve aynı düşünceyi o âlem için de sürdürmeli: Hafıza mı gereksiz, hayal mi? Sevgi mi fazlalık, korku mu?</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Beden bütün organlarıyla bir bütün teşkil ettiği ve ancak o zaman fayda sağladığı gibi, ruh da bütün duyguları, hissiyatı ve lâtifeleriyle bir bütün. O da ancak böylece netice verebiliyor. İnsan ruhundan, akıl ve hafızayı çekip alsanız hiçbir fonksiyon icra edemez olur. Endişe duygusunu alsanız tembelleşir; ne dünyasına çalışır ne âhiretine. Korkuyu çıkarsanız, hayatını koruyamaz hale gelir. Sevgi hissi taşımasa, hiç bir şeyden zevk alamaz.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">İşte insanın, hem bedeni hem de ruhu en güzel ve en hikmetli bir şekilde tanzim edilmiş. Buna “bedihi kader” deniliyor. Aynı şekilde, insanın bir ömür boyu başından geçen hâdiseler de nizamlı ve intizamlı. Buna da “mânevî kader” denilmekte. Bedihi kader, mânevî kaderden haber veriyor. Her ikisinin de her şeyi güzel&#8230; Elbette ki, cüz’i iradeyle işlenen günahlar, isyanlar hariç.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Mânevî kaderin irademiz dışındaki tecellileri karşısında, aciz bir kul olarak, ne yapacağımızı şaşırdığımız, bocaladığımız zaman, hemen bedihî kadere ve ondaki sonsuz hikmetlere nazar etmeliyiz. Meselâ, anne rahmindeki rahimane terbiyemizi hatırlamalıyız: O dönemde İlâhî hikmet ve rahmet bizi en güzel şekilde terbiye ediyordu ve biz olanların hiçbirinin farkında değildik.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Şimdi de aynı rahmetin başka cilveleriyle yaşıyoruz.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">“Allah’a karşı hüsn-ü zan ibadettir.” hadisinden dersimizi tam alarak, bizi o gün öylece besleyen, büyüten ve her şeyimizi en güzel şekilde tanzim eden Rabbimizin rahmetine itimat etmeliyiz. Karşılaştığımız her hâdiseyi bir imtihan sorusu olarak değerlendirmeli ve nefsimizin hoşuna gitmeyen olaylarda da bir rahmet tecellisi aramalıyız. İnsan sadece nefsini ölçü aldı mı yanılır. Bir gencin nefsi, okula gitmemek ve oyun oynamaktan yanadır. Ama akıl bunun karşısına çıkar. İstikbâldeki güzel makamları, yahut çekeceği sıkıntıları gösterir, onu oyundan vaz geçirir. Demek ki, nefis için güzel olan, akıl için güzel olmuyor.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Kalp ise apayrı bir âlem. O, iman ile nurlanırsa, her şeyi ve her hâdiseyi İlâhî isimlerin birer tecellisi olarak görür.<em style="box-sizing: inherit;"> “Allah’ın bütün isimleri güzel olduğu gibi, onların bütün cilveleri, bütün tecellileri de güzeldir.” </em>gerçeğine ulaşır. Artık bu bahtiyar kul için, çirkinlik diye bir şey kalmaz ortada.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">“Kahrın da hoş, lütfun da hoş.” diyenler, bu makama varmış bahtiyar insanlardır. Bu zatlar, “Allah onları sever, onlarda Allah’ı” sırrına ermişlerdir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">•••<br />
Nur Küllayatında, güzellik iki kısımda incelenir: “Bizzat güzel” ve “neticeleri itibariyle güzel” diye. Bu sınıflandırmaya bazı örnekler verebiliriz: Gündüz bizzat güzeldir, gecenin de kendine göre ayrı bir güzelliği vardır. Biri uyanıklığı, diğeri uyumayı andırır. İkisine de ihtiyacımız olduğu açık değil mi?</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Öte yandan, meyve bizzat güzeldir, ilâç ise neticesi itibariyle güzel.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">İnsanın muhatap olduğu hâdiseler de ya gece gibidir, yahut gündüz gibi. Sıhhat gündüzü andırır, hastalık ise geceyi. Hastalığın günahlara kefaret olduğu, insana âczini ders verdiği, kulluğunu ikaz ettiği, kalbini dünyadan kesip Rabbine çevirdiği düşünülürse, onun da, en az sıhhat kadar büyük bir nimet olduğu görülür. Sıhhat bedenin bayramıdır, hastalık ise kalbe gıdadır.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">“Gece ve gündüz” bu kâinatta aralıksız faaliyet gösteren “celal ve cemal” tecellilerinin sadece bir halkası. Elektriğin eksi ve artı kutupları, gözün karası ve akı, kanın al ve akyuvarları gibi daha nice halkalar var. İç dünyamızda ve dış âlemde bu ikililerle kuşatılmışız ve her birinden ayrı faydalar ediniyoruz.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Konuyla yakından ilgili bir âyet-i kerimenin meâli şöyledir:</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid #b6ff6d; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">“Olur ki, siz bir şeyden hoşlanmazsınız, halbuki o, hakkınızda bir hayırdır. Ve olur ki, bir şeyi seversiniz, halbuki hakkınızda o bir şerdir.” ( Bakara, 2/216)</div>
</blockquote>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Âyet-i kerime cihatla ilgili, ama hükmü umumî. Ve bu âyetle bir başka “ikili” nazarımıza veriliyor: Harp ve sulh. Sulh yani barış gündüz gibidir, herkesin hoşuna gider; harp ise geceyi andırır. Ama gerektiğinde harp etmeyenlerin istikbâlleri kararır, nesilleri daimi bir zulmete boğulur. Cihatta şehit olanlar ise bir anda velayet makamına çıkarlar ve kaybettikleri dünya hayatı onların bu yeni hayatları yanında gece gibi kalır.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Ölümden daha ileri bir musibet düşünülebilir mi? Âyet-i kerime, nefsin hoşlanmadığı bu olayın altında büyük hayırlar bulunduğunu haber vermekle, dünyanın diğer belaları, hastalıkları, felaketleri için bizlere büyük bir teselli vermiş olmuyor mu?</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Bir hadis-i kutsî: “Rahmetim gazabımı geçti.”</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Bu hadis-i kutsîye şöyle bir mânâ verilmiştir: <em style="box-sizing: inherit;">“Her musibetin altında Allah’ın nice rahmet cilveleri vardır ki, o musibetin verdiği elemleri, acıları geçmiştir.”</em></div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Ebediyet yanında ömür bir an gibi de kalmıyor. Bu kısa hayatta başımıza gelen hastalıklar, belâlar, sıkıntılar ebedî hayatımız hakkında hayırlı oluyorsa, ne gam! Sonsuza göre yetmiş-seksen yılın ne hükmü var?!.. Bu dünyanın bütün fânî belâları ve sıkıntıları ebedî saadet yanında hiç hükmünde kalmıyor mu?</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Ama, insanın nefsi, peşin zevkin tâlibidir; istikbâle nazar etmez. O saha, akıl ve kalbe aittir. Az önce de değindiğimiz gibi, her musibet mutlaka “kahır” değildir. Nefsimizin hoşuna gitmeyen ve fâni dünyamızı karartan olaylar: Ya İlâhî bir ikazdır, bizi yanlış yoldan geri çevirir. Veya, günahlarımıza kefarettir; acımızı bu dünyada çektirir, ebedî âleme bırakmaz. Yahut, insan kalbini geçici dünya hayatından, Allah’a ve âhirete çevirmeye bir vasıtadır.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Öte yandan, musibetler insan için sabır imtihanıdır; bu imtihanı kazanmanın mükâfatı ise çok büyüktür.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Son olarak, bunlar İlâhî bir tokat, bir kahırdır. Umumî musibetlerde bunların hepsinin de hissesi olabilir. Bir grup için kahır, bir başkası için ikaz, bir diğeri için günahlara kefaret&#8230;</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Münferit belâlarda ise, bize göre en selâmetli yol, şu olsa gerek: Musibet kendi başımıza gelmişse, nefsimizi suçlayalım; onu tövbeye sevk edelim. Başkalarına gelen belâ ve âfetleri ise onların terakkilerine vesile bilelim. Böylece hem nefis terbiyesinde yol kat etmiş, hem de başkaları hakkında kötü düşünmekten kurtulmuş oluruz.<b>Kaynaklar: www.sorularlaislamiyet.com</b>
</div>
<div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"><iframe loading="lazy" class="YOUTUBE-iframe-video" src="https://www.youtube.com/embed/KzMiBveUhzA?feature=player_embedded" width="520" height="366" frameborder="0" allowfullscreen="allowfullscreen" data-thumbnail-src="https://i.ytimg.com/an_webp/Dv722KqOYuk/mqdefault_6s.webp?du=3000&amp;sqp=CN-T0swF&amp;rs=AOn4CLCLUS4wcmMc8CBsxGZgChn7YR6m9A"></iframe></div>
<div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"></div>
<div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"></div>
<p><iframe loading="lazy" class="YOUTUBE-iframe-video" src="https://www.youtube.com/embed/XsV9dCp21NA?feature=player_embedded" width="520" height="366" frameborder="0" allowfullscreen="allowfullscreen" data-thumbnail-src="https://i.ytimg.com/vi/XsV9dCp21NA/0.jpg"></iframe></p>
<div style="box-sizing: inherit; margin-bottom: 1em;">Kelime gurupları: allah adaletli ise bu zulüm ve haksizlik niye allah zulme uğrayanların dışında allah zulme neden izin veriyor allah neden masum insanlara zulüm yapılmasına izin veriyor allah kuluna zulmetmez allah kimseye zulmetmez allah varsa neden zulüm var allah zulmü sevmez</div>The post <a href="https://ateistlerecevap.org/allah-zulme-kotuluge-neden-izin-veriyor/" data-wpel-link="internal">Allah zulme kötülüğe neden izin veriyor?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ateistlerecevap.org/allah-zulme-kotuluge-neden-izin-veriyor/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ateistlere Allah&#039;ın varlığını nasıl kanıtlarız?</title>
		<link>https://ateistlerecevap.org/ateistlere-allahin-varligini-nasil-kanitlariz/</link>
					<comments>https://ateistlerecevap.org/ateistlere-allahin-varligini-nasil-kanitlariz/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ateistlere Cevaplar]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 14 Aug 2017 17:20:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sorular]]></category>
		<category><![CDATA[ateist imam]]></category>
		<category><![CDATA[ateistlere allah'ın ispatı]]></category>
		<category><![CDATA[Ateistlere Allah'ın Varlığını İspatlamak]]></category>
		<category><![CDATA[ateistlere allah'ın varlığını nasıl kanıtlarız]]></category>
		<category><![CDATA[ateistlere bilimsel cevaplar]]></category>
		<category><![CDATA[ateistlere cevaplar]]></category>
		<category><![CDATA[ateistlere göre cinler]]></category>
		<category><![CDATA[ateistlere göre ilk insan]]></category>
		<category><![CDATA[ateistlere göre ölüm]]></category>
		<category><![CDATA[Ateistlere Kapak Cevaplar]]></category>
		<category><![CDATA[Ateistlere Kapak Sözler]]></category>
		<category><![CDATA[ateistlere sorular]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.ateistlerecevap.org/?p=32</guid>

					<description><![CDATA[<p>Değerli kardeşimiz, “Yazar Dr. Furkan Aydıner’ in ateist bazı gruplara Allah’ı anlatırken tutmuş olduğu görüşme notlarını içeren kitabından özetlenmiştir.” Farklı dinlere mensup insanların kafalarındaki yanlış “Tanrı” inancı ile Kur’an’ ın tarif ettiği “Allah” arasındaki farklar ve İslama göre Yaratıcı’ nın özellikleri nelerdir?” Kur’an bu soruya çok kısa, ancak derin manası olan bir sure (İhlas Suresi) ile cevap [&#8230;]</p>
The post <a href="https://ateistlerecevap.org/ateistlere-allahin-varligini-nasil-kanitlariz/" data-wpel-link="internal">Ateistlere Allah'ın varlığını nasıl kanıtlarız?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
<div class="separator" style="clear: both; text-align: center;">
<a href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2017/08/Kur27an27C4B1Kerim27indeC49FiC59FimeuC49FramadC4B1C49FC4B1nC4B1nkanC4B1tlarC4B1.281829.png" data-wpel-link="internal"><img loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-193" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2017/08/Kur27an27C4B1Kerim27indeC49FiC59FimeuC49FramadC4B1C49FC4B1nC4B1nkanC4B1tlarC4B1.281829.png" alt="bir ateiste allahın varlığı nasıl kanıtlanır" width="640" height="360" srcset="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2017/08/Kur27an27C4B1Kerim27indeC49FiC59FimeuC49FramadC4B1C49FC4B1nC4B1nkanC4B1tlarC4B1.281829.png 640w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2017/08/Kur27an27C4B1Kerim27indeC49FiC59FimeuC49FramadC4B1C49FC4B1nC4B1nkanC4B1tlarC4B1.281829-300x169.png 300w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" /></a>
</div>
<p>Değerli kardeşimiz,
</p></div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid #b6ff6d; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;"><p><em style="box-sizing: inherit;">“Yazar Dr. Furkan Aydıner’ in ateist bazı gruplara Allah’ı anlatırken tutmuş olduğu görüşme notlarını içeren kitabından özetlenmiştir.”</em></p></blockquote>
<p><span style="font-size: 20px; color: #008080;"><strong>Farklı dinlere mensup insanların kafalarındaki yanlış “Tanrı” inancı ile Kur’an’ ın tarif ettiği “Allah” arasındaki farklar ve İslama göre Yaratıcı’ nın özellikleri nelerdir?”</strong></span></p>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Kur’an bu soruya çok kısa, ancak derin manası olan bir sure (İhlas Suresi) ile cevap verir. Bu sureyle, Allah, insanlar arasındaki çok yaygın bir yanlışı düzeltmeyi murat ettiği gibi, Müslümanları da Hıristiyanların düştüğü hataya düşmekten muhafaza ediyor. İhlas suresinde Allah, yukarıdaki sorumuza, mealen, şöyle cevap verir:</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid #b6ff6d; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">“De ki, Allah birdir. O Samed’dir. Doğurmamıştır ve doğurulmamıştır. O’nun hiçbir dengi yoktur.”<em style="box-sizing: inherit;">(İhlas Suresi, 112/1-4)</em></div>
</blockquote>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;"> Birinci ayet, Allah’ın bir olduğunu ve birden fazla olmadığını söyleyerek her türlü şirki reddediyor. İkinci ayet, O’nun hiçbir şeye muhtaç olmadığını, ancak her şeyin, her an, O’na muhtaç olduğunu ifade ediyor. Üçüncü ayet, teslis inancının yanlış olduğunu, doğan ve doğuran bir şeyin ilah olamayacağını belirtiyor.(1) Dördüncü ayet, O’nun yaratıcı olarak, bütün yaratıklardan farklı olduğunu ifade ederek O’nu herhangi bir şeye benzetmenin doğru olmadığını söylüyor.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Kur’an, her an yaratma halinde olan ve Kayyum isminin tecellisiyle kâinatı an be an varlık aleminde tutup devam ettiren aktif bir yaratıcıdan bahsediyor. Kainatı saat gibi kurup kendi haline bıraktığını iddia eden deistlere cevap verircesine Kur’an şöyle diyor:</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid #b6ff6d; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">“Göklerde ve yerde bulunan herkes, O’ndan ister. O ise, her an yaratma halindedir.” <em style="box-sizing: inherit;">(Rahman Suresi, 55/29)</em></div>
</blockquote>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Ayet, ilginç bir şekilde, bütün mahlûkatın her an Allah’tan ihtiyaçlarının giderilmesini talep ettiğini ve Allah’ın da bu isteğe cevap verdiğini söylüyor. Ayeti sondan başa okuduğumuzda ise, sürekli yaratma olmasaydı, varlıkların dua etmesinin bir anlamı kalmazdı manası çıkıyor. Yaratılan kainatın her an Kayyum ismiyle varlık aleminde tutulduğunu şu ayetler haber veriyor:</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid #b6ff6d; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">“Allah, kendisinden başka ilâh olmayan daima diri ve yarattıklarını koruyup idare edendir.”<em style="box-sizing: inherit;"> (Bakara Suresi, 2/255 ve Âli İmran Suresi, 3/2).</em></div>
</blockquote>
<p><span style="font-size: 20px; color: #008080;"><strong>“Allah kainat’ı neden yarattı?” , “Varlığını bize bildiren deliller nelerdir?</strong></span></p>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Bir Hadis-i Kudsi’de Allah şöyle buyuruyor:</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid #b6ff6d; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">“Ben gizli bir hazineydim. Bilinmek, tanınmak istedim; bundan dolayı da beni tanımaları, gizli güzellik ve mükemmelliğimi bilmeleri için varlıkları yarattım.”(2)</div>
</blockquote>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Bu ifadeye göre, Rabbimiz kendini bize bildirmek ve tanıttırmak için bizi ve içinde bulunduğumuz kâinatı yaratmış. O halde, sonsuz kudret sahibi olan Rabbimiz her türlü yolla kendini bize tanıttırarak yaratılış gayesini yerine getirmiş olmalı.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Beni üç hafta öncesinde hiç biriniz tanımıyordunuz. Şimdi kısmen tanıyorsunuz. Sizinle yüz yüze görüşüp sözlerimle kendimi anlatmak yerine, başka iki yolla da kendimi tanıtabilirdim. Birincisi, size bir elçi vasıtasıyla, bir mektup göndererek kendimden bahsedebilirdim. İkincisi, hiç kimsenin taklit edemeyeceği eserlerimi size göstererek kendimi tanıtabilirdim. Sizler de eserlerime bakarak ne tür maharetlere sahip biri olduğumu öğrenebilirdiniz. Teşbihte hata olmaz, aynen bu misaldeki gibi, Rabbimiz de, hem peygamberler vasıtasıyla göndermiş olduğu mesajlarla (ilahi kitaplarla) hem de kâinatta her an cereyan eden sonsuz icraatlarıyla (kâinat kitabıyla) kendini bize tanıtıyor. Hz. Muhammed’in (a.s.m.) şahsında tüm insanlığa gönderilen ilk emrin “oku” olması da bu sırdandır.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Aklı başında bir insan, ilahi kelam olan “Kur’an-ı Kerim’i” ve kâinat kitabı olan “Kitab-ı Kebir’i” okuyarak Rabbini tanıyabilir. Bu anlamda, Hz. Muhammed (a.s.m.), Rabbimizi bize bildiren iki kitaptaki ayetleri ders veren bir öğretmen ve bir rehberdir.</div>
<p><strong><span style="font-size: 20px; color: #008080;">Kâinatta gördüklerimiz, doğal yasalara göre işleyen doğal kuvvetlerin etkileşimiyle oluşan nesnelerdir. Kâinatta her şeyin Allah’ın eseri olduğunu nereden biliyoruz?</span></strong></p>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Her şeyin Allah’ı gösterdiğini görmek için seküler bilimin bize taktığı “tabiat ve tesadüf gözlüğünü” çıkarmamız gerekir. Onun yerine, her şeyin hakikatini gösteren “iman gözlüğünü” takmamız lazım. Determinist bilim, her şeyi, sebep-sonuç ilişkisi içinde açıklayarak sıradanlaştırıyor. Kur’an ise, görünürdeki sebepler perdesini aralayarak her şeyin harikulade olduğunu gösteriyor. Einstein’ın ifade ettiği gibi, “Hayatınızı yalnızca iki şekilde yaşayabilirsiniz; birincisi, her şeyin sıradan olduğunu düşünerek; ikincisi, her şeyin olağanüstü veya mucize olduğunu görerek.” Kur’an, bize ikinci yolu gösteriyor. İçinde yaşadığımız alemde “her şey”in harikulade ve mucize olduğunu söylüyor. Bu sırdandır ki, Kur’an, ısrarla, “Düşünmez misiniz!”, “Akletmez misiniz!”, “Akıl sahipleri için şüphesiz bunda ibretler vardır!” manasındaki ayetlerle(3) insanı kâinattaki mucizeleri görmeye teşvik eder.</div>
<p><strong><span style="font-size: 20px; color: #008080;">Neden her insan Allah’ı gösteren Ayetleri kolaylıkla göremiyor?</span></strong></p>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Kanaatimce, Allah’ı bildiren ayetleri görmemize en büyük engel seküler bilimin sebep-sonuç ilişkisine dayalı determinist yaklaşımıdır. Örneğin, bir elma, Allah’ı bize bildiren mucizevî bir meyve iken, seküler bilim, elmanın elma ağacından, ağacın çekirdekten ve çekirdeğin DNA’daki programdan, DNA’nın moleküllerin farklı dizilişinden ve moleküllerin de atomlardan oluştuğunu açıklayarak sıradanlaştırır. Bir insan, sebepler perdesini kaldırıp bir elmanın sonsuz kudret sahibi Allah’ın ilim, kudret, hikmet ve rahmetinden geldiğini anlayabilir. Seküler bilim, her şeyin sebebini araştırarak gizemini çözdüğünü düşünüyor. Yani, gördüğünüz nimetlerin arkasında bir Mün’im (nimet verici) aramayın, onlar şu sebepler zincirinin sonuçlarıdır, diyor. Oysa elmayı elma ağacından bilmek, elma suyunu içinde bulunduran “akıllı makinelerin” (vending machine) elma suyunu yaptıklarını söylemek gibidir. Akıllı makinelere parayı koyup elma suyu kodunu girdiğinizde, makine bize elma suyu veriyor. Para yerine, elma ağacına su ve gübre verdiğimizde, ağaç bize elma veriyor. Akıllı makineler, elma suyunu yapacak ilme ve kudrete sahip olmadığı gibi, elma ağacı da, bütün bilim adamlarının bile yapmaktan aciz kaldığı elmayı yapamaz. Akıllı makinelere meyve sularını yerleştiren ilim ve kudret sahibi biri olduğu gibi, Allah’ın akıllı makineleri olan meyve ağaçlarına da meyveleri takan sonsuz ilim ve kudret sahibi biri vardır.(4) Seküler bilim, meyveyi ağaca vermekle ahmakça bir hüküm vermiş oluyor.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Seküler bilimin bu yaklaşımında çok büyük bir yanılgı vardır. Bir örnekle ne demek istediğimi açıklayayım: Hayalen Afrika’nın en ücra bir köyüne yolculuk yapalım. Hayatında televizyon görmemiş bu insanlara, uzaktan kumandalı bir televizyonu hediye olarak beraberimizde götürelim. Bir haftalığına köydeki zeki insanları toplayıp seküler bilimin determinist yaklaşımını anlatalım. Daha sonra da televizyonun bilimsel olarak nasıl çalıştığına ilişkin bir teori geliştirmelerini isteyelim. İçlerinden zeki olanı şöyle bir bilimsel teoriyle gelsin: “Televizyon dediğiniz ekran kutusunda gördüğümüz görüntünün nedeni uzaktan kumandadır. İnanmıyorsanız, tezimizi test ediniz. Her seferinde kumandaya bastığınızda ekranda bir görüntü çıkıyor ve tekrar basınca görüntü kayboluyor. O halde, görüntünün sebebi kumandadır.” Muhtemelen, birçok insan bu teoriyi kabul etmek zorunda kalacaktır. Ancak televizyondaki programların çok yüksek ilim ve hikmet içerdiğini görenler böyle bir teoriyi kabul etmekte zorluk çekecekler. Onlar, kumandanın bu denli yüksek ilim ve hikmet sahibi olduğunu makul görmediklerinden bu teoriye şiddetle karşı çıkacaklar.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">İşte bu misalde olduğu gibi, bizler de akıl sahipleri olarak düşündüğümüzde göreceğiz ki, ağaçlara veya hayvanlara takılan neticeler onlardan değildir. En yüksek ilme sahip bilim adamlarının yapamadığını inekler veya sinekler elbette yapamazlar. O halde, televizyondaki görüntü bir stüdyodan geldiği gibi, kâinat televizyonunda bize görünen her şey başka bir alemden geliyor. Televizyon programları hayat, ilim, akıl sahibi insanların eseri olduğu gibi, kâinattaki hakiki görüntüler de sonsuz ilim, kudret ve hikmet sahibi Bir’inin eserleridir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Rabbimiz kâinatı, her an değişen filmlerin oynadığı, dinamik ve canlı bir sinema salonu şeklinde yaratmıştır. Gösterdiği bütün filmlerle kendini bize tanıtmak istiyor. Televizyon ve kumandayı yapan, kasıtla ve hikmetle ikisi arasında bir ilişki kurduğu gibi, kâinatın sahibi de hem sebebi hem de sonucu beraber yaratarak aralarına, hikmeti gereği bir ilişki koymuştur.(5) Aklı başında olan insan, televizyondaki görüntüyü kumandaya mal etmediği gibi, kâinattaki görüntüleri ve nimetleri de sebeplere havale edemez.</div>
<p><span style="font-size: 20px; color: #008080;"><strong>Bize Allah’ı bildiren deliller nelerdir?</strong></span></p>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">İlginçtir, Allah, hem Kur’an’daki cümlelerini hem de kâinat kitabındaki eserlerini “ayet” diye nitelendiriyor. Kur’an’da en sıklıkla söz edilen kâinat ayetlerinin başında gökyüzü gelir. Allah, herkesin her zaman gördüğü ve çoğunlukla hayran kaldığı gökyüzüne sıklıkla dikkatimizi çeker:</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid #b6ff6d; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">“Üstlerindeki göğe bakmazlar mı, onu nasıl bina edip süsledik&#8230;” <em style="box-sizing: inherit;">(Kaf Suresi, 50/6) </em></div>
</blockquote>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Bir başka ayette ise şöyle buyurur:</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid #b6ff6d; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">“Göklerin ve yerin yaratılışı ile dillerinizin ve renklerinizin farklılığı da yine O’nun ayetlerindendir. İlim sahipleri için elbette bunda deliller vardır.” <em style="box-sizing: inherit;">(Rum Suresi, 30/22).</em></div>
</blockquote>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">İlk ayet, gökyüzüne bakmamızı ve onun nasıl yaratıldığını düşünmemizi emrediyor. İkinci ayet ise, göklerin ve yerin yaratılışı konusunda ilim elde eden ve bu ilmini kullanarak tefekkür eden insanların Allah’ın varlığına ilişkin deliller göreceğini söylüyor. Bu ayetler nazil olalı on dört asırdan fazla süre geçti. O günden bu yana, insanoğlunun uzay hakkındaki bilgisinde çok büyük ilerleme oldu. Astronomi diye ayrı bir bilim alanı gelişti. Bu bilgilerin hepsini burada anlatma imkânımız yok. Bir misalle, uzay hakkında edindiğimiz yeni bilgileri kullanıp, Allah’ın ayetlerini nasıl okuyacağımızı anlamaya çalışalım.</div>
<p><strong><span style="font-size: 20px; color: #008080;">Gökyüzü ve Uzaydan Allah’ın Varlığına Deliller</span></strong></p>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Gökyüzüne baktığımızda bir açıdan muhteşem bir kubbe gibi görünüyor; bu dünya sarayının, yıldızlarla yaldızlanmış bir kubbesi hükmünde. Bir başka açıdan, milyonlarca uzay gemisinin içinde büyük bir hızla seyahat ettiği bir“uzay denizi” gibi görünüyor. Bir başka açıdan bakılırsa, insan yapımı uçaklardan milyarlarca defa büyük ve çok daha hızlı uçakların bulunduğu muhteşem bir “uçak filosu” gibi görünüyor.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;"><em style="box-sizing: inherit;">Hiç düşündünüz mü gökyüzünde kaç yıldız olduğunu?</em> Şimdiye kadar bu soruya cevap vermek için çok teşebbüs olmasına rağmen, hiç kimse kesin bir cevap verememiştir. 2003 yılında, Avustralya Ulusal Üniversitesi’ndeki bir grup araştırmacı, en son teknolojik aletleri kullanarak bir tahmin yapmışlar. Buldukları rakam şöyle: 70.000.000.000.000.000.000.000 (yetmiş seksilyon).(6)</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Aynı bilim adamlarına göre, gökyüzündeki yıldızların sayısı yeryüzündeki kum tanelerinin on katından daha fazla. Uzay ölçeğinde düşününce, bizim yeryüzündeki hâkimiyet kavgamız, çocukların bir kum tanesini paylaşamama kavgasına benziyor. Sonuçta, bütün dünyanın hakimi dahi olsak, elde edeceğimiz, uzay ölçeğinde, bir kumun onda biri kadar bile değildir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Peki, bu kadar yıldız ve sayısını bilemediğimiz kadar gezegen bize neyi ifade ediyor? Allah, bizim dikkatimizi onlara çevirerek, onların nasıl var olduğunu ve böyle muntazam bir sistem dahilinde nasıl hareket ettiğini düşünmemizi istiyor. Biz, sahip olduğumuz kabiliyetler, edindiğimiz bilgi ve tecrübeler ışığında, sayısız denecek kadar çok olan bu yıldızları bir perspektife koyabiliriz. İnsan yapımı olan bir şeyle bu gök cisimlerini mukayese ederek nasıl var olduklarını anlayabiliriz.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">İnsan, henüz bir yıldız yapamadı; ancak bütün ülkeler güçlerini birleştirerek Uluslararası Uzay İstasyonu adını verdikleri bir “minyatür gezegen” yapmaya çalışıyor. O halde, yıldızların ve gezegenlerin nasıl var olduklarını, insan yapımı minyatür gezegene bakarak bir derece anlayabiliriz. Minyatür demekle, insanoğlunun en muhteşem eserlerinden birini küçümsediğimi sanmayın. Doğrusu, bir ömür harcasam dahi nasıl yaptıklarını anlamaktan mahrum kalacağım bu şaheserden dolayı, insanlık adına onur duyuyorum. Dünya ve diğer gezegenlerle kıyaslandığında “minyatür” olduğunu söylemek istiyorum. Buradaki insanlar ikinci bir uzay istasyonu yapmaya kalkışsa, hiç kuşkusuz muvaffak olamayacaklar; çünkü bunun için gerekli olan yüzlerce, binlerce bilim adamı ve mühendisimiz yok. Gerekli aletleri üretecek fabrikalarımız yok. Demek ki, minyatür gezegeni yapmak için fizik, mühendislik, biyoloji, matematik gibi birçok bilim alanında ileri derecede bilgi sahibi olmak gerekir. Aynı zamanda, bu bilgiyi uygulamak için kas ve makine gücüne ihtiyaç var. Kısacası, minyatür gezegenimiz yüksek bir ilim ve büyük bir gücün eseridir. O halde, Uluslararası Uzay İstasyonu’ndan çok daha büyük ve çok daha muhteşem olan trilyonlarca yıldız ve gezegen, sonsuz ilim ve sonsuz kudret sahibinin eseridir.(7)</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Gökyüzüne dikkatle bakan biri, Arapça “Lailaheillallah” yazısından daha parlak birşekilde Allah’ı bildirdiğini görür. Çünkü, eğer dünya bir saraya benzetilirse, ay bizim gece lambamız; güneş, sobamız ve çok parlak elektrik lambamız; diğer yıldızlar ise gök kubbemizi süsleyen yaldızlı, süslü lambacıklarımız. O halde, bu yıldızları, güneşi, ayı ve dünyayı kim yapmıştır? Kur’an bu soruya şöyle cevap verir:</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid #b6ff6d; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343; margin-bottom: 1em;">“(Allah) gökleri ve yeri hak ile yarattı. O, koştukları ortaklardan münezzehtir.”<em style="box-sizing: inherit;"> (Nahl Suresi, 16/3).</em></div>
<div style="box-sizing: inherit; margin-bottom: 1em;">“O, geceyi, gündüzü, güneşi ve ayı sizin hizmetinize verdi. Yıldızlar da Allah’ın emriyle hareket ederler. Şüphesiz bunlarda aklını kullananlar için pek çok deliller vardır.”<em style="box-sizing: inherit;">(Nahl Suresi, 16/12).</em></div>
<div style="box-sizing: inherit; margin-bottom: 1em;">“Ne güneş aya yetişebilir, ne de gece gündüzü geçebilir. Her biri bir yörüngede yüzerler.”<em style="box-sizing: inherit;"> </em><em style="box-sizing: inherit;">(Yasin Suresi, 36/40).</em></div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">“Güneş, kendisi için belirlenen yerde akar (döner). İşte bu, aziz ve alim olan Allah’ın takdiridir.” <em style="box-sizing: inherit;">(Yasin Suresi, 36/38)</em>.</div>
</blockquote>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Son iki ayet, güneşin dönüşüne işaret eder. Astronomi bilimi güneşin döndüğünü 20. yüzyılda keşfetmesine rağmen, okuma yazması olmayan Hz. Muhammed’in (a.s.m.) bunu on dört asır öncesinden haber vermesi, peygamberliğinin bir delilidir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Modern astronomiye göre, güneş saniyede 225 km, dakikada 13.500 km ve saatte 810.000 km hızla hareket ediyor. En hızlı yolcu uçaklarının saatte kaç km hız yaptığını düşünürsek, güneşin en hızlı uçaktan yüzlerce kat daha hızlı gittiğini anlayacağız.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">2005 yılında bir Yunan yolcu uçağı seyahat halindeyken, soğuk hava tertibatı bozulduğu için iki pilotu da donarak ölmüş ve uçak birkaç dakika içinde dağa çakılmıştı. O halde, bizim uçaklarımızdan milyarlarca kat daha büyük ve binlerce defa daha hızlı trilyonlarca gök uçakları, pilotsuz oldukları halde, nasıl çarpışmadan ve düşmeden hareket edebiliyorlar? İnsan yapımı uçaklar veya uzay gemileriyle, yıldızları ve gezegenleri kıyasladığımızda anlayacağız ki, ancak sonsuz ilim, sonsuz kudret ve sonsuz hikmet sahibi Bir’i gökyüzündeki yıldızları halk etmiştir ve her an kontrolünde tutup tedbir ve idaresini görmektedir. Bu sırdandır ki, Kur’an:</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid #b6ff6d; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">“Şüphesiz Allah gökleri ve yeri, nizamları bozulmasın diye tutuyor. And olsun ki onların nizamı eğer bir bozulursa kendisinden başka hiç kimse onları tutamaz.” <em style="box-sizing: inherit;">(Fatır Suresi, 35/41).</em></div>
</blockquote>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Beşer eseri olan füzelere karşı savunma sistemi geliştirmemize rağmen gökyüzünden üzerimize yağacak “semavi füzeleri” seyretmekten öte bir şey yapamıyoruz.</div>
<p><span style="color: #008080;"><strong><span style="font-size: 24px;">Bitkiler Aleminden Allah’ın Varlığına Deliller</span></strong></span></p>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Sadece yıldızlar değil, etrafımızda gördüğümüz her şey, farklı dillerle, bize Rabbimizi anlatıyor. İçinde yaşadığımız mavi gezegende Allah’ı bize bildiren en muhteşem ayetler bitkiler, hayvanlar ve insanlardır. Hepsindeki ortak ilahi mühür olan “hayat”, her şeyiyle bize Allah’ı gösteriyor. Hayatı veren ve devam ettiren, Hayy ve Kayyum olan Allah’tır. Kur’an bu hakikati şöyle ifade eder:</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">“(Allah) su sayesinde sizin için ekinler, zeytinler, hurmalar, üzümler ve diğer meyvelerin hepsinden bitirir. İşte bunlarda, düşünen bir toplum için büyük bir ibret vardır” (Nahl Suresi, 16/11).</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Bu ayet açıkça, bitkilerin Allah tarafından sudan yaratıldığını ve düşünenler için bunda büyük bir ibret olduğunu söylüyor. Bilim, günümüzde hayatın kaynağının su olduğunu kabul etmesine rağmen, hayatın ne olduğunu tam olarak anlamış değildir. Oysa gezegenimizin her karışını sıksanız hayat sahibi bitki veya hayvanlar çıkar.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">2004 yılı itibariyle bitkibilimciler yaklaşık 350.000 ayrı bitki türünün varlığını tespit etmiş bulunuyorlar. Bütün bu bitkiler, hem birbirinin aynısı hem de birbirinin gayrisidir. Hepsinin benzer atom, element, molekül ve hücrelerden yapılması aynı olduklarını gösterirken, hepsinin farklı bir şekli ve nispeten farklı bir DNA kodunun olması da ayrı olduklarını gösteriyor.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Bitki deyip geçmemeli. Bir bitkinin yaptığını hiçbir insan yapamaz. Yaptığı işe göre isimlendirme yapmak gerekirse, her bir yeşil yaprağa “oksijen ve yemek fabrikası” demek daha uygun düşer. Her yeşil yaprağın milyonlarca yıldır yaptığını, insanoğlu ancak geçen asrın ortalarında bir nebze öğrenebilmiştir. Dr. Calvin, bir yaprağın birçok marifetinden birini açıkladığı için Nobel ödülü almıştır.(8) Başka bir deyişle, asırlarca devam eden gayretler sonucunda, ancak en zeki insanlar bir nebze yeşil otların ne yaptığını anlamışlar. Buna rağmen hiçbir bilim adamı bir otun yaptığını yapamaz. O halde, aptal ve tembel insanlara “ot gibisin” demekle aslında onlara iltifat, ota hakaret etmiş oluruz. Belki de, Nobel ödülü alacak kadar zeki ve çalışkan olanlara “ot gibisin” demek daha makul olur!</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Hem ot deyip aşağıladığımız bitkiler bizim için kendilerini feda eden hizmetkârlardır. Sürekli çalışıp zaruri ihtiyacımız olan oksijeni ürettikleri gibi, vücudumuz için gerekli vitamin ve proteinleri üretip yiyecek olarak kendi hayatlarını bizim hayatımızın devamı için feda ediyorlar. İnsanoğlu, kırk binin üzerinde bitki ve hayvanı besin olarak kullanıyor. Ağaçlar, muhteşem fabrikalar gibi çalışıp bize rızık yetiştiriyor. Üzerinde düşünmediğimiz için, bitkilerin bize yaptıkları hizmeti tam takdir edemiyoruz. Sebepler perdesiyle, meyveyi ağaçtan ve sebzeyi bostandan bildiğimiz için, onların hakiki kıymetini bilemiyoruz. Oysa eğer bir meyveyi fabrikada yapmaya kalkışsak tanesini milyon dolara alamazdık! Rızkın bol olması, kıymetsizliğini değil, rahmetin çokluğunu gösterir. Nitekim bizim için en kıymetli gıda olan oksijen, bedavadır; ancak kıymetsiz değildir.(9)</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Her bir bitki, her bir meyve ve her bir sebze harikulade bir ihsan-ı ilahidir, muhteşem bir hediye-i rahmanidir. Örneğin bir firma “çekirdekli bisküvi” imal etse, siz de bisküvinin çekirdeğini toprağa ektiğinizde “bisküvi ağacı” çıksa hayret edersiniz. Eminim bütün gazetelerde manşet olur ve bütün televizyonlar böyle bir ağaçtan bahseder! Doğrusu, çekirdekli bisküviye hayret edip binlerce çekirdekli meyve ve sebzeyi sıradan görene hayret etmek lazım!</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Seküler bilim ve dinsiz felsefe, her açıdan mucize olan İlahi eserleri, tabiat ve sebepler perdesi arkasına saklayıp sıradanlaştırıyor. İnsanın, mevcut olanı farklı şekle sokarak yaptığı eserlerini de olağanüstü gösteriyor. Allah, gönderdiği en son kitabında otuz bir defa tekrarla bize soruyor:</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid #b6ff6d; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">“Rabbinizin hangi bir nimetini inkâr edersiniz?” <em style="box-sizing: inherit;">(Rahman Suresi, 55/12,..).</em></div>
</blockquote>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Eğer, aklımızı başımıza alıp her bir nimetin kıymetini idrak etsek hiçbirini inkâr edemeyiz. Oysa bu nimetleri tabiat ve tesadüfe havale edince hepsini inkâr ederiz. Hayvan ve insanların muhtaç olduğu vitamin ve proteinleri içeren, onların damak tadına, ağzına, dişine, midesine münasip yüz binlerce bitki türü, Allah’ın rahmetinin en aleni burhanlarıdır. Aklı başında bir insan, bir tek elmayla bile, Rabbini bulabilir. Nanoteknoloji(10) ile inşa edilen elmanın atom, molekül ve hücre boyutundaki harikulade yapısı, sahibinin sınırsız ilmini, kudretini ve hikmetini gösterdiği gibi, insanın gözü, dişi, damağı ve midesiyle olan irtibatı ve ittifakı, O’nun sonsuz rahmeti, şefkati ve inayetini gösteriyor.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Aklını yerinde kullanan bir insan bir tek elmadan hareketle bile Rabbini bulabilir. Evet, sadece bir elmayı dahi tam olarak idrak edebilen, Rabbinin varlığını idrak edebilir. Yine, bir elma deyip geçmeyin. Bir elmayı yapmak için dünya büyüklüğünde bir fabrika kurup içerisine canlı hücrelerden oluşan bir ağaç dikmeniz gerekir. Bir hücreyi bile yapamayan, elbette milyarlarca hücreden dokunan bir ağacı yapamaz. Faraza bunu yapsa bile, güneşe hükmü geçip onu hassas bir ölçüyle dünya mutfağına fırın yapamayan elbette elma meyvesini pişiremez. Bir elmayı yapmak için daha bunun gibi binlerce koşul sıralayabiliriz.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Bu ifade ettiklerimizi Bediüzzaman Hazretleri aşağıdaki veciz ifadelerle dile getirmiş:</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid #b6ff6d; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;"><em style="box-sizing: inherit;">“Bir elmayı halk edecek (yaratacak), elbette dünyada bütün elmaları halk etmeye ve koca baharı icat etmeye muktedir (kudretli) olmak gerektir. Baharı icat etmeyen, bir elmayı icat edemez. Zira o elma, o tezgâhta dokunuyor. Bir elmayı icat eden, bir baharı icat edebilir. Bir elma bir ağacın, belki bir bahçenin, belki bir kâinatın misal-i musaggarıdır (küçük bir numunesidir). Hem sanat itibarıyla koca ağacın bütün tarih-i hayatını taşıyan elmanın çekirdeği itibarıyla öyle bir harika-i sanattır (sanat harikasıdır) ki, onu öylece icat eden, hiçbir şeyden aciz kalmaz.”</em>(11)</div>
</blockquote>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Bu sırdandır ki, Kur’an, sadece mideyi doldurmak için yemek yerine, yediklerimizin nasıl oluştuklarını düşünerek yememizi istiyor:</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid #b6ff6d; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">“İnsan yediklerine bir baksın. Biz suyu bol bol indirdik. Toprağı yardıkça yardık. Ondan daneler, üzümler ve sebzeler, zeytinlikler ve hurmalıklar, bol ağaçlı bahçeler, çeşit çeşit meyveler ve otlar bitirdik; size ve hayvanlarınıza rızık olsun diye.” <em style="box-sizing: inherit;">(Abese Suresi, 80/24-32).</em></div>
</blockquote>
<p><span style="color: #008080;"><strong><span style="font-size: 20px;">Hayvanlar Aleminden Allah’ın Varlığına Deliller</span></strong></span></p>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Aklımızı ve ilmimizi kullanarak hayvanlara baktığımızda her birinin muhteşem “makineler” veya “yürüyen fabrikalar” olduğunu söyleyebiliriz. Sanayi devriminden bugüne insanoğlu teknolojik aletler üretmekte müthiş mesafe aldı. Bir asır önce hayal bile edemediğimiz televizyon, cep telefonu, bilgisayar gibi aletler, günümüzde hayatımızın bir parçası haline geldiler. Her gün yenisine şahit olduğumuz “teknoloji harikaları” çağında yaşıyoruz. Seküler bilim bile, insanın ihtiyaç ve arzularını gidermek için karmaşık aletler yapma kabiliyetini, onu hayvandan ayıran temel unsur olarak kabul ediyor. Uçaklar, arabalar, hızlı trenler, gökdelenler, bilgisayarlar bu kabiliyetin meyveleridir. Herkes kendi tecrübesinden bilir ki, insan yapımı en basit alet bile ilim ve gücün eseridir. Aletler karmaşık hale geldikçe, daha çok ilim ve kuvvet gerektirir. Örneğin, tahtadan oyuncak bir arabayı, çok az bir ilim ve kuvvet sahibi bir çocuk yapabilir. Ancak binlerce çocuk bir araya gelse bile en basit motorlu bir arabayı yapamaz. O halde kendi eserimiz olan “teknoloji harikalarıyla” hayvanları kıyaslayalım.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Hayatımızın her karesinde görebildiğimiz, hayvanat bahçelerinde televizyon belgesellerinden sürekli teşhir halinde bulunan hayvanların yaratılışını ve marifetlerini düşünerek Rabbini bulmak bizler için daha kolay olabilir. Kur’an-ı Kerim hayvanlarda ibret verici işaretler olduğunu bize şu ayetiyle bildiriyor:</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid #b6ff6d; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">“Şüphesiz göklerde ve yerde inananlar için birçok ayetler vardır. Sizin yaratılışınızda ve (Allah’ın) yeryüzünde yaydığı canlılarda, kesin olarak inanan bir toplum için ibret verici işaretler vardır.”<em style="box-sizing: inherit;"> (Casiye Suresi, 45/3-4).</em></div>
</blockquote>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Doğrusu, hayvanlara dikkatle bakıp aklını kullananlar için, Allah’ı bize anlatan ibretli işaretleri görmek hiç de zor değildir. Kur’an, inanmayanları, kör olarak tabir ederek onların, iman yoluyla gözleri hakikate açılmadığı sürece, bu ayetleri ve işaretleri göremeyeceklerini ifade ediyor. Aklımızı kullanarak, bir iki misal ile hayvanlardaki ibretli ayetleri okumaya çalışalım.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Hayvanları araştıran bilim adamları bugüne kadar yaklaşık 2 milyon ayrı hayvan türünü tespit edip isimlendirmişlerdir. Tahminlere göre, bu rakam mevcut hayvanların ancak yüzde 20’sine denk geliyor. Yaklaşık 10 milyon ayrı hayvan türü olduğu tahmin ediliyor.(12)</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Hayvanları inceleyen bilim adamlarının bizlere anlattığına göre, en küçük bir hayvan dahi, işleyişi itibariyle, bizim en büyük teknoloji ürünümüzden binlerce derece daha harikadır. Başka bir deyişle, “beşeri teknolojik aletler” ile “ilahi teknolojik aletler” diyebileceğimiz hayvanları kıyasladığımızda aralarında çok büyük farklar görürüz. Yaptığı “yüksek teknolojilerle” gururlanan insanoğluna Allah göndermiş olduğu kitabında meydan okuyor:</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid #b6ff6d; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">“Ey insanlar! (Size) bir misal verildi; şimdi onu dinleyin: Allah’ı bırakıp da yalvardıklarınız (taptıklarınız) bir araya gelseler bile bir sineği dahi yaratamazlar. Sinek onlardan bir şey kapsa, bunu ondan geri de alamazlar. İsteyen de aciz, kendinden istenen de!” <em style="box-sizing: inherit;">(Hac Suresi, 22/73).</em></div>
</blockquote>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Bir sinek yapmak şöyle dursun, o sineğin en küçük bir hücresini yapmak bile mümkün olmamıştır bugüne kadar. O halde Kur’an’ın ayetiyle soralım:</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid #b6ff6d; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">“Yoksa onlar bir yaratıcı olmaksızın mı yaratıldılar? Veya kendi kendilerini mi yaratıyorlar?”<em style="box-sizing: inherit;"> (Tur Suresi, 52/35).</em></div>
</blockquote>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Hayvanların harika vücut sistemleri Allah’ın varlığına, milyonlarca türleri sayısınca, belki tüm hayvanlar sayısınca işaret ettiği gibi, hayvanlardaki faydalar ve neticeler de Allah’ın hikmet ve rahmetine şahitlik yapar. Kur’an bu hakikati şöyle ifade eder:</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid #b6ff6d; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">“Ehli hayvanlarda da sizin için birer ibret vardır. Onların karınlarında, kan ile fışkı arasından çıkan ve içenlerin boğazından kolayca geçen halis bir sütle sizi besleriz.”<em style="box-sizing: inherit;">(Nahl Suresi, 16/66).</em></div>
</blockquote>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Demek ki, öyle hayvan deyip geçmemeliyiz! Kızdığımız insanlara da “hayvan!” deyip hayvanları aşağılık mahlûk gibi görmemeliyiz! Hayvanları yaptıkları işlere göre isimlendirirsek inek, koyun ve keçiye “süt ve et fabrikası”, tavuğa“yumurta ve et fabrikası”, ipek böceğine “ipek fabrikası”, arıya da “bal fabrikası” dememiz daha münasip olur! Doğrusu, bu hayvanların diğer faydalarını düşündüğümüzde, bu tarzda bir isimlendirme bile noksan kalır.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Yukarıdaki ayette Allah, inek de dahil olmak üzere, evcil hayvanlarda ibretler olduğunu söylüyor. Doğrusu bu hikmetleri anlamak için veterinerlik diye ayrı bir bilim dalı gelişmiş. Binlerce bilim adamı şimdiye kadar bu hikmeti anlamaya çalışmalarına rağmen henüz bitirmiş değiller.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Örneğin, ineğin nasıl süt yaptığını anlamaya çalışan Dr. Virtanen, süt yapamadı, ancak inekten nasıl daha çok süt alacağımızı keşfetti. Bundan dolayı kendisine Nobel ödülü verdik.(13) Şimdi size soruyorum, ineğin yaptığını bir derece anlayan, ancak yapamayan birine Nobel ödülü verilirse, her bir ineğe acaba nasıl bir ödül vermek lazım?</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Kanaatimce, ineklerin yaptığını bir derece de olsa anlayan her insan, onlara büyük saygı duymak zorundadır. Doğrusunu isterseniz, ineğe tapan Hinduların (her ne kadar yaptıkları küfür de olsa) neden taptıklarını az-çok anlayabiliyorum. Bence, ineği sıradan bir varlık olarak görmek, ineğe tapmak kadar şaşılacak bir şeydir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Bediüzzaman Hazretlerinin ifade ettiği şu veciz ifadeler buraya kadar anlattıklarımızın özeti gibi:</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid #b6ff6d; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;"><p>“<em style="box-sizing: inherit;">Başta inek ve deve ve keçi ve koyun olarak süt fabrikaları olan validelerin memelerinde, kan ve fışkı içinde bulaştırmadan ve bulandırmadan ve onlara bütün bütün muhalif olarak hâlis, temiz, safi, mugaddî (gıdalı), hoş, beyaz bir sütü koymak; ve yavrularına karşı o sütten daha ziyade hoş, şirîn, tatlı, kıymetli ve fedakârane bir şefkati kalplerine bırakmak; elbette o derece bir rahmet, bir hikmet, bir ilim, bir kudret ve bir ihtiyar ve dikkat ister ki; fırtınalı tesadüflerin ve karıştırıcı unsurların (elementlerin) ve kör kuvvetlerin hiçbir cihetle işleri olamaz.</em>”(14)</p></blockquote>
<p><span style="color: #008080; font-size: 20px;"><strong>“İnsan”ın Allah’ın Varlığına Delilleri</strong></span></p>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Allah’ı bildiren bir başka delil, belki de en önemlisi, bizim iç dünyamızda gerçekleşiyor. Her insan kendi yaratılışını ve kendisine her gün verilen nimetleri düşünerek Rabbini bulabilir. İnsanın kâinat içinde her bir şeyde gördüğü delillere “afakî”, yani “dışsal” deliller; kendi şahsında gördüğü ve hissettiği delillere ise, “enfüsi”, yani “içsel” deliller denir. İçsel deliller, anlaşılması daha kolaydır, çünkü şahsi tecrübeye dayanır. Maalesef, birçok insan, kendi varlığı üzerinde düşünmediğinden bu delilleri görmekte zorluk çeker. Oysa Kur’an, birçok ayette insanın yaratılışındaki ibrete dikkatimizi çekiyor:</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid #b6ff6d; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">“Sizin yaratılışınızda ve (Allah’ın) yeryüzünde yaydığı canlılarda, kesin olarak inanan bir toplum için ibret verici işaretler vardır.” <em style="box-sizing: inherit;">(Casiye Suresi, 45/4).</em></div>
</blockquote>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Modern teknolojinin esamesinin olmadığı bir dönemde, insanın yaratılışı “ilahi ültrasonla” gözlemlenmiş gibi Kur’an’da tarif ediliyor:</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid #b6ff6d; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">“Sonra nutfeyi alaka (aşılanmış yumurta) yaptık. Peşinden, alakayı bir parçacık et haline soktuk; bu bir parçacık eti kemiklere (iskelete) çevirdik; bu kemikleri etle kapladık. Sonra onu başka bir yaratışla insan haline getirdik. Yapıp yaratanların en güzeli olan Allah pek yücedir.” <em style="box-sizing: inherit;">(Müminun Suresi, 23/14).</em></div>
</blockquote>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">İnsanın ana rahmindeki bir damla sudan insan haline getirilişini ilk defa müşahede eden bilim adamı gördüklerini “mucize” olarak tabir etmiş. İlginçtir, bu konuda seküler anlayışla hazırlanan belgeseller bile, “hayat mucizesi” demek zorunda kalmışlar.(15)</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">İnsanların büyük bir çoğunluğu, kendi hayat yolculuğunda yaşadığı bu mucizeyi unutarak, sanki gökten zembille inmiş gibi, gafil ve nankör bir şekilde yaşıyor. Kur’an’daki şu ayet aklı başındaki insanları bu gafletten uyandırıp kendi yaratılış mucizesini görmeye teşvik ediyor:</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid #b6ff6d; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">“Görmedi mi o insan; biz onu bir damla sudan yarattık da sonra o, bize apaçık bir düşman kesiliverdi?” <em style="box-sizing: inherit;">(Yasin Suresi, 36/77).</em></div>
</blockquote>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">İnsanın bir damla sudan yaratılışı ancak sonsuz ilim, kudret ve hikmet sahibi Bir’inin eseri olabilir. Aksini iddia eden varsa bir damla sudan bir insan yaparak veya insanın tek bir hücresini yaparak iddiasını ispat edebilir. Kur’an, on dört asırdır inanmayanlara bu konuda meydan okuyor.(16) Şimdiye değin, bu meydan okuyuşa bir cevap verilemediği gibi, çok ileri teknolojiye rağmen, buna cevap verilebileceğini söyleyen de yok. Bu, hem Kur’an’ın ilahi kitap olduğunu hem de Allah’ın bütün canlıların Yaratıcısı olduğunu ispat ediyor.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">İnsanın yaratılışı mucize olduğu gibi, doğduktan hemen sonra, ona validesinin memelerinden “anne sütünün” ikramı da ayrı bir “rahmet mucizesi”dir. Birçoğumuz bunu sıradan görüyoruz. Şöyle bir düşünün, annelerin memelerinden süt değil de “portakal suyu” gelseydi ne yapardık! Herhalde, hayret eder ve herkesle paylaşırdık. Eminim, televizyon kanallarında birinci haber haline gelirdi! Oysa annelerin memelerinden “portakal suyu” yerine “süt” gelmesi, binlerce kat daha harika ve hayret edilmesi gereken bir şeydir. Bilim adamları henüz “anne sütünün” yerini tam olarak tutacak hiçbir şey bulamadıkları için annelere çocuklarını emzirmelerini tavsiye ediyorlar. Anne sütü örneğinde olduğu gibi, birçok şey, belki de her şey, aslında harikulade ve mucize olmasına rağmen sürekli gördüğümüz için onları sıradan bir şey gibi algılıyoruz. “Akıl gözünü” dikkatle açanlar, “sıradanlık perdesini” aralayarak her şeyin arkasındaki mucize fiilleri ve onların Faili’ni görebilir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">İçsel delillere bir örnek daha vermek istiyorum. Her insan kendi bedeni üzerinde düşündüğünde Rabbini bildiren ayetleri görebilir. Vücudumuzun her azası, muhteşem yapısı ve işleyişi, düzeni ve sayısız hikmetleri ve faydalarıyla bize sonsuz ilim, hikmet, rahmet ve kudret sahibi Bir’inden haber veriyor. Sizinle yakın zamanda yaşadığım bir hadiseyi paylaşarak ne demek istediğimi açıklayayım. Benim ağzımda “insan yapımı” dişler ve “diğer dişler” var. İnsan yapımı dişlerimi, sokakta karşılaştığım bir insana yaptırmadım. Diş hekimliği fakültesinden mezun olup kendi alanında yıllarca tecrübe edinen bir “diş hekimine” yaptırdım. Niye sıradan bir insana gitmedim de bir diş hekimine gittim? Cevabı gayet basit: Çünkü diş için en uygun malzemeyi bularak onu diğer dişlerimle uyumlu bir kalıba sokup sonra da damağıma yerleştirmek, öyle basit bir iş değil. Herkesin elinden gelmez. Diş konusunda derin bilgisi ve diş yapıp yerleştirecek aletleri olmayan biri bu işi yapamaz.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Şimdi “insan yapımı” dişler ile “diğer” dişleri kıyaslayalım. Hangisi daha iyi? Hangisi daha sağlam? Hangisi daha mükemmel? Elbette “diğer” dişler. Bunun en bariz örneği, eğer sağlam dişleriniz varsa, hiçbir dişçi, gelin bu dişleri çıkaralım, ağzınıza teknoloji harikası dişler yerleştirelim demez.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Şimdi, aklımızı başımıza alıp düşünelim: “İnsan yapımı” dişler yüksek bir ilim ve kudretle oluyorsa, onlardan her açıdan daha mükemmel olan “diğer” dişler kendi kendine veya tesadüfen olabilir mi? İlim ve şuurdan mahrum, cahil ve aptal doğal kuvvetlerin eseri olabilir mi? O halde, insan yapımı olmayan her bir dişimiz bize Allah’ı bildiriyor. İnsan vücudunun en basit parçalarından biri olan dişler bu şekilde bize Rabbimizi bildiriyorsa, göz, burun, beyin gibi yüzlerce organımızın Allah’ı nasıl bildirdiklerini de sizin zekâvetinize havale ediyorum.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Yazımızın başından buraya kadar anlattıklarımızı özetleyecek olursak:</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid #b6ff6d; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">Rabbimiz kainatı muhteşem bir kitap haline getirip, ondan yazdığı sayısız cansız ve canlı varlıkların kelimeleriyle (ayetleriyle) kendini bize tanıtıyor. Bu kitab-ı kebir-i kainatın manalarını Kur’an-ı Kerim&#8217;le tercüme etmiş ve Hz. Muhammed (asm) gibi bir muallim-i ekberle bu kitabı nasıl okuyacağımızı ders vermiştir. Bizler, tesadüf ve tabiatın kapkara gözlüğünü çıkarıp, Kur’anın sunduğu şeffaf gözlükle kainat kitabını okuduğumuzda her bir şeyde Rabbimizi görebilir, icraatlerini müşahede edebilir, hikmetlerini tefekkür edebiliriz. O’nu hem hadsiz mükemmel eserleriyle tanıyabilir ve hem de sonsuz nimetleriyle sevebiliriz.</div>
</blockquote>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
<em style="box-sizing: inherit;">(Bu yazı, Nesil Yayınları&#8217; arasında çıkan, &#8220;11 Eylül’e Rağmen Amerika’da Yükselen İslam&#8221; isimli kitaptan alınmıştır.)</em></p>
<div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"><iframe loading="lazy" class="YOUTUBE-iframe-video" src="https://www.youtube.com/embed/VtFezPyR160?feature=player_embedded" width="520" height="366" frameborder="0" allowfullscreen="allowfullscreen" data-thumbnail-src="https://i.ytimg.com/vi/VtFezPyR160/0.jpg"></iframe></div>
<p>&nbsp;
</p></div>
<div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"><iframe loading="lazy" class="YOUTUBE-iframe-video" src="https://www.youtube.com/embed/SFVx6J5J82Y?feature=player_embedded" width="520" height="366" frameborder="0" allowfullscreen="allowfullscreen" data-thumbnail-src="https://i.ytimg.com/vi/SFVx6J5J82Y/0.jpg"></iframe></div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;"></div>
<h3 style="box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 1.28rem; line-height: 1.2857em; margin: calc(2rem - 0.14285em) 0px 1rem; padding: 0px;"><u style="box-sizing: inherit;"><em style="box-sizing: inherit;">Dipnotlar:</em></u></h3>
<div style="box-sizing: inherit; font-family: arimo, arial, verdana, sans-serif; margin-bottom: 1em;">
<div style="color: #666666; font-size: 15.4px;"><em style="box-sizing: inherit;">(1) Allah’ı beşerileştirmek birçok dinin yaptığı temel bir hatadır. Hıristiyanlık ve Yahudilik, Allah’a evlat isnat ederken, çok tanrılı dinlerde ise tanrının doğduğuna inanılır. Eylül ayının ikinci haftasında, Unity Kilisesi’nin düzenlediği Dünya Dua Günü programına katılırken, Hindu konuşmacının şu sözleri beni hayli şaşırtmıştı: “Bugün bizim için çok önemli bir gün. Çünkü Hinduların iman ettiği en büyük tanrının doğum günüdür.”<br style="box-sizing: inherit;" />(2) Keşfu’l-Hafa, 132. hadis.<br style="box-sizing: inherit;" />(3) Yamina Mermer, 1995 yılındaki Bediüzzaman Sempozyumu’nda sunduğu, “Risale-i Nur’da Sebep-Sonuç İlişkileri” isimli tebliğinde şöyle demektedir: “Kur’ân-ı Kerim, meselâ 310 defa “semâvat”tan, 45l defa “arz”dan, 262 defa “yaratma”dan, çok azı Kur’ân ayeti anlamına gelmek üzere 382 defa “âyet”ten bahsederek bunların Allah’ı tanıtan âyetler, şahitler olduğuna dikkati çeker. “Bak,” “Bakmazlar mı?”, “Düşünmezler mi?” gibi birçok teklifiyle de kâinata ve yaratmaya bakıp düşünmemizi emreder.”<br style="box-sizing: inherit;" />(4) Üniversitede okuduğum yıllarda diş hekimi dostum İdris Çamlıbel’den duyduğum bir hadiseyi hiç unutamıyorum. Bir hafta sonu, İdris Bey, 5 yaşlarındaki kızıyla birlikte pikniğe gider. Kızı o güne kadar hiç kiraz ağacı görmemiş. Piknikte gördüğü ilk kiraz ağacı onu çok heyecanlandırır, babasına koşarak gider ve şöyle der: “Baba, baba! Gördün mü! Gördün mü! Şuradaki ağaca kiraz asmışlar.” Babası, kızının söylediğine önce güler; ancak manasını düşününce, çocukça bakışın daha doğru olduğunu anlar.<br style="box-sizing: inherit;" />(5) Bediüzzaman, sebep-sonuç halkasıyla her şeyin yaratılmasının hikmetini şöyle açıklıyor: “Ey esbabperest (sebeplere tapan) ve tabiata tapan biçare adam! Madem her şeyin tabiatı (varlık özü), her şey gibi mahlûktur (yaratılmıştır); çünkü sanatlıdır ve yeni oluyor. Hem her müsebbeb (sonuç) gibi, zahirî (görünen) sebebi dahi masnu’dur (sanatlıdır). Ve madem her şeyin vücudu, pek çok cihazat (cihazlara) ve âletlere muhtaçtır. O halde, o tabiatı icat eden ve o sebebi halk eden bir Kadir-i Mutlak (Sonsuz Kudret Sahibi) var. Ve o Kadir-i Mutlak’ın ne ihtiyacı var ki aciz vesaiti(vasıtaları), Rubûbiyetine ve icadına teşrik (ortak) etsin. Hâşâ! Belki doğrudan doğruya müsebbebi (sonucu), sebep ile beraber halk ederek, cilve-i Esmasını (İsimlerinin yansımasını) ve hikmetini göstermek için, bir tertip ve tanzim (düzen) ile zahirî (görünürde) bir sebebiyet, bir mukarenet (ilişki) vermekle, eşyadaki zahirî kusurlara, merhametsizliklere ve noksaniyetlere merci’ (dayanak) olmak için, esbap ve tabiatı dest-i kudretine (kudret eline) perde etmiş; izzetini o suretle muhafaza etmiş.” (Lem’alar, 23. Lem’a, Tabiat Risalesi.)<br style="box-sizing: inherit;" />(6) Söz konusu araştırmayla ilgili makaleye şu adresten ulaşabilirsiniz: http://www.cnn.com/2003/TECH/space/07/22/stars.survey/<br style="box-sizing: inherit;" />(7) Kur’an’ın bir ayetinde şöyle deniliyor: “And olsun ki, onlara “gökleri ve yeri yaratan kimdir?” diye sorsan, elbette Allah diyecekler” (Lokman Suresi, 25). Bu ayette “onlar” zamiriyle inanmayanlar kastediliyor. Bu ayet iki önemli noktayı dikkatimize sunuyor: Birincisi, inanmayanlara Allah’ı anlatırken en büyük ve bariz ayetler olan göklerin ve yerin yaratılışından başlamamız daha uygundur. İkincisi, inanmayanlar bile muhteşem ve muazzam göklerin ve yerin yaratılışını başka türlü izah edemezler; iyice düşündüklerinde çaresiz kalıp “Allah” diyeceklerdir.<br style="box-sizing: inherit;" />(8) http://nobelprize.org/nobel_prizes/chemistry/laureates/1961/calvin-bio.html<br style="box-sizing: inherit;" />(9) Piyasa sisteminde fiyatlar, mal ve hizmetin değerine göre değil, arz ve talebe göre belirleniyor. İnsan için zaruri olan oksijenin bedava olması, kıymetsizliğini değil, bol olduğu için kimsenin parayla talep etmediğini gösterir. Kapitalist sistemde insanların mal ve hizmete piyasa fiyatına göre kıymet vermesi bir yanılgıdır. Piyasada alınıp satılmayan birçok şey, gerçekte paha biçilmez kıymete sahiptir.<br style="box-sizing: inherit;" />(10) Maddenin atomik veya moleküler boyutta incelenerek yepyeni özelliklerinin açığa çıkarılması.<br style="box-sizing: inherit;" />(11) “Küre-i arz (dünya) mağazasından me’kûlât (yiyecek) ve meşrubat (içecek) ve libas (elbise) ve sair ihtiyaçlarınızı temin ediyorsunuz. Parasız aldığınız bu malları “İlâhî hazine”den almayıp birer birer esbaba (sebeplere) yaptıracak olursanız, acaba bir nar tanesini ne kadar zamanlarda elde edip ne kadar pahalı alacaksınız? Çünkü o nar, bütün eşyayla alâkadardır. Az bir zamanda, az bir kıymetle husule gelmesi imkân haricidir. Ve aynı zamanda, ondaki ziynet, intizam (düzen), sanat, rayiha (koku), tat ve koku gibi lâtif şeylerden anlaşılıyor ki, o nar tanesi öyle bir Sani’in masnûudur (sanat eseridir) ki, icadında külfet (zorluk) ve mübaşeret yoktur” (Bediüzzaman Said Nursî, Hubab Risalesi, Mesnevi-i Nuriye).<br style="box-sizing: inherit;" />(12) Toplam hayvan türünün 100 milyon olduğunu tahmin eden bilim adamları da var: http://news.bbc.co.uk/2/hi/science/nature/4013719.stm<br style="box-sizing: inherit;" />(13) Dr. Virtanen, ineklerin süt verimini artırmakla ilgili çalışmasından dolayı 1945 yılında Nobel Kimya Ödülü aldı.<br style="box-sizing: inherit;" />(14) Bediüzzaman Said Nursî, 7. Şua, Ayetü’l-Kübra Risalesi.<br style="box-sizing: inherit;" />(15) En saygın belgesel yapımcılarından NOVA’nın çıkardığı “the Miracle of Life” (Hayat Mucizesi) ismindeki belgesel, bunun bariz bir örneğidir.<br style="box-sizing: inherit;" />(16) Yazarın Nesil Yayınlarından çıkan, Rabbini Arayan Thomas isimli kitabının sekizinci bölümünde, Kur’an’ın bu meydan okuyuşu karşısında ateist Thomas’ın nasıl ilzam olduğunu okuyabilirsiniz.</em></div>
<div style="color: #666666; font-size: 15.4px;"><em style="box-sizing: inherit;"> </em></div>
<div class="su-box su-box-style-noise" id="" style="border-color:#3b0000;border-radius:10px"><div class="su-box-title" style="background-color:#6e2e28;color:#FFFFFF;border-top-left-radius:8px;border-top-right-radius:8px">Anahtar Kelime Alanı</div><div class="su-box-content su-u-clearfix su-u-trim" style="border-bottom-left-radius:8px;border-bottom-right-radius:8px">Kelime Kutucuğu: Bir ateiste Allah&#8217;ın varlığını nasıl kanıtlarım? Bir ateiste İslam&#8217;ı nasıl anlatırım. ateist ateistler ateist imam ateist kedi ateist sözler ateistforum ateistlik ateist papağan ateist nedir ateist sorular ateist ünlüler ateist kedi amerikan dublaj ateist filmler ateist adam ateist ayetler ateist aforizmalar ateist amblemi ateist alevi ateist agnostik ateist argümanlar ateist ayinleri ateist ayini ateist aile ateist bilim adamları ateist blog ateist biriyle sevgili olmak ateist bir doktora verilen müthiş cevap ateist böyle soru sorar ateist başsağlığı mesajları ateist başbakan ateist berber hikayesi ateist bir insanla evlenmek ateist belgeselleri ateist co ateist caps ateistcanavar ateist coo ateist cafe ateist cuma mesajları ateist celal ateist cevap ateist cin ateist cevap veremediği sorular ateist ekşi ateist erkek ateist erkekler ateist edebiyatı ateist eden sorular ateist efe ateist esnaf ateist e kitap atheist emoji ateist etimoloji ateist filozoflar ateist felsefe ateist futbolcular ateist felsefeciler ateist filmler izle ateist filmler ekşi ateist face ateist fıkraları ateist genç ateist gencin sorusu ateist gence cevap ateist gruplar ateist genç müslüman oldu ateist güzel sözler ateist gençle sohbet ateist grup ateist günlüğü ateist genç ile maymun tartışması ateist horoz ateist hoca ateisthafiz ateist haber ateist hayvanlar ateist_hatun ateist horoz orjinal ateist hikayeler ateist hayırlı cumalar ateist haberleri ateist insanlar ateist ingilizce ateist imam turan ateist isimler ateist işareti ateist inancı ateist ile evlenmek ateist işaretleri ateist ile zoraki evlilik ateist joe ateist japonya ateist joe&#8217;nun papağanı ateist jeolog ateist japan jahrein ateist mi japonya ateist nüfus jewish atheist japonya ateist nüfusu ateist kitaplar ateist kime denir ateist kadın ateist kızın her söylediği söz doğru çıktı ateist karikatürler ateist kolyesi ateist komedyen ateist kimdir ateist liderler ateist logo ateist lafları ateist laflar ateist lerin özellikleri ateist lakapları ateistlere en güzel cevap ateist liderlerin katliamları ateist listesi ateist müslüman ateist müftü ateist mizah ateist mezarlığı ateist manifesto ateist mucitler ateist misin ateist müzik grupları ateist müslüman diyalogları ateist müslüman oldu ateist nüfusu ateist ninja ateist nesiller yetiştireceğiz ateist nüfus ateist nasıl müslüman olur ateist nasıl müslüman oldu ateist nasıl olunur ateist neye inanır ateist nasıl yazılır ateist olmak ateist olan ünlüler ateist olmak için nedenler ateist oldum ateist onedio ateist olmak istiyorum ateist oranı ateist olan imam ateist oruç ateist olup sonradan müslüman olanlar ateist papağan toplantıda ateist profesör ateist papağan orjinal ateist pdf ateist parti ateist papağan cinsi ateist polis ateist papağan video indir ateist papağan namaz atheist quotes ateist qruplar atheist quote questions about atheist qaraqan ateist qaraqan ateist dir queen ateist mi atheist in the quran qapaq atheist ateist sozler ateist rapçiler ateist resmi ateist rap ateist richard ateist radyo ateist röportaj ateist ramazan ateist rapçi ateist romanlar ateist röportajları ateist soruları ateist siteler ateist simgesi ateist sembolü ateist sayısı ateist sayfası ateist sanatçılar ateist sözlük ateist türk ateist türkler ateist türk yazarlar ateist tumblr ateist türk ünlüler ateist twitter ateist testi ateist tavuk ateist tattoo ateist türkçüler ateist ülkeler ateist ülke ateist ünlüler youtube ateist ünlü ateist uçak düşene kadar ateist ucak sallanincaya kadar ateist uçak düşünceye kadar ateist unluler listesi ateist uludağ sözlük ateist vs müslüman ateist video ateist ve deist ateist videolar ateist vikipedi ateist videoları ateist vs deist ateist ve din ateist videoları youtube ateist vine ateist wordpress ateist whatsapp durumları ateist whatsapp grubu ateist wattpad atheist wallpaper ateist web sitesi ateist whatsapp atheist writers ateist wwe ömər xəyyam ateist omer xeyyam ateist ateist yazarlar ateist yazar ateist yapan ayetler ateist yapan sorular ateist youtuber ateist yazıları ateist youtube kanalları ateist yemini ateist youtube ateist yobaz ateist zeka ateist zuhal ateist zenginler ateist zekası ateist zırvaları ateist alimler ateist zihniyeti ateist kişiler ateist zili nasıl çalar ateist zulmü ateist 10 ünlü ateizm 101 ateist olmak için 10 neden no.1 ateist mi ateist olduğuna inanamayacağınız 10 yabancı ünlü ateist olduğuna inanamayacağınız 10 ünlü top 10 ateist 13 atheist ateist 2015 ateist dergi 2015 nisa 24 ateist ateist dergi sayı 2 ateist kime denir 2010 ateizm 2.0 calendar atheist 2015 ateist rep 2015 bakara 286 ateist ateist 20 ateist 30 ünlü 3 ateist hikayesi ateizmin 3 kanıtı 3 ateist şems 3 ateist mevlanaya gitmişler.ona ateist gencin 3 sorusu enbiya 30 ateist ateist oldugunu aciklayan 30 unlu nisa 34 ateist enbiya 33 ateist eski ateist 4 maddede allahı ispatladı zariyat 47 ateist talak 4 ateist zariyat 47 ateistforum 42 ateist 4 ateist ateist 59 saniye ahzab 50 ateist furkan 53 ateist ahzab 53 ateist ahzab 56 ateist atheist gta 5 ateist iphone 6 zümer 6 ateist атеїст 69 ateist diva 8m g2 neml 88 ateist kehf 86 ateist ateizm 9. sınıf </div></div></div>The post <a href="https://ateistlerecevap.org/ateistlere-allahin-varligini-nasil-kanitlariz/" data-wpel-link="internal">Ateistlere Allah'ın varlığını nasıl kanıtlarız?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ateistlerecevap.org/ateistlere-allahin-varligini-nasil-kanitlariz/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Hidayet Allah&#039;tan mı? Allah&#039;tansa iman etmek benim elimde değil mi?</title>
		<link>https://ateistlerecevap.org/hidayet-allahtan-m-allahtansa-iman/</link>
					<comments>https://ateistlerecevap.org/hidayet-allahtan-m-allahtansa-iman/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ateistlere Cevaplar]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 09 Aug 2017 19:54:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sorular]]></category>
		<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.ateistlerecevap.org/?p=33</guid>

					<description><![CDATA[<p>Hayır ve şerrin Allah’tan olması cihetiyle, insanları hidayete erdiren ve dalalete düşüren ancak Odur. İnsanlar birbirinin hidayet ve dalaletine sadece sebep olurlar. Hidayet ve dalaleti Cenab-ı Hakk&#8217;ın yaratmasını yanlış anlayan bazı kimseler, “Hidayet Allah’tandır, o nasip etmedikten sonra insan doğru yola giremez.” diyerek, hem başkalarını ikaz ve irşat etme yolunu kapatmakta hem de kendilerini kusurlarında [&#8230;]</p>
The post <a href="https://ateistlerecevap.org/hidayet-allahtan-m-allahtansa-iman/" data-wpel-link="internal">Hidayet Allah'tan mı? Allah'tansa iman etmek benim elimde değil mi?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div style="text-align: center;">
<div class="separator" style="clear: both; text-align: center;">
<a href="https://2.bp.blogspot.com/-cJNgxY_AWRg/WYtpjd59TqI/AAAAAAAAITc/YHpnLdEFk7QdJCOwjyOhZBbj7idAnqNvgCLcBGAs/s1600/Kuran%25C4%25B1Keriminde%25C4%259Fi%25C5%259Fimeu%25C4%259Framad%25C4%25B1%25C4%259F%25C4%25B1n%25C4%25B1nkan%25C4%25B1tlar%25C4%25B1.%252817%2529.png" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;" data-wpel-link="external" rel="nofollow external noopener noreferrer"><img loading="lazy" decoding="async" alt="Hidayet Allah'tan mı? Allah'tansa iman etmek benim elimde değil mi?" border="0" data-original-height="720" data-original-width="1280" height="360" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2017/08/KuranC4B1KerimindeC49FiC59FimeuC49FramadC4B1C49FC4B1nC4B1nkanC4B1tlarC4B1.281729.png" title="Hidayet Allah'tan mı? Allah'tansa iman etmek benim elimde değil mi?" width="640" /></a></div>
<p></div>
<div class="transition visible" style="animation-duration: 300ms; animation-fill-mode: both; animation-iteration-count: 1; animation-timing-function: ease; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em; visibility: visible !important;">
Hayır ve şerrin Allah’tan olması cihetiyle, insanları hidayete erdiren ve dalalete düşüren ancak Odur. İnsanlar birbirinin hidayet ve dalaletine sadece sebep olurlar. Hidayet ve dalaleti Cenab-ı Hakk&#8217;ın yaratmasını yanlış anlayan bazı kimseler,</div>
<blockquote class="transition visible" style="animation-duration: 300ms; animation-fill-mode: both; animation-iteration-count: 1; animation-timing-function: ease; background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px; visibility: visible !important;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
“Hidayet Allah’tandır, o nasip etmedikten sonra insan doğru yola giremez.”</div>
</blockquote>
<div class="transition visible" style="animation-duration: 300ms; animation-fill-mode: both; animation-iteration-count: 1; animation-timing-function: ease; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em; visibility: visible !important;">
diyerek, hem başkalarını ikaz ve irşat etme yolunu kapatmakta hem de kendilerini kusurlarında mazur göstermek istemektedirler.</div>
<div class="transition visible" style="animation-duration: 300ms; animation-fill-mode: both; animation-iteration-count: 1; animation-timing-function: ease; box-sizing: inherit; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em; visibility: visible !important;">
Önce şunu belirtelim:&nbsp;<em style="box-sizing: inherit; color: #666666;">Cenab-ı Hakk&#8217;ın dilediğine hidayet buyurması caizdir.</em>&nbsp;İnsanları saadete erdiren ve şekavete düşüren ancak o dur. Lakin yüce Rabbimizin bir kulunda dalalet yaratması, o kulun kendi cüzi iradesini kötüye kullanması sebebiyledir. Yoksa, <b>kul kendi kabiliyetini dalalet yoluna yöneltmedikçe, Cenab-ı Hak onu o yola sevk etmez</b>. Aynı durum hidayet için de söz konusudur. Nasıl ki insan rızık için gerekli bütün teşebbüsleri yaptıktan ve sebeplere başvurduktan sonra neticeyi Allah’tan bekler. Zira&nbsp;Rezzak&nbsp;<em style="box-sizing: inherit; color: #666666;">(rızık verici)</em>&nbsp;ancak Odur.</div>
<div class="transition visible" style="animation-duration: 300ms; animation-fill-mode: both; animation-iteration-count: 1; animation-timing-function: ease; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em; visibility: visible !important;">
<em style="box-sizing: inherit;">İnsan,&nbsp;sebepleri mükemmel bir şekilde yerine getirmekle, rızkı elde etmeğe muhakkak gözüyle bakamaz.&nbsp;</em>Aynen öyle de bir kimseye Allah’ın emir ve yasaklarını en güzel bir şekilde tebliğ eden insan, neticeye kesin gözüyle bakamaz. Zira,&nbsp;Hadi (hidayete erdirici)&nbsp;ancak Odur.</div>
<div class="transition visible" style="animation-duration: 300ms; animation-fill-mode: both; animation-iteration-count: 1; animation-timing-function: ease; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em; visibility: visible !important;">
Allah’ın dilediğine hidayet vermesi ise, hidayet şartlarına riayet eden kimseye, dilerse hidayet vermesi demektir. Yoksa,&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">“hidayet için gerekli hiçbir sebebe riayetin gerekmediği”&nbsp;</em>manasına gelmez. Bu düşünce tarzı rızık misalinde, tarlaya tohum ekmeden mahsul beklemeğe benzer.&nbsp;</div>The post <a href="https://ateistlerecevap.org/hidayet-allahtan-m-allahtansa-iman/" data-wpel-link="internal">Hidayet Allah'tan mı? Allah'tansa iman etmek benim elimde değil mi?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ateistlerecevap.org/hidayet-allahtan-m-allahtansa-iman/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Allah, savaş gibi daha önemli olaylar varken benim içkimle, domuz etimle neden uğraşır?</title>
		<link>https://ateistlerecevap.org/allah-savas-gibi-daha-onemli-olaylar/</link>
					<comments>https://ateistlerecevap.org/allah-savas-gibi-daha-onemli-olaylar/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ateistlere Cevaplar]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 04 Aug 2017 14:12:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sorular]]></category>
		<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.ateistlerecevap.org/?p=34</guid>

					<description><![CDATA[<p>Değerli kardeşimiz, İtiraz şeklinde soru soranlara olmasa da, bu soruları bize ulaştıran kardeşlerimize şunu söyleyebiliriz ki: Allah’ın koyduğu hükümler, onun sonsuz ilim ve hikmetinin birer yansımasıdır. Prensip olarak her hükmün kendi çapında bir katma değeri vardır. Zaruret olmadan hiç bir ilahî hüküm başka bir hükme feda edilmez. Örneğin, savaşın varlığı, içkiyi ve domuz etini helal [&#8230;]</p>
The post <a href="https://ateistlerecevap.org/allah-savas-gibi-daha-onemli-olaylar/" data-wpel-link="internal">Allah, savaş gibi daha önemli olaylar varken benim içkimle, domuz etimle neden uğraşır?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://3.bp.blogspot.com/-94ESqU2vjWY/WYR_0QevIGI/AAAAAAAAIM8/8ZJPy2iJT5sYEAfQuVfu1Qm0YYY2uFufQCK4BGAYYCw/s1600/Kur%2527an%2527%25C4%25B1%2BKerim%2527in%2Bde%25C4%259Fi%25C5%259Fime%2Bu%25C4%259Framad%25C4%25B1%25C4%259F%25C4%25B1n%25C4%25B1n%2Bkan%25C4%25B1tlar%25C4%25B1.%2B%252816%2529.png" imageanchor="1" data-wpel-link="external" rel="nofollow external noopener noreferrer"><img loading="lazy" decoding="async" border="0" height="360" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2017/08/Kur27an27C4B1Kerim27indeC49FiC59FimeuC49FramadC4B1C49FC4B1nC4B1nkanC4B1tlarC4B1.281629.png" width="640" /></a></p>
<p></p>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Değerli kardeşimiz,</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
İtiraz şeklinde soru soranlara olmasa da, bu soruları bize ulaştıran kardeşlerimize şunu söyleyebiliriz ki: Allah’ın koyduğu hükümler, onun sonsuz ilim ve hikmetinin birer yansımasıdır. Prensip olarak her hükmün kendi çapında bir katma değeri vardır. Zaruret olmadan hiç bir ilahî hüküm başka bir hükme feda edilmez.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Örneğin, savaşın varlığı, içkiyi ve domuz etini helal kılmaz. Çünkü bu itirazı yapan kişi şunu bilmelidir ki, onun evinde içki içmesi savaşın bitmesine yardımcı olmaz, barışı getirmez. Eğer çok insancıl düşünüyorsa, başkaları bu savaşlarda ölürken kendisinin içki sofralarında keyfine bakması insanlık dışıdır, hiçbir akla ve vicdana sığmaz.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Keza insanlar savaşta kırılırken birilerinin domuz eti yemesi barışa bir katkı sunuyor mu?</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Kaldı ki Allah savaşlarla da ilgilenmiştir ve ilgileniyor. Evet, Allah Kur’an-ı kerim ve elçisi Hz. Muhammed vasıtasıyla bize savaşmamayı ve barışa girmemizi emrediyor:</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
İşte ilgili ayetlerden bir kaçı:</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343; margin-bottom: 1em;">
“Ey iman edenler!&nbsp;Hepiniz toptan barış ve selamete girin de şeytanın adımlarını izlemeyin. Çünkü o, sizin aranızı açan belli bir düşmandır.”&nbsp;(Bakara, 2/208)</div>
<div style="box-sizing: inherit; margin-bottom: 1em;">
“.Şayet onlar (düşmanlarınız olan kâfirler) sizden uzak durur, sizinle savaşmazlar ve&nbsp;size barış teklif ederlerse, o takdirde Allah onlara saldırmak için size yol vermez/izin vermez.”&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">(Nisa, 4/90)</em></div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
“İşte bundan dolayı İsrailoğullarına kitapta şunu bildirdik:Kim katil olmayan ve yeryüzünde fesat çıkarmayan bir kişiyi öldürürse sanki bütün insanları öldürmüş gibi olur. Kim de bir adamın hayatını kurtarırsa sanki bütün insanların hayatını kurtarmış olur. Resullerimiz onlara açık ayetler ve deliller getirmişlerdi. Ne var ki onların çoğu bütün bunlardan sonra, hâla yeryüzünde fesat ve cinayette aşırı gitmektedirler.”&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">(Maide, 5/32)</em></div>
</blockquote>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Kur’an’da, ilk vahyin gelişinden yaklaşık 15 yıl sonra ilk defa Müslümanlara savaş izni veren şu ayettir: “Kendilerine savaş açılan&nbsp;müminlere, savaşmaları için&nbsp;izin verildi. Çünkü onlar&nbsp;zulme mâruz kaldılar. Allah onlara zafer vermeye elbette kadirdir” (Hac, 22/39)</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Müminler, on üç&nbsp;yıllık Mekke ve iki&nbsp;yıllık Medine dönemi olmak üzere, toplam on beş&nbsp;yıl boyunca kâfirlerden çekmedikleri cefa, görmedikleri eza kalmamıştı. Ama yine de onlara savaş izni verilmemişti. Çünkü İslam dini, barış dini idi. İslam bizzat&nbsp;&#8220;silm&#8221;&nbsp;kökünden geldiği için barış anlamındadır. Onun için ilk defa savaşa izin verirken de Allah, şiddetli değil, çok hafif sözcükler kullanmıştır. Örneğin: &nbsp;</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
a.&nbsp;Ayetin başında&nbsp;“Derhal savaşın!”&nbsp;gibi şiddetli bir ifade yerine&nbsp;“İzin verildi”&nbsp;sözcüğü kullanılmıştır. Burada&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">“savaşa emir verildi”&nbsp;</em>yerine&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">“savaşa izin verildi”&nbsp;</em>ifadesi gerçekten şefkat dolu, çok hafif bir ifadedir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
b.&nbsp;Keza,&nbsp;“Savaşa izin verdim.”&nbsp;şeklindeki etkin bir ifade yerine&nbsp;“Savaşa izin verildi.”&nbsp;şeklindeki edilgen ve meçhul bir fiil kipinin kullanılması, -mecbur kalınmadığı sürece- savaşın İslam’da ne kadar arzu edilmeyen bir şey olduğuna işaret etmeye yöneliktir. &nbsp;</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
c.&nbsp;Müslümanların savaşmalarına verilen iznin istedikleri zaman değil, karşı tarafın kendilerine savaş açtıktan sonrası ile kayıtlanması, İslamda&nbsp; savaşın gerçekten asıl maksat olmadığının açık delilidir. İlgili ayetin “Kendilerine savaş açılan müminlere, savaşmaları için izin verildi.” mealindeki ifadesi&nbsp; bunun göstergesidir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
d.&nbsp;Ayette ayrıca, savaşa verilen iznin gerekçesi olarak “Çünkü onlar zulme mâruz kaldılar” şeklinde ifade edilmiş olması, durup dururken -emperyalist düşüncelerle- müslümanların düşmanlarına savaşı başlatmalarının söz konusu olmadığına, olmaması gerektiğine işarettir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Bu izinden sonra ilk yapılan savaş Bedir savaşıdır. Müşrikler ta Mekke’den kalkıp Medine yakınlarındaki Bedir mevkisine kadar gelmişler ve yukarıdaki ayetin son cümlesinde açıkça ifade edilen ve bu açıdan gaybi bir haber olarak bir mucize parıltısı olan “Allah onlara zafer vermeye elbette kadirdir” mealindeki ifadesi tahakkuk etmiş ve kâfirler de bozguna uğramışlardır.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Eğer soruda yer alan&nbsp;&nbsp;“Allah niye savaşla ilgilenmiyor”&nbsp;sorusundan maksat,“Allah neden savaşları durdurmuyor?”&nbsp;ise, bunun cevabı çok açıktır:</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Allah bu dünyayı bir imtihan meydanı olarak yaratmış, insanları da bu salonda imtihan ediyor. Âdil bir imtihanın gerçekleşmesi için de insanlara -istedikleri şekilde kullanabilecekleri- özgür bir irade ve serbestçe kullanacakları bir güç-kuvvet vermiştir. Bu imtihanı kaybedenlerle kazananların olması için her iki taraf da eşit bir şekilde imtihana tabi tutulmuşlardır.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Bu sebeple, Allah iyilik yapanların elini bağlamadığı gibi, kötülük yapanların da elini-kolunu bağlamıyor. Aksi takdirde Allah içki içenlerin akıllarını başlarından alıp bir daha geri vermemek suretiyle onları hayvan derekesine düşürebildiği gibi, domuz etini yiyenleri de domuza çevirebilirdi. Allah’a karşı isyan bayrağını açan zalim katillerin belini kırardı, o hezeyancı dillerini koparırdı.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Demek ki, zalimlere karışmaması imtihanın sağlığı açısından zorunlu olduğu içindir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Evet;</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Cennet adam istediği gibi cehennem de adam ister.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Cennet ucuz olmadığı gibi, cehennem de lüzumsuz değildir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Gerçek insanlık vicdanı:&nbsp;Mazlumlar için&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">“Yaşasın cennet!”</em>&nbsp;dediği gibi, zalimler için de&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">“Yaşasın cehennem.”</em>&nbsp;demektedir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Zaten bu dünya imtihan meydanında zalimler ile mazlumların bulunması, zalimlerin izzet içinde, mazlumların ise zillet içinde ölüp gitmesi, mahşerde Allah’ın sonsuz adaletini gösterecek bir mahkeme-i kübranın varlığının açık bir delilidir.</div>The post <a href="https://ateistlerecevap.org/allah-savas-gibi-daha-onemli-olaylar/" data-wpel-link="internal">Allah, savaş gibi daha önemli olaylar varken benim içkimle, domuz etimle neden uğraşır?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ateistlerecevap.org/allah-savas-gibi-daha-onemli-olaylar/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kur&#039;an&#039;daki cehennem tehditleri, insanların hürriyetlerini yok etmez mi?</title>
		<link>https://ateistlerecevap.org/kurandaki-cehennem-tehditleri-insanlarn/</link>
					<comments>https://ateistlerecevap.org/kurandaki-cehennem-tehditleri-insanlarn/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ateistlere Cevaplar]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 04 Aug 2017 13:42:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sorular]]></category>
		<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.ateistlerecevap.org/?p=35</guid>

					<description><![CDATA[<p>Değerli kardeşimiz, &#8211; İslam’da insanın iradesini ortadan kaldıracak hiçbir öngörü söz konusu değildir.&#160;İleriye dönük, hangi işlerin kâr; hangi işlerin zarar&#160;getireceğine dair bilgilendirme yapmak, kişiyi bağlamak değil, önünü açmaktır. &#8211;&#160;“Dinde asla zorlama yoktur.”&#160;(Bakara, 2/256)&#160;mealindeki ayetin ifadesi ortadayken, İslam’da zorlama anlamına gelen bazı şeylerin olduğunu söylemek, özgür iradesiyle cehennemin kapısını aralamak anlamına gelir. &#8211;&#160;“Şu yiyecek kanserojen maddeyi [&#8230;]</p>
The post <a href="https://ateistlerecevap.org/kurandaki-cehennem-tehditleri-insanlarn/" data-wpel-link="internal">Kur'an'daki cehennem tehditleri, insanların hürriyetlerini yok etmez mi?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://1.bp.blogspot.com/-_8H6GrJiUTk/WYR5fw9bsHI/AAAAAAAAIMw/xUeZo7nPHGUNeceouvNhZEiE_8coGSElQCK4BGAYYCw/s1600/Kur%2527an%2527%25C4%25B1%2BKerim%2527in%2Bde%25C4%259Fi%25C5%259Fime%2Bu%25C4%259Framad%25C4%25B1%25C4%259F%25C4%25B1n%25C4%25B1n%2Bkan%25C4%25B1tlar%25C4%25B1.%2B%252815%2529.png" imageanchor="1" style="clear: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;" data-wpel-link="external" rel="nofollow external noopener noreferrer"><img loading="lazy" decoding="async" alt="Değerli kardeşimiz,  - İslam’da insanın iradesini ortadan kaldıracak hiçbir öngörü söz konusu değildir. İleriye dönük, hangi işlerin kâr; hangi işlerin zarar getireceğine dair bilgilendirme yapmak, kişiyi bağlamak değil, önünü açmaktır.  - “Dinde asla zorlama yoktur.” (Bakara, 2/256) mealindeki ayetin ifadesi ortadayken, İslam’da zorlama anlamına gelen bazı şeylerin olduğunu söylemek, özgür iradesiyle cehennemin kapısını aralamak anlamına gelir.  - “Şu yiyecek kanserojen maddeyi veya öldürücü zehir içeriyor; sakın yeme, öleceksin!” diyen bir doktor için “Beni tehdit ediyor, serbestçe yemek yememe engel oluyor.” diye şikayette bulunan bir hasta olabilir mi?  - Bugün insanların pek çoğunun cehennem yolunu tercih etmeleri, Kur’an’da yer alan bu tehdidin insan iradesini ortadan kaldırmadığının tartışmasız göstergesidir.  - Bugün dünyanın bütün ülkelerinde yasaklara karşı bazı cezalar ön görülmüştür. Allah’ın hiçbir kulu, siz bu cezaları koymakla benim serbest hareket etmemi kısıtlamışsınız demiyor. Çünkü, bu yasaklar ve cezalar belli şahıslara göre değil, genel prensipler, ilkeler halinde tespit edilmiştir. Her ferdin suç işleme hürriyeti vardır. Her gün binlerce insan suç işleyerek bu hürriyetin varlığını göstermektedir.  Göz önünde bulunan bu dünyayla ilgili yasakları ve ceza tehditleri, insanların bu özgür iradelerini elinden alamadığına göre, ne zaman tahakkuk edeceği belli olmayan meçhul bir gelecekteki cehennem cezasının kendisini tehdit ettiğini söyleyen kimsenin, bu iddiasını ciddiye almak mümkün değildir.  - Bununla beraber, Kur’an’da cennetin zikredilmesi, insanları iyiliğe teşvik olduğu gibi, cehennemin zikredilmesi de onları kötülükten uzaklaştırmaya yöneliktir.  Ne cennetin ne de cehennemin Kur’an’da yer alması, insanların özgür iradesini ortadan kaldıracak bir niteliktedir. İnsanlara insanca yaşamaya karşılık cennet gibi bir mükâfatın olduğunu müjdelemek, kötülüğün karşılığında ise cehennem gibi bir cezanın olduğunu bildirip uyarmak, insanın aklına ve özgür iradesine yapılan şefkat dolu bir hatırlatmaktır. Gerisi insanın kendisine kalmıştır. Kur’an’ın ifadesiyle: “Artık dileyen iman etsin, dileyen inkâr etsin…” İşin doğrusunu bildirmek Kur’an’a aittir. Buna kulak verip vermemek ise insana aittir.    - Unutmayalım ki, bu geveze asrın hürriyet anlayışı, aklın, kalbin, vicdanın hürriyeti değil, nefsanî ve  hayvanî iç güdülerin serbest olmasını öngören bir hürriyetçiliktir.  “Adam öldürme, başkasının kızına, karısına kem gözle bakma, başkasının malını çalma!..&quot; diyen bir dinin, bu yasaklarını ve buna terettüp eden cezayı öngörmesini özgürlüğe aykırı bulan kimsenin, insanlık ailesi içerisinde yeri olabilir mi?  Evet, insan kölelikten kurtulup hür oldu, ama yine de Abdullahtır / Allah’ın kuludur; onun emir ve yasaklarının dışına çıkmamalıdır. Zira cennet ucuz olmadığı gibi, cehennem de lüzumsuz değildir." border="0" height="360" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2017/08/Kur27an27C4B1Kerim27indeC49FiC59FimeuC49FramadC4B1C49FC4B1nC4B1nkanC4B1tlarC4B1.281529.png" title="Değerli kardeşimiz,  - İslam’da insanın iradesini ortadan kaldıracak hiçbir öngörü söz konusu değildir. İleriye dönük, hangi işlerin kâr; hangi işlerin zarar getireceğine dair bilgilendirme yapmak, kişiyi bağlamak değil, önünü açmaktır.  - “Dinde asla zorlama yoktur.” (Bakara, 2/256) mealindeki ayetin ifadesi ortadayken, İslam’da zorlama anlamına gelen bazı şeylerin olduğunu söylemek, özgür iradesiyle cehennemin kapısını aralamak anlamına gelir.  - “Şu yiyecek kanserojen maddeyi veya öldürücü zehir içeriyor; sakın yeme, öleceksin!” diyen bir doktor için “Beni tehdit ediyor, serbestçe yemek yememe engel oluyor.” diye şikayette bulunan bir hasta olabilir mi?  - Bugün insanların pek çoğunun cehennem yolunu tercih etmeleri, Kur’an’da yer alan bu tehdidin insan iradesini ortadan kaldırmadığının tartışmasız göstergesidir.  - Bugün dünyanın bütün ülkelerinde yasaklara karşı bazı cezalar ön görülmüştür. Allah’ın hiçbir kulu, siz bu cezaları koymakla benim serbest hareket etmemi kısıtlamışsınız demiyor. Çünkü, bu yasaklar ve cezalar belli şahıslara göre değil, genel prensipler, ilkeler halinde tespit edilmiştir. Her ferdin suç işleme hürriyeti vardır. Her gün binlerce insan suç işleyerek bu hürriyetin varlığını göstermektedir.  Göz önünde bulunan bu dünyayla ilgili yasakları ve ceza tehditleri, insanların bu özgür iradelerini elinden alamadığına göre, ne zaman tahakkuk edeceği belli olmayan meçhul bir gelecekteki cehennem cezasının kendisini tehdit ettiğini söyleyen kimsenin, bu iddiasını ciddiye almak mümkün değildir.  - Bununla beraber, Kur’an’da cennetin zikredilmesi, insanları iyiliğe teşvik olduğu gibi, cehennemin zikredilmesi de onları kötülükten uzaklaştırmaya yöneliktir.  Ne cennetin ne de cehennemin Kur’an’da yer alması, insanların özgür iradesini ortadan kaldıracak bir niteliktedir. İnsanlara insanca yaşamaya karşılık cennet gibi bir mükâfatın olduğunu müjdelemek, kötülüğün karşılığında ise cehennem gibi bir cezanın olduğunu bildirip uyarmak, insanın aklına ve özgür iradesine yapılan şefkat dolu bir hatırlatmaktır. Gerisi insanın kendisine kalmıştır. Kur’an’ın ifadesiyle: “Artık dileyen iman etsin, dileyen inkâr etsin…” İşin doğrusunu bildirmek Kur’an’a aittir. Buna kulak verip vermemek ise insana aittir.    - Unutmayalım ki, bu geveze asrın hürriyet anlayışı, aklın, kalbin, vicdanın hürriyeti değil, nefsanî ve  hayvanî iç güdülerin serbest olmasını öngören bir hürriyetçiliktir.  “Adam öldürme, başkasının kızına, karısına kem gözle bakma, başkasının malını çalma!..&quot; diyen bir dinin, bu yasaklarını ve buna terettüp eden cezayı öngörmesini özgürlüğe aykırı bulan kimsenin, insanlık ailesi içerisinde yeri olabilir mi?  Evet, insan kölelikten kurtulup hür oldu, ama yine de Abdullahtır / Allah’ın kuludur; onun emir ve yasaklarının dışına çıkmamalıdır. Zira cennet ucuz olmadığı gibi, cehennem de lüzumsuz değildir." width="640" /></a></p>
<p></p>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Değerli kardeşimiz,</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
&#8211; İslam’da insanın iradesini ortadan kaldıracak hiçbir öngörü söz konusu değildir.&nbsp;İleriye dönük, hangi işlerin kâr; hangi işlerin zarar&nbsp;getireceğine dair bilgilendirme yapmak, kişiyi bağlamak değil, önünü açmaktır.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
&#8211;&nbsp;“Dinde asla zorlama yoktur.”<em style="box-sizing: inherit;">&nbsp;(Bakara, 2/256)</em>&nbsp;mealindeki ayetin ifadesi ortadayken, İslam’da zorlama anlamına gelen bazı şeylerin olduğunu söylemek, özgür iradesiyle cehennemin kapısını aralamak anlamına gelir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
&#8211;&nbsp;“Şu yiyecek kanserojen maddeyi veya öldürücü zehir içeriyor; sakın yeme, öleceksin!”&nbsp;diyen bir doktor için&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">“Beni tehdit ediyor, serbestçe yemek yememe engel oluyor.”</em>&nbsp;diye şikayette bulunan bir hasta olabilir mi?</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
&#8211; Bugün insanların pek çoğunun cehennem yolunu tercih etmeleri, Kur’an’da yer alan bu tehdidin insan iradesini ortadan kaldırmadığının tartışmasız göstergesidir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
&#8211; Bugün dünyanın bütün ülkelerinde yasaklara karşı bazı cezalar ön görülmüştür. Allah’ın hiçbir kulu, siz bu cezaları koymakla benim serbest hareket etmemi kısıtlamışsınız demiyor. Çünkü, bu yasaklar ve cezalar belli şahıslara göre değil, genel prensipler, ilkeler halinde tespit edilmiştir. Her ferdin suç işleme hürriyeti vardır. Her gün binlerce insan suç işleyerek bu hürriyetin varlığını göstermektedir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Göz önünde bulunan bu dünyayla ilgili yasakları ve ceza tehditleri, insanların bu özgür iradelerini elinden alamadığına göre, ne zaman tahakkuk edeceği belli olmayan meçhul bir gelecekteki cehennem cezasının kendisini tehdit ettiğini söyleyen kimsenin, bu iddiasını ciddiye almak mümkün değildir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
&#8211; Bununla beraber, Kur’an’da cennetin zikredilmesi, insanları iyiliğe teşvik olduğu gibi, cehennemin zikredilmesi de onları kötülükten uzaklaştırmaya yöneliktir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Ne cennetin ne de cehennemin Kur’an’da yer alması, insanların özgür iradesini ortadan kaldıracak bir niteliktedir. İnsanlara insanca yaşamaya karşılık cennet gibi bir mükâfatın olduğunu müjdelemek, kötülüğün karşılığında ise cehennem gibi bir cezanın olduğunu bildirip uyarmak, insanın aklına ve özgür iradesine yapılan şefkat dolu bir hatırlatmaktır. Gerisi insanın kendisine kalmıştır. Kur’an’ın ifadesiyle:&nbsp;“Artık dileyen iman etsin, dileyen inkâr etsin…”&nbsp;İşin doğrusunu bildirmek Kur’an’a aittir. Buna kulak verip vermemek ise insana aittir. &nbsp;</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
&#8211; Unutmayalım ki, bu geveze asrın hürriyet anlayışı, aklın, kalbin, vicdanın hürriyeti değil, nefsanî ve&nbsp; hayvanî iç güdülerin serbest olmasını öngören bir hürriyetçiliktir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
“Adam öldürme, başkasının kızına, karısına kem gözle bakma, başkasının malını çalma!..&#8221;&nbsp;diyen bir dinin, bu yasaklarını ve buna terettüp eden cezayı öngörmesini özgürlüğe aykırı bulan kimsenin, insanlık ailesi içerisinde yeri olabilir mi?</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Evet, insan kölelikten kurtulup hür oldu, ama yine de Abdullahtır / Allah’ın kuludur; onun emir ve yasaklarının dışına çıkmamalıdır. Zira&nbsp;cennet ucuz olmadığı gibi, cehennem de lüzumsuz değildir.</div>The post <a href="https://ateistlerecevap.org/kurandaki-cehennem-tehditleri-insanlarn/" data-wpel-link="internal">Kur'an'daki cehennem tehditleri, insanların hürriyetlerini yok etmez mi?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ateistlerecevap.org/kurandaki-cehennem-tehditleri-insanlarn/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İnanma ihtiyacı doğuştan mı gelir?</title>
		<link>https://ateistlerecevap.org/inanma-ihtiyac-dogustan-m-gelir/</link>
					<comments>https://ateistlerecevap.org/inanma-ihtiyac-dogustan-m-gelir/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ateistlere Cevaplar]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 04 Aug 2017 11:17:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sorular]]></category>
		<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.ateistlerecevap.org/?p=36</guid>

					<description><![CDATA[<p>Değerli kardeşimiz, İsviçreli psikolog&#160;Pierre Bovet,&#160;&#8220;Din Duygusu ve Çocuk Psikolojisi&#8221;&#160;adlı eserinde, belli bir yaşa gelen bütün normal çocukların, sırf kendilerine mahsus tamamen&#160;&#8220;kendi malları&#8221;&#160;olan (yani fıtratlarında bulunan) sanki&#160;&#8220;tabii bir dinleri&#8221;&#160;vardır. Bu iptidai inançların teşekkülünde, cemiyet kadar, ferdin şuur, idrak ve muhayyilesi de önemli rol oynar. Belki çocuk, cemiyetten edindiği dini kavramların muhtevasını, bizzat kendisi tayin eder. Ancak, [&#8230;]</p>
The post <a href="https://ateistlerecevap.org/inanma-ihtiyac-dogustan-m-gelir/" data-wpel-link="internal">İnanma ihtiyacı doğuştan mı gelir?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div class="separator" style="clear: both; text-align: center;">
<a href="https://2.bp.blogspot.com/-rJoPMh4Q1FI/WYRWRSTvb9I/AAAAAAAAIMc/J9uJ7qhV02EnWjPSxjJgAwB9bJMtSyvPQCLcBGAs/s1600/Kur%2527an%2527%25C4%25B1%2BKerim%2527in%2Bde%25C4%259Fi%25C5%259Fime%2Bu%25C4%259Framad%25C4%25B1%25C4%259F%25C4%25B1n%25C4%25B1n%2Bkan%25C4%25B1tlar%25C4%25B1.%2B%252814%2529.png" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;" data-wpel-link="external" rel="nofollow external noopener noreferrer"><img loading="lazy" decoding="async" alt="İnanma ihtiyacı doğuştan mı gelir?" border="0" data-original-height="720" data-original-width="1280" height="360" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2017/08/Kur27an27C4B1Kerim27indeC49FiC59FimeuC49FramadC4B1C49FC4B1nC4B1nkanC4B1tlarC4B1.281429.png" title="İnanma ihtiyacı doğuştan mı gelir?" width="640" /></a></div>
<p></p>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Değerli kardeşimiz,</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
İsviçreli psikolog&nbsp;Pierre Bovet,<em style="box-sizing: inherit;">&nbsp;</em><em style="box-sizing: inherit;">&#8220;Din Duygusu ve Çocuk Psikolojisi&#8221;</em>&nbsp;adlı eserinde, belli bir yaşa gelen bütün normal çocukların, sırf kendilerine mahsus tamamen<em style="box-sizing: inherit;">&nbsp;&#8220;kendi malları&#8221;&nbsp;</em>olan (yani fıtratlarında bulunan) sanki&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">&#8220;tabii bir dinleri&#8221;&nbsp;</em>vardır. Bu iptidai inançların teşekkülünde, cemiyet kadar, ferdin şuur, idrak ve muhayyilesi de önemli rol oynar. Belki çocuk, cemiyetten edindiği dini kavramların muhtevasını, bizzat kendisi tayin eder. Ancak, zamanla cemiyet ile kendi arasındaki tezatları görür, yeni intibaklara gider. Şanlı Peygamberimiz (asm)&#8217;den öğrendiğimize göre:</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
&#8220;Bütün çocuklar İslam fıtratı üzere doğarlar, daha sonra, onları, anaları, babaları (ve cemiyet) şu veya bu dine sokar.&#8221;</div>
</blockquote>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Çocukların&nbsp;&#8220;fıtri dini&#8221;&nbsp;konusunda pek çok ilim ve fikir adamı araştırma yapmıştır. Bunlardan biri de Amerikalı filozof&nbsp;William James&#8217;tir. O, çocukta, cemiyetin müdahalesi olmaksızın meydana gelen&nbsp;&#8220;tabii din duygularını&#8221;yakalamak için, Ballard adında, on bir yaşına kadar, hiçbir ders almamış olan sağır ve dilsiz bir çocuğun hatıralarını ve davranışlarını incelemiştir. Sonradan iyi bir eğitimden geçirilen bu çocuk, eğitim öncesi&nbsp;&#8220;fizik ötesi&#8221;&nbsp;düşünce ve duygularını şöylece özetlemiştir:</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343; margin-bottom: 1em;">
<em style="box-sizing: inherit;">&#8220;Babamla gezintiye çıktığımız oluyordu. Tabiat ve manzaralar bana çok tesir ediyordu. Konuşmayı ve yazmayı bilmiyor, fakat düşünüyordum. Kendi kendime soruyordum:</em></div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
<em style="box-sizing: inherit;">&#8216;Acaba dünya nasıl var oldu?&#8217;, &#8216;İnsan, hayata nasıl başladı?&#8217;, &#8216;Bitkiler ve diğer canlılar nasıl meydana geldi?&#8217;, &#8216;Dünya&#8217;yı, Ay&#8217;ı, Güneş&#8217;i var eden sebep ne?&#8217;, &#8216;Bu eşya alemi nasıl doğdu?&#8217;, &#8216;Bütün bu soruları kim aklıma getiriyor?&#8217;, &#8216;İlk insan, ilk hayvan, ilk bitki, tohumsuz nasıl meydana geldiler?&#8217;, &#8216;Nereden gelip nereye gidiyoruz?&#8217;, &#8216;Kâinatın başlangıcı nasıl olabilirdi?&#8217;&nbsp;Bilhassa, bu soruya cevap bulamazdım. Düşünür, düşünür vazgeçer, bir müddet sonra, yine aynı meseleye dönerdim.&#8221; (bk. Pierre Bovet, Din Duygusu ve Çocuk Psikolojisi, s.71-72).</em></div>
</blockquote>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Daha birçok psikolog bu konuyu araştırmış, aşağı yukarı aynı sonuçlara ulaşmışlardır. Böylece anlaşılmıştır ki, çocuklar da en küçük yaştan itibaren, kâinata ve tabiata merakla yönelir ve yukarıda örneğini verdiğimiz soruları sorarlar. Bu, insanın&nbsp;&#8220;tabiatı&#8221;dır,&nbsp;&#8220;fıtratı&#8221;dır. Görüldüğü gibi, bu sorular, yalnız mütefekkirlerin ve filozofların değil, çocuk, genç ve yetişkin herkesin zihnini işgal etmektedir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Yüce ve mukaddes kitabımız Kur&#8217;an-ı Kerim, Büyük Peygamber Hz. İbrahim (as)&#8217;ın çocuk yaşta iken, tabiata ve kâinata yönelerek yıldızlarda, Ay&#8217;da ve Güneş&#8217;te Yüce Yaradan&#8217;ı arayışını, daha sonra bunları aşıp&nbsp;&#8220;ötelerin ötesine&#8221;doğru kanatlanışını ne güzel anlatır.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
<em style="box-sizing: inherit;">(bk. Gerçeğe Doğru, c.III, Zafer Yayınları)</em></div>The post <a href="https://ateistlerecevap.org/inanma-ihtiyac-dogustan-m-gelir/" data-wpel-link="internal">İnanma ihtiyacı doğuştan mı gelir?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ateistlerecevap.org/inanma-ihtiyac-dogustan-m-gelir/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Allah neden diğer kutsal kitapları korumadı da sadece Kuran’ı korudu?</title>
		<link>https://ateistlerecevap.org/allah-neden-diger-kutsal-kitaplar/</link>
					<comments>https://ateistlerecevap.org/allah-neden-diger-kutsal-kitaplar/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ateistlere Cevaplar]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 29 Jul 2017 14:19:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sorular]]></category>
		<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.ateistlerecevap.org/?p=37</guid>

					<description><![CDATA[<p>Değerli kardeşimiz, 1.&#160;İnsanoğlunun yaratılması, Allah’a kulluk etmeleri içindir. Bu kulluğun nasıl yapılacağını göstermek için de birer rehber olarak elçiler ve kitaplar gönderilmiştir. &#160;Kitapların, peygamberlerin gönderilmesi, insanların âdil bir imtihan geçirmelerinin olmazsa olmaz şartıdır. Gerçeği anlamak için insanlara akıl, şuur verildiği gibi, imtihanın âdil ve eşit şartlarda geçmesi için de onların her birisine özgür irade verilmiştir. [&#8230;]</p>
The post <a href="https://ateistlerecevap.org/allah-neden-diger-kutsal-kitaplar/" data-wpel-link="internal">Allah neden diğer kutsal kitapları korumadı da sadece Kuran’ı korudu?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div class="separator" style="clear: both; text-align: center;">
<a href="https://1.bp.blogspot.com/-b_1BXjb9xE8/WXyZDF4g4nI/AAAAAAAAIFw/cRFsDyX7EFo9aQt-OzQ0pG_JGq6wqfIiwCLcBGAs/s1600/Kur%2527an%2527%25C4%25B1%2BKerim%2527in%2Bde%25C4%259Fi%25C5%259Fime%2Bu%25C4%259Framad%25C4%25B1%25C4%259F%25C4%25B1n%25C4%25B1n%2Bkan%25C4%25B1tlar%25C4%25B1.%2B%252813%2529.png" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;" data-wpel-link="external" rel="nofollow external noopener noreferrer"><img loading="lazy" decoding="async" alt="Allah neden diğer kutsal kitapları korumadı da sadece Kuran’ı korudu?" border="0" data-original-height="720" data-original-width="1280" height="360" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2017/07/Kur27an27C4B1Kerim27indeC49FiC59FimeuC49FramadC4B1C49FC4B1nC4B1nkanC4B1tlarC4B1.281329.png" title="Allah neden diğer kutsal kitapları korumadı da sadece Kuran’ı korudu?" width="640" /></a></div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Değerli kardeşimiz,</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
1.&nbsp;İnsanoğlunun yaratılması, Allah’a kulluk etmeleri içindir. Bu kulluğun nasıl yapılacağını göstermek için de birer rehber olarak elçiler ve kitaplar gönderilmiştir.<br />
<br style="box-sizing: inherit;" /><br />
<em style="box-sizing: inherit;">&nbsp;Kitapların, peygamberlerin gönderilmesi, insanların âdil bir imtihan geçirmelerinin olmazsa olmaz şartıdır.</em><br />
<br style="box-sizing: inherit;" /><br />
Gerçeği anlamak için insanlara akıl, şuur verildiği gibi, imtihanın âdil ve eşit şartlarda geçmesi için de onların her birisine özgür irade verilmiştir. Özgür iradesini kullanamayan, aklı olmayan çocuk, deli ve icbar altında olanlar bu imtihandan muaftır.<br />
<br style="box-sizing: inherit;" /><br />
Bu tablo karşısında yer alan insanlar, bu gelen peygamberlere ve kitaplara iman edenler ve etmeyenler olarak iki gruba ayrılır.</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
“Dinde zorlama yoktur&#8230;”(Bakara, 2/256)</div>
</blockquote>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
mealindeki ayetten iki şey anlıyoruz:&nbsp;Birincisi;&nbsp;dine girmelerini sağlama adına, insanlara hiçbir surette baskı yapılamaz.&nbsp;İkincisi;&nbsp;dine girmemelerini engelleme adına hiçbir surette baskı yapılamaz. Bu prensibi bize öğreten Allah, kendisi de aynı prensibe uygun hareket ediyor.<br />
<br style="box-sizing: inherit;" /><br />
Buna göre Allah, peygamberlere iman edenleri engellemediği gibi, iman etmeyenleri, hatta onları öldürenleri de engellemiyor. Kitaplara iman edip sahip çıkanları engellemediği gibi, onları tahrif edenleri de engellemiyor.<br />
<br style="box-sizing: inherit;" /><br />
Eğer Allah, bütün katillerin, canilerin, hırsızların, dinsizlerin, tahrifçilerin ellerinden tutup onları yaptıklarından alıkoysa, bu takdirde dünyada kötülük namına bir şey kalmaz ve tabii ki, bu durumda imtihandan da söz edilemez.<br />
<br style="box-sizing: inherit;" /><br />
2.&nbsp;Daha önceki peygamberler, belli kavimlere ve belli bir süre için gönderilmişlerdir. Onların kitapları da sadece o kavimler ve belli bir süre için geçerlidir. Onun için Allah onları koruma altına almamıştır. Çünkü o peygamberin gönderildiği süre dolunca veya kitabı tahrife maruz kalınca Allah peşinden başka bir peygamber ve başka bir kitap göndermiştir. Ama bizim Peygamberimiz (asm), bütün zamanlar ve mekanlar için gönderilmiş son peygamberdir. Ondan sonra peygamber gelmeyeceğine göre, eğer Allah O’na (asm) verdiği Kur’an’ı korumasaydı, daha sonraki asırlarda gelen/gelecek insanların doğru yolu bulmaları mümkün olmazdı.<br />
<br style="box-sizing: inherit;" /><br />
3.&nbsp;Allah’ın yeryüzünde yarattığı şeylerin hepsi bir değildir. Kimini sebeplere bağlar, kimini sebepsiz vasıtasız yaratır. Mesela insanların hepsi anne ve babadan gelirken Hz. Ademi (as) hem anne hem babasız, Hz. İsa (as)&#8217;ı babasız, Hz. Hava&#8217;yı da hem babasız hem annesiz yaratmıştır. Demek ki umumi kanunların dışında bazen hususi olarak muamele etmektedir.<br />
<br style="box-sizing: inherit;" /><br />
Ayrıca ateş yakar, ay ikiye yarılmaz, ağaç yürümez, asa yılan olamaz. Sebepler açısından böyledir. Ancak, Hz. İbrahim (as) yanmamış, Ay ikiye ayrılmış, ağaç Peygamberimizin (asm) emriyle yürümüş, Hz. Musa (as)&#8217;ın asası da yılan olmuştur. Allah’ın izniyle ve muradıyla bunlarda değişiklik olmuştur.<br />
<br style="box-sizing: inherit;" /><br />
Yine bazı peygamberler gelmiş, gönderildiği ümmetleri tarafından öldürülmüştür. Ama Hz. Musa (as), Hz. İbrahim (as), Hz. Muhammed (asm) gibi bazı peygamberlerini de muhafaza ederek korumuştur.<br />
<br style="box-sizing: inherit;" /><br />
İşte aynı durum kitaplar için de geçerli olabilir.&nbsp;Diğer kitapların değiştirilmesine müsaade eden Allah, hususi olarak lütfuyle Kur’an-ı Kerim’in değiştirilmesini engellemiştir. Bu sebepten dolayı Kur’an’ın özel koruması altında olduğunu belirtmiştir.&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">Hz İbrahim (as)’i ateşten yakmayıp koruyan Allah, Kur’an-ı Kerimi de değişiklikten muhafaza etmiştir.</em><br />
<br style="box-sizing: inherit;" /><br />
Şimdi nefis ve şeytanımız, neden diğer peygamberlerini öldürülmekten korumadı da Hz. İbrahim (as)’i korudu, diyemeyeceği gibi, bu konuda da fikir beyan edemeyecektir inşallah.<br />
<br style="box-sizing: inherit;" /><br />
4.&nbsp;Kur&#8217;an&#8217;dan önce gelen ve bugün elde mevcut bulunan İlâhî Kitapların hiçbiri, Allah&#8217;ın peygamberlerine indirdiği semavî kitapların orijinali değildir. Bunların zamanla asıl nüshaları kaybolmuş, insanlar tarafından yeniden yazılmışlardır. Bu yüzden de içlerine hurafeler ve bâtıl inançlar karışmıştır.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Meselâ Tevrat&#8217;ın, Hz. Musa (as)&#8217;dan sonra uzun asırlar esir ve sürgün hayatı yaşayan, hattâ bir ara inançlarını bile kaybedip putperestliğe düşen Yahudiler tarafından muhafaza edilemediği; bugün elde olan nüshanın Hz. Musa (as)&#8217;dan çok sonra bâzı din adamları tarafından yazıldığı, fakat Tevrat&#8217;ın aslı imiş gibi yeniden din kitabı olarak kabul edildiği bilinen tarihî gerçeklerdendir. Böyle uzun ve karışık bir devreden sonra ortaya çıkarılan bir kitabın Hz. Musa (as)&#8217;a indirilen Tevrat&#8217;ın aynısı olamayacağı açıktır. Bu yüzdendir ki, içinde peygamberlere yakışmayacak isnad ve iftiralar yer almakta; tevhid dîninin ruhuna aykırı düşen hükümler bulunmaktadır.<br />
<br style="box-sizing: inherit;" /><br />
Davud (as)&#8217;a gelen Zebur da, Tevrat&#8217;ın mâruz kaldığı akıbetten kurtulamamıştır.<br />
<br style="box-sizing: inherit;" /><br />
<em style="box-sizing: inherit;">İncil&#8217;e gelince, Hz. İsa (as) kendisine gelen vahiyleri yazdırmamıştı.</em>&nbsp;Çünkü otuz yaşında peygamber olmuş, otuz üç yaşında da peygamberlik vazifesi son bulmuştu. Üç sene gibi kısa bir süre içinde de köyden köye, şehirden şehire dolaşıp, halkı irşâd için uğraşmıştı. Son zamanlarında ise, zaten Yahudilerin kışkırtmasıyla Romalı idareciler tarafından sürekli takip altında idi. Bu durumda İncil&#8217;i yazdırmak için ne zaman, ne de imkân bulabilmişti. Nitekim bugün elde mevcut olan İnciller, müelliflerinin adıyla anılmakta ve içinde Hz. İsa (as)&#8217;ın havarilerine verdiği vaazlarını, ders ve irşadlarını ihtiva eden bir siyer kitabı görüntüsünü taşımaktadırlar. Üstelik de bunları yazanlar Hz. İsa (as)&#8217;ın havarileri olan ilk mü&#8217;minler değil, onları görüp Hz. İsa (as)&#8217;a gelen İlâhî sözleri onlardan dinleyenlerdir.<br />
<br style="box-sizing: inherit;" /><br />
Eldeki mevcut İncillerde bir takım muhteva ve anlatış farkları görülmektedir.&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">Aslında bu İnciller, M.S. 325 tarihinde İznik&#8217;te toplanan bin kişilik bir ruhanî konsülün kararı ile kabul edilmiştir.</em>&nbsp;Bu hey&#8217;et, yüzlerce İncil&#8217;i incelemişler, 318 üyenin ittifakı ile aralarından Hz. İsa (as)&#8217;ın ulûhiyet tarafı olduğunu ileri süren bugünkü dört İncil&#8217;i kabul edip diğerlerini yakıp imha etmişlerdir.<br />
<br style="box-sizing: inherit;" /><br />
Görüldüğü gibi,&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">Hz. İsa (as)&#8217;ın -hâşâ- Allah&#8217;ın oğlu olduğu prensibi, Hz. İsa (as)&#8217;dan yıllar sonra bir meclis kararı ile kabul edilmiştir.</em>&nbsp;Hattâ bu karara bâzı Hristiyan kiliseleri uymamışlardır. Bu bakımdan bugünkü dört İncil&#8217;in, Hz. İsa (as)&#8217;a indirilen İncil&#8217;in aslına uygun olduğunu söylemek mümkün değildir.<br />
<br style="box-sizing: inherit;" /><br />
Kur&#8217;an&#8217;ın Dışındaki İlâhî Kitaplar Tahrif Edildiklerine Göre, Bunlara İman Nasıl Olur?<br />
<br style="box-sizing: inherit;" /><br />
Biz Müslümanlar, Hz. Musa, Hz. Dâvud ve Hz. İsa Aleyhimüsselâm&#8217;a Tevrat, Zebur ve İncil adını taşıyan İlâhî kitaplar gönderildiğine ve bu kitapların hak ve tevhid dînine aykırı hiçbir hüküm taşımadığına inanırız. Fakat ne var ki, bu kitaplar sonradan muhafaza edilemeyerek asılları kaybolmuştur.<br />
<br style="box-sizing: inherit;" /><br />
Bugün Yahudi ve Hristiyanların ellerinde bulunan kitapların içinde, peygamberlere indirilmiş olan vahiylerden hiçbir şey yoktur diyemeyiz. Fakat, içine hurafe ve bâtıl itikadların karıştığı da bir vakıadır. Bu sebeple, bu kitaplara karşı ihtiyatlı davranırız. İçinde bulunan Kur&#8217;an&#8217;a uygun hükümlerin, vahiy mahsulü olduğunu kabul ederiz. Kur&#8217;an&#8217;a zıd düşen hükümlerin ise, sonradan o kitaplara ilâve edildiğine ihtimal veririz. O kitapların Kur&#8217;an&#8217;a uygunluk veya zıd düşme durumu söz konusu olmayan haberlerinde ise, sükût ederiz. Ne kabul, ne de reddederiz. Çünkü onların vahiy eseri olma ihtimali olduğu kadar, olmama ihtimali de vardır.<br />
<br style="box-sizing: inherit;" /><br />
Bu hususta Ebû Hüreyre (ra) şöyle demiştir:</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343; margin-bottom: 1em;">
<em style="box-sizing: inherit;">«Ehl-i Kitab, Tevrat&#8217;ı İbranice (metni) ile okurlar, Arab diliyle de Müslümanlara tefsir ederlerdi. Bu hususta Resûlüllah (asm) ashabına şöyle buyurdu:</em></div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
&#8220;Siz Ehl-i kitabın sözlerini ne tasdik, ne de tekzib ediniz. Ancak deyiniz ki: &#8216;Biz Allah&#8217;a, bize indirilen Kur&#8217;an&#8217;a; İbrahim&#8217;e, İsmail&#8217;e, İshak&#8217;a, Yâkub ve torunlarına indirilenlere; Musa&#8217;ya ve İsa&#8217;ya verilenlere ve (bütün) peygamberlere Rabları katından gönderilen (kitap ve âyetler)&#8217;e îman ettik. Onlardan hiçbirini (kimine inanmak, kimini inkâr etmek suretiyle) diğerlerinden ayırt etmeyiz. Biz (Allah&#8217;a) teslim olmuş Müslümanlarız.&#8217; &#8221;&nbsp;(Bakara, 2/136).&#8221;</div>
</blockquote>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Kur&#8217;an Tahriften Nasıl Uzak Kalmıştır?<br />
<br style="box-sizing: inherit;" /><br />
Allah&#8217;ın son mukaddes kitabı, bütün insanlığa İlâhi fermanı olan Kur&#8217;an, yirmi üç senede âyet âyet, sûre sûre nazil olmuştur. Peygamber Efendimiz (asm) kendisine nazil olan âyet ve sûreleri yanında bulunan sahabelerine okur, sahabeler de onu ezber ederler, bir kısmı da yazardı. Bundan ayrı olarak, Peygamber Efendimizin (asm) vahiy kâtipleri vardı. Bunlar nazil olan âyetleri ve sûreleri özel olarak yazmakla vazifeli idiler. Gelen âyet ve sûrenin nerede yer alacağı, Kur&#8217;an&#8217;ın neresine gireceği de bizzat Peygamberimize (asm) Cebrail (as) vasıtasıyla bildiriliyor, o da vahiy kâtiplerine tarif ederek, gerekeni yaptırıyordu. Böylece Hz. Peygamber (asm)&#8217;in sağlığında Kur&#8217;an&#8217;ın tamamı yazılmış, nereye neyin gireceği belli olmuştur. Aynca Cebrail (as) her Ramazanda gelir, o güne kadar nazil olmuş âyet ve sûreleri Peygamberimize (asm) yeni baştan okurdu. Efendimizin (asm) vefatından evvelki son Ramazanda Hz. Cibril (as) yine gelmiş, ancak bu sefer Kur&#8217;an&#8217;ı Peygamberimiz (asm) ile iki sefer okumuşlardı. Birinci sefer Hz. Cibril (as) okumuş, Peygamberimiz (asm) dinlemiş; ikinci seferde ise Peygamberimiz (asm) okumuş, Hz. Cibril (as) dinlemişti. Böylece Kur&#8217;an son şeklini almıştı.<br />
<br style="box-sizing: inherit;" /><br />
Bununla beraber, Hz. Peygamber (asm)&#8217;in sağlığında Kur&#8217;an, henüz müstakil bir cilt hâlinde bir araya toplanmış da değildi. Sayfalar halinde sahabeler arasında dağınık olarak bulunuyor, hafızalarda ezberlenmiş halde duruyordu. Fakat neyin nereye gireceği gayet kesin ve net şekilde bilinmekteydi.<br />
<br style="box-sizing: inherit;" /><br />
Nihayet Hz. Ebû Bekir (ra)&#8217;in hilâfeti zamanında görülen lüzum üzerine Zeyd bin Sâbit&#8217;in başkanlığında vahiy kâtiplerinden ve kuvvetli hafızlardan müteşekkil bir komisyon kuruldu. Kur&#8217;an&#8217;ın bir cilt hâlinde bir araya toplanma işi, bu komisyona havale edildi. Ashabdan herkes, elinde yazılı bulunan Kur&#8217;an sayfalarını getirip bu komisyona teslim ettiler. Hafızların ve vahiy kâtiplerinin elbirliği ile çalışmaları sonunda sayfalar, sûre ve âyetler Peygamberimizin (as) tarif ettiği şekilde yerli yerine kondu. Böylece Kur&#8217;an, Mushaf adıyla tek kitab hâline getirilmiş oldu.<br />
<br style="box-sizing: inherit;" /><br />
Artık Kur&#8217;an için unutulma, kaybolma, tahrif ve tebdile uğrama diye bir şey söz konusu olamazdı. Zira aslı, Hz. Peygamber (asm)&#8217;e gelen şekliyle eksiksiz ve noksansız şekilde tesbit edilmişti.<br />
<br style="box-sizing: inherit;" /><br />
Hz. Osman (ra) zamanında görülen lüzum üzerine, bu Mushaf&#8217;tan yeni nüshalar çoğaltılıp çeşitli memleketlere gönderildi.<br />
<br style="box-sizing: inherit;" /><br />
Bugün elde mevcut olan Kur&#8217;anlar, işte bu Kur&#8217;an&#8217;dan çoğaltılmıştır.<br />
<br style="box-sizing: inherit;" /><br />
Kur&#8217;an tesbit edilişindeki sağlamlık itibariyle, diğer ilâhi Kitaplardan farklı olarak, hiçbir tahrifat ve değişikliğe uğramadan vahiy mahsulü olan şekliyle tesbit edilip ortaya konmuş; 1400 senedir de muhafaza edilerek gelmiştir. Bunda, Kur&#8217;an&#8217;ın edebî icaz ve i&#8217;câzının, yani, ezberleme kolaylığının hiçbir insan sözüne benzememesinin ve söz olarak hiçbir taklidinin yapılamamasının, edebiyatve belagatına erişılememesinin ve zaptında a&#8217;zamî titizlik gösterilmesinin büyük rolü olduğu kesindir. Fakat asıl sebep, Kur&#8217;an&#8217;ı Cenâb-ı Hakk&#8217;ın hıfz ve himayesine alması, onu kıyamete kadar lâfızve mânâ bakımından bir mu&#8217;cize olarak devam ettirmeyi taahhüd etmesidir. Nitekim Kur&#8217;an&#8217;da şöyle buyurulur:</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
&#8220;Muhakkak ki bu Kur&#8217;an&#8217;ı biz indirdik ve onu koruyacak, muhafaza edecek, devam ettirecek de biziz&#8230;&#8221;&nbsp;(Hicr, 15/9).</div>
</blockquote>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
<em style="box-sizing: inherit;">Bugün yeryüzündeki bütün Kur&#8217; anlar aynıdır; hiçbir farklılık ve değişiklik yoktur.</em>&nbsp;Ayrıca milyonlarca hafızın ezberinde bulunmakta, her an milyonlarca dil ile kırâet edilip okunmaktadır. Bu özellik, Kur&#8217;an&#8217;dan başka herhangi bir beşeri kitaba nasib olmadığı gibi, semavi kitablardan hiçbirine dahi nasib olmamıştır. Allah&#8217;ın son kelâmı, hükmü kıyamete kadar baki ezelî fermanı olan Kur&#8217;an&#8217;ın, böyle eşsiz bir makam ve ulvi bir şerefe nail olması da, elbette zaruri ve lüzumludur.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
(Mehmed Dikmen, İslam İlmihali, Cihan Yayınları, İstanbul, 1991, ss. 94-97.)</div>The post <a href="https://ateistlerecevap.org/allah-neden-diger-kutsal-kitaplar/" data-wpel-link="internal">Allah neden diğer kutsal kitapları korumadı da sadece Kuran’ı korudu?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ateistlerecevap.org/allah-neden-diger-kutsal-kitaplar/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Görmediğime inanmam! Allah&#039;ı görmeden inanmam diyenler okusun.</title>
		<link>https://ateistlerecevap.org/gormedigime-inanmam-allah-gormeden/</link>
					<comments>https://ateistlerecevap.org/gormedigime-inanmam-allah-gormeden/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ateistlere Cevaplar]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 14 Jul 2017 20:12:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sorular]]></category>
		<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.ateistlerecevap.org/?p=38</guid>

					<description><![CDATA[<p>Değerli kardeşimiz, Şurası bir gerçektir ki; varlık âlemi&#160;sadece beş duyu ile hissedilebilenlerden ibaret değildir.&#160;İnsan, görme duyusu ile sadece madde alemini görür. Diliyle tatlar âlemini, kulağıyla sesler âlemini, burnuyla kokular âlemini hisseder. Hâlbuki; elektrik, yerçekimi, ışınlar alemi, radyoaktif dalgalar ve nice gerçekler vardır ki, bunlar, ne görülürler ne de işitilirler. Bununla birlikte, bu gerçeklerin varlığı şüphe [&#8230;]</p>
The post <a href="https://ateistlerecevap.org/gormedigime-inanmam-allah-gormeden/" data-wpel-link="internal">Görmediğime inanmam! Allah'ı görmeden inanmam diyenler okusun.</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div class="separator" style="clear: both; text-align: center;">
<a href="https://3.bp.blogspot.com/-98d9_pmn7T4/WWklddq1emI/AAAAAAAAIAA/vK_zlnI7YXsq3MZrEYE8FHIX9cHh6mmfACLcBGAs/s1600/Kur%2527an%2527%25C4%25B1%2BKerim%2527in%2Bde%25C4%259Fi%25C5%259Fime%2Bu%25C4%259Framad%25C4%25B1%25C4%259F%25C4%25B1n%25C4%25B1n%2Bkan%25C4%25B1tlar%25C4%25B1.%2B%252812%2529.png" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;" data-wpel-link="external" rel="nofollow external noopener noreferrer"><img loading="lazy" decoding="async" alt="Görmediğime inanmam! Allah'ı görmeden inanmam diyenler okusun." border="0" data-original-height="720" data-original-width="1280" height="360" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2017/07/Kur27an27C4B1Kerim27indeC49FiC59FimeuC49FramadC4B1C49FC4B1nC4B1nkanC4B1tlarC4B1.281229.png" title="Görmediğime inanmam! Allah'ı görmeden inanmam diyenler okusun." width="640" /></a></div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Değerli kardeşimiz,</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
<em style="box-sizing: inherit;">Şurası bir gerçektir ki; varlık âlemi&nbsp;sadece beş duyu ile hissedilebilenlerden ibaret değildir.&nbsp;</em>İnsan, görme duyusu ile sadece madde alemini görür. Diliyle tatlar âlemini, kulağıyla sesler âlemini, burnuyla kokular âlemini hisseder. Hâlbuki; elektrik, yerçekimi, ışınlar alemi, radyoaktif dalgalar ve nice gerçekler vardır ki, bunlar, ne görülürler ne de işitilirler. Bununla birlikte, bu gerçeklerin varlığı şüphe götürmez.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
İşte bu prensibi göz ardı eden bir kısım insanlar,<em style="box-sizing: inherit;">&nbsp;&#8220;görmediğime inanmam&#8221;&nbsp;</em>diyerek bütün varlık âlemini, sadece gözleriyle gördükleri maddi eşyadan ibaret sanarak, büyük bir hataya düşerler. Hâlbuki bir şeyin gözle görünmemesi onun yokluğuna delil olamaz. Zira bu âlemde, gördüklerimize oranla göremediklerimiz çok daha fazladır. Hatta insan vücudunda akıl, hayal, hafıza gibi görünmeyen varlıklar, görünenden kat kat fazladır.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
<em style="box-sizing: inherit;">“Görmediğim şeye inanmam.”&nbsp;sözünün altında, aklın görevini göze yükleme yanılgısı yatmaktadır.</em>&nbsp;Hâlbuki insandaki her bir duyu ayrı bir âlemin kapısını açar; birinin görevi diğerinden beklenmez. Mesela, göz, kulağın; burun, dilin görevini yapamaz. İnsan, gözüyle ne yemeğin tadına ne bülbülün sesine ne de gülün kokusuna bakabilir. Göz bu organların görevlerini yerine getiremezken, elbette aklın fonksiyonunu da icra edemez.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Malumdur ki;&nbsp;herhangi bir eser, göz ile göründüğü hâlde, ustası akıl ile anlaşılır.&nbsp;“Görmediğime inanmam.”&nbsp;diyen bir insan, bu eserin yapıcısını inkâr durumuna düşer. Aynen bu örnekte olduğu gibi, sonsuz bir kuvvet, ilim ve sanat ürünü olan bu muhteşem kainatı seyrettiği hâlde, onun sanatkârını kabul etmeyen insan, ilim ve akıldan uzaklaşmış olur.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Böyle bir insan, bu kâinatta her an tecelli eden ve Allah’ın varlığını güneş gibi gösteren, yaratma, rızk verme, hayat verme gibi sınırsız olayları nasıl açıklayacaktır?</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
“Her şeyi maddede arayanların akılları gözlerindedir, göz ise maneviyatta kördür.”</div>
</blockquote>The post <a href="https://ateistlerecevap.org/gormedigime-inanmam-allah-gormeden/" data-wpel-link="internal">Görmediğime inanmam! Allah'ı görmeden inanmam diyenler okusun.</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ateistlerecevap.org/gormedigime-inanmam-allah-gormeden/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Görmediğime inanmam! Allah&#039;ı görmeden inanmam diyenler okusun.</title>
		<link>https://ateistlerecevap.org/gormedigime-inanmam-allah-gormeden-2/</link>
					<comments>https://ateistlerecevap.org/gormedigime-inanmam-allah-gormeden-2/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ateistlere Cevaplar]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 14 Jul 2017 20:12:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sorular]]></category>
		<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.ateistlerecevap.org/?p=38</guid>

					<description><![CDATA[<p>Değerli kardeşimiz, Şurası bir gerçektir ki; varlık âlemi&#160;sadece beş duyu ile hissedilebilenlerden ibaret değildir.&#160;İnsan, görme duyusu ile sadece madde alemini görür. Diliyle tatlar âlemini, kulağıyla sesler âlemini, burnuyla kokular âlemini hisseder. Hâlbuki; elektrik, yerçekimi, ışınlar alemi, radyoaktif dalgalar ve nice gerçekler vardır ki, bunlar, ne görülürler ne de işitilirler. Bununla birlikte, bu gerçeklerin varlığı şüphe [&#8230;]</p>
The post <a href="https://ateistlerecevap.org/gormedigime-inanmam-allah-gormeden-2/" data-wpel-link="internal">Görmediğime inanmam! Allah'ı görmeden inanmam diyenler okusun.</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div class="separator" style="clear: both; text-align: center;">
<a href="https://3.bp.blogspot.com/-98d9_pmn7T4/WWklddq1emI/AAAAAAAAIAA/vK_zlnI7YXsq3MZrEYE8FHIX9cHh6mmfACLcBGAs/s1600/Kur%2527an%2527%25C4%25B1%2BKerim%2527in%2Bde%25C4%259Fi%25C5%259Fime%2Bu%25C4%259Framad%25C4%25B1%25C4%259F%25C4%25B1n%25C4%25B1n%2Bkan%25C4%25B1tlar%25C4%25B1.%2B%252812%2529.png" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;" data-wpel-link="external" rel="nofollow external noopener noreferrer"><img loading="lazy" decoding="async" alt="Görmediğime inanmam! Allah'ı görmeden inanmam diyenler okusun." border="0" data-original-height="720" data-original-width="1280" height="360" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2017/07/Kur27an27C4B1Kerim27indeC49FiC59FimeuC49FramadC4B1C49FC4B1nC4B1nkanC4B1tlarC4B1.281229.png" title="Görmediğime inanmam! Allah'ı görmeden inanmam diyenler okusun." width="640" /></a></div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Değerli kardeşimiz,</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
<em style="box-sizing: inherit;">Şurası bir gerçektir ki; varlık âlemi&nbsp;sadece beş duyu ile hissedilebilenlerden ibaret değildir.&nbsp;</em>İnsan, görme duyusu ile sadece madde alemini görür. Diliyle tatlar âlemini, kulağıyla sesler âlemini, burnuyla kokular âlemini hisseder. Hâlbuki; elektrik, yerçekimi, ışınlar alemi, radyoaktif dalgalar ve nice gerçekler vardır ki, bunlar, ne görülürler ne de işitilirler. Bununla birlikte, bu gerçeklerin varlığı şüphe götürmez.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
İşte bu prensibi göz ardı eden bir kısım insanlar,<em style="box-sizing: inherit;">&nbsp;&#8220;görmediğime inanmam&#8221;&nbsp;</em>diyerek bütün varlık âlemini, sadece gözleriyle gördükleri maddi eşyadan ibaret sanarak, büyük bir hataya düşerler. Hâlbuki bir şeyin gözle görünmemesi onun yokluğuna delil olamaz. Zira bu âlemde, gördüklerimize oranla göremediklerimiz çok daha fazladır. Hatta insan vücudunda akıl, hayal, hafıza gibi görünmeyen varlıklar, görünenden kat kat fazladır.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
<em style="box-sizing: inherit;">“Görmediğim şeye inanmam.”&nbsp;sözünün altında, aklın görevini göze yükleme yanılgısı yatmaktadır.</em>&nbsp;Hâlbuki insandaki her bir duyu ayrı bir âlemin kapısını açar; birinin görevi diğerinden beklenmez. Mesela, göz, kulağın; burun, dilin görevini yapamaz. İnsan, gözüyle ne yemeğin tadına ne bülbülün sesine ne de gülün kokusuna bakabilir. Göz bu organların görevlerini yerine getiremezken, elbette aklın fonksiyonunu da icra edemez.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Malumdur ki;&nbsp;herhangi bir eser, göz ile göründüğü hâlde, ustası akıl ile anlaşılır.&nbsp;“Görmediğime inanmam.”&nbsp;diyen bir insan, bu eserin yapıcısını inkâr durumuna düşer. Aynen bu örnekte olduğu gibi, sonsuz bir kuvvet, ilim ve sanat ürünü olan bu muhteşem kainatı seyrettiği hâlde, onun sanatkârını kabul etmeyen insan, ilim ve akıldan uzaklaşmış olur.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Böyle bir insan, bu kâinatta her an tecelli eden ve Allah’ın varlığını güneş gibi gösteren, yaratma, rızk verme, hayat verme gibi sınırsız olayları nasıl açıklayacaktır?</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
“Her şeyi maddede arayanların akılları gözlerindedir, göz ise maneviyatta kördür.”</div>
</blockquote>The post <a href="https://ateistlerecevap.org/gormedigime-inanmam-allah-gormeden-2/" data-wpel-link="internal">Görmediğime inanmam! Allah'ı görmeden inanmam diyenler okusun.</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ateistlerecevap.org/gormedigime-inanmam-allah-gormeden-2/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Allah, itaat etmeyeceğini bildiği kişiden, itaat etmesini bekler mi?</title>
		<link>https://ateistlerecevap.org/allah-itaat-etmeyecegini-bildigi/</link>
					<comments>https://ateistlerecevap.org/allah-itaat-etmeyecegini-bildigi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ateistlere Cevaplar]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 14 Jul 2017 19:52:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sorular]]></category>
		<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.ateistlerecevap.org/?p=39</guid>

					<description><![CDATA[<p>&#8211; Allah’ın ilmi ezeli olduğu için cehalet içine sızamaz. Geçmiş ve geleceği kuşatan bu sonsuz ilmin sahibi olan Allah’ın kimin kendisine itaat edeceğini, kimin etmeyeceğini bilmesi, hem aklen hem dinen zorunludur. Ancak imtihan işi, imtihan yaptıranın ilmine göre değil,&#160;imtihana girenlerin ilmine göre&#160;cereyan eder. Diğer bir ifadeyle, imtihanların âdil olması için,&#160;imtihana tabi tutulanların bizzat fiilen imtihana [&#8230;]</p>
The post <a href="https://ateistlerecevap.org/allah-itaat-etmeyecegini-bildigi/" data-wpel-link="internal">Allah, itaat etmeyeceğini bildiği kişiden, itaat etmesini bekler mi?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div class="separator" style="clear: both; text-align: center;">
<a href="https://1.bp.blogspot.com/-kfo-xujx7q8/WWkg_q8C80I/AAAAAAAAH_8/EoTDdaAVih4YscUG938hRkzepwK6eiSDgCLcBGAs/s1600/Kur%2527an%2527%25C4%25B1%2BKerim%2527in%2Bde%25C4%259Fi%25C5%259Fime%2Bu%25C4%259Framad%25C4%25B1%25C4%259F%25C4%25B1n%25C4%25B1n%2Bkan%25C4%25B1tlar%25C4%25B1.%2B%252811%2529.png" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;" data-wpel-link="external" rel="nofollow external noopener noreferrer"><img loading="lazy" decoding="async" border="0" data-original-height="720" data-original-width="1280" height="360" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2017/07/Kur27an27C4B1Kerim27indeC49FiC59FimeuC49FramadC4B1C49FC4B1nC4B1nkanC4B1tlarC4B1.281129.png" width="640" /></a></div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
&#8211; Allah’ın ilmi ezeli olduğu için cehalet içine sızamaz.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Geçmiş ve geleceği kuşatan bu sonsuz ilmin sahibi olan Allah’ın kimin kendisine itaat edeceğini, kimin etmeyeceğini bilmesi, hem aklen hem dinen zorunludur.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Ancak imtihan işi, imtihan yaptıranın ilmine göre değil,&nbsp;imtihana girenlerin ilmine göre&nbsp;cereyan eder.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Diğer bir ifadeyle, imtihanların âdil olması için,&nbsp;imtihana tabi tutulanların bizzat fiilen imtihana girmeleri&nbsp;gerekir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Farz-ı muhal bir öğretmen, keramet, feraset, tecrübe, önsezi gibi bir yolla, bir öğrencisinin sınıfta kalacağını bildiği takdirde, ona&nbsp;“okula gelmene, imtihana girmene gerek yok, çünkü ben senin imtihanı kazanmayacağını biliyorum”deyip de&nbsp;“senenin sonu yerine”,&nbsp;senenin başında o öğrenciyi sınıfta bırakması doğru olur mu?</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Olmaz, çünkü fiili olarak kişinin pratikte göstereceği durumunu görmeden not vermek büyük bir haksızlık olur.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Böyle bir bilgiye sahip olan öğretmenin söz konusu öğrencinin başarılı olacağına dair bir BEKLENTİ’sinin olmayacağı açıktır.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Bu misalin penceresinden dikkatle bakan, sorunun cevabını da almış olur.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Özetle,&nbsp;Allah ezeli ilmiyle, kendisine itaat etmeyenleri tek tek bilir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Bununla beraber, adaletin tahakkuk etmesi için onları da imtihana alır. Fakat, kesin olarak itaat etmeyeceklerini bildiği bu kimselerin itaat edebileceklerine dair elbette bir beklentisi olmaz.</div>The post <a href="https://ateistlerecevap.org/allah-itaat-etmeyecegini-bildigi/" data-wpel-link="internal">Allah, itaat etmeyeceğini bildiği kişiden, itaat etmesini bekler mi?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ateistlerecevap.org/allah-itaat-etmeyecegini-bildigi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Allah Beni Eşcinsel Yaratmışsa Suçlu kim?</title>
		<link>https://ateistlerecevap.org/allah-beni-escinsel-yaratmssa-suclu-ki/</link>
					<comments>https://ateistlerecevap.org/allah-beni-escinsel-yaratmssa-suclu-ki/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ateistlere Cevaplar]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 26 Jun 2017 18:30:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sorular]]></category>
		<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.ateistlerecevap.org/?p=40</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bu dünya imtihan meydanıdır; herkesin bir imtihanı vardır. Allah hiç kimseye kaldıramayacağı yükü yüklemez. Kimi insanlar cinsellikle, kimileri kumar içki gibi hususlarda imtihanı şiddetli olabilir. Bu durumda hiç mücadele etmeden teslim olmak doğru değildir.&#160; Zaaf sahibi olmak teslim olmayı gerektirmez. İnsan cinsellikle ilgili kapıldığı duygulardan dolayı mesul olmaz. Ancak bunları fiiliyata dönüştürürse mesul olur. Kısa [&#8230;]</p>
The post <a href="https://ateistlerecevap.org/allah-beni-escinsel-yaratmssa-suclu-ki/" data-wpel-link="internal">Allah Beni Eşcinsel Yaratmışsa Suçlu kim?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div class="separator" style="clear: both; text-align: center;">
</div>
<div class="separator" style="clear: both; text-align: center;">
<a href="https://4.bp.blogspot.com/-vZlmXmItp8E/WVFVf0TT33I/AAAAAAAAHyE/x5m08N6GRiE7EPbex0IxboPbGumpkLatgCLcBGAs/s1600/www.escinsellik.net_-696x348.png" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;" data-wpel-link="external" rel="nofollow external noopener noreferrer"><img loading="lazy" decoding="async" border="0" data-original-height="720" data-original-width="1280" height="360" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2017/06/www.escinsellik.net_-696x348-1.png" width="640" /></a></div>
<div style="background-color: white; border: 0px; font-family: sans-serif; font-size: 15px; margin: 0px; outline: 0px; padding: 0px;">
Bu dünya imtihan meydanıdır; herkesin bir imtihanı vardır. Allah hiç kimseye kaldıramayacağı yükü yüklemez. Kimi insanlar cinsellikle, kimileri kumar içki gibi hususlarda imtihanı şiddetli olabilir. Bu durumda hiç mücadele etmeden teslim olmak doğru değildir.&nbsp;</div>
<div style="background-color: white; border: 0px; font-family: sans-serif; font-size: 15px; margin: 0px; outline: 0px; padding: 0px;">
</div>
<div style="background-color: white; border: 0px; font-family: sans-serif; font-size: 15px; margin: 0px; outline: 0px; padding: 0px;">
Zaaf sahibi olmak teslim olmayı gerektirmez. İnsan cinsellikle ilgili kapıldığı duygulardan dolayı mesul olmaz. Ancak bunları fiiliyata dönüştürürse mesul olur. Kısa dünya hayatında günaha karşı sabırla mükellef olan insan, zaaflarına sabretmeli ve sonsuz bir hayatta sıkıntısız bir hayatı kazanmak için çalışmalıdır.</div>
<div style="background-color: white; border: 0px; font-family: sans-serif; font-size: 15px; margin: 0px; outline: 0px; padding: 0px;">
</div>
<div style="background-color: white; border: 0px; font-family: sans-serif; font-size: 15px; margin: 0px; outline: 0px; padding: 0px;">
Eşcinsellik, erkeğin erkeğe ilgi duyması durumunda, alınması gereken tedbirler nelerdir? Eşcinsellikle ilgili dini hüküm nedir?..</div>
<div style="background-color: white; border: 0px; font-family: sans-serif; font-size: 15px; margin: 0px; outline: 0px; padding: 0px;">
</div>
<div style="background-color: white; border: 0px; font-family: sans-serif; font-size: 15px; margin: 0px; outline: 0px; padding: 0px;">
Sizin bu durumunuz fıtri ve yaratılış olarak her insanda ve erkekte olabilir. Bu da insan için imtihan vesilesidir. Yani bir insan için karşı cinsten birisiyle nikahsız ilişki yasaklandığı gibi, aynı cinsten olanlar içinde, beraberlik yasaklanmıştır. Şeriat, bunların tadil edilmesi yolunda bazı tavsiyelerde bulunmaktadır. Bunlar şöyle sıalayabiliriz:</div>
<div style="background-color: white; border: 0px; font-family: sans-serif; font-size: 15px; margin: 0px; outline: 0px; padding: 0px;">
</div>
<div style="background-color: white; border: 0px; font-family: sans-serif; font-size: 15px; margin: 0px; outline: 0px; padding: 0px;">
1. Evlenmek,&nbsp;</div>
<div style="background-color: white; border: 0px; font-family: sans-serif; font-size: 15px; margin: 0px; outline: 0px; padding: 0px;">
2. Oruç tutmak,&nbsp;</div>
<div style="background-color: white; border: 0px; font-family: sans-serif; font-size: 15px; margin: 0px; outline: 0px; padding: 0px;">
3. Bol bol Kur&#8217;an-ı Kerim okumak veya zikir çekmek,&nbsp;</div>
<div style="background-color: white; border: 0px; font-family: sans-serif; font-size: 15px; margin: 0px; outline: 0px; padding: 0px;">
4. Kur&#8217;an tefsiri veya İslami kitap okumak,&nbsp;</div>
<div style="background-color: white; border: 0px; font-family: sans-serif; font-size: 15px; margin: 0px; outline: 0px; padding: 0px;">
5. Allah&#8217;ı bol bol hatırlamak&nbsp;</div>
<div style="background-color: white; border: 0px; font-family: sans-serif; font-size: 15px; margin: 0px; outline: 0px; padding: 0px;">
6. ölümü hatırdan çıkarmamak.</div>
<div style="background-color: white; border: 0px; font-family: sans-serif; font-size: 15px; margin: 0px; outline: 0px; padding: 0px;">
</div>
<div style="background-color: white; border: 0px; font-family: sans-serif; font-size: 15px; margin: 0px; outline: 0px; padding: 0px;">
Bu noktada dikkat çekici olan, çoğumuzun üzerinde konuşmayı bile ayıp saydığı bu konuda Kur&#8217;an&#8217;da o derece çok ve açık ifadelerin bulunmasıdır. Kur&#8217;an, Lut kavmi örneğinde kendisine temas ettiğine göre, demek ki, bu problem ‘Lut kavmi kadar eski, yok farz edilmeyecek kadar önemli, zinadan bile çirkin, ama herhangi bir insani yanılgı kadar da konuşulabilir&#8217; imiş.</div>
<div style="background-color: white; border: 0px; font-family: sans-serif; font-size: 15px; margin: 0px; outline: 0px; padding: 0px;">
</div>
<div style="background-color: white; border: 0px; font-family: sans-serif; font-size: 15px; margin: 0px; outline: 0px; padding: 0px;">
Peki, neden böyle bir şey oluyor? Böylesi bir cinsel sapma neden ve nasıl yaşanıyor?</div>
<div style="background-color: white; border: 0px; font-family: sans-serif; font-size: 15px; margin: 0px; outline: 0px; padding: 0px;">
</div>
<div style="background-color: white; border: 0px; font-family: sans-serif; font-size: 15px; margin: 0px; outline: 0px; padding: 0px;">
önce biyolojik-genetik faktörlerle başlayalım:</div>
<div style="background-color: white; border: 0px; font-family: sans-serif; font-size: 15px; margin: 0px; outline: 0px; padding: 0px;">
</div>
<div style="background-color: white; border: 0px; font-family: sans-serif; font-size: 15px; margin: 0px; outline: 0px; padding: 0px;">
Aslında hepimizin vücudunda karşı cinsin hormonları da az miktarda bulunur. Zaten, öyle olmasa, bütün erkekler aşırı sert ve maço, bütün kadınlar ise aşırı kırılgan olurlardı ve cinslerin birbirini anlayıp hissetmesi pek de mümkün olmazdı. Ancak normalde var olan bu minimal yönelimler, genetik ve hormonal bozulmalar sonucu, bazı kişilerde ileri düzeylere varabiliyor. Ve ortaya doğuştan eşcinselliğe yatkın bireyler çıkabiliyor.</div>
<div style="background-color: white; border: 0px; font-family: sans-serif; font-size: 15px; margin: 0px; outline: 0px; padding: 0px;">
</div>
<div style="background-color: white; border: 0px; font-family: sans-serif; font-size: 15px; margin: 0px; outline: 0px; padding: 0px;">
&#8220;E, sonra?&#8221; diyorsanız, şu sohbeti dinleyin:</div>
<div style="background-color: white; border: 0px; font-family: sans-serif; font-size: 15px; margin: 0px; outline: 0px; padding: 0px;">
</div>
<div style="background-color: white; border: 0px; font-family: sans-serif; font-size: 15px; margin: 0px; outline: 0px; padding: 0px;">
Geçenlerde bir psikiyatrist arkadaşım beni telefonla aradı. Kısa bir girişten sonra, &#8220;Baksana!&#8221; dedi, &#8220;Biliyorsun; son araştırmalar eşcinselliğin bazı durumlarda neredeyse önlenemez olduğunu gösteriyor. İşin doğuştan gelen genetik bir boyutu da olduğu tesbit edildi; sen de okumuşsundur. Yani, bu kişilerin en azından bir kısmı, yaratılışlarında var olan meyil dolayısıyla o yöne gidiyorlarmış; bu açık artık. Oysa biz İslami yönden bunun kabul edilemez bir yönelim olduğunu, hatta ceza gerektirdiğini okuyoruz. Nasıl çözüyorsun bu ikilemi?&#8221;</div>
<div style="background-color: white; border: 0px; font-family: sans-serif; font-size: 15px; margin: 0px; outline: 0px; padding: 0px;">
</div>
<div style="background-color: white; border: 0px; font-family: sans-serif; font-size: 15px; margin: 0px; outline: 0px; padding: 0px;">
Ona, &#8220;Belki garip bir örnek olacak ama&#8221; dedim, &#8220;Biliyorsun, mesela çok eşlilik de erkekler için neredeyse genetik ve tabii bir meyildir.&#8221; &#8220;Evet?&#8221; dedi. &#8220;Peki sen çok-eşli misin?&#8221; diye sordum. &#8220;Tabii ki hayır&#8221; dedi. &#8220;Neden?&#8221; diye üsteledim. &#8220;İçinde böyle bir meyil yok mu? Açık konuş lütfen.&#8221; &#8220;Var aslında&#8221; dedi, &#8220;Ama hem eşim buna izin vermez, hem toplumsal kurallar, kanunlar vs. bir yığın engel var; biliyorsun. üstelik günaha girmiş olurum. O yüzden düşünmem bile.&#8221;</div>
<div style="background-color: white; border: 0px; font-family: sans-serif; font-size: 15px; margin: 0px; outline: 0px; padding: 0px;">
</div>
<div style="background-color: white; border: 0px; font-family: sans-serif; font-size: 15px; margin: 0px; outline: 0px; padding: 0px;">
&#8220;Kendi sorunun cevabını kendin vermiş oldun işte.&#8221; dedim. &#8220;Eşcinsel meyiller de bazı kişiler için genetik bir temelden kaynaklanan, neredeyse zorunlu bir yönelim olabilir; ama o kişilerin de bu anormal yönelimlerini kontrol etmeleri beklenir, bunu becerebilirler de aslında.&#8221;</div>
<div style="background-color: white; border: 0px; font-family: sans-serif; font-size: 15px; margin: 0px; outline: 0px; padding: 0px;">
</div>
<div style="background-color: white; border: 0px; font-family: sans-serif; font-size: 15px; margin: 0px; outline: 0px; padding: 0px;">
&#8220;Bu yönden düşünmemiştim&#8221; dedi arkadaşım.</div>
<div style="background-color: white; border: 0px; font-family: sans-serif; font-size: 15px; margin: 0px; outline: 0px; padding: 0px;">
</div>
<div style="background-color: white; border: 0px; font-family: sans-serif; font-size: 15px; margin: 0px; outline: 0px; padding: 0px;">
Ardından, kısa bir düşünme sonrası, &#8220;Ama&#8221; dedi, &#8220;mesela, bilirsin, beyindeki bazı bozukluklar, örneğin temporal epilepsi gibi hastalıklar, kontrolü güç saldırganlıklara yol açabiliyor. Böyle bir hastalığın da etkisiyle, diyelim ki bilincinde olmadan birini öldüren bir şahıs ceza görür mü? Görmez. Bünyesel hastalığın etkisiyle bu suçu işlediği tesbit edilirse Türk Ceza Kanununun 46. veya 47. maddesine göre cezası ya hafifletilir ya da tamamen affedilir. Buna ne diyeceksin?&#8221;</div>
<div style="background-color: white; border: 0px; font-family: sans-serif; font-size: 15px; margin: 0px; outline: 0px; padding: 0px;">
</div>
<div style="background-color: white; border: 0px; font-family: sans-serif; font-size: 15px; margin: 0px; outline: 0px; padding: 0px;">
&#8220;Peki,&#8221; dedim, &#8220;O hasta, cezası affedildikten sonra, bir cinayet daha işlesin diye serbest mi bırakılır? Yoksa hastalığı düzelene kadar tedaviye alınıp sonra da uzun süre izlenip kontrol mü edilir?&#8221;</div>
<div style="background-color: white; border: 0px; font-family: sans-serif; font-size: 15px; margin: 0px; outline: 0px; padding: 0px;">
</div>
<div style="background-color: white; border: 0px; font-family: sans-serif; font-size: 15px; margin: 0px; outline: 0px; padding: 0px;">
Arkadaşım, &#8220;Yine haklısın&#8221; dedi.</div>
<div style="background-color: white; border: 0px; font-family: sans-serif; font-size: 15px; margin: 0px; outline: 0px; padding: 0px;">
</div>
<div style="background-color: white; border: 0px; font-family: sans-serif; font-size: 15px; margin: 0px; outline: 0px; padding: 0px;">
Ergenliğe geçiş döneminde sırf meraktan bu tür bir ilişkiyi (kısmen) denemiş gençler de olabilir. Nerdeyse ne yaptığını bilmeden, ‘doktorculuk&#8217; oynarcasına.</div>
<div style="background-color: white; border: 0px; font-family: sans-serif; font-size: 15px; margin: 0px; outline: 0px; padding: 0px;">
</div>
<div style="background-color: white; border: 0px; font-family: sans-serif; font-size: 15px; margin: 0px; outline: 0px; padding: 0px;">
&#8220;çocukça bir hata&#8221; bile denebilir belki. Ancak, esas önemli olan, bundan sonrasıdır. Bu tür bir olayın ardından, bazen yıllar sonra, &#8220;Eyvah, ben ne yapmışım?&#8221; muhasebesi yaşanır genellikle. Bu dönemde bunalımını paylaşmayıp kendi kendini yiyip bitirmek; kendini aşırı suçlayıp &#8220;Yoksa ben ‘gay&#8217;dım mı?&#8221; sorgulamasına dalmak, bazen genci tam zıt bir sonuca götürebilir. &#8220;Battı balık yan gider&#8221; durumu gerçekleşir. Gerçekte öyle olmayan genç, gerçekte öyle olmadığı halde kendisini öyle zannettiği için, gerçekten öyle olur!</div>
<div style="background-color: white; border: 0px; font-family: sans-serif; font-size: 15px; margin: 0px; outline: 0px; padding: 0px;">
</div>
<div style="background-color: white; border: 0px; font-family: sans-serif; font-size: 15px; margin: 0px; outline: 0px; padding: 0px;">
Traji-komik bir örnek anlatayım: Bir eşcinsel hastam vardı. İlkokul yıllarında bağırsak paraziti problemi varmış. Bilen bilir; bu parazit anüs kaşıntısı yapar. Belki inanmazsınız ama, bu kaşıntı gitgide delikanlıyı &#8220;Yoksa ben?..&#8221; kuşkusuna götürmüş. Sonuç maalesef kötü! üstelik, anlattığım tek değil. Literatürde, sadece ve sadece bağırsak paraziti yüzünden cinsel tercihi bozulan birçok vak&#8217;a var. Yani? Utanıp konuşmamak, gurur yüzünden anlatmamak, yardım istemeyip kendi kendini yemek yok mu? İşte bu şey o kadar çok yerde ayaklara dolanıyor ki! Sırf bu yüzden ne hayatlar kayıyor, bilemezsiniz.</div>
<div style="background-color: white; border: 0px; font-family: sans-serif; font-size: 15px; margin: 0px; outline: 0px; padding: 0px;">
</div>
<div style="background-color: white; border: 0px; font-family: sans-serif; font-size: 15px; margin: 0px; outline: 0px; padding: 0px;">
Şimdi, gelelim konunun bizi esas ilgilendiren kısmına:</div>
<div style="background-color: white; border: 0px; font-family: sans-serif; font-size: 15px; margin: 0px; outline: 0px; padding: 0px;">
</div>
<div style="background-color: white; border: 0px; font-family: sans-serif; font-size: 15px; margin: 0px; outline: 0px; padding: 0px;">
1. Bu tür hassas konuları ne yok farz etmeli, ne de kaşınmayan yeri kaşımalı. Uyanık bir sessizlik ve dengeli bir müdahale gerek.</div>
<div style="background-color: white; border: 0px; font-family: sans-serif; font-size: 15px; margin: 0px; outline: 0px; padding: 0px;">
</div>
<div style="background-color: white; border: 0px; font-family: sans-serif; font-size: 15px; margin: 0px; outline: 0px; padding: 0px;">
2. Küçük yaşlardan itibaren giyim, oyuncak gibi konularda cinsiyeti vurgulayacak ve cinsel kimlik oluşmasına yardım edecek yönlendirmeler yapılmalı. Mesela, cinsiyete göre giydirmek, uygun oyuncaklar almak gibi.</div>
<div style="background-color: white; border: 0px; font-family: sans-serif; font-size: 15px; margin: 0px; outline: 0px; padding: 0px;">
</div>
<div style="background-color: white; border: 0px; font-family: sans-serif; font-size: 15px; margin: 0px; outline: 0px; padding: 0px;">
3. çocuk, normal gelişimi içinde, özellikle belli dönemlerde, cinselliği çok merak eder; onu doğru bilgilendirmek gerekir. Eşcinselliği anlatın demiyorum. Normal, doğal, insani merakların doyurulması ilerisi için sağlam bir temel olacaktır diyorum. Bu konularda çekinip utanmayın lütfen: Siz doğrudan utanıyorsunuz ama, birileri yanlıştan bile utanmıyor. Ve hiç unutmayın: &#8220;çocuklar öğrenmeye hazır olmadıkları konuları zaten sormazlar.&#8221; çocuk birşeyi soruyorsa mutlaka cevap vermeniz gerekir—elbette, usulünce!</div>
<div style="background-color: white; border: 0px; font-family: sans-serif; font-size: 15px; margin: 0px; outline: 0px; padding: 0px;">
</div>
<div style="background-color: white; border: 0px; font-family: sans-serif; font-size: 15px; margin: 0px; outline: 0px; padding: 0px;">
4. özellikle ergenlik çağında gençlerin kendi cinslerinden ebeveynlerle, yani babayla daha fazla vakit geçirip paylaşım içinde olması şarttır. Bunu vurguluyorum; ta ki, &#8220;İşten eve, evden işe,&#8221; ‘pijama-terlik-televizyon,&#8217; &#8220;Hanım, sen ilgileniver, ben çok yorgunum&#8221; hastalıklarına yakalanmış babaların kulakları çınlasın!</div>
<div style="background-color: white; border: 0px; font-family: sans-serif; font-size: 15px; margin: 0px; outline: 0px; padding: 0px;">
</div>
<div style="background-color: white; border: 0px; font-family: sans-serif; font-size: 15px; margin: 0px; outline: 0px; padding: 0px;">
5. Aile içinde erkeğin hafif başat ve saygın konumunun korunması lazım. Yoksa, mesela evde kadın bariz biçimde baskın, erkekse pasif ise -ki, neredeyse ahirzaman alameti olarak çoğu evde mevcut durum maalesef budur- erkek çocuk için kadın konumu imrenilecek bir durum kazanabilir.</div>
<div style="background-color: white; border: 0px; font-family: sans-serif; font-size: 15px; margin: 0px; outline: 0px; padding: 0px;">
</div>
<div style="background-color: white; border: 0px; font-family: sans-serif; font-size: 15px; margin: 0px; outline: 0px; padding: 0px;">
6. Bu tür bir problemle karşılaşıldığında aşırı tepki ve açıklamasız yasaklar merakı artırır sadece. Konuş(tur)masanız bile, gencin aklındaki soru işaretleri artarak devam eder.</div>
<div style="background-color: white; border: 0px; font-family: sans-serif; font-size: 15px; margin: 0px; outline: 0px; padding: 0px;">
</div>
<div style="background-color: white; border: 0px; font-family: sans-serif; font-size: 15px; margin: 0px; outline: 0px; padding: 0px;">
7. Darda kalırsanız bir psikiyatristten yardım isteyin.</div>
<div style="background-color: white; border: 0px; font-family: sans-serif; font-size: 15px; margin: 0px; outline: 0px; padding: 0px;">
</div>
<div style="background-color: white; border: 0px; font-family: sans-serif; font-size: 15px; margin: 0px; outline: 0px; padding: 0px;">
Not: Eşcinsellik aslında sadece erkeklere has bir durum değil. Kadınlar arasında da bu problem hatırı sayılır biçimde yaşanıyor. Yalnız, bayanlardaki şekli daha belirsiz seyrediyor ve pek de dirençli, devamlı olmuyor. Normal bir cinsel hayat ve mutlu bir evlilik, problemi çözmeye yetiyor genellikle. Yine de, özellikle bayanların toplu kaldığı yerlerde dikkatli olmak gerekiyor.</div>
<div style="background-color: white; border: 0px; font-family: sans-serif; font-size: 15px; margin: 0px; outline: 0px; padding: 0px;">
</div>
<div style="background-color: white; border: 0px; font-family: sans-serif; font-size: 15px; margin: 0px; outline: 0px; padding: 0px;">
Maalesef biz toplum olarak kadın-erkek mahremiyetine ‘çok&#8217; dikkat ederken, mahremiyetin erkek-erkek ve kadın-kadın arasındaki biçimlerini bazı zamanlar sanırım ihmal ediyoruz. Her iki cins açısından, problemin bir sebebi de bu. Bu noktada, biraz kitap karıştırıp erkeğin erkeğe, kadının kadına karşı mahremiyet ve tesettür ölçüsünü öğrenmeye ne dersiniz?</div>
<div class="news-source" style="background-color: white; border: 0px; font-family: sans-serif; font-size: 13px; margin: 15px 0px 0px; outline: 0px; padding: 0px;">
<b style="border: 0px; margin: 0px; outline: 0px; padding: 0px;">Kaynak :</b>&nbsp;Sorularla İslamiyet</div>
<div class="separator" style="clear: both; text-align: center;">
<iframe loading="lazy" allowfullscreen="" class="YOUTUBE-iframe-video" data-thumbnail-src="https://i.ytimg.com/vi/QiL9TGsjsbI/0.jpg" frameborder="0" height="366" src="https://www.youtube.com/embed/QiL9TGsjsbI?feature=player_embedded" width="520"></iframe></div>
<div class="separator" style="clear: both; text-align: center;">
↓↓↓↓↓↓↓↓</div>
<div class="separator" style="clear: both; text-align: center;">
↓↓↓↓↓↓↓↓</div>
<div class="separator" style="clear: both; text-align: center;">
↓↓↓↓↓↓↓↓</div>
<div class="separator" style="clear: both; text-align: center;">
↓↓↓↓↓↓↓↓</div>
<div class="separator" style="clear: both; text-align: center;">
↓↓↓↓↓↓↓↓</div>
<p>&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;&nbsp;<iframe loading="lazy" allowfullscreen="" class="YOUTUBE-iframe-video" data-thumbnail-src="https://i.ytimg.com/vi/5O_yXvmLG7c/0.jpg" frameborder="0" height="366" src="https://www.youtube.com/embed/5O_yXvmLG7c?feature=player_embedded" width="520"></iframe></p>The post <a href="https://ateistlerecevap.org/allah-beni-escinsel-yaratmssa-suclu-ki/" data-wpel-link="internal">Allah Beni Eşcinsel Yaratmışsa Suçlu kim?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ateistlerecevap.org/allah-beni-escinsel-yaratmssa-suclu-ki/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İslam&#039;da Cihad anlayışı nedir? Cihat kafa kesmek midir?</title>
		<link>https://ateistlerecevap.org/islamda-cihad-anlays-nedir-cihat-kafa/</link>
					<comments>https://ateistlerecevap.org/islamda-cihad-anlays-nedir-cihat-kafa/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ateistlere Cevaplar]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 23 Jun 2017 13:20:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sorular]]></category>
		<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.ateistlerecevap.org/?p=41</guid>

					<description><![CDATA[<p>“Kim (cihad bahanesiyle) bir evde darlık (ve sıkıntı) meydana getirir veya bir yolu keser ya da bir mü’mine eziyet verirse, onun yaptığı cihad değildir.”&#160;(Ebu Davud, Cihad, 89)&#160; Mekke döneminde Müslümanlar zayıf ve güçsüz oldukları için, Allah, onları müşriklerden gelen her türlü zulme, baskıya, işkenceye sabır göstermekle yükümlü tutmuştu. O dönemde müşrikleri tahrik edecek her türlü [&#8230;]</p>
The post <a href="https://ateistlerecevap.org/islamda-cihad-anlays-nedir-cihat-kafa/" data-wpel-link="internal">İslam'da Cihad anlayışı nedir? Cihat kafa kesmek midir?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div class="separator" style="clear: both; text-align: center;">
<a href="https://4.bp.blogspot.com/-LMYVzu7H188/WU0U5kubvRI/AAAAAAAAHmw/I858z-dneD4tSYHVDDrRNtBhkCvf2fvBwCLcBGAs/s1600/Kur%2527an%2527%25C4%25B1%2BKerim%2527in%2Bde%25C4%259Fi%25C5%259Fime%2Bu%25C4%259Framad%25C4%25B1%25C4%259F%25C4%25B1n%25C4%25B1n%2Bkan%25C4%25B1tlar%25C4%25B1.%2B%252810%2529.png" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;" data-wpel-link="external" rel="nofollow external noopener noreferrer"><img loading="lazy" decoding="async" alt="İslam'da Cihad anlayışı nedir? Cihat kafa kesmek midir?" border="0" data-original-height="720" data-original-width="1280" height="360" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2017/06/Kur27an27C4B1Kerim27indeC49FiC59FimeuC49FramadC4B1C49FC4B1nC4B1nkanC4B1tlarC4B1.281029.png" title="İslam'da Cihad anlayışı nedir? Cihat kafa kesmek midir?" width="640" /></a></div>
<p></p>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
“Kim (cihad bahanesiyle) bir evde darlık (ve sıkıntı) meydana getirir veya bir yolu keser ya da bir mü’mine eziyet verirse, onun yaptığı cihad değildir.”&nbsp;(Ebu Davud, Cihad, 89)&nbsp;</div>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Mekke döneminde Müslümanlar zayıf ve güçsüz oldukları için, Allah, onları müşriklerden gelen her türlü zulme, baskıya, işkenceye sabır göstermekle yükümlü tutmuştu. O dönemde müşrikleri tahrik edecek her türlü davranıştan, düşmana mukabeleden, meydan okumaktan Müslümanlar kaçınıyor, ibadetlerini müşriklere göstermeden gizli gizli yerine getiriyorlardı.</div>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Müşriklerin baskısı iyice ağırlaşıp kan kaybı boyutlarına varınca, Allah bu baskıya dayanamayan Müslümanlara hicret kapısını açtı. O devirde en güvenli ülke olan Habeşistan’a, Mekke’deki baskıdan bunalan Müslümanlar 2 ayrı zamannda 2 ayrı hicret kafilesi halinde hicret ettiler.</div>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Bu dönemde asıl olan Müslümanın dinini rahatça yaşaması, zulüm ve baskılar karşısında özgüvenini kaybetmeden dik durması, kendini inancından vazgeçirecek bir ümitsizlik içine düşmekten korunması idi.</div>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Medine’ye hicret edildikten sonra, Müslümanlar sayıca hızla çoğaldılar. Güçlendiler. Organize oldular. Müşriklerden gelecek saldırı ve tecavüzlere karşı koyabilecek bir kuvvete ulaştılar. Bunun üzerine, Allah, Müslümanlara, cihad denen düşman saldırılarına karşı koymak, mukabele etmek iznini verdi. Bu izin, düşmanla savaşa girme demekti. Bu izin, İslâmın yaşanmasını tebliğinde ve yayılmasında artık kuvvetin kullanılabileceği anlamına geliyordu.</div>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Müslümanlara verilen cihad izni ilk önceleri, sırf düşmanın Müslümanlara saldırılarını önlemek, İslâm toplumuna verecekleri zarar ve yıkımın önüne geçmek, Müslümanın inancını özgürce yaşamasının önündeki her türlü engeli bertaraf etmek içindi. Bu maksatla Bedir, Uhud, Hendek savaşlarına girmişler, pek çok sayıda gazaya çıkmışlardı.</div>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Müslümanlar daha da güçlenince, İslâmın cihad kavramına fetih gayesi de ilave edildi. Bu fetih, sadece toprak fethi değildi. Asıl olan gönüllerin fethiydi. İnsanlara İslâmın en güzel şekilde, sunumu ve anlatılması idi. İnsanlardan İslâm inancı ile buluşturulması gayreti idi. İslâmın tebliği önündeki her türlü engelin kaldırılması, artık cihadın kapsamı içine giriyordu.</div>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Cihadın savunmadan fetih boyutuna geçmesindeki bir gaye de, Müslümanların ve İslâm devletinin güvenliğinin sağlanması idi.</div>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Fetih amaçlı cihadlarda 2 gaye birlikte takip ediliyordu. Birincisi, insanların İslâm dinini tanımalarını sağlamak, İslâmın güzelliklerini onlara anlatmak ve fiilen yaşayarak da göstermekti.</div>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
İkincisi ise, İslâmı kabul etmeyen devlet ve ülkelere İslâm devletinin gücünü göstermek ve onları barışa zorlayarak, düşmanca saldırı ve tecavüzlerden caydırmaktı. Cihadın içinde savaş, en son alternatifti. Düşman İslâmı kabule yanaşmadığı gibi, İslâm devletinin otoritesine boun eğerek barışa da razı olmazsa, onlara karşı kuvvet kullanımı kaçınılmaz hale geliyordu. Bu durumda savaş sonucu elde edilen ülkeler, İslâm topraklarına katılıyor, savaş sırasında düşmandan ele geçen eşya ve mallar da ganimet sayılıyordu.</div>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Savaş demek şiddet demektir.</div>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Savaş demek can kaybı, ölümü demektir.</div>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Ancak, İslâmın cihad anlayışında, savaştaki şiddete ve öfkeye büyük sınırlamalar getirildiği görülmektedir. İnsan kanı akıtmayı en asgari seviyeye düşürecek tedbirlere büyük yer verilmiştir.</div>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Bu tedbirlerin başında; savaşta çocukların, kadınların, yaşlıların, din adamlarının kesinlikle öldürülmesinin yasaklanması gelir.</div>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
İslâm sadece savaşa katılan askerlerin öldürülmesine izin verir. Bir insanı esir almak mümkün iken, onun öldürülme cihetine gidilmesi de doğru bulunmaz.</div>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Allah Resûlünün, savaşta insan kaybını iyice azaltmak için başvurduğu taktiklerden biri de üzerine yürünecek düşmanı, savaş hazırlığına girişmeden gafil yakalamaktı. Çünkü düşmanın savaş hazırlıklarını yapması demek, savaşın çok kanlı geçmesi, uzun sürmesi ve sonuçta pek çok insanın ölmesi demekti.</div>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Allah Resûlünün bu taktiğinin ne derece işe yaradığını; Mekke’nin fethi gibi büyük bir savaşın, çok az sayıda insanın ölümüyle neticelenmesinde görmekteyiz.</div>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
O halde İslâmın cihad anlayışında, gayeye en az insan kaybı ile ulaşmanın esas alındığını belirtmemiz yanlış olmaz.</div>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Zaten İslâmın ana hedefi, gönderiliş gayesi, insanları yok etmek, hayatları ve ocakları söndürmek değildir. İslâm, insanlara sonsuz bir hayatı ve ebedî mutluluğu kazandırmak için gelmiştir.</div>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Allah Resûlünün, “ben insanlara rahmet için geldim, azap için değil” sözünden de bu manayı çıkarmak mümkündür.</div>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Bugün, bazı Müslümanlar, ne yazık ki cihadı çok yanlış şekilde anlayıp uygulamaktadırlar. Cihad etmeyi; adam kesmek, insan doğramak, kelle uçurmak, yeryüzünde canlı tek bir kafir bırakmamak şeklinde uygulayan, inanları canlı bombalar haline getiren cihad anlayışları, İslâma en büyük zararı vermektedir.</div>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
İnsanların İslâmı tanımalarının önündeki engellerin kaldırmak demek olan cihad kavramı, ne yazık ki günümüzde insanların İslâmı kabul etmelerinin önündeki en büyük engel haline getirilmiştir.</div>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
İslâmın cihad anlayışında yanlış anlaşılan bir konuya daha değinmeden geçemeyeceğim.</div>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Cihad, dahilde, yani bir İslâm ülkesinde, Müslümanlar arasında geçerli olmaz. Yani Müslüman Müslümana karşı cihad yapamaz. Dahildeki ayaklanmalara, insan öldürmelere, İslâm, cihad değil, bağy adını vermiştir.</div>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Bâğyden, İslâm mücahidi olmaz. La ilahe illallah diyen bir mü’minin, Lailahe illallah diyen bir mü’mini kafasına göre kafir sayıp öldürmeye ve bu yaptığı caniliğe de cihad adını vermeye hakkı da yoktur, haddi de değildir.</div>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Cihad, İslâm ülkesi dışındaki, Müslümanlar için tehdit oluşturan insanlara karşı verilen meşru bir mücadeledir. Gayesi Müslümanın can ve mal güvenliğini garantiye almak, dışarıdan gelebilecek her türlü tehdidi fiilayata geçmeden önlemektir.</div>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
EN BÜYÜK CİHAD, NEFİSLE YAPILAN CİHADDIR</div>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Müslümanın İslâmı yaşaması önündeki en büyük engel, çoğu zaman dış düşman değildir. İnsanın kendi içindeki nefs-i emmare dediğimiz, gayr-i meşru arzu ve istekleridir. İnsan kendi nefsine söz geçiremezse, onu terbiye edip İslâmın emir ve yasaklarına boyun eğer hale getiremezse, onun dışarıda İslâmı yaşamasını engelleyen bir düşman aramasına gerek yoktur.</div>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Nefsin kendisi, onun için en büyük engeldir. Bu sebepledir ki, İslâmda en büyük cihad kişinin nefsiyle giriştiği mücadeledir. Dış düşmanla yapılan savaş, nefisle yapılan savaşın yanında küçük kalır. Çünkü dış düşmanla yapılan savaşta, mü’min öldürülürse şehit olur. Hayatta kalırsa gazi sayılır. Ama nefisle girişilen savaşı kaybeden mü’min, her şeyini kaybeder. Manen müflis hale gelir.</div>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Allah Resûlünün, Bedir savaşından Medine’ye dönerken:</div>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
&#8211; Küçük cihadı bitirdik, şimdi büyük cihada dönüyoruz, dediği rivayet edilir ki, burada kastedilen küçük cihad, Mekkelilerle yapılan Bedir Savaşı; büyük cihad ise nefisle mücadeleye girişmektir.</div>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Dış düşmanla yapılan savaşlar, belli bir yerde, belli bir zaman için söz konusudur. Ama nefisle yapılan cihadın yeri ve zamanı yoktur. 24 saat kesintisiz her yerde sürdürülen bir mücadeledir.</div>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Son olarak şunu da söyleyebiliriz: Nefisle yapılan cihadı kazanamayan bir Müslümanın dış düşmanla yaptığı cihadı kazanacağı şüphelidir. Cephede mücahid sayılmak için, içteki nefisle savaşın mutlaka kazanılması şarttır.</div>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
<b>Kaynak: sorularlaislamiyet.com</b></div>
<div class="separator" style="clear: both; text-align: center;">
<iframe loading="lazy" allowfullscreen="" class="YOUTUBE-iframe-video" data-thumbnail-src="https://i.ytimg.com/vi/1sIQ0XOSNkA/0.jpg" frameborder="0" height="366" src="https://www.youtube.com/embed/1sIQ0XOSNkA?feature=player_embedded" width="520"></iframe></div>
<div class="separator" style="clear: both; text-align: center;">
</div>
<div class="separator" style="clear: both; text-align: center;">
</div>
<p>&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;&nbsp;<iframe loading="lazy" allowfullscreen="" class="YOUTUBE-iframe-video" data-thumbnail-src="https://i.ytimg.com/vi/kQxCaS2q-Gg/0.jpg" frameborder="0" height="366" src="https://www.youtube.com/embed/kQxCaS2q-Gg?feature=player_embedded" width="520"></iframe></p>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
</div>The post <a href="https://ateistlerecevap.org/islamda-cihad-anlays-nedir-cihat-kafa/" data-wpel-link="internal">İslam'da Cihad anlayışı nedir? Cihat kafa kesmek midir?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ateistlerecevap.org/islamda-cihad-anlays-nedir-cihat-kafa/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Allah merhametli ise neden Cehennem var?</title>
		<link>https://ateistlerecevap.org/allah-merhametli-ise-neden-cehennem-var/</link>
					<comments>https://ateistlerecevap.org/allah-merhametli-ise-neden-cehennem-var/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ateistlere Cevaplar]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 18 Jun 2017 11:29:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sorular]]></category>
		<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.ateistlerecevap.org/?p=42</guid>

					<description><![CDATA[<p>Eğer size şöyle bir duyuru yapılsa: &#8220;Bir saat içinde şehre yakıp yıkıcı bir kasırga gelecek, eşyalarınızı toplayın ve şehri terkedin!&#8221; Bu duyuruya verilecek mantıklı bir yanıt ne olabilir? A şıkkı: &#8220;Ah inanmıyorum ya, kasırgalardan nefret ederim! İnanamıyorum buna ya! Unut gitsin, bir Allah varsa neden böyle bir şey yapıyor ki, biz kasırga hak edecek ne [&#8230;]</p>
The post <a href="https://ateistlerecevap.org/allah-merhametli-ise-neden-cehennem-var/" data-wpel-link="internal">Allah merhametli ise neden Cehennem var?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div class="separator" style="clear: both; text-align: center;">
<a href="https://2.bp.blogspot.com/-VlhPPCk-UBA/WUZjofAxwQI/AAAAAAAAHRk/-dTlzitgLXIaKIRziwJOwNgqIYU2ZkouwCLcBGAs/s1600/Kur%2527an%2527%25C4%25B1%2BKerim%2527in%2Bde%25C4%259Fi%25C5%259Fime%2Bu%25C4%259Framad%25C4%25B1%25C4%259F%25C4%25B1n%25C4%25B1n%2Bkan%25C4%25B1tlar%25C4%25B1.%2B%25289%2529.png" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;" data-wpel-link="external" rel="nofollow external noopener noreferrer"><img loading="lazy" decoding="async" alt="Allah merhametli ise neden Cehennem var?" border="0" data-original-height="720" data-original-width="1280" height="360" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2017/06/Kur27an27C4B1Kerim27indeC49FiC59FimeuC49FramadC4B1C49FC4B1nC4B1nkanC4B1tlarC4B1.28929.png" title="Allah merhametli ise neden Cehennem var?" width="640" /></a></div>
<div class="separator" style="clear: both; text-align: center;">
</div>
<p></p>
<div style="background-color: white; color: #1d2129; font-family: Helvetica, Arial, sans-serif; font-size: 14px; margin-bottom: 6px; margin-top: 6px;">
Eğer size şöyle bir duyuru yapılsa: &#8220;Bir saat içinde şehre yakıp yıkıcı bir kasırga gelecek, eşyalarınızı toplayın ve şehri terkedin!&#8221; Bu duyuruya verilecek mantıklı bir yanıt ne olabilir?</div>
<div style="background-color: white; color: #1d2129; font-family: Helvetica, Arial, sans-serif; font-size: 14px; margin-bottom: 6px; margin-top: 6px;">
A şıkkı: &#8220;Ah inanmıyorum ya, kasırgalardan nefret ederim! İnanamıyorum buna ya! Unut gitsin, bir Allah varsa neden böyle bir şey yapıyor ki, biz kasırga hak edecek ne yaptık, ben buna inanmıyorum. Kasırga geldiğine falan inanmak istemiyorum, kasırgalardan nefret ederim, unut gitsin!&#8221; dersin.</div>
<div style="background-color: white; color: #1d2129; font-family: Helvetica, Arial, sans-serif; font-size: 14px; margin-bottom: 6px; margin-top: 6px;">
B şıkkı: Sen istesen de istemesen de, bir saat içinde bir kasırga gelecek ve bütün şehri yok edecek. Bu yüzden eşyalarını alıp toz olursun.</div>
<div style="background-color: white; color: #1d2129; font-family: Helvetica, Arial, sans-serif; font-size: 14px; margin-bottom: 6px; margin-top: 6px;">
Bizim inancımıza göre, Allah kıyamet gününü yarattı, cenneti yarattı, ve evet, cehennemi de yarattı. İstediğin kadar ağlayabilir, şikayet edebilir, &#8220;İnanmıyorum uff nasıl olur! İstemiyorum!&#8221; diyebilirsin, istediğini yap, bu hala böyle. O gün hala var. Ve hala da yaklaşmakta. Cehennem hala var. Yokmuş gibi davranabilirsin, hatta bu belki seni geçici bir süre mutlu da eder, ama yokmuş gibi davransan da derinlerde bir yerde bunun geleceğini bilirsin. Herkes bir gün öleceğini bilir.</div>
<div style="background-color: white; color: #1d2129; font-family: Helvetica, Arial, sans-serif; font-size: 14px; margin-bottom: 6px; margin-top: 6px;">
Allahu Teâlâ, Kuran&#8217;da kıyamet günü hakkında, cehennem hakkında çok çok korkunç, feci bir şekilde ürkütücü tanımlar yapmış, onu çok korkunç grafiklerle anlatmıştır. İnsanların yüzüne kaynar su, kaynar irin kaynar kan dökülüyor, insanlardan rosto yapılıyor, cehennemin kendisi bile ateşten korkuyor, ateş &#8216;daha yok mu&#8217; diyor, acımasız zebaniler duruyor başında, deriler yanıyor sonra yenileniyor tekrar yanıyor, kişi cehennemin dışından en ufak soğuk rüzgarın birazını hissediyor ve &#8216;ben galiba en kötü yerde olmalıyım&#8217; diyor, kişi ateşte yanıyor, &#8216;su görüyorum orada&#8217; diyor, su daha iyidir deyip suya gidiyor ve kaynar suyun içine atılıyor, &#8216;hayır, ateş daha iyi, ateşe gideyim&#8217; diyor ama ateşte derisini yüzüyor, sonra tekrar suya gidiyor, bu ikisi arasında tavaf ediyor ve daha bir çok grafik tasavvurlar&#8230; Bunların hepsi Kur&#8217;an&#8217;da geçer. &#8220;Biraz sonra gelecek ayetler şu şu şu yaş çocuklar için uygun olmayan görüntüler içeriyor&#8221; der gibi neredeyse. Televizyonda o görüntüler olsa dersin ki &#8220;Bunu kim televizyona koyar ki&#8221; ve hemen kanalı değiştirirsin.</div>
<div style="background-color: white; color: #1d2129; font-family: Helvetica, Arial, sans-serif; font-size: 14px; margin-bottom: 6px; margin-top: 6px;">
Şöyle ki, aynı kıyamet günü, aynı şekilde diğer Peygamberlere (aleyhumusselam) de verilmişti. Çünkü inanç ve ahlak ile ilgili konular hiç değişmemiştir. Aynı şeyler farklı Peygamberlerden (aleyhumusselam) aktarılmıştır. Peki. Kuran&#8217;da İsrailoğullarına yapılan eleştirilerden biri de neydi? &#8220;Kalpleri katılaştı.&#8221; Bizim ise, İslam&#8217;dan öğrendiğimiz şey, kalbin yumuşadığı yerlerden biri de ahiretin hatırlatıldığı zamanlardır. Cemaatle kılınan namazlarda -cemaat ne okunduğunu anlıyorsa- , cennet, cehennem, Allah ile buluşma, kıyamet günü ile ilgili ayetler geldiğinde cemaatten ne duyarsınız? Ağlama sesleri duyarsınız. Başka bir deyişle ahiretin hatırlatılmasındaki amaç ne? Kalplerin yumuşaması. Kur&#8217;an&#8217;da İsrailoğullarına yapılanithamlardan biri de neydi? Kalplerinin katılaşması. Şimdi bu ikisi arasında bir bağlantı bulacaksınız.<br />
Onlar, sistemli bir şekilde, ahiretle ile alakalı hemen hemen her şeyi, kitaplarından sildiler. Aslında bakılırsa Museviliğin hemen hemen her tarikatı, ahiret söz konusu olduğunda sadece cennete inanmaktadırlar. Hatta bazıları, Yahudi olmayan herkesin öleceğine ve yer yüzünde kalacak insanların ise Tanrının buyruklarını takip edenler yani Yahudiler olacağına inanırlar. Yani tüm konsepti sildiler.</div>
<div style="background-color: white; color: #1d2129; font-family: Helvetica, Arial, sans-serif; font-size: 14px; margin-bottom: 6px; margin-top: 6px;">
Hrıstiyan toplumuna ise uzun yıllar sonra modern zamanda olan şey şu ki; televizyonu açıp onların en ünlü şovlarını izlerseniz (the simpsons, family guy, south park gibi), sürekli dalgası geçilen şey nedir? Tanrı, cennet ve cehennem. Cehennemde iki boynuzlu her yeri kırmızı bir şeytan figürü, ateş, cehenneme gidip birilerine azap edip geri gelen kişiler, bunların hepsi alaya alınır. Onlar için bir şaka olmuştur. Modern film kültüründeki bu şaka haline gelen cehennem algısı nereden geliyor? İncilden. Artık bu eğlence veren bir şey haline gelmiş.</div>
<div style="background-color: white; color: #1d2129; font-family: Helvetica, Arial, sans-serif; font-size: 14px; margin-bottom: 6px; margin-top: 6px;">
Allah&#8217;ın, bize cehennemin tanıtımını vermesi, 1400 yıl geçmesine rağmen Müslümanların cehennemle ilgili şaka yapamaması, O&#8217;nun çok büyük bir rahmetidir. Bizden önceki milletler sadece Allah&#8217;a inanmayı değil, aynı zamanda ahiret gününü de alaya aldılar ve inanmadılar. Peki sen bu uyarıyı ciddiye alsan da almasan da bu şey yaklaşmıyor mu? Senin, o kadar yıl geçmesine rağmen, hala bu işin ciddiliğinin farkında olman Allah&#8217;ın bir lütfu değil midir? Bu bir lütuf mudur bir azap mı? Yine de bazıları Kur&#8217;an&#8217;daki bu azap ayetlerini okuyor ve &#8220;Neden!?&#8221; diye soruyor. Buna cevap tâ ilk Peygamberlerin (aleyhumusselam) zamanında söylendi zaten, bu yeni bir şey değil. Hrıstiyanlar &#8220;Bizim kitabımızda azap ayetleri yok&#8221; diye kendileriyle gurur duyuyorlar. Aslında vardı. Onlar çoğu şeyi yok etti. Bu gurur duyulacak bir şey değil. Ben şimdi bilmeyi, azabın içinde olmaya tercih ederim! Ben şimdi bu tanımları okuyup çıldırıp kendimden geçip de kendime çeki düzen vermeyi, orada son bulmaya tercih ederim.</div>
<div style="background-color: white; color: #1d2129; font-family: Helvetica, Arial, sans-serif; font-size: 14px; margin-bottom: 6px; margin-top: 6px;">
Şeytanın en büyük ataklarından biri de budur: &#8220;Baksana Kur&#8217;an cehennemi nasıl da tarif ediyor, bak sana ne yapmak istiyor görmedin mi? Bu nasıl bir Allah da seni böyle cezalandırmak istiyor? Sen ona ne yaptın ki?&#8221; Kafanı bu düşüncelerle doldurmak istiyor.</div>
<div style="background-color: white; color: #1d2129; font-family: Helvetica, Arial, sans-serif; font-size: 14px; margin-bottom: 6px; margin-top: 6px;">
Allahu Teala buyuruyor ki:</div>
<div style="background-color: white; color: #1d2129; font-family: Helvetica, Arial, sans-serif; font-size: 14px; margin-bottom: 6px; margin-top: 6px;">
&#8220;إِلاَّ مَن رَّحِمَ رَبُّكَ وَلِذَلِكَ خَلَقَهُمْ&#8221;<br />
&#8220;Ancak Rabbinin merhamet ettikleri müstesnadır, zaten onları bunun için yarattı.&#8221; Hud/119</div>
<div style="background-color: white; color: #1d2129; font-family: Helvetica, Arial, sans-serif; font-size: 14px; margin-bottom: 6px; margin-top: 6px;">
ve yine Allahu Teala şöyle buyuruyor:</div>
<div style="background-color: white; color: #1d2129; font-family: Helvetica, Arial, sans-serif; font-size: 14px; margin-bottom: 6px; margin-top: 6px;">
&#8220;لَا يَصْلَاهَا إِلَّا الْأَشْقَى&#8221;<br />
&#8220;Oraya ancak insanlığın en kötüsü, en berbat kimse atılır.&#8221; Leyl/15</div>
<div style="background-color: white; color: #1d2129; font-family: Helvetica, Arial, sans-serif; font-size: 14px; margin-bottom: 6px; margin-top: 6px;">
Kuran&#8217;daki cehennem tasvirleri, Allah&#8217;ın rahmetinin bir ürünüdür. Nasıl mı? Rahman suresi, cehennem azabının en korkunç şekilde anlatıldığı yerlerden biridir. Hemen sonra Allahu Teala buyuruyor ki:</div>
<div style="background-color: white; color: #1d2129; font-family: Helvetica, Arial, sans-serif; font-size: 14px; margin-bottom: 6px; margin-top: 6px;">
&#8220;وَلِمَنْ خَافَ مَقَامَ رَبِّهِ جَنَّتَانِ&#8221;</div>
<div style="background-color: white; color: #1d2129; font-family: Helvetica, Arial, sans-serif; font-size: 14px; margin-bottom: 6px; margin-top: 6px;">
&#8220;Ve Allah&#8217;ın huzurunda durmaktan korkan kimseye iki cennet vardır.&#8221; Rahman/46</div>
<div style="background-color: white; color: #1d2129; font-family: Helvetica, Arial, sans-serif; font-size: 14px; margin-bottom: 6px; margin-top: 6px;">
Şimdi anlaşılıyor mu neden rahmet ürünüdür? Seni bu kadar korkuttum, ve eğer korktuysan, sana iki cennet veriyorum, tebrikler. Buna rahmet denir işte. &#8220;Rahmân&#8221; ancak buna diyebilirsin. Cehennemi bile rahmete dönüştürene. Diyebilirdi ki &#8216;ve kim iman ederse&#8217; ya da &#8216;kim teslim olursa&#8217; ya da &#8216;kim iyi amel işlerse&#8217;. O ne buyurmuş: Kim korkarsa. Ve bizi korkuttu. Seni o kadar çok korkutuyor ki &#8220;Hey! Cennet o tarafta. Oraya git&#8221; demek için. Subhanallah. Hamdet ki, bu ne olursa olsun gelecek olan gerçeği sana göstermedi, sadece tanımladı.</div>
<div style="background-color: white; color: #1d2129; font-family: Helvetica, Arial, sans-serif; font-size: 14px; margin-bottom: 6px; margin-top: 6px;">
</div>
<div class="separator" style="clear: both; text-align: center;">
<iframe loading="lazy" allowfullscreen="" class="YOUTUBE-iframe-video" data-thumbnail-src="https://i.ytimg.com/vi/GZ2CEd20Q8E/0.jpg" frameborder="0" height="366" src="https://www.youtube.com/embed/GZ2CEd20Q8E?feature=player_embedded" width="520"></iframe></div>
<div style="background-color: white; color: #1d2129; font-family: Helvetica, Arial, sans-serif; font-size: 14px; margin-bottom: 6px; margin-top: 6px;">
</div>The post <a href="https://ateistlerecevap.org/allah-merhametli-ise-neden-cehennem-var/" data-wpel-link="internal">Allah merhametli ise neden Cehennem var?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ateistlerecevap.org/allah-merhametli-ise-neden-cehennem-var/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Allah (haşa) sadist mi?</title>
		<link>https://ateistlerecevap.org/allah-hasa-sadist-mi/</link>
					<comments>https://ateistlerecevap.org/allah-hasa-sadist-mi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ateistlere Cevaplar]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 08 Jun 2017 15:02:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sorular]]></category>
		<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.ateistlerecevap.org/?p=43</guid>

					<description><![CDATA[<p>Değerli kardeşimiz, Allah’ın ahlakını ancak ondan öğrenebiliriz. Başka hiçbir seçeneğimiz yoktur. Çünkü bu konuda birkaç ihtimal vardır: a)&#160;Allah’a inanmayan bir kimsenin&#160;Allah’ın vasıflarından bahsetmesi, abesle iştigaldir. b)&#160;Allah’a inandığı halde&#160;İslam dinine inanmayan kimsenin&#160;de Allah’ın sıfatlarından, ahlakından söz etmesi, bir cehaletin yansımasıdır. Çünkü, Allah’ın varlığını bilmek, onun sıfatlarını, ahlakını bilmek anlamına gelmez. İnsan aklıyla,&#160;“Bir iğne ustasız, bir harf [&#8230;]</p>
The post <a href="https://ateistlerecevap.org/allah-hasa-sadist-mi/" data-wpel-link="internal">Allah (haşa) sadist mi?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div class="separator" style="clear: both; text-align: center;">
<a href="https://2.bp.blogspot.com/-NkLRaDkzY2A/WTlY--lMCtI/AAAAAAAAHLc/g9N8yyKQ2WgVRaqAYg9aGhmeGPUvTzVBACLcB/s1600/Kur%2527an%2527%25C4%25B1%2BKerim%2527in%2Bde%25C4%259Fi%25C5%259Fime%2Bu%25C4%259Framad%25C4%25B1%25C4%259F%25C4%25B1n%25C4%25B1n%2Bkan%25C4%25B1tlar%25C4%25B1.%2B%25287%2529.png" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;" data-wpel-link="external" rel="nofollow external noopener noreferrer"><img loading="lazy" decoding="async" alt="Allah (haşa) sadist mi?" border="0" data-original-height="720" data-original-width="1280" height="360" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2017/06/Kur27an27C4B1Kerim27indeC49FiC59FimeuC49FramadC4B1C49FC4B1nC4B1nkanC4B1tlarC4B1.28729.png" title="Allah (haşa) sadist mi?" width="640" /></a></div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Değerli kardeşimiz,</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Allah’ın ahlakını ancak ondan öğrenebiliriz. Başka hiçbir seçeneğimiz yoktur. Çünkü bu konuda birkaç ihtimal vardır:</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
a)&nbsp;Allah’a inanmayan bir kimsenin&nbsp;Allah’ın vasıflarından bahsetmesi, abesle iştigaldir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
b)&nbsp;Allah’a inandığı halde&nbsp;İslam dinine inanmayan kimsenin&nbsp;de Allah’ın sıfatlarından, ahlakından söz etmesi, bir cehaletin yansımasıdır. Çünkü, Allah’ın varlığını bilmek, onun sıfatlarını, ahlakını bilmek anlamına gelmez.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
İnsan aklıyla,&nbsp;“Bir iğne ustasız, bir harf yazarsız olmaz.”&nbsp;gerçeğinden hareketle bu kâinatın yaratıcısına inanabilir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Fakat hiç kimse,&nbsp;Allah’ın bütün sıfatlarını, ahlakını aklıyla gerçek anlamda bilmez, bilemez.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
c)&nbsp;Allah’a inandığı gibi, Kur’an’a da inan kimse,&nbsp;Allah’ın ahlakını Kur&#8217;an’dan öğrenmek durumundadır.&nbsp;Kur&#8217;an&nbsp;ise, Allah’ın kullarına karşı asla haksızlık yapmayacağını ve sadist olmadığını ifade etmektedir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
d) &#8220;Sadist&#8221;&nbsp;demek, başkasına maddi-manevi işkence yapmaktan zevk alan kimse demektir.&nbsp;Her şeyden önce, Allah bu tür işkenceleri yapmayı kullarına yasaklamakla, kendisinin de böyle bir şeye tenezzül etmediğini bildirmiştir.</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
“Kim iyi bir iş yaparsa, bu kendi lehinedir. Kim de kötülük yaparsa aleyhinedir.&nbsp;Rabbin kullara zulmedici değildir.”<em style="box-sizing: inherit;">(Fussilet, 42/46)</em></div>
</blockquote>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
mealindeki ayette,&nbsp;Allah haksızlığı ve zulmü hem kullarına hem de kendisine haram kılmıştır.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
e)&nbsp;Sadistlik bir hastalıktır, bir psikolojik saplantıdır.&nbsp;Kâinatın güzelliği, mükemmelliği, onun manevi güzelliği ve mükemmelliğine şehadet ettiği bir yaratıcı, böyle pespaye bir huydan milyar defa uzaktır, münezzehtir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
f)&nbsp;Bir devletin büyüklüğünü gösteren<em style="box-sizing: inherit;">&nbsp;-külli manada-&nbsp;</em>şu iki şeydir:</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Birincisi:&nbsp;İyi insanlara karşı şefkat ve merhamet kanatlarını açıp, onları himaye etmektir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
İkincisi:&nbsp;Suç işleyen kötü insanlara karşı da devletin izzetini, haysiyet ve şerefini, vatandaşlarının huzur ve güvenini koruma adına, bu canilere hak ettikleri cezayı vermektir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Devletin, iyi insanlara &nbsp;şefkatle yaklaşması, safdillik olmadığı gibi, canileri cezalandırması da sadistlik değildir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Yeryüzünü bir nimet sofrası halinde düzenleyen, güneş, ay, yağmur, gıda, bebeğe anne musluklarından anında süt gönderen, kalplerine merhamet ve şefkat koyarak insanları hatta bütün canlıları bununla birbirinin yardımına koşturan ve bunun gibi daha sayısız nimetlerle yarattıklarına karşı gösterdiği sonsuz merhameti ortada iken, hikmetini bilmediğimiz ve çoğunlukla&nbsp;insanların canavarca gösterdikleri bir tavrın sonucu olan bazı zulümlerin, haksızlıkların, merhametsizliklerin faturasını Allah’a kesmek&nbsp;yerden göğe haksızlıktır.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
<em style="box-sizing: inherit;">İlave bilgi için tıklayınız:</em></div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
<em style="box-sizing: inherit;"><a href="https://www.ateistlerecevap.org/2017/05/allah-hayvanlarn-birbirini-parcalamasna.html" target="_blank" rel="noopener noreferrer" data-wpel-link="internal">&#8211;&nbsp;Haşa, Allah Teala&nbsp;sadist&nbsp;mi, hayvanların parçalanmasına neden izin veriyor&#8230;</a></em></div>The post <a href="https://ateistlerecevap.org/allah-hasa-sadist-mi/" data-wpel-link="internal">Allah (haşa) sadist mi?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ateistlerecevap.org/allah-hasa-sadist-mi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Cennette Şarap varmı? Dünyada ki şarap ile aynı mı?</title>
		<link>https://ateistlerecevap.org/cennette-sarap-varm-dunyada-ki-sarap/</link>
					<comments>https://ateistlerecevap.org/cennette-sarap-varm-dunyada-ki-sarap/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ateistlere Cevaplar]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 08 Jun 2017 13:05:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sorular]]></category>
		<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.ateistlerecevap.org/?p=44</guid>

					<description><![CDATA[<p>Değerli kardeşimiz, Su kaynakları bulundukları bölgeye bereket verir, orayı canlandırıp temizlerler. Ayrıca suya yakın mekanlarda iklim de hem yaşamaya daha elverişlidir, hem de insanların hoşlarına gidecek ılımanlıktadır. İşte bu nedenle insanların dinlenmek üzere seçtikleri mekanlar da deniz, göl ya da nehir kenarlarına yakın yerler olur. Nitekim Kur&#8217;an&#8217;da takva sahibi olanların Allah&#8217;tan bir nimet olarak&#160;&#8220;cennetlerde ve [&#8230;]</p>
The post <a href="https://ateistlerecevap.org/cennette-sarap-varm-dunyada-ki-sarap/" data-wpel-link="internal">Cennette Şarap varmı? Dünyada ki şarap ile aynı mı?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div class="separator" style="clear: both; text-align: center;">
<a href="https://2.bp.blogspot.com/-XblJZcrZqEQ/WTlKWSOz8rI/AAAAAAAAHLI/VyLFwP3bBYIpTKto6kFzM-t-WuvMrt5DgCLcB/s1600/Kur%2527an%2527%25C4%25B1%2BKerim%2527in%2Bde%25C4%259Fi%25C5%259Fime%2Bu%25C4%259Framad%25C4%25B1%25C4%259F%25C4%25B1n%25C4%25B1n%2Bkan%25C4%25B1tlar%25C4%25B1.%2B%25286%2529.png" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;" data-wpel-link="external" rel="nofollow external noopener noreferrer"><img loading="lazy" decoding="async" border="0" data-original-height="720" data-original-width="1280" height="360" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2017/06/Kur27an27C4B1Kerim27indeC49FiC59FimeuC49FramadC4B1C49FC4B1nC4B1nkanC4B1tlarC4B1.28629.png" width="640" /></a></div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Değerli kardeşimiz,</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Su kaynakları bulundukları bölgeye bereket verir, orayı canlandırıp temizlerler. Ayrıca suya yakın mekanlarda iklim de hem yaşamaya daha elverişlidir, hem de insanların hoşlarına gidecek ılımanlıktadır. İşte bu nedenle insanların dinlenmek üzere seçtikleri mekanlar da deniz, göl ya da nehir kenarlarına yakın yerler olur. Nitekim Kur&#8217;an&#8217;da takva sahibi olanların Allah&#8217;tan bir nimet olarak&nbsp;&#8220;cennetlerde ve pınar başlarında&#8221;&nbsp;(Hicr, 15/45) oldukları bildirilmiştir.<br />
<br style="box-sizing: inherit;" /><br />
Peygamberimiz (sav)&#8217;in hadislerinde cennetteki nehirlerden sıkça bahsedilmektedir:</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
&#8220;Cennet ırmakları, misk dağlarının yahut da misk tepelerinin altından çıkar.&#8221;&nbsp;(Tezkireti&#8217;l Kurtubi, s. 307/501)</div>
</blockquote>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
&#8220;Cennette, bal denizi, şarap denizi, süt denizi ve su denizi bulunmaktadır. Diğer nehirler bunlardan çıkacaktır.&#8221;&nbsp;[(Tirmizi), Büyük Hadis Külliyatı-5, s.409/10097]</div>
</blockquote>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Hadiste cennette baldan, sütten, şaraptan denizlerin olacağından bahsedilmektedir. Ancak burada bahsedilen süt, bal ve şarap dünyadakinden çok farklı, cennete has özellikleriyle yaratılmıştır. Cennette bunların her biri tertemiz, lezzet ve rahatlık veren içkilerdir. Örneğin cennette sunulan şarap, dünyadakilere benzememektedir. Cennet ehlini sarhoş etmeyecek, içenlerin şuurunu bulandırmayacaktır. Allah&#8217;ın cennet için hazırladığı içki,</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
&#8220;Bembeyaz; içenlere lezzet (veren bir içki). Onda ne bir gaile vardır, ne de kendilerinden geçip, akılları çelinir.&#8221;&nbsp;(Saffat, 37/46-47)</div>
</blockquote>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
ayetleriyle Kur&#8217;an&#8217;da tarif edilmektedir.<br />
<br style="box-sizing: inherit;" /><br />
Ayrıca bu örnekler&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">-süt, bal ve şaraptan ırmaklar-&nbsp;</em>cennette Allah&#8217;ın kendilerinden razı olduğu kullarını bekleyen çok farklı güzelliklerin olabileceğine işaret etmektedir. Süt çabuk bozulan bir besin olmasına rağmen, cennette sütten deniz ve ırmakların olması oradaki nimetlerin kusursuzluğuna çarpıcı bir örnektir. Cennet ehli dilediği takdirde böyle görüntülerin yaratılması Allah için çok kolaydır.<br />
<br style="box-sizing: inherit;" /><br />
Bu nimetler tarif edilirken ırmak ve deniz ifadelerinin kullanılması da özellikle cennetteki bolluğu vurgulamaktadır. İnsanlar dünyada bu nimetleri hep sınırlı miktarlarda görürler. Kavanozlarda, cam şişelerde veya farklı ambalajlarda satın aldıkları bu ürünlerin cennette bir kaynak şeklinde karşılarına çıkması, bozulmadan, kirlenmeden, olabilecek en mükemmel lezzette kendilerine bol bol ikram edilmesi, heyecan verici bir nimet ve güzelliktir.<br />
<br style="box-sizing: inherit;" /><br />
Kur&#8217;an&#8217;da da bu ırmakların özelliklerinden detaylı olarak bahsedilmektedir:</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
&#8220;Takva sahiplerine vadedilen cennetin misali (şudur): İçinde bozulmayan sudan ırmaklar, tadı değişmeyen sütten ırmaklar, içenler için lezzet veren şaraptan ırmaklar ve süzme baldan ırmaklar vardır ve orda onlar için meyvelerin her türlüsünden ve Rabblerinden bir mağfiret vardır&#8230;&#8221;&nbsp;(Muhammed, 47/15)</div>
</blockquote>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Ayette süt, bal, şarap gibi birkaç nimet örnek olarak verilmiştir. Ancak insanın hoşuna giden herhangi bir nimetin ırmak şeklinde akması, su gibi bol, temiz olması, bozulmadan kalması da mümkün olabilir. Ayrıca Allah cennette içkilerin kadehlerle sunulduğunu ve bu içkilerden cennet ehlinin başların ağrımayacağını, kendilerinden geçip akıllarının çelinmeyeceğini bildirir. Allah bir başka ayette,</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
&#8220;Kaynaktan (doldurulmuş) kadehlerle çevrelerinde dolaşılır&#8230;&#8221;&nbsp;(Saffat, 37/45)</div>
</blockquote>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
şeklinde buyurmaktadır. Müminler için cennette&nbsp;&#8220;sonu misk olan, karışımı tesnimden, mühürlü, katıksız bir şarap&#8221;&nbsp;(Mutaffifin, 83/25-27) hazırlanmıştır. (Tesnim:&nbsp;Cennetteki çeşmelerden birinin adıdır.)<br />
<br style="box-sizing: inherit;" /><br />
Ayetlerde de belirtildiği gibi, bu içecekler aynı zamanda güzel kokular da içermektedir. Öte yandan cennette denizlerin altında, nehirlerin dibinde bizim hayal edemediğimiz olağanüstü güzellikler olabilir. Allah dileyenin nefes alma sorunu olmadan dalmasını, çıplak gözle berrak bir görüntüyle deniz altındaki güzellikleri görmesini mümkün kılabilir. Dünyada ancak belgeseller sayesinde haberdar olunan denizaltı güzellikleri, cennette müminlerin kolaylıkla görebileceği ve çok zevk alacakları şekilde olabilir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
<br />
<iframe loading="lazy" border="0" height="361" scrolling="no" src="http://www.sabah.com.tr/webtv/iframe/nihat-hatipoglu/cennet-sarabi-nedir" width="642"></iframe>
</div>The post <a href="https://ateistlerecevap.org/cennette-sarap-varm-dunyada-ki-sarap/" data-wpel-link="internal">Cennette Şarap varmı? Dünyada ki şarap ile aynı mı?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ateistlerecevap.org/cennette-sarap-varm-dunyada-ki-sarap/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İslam&#039;a göre kadın çalışabilir mi?</title>
		<link>https://ateistlerecevap.org/islama-gore-kadn-calsabilir-mi/</link>
					<comments>https://ateistlerecevap.org/islama-gore-kadn-calsabilir-mi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ateistlere Cevaplar]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 28 May 2017 12:25:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sorular]]></category>
		<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.ateistlerecevap.org/?p=45</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kadının çalışmasını engelleyen herhangi bir yasak bilmiyoruz.&#160;Ancak kadının çalışırken uyması gereken bazı kurallar vardır. Bu kurallara uymazsa haram işlemiş olur. İslam’da, insan olmaları bakımından, erkekle kadın arasında herhangi bir ayrım söz konusu değildir; her ikisi de eşit derecede Yüce Allah’ın emir ve yasaklarına muhataptır. Erkek olsun kadın olsun, bütün insanlar yeryüzünü imar etmek ve orada [&#8230;]</p>
The post <a href="https://ateistlerecevap.org/islama-gore-kadn-calsabilir-mi/" data-wpel-link="internal">İslam'a göre kadın çalışabilir mi?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div class="separator" style="clear: both; text-align: center;">
<a href="https://2.bp.blogspot.com/-S_Q09CUCOcE/WSq_bWYKecI/AAAAAAAAHC4/5DAkqxLTv04w7eU9bhpbr9VOrPLMdTpxwCLcB/s1600/Kur%2527an%2527%25C4%25B1%2BKerim%2527in%2Bde%25C4%259Fi%25C5%259Fime%2Bu%25C4%259Framad%25C4%25B1%25C4%259F%25C4%25B1n%25C4%25B1n%2Bkan%25C4%25B1tlar%25C4%25B1.%2B%25285%2529.png" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;" data-wpel-link="external" rel="nofollow external noopener noreferrer"><img loading="lazy" decoding="async" border="0" data-original-height="720" data-original-width="1280" height="360" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2017/05/Kur27an27C4B1Kerim27indeC49FiC59FimeuC49FramadC4B1C49FC4B1nC4B1nkanC4B1tlarC4B1.28529.png" width="640" /></a></div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Kadının çalışmasını engelleyen herhangi bir yasak bilmiyoruz.&nbsp;Ancak kadının çalışırken uyması gereken bazı kurallar vardır. Bu kurallara uymazsa haram işlemiş olur.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
İslam’da, insan olmaları bakımından, erkekle kadın arasında herhangi bir ayrım söz konusu değildir; her ikisi de eşit derecede Yüce Allah’ın emir ve yasaklarına muhataptır. Erkek olsun kadın olsun, bütün insanlar yeryüzünü imar etmek ve orada Allah’a kulluk etmekle yükümlüdürler.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
İslâm’da, insanlık ve Allah’a kulluk bakımından kadınla erkek arasında bir fark bulunmadığı gibi, temel hak ve sorumluluklar açısından da kadın erkek ayrımı bulunmamaktadır. Dinimizde, erkeğe tanınan temel hak ve hürriyetler, aynı derecede kadına da tanınmıştır.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Buna göre yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme; kişi hürriyeti ve güvenliği; vicdan, dini inanç ve kanaat hürriyeti; mülkiyet ve tasarruf hakkı; meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunmada bulunma, kanun önünde eşitlik ve adaletle muamele görme hakkı, mesken dokunulmazlığı, şeref ve onurun korunması, evlenme ve aile kurma hakkı, özel hayatın gizliliği ve dokunulmazlığı, geçim teminatı gibi temel haklar bakımından kadınla erkek arasında herhangi bir ayrım söz konusu değildir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Kur’an-ı Kerim’de Hz. Peygamber (asm)&#8217;in kadınlardan biat almasının zikredilmesi<em style="box-sizing: inherit;">&nbsp;(Mümtehine, 60/13),</em>&nbsp;İslâm’da kadının iradesinin bağımsızlığını açık bir şekilde ortaya koymaktadır. Bu itibarla kadın olmak, hak ehliyetini ve fiil ehliyetini daraltan bir sebep değildir. Sahip olduğu hakların, kocası ya da başkası tarafından ihlal edilmesi halinde, kadının hakime başvurarak haksızlığın giderilmesini isteme hakkı bulunmaktadır.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
İslâm&#8217;da kadının konumu ve hakları konusundaki tartışmaların önemli bir kısmı, kadının sosyal hayata katılması, çalışması ve kamu görevi üstlenmesi noktalarında odaklaşmaktadır.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
İslâm&#8217;a göre,&nbsp;kural olarak kadın, ev içinde ve dışında çalışabilir; ailesinin ihtiyaçlarını sağlamada kocasına yardımcı olabilir. Şartlara ve ihtiyaçlara göre, aile hayatında eşlerin rollerinin değişmesi de mümkündür. Önemli olan hayatın huzur ve düzen içinde geçmesi, ihtiyaçların karşılanmasında bireylerin imkan ve kabiliyetlerine uygun sorumlulukları dengeli şekilde üstlenmeleridir. Bazı kaynaklarda yer alan Hz. Peygamber (asm)&#8217;in, evin iç işlerini kızı Hz. Fatıma&#8217;ya, dış işlerini ise damadı Hz. Ali&#8217;ye yüklemiş olması&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">(İbn Ebî Şeybe, Musannef, X/165, No: 9118; XIII/284, No: 16355; Ömer Nasuhî Bilmen, Hukuk-i İslamiyye, II/484),</em>&nbsp;Müslümanlar için bir aile modeli oluşturma amacına yönelik bağlayıcı bir kural değil, ihtiyaç, örf ve âdete dayalı tavsiye niteliğinde bir çözümdür. Kaldı ki, ev hanımının ailesine ve topluma katkıları küçümsenemeyecek kadar önemli bir iştir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Kadın,&nbsp;mali ve ticarî alanlarda erkeklerle eşit konumda olup, kadın olması sebebiyle herhangi bir kısıtlamaya maruz değildir; ticaret ve borçlar hukuku alanında erkeklerin sahip oldukları bütün hak ve yetkilere sahiptir. İslâm dininde erkek–kadın ayrımı yapılmaksızın, çalışıp kazanmak teşvik edilmiş,</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343; margin-bottom: 1em;">
&#8220;İnsan için ancak çalıştığı vardır.&#8221;&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">(Necm, 53/39);</em></div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
&#8220;… Erkeklere kazandıklarından bir pay vardır; kadınlara da kazandıklarından bir pay vardır. Allâh&#8217;ın lutfundan nasibinizi isteyin&#8230;&#8221;&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">(Nisa 4/32)</em></div>
</blockquote>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
buyurulmuştur. Çalışma kapsamında değerlendirilen ticaret ile ilgili,</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
“Ey iman edenler! Mallarınızı aranızda batıl yollarla yemeyin. Ancak karşılıklı rıza ile yapılan ticaretle olursa başka. Kendinizi helâk etmeyin. Şüphesiz Allah size karşı çok merhametlidir.”&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">(Nisa, 4/29)&nbsp;</em>âyeti ile</div>
</blockquote>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
“Sizden herhangi birinizin ipini alıp da dağdan sırtına bir bağ odun yüklenerek getirip satması, dilenmesinden daha hayırlıdır.”<em style="box-sizing: inherit;">(Buhârî, Büyû’ 5)</em></div>
</blockquote>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
hadisinde kadın-erkek ayrımı söz konusu değildir. Dinimizin insanlar arası ilişkilerde ve ticarî hayata ilişkin koyduğu açıklık, dürüstük, güven, doğru sözlülük, sözünde durma, şart ve akitlere bağlı kalma, karşı tarafın zayıflığı, bilgisizliği ve sıkıntıda olmasını istismar etmeme gibi genel ilkelerine bağlı kalmak şartıyla, erkek ve kadın herkes helal ve meşru yollardan kazanç elde etme hakkına sahiptir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
<em style="box-sizing: inherit;">Bu açıklamalar ışığında&nbsp;kadın&nbsp;hem çalışabilir, hem de çalışamaz diyebilirriz. Şartları bulunursa çalışabilir, bulunmazsa çalışamaz.</em></div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Bir kadının iş yerinde çalışması için belli başlı şartlardan biri, tesettürüne mani olunmaması, vekar ve ciddiyeti hafife alınmamasıdır. Aynı zamanda bu iş yerinde başka insanlar da bulunması ve kadın tek erkekle başbaşa kalmamasıdır.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Zira bir kadın bir erkekle başbaşa kalırsa, üçüncülerinin şeytan olacağını Efendimiz (asm) bildirmiştir. Hem böyle bir yalnızlıkta halvet vaki olduğundan, erkeğe mehr-i misil gibi maddî ceza, kadına da tâzir gibi dinî ceza terettüb eder.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Demek oluyor ki,&nbsp;ihtiyaç içinde olduğundan çalışmak zorunda kalan kadın, tesettürüne, iffet ve vekarına halel gelmeyen ciddi iş yerinde çalışabilir. Çevredeki yabancı erkeklere bu tesettür ve vekar içinde ciddi şekilde muhatap olabilir. Bu şartların yok olduğu yerde kadının çalışma şartı da yok demektir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
<em style="box-sizing: inherit;">Zaten çalışıp kazanma mecburiyeti erkek içindir.</em>&nbsp;Kadın evinde oturur, çoluk çocuğuna bakar. Erkek ise dışarda çalışıp çabalayarak kadının ihtiyaçlarını karşılamak zorunda kalır. Bizim sözünü ettiğimiz şartlar, herhâlde böyle hâmisi olmayan, ihtiyaç içinde çırpınan kadınlar içindir. Kocası izin vermeyen kadın zaten çalışma hakkına da sahip sayılmaz. Kocasının kazancıyla idare etmesi şart olur, yahut beyinin izni gerekir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Bir kadının yabancı bir erkeğin evinde veya iş yerinde çalışması İslâm&#8217;ın emrettiği şekilde olursa, yani birkaç kadın ile birlikte veya açık bir yerde çalışırsa beis yoktur. Ama, kapalı bir yerde, yalnız olarak yabancı bir kimse ile birlikte kalacak olursa, halvet olduğundan haramdır<em style="box-sizing: inherit;">&nbsp;(el-Fıkıh &#8216;ala&#8217;l-Mezahip el-Arbaa, III/125).</em></p>
<div class="separator" style="clear: both; text-align: center;">
<iframe loading="lazy" allowfullscreen="" class="YOUTUBE-iframe-video" data-thumbnail-src="https://i.ytimg.com/vi/Z5wBHQCPuJQ/0.jpg" frameborder="0" height="366" src="https://www.youtube.com/embed/Z5wBHQCPuJQ?feature=player_embedded" width="520"></iframe></div>
<div class="separator" style="clear: both; text-align: center;">
</div>
<p>&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;<iframe loading="lazy" allowfullscreen="" class="YOUTUBE-iframe-video" data-thumbnail-src="https://i.ytimg.com/vi/a9eLRl4VrnI/0.jpg" frameborder="0" height="366" src="https://www.youtube.com/embed/a9eLRl4VrnI?feature=player_embedded" width="520"></iframe></div>
<div class="separator" style="clear: both; text-align: center;">
<iframe loading="lazy" allowfullscreen="" class="YOUTUBE-iframe-video" data-thumbnail-src="https://i.ytimg.com/vi/qrg-Y2hUhzY/0.jpg" frameborder="0" height="366" src="https://www.youtube.com/embed/qrg-Y2hUhzY?feature=player_embedded" width="520"></iframe></div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
<em style="box-sizing: inherit;"><br /></em></div>The post <a href="https://ateistlerecevap.org/islama-gore-kadn-calsabilir-mi/" data-wpel-link="internal">İslam'a göre kadın çalışabilir mi?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ateistlerecevap.org/islama-gore-kadn-calsabilir-mi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Beni Tabiat Ana yaratmış olamaz mı?</title>
		<link>https://ateistlerecevap.org/beni-tabiat-ana-yaratms-olamaz/</link>
					<comments>https://ateistlerecevap.org/beni-tabiat-ana-yaratms-olamaz/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ateistlere Cevaplar]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 27 May 2017 12:46:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sorular]]></category>
		<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.ateistlerecevap.org/?p=46</guid>

					<description><![CDATA[<p>&#8220;Bu yazı Beni Tabiat Ana yarattı diyenlere ithafen yazılmıştır&#8221; Kâinat her an milyarlarca faaliyete sahne olmakta.&#160;Bu haliyle dev bir laboratuara, yahut muazzam bir sahneye benziyor. Müthiş manevraların yapıldığı bir ordugaha, akıllara durgunluk verecek büyüklükte bir fuara veya milyarlarca yaratığın istifade ettiği geniş bir sofraya da benzetebiliriz. İşte dünyamız!..&#160;Güneşin etrafında büyük bir hızla dönüyor; fakat uzaya [&#8230;]</p>
The post <a href="https://ateistlerecevap.org/beni-tabiat-ana-yaratms-olamaz/" data-wpel-link="internal">Beni Tabiat Ana yaratmış olamaz mı?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
<div class="separator" style="clear: both; text-align: center;">
<a href="https://4.bp.blogspot.com/-wyjfsfD-ubs/WSl08lPDycI/AAAAAAAAHCc/N3Zl9fyb7zUglHeGUNtHNY99GEKVUDQZACLcB/s1600/Kur%2527an%2527%25C4%25B1%2BKerim%2527in%2Bde%25C4%259Fi%25C5%259Fime%2Bu%25C4%259Framad%25C4%25B1%25C4%259F%25C4%25B1n%25C4%25B1n%2Bkan%25C4%25B1tlar%25C4%25B1.%2B%25284%2529.png" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;" data-wpel-link="external" rel="nofollow external noopener noreferrer"><img loading="lazy" decoding="async" border="0" data-original-height="720" data-original-width="1280" height="360" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2017/05/Kur27an27C4B1Kerim27indeC49FiC59FimeuC49FramadC4B1C49FC4B1nC4B1nkanC4B1tlarC4B1.28429.png" width="640" /></a></div>
<p><em style="box-sizing: inherit;"><br /></em></div>
<div style="box-sizing: inherit; font-family: arimo, arial, verdana, sans-serif; margin-bottom: 1em;">
&#8220;Bu yazı Beni Tabiat Ana yarattı diyenlere ithafen yazılmıştır&#8221;</p>
<div style="color: #666666; font-size: 15.4px;">
<em style="box-sizing: inherit;"><br /></em></div>
<div style="color: #666666; font-size: 15.4px;">
<em style="box-sizing: inherit;">Kâinat her an milyarlarca faaliyete sahne olmakta.</em>&nbsp;Bu haliyle dev bir laboratuara, yahut muazzam bir sahneye benziyor. Müthiş manevraların yapıldığı bir ordugaha, akıllara durgunluk verecek büyüklükte bir fuara veya milyarlarca yaratığın istifade ettiği geniş bir sofraya da benzetebiliriz.</div>
</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
İşte dünyamız!..&nbsp;Güneşin etrafında büyük bir hızla dönüyor; fakat uzaya fırlamıyor. Üstünde taşıdığı yolcuları, yani insanları, hayvanları, bitkileri, cansızları hiç incitmeden binlerce yıldır taşıyor.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Güneş!..&nbsp;Her sabah taze bir ahenkle, tam vaktinde doğuyor. Kendisine verilen ısıtma ve aydınlatma vazifesini, büyük bir intizamla yerine getiriyor.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Boşlukta asılı yıldızlar!..&nbsp;Dünyamızdan binlerce defa daha büyük o dev küreler, gök kubbede parlamaya devam ediyorlar.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
<em style="box-sizing: inherit;">Her yerde, her an harika sanat eserleri ortaya çıkıyor.</em></div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Bir minicik tohum atıyorsunuz toprağın bağrına.&nbsp;Üstünü örtüp suluyorsunuz. Bir süre sonra bir de bakıyorsunuz ki, güzeller güzeli bir filiz olmuş. Derken büyüyor bu filiz; dal oluyor, yaprak oluyor. Nihayet latif çiçekler açıp tatlı meyveler veriyor.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Bir kanarya yumurtası düşünün.&nbsp;Kanaryanın karnına giren değişik gıdalardan oluşmuş küçücük bir cisim. Zamanı gelince, çatlıyor bu yumurtacık. Bir de bakıyorsunuz, içinden bir yavru çıkmış. Henüz sertleşmemiş gagası, tüylenmemiş vücuduyla o minik kuş yavrusu çıkıveriyor dünyaya. Zamanla renkli tüylerden elbise giyiyor, güzel güzel ötmeye başlıyor&#8230;</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
İnsana bakın!..&nbsp;Başlangıçta bir damla su. Zamanı gelince et oluyor, kan oluyor, kemik oluyor bu damla. Vakit tamam olunca da bir bebek kazanıyor dünya. Gören gözler, işiten kulaklar, koku alan burun, tutan el, yürüyen ayak, hisseden kalp, düşünen beyin&#8230; Bütün bunlar yavaş yavaş oluyor ve öyle bir an geliyor ki; o bir damla su, kâinatı bir kitap gibi okuyabiliyor!</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
<em style="box-sizing: inherit;">Alemde olup biten harika işler, saymakla bitecek gibi değil!</em></div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Bakıyorsunuz, her iş, büyük bir nizam ve intizam içinde yapılıyor. Her faaliyette bir fayda ve hikmet gözetiliyor. Şuurlu bir ölçüyle yaratılıyor her şey. Hiçbir şey başıboş değil; hiçbir mahluk kendi haline bırakılmamış.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Soruyorsunuz:</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343; margin-bottom: 1em;">
<em style="box-sizing: inherit;">&#8211; Kim yaratıyor bütün bu sanat eserlerini?</em></div>
<div style="box-sizing: inherit; margin-bottom: 1em;">
<em style="box-sizing: inherit;">&#8211; Bu faaliyetleri yürüten, yıldızları saptırmadan döndüren, dünyayı canlılara beşik yapan, milyarlarca mahluka vakti vaktine rızık veren kim?</em></div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
<em style="box-sizing: inherit;">&#8211; Kimdir o yaratıcı ki, toplu iğne başı kadar bir tohumdan dev gibi bir ağaç; bir damla sudan, insan çıkartıyor?</em></div>
</blockquote>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
<em style="box-sizing: inherit;">&#8220;Tabiat&#8221;&nbsp;</em>diyor bazı kimseler. Uydurulmuş şekliyle,&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">&#8220;Doğa&#8221;.</em>&nbsp;Televizyonda, radyoda, gazete ve dergilerde, hatta ders kitaplarında zaman zaman rastlıyorsunuz bu kelimeye.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Sormak lazım böyle diyenlere: Tabiat nedir? En kısa tarifiyle &#8220;Canlı ve cansızların tümüdür.&#8221; diyecekler.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Cansızların kendi başlarına bir şey yapamayacakları, apaçık bir gerçektir. Çekici, çiviyi, tahtayı koyun bir odaya, milyon sene bekleyin, şuurlu bir usta bunları kullanmadığı sürece bir sehpa bile yapılamayacaktır. Toprak, hava, su, güneş ışığı çekiçten, çividen ve tahtadan daha şuurlu değildir. Keza, bir kar çiçeği bile, bir sehpadan daha mükemmeldir. Hâl böyle olunca, cansız, akılsız, şuursuz, kuvvetten, iradeden mahrum tabiatın basit bir canlıyı bile yapamayacağı açıkça ortaya çıkar.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Gelelim canlılara.&nbsp;Bunların da en şuurlusu, insandır. İnsan ise, bu kâinatı ve içindekileri yapmak şöyle dursun, minnacık bir yaprağı bile yapmaktan acizdir. Üstelik o da kendini yaratanı aramakla meşguldür.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Tabiatın canlılarla cansızlardan oluştuğu, bunların ise hiç bir şeyi yaratamayacakları kesin olarak biliniyorsa, bu kâinatı ve kâinattaki bütün sanat eserlerini sonsuz ilim, irade ve kudret sahibi olan Allah&#8217;ın yarattığı, açıkça ortaya çıkmıştır.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Tabiat safsatasını kasten ortaya atan inkarcının şöyle dediğini duyar gibiyim: &#8220;<em style="box-sizing: inherit;">Ya bütün bu mahlukatı &#8216;Tabiat Kanunları&#8217; yarattıysa?&#8221;&nbsp;</em>Belki o &#8220;Tabiat&#8221; ve &#8220;Kanun&#8221; kelimelerini kullanmak istemez de &#8220;Doğa Yasaları&#8221; der. Her neyse&#8230;</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Sormak lazım onlara:&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">&#8220;Bu kanunlar akıllı, şuurlu, gören, işiten, karar verme kabiliyetine sahip, her şeyi bilen şeyler mi?&#8221;&nbsp;</em>Cevap &#8220;Hayır&#8221; olacaktır. Çünkü, &#8220;evet&#8221; sözüne odunlar bile güler. Bu saydığımız vasıflara sahip olamayanın yaratıcı da olamayacağını yukarıda açıklamıştık.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Kaldı ki, tabiat kanunları Allah&#8217;ın varlığına delildir.&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">Neden mi?</em>&nbsp;Çünkü, kanun varsa, onu koyan biri vardır. Hiç bir kanun kendi kendine ortaya çıkamaz. İnsanların yaptığı kanunlarda bile, bunu açıkça görüyoruz.&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">Bir başka mes&#8217;ele de şudur:</em>&nbsp;Kanunların uygulanması için bir hakime ihtiyaç vardır. Hakim yoksa, hiç bir kanun kendi başına suçluyu yargılayamaz. Bunun en güzel örneğini, yine insanların yaptığı kanunlarda görmek mümkündür.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Tabiatın yaratıcı olduğunu iddia edenlere şunu da sormak gerek:<em style="box-sizing: inherit;">&nbsp;&#8220;Kâinatı ve tabiat kanunlarını kim yarattı?&#8221;</em>&nbsp;Bu suale, mecburen&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">&#8220;tabiat&#8221;&nbsp;</em>diye cevap verecektir.&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">&#8220;Tabiat nelerden ibarettir?&#8221;</em>&nbsp;diye ikinci bir soru sorulursa,<em style="box-sizing: inherit;">&nbsp;&#8220;Kâinattan ve tabiat kanunlarından ibarettir,&#8221;</em>&nbsp;cevabını verecektir. Çünkü, gerçek de budur. Bu cevabı aldıktan sonra son darbeyi indirmek gerekir:<em style="box-sizing: inherit;">&nbsp;&#8220;Tabiatçı efendi!&nbsp;Sen bu sözlerinle, kâinatın kendi kendini yarattığını iddia etmek gibi gülünç bir duruma düştüğünün, farkında mısın?&#8221;&nbsp;</em>Bu durum gerçekten gülünçtür. Çünkü,<em style="box-sizing: inherit;">&nbsp;&#8220;Yazıyı yazan yazıdır&#8221;, &#8220;Sehpayı yapan sehpadır&#8221;</em>&nbsp;demekten farkı yoktur bunun.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Dikkatle bakan görür ki,&nbsp;tabiat da harikulade bir sanat eseridir. Kendisini yoktan var eden, binlerce nakış, çeşit çeşit renklerle süsleyen Yaratıcı&#8217;sını gösterir. Tabiat, yukarıda tasvir ettiğimiz yaratıklardan oluşan eşsiz bir tablodur ki, hâl diliyle<em style="box-sizing: inherit;">&nbsp;&#8220;Benim sanatkarım sonsuz ilim, irade ve kudret sahibi olan Allah&#8217;tır!..&#8221;</em>&nbsp;diye haykırmakta, bu gerçeği kâinattaki ahengin musikisiyle ilan etmektedir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
<em style="box-sizing: inherit;">Son söz:&nbsp;Tabiat Halık yani Yaratıcı olamaz, çünkü aciz bir mahluktur!..</em></div>
<div class="separator" style="clear: both; text-align: center;">
<iframe loading="lazy" allowfullscreen="" class="YOUTUBE-iframe-video" data-thumbnail-src="https://i.ytimg.com/vi/GEfOxHMhW0g/0.jpg" frameborder="0" height="366" src="https://www.youtube.com/embed/GEfOxHMhW0g?feature=player_embedded" width="520"></iframe></div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
<em style="box-sizing: inherit;"><br /></em></div>The post <a href="https://ateistlerecevap.org/beni-tabiat-ana-yaratms-olamaz/" data-wpel-link="internal">Beni Tabiat Ana yaratmış olamaz mı?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ateistlerecevap.org/beni-tabiat-ana-yaratms-olamaz/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Beni Tabiat Ana yaratmış olamaz mı?</title>
		<link>https://ateistlerecevap.org/beni-tabiat-ana-yaratms-olamaz-2/</link>
					<comments>https://ateistlerecevap.org/beni-tabiat-ana-yaratms-olamaz-2/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ateistlere Cevaplar]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 27 May 2017 12:46:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sorular]]></category>
		<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.ateistlerecevap.org/?p=46</guid>

					<description><![CDATA[<p>&#8220;Bu yazı Beni Tabiat Ana yarattı diyenlere ithafen yazılmıştır&#8221; Kâinat her an milyarlarca faaliyete sahne olmakta.&#160;Bu haliyle dev bir laboratuara, yahut muazzam bir sahneye benziyor. Müthiş manevraların yapıldığı bir ordugaha, akıllara durgunluk verecek büyüklükte bir fuara veya milyarlarca yaratığın istifade ettiği geniş bir sofraya da benzetebiliriz. İşte dünyamız!..&#160;Güneşin etrafında büyük bir hızla dönüyor; fakat uzaya [&#8230;]</p>
The post <a href="https://ateistlerecevap.org/beni-tabiat-ana-yaratms-olamaz-2/" data-wpel-link="internal">Beni Tabiat Ana yaratmış olamaz mı?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
<div class="separator" style="clear: both; text-align: center;">
<a href="https://4.bp.blogspot.com/-wyjfsfD-ubs/WSl08lPDycI/AAAAAAAAHCc/N3Zl9fyb7zUglHeGUNtHNY99GEKVUDQZACLcB/s1600/Kur%2527an%2527%25C4%25B1%2BKerim%2527in%2Bde%25C4%259Fi%25C5%259Fime%2Bu%25C4%259Framad%25C4%25B1%25C4%259F%25C4%25B1n%25C4%25B1n%2Bkan%25C4%25B1tlar%25C4%25B1.%2B%25284%2529.png" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;" data-wpel-link="external" rel="nofollow external noopener noreferrer"><img loading="lazy" decoding="async" border="0" data-original-height="720" data-original-width="1280" height="360" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2017/05/Kur27an27C4B1Kerim27indeC49FiC59FimeuC49FramadC4B1C49FC4B1nC4B1nkanC4B1tlarC4B1.28429.png" width="640" /></a></div>
<p><em style="box-sizing: inherit;"><br /></em></div>
<div style="box-sizing: inherit; font-family: arimo, arial, verdana, sans-serif; margin-bottom: 1em;">
&#8220;Bu yazı Beni Tabiat Ana yarattı diyenlere ithafen yazılmıştır&#8221;</p>
<div style="color: #666666; font-size: 15.4px;">
<em style="box-sizing: inherit;"><br /></em></div>
<div style="color: #666666; font-size: 15.4px;">
<em style="box-sizing: inherit;">Kâinat her an milyarlarca faaliyete sahne olmakta.</em>&nbsp;Bu haliyle dev bir laboratuara, yahut muazzam bir sahneye benziyor. Müthiş manevraların yapıldığı bir ordugaha, akıllara durgunluk verecek büyüklükte bir fuara veya milyarlarca yaratığın istifade ettiği geniş bir sofraya da benzetebiliriz.</div>
</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
İşte dünyamız!..&nbsp;Güneşin etrafında büyük bir hızla dönüyor; fakat uzaya fırlamıyor. Üstünde taşıdığı yolcuları, yani insanları, hayvanları, bitkileri, cansızları hiç incitmeden binlerce yıldır taşıyor.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Güneş!..&nbsp;Her sabah taze bir ahenkle, tam vaktinde doğuyor. Kendisine verilen ısıtma ve aydınlatma vazifesini, büyük bir intizamla yerine getiriyor.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Boşlukta asılı yıldızlar!..&nbsp;Dünyamızdan binlerce defa daha büyük o dev küreler, gök kubbede parlamaya devam ediyorlar.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
<em style="box-sizing: inherit;">Her yerde, her an harika sanat eserleri ortaya çıkıyor.</em></div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Bir minicik tohum atıyorsunuz toprağın bağrına.&nbsp;Üstünü örtüp suluyorsunuz. Bir süre sonra bir de bakıyorsunuz ki, güzeller güzeli bir filiz olmuş. Derken büyüyor bu filiz; dal oluyor, yaprak oluyor. Nihayet latif çiçekler açıp tatlı meyveler veriyor.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Bir kanarya yumurtası düşünün.&nbsp;Kanaryanın karnına giren değişik gıdalardan oluşmuş küçücük bir cisim. Zamanı gelince, çatlıyor bu yumurtacık. Bir de bakıyorsunuz, içinden bir yavru çıkmış. Henüz sertleşmemiş gagası, tüylenmemiş vücuduyla o minik kuş yavrusu çıkıveriyor dünyaya. Zamanla renkli tüylerden elbise giyiyor, güzel güzel ötmeye başlıyor&#8230;</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
İnsana bakın!..&nbsp;Başlangıçta bir damla su. Zamanı gelince et oluyor, kan oluyor, kemik oluyor bu damla. Vakit tamam olunca da bir bebek kazanıyor dünya. Gören gözler, işiten kulaklar, koku alan burun, tutan el, yürüyen ayak, hisseden kalp, düşünen beyin&#8230; Bütün bunlar yavaş yavaş oluyor ve öyle bir an geliyor ki; o bir damla su, kâinatı bir kitap gibi okuyabiliyor!</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
<em style="box-sizing: inherit;">Alemde olup biten harika işler, saymakla bitecek gibi değil!</em></div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Bakıyorsunuz, her iş, büyük bir nizam ve intizam içinde yapılıyor. Her faaliyette bir fayda ve hikmet gözetiliyor. Şuurlu bir ölçüyle yaratılıyor her şey. Hiçbir şey başıboş değil; hiçbir mahluk kendi haline bırakılmamış.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Soruyorsunuz:</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343; margin-bottom: 1em;">
<em style="box-sizing: inherit;">&#8211; Kim yaratıyor bütün bu sanat eserlerini?</em></div>
<div style="box-sizing: inherit; margin-bottom: 1em;">
<em style="box-sizing: inherit;">&#8211; Bu faaliyetleri yürüten, yıldızları saptırmadan döndüren, dünyayı canlılara beşik yapan, milyarlarca mahluka vakti vaktine rızık veren kim?</em></div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
<em style="box-sizing: inherit;">&#8211; Kimdir o yaratıcı ki, toplu iğne başı kadar bir tohumdan dev gibi bir ağaç; bir damla sudan, insan çıkartıyor?</em></div>
</blockquote>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
<em style="box-sizing: inherit;">&#8220;Tabiat&#8221;&nbsp;</em>diyor bazı kimseler. Uydurulmuş şekliyle,&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">&#8220;Doğa&#8221;.</em>&nbsp;Televizyonda, radyoda, gazete ve dergilerde, hatta ders kitaplarında zaman zaman rastlıyorsunuz bu kelimeye.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Sormak lazım böyle diyenlere: Tabiat nedir? En kısa tarifiyle &#8220;Canlı ve cansızların tümüdür.&#8221; diyecekler.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Cansızların kendi başlarına bir şey yapamayacakları, apaçık bir gerçektir. Çekici, çiviyi, tahtayı koyun bir odaya, milyon sene bekleyin, şuurlu bir usta bunları kullanmadığı sürece bir sehpa bile yapılamayacaktır. Toprak, hava, su, güneş ışığı çekiçten, çividen ve tahtadan daha şuurlu değildir. Keza, bir kar çiçeği bile, bir sehpadan daha mükemmeldir. Hâl böyle olunca, cansız, akılsız, şuursuz, kuvvetten, iradeden mahrum tabiatın basit bir canlıyı bile yapamayacağı açıkça ortaya çıkar.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Gelelim canlılara.&nbsp;Bunların da en şuurlusu, insandır. İnsan ise, bu kâinatı ve içindekileri yapmak şöyle dursun, minnacık bir yaprağı bile yapmaktan acizdir. Üstelik o da kendini yaratanı aramakla meşguldür.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Tabiatın canlılarla cansızlardan oluştuğu, bunların ise hiç bir şeyi yaratamayacakları kesin olarak biliniyorsa, bu kâinatı ve kâinattaki bütün sanat eserlerini sonsuz ilim, irade ve kudret sahibi olan Allah&#8217;ın yarattığı, açıkça ortaya çıkmıştır.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Tabiat safsatasını kasten ortaya atan inkarcının şöyle dediğini duyar gibiyim: &#8220;<em style="box-sizing: inherit;">Ya bütün bu mahlukatı &#8216;Tabiat Kanunları&#8217; yarattıysa?&#8221;&nbsp;</em>Belki o &#8220;Tabiat&#8221; ve &#8220;Kanun&#8221; kelimelerini kullanmak istemez de &#8220;Doğa Yasaları&#8221; der. Her neyse&#8230;</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Sormak lazım onlara:&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">&#8220;Bu kanunlar akıllı, şuurlu, gören, işiten, karar verme kabiliyetine sahip, her şeyi bilen şeyler mi?&#8221;&nbsp;</em>Cevap &#8220;Hayır&#8221; olacaktır. Çünkü, &#8220;evet&#8221; sözüne odunlar bile güler. Bu saydığımız vasıflara sahip olamayanın yaratıcı da olamayacağını yukarıda açıklamıştık.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Kaldı ki, tabiat kanunları Allah&#8217;ın varlığına delildir.&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">Neden mi?</em>&nbsp;Çünkü, kanun varsa, onu koyan biri vardır. Hiç bir kanun kendi kendine ortaya çıkamaz. İnsanların yaptığı kanunlarda bile, bunu açıkça görüyoruz.&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">Bir başka mes&#8217;ele de şudur:</em>&nbsp;Kanunların uygulanması için bir hakime ihtiyaç vardır. Hakim yoksa, hiç bir kanun kendi başına suçluyu yargılayamaz. Bunun en güzel örneğini, yine insanların yaptığı kanunlarda görmek mümkündür.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Tabiatın yaratıcı olduğunu iddia edenlere şunu da sormak gerek:<em style="box-sizing: inherit;">&nbsp;&#8220;Kâinatı ve tabiat kanunlarını kim yarattı?&#8221;</em>&nbsp;Bu suale, mecburen&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">&#8220;tabiat&#8221;&nbsp;</em>diye cevap verecektir.&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">&#8220;Tabiat nelerden ibarettir?&#8221;</em>&nbsp;diye ikinci bir soru sorulursa,<em style="box-sizing: inherit;">&nbsp;&#8220;Kâinattan ve tabiat kanunlarından ibarettir,&#8221;</em>&nbsp;cevabını verecektir. Çünkü, gerçek de budur. Bu cevabı aldıktan sonra son darbeyi indirmek gerekir:<em style="box-sizing: inherit;">&nbsp;&#8220;Tabiatçı efendi!&nbsp;Sen bu sözlerinle, kâinatın kendi kendini yarattığını iddia etmek gibi gülünç bir duruma düştüğünün, farkında mısın?&#8221;&nbsp;</em>Bu durum gerçekten gülünçtür. Çünkü,<em style="box-sizing: inherit;">&nbsp;&#8220;Yazıyı yazan yazıdır&#8221;, &#8220;Sehpayı yapan sehpadır&#8221;</em>&nbsp;demekten farkı yoktur bunun.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Dikkatle bakan görür ki,&nbsp;tabiat da harikulade bir sanat eseridir. Kendisini yoktan var eden, binlerce nakış, çeşit çeşit renklerle süsleyen Yaratıcı&#8217;sını gösterir. Tabiat, yukarıda tasvir ettiğimiz yaratıklardan oluşan eşsiz bir tablodur ki, hâl diliyle<em style="box-sizing: inherit;">&nbsp;&#8220;Benim sanatkarım sonsuz ilim, irade ve kudret sahibi olan Allah&#8217;tır!..&#8221;</em>&nbsp;diye haykırmakta, bu gerçeği kâinattaki ahengin musikisiyle ilan etmektedir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
<em style="box-sizing: inherit;">Son söz:&nbsp;Tabiat Halık yani Yaratıcı olamaz, çünkü aciz bir mahluktur!..</em></div>
<div class="separator" style="clear: both; text-align: center;">
<iframe loading="lazy" allowfullscreen="" class="YOUTUBE-iframe-video" data-thumbnail-src="https://i.ytimg.com/vi/GEfOxHMhW0g/0.jpg" frameborder="0" height="366" src="https://www.youtube.com/embed/GEfOxHMhW0g?feature=player_embedded" width="520"></iframe></div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
<em style="box-sizing: inherit;"><br /></em></div>The post <a href="https://ateistlerecevap.org/beni-tabiat-ana-yaratms-olamaz-2/" data-wpel-link="internal">Beni Tabiat Ana yaratmış olamaz mı?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ateistlerecevap.org/beni-tabiat-ana-yaratms-olamaz-2/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Müslümanlar neden oruç tutar? Allah onların aç kalmasını neden ister?</title>
		<link>https://ateistlerecevap.org/muslumanlar-neden-oruc-tutar-alla/</link>
					<comments>https://ateistlerecevap.org/muslumanlar-neden-oruc-tutar-alla/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ateistlere Cevaplar]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 26 May 2017 17:45:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sorular]]></category>
		<category><![CDATA[Oruç]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.ateistlerecevap.org/?p=47</guid>

					<description><![CDATA[<p>&#8220;Sondaki videoyu izlemeyi unutmayın&#8221; Ramazan, İslam’ın temel esaslarından olan oruç tutmakla emredildiğimiz, her yılın bir ayına özel ibadet mevsimidir. Oruç, kul olduğumuzun farkına varma, nimetlerin değerini anlama, nefsi terbiye etme, toplumdaki muhtaç insanların durumlarını daha iyi anlama ve beden için bir perhiz olması gibi pek çok faydaları sayılabilecek bir ibadettir. Aşağıda bu faydalardan bazılarını başlıklar altında değerlendirmeye çalışacağız: [&#8230;]</p>
The post <a href="https://ateistlerecevap.org/muslumanlar-neden-oruc-tutar-alla/" data-wpel-link="internal">Müslümanlar neden oruç tutar? Allah onların aç kalmasını neden ister?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"><a style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;" href="https://4.bp.blogspot.com/-18hNQDPDgnA/WShpLFqpJpI/AAAAAAAAHAk/klWmnhw0ehcal0_QxNC2oOTYEmZz1kHJwCLcB/s1600/Kur%2527an%2527%25C4%25B1%2BKerim%2527in%2Bde%25C4%259Fi%25C5%259Fime%2Bu%25C4%259Framad%25C4%25B1%25C4%259F%25C4%25B1n%25C4%25B1n%2Bkan%25C4%25B1tlar%25C4%25B1.%2B%25283%2529.png" data-wpel-link="external" rel="nofollow external noopener noreferrer"><img loading="lazy" decoding="async" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2017/05/Kur27an27C4B1Kerim27indeC49FiC59FimeuC49FramadC4B1C49FC4B1nC4B1nkanC4B1tlarC4B1.28329.png" width="640" height="360" border="0" data-original-height="720" data-original-width="1280" /></a></div>
<div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"></div>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;" align="justify"></div>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; font-family: arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;" align="justify">&#8220;Sondaki videoyu izlemeyi unutmayın&#8221;</p>
<div style="color: #434343;">Ramazan, İslam’ın temel esaslarından olan oruç tutmakla emredildiğimiz, her yılın bir ayına özel ibadet mevsimidir. Oruç, kul olduğumuzun farkına varma, nimetlerin değerini anlama, nefsi terbiye etme, toplumdaki muhtaç insanların durumlarını daha iyi anlama ve beden için bir perhiz olması gibi pek çok faydaları sayılabilecek bir ibadettir. Aşağıda bu faydalardan bazılarını başlıklar altında değerlendirmeye çalışacağız:</div>
</div>
<h2 style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 1.714rem; line-height: 1.2857em; margin: calc(2rem - 0.14285em) 0px 1rem; padding: 0px;">Nimetlerin Farkına Varma Açısından Oruç</h2>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;" align="justify">Cenâb-ı Hak, yeryüzünü hadsiz nimetlerinin bulunduğu bir sofra şeklinde yaratmıştır. Bu sofrada yarattığı nimetlerle, kâinattaki en değerli misafir olan insanın etrafını donatmıştır. Bu nimetler “Umulmadık yerlerden” getirilerek insanın istifadesine sunulmuştur.</div>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;" align="justify">Zehirli bir böcek olan bal arısı kendi ihtiyacının kat kat üstünde yaptığı balı, Allah’ın ilhamıyla insan için hazırlamakta, elsiz bir böcek olan ipek böceği yaprak yiyip Allah’ın ilhamıyla dokuduğu ipeği insan için üretmektedir. Allah bütün varlıklar âlemini, bu şekilde rezzakiyetini ve rububiyetini anlamamız için bizlerin hizmetine vermiştir.</div>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;"><img loading="lazy" decoding="async" style="border: 0px; box-sizing: inherit; height: auto; max-width: 100%;" src="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/ramazan/1.jpg" alt="Nimetlerin Farkına Varma Açısından Oruç" width="201" height="201" align="right" hspace="5" vspace="5" /></div>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;" align="justify">Ancak insanlar, çoğu zaman gaflet perdesi altında ve sebeplerin perde olması ile Allah’ın bu nimetlerinin tam olarak farkına varamamakta ve Allah ile irtibatını kurmadan sebeplere verebilmektedir.</div>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;" align="justify">İşte, Ramazan’da, bütün Müslümanlar, Rezzaklarının ziyafetine davet edilmiş bir misafir gibi, akşama kadar “Sofraya Buyurun!..” emrini beklerler. Bu bekleme esnasında yemek, içmek ve cinsi münasebetlerden uzak durarak âdeta melekler gibi bir kulluk tavrı içerisinde bulunurlar. Böylece yukarıda saydığımız ve sayamadığımız nimetlerin farkına vararak, bu nimetlerin ne kadar kıymetli olduğunu anlama imkânı bulup şükür vazifelerini yerine getirme gayretine girerler. Âdeta yeryüzü bir ordu gibi, beraber yiyip, beraber içmekle geniş ve külli bir ibadet ederler.</div>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;" align="justify">Acaba böyle ulvî bir kulluk mevsiminde, melekler gibi şerefli bir makamda ibadetle vakit geçirmek yerine, hayvanlar gibi yiyip içmeyi tercih edenler, insan ismine layık olurlar mı?</div>
<h2 style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 1.714rem; line-height: 1.2857em; margin: calc(2rem - 0.14285em) 0px 1rem; padding: 0px;">Nimetlerin Şükrünü Eda Etme Yönünden Oruç</h2>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;" align="justify"><img loading="lazy" decoding="async" style="border: 0px; box-sizing: inherit; height: auto; max-width: 100%;" src="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/ramazan/7.jpg" alt="Nimetlerin Şükrünü Eda Etme Yönünden Oruç" width="201" height="201" align="right" hspace="5" vspace="5" />Ramazan orucunun hikmetlerinden biri de nimetlerin kıymetini anlamamıza ve şükrünü yapmamıza vesile olmasıdır.</div>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;" align="justify">Nimetler bize çeşitli vesilelerle ulaşır. Örneğin bir elmanın hangi sebeplerle bize ulaştığını düşünelim. Elma bize gelinceye kadar, ağaç, ağaçtan elmayı toplayan yetiştiricisi, yetiştiriciden onu satan manavına kadar çeşitli vesilelerden geçmektedir.</div>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;" align="justify">Bizler çoğu zaman nimeti, bu vesilelerden bilip, asıl nimet sahibi olan Cenab-ı Hakk’ı görmeyiz. Asıl teşekküre layık olan Cenab-ı Hak yerine, teşekkürümüzü o elmayı bize ikram eden şahsa ederiz.</div>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;" align="justify">Oysa o elma için arka planda bütün kâinat çalıştırılmıştır. Çünkü o elmanın olması için güneş olmalı, dünya dönmelidir… Rüzgârlar esmeli, bulutlar çalışmalıdır… O cansız, renksiz, tatsız, kokusuz toprağa giren cansız bir tohum, canlı bir bitkiye dönüşmekte, tatlı, renkli kokulu meyveler vermektedir. Demek ki, bu şuursuz mahlûklar şuurlu gibi çalışmalarıyla, bize arka plandaki ilim, irade ve kudret sahibi Cenab-ı Hakk’ı göstermektedirler.</div>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;" align="justify">Böyle vesilelerle bize gelen nimetlerde, vesilelere ehemmiyet verip, asıl nimet sahibini görmeyenin halini şöyle bir örnekle daha iyi anlayabiliriz:</div>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;" align="justify">Bir padişahın, elçisi vasıtasıyla, bize bazı hediyeler gönderdiğini varsayalım. Biz hediyeleri veren elçiye bütün teşekkürümüzü yöneltsek, padişahı hiç düşünmesek ve kıymet vermezsek olur mu?</div>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;" align="justify">Bu örneğe göre, nimetleri bize ulaştıran vesilelerin hepsi birer elçi gibidir. Asıl mal sahibi Cenab-ı Hakk’tır. Verdiği nimetlere karşılık olarak da bizden şükür istemektedir. İşte O’na teşekkür etmek; o nimetleri doğrudan doğruya O’ndan bilmek, o nimetlerin kıymetini takdir etmek ve o nimetlere kendi ihtiyacımızı hissetmekle olur.</div>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;" align="justify">İşte, Ramazan-ı Şerifteki oruç, hakikî, samimi bir şükrün anahtarıdır. Çünkü normal şartlarda bir mecburiyet yoksa, insanlar hakiki açlığı hissetmezler. Açlık olmayınca da nimetin kıymeti pek anlaşılmaz. Kuru bir parça ekmekteki kıymeti, tok olan adam, özellikle zengin olsa bilemez ve göremez.</div>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;" align="justify">Hâlbuki iftar vaktinde, o kuru ekmek, bir mü’minin aleminde çok kıymettar bir İlâhi nimet hükmüne geçer ve lezzetinin farkına varılır. En zenginlerden en yoksul bir insana kadar herkes, Ramazan-ı Şerifte o nimetlerin kıymetlerini anlamakla, manevi bir şükür yapar.</div>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;" align="justify">Hem gündüz, yemek-içmek yasak olduğu için,<em style="box-sizing: inherit;"> “O nimetler benim malım değil. Yemek içmekte hür değilim. Demek başkasının malıdır ve ikramıdır. Onun emrini bekliyorum.” </em>diye, nimeti nimet bilir, mânevî bir şükürde bulunur.</div>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;" align="justify">Bu şekilde oruç, çok farklı yönlerden, insanın hakikî bir vazifesi olan şükrün anahtarı hükmüne geçer.</div>
<h2 style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 1.714rem; line-height: 1.2857em; margin: calc(2rem - 0.14285em) 0px 1rem; padding: 0px;">Orucun Toplum Hayatına Bakan Faydaları</h2>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;" align="justify"><img loading="lazy" decoding="async" style="border: 0px; box-sizing: inherit; height: auto; max-width: 100%;" src="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/ramazan/4.jpg" alt="Orucun Toplum Hayatına Bakan Faydaları" width="201" height="201" align="right" hspace="5" vspace="5" />Orucun emredilmesinin hikmetlerinden birisi de, toplum hayatındaki farklı tabakaların birbirlerinin hayat şartlarını daha iyi anlamalarına vesile olmasıdır.</div>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;" align="justify">İnsanların geçim şartları farklı farklıdır. Kimileri zenginken, kimleri de fakir olarak hayatlarını sürdürürler. Cenâb-ı Hak, bu farklılığa binaen, zenginleri zekât ve sadakalarla fakirlerin yardımına davet ediyor. Hâlbuki zenginler, fakirlerin acınacak acı hallerini ve açlıklarını normal şartlarda anlayamazlar. Ancak oruçtaki açlıkla tam hissedebilirler. Eğer oruç olmazsa, kendinden başkasını görmeyen ve düşünmeyen çok zenginler, açlık ve fakirlik ne kadar elîm ve onlar şefkate ne kadar muhtaç olduğunu tam olarak anlayamaz.</div>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;" align="justify">İnsandaki hemcinsine şefkat ise, hakikî bir şükrün esasıdır. Hangi fert olursa olsun, kendinden daha fakirini bulabilir; ona karşı şefkat etmekle yükümlüdür. Eğer bir insan için, oruçla nefsine açlık çektirmek mecburiyeti olmazsa, şefkat vasıtasıyla yardım etmekle yükümlü olduğu muhtaç insanlara ihsanı ve yardımı yapamaz, yapsa da tam olamaz. Çünkü hakikî olarak o hâleti kendi nefsinde hissetmez.</div>
<h2 style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 1.714rem; line-height: 1.2857em; margin: calc(2rem - 0.14285em) 0px 1rem; padding: 0px;">Orucun Nefis Terbiyesine Bakan Faydaları</h2>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;" align="justify"><img loading="lazy" decoding="async" style="border: 0px; box-sizing: inherit; height: auto; max-width: 100%;" src="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/ramazan/3.jpg" alt="Orucun Nefis Terbiyesine Bakan Faydaları" width="201" height="201" align="right" hspace="5" vspace="5" />Orucun emredilmesinin hikmetlerinden birisi de nefis terbiyesi için en ideal ibadet olmasıdır. Çünkü nefis, kendini hür bilir ve serbest hareket etmek ister. Hatta kendisinde bir nevi rububiyet olduğunu zanneder. Hadsiz nimetlerle terbiye olunduğunu düşünmek istemiyor. Eğer dünyada serveti ve kudreti de varsa, gaflet de gözünü kapamışsa, bütün bütün gasbedercesine, hırsızcasına, İlâhi nimetleri, nimeti veren Yaratıcısını düşünmeden adeta hayvan gibi yutar.</div>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;" align="justify">İşte, Ramazan-ı Şerifte, en zenginden en fakire kadar herkesin nefsi anlar ki, kendisi mâlik değil, köledir; hür değil, kuldur. İzin verilmezse, en basit ve en rahat şeyi de yapamaz, elini suya uzatamaz diye, mevhum rububiyeti kırılır, kulluk halini takınır, hakikî vazifesi olan şükre girer.</div>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;" align="justify">Ayrıca Ramazan-ı Şerifteki oruç, doğrudan doğruya nefsin firavunluk cephesine darbe vurur, kırar. Aczini, zaafını, fakrını gösterir, kul olduğunu bildirir.</div>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;" align="justify">Hadisin rivayetlerinde vardır ki:<br />
Cenâb-ı Hak nefse demiş ki: “Ben neyim, sen nesin?”<br />
Nefis demiş: <em style="box-sizing: inherit;">“Ben benim, Sen sensin.”</em><br />
Azap vermiş, cehenneme atmış, yine sormuş. Yine demiş: <em style="box-sizing: inherit;">“Ben benim, Sen sensin.”</em> Hangi nevi azâbı vermiş, enâniyetten yani benlik ve gururdan vazgeçmemiş.<br />
Sonra açlıkla azap vermiş. Yani aç bırakmış. Yine sormuş: “Ben neyim, sen nesin?”<br />
Nefis demiş: <em style="box-sizing: inherit;">“Sen benim Rabb-i Rahîmimsin. Ben senin âciz bir abdinim.”</em><a id="_ftnref2" style="background: 0px 0px; box-sizing: inherit; color: #bf5800; text-decoration-line: none;" title="" href="http://www.sorularlaislamiyet.com/article/15148/neden-ramazan-neden-oruc.html#_ftn2" name="_ftnref2" data-wpel-link="external" rel="nofollow external noopener noreferrer">2</a></div>
<h2 style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 1.714rem; line-height: 1.2857em; margin: calc(2rem - 0.14285em) 0px 1rem; padding: 0px;">Orucun, İnsanın Aczini Anlaması Açısından Faydaları</h2>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;" align="justify"><img loading="lazy" decoding="async" style="border: 0px; box-sizing: inherit; height: auto; max-width: 100%;" src="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/ramazan/6.jpg" alt="Orucun, İnsanın Aczini Anlaması Açısından Faydaları" width="201" height="201" align="right" hspace="5" vspace="5" />Orucun, insanın ihtiyaçlarının çokluğu açısından ne kadar fakir olduğunu ve bu ihtiyaçlarını karşılamakta ne kadar aciz olduğunu anlaması açısından pek çok faydaları vardır. Bir faydası şudur ki:</div>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;" align="justify">İnsan, gafletle kendi mahiyetini unutabiliyor. Ne kadar aciz, fakir ve kusurlu bir varlık olduğunu görmez veya görmek istemez. Oysaki insan nefes ve su gibi hadsiz maddi ihtiyaçlarının yanında, sevgi ve şefkat gibi hadsiz manevi ihtiyaçların hepsine muhtaçtır, yani bunların fakiridir. Ve bu ihtiyaçlarının çok az bir kısmını kendisi temin edebilir, çoğunun temininden acizdir. Su için yağmur yağmalıdır. İnsan yağmuru yağdırmaktan acizdir. Bir ekmek yiyebilmesi için güneşin çalışması, dünyanın dönmesi, bulutların vazife görmesi gibi pek çok sebep çalışmalıdır. Oysa insanın bu sebepleri çalıştırmaktan ne kadar aciz olduğunu herkes bilir.</div>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;" align="justify">Hem insan, ne kadar zayıf, yok olmaya müsait, musibetlere maruz ve çabuk bozulur, dağılır et ve kemikten ibaret olduğunu düşünmez. Sanki çelikten bir vücudu var gibi, kendini ölümsüz zannedip dünyaya saldırır. Şiddetli bir hırs, açlık, ilgi ve muhabbetle dünyaya atılır. Her lezzetli ve menfaatli şeylere bağlanır. Hem kendini şefkatle terbiye eden Yaratanını unutur hem de hayatının yaratılış gayesini unutup, ebedi hayatını düşünmez ve günahlar içinde yuvarlanır.<br />
İşte, Ramazan-ı Şerifteki oruç, en gafillere ve inatçılara da, ne kadar zayıf, aciz ve fakir olduğunu hatırlatır. Açlık vasıtasıyla midesini düşünür; midesindeki ihtiyacını anlar. Zayıf vücudu ne derece çürük olduğunu hatırlır. Ne derece merhamete ve şefkate muhtaç olduğunu fark eder. Nefsin firavunluğunu bırakıp, acz ve fakr ile İlâhi dergâha sığınmaya bir arzu hisseder ve bir mânevî şükür eliyle rahmet kapısını çalmaya hazırlanır -eğer gaflet kalbini bozmamışsa!</div>
<h2 style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 1.714rem; line-height: 1.2857em; margin: calc(2rem - 0.14285em) 0px 1rem; padding: 0px;">Ramazan Kur’an Ayıdır</h2>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;" align="justify"><img loading="lazy" decoding="async" style="border: 0px; box-sizing: inherit; height: auto; max-width: 100%;" src="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/ramazan/8.jpg" alt="Ramazan Kur’an Ayıdır" width="201" height="201" align="right" hspace="5" vspace="5" />Ramazan-ı Şerif, Kur’ân-ı Hakîmin dünya semasına indirildiği aydır. Kur’ân’ın bize gönderildiği bu mübarek ayda, o semâvî hitabı en güzel şekilde karşılamak için Ramazan-ı Şerifte oruç tutmak emredilmiştir.</div>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;" align="justify">Bu ayda, nefsin kötü arzularından ve dünyevi boş işlerden yüz çevirerek, yemeği içmeyi terk ederek insan âdeta meleklere benzemektedir. Bu vaziyette Kur’ân’ı yeni nâzil oluyor gibi okur ve dinler. Okurken ve dinlerken de Kur’an’daki İlâhi hitapları güya ilk geldiği andaki gibi okumaya ve dinlemeye çalışarak ulvi bir hal yakalayabilir. Hatta bazı yüksek ruhlu insanlar, Kur’an’ı, sanki bizzat Allah Resulü’nden (a.s.m.) işitiyor gibi dinlemek, belki Hazret-i Cebrâil’den, belki Cenab-ı Hakk’tan dinliyor gibi bir kudsî hâle mazhar olurlar. Ve insan kendisi tercümanlık ederek, başka insanlara da bu İlahi mesajı iletip, hem kendi yaratılış gayesine uygun hem de Kur’an’ın indirildiği aya uygun bir şekilde bu zaman dilimini geçirir.</div>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;" align="justify">Ramazan-ı Şerifte İslâm âlemi bir mescid hükmüne geçer. Öyle bir mescid ki, milyonlarla hâfızlar, o büyük mescidin her tarafında Kur’an’ı bütün yeryüzüne işittiriyorlar. Her Ramazan, “Ramazan ayı, kendisinde Kur’ân’ın indirildiği aydır.”<u style="box-sizing: inherit;"> </u><a id="_ftnref3" style="background: 0px 0px; box-sizing: inherit; color: #bf5800; text-decoration-line: none;" title="" href="http://www.sorularlaislamiyet.com/article/15148/neden-ramazan-neden-oruc.html#_ftn3" name="_ftnref3" data-wpel-link="external" rel="nofollow external noopener noreferrer">3</a> âyetini, nuranî, parlak bir tarzda gösteriyor; Ramazan Ayı’nın “Kur’ân Ayı” olduğunu ispat ediyor. O büyük İslam cemaati ya Kur’an’ı okumakla veya dinlemekle vakitlerini değerlendirirler.</div>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;" align="justify">İşte, bütün İslam âleminin, yeryüzünü büyük bir mescid haline getirip ibadet ettiği böyle bir zaman diliminde, nefsinin kötü arzularına tabi olarak, yemek içmekle o nuranî vazifeden çıkmak ne kadar çirkin olduğunu şu misalle daha iyi anlayabiliriz:</div>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;" align="justify">Camide herkesin namaz kıldığı esnada, birisinin namaz kılmak yerine oyun oynaması, okunan Kur’anı dinlemek yerine şarkı söylemesi ne kadar büyük bir hürmetsizlikse, aynen öyle de bütün İslam âleminin oruçla ve Kur’an’la meşgul olduğu bir zamanda yemek-içmek ve orucu bozan diğer şeyleri yapmak da Kur’an’a ve ibadet edenlere karşı o kadar büyük bir hürmetsizliktir.</div>
<h2 style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 1.714rem; line-height: 1.2857em; margin: calc(2rem - 0.14285em) 0px 1rem; padding: 0px;">Ramazan, Ahiret Ticareti İçin En Uygun Zaman Dilimidir</h2>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;" align="justify"><img loading="lazy" decoding="async" style="border: 0px; box-sizing: inherit; height: auto; max-width: 100%;" src="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/ramazan/2.jpg" alt="Ramazan, Ahiret Ticareti İçin En Uygun Zaman Dilimidir" width="201" height="201" align="right" hspace="5" vspace="5" />İnsan bu dünyaya ahiret hayatını kazanmak için gönderilmiştir. Ramazan ayı bu ahiret ticareti için en uygun zaman dilimidir. Çünkü Ramazan-ı Şerifte amellere verilen sevaplar bire bindir. Kur’ân-ı Kerim okunduğunda, her bir harfi için on sevap vardır, on cennet meyvesi verilir.<a id="_ftnref4" style="background: 0px 0px; box-sizing: inherit; color: #bf5800; text-decoration-line: none;" title="" href="http://www.sorularlaislamiyet.com/article/15148/neden-ramazan-neden-oruc.html#_ftn4" name="_ftnref4" data-wpel-link="external" rel="nofollow external noopener noreferrer">4</a> Ramazan-ı Şerifte ise her bir harfin on değil, bin ve Âyetü’l-Kürsî gibi âyetlerin herbir harfi için binler sevap verilir. Ramazan-ı Şerifin cumalarında bu sevap daha fazladır.<a id="_ftnref5" style="background: 0px 0px; box-sizing: inherit; color: #bf5800; text-decoration-line: none;" title="" href="http://www.sorularlaislamiyet.com/article/15148/neden-ramazan-neden-oruc.html#_ftn5" name="_ftnref5" data-wpel-link="external" rel="nofollow external noopener noreferrer">5 </a>Ve Leyle-i Kadir’de ise her bir Kur’an harfine otuz bin sevap verilir.<a id="_ftnref6" style="background: 0px 0px; box-sizing: inherit; color: #bf5800; text-decoration-line: none;" title="" href="http://www.sorularlaislamiyet.com/article/15148/neden-ramazan-neden-oruc.html#_ftn6" name="_ftnref6" data-wpel-link="external" rel="nofollow external noopener noreferrer">6</a></div>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;" align="justify">Evet, her bir harfi otuz bin ebedi meyveler veren Kur’ân-ı Hakîm, nuranî bir tûbâ ağacı gibi, mil yonlarla bâki meyveleri Ramazan-ı Şerifte mü’minlere kazandırır. İşte, bu kudsî, ebedî, kârlı ticarete bakalım, seyredelim ve düşünelim ki, Kur’an okumanın kıymetini takdir etmeyenlerin ne kadar büyük bir kârı elden kaçırdıklarını anlayalım…</div>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;" align="justify">İşte, Ramazan-ı Şerif âhiret ticareti için gayet kârlı bir pazar yeri gibidir. Uhrevî kazanç için gayet verimli bir zemindir. İbadetlerimizin bereketlenmesi için âdeta nisan yağmuru gibidir. Bu bereketli zaman dilimi, bütün müminlerin kulluk vaziyetlerini takınıp kâinattaki diğer mahlûklara ve en önemlisi Yaratıcılarına karşı sergiledikleri bir resmigeçit gibidir.<br />
Bu durumda, yemek-içmek gibi nefsin gafletle, hayvanî ihtiyaçlarla ve malayani şeylerle meşgul olmasına ve nefsin arzuları peşinde koşmasına engel olmak için oruç ibadeti emredilmiştir. Bu şekilde hayvani ihtiyaçlardan soyutlanarak, melekler gibi bir tavır takınmak mümkün olur.</div>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;" align="justify">Ramazan-ı Şerif, bu fâni dünyada, fâni ömür içinde ve kısa bir hayatta, uzun bir ebedi hayatı içinde barındırır ve kazandırır. Evet, bir tek ramazan, eğer hakkıyla eda edilebilirse Kadir Gecesini içinde barındırmasından dolayı seksen senelik bir ömrü, ibadetle geçirmiş gibi bir netice kazandırabilir.</div>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;" align="justify">Nasıl ki bir padişah, yılın belli günlerini özel günleri olarak belirler ve o günlerde halka ve emri altında çalışanlara bazı ikramlarda bulunur. Öyle de, Ezel ve Ebed Sultanı olan on sekiz bin âlemin Padişah-ı Zülcelâli olan Rabbimiz, o on sekiz bin âleme bakan, Kur’ân-ı Hakîmini, Ramazan-ı Şerifte bize göndermiştir. Elbette o Ramazan, özel bir İlâhî bayram ve ruhanî bir meclis hükmüne geçmesi hikmetinin gereğidir.</div>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;" align="justify">Madem Ramazan İlahi bir bayramdır. Elbette bir derece boş ve hayvanî meşguliyetlerden insanları çekmek için, oruç tutmakla emredileceğiz. Bu orucun en mükemmeli ise, mide gibi bütün duyguları, gözü, kulağı, kalbi, hayali, fikri ve benzeri insanın bütün maddi manevi organlarına dahi bir nevi oruç tutturmaktır. Yani, haramlardan ve boş şeylerden uzaklaştırarak, her bir organımıza özel ibadete onları yönlendirmektir..</div>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;" align="justify">Meselâ, dilimizi yalandan, gıybetten ve galiz tabirlerden ayırmakla ona oruç tutturmak ve o lisanımızı, Kur’ân okumak, zikir, tesbih, salâvat ve istiğfar gibi şeylerle meşgul etmek, dilin en mükemmel orucudur. Veya gözümüzü namahreme bakmaktan ve kulağımızı fena şeyleri işitmekten men edip, gözümüzü ibrete ve kulağımızı hak söz ve Kur’ân dinlemeye sarf etmek gibi, diğer organlarımıza da bir nevi oruç tutturmaktır.</div>
<h2 style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 1.714rem; line-height: 1.2857em; margin: calc(2rem - 0.14285em) 0px 1rem; padding: 0px;">Orucun, İnsanın Şahsi Hayatına Bakan Faydaları</h2>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;" align="justify"><img loading="lazy" decoding="async" style="border: 0px; box-sizing: inherit; height: auto; max-width: 100%;" src="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/ramazan/5.jpg" alt="Orucun, İnsanın Şahsi Hayatına Bakan Faydaları" width="201" height="201" align="right" hspace="5" vspace="5" />Ramazan-ı Şerif’in orucunun, insanın maddi ve manevi hayatına pek çok faydası vardır. Oruç, insana en mühim bir ilâç gibi maddî ve mânevî bir perhizdir. İnsanın nefsi yemek, içmek hususunda serbestçe hareket ettikçe, hem şahsın maddî hayatına tıbben zarar verir hem de helâl-haram demeyip rast gelen şeyi âdeta saldırırcasına yiyerek mânevî hayatını da zehirler. Böyle bir durumda kalbe ve ruha itaat etmek, o nefse güç gelir, serkeşâne dizginini eline alır. Nihayet insan ona binemez; o insana biner.</div>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;" align="justify">Bazı veli zatların, nefis terbiyesinde riyazetin, yani yemenin içmenin azaltılarak ibadetle vakit geçirmenin önemli bir rolü vardır. Ramazan orucu da bir nevi riyazet gibi bizlere nefis terbiyesinde yardımcı olur ve hakikatlere karşı itaat etmeyi öğrenir.</div>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;" align="justify">Normal zamanlarda yemek üstüne yemek ile sürekli çalışan mide de bu vesile ile dinlenir. Allah’ın emrini dinleyerek helal olan yemeği ve içmeyi terk ettiği için, haramlardan çekinmeye yönelik emirleri de dinlemeğe ruhu ve nefsi daha kolay ikna olur. Bu şekilde manevi hayatı da düzene girer.</div>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;" align="justify">Diğer taraftan, insanların çoğu, açlığa çok defalar maruz kalırlar. Sabır ve tahammül için bir idman şeklinde olan açlığa ve riyazete muhtaçtırlar. Ramazan-ı Şerifteki oruç, ortalama on beş saat, sahursuz ise yirmi dört saat devam eden bir açlık zamanında sabır etmeyi öğreten bir riyazet ve bir idmandır. Demek, insanlığın sıkıntılarını arttıran sabırsızlığın ve tahammülsüzlüğün bir ilâcı da oruçtur.</div>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;" align="justify">İnsanın midesiyle irtibatlı pek çok maddi ve manevi organları vardır. Eğer o mide yılda bir ay gündüzleri istirahat etmezse mideyle irtibatlı diğer azalar hususi ibadetlerini unutur, yemek ve içmekle meşgul olur. Bu nedenle eskiden beri veli zatlar manevi yükselişleri için yemeği içmeyi azaltma yolunu tercih etmişlerdir.</div>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;" align="justify">Ramazan-ı Şerifin orucuyla beden fabrikasının hizmetçileri anlarlar ki, sırf yemek ve içmek için yaratılmamışlar. Bedenin maddi ve süflî eğlencelerine bedel, Ramazan-ı Şerifte melekî ve ruhanî eğlencelerle, insanın ruhu ve manevi latifeleri lezzet alır. Onun içindir ki, Ramazan-ı Şerifte mü’minler derecelerine göre ayrı ayrı nurlara, feyizlere, mânevî sürurlara mazhar oluyorlar. Kalp ve ruh, akıl, sır gibi latifelerin, o mübarek ayda oruç vasıtasıyla çok manevi feyizleri ve yükselişleri vardır. <em style="box-sizing: inherit;">Midenin ağlamasına bedel, onlar mâsumâne gülüyorlar.</em></div>
<div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"></div>
<div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"></div>
<p><iframe loading="lazy" class="YOUTUBE-iframe-video" src="https://www.youtube.com/embed/Uc_Pd-1RyE8?feature=player_embedded" width="520" height="366" frameborder="0" allowfullscreen="allowfullscreen" data-thumbnail-src="https://i.ytimg.com/vi/Uc_Pd-1RyE8/0.jpg"></iframe></p>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;" align="justify"><em style="box-sizing: inherit;"> </em></div>The post <a href="https://ateistlerecevap.org/muslumanlar-neden-oruc-tutar-alla/" data-wpel-link="internal">Müslümanlar neden oruç tutar? Allah onların aç kalmasını neden ister?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ateistlerecevap.org/muslumanlar-neden-oruc-tutar-alla/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Allah Hayvanların birbirini parçalamasına neden izin veriyor? (Haşa) Allah Sadist mi?</title>
		<link>https://ateistlerecevap.org/allah-hayvanlarn-birbirini-parcalamasna/</link>
					<comments>https://ateistlerecevap.org/allah-hayvanlarn-birbirini-parcalamasna/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ateistlere Cevaplar]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 20 May 2017 09:26:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sorular]]></category>
		<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.ateistlerecevap.org/?p=48</guid>

					<description><![CDATA[<p>Değerli kardeşimiz, “Vahşi hayvanlar bir araya toplandığında, Denizler ateşlendiğinde, nefisler eşleştirildiğinde, diri diri toprağa gömülen kıza sorulduğunda “hangi günahtan dolayı öldürüldü?” diye sorulduğunda…. Herkes ne getirmiş olduğunu anlar.”&#160;(Tekvir, 5-14) “Her hak sahibine hakkını vereceksiniz, hatta boynuzsuz koyunun boynuzlu koyundan kısas suretiyle hakkı alınacaktır.”&#160;(Müslim Birr 15, 60) İnsan, kendini ölçü alarak hayvanları anlayamaz: Öncelikle hayvanların çektiği [&#8230;]</p>
The post <a href="https://ateistlerecevap.org/allah-hayvanlarn-birbirini-parcalamasna/" data-wpel-link="internal">Allah Hayvanların birbirini parçalamasına neden izin veriyor? (Haşa) Allah Sadist mi?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div class="separator" style="clear: both; text-align: center;">
<a href="https://4.bp.blogspot.com/-icg-q6YBRlg/WShwYOVjelI/AAAAAAAAHBs/4HHiRK20RBUWf9hBanImvXKAUjntYuuyQCLcB/s1600/Kur%2527an%2527%25C4%25B1%2BKerim%2527in%2Bde%25C4%259Fi%25C5%259Fime%2Bu%25C4%259Framad%25C4%25B1%25C4%259F%25C4%25B1n%25C4%25B1n%2Bkan%25C4%25B1tlar%25C4%25B1..png" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;" data-wpel-link="external" rel="nofollow external noopener noreferrer"><img loading="lazy" decoding="async" border="0" data-original-height="720" data-original-width="1280" height="360" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2017/05/Kur27an27C4B1Kerim27indeC49FiC59FimeuC49FramadC4B1C49FC4B1nC4B1nkanC4B1tlarC4B1..png" width="640" /></a></div>
<div class="separator" style="clear: both; text-align: center;">
</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Değerli kardeşimiz,</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
“Vahşi hayvanlar bir araya toplandığında, Denizler ateşlendiğinde, nefisler eşleştirildiğinde, diri diri toprağa gömülen kıza sorulduğunda “hangi günahtan dolayı öldürüldü?” diye sorulduğunda…. Herkes ne getirmiş olduğunu anlar.”&nbsp;(Tekvir, 5-14)</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
“Her hak sahibine hakkını vereceksiniz, hatta boynuzsuz koyunun boynuzlu koyundan kısas suretiyle hakkı alınacaktır.”&nbsp;(Müslim Birr 15, 60)</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
İnsan, kendini ölçü alarak hayvanları anlayamaz:</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Öncelikle hayvanların çektiği acıların insanın beyin algısı ve ölüm düşüncesinden yoksun olduğu açık bir husustur.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Hayvanların nasıl bir duygu ile bu acıları yaşadıkları insana kıyaslanmamalıdır. Zira insan beyninin algı mekanizması, alınan duygulara farklı anlam ve içerikler katmaktadır.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Örneğin bir hastanın hastalığından duyduğu acı mekanik bir acı olmakla beraber, umutsuzluk, kimsesizlik, çaresizlik, yokluk, zavallılık gibi algılar insan bilincine ait algılardır.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Gerçekte bizim hastalık dediğimiz de bu keder, hüzün ve ızdırap algımızdan kaynaklıdır.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Hayvanlarda ebedilik veya sonsuzluk gibi bir bilinç algısı olmadığı gibi, yaptıkları işin suç veya kötülük olduğuna dair de bir anlam algıları söz konusu değildir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Acı duygusunun ise beyin tarafından salgılanan karşı hormonlar ile tolere edildiği veya beynin belli bir titreşim katsayısından sonra algıyı iptal ettiği bilinmektedir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Dolayısıyla hayvanlara acımak şeklinde duyulan duygu antropik bir algıdan ibarettir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Hayvanların da kendilerine göre aldıkları lezzetler vardır:</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Kaldı ki Kuran-ı Kerim anlam içeriğinden yoksun hayvanlara ait bu gibi durumların bile adalet ile düzenleneceğini ve acı duygusuna karşılık hayvanlara zevk duygusunun verileceğini göstermektedir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Hayvanların bedenen ebedi olmamaları ise onlardaki bu algı ve anlam noktasındaki bilinç yokluğudur.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Bazı kimseler, bu ve benzeri sorularda hem antropik bir duruşla hem de bireysel anlamda kendi duygu ve algılarını merkeze alarak evrensel bir yorum zorlaması açığa çıkmaktadır.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Bu ise sonuçta Allah’ın da bir insan gibi düşünülmesine ve O’na asla layık olmayan yanlış ifadelerle güya sorgulanmaya çalışılmasına neden olmaktadır.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Allah, hiçbir şeye benzemez:</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
İnsan olarak bizim alemimiz bizi bağlar. Ve biz bu alemimizden sorgulanacağız.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Allah-u tealanın sabır ismi olduğu gibi haksızlıklara karşı müntakim ismi de vardır.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Allahu Teala bizlerin düşüncelerinin ürünü olan bütün noksan sıfatlardan münezzehtir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Hayvanın başına gelen her şey rahmettir:</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Hayvanların çektikleri sıkıntılar, onlar için bir rahmettir. Ebediyen o rahmetten istifade edeceklerdir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Rahmân ismi,“bütün canlıların, başta rızık olmak üzere, her türlü ihtiyaçlarını rahmetiyle yerine getiren” manasına gelmektedir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Hayvanlar âleminin görevlerini aksatmadan yerine getirmelerine mükâfat olarak, ahirette onlara mahsus bir saadete kavuşmalarını Rahmân ismi iktiza etmektedir. Buna hem örnek, hem delil olmak üzere hayatını Allah uğrunda feda eden mücahitlerin şehitlik rütbesine ermeleri verilebilir. O şehit, hayatını Allah yolunda feda ettiği gibi, her bir hayvan da yine Allah’ın ona ihsan ettiği cihazlarla O’nun verdiği fıtrî vazifeleri yerine getirerek yaşıyor ve hayatını bu yolda bir bakıma feda ediyor. Onların hayatları da ‘vazife uğrunda ve mücahede işinde telef” oluyor.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Bu sebeple, hayvanların da kendilerine mahsus bir manevî ücret almaları, ahirette ruhanî bir zevk tatmaları Rahmân isminin ayrı bir tecellisi olacaktır.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Her hayvan türünün aldığı lezzet farklıdır:</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Hanlıların her bir türü ayrı bir âlemdir. İnsan nevi, bu milyonlarca neviden sadece biridir. Bizler, hayvanların her bir nevinin bu dünya hayatından nasıl bir haz aldıklarını bilemediğimiz gibi, ahiretteki manevî ücretlerini de idrak edemeyiz.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Şu var ki, semada uçan bir kuşla, denizde yüzen bir balığın yahut ormanda gezen bir ceylanın bu dünya hayatından aldıkları lezzetler ve hazlar birbirinden farklı olduğu gibi, bunların ahiretteki manevî lezzetleri de her birinin istidadına göre farklılık gösterecektir. Biz ancak bu farklılığın olması gerektiğine aklen hükmedebiliriz. Ama bu farklı lezzetlerin ve zevklerin mahiyetini ve keyfiyetini anlamamız mümkün değildir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Hayvanda akıl olmadığı için ölüm acısını hiç düşünmez. Dünyadan ayrılmak gibi bir problemi de yoktur. Sadece kesime yakın bir şeyler hisseder gibi olur.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Her nefis ölümü tadacaktır:</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Her nefis ölümü tadacağına göre, hayvanlar da bu kaideye dahildirler.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Cenâb-ı Hak, sonsuz hikmetiyle hayvanlar âlemini “et yiyenler ve bitkiyle beslenenler” olmak üzere iki kısma ayırmıştır. Bütün hayvanlar ot yeselerdi, bütün hayvanların cenazeleri ortada kalacaktı. Bu faraziyeye göre, böcekler de et yemeyeceklerinden bir buçuk milyonu aşan hayvan türlerinin bütün cenazeleri yeryüzünde açıkta bırakılacak, yahut hepsinin toprağa gömülmeleri gerekecekti.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
İlâhî hikmet, hayvanların bir kısmını diğerlerine rızık yapmakla hem Rezzak ismini tecelli ettirmekte, hem de Kuddüs isminin tecellisiyle yeryüzünün temizliği ve nezafeti sağlanmış olmaktadır.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Hayvanların terakkisi yoktur:</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Her canlının kendine mahsus tespihi ve ibadeti vardır. Bu görevini yapan ve bu dünyadan göçme zamanı gelen bir canlıyı bir başka hayvanın parçalayıp yemesinden, yahut insanların yaptığı gibi kesip yemelerinden rahatsızlık duyanlar şunu unutuyorlar:</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Bir insanın bir başkası tarafından öldürülmesiyle bir hayvanın kesilip yenilmesi arasında şöyle önemli bir fark vardır: “İnsan, öldürülmeyip hayatta kalsaydı şu ibadetleri yapabilir, şu hayırları işleyebilir ve şu ilimleri tahsil ederek kemale erebilir, manevî terakkisinde büyük yol alabilirdi.” diye düşünebiliriz. Ama, hayvanlar için böyle bir terakki ve tekâmül söz konusu değil.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Özetle, Allah hakimdir, abes ve gereksiz iş yapmaz; rahimdir, merhametiyle muamele eder. Onun hikmetine ve rahmetine itimat etmek, Ona güvenmek ve Ona gerçekten inanmak gerekir.</div>The post <a href="https://ateistlerecevap.org/allah-hayvanlarn-birbirini-parcalamasna/" data-wpel-link="internal">Allah Hayvanların birbirini parçalamasına neden izin veriyor? (Haşa) Allah Sadist mi?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ateistlerecevap.org/allah-hayvanlarn-birbirini-parcalamasna/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kur&#039;an&#039;a göre Dünya&#039;nın şekli nedir?</title>
		<link>https://ateistlerecevap.org/kurana-gore-dunyann-sekli-nedir/</link>
					<comments>https://ateistlerecevap.org/kurana-gore-dunyann-sekli-nedir/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ateistlere Cevaplar]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 19 May 2017 17:31:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sorular]]></category>
		<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.ateistlerecevap.org/?p=49</guid>

					<description><![CDATA[<p>Değerli kardeşimiz, &#8220;Biz ona dünyada geniş imkânlar verdik ve ihtiyaç duyduğu her konuda sebep ve vasıtalar ihsan ettik. O da batıya doğru bir yol tuttu. Nihayet batıya ulaştığında, güneşi adeta kara bir balçıkta batar vaziyette buldu. Orada yerli bir halk bulunuyordu. Biz:&#160;&#8216;Zülkarneyn! İster onlara azab edersin, ister güzel davranırsın.&#8217;&#160;Zülkarneyn şöyle dedi:&#160;&#8216;Kim zulmederse, Biz onu cezalandırırız, [&#8230;]</p>
The post <a href="https://ateistlerecevap.org/kurana-gore-dunyann-sekli-nedir/" data-wpel-link="internal">Kur'an'a göre Dünya'nın şekli nedir?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div class="separator" style="clear: both; text-align: center;">
<a href="https://1.bp.blogspot.com/-NMe_ylxGt10/WR8rltIVPsI/AAAAAAAAGsg/7hN9EuWYaMQjjQtUUEAqfwEo3q_bM1sEwCLcB/s1600/Kur%2527an%2527%25C4%25B1%2BKerim%2527in%2Bde%25C4%259Fi%25C5%259Fime%2Bu%25C4%259Framad%25C4%25B1%25C4%259F%25C4%25B1n%25C4%25B1n%2Bkan%25C4%25B1tlar%25C4%25B1.%2B%25281%2529.png" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;" data-wpel-link="external" rel="nofollow external noopener noreferrer"><img loading="lazy" decoding="async" alt="Kur'an'a göre Dünya'nın şekli nedir?" border="0" height="360" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2017/05/Kur27an27C4B1Kerim27indeC49FiC59FimeuC49FramadC4B1C49FC4B1nC4B1nkanC4B1tlarC4B1.28129.png" title="Kur'an'a göre Dünya'nın şekli nedir?" width="640" /></a></div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
<div style="box-sizing: inherit; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Değerli kardeşimiz,</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
&#8220;Biz ona dünyada geniş imkânlar verdik ve ihtiyaç duyduğu her konuda sebep ve vasıtalar ihsan ettik. O da batıya doğru bir yol tuttu. Nihayet batıya ulaştığında, güneşi adeta kara bir balçıkta batar vaziyette buldu. Orada yerli bir halk bulunuyordu. Biz:&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">&#8216;Zülkarneyn! İster onlara azab edersin, ister güzel davranırsın.&#8217;&nbsp;</em>Zülkarneyn şöyle dedi:&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">&#8216;Kim zulmederse, Biz onu cezalandırırız, sonra da Rabbinin huzuruna götürülür. O da ona benzeri görülmedik bir ceza uygular. Fakat iman edip makbul ve güzel davranışlar içinde olana, en güzel karşılık verilir ve ona kolay olan buyruklarımızı emrederiz, kolaylık gösteririz.&#8217;</em>&nbsp;Zülkarneyn bu sefer yine bir yol tuttu. Güneşin doğduğu yere varınca, onun, kendilerini sıcaktan koruyacak bir siper nasib etmediğimiz bir halk üzerine doğduğunu gördü.&#8221;(Kehf, 18/85-90)</div>
</blockquote>
</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Ayette geçen ve&nbsp;&#8220;Kara bir balçık&#8221;&nbsp;diye tercüme edilen&nbsp;&#8220;aynin hamietin&#8221;&nbsp;tamlaması farklı iki okunuşa göre&nbsp;&#8220;siyah balçıklı göze, sıcak göze&#8221;&nbsp;anlamlarına gelir. Her iki kıraat da güneşin batışı esnasında okyanusta meydana gelen manzarayı tasvir eder. Okyanusta, güneşin battığı yerde ya siyah balçıklı bir göze veya buharlaşmakta olan bir sıcak su gözesi görünümü meydana gelmektedir. Bu iki mânayı birleştire­rek,&nbsp;&#8220;güneşi siyah balçıklı bir sıcak su gözesine batıyor gibi gördü&#8221;&nbsp;şeklinde bir mâna vermek de mümkündür.<br />
<br style="box-sizing: inherit;" /><br />
Yüce Allah, Zülkarneyn&#8217;i yeryüzünde güç, kuvvet, ilim, irfan ve her türlü maddî ve manevî imkâna sahip bir lider kıldı. Bu imkânlar sayesinde dilediğini el­de edebiliyor ve dilediğini yapabiliyordu. O bu imkânları Allah yolunda kullan­mak üzere cihad ve fütuhata çıktı. Tefsirlerde nakledildiğine göre Zülkarneyn, ba­tıda Atlas Okyanusu&#8217;na veya Karadeniz&#8217;e kadar gitti. Orada güneşin deniz ufkun­da batışını seyretti. Güneş, sislerle kaplı deniz ufkunda, sanki balçıklı bir su göze­sine veya sıcak su gözesine gömülür gibi batıyordu. Kur&#8217;an burada coğrafî ve kozmografik bilgi vermemiş, bakanın ufukta gördüğünü tasvir etmiştir.<br />
<br style="box-sizing: inherit;" /><br />
Tefsircilerin kanaatine göre&nbsp;Zülkarneyn&#8217;in sahilde karşılaştığı kavim inkarcı bir topluluk idi. O yüzden Allah Teâlâ onu, bu kavmi cezalandırmak veya eğitmek ve böylece iyilikle yola getirmek arasında serbest bıraktı.<br />
<br style="box-sizing: inherit;" /><br />
Zülkarneyn batıda işlerini bitirdikten sonra doğunun yolunu tuttu. Ne­ticede, muhtemelen Afrika&#8217;nın veya Asya&#8217;nın doğu kıyılarına, Hint Okyanusu&#8217;ııa, yahut Hazar denizine ulaştı. Âyetlerin akışından anlaşıldığına göre burada mede­nî hayat gelişmemişti. Zülkameyn&#8217;in karşılaştığı insanlar, medeniyetten uzak ol­duklarından, güneşin sıcağına ve yağmura karşı korunmak için ne elbise dikip giy­mesini biliyorlardı ne de barınabilecekleri evleri vardı, topraklarında güneşe karşı koruyabilecek bitki örtüsü de bulunmuyordu.<br />
<br style="box-sizing: inherit;" /><br />
Bu ayetlerden de anlaşılacağı üzere dünyanın düz olduğu gibi bir ifade olmadığı gibi böyle bir mana da çıkarılamamaktadır. Aksine Kur&#8217;an-ı Kerim&#8217;de dünyanı yuvarlak olduğu ifade edilmiştir.</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
&#8220;Dağları görürsün de, donmuş sanırsın; oysa onlar bulutların sürüklenmesi gibi sürüklenirler. Herşeyi &#8216;sapasağlam ve yerli yerinde yapan&#8217; Allah&#8217;ın sanatı (yapısı)dır (bu). Şüphesiz O, işlediklerinizden haberdardır.&#8221;&nbsp;(Neml, 27/88)</div>
</blockquote>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Neml suresindeki ayette Dünya&#8217;nın sadece döndüğü değil, dönüş yönü de vurgulanmaktadır. 3.500-4.000 metre yükseklikteki ana bulut kümelerinin hareket yönü daima batıdan doğuya doğrudur. Hava durumu tahminleri için çoğunlukla batıdaki duruma bakılmasının sebebi de budur.<br />
<br style="box-sizing: inherit;" /><br />
Bulut kümelerinin batıdan doğuya doğru sürüklenmesinin asıl sebebi Dünya’nın dönüş yönüdür. Günümüzde bilindiği gibi, Dünyamız da batıdan doğuya doğru dönmektedir. Bilimin yakın tarihlerde tespit ettiği bu bilimsel gerçek, Kur&#8217;an’da yüzyıllar öncesinden -Dünya&#8217;nın bir düzlem olduğu, bir öküzün başının üstünde sabit durduğu sanılan 14.yy.da haber verilmiştir.<br />
<br style="box-sizing: inherit;" /><br />
Dünyanın yuvarlak olduğunu haber veren diğer ayetler:</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
“Ey cin ve insan topluluğu! Göklerin ve yerin kuturlarından geçmeye gücünüz yetiyorsa haydi çıkın. Çıkamazsınız, ancak bir imkan ile çıkabilirsiniz.”(Rahman, 55/33)</div>
</blockquote>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Ayetteki&nbsp;‘kuturlar’&nbsp;tabiri bilindiği gibi çaplar demektir.&nbsp;Çap,&nbsp;yuvarlak bir şekil olduğuna göre, hem göklerin, hem dünyanın yuvarlak olduğu anlaşılır.<br />
<br style="box-sizing: inherit;" /><br />
Einstein’e göre, kainatta her şey, kainata tabi olarak küreseldir. Ondan yedi yüz sene önce yaşamış olan Muhyiddin ibn Arabî ise, Fütuhat&#8217;ın birinci cildinde aynen şöyle der:&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">“Allah, kemal sahibidir. Kainatta kendi kemal sıfatını göstermiş, gökleri mükemmel yaratmıştır.”</em>&nbsp;Mükemmel şekil küredir. Onun için Allah kainatı küreler şeklinde yaratmıştır.</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
“Bundan sonra arzı yapıp düzenledi, ondan suyunu ve otlağını çıkardı.”&nbsp;(Nâziât, 79/31-31)</div>
</blockquote>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
“Allah geceyi gündüze dolar, gündüzü de geceye dolar.”&nbsp;(Zümer, 39/5)</div>
</blockquote>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Ayetlerindeki ‘daha’ fiili yapıp düzenlemek’ anlamına geldiği gibi ‘deve kuşunun yumurtlama yeri, udhiyye, uhuvve, yuvarlak taş ve ceviz atmak’ anlamına gelen &#8216;dahu’ mastarıyla da alakalıdır. Arapça’da bir fiilin iki değişik anlama gelebilmesi özelliğinden faydalanılarak, Dünya’nın yuvarlak olduğu anlatılmaktadır. Ayrıca ikinci ayette&nbsp;“dolamak”&nbsp;diye tercüme edilen Arapça&nbsp;‘tekvir’&nbsp;kelimesi, yuvarlak şekilde sarmak manasına gelir. Bu ayette de, gece ve gündüzün oluşmasına, Dünya’nın yuvarlak olması ve dönmesinin sebep olduğu kastedilmektedir.</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
“Gece de bir alamettir onlara. Ondan gündüzü soyar çıkarırız.”(Yâsîn, 36/37)</div>
</blockquote>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
“Soyup çıkarmak”&nbsp;fiilinin Arapça’sı olan&nbsp;’sehl’&nbsp;kelimesinin&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">“yuvarlak bir şeyi soymak”</em>tır. Türkçe’de de hayvanların derilerinin soyulduğu yere&nbsp;’salhane’ (selhhane)&nbsp;denir.</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
“Onlar hiç bilmedikleri bir zamanda aniden kıyametin gelmesini mi gözlüyorlar?”&nbsp;(Zuhruf, 43/66)</div>
</blockquote>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Kur’an-ı Kerim, kıyametin ansızın, bir anda kopacağını, bu ayetle ifade ederken, A’raf suresinin 97. ve 98. ayetleri şöyle demektedir:</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
“Kasabaların halkı, geceleri uyurken onlara gelecek baskınımızdan güvende midirler? Yahut kasabaların halkı, kuşluk vakti eğlenirken,<br style="box-sizing: inherit;" />baskınımızın kendilerine gelmesinden güvende midirler?”</div>
</blockquote>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Kıyamet aniden gelecek ve geldiği zaman Dünya’nın bir tarafında gündüz, öbür tarafında gece olacaktır. Bu da küre şeklinden başka bir şey değildir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
</div>The post <a href="https://ateistlerecevap.org/kurana-gore-dunyann-sekli-nedir/" data-wpel-link="internal">Kur'an'a göre Dünya'nın şekli nedir?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ateistlerecevap.org/kurana-gore-dunyann-sekli-nedir/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kur&#039;an&#039;ı Kerim&#039;in değişime uğramadığının kanıtları.</title>
		<link>https://ateistlerecevap.org/kuran-kerimin-degisime-ugramadgnn/</link>
					<comments>https://ateistlerecevap.org/kuran-kerimin-degisime-ugramadgnn/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ateistlere Cevaplar]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 13 May 2017 07:30:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sorular]]></category>
		<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.ateistlerecevap.org/?p=50</guid>

					<description><![CDATA[<p>Değerli kardeşimiz, Allah, Kur&#8217;an ve diğer iman esaslarında&#160;Müslümanları şüpheye düşürmek için, eskiden olduğu gibi şimdi de bazı iftiralar yapılmaktadır.&#160;Bir Müslüman asırlardır Ümmet-i Muhammed&#8217;in kabul ettiği bir davada hemen şüpheye düşmemelidir. Ancak bu iddialara cevap vermek de gerekir: 1.&#160;Bilindiği gibi kelimeler manalara, edebî sanatlara zarf olurlar. Esas olan manadır, sanattır. Hepimiz Türkçe bildiğimiz halde kendi öz [&#8230;]</p>
The post <a href="https://ateistlerecevap.org/kuran-kerimin-degisime-ugramadgnn/" data-wpel-link="internal">Kur'an'ı Kerim'in değişime uğramadığının kanıtları.</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div class="separator" style="clear: both; text-align: center;">
<a href="https://1.bp.blogspot.com/-F5ldvSxpZBI/WRa1RIUfFpI/AAAAAAAAGko/tOs1E0ZLymgtjDKWlj60-SBM2YWasTWfgCLcB/s1600/Kur%2527an%2527%25C4%25B1%2BKerim%2527in%2Bde%25C4%259Fi%25C5%259Fime%2Bu%25C4%259Framad%25C4%25B1%25C4%259F%25C4%25B1n%25C4%25B1n%2Bkan%25C4%25B1tlar%25C4%25B1..png" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;" data-wpel-link="external" rel="nofollow external noopener noreferrer"><img loading="lazy" decoding="async" border="0" height="360" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2017/05/Kur27an27C4B1Kerim27indeC49FiC59FimeuC49FramadC4B1C49FC4B1nC4B1nkanC4B1tlarC4B1.-1.png" width="640" /></a></div>
<p></p>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Değerli kardeşimiz,</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Allah, Kur&#8217;an ve diğer iman esaslarında&nbsp;Müslümanları şüpheye düşürmek için, eskiden olduğu gibi şimdi de bazı iftiralar yapılmaktadır.&nbsp;Bir Müslüman asırlardır Ümmet-i Muhammed&#8217;in kabul ettiği bir davada hemen şüpheye düşmemelidir. Ancak bu iddialara cevap vermek de gerekir:</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
1.&nbsp;Bilindiği gibi kelimeler manalara, edebî sanatlara zarf olurlar. Esas olan manadır, sanattır. Hepimiz Türkçe bildiğimiz halde kendi öz dilimizle yazılmış bir edebî şaheserin benzerini niçin yazamıyoruz. Demek ki, hüner kelimelerde değil onu çok iyi kullanan ediplerin ilminde, sanatındadır. Arapçanın Kur’an hakikatlerinin ifadesinde müstesna bir özelliği vardır. Özelikle kalp ve his alemine ait kelimeler onda çok zengindir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Bununla birlikte hiçbir Arap edibi de Kur&#8217;an&#8217;a misil getirememiştir. Zira, Kur’an&#8217;da Arapçanın çok ötesinde bir kutsiyet vardır. Taklit edilemeyen, işte o kutsiyettir. Bu ise, Kur’an&#8217;ın Allah kelamı olmasında saklıdır. Belağat ilminin dahileri bu manayı çok iyi kavramışlar, bundan da öte tatmışlar, zevk etmişlerdir. Biz ise aynı manayı Allah’ın bir diğer kitabı olan Kâinat kitabından misaller getirmekle bir derece anlayabiliyoruz.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Elementler birer harf kabul edilirse, bu elementlerden insanlar bir takım eserler yaparlar. Allah ise aynı elementlerden insan yapar, hayvan yapar, ağaç yapar. İşte burada elementler ötesi bir ilahi sanat, bir ilahi kudret ve irade söz konusudur. İşte taklit edilemeyen de budur.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
2.&nbsp;İslam hakikat ve hikmet dinidir. Her bir davası delil ve ispat üzeredir. Kur’an’ın değişmediği ve günümüze kadar sıhhatli bir şekilde geldiği o kadar aşikar ki bunu az bir dikkat ile görmek mümkündür. Mesela, Hz. Osman (r.a) zamanında mevcut hafız topluluğunun birleşimi ve yardımıyla hiçbir vesveseye imkan bırakmayacak şekilde yazılan Kur’an, şu an elimizde bulunan Kur’an’ın ta kendisidir. Yani ilk inen Kur’an ile şimdi piyasada var olan veya her an yazılan Kur’anların hiçbiri arasında ihtilaf yoktur. Herhangi bir dünya ülkesinden bir Kur’an alın bunu 300 veya bulabilsek 1.000 yıl önce yazılan bir Kur’an ile karşılaştırsak, arada bir farka rastlamayacağız. Harfi harfine aynı olduğunu göreceğzi.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Allah&#8217;ın son mukaddes kitabı, bütün insanlığa İlâhi fermanı olan Kur&#8217;an, yirmi üç senede âyet âyet, sûre sûre nazil olmuştur. Peygamber Efendimiz (asm) kendisine nazil olan âyet ve sûreleri yanında bulunan sahabelerine okur, sahabeler de onu ezber ederler, bir kısmı da yazardı. Bundan ayrı olarak, Peygamber Efendimizin (asm) vahiy kâtipleri vardı. Bunlar nazil olan âyetleri ve sûreleri özel olarak yazmakla vazifeli idiler. Gelen âyet ve sûrenin nerede yer alacağı, Kur&#8217;an&#8217;ın neresine gireceği de bizzat Peygamberimize (asm) Cebrail (as) vasıtasıyla bildiriliyor, o da vahiy kâtiplerine tarif ederek, gerekeni yaptırıyordu. Böylece Hz. Peygamber (asm)&#8217;in sağlığında Kur&#8217;an&#8217;ın tamamı yazılmış, nereye neyin gireceği belli olmuştur. Aynca Cebrail (as) her Ramazanda gelir, o güne kadar nazil olmuş âyet ve sûreleri Peygamberimize (asm) yeni baştan okurdu.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Efendimizin (asm) vefatından evvelki son Ramazanda Hz. Cibril (as) yine gelmiş, ancak bu sefer Kur&#8217;an&#8217;ı Peygamberimiz (asm) ile iki sefer okumuşlardı. Birinci sefer Hz. Cibril (as) okumuş, Peygamberimiz (asm) dinlemiş; ikinci seferde ise Peygamberimiz (asm) okumuş, Hz. Cibril (as) dinlemişti. Böylece Kur&#8217;an son şeklini almıştı.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Bununla beraber, Hz. Peygamber (asm)&#8217;in sağlığında Kur&#8217;an, henüz müstakil bir cilt hâlinde bir araya toplanmış da değildi. Sayfalar halinde sahabeler arasında dağınık olarak bulunuyor, hafızalarda ezberlenmiş halde duruyordu. Fakat neyin nereye gireceği gayet kesin ve net şekilde bilinmekteydi.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Nihayet Hz. Ebû Bekir (ra)&#8217;in hilâfeti zamanında görülen lüzum üzerine Zeyd bin Sâbit&#8217;in başkanlığında vahiy kâtiplerinden ve kuvvetli hafızlardan müteşekkil bir komisyon kuruldu. Kur&#8217;an&#8217;ın bir cilt hâlinde bir araya toplanma işi, bu komisyona havale edildi. Ashabdan herkes, elinde yazılı bulunan Kur&#8217;an sayfalarını getirip bu komisyona teslim ettiler. Hafızların ve vahiy kâtiplerinin elbirliği ile çalışmaları sonunda sayfalar, sûre ve âyetler Peygamberimizin (asm) tarif ettiği şekilde yerli yerine kondu. Böylece Kur&#8217;an, Mushaf adıyla tek kitap hâline getirilmiş oldu.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Artık Kur&#8217;an için unutulma, kaybolma, tahrif ve tebdile uğrama diye bir şey söz konusu olamazdı. Zira aslı, Hz. Peygamber (asm)&#8217;e gelen şekliyle eksiksiz ve noksansız şekilde tesbit edilmişti.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Hz. Osman (ra) zamanında görülen lüzum üzerine, bu Mushaf&#8217;tan yeni nüshalar çoğaltılıp çeşitli memleketlere gönderildi. Bugün elde mevcut olan Kur&#8217;anlar, işte bu Kur&#8217;an&#8217;dan çoğaltılmıştır.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Kur&#8217;an tesbit edilişindeki sağlamlık itibariyle, diğer ilâhi kitaplardan farklı olarak, hiçbir tahrifat ve değişikliğe uğramadan vahiy mahsulü olan şekliyle tespit edilip ortaya konmuş; 1400 senedir de muhafaza edilerek gelmiştir. Bunda, Kur&#8217;an&#8217;ın edebî icaz ve i&#8217;câzının, yani, ezberleme kolaylığının hiçbir insan sözüne benzememesinin ve söz olarak hiçbir taklidinin yapılamamasının, edebiyat ve belagatına erişılememesinin ve zaptında azamî titizlik gösterilmesinin büyük rolü olduğu kesindir. Fakat asıl sebeb, Kur&#8217;an&#8217;ı Cenâb-ı Hakk&#8217;ın hıfz ve himayesine alması, onu kıyamete kadar lâfız ve mânâ bakımından bir mu&#8217;cize olarak devam ettirmeyi taahhüd etmesidir. Nitekim Kur&#8217;an&#8217;da şöyle buyurulur:</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
«Muhakkak ki bu Kur&#8217;an&#8217;ı biz indirdik ve onu koruyacak, muhafaza edecek, devam ettirecek de biziz&#8230;»&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">(Hicr, 15/9).</em></div>
</blockquote>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Bugün yeryüzündeki bütün Kur&#8217; anlar aynıdır. Hiçbir farklılık ve değişiklik yoktur. Ayrıca milyonlarca hafızın ezberinde bulunmakta, her an milyonlarca dil ile kırâet edilip okunmaktadır. Bu özellik, Kur&#8217;an&#8217;dan başka herhangi bir beşeri kitaba nasib olmadığı gibi, semavi kitaplardan hiçbirine dahi nasib olmamıştır. Allah&#8217;ın son kelâmı, hükmü kıyamete kadar baki ezelî fermanı olan Kur&#8217;an&#8217;ın, böyle eşsiz bir makam ve ulvi bir şerefe nail olması da, elbette zaruri ve lüzumludur.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
3.&nbsp;Kur&#8217;an&#8217;ın Peygamber sözü olduğu iddiasına gelince:</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Kur&#8217;ân-ı Kerim&#8217;in, Efendimiz (asm) veya başka biri tarafından tertib edildiği iddiası birkaç gözü dönmüş cahiliye insanıyla, günümüzün, Kur&#8217;ân düşmanı müsteşrikleri tarafından sık sık ortaya atılan bir mevzudur ve bununla bilgisiz, görgüsüz kimselerin zihinlerinin bulandırılması hedeflenmektedir. Kanaatimce, dünün müşrikleri gibi, bugünün müşrikleri de, bu mevzuda düşünmeden garazlı davranıyor ve garazlı konuşuyorlar. Zira Kur&#8217;ân, kim tarafından olursa olsun, insafla ele alındığı zaman bir beşere mal edilemeyecek kadar muallâ ve ilâhî olduğu anlaşılacaktır. Şimdi bu ciddî mevzuun derinlemesine tahlilini dev adamların devâsâ kitaplarına havale edip sadece birkaç ana başlığı hatırlatacağız:</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
&nbsp; &nbsp; &nbsp;&nbsp;a.&nbsp;Bir kere Kur&#8217;ân&#8217;ın üslubuyla hadislerin üslubu birbirlerinden o kadar farklıdır ki; Araplar, Efendimizin (asm) Kur&#8217; ân dışı beyanlarını, kendi muhavere ve konuşma tarzlarına uygun buluyorlardı ama, Kur&#8217;ân karşısında hayret ve hayranlıktan kendilerini alamıyorlardı.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
&nbsp; &nbsp; &nbsp;&nbsp;b.&nbsp;Hadisleri okurken, arkasında düşünen, konuşan, Allah haşyetiyle iki büklüm olan bir insan imajı sezilir. Oysa ki, Kur&#8217;ân&#8217;ın sesinde yüksek bir celâdet, heybetli bir edâ ve cebbar bir şive hissedilir. Bir insan beyanında, birbirinden öyle çok farklı iki üslubu birden tasavvur etmek ne makuldür ne de mümkün.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
&nbsp; &nbsp; &nbsp;&nbsp;c.&nbsp;Mektep-medrese görmemiş ümmî bir insanın -O ümmîye ruhlar feda olsun- eksiksiz, kusursuz; ferdî, ailevî, içtimâî, iktisâdî ve hukukî bir sistem getirip vaz&#8217; etmesi, her şeyden evvel düşünce ve aklın bedâhetine terstir. Hele bu sistem, asırlar boyu, dost-düşman bir sürü millet tarafından tatbik edilecek kadar harika ve bugüne kadar tazeliğini korumuşsa.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
&nbsp; &nbsp; &nbsp;&nbsp;d.&nbsp;Kur&#8217;ân&#8217;da varlık, hayat ve bunlarla alâkalı ibadet , hukuk ve iktisad gibi mevzular birbiriyle öyle dengeli ve yerli yerince ele alınmıştır ki; bunları görmemezlikten gelerek onu beşer kelâmı farzetmek, bir bakıma onun mübelliğini beşer kabul etmemek demektir. Zira, yukarıdaki meselelerin bir teki bile, süreklilik ve zaman üstü olma gibi, hususiyetleriyle en büyük dâhilerin dahi altından kalkamayacağı ağır meselelerdir. Böyle, yüzlerce meselesinden herbiri, birkaç dâhinin üstesinden gelemeyeceği zengin muhtevalı bir kitabı, mektep-medrese görmemiş bir ümmîye isnad etmek mücerred bir iddiadır.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
&nbsp; &nbsp; &nbsp;e.&nbsp;Kur&#8217;ân, geçmişe-geleceğe dair verdiği haberler itibariyle de hârikadır ve katiyyen beşer kelâmı olamaz. Bugün, yeni yeni keşiflerle ortaya çıkarılan, geçmiş kavimlerin yaşayış tarzları, iyi veya kötü akıbetleri kelimesi kelimesine asırlârca evvel Kur&#8217;ân-ı Kerim&#8217;in haber verdiği gibi çıkmıştır. İşte, Hz. Sâlih (as), Hz. Lut (as) ve Hz. Musa (as) gibi peygamberler, işte onların kavimleri ve işte herbiri başlı başına birer ibret meşheri olan meskenleri!..</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Kur&#8217;ân&#8217;ın, geçmişe dair verdiği haberlerin katiyyet ve doğruluğu kadar, geleceğe aid ihbarâtı da o ölçüde önemli ve başlı başına bir mucizedir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Mesela, senelerce evvel Mekke&#8217;nin fethedileceğini ve Kâbe&#8217;ye emniyet içinde girileceğini</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
&#8220;Allah dilediğinde, güven içinde başlarınızı traş ederek ve saçlarınızı kısaltarak korkmadan Mescid-i Haram’â gireceksiniz.&#8221;&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">(Fetih, 48/27)</em></div>
</blockquote>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
ayetiyle haber verdiği gibi, İslâm&#8217;ın bütün bâtıl sistemlere galebe çalacağını da</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
&#8220;O, Resûlünü, hidayet ve hak dinle gönderdi ki, bütün dinlere galebe çalsın. Şâhid olarak Allah yeter.&#8221;&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">(Fetih, 48/28)</em></div>
</blockquote>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
beyanıyla ilân etti. Kezâ, o gün Romalılar karşısında savaş galibi görünen Sâsânilerin yenileceğini ve aynı zamanda, Bedir gâlibiyetiyle Müslümanların da sevineceğini</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
&#8220;Rum yenildi (bölgenize) en yakın bir yerde. Onlar bu mağlubiyetden sonra (yeniden) galebe çalacaklar. Birkaç yıl içinde. Bundan önce de sonra da iş Allah&#8217;a aiddir. O gün mü&#8217;minler de sevinirler.&#8221;&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">(Rum, 30/2-4)</em></div>
</blockquote>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
müjdesiyle duyurmuşdu; vakti gelince Kur&#8217;ân&#8217;ın haber verdiği gibi çıktı. Bunun gibi,</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
&#8220;Ey Resûl, Rabbinden sana indirileni duyur; eğer bunu yapmazsan O&#8217;nun elçiliğini yapmamış olursun. Allah seni (insanlardan gelen kötülüklerden) koruyacaktır.&#8221;<em style="box-sizing: inherit;">&nbsp;(Maide, 5/67)</em></div>
</blockquote>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
ayetiyle de, en yakınındaki amcasından, düşman millet ve düşman devletlere kadar çevresi düşmanlıklarla sarılı olduğu halde, hayatını emniyet içinde geçireceği va&#8217;dolunmuşdu ve öyle de oldu.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Değişik ilim dallarının inkişâfıyla, âfâk ve enfüsün yâni insan mâhiyeti ve mekânların didik didik edileceğini, ilmî buluş ve tesbitlerin, yeni yeni keşiflerin insanoğlunu inanmaya zorlayacağını</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
&#8220;Biz onlara, ufuklarda ve kendi nefislerinde mucizelerimizi göstereceğiz ki, o (Kur&#8217;ân ve Kur&#8217;ân&#8217;ın getirdikleri)nin gerçek olduğu onlara iyice belli olsun. Rabbinin her şeye şâhid olması yetmez mi?&#8221;&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">(Fussilet, 41/53)</em></div>
</blockquote>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
mucizevî beyanıyla ifâde etmişti ki, günümüzde süratle o noktaya doğru gidilmektedir. Ayrıca, Kur&#8217;ân, nazil olduğu günden bu yana</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
&#8220;Deki: And olsun, eğer insanlar ve cinler şu Kur&#8217;ân&#8217;ın bir benzerini getirmek için toplansalar, yine O&#8217;nun benzerini getiremezler. Birbirlerine arka verseler de.&#8221;<em style="box-sizing: inherit;">&nbsp;(İsra, 17/88)</em></div>
</blockquote>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
deyip, hasımlarının damarlarına dokundurduğu halde, bir-iki küçük hezeyanın dışında, kimsenin ona nazire yapmaya teşebbüs etmemesi ve edememesi, onun verdiği haberi doğrulamakda ve mucize olduğunu ilan etmektedir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Kur&#8217;ân-ı Kerim&#8217;in nâzil olduğu ilk yıllarda, Müslümanlar az, zayıf, iktidarsız ve geleceğe aid hiçbir düşünceleri yoktu. Ne bir devlet, ne dünya hakimiyeti ne de yeryüzündeki sistemleri altüst edecek dinamikleri hâvi yeni dinin güç kaynağı adına hiçbirşey bilmiyorlardı. Oysa ki, Kur&#8217;ân</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
&#8220;Allah sizden, inanıp iyi işler yapanlara vaad etti ki; onlardan öncekilerini nasıl hükümrân kıldıysa, onları da yeyüzünde hükümran kılacak ve kendileri için seçip beğendiği dinlerini sağlama bağlayacak ve korkularının ardından da onları güvene erdirecektir.&#8221;&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">(Nur, 24/55)</em></div>
</blockquote>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
ayetiyle onlara, bu yüksek hedefleri gösteriyor ve cihanın hakimi olacakları müjdesini veriyordu. Daha bunlar gibi, Müslümanlığın ve Müslümanların geleceği, zafer ve hezimetleri, terakkî ve tedennîleriyle alâkalı pekçok ayetler varki, hepsini burada zikretmemiz mümkün değil. Kur&#8217;ân-ı Kerim&#8217;in gelecekle alâkalı verdiği haberlerin büyük bir bölümünü, değişik ilim dallarının varacakları nihâi hudutlarla ilgili olan ayetler teşkil eder. İlmî tesbitlerle alâkalı, kısa fezlekeler halinde, Kur&#8217;ân&#8217;ın verdiği haberler o kadar hârika ve o kadar erişilmezdir ki, onun bu mevzudaki beyanlarını kulak ardı etmek mümkün olmayacağı gibi, bu mevzudaki beyanlarıyla ona beşer kelâmı demek de mümkün değildir. Yüzlerce âyetin sarâhat, delâlet ve işaret yoluyla ifâde ettikleri harikalara dair pekçok eser yazıldığından, bu meselenin tafsilâtını o eserlere havale ederek, misâl teşkil edecek birkaç ayetin işaret ve delâlet ettikleri hususları kaydedip geçeceğiz.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Kâinatın Yaratılışı</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Kâinatın yaratılışıyla alâkalı olarak,</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
&#8220;İnkâr edenler, gökler ve yer bitişik bir durumdayken, onları birbirinden ayırdığımızı, sonra da bütün canlıları sudan yarattığımızı görüp düşünmüyorlar mı? Halâ imân etmeyecekler mi?&#8221;<em style="box-sizing: inherit;">&nbsp;</em><em style="box-sizing: inherit;">(Enbiya, 21/30)</em></div>
</blockquote>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
ayetinin anlattığı yüksek hakikat, teferruatına dair farklı mütalâalar ileri sürülse bile ilk hilkatla alâkalı değişmeyen en sabit bir prensiptir. Ayette anlatılan, bitişik olma ve ayrılma, ister gazlardan müteşekkil kitlenin, nebulolara ayrılması, ister güneş sistemi gibi sistemlere bölünüp şekillenmesi ve manzumelerin ortaya çıkması, isterse bir sehâbiye ve bir dumanın bölünüp, parçalanıp, zabt-ü rabt altına alınması şeklinde olsun netîce değişmez. Âyet, kullandığı malzeme ve seçtiği üslup itibariyle, ilmî araştırmalar için hep bir ışık kaynağı olmuş, bütün faraziye ve nazariyelerin eskiyip atılmasına karşılık o, tazeliğini korumuş, bugünlere gelmiş ulaşmış ve yarınlara hakim olmaya da namzed görünmektedir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Astronomi</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Kur&#8217;ân-ı Kerim&#8217;de astronomiye esas teşkil edecek o kadar çok âyet vardır ki, bunların biraraya getirilerek teker teker tahlil edilmeleri, cildler ister. Biz bir-iki âyetin işaretiyle iktifâ edeceğiz.</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
&#8220;Allah o zattır ki, gökleri, görebildiğiniz bir direk olmaksızın yükseltti; sonra da iradesini (tekvin) arşına yöneltti. Artık hepsi belli bir süreyle kayıtlı olarak akıp gitmektedir.&#8221;&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">(Ra&#8217;d, 13/2)</em></div>
</blockquote>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Âyet, göklerin yükseltilmesini, genişleyip büyümesini hatırlattığı gibi, her şeyin nizam içinde baş başa, omuz omuza olmasını da (bilebileceğimiz cinsten bir direk olmaksızın) sözüyle ifade etmektedir. Evet, kubbe-ı âsumânı tutup, dağılmasına meydan vermeyen, görebileceğimiz cinsten bir direk yok ama, yine de bütün bütün direksiz değil. Zira, kütlelerin dağılmaması ve gelip birbirine çarpmaması için, görülsün görülmesin mevcut nizama esas teşkil edebilecek kanun, kaide, prensip mânâsında böyle bir direğin vücudu zarurîdir. Kur&#8217;ân bu ifadesiyle bizlere, kütlelerarası&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">ile&#8217;l-merkez (merkez çek) an&#8217;il-merkez (merkez kaç)&nbsp;</em>prensibini düşündürmektedir ki, bunun, Newton&#8217;un çekim kanununa veya Einstein&#8217;in (hayyiz)&#8217;ine uyup uymaması birşey ifade etmez. Hele âyetin, Güneş ve Ay&#8217;ın akıp gittiğini ifade etmesi çok enteresandır ve üzerinde durulmaya değer. Rahmân suresindeki</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
&#8220;Güneş ve Ay&#8217;ın hareketleri&nbsp;tamamen bir hesaba bağlıdır.&#8221;&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">(Rahman, 55/5),</em></div>
</blockquote>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Enbiya suresindeki,</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
&#8220;Geceyi, gündüzü, Güneşi, Ay&#8217;ı yaratan O&#8217;dur. Bunların her biri bir yörüngede yüzmektedirler.&#8221;<em style="box-sizing: inherit;">&nbsp;</em><em style="box-sizing: inherit;">(Enbiya, 21/33)</em>,</div>
</blockquote>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Yâsin suresindeki,</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
&#8220;Güneş kendine mahsus yörüngede akıp gitmektedir.&#8221;&nbsp;dedikten sonra&nbsp;&#8220;Bunların herbiri belli bir yörüngede döner dururlar.&#8221;<em style="box-sizing: inherit;">(Yasin, 36/38-40)</em></div>
</blockquote>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
diyerek, Güneş, Ay ve sair gezegenlerin bir nizama göre yaratıldıklarını, bir âhengi temsil ettiklerini ve riyazî bir gerçeğe dayalı bulunduklarını apaçık dile getirmektedir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Yerin yuvarlaklığı,</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
&#8220;Geceyi gündüzün üstüne, gündüzü de gecenin üstüne doluyor.&#8221;&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">(Zümer, 39/5)</em></div>
</blockquote>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
ayeti, kullandığı malzeme itibariyle, gece ve gündüzün birbirini takib etmesini, sarığın başa sarılması gibi, ışık ve karanlığın,Yerküre&#8217;nin başına&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">&#8220;sarık gibi dolanması&#8221;&nbsp;</em>sözüyle anlatıyor. Bir diğer âyette ise</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
&#8220;Arkasından da yeryüzünü mücessem kat-ı nâkıs (yâni yerküreyi elips şeklinde), söbüleştirdi.&#8221;&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">(Naziat, 79/30)</em></div>
</blockquote>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
diyerek, müşahidlere peygamberlik buudunda varılmış en nihâi noktayı göstermektedir. Mekân genişlemesi hususunda:</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
&#8220;Semâyı biz kendi elimizle kurduk ve sürekli genişletmekteyiz.&#8221;&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">(Zariyat, 51/47)</em></div>
</blockquote>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Bu genişleme ister Einsteine&#8217;nin anladığı mânâda, ister Edwin Hubble&#8217;in Güneş sisteminin dahil olduğu galaksiden, nebulozların uzaklaşması şeklinde olsun fark etmez. Önemli olan Kur&#8217;ân&#8217;ın, ana teme parmak basıp, tecrübî ilimlerin çok önünde zirveleri tutup onlara ışık neşretmesidir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Meteoroloji</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Hava akımları, bulutların kesâfet kazanması, havanın elektriklenmesi, şimşeklerin çakması ve yıldırımların meydana gelmesi Kur&#8217;ân-ı Kerim&#8217;de, yer yer ilâhî nimetleri hatırlatma ve yer yer de insanları tehdid etme sadedinde çokça zikredilen hususlardan biri. Meselâ</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
&#8220;Baksana, Allah bulutları sürüyor, sonra toparlayıp birleştiriyor, sonra da üstüste yığıyor&#8230; Bir de bakıyorsun bunun arkasından yağmur ortaya çıkıyor. Doluyu da yukarıda dağlar gibi olanlardan indiriyor; onunla dilediğini vuruyor, dilediğinden de onu öteye çeviriyor.&#8221;&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">(Nur, 24/43)</em></div>
</blockquote>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Her yerde olduğu gibi, burada da Kur&#8217;ân yağmur vak&#8217;asının nihâî durumunu ihtâr ederek, fezâyı velveleye veren, bulut, yağmur, şimşek ve yıldırımlar gibi ürperten, haşyet veren hadiselerin arkasındaki in&#8217;amperver eli göstermek ve ruhları ona karşı uyanık olmaya çağırmakta aynı anda, belli disiplinlere bağlı olarak yağmur ve dolunun meydana geliş keyfiyetlerini ve sonra da yeryüzüne inmelerini öyle garib bir biçimde anlatmaktadır ki; böyle bir anlatış tarzından hemen herkes bugün bilinene ters düşmeyecek şekilde yağmur ve dolunun meydana geliş keyfiyetlerini anlar ve Kur&#8217;ân&#8217;ın beyanına hayranlık duyar.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Kur&#8217;ân, iki ayrı çeşit elektriğin birbirini çekmesi, aynı cinsten elektrik yükünün birbirini itmesi, rüzgârların devreye girerek birbirini iten bu bulutları birleştirmesi; yerden yukarıya yükselen pozitif yüklü akımların fezadaki mevcut elektrikle birleşmesi neticesinde elektriklenmenin meydana gelmesi ve bu noktada buharın su damlaları halinde yere inmesi gibi teferruâtla meşgul olmaz. O ana vak&#8217;a ve asıl tem üzerinde durur; teferruata ait diğer meselelerin izah ve isimlendirilmelerini zamanın tefsirine bırakır. Hicr suresindeki</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
&#8220;Aşılayıcı rüzgârları gönderip onunla gökyüzünden su indirip size takdim ettik, (yoksa) siz o suyu depo edemezdiniz.&#8221;<em style="box-sizing: inherit;">&nbsp;(Hacr, 15/22)</em></div>
</blockquote>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
ayeti, bu hususa ayrı bir buud ilâve ederek ağaçların ve çiçeklerin aşılanmasında rüzgârların fonksiyonuna dikkati çektiği gibi onların bilhassa, bulutları aşılama vazifesini de ihtar etmektedir. Oysa ki, Kur&#8217;ân nâzil olduğu zaman, ne otun, ağacın, çiçeğin ne de bulutların aşılanma ihtiyaçları bilinmediği gibi, rüzgârların çelik-çavak bu önemli vazifeyi gördüklerinden de hiç kimse haberdar değildi&#8230;</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Fizik</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Varlığın ana unsuru madde ve onun çift ve tek olma gibi hususiyetleri de Kur&#8217;ân-ı Kerim&#8217;in ele alıp anlattığı mevzulardandır. Meselâ, Zâriyat suresinde,</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
&#8220;İyice düşünesiniz diye biz her şeyi çift olarak yarattık.&#8221;<em style="box-sizing: inherit;">&nbsp;(Zariyat, 51/49)</em></div>
</blockquote>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
her şeyin çift olarak yaratıldığı ve Kur&#8217;ân&#8217;ın kullandığı malzeme itibariyle, bunun önemli bir esas ve âlem-şümul bir prensip olduğu anlaşılmakta. Şuarâ suresindeki ayette ise,</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
&#8220;Yeryüzüne bakmıyorlar mı? Biz onda nice içaçıcı çiftler yaratıp yetiştirdik.&#8221;&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">(Şuara, 26/7)</em></div>
</blockquote>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
denilerek, her sene gözümüzün önünde haşr-ü neşr olan yüzbinlerce çifte dikkat çekilmekte ve Allâh&#8217;ın nimetleri hatırlatılmakta. Yâsin suresindeki ayet ise, daha şümullü ve daha enteresan.</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
&#8220;Ne yücedir o Allah’ki toprağın bitirdiklerinden, (onların) kendilerinden ve daha bilmedikleri nice şeylerden hep çiftler yaratmıştır.&#8221;&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">(Yasin, 36/36)</em></div>
</blockquote>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
şeklindeki beyanıyla, bugün bilip tesbit edebildiğimiz çift yaratıkların yanında, henüz bilemediğimiz birçok çiftlerin varlığı da, ihtar edilmektedir. Evet, Allah, insanlardaki erkeklik ve dişilikten, otların, ağaçların çift olma esasına; atomlar, atomlardaki elektron ve çekirdek ikiliğinden, madde -anti madde zıd eşliliğine kadar, canlı-cansız, yerde-gökte değişik keyfiyet ve buudda ne kadar çift varsa, umum nimetlerini tâdâd sadedinde, kendinden başka her şeyin çift olduğunu zikredip bizleri düşünmeye davet ediyor. Sırf birer misal teşkil etsin diye, yukarıda zikrettiğimiz âyetlerden başka, pekçok ilâhî beyan var ki, herbirisi başlı başına birer mucize olması itibariyle, hem Kur&#8217;ân&#8217;ın Allah kelâmı olduğuna hem de Peygamberimizin (asm) O&#8217;nun elçisi bulunduğuna apaçık delâlet etmektedir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Evet, Kur&#8217;ân yeryüzünde hayatın ortaya çıkışından, bitkilerin aşılanma ve üremelerine, hayvan topluluklarının yaratılmasından hayatlarını onlarla devam ettirdikleri bir kısım sırlı düsturlara, bal arısı ve karıncanın esrarlı dünyalarından kuşların uçuş keyfiyetine, hayvan sütünün hasıl olma yollarından insanın anne karnında geçirdiği safhalara kadar pekçok mevzuda, kendine has ifade tarzıyla, öyle veciz, öyle muhtevâlı, öyle hâkim bir üslupla ele aldığı şeyleri takib etmektedir ki; bizim yorumlarımız bir yana, ne zaman onlara müracaat edilse hep taze, genç ve ilimlerin varabilecekleri en son hedefleri tutmuş oldukları görülecektir. Şimdi, bir kitap, binlerce insanın, bilmem kaç asırlık çalışmaları neticesinde varabildikleri noktaların dahi ötesine parmak basıyor, mevzua hakim bir üslupla o mevzuun hülâsasını veriyorsa, o kitabı, değil on dört asır evvelki bir insana, günümüzün mütefennin yüzlerce, binlerce dâhisinin mesâisine vermek dahi mümkün değildir. Hele o kitap, Kur&#8217;ân gibi muhtevası zengin, ifadeleri çarpıcı, üslubu âli, şivesi de ilâhi olursa&#8230;</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Şimdi dönüp muhatabımıza soralım, ümmîliği mucize o Zât, mektebin, medresenin, kitabın bilinmediği o cahilî vasatta, canlılarda sütün meydana geliş keyfiyetini kimden öğrendi? Rüzgârların aşılayıcı olduğunu, nebatât ve bulutları telkih ettiğini, yağmur ve dolunun meydana gelme noktalarını nasıl bilebildi? Yerkürenin elipsî olduğunu O&#8217;na kim ta&#8217;lim etti? Mekân genişlemesini hangi rasathanede ve hangi dev teleskoplarla tesbit edebildi? Atmosferin yapı taşlarını ve yukarılara doğru çıktıkça oksijenin azlığını hangi laboratuvarda öğrendi? Hangi röntgen şualarıyla cenînin anne karnında geçirdiği safhaları aynı aynıya tesbit etti? Sonra da bütün bu bilgilerin teferruâtına vâkıf, mütehassıs bir ilim adamı edasıyla, tereddüdsüz, fütursuz ve kendinden gayet emin bir tarzda muhatablarına anlattı?..</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Ayrıca Kur&#8217;an-ı Kerim&#8217;de olan ifadeler de&nbsp;Kur&#8217;an&#8217;ın Peygamber sözü olmadığına delildir:</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Kur&#8217;ân-ı Kerim, Efendimizin (asm) vazife, mesuliyet ve selâhiyetlerini anlatıp O&#8217;na yol gösterdiği gibi, yer yer de seviyesine uygun olarak O&#8217;na itâbda bulunmakta ve ikaz edip ırgalamaktadır. Meselâ: Bir defa münafıklara, izin vermemesi gerekirken izin verdiğinden dolayı,</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
&#8220;Allah seni affetsin, doğru söyleyenler sana iyice belli olup ve yalan söyleyenleri bilmezden önce niçin onlara izin verdin?&#8221;&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">(Tevbe, 9/43)</em></div>
</blockquote>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
şeklinde tenbihde bulunduğu gibi, Bedir esirleri hakkındaki tatbikatından dolayı da,</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
&#8220;Yeryüzünde tam yerleşip istikrar kazanıncaya kadar, hiçbir peygambere esirler sahibi olmak yakışmaz. Siz geçici dünya malını istiyorsunuz, Allah ise (sizin için) ahireti istiyor. Allah daima üstün ve hikmet sahibidir. Eğer Allah&#8217;tan (affınıza dair) bir yazı ve takdir geçmemiş olsaydı, aldığınız fidyeden dolayı size mutlaka büyük bir azab dokunurdu.&#8221;<em style="box-sizing: inherit;">&nbsp;(Enfâl, 8/67 ve 68)</em></div>
</blockquote>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
&nbsp;mahiyetinde itabda bulunmuştu.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Bir keresinde, Allah&#8217;ın dilemesine havale etmeden,<em style="box-sizing: inherit;">&nbsp;&#8220;yarın bu işi yaparım&#8221;</em>&nbsp;dediği için</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
&#8220;Hiçbir şey için<em style="box-sizing: inherit;">&nbsp;&#8216;Bunu yarın yapacağım.&#8217;</em>&nbsp;deme. Ancak<em style="box-sizing: inherit;">&nbsp;&#8216;Allah dilerse.&#8217;</em>(de). Unuttuğun zaman Rabbini an ve&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">&#8216;Umarım Rabbim beni bundan daha doğru bir bilgiye ulaştırır.&#8217;</em>&nbsp;de.&#8221;&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">(Kehf, 18/23-24)</em></div>
</blockquote>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
emir ve tenbihinde bulunmuş, bir başka sefer,</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
&#8220;İnsanlardan korkup çekiniyordun; oysa asıl çekinmeye lâyık olan Allah idi.&#8221;&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">(Ahzab, 33/37)</em></div>
</blockquote>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
itab işmâm eder mahiyette, sadece AIlah&#8217;tan korkulması lâzım geldiğini ihtar etmişti. Zevcelerini bir meseledeki tavırlarına karşı bal şerbeti içmemeye yemin edince,</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
&#8220;Ey Peygamber! Eşlerinin rızasını arıyarak, Allah&#8217;ın sana helâl kıldığı şeyi niçin haram kılıyorsun? Allah çok gafûr ve rahimdir.&#8221;<em style="box-sizing: inherit;">&nbsp;(Tahrim, 66/1)</em></div>
</blockquote>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
diyerek sertçe ikaz ediyordu. Daha bunlar gibi, pekçok âyetle, bir taraftan O&#8217;nun vazife, mes&#8217;uliyet ve selâhiyetlerinin sınırları belirlenirken, diğer taraftan az dahi olsa bu sınırlara riâyet edilmediği, vazife ve mes&#8217;uliyetin mukarrabine göre yerine getirilmediği zamanlarda O&#8217;na itab edilmiş, tenbihde bulunulmuş ve yeryer sertçe uyarmalar yapılmıştır. Şimdi hiç akıl kabul edermi ki, bir insan bir kitap telif etsin, sonra da o kitabın muhtelif yerlerine kendi hakkında, itab, kınama, ikaz ve ihtar ifade eden âyetler yerleştirsin. Hâşâ!&#8230; O kitap Allah kitabı, O zât da O&#8217;nun şerefli mübelliğidir&#8230;</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Kur&#8217;an&#8217;ın bir benzerinin getirilememesi de Onun Allah Kelamı olduğuna delildir:</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Kur&#8217;ân-ı Kerim, bir belâğat harikasıdır ve bu sahada eşi menendi yoktur. Bu itibarla da onu bir beşere maletmek mümkün değildir. Efendimiz (asm) peygamberlikle ortaya çıktığı zaman, kitleleri arkasından sürükleyen bir sürü şâir, edib ve söz üstâdı vardı. Bunlar pekçoğu itibariyle de O&#8217;na muârız idiler. Yeryer kafa kafaya verip düşünüyor; Kur&#8217;ân&#8217;ı bir kalıba yerleştirmek, bir şeye benzetmek ve ne olursa olsun mutlaka hakkından gelmek istiyorlardı.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Hatta, zaman zaman Hristiyan ve Yahudi âlimleriyle de görüşüyor, onların düşüncelerini alıyorlardı . Ne pahasına olursa olsun Kur&#8217;ân çağlayanını durdurmak ve kurutmak için akıllarına gelen her şeyi yapma kararındaydılar. Bütün bu engellere ve engellemelere, akla hayâle gelmedik karşı koymalara aldırmadan yoluna devam eden Hz. Muhammed (sav), bilumum inkârlara, ilhadlara karşı sadece ve sadece Kur&#8217;ân&#8217;la muâraza ediyor ve mücadelesini de zaferle noktalıyordu. Hem de bunca hasıma rağmen.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Evet, o gün, Hristiyan ve Yahudi ulemasıyla beraber, belâğatın dev temsilcileri, tek cephe olup etrafı velveleye verdikleri bir dönemde, Kur&#8217;ân o üstün ifade gücü, o büyüleyici beyanı, o başdöndürücü üslûbu, o insanın içini ürperten ledünniliği ve ruhâniliğiyle muhatablarının gönlüne girdi; arşı, ferşi çınlatacak bir ses, bir soluk oldu yükseldi&#8230; Bir mübâriz gibi hasımlarını muârazaya çağırdı, tehdit etti, meydan okudu<em style="box-sizing: inherit;">&nbsp;&#8220;siz de Kur&#8217;ân&#8217;a benzer bir kitap, hiç olmazsa onun bir suresine denk birşey, daha da olmazsa aynı ağırlıkta bir âyet ortaya koyun; yoksa savulun gidin!..&#8221;</em>&nbsp;dediği ve o günden bugüne de,</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343; margin-bottom: 1em;">
&#8220;Eğer kulumuz Muhammed&#8217;e indirdiğimizden şüphe içindeyseniz, haydi onun gibi bir sûre getiriniz ve eğer doğru iseniz; Allah&#8217;tan başka bütün yardımcılarınızı da çağırınız.&#8221;<em style="box-sizing: inherit;">&nbsp;(Bakara, 2/23)</em></div>
<div style="box-sizing: inherit; margin-bottom: 1em;">
&#8220;De ki: and olsun, eğer insanlar ve cinler şu Kur&#8217;ân’ın bir benzerini getirmek için toplansalar, yine onun benzerini getiremezler. Birbirlerine arka çıkıp yardım etseler de.&#8221;<em style="box-sizing: inherit;">&nbsp;(İsra, 17/88)</em></div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
&#8220;Yoksa, Onu (Muhammed) uydurdu mu diyorlar? De ki: Eğer sizler doğru iseniz Allah&#8217;tan başka, gücünüzün yettiklerini çağırın da (hep beraber) onun benzeri bir sûre getirin.&#8221;&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">(Yunus, 10/38)</em></div>
</blockquote>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
ayetleriyle aynı şeyleri tekrar edip durduğu halde, bir-iki hezeyanın dışında, Kur&#8217;ân&#8217;ın bu meydan okuyuşuna cevap verilmemesi, onun. kaynağının beşerî olmadığını gösterir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Çünkü, tarih şahittir ki, Kur&#8217;ân&#8217;ın muârızları O&#8217;na ve O&#8217;nun mübelliğine her türlü kötülük yapmayı denedikleri halde, Kur&#8217;ân&#8217;a nazire yapmayı akıllarından bile geçirmediler. Böyle bir şeye güçleri yetseydi, nazire ile Kur&#8217;ân&#8217;ın sesini kesecek, tehlikelerle dolu muharebe yoluna girmeyeceklerdi. Evet, o koca belâğat üstadları, şeref, haysiyet hatta ırz, namus gibi en değerli şeylerini tehlikeye atıp muharebe yolunu seçmeleri, Kur&#8217;ân&#8217;a nazire yapılamamasının en açık delîlidir. Eğer nazire yapmak mümkün olsaydı, münazara yolunu muharebe yoluna tercîh edecek ve geleceklerini katiyyen tehlikeye atmayacaklardı. Arap şâir ve nâşirlerinin, Kur&#8217;ân&#8217;ın benzerini getirememeleri tahakkuk edince, ona Hristiyan ve Yahudiler arasında menşe&#8217; aramak beyhude ve bir çaresizlik ifadesidir. Hem, Hristiyan ve Yahudiler bu muhteva ve bu ifade zenginliğinde bir kitap hazırlayıp ortaya koymaya güçleri yetseydi, ne diye onu başkasına nisbet edeceklerdi. &#8220;Biz yaptık&#8221; der ve onunla övünürlerdi&#8230;</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Kaldı ki, dünden bugüne, dikkatsiz veya garazlı bir iki müsteşrik ve müşrike bedel, bir sürü ilim adamı, araştırmacı ve mütefekkir Kur&#8217;ân&#8217;ın muhteva zenginliği, ifade gücü karşısında hayranlıklarını gizleyememiş ve onu alkışlamışlardır.&nbsp;Charles Milles;&nbsp;Kur&#8217;ân&#8217;ın üslubundaki zenginlik itibariyle tanzîr ve tercüme edilmeyecek kadar yüksek bir edâya sahib olduğunu&#8230;&nbsp;Victor İmberdes;&nbsp;Kur&#8217;an&#8217;ın, bütün hukuk esaslarına kaynak olabilecek zengin bir muhtevaya sahib bulunduğunu&#8230;&nbsp;Ernest Renan;&nbsp;Kur&#8217;ân&#8217;ın dînî bir inkılâb kadar edebî bir inkılâb da yaptığını&#8230;&nbsp;Gustave Le Bon; Kur&#8217;ân&#8217;la gelen İslâm&#8217;ın en saf, en hâlis bir tevhid anlayışını dünyaya tebliğ ettiğini&#8230;&nbsp;CI. Huart;&nbsp;Kur&#8217;ân&#8217;ın Allah kelâmı olup, vahiy yoluyla Hz. Muhammed&#8217;e (sav) tebliğ edildiğini&#8230;&nbsp;H. Holman;&nbsp;Hz.Muhammed (sav)&#8217;in Allah&#8217;ın son peygamberi, İslâmiyetin de vahyedilmiş dinlerin en sonuncusu bulunduğunu&#8230;&nbsp;Emile Dermenyhem;&nbsp;Kur&#8217;an&#8217;ın, Peygamber (sav)&#8217;in birinci mucizesi olduğunu, edebî güzelliği itibariyle de erişilmez bir muamma olduğunu&#8230;&nbsp;Arthur Bellegri;&nbsp;Hz. Muhammed&#8217;in (sav) tebliğ ettiği Kur&#8217;ân&#8217;ın bizzat Allah&#8217;ın eseri olduğunu.,.&nbsp;Jean Paul Roux;&nbsp;Peygamberimizin en güçlü mucizesinin melek vasıtasıyla gönderilen Kur&#8217;ân-ı Kerim olduğunu&#8230;&nbsp;Raymond Charles;&nbsp;Kur&#8217;ân&#8217;ın, hükmü hâlâ devam eden ve Allah&#8217;ın bir elçi vasıtasıyla müminlere tebliğ ettiği beyanların en canlısı olduğunu&#8230;&nbsp;Dr. Maurice;&nbsp;Kur&#8217;an&#8217;ın her türlü tenkîdin fevkinde bir mucize, bir harika olduğunu hatta daha da ileri giderek, edebiyatla ilgilenenler için Kur&#8217;ân&#8217;ın bir edebî kaynak, lisan mütehassısları için lâfızlar hazinesi ve şairler için bir ilham menbaı bulunduğunu&#8230;&nbsp;Manuel King;&nbsp;Kur&#8217;ân&#8217;ın, Peygamberimizin peygamberliği süresince Allah&#8217;dan aldığı emirlerin mecmuu bulunduğunu&#8230;&nbsp;Mr. Rodwell;&nbsp;İnsanın Kur&#8217;ân&#8217;ı okudukça hayretler içinde kaldığını ifâde eder ve onu takdirlerle alkışlarlar.<em style="box-sizing: inherit;">(bk. Bediüzzaman Said Nursi, İşârâtü&#8217;l-İ&#8217;câz, Dİb. Yay., Ankara, 2014, s. 670)</em></div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Sadece birer cümleciklerini alıp naklettiğimiz bu seçkin ilim adamı ve mütefekkirler gibi, daha yüzlerce düşünür ve araştırmacı bilgilerinin vüs&#8217;ati nisbetinde, aynı hakikatlara parmak basmış ve Kur&#8217;ân karşısında takdirle iki büklüm olmuşlardır.</div>
<div style="box-sizing: inherit; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
<b>kaynak: www.sorularlaislamiyet.com</b></div>
<div style="box-sizing: inherit; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
<b><br /></b></div>The post <a href="https://ateistlerecevap.org/kuran-kerimin-degisime-ugramadgnn/" data-wpel-link="internal">Kur'an'ı Kerim'in değişime uğramadığının kanıtları.</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ateistlerecevap.org/kuran-kerimin-degisime-ugramadgnn/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İslâm dini kadınların dövülmesine izin veriyor mu?</title>
		<link>https://ateistlerecevap.org/islam-dini-kadnlar-dovulmesine-izin/</link>
					<comments>https://ateistlerecevap.org/islam-dini-kadnlar-dovulmesine-izin/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ateistlere Cevaplar]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 07 May 2017 10:15:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sorular]]></category>
		<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.ateistlerecevap.org/?p=51</guid>

					<description><![CDATA[<p>Değerli kardeşimiz, Erkeklerin aile içindeki yetkileri, kadınların da bu yetki karşısındaki durum ve tutumları konusu şu âyetlerde açıklanmıştır: &#8220;Allah&#8217;ın insanlardan bir kısmını diğerlerine üstün kılmasına bağlı olarak ve mallarından harcama yapmaları sebebiyle erkekler, kadınların yöneticisi ve koruyucusudurlar. Sâliha kadınlar Allah&#8217;a itaatkârdır. Allah&#8217;ın korumasına uygun olarak, kimsenin görmediği durumlarda da kendilerini korurlar. Baş kaldırmasından endişe ettiğiniz [&#8230;]</p>
The post <a href="https://ateistlerecevap.org/islam-dini-kadnlar-dovulmesine-izin/" data-wpel-link="internal">İslâm dini kadınların dövülmesine izin veriyor mu?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div class="separator" style="clear: both; text-align: center;">
</div>
<div class="separator" style="clear: both; text-align: center;">
</div>
<div class="separator" style="clear: both; text-align: center;">
<a href="https://3.bp.blogspot.com/-HGBAbqWM75Y/WQ7zhpd-aNI/AAAAAAAAGds/CI3mxMQl0awyc4RtEQVicihiz4keW41gACLcB/s1600/%25C4%25B0slam%2527da%2BK%25C4%25B1sasa%2BK%25C4%25B1sas.K%25C4%25B1sas%25C4%25B1n%2B%25C5%259Fartlar%25C4%25B1nelerdir-Nas%25C4%25B1l%2Buygulan%25C4%25B1r-%2B%25284%2529.png" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;" data-wpel-link="external" rel="nofollow external noopener noreferrer"><img loading="lazy" decoding="async" border="0" height="360" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2017/05/C4B0slam27daKC4B1sasaKC4B1sas.KC4B1sasC4B1nC59FartlarC4B1nelerdir-NasC4B1luygulanC4B1r-28429.png" width="640" /></a></div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Değerli kardeşimiz,</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Erkeklerin aile içindeki yetkileri, kadınların da bu yetki karşısındaki durum ve tutumları konusu şu âyetlerde açıklanmıştır:</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343; margin-bottom: 1em;">
&#8220;Allah&#8217;ın insanlardan bir kısmını diğerlerine üstün kılmasına bağlı olarak ve mallarından harcama yapmaları sebebiyle erkekler, kadınların yöneticisi ve koruyucusudurlar. Sâliha kadınlar Allah&#8217;a itaatkârdır. Allah&#8217;ın korumasına uygun olarak, kimsenin görmediği durumlarda da kendilerini korurlar. Baş kaldırmasından endişe ettiğiniz kadınlara ögüt verin, onları yataklarda yalnız bırakın ve onları dövün.&#8221;</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
&#8220;Eğer size itaat ederlerse artık onların aleyhine başka bir yol aramayın; çünkü Allah yücedir, büyüktür. Eğer karı kocanın aralarının açılmasından korkarsanız, erkeğin ailesinden bir hakem ve kadının ailesinden bir hakem gönderin; düzeltmek isterlerse Allah aralarını bulur; şüphesiz Allah her şeyi bilen, her şeyden haberdar olandır.&#8221;&nbsp;(Nisa, 4/34-35).</div>
</blockquote>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Şimdi bu iki âyeti tefsir ederek konuyu anlamaya çalışalım:</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
34. Âyette, yalnızca kocaların değil, bütün erkeklerin koruyucu ve yönetici (kavvâmûn) olmaları iki gerekçeye dayandırılmıştır:</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
a)&nbsp;Allah insanların bir kısmına diğerlerinden üstün kabiliyetler vermiştir, bu cümleden olarak koruma ve yönetme bakımından&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">erkekler, kadınlardan daha uygun özelliklerle donatılmışlardır.</em></div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
b)&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">Erkekler aile geçimini ve diğer malî yükümlülükleri üslenmişlerdir.</em>&nbsp;Bazı müfessirlere göre bu iki gerekçeden&nbsp;birincisi&nbsp;insan tabiatının değişmez özelliğidir; genel olarak erkeklerde akıl ve mantık ön plandadır, kadınlarda ise duygu öne çıkar. Koruma bakımından fizik güç önemlidir ve erkekler bu yönden daha güçlüdürler.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
İkinci gerekçe ise&nbsp;yaratılıştan değil, kültür ve medeniyet şartlarına bağlı alışkanlıklar, âdetler, tutumlardan kaynaklanmaktadır. İslâm&#8217;ın geldiği çağda daha yoğun, günümüzde ise önemli ölçüde olmak üzere erkeklerin bu fonksiyonları da devam etmektedir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
İslâm hukuk kurallarına göre erkek hem -geniş mânada- ailenin geçiminden tek başına sorumludur, hem de mehir, diyet, cihad/askerlik gibi malî tarafı olan yükümlülükleri vardır.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
<em style="box-sizing: inherit;">Erkeğin&nbsp;&#8220;kavvâm&#8221;&nbsp;olması hangi yetkileri ve vazifeleri ihtiva etmektedir?</em></div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Bu soruya verilen cevaplar eskiden yeniye değişik olabilmiştir. Yalnızca âyet ve hadislerin lafızlarını değil, bunların yanında uygulamayı ve dolayısıyla örf ve âdeti de göz önüne alan müctehid ve müfessirler, sözlük mânası&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">&#8220;bir şeyin üzerinde duran, hâkim olan, özen gösteren, onunla yakından ilgilenen&#8221;&nbsp;</em>demek olan kavvamlığa,<em style="box-sizing: inherit;">&nbsp;&#8220;reislik, yöneticilik, eğitim, koruma, savunma, ıslah, kazanma, üretme&#8221;&nbsp;</em>mânalarını yüklemişlerdir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Tarih boyunca erkekler bu işleri ve sıfatları, fiilen kadınlardan daha ziyade yüklenmişlerdir. Çağımızda kelimeye yüklenen hâkim mâna ise&nbsp;&#8220;aile reisliği&#8221;dir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Âyetten erkeklerin yönetim, savunma ve koruma bakımlarından genel olarak önde oldukları anlaşılmakla beraber, takip eden cümleler göz önüne alındığında burada, aile kurumunda hâkimiyet ve yöneticilik mânasının ağır bastığı görülecektir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Ailede kurucu unsur karı kocadır.&nbsp;Bu temel kurumu oluşturan, yöneten, yönlendiren dinî, ahlâkî, hukukî kurallar vardır. Kurallara uyulduğu müddetçe mesele yoktur. Taraflar kuralları bozar, hakları çiğnerse düzeni sağlamak ve adaleti gerçekleştirmek üzere çeşitli tedbirler ve müeyyideler devreye girecektir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Bu âyette karının, aynı sûrenin 128. âyetinde ise kocanın hukuku çiğnemesi ve düzene baş kaldırması (nüşûz) ele alınmıştır. Aile hayatı içinde kadın, kurallara göre rolünü ifa edip etmemesi yönünden iki sıfatla nitelendirilmiştir:</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Sâliha ve nâşize.&nbsp;Sâliha kadınlar hem kocalarının ve diğer aile fertlerinin yanında (açıkta, zâhirde) hem de onların bulunmadıklar yerlerde (gaybda) vazifelerini hakkıyla yerine getirir, Allah&#8217;ın koyduğu, toplumun benimsediği kuralların dışına çıkmaz, aileye ihanet etmez, şerefine leke sürmezler.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
<em style="box-sizing: inherit;">Bazı davranış ve tavırları sebebiyle yoldan çıkma, hukuka baş kaldırma (nüşûz) belirtileri gösteren, böylece nâşize olması ihtimali beliren kadınlara karşı ne yapılacak, aile düzeni ve hukuku nasıl korunacaktır?</em></div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
İşte bu noktada Kur&#8217;ân-ı Kerîm vazifeyi ailenin reisi sıfatıyla önce kocaya vermektedir. Öngörülen tedbirlere başvurmasına rağmen koca düzeni sağlayamazsa ve ailenin dağılmasından korkulursa, sıra hakemlere gelecektir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
<em style="box-sizing: inherit;">Âyette hukuka baş kaldıran, meşrû aile düzenini bozmaya kalkışan (nâşize) kadına karşı erkeğin yapabileceği şeyler:</em>&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">Öğüt vermek, yatakta yalnız bırakmak ve dövmek</em>&nbsp;şeklinde sıralanmıştır. Öğüt vermek ve yatakta yalnız bırakmak, küsmek gibi tedbirler problem teşkil etmemiştir, ancak dövme tedbiri özellikle çağımızda, kadın hakları ve insanlık haysiyeti yönlerinden önemli bir tartışma konusu olmuştur.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Esasen tefsir ve hadis kitaplarına bakıldığında kadının baş kaldırma durumunda bile kocası tarafından dövülmesini, eski tefsirciler arasında da farklı yorumlayanların, bunun câiz olmadığını ileri sürenlerin bulunduğu aşağıdaki alıntılarda görülmektedir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Dövme tedbiri ve hükmünün -bu âyet dışında- en önemli dayanağı ilgili hadislerdir. Bu hadislerin, aksini söyleyen rivayetlere nisbetle daha sahih ve sağlam olanlarında Peygamberimiz (asm) kadınların dövülmesini menetmekte, karılarını dövenlere &#8220;hayırsız&#8221; demektedir:</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
&#8220;Gündüz karısını köle gibi kırbaçlayan birisi akşam onunla aynı yatağa nasıl girecek?&#8221;&nbsp;(Buhârî, Nikâh 93; Ebû Dâvûd, Nikâh 60). diye sormaktadır.</div>
</blockquote>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Eski tefsircilerin, bu âyetin geliş sebebi olarak zikrettikleri bir vak&#8217;a, Araplarda âdet haline gelmiş bulunan &#8220;kadını dövme&#8221; eylemine Hz. Peygamber (asm)&#8217;in bakışı ve bunu ortadan kaldırma iradesi bakımından ilgi çekicidir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Ensardan Sa&#8217;d b. Rebî&#8217;, nâşize olan karısına bir tokat vurmuş, kayınpederi de damadını, Hz. Peygamber (asm)&#8217;e şikâyet etmişti. Peygamberimiz (asm)&nbsp;&#8220;Kadın da aynı şekilde kocasına vursun.&#8221;&nbsp;buyurdu. Fakat daha emir yerine getirilmeden açıklamakta olduğumuz âyet geldi, bu durumda kocanın karısına vurabileceği anlaşıldı ve emir geri alındı (Cessâs, 188; İbnü&#8217;l-Arabî, 415).</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Dövmenin şekli ve miktarı üzerinde durulmuş,&nbsp;kadına zarar vermemesi, iz bırakmaması, yüze vurulmaması genel olarak kaydedilmiştir. Bazı tefsircilere göre vurma tamamen semboliktir, meselâ müfessir Atâ&#8217;ya göre misvak (dişlerin temizlendiği, fırça büyüklüğündeki özel, yumuşak ağaç dalı) gibi bir şeyle yapılacaktır (Cessâs, 189; İbn Atıyye, 48).</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
İkinci nesil âlimlerinden Atâ,&nbsp;hukuku çiğneyen kadına uygulanacak müeyyide ile genel olarak kadın dövme konusundaki hadisleri birlikte değerlendirmiş ve şu sonuca varmıştır:</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
<em style="box-sizing: inherit;">&#8220;Erkek, namusu lekeleyecek bir davranışta (fahişe) bulunmayan, yalnızca nâşize olan karsını dövemez, ancak ona karşı öfkesini ortaya koyabilir.&#8221;</em></div>
</blockquote>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Atâ&#8217;nn bu anlayışını açıklayan -biri eski, diğeri çağdaş- iki tefsir âlimi farklı dayanaklardan hareket etmişlerdir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Bunlardan Ebû Bekir İbnü&#8217;l-Arabî&#8217;ye göre Atâ, âyette geçen dövmenin ibâha (serbest bırakma) ifade ettiğini, genel olarak karı dövmeyi yasaklayan hadislerin ise kerahet (mekruh ve çirkin görme) hükmü getirdiğini tesbit etmiş ve sonuç olarak;&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">&#8220;Koca, karısını dövemez.&#8221;</em>&nbsp;demiştir (Ahkâm, 420).</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Çağdaş tefsircilerden İbn Âşûr&#8217;a göre Atâ, âyet ve hadislerin farklı durumlara göre farklı hükümler getirdiğini anlamış, öğüt ve küsmenin kocaya, tecavüzün şiddetine göre sopa vb. müeyyide uygulamanın ise kısmen kocaya, genel olarak da yönetim ve yargıya (ulü&#8217;l-emre) ait bulunduğu sonucuna varmıştır.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Koca iyi niyetle (ıslah etmek ve aileyi korumak maksadıyla) ve sınır aşmadan, kadına zarar vermeden&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">-nâşize olan eşine-</em>&nbsp;birkaç sopa vurursa buna izin verilecektir; sınır aşılır, bu izin kötüye kullanılırsa ülü&#8217;l-emr kocaların eşlerini sopalamasını kesin olarak yasaklayabilecektir. (İbn Âşûr, V / 43-44).</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Fuhuş sebebiyle değil de yalnızca kocasına baş kaldırdığı, aile hukukunu çiğnediği, uzun zaman sevdiği ve kabullendiği kocasını istemez olduğu için karının, kocası tarafından -belli ölçüler içinde- dövülebileceği hükmüne tarihîlik açısından da bakılmıştır.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
İbn Âşûr&#8217;a göre dövme izni bazı toplulukların veya toplum tabakalarının örf, âdet ve ruh hallerine riayet edilerek verilmiştir, her zamanda ve her durumda geçerli değildir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Nüşûz durumunda kocanın karısını dövebilmesi için aralarında yaşadıkları toplumda bu davranışın ayıp, anormal, aşağılayıcı, zarar verici, hukuka aykırı telakki edilmemesi, kocanın öfkesinin karısı tarafından ancak bu vasıta ile hissedilir olması gerekir; izin böyle topluluklar ve durumlar için geçerlidir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Hz. Ömer (ra)&#8217;in Mekke halkı ile Medine halkını, kadınlara hâkimiyet bakımından karşılaştırdığı şu sözleri de toplum değiştikçe ilişki ve davranışların da değişebileceğini göstermektedir:</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
<em style="box-sizing: inherit;">&#8220;Biz muhacirler kadınlarımıza hâkimdik, sözümüzden çıkmazlardı, Medine&#8217;ye gelince gördük ki, Medine&#8217;nin yerli kadınları kocalarına hâkim durumdalar, bu defa bizim kadınlarımız da onlara benzemeye, onlar gibi davranmaya başladılar.&#8221;</em>&nbsp;(Buhârî, Nikâh 83; İbn Âşûr, V / 412).</div>
</blockquote>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Bize göre kadının aile hukukunu çiğnemesi halinde bir ıslah tedbiri olarak ve içinde yaşanılan topluluğun örf ve âdetine uyularak serbest bırakılan&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">&#8220;kocanın karısını dövmesi&#8221;</em>&nbsp;eylemi, Hz. Peygamber (asm) tarafından toplum ıslah edilerek, insanın ve özellikle zevcenin dövülemeyeceği ifade ve telkin edilerek ortadan kaldırılmış,<em style="box-sizing: inherit;">&nbsp;&#8220;iyi bir kocanın karısını dövemeyeceği&#8221;</em>&nbsp;kaidesi, bu yakışıksız davranışın önüne bir set olarak konmuştur. Burada sünnet (Resûlullah&#8217;ın sözleri ve uygulaması) âyeti neshetmemiş, tarihîliğini, yerelliğini ve kültürel bağlamını açıklamıştır.</div>
<div class="separator" style="clear: both; text-align: center;">
<iframe loading="lazy" allowfullscreen="" class="YOUTUBE-iframe-video" data-thumbnail-src="https://i.ytimg.com/vi/5ipW1w-HSOM/0.jpg" frameborder="0" height="366" src="https://www.youtube.com/embed/5ipW1w-HSOM?feature=player_embedded" width="520"></iframe></div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
</div>The post <a href="https://ateistlerecevap.org/islam-dini-kadnlar-dovulmesine-izin/" data-wpel-link="internal">İslâm dini kadınların dövülmesine izin veriyor mu?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ateistlerecevap.org/islam-dini-kadnlar-dovulmesine-izin/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İslam&#039;da kadın hakları. Şeriat ve şeriat kanunları, cezaları.</title>
		<link>https://ateistlerecevap.org/islamda-kadn-haklar-seriat-ve-seria-2/</link>
					<comments>https://ateistlerecevap.org/islamda-kadn-haklar-seriat-ve-seria-2/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ateistlere Cevaplar]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 06 May 2017 17:30:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sorular]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.ateistlerecevap.org/?p=52</guid>

					<description><![CDATA[<p>Buraya tıklayarak bu asırda şeriat olurmu ile ilgili yazımızı okuyabilirsiniz Önsöz ve açıklama: Değerli kardeşlerimiz &#8220;İslam&#8217;da kadın hakları ve Şeriat&#8221; adı altında yürüttüğümüz projemizin ilk aşaması olan bu yazımızda çoğu insanın bilmediği yada yanlış bildiği noktalara değinmeye çalıştık. Maalesef günümüzde bir çok ateist Şeriatı gericilik yobazlık olarak görüyor, İslam&#8217;ın kadına değer vermediğini küçümsediğini bir cinsel [&#8230;]</p>
The post <a href="https://ateistlerecevap.org/islamda-kadn-haklar-seriat-ve-seria-2/" data-wpel-link="internal">İslam'da kadın hakları. Şeriat ve şeriat kanunları, cezaları.</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div class="separator" style="clear: both; text-align: center;">
</div>
<div class="separator" style="clear: both; text-align: center;">
<a href="https://3.bp.blogspot.com/-sMxnhwY8kaA/WQ4xvf6zhNI/AAAAAAAAGbU/sUtGGUESQkEJ9Ta3DQGz-ZdEMNHdVqGrACLcB/s1600/%25C4%25B0slam%2527da%2BK%25C4%25B1sasa%2BK%25C4%25B1sas.K%25C4%25B1sas%25C4%25B1n%2B%25C5%259Fartlar%25C4%25B1nelerdir-Nas%25C4%25B1l%2Buygulan%25C4%25B1r-%2B%25283%2529.png" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;" data-wpel-link="external" rel="nofollow external noopener noreferrer"><img loading="lazy" decoding="async" border="0" height="360" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2017/05/C4B0slam27daKC4B1sasaKC4B1sas.KC4B1sasC4B1nC59FartlarC4B1nelerdir-NasC4B1luygulanC4B1r-28329.png" width="640" /></a></div>
<p><a href="https://www.ateistlerecevap.org/2017/01/seriat-nedir-nasl-yasanr-bu-asrda.html" target="_blank" rel="noopener noreferrer" data-wpel-link="internal"><br /></a><br />
</p>
<div style="background-color: white; margin-bottom: 20px;">
<div style="color: #8e8e8e; font-family: &quot;open sans&quot;, sans-serif; font-size: 14px;">
<em style="box-sizing: inherit; color: black; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: medium;"><a href="https://www.ateistlerecevap.org/2017/01/seriat-nedir-nasl-yasanr-bu-asrda.html" target="_blank" rel="noopener noreferrer" data-wpel-link="internal"></a></em></div>
<h1 style="border: none; color: #666666; font-family: oswald, georgia, &quot;times new roman&quot;, times, serif; font-weight: normal; line-height: inherit; list-style: none; margin: 0px 0px 18px; outline: none; padding: 0px;">
<a href="https://www.ateistlerecevap.org/2017/01/seriat-nedir-nasl-yasanr-bu-asrda.html" target="_blank" rel="noopener noreferrer" data-wpel-link="internal">Buraya tıklayarak bu asırda şeriat olurmu ile ilgili yazımızı okuyabilirsiniz</a></h1>
<div>
<div style="font-family: &quot;open sans&quot;, sans-serif;">
<b>Önsöz ve açıklama:</b></div>
<p><b>Değerli kardeşlerimiz &#8220;İslam&#8217;da kadın hakları ve Şeriat&#8221; adı altında yürüttüğümüz projemizin ilk aşaması olan bu yazımızda çoğu insanın bilmediği yada yanlış bildiği noktalara değinmeye çalıştık. Maalesef günümüzde bir çok ateist Şeriatı gericilik yobazlık olarak görüyor, İslam&#8217;ın kadına değer vermediğini küçümsediğini bir cinsel obje olarak gödüğünü hiç bir hakkının olmadığını kadını dışlanmış olarak görüyor ve yalan yanlış bir çok iftiralar atıyor. İslam&#8217;da kadın çok önemli bir yer arz ediyor. Yazının ileriki kısımlarında da göreceğiniz üzere Şeriat nedir?&nbsp;</b><b>İslam&#8217;da kadın hakları Şeriatta kanunlar ve cezalar gibi bir çok meseleyi ele almaya çalıştık.</b></p>
<div style="font-family: &quot;open sans&quot;, sans-serif;">
<b><br /></b></div>
<div style="font-family: &quot;open sans&quot;, sans-serif;">
<b><br /></b></div>
<div style="font-family: &quot;open sans&quot;, sans-serif;">
<b>Bu yazımızda bahsettiğimiz konular;</b></div>
</div>
<div style="font-family: &quot;open sans&quot;, sans-serif;">
<b>Şeriat hakkında bilgi</b></div>
<div style="font-family: &quot;open sans&quot;, sans-serif;">
<b>Şeriattaki cezalar ve uygulanış biçimi</b></div>
<div style="font-family: &quot;open sans&quot;, sans-serif;">
<b>Kadının islamdaki yeri</b><br />
<b>İslam&#8217;ın kadına tanıdığı haklar</b></div>
<div style="color: #8e8e8e; font-family: &quot;open sans&quot;, sans-serif;">
</div>
<div style="color: #8e8e8e; font-family: &quot;open sans&quot;, sans-serif; font-size: 14px;">
<em style="box-sizing: inherit; color: black; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: medium;">&#8211; Şeriat nedir, ne değildir?</em></div>
</div>
<div style="background-color: white; color: #8e8e8e; font-family: &quot;Open Sans&quot;, sans-serif; font-size: 14px; margin-bottom: 20px;">
<em style="box-sizing: inherit; color: black; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: medium;">Şeriat:&nbsp;<em style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-size: 15.4px; font-weight: normal;">“Din”, “Allah’ın emri”, “İlâhî emir ve yasaklar”&nbsp;</em>gibi manalara geliyor. Kısaca Allah&#8217;ın bizim için tayin ettiği yol ve nizamdır.</em></div>
<div style="background-color: white; color: #8e8e8e; font-family: &quot;Open Sans&quot;, sans-serif; font-size: 14px; margin-bottom: 20px;">
Annenin yavrusuna olan merhametini yaratan Allah, âciz varlıklara bile nimetler veriyor. Bir sineğe kartalın kanadı kadar büyük kanat vermeyen Allah, hiç kimseye gücünün yetmediği yükü yüklemiyor. Sonsuz merhamet ve sonsuz adalet sahibi olan Allah, kullarının hem bu dünyada hem de ahiret hayatında mutlu, huzurlu bir şekilde yaşamaları için şeriat hükümlerini göndermiştir.</div>
<p><em style="background-color: white; box-sizing: inherit; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif;"></em></p>
<div style="background-color: white; color: #8e8e8e; font-family: &quot;Open Sans&quot;, sans-serif; font-size: 14px; margin-bottom: 20px;">
<strong>Şeriatın en önemli esasları imanın şartlarıdır. İmandan sonra en büyük hakikat ise namazdır.</strong></div>
<div style="background-color: white; color: #8e8e8e; font-family: &quot;Open Sans&quot;, sans-serif; font-size: 14px; margin-bottom: 20px;">
<strong><a href="http://mektebisuffa.com/" style="background: transparent; color: black; outline: none 0px; text-decoration-line: none; transition: all 0.2s linear;" data-wpel-link="external" rel="nofollow external noopener noreferrer">Şeriat hükümleri</a></strong><strong>&nbsp;Kur’an-ı Kerim, hadis-i şerif ve icmaya dayanır.&nbsp;Şeriat Allah’ın koyduğu dini ve dünyevi hükümlerin tümüdür.</strong>&nbsp;Allah’a, meleklere, kutsal kitaplara, peygamberlere, ahiret gününe ve kadere iman etmek şeriatın en önemli kurallarıdır. İman esaslarından sonra ameller gelir. İmandan sonra en önemli hakikat namazdır. Demek ki; iman esaslarından sonra şeriatın en önemli kuralı beş vakit namaz kılmaktır.&nbsp;<strong>Namaz, oruç, hac, zekat gibi ibadetler, kul hakkı yememek, adam öldürmemek, zina yapmamak, faiz yememek, anne ve babaya itaat etmek, yalan söylememek, hırsızlık yapmamak şeriat kanunlarındandır.</strong>&nbsp;<strong>Mesela bir Müslüman, anne veya babasını sevindirmek maksadı ile onlara helal bir hediye alsa şeriata uygun bir şekilde hareket etmiş olur.</strong>&nbsp;<strong>Hastaları ziyaret etmek, fakirlere, yetimlere yardım etmek, hayvanlara eziyet etmemek şeriata uygun olan amellerdendir.</strong></div>
<div style="background-color: white; color: #8e8e8e; font-family: &quot;Open Sans&quot;, sans-serif; font-size: 14px; margin-bottom: 20px;">
<strong>Şeriatın sadece yüzde biri siyaset ile ilgilidir.</strong></div>
<blockquote style="font-family: &quot;Open Sans&quot;, sans-serif; font-size: 14px; font-style: italic; margin-bottom: 20px; margin-top: 0px; padding-left: 42px;">
<div style="margin-bottom: 20px;">
<strong>“Şeriatta, yüzde doksan dokuz ahlak, ibadet, ahiret ve fazilete aittir. Yüzde bir nispetinde siyasete mütealliktir; onu da ulü’l-emirlerimiz düşünsünler.”</strong></div>
<div style="margin-bottom: 20px;">
Divan-ı Harb-i Örfi, s. 28 (Risale-i Nur)</div>
</blockquote>
<div style="background-color: white; font-family: &quot;Open Sans&quot;, sans-serif; font-size: 14px; margin-bottom: 20px;">
<strong style="color: #8e8e8e;">Dört Halife devrinde uygulanan&nbsp;<a href="http://mektebisuffa.com/" style="background: transparent; color: #f09217; outline: none 0px; text-decoration-line: none; transition: all 0.2s linear;" data-wpel-link="external" rel="nofollow external noopener noreferrer">İslam şeriatı</a>&nbsp;ile İran’da Şiilerin, Suud’da Vahhabilerin, Afganistan’da Taliban’ın uygulamalarında bazı farklılıklar vardır. &nbsp;</strong>Mesela günümüzde demokrasi ile yönetilen ülkelerde de bazı farklı uygulamalar mevcuttur. Şeriatın yanlış algılanması nedeniyle ortaya çıkan uygulamalar şeriata zarar veremez. &nbsp;Şeriatın en doğru bir şekilde uygulanması Peygamber Efendimiz (Sav) ve Dört Halife döneminde görülmüştür.&nbsp;<strong>Günümüzde şeriatın bazı hükümlerinin yanlış yorumlanması neticesinde ortaya çıkan uygulamaların olması şeriatın hiçbir yerde tam olarak uygulanamayacağı anlamına gelmez.&nbsp;</strong></div>
<p>Bu konu ile ilgili gerek televizyon, gazete ve dergi gerek sosyal medyada olsun yüzlerce yalan haber ve iftira mevcuttur insanlar kendi fikirlerine göre birşeyleri değiştirip bunu da hem İslam&#8217;a hem de Allah&#8217;a istinat ediyorlar bu yalan haberlerin birkaçını sizlerle paylaşmak isterim;</p>
<div style="background-color: white; font-family: &quot;Open Sans&quot;, sans-serif; font-size: 14px; margin-bottom: 20px;">
<strong><br /></strong></div>
<div style="background-color: white; font-family: &quot;Open Sans&quot;, sans-serif; font-size: 14px; margin-bottom: 20px;">
<b>1.&nbsp;“Suudi Arabistan’da ekmeğini getiren&nbsp;2 erkekle konuşan 75 yaşındaki dul bir kadına, 40 kırbaç ve 4 ay hapis cezası verildiği belirtildi.”</b></div>
<div style="background-color: white; font-family: &quot;Open Sans&quot;, sans-serif; font-size: 14px; margin-bottom: 20px;">
<b>İslam’da böyle bir ceza yoktur. Suudi Arabistan’da da böyle bir ceza verilmemiştir.</b></div>
<div style="background-color: white; font-family: &quot;Open Sans&quot;, sans-serif; font-size: 14px; margin-bottom: 20px;">
<b>2.&nbsp;“Arabistan’da&nbsp;bir kızı işaret parmağı ile gösteren adamın, işaret parmağı kesildi.”</b></div>
<div style="background-color: white; font-family: &quot;Open Sans&quot;, sans-serif; font-size: 14px; margin-bottom: 20px;">
<b>Hiçbir mezhepte böyle bir ceza yoktur. Bu haber de yalandır.</b></div>
<div style="background-color: white; font-family: &quot;Open Sans&quot;, sans-serif; font-size: 14px; margin-bottom: 20px;">
<b>3.&nbsp;“Kuzeybatı İran’da (Güney Azerbaycan) Azer Türk’ü olan genç kadın, TIMES dergisinde,&nbsp;baş örtüsünün altından saçı göründü diye, 99 kırbaç cezası aldı.”</b></div>
<div style="background-color: white; font-family: &quot;Open Sans&quot;, sans-serif; font-size: 14px; margin-bottom: 20px;">
<b>İslam hukukunda böyle bir ceza yoktur.</b></div>
<div style="background-color: white; color: #8e8e8e; font-family: &quot;Open Sans&quot;, sans-serif; font-size: 14px; margin-bottom: 20px;">
<strong>Şeriatın iki temel kaynağının Kur’an ve sünnet olduğunu bilip de şeriatı inkar eden, şeriatı beğenmeyen kafir olur. Ancak şeriat hükümlerinin hepsini kabul edip bu hükümler ile amel etmeyen kişi günahkar olur, kafir olmaz.&nbsp;</strong></div>
<div style="background-color: white; color: #8e8e8e; font-family: &quot;Open Sans&quot;, sans-serif; font-size: 14px; margin-bottom: 20px;">
Kur’an’ın hükümlerini ve Hz.Muhammed’i (Sav) inkar eden, beğenmeyen, onlara hakaret eden kişinin Müslüman olması mümkün değildir. Ancak insan Kur’an’ın hükümlerinin tamamını kabul eder, onların hepsini beğenip Hz.Muhammed’i (Sav) de tam olarak tasdik eder ise o insan şeriat hükümleri ile amel etmese bile kafir olmaz.</div>
<div class="separator" style="clear: both; text-align: center;">
<img loading="lazy" decoding="async" alt="Şeriat Cezaları Nelerdir?" border="0" height="252" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2017/05/C59Eeriat-CezalarC4B1-Nelerdir.png" title="Şeriat Cezaları Nelerdir?" width="640" /></div>
<div style="background-color: white; color: #8e8e8e; font-family: &quot;Open Sans&quot;, sans-serif; font-size: 14px; margin-bottom: 20px;">
</div>
<div style="background-color: white; font-family: &quot;open sans&quot;, sans-serif; font-size: 14px; margin-bottom: 20px;">
<div style="color: #8e8e8e;">
<strong style="color: black;">Şeriatta had cezaları çok sık uygulanmamıştır çünkü had cezalarının uygulanabilmesi için belli şartlar gereklidir. Şeriat cezalarının amacı huzurlu bir toplumun oluşmasıdır. Şeriat cezalarını uygulamayan ülkelerde mevcut olan suç rakamları ve suç oranlarına baktığımızda kolayca görürüz ki; bu ülkelerde suçlara verilen cezalar pek caydırıcı olmamaktadır.&nbsp;</strong></div>
<div style="color: #8e8e8e;">
<strong style="color: black;"><br /></strong><br />
<strong style="color: black;"><strong>Adam Öldürme ve Yaralamanın Cezası (Kısas Cezası) :</strong>&nbsp;Adam öldürme ve yaralama durumlarında kısas cezası uygulanır. &nbsp;Bu ceza&nbsp;Kur’an ayeti ile sabittir. Bu cezanın uygulanması için gerekli şartlar vardır.</strong></div>
<p><strong style="color: black;">Kısas hakkında detaylı bilgi için aşağıdaki butona tıklayın.</strong></div>
<p>&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;&nbsp;<a class="myButton" href="https://www.ateistlerecevap.org/2017/05/islamda-ksasa-ksas-ksasn-sartlar.html" target="_blank" rel="noopener noreferrer" data-wpel-link="internal">Kısas hakkındaki yazımız</a></p>
<div style="background-color: white; color: #8e8e8e; font-family: &quot;Open Sans&quot;, sans-serif; font-size: 14px; margin-bottom: 20px;">
<strong>Had Cezaları (5 tanedir)</strong></div>
<div style="background-color: white; color: #8e8e8e; font-family: &quot;Open Sans&quot;, sans-serif; font-size: 14px; margin-bottom: 20px;">
<strong>Had cezaları İslam devletinde, hâkimin kararları ile uygulanır.</strong>&nbsp;<strong>Geçmişte had cezaları nadir olarak uygulanmıştır çünkü had cezalarının uygulanması için gerekli şartlar ve gerekli ortamın oluşması zorunludur.&nbsp;</strong></div>
<div style="background-color: white; color: #8e8e8e; font-family: &quot;Open Sans&quot;, sans-serif; font-size: 14px; margin-bottom: 20px;">
<strong>Had cezalarının uygulanması için suçlunun suçlu olduğu konusunda şüphe olmaması gerekir.</strong>&nbsp;Bir hadis-i şerif meali şöyledir:</div>
<blockquote style="background-color: white; color: #8e8e8e; font-family: &quot;Open Sans&quot;, sans-serif; font-size: 14px; font-style: italic; margin-bottom: 20px; margin-top: 0px; padding-left: 42px;">
<div style="margin-bottom: 20px;">
<strong>“Şüphelerden dolayı hadleri kaldırınız (uygulamayınız).”</strong></div>
<div style="margin-bottom: 20px;">
(Ebû Dâvud, Salât,14; Tirmizî, Hudûd, 2)</div>
</blockquote>
<div style="background-color: white; color: #8e8e8e; font-family: &quot;Open Sans&quot;, sans-serif; font-size: 14px; margin-bottom: 20px;">
<strong>Had cezaları şunlardır:</strong></div>
<div style="background-color: white; color: #8e8e8e; font-family: &quot;Open Sans&quot;, sans-serif; font-size: 14px; margin-bottom: 20px;">
<strong>1. Hırsızlığın Cezası (Hırsızın Elinin Kesilmesi Cezası) :&nbsp;</strong>Hırsızlık yapan kişinin elinin kesilmesi Kur’an ayeti ile sabittir. Ancak bu suçu işleyen kişinin&nbsp;el kesme cezası ile cezalandırılması için belli şartlar mevcuttur.</div>
<div style="background-color: white; font-family: &quot;Open Sans&quot;, sans-serif; font-size: 14px; margin-bottom: 20px;">
<i>Hırsızlığın Cezası (Hırsızın Elinin Kesilmesi Cezası) hakkında detaylı bilgi için aşağıdaki butona tıklayın.</i></div>
<p>&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; <a class="myButton" href="https://www.ateistlerecevap.org/2017/05/seriatta-hrszlk-cezas-nedir-nasl.html" data-wpel-link="internal">Hırsızlık ve cezası ile ilgili yazımız</a></p>
<p><strong>2. Zinanın Cezası (Bekarlar İçin Yüz Sopa, Evliler İçin Recm Cezası):</strong>&nbsp;Zina eden bekar erkek ve bekar kadına yüz sopa cezası uygulanır. Zina eden evli erkek ve evli kadına ise recm cezası uygulanır.<br />
Zina cezası hakkında ki detaylı yazımız için aşağıdaki butona tıklayın.<br />
&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;&nbsp;<a class="myButton" href="https://www.ateistlerecevap.org/2017/05/seriatta-zinann-cezas-nedir-recm-cezas.html" target="_blank" rel="noopener noreferrer" data-wpel-link="internal">Zina cezası ile ilgili yazımız</a></p>
<p><strong><br /></strong><br />
<strong>3. İçki İçmenin Cezası:</strong>&nbsp;İçki içmenin cezası Hazreti Peygamber’in (Sav) sünneti ile sabittir.&nbsp;Hz. Peygamber (Sav) ve Hz. Ebû Bekir (ra), içki içene 40 sopa vurdular. Bu cezanın uygulanabilmesi için içki içen kişinin Müslüman, akıllı, ergenlik çağına ulaşmış ve konuşabilen bir kişi olması lazımdır. Şarhoş iken yakalanan ve içki içtiği şahitler ile tesbit edilen kişiye sopa cezası uygulanır.</p>
<div style="background-color: white; color: #8e8e8e; font-family: &quot;Open Sans&quot;, sans-serif; font-size: 14px; margin-bottom: 20px;">
<strong><br /></strong></div>
<div style="background-color: white; color: #8e8e8e; font-family: &quot;Open Sans&quot;, sans-serif; font-size: 14px; margin-bottom: 20px;">
<strong>4. Namuslu İnsana Zina İftirasının Cezası:&nbsp;</strong>&nbsp;Müslüman, hür, akıllı, ergenlik çağına ulaşmış ve iffetli olan&nbsp;kadınlara zina iftirasında bulunan kişilere uygulanacak ceza Kur’an-ı Kerim’in Nur suresinde açıklanmıştır.</div>
<blockquote style="background-color: white; color: #8e8e8e; font-family: &quot;Open Sans&quot;, sans-serif; font-size: 14px; font-style: italic; margin-bottom: 20px; margin-top: 0px; padding-left: 42px;">
<div style="margin-bottom: 20px;">
<strong>“Namuslu kadınlara (zina suçu) atıp da sonra (bu suçlamalarını ispat için) dört şahid getirmeyenlere seksen değnek vurun ve artık onların şahitliğini asla kabul etmeyin. Onlar yoldan çıkmış kimselerdir.”&nbsp;</strong>(Nûr, 24/4).</div>
</blockquote>
<div style="background-color: white; color: #8e8e8e; font-family: &quot;Open Sans&quot;, sans-serif; font-size: 14px; margin-bottom: 20px;">
Namuslu olan erkeğe zina iftirası yapılmasının cezası da seksen değnektir.</div>
<div style="background-color: white; color: #8e8e8e; font-family: &quot;Open Sans&quot;, sans-serif; font-size: 14px; margin-bottom: 20px;">
<strong>5. Yol Kesmenin Cezası:&nbsp;</strong>Yoldan geçen insanların önünü kesen, kuvvet kullanarak geçişi engelleyen ve yolcuların mallarını çalan eşkiyalara ceza uygulanır. Bu konuda Kur’an ayeti meali şöyledir:</div>
<blockquote style="background-color: white; color: #8e8e8e; font-family: &quot;Open Sans&quot;, sans-serif; font-size: 14px; font-style: italic; margin-bottom: 20px; margin-top: 0px; padding-left: 42px;">
<div style="margin-bottom: 20px;">
<strong>“Allah ve Rasûlüne karşı savaşan ve yeryüzünde fesat çıkarmaya çalışanların cezası, ancak öldürülmeleri veya asılmaları, yahut ayak ve ellerinin çaprazlama kesilmesi ya da yeryüzünde başka bir yere sürgün edilmeleridir. Bu dünyada onlar için bir zillettir. Âhirette ise, onlar için büyük bir azap vardır. Ancak kendilerini yakalamanızdan önce tövbe edenler olursa, bilin ki, Allah, “Gafûr’dur, Rahîmdir” çok bağışlayan ve çok merhamet edendir.”</strong>&nbsp;(Mâide, 5/33, 34).</div>
</blockquote>
<div style="background-color: white; color: #8e8e8e; font-family: &quot;Open Sans&quot;, sans-serif; font-size: 14px; margin-bottom: 20px;">
Soygun yapıp adam öldüren katil öldürülür ve ibret olması için asılır.</div>
<div style="background-color: white; color: #8e8e8e; font-family: &quot;Open Sans&quot;, sans-serif; font-size: 14px; margin-bottom: 20px;">
Soygun yapmayan ancak adam öldüren katil öldürülür ancak asılmaz.</div>
<div style="background-color: white; color: #8e8e8e; font-family: &quot;Open Sans&quot;, sans-serif; font-size: 14px; margin-bottom: 20px;">
Adam öldürmeyen ancak soygun yapan hırsızın çapraz bir şekilde eli ve ayağı kesilir.</div>
<div style="background-color: white; color: #8e8e8e; font-family: &quot;Open Sans&quot;, sans-serif; font-size: 14px; margin-bottom: 20px;">
Adam öldürmeyen, soygun yapmayan ancak insanları korkutan kişilere “sürgün cezası” uygulanır.</div>
<div style="background-color: white; color: #8e8e8e; font-family: &quot;Open Sans&quot;, sans-serif; font-size: 14px; margin-bottom: 20px;">
Had cezalarının uygulanması konusunda gevşeklik gösterilmemelidir. Bir hadis-i şerif meali şöyledir:</div>
<blockquote style="background-color: white; color: #8e8e8e; font-family: &quot;Open Sans&quot;, sans-serif; font-size: 14px; font-style: italic; margin-bottom: 20px; margin-top: 0px; padding-left: 42px;">
<div style="margin-bottom: 20px;">
<strong>“Allah’ın yasaklarına uyan kimseyle o yasakları (hududu) ihlâl eden kimse, bir gemiye binip, kur’a çekerek bir kısmı alt kata bir kısmı üst kata yerleşen topluluk gibidir. Aşağı katta olanlar su almak istedikleri zaman yukarı katta olanlara gidip: “Sizi zarara sokmadan biz kendi katımızda bir delik açsak!..” derler. Eğer yukarıdakiler onları serbest bırakırsa hepsi helâk olur, mani olursa hepsi kurtulur.”</strong>&nbsp;(et-Terğib ve’t-Terhib, 4/25, 27).</div>
</blockquote>
<div style="background-color: white; font-family: &quot;open sans&quot;, sans-serif; margin-bottom: 20px;">
<div style="color: #8e8e8e; font-size: 14px;">
<strong>Ta’zir Cezaları:</strong>&nbsp;Kur’an ve sünnette tayin edilmemiş, hâkimin takdirine bırakılmış olan hapis, teşhir, sürgün gibi cezalardır.</div>
<div style="color: #8e8e8e; font-size: 14px;">
</div>
<p><b>İslamiyetin kadına verdiği haklar nelerdir?</b></p>
<h4 class="toggle_title" style="cursor: pointer; font-family: &quot;Open Sans&quot;, sans-serif; line-height: 1.3em; margin-bottom: 10px; margin-top: 0px; padding: 9px 0px;">
Nafaka (Barınma, Yiyecek, Giyecek, Tedavi Masraflarının Karşılanması) Hakkı;</h4>
<div>
<div style="color: #8e8e8e; font-family: &quot;Open Sans&quot;, sans-serif; font-size: 14px; margin-bottom: 20px;">
İnsanlar yaşayacakları eve, yiyecek ve giyeceklere, hastalandıkları zaman tedavi edilmeye ihtiyaç duyarlar. Bir kadın evlendiği zaman onun ev, yiyecek, giyecek, tedavi masraflarını karşılamakla mükellef olan kocasıdır. Koca, evlendikten sonra karısının nafakasını karşılamaz ise ve kadın kocasından bu sebeple boşanmak isterse kadının boşanma isteği olumlu bir şekilde sonuçlanır.</div>
<blockquote style="color: #8e8e8e; font-family: &quot;Open Sans&quot;, sans-serif; font-size: 14px; font-style: italic; margin-bottom: 20px; margin-top: 0px; padding-left: 42px;">
<div style="margin-bottom: 20px;">
İnsanların en hayırlısı Peygamberimiz Hazreti Muhammed (Sav) Veda Hutbesinde şöyle buyurmuştur:<strong>&nbsp;</strong></div>
<div style="margin-bottom: 20px;">
<strong>Şunu bilin ki, sizin kadınlar üzerinde haklarınız olduğu gibi onların da sizin üzerinizde hakları vardır.</strong></div>
<div style="margin-bottom: 20px;">
<strong>Sizin onlar üzerindeki haklarınız, yatağınızı yabancılardan korumaları, istemediğiniz kimseleri evinize almamalarıdır.</strong></div>
<div style="margin-bottom: 20px;">
<strong>Onların sizin üzerinizdeki hakları ise, giyim kuşam ve yeme içme konularında kendilerine iyi imkânlar sağlamanızdır.”</strong></div>
<div style="margin-bottom: 20px;">
Tirmizî, Radâ` 11. Ayrıca bk. İbni Mâce, Nikâh 3</div>
<div style="margin-bottom: 20px;">
<strong>“…Onların (annelerin) yiyeceği, giyeceği, örfe uygun olarak babaya aittir…”</strong>&nbsp;Bakara Suresi 233. Ayeti Meali</div>
</blockquote>
<div style="color: #8e8e8e; font-family: &quot;Open Sans&quot;, sans-serif; font-size: 14px; margin-bottom: 20px;">
Kadınların biri yazlık, diğeri de kışlık olarak yılda en az iki kat elbise edinme hakkı vardır. Kadınların giyecek hakları içerisinde yorgan, çarşaf, yastık, döşek de mevcuttur. Kocalar bu malların masraflarını karşılamak konusunda sorumludur. Kadınların kötü komşulu olmayan, ırzlarının, canlarının, mallarının güvende olacağı, eşinden ve çocuklarından başkasının misafir olarak gelebileceği, sosyal durumlarına uygun eşyaları bulunan, karı koca hayatı yaşamaya elverişli bir meskende oturma hakları vardır. Kadınlar ayrıca bakıma muhtaç olurlar ise veya onların sosyal seviye bakımından benzeri olan kadınların hizmetçileri bulunur ise o kadınların da hizmetçi tutma hakları vardır. Bir hadis-i şerif meali şöyledir:</div>
<blockquote style="color: #8e8e8e; font-family: &quot;Open Sans&quot;, sans-serif; font-size: 14px; font-style: italic; margin-bottom: 20px; margin-top: 0px; padding-left: 42px;">
<div style="margin-bottom: 20px;">
<strong>Hz. Âişe (r.anha)’dan şöyle dediği rivayet edilmiştir.&nbsp;</strong><strong>Ebû Süfyanın karısı Hind b. Utbe Rasûlüllah’ın huzuruna girdi ve “Ey Allah’ın elçisi, gerçekten Ebû Süfyan çok cimri bir adamdır. Bana kendime ve çocuklarıma yetecek kadar nafaka vermiyor. Onun malından haberi olmaksızın bir şey alırsam, bana günah var mıdır?” dedi. Rasûlüllah (Sav); “Onun malından sana ve çocuklarına yetecek kadarını ma’ruf şekilde al.” Buyurdu.</strong>&nbsp;(Buhârî, Büyû’, 95; Nesâî, Kudât, 31; İbn Mâce, Ticârât, 65)</div>
</blockquote>
<div style="color: #8e8e8e; font-family: &quot;Open Sans&quot;, sans-serif; font-size: 14px; margin-bottom: 20px;">
Bu hadis-i şerif gösterir ki; erkek, karısı ve çocuklarının nafakasını vermek zorundadır. Kız çocuklarının geçimi onlar evleninceye kadar babaya aittir. Kadın ihtiyaç duyar ise kocasıyla aylık nafaka miktarında anlaşabilirler. Eğer kadın bu miktarın yetmediğini anlar ise kocasından bu miktarın arttırılmasını ister. Eğer koca bu isteği kabul etmez ise kadın mahkemeye başvurabilir.</div>
<div style="color: #8e8e8e; font-family: &quot;Open Sans&quot;, sans-serif; font-size: 14px; margin-bottom: 20px;">
Ayrıca evlilik, dönülebilir veya kesin boşama ile sona erdiğinde kadın iddet süresi boyunca nafaka hakkına sahiptir. İddet süresi boyunca kadının boşandığı erkek eski karısının geçimini sağlamak zorundadır.</div>
<h4 class="toggle_title active_toggle" style="cursor: pointer; font-family: &quot;Open Sans&quot;, sans-serif; line-height: 1.3em; margin-bottom: 10px; margin-top: 0px; padding: 9px 0px;">
Mehir Hakkı</h4>
</div>
<div>
<div style="color: #8e8e8e; font-family: &quot;Open Sans&quot;, sans-serif; font-size: 14px; margin-bottom: 20px;">
Mehir, erkeğin evlenirken kıza vermesi gereken mal veya menfaattir. Kadın gönül rızası ile bu hakkından vazgeçmedikçe erkeğin nikahlı karısına mehir vermesi gerekir. Aksi takdirde erkek hem günahkar olur hem de kul hakkı yemiş olur. Kadın mehir olarak aldığı malı meşru dairede istediği gibi harcayabilir. Kadın o mal ile ticaret yapabilir, o mal ile şirket kurabilir, o malı hayır işlerinde kullanabilir.</div>
<blockquote style="color: #8e8e8e; font-family: &quot;Open Sans&quot;, sans-serif; font-size: 14px; font-style: italic; margin-bottom: 20px; margin-top: 0px; padding-left: 42px;">
<div style="margin-bottom: 20px;">
<strong>“Aldığınız kadınların mehirlerini yürekten isteyerek ve Allah’ın bir atiyyesi olarak verin.”</strong></div>
<div style="margin-bottom: 20px;">
Nisa Suresi 4. Ayeti Meali</div>
</blockquote>
<h4 class="toggle_title" style="cursor: pointer; font-family: &quot;Open Sans&quot;, sans-serif; line-height: 1.3em; margin-bottom: 10px; margin-top: 0px; padding: 9px 0px;">
Eğitim Hakkı</h4>
<div>
Kadınlar da eğitim alma hakkına sahiptirler. Kadınlar gelecek nesillerin anneleridir. Gelecek nesiller ilk önemli eğitimini annelerden alırlar. Annelerin cahil olması sadece çocukların değil, ülkenin ve Dünya’nın geleceğini de tehdit eder. Bu sebeple Peygamber Efendimiz (Sav) kadınların eğitimine önem vermiştir. Kur’an ve Sünnet’te hem kadınlar, hem de erkekler için ilim öğrenmek teşvik edilmiştir. Hatta en çok hadis rivayet eden, İslamiyet’i bize en çok öğreten sahabilerden biri Hazreti Ayşe’dir. Onun gibi müçtehit kadın sahabeler de var idi.</div>
<div>
</div>
<div>
<h4 class="toggle_title" style="cursor: pointer; font-family: &quot;Open Sans&quot;, sans-serif; line-height: 1.3em; margin-bottom: 10px; margin-top: 0px; padding: 9px 0px;">
Çalışma, Ticaret Yapma, Şirket Kurma Hakkı</h4>
</div>
<p>&nbsp;Kadın, ev içinde veya ev dışında çalışma hakkına sahiptir. Kadın, ev ihtiyaçlarını karşılama konusunda kocasına yardım edebilir. Kadın, ticaret ve borçlar hukuku alanında erkeklerin sahip olduğu hak ve yetkilere sahiptir.</p>
<blockquote style="color: #8e8e8e; font-family: &quot;Open Sans&quot;, sans-serif; font-size: 14px; font-style: italic; margin-bottom: 20px; margin-top: 0px; padding-left: 42px;">
<div style="margin-bottom: 20px;">
<strong>“Allah’ın, kiminizi kiminize üstün kılmaya vesile yaptığı şeyleri (haset ederek) arzu edip durmayın. Erkeklere kazandıklarından bir pay vardır. Kadınlara da kazandıklarından bir pay vardır. Allah’tan, O’nun lütfunu isteyin. Şüphesiz Allah, her şeyi hakkıyla bilendir.”</strong></div>
<div style="margin-bottom: 20px;">
Nisâ Suresi 32. Ayeti Meali</div>
</blockquote>
<div style="color: #8e8e8e; font-family: &quot;Open Sans&quot;, sans-serif; font-size: 14px; margin-bottom: 20px;">
Üstte verilen ayette de görülüyor ki; kadınların çalışması yasaklanmamıştır. Bir başka ayet meali de şöyledir:</div>
<blockquote style="color: #8e8e8e; font-family: &quot;Open Sans&quot;, sans-serif; font-size: 14px; font-style: italic; margin-bottom: 20px; margin-top: 0px; padding-left: 42px;">
<div style="margin-bottom: 20px;">
<strong>“Ey iman edenler! Mallarınızı aranızda batıl yollarla yemeyin. Ancak karşılıklı rıza ile yapılan ticaretle olursa başka. Kendinizi helâk etmeyin. Şüphesiz Allah, size karşı çok merhametlidir.”</strong>&nbsp;Nisâ Suresi 29. Ayeti Meali</div>
</blockquote>
<div style="color: #8e8e8e; font-family: &quot;Open Sans&quot;, sans-serif; font-size: 14px; margin-bottom: 20px;">
Bu ayette de kadın erkek ayrımı yapılmamıştır. Bir hadis-i şerif meali de şöyledir:</div>
<blockquote style="color: #8e8e8e; font-family: &quot;Open Sans&quot;, sans-serif; font-size: 14px; font-style: italic; margin-bottom: 20px; margin-top: 0px; padding-left: 42px;">
<div style="margin-bottom: 20px;">
<strong>“Sizden herhangi birinizin ipini alıp da dağdan sırtına bir bağ odun yüklenerek getirip satması, dilenmesinden daha hayırlıdır.”</strong>&nbsp;Buhârî, Büyû’ 5</div>
</blockquote>
<div style="color: #8e8e8e; font-family: &quot;Open Sans&quot;, sans-serif; font-size: 14px; margin-bottom: 20px;">
Görülüyor ki; bu hadis-i şerifte kadın erkek ayrımı söz konusu değildir. Ancak erkek de kadın da çalışırken harama girmemelidir. Kadın çalışırken tesettürüne dikkat etmelidir. Kadının ciddiyeti hafife alınmamalıdır. İş yerinde başka insanlar da bulunmalı ve kadın erkek baş başa kalmamalıdır. Kadın ve erkeğin baş başa kalması zinaya yaklaşmadır, kötü hislerin uyanmasına vesiledir.</div>
<h4 class="toggle_title active_toggle" style="cursor: pointer; font-family: &quot;Open Sans&quot;, sans-serif; line-height: 1.3em; margin-bottom: 10px; margin-top: 0px; padding: 9px 0px;">
Kanun Önünde Eşitçe Muamele Görme Hakkı</h4>
</div>
<div>
İslam’da Müslüman ile gayrimüslim mahkeme önünde eşit olarak yargılanır. Halife Hazreti Ali bir Yahudi ile mahkemeye çıkmıştır. Müslüman bir erkek ile Müslüman bir kadın elbette eşit olarak yargılanır.</div>
<div>
<h4 class="toggle_title" style="cursor: pointer; font-family: &quot;Open Sans&quot;, sans-serif; line-height: 1.3em; margin-bottom: 10px; margin-top: 0px; padding: 9px 0px;">
Miras Hakkı</h4>
</div>
<div>
<div style="color: #8e8e8e; font-family: &quot;Open Sans&quot;, sans-serif; font-size: 14px; margin-bottom: 20px;">
Kadın, tek erkek kardeşi ile mirasçı olduğunda erkek kardeşinin yarı hissesini alır. Bu durumun adaletsizlikle hiçbir ilgisi yoktur. Hatta bu durumun aksi olduğu zaman adaletsizlik &nbsp;olur.</div>
<div style="color: #8e8e8e; font-family: &quot;Open Sans&quot;, sans-serif; font-size: 14px; margin-bottom: 20px;">
<strong>Şeriattaki Miras Taksiminin Hikmetleri</strong></div>
<div style="color: #8e8e8e; font-family: &quot;Open Sans&quot;, sans-serif; font-size: 14px; margin-bottom: 20px;">
<strong>Birincisi:</strong>&nbsp;Evi geçindirmekle yükümlü olan erkektir. Kadının, kendisinden başkalarını geçindirme zorunluluğu yoktur. Erkeğin bu sebeple mirastan daha fazla pay alması doğaldır.</div>
<div style="color: #8e8e8e; font-family: &quot;Open Sans&quot;, sans-serif; font-size: 14px; margin-bottom: 20px;">
Kadın, kendi mal varlığında, meşru dairede istediği gibi tasarruf edebilme hakkına sahiptir. Kadın zengin olsa bile ailenin harcamalarına katılmak zorunda değildir. Erkek ise karısını ve çocuklarını da geçindirmek zorundadır. Eğer erkeğe ve kadına eşit miktarda pay verilirse o zaman dengesizlik, adaletsizlik söz konusu olur.</div>
<div style="color: #8e8e8e; font-family: &quot;Open Sans&quot;, sans-serif; font-size: 14px; margin-bottom: 20px;">
<strong>İkincisi:</strong>&nbsp;Bekar olan kız kardeş babasından aldığı miras ile geçinemiyor ise erkek kardeşi ona bakmak mecburiyetindedir.</div>
<div style="color: #8e8e8e; font-family: &quot;Open Sans&quot;, sans-serif; font-size: 14px; margin-bottom: 20px;">
<strong>Üçüncüsü:</strong>&nbsp;Erkek kardeşinden daha az miktarda mirastan pay alan kadın evlendiğinde kocasından mehir alır. Bunun yanında kocasının aldığı miras payı da vardır. Kadın hem kendi ailesinden hem de kocasının ailesinden gelen miras payından yararlanabilir.</div>
<div style="color: #8e8e8e; font-family: &quot;Open Sans&quot;, sans-serif; font-size: 14px; margin-bottom: 20px;">
<strong>Dördüncüsü:</strong>&nbsp;Konunun psikolojik boyutu da vardır. Şeriata göre olan miras taksimi ile kardeşler arasındaki haset tehlikesi giderilir.</div>
<blockquote style="color: #8e8e8e; font-family: &quot;Open Sans&quot;, sans-serif; font-size: 14px; font-style: italic; margin-bottom: 20px; margin-top: 0px; padding-left: 42px;">
<div style="margin-bottom: 20px;">
“Kardeşinden rekabetsiz, hasetsiz bir merhamet ve himaye görür. Kardeşi ona, hanedanımızın yarısını bozacak ve malımızın mühim bir kısmını ellerin eline verecek bir rakip nazarıyla bakmaz.”</div>
<div style="margin-bottom: 20px;">
Sözler (Risale-i Nur)</div>
</blockquote>
<div style="color: #8e8e8e; font-family: &quot;Open Sans&quot;, sans-serif; font-size: 14px; margin-bottom: 20px;">
<strong>Beşincisi:</strong>&nbsp;Baba, malının yarısının kızına gitmesi ve kızının da evlenmesi ile malının yarısının yabancı birine gitmesi düşüncesi sebebiyle kızına hiddet edebilirdi. Kur’an’ın getirdiği miras taksimi ise babanın kızına olan merhamet hissinin zayıflamasına da izin vermez. Daha bunlar gibi pek çok hikmetler sayılabilir. Görülüyor ki; Kur’an’ın getirdiği miras taksimi adalettir.</div>
<div style="color: #8e8e8e; font-family: &quot;Open Sans&quot;, sans-serif; margin-bottom: 20px;">
<a href="https://www.ateistlerecevap.org/2017/04/mirasta-neden-kadna-bir-erkege-iki.html" target="_blank" rel="noopener noreferrer" data-wpel-link="internal">Mirasta Kadına bir erkeğe iki hisse verilmesinin sebebi ile ilgili yazımız için buraya tıklayın.</a></div>
<h4 class="toggle_title" style="cursor: pointer; font-family: &quot;Open Sans&quot;, sans-serif; line-height: 1.3em; margin-bottom: 10px; margin-top: 0px; padding: 9px 0px;">
Boşanma Hakkı</h4>
</div>
<div>
<div style="color: #8e8e8e; font-family: &quot;Open Sans&quot;, sans-serif; font-size: 14px; margin-bottom: 20px;">
<strong>Kadının boşanma hakkı&nbsp;</strong>vardır. Kadın şu şekillerde boşanma hakkını kullanabilir:</div>
<div style="color: #8e8e8e; font-family: &quot;Open Sans&quot;, sans-serif; font-size: 14px; margin-bottom: 20px;">
<strong>Birincisi:</strong>&nbsp;Koca, karısına boşama yetkisi verebilir. Buna “tefviz-i talâk” denir.</div>
<div style="color: #8e8e8e; font-family: &quot;Open Sans&quot;, sans-serif; font-size: 14px; margin-bottom: 20px;">
<strong>İkincisi:</strong>&nbsp;Evlilik sözleşmesi yapılırken kadın boşama hakkının kendisine de tanınmasını şart koşabilir.</div>
<div style="color: #8e8e8e; font-family: &quot;Open Sans&quot;, sans-serif; font-size: 14px; margin-bottom: 20px;">
<strong>Üçüncüsü:</strong>&nbsp;Kocanın cinsel iktidarsızlığı, akıl hastalığı, bulaşıcı hastalığı gibi durumlarda kadın, hâkime başvurabilir ve hâkim de karı kocayı ayırır.</div>
<div style="color: #8e8e8e; font-family: &quot;Open Sans&quot;, sans-serif; font-size: 14px; margin-bottom: 20px;">
<strong>Dördüncüsü:</strong>&nbsp;Kadın kocasına boşanma teklifi yapabilir. Kocası da rıza gösterirse boşanabilirler.</div>
<div style="color: #8e8e8e; font-family: &quot;Open Sans&quot;, sans-serif; font-size: 14px; margin-bottom: 20px;">
<strong>Beşincisi:</strong>&nbsp;Kadının mehir hakkı, iddet nafakası, meskeninin erkek tarafından karşılanması gibi hakları vardır. Eğer kadın bu haklarından vazgeçerse geçimsizlik gibi sebeplerle ayrılma isteğinde bulunabilir. Tarihte boşanmalar çoğunlukla bu şekilde olmuştur.</div>
<div style="color: #8e8e8e; font-family: &quot;Open Sans&quot;, sans-serif; font-size: 14px; margin-bottom: 20px;">
<strong>Doğrudan boşanma hakkı ise erkeğe verilmiştir. Her konuda olduğu gibi bu konuda da pek çok hikmet mevcuttur. Kadınlara doğrudan boşama hakkı verilmemesinin bazı hikmetleri:</strong></div>
<div style="color: #8e8e8e; font-family: &quot;Open Sans&quot;, sans-serif; font-size: 14px; margin-bottom: 20px;">
<strong>Birincisi:</strong>&nbsp;Eğer kadına da doğrudan boşama hakkı verilse idi boşanma meselesi daha çok gündeme gelebilirdi. Bu durum ise ailedeki huzurun bozulmasına yol açabilirdi ve eşler arasındaki sevginin azalmasına sebep olabilirdi. Amerika, Avrupa ve Türkiyedeki boşanma sayılarının ve boşanma oranlarının yüksekliğini görüp de İslamiyet’in boşanma hakkındaki hükümlerini eleştirenlere Amerika, Avrupa ve Türkiye’deki boşanma istatistikleri tokat gibi bir cevaptır.</div>
<div style="color: #8e8e8e; font-family: &quot;Open Sans&quot;, sans-serif; font-size: 14px; margin-bottom: 20px;">
<strong>İkincisi:</strong>&nbsp;Kadın, erkekten daha duygusal, daha hassastır. Annenin yavrusuna olan şefkat hissi çok keskindir. Kadın çoğunlukla erkekten daha uzun süreli aşk acısı çeker. Bu duygusallık meşru dairedeki ölçüsünü aştığında kötü davranışlar meydana gelir. Mesela bir anne, çocuğuna olan aşırı şefkatten dolayı namazı terk etse kendisine verilen bu şefkat hissini yanlış bir şekilde kullanmış olur. İşte kadının fıtratındaki duygusallık sebebiyle eğer kadına doğrudan boşanma hakkı verilse kadın boşanma meselesini sık sık gündeme getirebilir. Bu durum ise ailedeki huzuru bozar.</div>
<div style="color: #8e8e8e; font-family: &quot;Open Sans&quot;, sans-serif; font-size: 14px; margin-bottom: 20px;">
<strong>Üçüncüsü:</strong>&nbsp;Evin geçiminden sorumlu olan erkektir. Erkek, eşine ve çocuklarına bakmak zorundadır. Bir ülkede de devlet başkanı halkının idaresinden sorumludur. Devlet başkanının bulunduğu konum gereği ülke işleri konusunda karar verme yetkisi vardır. Cami imamının da namazda önce davranma yetkisi vardır. Cemaat imamdan önce hareket edemez. İşte aile geçiminde de erkeğe belli ayrıcalıklar verilmiştir. Doğrudan boşama hakkı da bu ayrıcalıklardan biridir. Ancak bu ayrıcalık her erkeğin manevi mertebe bakımından her kadından üstün olduğu anlamına gelmez. Erkeğe belirli ayrıcalıklar verildiği gibi kadınlara verilmeyen belirli mesuliyetler, yükler de verilmiştir.</div>
<h4 class="toggle_title" style="cursor: pointer; font-family: &quot;Open Sans&quot;, sans-serif; line-height: 1.3em; margin-bottom: 10px; margin-top: 0px; padding: 9px 0px;">
Evleneceği Eşi Seçme ve Nikah Akdini Bizzat Yapma Hakkı</h4>
</div>
<div>
<div style="color: #8e8e8e; font-family: &quot;Open Sans&quot;, sans-serif; font-size: 14px; margin-bottom: 20px;">
Hanefi mezhebine göre büluğ çağına gelmiş kız veya erkek, velisinin rızası olmasa bile evlenme ve nikah akdini bizzat yapma hakkına sahiptir. &nbsp;Ancak Şafii, Maliki ve Hanbeli mezheplerinin görüşüne göre velinin izni alınması gerekir. Yoksa nikah geçersiz olur.</div>
<div style="color: #8e8e8e; font-family: &quot;Open Sans&quot;, sans-serif; font-size: 14px; margin-bottom: 20px;">
Hanefi mezhebinin kurucusu olan Ebû Hanîfe’ye göre bulûğ çağına ulaşmış olan bir kızı hiçbir kimse zorla evlendiremez.</div>
<blockquote style="color: #8e8e8e; font-family: &quot;Open Sans&quot;, sans-serif; font-size: 14px; font-style: italic; margin-bottom: 20px; margin-top: 0px; padding-left: 42px;">
<div style="margin-bottom: 20px;">
<strong>Peygamberimiz (Sav): “Açıkça izin alınmadan dul kadın, rızası anlaşılmadan bekâr kız evlendirilemez.” buyurmuş, “Onun rızası nasıl anlaşılır?” sorusuna da “sükûtu ile” cevabını vermiştir.</strong>&nbsp;(Buhârî, Nikâh, 40)</div>
<div style="margin-bottom: 20px;">
<strong>Peygamber Efendimiz Hazreti Muhammed (Sav) zamanında Hidame’nin kızı Hansa: “Babam itibarını arttırmak için beni kardeşinin oğlu ile evlendirdi. Ben ise istemiyorum.” diyerek babasını şikayet eder. Peygamber Efendimiz de kızın babasını çağırtır ve evlenme yetkisini kıza verir. Bundan sonra ise Hz. Hansâ, Resulullaha şöyle der: “Yâ Resulallah! Ben babamın yaptığı bu nikâhı kabul ediyorum, ancak babaların, kızlarına evlilikte böyle yetkisinin olmadığını bildirmek istedim.”</strong>&nbsp;(Neseî, Nikâh: 36)</div>
</blockquote>
<h4 class="toggle_title" style="cursor: pointer; font-family: &quot;Open Sans&quot;, sans-serif; line-height: 1.3em; margin-bottom: 10px; margin-top: 0px; padding: 9px 0px;">
Kocasından İyi Davranış Görme Hakkı</h4>
<p>&nbsp;İnsanların en hayırlısı Peygamberimiz (Sav) şöyle buyurdu:</p>
<blockquote style="color: #8e8e8e; font-family: &quot;Open Sans&quot;, sans-serif; font-size: 14px; font-style: italic; margin-bottom: 20px; margin-top: 0px; padding-left: 42px;">
<div style="margin-bottom: 20px;">
<strong>“Erkeğin en hayırlısı, kadına en iyi davranandır.”&nbsp;</strong>(Buhâri, nikâh 43; Müslim, fedâil 68)</div>
</blockquote>
<div style="color: #8e8e8e; font-family: &quot;Open Sans&quot;, sans-serif; font-size: 14px; margin-bottom: 20px;">
Koca, karısını aşağılayamaz, ona hakaret edemez. Koca, karısına darılıp onu evinde yalnız bırakamaz. Koca karısıyla şakalaşmalı, onunla eğlenmeli ve onu eğlendirmelidir. Kadın haksız yere kocasına isyan etmedikçe kocası karısını sudan bahaneler uydurarak dövemez.</div>
<h4 class="toggle_title" style="cursor: pointer; font-family: &quot;Open Sans&quot;, sans-serif; line-height: 1.3em; margin-bottom: 10px; margin-top: 0px; padding: 9px 0px;">
Kocasını veya Başkasını Şikayet Etme Hakkı</h4>
</div>
<div>
<div style="color: #8e8e8e; font-family: &quot;Open Sans&quot;, sans-serif; font-size: 14px; margin-bottom: 20px;">
Kocaları veya başkaları tarafından haksızlığa uğratılan kadınlar bu haksızlıkları ilgili kişilere şikayet edebilirler. Bu konuda Kur’an ayeti vardır.</div>
<blockquote style="color: #8e8e8e; font-family: &quot;Open Sans&quot;, sans-serif; font-size: 14px; font-style: italic; margin-bottom: 20px; margin-top: 0px; padding-left: 42px;">
<div style="margin-bottom: 20px;">
<strong>“Allah, kocası hakkında seninle tartışan ve Allah’a şikâyette bulunan kadının sözünü işitmiştir. Allah, sizin sürdürdüğünüz konuşmayı (zaten) işitmekteydi. Şüphesiz Allah hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir.”&nbsp;</strong>Mücâdele Suresi 1. Ayeti Meali<strong><i><br /></i></strong></div>
</blockquote>
<div style="color: #8e8e8e; font-family: &quot;Open Sans&quot;, sans-serif; font-size: 14px; margin-bottom: 20px;">
Mesela koca, eve bakmaktan vazgeçer veya parası olduğu halde cimri davranarak harcama yapmaz ise kadın, kocasını şikayet edebilir.</div>
<h4 class="toggle_title" style="cursor: pointer; font-family: &quot;Open Sans&quot;, sans-serif; line-height: 1.3em; margin-bottom: 10px; margin-top: 0px; padding: 9px 0px;">
Kocası Tarafından Ani Baskınlarla Rahatsız Edilmeme Hakkı</h4>
</div>
<div>
<div style="color: #8e8e8e; font-family: &quot;Open Sans&quot;, sans-serif; font-size: 14px; margin-bottom: 20px;">
Bir koca, kıskançlığın meşru dairedeki ölçüsünü aşar ve gereksiz şüpheler sonucunda eve aniden girip karısını rahatsız ederse karısına haksızlık etmiş olur. Ayrıca şu nokta da vardır: Eşinden uzun zaman ayrı kalan bir koca, karısına haber vermeden gece ansızın eve giremez. Peygamber Efendimiz (Sav) eşinden uzun zaman ayrı kalan kocanın eşine haber vermeden ansızın gece vakti eve girmesini yasaklamıştır çünkü kadının kocasına karşı süslenme, koltuk altı ve etek traşı olma için zamanı olmalıdır. Ayrıca kocanın gece ansızın eve girmesi karısının ihanetinden şüphelendiği anlamına gelebilir.</div>
<div style="color: #8e8e8e; font-family: &quot;Open Sans&quot;, sans-serif; font-size: 14px; margin-bottom: 20px;">
Peygamber Efendimiz (Sav) şöyle buyurmuştur:</div>
<div style="color: #8e8e8e; font-family: &quot;Open Sans&quot;, sans-serif; font-size: 14px; margin-bottom: 20px;">
<strong>“(Uzaklardan) geceleyin geldiğinde hanımının&nbsp;yanına girme ki, bıçak kullanıp tıraş olsun, dağınıksa tarasın (gelişine hazırlansın).”</strong>&nbsp;Buhârî, nikâh 121,122; Müslim, radâ’ 58, imâret 181,182; Dârimî, nikâh 32, cihâd 163; Müsned NI/298.</div>
<h4 class="toggle_title" style="cursor: pointer; font-family: &quot;Open Sans&quot;, sans-serif; line-height: 1.3em; margin-bottom: 10px; margin-top: 0px; padding: 9px 0px;">
Hizmetçi Tutma Hakkı</h4>
</div>
<div>
<div class="toggle_wrap toggle_closed toggle_active" style="background-attachment: initial !important; background-clip: initial !important; background-image: initial !important; background-origin: initial !important; background-position: initial !important; background-repeat: initial !important; background-size: initial !important; border: 1px solid rgb(234, 234, 234); color: #8e8e8e; font-family: &quot;Open Sans&quot;, sans-serif; font-size: 14px; margin-bottom: 5px; padding: 0px 10px; position: relative;">
<div class="toggle_content" style="margin-top: 10px; padding: 0px 12px;">
<div style="margin-bottom: 20px;">
Eğer kadın bakıma muhtaç ise veya kadının sosyal seviyesi benzer olan kadınların hizmetçisi bulunur ise o durumlarda kadın kocasından hizmetçi isteyebilir. Örfe göre kadınların yapması gereken, yapmaz ise ayıplanan ev işleri vardır. Kadın, yapmasa ayıplanmayacak ev işlerini yapmak zorunda değildir.</div>
</div>
</div>
<div class="toggle_wrap toggle_closed " style="background: rgb(244, 244, 244); border: 1px solid rgb(234, 234, 234); font-family: &quot;Open Sans&quot;, sans-serif; margin-bottom: 5px; padding: 0px 10px; position: relative;">
<h4 class="toggle_title active_toggle" style="cursor: pointer; line-height: 1.3em; margin-bottom: 10px; margin-top: 0px; padding: 9px 0px;">
Haftada Bir Kez Anne Babasını Ziyaret Etme Hakkı</h4>
<div>
Kadın, aynı şehirde bulunan anne ve babasını, anne ve babası kafir olsa bile, haftada bir kez ziyaret etme hakkına sahiptir. Koca, karısının bu hakkını elinden alamaz.</div>
</div>
</div>
</div>
<p>Alt tarafta Kadınlar ile ilgili daha önce yazdığımız yazılarmız mevcut istediğinizi seçebilirsiniz.</p>
<p><a class="myButton" href="https://www.ateistlerecevap.org/2017/04/sahitlikte-iki-kadinin-bir-erkege-denk.html" data-wpel-link="internal">Şahitlikte iki kadının bir erkeğe denk tutulması</a><br />
<a class="myButton" href="https://www.ateistlerecevap.org/2017/04/mirasta-neden-kadna-bir-erkege-iki.html" data-wpel-link="internal">Mirasta neden kadına bir erkeğe iki hisse veriliyor?</a><br />
<a class="myButton" href="https://www.ateistlerecevap.org/2017/04/islamda-cok-eslilik-bir-erkegin-dort.html" data-wpel-link="internal">Neden bir erkeğin dört kadınla evlenmesine izin veriliyor?</a><br />
<a class="myButton" href="https://www.ateistlerecevap.org/2017/02/erkekler-cennette-huri-alrken-kadnlar.html" data-wpel-link="internal">Erkekler cennete huri alırken kadınlar ne alacak?</a><br />
<a class="myButton" href="https://www.ateistlerecevap.org/2017/01/kadnn-islamdaki-yeri-nedir.html" data-wpel-link="internal">Kadının İslam&#8217;da ki yeri nedir?</a><br />
<a class="myButton" href="https://www.ateistlerecevap.org/2017/04/islamda-kucuk-yasta-evlillik.html" data-wpel-link="internal">İslam&#8217;da küçük yaşta evlilik var mıdır?</a><br />
<a class="myButton" href="https://www.ateistlerecevap.org/2017/05/islam-dini-kadnlar-dovulmesine-izin.html" data-wpel-link="internal">İslam dini kadınların dövülmesine izin mi veriyor?</a><br />
<a class="myButton" href="https://www.ateistlerecevap.org/2017/05/islama-gore-kadn-calsabilir-mi.html" data-wpel-link="internal">İslam&#8217;a göre kadın çalışabilir mi?</a><br />
<a class="myButton" href="https://www.ateistlerecevap.org/2017/01/peygamber-efendimizin-cok-evlenmesinin.html" data-wpel-link="internal">Hz.Muhammed(s.a.v) neden çok eşlilik yapmıştır?</a><br />
<br />
<b><br /></b><br />
</p>
<div class="separator" style="clear: both; text-align: center;">
<iframe loading="lazy" allowfullscreen="" class="YOUTUBE-iframe-video" data-thumbnail-src="https://i.ytimg.com/vi/oolkJ0nWSQw/0.jpg" frameborder="0" height="366" src="https://www.youtube.com/embed/oolkJ0nWSQw?feature=player_embedded" width="520"></iframe></div>
<div class="separator" style="clear: both; text-align: center;">
</div>
<p>&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;<iframe loading="lazy" allowfullscreen="" class="YOUTUBE-iframe-video" data-thumbnail-src="https://i.ytimg.com/vi/w4LzsMFsMJ0/0.jpg" frameborder="0" height="366" src="https://www.youtube.com/embed/w4LzsMFsMJ0?feature=player_embedded" width="520"></iframe></p>
<div class="separator" style="clear: both; text-align: center;">
</div>
<div class="separator" style="clear: both; text-align: center;">
</div>
<p>&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;<iframe loading="lazy" allowfullscreen="" class="YOUTUBE-iframe-video" data-thumbnail-src="https://i.ytimg.com/vi/nIYI53YiU4E/0.jpg" frameborder="0" height="366" src="https://www.youtube.com/embed/nIYI53YiU4E?feature=player_embedded" width="520"></iframe></p>
<div class="separator" style="clear: both; text-align: center;">
<iframe loading="lazy" allowfullscreen="" class="YOUTUBE-iframe-video" data-thumbnail-src="https://i.ytimg.com/vi/CmOKgHIw0qQ/0.jpg" frameborder="0" height="366" src="https://www.youtube.com/embed/CmOKgHIw0qQ?feature=player_embedded" width="520"></iframe></div>
<p></p>The post <a href="https://ateistlerecevap.org/islamda-kadn-haklar-seriat-ve-seria-2/" data-wpel-link="internal">İslam'da kadın hakları. Şeriat ve şeriat kanunları, cezaları.</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ateistlerecevap.org/islamda-kadn-haklar-seriat-ve-seria-2/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İslam&#039;da kadın hakları. Şeriat ve şeriat kanunları, cezaları.</title>
		<link>https://ateistlerecevap.org/islamda-kadn-haklar-seriat-ve-seria/</link>
					<comments>https://ateistlerecevap.org/islamda-kadn-haklar-seriat-ve-seria/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ateistlere Cevaplar]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 06 May 2017 17:30:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sorular]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.ateistlerecevap.org/?p=52</guid>

					<description><![CDATA[<p>Buraya tıklayarak bu asırda şeriat olurmu ile ilgili yazımızı okuyabilirsiniz Önsöz ve açıklama: Değerli kardeşlerimiz &#8220;İslam&#8217;da kadın hakları ve Şeriat&#8221; adı altında yürüttüğümüz projemizin ilk aşaması olan bu yazımızda çoğu insanın bilmediği yada yanlış bildiği noktalara değinmeye çalıştık. Maalesef günümüzde bir çok ateist Şeriatı gericilik yobazlık olarak görüyor, İslam&#8217;ın kadına değer vermediğini küçümsediğini bir cinsel [&#8230;]</p>
The post <a href="https://ateistlerecevap.org/islamda-kadn-haklar-seriat-ve-seria/" data-wpel-link="internal">İslam'da kadın hakları. Şeriat ve şeriat kanunları, cezaları.</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div class="separator" style="clear: both; text-align: center;">
</div>
<div class="separator" style="clear: both; text-align: center;">
<a href="https://3.bp.blogspot.com/-sMxnhwY8kaA/WQ4xvf6zhNI/AAAAAAAAGbU/sUtGGUESQkEJ9Ta3DQGz-ZdEMNHdVqGrACLcB/s1600/%25C4%25B0slam%2527da%2BK%25C4%25B1sasa%2BK%25C4%25B1sas.K%25C4%25B1sas%25C4%25B1n%2B%25C5%259Fartlar%25C4%25B1nelerdir-Nas%25C4%25B1l%2Buygulan%25C4%25B1r-%2B%25283%2529.png" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;" data-wpel-link="external" rel="nofollow external noopener noreferrer"><img loading="lazy" decoding="async" border="0" height="360" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2017/05/C4B0slam27daKC4B1sasaKC4B1sas.KC4B1sasC4B1nC59FartlarC4B1nelerdir-NasC4B1luygulanC4B1r-28329.png" width="640" /></a></div>
<p><a href="https://www.ateistlerecevap.org/2017/01/seriat-nedir-nasl-yasanr-bu-asrda.html" target="_blank" rel="noopener noreferrer" data-wpel-link="internal"><br /></a><br />
</p>
<div style="background-color: white; margin-bottom: 20px;">
<div style="color: #8e8e8e; font-family: &quot;open sans&quot;, sans-serif; font-size: 14px;">
<em style="box-sizing: inherit; color: black; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: medium;"><a href="https://www.ateistlerecevap.org/2017/01/seriat-nedir-nasl-yasanr-bu-asrda.html" target="_blank" rel="noopener noreferrer" data-wpel-link="internal"></a></em></div>
<h1 style="border: none; color: #666666; font-family: oswald, georgia, &quot;times new roman&quot;, times, serif; font-weight: normal; line-height: inherit; list-style: none; margin: 0px 0px 18px; outline: none; padding: 0px;">
<a href="https://www.ateistlerecevap.org/2017/01/seriat-nedir-nasl-yasanr-bu-asrda.html" target="_blank" rel="noopener noreferrer" data-wpel-link="internal">Buraya tıklayarak bu asırda şeriat olurmu ile ilgili yazımızı okuyabilirsiniz</a></h1>
<div>
<div style="font-family: &quot;open sans&quot;, sans-serif;">
<b>Önsöz ve açıklama:</b></div>
<p><b>Değerli kardeşlerimiz &#8220;İslam&#8217;da kadın hakları ve Şeriat&#8221; adı altında yürüttüğümüz projemizin ilk aşaması olan bu yazımızda çoğu insanın bilmediği yada yanlış bildiği noktalara değinmeye çalıştık. Maalesef günümüzde bir çok ateist Şeriatı gericilik yobazlık olarak görüyor, İslam&#8217;ın kadına değer vermediğini küçümsediğini bir cinsel obje olarak gödüğünü hiç bir hakkının olmadığını kadını dışlanmış olarak görüyor ve yalan yanlış bir çok iftiralar atıyor. İslam&#8217;da kadın çok önemli bir yer arz ediyor. Yazının ileriki kısımlarında da göreceğiniz üzere Şeriat nedir?&nbsp;</b><b>İslam&#8217;da kadın hakları Şeriatta kanunlar ve cezalar gibi bir çok meseleyi ele almaya çalıştık.</b></p>
<div style="font-family: &quot;open sans&quot;, sans-serif;">
<b><br /></b></div>
<div style="font-family: &quot;open sans&quot;, sans-serif;">
<b><br /></b></div>
<div style="font-family: &quot;open sans&quot;, sans-serif;">
<b>Bu yazımızda bahsettiğimiz konular;</b></div>
</div>
<div style="font-family: &quot;open sans&quot;, sans-serif;">
<b>Şeriat hakkında bilgi</b></div>
<div style="font-family: &quot;open sans&quot;, sans-serif;">
<b>Şeriattaki cezalar ve uygulanış biçimi</b></div>
<div style="font-family: &quot;open sans&quot;, sans-serif;">
<b>Kadının islamdaki yeri</b><br />
<b>İslam&#8217;ın kadına tanıdığı haklar</b></div>
<div style="color: #8e8e8e; font-family: &quot;open sans&quot;, sans-serif;">
</div>
<div style="color: #8e8e8e; font-family: &quot;open sans&quot;, sans-serif; font-size: 14px;">
<em style="box-sizing: inherit; color: black; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: medium;">&#8211; Şeriat nedir, ne değildir?</em></div>
</div>
<div style="background-color: white; color: #8e8e8e; font-family: &quot;Open Sans&quot;, sans-serif; font-size: 14px; margin-bottom: 20px;">
<em style="box-sizing: inherit; color: black; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: medium;">Şeriat:&nbsp;<em style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-size: 15.4px; font-weight: normal;">“Din”, “Allah’ın emri”, “İlâhî emir ve yasaklar”&nbsp;</em>gibi manalara geliyor. Kısaca Allah&#8217;ın bizim için tayin ettiği yol ve nizamdır.</em></div>
<div style="background-color: white; color: #8e8e8e; font-family: &quot;Open Sans&quot;, sans-serif; font-size: 14px; margin-bottom: 20px;">
Annenin yavrusuna olan merhametini yaratan Allah, âciz varlıklara bile nimetler veriyor. Bir sineğe kartalın kanadı kadar büyük kanat vermeyen Allah, hiç kimseye gücünün yetmediği yükü yüklemiyor. Sonsuz merhamet ve sonsuz adalet sahibi olan Allah, kullarının hem bu dünyada hem de ahiret hayatında mutlu, huzurlu bir şekilde yaşamaları için şeriat hükümlerini göndermiştir.</div>
<p><em style="background-color: white; box-sizing: inherit; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif;"></em></p>
<div style="background-color: white; color: #8e8e8e; font-family: &quot;Open Sans&quot;, sans-serif; font-size: 14px; margin-bottom: 20px;">
<strong>Şeriatın en önemli esasları imanın şartlarıdır. İmandan sonra en büyük hakikat ise namazdır.</strong></div>
<div style="background-color: white; color: #8e8e8e; font-family: &quot;Open Sans&quot;, sans-serif; font-size: 14px; margin-bottom: 20px;">
<strong><a href="http://mektebisuffa.com/" style="background: transparent; color: black; outline: none 0px; text-decoration-line: none; transition: all 0.2s linear;" data-wpel-link="external" rel="nofollow external noopener noreferrer">Şeriat hükümleri</a></strong><strong>&nbsp;Kur’an-ı Kerim, hadis-i şerif ve icmaya dayanır.&nbsp;Şeriat Allah’ın koyduğu dini ve dünyevi hükümlerin tümüdür.</strong>&nbsp;Allah’a, meleklere, kutsal kitaplara, peygamberlere, ahiret gününe ve kadere iman etmek şeriatın en önemli kurallarıdır. İman esaslarından sonra ameller gelir. İmandan sonra en önemli hakikat namazdır. Demek ki; iman esaslarından sonra şeriatın en önemli kuralı beş vakit namaz kılmaktır.&nbsp;<strong>Namaz, oruç, hac, zekat gibi ibadetler, kul hakkı yememek, adam öldürmemek, zina yapmamak, faiz yememek, anne ve babaya itaat etmek, yalan söylememek, hırsızlık yapmamak şeriat kanunlarındandır.</strong>&nbsp;<strong>Mesela bir Müslüman, anne veya babasını sevindirmek maksadı ile onlara helal bir hediye alsa şeriata uygun bir şekilde hareket etmiş olur.</strong>&nbsp;<strong>Hastaları ziyaret etmek, fakirlere, yetimlere yardım etmek, hayvanlara eziyet etmemek şeriata uygun olan amellerdendir.</strong></div>
<div style="background-color: white; color: #8e8e8e; font-family: &quot;Open Sans&quot;, sans-serif; font-size: 14px; margin-bottom: 20px;">
<strong>Şeriatın sadece yüzde biri siyaset ile ilgilidir.</strong></div>
<blockquote style="font-family: &quot;Open Sans&quot;, sans-serif; font-size: 14px; font-style: italic; margin-bottom: 20px; margin-top: 0px; padding-left: 42px;">
<div style="margin-bottom: 20px;">
<strong>“Şeriatta, yüzde doksan dokuz ahlak, ibadet, ahiret ve fazilete aittir. Yüzde bir nispetinde siyasete mütealliktir; onu da ulü’l-emirlerimiz düşünsünler.”</strong></div>
<div style="margin-bottom: 20px;">
Divan-ı Harb-i Örfi, s. 28 (Risale-i Nur)</div>
</blockquote>
<div style="background-color: white; font-family: &quot;Open Sans&quot;, sans-serif; font-size: 14px; margin-bottom: 20px;">
<strong style="color: #8e8e8e;">Dört Halife devrinde uygulanan&nbsp;<a href="http://mektebisuffa.com/" style="background: transparent; color: #f09217; outline: none 0px; text-decoration-line: none; transition: all 0.2s linear;" data-wpel-link="external" rel="nofollow external noopener noreferrer">İslam şeriatı</a>&nbsp;ile İran’da Şiilerin, Suud’da Vahhabilerin, Afganistan’da Taliban’ın uygulamalarında bazı farklılıklar vardır. &nbsp;</strong>Mesela günümüzde demokrasi ile yönetilen ülkelerde de bazı farklı uygulamalar mevcuttur. Şeriatın yanlış algılanması nedeniyle ortaya çıkan uygulamalar şeriata zarar veremez. &nbsp;Şeriatın en doğru bir şekilde uygulanması Peygamber Efendimiz (Sav) ve Dört Halife döneminde görülmüştür.&nbsp;<strong>Günümüzde şeriatın bazı hükümlerinin yanlış yorumlanması neticesinde ortaya çıkan uygulamaların olması şeriatın hiçbir yerde tam olarak uygulanamayacağı anlamına gelmez.&nbsp;</strong></div>
<p>Bu konu ile ilgili gerek televizyon, gazete ve dergi gerek sosyal medyada olsun yüzlerce yalan haber ve iftira mevcuttur insanlar kendi fikirlerine göre birşeyleri değiştirip bunu da hem İslam&#8217;a hem de Allah&#8217;a istinat ediyorlar bu yalan haberlerin birkaçını sizlerle paylaşmak isterim;</p>
<div style="background-color: white; font-family: &quot;Open Sans&quot;, sans-serif; font-size: 14px; margin-bottom: 20px;">
<strong><br /></strong></div>
<div style="background-color: white; font-family: &quot;Open Sans&quot;, sans-serif; font-size: 14px; margin-bottom: 20px;">
<b>1.&nbsp;“Suudi Arabistan’da ekmeğini getiren&nbsp;2 erkekle konuşan 75 yaşındaki dul bir kadına, 40 kırbaç ve 4 ay hapis cezası verildiği belirtildi.”</b></div>
<div style="background-color: white; font-family: &quot;Open Sans&quot;, sans-serif; font-size: 14px; margin-bottom: 20px;">
<b>İslam’da böyle bir ceza yoktur. Suudi Arabistan’da da böyle bir ceza verilmemiştir.</b></div>
<div style="background-color: white; font-family: &quot;Open Sans&quot;, sans-serif; font-size: 14px; margin-bottom: 20px;">
<b>2.&nbsp;“Arabistan’da&nbsp;bir kızı işaret parmağı ile gösteren adamın, işaret parmağı kesildi.”</b></div>
<div style="background-color: white; font-family: &quot;Open Sans&quot;, sans-serif; font-size: 14px; margin-bottom: 20px;">
<b>Hiçbir mezhepte böyle bir ceza yoktur. Bu haber de yalandır.</b></div>
<div style="background-color: white; font-family: &quot;Open Sans&quot;, sans-serif; font-size: 14px; margin-bottom: 20px;">
<b>3.&nbsp;“Kuzeybatı İran’da (Güney Azerbaycan) Azer Türk’ü olan genç kadın, TIMES dergisinde,&nbsp;baş örtüsünün altından saçı göründü diye, 99 kırbaç cezası aldı.”</b></div>
<div style="background-color: white; font-family: &quot;Open Sans&quot;, sans-serif; font-size: 14px; margin-bottom: 20px;">
<b>İslam hukukunda böyle bir ceza yoktur.</b></div>
<div style="background-color: white; color: #8e8e8e; font-family: &quot;Open Sans&quot;, sans-serif; font-size: 14px; margin-bottom: 20px;">
<strong>Şeriatın iki temel kaynağının Kur’an ve sünnet olduğunu bilip de şeriatı inkar eden, şeriatı beğenmeyen kafir olur. Ancak şeriat hükümlerinin hepsini kabul edip bu hükümler ile amel etmeyen kişi günahkar olur, kafir olmaz.&nbsp;</strong></div>
<div style="background-color: white; color: #8e8e8e; font-family: &quot;Open Sans&quot;, sans-serif; font-size: 14px; margin-bottom: 20px;">
Kur’an’ın hükümlerini ve Hz.Muhammed’i (Sav) inkar eden, beğenmeyen, onlara hakaret eden kişinin Müslüman olması mümkün değildir. Ancak insan Kur’an’ın hükümlerinin tamamını kabul eder, onların hepsini beğenip Hz.Muhammed’i (Sav) de tam olarak tasdik eder ise o insan şeriat hükümleri ile amel etmese bile kafir olmaz.</div>
<div class="separator" style="clear: both; text-align: center;">
<img loading="lazy" decoding="async" alt="Şeriat Cezaları Nelerdir?" border="0" height="252" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2017/05/C59Eeriat-CezalarC4B1-Nelerdir.png" title="Şeriat Cezaları Nelerdir?" width="640" /></div>
<div style="background-color: white; color: #8e8e8e; font-family: &quot;Open Sans&quot;, sans-serif; font-size: 14px; margin-bottom: 20px;">
</div>
<div style="background-color: white; font-family: &quot;open sans&quot;, sans-serif; font-size: 14px; margin-bottom: 20px;">
<div style="color: #8e8e8e;">
<strong style="color: black;">Şeriatta had cezaları çok sık uygulanmamıştır çünkü had cezalarının uygulanabilmesi için belli şartlar gereklidir. Şeriat cezalarının amacı huzurlu bir toplumun oluşmasıdır. Şeriat cezalarını uygulamayan ülkelerde mevcut olan suç rakamları ve suç oranlarına baktığımızda kolayca görürüz ki; bu ülkelerde suçlara verilen cezalar pek caydırıcı olmamaktadır.&nbsp;</strong></div>
<div style="color: #8e8e8e;">
<strong style="color: black;"><br /></strong><br />
<strong style="color: black;"><strong>Adam Öldürme ve Yaralamanın Cezası (Kısas Cezası) :</strong>&nbsp;Adam öldürme ve yaralama durumlarında kısas cezası uygulanır. &nbsp;Bu ceza&nbsp;Kur’an ayeti ile sabittir. Bu cezanın uygulanması için gerekli şartlar vardır.</strong></div>
<p><strong style="color: black;">Kısas hakkında detaylı bilgi için aşağıdaki butona tıklayın.</strong></div>
<p>&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;&nbsp;<a class="myButton" href="https://www.ateistlerecevap.org/2017/05/islamda-ksasa-ksas-ksasn-sartlar.html" target="_blank" rel="noopener noreferrer" data-wpel-link="internal">Kısas hakkındaki yazımız</a></p>
<div style="background-color: white; color: #8e8e8e; font-family: &quot;Open Sans&quot;, sans-serif; font-size: 14px; margin-bottom: 20px;">
<strong>Had Cezaları (5 tanedir)</strong></div>
<div style="background-color: white; color: #8e8e8e; font-family: &quot;Open Sans&quot;, sans-serif; font-size: 14px; margin-bottom: 20px;">
<strong>Had cezaları İslam devletinde, hâkimin kararları ile uygulanır.</strong>&nbsp;<strong>Geçmişte had cezaları nadir olarak uygulanmıştır çünkü had cezalarının uygulanması için gerekli şartlar ve gerekli ortamın oluşması zorunludur.&nbsp;</strong></div>
<div style="background-color: white; color: #8e8e8e; font-family: &quot;Open Sans&quot;, sans-serif; font-size: 14px; margin-bottom: 20px;">
<strong>Had cezalarının uygulanması için suçlunun suçlu olduğu konusunda şüphe olmaması gerekir.</strong>&nbsp;Bir hadis-i şerif meali şöyledir:</div>
<blockquote style="background-color: white; color: #8e8e8e; font-family: &quot;Open Sans&quot;, sans-serif; font-size: 14px; font-style: italic; margin-bottom: 20px; margin-top: 0px; padding-left: 42px;">
<div style="margin-bottom: 20px;">
<strong>“Şüphelerden dolayı hadleri kaldırınız (uygulamayınız).”</strong></div>
<div style="margin-bottom: 20px;">
(Ebû Dâvud, Salât,14; Tirmizî, Hudûd, 2)</div>
</blockquote>
<div style="background-color: white; color: #8e8e8e; font-family: &quot;Open Sans&quot;, sans-serif; font-size: 14px; margin-bottom: 20px;">
<strong>Had cezaları şunlardır:</strong></div>
<div style="background-color: white; color: #8e8e8e; font-family: &quot;Open Sans&quot;, sans-serif; font-size: 14px; margin-bottom: 20px;">
<strong>1. Hırsızlığın Cezası (Hırsızın Elinin Kesilmesi Cezası) :&nbsp;</strong>Hırsızlık yapan kişinin elinin kesilmesi Kur’an ayeti ile sabittir. Ancak bu suçu işleyen kişinin&nbsp;el kesme cezası ile cezalandırılması için belli şartlar mevcuttur.</div>
<div style="background-color: white; font-family: &quot;Open Sans&quot;, sans-serif; font-size: 14px; margin-bottom: 20px;">
<i>Hırsızlığın Cezası (Hırsızın Elinin Kesilmesi Cezası) hakkında detaylı bilgi için aşağıdaki butona tıklayın.</i></div>
<p>&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; <a class="myButton" href="https://www.ateistlerecevap.org/2017/05/seriatta-hrszlk-cezas-nedir-nasl.html" data-wpel-link="internal">Hırsızlık ve cezası ile ilgili yazımız</a></p>
<p><strong>2. Zinanın Cezası (Bekarlar İçin Yüz Sopa, Evliler İçin Recm Cezası):</strong>&nbsp;Zina eden bekar erkek ve bekar kadına yüz sopa cezası uygulanır. Zina eden evli erkek ve evli kadına ise recm cezası uygulanır.<br />
Zina cezası hakkında ki detaylı yazımız için aşağıdaki butona tıklayın.<br />
&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;&nbsp;<a class="myButton" href="https://www.ateistlerecevap.org/2017/05/seriatta-zinann-cezas-nedir-recm-cezas.html" target="_blank" rel="noopener noreferrer" data-wpel-link="internal">Zina cezası ile ilgili yazımız</a></p>
<p><strong><br /></strong><br />
<strong>3. İçki İçmenin Cezası:</strong>&nbsp;İçki içmenin cezası Hazreti Peygamber’in (Sav) sünneti ile sabittir.&nbsp;Hz. Peygamber (Sav) ve Hz. Ebû Bekir (ra), içki içene 40 sopa vurdular. Bu cezanın uygulanabilmesi için içki içen kişinin Müslüman, akıllı, ergenlik çağına ulaşmış ve konuşabilen bir kişi olması lazımdır. Şarhoş iken yakalanan ve içki içtiği şahitler ile tesbit edilen kişiye sopa cezası uygulanır.</p>
<div style="background-color: white; color: #8e8e8e; font-family: &quot;Open Sans&quot;, sans-serif; font-size: 14px; margin-bottom: 20px;">
<strong><br /></strong></div>
<div style="background-color: white; color: #8e8e8e; font-family: &quot;Open Sans&quot;, sans-serif; font-size: 14px; margin-bottom: 20px;">
<strong>4. Namuslu İnsana Zina İftirasının Cezası:&nbsp;</strong>&nbsp;Müslüman, hür, akıllı, ergenlik çağına ulaşmış ve iffetli olan&nbsp;kadınlara zina iftirasında bulunan kişilere uygulanacak ceza Kur’an-ı Kerim’in Nur suresinde açıklanmıştır.</div>
<blockquote style="background-color: white; color: #8e8e8e; font-family: &quot;Open Sans&quot;, sans-serif; font-size: 14px; font-style: italic; margin-bottom: 20px; margin-top: 0px; padding-left: 42px;">
<div style="margin-bottom: 20px;">
<strong>“Namuslu kadınlara (zina suçu) atıp da sonra (bu suçlamalarını ispat için) dört şahid getirmeyenlere seksen değnek vurun ve artık onların şahitliğini asla kabul etmeyin. Onlar yoldan çıkmış kimselerdir.”&nbsp;</strong>(Nûr, 24/4).</div>
</blockquote>
<div style="background-color: white; color: #8e8e8e; font-family: &quot;Open Sans&quot;, sans-serif; font-size: 14px; margin-bottom: 20px;">
Namuslu olan erkeğe zina iftirası yapılmasının cezası da seksen değnektir.</div>
<div style="background-color: white; color: #8e8e8e; font-family: &quot;Open Sans&quot;, sans-serif; font-size: 14px; margin-bottom: 20px;">
<strong>5. Yol Kesmenin Cezası:&nbsp;</strong>Yoldan geçen insanların önünü kesen, kuvvet kullanarak geçişi engelleyen ve yolcuların mallarını çalan eşkiyalara ceza uygulanır. Bu konuda Kur’an ayeti meali şöyledir:</div>
<blockquote style="background-color: white; color: #8e8e8e; font-family: &quot;Open Sans&quot;, sans-serif; font-size: 14px; font-style: italic; margin-bottom: 20px; margin-top: 0px; padding-left: 42px;">
<div style="margin-bottom: 20px;">
<strong>“Allah ve Rasûlüne karşı savaşan ve yeryüzünde fesat çıkarmaya çalışanların cezası, ancak öldürülmeleri veya asılmaları, yahut ayak ve ellerinin çaprazlama kesilmesi ya da yeryüzünde başka bir yere sürgün edilmeleridir. Bu dünyada onlar için bir zillettir. Âhirette ise, onlar için büyük bir azap vardır. Ancak kendilerini yakalamanızdan önce tövbe edenler olursa, bilin ki, Allah, “Gafûr’dur, Rahîmdir” çok bağışlayan ve çok merhamet edendir.”</strong>&nbsp;(Mâide, 5/33, 34).</div>
</blockquote>
<div style="background-color: white; color: #8e8e8e; font-family: &quot;Open Sans&quot;, sans-serif; font-size: 14px; margin-bottom: 20px;">
Soygun yapıp adam öldüren katil öldürülür ve ibret olması için asılır.</div>
<div style="background-color: white; color: #8e8e8e; font-family: &quot;Open Sans&quot;, sans-serif; font-size: 14px; margin-bottom: 20px;">
Soygun yapmayan ancak adam öldüren katil öldürülür ancak asılmaz.</div>
<div style="background-color: white; color: #8e8e8e; font-family: &quot;Open Sans&quot;, sans-serif; font-size: 14px; margin-bottom: 20px;">
Adam öldürmeyen ancak soygun yapan hırsızın çapraz bir şekilde eli ve ayağı kesilir.</div>
<div style="background-color: white; color: #8e8e8e; font-family: &quot;Open Sans&quot;, sans-serif; font-size: 14px; margin-bottom: 20px;">
Adam öldürmeyen, soygun yapmayan ancak insanları korkutan kişilere “sürgün cezası” uygulanır.</div>
<div style="background-color: white; color: #8e8e8e; font-family: &quot;Open Sans&quot;, sans-serif; font-size: 14px; margin-bottom: 20px;">
Had cezalarının uygulanması konusunda gevşeklik gösterilmemelidir. Bir hadis-i şerif meali şöyledir:</div>
<blockquote style="background-color: white; color: #8e8e8e; font-family: &quot;Open Sans&quot;, sans-serif; font-size: 14px; font-style: italic; margin-bottom: 20px; margin-top: 0px; padding-left: 42px;">
<div style="margin-bottom: 20px;">
<strong>“Allah’ın yasaklarına uyan kimseyle o yasakları (hududu) ihlâl eden kimse, bir gemiye binip, kur’a çekerek bir kısmı alt kata bir kısmı üst kata yerleşen topluluk gibidir. Aşağı katta olanlar su almak istedikleri zaman yukarı katta olanlara gidip: “Sizi zarara sokmadan biz kendi katımızda bir delik açsak!..” derler. Eğer yukarıdakiler onları serbest bırakırsa hepsi helâk olur, mani olursa hepsi kurtulur.”</strong>&nbsp;(et-Terğib ve’t-Terhib, 4/25, 27).</div>
</blockquote>
<div style="background-color: white; font-family: &quot;open sans&quot;, sans-serif; margin-bottom: 20px;">
<div style="color: #8e8e8e; font-size: 14px;">
<strong>Ta’zir Cezaları:</strong>&nbsp;Kur’an ve sünnette tayin edilmemiş, hâkimin takdirine bırakılmış olan hapis, teşhir, sürgün gibi cezalardır.</div>
<div style="color: #8e8e8e; font-size: 14px;">
</div>
<p><b>İslamiyetin kadına verdiği haklar nelerdir?</b></p>
<h4 class="toggle_title" style="cursor: pointer; font-family: &quot;Open Sans&quot;, sans-serif; line-height: 1.3em; margin-bottom: 10px; margin-top: 0px; padding: 9px 0px;">
Nafaka (Barınma, Yiyecek, Giyecek, Tedavi Masraflarının Karşılanması) Hakkı;</h4>
<div>
<div style="color: #8e8e8e; font-family: &quot;Open Sans&quot;, sans-serif; font-size: 14px; margin-bottom: 20px;">
İnsanlar yaşayacakları eve, yiyecek ve giyeceklere, hastalandıkları zaman tedavi edilmeye ihtiyaç duyarlar. Bir kadın evlendiği zaman onun ev, yiyecek, giyecek, tedavi masraflarını karşılamakla mükellef olan kocasıdır. Koca, evlendikten sonra karısının nafakasını karşılamaz ise ve kadın kocasından bu sebeple boşanmak isterse kadının boşanma isteği olumlu bir şekilde sonuçlanır.</div>
<blockquote style="color: #8e8e8e; font-family: &quot;Open Sans&quot;, sans-serif; font-size: 14px; font-style: italic; margin-bottom: 20px; margin-top: 0px; padding-left: 42px;">
<div style="margin-bottom: 20px;">
İnsanların en hayırlısı Peygamberimiz Hazreti Muhammed (Sav) Veda Hutbesinde şöyle buyurmuştur:<strong>&nbsp;</strong></div>
<div style="margin-bottom: 20px;">
<strong>Şunu bilin ki, sizin kadınlar üzerinde haklarınız olduğu gibi onların da sizin üzerinizde hakları vardır.</strong></div>
<div style="margin-bottom: 20px;">
<strong>Sizin onlar üzerindeki haklarınız, yatağınızı yabancılardan korumaları, istemediğiniz kimseleri evinize almamalarıdır.</strong></div>
<div style="margin-bottom: 20px;">
<strong>Onların sizin üzerinizdeki hakları ise, giyim kuşam ve yeme içme konularında kendilerine iyi imkânlar sağlamanızdır.”</strong></div>
<div style="margin-bottom: 20px;">
Tirmizî, Radâ` 11. Ayrıca bk. İbni Mâce, Nikâh 3</div>
<div style="margin-bottom: 20px;">
<strong>“…Onların (annelerin) yiyeceği, giyeceği, örfe uygun olarak babaya aittir…”</strong>&nbsp;Bakara Suresi 233. Ayeti Meali</div>
</blockquote>
<div style="color: #8e8e8e; font-family: &quot;Open Sans&quot;, sans-serif; font-size: 14px; margin-bottom: 20px;">
Kadınların biri yazlık, diğeri de kışlık olarak yılda en az iki kat elbise edinme hakkı vardır. Kadınların giyecek hakları içerisinde yorgan, çarşaf, yastık, döşek de mevcuttur. Kocalar bu malların masraflarını karşılamak konusunda sorumludur. Kadınların kötü komşulu olmayan, ırzlarının, canlarının, mallarının güvende olacağı, eşinden ve çocuklarından başkasının misafir olarak gelebileceği, sosyal durumlarına uygun eşyaları bulunan, karı koca hayatı yaşamaya elverişli bir meskende oturma hakları vardır. Kadınlar ayrıca bakıma muhtaç olurlar ise veya onların sosyal seviye bakımından benzeri olan kadınların hizmetçileri bulunur ise o kadınların da hizmetçi tutma hakları vardır. Bir hadis-i şerif meali şöyledir:</div>
<blockquote style="color: #8e8e8e; font-family: &quot;Open Sans&quot;, sans-serif; font-size: 14px; font-style: italic; margin-bottom: 20px; margin-top: 0px; padding-left: 42px;">
<div style="margin-bottom: 20px;">
<strong>Hz. Âişe (r.anha)’dan şöyle dediği rivayet edilmiştir.&nbsp;</strong><strong>Ebû Süfyanın karısı Hind b. Utbe Rasûlüllah’ın huzuruna girdi ve “Ey Allah’ın elçisi, gerçekten Ebû Süfyan çok cimri bir adamdır. Bana kendime ve çocuklarıma yetecek kadar nafaka vermiyor. Onun malından haberi olmaksızın bir şey alırsam, bana günah var mıdır?” dedi. Rasûlüllah (Sav); “Onun malından sana ve çocuklarına yetecek kadarını ma’ruf şekilde al.” Buyurdu.</strong>&nbsp;(Buhârî, Büyû’, 95; Nesâî, Kudât, 31; İbn Mâce, Ticârât, 65)</div>
</blockquote>
<div style="color: #8e8e8e; font-family: &quot;Open Sans&quot;, sans-serif; font-size: 14px; margin-bottom: 20px;">
Bu hadis-i şerif gösterir ki; erkek, karısı ve çocuklarının nafakasını vermek zorundadır. Kız çocuklarının geçimi onlar evleninceye kadar babaya aittir. Kadın ihtiyaç duyar ise kocasıyla aylık nafaka miktarında anlaşabilirler. Eğer kadın bu miktarın yetmediğini anlar ise kocasından bu miktarın arttırılmasını ister. Eğer koca bu isteği kabul etmez ise kadın mahkemeye başvurabilir.</div>
<div style="color: #8e8e8e; font-family: &quot;Open Sans&quot;, sans-serif; font-size: 14px; margin-bottom: 20px;">
Ayrıca evlilik, dönülebilir veya kesin boşama ile sona erdiğinde kadın iddet süresi boyunca nafaka hakkına sahiptir. İddet süresi boyunca kadının boşandığı erkek eski karısının geçimini sağlamak zorundadır.</div>
<h4 class="toggle_title active_toggle" style="cursor: pointer; font-family: &quot;Open Sans&quot;, sans-serif; line-height: 1.3em; margin-bottom: 10px; margin-top: 0px; padding: 9px 0px;">
Mehir Hakkı</h4>
</div>
<div>
<div style="color: #8e8e8e; font-family: &quot;Open Sans&quot;, sans-serif; font-size: 14px; margin-bottom: 20px;">
Mehir, erkeğin evlenirken kıza vermesi gereken mal veya menfaattir. Kadın gönül rızası ile bu hakkından vazgeçmedikçe erkeğin nikahlı karısına mehir vermesi gerekir. Aksi takdirde erkek hem günahkar olur hem de kul hakkı yemiş olur. Kadın mehir olarak aldığı malı meşru dairede istediği gibi harcayabilir. Kadın o mal ile ticaret yapabilir, o mal ile şirket kurabilir, o malı hayır işlerinde kullanabilir.</div>
<blockquote style="color: #8e8e8e; font-family: &quot;Open Sans&quot;, sans-serif; font-size: 14px; font-style: italic; margin-bottom: 20px; margin-top: 0px; padding-left: 42px;">
<div style="margin-bottom: 20px;">
<strong>“Aldığınız kadınların mehirlerini yürekten isteyerek ve Allah’ın bir atiyyesi olarak verin.”</strong></div>
<div style="margin-bottom: 20px;">
Nisa Suresi 4. Ayeti Meali</div>
</blockquote>
<h4 class="toggle_title" style="cursor: pointer; font-family: &quot;Open Sans&quot;, sans-serif; line-height: 1.3em; margin-bottom: 10px; margin-top: 0px; padding: 9px 0px;">
Eğitim Hakkı</h4>
<div>
Kadınlar da eğitim alma hakkına sahiptirler. Kadınlar gelecek nesillerin anneleridir. Gelecek nesiller ilk önemli eğitimini annelerden alırlar. Annelerin cahil olması sadece çocukların değil, ülkenin ve Dünya’nın geleceğini de tehdit eder. Bu sebeple Peygamber Efendimiz (Sav) kadınların eğitimine önem vermiştir. Kur’an ve Sünnet’te hem kadınlar, hem de erkekler için ilim öğrenmek teşvik edilmiştir. Hatta en çok hadis rivayet eden, İslamiyet’i bize en çok öğreten sahabilerden biri Hazreti Ayşe’dir. Onun gibi müçtehit kadın sahabeler de var idi.</div>
<div>
</div>
<div>
<h4 class="toggle_title" style="cursor: pointer; font-family: &quot;Open Sans&quot;, sans-serif; line-height: 1.3em; margin-bottom: 10px; margin-top: 0px; padding: 9px 0px;">
Çalışma, Ticaret Yapma, Şirket Kurma Hakkı</h4>
</div>
<p>&nbsp;Kadın, ev içinde veya ev dışında çalışma hakkına sahiptir. Kadın, ev ihtiyaçlarını karşılama konusunda kocasına yardım edebilir. Kadın, ticaret ve borçlar hukuku alanında erkeklerin sahip olduğu hak ve yetkilere sahiptir.</p>
<blockquote style="color: #8e8e8e; font-family: &quot;Open Sans&quot;, sans-serif; font-size: 14px; font-style: italic; margin-bottom: 20px; margin-top: 0px; padding-left: 42px;">
<div style="margin-bottom: 20px;">
<strong>“Allah’ın, kiminizi kiminize üstün kılmaya vesile yaptığı şeyleri (haset ederek) arzu edip durmayın. Erkeklere kazandıklarından bir pay vardır. Kadınlara da kazandıklarından bir pay vardır. Allah’tan, O’nun lütfunu isteyin. Şüphesiz Allah, her şeyi hakkıyla bilendir.”</strong></div>
<div style="margin-bottom: 20px;">
Nisâ Suresi 32. Ayeti Meali</div>
</blockquote>
<div style="color: #8e8e8e; font-family: &quot;Open Sans&quot;, sans-serif; font-size: 14px; margin-bottom: 20px;">
Üstte verilen ayette de görülüyor ki; kadınların çalışması yasaklanmamıştır. Bir başka ayet meali de şöyledir:</div>
<blockquote style="color: #8e8e8e; font-family: &quot;Open Sans&quot;, sans-serif; font-size: 14px; font-style: italic; margin-bottom: 20px; margin-top: 0px; padding-left: 42px;">
<div style="margin-bottom: 20px;">
<strong>“Ey iman edenler! Mallarınızı aranızda batıl yollarla yemeyin. Ancak karşılıklı rıza ile yapılan ticaretle olursa başka. Kendinizi helâk etmeyin. Şüphesiz Allah, size karşı çok merhametlidir.”</strong>&nbsp;Nisâ Suresi 29. Ayeti Meali</div>
</blockquote>
<div style="color: #8e8e8e; font-family: &quot;Open Sans&quot;, sans-serif; font-size: 14px; margin-bottom: 20px;">
Bu ayette de kadın erkek ayrımı yapılmamıştır. Bir hadis-i şerif meali de şöyledir:</div>
<blockquote style="color: #8e8e8e; font-family: &quot;Open Sans&quot;, sans-serif; font-size: 14px; font-style: italic; margin-bottom: 20px; margin-top: 0px; padding-left: 42px;">
<div style="margin-bottom: 20px;">
<strong>“Sizden herhangi birinizin ipini alıp da dağdan sırtına bir bağ odun yüklenerek getirip satması, dilenmesinden daha hayırlıdır.”</strong>&nbsp;Buhârî, Büyû’ 5</div>
</blockquote>
<div style="color: #8e8e8e; font-family: &quot;Open Sans&quot;, sans-serif; font-size: 14px; margin-bottom: 20px;">
Görülüyor ki; bu hadis-i şerifte kadın erkek ayrımı söz konusu değildir. Ancak erkek de kadın da çalışırken harama girmemelidir. Kadın çalışırken tesettürüne dikkat etmelidir. Kadının ciddiyeti hafife alınmamalıdır. İş yerinde başka insanlar da bulunmalı ve kadın erkek baş başa kalmamalıdır. Kadın ve erkeğin baş başa kalması zinaya yaklaşmadır, kötü hislerin uyanmasına vesiledir.</div>
<h4 class="toggle_title active_toggle" style="cursor: pointer; font-family: &quot;Open Sans&quot;, sans-serif; line-height: 1.3em; margin-bottom: 10px; margin-top: 0px; padding: 9px 0px;">
Kanun Önünde Eşitçe Muamele Görme Hakkı</h4>
</div>
<div>
İslam’da Müslüman ile gayrimüslim mahkeme önünde eşit olarak yargılanır. Halife Hazreti Ali bir Yahudi ile mahkemeye çıkmıştır. Müslüman bir erkek ile Müslüman bir kadın elbette eşit olarak yargılanır.</div>
<div>
<h4 class="toggle_title" style="cursor: pointer; font-family: &quot;Open Sans&quot;, sans-serif; line-height: 1.3em; margin-bottom: 10px; margin-top: 0px; padding: 9px 0px;">
Miras Hakkı</h4>
</div>
<div>
<div style="color: #8e8e8e; font-family: &quot;Open Sans&quot;, sans-serif; font-size: 14px; margin-bottom: 20px;">
Kadın, tek erkek kardeşi ile mirasçı olduğunda erkek kardeşinin yarı hissesini alır. Bu durumun adaletsizlikle hiçbir ilgisi yoktur. Hatta bu durumun aksi olduğu zaman adaletsizlik &nbsp;olur.</div>
<div style="color: #8e8e8e; font-family: &quot;Open Sans&quot;, sans-serif; font-size: 14px; margin-bottom: 20px;">
<strong>Şeriattaki Miras Taksiminin Hikmetleri</strong></div>
<div style="color: #8e8e8e; font-family: &quot;Open Sans&quot;, sans-serif; font-size: 14px; margin-bottom: 20px;">
<strong>Birincisi:</strong>&nbsp;Evi geçindirmekle yükümlü olan erkektir. Kadının, kendisinden başkalarını geçindirme zorunluluğu yoktur. Erkeğin bu sebeple mirastan daha fazla pay alması doğaldır.</div>
<div style="color: #8e8e8e; font-family: &quot;Open Sans&quot;, sans-serif; font-size: 14px; margin-bottom: 20px;">
Kadın, kendi mal varlığında, meşru dairede istediği gibi tasarruf edebilme hakkına sahiptir. Kadın zengin olsa bile ailenin harcamalarına katılmak zorunda değildir. Erkek ise karısını ve çocuklarını da geçindirmek zorundadır. Eğer erkeğe ve kadına eşit miktarda pay verilirse o zaman dengesizlik, adaletsizlik söz konusu olur.</div>
<div style="color: #8e8e8e; font-family: &quot;Open Sans&quot;, sans-serif; font-size: 14px; margin-bottom: 20px;">
<strong>İkincisi:</strong>&nbsp;Bekar olan kız kardeş babasından aldığı miras ile geçinemiyor ise erkek kardeşi ona bakmak mecburiyetindedir.</div>
<div style="color: #8e8e8e; font-family: &quot;Open Sans&quot;, sans-serif; font-size: 14px; margin-bottom: 20px;">
<strong>Üçüncüsü:</strong>&nbsp;Erkek kardeşinden daha az miktarda mirastan pay alan kadın evlendiğinde kocasından mehir alır. Bunun yanında kocasının aldığı miras payı da vardır. Kadın hem kendi ailesinden hem de kocasının ailesinden gelen miras payından yararlanabilir.</div>
<div style="color: #8e8e8e; font-family: &quot;Open Sans&quot;, sans-serif; font-size: 14px; margin-bottom: 20px;">
<strong>Dördüncüsü:</strong>&nbsp;Konunun psikolojik boyutu da vardır. Şeriata göre olan miras taksimi ile kardeşler arasındaki haset tehlikesi giderilir.</div>
<blockquote style="color: #8e8e8e; font-family: &quot;Open Sans&quot;, sans-serif; font-size: 14px; font-style: italic; margin-bottom: 20px; margin-top: 0px; padding-left: 42px;">
<div style="margin-bottom: 20px;">
“Kardeşinden rekabetsiz, hasetsiz bir merhamet ve himaye görür. Kardeşi ona, hanedanımızın yarısını bozacak ve malımızın mühim bir kısmını ellerin eline verecek bir rakip nazarıyla bakmaz.”</div>
<div style="margin-bottom: 20px;">
Sözler (Risale-i Nur)</div>
</blockquote>
<div style="color: #8e8e8e; font-family: &quot;Open Sans&quot;, sans-serif; font-size: 14px; margin-bottom: 20px;">
<strong>Beşincisi:</strong>&nbsp;Baba, malının yarısının kızına gitmesi ve kızının da evlenmesi ile malının yarısının yabancı birine gitmesi düşüncesi sebebiyle kızına hiddet edebilirdi. Kur’an’ın getirdiği miras taksimi ise babanın kızına olan merhamet hissinin zayıflamasına da izin vermez. Daha bunlar gibi pek çok hikmetler sayılabilir. Görülüyor ki; Kur’an’ın getirdiği miras taksimi adalettir.</div>
<div style="color: #8e8e8e; font-family: &quot;Open Sans&quot;, sans-serif; margin-bottom: 20px;">
<a href="https://www.ateistlerecevap.org/2017/04/mirasta-neden-kadna-bir-erkege-iki.html" target="_blank" rel="noopener noreferrer" data-wpel-link="internal">Mirasta Kadına bir erkeğe iki hisse verilmesinin sebebi ile ilgili yazımız için buraya tıklayın.</a></div>
<h4 class="toggle_title" style="cursor: pointer; font-family: &quot;Open Sans&quot;, sans-serif; line-height: 1.3em; margin-bottom: 10px; margin-top: 0px; padding: 9px 0px;">
Boşanma Hakkı</h4>
</div>
<div>
<div style="color: #8e8e8e; font-family: &quot;Open Sans&quot;, sans-serif; font-size: 14px; margin-bottom: 20px;">
<strong>Kadının boşanma hakkı&nbsp;</strong>vardır. Kadın şu şekillerde boşanma hakkını kullanabilir:</div>
<div style="color: #8e8e8e; font-family: &quot;Open Sans&quot;, sans-serif; font-size: 14px; margin-bottom: 20px;">
<strong>Birincisi:</strong>&nbsp;Koca, karısına boşama yetkisi verebilir. Buna “tefviz-i talâk” denir.</div>
<div style="color: #8e8e8e; font-family: &quot;Open Sans&quot;, sans-serif; font-size: 14px; margin-bottom: 20px;">
<strong>İkincisi:</strong>&nbsp;Evlilik sözleşmesi yapılırken kadın boşama hakkının kendisine de tanınmasını şart koşabilir.</div>
<div style="color: #8e8e8e; font-family: &quot;Open Sans&quot;, sans-serif; font-size: 14px; margin-bottom: 20px;">
<strong>Üçüncüsü:</strong>&nbsp;Kocanın cinsel iktidarsızlığı, akıl hastalığı, bulaşıcı hastalığı gibi durumlarda kadın, hâkime başvurabilir ve hâkim de karı kocayı ayırır.</div>
<div style="color: #8e8e8e; font-family: &quot;Open Sans&quot;, sans-serif; font-size: 14px; margin-bottom: 20px;">
<strong>Dördüncüsü:</strong>&nbsp;Kadın kocasına boşanma teklifi yapabilir. Kocası da rıza gösterirse boşanabilirler.</div>
<div style="color: #8e8e8e; font-family: &quot;Open Sans&quot;, sans-serif; font-size: 14px; margin-bottom: 20px;">
<strong>Beşincisi:</strong>&nbsp;Kadının mehir hakkı, iddet nafakası, meskeninin erkek tarafından karşılanması gibi hakları vardır. Eğer kadın bu haklarından vazgeçerse geçimsizlik gibi sebeplerle ayrılma isteğinde bulunabilir. Tarihte boşanmalar çoğunlukla bu şekilde olmuştur.</div>
<div style="color: #8e8e8e; font-family: &quot;Open Sans&quot;, sans-serif; font-size: 14px; margin-bottom: 20px;">
<strong>Doğrudan boşanma hakkı ise erkeğe verilmiştir. Her konuda olduğu gibi bu konuda da pek çok hikmet mevcuttur. Kadınlara doğrudan boşama hakkı verilmemesinin bazı hikmetleri:</strong></div>
<div style="color: #8e8e8e; font-family: &quot;Open Sans&quot;, sans-serif; font-size: 14px; margin-bottom: 20px;">
<strong>Birincisi:</strong>&nbsp;Eğer kadına da doğrudan boşama hakkı verilse idi boşanma meselesi daha çok gündeme gelebilirdi. Bu durum ise ailedeki huzurun bozulmasına yol açabilirdi ve eşler arasındaki sevginin azalmasına sebep olabilirdi. Amerika, Avrupa ve Türkiyedeki boşanma sayılarının ve boşanma oranlarının yüksekliğini görüp de İslamiyet’in boşanma hakkındaki hükümlerini eleştirenlere Amerika, Avrupa ve Türkiye’deki boşanma istatistikleri tokat gibi bir cevaptır.</div>
<div style="color: #8e8e8e; font-family: &quot;Open Sans&quot;, sans-serif; font-size: 14px; margin-bottom: 20px;">
<strong>İkincisi:</strong>&nbsp;Kadın, erkekten daha duygusal, daha hassastır. Annenin yavrusuna olan şefkat hissi çok keskindir. Kadın çoğunlukla erkekten daha uzun süreli aşk acısı çeker. Bu duygusallık meşru dairedeki ölçüsünü aştığında kötü davranışlar meydana gelir. Mesela bir anne, çocuğuna olan aşırı şefkatten dolayı namazı terk etse kendisine verilen bu şefkat hissini yanlış bir şekilde kullanmış olur. İşte kadının fıtratındaki duygusallık sebebiyle eğer kadına doğrudan boşanma hakkı verilse kadın boşanma meselesini sık sık gündeme getirebilir. Bu durum ise ailedeki huzuru bozar.</div>
<div style="color: #8e8e8e; font-family: &quot;Open Sans&quot;, sans-serif; font-size: 14px; margin-bottom: 20px;">
<strong>Üçüncüsü:</strong>&nbsp;Evin geçiminden sorumlu olan erkektir. Erkek, eşine ve çocuklarına bakmak zorundadır. Bir ülkede de devlet başkanı halkının idaresinden sorumludur. Devlet başkanının bulunduğu konum gereği ülke işleri konusunda karar verme yetkisi vardır. Cami imamının da namazda önce davranma yetkisi vardır. Cemaat imamdan önce hareket edemez. İşte aile geçiminde de erkeğe belli ayrıcalıklar verilmiştir. Doğrudan boşama hakkı da bu ayrıcalıklardan biridir. Ancak bu ayrıcalık her erkeğin manevi mertebe bakımından her kadından üstün olduğu anlamına gelmez. Erkeğe belirli ayrıcalıklar verildiği gibi kadınlara verilmeyen belirli mesuliyetler, yükler de verilmiştir.</div>
<h4 class="toggle_title" style="cursor: pointer; font-family: &quot;Open Sans&quot;, sans-serif; line-height: 1.3em; margin-bottom: 10px; margin-top: 0px; padding: 9px 0px;">
Evleneceği Eşi Seçme ve Nikah Akdini Bizzat Yapma Hakkı</h4>
</div>
<div>
<div style="color: #8e8e8e; font-family: &quot;Open Sans&quot;, sans-serif; font-size: 14px; margin-bottom: 20px;">
Hanefi mezhebine göre büluğ çağına gelmiş kız veya erkek, velisinin rızası olmasa bile evlenme ve nikah akdini bizzat yapma hakkına sahiptir. &nbsp;Ancak Şafii, Maliki ve Hanbeli mezheplerinin görüşüne göre velinin izni alınması gerekir. Yoksa nikah geçersiz olur.</div>
<div style="color: #8e8e8e; font-family: &quot;Open Sans&quot;, sans-serif; font-size: 14px; margin-bottom: 20px;">
Hanefi mezhebinin kurucusu olan Ebû Hanîfe’ye göre bulûğ çağına ulaşmış olan bir kızı hiçbir kimse zorla evlendiremez.</div>
<blockquote style="color: #8e8e8e; font-family: &quot;Open Sans&quot;, sans-serif; font-size: 14px; font-style: italic; margin-bottom: 20px; margin-top: 0px; padding-left: 42px;">
<div style="margin-bottom: 20px;">
<strong>Peygamberimiz (Sav): “Açıkça izin alınmadan dul kadın, rızası anlaşılmadan bekâr kız evlendirilemez.” buyurmuş, “Onun rızası nasıl anlaşılır?” sorusuna da “sükûtu ile” cevabını vermiştir.</strong>&nbsp;(Buhârî, Nikâh, 40)</div>
<div style="margin-bottom: 20px;">
<strong>Peygamber Efendimiz Hazreti Muhammed (Sav) zamanında Hidame’nin kızı Hansa: “Babam itibarını arttırmak için beni kardeşinin oğlu ile evlendirdi. Ben ise istemiyorum.” diyerek babasını şikayet eder. Peygamber Efendimiz de kızın babasını çağırtır ve evlenme yetkisini kıza verir. Bundan sonra ise Hz. Hansâ, Resulullaha şöyle der: “Yâ Resulallah! Ben babamın yaptığı bu nikâhı kabul ediyorum, ancak babaların, kızlarına evlilikte böyle yetkisinin olmadığını bildirmek istedim.”</strong>&nbsp;(Neseî, Nikâh: 36)</div>
</blockquote>
<h4 class="toggle_title" style="cursor: pointer; font-family: &quot;Open Sans&quot;, sans-serif; line-height: 1.3em; margin-bottom: 10px; margin-top: 0px; padding: 9px 0px;">
Kocasından İyi Davranış Görme Hakkı</h4>
<p>&nbsp;İnsanların en hayırlısı Peygamberimiz (Sav) şöyle buyurdu:</p>
<blockquote style="color: #8e8e8e; font-family: &quot;Open Sans&quot;, sans-serif; font-size: 14px; font-style: italic; margin-bottom: 20px; margin-top: 0px; padding-left: 42px;">
<div style="margin-bottom: 20px;">
<strong>“Erkeğin en hayırlısı, kadına en iyi davranandır.”&nbsp;</strong>(Buhâri, nikâh 43; Müslim, fedâil 68)</div>
</blockquote>
<div style="color: #8e8e8e; font-family: &quot;Open Sans&quot;, sans-serif; font-size: 14px; margin-bottom: 20px;">
Koca, karısını aşağılayamaz, ona hakaret edemez. Koca, karısına darılıp onu evinde yalnız bırakamaz. Koca karısıyla şakalaşmalı, onunla eğlenmeli ve onu eğlendirmelidir. Kadın haksız yere kocasına isyan etmedikçe kocası karısını sudan bahaneler uydurarak dövemez.</div>
<h4 class="toggle_title" style="cursor: pointer; font-family: &quot;Open Sans&quot;, sans-serif; line-height: 1.3em; margin-bottom: 10px; margin-top: 0px; padding: 9px 0px;">
Kocasını veya Başkasını Şikayet Etme Hakkı</h4>
</div>
<div>
<div style="color: #8e8e8e; font-family: &quot;Open Sans&quot;, sans-serif; font-size: 14px; margin-bottom: 20px;">
Kocaları veya başkaları tarafından haksızlığa uğratılan kadınlar bu haksızlıkları ilgili kişilere şikayet edebilirler. Bu konuda Kur’an ayeti vardır.</div>
<blockquote style="color: #8e8e8e; font-family: &quot;Open Sans&quot;, sans-serif; font-size: 14px; font-style: italic; margin-bottom: 20px; margin-top: 0px; padding-left: 42px;">
<div style="margin-bottom: 20px;">
<strong>“Allah, kocası hakkında seninle tartışan ve Allah’a şikâyette bulunan kadının sözünü işitmiştir. Allah, sizin sürdürdüğünüz konuşmayı (zaten) işitmekteydi. Şüphesiz Allah hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir.”&nbsp;</strong>Mücâdele Suresi 1. Ayeti Meali<strong><i><br /></i></strong></div>
</blockquote>
<div style="color: #8e8e8e; font-family: &quot;Open Sans&quot;, sans-serif; font-size: 14px; margin-bottom: 20px;">
Mesela koca, eve bakmaktan vazgeçer veya parası olduğu halde cimri davranarak harcama yapmaz ise kadın, kocasını şikayet edebilir.</div>
<h4 class="toggle_title" style="cursor: pointer; font-family: &quot;Open Sans&quot;, sans-serif; line-height: 1.3em; margin-bottom: 10px; margin-top: 0px; padding: 9px 0px;">
Kocası Tarafından Ani Baskınlarla Rahatsız Edilmeme Hakkı</h4>
</div>
<div>
<div style="color: #8e8e8e; font-family: &quot;Open Sans&quot;, sans-serif; font-size: 14px; margin-bottom: 20px;">
Bir koca, kıskançlığın meşru dairedeki ölçüsünü aşar ve gereksiz şüpheler sonucunda eve aniden girip karısını rahatsız ederse karısına haksızlık etmiş olur. Ayrıca şu nokta da vardır: Eşinden uzun zaman ayrı kalan bir koca, karısına haber vermeden gece ansızın eve giremez. Peygamber Efendimiz (Sav) eşinden uzun zaman ayrı kalan kocanın eşine haber vermeden ansızın gece vakti eve girmesini yasaklamıştır çünkü kadının kocasına karşı süslenme, koltuk altı ve etek traşı olma için zamanı olmalıdır. Ayrıca kocanın gece ansızın eve girmesi karısının ihanetinden şüphelendiği anlamına gelebilir.</div>
<div style="color: #8e8e8e; font-family: &quot;Open Sans&quot;, sans-serif; font-size: 14px; margin-bottom: 20px;">
Peygamber Efendimiz (Sav) şöyle buyurmuştur:</div>
<div style="color: #8e8e8e; font-family: &quot;Open Sans&quot;, sans-serif; font-size: 14px; margin-bottom: 20px;">
<strong>“(Uzaklardan) geceleyin geldiğinde hanımının&nbsp;yanına girme ki, bıçak kullanıp tıraş olsun, dağınıksa tarasın (gelişine hazırlansın).”</strong>&nbsp;Buhârî, nikâh 121,122; Müslim, radâ’ 58, imâret 181,182; Dârimî, nikâh 32, cihâd 163; Müsned NI/298.</div>
<h4 class="toggle_title" style="cursor: pointer; font-family: &quot;Open Sans&quot;, sans-serif; line-height: 1.3em; margin-bottom: 10px; margin-top: 0px; padding: 9px 0px;">
Hizmetçi Tutma Hakkı</h4>
</div>
<div>
<div class="toggle_wrap toggle_closed toggle_active" style="background-attachment: initial !important; background-clip: initial !important; background-image: initial !important; background-origin: initial !important; background-position: initial !important; background-repeat: initial !important; background-size: initial !important; border: 1px solid rgb(234, 234, 234); color: #8e8e8e; font-family: &quot;Open Sans&quot;, sans-serif; font-size: 14px; margin-bottom: 5px; padding: 0px 10px; position: relative;">
<div class="toggle_content" style="margin-top: 10px; padding: 0px 12px;">
<div style="margin-bottom: 20px;">
Eğer kadın bakıma muhtaç ise veya kadının sosyal seviyesi benzer olan kadınların hizmetçisi bulunur ise o durumlarda kadın kocasından hizmetçi isteyebilir. Örfe göre kadınların yapması gereken, yapmaz ise ayıplanan ev işleri vardır. Kadın, yapmasa ayıplanmayacak ev işlerini yapmak zorunda değildir.</div>
</div>
</div>
<div class="toggle_wrap toggle_closed " style="background: rgb(244, 244, 244); border: 1px solid rgb(234, 234, 234); font-family: &quot;Open Sans&quot;, sans-serif; margin-bottom: 5px; padding: 0px 10px; position: relative;">
<h4 class="toggle_title active_toggle" style="cursor: pointer; line-height: 1.3em; margin-bottom: 10px; margin-top: 0px; padding: 9px 0px;">
Haftada Bir Kez Anne Babasını Ziyaret Etme Hakkı</h4>
<div>
Kadın, aynı şehirde bulunan anne ve babasını, anne ve babası kafir olsa bile, haftada bir kez ziyaret etme hakkına sahiptir. Koca, karısının bu hakkını elinden alamaz.</div>
</div>
</div>
</div>
<p>Alt tarafta Kadınlar ile ilgili daha önce yazdığımız yazılarmız mevcut istediğinizi seçebilirsiniz.</p>
<p><a class="myButton" href="https://www.ateistlerecevap.org/2017/04/sahitlikte-iki-kadinin-bir-erkege-denk.html" data-wpel-link="internal">Şahitlikte iki kadının bir erkeğe denk tutulması</a><br />
<a class="myButton" href="https://www.ateistlerecevap.org/2017/04/mirasta-neden-kadna-bir-erkege-iki.html" data-wpel-link="internal">Mirasta neden kadına bir erkeğe iki hisse veriliyor?</a><br />
<a class="myButton" href="https://www.ateistlerecevap.org/2017/04/islamda-cok-eslilik-bir-erkegin-dort.html" data-wpel-link="internal">Neden bir erkeğin dört kadınla evlenmesine izin veriliyor?</a><br />
<a class="myButton" href="https://www.ateistlerecevap.org/2017/02/erkekler-cennette-huri-alrken-kadnlar.html" data-wpel-link="internal">Erkekler cennete huri alırken kadınlar ne alacak?</a><br />
<a class="myButton" href="https://www.ateistlerecevap.org/2017/01/kadnn-islamdaki-yeri-nedir.html" data-wpel-link="internal">Kadının İslam&#8217;da ki yeri nedir?</a><br />
<a class="myButton" href="https://www.ateistlerecevap.org/2017/04/islamda-kucuk-yasta-evlillik.html" data-wpel-link="internal">İslam&#8217;da küçük yaşta evlilik var mıdır?</a><br />
<a class="myButton" href="https://www.ateistlerecevap.org/2017/05/islam-dini-kadnlar-dovulmesine-izin.html" data-wpel-link="internal">İslam dini kadınların dövülmesine izin mi veriyor?</a><br />
<a class="myButton" href="https://www.ateistlerecevap.org/2017/05/islama-gore-kadn-calsabilir-mi.html" data-wpel-link="internal">İslam&#8217;a göre kadın çalışabilir mi?</a><br />
<a class="myButton" href="https://www.ateistlerecevap.org/2017/01/peygamber-efendimizin-cok-evlenmesinin.html" data-wpel-link="internal">Hz.Muhammed(s.a.v) neden çok eşlilik yapmıştır?</a><br />
<br />
<b><br /></b><br />
</p>
<div class="separator" style="clear: both; text-align: center;">
<iframe loading="lazy" allowfullscreen="" class="YOUTUBE-iframe-video" data-thumbnail-src="https://i.ytimg.com/vi/oolkJ0nWSQw/0.jpg" frameborder="0" height="366" src="https://www.youtube.com/embed/oolkJ0nWSQw?feature=player_embedded" width="520"></iframe></div>
<div class="separator" style="clear: both; text-align: center;">
</div>
<p>&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;<iframe loading="lazy" allowfullscreen="" class="YOUTUBE-iframe-video" data-thumbnail-src="https://i.ytimg.com/vi/w4LzsMFsMJ0/0.jpg" frameborder="0" height="366" src="https://www.youtube.com/embed/w4LzsMFsMJ0?feature=player_embedded" width="520"></iframe></p>
<div class="separator" style="clear: both; text-align: center;">
</div>
<div class="separator" style="clear: both; text-align: center;">
</div>
<p>&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;<iframe loading="lazy" allowfullscreen="" class="YOUTUBE-iframe-video" data-thumbnail-src="https://i.ytimg.com/vi/nIYI53YiU4E/0.jpg" frameborder="0" height="366" src="https://www.youtube.com/embed/nIYI53YiU4E?feature=player_embedded" width="520"></iframe></p>
<div class="separator" style="clear: both; text-align: center;">
<iframe loading="lazy" allowfullscreen="" class="YOUTUBE-iframe-video" data-thumbnail-src="https://i.ytimg.com/vi/CmOKgHIw0qQ/0.jpg" frameborder="0" height="366" src="https://www.youtube.com/embed/CmOKgHIw0qQ?feature=player_embedded" width="520"></iframe></div>
<p></p>The post <a href="https://ateistlerecevap.org/islamda-kadn-haklar-seriat-ve-seria/" data-wpel-link="internal">İslam'da kadın hakları. Şeriat ve şeriat kanunları, cezaları.</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ateistlerecevap.org/islamda-kadn-haklar-seriat-ve-seria/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Şeriat&#039;ta Zinanın cezası nedir? Recm cezası hakkında detaylı bilgi.</title>
		<link>https://ateistlerecevap.org/seriatta-zinann-cezas-nedir-recm-cezas/</link>
					<comments>https://ateistlerecevap.org/seriatta-zinann-cezas-nedir-recm-cezas/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ateistlere Cevaplar]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 06 May 2017 16:58:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sorular]]></category>
		<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.ateistlerecevap.org/?p=53</guid>

					<description><![CDATA[<p>Zina etmek,&#160;bir kadınla nikâhsız veya haksız olarak cinsel temasta bulunmak. Arapça &#8220;zenâ&#8221; fiilinden mastar. Zinanın sözlük ve terim anlamı birdir. Bu da; bir erkeğin kadınla bir akde veya haklı bir sebebe dayanmaksızın önden cinsel temasta bulunmasıdır. Zina eden erkeğe&#160;&#8220;zânî&#8221;&#160;kadına ise&#160;&#8220;zâniye&#8221;&#160;denir.Hanefîler, bir fıkıh terimi olarak zinayı şöyle tarif etmişlerdir:&#160;İslâmî hükümlerle yükümlü bulunan bir erkeğin, kendisine cinsel [&#8230;]</p>
The post <a href="https://ateistlerecevap.org/seriatta-zinann-cezas-nedir-recm-cezas/" data-wpel-link="internal">Şeriat'ta Zinanın cezası nedir? Recm cezası hakkında detaylı bilgi.</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div class="separator" style="clear: both; text-align: center;">
<a href="https://3.bp.blogspot.com/-mr3Woer5VkQ/WQ3-AL55i8I/AAAAAAAAGa0/lrajw9lkct0mdRrLp1cERu_DFglVgQVVgCLcB/s1600/%25C4%25B0slam%2527da%2BK%25C4%25B1sasa%2BK%25C4%25B1sas.K%25C4%25B1sas%25C4%25B1n%2B%25C5%259Fartlar%25C4%25B1nelerdir-Nas%25C4%25B1l%2Buygulan%25C4%25B1r-%2B%25282%2529.png" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;" data-wpel-link="external" rel="nofollow external noopener noreferrer"><img loading="lazy" decoding="async" alt="Şeriat'ta Zinanın cezası nedir? Recm cezası hakkında detaylı bilgi." border="0" height="360" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2017/05/C4B0slam27daKC4B1sasaKC4B1sas.KC4B1sasC4B1nC59FartlarC4B1nelerdir-NasC4B1luygulanC4B1r-28229.png" title="Şeriat'ta Zinanın cezası nedir? Recm cezası hakkında detaylı bilgi." width="640" /></a></div>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
</div>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Zina etmek,&nbsp;bir kadınla nikâhsız veya haksız olarak cinsel temasta bulunmak. Arapça &#8220;zenâ&#8221; fiilinden mastar. Zinanın sözlük ve terim anlamı birdir. Bu da; bir erkeğin kadınla bir akde veya haklı bir sebebe dayanmaksızın önden cinsel temasta bulunmasıdır. Zina eden erkeğe&nbsp;&#8220;zânî&#8221;&nbsp;kadına ise&nbsp;&#8220;zâniye&#8221;&nbsp;denir.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Hanefîler, bir fıkıh terimi olarak zinayı şöyle tarif etmişlerdir:&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">İslâmî hükümlerle yükümlü bulunan bir erkeğin, kendisine cinsel istek duyulacak yaştaki diri bir kadına, İslâm ülkesinde nikâh akdine veya cariyelik gibi haklı bir nedene dayanmaksızın önden cinsel temasda bulunmasıdır.</em><br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Zinada had cezasının uygulanması için, erkeğin cinsel organının en az sünnet yerinin (haşefe) kadının cinsel organına girmiş olması gerekir. Bundan daha azına meselâ; öpmek, sarılmak veya uyluk arasına sürtünmek vb. hareketler haram olmakla birlikte had cezasını gerektirmez.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Küçük çocuk ve akıl hastası yükümlü olmadığı için bunların fiili de kendileri bakımından haddi gerektirmez.</div>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Diğer yandan Ebû Hanîfe&#8217;ye göre erkek veya kadına arkadan temasta bulunmak (livâta) -haram olmakla birlikte- zina hükmünde değildir. Çünkü bu, zina olarak nitelendirilmez. Ebû Yusuf, İmam Muhammed, Şâfiî, Hanbelî ve Mâlikîler aksi görüştedir.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Ölü kadın, hayvan veya ergenlik çağına gelmemiş olan ve kendisine cinsel istek duyamayan kız çocuğu ile temas da -haram olmakla birlikte- zina hükmünde değildir. Çünkü bu gibi temasları selîm fıtrat kabul etmez. Ayrıca erkek veya kadının zinaya zorlanmamış olması da şarttır. Çünkü Raslüllah (s.a.s) şöyle buyurmuştur:</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
&#8220;Ümmetimden hata, unutma ve zorlandıkları şeyin hükmü kaldırıldı.&#8221;&nbsp;(Buhârî, Hudûd, 22; Talâk, II; Ebû Dâvud, Hudûd, 17; Tirmizî, Hudûd, 1; İbn Mâce, Talâk, 15)</div>
</blockquote>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Zinaya zorlanan kadına had cezası gerekmediği konusunda İslâm bilginlerinin görüş birliği vardır. Zinaya zorlanan erkeğe gelince, Şâfiîlere ve Mâlikîlerde tercih edilen görüşe göre böyle bir erkeğe ne had ve ne de ta&#8217;zîr cezası gerekmez. Delil, yukarıdaki hadis ve zorlanma özrünün bulunmasıdır. Ebû Hanîfe&#8217;nin ilk görüşüne göre zinaya zorlama Devlet başkanı tarafından olmuşsa had gerekmez. Devlet başkanından başkası zorlamışsa istihsân&#8217;a göre had uygulanır. Çünkü, zorlama ancak sultan tarafından gerçekleşir. Ebû Hanîfe&#8217;nin istikrar bulan görüşü ise, zorlanana had cezasını uygulamamasıdır. Çünkü bazan erkeğin istek dışı cinsel temasa gücü yetebilir. Ebû Yusuf ve İmam Muhammed&#8217;e göre iki durumda da zorlanana had cezası uygulanmaz. İmam Züfer aksi görüştedir (el-Kâsânî, Bedâyiu&#8217;s-Sanâyi&#8217;, 2. baskı, Beyrut 1394/1974, VII, 34,180; eş-Şirâzi, el-Mühezzeb, Mısır t.y., II, 267; İbn Rüşd, Bidâyetü&#8217;l-Mûctehid, II, 267; İbn Rüşd, Bidâyetû&#8217;l-Müctehid, II, 431; İbn Kudâme, el-Muğnî, 3. baskı, Kahire,1970, VIII,187, 205; Vehbe ez-Zühaylî, el-Fıkhu&#8217;l-İslâmî ve Edilletüh, 2. baskı, Dimaşk 1405/1985, VI, 27 vd.; Ömer Nasuhi Bilmen, Hukuk-ı İslâmiyye ve İstilâhat-ı Fıkhıyye Kamusu, İstanbul 1968, III,197 vd).<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Zina İslâm&#8217;da ve önceki bütün semâvî dinlerde haram ve çok çirkin bir fiil olarak kabul edilmiştir. O büyük günahlardandır. Irz ve neseplere yönelik bir suç olduğu için cezası da hadlerin en şiddetlisidir.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Kur&#8217;ân-ı Kerîm&#8217;de şöyle buyurulur:<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />&#8220;Zinaya yaklaşmayın. Çünkü o, çok çirkin bir iş ve kötü bir yoldur&#8221; (el-İsrâ, 17/32). &#8220;Onlar Allah ile birlikte başka ilaha dua etmezler. Haksız yere, Allah&#8217;ın haram kıldığı kimseyi öldürmezler ve zina da etmezler. Kim bunları yaparsa cezaya çarpar. Ona kıyamet gününde kat kat azap verilir ve o azabın içinde alçaltılmış şekilde ebedî bırakılırlar&#8221; (el Furkân, 25/68).<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Bekâr erkek veya bekâr kadının zina etmesinin cezası yüz değnek, evli ve iffetli erkek veya kadının zina cezası ise taşla öldürme (recm)dir. Allah Teâlâ şöyle buyurur: &#8220;Zina eden kadın ve zina eden erkekten her birine yüz değnek vurun. Eğer Allah&#8217;a ve âhiret gününe inanıyorsanız bunları Allah&#8217;ın dinini uygulama hususunda acıyacağınız tutmasın. Mü&#8217;minlerden bir topluluk da, onların cezasına şahid olsun&#8221; (en-Nûr, 34/2). Celde, ete geçmemek üzere, yalnız deriyi etkileyecek şekilde vurmak demektir. Vuruşta yalnız kürk ve palto gibi kalın elbiseler çıkartılır, diğerleri çıkarılmaz.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Evli, iffetli erkek veya kadına recm cezası ise, sünnetle sabittir. Çünkü Rasûlüllah (s.a.s) Mâiz&#8217;e ve Benî Gâmid&#8217;ten bir kadına recm cezasını uygulamıştır. Recm&#8217;in meşrûluğu konusunda sahabenin icmaı vardır.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Zina haddi Allah&#8217;a ait haklardandır. Bu, aileye, nesle ve toplum düzenine karşı işlenen bir suç olduğu için toplum haklarından sayılır.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Mezhep imamları çocuk ve akıl hastasına zina haddinin gerekmediği konusunda görüş birliği içindedir. Hadiste şöyle buyurulmuştur:&nbsp;&#8220;Üç kişiden kalem kaldırılmıştır. Çocuktan büyüyünceye kadar, uyuyandan uyanıncaya kadar, akıl hastasından iyileşinceye kadar&#8221;&nbsp;(Ebû Dâvud Hudûd, 17).<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Zina Haddini Uygulamanın Şartları<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Öncelikle şunu ifade etmek gerekir: Zina etmek, zina iftirasında bulunmak gibi had cezasını gerektiren durumlarda aranan bazı şartların olması, bu şartlar olmazsa ceza da verilmez anlamında değildir. Belirlenen şartlar olmadığı zaman Dinimizin emrettiği had cezası verilmez demektir. Ancak Devlet Başkanının veya görevlendirdiği hakimin vereceği cezalar vardır. Bunlara Tazir Cezası denilmetedir ki, suçun cinsine göre hapis, dayak atma ve öldürme gibi cezalar verilebilir. Nitekim Hanefî ve Mâlikîlere göre, İslâm devleti suçlarda tekrarı, suç işlemeyi alışkanlık haline getirmek veya eşcinsellik gibi bazı suçları işleyenlere ölüm cezası verebilir. Buna &#8220;siyaseten katl&#8221; denir. (İbn Âbidîn, Reddü&#8217;l-Muhtâr, III, 196; ez-Zühaylî, a.g.e., VI, 200).<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Zina eden erkek veya kadına ceza uygulanabilmesi için bir takım şartların bulunması gerekir:<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />1- Zina edenin erginlik çağına ulaşması gerekir. Ergin olmayan çocuğa had uygulanmaz. Akıl baliğ olan bir kimse bir kız çocuğu ile cinsel ilişkiye girse, cocuğa had cezası gerekmez, ancak onunla ilişkiye girene had cezası gerekir. Çünkü çocuk mükellef değilse de akıl baliğ olan mükelleftir ve yaptıklarından sorumludur. (Bilmen, Ömer Nasuhi, Hukuku İslamiye, 3/203, Zina Bölümü)<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />2- Akıllı olması gerekir. Akıl hastasına had uygulanmaz. Akıllı bir erkek, akıl hastası bir kadınla veya akıl hastası bir erkek akıllı bir kadınla zina etse, bu ikisinden akıllı olana had cezası uygulanır.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />3- Çoğunluk fakihlere göre müslümana ve kâfire zina haddi uygulanır. Fakat Hanefilere göre muhsan olan kâfire recm uygulanmaz, değnek vurulur. Mâlikîlere göre kâfir bir erkek kâfir bir kadınla zina etse had uygulanmaz. Fakat zinasını açığa vurursa te&#8217;dib edilir. Müslüman bir kadını zinaya zorlarsa öldürülür. Şafii ve Hanbelîlere göre pasaportlu gayri müslim yabancılara ne zina ve ne de içki içme cezası verilmez. Çünkü bunlar Allah haklarından olup, müste&#8217;menler bu hakları üstlenmemiştir.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />4- Zinanın istekle yapılmış olması. Çoğunluğa göre zinaya zorlanana had uygulanmaz. Hanbelîler aksi görüştedir.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />5- Zinanın insanla yapılmış olması. Üç mezhebe ve Şâfiîlerde sağlam görüşe göre hayvanla temas edene -haram olmakla beraber- had cezası gerekmez, ta&#8217;zir uygulanır. Hayvan öldürülmez ve çoğunluğa göre onun yenilmesinde de bir sakınca yoktur. Hanbelîlere göre ise, iki erkeğin şahitliği ile hayvan öldürülür, eti haram olur ve hayvanın tazmin edilmesi gerekir.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />6- Zinanın bir şüpheye dayalı olmaması gerekir. Bir kimse kendi eşi veya cariyesi sanarak yabancı bir kadınla cinsel temasta bulunsa çoğunluğa göre had gerekmez. Ebû Hanîfe ve Ebû Yusuf&#8217;a göre ise had gerekir. Çünkü burada failde şüphe vardır. Mezhepler arasında ihtilaflı olan fasıt nikâhtan sonraki cinsel temasa had gerekmediği konusunda da görüş birliği vardır. Velisiz veya şahitsiz evlenme halinde durum böyledir. Bu da akitte şüphe bulunduğu içindir. Evlilik ittifakla fasit olursa had uygulanır. iki kız kardeşi bir nikâhta toplamak, beşinci eşle evlenmek, nesep veya sût cihetinden haram olan bir hısımla evlenmek, iddet beklemekte olan kadınla veya üç talâkla boşadığı kadınla hulleden önce evlenmek bu niteliktedir. Ancak bütün bunların haramlığını bilmediğini iddia ederse, bunlarla olan cinsel temas haddi gerektirmez.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />7- Zinanın dârul İslâm&#8217;da olması. İslâm Devlet başkanının dârul harp veya dârul baği (âsiller ülkesi) üzerinde ve<br />
lâyet yetkisi yoktur. Yani bir müslümanın islam ülkesi olmayan bir yerde zina etmesi haram olmakla birlikte, devlet başkanının orada hadleri uygulamaya gücü yetmez.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />8- Kadının diri olması. Çoğunluğa göre, ölü kadınla cinsel temasta bulunmak -haram olmakla beraber- böyle birine had cezası uygulanmaz. Mâlikîlerde meşhur olan görüş bunun aksinedir.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />9- Cinsel temasın önden olması ve sünnet yerinin girmiş olması. Arkadan ilişki yani livata -haram olmakla beraber- Ebû Hanîfe&#8217;ye göre yalnız ta&#8217;zir cezası gerektirir. Ebû Yusuf, İmam Muhammed ve diğer üç mezhebe göre ise livata haddi gerektirir. Yabancı bir kadına cinsel organın dışında, uyluk, karın v.b başka yerine temas da -haram olmakla beraber- yalnız ta&#8217;ziri gerektirir. Çünkü bu, şer&#8217;an kendisine bir şey takdir edilmeyen münker bir fiildir.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Zinanın Cezası<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Zinanın cezası, zina eden erkek veya kadının bekar ya da evli olmasına göre değişiklik gösterir. Dayak, taşlâ öldürme, sürgün ve İslâm Devletinin koyacağı bir ta&#8217;zir cezası bunlar arasındadır.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />1- Yüz Değnek Cezası<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Bekâr erkek veya kadının zina cezası yüz değnek olup, Kur&#8217;ân-ı Kerîm&#8217;le belirlenen bir had cezasıdır.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />&#8220;Zina eden kadın ve erkekten her birine yüz değnek vurun&#8221; (en-Nûr, 34/2).<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Dayak cezası uygulanan zina suçlusunun, suçun işlendiği yöreden bir yıl süreyle sürgün edilmesi İslâm&#8217;ın ilk dönemlerinde uygulanan bir ceza türü idi. Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur: &#8220;Bekâr&#8217;ın bekârla zinası için yüz değnek ve bir yıl sürgün. Dulun dulla zinası için ise yüz değnek ve taşla recm vardır&#8221; (İbn Mâce, Hudûd, 7). Ancak bu uygulama Nûr sûresi inmezden önceye aittir. Bu sûre inince bekârlar için yalnız değnek (celde), evli (muhsan) olanlar için sünnetle recm cezası belirlenmiştir (es-Serahsî, el-Mebsût, 3. baskı, Beyrût 1398/1978, IX, 36 vd).<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Hanefilere göre celde cezasına sürgün ilâve edilmez. Çünkü âyette celde zina cezasının tümünü ifade eder. Ancak sürgün bir had cezası değil, İslâm Devlet başkanının görüşûne bırakılan ta&#8217;zir cezası kabilindendir. O sürgünde bir yarar görürse uygular. Nitekim, zina edenin tevbe edinceye kadar hapsedilebilmesi de bu niteliktedir.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Şâfiî ve Hanbelîlere göre celde ve bir yıl sürgün birlikte uygulanır. Sürgün yeri seferîlik mesafesinden uzakta olmalıdır. Dayandıkları delil, yukarıda zikredilen sürgün bildiren hadistir. Ancak kadın kocası veya mahrem bir hısmı ile birlikte sürgüne gönderilir. Çünkü Hz. Peygamber; &#8220;Kadın, yanında kocası veya mahremi bulunmadıkça yolculuğa çıkamaz&#8221; (Buharî, Taksîr, 4, Mescidü Mekke, 6, Sayd, 26, Savm, 67; Ebû Dâvud, Menâsik, 3; Müslim, Hacc, 413-434; Tirmizî, Radâ&#8217;, 15) buyurmuştur.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Mâlikilere göre ise yalnız erkek sürgün edilir, yani bulunduğu beldeden uzakta hapsedilir. Kadın gittiği yerde de zina etmemesi için sürgün edilmez.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Diğer yandan sürgün hadisinin sonundaki dul için öngörülen celde ve taşla recmin birlikte uygulanması dört mezhebe göre amel edilmeyen bir esastır. Çünkü muhsan (evli) için yalnız recm uygulaması bildiren hadisler daha sahihtir. Nitekim Ebu Hureyre ve Zeyd bin Hillit&#8217;ten bir topluluğun naklettiği işçi kıssası bunu ifade eder. İşçisi ile zina eden evli kadın olayında Hz. Peygamber, bekâr olan işçi için yüz değnek ve bir yıl sürgün cezasına, kadın için ise recm cezasına hükmetmiştir (es-Serahsî, a.g.e., IX, 37; ez-Zühaylî, a.g.e., VI, 39). Zâhirîlere göre, celde ve recm birlikte uygulanır. Onlar, sürgün hadisinin sonundaki &#8220;&#8230;evli evli ile zinasına yüz değnek ve taşla recm vardır&#8221; kısmının açık anlamına dayanırlar.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />2- Recm Cezası:<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Muhsan olan erkek veya kadının zinası için recm cezası konusunda İslâm bilginleri görüş birliği içindedirler. Delil; Sünnet ve İcmâ&#8217;dır.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Hz. Peygamber&#8217;in evli olarak zina edene recm cezası uyguladığı tevâtüre ulaşan hadislerle sabittir.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Bir hadiste şöyle buyurulur: &#8220;Müslüman bir kimsenin kanı şu üç durumda helal olur. Zina eden evli kimse, nefse karşılık nefsi ve İslâm toplumundan ayrılarak dinini terkedeni öldürmek&#8221; (Buhârî, Diyât, 6; Müslim, Kasâme, 25, 26; Ebu Dâvud Hudûd, 1; Tirmizî, Hudûd, 15, Diyât, 10; Nesâî, Tahrîm, 5, Kasâme, 6; İbn Mâce, Hudûd, Dârimî, Hudûd 2, Siyer, II).<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Hz. Peygamber&#8217;in recm uyguladığı olaylar şunlardır.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />a- Evli bir kadınla zina eden bekâr için yüz değnek ve bir yıl sürgün cezası uygulanmıştır. Allah elçisi bir sahabeyi kadına göndererek şöyle buyurmuştur: &#8220;O kadına git, eğer suçunu itiraf ederse, onu recmet&#8221; (Buhârî, Hudûd, 3, 38, 46, Vekâlet,13; Tirmizî, Hudûd, 5, 8).<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />b- Çeşitli yönlerden sabit olan Mâiz olayı. Mâiz, zinasını itiraf etmiş ve Rasûlüllah (s.a.s) onun recmedilmesini emir buyurmuştur (eş-Şevkânî, Neylü&#8217;l-Evtâr, VII, 95, 109; Zeylaî, Nasbu&#8217;r-Râye, III, 314 vd).<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />c- Gâmidiyeli kadın zinasını ikrar etmiş ve doğumdan sonra recm uygulannııştır (İbn Mâce, Diyât, 36; Mâlik, Muvatta ; Hudûd II; eş -Şevkânî, Neylü&#8217;I-Evtâr, VII, 109).<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />İslâm ümmeti recmin meşrûluğu üzerinde icmada bulunmuştur. Ancak hâricîler ekolü recmi inkâr etmiştir. Çünkü onlar tevatür sınırına ulaşmayan haberleri delil olarak kabul etmezler (es-Serahsî, a.g.e., IX, 36).<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />İhsan Terimi ve Kapsamı<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />İhsan bir İslâm hukuku terimi olarak; bir erkek veya kadına had cezası uygulanabilmesi için bunlarda şer&#8217;an bulunması gereken vasıfları ifade eder. Bu niteliklere sahip erkeğe &#8220;muhsan&#8221;, kadına &#8220;muhsana&#8221; denir. Çoğulu &#8220;muhsanat&#8221; tır.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />İhsan, zina iftirası (kazf) ve recm ihsanı olmak üzere ikiye ayrılır.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Zina iftirası atılan kimsenin muhsan sayılması için akıllı, ergin, hür, müslüman ve zinadan iffetli bulunması gerekir. Bu nitelikler olunca iftiracıya âyette şu ceza öngörülür: Namuslu ve hür kadınlara zina iftirası atan, sonra da bunu dört şahitle ispat edemeyen kimselere seksen değnek vurun. Onların ebedî olarak şahitliklerini kabul etmeyin. Onlar fâsıkların ta kendileridir&#8221; (en-Nûr, 24/4).<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Ancak, kadın zinayı ikrar eder veya iftiracı dört şahitle bunu ispat ederse had cezası düşer (bk. &#8220;Kazf&#8221; mad)<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inheri
t;" />Recm için muhsan sayılmada ise erkek veya kadında yedi niteliğin bulunması şarttır. Bu nitelikler şunlardır: Akıllı olmak, ergin bulunmak, hür ve müslüman olmak, sahih nikâhlı bulunmak ve bu nikâhtan sonra eşiyle meni gelmese bile guslü gerektirecek şekilde cinsel temasta bulunmak. Bu şartlardan herhangi birisi bulunmazsa ceza yüz değneğe dönüşür. Bu duruma göre, küçük çocuk, akıl hastası, köle, kâfir, fâsit nikâhla evli kimse veya cinsel temas olmayan mücerred nikâhla evli kimse için &#8220;muhsanlık&#8221; söz konusu olmaz. Diğer yandan erkek muhsanlık şartlarını taşır fakat karısı küçük, akıl hastası veya cariye olmak gibi bir sebeple muhsan bulunmazsa, ondan bu arızalar kalktıktan sonra kocası onunla eşit şartlarda yeniden cinsel temasta bulunmadıkça koca muhsan sayılmaz. Çünkü bu yedi şartın eşlerde birlikte bulunması gerekir.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Ebû Yusuf&#8217;a göre, bir müslüman sahih nikâhlısı olan bir gayri müslim kadınla cinsel temasta bulunmakla muhsan olur. Şâfiîler de bu görüştedir (eş-Şirâzî, el-Mühezzeb, II, 268). Buna göre, biri küçük, diğeri ergin, biri uykuda diğeri uyanık veya biri akıllı, diğeri akıl hastası olan karıkoca cinsel temasta bulununca, ehliyetli olan muhsan sayılır, daha sonra başkası ile zina ederse had cezası yalnız ona uygulanır.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Muhsanlık sıfatının devamı için evliliğin devam etmekte olması şart değildir. Bu yüzden ömründe bir defa evlenen ve eşiyle cinsel temasta bulunup da, dul kalmış olan kimse de muhsan olabilir (Bilmen, a.g.e., III, 201).</div>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
<b>Recm Cezası için gerekli şartlar;</b></div>
<div style="background-color: white; color: #8e8e8e; font-family: &quot;Open Sans&quot;, sans-serif; font-size: 14px; margin-bottom: 20px;">
<strong>1.</strong>&nbsp;<strong>Suç kesin olarak kanıtlanmalıdır.</strong>&nbsp;Bunun için:</div>
<div style="background-color: white; color: #8e8e8e; font-family: &quot;Open Sans&quot;, sans-serif; font-size: 14px; margin-bottom: 20px;">
*&nbsp;En az dört adil, erkek şahit olmalıdır&nbsp;(<em>Şahitlerin erkek olması kadınların adet, lohusa, hamilelik dönemlerinde doğal olarak unutkanlık yaşayabilmeleri ve erkeklerden duygusal olarak daha üstün olmaları ancak bu duygusal yönün yan etkilerinin de olması gibi sebeplerledir. Yoksa bazı kadınlar çoğu erkekten daha zekidir, daha iyi hafızaya sahiptir ve daha soğukkanlıdır.)</em></div>
<div style="background-color: white; color: #8e8e8e; font-family: &quot;Open Sans&quot;, sans-serif; font-size: 14px; margin-bottom: 20px;">
<strong>ve bu şahitler erkekle kadının birleşme halinde olduğunu kesin bir şekilde görmelidirler. Bu şartlar mevcut değilse recm cezası uygulanmaz.&nbsp;Mesela şahitlerden üçü zina yapıldığına dair şahitlikte bulunsa, bir tanesi ise “yorgan altında gördüm, kesin olarak cinsel birleşme yapıldığını görmedim” dese recm cezası uygulanmaz.</strong></div>
<div style="background-color: white; color: #8e8e8e; font-family: &quot;Open Sans&quot;, sans-serif; font-size: 14px; margin-bottom: 20px;">
* Şahitlerin daha önce yalan yere şahitlik yapmadığı sabit olmalıdır.</div>
<div style="background-color: white; color: #8e8e8e; font-family: &quot;Open Sans&quot;, sans-serif; font-size: 14px; margin-bottom: 20px;">
* Şahitlerin sanığa karşı kişisel kin ve nefretinin olmadığı kesin olarak bilinmelidir.</div>
<div style="background-color: white; color: #8e8e8e; font-family: &quot;Open Sans&quot;, sans-serif; font-size: 14px; margin-bottom: 20px;">
* Şahitler suçun işlendiği yer, zaman, kişiler konusunda görüş birliği içinde olmalıdır.</div>
<div style="background-color: white; color: #8e8e8e; font-family: &quot;Open Sans&quot;, sans-serif; font-size: 14px; margin-bottom: 20px;">
<strong>2.</strong>&nbsp;Zina yapan kişi akıllı, ergenlik çağına ulaşmış ve evli olmalıdır.&nbsp;<strong>Bekar olup zina yapan kişiye recm cezası uygulanmaz.</strong></div>
<div style="background-color: white; color: #8e8e8e; font-family: &quot;Open Sans&quot;, sans-serif; font-size: 14px; margin-bottom: 20px;">
<strong>3.</strong>&nbsp;Eğer kişinin evliliği İslam’ın evlilik şartlarına uygun değilse bu kişi evli sayılmayacağı için recm cezası uygulanmaz. Ayrıca evli olup da eşi ile cinsel ilişkiye hiç girmemiş birisi zina yaparsa yine recm cezası uygulanmaz.</div>
<div style="background-color: white; color: #8e8e8e; font-family: &quot;Open Sans&quot;, sans-serif; font-size: 14px; margin-bottom: 20px;">
<strong>4.</strong>&nbsp;Evli olup zina yapan kişi Müslüman olmalıdır.&nbsp;<strong>Gayrimüslime recm cezası uygulanmaz.</strong></div>
<div style="background-color: white; color: #8e8e8e; font-family: &quot;Open Sans&quot;, sans-serif; font-size: 14px; margin-bottom: 20px;">
<strong>5.</strong>&nbsp;Zinanın bir para karşılığında olması halinde Ebû Hanife’ye göre her ikisine de had cezası uygulanmaz. Çünkü bu durum bir mehir karşılığında nikâh akdine benzemektedir. Burada şüpheden dolayı had düşer. Ancak fiil haram olduğu için ta’zir uygulanır. Ebû Yusuf ve İmam Muhammed’e göre bu durumda da had cezası verilir (Ömer Nasuhi Bilmen, İstilâhât-ı Fıkhıyye Kâmusu, İstanbul 1968, III,197 vd.).</div>
<div style="background-color: white; color: #8e8e8e; font-family: &quot;Open Sans&quot;, sans-serif; font-size: 14px; margin-bottom: 20px;">
<strong>6.</strong>&nbsp;Cinsel temas önden olmaz ise recm cezası uygulanmaz.</div>
<div style="background-color: white; color: #8e8e8e; font-family: &quot;Open Sans&quot;, sans-serif; font-size: 14px; margin-bottom: 20px;">
<strong>7.</strong>&nbsp;Suçlu hür olmalı, köle olmamalıdır.</div>
<div style="background-color: white; color: #8e8e8e; font-family: &quot;Open Sans&quot;, sans-serif; font-size: 14px; margin-bottom: 20px;">
<strong>8.</strong>&nbsp;Kişi bu işi kendi hür iradesi ile yapmalıdır. Bu işi yapmaya zorlanan kişiye recm cezası uygulanmaz.</div>
<div style="background-color: white; color: #8e8e8e; font-family: &quot;Open Sans&quot;, sans-serif; font-size: 14px; margin-bottom: 20px;">
<strong>9.</strong>&nbsp;Recm cezasını devlet uygular. Devlet başkanı izin vermezse bu cezayı şahıslar uygulayamaz.</div>
<div style="background-color: white; color: #8e8e8e; font-family: &quot;Open Sans&quot;, sans-serif; font-size: 14px; margin-bottom: 20px;">
<strong>En güçlü varlıklardan</strong>&nbsp;<strong>en zayıf varlıklara kadar tüm mahluklara rızıklar ihsan eden</strong>,&nbsp;<strong>annenin yavrusuna olan merhamet hissini yaratan ve yavruları anne, babalar vasıtası ile tehlikelerden koruyan, canlıların ihtiyaçlarını karşılayan,</strong>&nbsp;şuursuz, ilimsiz, hayatsız Güneş’i ve yıldızları insana hizmet ettiren, mahlukları başıboş bırakmayan ve onlara vazifelerini gösteren Allah sonsuz merhamet sahibidir.</div>
<div style="background-color: white; color: #8e8e8e; font-family: &quot;Open Sans&quot;, sans-serif; font-size: 14px; margin-bottom: 20px;">
<strong>Bir serçeye kartal kanadı kadar büyük kanat yüklemeyen, kainatı ölçü ile yaratan ve idare eden, uzuvlarımızı ölçülü bir şekilde yaratan, kullarına adaleti emreden Allah sonsuz adalet sahibidir.</strong>&nbsp;Sonsuz merhamet ve sonsuz adalet sahibi olan Allah, adilce hükmeder.</div>
<div style="background-color: white; color: #8e8e8e; font-family: &quot;Open Sans&quot;, sans-serif; font-size: 14px; margin-bottom: 20px;">
</div>The post <a href="https://ateistlerecevap.org/seriatta-zinann-cezas-nedir-recm-cezas/" data-wpel-link="internal">Şeriat'ta Zinanın cezası nedir? Recm cezası hakkında detaylı bilgi.</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ateistlerecevap.org/seriatta-zinann-cezas-nedir-recm-cezas/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Şeriat&#039;ta Zinanın cezası nedir? Recm cezası hakkında detaylı bilgi.</title>
		<link>https://ateistlerecevap.org/seriatta-zinann-cezas-nedir-recm-cezas/</link>
					<comments>https://ateistlerecevap.org/seriatta-zinann-cezas-nedir-recm-cezas/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ateistlere Cevaplar]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 06 May 2017 16:58:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sorular]]></category>
		<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.ateistlerecevap.org/?p=53</guid>

					<description><![CDATA[<p>Zina etmek,&#160;bir kadınla nikâhsız veya haksız olarak cinsel temasta bulunmak. Arapça &#8220;zenâ&#8221; fiilinden mastar. Zinanın sözlük ve terim anlamı birdir. Bu da; bir erkeğin kadınla bir akde veya haklı bir sebebe dayanmaksızın önden cinsel temasta bulunmasıdır. Zina eden erkeğe&#160;&#8220;zânî&#8221;&#160;kadına ise&#160;&#8220;zâniye&#8221;&#160;denir.Hanefîler, bir fıkıh terimi olarak zinayı şöyle tarif etmişlerdir:&#160;İslâmî hükümlerle yükümlü bulunan bir erkeğin, kendisine cinsel [&#8230;]</p>
The post <a href="https://ateistlerecevap.org/seriatta-zinann-cezas-nedir-recm-cezas/" data-wpel-link="internal">Şeriat'ta Zinanın cezası nedir? Recm cezası hakkında detaylı bilgi.</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div class="separator" style="clear: both; text-align: center;">
<a href="https://3.bp.blogspot.com/-mr3Woer5VkQ/WQ3-AL55i8I/AAAAAAAAGa0/lrajw9lkct0mdRrLp1cERu_DFglVgQVVgCLcB/s1600/%25C4%25B0slam%2527da%2BK%25C4%25B1sasa%2BK%25C4%25B1sas.K%25C4%25B1sas%25C4%25B1n%2B%25C5%259Fartlar%25C4%25B1nelerdir-Nas%25C4%25B1l%2Buygulan%25C4%25B1r-%2B%25282%2529.png" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;" data-wpel-link="external" rel="nofollow external noopener noreferrer"><img loading="lazy" decoding="async" alt="Şeriat'ta Zinanın cezası nedir? Recm cezası hakkında detaylı bilgi." border="0" height="360" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2017/05/C4B0slam27daKC4B1sasaKC4B1sas.KC4B1sasC4B1nC59FartlarC4B1nelerdir-NasC4B1luygulanC4B1r-28229.png" title="Şeriat'ta Zinanın cezası nedir? Recm cezası hakkında detaylı bilgi." width="640" /></a></div>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
</div>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Zina etmek,&nbsp;bir kadınla nikâhsız veya haksız olarak cinsel temasta bulunmak. Arapça &#8220;zenâ&#8221; fiilinden mastar. Zinanın sözlük ve terim anlamı birdir. Bu da; bir erkeğin kadınla bir akde veya haklı bir sebebe dayanmaksızın önden cinsel temasta bulunmasıdır. Zina eden erkeğe&nbsp;&#8220;zânî&#8221;&nbsp;kadına ise&nbsp;&#8220;zâniye&#8221;&nbsp;denir.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Hanefîler, bir fıkıh terimi olarak zinayı şöyle tarif etmişlerdir:&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">İslâmî hükümlerle yükümlü bulunan bir erkeğin, kendisine cinsel istek duyulacak yaştaki diri bir kadına, İslâm ülkesinde nikâh akdine veya cariyelik gibi haklı bir nedene dayanmaksızın önden cinsel temasda bulunmasıdır.</em><br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Zinada had cezasının uygulanması için, erkeğin cinsel organının en az sünnet yerinin (haşefe) kadının cinsel organına girmiş olması gerekir. Bundan daha azına meselâ; öpmek, sarılmak veya uyluk arasına sürtünmek vb. hareketler haram olmakla birlikte had cezasını gerektirmez.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Küçük çocuk ve akıl hastası yükümlü olmadığı için bunların fiili de kendileri bakımından haddi gerektirmez.</div>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Diğer yandan Ebû Hanîfe&#8217;ye göre erkek veya kadına arkadan temasta bulunmak (livâta) -haram olmakla birlikte- zina hükmünde değildir. Çünkü bu, zina olarak nitelendirilmez. Ebû Yusuf, İmam Muhammed, Şâfiî, Hanbelî ve Mâlikîler aksi görüştedir.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Ölü kadın, hayvan veya ergenlik çağına gelmemiş olan ve kendisine cinsel istek duyamayan kız çocuğu ile temas da -haram olmakla birlikte- zina hükmünde değildir. Çünkü bu gibi temasları selîm fıtrat kabul etmez. Ayrıca erkek veya kadının zinaya zorlanmamış olması da şarttır. Çünkü Raslüllah (s.a.s) şöyle buyurmuştur:</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
&#8220;Ümmetimden hata, unutma ve zorlandıkları şeyin hükmü kaldırıldı.&#8221;&nbsp;(Buhârî, Hudûd, 22; Talâk, II; Ebû Dâvud, Hudûd, 17; Tirmizî, Hudûd, 1; İbn Mâce, Talâk, 15)</div>
</blockquote>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Zinaya zorlanan kadına had cezası gerekmediği konusunda İslâm bilginlerinin görüş birliği vardır. Zinaya zorlanan erkeğe gelince, Şâfiîlere ve Mâlikîlerde tercih edilen görüşe göre böyle bir erkeğe ne had ve ne de ta&#8217;zîr cezası gerekmez. Delil, yukarıdaki hadis ve zorlanma özrünün bulunmasıdır. Ebû Hanîfe&#8217;nin ilk görüşüne göre zinaya zorlama Devlet başkanı tarafından olmuşsa had gerekmez. Devlet başkanından başkası zorlamışsa istihsân&#8217;a göre had uygulanır. Çünkü, zorlama ancak sultan tarafından gerçekleşir. Ebû Hanîfe&#8217;nin istikrar bulan görüşü ise, zorlanana had cezasını uygulamamasıdır. Çünkü bazan erkeğin istek dışı cinsel temasa gücü yetebilir. Ebû Yusuf ve İmam Muhammed&#8217;e göre iki durumda da zorlanana had cezası uygulanmaz. İmam Züfer aksi görüştedir (el-Kâsânî, Bedâyiu&#8217;s-Sanâyi&#8217;, 2. baskı, Beyrut 1394/1974, VII, 34,180; eş-Şirâzi, el-Mühezzeb, Mısır t.y., II, 267; İbn Rüşd, Bidâyetü&#8217;l-Mûctehid, II, 267; İbn Rüşd, Bidâyetû&#8217;l-Müctehid, II, 431; İbn Kudâme, el-Muğnî, 3. baskı, Kahire,1970, VIII,187, 205; Vehbe ez-Zühaylî, el-Fıkhu&#8217;l-İslâmî ve Edilletüh, 2. baskı, Dimaşk 1405/1985, VI, 27 vd.; Ömer Nasuhi Bilmen, Hukuk-ı İslâmiyye ve İstilâhat-ı Fıkhıyye Kamusu, İstanbul 1968, III,197 vd).<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Zina İslâm&#8217;da ve önceki bütün semâvî dinlerde haram ve çok çirkin bir fiil olarak kabul edilmiştir. O büyük günahlardandır. Irz ve neseplere yönelik bir suç olduğu için cezası da hadlerin en şiddetlisidir.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Kur&#8217;ân-ı Kerîm&#8217;de şöyle buyurulur:<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />&#8220;Zinaya yaklaşmayın. Çünkü o, çok çirkin bir iş ve kötü bir yoldur&#8221; (el-İsrâ, 17/32). &#8220;Onlar Allah ile birlikte başka ilaha dua etmezler. Haksız yere, Allah&#8217;ın haram kıldığı kimseyi öldürmezler ve zina da etmezler. Kim bunları yaparsa cezaya çarpar. Ona kıyamet gününde kat kat azap verilir ve o azabın içinde alçaltılmış şekilde ebedî bırakılırlar&#8221; (el Furkân, 25/68).<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Bekâr erkek veya bekâr kadının zina etmesinin cezası yüz değnek, evli ve iffetli erkek veya kadının zina cezası ise taşla öldürme (recm)dir. Allah Teâlâ şöyle buyurur: &#8220;Zina eden kadın ve zina eden erkekten her birine yüz değnek vurun. Eğer Allah&#8217;a ve âhiret gününe inanıyorsanız bunları Allah&#8217;ın dinini uygulama hususunda acıyacağınız tutmasın. Mü&#8217;minlerden bir topluluk da, onların cezasına şahid olsun&#8221; (en-Nûr, 34/2). Celde, ete geçmemek üzere, yalnız deriyi etkileyecek şekilde vurmak demektir. Vuruşta yalnız kürk ve palto gibi kalın elbiseler çıkartılır, diğerleri çıkarılmaz.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Evli, iffetli erkek veya kadına recm cezası ise, sünnetle sabittir. Çünkü Rasûlüllah (s.a.s) Mâiz&#8217;e ve Benî Gâmid&#8217;ten bir kadına recm cezasını uygulamıştır. Recm&#8217;in meşrûluğu konusunda sahabenin icmaı vardır.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Zina haddi Allah&#8217;a ait haklardandır. Bu, aileye, nesle ve toplum düzenine karşı işlenen bir suç olduğu için toplum haklarından sayılır.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Mezhep imamları çocuk ve akıl hastasına zina haddinin gerekmediği konusunda görüş birliği içindedir. Hadiste şöyle buyurulmuştur:&nbsp;&#8220;Üç kişiden kalem kaldırılmıştır. Çocuktan büyüyünceye kadar, uyuyandan uyanıncaya kadar, akıl hastasından iyileşinceye kadar&#8221;&nbsp;(Ebû Dâvud Hudûd, 17).<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Zina Haddini Uygulamanın Şartları<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Öncelikle şunu ifade etmek gerekir: Zina etmek, zina iftirasında bulunmak gibi had cezasını gerektiren durumlarda aranan bazı şartların olması, bu şartlar olmazsa ceza da verilmez anlamında değildir. Belirlenen şartlar olmadığı zaman Dinimizin emrettiği had cezası verilmez demektir. Ancak Devlet Başkanının veya görevlendirdiği hakimin vereceği cezalar vardır. Bunlara Tazir Cezası denilmetedir ki, suçun cinsine göre hapis, dayak atma ve öldürme gibi cezalar verilebilir. Nitekim Hanefî ve Mâlikîlere göre, İslâm devleti suçlarda tekrarı, suç işlemeyi alışkanlık haline getirmek veya eşcinsellik gibi bazı suçları işleyenlere ölüm cezası verebilir. Buna &#8220;siyaseten katl&#8221; denir. (İbn Âbidîn, Reddü&#8217;l-Muhtâr, III, 196; ez-Zühaylî, a.g.e., VI, 200).<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Zina eden erkek veya kadına ceza uygulanabilmesi için bir takım şartların bulunması gerekir:<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />1- Zina edenin erginlik çağına ulaşması gerekir. Ergin olmayan çocuğa had uygulanmaz. Akıl baliğ olan bir kimse bir kız çocuğu ile cinsel ilişkiye girse, cocuğa had cezası gerekmez, ancak onunla ilişkiye girene had cezası gerekir. Çünkü çocuk mükellef değilse de akıl baliğ olan mükelleftir ve yaptıklarından sorumludur. (Bilmen, Ömer Nasuhi, Hukuku İslamiye, 3/203, Zina Bölümü)<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />2- Akıllı olması gerekir. Akıl hastasına had uygulanmaz. Akıllı bir erkek, akıl hastası bir kadınla veya akıl hastası bir erkek akıllı bir kadınla zina etse, bu ikisinden akıllı olana had cezası uygulanır.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />3- Çoğunluk fakihlere göre müslümana ve kâfire zina haddi uygulanır. Fakat Hanefilere göre muhsan olan kâfire recm uygulanmaz, değnek vurulur. Mâlikîlere göre kâfir bir erkek kâfir bir kadınla zina etse had uygulanmaz. Fakat zinasını açığa vurursa te&#8217;dib edilir. Müslüman bir kadını zinaya zorlarsa öldürülür. Şafii ve Hanbelîlere göre pasaportlu gayri müslim yabancılara ne zina ve ne de içki içme cezası verilmez. Çünkü bunlar Allah haklarından olup, müste&#8217;menler bu hakları üstlenmemiştir.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />4- Zinanın istekle yapılmış olması. Çoğunluğa göre zinaya zorlanana had uygulanmaz. Hanbelîler aksi görüştedir.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />5- Zinanın insanla yapılmış olması. Üç mezhebe ve Şâfiîlerde sağlam görüşe göre hayvanla temas edene -haram olmakla beraber- had cezası gerekmez, ta&#8217;zir uygulanır. Hayvan öldürülmez ve çoğunluğa göre onun yenilmesinde de bir sakınca yoktur. Hanbelîlere göre ise, iki erkeğin şahitliği ile hayvan öldürülür, eti haram olur ve hayvanın tazmin edilmesi gerekir.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />6- Zinanın bir şüpheye dayalı olmaması gerekir. Bir kimse kendi eşi veya cariyesi sanarak yabancı bir kadınla cinsel temasta bulunsa çoğunluğa göre had gerekmez. Ebû Hanîfe ve Ebû Yusuf&#8217;a göre ise had gerekir. Çünkü burada failde şüphe vardır. Mezhepler arasında ihtilaflı olan fasıt nikâhtan sonraki cinsel temasa had gerekmediği konusunda da görüş birliği vardır. Velisiz veya şahitsiz evlenme halinde durum böyledir. Bu da akitte şüphe bulunduğu içindir. Evlilik ittifakla fasit olursa had uygulanır. iki kız kardeşi bir nikâhta toplamak, beşinci eşle evlenmek, nesep veya sût cihetinden haram olan bir hısımla evlenmek, iddet beklemekte olan kadınla veya üç talâkla boşadığı kadınla hulleden önce evlenmek bu niteliktedir. Ancak bütün bunların haramlığını bilmediğini iddia ederse, bunlarla olan cinsel temas haddi gerektirmez.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />7- Zinanın dârul İslâm&#8217;da olması. İslâm Devlet başkanının dârul harp veya dârul baği (âsiller ülkesi) üzerinde ve<br />
lâyet yetkisi yoktur. Yani bir müslümanın islam ülkesi olmayan bir yerde zina etmesi haram olmakla birlikte, devlet başkanının orada hadleri uygulamaya gücü yetmez.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />8- Kadının diri olması. Çoğunluğa göre, ölü kadınla cinsel temasta bulunmak -haram olmakla beraber- böyle birine had cezası uygulanmaz. Mâlikîlerde meşhur olan görüş bunun aksinedir.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />9- Cinsel temasın önden olması ve sünnet yerinin girmiş olması. Arkadan ilişki yani livata -haram olmakla beraber- Ebû Hanîfe&#8217;ye göre yalnız ta&#8217;zir cezası gerektirir. Ebû Yusuf, İmam Muhammed ve diğer üç mezhebe göre ise livata haddi gerektirir. Yabancı bir kadına cinsel organın dışında, uyluk, karın v.b başka yerine temas da -haram olmakla beraber- yalnız ta&#8217;ziri gerektirir. Çünkü bu, şer&#8217;an kendisine bir şey takdir edilmeyen münker bir fiildir.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Zinanın Cezası<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Zinanın cezası, zina eden erkek veya kadının bekar ya da evli olmasına göre değişiklik gösterir. Dayak, taşlâ öldürme, sürgün ve İslâm Devletinin koyacağı bir ta&#8217;zir cezası bunlar arasındadır.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />1- Yüz Değnek Cezası<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Bekâr erkek veya kadının zina cezası yüz değnek olup, Kur&#8217;ân-ı Kerîm&#8217;le belirlenen bir had cezasıdır.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />&#8220;Zina eden kadın ve erkekten her birine yüz değnek vurun&#8221; (en-Nûr, 34/2).<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Dayak cezası uygulanan zina suçlusunun, suçun işlendiği yöreden bir yıl süreyle sürgün edilmesi İslâm&#8217;ın ilk dönemlerinde uygulanan bir ceza türü idi. Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur: &#8220;Bekâr&#8217;ın bekârla zinası için yüz değnek ve bir yıl sürgün. Dulun dulla zinası için ise yüz değnek ve taşla recm vardır&#8221; (İbn Mâce, Hudûd, 7). Ancak bu uygulama Nûr sûresi inmezden önceye aittir. Bu sûre inince bekârlar için yalnız değnek (celde), evli (muhsan) olanlar için sünnetle recm cezası belirlenmiştir (es-Serahsî, el-Mebsût, 3. baskı, Beyrût 1398/1978, IX, 36 vd).<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Hanefilere göre celde cezasına sürgün ilâve edilmez. Çünkü âyette celde zina cezasının tümünü ifade eder. Ancak sürgün bir had cezası değil, İslâm Devlet başkanının görüşûne bırakılan ta&#8217;zir cezası kabilindendir. O sürgünde bir yarar görürse uygular. Nitekim, zina edenin tevbe edinceye kadar hapsedilebilmesi de bu niteliktedir.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Şâfiî ve Hanbelîlere göre celde ve bir yıl sürgün birlikte uygulanır. Sürgün yeri seferîlik mesafesinden uzakta olmalıdır. Dayandıkları delil, yukarıda zikredilen sürgün bildiren hadistir. Ancak kadın kocası veya mahrem bir hısmı ile birlikte sürgüne gönderilir. Çünkü Hz. Peygamber; &#8220;Kadın, yanında kocası veya mahremi bulunmadıkça yolculuğa çıkamaz&#8221; (Buharî, Taksîr, 4, Mescidü Mekke, 6, Sayd, 26, Savm, 67; Ebû Dâvud, Menâsik, 3; Müslim, Hacc, 413-434; Tirmizî, Radâ&#8217;, 15) buyurmuştur.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Mâlikilere göre ise yalnız erkek sürgün edilir, yani bulunduğu beldeden uzakta hapsedilir. Kadın gittiği yerde de zina etmemesi için sürgün edilmez.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Diğer yandan sürgün hadisinin sonundaki dul için öngörülen celde ve taşla recmin birlikte uygulanması dört mezhebe göre amel edilmeyen bir esastır. Çünkü muhsan (evli) için yalnız recm uygulaması bildiren hadisler daha sahihtir. Nitekim Ebu Hureyre ve Zeyd bin Hillit&#8217;ten bir topluluğun naklettiği işçi kıssası bunu ifade eder. İşçisi ile zina eden evli kadın olayında Hz. Peygamber, bekâr olan işçi için yüz değnek ve bir yıl sürgün cezasına, kadın için ise recm cezasına hükmetmiştir (es-Serahsî, a.g.e., IX, 37; ez-Zühaylî, a.g.e., VI, 39). Zâhirîlere göre, celde ve recm birlikte uygulanır. Onlar, sürgün hadisinin sonundaki &#8220;&#8230;evli evli ile zinasına yüz değnek ve taşla recm vardır&#8221; kısmının açık anlamına dayanırlar.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />2- Recm Cezası:<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Muhsan olan erkek veya kadının zinası için recm cezası konusunda İslâm bilginleri görüş birliği içindedirler. Delil; Sünnet ve İcmâ&#8217;dır.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Hz. Peygamber&#8217;in evli olarak zina edene recm cezası uyguladığı tevâtüre ulaşan hadislerle sabittir.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Bir hadiste şöyle buyurulur: &#8220;Müslüman bir kimsenin kanı şu üç durumda helal olur. Zina eden evli kimse, nefse karşılık nefsi ve İslâm toplumundan ayrılarak dinini terkedeni öldürmek&#8221; (Buhârî, Diyât, 6; Müslim, Kasâme, 25, 26; Ebu Dâvud Hudûd, 1; Tirmizî, Hudûd, 15, Diyât, 10; Nesâî, Tahrîm, 5, Kasâme, 6; İbn Mâce, Hudûd, Dârimî, Hudûd 2, Siyer, II).<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Hz. Peygamber&#8217;in recm uyguladığı olaylar şunlardır.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />a- Evli bir kadınla zina eden bekâr için yüz değnek ve bir yıl sürgün cezası uygulanmıştır. Allah elçisi bir sahabeyi kadına göndererek şöyle buyurmuştur: &#8220;O kadına git, eğer suçunu itiraf ederse, onu recmet&#8221; (Buhârî, Hudûd, 3, 38, 46, Vekâlet,13; Tirmizî, Hudûd, 5, 8).<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />b- Çeşitli yönlerden sabit olan Mâiz olayı. Mâiz, zinasını itiraf etmiş ve Rasûlüllah (s.a.s) onun recmedilmesini emir buyurmuştur (eş-Şevkânî, Neylü&#8217;l-Evtâr, VII, 95, 109; Zeylaî, Nasbu&#8217;r-Râye, III, 314 vd).<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />c- Gâmidiyeli kadın zinasını ikrar etmiş ve doğumdan sonra recm uygulannııştır (İbn Mâce, Diyât, 36; Mâlik, Muvatta ; Hudûd II; eş -Şevkânî, Neylü&#8217;I-Evtâr, VII, 109).<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />İslâm ümmeti recmin meşrûluğu üzerinde icmada bulunmuştur. Ancak hâricîler ekolü recmi inkâr etmiştir. Çünkü onlar tevatür sınırına ulaşmayan haberleri delil olarak kabul etmezler (es-Serahsî, a.g.e., IX, 36).<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />İhsan Terimi ve Kapsamı<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />İhsan bir İslâm hukuku terimi olarak; bir erkek veya kadına had cezası uygulanabilmesi için bunlarda şer&#8217;an bulunması gereken vasıfları ifade eder. Bu niteliklere sahip erkeğe &#8220;muhsan&#8221;, kadına &#8220;muhsana&#8221; denir. Çoğulu &#8220;muhsanat&#8221; tır.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />İhsan, zina iftirası (kazf) ve recm ihsanı olmak üzere ikiye ayrılır.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Zina iftirası atılan kimsenin muhsan sayılması için akıllı, ergin, hür, müslüman ve zinadan iffetli bulunması gerekir. Bu nitelikler olunca iftiracıya âyette şu ceza öngörülür: Namuslu ve hür kadınlara zina iftirası atan, sonra da bunu dört şahitle ispat edemeyen kimselere seksen değnek vurun. Onların ebedî olarak şahitliklerini kabul etmeyin. Onlar fâsıkların ta kendileridir&#8221; (en-Nûr, 24/4).<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Ancak, kadın zinayı ikrar eder veya iftiracı dört şahitle bunu ispat ederse had cezası düşer (bk. &#8220;Kazf&#8221; mad)<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inheri
t;" />Recm için muhsan sayılmada ise erkek veya kadında yedi niteliğin bulunması şarttır. Bu nitelikler şunlardır: Akıllı olmak, ergin bulunmak, hür ve müslüman olmak, sahih nikâhlı bulunmak ve bu nikâhtan sonra eşiyle meni gelmese bile guslü gerektirecek şekilde cinsel temasta bulunmak. Bu şartlardan herhangi birisi bulunmazsa ceza yüz değneğe dönüşür. Bu duruma göre, küçük çocuk, akıl hastası, köle, kâfir, fâsit nikâhla evli kimse veya cinsel temas olmayan mücerred nikâhla evli kimse için &#8220;muhsanlık&#8221; söz konusu olmaz. Diğer yandan erkek muhsanlık şartlarını taşır fakat karısı küçük, akıl hastası veya cariye olmak gibi bir sebeple muhsan bulunmazsa, ondan bu arızalar kalktıktan sonra kocası onunla eşit şartlarda yeniden cinsel temasta bulunmadıkça koca muhsan sayılmaz. Çünkü bu yedi şartın eşlerde birlikte bulunması gerekir.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Ebû Yusuf&#8217;a göre, bir müslüman sahih nikâhlısı olan bir gayri müslim kadınla cinsel temasta bulunmakla muhsan olur. Şâfiîler de bu görüştedir (eş-Şirâzî, el-Mühezzeb, II, 268). Buna göre, biri küçük, diğeri ergin, biri uykuda diğeri uyanık veya biri akıllı, diğeri akıl hastası olan karıkoca cinsel temasta bulununca, ehliyetli olan muhsan sayılır, daha sonra başkası ile zina ederse had cezası yalnız ona uygulanır.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Muhsanlık sıfatının devamı için evliliğin devam etmekte olması şart değildir. Bu yüzden ömründe bir defa evlenen ve eşiyle cinsel temasta bulunup da, dul kalmış olan kimse de muhsan olabilir (Bilmen, a.g.e., III, 201).</div>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
<b>Recm Cezası için gerekli şartlar;</b></div>
<div style="background-color: white; color: #8e8e8e; font-family: &quot;Open Sans&quot;, sans-serif; font-size: 14px; margin-bottom: 20px;">
<strong>1.</strong>&nbsp;<strong>Suç kesin olarak kanıtlanmalıdır.</strong>&nbsp;Bunun için:</div>
<div style="background-color: white; color: #8e8e8e; font-family: &quot;Open Sans&quot;, sans-serif; font-size: 14px; margin-bottom: 20px;">
*&nbsp;En az dört adil, erkek şahit olmalıdır&nbsp;(<em>Şahitlerin erkek olması kadınların adet, lohusa, hamilelik dönemlerinde doğal olarak unutkanlık yaşayabilmeleri ve erkeklerden duygusal olarak daha üstün olmaları ancak bu duygusal yönün yan etkilerinin de olması gibi sebeplerledir. Yoksa bazı kadınlar çoğu erkekten daha zekidir, daha iyi hafızaya sahiptir ve daha soğukkanlıdır.)</em></div>
<div style="background-color: white; color: #8e8e8e; font-family: &quot;Open Sans&quot;, sans-serif; font-size: 14px; margin-bottom: 20px;">
<strong>ve bu şahitler erkekle kadının birleşme halinde olduğunu kesin bir şekilde görmelidirler. Bu şartlar mevcut değilse recm cezası uygulanmaz.&nbsp;Mesela şahitlerden üçü zina yapıldığına dair şahitlikte bulunsa, bir tanesi ise “yorgan altında gördüm, kesin olarak cinsel birleşme yapıldığını görmedim” dese recm cezası uygulanmaz.</strong></div>
<div style="background-color: white; color: #8e8e8e; font-family: &quot;Open Sans&quot;, sans-serif; font-size: 14px; margin-bottom: 20px;">
* Şahitlerin daha önce yalan yere şahitlik yapmadığı sabit olmalıdır.</div>
<div style="background-color: white; color: #8e8e8e; font-family: &quot;Open Sans&quot;, sans-serif; font-size: 14px; margin-bottom: 20px;">
* Şahitlerin sanığa karşı kişisel kin ve nefretinin olmadığı kesin olarak bilinmelidir.</div>
<div style="background-color: white; color: #8e8e8e; font-family: &quot;Open Sans&quot;, sans-serif; font-size: 14px; margin-bottom: 20px;">
* Şahitler suçun işlendiği yer, zaman, kişiler konusunda görüş birliği içinde olmalıdır.</div>
<div style="background-color: white; color: #8e8e8e; font-family: &quot;Open Sans&quot;, sans-serif; font-size: 14px; margin-bottom: 20px;">
<strong>2.</strong>&nbsp;Zina yapan kişi akıllı, ergenlik çağına ulaşmış ve evli olmalıdır.&nbsp;<strong>Bekar olup zina yapan kişiye recm cezası uygulanmaz.</strong></div>
<div style="background-color: white; color: #8e8e8e; font-family: &quot;Open Sans&quot;, sans-serif; font-size: 14px; margin-bottom: 20px;">
<strong>3.</strong>&nbsp;Eğer kişinin evliliği İslam’ın evlilik şartlarına uygun değilse bu kişi evli sayılmayacağı için recm cezası uygulanmaz. Ayrıca evli olup da eşi ile cinsel ilişkiye hiç girmemiş birisi zina yaparsa yine recm cezası uygulanmaz.</div>
<div style="background-color: white; color: #8e8e8e; font-family: &quot;Open Sans&quot;, sans-serif; font-size: 14px; margin-bottom: 20px;">
<strong>4.</strong>&nbsp;Evli olup zina yapan kişi Müslüman olmalıdır.&nbsp;<strong>Gayrimüslime recm cezası uygulanmaz.</strong></div>
<div style="background-color: white; color: #8e8e8e; font-family: &quot;Open Sans&quot;, sans-serif; font-size: 14px; margin-bottom: 20px;">
<strong>5.</strong>&nbsp;Zinanın bir para karşılığında olması halinde Ebû Hanife’ye göre her ikisine de had cezası uygulanmaz. Çünkü bu durum bir mehir karşılığında nikâh akdine benzemektedir. Burada şüpheden dolayı had düşer. Ancak fiil haram olduğu için ta’zir uygulanır. Ebû Yusuf ve İmam Muhammed’e göre bu durumda da had cezası verilir (Ömer Nasuhi Bilmen, İstilâhât-ı Fıkhıyye Kâmusu, İstanbul 1968, III,197 vd.).</div>
<div style="background-color: white; color: #8e8e8e; font-family: &quot;Open Sans&quot;, sans-serif; font-size: 14px; margin-bottom: 20px;">
<strong>6.</strong>&nbsp;Cinsel temas önden olmaz ise recm cezası uygulanmaz.</div>
<div style="background-color: white; color: #8e8e8e; font-family: &quot;Open Sans&quot;, sans-serif; font-size: 14px; margin-bottom: 20px;">
<strong>7.</strong>&nbsp;Suçlu hür olmalı, köle olmamalıdır.</div>
<div style="background-color: white; color: #8e8e8e; font-family: &quot;Open Sans&quot;, sans-serif; font-size: 14px; margin-bottom: 20px;">
<strong>8.</strong>&nbsp;Kişi bu işi kendi hür iradesi ile yapmalıdır. Bu işi yapmaya zorlanan kişiye recm cezası uygulanmaz.</div>
<div style="background-color: white; color: #8e8e8e; font-family: &quot;Open Sans&quot;, sans-serif; font-size: 14px; margin-bottom: 20px;">
<strong>9.</strong>&nbsp;Recm cezasını devlet uygular. Devlet başkanı izin vermezse bu cezayı şahıslar uygulayamaz.</div>
<div style="background-color: white; color: #8e8e8e; font-family: &quot;Open Sans&quot;, sans-serif; font-size: 14px; margin-bottom: 20px;">
<strong>En güçlü varlıklardan</strong>&nbsp;<strong>en zayıf varlıklara kadar tüm mahluklara rızıklar ihsan eden</strong>,&nbsp;<strong>annenin yavrusuna olan merhamet hissini yaratan ve yavruları anne, babalar vasıtası ile tehlikelerden koruyan, canlıların ihtiyaçlarını karşılayan,</strong>&nbsp;şuursuz, ilimsiz, hayatsız Güneş’i ve yıldızları insana hizmet ettiren, mahlukları başıboş bırakmayan ve onlara vazifelerini gösteren Allah sonsuz merhamet sahibidir.</div>
<div style="background-color: white; color: #8e8e8e; font-family: &quot;Open Sans&quot;, sans-serif; font-size: 14px; margin-bottom: 20px;">
<strong>Bir serçeye kartal kanadı kadar büyük kanat yüklemeyen, kainatı ölçü ile yaratan ve idare eden, uzuvlarımızı ölçülü bir şekilde yaratan, kullarına adaleti emreden Allah sonsuz adalet sahibidir.</strong>&nbsp;Sonsuz merhamet ve sonsuz adalet sahibi olan Allah, adilce hükmeder.</div>
<div style="background-color: white; color: #8e8e8e; font-family: &quot;Open Sans&quot;, sans-serif; font-size: 14px; margin-bottom: 20px;">
</div>The post <a href="https://ateistlerecevap.org/seriatta-zinann-cezas-nedir-recm-cezas/" data-wpel-link="internal">Şeriat'ta Zinanın cezası nedir? Recm cezası hakkında detaylı bilgi.</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ateistlerecevap.org/seriatta-zinann-cezas-nedir-recm-cezas/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Şeriata göre hırsızlığın cezası nedir nasıl uygulanır?</title>
		<link>https://ateistlerecevap.org/seriatta-hrszlk-cezas-nedir-nasl/</link>
					<comments>https://ateistlerecevap.org/seriatta-hrszlk-cezas-nedir-nasl/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ateistlere Cevaplar]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 06 May 2017 10:02:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sorular]]></category>
		<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.ateistlerecevap.org/?p=54</guid>

					<description><![CDATA[<p>Başkasının koruma altındaki malını gizlice almak, temyiz gücüne sahip, büluğ çağına gelmiş bir kimsenin, başkasının korunan ve bozulmayan şeylerden olan ve miktarı on dirhem gümüş para veya bunun değeri kadar bir malını gizlice çalmak anlamına gelir. Hırsızlık; kitap, sünnet ve icmâ delilleriyle yasaklanmıştır. Kur&#8217;ân&#8217;da şöyle buyurulur: &#8220;Hırsızlık yapan erkek ve kadının ellerini kesiniz&#8221; (Maide, 5/38). [&#8230;]</p>
The post <a href="https://ateistlerecevap.org/seriatta-hrszlk-cezas-nedir-nasl/" data-wpel-link="internal">Şeriata göre hırsızlığın cezası nedir nasıl uygulanır?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"><a style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;" href="https://2.bp.blogspot.com/-TIB-Z17H0ww/WQ2eLvwtr-I/AAAAAAAAGYg/EU9W2NH-HZMz2lzaYUOspXFJT0q3EozmQCLcB/s1600/%25C4%25B0slam%2527da%2BK%25C4%25B1sasa%2BK%25C4%25B1sas.K%25C4%25B1sas%25C4%25B1n%2B%25C5%259Fartlar%25C4%25B1nelerdir-Nas%25C4%25B1l%2Buygulan%25C4%25B1r-%2B%25281%2529.png" data-wpel-link="external" rel="nofollow external noopener noreferrer"><img loading="lazy" decoding="async" title="Şeriat'ta hırsızlık cezası nedir nasıl uygulanır?" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2017/05/C4B0slam27daKC4B1sasaKC4B1sas.KC4B1sasC4B1nC59FartlarC4B1nelerdir-NasC4B1luygulanC4B1r-28129.png" alt="Şeriat'ta hırsızlık cezası nedir nasıl uygulanır?" width="640" height="360" border="0" /></a></div>
<p>Başkasının koruma altındaki malını gizlice almak, temyiz gücüne sahip, büluğ çağına gelmiş bir kimsenin, başkasının korunan ve bozulmayan şeylerden olan ve miktarı on dirhem gümüş para veya bunun değeri kadar bir malını gizlice çalmak anlamına gelir.<br />
<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />Hırsızlık; kitap, sünnet ve icmâ delilleriyle yasaklanmıştır. Kur&#8217;ân&#8217;da şöyle buyurulur: &#8220;Hırsızlık yapan erkek ve kadının ellerini kesiniz&#8221; (Maide, 5/38). Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur: &#8220;Sizden öncekiler şu sebeple helâk oldular, Onlar, şerefli bir kimse hırsızlık yaptığı zaman, hırsızı serbest bırakırlar. Güçsüz bir kimse hırsızlık yapınca da, ona ceza uygularlardı&#8221; (eş-Şevkânî, Neylü&#8217;l-Evtâr, VII,131,136). Hırsızlık sâbit olunca, el kesme (had cezası) uygulanır. Had cezası gerekli olmayan durumlarda ise zararın tazmini yoluna gidilir.<br />
<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />Had cezası uygulandıktan sonra, çalınan mal elde bulunuyorsa, bu malın mâlikine iâde edilmesi gerektiğinde İslâm hukukçuları arasında görüş birliği vardır. Ancak çalınan mal telef olmuşsa, tazmini gerekip gerekmediği ihtilaflıdır.<br />
<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />Hanefilere göre, çalınan mal helâk olmuşsa, had cezası uygulandığı takdirde ayrıca malın tazmini gerekmez. Yani had&#8217;le tazmin bir kişide toplanmaz. Eğer, malın sahibi, mahkemeye başvurmazdan önce çalınan malın tazminini talep etmişse, hırsıza el kesme cezası uygulanamaz. Eğer had&#8217; din uygulanmasını hâkimden istemişse, artık hırsızın, helâk olan malı tazmini gerekmez. Çünkü yukarıdaki âyetçe yalnız had cezasından söz edilmiş, ayrıca tazminata yer verilmemiştir. Diğer yandan Nebî (s.a.s); &#8220;Hırsıza had cezası uygulandığı zaman, artık malı tazmin etmesi istenemez&#8221; (Zeylaî, Nasbu&#8217;r Râye, Mısır,1938, III, 375). Mâlikilere göre, hırsız zenginse hem had, hem de telef olan malın tazmin cezası birlikte uygulanır. Yoksulsa yalnız had uygulanır. Şâfiî ve Hanbelîlere göre ise, hırsız zengin olsun, yoksul bulunsun had ve tazmin cezası birlikte uygulanır. Çalınan mal misli ise, misliyle kıyemî ise kıymetiyle tazmin ettirilir. Çünkü had cezası Allah hakkı, tazmin cezası ise kul hakkı niteliğindedir. Diyet ve keffârette olduğu gibi, bunlardan birisi diğerine engel teşkil etmez (İbn Rüşd, Bidâyetü&#8217;l-Müctehid, Mısır; ts., II, 408 vd.; İbn Kudâme, el-Muğnî, VIII, 270; eş-Şîrâzî, el-Mühezzeb, II, 284; ez-Zühaylî, el-Fıkhu&#8217;l-İslâmî ve Edilletüh, VI, 95, 96).<br />
<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />Hırsızlığın tekrarı hâlinde, İslâm hukukçuları, ilk hırsızlıkta hırsızın sağ elinin, ikincisinde ise sol ayağının kesileceği konusunda görüş birliği içindedir. Hanefî ve Hanbelîlere göre, üçüncü ve daha sonraki hırsızlıklarda, çalınan malın tazmini, ta&#8217;zir (Devletin koyacağı ceza) ve pişmanlık gösterinceye kadar hapis cezası gibi cezalar uygulanır. Hz. Ali&#8217;nin uygulaması böyle olduğu gibi, Hz. Ömer&#8217;den de benzer uygulama nakledilmiştir. Ashâb-ı kiramın gözü önünde yapılan bu uygulamalara, karşı çıkan olmadığı için, konu hakkında icmâ (ittifak) meydana geldiği söylenmiştir (el-Kâsânî, Bedâyiu&#8217;s-Sanâyi&#8217;, 2. baskı, Beyrut 1394/1974, VII, 86; İbnü&#8217;l-Hümâm, Fethu&#8217;l-Kadîr,1. baskı, Bulak 1316/1898, IV, 248; İbn Kudâme a.g.e., VIII, 264). Mâlikî ve Şâfiîler, üçüncü ve dördüncü hırsızlık suçunda sol elin ve sağ ayağın kesileceği görüşünü benimsemişlerse de, bu konuda dayandıkları Ebû Hüreyre&#8217;den rivâyet edilen hadisin zayıf olduğu belirlenmiştir (İbn Rüşd, a.g.e., 409 vd.; Zeylaî, a.g.e., III, 368).<br />
<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />Hırsızlık cezasının uygulanabilmesi için, hırsızda veya çalınan malda bir takım şartların bulunması gerekir.<br />
<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />Hırsızla İlgili Şartlar Şunlardır:<br />
<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />Hırsızın had cezasına ehil olması gerekir. Bu da, onun akıllı ve erginlik çağına ulaşmış olmasını gerektirir. Bu yüzden küçük çocuklarla akıl hastalarına hırsızlık had cezası uygulanmaz. Nebî (s.a.s) şöyle buyurmuştur: &#8220;Üç kişiden kalem kaldırılmıştır; erginlik çağına kadar çocuktan, iyileşinceye kadar akıl hastasından ve uyanıncaya kadar uyuyandan&#8221; (Buharî, Hudud, 22, Talak;11; Ebû Dâvud, Hudud,17; Tirmîzî, Hudûd,1). Had cezası fiilin suç işleme kastıyla işlenmesini gerektirir. Küçük veya akıl hastasının fiilî suç olarak nitelendirilemez. Hatta Ebû Hanîfe ve Züfer&#8217;e göre, toplu hırsızlıkta hırsızların arasında küçük ve akıl hastası bulunsa, hiçbirisine had (el kesme) cezası uygulanamaz. Ebû Yûsuf&#8217;a göre ise, bu konuda topluluktan, malı fiilen çalan hangisi ise ona göre hüküm verilir (el-Kâsânî, a.g.e., VI, 67; İbnü&#8217;l-Hümâm, a.g.e., IV, 220).<br />
<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />Çalınan Malla İlgili Şartlar:<br />
<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />1) Malın mütekavvim olması. İnsanların değer verdiği tecavüz yoluyla telef edildiğinde tazmini gereken ve İslâm hukukuna göre alım-satımı meşru olan şeye &#8220;mütekavvim mal&#8221; denir. Buna göre, bir kimse hür bir insanı çalsa, hırsızlık cezası uygulanmaz. Çünkü hür insan bir mal değildir. Ancak tazir cezası verilir. Şarap veya domuzu çalma hâlinde de hüküm böyledir. Çünkü şarap ve domuz, müslüman hakkında kıymetli mal sayılmaz (İbnü&#8217;l-Hümâm, a.g.e., IV, 230).<br />
<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />2) Malın nisap miktarında olması. Hanefilere göre, hırsızlık nisabı bir dînâr (yaklaşık 4 gr. altın para) veya on dirhem (toplam 28 gr. gümüş para) yahut bu ikisine denk kıymetteki mal veya paradır. Hz: Peygamber devrinde 1 dinâr veya 10 dirhem para, iki tane kurbanlık koyun alabilecek kadar satın alma gücüne sahiptir (es-Serahsî, el-Mebsût, 3. baskı, Beyrut 1398/1978, IX,137; el-Kâsânî, a.g.e., VII, 77; İbnü&#8217;l-Hümâm, a.g.e., IV, 220). Delil şu hadislerdir: &#8220;On dirhemden az olan şeylerde el kesme yoktur&#8221; (Nesaî, Sârık, 10; Zeylaî, a.g.e., III, 359). &#8220;El kesme, ancak bir dinâr veya on dirhem parayı çalma hâlinde olur&#8221; (Zeylaî, a.g.e., III, 360, III, 358). &#8220;Hırsıza ancak kalkanın satış bedeli kadarını çalması halinde had uygulanır. Hz. Peygamber devrinde bu kıymet, on dirhem idi&#8221; (Zeylaî, a.g.e., III, 359).<br />
<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />Çoğunluk İslam hukukçularına göre, hırsızlık nisabı, altından dinarın dörtte biri, veya hâlis gümüşten üç dirhem yahut bunların kıymetidir. Dayandıkları delil şu hadislerdir: &#8220;Dinarın dörtte biri ve daha fazlası kadar hırsızlıkta had cezası uygulanır&#8221; (Şevkânî, a.g.e., VII,124). &#8220;Kıymeti üç dirhem olan kalkanda hırsızlık had&#8217;di uygulanır ki bu da dinarın dörtte biri kadardır&#8221; (Zeylaî, a.g.e., III, 355; İbn Rüşd, a.g.e., II, 408; İbn Kudâme, a.g.e., VIII, 240).<br />
<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />Burada, iki görüşün dayanağı olan hadisteki kalkanı Hanefiler on dirhem kıymetinde kabul ederken, diğerleri dörtte bir dinar veya üç dirhem olarak kabul etmişlerdir.<br />
<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />Çalınan malın kıymetinin, hırsızlık tarihinden cezanın uygulanacağı vakte kadar on dirhemden aşağıya düşmemesi gerekir. Ancak mal, bir ayıp isabet etmesi veya telef olması yüzünden eksilmiş veya tamamen zayi olmuşsa bu durum had cezasına engel teşkil etmez (el-Kâsânî, a.g.e., VII, 79; el-Bâcî, el-Müntekâ ale&#8217;l-Muvatta&#8217;, VII, 158). Çoğunluğa göre ise, malın korunma yeri (hırz altı)nden çalındığı tarihe göre işlem yapılır.<br />
<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />İslâm hukukçuları, toplu hırsızlıkta çalınan mal, herbirine bölündüğünde nisabı aşıyorsa hepsi için had cezası uygulanacağı konusunda görüş birliği içindedir nisabın altına düşüyorsa Ebû Hanîfe ve Şâfiî&#8217;ye göre, hiçbirine had uygulanmaz. Çünkü herbiri nisap kadar mal çalmamış sayılır (el-Kâsânî, a.g.e., VII, 78; İbnü&#8217;l-Hümâm, a.g.e., IV, 225).<br />
<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />3) Çalınan şeyin koruma (hırz) altında olması. Hırz, sözlükte; bir şeyin korunduğu yer, demektir. Bir terim olarak; ev, dükkân ve çadır gibi, âdetler bakımından insanların mallarını korumak için yapılan yerleri ifade eder. Hırz ikiye ayrılır: Hadiste: &#8220;Ağaçtaki meyve ve hurma gibi şeylerde el kesme yoktur&#8221; (Şevkânî, a.g.e., VII, 127; A. b. Hanbel, Müsned, III, 464) buyurulur.<br />
<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />a) Kendi başına hırz sayılan yerler. Bunlar, malları korumak için hazırlanan yerler olup, izinsiz girmek yasaklanmıştır. Ev, dükkân, han, kasa, sandık gibi. Bunlarda bekçi bulunsun veya bulunmasın, kapı açık veya kapalı olsun hırz niteliği devam eder. Çünkü bina veya yer hırz amacıyla yapılmıştır.<br />
<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />b) Başkası sebebiyle hırz sayılan yerler. Bunlar mal saklamak için yapılmamış olan yerler olup, kendisine izinsiz olarak girilebilir ve giriş yasağı bulunmaz. Mescidler, yollar, resmî daireler gibi. Bunların hükmü bekçisi bulunmadığı takdirde herkese açık olan kır, mera ve sahra hükmündedir. Bunlarda mala yakın yerde bekçi bulunursa, bekçi uykuda olsun uyanık bulunsun, hırz yeri sayılır. Çünkü Nebî (s.a.s) uykuda bulunan Safvân&#8217;ın paltosunu çalan hırsıza had cezası uygulamıştır (es-Serahsî, a.g.e., IX,150 vd.; İbnü&#8217;l-Hümâm, a.g.e., IV, 240; el-Kâsânî, a.g.e., VII, 73). Mal, koruma yerinden tam olarak ayrılmadıkça had cezası gerekmez.<br />
<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />Yankesici (tarrâr)nin, başkasının cebinden el çabukluğu ile parasını çalması hâlinde, had cezasının uygulanacağı konusunda görüş birliği vardır. Mezardan kefen, altın diş vb. şeyler çalanın (nebbâş) hükmü ise ihtilaflıdır. Ebû Hanîfe ve İmam Muhammed&#8217;e göre, mezar hırsızına hırsızlık cezası uygulanmaz. Çünkü mezarlıklar kendi başına mal saklanan ve hırı altında bulunan yerler değildir (es-Serahsî, IX, 159; el-Kasânî, a.g.e., VII, 69). Çoğunluk İslâm hukukçularına göre ise, mezar hırsızına da had cezası uygulanır. Çünkü kefen de kendisine göre koruma altındadır. O da ölünün mülkü sayılır. Ölünün mirasçıları, nebbâşın kefeni geri vermesini ve cezalandırılmasını isterler (Ebû Zehra, Usulü&#8217;l-Fıkh, Mısır ts, s. 126, 127). Hz. Âişe&#8217;den şöyle nakledilmiştir: &#8220;Bizim ölülerimizi çalan dirilerimizi çalan kimse gibidir&#8221; (Zeylaî, a.g.e., III, 366).<br />
<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />Çarşı ve pazar yerlerinde umumun güvenine terkedilen mallara gelince, Hanefilere göre; bunlar geceleyin çalınırsa hırsızlık cezası uygulanır. Gündûz çalınırsa had uygulanmaz. Çünkü gündüz, buraya girme izni bulunduğu için hırz (koruma) şartı gerçekleşmez. Şâfii ve Mâlikilere göre ise, esnafın kendine ait bölme ve tezgâhında veya teneke, küp, çuval gibi kaplarda bulunan şeyler örf bakımından hırz altında sayılır ve bunları çalanlara had uygulanır. Ahmed b. Hanbel&#8217;e göre ise çarşı ve pazar yerinde bekçi varsa veya malın yanında gözetleyici bir kimse bulunursa hırsıza had cezası verilir (ibnü&#8217;l-Hümâm, a.g.e., IV, 242; İbn Kudâme, a.g.e., VIII, 249-250).<br />
<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />4) Çalınan malın biriktirmeye elverişli olması, çabuk bozulacak şeylerden olmaması. Ebû Hanîfe ve İmam Muhammed&#8217;e göre; kıymeti nisap miktarından çok olsa bile, çabuk bozulan şeylerde hırsızlık cezası uygulanmaz. Üzüm, incir, nar, elma, baklagiller, ekmek, yaş veya kuru et, meşrubat, süt, yoğurt ve benzeri gıda maddeleri gibi. Bunlar uzun süre bekletmeye elverişli olmadığı için, hırz (koruma) altında olsun veya olmasınlar, bunları çalana had uygulanmaz. Delil şu hadistir: &#8220;Ağaçtaki meyve ve hurma gibi şeylerde el kesme yoktur&#8221; (Ahmed b. Hanbel, Müsned, III, 464). Bir yıldan fazla biriktirilebilen dayanıklı tüketim mallarında ise hırsızlık suçu oluşabilir. Ceviz, badem, kuru hurma; kuru meyve ve sirke gibi. Ebû Yûsuf&#8217;a göre, biriktirmeye elverişli olmasa bile, gerçekte meşru olarak, yararlanılabilen herşey maldır ve bunu çalana hırsızlık cezası uygulanır. Meselâ günümüzde dayanıklı olmadığı halde meyveler önemli mallardan olmuştur. Diğer üç mezhebe göre, mal olarak edinilebilen ve alım satımı meşru olan her çeşit malda hırsızlık suçu söz konusu olur. Gıda maddesi, kumaş, hayvan, kıymetli taş veya maden, av ve şişe bunlar arasında sayılabilir. Çünkü; &#8220;Hırsızlık yapan erkek ve kadınım ellerini kesin&#8221; (Maide, 5/38) âyeti genel anlam ifade eder.<br />
<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />5) Çalınan malın, aslı itibariyle mubah olmaması. Bir şeyin aslı; kuş, odun, kamış, av hayvanı ve balık gibi mübah mallardan ise, Ebû Hanîfe&#8217;ye göre, bunlar dâru&#8217;l-İslâm&#8217;da bulunuyorsa el kesme cezası uygulanmaz. Diğer üç mezhebe göre aslı mübah olsun veya olmasın, bu malı çalana had uygulanır (Zühaylî, a.g.e&#8221; VI; 116, I 17).<br />
<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />6) Çalınan malda, hırsızın alma hakkının bulunmaması gerekir (el-Kâsânî, a.g:e, VII, 70-72; İbnü&#8217;l-Hümâm, a.g.e., IV, 229. vd.; es-Serahsî, a.g.e., IX, 152, 178).<br />
<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />7) Hırsız için çalınan malda, bir mülk, mülk te&#8217;vili veya mülk şüphesinin bulunması. Bu prensip gereğince hırsız, âriyet verdiği, rehnettiği veya kiraya verdiği şeyi çalmakla el kesme cezası uygulanmaz. Yine hırsız, beytülmalden (hazine, devlet malı) bir şeyi çalsa, kendisinin de bu toplum malında hissesi bulunduğundan had cezası uygulanmaz. Nitekim Hz. Ömer, Beytülmalden bir şeyler çalana had cezası uygulamamıştır. Bir zekât memuru, Hz. Ömer&#8217;e mektup yazarak Devlet hazinesinden çalanın hükmünü sordu. Hz. Ömer şöyle cevap verdi: &#8220;Onun elini kesme, çünkü, hiçbir kimse yoktur ki, kendisi için beytülmâlde bir hak bulunmasın&#8221;. Diğer, yandan Hz. Ali de Devlet malı çalana had cezası uygulamamıştır. Dayandığı prensip, Devlet malım bütün tebeaya ait ortak mal sayılmasıdır, eğer gayri müslim tebeadan (zımmî) birisi devlet malını çalsa had uygulanır. Çünkü O&#8217;nun beytülmalde hakkı yoktur. Yoksul bir kimse, yoksulların yararlandığı bir vakıftan çalsa, had uygulanmaz. Zengin çalarsa uygulanır. Çünkü O&#8217;nun bu vakıfta hakkı yoktur. Sonuç olarak şüphe bulunan yerde had cezası uygulanmaz. Nitekim Nebî (s.a.s) şöyle buyurmuştur: &#8220;Şüphe bulununca, gücünüzün yettiği kadar hadleri düşürünüz&#8221; (Ebû Dâvud, Salat, 14; Tirmizî, Hudûd, 2).<br />
<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />8) Hırsızın, koruma altındaki yere girmek için izinli sayılmaması gerekir. Bir kimse, mahrem hısımlarından veya eşinden bir şeyler çalsa, hırsızlık haddi uygulanmaz. Çünkü hısımlarının bulunduğu yere örfe göre izinsiz girebilir. Eşlerin birbirinin malını almada örf de cereyan edebilir. Bu yüzden hırz (koruma) şartı gerçekleşmez. Yine bir topluluğun hizmetçisi, bunların eşyasından, misafir ev sahibinden, işçi girmeye izinli olduğu iş yerinden bir şey çalsa, el kesme cezası uygulanmaz. Çünkü, bir yere giriş hakkının bulunması, bu yeri onun hakkında hırz ortamı olmaktan çıkarır (es-serahsî, a. g. e., IX, 151; el-Kasanî, a.g.e., VII, 70, 75; İbn Âbidin, Reddü&#8217;l-Muhtâr, III, 221). Şâfiîlerde daha kuvvetli görüşe göre usûl ve furû dışında, diğer hısımlardan ve eşlerden birinin diğerinden, hırz altındaki malını çalması hafinde hırsızlık had cezası uygulanır. Delil, hırsızlık cezasını bildiren âyetin umûm anlamıdır.<br />
<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />Malı Çalınanda Bulunması Gereken Şartlar:<br />
<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />Malı çalınan kimsenin, bu mal üzerindeki elinin hukuken geçerli olması gerekir. Bu el, üçe ayrılır: a) Mülk eli. b) Emânet eli. Vedîa ve âriyet alanın ve mudarade (emek-sermâye) ortaklığında işletmecinin (mudarib) eli gibi. c) Dımân eli. Gasbedenin, pazarlık sonucu malı kabzedenin eli ile rehin alanın rehin üzerindeki eli gibi. Bütün bunlardan birşey çalan kimseye had uygulanır. Hırsızdan tekrar başka birisi çalsa had uygulanmaz. Çünkü hırsızın eli, hukuken geçerli bir el koyma değildir, Ondan almak, yoldan almak gibidir (el-Kâsânî, a.g.e., VII, 80; eş-Şîrâzî, el-Mühezzeb, II, 281).<br />
<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />Hırsızlığın dâru&#8217;l-adl&#8217;de yapılmış olması da had uygulaması için şarttır. Bir müslüman dâru&#8217;l-harb veya dâru&#8217;l-bağy&#8217;de hırsızlık yapsa had cezası uygulanmaz. Çünkü dâru&#8217;l-adl dışında, Devlet başkanı için velâyet yetkisi yoktur (el-Kasanî, a.g.e., VII, 79).<br />
<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />Hırsızlığın İsbatı:<br />
<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />Mahkemede hırsızlığın isbatı beyyine veya ikrar ile sabit olur. Beyyinenin kabulü için, şahitlik gibi genel, hadler ve kısas gibi özel şartlar gerekir.<br />
<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />a) Erkeklik, Hırsızlıkta, kadınların şahitliği geçerli değildir.<br />
<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />b) Adâlet. Fâsıkların şahitliği kabul edilmez.<br />
<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />c) Asâlet. Şüphe sebebiyle, şehâdet üzerine şehadet kabul edilemez.<br />
<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />d) Zaman aşımına uğramaması.<br />
<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />Hırsızlık için bir süre sonra şahitlik yapılsa, şüphe yüzünden kabul edilmez.<br />
<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />e) Husûmet veya dava açılmış olması. Davayı mal üzerinde hukukî ele sahip olan kimsenin açması gerekir. Husûmet ehliyeti çalınan mal üzerinde ya mülk sahibi veya emânet yahut da dımân eline sahip olmakla gerçekleşir (es-Serahsî, IX,169; el-Kâsânî, a.g.e., VII, 81; İbnu&#8217;l-Hümâm, a.g.e., IV, 223, 252).<br />
<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />İkrarın Şartları:<br />
<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />Hırsızlık hâkim önünde ikrarla da sabit olur. Çünkü insan ikrarından dolayı itham altında sayılmaz. Çoğunluk hukukçulara göre, bir defa ikrar yeterlidir. Ebû Yusuf ve Hanbelilere göre, ancak iki defa ikrarla hırsızlık sabit sayılır. Çünkü şahitlerin sayısı da iki tanedir (es-Serahsî, a.g.e., IX,182; eş-Şirâzî, a.g.e., II, 282).<br />
<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />Hırsızlık cezasını Düşüren Haller:<br />
<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />1) Malı çalınan kimsenin, hırsızın ikrarını yalanlanması. &#8220;Benim malımı çalmadı&#8221; demesi gibi.<br />
<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />2) Malı çalınanın, beyyinesini (delil) yalanlaması. &#8220;Şahitlerim yalancı şahittir&#8221; demesi gibi.<br />
<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />3) Hırsızın ikrarından dönmesi. Bu durumda had cezası uygulanmaz. Fakat malı tazmin etmesi gerekir. Çünkü ikrardan rucû hadler konusunda kabul edilir, fakat mali konuda kabul edilmez. Bu, ikrarda şüphe meydana getirir. Had şüphe ile düşer, fakat mal düşmez.<br />
<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />4) Hırsızın, çaldığı malı, mahkemeye başvurulmazdan önce mâlikine geri vermesi.<br />
<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />5) Hırsızın, çaldığı mala davadan önce hukuki bir yolla mâlik olması. Mal sahibi çalınan malı, hırsıza hibe etse veya satsa bu mal hukukî yolla intikal etmiş olur. Artık had cezası da uygulanmaz. Hatta Ebû Hanîfe ve İmam Muhammed&#8217;e göre, dava açılmış olsa bile, mahkeme sonuna kadar, mal hibe veya satma gibi bir yolla hırsıza geçse had cezası düşer. Diğer çoğunluk hukukçulara göre ise, mahkemeye başvurulduktan sonra artık hibe veya satışla mülkiyet hırsıza geçse bile had cezası düşmez. Çünkü Nebî (s.a.s) Savfan&#8217;ın paltosunu çalan hırsızın elinin kesilmesini emrettiği zaman, Safvan şöyle dedi: &#8220;Ben bunu istemedim. Palto ona sadaka olsun. Rasulullah (s.a.s) şöyle buyurdu: &#8220;Onu bana getirmezden önce, bunu yapman gerekmez miydi?&#8221; (el-Bâcî, a.g. e., VII, 162; el-Kâsânî, a. g. e., VII, 88 vd.; İbnü&#8217;l-Hümâm, a.g.e., IV, 255 vd.).<br />
<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />Sonuç olarak had cezalarından maksat kamu düzenini sağlamak ve bu suçların toplumda açacağı yaraları sarmak olduğuna göre, hırsızın, mala sahip olması, özellikle malı çalınan kimsenin davasından vazgeçmesi halinde, had cezasının düşmesi amaca daha uygun görünmektedir.</p>
<div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"><iframe loading="lazy" class="YOUTUBE-iframe-video" src="https://www.youtube.com/embed/m90W0eJPEy0?feature=player_embedded" width="520" height="366" frameborder="0" allowfullscreen="allowfullscreen" data-thumbnail-src="https://i.ytimg.com/vi/m90W0eJPEy0/0.jpg"></iframe></div>
<p>&nbsp;</p>The post <a href="https://ateistlerecevap.org/seriatta-hrszlk-cezas-nedir-nasl/" data-wpel-link="internal">Şeriata göre hırsızlığın cezası nedir nasıl uygulanır?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ateistlerecevap.org/seriatta-hrszlk-cezas-nedir-nasl/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İslam&#039;da  Kısasa Kısas. Kısasın şartları nelerdir? Nasıl uygulanır?</title>
		<link>https://ateistlerecevap.org/islamda-ksasa-ksas-ksasn-sartlar/</link>
					<comments>https://ateistlerecevap.org/islamda-ksasa-ksas-ksasn-sartlar/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ateistlere Cevaplar]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 06 May 2017 09:27:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[ögüt]]></category>
		<category><![CDATA[Sorular]]></category>
		<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.ateistlerecevap.org/?p=55</guid>

					<description><![CDATA[<p>Değerli kardeşimiz, Kısasın farz olduğu Kur&#8217;an-ı Kerimde şu şekilde açıklanır. “Ey iman edenler! Öldürülenler hakkında size kısas farz kılındı. Hüre hür, köleye köle, kadına kadın (öldürülür). Ancak her kimin cezası, kardeşi (öldürülenin velisi) tarafından bir miktar bağışlanırsa artık (taraflar) hakkaniyete uymalı ve (öldüren) ona (gereken diyeti) güzellikle ödemelidir. Bu söylenenler, Rabbinizden bir hafifletme ve rahmettir. [&#8230;]</p>
The post <a href="https://ateistlerecevap.org/islamda-ksasa-ksas-ksasn-sartlar/" data-wpel-link="internal">İslam'da  Kısasa Kısas. Kısasın şartları nelerdir? Nasıl uygulanır?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div class="separator" style="clear: both; text-align: center;">
<a href="https://4.bp.blogspot.com/-9nZ88TwyN50/WQ2WU4KsAyI/AAAAAAAAGYI/Anvw3hpvXGEh9l4cRmZT1Q5tkA5HVUHmQCLcB/s1600/%25C4%25B0slam%2527da%2BK%25C4%25B1sasa%2BK%25C4%25B1sas.K%25C4%25B1sas%25C4%25B1n%2B%25C5%259Fartlar%25C4%25B1nelerdir-Nas%25C4%25B1l%2Buygulan%25C4%25B1r-.png" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;" data-wpel-link="external" rel="nofollow external noopener noreferrer"><img loading="lazy" decoding="async" alt="İslam'da  Kısasa Kısas. Kısasın şartları nelerdir? Nasıl uygulanır?" border="0" height="360" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2017/05/C4B0slam27daKC4B1sasaKC4B1sas.KC4B1sasC4B1nC59FartlarC4B1nelerdir-NasC4B1luygulanC4B1r-.png" title="İslam'da  Kısasa Kısas. Kısasın şartları nelerdir? Nasıl uygulanır?" width="640" /></a></div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Değerli kardeşimiz,</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Kısasın farz olduğu Kur&#8217;an-ı Kerimde şu şekilde açıklanır.</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343; margin-bottom: 1em;">
“Ey iman edenler! Öldürülenler hakkında size kısas farz kılındı. Hüre hür, köleye köle, kadına kadın (öldürülür). Ancak her kimin cezası, kardeşi (öldürülenin velisi) tarafından bir miktar bağışlanırsa artık (taraflar) hakkaniyete uymalı ve (öldüren) ona (gereken diyeti) güzellikle ödemelidir. Bu söylenenler, Rabbinizden bir hafifletme ve rahmettir. Her kim bundan sonra haddi aşarsa muhakkak onun için elem verici bir azap vardır.&#8221;</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
&#8220;Ey akıl sahipleri! Kısasta sizin için hayat vardır. Umulur ki suç işlemekten sakınırsınız.&#8221;(Bakara, 2/178-179)</div>
</blockquote>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Gerçi kısasın kendisi cezayı hakketmiş bir hayatı yok etmedir, ama aynı zamanda haksız yere hayatı yok etmeye karşı, hayatın en büyük müeyyidesidir. Kısas gibi caydırıcı bir hüküm, toplum ve kişi hayatının garantisidir. Böylece dünya hayatınızı olduğu gibi ahiret hayatınızı da korursunuz.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Bu âyetler göre kısas farzdır.&nbsp;Günümüzde uygulanmasına gelince, Allah’ın hükümleri kıyamete kadar geçerlidir. Bu nedenle kısas bu zamanda uygulanmaz diye bir şey yoktur.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Bu hüküm insanları yöneten kimseleri ilgilendirdiği için onların görevidir; halkın bundan dolayı bir sorumluluğu yoktur.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Âyetin açıklaması:<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Kısasın güzelliklerini açıklama hususunda buyuruluyor ki:&nbsp;Size kısas yazıldı ve sizin için kısasta büyük bir hayat vardır, ey akıl sahipleri!..&nbsp;Bu bakımdan kısası, Allah&#8217;ın adaletine ve merhametine yaraşmayan kötü bir şey zannetmeyiniz de&nbsp;&#8220;Kısasta büyük bir hayat vardır.&#8221;&nbsp;beliğ vecizesini aslî kanun tanıyınız.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Bunu böyle tanıdıktan sonra af ile muamele ederseniz çok büyük bir fazilet olur. Aksi halde Arapların yaptığı gibi, kısas hududunu aşarak öldürmekle karşılık vermek ve diğer işkence ve azaba başvurmak, nasıl bir zulüm ve cinâyet ise,&nbsp;adam öldürmeye karşı, Allah&#8217;ın hükmü yalnız aftır,&nbsp;demek de insanlıktan hayat hakkını çekip alacak büyük bir cinâyet olur.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
<em style="box-sizing: inherit;">Kısas,&nbsp;hayat hakkının ve canı korumanın gereğidir.&nbsp;</em>Kısasın meşru oluşunda akıl sahibi olan insanlar için büyük bir hayat vardır. Affın kıymeti de buna bağlıdır. Gerçi kısasın kendisi, bir hayatı yok etmektir ama, aynı zamanda haksız yere bir hayatı yok etmeye karşı, hayatın zıddı olan kısasın meşru oluşu da hayatın ve yaşama hakkının en büyük müeyyidesidir. Şöyle ki:</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
1.&nbsp;Önce bu, hem katil olmak isteyecek kimse, hem de öldürülmesi istenen kimse hakkında kuvvetle hayatı korumaya sevketmektedir. Çünkü katil olmak isteyen kimse, öldürürse ve öldürdüğünde kendisinin de öldürülmeyi hak edeceğini bilirse akıl gereği olarak, öldürmekten vazgeçer. Böylece hem kendisi hayatta kalır, hem de karşısındaki.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
2.&nbsp;Bunda, ikisinden başka genel toplumun yaşama hakkını da güvenceye alma vardır. Çünkü bu şekilde öldürmenin önüne geçilmesi, bu ikisinden başka, bunlarla uzaktan yakından ilgili olması düşünülen insanların da hayatlarının devamına ve güvenliğine bir garantidir. Zira bir öldürme olayı, öldürenle öldürülenin yakınları arasında düşmanlık ve fitneye, bu da büyük çarpışmalara&nbsp;(kan davalarına)&nbsp;sebep olabilir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Akıl sahipleri için, bu öldürmeye engel olacak olan haklı kısasın meşruluğu, bütün bu fitnelerin ve heyecanların önüne geçeceği için, toplumun yaşamasına sebep ve yaşama hakkına garanti olur. Bu faydalar ise, haklı bir kısas şeklinde olmayan saldırgan öldürmelerde ve affın mecburiyeti takdirinde mevcud değildir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
İşte kısasın meşruluğu,&nbsp;bu kadar önemli bir yaşama sebebi olduğu gibi, bu&nbsp;&#8220;Kısasta büyük bir hayat vardır.&#8221;&nbsp;vecizesi de belağatın en yüksek derecesine ulaşmış, özlü bir îcâz ve îcâz kanunudur. Bunun, büyük bir mânâ topluluğunu, son derece özlü bir şekilde ifade edivermiş olduğunda Arab edebiyatçıları ve beyan ilmi âlimleri ittifak etmişlerdir. Çünkü bundan önce Arapların bu konuda bazı vecizeleri vardı. Bunlardan bazıları şunlardır:</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343; margin-bottom: 1em;">
a) &#8220;Bir kısım insanları öldürmek, toplumu diriltmektir.&#8221;&nbsp;<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />b)&nbsp;&#8220;<em style="box-sizing: inherit;">Öldürmeyi çok yapınız ki, öldürme azalsın.&#8221;&nbsp;</em>derlerdi.</div>
<div style="box-sizing: inherit; margin-bottom: 1em;">
Bu gibi vecizeler arasında en güzel saydıkları da şu idi:</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
c) &#8220;Öldürme, öldürmeyi yok eder. Yani öldürmeyi en çok ortadan kaldıran şey, yine öldürmedir.&#8221;</div>
</blockquote>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Halbuki&nbsp;&#8220;Kısasta büyük bir hayat vardır.&#8221;&nbsp;prensibinin bundan da birçok yönlerden daha fasih (fesâhatli) ve daha beliğ (belağatlı) olduğu açık ve üzerinde ittifak edilmiş bir husustur. Şöyle ki:</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
1.&nbsp;Önce, hepsinden daha kısa ve özlüdür.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
2.&nbsp;Tekrardan uzaktır.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
3.&nbsp;Bunda bedî&#8217; ilminde &#8220;tıbak&#8221; denen tezat sanatı, &#8220;kısas&#8221; ve &#8220;hayat&#8221; kelimeleriyle en güzel ve makul bir tarzda tatbik edilmiş olduğu hâlde, diğerleri görünürde makul olmayan, imkânsız bir çelişki suretindedir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Öldürmenin yokluğu, öldürmeye; öldürmenin çokluğunun, öldürmenin azlığına sebep gösterilmesi, görünüş itibariyle, bir şeyi kendi yokluğuna sebep göstermek demektir. Bunda ise bazı zevklere göre bir şiir havası olsa bile hiçbir hikmet yoktur.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
4.<em style="box-sizing: inherit;">&nbsp;Kısas, öldürmeden bir yönüyle daha genel, diğer yönüyle daha özeldir.</em>Geneldir;&nbsp;çünkü yaralamaları da içine almaktadır.&nbsp;Özeldir;&nbsp;çünkü her öldürmede kısas yapılmaz ve öldürmelerin her çeşidi, öldürmeye engel olmaz. Bilakis saldırı şeklindeki öldürmeler, fitneyi şiddetlendirerek karışıklığa sebep olur.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
O hâlde&nbsp;&#8220;öldürme&#8221;&nbsp;kelimesi, ahd lâmı ile öldürmenin bir çeşidine, yani kısasa tahsis edilmedikçe vecize sahih olmaz. Böyle olunca da kısasın yaralar kısmı haric kalır. Bu bakımdan&nbsp;&#8220;Kısasta büyük bir hayat vardır.&#8221;&nbsp;ifadesi, bu açıdan üç yönden daha beliğdir. Çünkü her yönüyle sahihtir, açıktır, daha kapsamlıdır.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
5.<em style="box-sizing: inherit;">&nbsp;Yokluk, menfi bir gayedir. Hayat ise istenen müsbet bir gayedir.</em>&nbsp;Öldürme işinin yokluğu, hayatın varlığını içine aldığından, tabii ki arzu edilir. Bundan dolayı âyet, asıl maksat olan müsbet gayeye delalet ettiği ve dikkati ona çevirdiği için pek yüksektir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
6.&nbsp;&#8220;Hayat&#8221; kelimesi nekire (belirsiz isim) olarak ifade edilmiş bulunduğu için, &#8220;tenvin-i tazim&#8221; ile hayatın bir nevi büyüğüne, yani kamu hayatına, ahiret hayatına ve hayat hakkının büyüklüğüne işareti kapsamaktadır. Diğerleri ise pek ilmî olan bu hukukî ve dinî sırdan mahrumdur.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
İşte bunlar gibi daha birçok yönden bu Kur&#8217;ân vecizesinin, diğerlerine üstünlüğü, bu kadar geniş mânâsıyla i&#8217;câz haddindeki özlü ifadesiyle, Arap edebiyatçılarını büyüleyen sebeplerden biri olmuştur. Kısasın meşru oluşunun güzellikleri de Allah tarafından bu prensiple beyan buyurulmuştur.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
İşte böyle içine almış olduğu hayatî güzellikler ve maksatlar itibariyle çok önemli olan kısas, size farz kılınmıştır ki,&nbsp;korunabilesiniz,&nbsp;öldürmeden, kısası ihmal veya kötüye kullanmadan sakınıp, hayatınızı ve yaşama hakkınızı muhafaza edebilesiniz. Bu hayatta kötülükten sakınmakla ahiret hayatında kurtuluşa kavuşasınız.<em style="box-sizing: inherit;">(bk. Elmalılı H. YAZIR, İlgili Âyetin Tefsiri)</em></div>
<div style="box-sizing: inherit; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
<em style="box-sizing: inherit;"><b>Kısasın şartları;</b></em></div>
<div style="background-color: white; color: #8e8e8e; font-family: &quot;Open Sans&quot;, sans-serif; font-size: 14px; margin-bottom: 20px;">
<strong><a href="http://mektebisuffa.com/" style="background: transparent; color: #f09217; outline: none 0px; text-decoration-line: none; transition: all 0.2s linear;" data-wpel-link="external" rel="nofollow external noopener noreferrer">Adam öldürmenin cezası</a></strong><strong>&nbsp;olan kısas cezasının uygulanma için gereken şartlar:</strong></div>
<div style="background-color: white; color: #8e8e8e; font-family: &quot;Open Sans&quot;, sans-serif; font-size: 14px; margin-bottom: 20px;">
<strong>1.</strong>&nbsp;Öldüren kişi akıllı ve ergenlik çağına ulaşmış olmalıdır. Deli veya çocuğun öldürmesi ile deli ve çocuğa kısas cezası verilmez.</div>
<div style="background-color: white; color: #8e8e8e; font-family: &quot;Open Sans&quot;, sans-serif; font-size: 14px; margin-bottom: 20px;">
<strong>2.</strong>&nbsp;<strong>Öldürme fiili kasten işlenmelidir.</strong>&nbsp;İstemeden, yanlışlıkla yapılan öldürmelerde kısas cezası uygulanmaz.</div>
<div style="background-color: white; color: #8e8e8e; font-family: &quot;Open Sans&quot;, sans-serif; font-size: 14px; margin-bottom: 20px;">
<strong>3.</strong>&nbsp;Katil, öldürme fiilini kendi iradesi ile yapmalıdır. Katil, öldürülme veya bir uzvun sakatlanması gibi bir zorlama altında öldürme fiilini yapmış ise Ebu Hanife ve Ebu Muhammed’e göre katile kısas uygulanmaz çünkü katil, öldürmeye zorlanmıştır ve öldürme fiilini yapmayı istememiştir.</div>
<div style="background-color: white; color: #8e8e8e; font-family: &quot;Open Sans&quot;, sans-serif; font-size: 14px; margin-bottom: 20px;">
<strong>4.</strong>&nbsp;<strong>Öldüren kişi öldürme fiilini meşru müdafaa halinde iken yaparsa kısas uygulanmaz çünkü öldüren kişi maruz kaldığı saldırıyı başka türlü men etme imkanı bulamamış olabilir.</strong></div>
<div style="background-color: white; color: #8e8e8e; font-family: &quot;Open Sans&quot;, sans-serif; font-size: 14px; margin-bottom: 20px;">
<strong>5.</strong>&nbsp;Öldürülen kişi öldürenin çocuk veya torunlarından biri olmamalıdır. Bir katil oğlunu, kızını veya torununu öldürse katile kısas cezası uygulanmaz. Bu durumda katile diyet, ta’zir ve mirastan mahrum olma gibi hükümler uygulanır. Babanın çocuğunu öldürmesi halinde babaya kısas uygulanmaz. Annenin çocuğunu öldürmesi halinde anneye kısas uygulanmaz. Dedenin torununu öldürmesi halinde dedeye kısas uygulanmaz. Ninenin torununu öldürmesi halinde nineye kısas uygulanmaz. Çünkü baba, anne, dede ve nine o çocuğun dünyaya gelmesine, hayat sahibi olmasına vesile olmuştur. Ancak babasını, annesini, dedesini, ninesini öldüren kişiye kısas uygulanır.</div>
<div style="background-color: white; color: #8e8e8e; font-family: &quot;Open Sans&quot;, sans-serif; font-size: 14px; margin-bottom: 20px;">
<strong>6.</strong>&nbsp;<strong>Öldürülen kişinin velisi katili affederse kısas uygulanmaz. Öldürülenin velilerinden bir kısmı katili affeder, bir kısmı katili affetmezse yine kısas uygulanmaz.</strong></div>
<div style="background-color: white; color: #8e8e8e; font-family: &quot;Open Sans&quot;, sans-serif; font-size: 14px; margin-bottom: 20px;">
<strong>7.</strong>&nbsp;Cinayet Dar’ül İslam’da işlenmelidir. Devlet yöneticisine isyan eden isyancıları öldürene kısas uygulanmaz. Darü’l Harpte ikamet eden bir Müslüman öldürülürse öldüren kişiye kısas cezası uygulanmaz.</div>
<div style="background-color: white; color: #8e8e8e; font-family: &quot;Open Sans&quot;, sans-serif; font-size: 14px; margin-bottom: 20px;">
<strong>8.</strong>&nbsp;Devlet başkanı kısas cezasının uygulanmasına izin vermelidir.&nbsp;<strong>Devlet başkanı izin vermez ise şahıslar kısas cezasını uygulayamaz. Ancak kısas cezasının uygulanmaması katilin Allah tarafından affedildiği anlamına gelmez.&nbsp;</strong></div>
<div style="background-color: white; color: #8e8e8e; font-family: &quot;Open Sans&quot;, sans-serif; font-size: 14px; margin-bottom: 20px;">
<strong>Bir Müslüman haksız yere İslam devleti tebaasından olan bir ehl-i kitabı (Hristiyan veya Yahudi) öldürse Müslümana kısas uygulanır.</strong></div>
<div style="background-color: white; color: #8e8e8e; font-family: &quot;Open Sans&quot;, sans-serif; font-size: 14px; margin-bottom: 20px;">
Bir adam çocuğu öldürse adama kısas uygulanır. Sağlam insan kör, topal, felçli, hasta birisini öldürse öldürene kısas uygulanır. Ölmek üzere olan kişiyi öldürene de kısas uygulanır.</div>
<div style="background-color: white; color: #8e8e8e; font-family: &quot;Open Sans&quot;, sans-serif; font-size: 14px; margin-bottom: 20px;">
Bir kişiyi birden fazla kişi öldürmüşse öldüren kişilere kısas uygulanır. Bir kişinin bir uzvunu birden fazla kişi kesmişse tüm kesenlerin o uzuvları kesilir.</div>
<div style="background-color: white; color: #8e8e8e; font-family: &quot;Open Sans&quot;, sans-serif; font-size: 14px; margin-bottom: 20px;">
<strong>Yaralarda da kısas (yaralamaya karşı yaralama) uygulanır.</strong></div>
<blockquote style="background-color: white; color: #8e8e8e; font-family: &quot;Open Sans&quot;, sans-serif; font-size: 14px; font-style: italic; margin-bottom: 20px; margin-top: 0px; padding-left: 42px;">
<div style="margin-bottom: 20px;">
<strong>“Onda (Tevrat’ta) üzerlerine şunu da yazdık: Cana can, göze göz, buruna burun, kulağa kulak, dişe diş kısas edilir. Yaralar da kısasa tabidir. Kim de bu hakkını bağışlar, sadakasına sayarsa o, kendisi için keffaret olur. Allah’ın indirdiği ile hükmetmeyenler, zalimlerin ta kendileridir.” Maide Suresi 45.Ayeti Meali</strong></div>
</blockquote>
<div style="background-color: white; color: #8e8e8e; font-family: &quot;Open Sans&quot;, sans-serif; font-size: 14px; margin-bottom: 20px;">
<strong>Yaralamalarda kısas (Yaralamaya karşı yaralama) uygulanması için gereken şartlar:</strong></div>
<div style="background-color: white; color: #8e8e8e; font-family: &quot;Open Sans&quot;, sans-serif; font-size: 14px; margin-bottom: 20px;">
<strong>1.</strong>&nbsp;Yaralayan kişi akıllı ve ergenlik çağına gelmiş olmalıdır. Çocuk veya deliye kısas uygulanmaz.</div>
<div style="background-color: white; color: #8e8e8e; font-family: &quot;Open Sans&quot;, sans-serif; font-size: 14px; margin-bottom: 20px;">
<strong>2.</strong>&nbsp;<strong>Yaralama fiili kasten yapılmalıdır. Yanlışlıkla, istemeden yapılan yaralamalar sebebiyle kısas uygulanmaz.</strong></div>
<div style="background-color: white; color: #8e8e8e; font-family: &quot;Open Sans&quot;, sans-serif; font-size: 14px; margin-bottom: 20px;">
<strong>3.</strong>&nbsp;Yaralama fiili hür irade ile yapılmalıdır.</div>
<div style="background-color: white; color: #8e8e8e; font-family: &quot;Open Sans&quot;, sans-serif; font-size: 14px; margin-bottom: 20px;">
<strong>4.</strong>&nbsp;<strong>Yaralanan kişi kısas isteme hakkına sahiptir.&nbsp;Eğer yaralanan kişi kısas istemezse kısas uygulanmaz.&nbsp;Yani Allah yaralanan kişiye kısas isteme hakkını vermiştir. Mağdur olan kişiye bu hakkı veren Allah sonsuz adalet sahibidir.&nbsp;</strong></div>
<div style="background-color: white; color: #8e8e8e; font-family: &quot;Open Sans&quot;, sans-serif; font-size: 14px; margin-bottom: 20px;">
<strong>5.</strong>&nbsp;<strong>Eşitliğin ve denkliğin sağlanması mümkün değil ise kısas uygulanmaz çünkü yaralayan kişiye daha azıyla veya daha fazlasıyla karşılık vermek adalete aykırıdır.</strong>&nbsp;Eşitlik ve denklik sağlanmalıdır. Sağlam organ kesilmiş ise sağlam organa kısas yapılır. Felçli ve sakat olan bir organın karşılığında sağlam organa kısas yapılmaz. Bunun için diyet ödenir. Sağlam uzuv karşılığında felçli veya sakat uzva kısas uygulamak caizdir.</div>
<div style="background-color: white; color: #8e8e8e; font-family: &quot;Open Sans&quot;, sans-serif; font-size: 14px; margin-bottom: 20px;">
<strong>6.</strong>&nbsp;Yaralanan kişi, kendisini yaralaması için yaralayan kişiye izin vermemiş olmalıdır.</div>
<div style="box-sizing: inherit; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
<em style="box-sizing: inherit;"></em></div>
<div style="background-color: white; color: #8e8e8e; font-family: &quot;Open Sans&quot;, sans-serif; font-size: 14px; margin-bottom: 20px;">
<strong>7.</strong>&nbsp;Devlet başkanı kısasın uygulanmasına izin vermelidir.<strong>&nbsp;Devlet başkanı izin vermezse kısas cezası uygulanmaz. Ancak kasten yaralama işini yapan kişi günaha girmiştir. Tevbe edip helalleşmesi gerekir. &nbsp;</strong></div>
<div style="background-color: white; color: #8e8e8e; font-family: &quot;Open Sans&quot;, sans-serif; font-size: 14px; margin-bottom: 20px;">
<strong><br /></strong></div>The post <a href="https://ateistlerecevap.org/islamda-ksasa-ksas-ksasn-sartlar/" data-wpel-link="internal">İslam'da  Kısasa Kısas. Kısasın şartları nelerdir? Nasıl uygulanır?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ateistlerecevap.org/islamda-ksasa-ksas-ksasn-sartlar/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kaderimde yazılıysa benim suçum ne?</title>
		<link>https://ateistlerecevap.org/kaderimde-yaziliysa-benim-sucum-ne/</link>
					<comments>https://ateistlerecevap.org/kaderimde-yaziliysa-benim-sucum-ne/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ateistlere Cevaplar]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 05 May 2017 21:01:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sorular]]></category>
		<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.ateistlerecevap.org/?p=57</guid>

					<description><![CDATA[<p>Değerli kardeşimiz, Sorunuzu bazı soru ve cevaplarla açıklamaya çalışalım. Kader,&#160;bir iman rüknüdür ve şöyle tarif edilir:&#160;“Kader, hak teâlâ’ nın, ezelden ebede kadar olmuş ve olacak her şeyin, her şeyini ve her hâlini, zamanını ve mekânını, sıfatlarını ve özelliklerini ezelî ilmiyle bilip, ona göre, takdir etmesidir.” Kaza ise,&#160;kaderde planlanan bir şeyin yaratılması, varlık sahasına çıkarılmasıdır. Kâinatın [&#8230;]</p>
The post <a href="https://ateistlerecevap.org/kaderimde-yaziliysa-benim-sucum-ne/" data-wpel-link="internal">Kaderimde yazılıysa benim suçum ne?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
<div class="separator" style="clear: both; text-align: center;">
<a href="https://1.bp.blogspot.com/-76QlsBEQNgA/WQzn_0US7EI/AAAAAAAAGWc/Bkf-wEv5yuUYTRZhiR9b_A4Jryg3itzhwCLcB/s1600/Mezhepler.png" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;" data-wpel-link="external" rel="nofollow external noopener noreferrer"><img loading="lazy" decoding="async" border="0" height="360" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2017/05/Mezhepler.png" width="640" /></a></div>
<p></div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Değerli kardeşimiz,</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Sorunuzu bazı soru ve cevaplarla açıklamaya çalışalım.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Kader,&nbsp;bir iman rüknüdür ve şöyle tarif edilir:&nbsp;“Kader, hak teâlâ’ nın, ezelden ebede kadar olmuş ve olacak her şeyin, her şeyini ve her hâlini, zamanını ve mekânını, sıfatlarını ve özelliklerini ezelî ilmiyle bilip, ona göre, takdir etmesidir.”</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Kaza ise,&nbsp;kaderde planlanan bir şeyin yaratılması, varlık sahasına çıkarılmasıdır.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Kâinatın altı devrede yaratılışından, insanın ana rahminde dokuz ayda teşekkülüne kadar her hâdise kaderi gösteriyor!..</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Güneş sisteminden atom sistemlerine kadar her hikmetli tanzim, kaderi ilan ediyor!.. Elementlerin sayıları ve özellikleri, kaderden haber veriyor!.. Bitkilerin ve hayvanların cinslere, türlere ayrılmış olması, her türe farklı kabiliyetler takılması, hep kader ile olmuş!..</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Meleklerin, hayvanların ve cansızların sabit makamlı kılınması, insanların ve cinlerin ise imtihana tâbi tutulması, kader ile plânlanmış!&#8230;</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Cennet ve cehennemin yaratılması, ilâhî ilim ile takdir edilmiş!&#8230; O menzillere hangi yollardan gidileceği de yine kader ile tespit edilmiş!..</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Hangi güzel amele ne kadar sevap, hangi günaha ne kadar azap verileceği de kader ile tayin edilmiş!..</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Bir bilim dergisinde, insan bedenindeki harika nizam anlatılıyor ve ilâhî takdir konusunda çok güzel misâller sıralanıyordu. Ve yazı şöyle bağlanıyordu:</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
“Bedenimizin tamamı bir yana, sadece baş parmağımız olmasaydı teknik ve medeniyet ortaya çıkmazdı.”</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Gerçekten de, bütün buluşlar, keşifler, sanatlar bir yönüyle, baş parmağa bağlı. O da diğer parmaklarla yan yana gelseydi, ne kalem tutabilirdik, ne kaşık, ne de çekiç. İnsanoğlu, bütün varlık âlemi bir yana, sadece başparmağına ibret nazarıyla bakabilse, ilâhî takdiri en açık bir şekilde görecektir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Kader konusunda ezberledikleri birkaç soruyu durmadan tekrarlayan adamlar, kaderin bu aslî manasını hiç düşünmezler. Şu haşmetli kâinatın bir ezelî ilim ve takdirle, safha safha yaratıldığı akıllarından bile geçmez. Kaderin bu haşmetli tecellilerini seyredemedikleri gibi, çekirdekleri, tohumları, yumurtaları, spermaları, genleri de bu açıdan değerlendiremezler. Halbuki, bu küçük yaratıklar sanki cisimleşmiş birer plan, birer program&#8230; Allah’ın hârika takdirini ve ince hikmetini aklı başında olanlara ilan ediyor, ders veriyorlar.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Ve insan, yaratılışı icabı, kadere inanmakla mükellef!..&nbsp;Çünkü, ölçüden, tartıdan anlıyor. Yapmaya karar verdiği bir evin odalarını bilerek takdir ediyor. Mutfağını, banyosunu, hep yerli yerine koyduruyor. Yarını hakkında planlar kuruyor, hedefler tespit ediyor, kararlar veriyor. İşte bu yaratılışı onu kadere imanla mükellef kılıyor.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Düşünelim bir kere: şu görünen varlıklar içerisinde bizden başka hangi fert kendi varlığından ve yaratılış safhalarından haberdar? Ne olduğunu, niçin yaratıldığını ve nereye gittiğini bilen hangisi?!.. Kuşlar mı, ağaçlar mı, güneş mi, ay mı?!.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Hayvanlar kendi organlarından habersiz. Bitkiler yapraklarını tanımaz. Deniz, içinde yüzen balıklardan gafil. Ay, neyin etrafında döndüğünü bilmez.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Ama insan öyle mi? Kendi bedenindeki nizam kadar, ruhundaki intizamı da biliyor. Elementlerin vazifelerini bildiği gibi, hayvan türlerini, sema sistemlerini de tanıyor. Her ferdin, her nevin ve her sistemin niçin yaratıldığını, ne gibi hikmetler taşıdığını, az da olsa, anlayabiliyor. Bu yaratılışı sayesinde, kaderin eşyadaki o sonsuz tecellilerine de bir derece muhatap olabiliyor.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Kadere iman huzur kaynağı</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Kadere iman, insan için, en büyük huzur kaynağıdır. Mümin olan insan, gerek kendi nefsinde gerek dış âlemde gördüğü bütün tanzim ve takdirlerin nice hikmetlerle dolup taştığını ve hepsinin de rahmeti netice verdiğini düşünür.&nbsp;“Kaderin her şeyi güzeldir.”&nbsp;diyerek, başına gelen her türlü hâdisenin altında rahmet ve hikmeti arar.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Dünya ve âhiret saadeti için gerekli her teşebbüsü yapar ve sonunda Allah’ın rahmet ve keremine itimat eder, huzur bulur!.. Kaybettiğine gam çekmez. Geçmişte kaçırdığı fırsatlara&nbsp;&#8220;ah!&#8221;&nbsp;etmez.&nbsp;&#8220;Şöyle olsaydı böyle olmazdı!&#8221;&nbsp;yahut,&nbsp;&#8220;Böyle olmasaydı şöyle olurdu!&#8221;&nbsp;gibi lâfların ruha sıkıntı vermekten öte bir fayda sağlamadığını bilir. Mazinin yükünü sırtından atar. Allah’a güvenerek istikbale doğru yol almaya koyulur, huzur bulur!..</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Allah’ın kendisine lütfettiği nimetlerle, servetlerle, kabiliyetlerle övünmez, gururlanmaz. Her hayrı ondan bilir, huzur bulur!..</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
<em style="box-sizing: inherit;">Kadere inanmayanlar insanlığa neyi takdim ediyorlar?</em></div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Çalışmayıp, tembelce oturmayı mı? Yoksa, sebeplere teşebbüs etmekle birlikte sonra neticeyi rıza ile karşılamayıp üzülmeyi, dövünmeyi mi?.. Bunda insanlığı ıstıraba sürüklemenin ötesinde ne fayda umuyorlar?!. Hassas ruhu ve tahammülsüz bedeni ile şu aciz insanı, nasıl bu ağır yükün altına sokuyorlar!?. Yoksa huzursuz, asabi ve isyankâr ruhlardan, kendi yıkıcı emelleri hesabına bekledikleri bir şeyler mi var?</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
<em style="box-sizing: inherit;">Suçlarımızı kadere yükleyebilir miyiz?</em></div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Kaderi ikiye ayırabiliriz; ızdırari kader, ihtiyari kader.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
&#8220;Izdırari kader&#8221;de bizim hiçbir tesirimiz yok. O, tamamen irademiz dışında yazılmış. Dünyaya geleceğimiz yer, annemiz, babamız, şeklimiz, kabiliyetlerimiz ızdırari kaderimizin konusu. Bunlara kendimiz karar veremeyiz. Bu nevi kaderimizden dolayı mesuliyetimiz de yok.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
İkinci kısım kader ise, irademize bağlıdır.&nbsp;Biz neye karar vereceksek ve ne yapacaksak, Allah ezeli ilmiyle bilmiş, öyle takdir etmiştir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Kalbimiz çarpıyor, kanımız temizleniyor, hücrelerimiz büyüyor, çoğalıyor, ölüyor. Vücudumuzda, bizim bilmediğimiz birçok işler yapılıyor. Bunların hiçbirini yapan biz değiliz. Uyuduğumuz zaman bile bu tür faaliyetler devam ediyor.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Ama şunu da çok iyi biliyoruz ki, kendi isteğimizle yaptığımız işler de var. Yemek, içmek, konuşmak, yürümek gibi fiillerde karar veren biziz. Zayıf da olsa bir irademiz, az da olsa bir ilmimiz, cılız da olsa bir gücümüz var.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Yol kavşağında, hangi yoldan gideceğimize kendimiz karar veriyoruz. Hayat ise, yol kavşaklarıyla dolu.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
<em style="box-sizing: inherit;">Şu halde, bilerek tercih ettiğimiz, hiçbir zorlamaya maruz kalmaksızın karar verip işlediğimiz bir suçu kendimizden başka kime yükleyebiliriz?</em></div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
<em style="box-sizing: inherit;">Yaptıklarımızı Allah yarattığına göre bizim suçumuz ne?</em></div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
İnsanın cüz-i ihtiyari adı verilen iradesi, önemsiz gibi görülmekle beraber, kainatta geçerli olan kanunlardan istifade ederek büyük işlerin meydana gelmesine sebep olmaktadır.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Bir apartmanın üst katının lütuflarla, bodrum katının ise işkence aletleriyle dolu olduğunu ve bir şahsın bu apartmanın asansörü içerisinde bulunduğunu farz ediniz. Kendisine, apartmanın bu keyfiyeti daha önce anlatılmış bulunan bu zat, üst katın düğmesine bastığında lütfa mazhar olacak, alt katın düğmesine bastığında ise azaba duçar olacaktır.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Burada iradenin yaptığı tek şey, sadece hangi düğmeye basılacağına karar vermesi ve teşebbüse geçmesidir. Asansör ise, o zatın kudret ve iradesiyle değil, belirli fizik ve mekanik kanunlarla hareket etmektedir. Yani, insan üst kata kendi iktidarıyla çıkmadığı gibi, alt kata da kendi iktidarıyla inmemektedir. Bununla beraber asansörün nereye gideceğinin tayini, içindeki şahsın iradesine bırakılmıştır.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
İnsanın kendi iradesiyle yaptığı bütün işler, bu ölçüyle değerlendirilebilir. Mesela; Cenab-ı Hak, meyhaneye gitmenin haram, camiye gitmenin ise faziletli olduğunu insanlara bildirmiş bulunmaktadır. İnsan bedeni ise kendi iradesiyle, misaldeki asansör gibi her iki yere de gitmeye müsait bir yapıdadır.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Kainattaki faaliyetlerde olduğu gibi, beden içindeki faaliyetlerde de insanın iradesi söz konusu olmamakta ve insan bedeni, kanun-u külli adı verilen ilahi kanunlarla hareket etmektedir. Fakat onun nereye gideceğinin tayini, insanın irade ve ihtiyarına bırakılmıştır. O hangi düğmeye basarsa, yani nereye gitmek isterse, beden oraya doğru hareket etmekte, dolayısıyla da gideceği yerin mükafatı veya cezası o insana ait olmaktadır.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
<em style="box-sizing: inherit;">Kader zulüm eder mi?</em></div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Bazı insanlar zengin, güzel ve sıhhatli doğarlar; bazıları da fakir, çirkin ve sakat. Bunlar, insan iradesinin karışmadığı&nbsp;“ızdırari kader”in konusudur. Bu farkı bahane ederek zulümden söz edenler duyarız. Halbuki, zulüm bir hakkın çiğnenmesidir. Kulun ise, Allah&#8217;ta hiçbir hakkı yoktur. O, ne vermişse sırf lütfundan dolayıdır.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Bize düşen, verilmeyen nimetleri düşünüp isyana yeltenmek değil, verileni hatırlayıp şükretmektir. Eksiklikler, kulun denenmesi içindir. Dünyayı bir imtihan salonuna benzetirsek, hoşa gitmeyen durumlar birer imtihan sorusudur. Kul isyan mı edecek, yoksa verilen nimetlere şükürle, mahrum kaldığına sabır ile mi karşılık verecek?</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Zengin bir tüccar düşünelim. Dükkanına gelen iki fakire, sırf merhametinden dolayı iyilik etmek istiyor. Birine gömlek ve pantolon giydirdi, diğerine ise, bunlara ilaveten ceket ile palto hediye etti. Sadece gömlek ve pantolon alan adam,&nbsp;“Tüccar bana zulmetti, öbür adama fazla verdi.”&nbsp;diyebilir mi? Derse, bu sözü edepsizlik olmaz mı?</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Biz insanlar da bu fakirlere benziyoruz. Allah, sonsuz merhameti sebebiyle, tükenmez hazinesinden nimetler veriyor. Vücudumuzu, aklımızı, hayalimizi, soluduğumuz havayı, içtiğimiz suyu, yediğimiz gıdayı yaratan o. Çalışmadık, kazanmadık, hak etmedik. O, sırf lütfundan dolayı ikram ediyor. Eksik alan sabrederse ebedi nimetler kazanacak.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
<em style="box-sizing: inherit;">Dünya hayatı kısa bir imtihandan ibaret&#8230;</em>&nbsp;Az nimetlenen kul, birinci adam gibi asi olur, “zulüm” derse, edepsizlik eder. Vazifesi, verilene şükretmektir. Aksi halde azaba davetiye çıkarır.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Allah, her işinde adildir, asla zulmetmez. Musibetlere de bu açıdan bakmak gerekir. Belalar ya işlediğimiz bir hatanın sonucudur veya imtihanın ürünüdür.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Evi yanan kişi, kadere dil uzatmadan önce, bildiği bir sebep yoksa bile, yine suçu kendisinde arasın. Belki bir insanın kalbini kırmıştır! Ev yakan suç işler, ama kader adalet eder!</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
<em style="box-sizing: inherit;">Rüzgarın önünde bir yaprak mıyız?</em></div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Dikkat edilirse, kaderi bahane ederek,&nbsp;“Benim ne suçum var.”&nbsp;diyen kişinin, iradeyi yok saydığı görülür.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Eğer insan,&nbsp;“rüzgarın önünde sürüklenen bir yaprak”&nbsp;ise, seçme kabiliyeti yoksa, yaptığından mesul değilse, o zaman suçun ne manası kalır? Böyle diyen kişi, bir haksızlığa uğradığı zaman mahkemeye müracaat etmiyor mu?</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Halbuki, anlayışına göre şöyle düşünmesi gerekirdi:</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
<em style="box-sizing: inherit;">“Bu adam benim evimi yaktı, namusuma dil uzattı, çocuğumu öldürdü, ama mazurdur. Kaderinde bu fiilleri işlemek varmış, ne yapsın, başka türlü davranmak elinden gelmezdi ki.”</em></div>
</blockquote>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
<em style="box-sizing: inherit;">Hakkı çiğnenenler gerçekten böyle mi düşünüyorlar?</em></div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
İnsan yaptığından sorumlu olmasaydı,&nbsp;“iyi”&nbsp;ve&nbsp;“kötü”&nbsp;kelimeleri manasız olurdu. Kahramanları takdire, hainleri aşağılamaya gerek kalmazdı. Çünkü, her ikisi de yaptığını isteyerek yapmamış olurlardı. Halbuki hiç kimse böyle iddialarda bulunmaz. Vicdanen her insan, yaptıklarından sorumlu olduğunu ve rüzgarın önünde bir yaprak gibi olmadığını kabul eder.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
<em style="box-sizing: inherit;">Allah’ın ne yapacağımızı bilmesi, bizi sorumluluktan kurtarır mı?</em></div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Bir film senaryosu tasarlayalım:&nbsp;dedektif, soygun planı hazırlayan üç adamı gizlice dinliyor. Zamanı gelince, soyulacak yere gidiyor. Maksadı suçüstü yakalamak. Fakat soyguna başlarken, adamlar planı değiştiriyorlar. Biri vazgeçiyor, ikisi başka türlü hareket ediyorlar. Eğer bir başkasının bilmesi soyguncuların hareketlerini engelleseydi, planın değişmemesi gerekirdi. Polisin önceden bilmesi olaya hiç tesir etmedi.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Plan değişmese yine etmeyecekti. Çünkü onlar, bu işi polis öyle biliyor diye yapmayacaklardı. Zaten polisin neler bildiğini de bilmiyorlardı.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Eğer planı uygulasalar, yakalansalar ve polis, yaptıklarını önceden bildiğini söyleseydi,&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">“Sen böyle bildiğin için, biz bu suçu işledik. Gerçek suçlu sensin. Biz masumuz.”</em>&nbsp;mu diyeceklerdi?</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Günah işleyip de suçu kadere, yani&nbsp;“o işi önceden bilen ilahi ilme”&nbsp;yüklemek isteyen günahkârın bunlardan ne farkı var?</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
<em style="box-sizing: inherit;">“Kaderimden kaçamam, yazılan başa gelir, olacak denen olur. Öyleyse günahımdan dolayı niçin suçlu sayılıyorum?”&nbsp;</em>diye düşünenler hiç de az değil.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Bu mantığın, mesuliyetten kurtulmak isteyen bir suçluya ait olduğu gün gibi ortada. İşte formül: suçu kadere yükle ve rahatla! Adil bir hakem olan vicdanın, bu düşünüş biçimiyle huzura kavuşacağını sanmıyorum. Çünkü, yapıp ettiklerimizin dikkatli bir şahididir o. Şüphesiz bir “kader kanunu” vardır ve hükmünü yürütür, ama “irade” de bir kanundur. Her günahı isteyip dileyerek işlediğimizi nasıl unutabiliriz? Alınyazımızı okuyamıyoruz, kaderde olanı bilmiyoruz. Bizim bildiğimiz, önümüzde biri iyi, diğeri kötü iki yol bulunduğu. Asla inkar edemeyeceğimiz irademizle birinden gidiyoruz. Giderken de nefsimizden başka bir zorlayıcı olmadığını pekala hissediyoruz. Önce değil, ancak her şey olup bittikten sonra öğreniyoruz alın yazımızı.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Şu misalin meselemize ışık tutacağına inanıyorum. Harika bir kameraman düşünelim. Diyelim ki, bu adam, bizim gelecekteki on günlük hayatımızı gizlice filme aldı. Yani o, on günlük yaşantımızı önceden bildi. Biz de film olayını öğrendik, ama bantta neler olduğunu bilmiyoruz. On birinci gün filmi bize gösterdi. İşlediğimiz hataları, günahları ve suçları seyrettik. Kameramana,<em style="box-sizing: inherit;">&nbsp;“Sen bizim on günlük geleceğimizi bilmesen, görüntülemesen, biz bu suçları işlemezdik.”&nbsp;</em>diyebiliriz miyiz?</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Bilmekle yapmanın çok farklı şeyler olduğunu vurgulamak gerekir. Bir misal vermiştik. Bizlerin bir çekirdeğin ağaç olacağını bilmemiz onun ağaç olmasına gerek olmadığı anlamına gelmez.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Ayrıca bir makine veya bina için bir plan yapılsa, madem ki plan var, öyleyse binaya ve makinaya ne gerek var denilebilir mi?..</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Yarın bir yere gideceğimizi ve şunları yiyeceğimizi planlıyalım. Buna göre madem ne yapacağımız belli öyleyse ne gerek var gitmeye ve yemek yemeye diyor muyuz?..</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Biz bile gündelik basit şeyler için bunu diyemezsek, Allah&#8217;ın sayısız hikmetlerle yarattığı insanı, madem ne yapacağını biliyordu öyleyse neden imtihan ediyor denilemez.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Kaderin esas anlamı, &#8220;Allah’ın, olmuş olacak her şeyi bilmesi&#8221; demektir.&nbsp;Dikkat edersek insan iradesini yok saymıyor.&nbsp;Bilmek ayrı yapmak ayrıdır.&nbsp;Bilen Allah’tır, yapan kuldur. Bu konuya bir misal verelim:</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Peygamberimiz (asm) İstanbul&#8217;un fethini ve komutanını yüz yıllar önce müjdelemiş ve haber vermiştir. Zamanı gelince de dediği gibi çıkmış. Şimdi, İstanbul Peygamberimiz (asm) dediği için mi fethedildi, yoksa fethedileceğini bildiği için mi söyledi. O zaman Sultan Fatih yatsaydı, çalışmasaydı, ordular hazırlatıp savaşmasaydı yine olacak mıydı? Demek ki Allah Fatih&#8217;in çalışıp İstanbul’u fethedeceğini biliyordu ve bunu elçisi Hz. Peygamber (asm)&#8217;e bildirdi.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Buradaki ince nokta:&nbsp;Allah bildiği için yapmıyoruz; biz yapacağımız için Allah biliyor. Zaten Allah’ın geleceği bilmemesi düşünülemez. Bilmese veya bilemese yaratıcı olamaz.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Buna bir örnek verelim; Allah dostu evliyadan bir öğretmen düşünelim. Öğrencilerinden birisine&nbsp;“Yarın seni şu kitaptan imtihan edeceğim.”&nbsp;diyor. Fakat öğretmen Allah’ın izniyle onun filim, maç, oyun, eğlence, derken sabah okula çalışmadan geleceğini bilerek, akşamdan karnesine&nbsp;“0”&nbsp;yazıyor. Ertesi sabah öğrenci sorulan sorulara cevap veremiyor ve sıfırı hak ettiğini bildiği anda, öğretmen cebinden not defterini çıkarıp&nbsp;“Senin çalışmayıp sıfır alacağını bildiğim için önceden deftere sıfır yazmıştım.”&nbsp;diyor. Buna karşı öğrenci&nbsp;“Hocam sen sıfır yazdığın için ben sıfır aldım. Yoksa geçer puan yazsaydın geçerdim.”&nbsp;diyebilir mi?</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Demek ki Allah yazdığı için biz yapmıyoruz, bizim yapacağımız şeyleri bilerek Allah yazıyor. İşte buna kader diyoruz.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Teşbihte hata olmasın, Allah da, bizim ömrümüz boyunca yapacaklarımızı “ezeli kamerasıyla “Levh-i Mahfuz” denilen bir banda alıyor. Fakat biz o filmde neler bulunduğunu asla bilmiyoruz. Bu tespit hareketimize, niçin tesir etsin! Gerçek bu olunca, mesuliyet elbette bizimdir. Hür irademizle kötüyü seçip, günah işlediğimiz için suçlanıyoruz, başka şey için değil.&nbsp;“Kaderimde yazılıysa suçum ne?”&nbsp;demeye hiç hakkımız yok. İsteyerek suç işlemek&nbsp;“suç”&nbsp;değilse, suç ne peki?</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Bize düşen, günahımıza tövbe etmek, affı için yalvarmak ve güzel ameller işleyip cezadan kurtulmaya çalışmak. Suçu kadere yüklemeye çalışmakla ancak kendimizi aldatabiliriz, Allah&#8217;ı, asla!..</div>
<div style="box-sizing: inherit; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
<b>Kaynak: <a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/" data-wpel-link="external" rel="nofollow external noopener noreferrer">www.sorularlaislamiyet.com</a></b></div>
<div style="box-sizing: inherit; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
<div class="separator" style="clear: both; text-align: center;">
<iframe loading="lazy" allowfullscreen="" class="YOUTUBE-iframe-video" data-thumbnail-src="https://3.bp.blogspot.com/-s2PAUVSnq2Q/WX2g0p7PWFI/AAAAAAAAIGE/wDIXfiXttXY_7n38aKdl5whbiV-rXT7hwCLcBGAs/s640/Screenshot_9.png" frameborder="0" height="366" src="https://www.youtube.com/embed/8DwGxbIuhsA?feature=player_embedded" width="520"></iframe></div>
<p><b><br /></b></div>
<div class="separator" style="clear: both; text-align: center;">
<iframe loading="lazy" allowfullscreen="" class="YOUTUBE-iframe-video" data-thumbnail-src="https://i.ytimg.com/vi/yOFSCiZ9niQ/0.jpg" frameborder="0" height="366" src="https://www.youtube.com/embed/yOFSCiZ9niQ?feature=player_embedded" width="520"></iframe></div>
<div class="separator" style="clear: both; text-align: center;">
</div>
<div class="separator" style="clear: both; text-align: center;">
</div>
<p>&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;<iframe loading="lazy" allowfullscreen="" class="YOUTUBE-iframe-video" data-thumbnail-src="https://i.ytimg.com/vi/zR6kNEE5Dy8/0.jpg" frameborder="0" height="366" src="https://www.youtube.com/embed/zR6kNEE5Dy8?feature=player_embedded" width="520"></iframe></p>
<div style="box-sizing: inherit; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
</p>
<div class="separator" style="clear: both; text-align: center;">
<iframe loading="lazy" allowfullscreen="" class="YOUTUBE-iframe-video" data-thumbnail-src="https://i.ytimg.com/vi/0nS4sG8M7IQ/0.jpg" frameborder="0" height="366" src="https://www.youtube.com/embed/0nS4sG8M7IQ?feature=player_embedded" width="520"></iframe></div>
<p></div>The post <a href="https://ateistlerecevap.org/kaderimde-yaziliysa-benim-sucum-ne/" data-wpel-link="internal">Kaderimde yazılıysa benim suçum ne?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ateistlerecevap.org/kaderimde-yaziliysa-benim-sucum-ne/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Peygamberler hep aynı Coğrafyayamı gelmiştir?</title>
		<link>https://ateistlerecevap.org/peygamberler-neden-hep-ayn-cografyaya/</link>
					<comments>https://ateistlerecevap.org/peygamberler-neden-hep-ayn-cografyaya/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ateistlere Cevaplar]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 22 Apr 2017 15:48:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sorular]]></category>
		<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.ateistlerecevap.org/?p=58</guid>

					<description><![CDATA[<p>Değerli kardeşimiz, Kur&#8217;ân-ı Kerim&#8217;de ismi geçen ve geçmeyen peygamberlerin hemen hemen hepsi coğrafî tabiriyle&#160;Akdeniz Havzası&#160;(Suriye, Lübnan, Filistin, İsrail, Mısır),Mezopotamya&#160;(Irak, Ürdün, İran&#8217;ın bir kısmı)&#160;ve Arap Yarımadasında çıkmış ve tebliğ vazifelerini burada yürütmüşlerdir. Esas itibariyle bu meseledeki gerçek sebep&#160;&#8220;kader-i İlâhînin bir remzidir.&#8221;(Mesnevî-i Nuriye , s. 91)&#160;Yâni, Cenab-ı Hakk&#8217;ın takdir ve iradesi peygamberlerin Şarkta gönderilmesini icap ettirmiş, gerektirmiştir. [&#8230;]</p>
The post <a href="https://ateistlerecevap.org/peygamberler-neden-hep-ayn-cografyaya/" data-wpel-link="internal">Peygamberler hep aynı Coğrafyayamı gelmiştir?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div class="separator" style="clear: both; text-align: center;">
<a href="https://4.bp.blogspot.com/-mAai7JeEaIc/WPt7Vl2YhyI/AAAAAAAAFsQ/fqtL2cl1BWkEdgYoPV5LxFJJXmPynAV5QCLcB/s1600/Mezhepler%2B%252823%2529.png" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;" data-wpel-link="external" rel="nofollow external noopener noreferrer"><img loading="lazy" decoding="async" border="0" height="360" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2017/04/Mezhepler282329.png" width="640" /></a></div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Değerli kardeşimiz,</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Kur&#8217;ân-ı Kerim&#8217;de ismi geçen ve geçmeyen peygamberlerin hemen hemen hepsi coğrafî tabiriyle&nbsp;Akdeniz Havzası&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">(Suriye, Lübnan, Filistin, İsrail, Mısır),</em>Mezopotamya&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">(Irak, Ürdün, İran&#8217;ın bir kısmı)</em>&nbsp;ve Arap Yarımadasında çıkmış ve tebliğ vazifelerini burada yürütmüşlerdir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Esas itibariyle bu meseledeki gerçek sebep&nbsp;&#8220;kader-i İlâhînin bir remzidir.&#8221;<em style="box-sizing: inherit;">(Mesnevî-i Nuriye , s. 91)</em>&nbsp;Yâni, Cenab-ı Hakk&#8217;ın takdir ve iradesi peygamberlerin Şarkta gönderilmesini icap ettirmiş, gerektirmiştir. Peygamberleri, kendi emirlerini ulaştırmak maksadıyla Cenab-ı Hak gönderdiği gibi, hangi memlekete, hangi insanı peygamber olarak göndermeyi de yine O istemiştir. Bunda kulların bir tesir ve dahli yoktur.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Meselenin hikmet cihetine gelince;&nbsp;bu hususun pekçok hikmeti olmakla birlikte, akla gelebilen ilk bir iki hikmeti şunlardır:</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
&#8211; Bir defa insanlığın ilk atası olan Hz. Âdem (as), Havva validemizle bugün Mekke yakınlarındaki Arafat Dağı yakınlarında buluşmuşlardır. İnsan neslinin çoğalması da yine bu civarda başlamıştır. Hz. Âdem (as)&#8217;in oğulları ne kadar çoğalmış olsalar da, meselâ kendisinden sonra peygamber olan iki oğlu Hz. Şit (as) ve Hz. İdris (as), Mekke&#8217;de tebliğ vazifelerini yürütmüşlerdir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Yine Hz. Âdem (as) ile Hz. Nuh (as) arasında uzun bir zaman geçmiş olmasına rağmen, Hz. Nuh (as) bugünkü&nbsp;Kufe&nbsp;civarında yaşamış ve ümmetine tebliğ vazifesini orada yapmıştır. Hz. Salih, Hz. İshak, Hz. Eyyûb, Hz. İlyas (aleyhimüsselam)&#8217;ın&nbsp;Şam&nbsp;ve civarında, Hz. Zekeriyya, Hz. Yahya, Hz. Davud, Hz. Süleyman ve Hz. İsa (aleyhimüsselam) da&nbsp;Kudüs&#8217;te yaşamıştır. Hz. Hûd (as)&nbsp;Yemen&#8217;de, Hz. Musa (as) ve Hz. Yusuf (as) Mısır halkına peygamber olarak gönderilmiştir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Diğer peygamberler de hep bu civarda gelmişlerdir. Zaten peygamberler insanlara ve insanlığın toplu olarak bulunduğu bölgelere gönderilmiştir. Çünkü, insanlık hep bu bölgelerde yaşıyordu. Peygamber kıssalarından, tefsirlerden ve İslâm tarihi ile ilgili eserlerinden öğrendiğimize göre, Hz. İsa (as)&#8217;a kadar, insanlık başta belirttiğimiz bölgelerde yaşıyordu. Zaten o zamanlar insanlığın nüfusu birkaç yüz milyon denebilecek kadardı. Bunun için dünyanın her tarafına yayılma, dağılma ihtiyacı da yoktu. Ne zaman ki, dünya nüfusu kalabalıklaştı, ondan sonra Avrupa ve Asya içlerine kadar yerleşilmeye başlandı.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Başka bir husus,&nbsp;peygamberler sadece Arap milletine gelmiş değildir. Bir kere Kur&#8217;ân&#8217;ın dışındaki semavî kitaplar İbranî dilinde gönderilmiştir. Hz. Yusuf ile Hz. Musa&#8217;nın kavmi bugünkü Mısırlılar ve Kıptîlerdi. Şam, Irak ve diğer bölgede yaşayanların hepsi Arap değildi, farklı milletlere mensuptular. Pek çok peygamberin İsrailoğullarına geldiği düşünülürse, peygamberlerin ekserisinin Araplara gelmediği gerçeği ortaya çıkar. Diğer peygamberler belli bir kavme ve topluluğa geldiği halde, bizim Peygamberimiz Hz. Muhammed Mustafa (a.s.m.) son peygamberdir ve bütün insanlığa gönderilmiştir. Peygamberimizin (asm) neslen Arap, Kur&#8217;ân&#8217;ın Arapça olması bu hakikati değiştirmez. Zaten bugün hemen her ırk ve milletten Müslüman bulunması bu gerçeği ortaya çıkarmaktadır.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Amerika kıtasında peygamber gelip gelmediğine gelince;&nbsp;bilindiği gibi, Amerika&#8217;nın bir yerleşim bölgesi haline gelmesi iki yüz küsur senelik bir meseledir. Amerika&#8217;nın keşfinden önce yerliler varsa da, onların oraya hangi asırda gittikleri bilinmemektedir. Hz. İsa (as) ve İslâm&#8217;ın çıkışından sonra olmadığı ne malûm! Bundan da onların atalarının bir hak din ve bir peygamber tebliği duymuş olmaları gerekir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Bütün bunlarla birlikte, Çin, Avrupa ve diğer kıtalara da peygamber gelmemiş diye bir kayıt yoktur. Gelmişse de, ya bunu tarih kaydetmemiş veya sonradan o bölgede çıkan bâtıl dinler kanalıyla unutturulmuştur. Bu arada şu âyet-i kerimeyi de hatırda bulundurmak lâzımdır:</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
&#8220;Biz bir peygamber göndermedikçe hiç kimseye azap etmeyiz.&#8221;&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">(İsrâ, 17/15)</em></div>
</blockquote>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
İlave bilgi için tıklayınız:</div>
<h1 style="border: none; font-family: Oswald, Georgia, &quot;Times New Roman&quot;, Times, serif; line-height: inherit; list-style: none; margin: 0px 0px 18px; outline: none; padding: 0px;">
<a href="https://www.ateistlerecevap.org/2017/01/islamdan-haberi-olmayanlarn-sorumlulugu.html" target="_blank" rel="noopener noreferrer" data-wpel-link="internal">İslam&#8217;dan haberi olmayanların sorumluluğu var mıdır?</a></h1>The post <a href="https://ateistlerecevap.org/peygamberler-neden-hep-ayn-cografyaya/" data-wpel-link="internal">Peygamberler hep aynı Coğrafyayamı gelmiştir?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ateistlerecevap.org/peygamberler-neden-hep-ayn-cografyaya/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Allah’a inanmak istiyorum ama olmuyor?</title>
		<link>https://ateistlerecevap.org/allaha-inanmak-istiyorum-ama-olmuyor/</link>
					<comments>https://ateistlerecevap.org/allaha-inanmak-istiyorum-ama-olmuyor/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ateistlere Cevaplar]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 21 Apr 2017 19:04:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sorular]]></category>
		<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.ateistlerecevap.org/?p=59</guid>

					<description><![CDATA[<p>Cevap 1: “Bir de o dağları görür de onları donuk ve hareketsiz sanırsın; Oysa onlar bulutların yürüdüğü gibi yürümektedirler. İşte bu, her şeyi muhkem ve mükemmel yapan Allah’ın sanatıdır. Muhakkak ki O, sizin yaptığınız her şeyden haberdardır.”&#160;(Neml, 27/88) mealindeki ayette dağların dönmekte olduğu açıkça ifade edilmiştir. &#8211; Bu ayetten ilk anlaşılması gereken, onun dünyanın döndüğüne [&#8230;]</p>
The post <a href="https://ateistlerecevap.org/allaha-inanmak-istiyorum-ama-olmuyor/" data-wpel-link="internal">Allah’a inanmak istiyorum ama olmuyor?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div class="separator" style="clear: both; text-align: center;">
<a href="https://4.bp.blogspot.com/-xudTCJ6bC_Y/WPpXa9c4RAI/AAAAAAAAFsA/7Oo9xGDuGtc-jIcF__2ZVSYb13SreTEhQCLcB/s1600/Mezhepler%2B%252821%2529.png" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;" data-wpel-link="external" rel="nofollow external noopener noreferrer"><img loading="lazy" decoding="async" border="0" height="360" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2017/04/Mezhepler282129.png" width="640" /></a></div>
<div class="transition visible" style="animation-duration: 300ms; animation-fill-mode: both; animation-iteration-count: 1; animation-timing-function: ease; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em; visibility: visible !important;">
</div>
<div class="transition visible" style="animation-duration: 300ms; animation-fill-mode: both; animation-iteration-count: 1; animation-timing-function: ease; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em; visibility: visible !important;">
Cevap 1:</div>
<div class="transition visible" style="animation-duration: 300ms; animation-fill-mode: both; animation-iteration-count: 1; animation-timing-function: ease; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em; visibility: visible !important;">
“Bir de o dağları görür de onları donuk ve hareketsiz sanırsın; Oysa onlar bulutların yürüdüğü gibi yürümektedirler. İşte bu, her şeyi muhkem ve mükemmel yapan Allah’ın sanatıdır. Muhakkak ki O, sizin yaptığınız her şeyden haberdardır.”&nbsp;(Neml, 27/88) mealindeki ayette dağların dönmekte olduğu açıkça ifade edilmiştir.</div>
<div class="transition visible" style="animation-duration: 300ms; animation-fill-mode: both; animation-iteration-count: 1; animation-timing-function: ease; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em; visibility: visible !important;">
&#8211; Bu ayetten ilk anlaşılması gereken, onun dünyanın döndüğüne işaret etmesidir. Çünkü dağların dönmesi demek, birer direk gibi sinesine çakıldığı yer küresinin dönmesiyle mümkündür.</div>
<div class="transition visible" style="animation-duration: 300ms; animation-fill-mode: both; animation-iteration-count: 1; animation-timing-function: ease; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em; visibility: visible !important;">
&#8211; Ayette açıkça dünyanın hareket halinde olduğunu gösteren bir ifade yerine “dağların hareket etmekte olduğu”na vurgu yapılmasının önemli bir hikmeti vardır, o da şudur:</div>
<div class="transition visible" style="animation-duration: 300ms; animation-fill-mode: both; animation-iteration-count: 1; animation-timing-function: ease; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em; visibility: visible !important;">
Kur’an sadece bilim kurgucularına veya bilim adamlarına hitap etmez, o aynı zamanda her asırda mevcut her kesimden insanlara hitap eden bir kitaptır. Bu sebeple, bilim adamlarına ilmi bir gerçeğin sinyallerini verdiği aynı ifadede tahsil görmemiş halk kesimini de tatmin edecek bir üslubu kullanması -mukteza-yı hale mutabakattan ibaret olan- belagatin gereğidir.</div>
<div class="transition visible" style="animation-duration: 300ms; animation-fill-mode: both; animation-iteration-count: 1; animation-timing-function: ease; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em; visibility: visible !important;">
Bunun ilmi terminolojisi “mümaşat”tır. Yani Allah, tahsil görmemiş halk kesiminin hislerini, gözle görmekte oldukları varlıkların görünürdeki &nbsp;şeklinin tam tersini gösteren bir ifade tarzını benimsemez. Çünkü bu, hikmete, eğitim ve öğretim metoduna aykırıdır. Mesela; &nbsp;&#8220;Güneş, kendisi için belirlenen yerde akar (döner).&#8221; (Yasin, 36/38) mealindeki ayetten değişik insanlar farklı manaları anlasınlar diye bu üslup kullanılmıştır.</div>
<div class="transition visible" style="animation-duration: 300ms; animation-fill-mode: both; animation-iteration-count: 1; animation-timing-function: ease; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em; visibility: visible !important;">
Nitekim, bir ilim adamı bu ayeti okuduğu zaman şöyle düşünür ki: Güneş yalnız bir lamba değil, aynı zamanda bahar ve yaz tezgâhında dokunan Rabbânî mensucatın bir mekiği, gece gündüz sahifelerinde yazılan ilâhî mektupların mürekkebi, nur bir hokkasıdır. Yani bu ayet, bu âlime dünyanın zâhiri dönüşünü, güneşin hakiki dönüşüne bir alamet yaptığını ders verir. Ve güneşi, dünyanın mevcut intizamının büyük bir zembereği olarak gösterir. Bunu gören ilim adamı ise, Allah&#8217;ın bu sonsuz hikmetine karşı &#8220;Mâşallah&#8221; deyip, secdeye kapanır.</div>
<div class="transition visible" style="animation-duration: 300ms; animation-fill-mode: both; animation-iteration-count: 1; animation-timing-function: ease; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em; visibility: visible !important;">
Kozmoğrafyacı bir astronomi bilgini ise, âyetten şunları anlar: Güneş kendi merkezinde ve kendi ekseninde, zemberekvâri bir hareket ile manzumesini, yani -yerküresinin de dahil olduğu- kendisine bağlı olan gezegenlerle birlikte oluşturduğu güneş sistemini Allah&#8217;ın emri ile belli bir düzen içerisinde harekete geçirip onlarla birlikte HERKUL burcuna doğru yol almaktadır.” (bk. Bedizzaman Said Nursi, Sözler, 412-413)</div>
<div class="transition visible" style="animation-duration: 300ms; animation-fill-mode: both; animation-iteration-count: 1; animation-timing-function: ease; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em; visibility: visible !important;">
Cevap 2-3:</div>
<div class="transition visible" style="animation-duration: 300ms; animation-fill-mode: both; animation-iteration-count: 1; animation-timing-function: ease; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em; visibility: visible !important;">
İlkel Hinduizm gibi dinlerde de harikaların olduğu söyleniyor.. Önce şunu belirtelim ki, soru soran kişinin bu soruya daha önce verdiğimiz cevabı okuduğu, sorusundan anlaşılıyor. Bu sebeple aynı şeyleri tekrar etmeden kısaca özetleyelim ki, o dinlerdeki harikaların varlığı gerçek ise, bu takdirde o dinler de aslı itibariyle semavidir.</div>
<div class="transition visible" style="animation-duration: 300ms; animation-fill-mode: both; animation-iteration-count: 1; animation-timing-function: ease; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em; visibility: visible !important;">
Allah 124 bin peygambere benzer mucizeler vermiştir. Dinlerin gelişi, harikaları göstermek için değil ki, sorudaki “Ama Kuran’dakiyle aynı mucizeler. Allah farklı kitap gönderemiyor mu?” itirazına yer olsun. Dinler her zaman -Allah’ın varlığı, birliği, öldükten sonra dirilmenin ispatı gibi- iman esaslarında birliği sağlamış, fakat hükümlerde farklılık arz etmiştir. Farklı dinlerin gelmesi bu farklı hükümleri farklı zamanlardaki insanların faklı ihtiyaçlarını gidermeye yöneliktir.</div>
<div class="transition visible" style="animation-duration: 300ms; animation-fill-mode: both; animation-iteration-count: 1; animation-timing-function: ease; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em; visibility: visible !important;">
&#8211; Eğer söz konusu dinler semavi değilse, o harikaların din açısından mucize değil, deccal gibi kâfir insanlara da verileceği hadislerde açıkça bildirilen “İstidrac” türü sınav testleridir.</div>
<div class="transition visible" style="animation-duration: 300ms; animation-fill-mode: both; animation-iteration-count: 1; animation-timing-function: ease; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em; visibility: visible !important;">
Bu isitidracların sınavdaki önemi soru soran kişi ve benzerlerini gördükten sonra daha iyi anlıyoruz. Çünkü, bakıyoruz ki, elimizde mevcut Kur’an ve sahih hadis kaynaklarında -ilmi keşifleri ortaya koyduğu gerçeklerin bu kaynaklarda yer almasının dışında- ayrıca yüzlerce harikaların/mucizelerin peygamberimiz tarafından gösterildiği halde, bu gibi adamlar bunlar hakkında tereddüt gösteriyor, öte yandan doğruluğunu tespit etmek mümkün olmayan İslam dini dışındaki kaynaklarda var olduğu iddia edilen hususlara hiç tereddüt etmeden savunuyorlar. Bu ciddi bir mantık çelişkisidir.</div>
<div class="transition visible" style="animation-duration: 300ms; animation-fill-mode: both; animation-iteration-count: 1; animation-timing-function: ease; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em; visibility: visible !important;">
&#8211; Bununla beraber, harikaların bir kısmı, peygamber nişanesi, bir kısmı evliyalık alameti, bir kısmı teknoloji harikası, bir kısmı da -sihir ve benzerlerinde olduğu gibi- fasıklığın alametidir. Bu harikaların kendisi değil, bunları gösterenlerin iyi insan olup olmadığı önem taşır.</div>
<div class="transition visible" style="animation-duration: 300ms; animation-fill-mode: both; animation-iteration-count: 1; animation-timing-function: ease; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em; visibility: visible !important;">
Hayatı boyunca çocukluğundan beri “Muhammedu’l-Emin” unvanına sahip, herkesten daha fazla Allah’a kulluk eden, Allah’tan korkan, ona saygılı olan, Kur’an’ın emir ve yasaklarına herkesten daha fazla riayet eden, insanları hukukta bir tarağın dişleri gibi eşit sayan, ahlakın zirvesinde olduğu hem ayet hem de binlerce sahabenin tasdikiyle doğruluğu ispatlanan Peygamber Efendimizin peygamberliği hem Kırk yönden mucize olan Kur’an’la hem de bizzat kendisinin gösterdiği yüzlerce mucizelerle güneş gibi ispat edilmiştir.</div>
<div class="transition visible" style="animation-duration: 300ms; animation-fill-mode: both; animation-iteration-count: 1; animation-timing-function: ease; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em; visibility: visible !important;">
Cevap 4-5:</div>
<div class="transition visible" style="animation-duration: 300ms; animation-fill-mode: both; animation-iteration-count: 1; animation-timing-function: ease; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em; visibility: visible !important;">
“(Allah)&nbsp;Yarattığı her şeyi güzel ve muhkem&nbsp;yapıp insanı ilkin çamurdan yarattı.” (Secde, 32/7); “Yedi kat göğü birbiriyle tam uyum içinde yaratan O’dur.&nbsp;Rahman’ın yaratmasında hiçbir nizamsızlık göremezsin. Gözünü çevir de bak: Herhangi bir kusur görebilir misin?&nbsp;Sonra tekrar tekrar gözünü çevir de bak, gözün bir kusur bulamadığından, eli boş ve bitkin geri döner.” (Mülk, 67/3-4) mealindeki &nbsp;ayet ve benzerlerinde evrenin ve içindekilerin mükemmel bir sanat eseri olarak var edildiğini göstermektedir. &nbsp;</div>
<div class="transition visible" style="animation-duration: 300ms; animation-fill-mode: both; animation-iteration-count: 1; animation-timing-function: ease; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em; visibility: visible !important;">
Kur’an’da yüzlerce ayette varlıkların bu harika sanat yönüne vurgu yapılarak, kâinatın “akıllı bir tasarım” ürünü olduğuna işaret edilmiştir. Akıllı tasarım demek, evreni yaratan yaratıcıda sonsuz bir ilim, bir kudret, bir hikmetin var olduğu demektir.</div>
<div class="transition visible" style="animation-duration: 300ms; animation-fill-mode: both; animation-iteration-count: 1; animation-timing-function: ease; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em; visibility: visible !important;">
Bu ise Kur’an’ın bahsettiği gibi ve bize tanıttığı gibi bir Allah’a iman etmeyi gerektirir. Çünkü onun dışında ne bir atom, ne bir molekül, ne bir tabiat, ne bir kör tesadüf bu işleri yapabilir.</div>
<div class="transition visible" style="animation-duration: 300ms; animation-fill-mode: both; animation-iteration-count: 1; animation-timing-function: ease; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em; visibility: visible !important;">
&#8211; Şunu da belirtelim ki, Cennet adam istediği gibi cehennem de adam ister. Keza insanlık tarihi bize göstermiştir ki, cennet ucuz değil, cehennem de lüzumsuz değildir. Kâinatın “akıllı tasarım”ı gösteren harikalığı, mazlumların yardımına koşan, itaat edenlere mükâfat yeri &nbsp;ve sonsuz rahmetin tecelligâhı olan cennet ile, zalimlerin ve isyan eden despotların müstahak oldukları cezayı çektiren cehennem gibi sonsuz adaletin tecelli ettiği yerin varlığını zorunlu kılar. Çünkü buradaki harikalık, ahirette de harikalığı ister.</div>
<div class="transition visible" style="animation-duration: 300ms; animation-fill-mode: both; animation-iteration-count: 1; animation-timing-function: ease; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em; visibility: visible !important;">
&#8211; Şunu da unutmayalım ki eğer Allah dileseydi, Allah’ın varlığı için öyle deliller gösterirdi ki bir tek inkar eden kalmazdı. Ancak, Allah adaletin tecellisi için imtihanı özgür iradesiyle kazananların yanında kaybedenlerin de olmasını irade etmiştir.</div>
<div class="transition visible" style="animation-duration: 300ms; animation-fill-mode: both; animation-iteration-count: 1; animation-timing-function: ease; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em; visibility: visible !important;">
Bu sebepledir ki, İslam’ın gösterdiği delillerin muhtevasında “akla kapı açılır; fakat iradesi elinden alınmaz” gerçeği vardır. Böylecei herkes Allah’ın verdiği aklını, gitmek istediği yolunu tercih etmek için kullansın. “Eğer dileseydik onlara gökten öyle bir mucize indirirdik ki, onun karşısında&nbsp;ister istemez boyun bükerlerdi.” (Şuara, 26/4), “ Eğer dileseydik bütün insanlara hidâyet verir, doğru yola koyardık. Lâkin “Cehennemi cinlerden ve insanlardan bir kısmıyla dolduracağım” hükmü kesinleşmiştir.” ( Secde, 32/13) mealindeki ayetlerde bu hakikatin altı çizilmiştir.</div>
<div class="transition visible" style="animation-duration: 300ms; animation-fill-mode: both; animation-iteration-count: 1; animation-timing-function: ease; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em; visibility: visible !important;">
&#8211; Son olarak şunu belirtelim ki, Kur’an’ın gösterdiği ilmi mucizeler binlerce ilim adamı tarafından kabul edilmiştir.</div>
<div class="transition visible" style="animation-duration: 300ms; animation-fill-mode: both; animation-iteration-count: 1; animation-timing-function: ease; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em; visibility: visible !important;">
&#8211; Doğrusu, kırk yönden mucize, 15 asırdan beri bu konuda insanlara ve cinlere meydana okuyan, Rum suresi, Fetih suresi gibi inişinden bir kaç yıl sonra vuku bulan olayları açıkça ifade eden Kur’an’ın mucizeliği konusunda bir kaç cahil dinsizin hezeyanları karşısında tereddüt gösterenlere gerçekten hayret ediyoruz.</div>
<div class="transition visible" style="animation-duration: 300ms; animation-fill-mode: both; animation-iteration-count: 1; animation-timing-function: ease; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em; visibility: visible !important;">
&#8211; Daha önce de bir kaç defa yaptığımız bir ilanı, bu münasebetle tekrar ediyor ve diyoruz ki, bu sitede -yer, vakit, muhatap sıkıntısından ötürü- her şeyi ortaya koyma imkânımız olmayabilir. Bu nedenle, sitemizde bulunan Allah&#8217;a iman, Kuran Mucizeleri, Peygamberimizin Mucizeleri gibi konuları okumanızı rica ederiz.</div>
<div class="transition visible" style="animation-duration: 300ms; animation-fill-mode: both; animation-iteration-count: 1; animation-timing-function: ease; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em; visibility: visible !important;">
&#8211; Ayrıca, bu ve benzeri konuları; dinî, aklî, mantıkî ve vicdanî delillerle ikna eden Risale-i Nur külliyatını okumanızı da tavsiye ederiz.</div>The post <a href="https://ateistlerecevap.org/allaha-inanmak-istiyorum-ama-olmuyor/" data-wpel-link="internal">Allah’a inanmak istiyorum ama olmuyor?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ateistlerecevap.org/allaha-inanmak-istiyorum-ama-olmuyor/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Allah&#039;ın varlığının delilleri nelerdir?</title>
		<link>https://ateistlerecevap.org/allahn-varlgnn-delilleri-nelerdir/</link>
					<comments>https://ateistlerecevap.org/allahn-varlgnn-delilleri-nelerdir/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ateistlere Cevaplar]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 21 Apr 2017 18:20:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sorular]]></category>
		<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>
		<category><![CDATA[Allah'ın Varlığının Delilleri]]></category>
		<category><![CDATA[Allah'ın Varlığının Delilleri Kısaca]]></category>
		<category><![CDATA[Allah’ın Varlığının Ve Birliğinin Delilleri]]></category>
		<category><![CDATA[Allahın delilleri]]></category>
		<category><![CDATA[ateistlere allah'ın ispatı]]></category>
		<category><![CDATA[ateistlere cevaplar]]></category>
		<category><![CDATA[Ateizm ve Din]]></category>
		<category><![CDATA[Big bang teorisi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.ateistlerecevap.org/?p=60</guid>

					<description><![CDATA[<p>Varın ispatı, yokun ispatından her zaman daha kolaydır. Bir elma cinsinin yeryüzünde bulunduğunu, bir tek elmayı göstermekle ispat edebiliriz. Halbuki yokluğunu iddia eden kimse bütün yeryüzünü, hatta kâinatı dolaşıp, ancak ondan sonra onun yokluğunu ispat edebilir. Bu ise, imkansızlık çapında bir zorluk demektir. Öyleyse diyebiliriz ki; yok, hiçbir zaman ispat edilemez&#8230; Bir sarayın kapılarından 999&#8217;u açık, biri [&#8230;]</p>
The post <a href="https://ateistlerecevap.org/allahn-varlgnn-delilleri-nelerdir/" data-wpel-link="internal">Allah'ın varlığının delilleri nelerdir?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"><a style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;" href="https://4.bp.blogspot.com/-C9prLhKr9ck/WPpNCtAV5jI/AAAAAAAAFrw/UPEYTrqHAPsyZMC9mxxKJPuhLy-gSHxcgCLcB/s1600/Mezhepler%2B%252820%2529.png" data-wpel-link="external" rel="nofollow external noopener noreferrer"><img loading="lazy" decoding="async" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2017/04/Mezhepler282029.png" width="640" height="360" border="0" /></a></div>
<div id="nodesesalani">
<div id="sesaciklamabas"></div>
</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;"><em style="box-sizing: inherit;">Varın ispatı, yokun ispatından her zaman daha kolaydır.</em> Bir elma cinsinin yeryüzünde bulunduğunu, bir tek elmayı göstermekle ispat edebiliriz. Halbuki yokluğunu iddia eden kimse bütün yeryüzünü, hatta kâinatı dolaşıp, ancak ondan sonra onun yokluğunu ispat edebilir. Bu ise, imkansızlık çapında bir zorluk demektir. Öyleyse diyebiliriz ki; yok, hiçbir zaman ispat edilemez&#8230;</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Bir sarayın kapılarından 999&#8217;u açık, biri kapalı olsa, kimse o saraya girilemeyeceğini iddia edemez. İşte inkarcı, devamlı surette kapalı olan o bir tek kapıyı nazara verip onu göstermek ister. Aslında o kapı da, o inkarcı ve onun gibi olanların gözlerine çekilmiş perde sebebiyle onların ruh dünyalarına kapalıdır. Mümin için kapalı kapı yoktur. Yeter ki gözlerini yummasın!&#8230; Zaten 999&#8217;u herkese açıktır. Hem de ardına kadar&#8230;</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">İşte o kapı ve  delillerden birkaçı:</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">İmkân Delili:<em style="box-sizing: inherit;"> İmkân, bir şeyin olması ile olmamasının eşit ihtimale sahip olması demektir. </em>Günlük konuşmalarımızda da <em style="box-sizing: inherit;">&#8220;mümkün&#8221;</em> derken olabilir de olmayabilir de manasını kast ederiz. Yaratılmış olan her varlık bize şu gerçeği haykırır: <em style="box-sizing: inherit;">Benim olmamla olmamam eşit idi. Şu an ben varsam, var olmamı yoklukta kalmama tercih eden biri var demektir. O ise ancak Allah&#8217;tır. </em></div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Hudus Delili: <em style="box-sizing: inherit;">Hudus, sonradan olma demektir.</em> Hudusun en büyük delili değişmedir. Bir varlıkta değişme varsa, bu hareketin bir ilk noktası olacaktır. İşte o noktadan önce o şey varlık sahasına çıkmamıştı. Henüz yoklukta iken var olmayı kendi kendine irade edemeyeceğine ve buna güç yetiremeyeceğine göre, bu var oluş Allah’ın yaratmasıyla gerçekleşmiş demektir. Maddenin termodinamik kanununa göre sürekli yokluğa doğru kayması, kâinatın durmadan genişlemesi, güneşin süratle tükenişe doğru yol alması gibi hadiseler, bu varlık aleminin bir başlangıcı olduğunu gösteriyor.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">San&#8217;at: Atomdan insana, hücreden galaksilere kadar bütün kâinatta, ince ve baş döndürücü bir sanat göze çarpmaktadır. Evet, bir baştan bir başa kâinattaki her eser şu özelliklere sahiptir:</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid #b6ff6d; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;"><em style="box-sizing: inherit;">• Büyük sanat değeri taşır.<br style="box-sizing: inherit;" />• Çok kıymetlidir.<br style="box-sizing: inherit;" />• Çok kısa zamanda ve çok kolay yapılmaktadır.<br style="box-sizing: inherit;" />• Çok sayıda olmaktadır.<br style="box-sizing: inherit;" />• Karışık ve çeşit çeşittir.<br style="box-sizing: inherit;" />• Devamlıdır.</em></div>
</blockquote>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Halbuki, kısa zamanda, çok sayıda, kolay ve karışık yapılan işlerde san&#8217;at ve kıymet olmaması gerekir. Ancak yapan Allah (c.c.) olursa, o zaman her şey değişir ve zıtlar bir araya gelebilir!..</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Devir ve Teselsülün Muhal olması: Devrin muhal olduğu şu misalle açıklanıyor. Bir yumurtayı tavuğun yaptığını iddia eden adama soruyorsunuz. <em style="box-sizing: inherit;">Tavuğu kim yaptı? </em>Buna karşılık onun çıktığı yumurtayı gösteriyor. Buna göre tavuğu aradan çıkardığımızda yumurta yumurtayı yapmış oluyor. Bu ise muhaldir. Teselsül ise, bir şeyin silsile hâlinde ta ilk noktasına kadar gidip o ilk varlığı kimin yaptığını sormak suretiyle Allah’ın varlığını ispat metodudur. Yani bu meyveyi şu ağaç yaptı, o bir önceki meyveden oldu, o da bir önceki ağaçtan. Böylece ilk ağaca yahut ilk meyveye kadar varıyor ve soruyoruz: <em style="box-sizing: inherit;">Bunu kim yarattı?.. </em></div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Kur&#8217;an yolu devir ve teselsülden çok farklıdır. <em style="box-sizing: inherit;">&#8220;Yumurtayı kim yaptı?&#8221;</em> yahut <em style="box-sizing: inherit;">&#8220;Meyveyi kim yaptı?&#8221;</em> sorusunun cevabı, doğrudan doğruya, “Allah yarattı.” diye cevap verilir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">İlim, irade, şefkat, merhamet kavramlarından bir nasibi olmayan, insanı tanımayan, hikmetten, sanattan anlamayan bu sebeplerin (tavuğun ve ağacın) sonucun yaratılmasında hiçbir tesirleri olmadığı ispat edilir. Böylece devir yahut teselsül deliline gerek duyulmaz.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Hikmet ve Gaye Delili: Her varlıkta kendisine mahsus bir gaye, bir maksat, bir fayda takip edildiği göze çarpmakta ve hiçbir şeyde gayesizlik, manasızlık ve israf sayılacak herhangi bir durum müşahede edilmemektedir. Hâlbuki, ne madde aleminde ne bitki ve hayvanat dünyasında ne de eşya ve hadiselerde şuur ve idrak mevcut değildir ki, bu gayeler silsilesi takip edilebilsin. Öyle ise, kâinattaki bu şuurlu işleyişi ve bu hikmet ve gayeleri ancak Allah&#8217;a isnat etmekle makul bir yol tutmuş olabiliriz.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Yardımlaşma Delili: Yağmurun toprağın imdadına, güneşin gözlerin yardımına koşmalarından, ta havanın kanı temizlemesine kadar, bu alem bir yardımlaşma hareketiyle âdeta dolup taşmaktadır. Bu yardımlaşmayı yapan taraflar birbirlerini tanımamakta, bilmemektedirler. Öyle ise bu merhametli icraatı sebeplere vermek mümkün değildir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Temizlik: Kâinattaki nezafet ve temizlik, başlı başına bir delil olarak, bize Kuddüsismiyle müsemma bir Zat&#8217;ı (c.c.) anlatmaktadır. Toprağı temizleyen bakteriler, böcekler, karıncalar ve nice yırtıcı kuşlar; rüzgâr, yağmur ve kar; denizlerde buzullar ve balıklar; gezegenimizde atmosfer, uzayda kara delikler; bünyemizde kanımızı temizleyen oksijen ve ruhumuzu sıkıntılardan kurtaran manevi esintiler, hep Kuddüsisminden haber vermekte ve o ismin verasındaki Zat-ı Mukaddes&#8217;i göstermektedir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Simalar: Herhangi bir insanın siması, en ince teferruatına kadar kendisinden evvel geçmiş milyarlarca insandan hiçbirisine birebir benzememektedir. Bu kaide, kendisinden sonra gelecekler için de aynen geçerlidir. Bir cihette birbirinin aynı, diğer cihette birbirinden ayrı milyarlarca resmi küçücük bir alanda çizip, sonra da kendileri gibi olması mümkün, milyarlarca resimden ayırmak ve her şeyi sonsuz ihtimal yolları içinde bir yola ve bir şekle sokmak, elbette ve elbette yarattığı her varlığı, hem de hiç kapalı bir yanı kalmamak üzere bilen ve o varlığa istediği şekli vermeye gücü ve ilmi yeten Cenab-ı Hakk&#8217;ı en sağır kulaklara dahi duyuracak kuvvette bir ilandır.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Fıtrat ve Vicdan Delili: Allah&#8217;ı tanımanın sayılamayacak kadar çok delil ve işaretleri insanın yaratılışında, fıtratında mevcuttur. Bunlardan birkaç örnek: İnsan fıtratı ve vicdanı her nimetin mutlaka şükür istediğini bilir. Bir peygambere kavuşmuş ve hidayete ermişse şükrünü Allah&#8217;a yapar. Aksi hâlde batıl mâbutlara tapar. Bu tapma insan vicdanın insanı zorlamasıyla gerçekleşir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;"><em style="box-sizing: inherit;">Güzelliği takdir hissi de insan fıtratında mevcuttur.</em> Sergiler, fuarlar bu his ile gerçekleşir. İnsan bu yaratılışının gereği olarak, şu sema yüzünde sergilenen yıldızları, zemin yüzünde boy gösteren çiçekleri, ağaçları, ormanları dolduran ceylanları, aslanları, denizlerde kaynaşan balıkları seyretmek ve onlardaki İlâhî sanatın mükemmelliğini takdir etmek durumundadır.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Tarih: <em style="box-sizing: inherit;">Dinler tarihi şahittir ki, insanlık hiçbir devrini dinsiz geçirmemiştir. </em>Batıl, hatta gülünç dahi olsa, hemen her devirde bir dine inanmış ve bir manevi sistemi takip etmiştir. İnsan fıtratına inanma duygusunu Allah koymuştur ve insan O’na (Allah’a) inanmakla mükelleftir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Kur&#8217;an: Kur&#8217;an-ı Kerim&#8217;in Kelamullah olduğunu ispat eden bütün deliller, aynı zamanda Cenab-ı Hakk&#8217;ın varlığını da ispat eder durumdadır. Kur&#8217;an&#8217;ın Allah kelamı olduğuna dair yüzlerce delil vardır. Bunlar, Kur’an ile alakalı İslam kaynaklarında en ince teferruatına kadar mevcuttur. Bütün bu deliller, kendilerine mahsus dilleriyle &#8220;Allah vardır.&#8221; derler.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Peygamberler: Peygamberlerin ve bilhassa Peygamberler Efendisi İki Cihan Serveri&#8217;nin (a.s.m) peygamberliğini ispat eden bütün deliller de yine Cenab-ı Hakk&#8217;ı anlatan delillere dahil edilmelidir. Zira peygamberlerin varlıklarının gayesi, tevhid;yani Allah&#8217;ın varlık ve birliğini ilan etmektir. Öyleyse, her peygamberin kendi peygamberliğini ispat eden bütün delilleri, aynı zamanda, Cenab-ı Hakk&#8217;ın varlığına da delil olmaktadır. Bir peygamberin hak nebi olduğunu ifade eden bütün deliller, aynı kuvvetle, hatta daha da öte bir kuvvetle &#8220;Allah vardır ve birdir.&#8221; demektedir&#8230;</div>
<div></div>
<div><b>Allah’ın varlığının ve birliğinin delilleri</b><b><br />
Bütün semavî dinlerin temelini Allah&#8217;ın varlığına inanmak oluşturur. &#8220;Tevhid dini&#8221; olan İslâm&#8217;ın en önemli esası da Allah&#8217;ın varlık ve birliğine iman etmektir. O&#8217;nun varlığını ve birliğini gösteren pek çok deliller vardır. Bu delillerin en büyük dört tanesi şunlardır: Birincisi, şu muhteşem evren ve içindeki her biri birer sanat harikası olan varlıklardır. İkincisi, başta Kur&#8217;ân olarak bütün semavî kitaplardır. Üçüncüsü, başta son peygamber Hazret-i Muhammed (sav) olmak üzere bütün peygamberlerdir. Dördüncüsü, her insanın kalbinde bulunan vicdandır. Kim bu dört kaynağa dikkatlice baksa ve onlardan gelen sese kulak verse, kendini yaratan Rabbini bulur ve tanır. Mesela, vicdanının sesini dinlese &#8220;Muhakkak seni ve her şeyi yaratan, sonsuz kudret ve merhamet sahibi yüce bir yaratıcı var.&#8221; dediğini ve ona olan ihtiyacını işitir. </b><br />
<b><br />
KÂİNATTAKİ DELİL<br />
Şimdi bu delillerin en büyüğü olan evrenden ve içindekilerden yola çıkarak bazı örnekler üzerinde duralım: Her insan bilir ki bir bina ustasız yapılamaz. Bir okul müdürsüz, bir şehir valisiz olamaz. Öyleyse şu koca evren de bir ustası olmadan kendiliğinden meydana gelemez. Bir idarecisi ve hâkimi olmadan düzenini devam ettiremez. Demek ki bu kâinatı yoktan var eden büyük bir ustası, düzen ve dengesini bozulmaktan koruyan bir hâkimi vardır. O da Rabbimiz olan Yüce Allah&#8217;tır.<br />
CANLILARDAKİ DELİL<br />
Çevremizde gördüğümüz bütün varlıklar, gâyet mükemmel ve kusursuz yaratılışlara sahiptirler. Özellikle her bir canlı, son derece hassas ölçülerle, iç içe geçen karmaşık sistemlerle ve pek çok harika sanatlarla donatılmış olarak meydana gelirler. Basit, cansız bir hapın üretilmesi için bile ölçülerini tam olarak tutturmak gerekir. Tesadüfler sonucu bir tek aspirin oluşabilir mi? Bir ölçüp tartan olmadan, içindeki malzemeler kendiliklerinden bir araya gelebilirler mi? Madem bir tek aspirin dahi kendiliğinden ortaya çıkamaz, öyleyse ondan çok daha hassas ölçülere, çok daha güzel sanatlara sahip ve üstelik canlı olan menekşe gibi bir çiçek nasıl kendiliğinden ortaya çıkabilir? Öyle güzel bir sanat sadece çok yüce bir sanatkârın eseri olabilir. Kendiliğinden olamaz.<br />
HÜCRELERDEKİ DELİL<br />
Canlıların temel yapı taşları olan hücrelerde öyle büyük bir düzen vardır ki en büyük ve en modern fabrikalarda bulunmaz. Acaba akıl sahibi bir insan, bir kumaş fabrikasının kendiliğinden bütün tezgâhlarıyla beraber ortaya çıkıp kumaş üretmeye başladığını kabul edebilir mi? En basit bir fabrikanın tesadüflerle kurulabileceğini kabul etmeyen bir akıl, milyonlarla küçük parçacıklardan oluşan bir hücrenin kendiliğinden ortaya çıkabileceğini hiç kabul edemez. Bir bilim adamı, bir hücrenin tesadüfen ortaya çıkma olasılığını anlatmak için bunun, bir hurda yığınına kasırga isabet etmesi sonucunda bir Boeing 747 uçağının oluşmasından hiç bir farkı olmadığını belirtmiştir. Demek ki küçücük bir yaratılış mucizesi olan hücrenin ortaya çıkması ancak Allah&#8217;ın sonsuz ilim ve kudretiyle olabilir.<br />
İNSAN VÜCUDUNDAKİ DELİL<br />
İnsan vücudunun yaratılışındaki kusursuzluk da Allah&#8217;ın varlığını çok açık bir şekilde gösterir. Bedenimizin bütün hücreleri ve organları çok karmaşık bir ilişkiler ağı içerisinde, olağan üstü bir uyumla çalışmaktadır. Vücudumuzda bu faaliyetler olup dururken, bütün bu olanlardan bizim neredeyse hiç haberimiz olmaz. İnsanların çok basit bir taklidi olan bir robotun kendiliğinden veya bir süreç içerisinde tesadüfen oluşabileceğine hiç kimse ihtimal verir mi? Elbette vermez. Öyleyse sağlıklı düşünebilen bir insan aklı, en güzel bir sanat olan kendi vücudunun tesadüflerle ortaya çıkacağına ve fonksiyonlarını tesadüflerle yerine getirebileceğine hiç ihtimal veremez. Yüce Rabbimiz de Kur&#8217;ânda, &#8220;Ey insan! Seni yaratan, şekillendirip ölçülü yapan, dilediği bir biçimde seni oluşturan cömert Rabbine karşı seni ne aldattı?&#8221; (İnfitar Sûresi, 6-8) gibi âyetlerle insanı Allah&#8217;ın yarattığı konusunda bizleri ikaz ediyor. İnsan vücuduna diğer bütün canlı varlıkları kıyaslayabiliriz. Hepsi de son derece kusursuz ve karmaşık yaratılışlarıyla sonsuz bir ilim, kudret ve irade sahibi yaratıcının varlığını gösterirler. &#8220;&#8230;Yeryüzünde hiçbir canlı yoktur ki Allah onun perçeminden tutmuş olmasın&#8230;&#8221; (Hud Sûresi, 56. âyet) gibi âyetler bütün canlıları O&#8217;nun yarattığını ve O&#8217;nun idaresi altında olduğunu ifade ediyorlar.<br />
ATOMLARDAKİ DELİL<br />
Bütün varlıklar atomlardan oluşurlar. Her bir atomda çok harika bir sanat, mükemmel bir yapılış ve müthiş bir enerji vardır. Merkezindeki çekirdek ve etrafında dönen elektronlarıyla sanki küçük bir güneş sistemi gibidir. Bu kadar harika özellikler o kadar küçük bir alana sıkıştırılmıştır ki en gelişmiş elektron mikroskoplarıyla bile tam olarak görülemez. Bu kadar mükemmel ve küçücük bir sanat, hiç tesadüfen ortaya çıkabilir mi? Tesadüflerden, güzel sanatlar ve harika eserler değil ancak dağılma ve bozulma meydana gelir. Öyleyse kâinatın küçücük bir modeli gibi olan atomları her şeyi bilen ve her şeye gücü yeten Allah yaratmıştır. Üstelik bütün evren, adeta atomlardan oluşan büyük bir deniz gibidir. Öyleyse bir atomu kim yaratmış ise bütün evreni de o yaratmıştır. Bütün her şeyi Allah&#8217;ın yarattığını anlatan bir Kur&#8217;ân âyeti şöyledir: &#8220;&#8230;O, her şeyi yaratmış ve yarattığı o şeyleri bir ölçüye göre takdir etmiştir.&#8221; (Furkan Sûresi, 2. âyet)<br />
HAYATTAKİ DELİL<br />
Allah&#8217;ın varlığının en büyük bir delili de hayattır. Şu dünyada yaşayan bütün canlılar, hava, su, toprak gibi bazı temel maddelerle yaratılırlar. Özellikle dünyada hayat başlamadan önce bu maddelerde herhangi bir canlılık da yoktu. Tamamen cansız, bu toprak ve su gibi maddelerdeki elementlerin bir araya gelmesi ile oluşan canlı varlıklar hayatı nereden almaktadırlar? Üstelik hayatla beraber gelen sevmek, nefret etmek, görmek, duymak gibi pek çok duygu ve hisler de o maddelerde yoktur. Şu halde bütün âlemdeki sanatların en değerlisi olan hayat gibi bir mucize, ancak ezelî bir hayata sahip olan yüce Allah&#8217;ın yaratmasıyla ortaya çıkabilir. O cansız maddelerden gelmiş olamaz. Bu konuda bir Kur&#8217;an âyeti şöyle der: &#8220;O, size hayat veren, sonra sizi öldürecek, daha sonra da diriltecek olandır&#8230;&#8221; (Hac Sûresi, 66. âyet)<br />
DÜNYADAKİ DELİL<br />
İçinde yaşadığımız dünyada kurulu sisteme baktığımızda onu hayata en uygun bir şekilde düzenleyen bir yaratıcının varlığını fark ederiz. Çünkü etrafımızı dikkatle gözlediğimiz zaman harika bir sistemin kurulmuş olduğunu görürüz. Dünyanın güneş ve kendi ekseni etrafında dönmesi, dört mevsimin art arda gelmesi, gece gündüzün değişmesi, yağmurların yağması, rüzgârların esmesi, canlıların yeryüzünde çoğalması ve beslenmesi gibi çok büyük ve karmaşık olaylar tam bir düzen içerisinde devam eder.<br />
Bununla birlikte dünya, her şeyiyle hayata hizmet edecek şekilde yaratılmıştır. Karalarıyla denizleriyle, dağları ve ırmaklarıyla canlılara en uygun şekildedir. Güneşe olan uzaklığı en ideal mesafededir. Daha yakın veya daha uzak olsa idi dünyada yaşamak mümkün olmazdı. Kendi etrafında ve güneşin etrafında çok büyük hızlarla döndüğü halde üstünde yaşayanları hiç sarsmaz. Bu hâliyle, sanki büyük bir gemi gibi, uzay boşluğu içinde milyarlarca yolcusu ile birlikte seyahat eder. Üstelik bu yolcuların besinleri dışarıdan alınarak depolanmaz. Her şey o gemi içinde yetiştirilip ikram edilir. Çok büyük bir gemiyi içinde bu şekilde yolcularıyla ve ziyafet sofraları kurulmuş bir halde görsek ne düşünürüz? Bu geminin tesadüfen, bir fırtına sonucu uçuşan maddelerin bir araya gelmesiyle oluştuğuna ve içindekilerin de her nasılsa orada kendiliklerinden ortaya çıktıklarına kimse ihtimal verir mi?<br />
İşte dünya en büyük ve en modern gemilerden çok daha büyük ve çok daha hassas ölçülerle yaratılmıştır. Böyle bir gemi elbette sonsuz kudret ve maharet sahibi bir sanatkâr olan Allah&#8217;ın yaratması ile ortaya çıkabilir. Dünya üzerinde görünen Allah&#8217;ın varlık delillerine bir Kur&#8217;an âyeti şöyle işaret eder: &#8220;O, yeri yayıp döşeyen, orada dağlar, nehirler meydana getiren, orada her türlü meyveden (erkekli-dişili) iki eş yaratandır. O geceyi gündüze bürüyor. Şüphesiz bunlarda, düşünen bir kavim için (Allah&#8217;ın varlığını gösteren) deliller vardır.&#8221; (Râd Sûresi, 3. âyet)<br />
KÂİNATIN BAŞLANGICINDAKİ DELİL<br />
Bu kâinat ve içindeki her varlık sonradan meydana gelmiş, yoktan yaratılmıştır. Günümüzde bu gerçek, fen bilimlerince de doğrulanmaktadır. Astronominin tespitlerine göre, bu evren, sıfır noktasında iken büyük bir patlama ile ortaya çıkmıştır. Bu patlama sonrasında oldukça düzenli, hassas dengelere sahip galaksiler, yıldızlar, gezegenler meydana gelmiştir. Bilim adamları bu ilk patlamanın rastgele bir savrulma olamayacağını, aksine bir programa dayalı düzenli bir açılıp genişleme olması gerektiğini söylüyorlar. Çünkü rastgele bir patlamadan böyle harika sanatlarla dolu bir evren ortaya çıkamazdı. Hiçbir şey yokluktan kendiliğinden çıkıp var olamaz. Madem bu âlemin bir başlangıcı vardır. O halde, başlangıcı olmayan ezelî bir yaratıcıya muhtaçtır. O da, Kur&#8217;ân&#8217;ın bize tanıttığı, sonsuz ilim ve kudret sahibi olan Allah&#8217;tır. O, büyük patlama ile kâinatı yoktan var etmiştir. Allahu Teâlâ, Kur&#8217;ân&#8217;da kâinatı bizzat yarattığına ve genişlettiğine şöyle işaret eder: &#8220;Göğü, gücümüzle Biz kurduk; şüphesiz biz onu genişleticiyiz.&#8221; (Zariyat Sûresi, 47. âyet)<br />
Kur&#8217;ân-ı Kerim&#8217;de, &#8220;&#8230;Şüphesiz bunda aklını kullanan bir kavim için (Allah&#8217;ın varlığını gösteren) deliller vardır.&#8221; (Rad Sûresi, 4. âyet) gibi çok âyetler bizleri yaratılmışlar hakkında düşünüp ibret almaya davet ederler. Allah&#8217;ın sanatlarını görüp onlar üzerinde düşünmek akıl sahibi insanlar için hem büyük bir şeref, hem büyük bir görevdir. Bunun farkında olan insan, Allah&#8217;ın kendisine ihsan ettiği akıl ile bir binaya bakıp ustasını gördüğü gibi, yaratılmışlara bakarak da Yaratıcıyı bulabilir.<br />
HER ŞEYİ YARATAN ALLAH&#8217;TIR<br />
Etrafımızdaki varlıkları dikkatle gözden geçirdiğimizde zerrelerden yıldızlara kadar, küçük büyük her şeyde bir ölçüyü, plan ve programı görürüz. Her nereye bakarsak gizli bir kudretin atomlara, hücre yapılarına, canlılara hatta yıldızlara varıncaya kadar ölçüp, biçtiğini, ona göre dikkatlice yaratıp düzen verdiğini anlarız. Bütün evren, adeta büyük bir canlı organizma gibidir. Bütün parçaları mükemmel ölçülerle birbirini tamamlayan kompleks bir yapıda ve muhteşem bir sanat eseri olarak yaratılmıştır. Buna işaretle yüce Allah Kur&#8217;ân&#8217;da: &#8220;Gerçekten biz, her şeyi bir ölçü ve dengede yarattık&#8221; (Kamer Sûresi, 49. âyet) buyurmaktadır.<br />
Madem bu evren bütünüyle onun bir sanat eseridir ve iç içe geçen pek çok varlıklar ve düzenlerle mükemmel bir şekilde yönetilmektedir. O halde içindeki en küçük bir atomu ve atomların birleşmesiyle oluşan bir canlıyı da yaratan odur. Bir tek atomu yaratan Allah olduğu gibi; tuğlaları atomlarla örülmüş şu kâinat binasını yaratan da O&#8217;dur. Çünkü bütünü yaratan kim ise bütünün parçalarını yaratan da odur. Demek ki, atomu yaratan ve ona düzen veren kim ise, yıldızları yaratan ve aralarına dengeyi koyan da elbette odur.<br />
Yeryüzündeki bütün canlılar hücrelerin bir araya gelmesiyle oluşurlar. Hücrelerde ise öyle bir sanat, öyle karmaşık bir yapı ve o kadar hassas ölçüler vardır ki bütün insanlık toplansalar tek bir hücreyi yapamazlar. Bütün mahlûkların en akıllıları ve en kabiliyetlileri olan insanların yapmaktan aciz kaldıkları bir işi her halde kör tesadüfler veya bilinçsiz tabiat kanunları yapamaz. Öyleyse her bir hücreyi sonsuz ilim, irade ve kudret sahibi olan Allah&#8217;tan başkası yaratmış olamaz. O halde, bir hücreyi kim yaratmış ise onlardan oluşan bir canlıyı da hatta bütün canlıları da o yaratmıştır. Çünkü bütün canlılar hücrelerden oluşmaktadır. Bu gerçeği bir Kur&#8217;ân âyeti şöyle ifade eder: &#8220;Gökleri, yeri ve bu ikisi içinde yaydığı canlıları yaratması, onun varlığının delillerindendir&#8230;&#8221; (Şûrâ Sûresi, 29. âyet)<br />
Bilindiği gibi, bir yerin idaresine birden fazla karışan olsa, orası karışır ve düzen bozulur. Hâlbuki evrende, evrenin büyüklüğü nispetinde çok hassas ölçülerle kurulmuş bir düzen var. Hatta iç içe geçerek birbirini tamamlayan sonsuz sayıda düzenler var. Eğer ikinci bir el karışsaydı her şey karmakarışık olur, düzen alt üst olurdu.<br />
Acaba böyle büyük bir evreni yaratan ve bu kadar hassas ve mükemmel bir düzeni kuran bir kudretin yardımcı veya ortağa ihtiyacı olur mu? Farz-ı muhal eğer ikinci bir el karışacak olsa o çok hassas düzen mutlaka bozulurdu. Demek oluyor ki; düzenin varlığı, Allah&#8217;ın sonsuz ilim ve kudretini gösterdiği gibi, bu düzenin mükemmel olarak devamı da başka hiçbir elin karışmadığını gösterir. Bunun içindir ki, Güneş milyonlarca senedir aynı özellikleriyle dünyamızın lambası ve sobası olmaya devam ediyor. Dünya uzaydaki yörüngesinden sapmıyor. Hayat bütün güzellikleri ile sürüyor. Bir âyet meali bahsettiğimiz hakikate şöyle işaret eder: &#8220;Eğer yerde ve gökte Allah&#8217;tan başka ilahlar olsaydı, kesinlikle ikisinin de düzeni bozulurdu&#8230;&#8221;<br />
(Enbiya Sûresi, 22. âyet)<br />
Bütün canlıların kâinatın bir özeti şeklinde yaratılmış olması da her şeyin yaratıcısının Allah olduğunun önemli delillerinden biridir. Şöyle ki: Bir kitabın özetini çıkaracaksanız, mutlaka bütün kitabı okumalısınız. Kitabın bütününü bilmeden güzel bir özet çıkarmanız mümkün değildir. Bir kimsenin bir kitabın mükemmel bir özetini çıkarması o kitabı tam manasıyla bildiğini gösterir. Mesela, çekirdek ağacın mükemmel bir özetidir. Ağacın bütün özellikleri bilinmeden çekirdeğin yapılması da mümkün değildir. Ağacı kim yaratmış ise çekirdeği de muhakkak o yaratmıştır. Bununla beraber bütün kâinatı bilmeyen ağacı da yapamaz. Çünkü bir ağaç bütün diğer canlılar gibi, şu kâinatın bir özüdür ve bütün kâinatla alakası vardır. Örnek olarak ağaçta kullanılan maddelerin hepsi şu evrenden hassas ölçülerle süzülerek toplanmıştır. Ayrıca güneşle, atmosferle, bulut ve yağmurla, kış ve yazla çok ince ve önemli ilişkileri, alış verişleri vardır. Öyleyse kâinatı her yönden bilmeyen biri ağacı yaratamaz. Ağacı bütün özellikleriyle bilmeyen biri çekirdeği yaratamaz.<br />
Bütün bunlar tüm evrenin bütün varlıklarıyla birbirinden ayrılmaz bir bütün olduğunu ve en büyük şey gibi en küçük şeyin de tek bir Allah tarafından yaratıldığını göstermektedir. Kur&#8217;ân bu gerçeği şöyle ifade eder: &#8220;Sizin ilâhınız bir tek ilâhtır. Ondan başka ilâh yoktur&#8230;&#8221; (Bakara Sûresi, 163. âyet)<br />
HAYATI VEREN ALLAH&#8217;TIR<br />
Allah&#8217;ın yarattığı şu evrene dikkatle baktığımızda ilâhî sanatların en büyüklerinin canlı varlıklar olduğunu görürüz. Her bir canlı, hücrelerin alt birimlerinden başlayarak milyarlarca karmaşık sistemlerin organize bir şekilde iç içe geçmesiyle oluşmuştur. Bu da bize o canlının kendiliğinden veya tesadüfen ortaya çıkmadığını, aksine sonsuz ilim ve kudret sahibi bir Allah tarafından<br />
yaratıldığını gösterir.<br />
Üstelik canlılar sahip oldukları hayatı Allah&#8217;tan başka hiç bir yerden almış olamazlar. Çünkü onların yapımında kullanılan toprak su gibi maddelerin hiç birinde hayat yoktur. Öyleyse hayatı veren yalnızca her şeyi yaratan Allah olabilir.<br />
Allah, hayatı kudretinin en büyük mucizesi olarak yaratmıştır. Elbette bu en değerli ve en nazik sanatının çabucak bozulup dağılmasına müsaade etmez. Bu kıymetli sanatın devamını, canlıların rızıklarını temin ederek ve onları koruyucu bazı sistemlerle donatarak sağlar.<br />
Bütün canlılar, kendilerine lazım olan gıdaları kolayca elde edebilecek bir ortamda yaratılırlar. Hayatımız için en gerekli şey olan hava, her tarafımızı sarmıştır. Bütün yeryüzü su kaynaklarıyla donatılmıştır. Topraktan yetişen her türlü besinler canlıların istifadesine sunulmuştur. Bunun yanı sıra bu gıdalara ulaşıp istifade etmelerini sağlayacak organlar verilmiştir.<br />
Bütün bu şefkat ve merhamet dolu düzenler elbette kendiliğinden oluşmuş değildir. Aksine her canlıya hayat veren, onların ihtiyaçlarını gören ve sonsuz merhamet sahibi yüce Allah tarafından kurulmuştur. Allah&#8217;ın her canlıyı rızıklandırıp yaşattığına dair çok âyetlerden birisi şöyledir: &#8220;Nice canlılar vardır ki, rızıklarını taşımazlar (yiyeceklerini temin edemezler). Onları da sizi de Allah rızıklandırır&#8230;&#8221; (Ankebut Sûresi, 60.âyet)<br />
Bundan başka her canlıya, hayatının devamı için kendisini koruyabilecek bazı cihazlar verilmiştir. Daha dünyaya gelmeden mükemmel bir korunma ve savunma sistemiyle donatılarak gönderilirler. Meselâ hayvanlar kendilerine verilen, boynuz, pençe, gaga gibi silahlarla hayatlarını korurlar. Vücudumuzdaki lenf sistemi, mikroplara karşı bir savunma mekanizmasıdır. Beynimiz, önümüze çıkacak bütün zararlara karşı önlem alabilecek en kıymetli bir organımızdır. Refleks denilen bir sistemle canlılar kendilerini, düşünmeye bile gerek kalmadan koruma altına alırlar. Meselâ küçük bir çocuğun yere düşerken anîden ellerini yere koyması ve bu şekilde başını çarpmaktan koruması, hayatını kurtaran bir refleks hareketidir. Ölüm korkusu bile hayatın korunmasına hizmet eder. Eğer bu his olmasaydı, canlılar, hayatlarına mal olacak yanlışlıklara kolayca düşerlerdi.<br />
Canlıları yaratan ve rızıklar vererek yaşatanın Allah olduğu, bir âyette şöyle ifade edilmektedir. &#8220;Allah, sizi yaratan, sonra size rızık veren, sonra sizi öldürecek ve daha sonra da diriltecek olandır&#8230;&#8221; (Rum Sûresi, 40. âyet) Başka bir âyette ise Yüce Allah şöyle buyurmaktadır: &#8220;De ki: &#8220;Size göklerden ve yerden kim rızık verir?&#8221; De ki: &#8220;Allah&#8230;&#8221; (Sebe Sûresi, 24. âyet)<br />
Özetle, canlılara hayatlarını kim verdiyse, her çeşit gıdalarla besleyerek onları yaşatan da O&#8217;dur.<br />
&#8220;O&#8217;ndan başka hiçbir ilâh yoktur. Yaşatır, öldürür&#8230;&#8221;(Duhan Sûresi, 8. âyet)<br />
ALLAH HER AN GÖZETENDİR<br />
Yüce Rabbimizin güzel isimlerinden biri de Basîr&#8217;dir. Yani O her şeyi görendir. Evrendeki denge, bütün varlıkları her an gördüğünün en büyük delilidir. Şu âlem bir an olsun O&#8217;nun kontrolünden çıksa, muhakkak her şey bir kaos içine düşer ve düzen alt üst olur. Çünkü bu büyük ve karmaşık dengenin sürmesi her an Allah&#8217;ın görüp gözetmesi sayesinde olabilir. Kendiliğinden olamaz<br />
Basîr olduğu için bütün varlıklar her an O&#8217;nun gözetimi ve koruması altındadırlar. Allah&#8217;ın güzel isimlerinden olan ve her şeyi gözetip takip eden manasına gelen Rakib; ve koruyup kollayan manasına gelen Hafiz isimleri de bu manayı ifade ederler.<br />
Kâinata baktığımızda her şeyin bir düzen üzere devam ettiğini, işlerin yolundan çıkıp dengenin bozulmadığını görüyoruz. Yıldızlar dökülüp dağılmıyor. Güneşin enerjisi bitip tükenmek bilmiyor. Dünya yörüngesinden çıkmadan yoluna devam ediyor. Canlılık yeryüzünde devam ediyor. Bütün bunlardan anlıyoruz ki, kâinatı yaratan onu görüyor, gözetiyor, koruyup kolluyor. Kendi haline bırakmıyor. Mesela, saatte &#8220;yüz elli kilometre&#8221; hızla giden bir aracın şoförü gözünü yoldan kısa bir süre için çevirse o aracın başına neler gelebileceğini düşünün. Peki, dünyanın uzaydaki hızını hiç düşündünüz mü? Dünya, güneş etrafında 108.000 (km/h) gibi büyük bir süratle dönmektedir. Bu ise, ses hızını aşan bir jetten elli kat fazla, müthiş bir sürattir. Üzerinde seyahat ettiğimiz şu dünya gemisinin, milyonlarca senedir hiçbir sarsıntı vermeden yoluna devam etmesi onu gözeten yüce bir kudret sahibini akıllara gösterir. Eğer bir an kontrolden çıksa başına gelecek trafik kazasının sonucunu hayal dahi edemeyiz. Demek ki hiçbir şey, hiçbir zaman kendi haline bırakılmıyor.<br />
Kontrolsüz kalmıyor.<br />
Allah, bütün canlıları da gözetir. Onları gözetip koruduğuna delil, bir milyonu aşkın bitki ve hayvan türlerinin bütün ihtiyaçlarını gidermesidir. Her birisi kalabalık ordular gibi olan o canlıların, rızıkları, elbiseleri, silahları ve her türlü ihtiyaçları hiç biri unutulmadan karşılanmaktadır. Eğer bütün bunları O Yüce Yaratıcı karşılamasa ve kendi başlarına bırakılmış olsa idiler, aciz kalıp hepsi perişan olurdu. Mesela, insanlara yağmur vermeyip &#8220;Haydi bundan sonra içecek suyunuzu kendiniz temin edin&#8221; deseydi, acaba insanlığın hali ne olurdu? Ya da koyunların elbiseleri olan yünlerini vermeyip &#8220;siz kendi elbisenizi kendiniz karşılayın&#8221; deseydi yeryüzünde bir tek koyun kalır mıydı? Bütün canlıları ve ihtiyaçlarını bu kıyaslamaya dâhil edebiliriz. Demek oluyor ki, Rabbimizin görüp gözetmesi sayesinde bütün canlılar O&#8217;nun şefkatli yardımlarına kavuşurlar. Bunu ifade eden bir âyet şöyledir: &#8220;&#8230;Şüphesiz Allah, kullarını hakkıyla görür&#8230;&#8221; (Mü&#8217;min Sûresi, 44. âyet)<br />
Allah kullarını bela ve sıkıntılardan koruyarak da gözetir. Dünyada hayatın devamını korumaya alan bütün düzenler O&#8217;nun koruyucu olan manasındaki Hafîz isminin bir tecellisidir. Örnek olarak dünyadaki hayat güneşin zararlı ışınlarına karşı ozon tabakası ile korumaya alınmıştır. İnsanlar dualarında, dünyanın musibetlerinden korunmak için O&#8217;ndan yardım isterler. Dünyadaki imtihanın bir gereği olarak müminler de bazen musibetlere düşebilirler. Fakat çok defalar O&#8217;nun yardımlarıyla korunduklarını fark ederek Allah&#8217;a şükrederler. Allah&#8217;ın merhametiyle kullarını koruduğunu bir âyet şöyle ifade eder: &#8220;&#8230;Allah en iyi koruyandır ve O, merhametlilerin merhametlisidir&#8230;&#8221; (Yusuf Sûresi, 64. âyet)<br />
İnsanların işledikleri bütün ameller de Allah&#8217;ın gözetimi altındadır. Allahü Teâlâ, insanları bu dünyaya mühim vazifelerle göndermiştir. Onlara iyilikleri emretmiş, kötülüklerden sakındırmıştır. İnsanların güzel huylar kazanıp kemale ermeleri, ancak O&#8217;nu iyi tanımaları, emir ve yasaklarına uymalarıyla mümkün olur. Bundan dolayı insanların ne gibi davranışlarda bulundukları sürekli Allah&#8217;ın gözetimi altındadır. Kur&#8217;ân-ı Kerim bize bütün davranışlarımızın Allah tarafından görülüp kaydedildiğini pek çok âyetlerle beyan eder. Onlardan biri şöyledir: &#8220;Şüphesiz O, yaptıklarınızı hakkıyla görmektedir.&#8221; (Fussilet Sûresi, 40. âyet.) Bazı âyetler de insanların bütün amellerinin görevli meleklerce kaydedildiğini bildirir: &#8220;İnsan hiçbir söz söylemez ki onun yanında (yaptıklarını) gözetleyen (ve kaydeden) hazır bir melek bulunmasın.&#8221; (Kaf Sûresi, 18. âyet)<br />
O halde bizlere düşen Rabbimiz&#8217;in her yerde hazır olduğunu, bizleri gözetip koruduğunu düşünmek, bütün sıkıntı ve ihtiyaçlarımızda O&#8217;ndan yardım istemektir. Yaptıklarımızın kaydedildiğini bilerek yanlışlıklara düşmekten sakınmaktır.</b></div>The post <a href="https://ateistlerecevap.org/allahn-varlgnn-delilleri-nelerdir/" data-wpel-link="internal">Allah'ın varlığının delilleri nelerdir?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ateistlerecevap.org/allahn-varlgnn-delilleri-nelerdir/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İnsanlar neden Ateist olurlar?</title>
		<link>https://ateistlerecevap.org/insanlar-neden-ateist-olurlar/</link>
					<comments>https://ateistlerecevap.org/insanlar-neden-ateist-olurlar/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ateistlere Cevaplar]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 21 Apr 2017 18:04:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sorular]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.ateistlerecevap.org/?p=61</guid>

					<description><![CDATA[<p>&#160; Değerli kardeşimiz, Hz. Âdem (as)&#8217;dan beri insanlar birbirilerine zıd iki ayrı yolda yürüye gelmişlerdir. Bunlardan birisi hak ve hidayet yolu, diğeri ise küfür ve dalâlet yoludur. Bütün güzellikler, hayırlar, saadetler birinci yolun; bütün çirkinlikler ve şerler ise ikinci yolun meyveleridir. İnsandaki kalp, akıl ve vicdan onu birinci yola sevkederken, nefis, his ve hevâ da ikinci yola iterler. Bunun sonucu olarak [&#8230;]</p>
The post <a href="https://ateistlerecevap.org/insanlar-neden-ateist-olurlar/" data-wpel-link="internal">İnsanlar neden Ateist olurlar?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"><a href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2017/04/nsanlar-neden-ateist-oluyor.png" data-wpel-link="internal"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-1041" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2017/04/nsanlar-neden-ateist-oluyor.png" alt="" width="1280" height="720" srcset="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2017/04/nsanlar-neden-ateist-oluyor.png 1280w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2017/04/nsanlar-neden-ateist-oluyor-300x169.png 300w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2017/04/nsanlar-neden-ateist-oluyor-1024x576.png 1024w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2017/04/nsanlar-neden-ateist-oluyor-768x432.png 768w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2017/04/nsanlar-neden-ateist-oluyor-1200x675.png 1200w" sizes="(max-width: 1280px) 100vw, 1280px" /></a></div>
<p>&nbsp;</p>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Değerli kardeşimiz,</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Hz. Âdem (as)&#8217;dan beri insanlar birbirilerine zıd iki ayrı yolda yürüye gelmişlerdir. Bunlardan birisi hak ve hidayet yolu, diğeri ise küfür ve dalâlet yoludur. Bütün güzellikler, hayırlar, saadetler birinci yolun; bütün çirkinlikler ve şerler ise ikinci yolun meyveleridir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">İnsandaki kalp, akıl ve vicdan onu birinci yola sevkederken, nefis, his ve hevâ da ikinci yola iterler. Bunun sonucu olarak insanın iç dünyası çalkantılara ve çarpışmalara sahne olur.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Bu iç harpler bir taraftan iman, salih amel ve istikameti, diğer taraftan küfür, isyan ve anarşiyi doğururlar.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Burada insanları aldatarak yanlış yollara sevk eden ve hakikati görmelerine perde olan sebebler üzerinde duracağız.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Bu sebeplerin başlıcaları şunlardır:</div>
<div style="box-sizing: inherit; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">1. YÜZEYSEL BAKIŞ VE GAFLET</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">İnsanları hakikattan uzaklaştıran önemli bir sebeb şu muhteşem kâinata ve onda cereyan eden harika olaylara gaflet ile, üstünkörü bir nazar ile bakmaktır.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Çölde, uzaktan bakıldığında serabın su zannedilmesi gibi, gerçekleşmesi mümkün olmayan bir hurafe de gaflet ile ve basit nazar ile hakikat zannedilir. Hem uzak mesafelerden bakıldığında bir yıldız mum kadar görüldüğü gibi, bir hakikat da uzaktan temaşa edildiğinde gereği gibi idrak edilemez. Rabbanî ve İlâhî hakikatlere karşı laubali kalmak ve lâkayd davranmak, hakikatleri perdeler ve sonunda insanı aldanışa götürür. Evet, insan gaflet ve yüzeysel bakmakla bu âlemi baştanbaşa kuşatan harika nizamı, mükemmel intizamı, gözler kamaştıran güzelliği göremez. Meselâ, bu kâinatın bir fabrika gibi kolay ve ahenkli idare edilmesine ve düzenine bakamaz. Hava ile bütün hayat sahiplerinin emzirilmesi, gece ve gündüzün ve mevsimlerin birbiri ardı sıra, hikmetle dizilmesi, bulutlardan yağmurun sağılması, güneşten ziyanın süzülmesi gibi harika icraatı temâşâ edemez. Elementlerin bitkilerin imdadına hikmet ve rahmetle koşturulmasını, bitkilerin hayvanların yardımına gönderilmesini ve hayvanların da insanların ihtiyacına hizmet ettirilmesini ibret nazarıyla seyredemez.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Bütün tohum ve çekirdeklerden çeşit çeşit bitkilerin ve ağaçların maharetle yaratılmasını tefekkür edemez.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Her bir çiçek ve yaprağın, her bir çekirdek ve meyvenin birer sanat harikası olduğunu idrak edemez. Bütün hayvanların ayrı ayrı mahiyetlerini, birbirlerinden farklı hissiyatlarını, çeşit çeşit cihazatlarını, muntazam beslenmelerini, doğup ölmelerini düşünemez.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Ve sonuç olarak, bu âlemde tecelli eden sonsuz kudretin bir Kâdir&#8217;den, bütün varlıkları kuşatan ilmin bir Alîm&#8217;den, bütün varlıkların hikmetli ve faydalı şekillerinin bir Hakîm&#8217;den geldiğini kavrayamaz.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Binbir ismin tecelligâhı olan bu muhteşem kâinata yüzeysel olarak bakan bir insan, ondaki İlâhî hikmetleri sezemez, kavrayamaz. Cenâb-ı Hakk&#8217;ın varlık ve birliğinden, azamet ve kudretinden, saltanat ve haşmetinden gaflet eder.</div>
<div style="box-sizing: inherit; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">2. İNSANIN YARADILIŞINDAKİ GAYE VE SIRLARI DÜŞÜNMEMEK</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Bir diğer aldanma sebebi de insanın, kendi yüksek mahiyetinden gaflet etmesi, nereden gelip, nereye gittiğini ve bu dünyadaki vazifesinin ne olduğunu düşünmemesidir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Cenâb-ı Hak, insanı bu kâinat içinde en mümtaz bir mahiyette yaratmış, ona âlemdeki hikmetleri teftiş edebilecek bir akıl, iyi ile kötüyü, hak ile bâtılı ayrıt edebilecek bir vicdan, bütün ilimlere ayna olabilecek bir istidad ihsan etmiştir. Ona bütün tatlar âlemini teftiş edebilecek bir dil, güzelliklerin bütün nevilerini temâşâ edebilen bir çift göz, her çeşit nağmeleri işiten kulak lütfetmiştir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Hak Teâlâ, mümtaz olarak yarattığı bu insanı kendisine dost ve muhatab kılmış, gönderdiği semavî kitaplarla ona emir ve yasaklarını bildirmiş, saadet ve istikamet yollarını göstermiştir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">İnsan kendisine verilen bu ulvî cihazların kıymetini takdir edemezse, onları ihsan eden Rabbinden gaflet eder. O’nun bir mahlûku ve san&#8217;atı olduğunu ve her an O&#8217;nun terbiye ve gözetimi altında bulunduğunu ve O&#8217;nun nimetleriyle beslendiğini unutur. O&#8217;na karşı yapması gereken vazifelerden yüz çevirir. Kendisini başıboş zanneder. Allah’ı tanımak için verilen bütün istidad ve kabiliyetini yerinde kullanmamakla vehimlere ve hurafelere kapılır; hem dünya hem de ahiret saadetini mahveder.</div>
<div style="box-sizing: inherit; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">3. DÜNYANIN FANÎ ZEVKLERİNE AŞIRI BAĞLANMAK</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Cenâb-ı Hak, bu dünyayı kudsî sıfatlarına ve esmâ-i hüsnâsına bir tecelligâh kılmış, ilmini, san&#8217;atını, maharetini ve hikmetini onda göstermiştir. Dünyayı, insanın ebedî hayatı için bir çiftlik, kabiliyetlerin gelişmesi için bir imtihan meydanı, İlâhî sanatların düşünülmesi için bir sergi salonu olarak yaratmıştır.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Dünyanın bu mahiyetinden gaflet eden insanlar, onun fanî ve aldatıcı yüzüne âşık olurlar. Ebedî hayat için verilen akıl ve kalblerini, istidad ve kabiliyetlerini onun geçici zevklerine sarfederler. Kendilerine verilen sonsuz nimetlerin, sadece nefislerinin tatmini için verildiği vehmine kapılırlar. Cenab-ı Allah&#8217;ın rızâsı yerine insanların teveccühüne itibar ederler. Ahiret mükafatları yerine, dünyevî makamları arar, onlara talip olurlar. Aşırı zevk ve sarhoş edici eğlencelerle ile istikametli düşünme kabiliyetlerini zayi ederler. Gitgide bu hayat tarzlarını bir dâva haline getirirler. Uhrevî ve manevî mes&#8217;elelere önce lâkayd kalır, daha sonra bunlara cephe alma vaziyetine girerler. Sonunda, İlâhî ve Rabbani hakikatlara karşı anlayışları kısırlaşır, muhakemeleri yüzeysel kalmaya başlar. Az bir dikkat ile muhal olduğu anlaşılabilecek bir vesveseyi, yahut bir hurafeyi muhakeme etmekten âciz kalırlar; hakikatsiz vehimlere çabuk aldanırlar.</div>
<div style="box-sizing: inherit; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">4. PEYGAMBERLERİN TEBLİĞ VE TALİM BUYURDUĞU HAKİKATLARDAN MÜSTAĞNİ KALMAK</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Önemli bir aldanma sebebi de insanın İlâhî ve Rabbanî hakikatları anlamakta kendi fikir ve muhakemesini yeterli görüp, nübüvvet kapısını çalmamasıdır. Halbuki, Allahü Azîmüşşân&#8217;a ve O&#8217;nun sıfat ve isimlerine nasıl iman edileceği, O Zât-ı Akdes&#8217;in bu kâinatı niçin yarattığı, insanları bu âleme hangi gayeler için gönderdiği, onlara ne gibi vazifeler verdiği, bu âlemden sonra nasıl bir âleme gidileceği gibi hakikatlar, bu sınırlı akıl ile kavranamaz. Bunlar ancak vahyin aydınlığı altında görünebilir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Allahü Teâlâ bu hakikatları bildirmek için peygamberler göndermiş ve kitaplar indirmiştir. Gezegenleri güneşin, elektronları çekirdeğin, arıları bir beyin, karıncaları bir emir&#8217;in etrafında toplayan Allah, insanların da nübüvvet merkezi etrafında toplanmalarını irâde etmiştir. Tâ ki, onların kalbleri, ruhları ve vicdanları, Peygamberlerin (Aleyhimüsselâm) eliyle terbiye edilsin ve kemâle ersinler.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Bilindiği gibi, insanların simaları gibi, fikir ve muhakemeleri, arzu ve hissiyatları da birbirinden farklı olduğundan aynı İlâhî ve Rabbani hakikate farklı şekillerde nazar edebilirler. Birisinin doğru gördüğüne diğeri yanlış diyebilir; birinin hak bildiğini diğeri bâtıl görebilir. Sonunda, insanlar sayısınca farklı görüş ve düşünceler, değişik değerlendirme ve hükümler ortaya çıkar.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Ulvî bir hayata aday, ebedî bir saadete aşık olan insan için bu noksan ve sınırlı akıl kâfi bir rehber olamaz. İnsan onunla belli bir noktaya kadar gidebilir. Hakikati bulması, dünyevî ve uhrevî saadete erişmesi ancak peygamberlere tâbi olması ile mümkündür. Bu hakikata binaen Cenâb-ı Hak insanlara peygamberler göndermiştir. Tâ ki, hak ile bâtılı, doğru ile yanlışı, hakikat ile hurafeyi ayırabilsinler.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Peygamberler (aleyhimüsselam), insanlara, Cenâb-ı Hakk’n varlığını ve birliğini bildirmişler, kendilerine tâbi olanları marifet tabakalarında yükseltmiş ve onları küfürden, şirkten ve bâtıl inançlardan kurtarmışlardır. O nuranî zâtlar, Cenâb-ı Hakk’ın isim ve sıfatlarına en mükemmel âyna olmuşlar, O’nu hakkıyla sevip, ümmetlerine de sevdirmişlerdir. Kendilerine inananları ebedî saadete teşvik etmiş, İlâhî azaptan sakındırmışlardır.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Kâinatta tecelli eden İlâhî isimleri onlara okutturmuşlar ve âlemin nasıl seyir ve tefekkür edileceğini öğretmişlerdir. Kâinatın yaratılış sırrını bildirmişler, varlıkların nereden gelip, nereye gittiğini ve vazifelerinin ne olduğunu en güzel şekilde öğretmişlerdir. Kısacası, Allah&#8217;ın rızasını nasıl kazanacaklarını, İlâhî azaptan nasıl kurtulacaklarını bildirmişlerdir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Allahü Teâlâ, Peygamberleri (aleyhimüsselam) en ulvî bir fıtratta yaratmış, onların akıl ve kalblerini bütün meleke ve hissiyatlarını en güzel bir şekilde bizzat terbiye etmiş ve o mümtaz zâtları insanlık âlemine birer yol gösterici ve muallim olarak göndermiştir. Bilhassa, Peygamberler Sultanı olan Peygamber Efendimizi (S.A.V.) en güzel ve mükemmel bir surette terbiye etmiş, ona bütün hakikatlerin güneşi olan Kur&#8217;ânı göndermiş, onun bütün hakikatlarına, en ince sırlarına vâkıf kılmış ve insanları en yüksek mertebeye çıkartacak bütün meziyetleri o Habib-i Edîb (asv)&#8217;inde toplamıştır. O&#8217;nu güzel ahlâkın bütün şubelerinde en ileri dereceye yükseltmiş, iman ve ubudiyette, kemâlat ve fazilette O&#8217;nu insanlık alemine en mükemmel bir rehber olarak göndermiştir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Her biri birer hidayet yıldızı olan sahabeler; İmam-ı A&#8217;zam, İmam-ı Şafiî, İmam-ı Malik  ve İbn-i Hanbel gibi büyük müctehidler; Şâh-ı Geylânî, Şâh-ı Nakşibend, Rufaî ve Şazelî gibi kâmil mürşidler, Kur&#8217;ân-ı Azîmüşşân&#8217;m en ince sırlarına vâkıf olan Fahreddin-i Râzi, Taftazanî ve Seyyid-i Cürcânî gibi allâmeler; Muhyiddin-i Arabî, Mevlânâ, Şems-i Tebrizî gibi mutasavvıflar hep o hidayet güneşinin marifet ve imanından feyz almışlardır.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Asrımızda küfür ve inkârın toplumun manevî bünyesini tahrip etmesi, birçok şüphelerin, hurafe ve safsataların insan zihninde mecra bulması, bu hidayet güneşinin ders ve terbiyesinden, irşad ve feyzinden yeterli ölçüde istifade edilmemesinden dolayıdır.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Hatta fen ve teknolojinin bu gün ulaştığı ileri seviyesine rağmen, fert ve toplum hayatında huzuru temin edememesi, toplum hayatından sevgi, şefkat, merhamet ve adalet gibi ulvî esasların çekilip, yerini zulme, tecavüze ve anarşiye terk etmesi ve hiçbir felsefî doktrinin cemiyetin bu yaralarını teşhis ve tedavi edecek güce sahip olamaması, hatta bazı doktrinlerin bizzat zulüm ve tecavüze sebeb olması, hep nübüvvet mektebinin kapısını çalmamaktan kaynaklanmaktadır.</div>
<div style="box-sizing: inherit; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">5. MATERYALİST PROPAGANDA VE TELKİNLERİN TESİRİNDE KALMAK</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">İnsan, dışarıdan gelen uyarılara daima açıktır. Bu haliyle boş bir kabı andırır. İçi doğru fikir ve hakikatlerle dolmazsa, onların yerini yanlış ideolojiler, hurafe ve safsatalar alır. Bugün gençliği sarsan ruhî bunalımların, fikrî ızdırapların asıl sebebi budur. Bu manevî ızdıraplardan kurtulmalarının tek yolu, akıl, kalb ve vicdanlarını, Kur&#8217;an&#8217; ın getirdiği ulvî hakikatlerle doyurmak iken, bir kısım gençler, ilim ve fikir yerine, aldatıcı sloganlara, sihirli reçetelere (!) daha çok meylederler. Manevî boşluklarını böylece doldurup huzura kavuşacaklarını zannederler.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Materyalistler onların bu halinden istifade ederek onları &#8220;adalet&#8221;, &#8220;eşitlik&#8221; gibi hayalî slogan ve propagandalarla aldatır, kendilerine çekerler. Onları sempatizanları haline getirdikten sonra sosyol problemlerin çözümü için ileri sürdükleri hayalî reçeteler yanında yer yer bu gençlerin kafalarına maneviyâtı sarsıcı şüpheler de atarlar. Belli bir noktadan sonra, sürekli ve yoğun telkinlerle o zavallı gençlerin beyinlerini yıkaya yıkaya sonunda onları materyalist ve ateist düşünce dışında hiçbir hakikati kabul edemeyecek hale sokarlar. Artık bu gençler mantık ve muhakemelerini kaybederek tamamen robotlaşırlar. Basit bir hanenin dahi ustasız olamayacağı bir hakikat iken, şu muhteşem kâinat sarayını sahipsiz kabul ederler. Bir harfin kâtipsiz olması muhal olduğu halde, her harfinde sonsuz hikmetler bulunan şu kâinat kitabını kâtipsiz telâkki ederler.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Hem bütün bitkileri, hayvanları ve insanları hayatsız, şuursuz ve iradesiz tabiatın yaptığına, yahut bunların kendi kendine meydana geldiğine inanırlar. Kendilerini gayesiz, vazifesiz, başıboş ve sahipsiz zannederler, korkunç bir dalâlete düşerler.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">İnsanın mahiyetini elmas derecesinden kömür derecesine indiren, bütün insanî meziyetleri silerek onu hayvandan çok aşağı dereceye düşüren küfrün iç yüzündeki çirkinliği göremezler. Halbuki, kâinatta hükmeden hiçbir hakikat, küfür ve inkâr ile izah edilemez.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Şu soruların materyalist ve ateist felsefede tahmin ve varsayımdan öte net bir cevabı yoktur:</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">&#8220;Bu kâinatı ve içindeki harika varlıklar nasıl var olmuşlardır ?&#8221;<br style="box-sizing: inherit;" />&#8220;Kâinatta atomdan en büyük galaksilere kadar cereyan eden bu mükemmel ve ölçülü sistem nasıl oluşmuştur?&#8221;<br style="box-sizing: inherit;" />&#8220;Tüm kainatın elemenleri, su-toprak gibi unsurları, canlı-cansız varlıkları ile doğrudan veya dolaylı olarak insana hizmet etmesini nasıl açıklarsınız?&#8221;<br style="box-sizing: inherit;" />&#8220;Bilimin şahitliği doğrultusunda gayesiz ve faydasız hiç bir şeyin olmadığı bu kainatta, insanın gaye ve amacı ne olmalıdır?&#8221;<br style="box-sizing: inherit;" />&#8220;Kainatta hergün binlerce insanın vefatları ile tasdik edip doğruladıkları ölüm nedir? Ölüm celladından kurtulmanın çaresi var mıdır?&#8221;</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">İnsan ancak bu sorulara cevap bulmakla tatmin olur, huzur bulur; dünyada rahata, âhirette saadet ve selâmete kavuşur.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Hem inkar etmek; kendi kendine muhaldir, mahiyeti yalandır. Meselâ, Selimiye Camii&#8217;nin mimarını inkâr etmek, hakikatsiz bir safsata ve büyük bir yalandır. Mükemmel plânı, hârika estetiği, san&#8217;atkârâne yapılışı ile akılları hayrete düşüren böyle muhteşem bir eser ortada iken, onun mimarını inkâr etmek en büyük bir safsata ve en hakikatsiz bir hurafedir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Aynen bu misâl gibi, şu muhteşem kâinat sarayının yaratıcısı, sahibi ve idarecisi olan Cenab-ı Allah&#8217;ı inkâr etmek, bu misâlden hadsiz derecede çirkin bir yalan, müthiş bir hezeyan, korkunç bir safsatadır.</div>
<div style="box-sizing: inherit; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">6. ALLAHÜ AZÎMÜŞŞÂNI MAHLÛKATINA KIYAS ETMEK</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">İnsanları dalâlete götüren bir diğer yanılma sebebi de Allah’ın zâtına ve sıfatlarına dair hakikatleri, yarattığı diğer varlıklara kıyas etmektir. Halbuki Cenâb-ı Hak, vâcib-ül vücuddur, ezelî ve ebedîdir. Bütün sıfatları nihayet derecede kemâldedir. Aczden, ihtiyaçtan, mekân ve zamandan münezzehtir; hiçten yarattığı âciz, zelil, fani mahlûkatı ile hiçbir cihetle kıyasa girmez.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Malûmdur ki iki şeyin birbiriyle mukayese edilebilmesi için, aralarında ortak noktalar bulunması lâzımdır. Meselâ, insanın mahiyeti, taşın mahiyeti ile hiçbir cihetle kıyasa girmez. Farklı mahiyetteki iki mahlûk dahi birbiriyle kıyasa girmezken, vâcib, mümkin ile; Hâlık, mahluku ile nasıl mukayese edilebilir!</div>
<div style="box-sizing: inherit; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">7. ALLAH’IN KUDSÎ MAHİYETİNİ AKLIN, ANLAYAMAYACAĞINI BİLMEMEK</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Her insan, aklıyla Allahü Teâlâ&#8217;nın varlığını bilebilir. &#8220;Bir eser ustasız, bir bina mimarsız olamayacağı gibi ben de Hâlık&#8217;sız, Mâlik&#8217;siz olamam. Şu gökyüzü ve şu yeryüzü de Hâkim&#8217;siz, Sâni&#8217;siz olamazlar.&#8221; diyebilir. Ancak, akıl Cenâb-ı Hakk&#8217;ın Zâtını anlamaktan âcizdir; bu vadide bir adım dahi atamaz.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Malûmdur ki, bir şeyin varlığını bilmek başka, mahiyetini bilmek başkadır. Kâinatta çok şey vardır ki akıl onların varlıklarını apaçık bildiği halde, mahiyetlerini kavrayamamaktadır. Ruh, yer çekimi kanunu, elektrik, hayal, şefkat gibi nice hakikatlar vardır ki bunların varlıklarını bilmek bir hakikat olduğu gibi, mahiyetlerinin idrak edilemeyeceğini bilmek de ayrı bir hakikattir. Aklın idrak edemeyeceği mahiyetleri anlamaya zorlanmak cerbezedir, cehalettir. İnsan bu hali ile sırat-ı müstakimden sapar ve takatinin son derecede üstünde olan bir yükün altına girmekle kendisini helak eder.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">&#8220;Eser, ustasını idrâk edemez&#8221; hakikatınca, akıl da Hâlık&#8217;ının hakikatini kavrayamaz. Çünkü, O&#8217;nun mahlukudur, eseridir. Her mahluk gibi akıl da sınırlıdır. Görmenin, işitmenin ve diğer bütün hislerin sınırlı birer sahası olduğu gibi, aklın da belli bir idrak sahası, belli bir intikal gücü vardır. Cenâb-ı Hakk&#8217;ın kudsî mahiyetini idrak etmek, aklın kavrama ve intikal sahası içinde değildir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Bir insan, değil Allah&#8217;ın zâtını, kendi ruhunun, hayâlinin, vicdanının dahi mahiyetlerini kavrayamaz. Çünkü, bunlar cismanî olmadıklarından akıl onlara bir suret giydiremez, bir şekil veremez.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Meselâ, hayal için ne uzunluktan, ne kısalıktan; ne yaşlıktan, ne kuruluktan; ne büyüklükten, ne küçüklükten söz edilemeyeceği için akıl ona bir bir hudud çizemez ve onu kavrayamaz. Bununla birlikte hiçbir insan, mahiyeti meçhul olan bu varlığı inkâr da edemez.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Kendi mahiyetini bilmekten âciz olan insanın, bütün akılların, hayallerin, ruhların, hislerin, vicdanların, hafızaların, meleklerin yaratıcısı olan Allah’ın Zâtını anlamaya zorlanması en büyük bir cehalet ve cerbezedir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Allah&#8217; ın bütün sıfatları sonsuzdur, mutlaktır, ezelî ve ebedîdir. Akıl ise sınırlıdır, kayıtlıdır, sonradan yaratılmıştır. Kayıtlı olan mutlak olanı, sınırlı olan sonsuz olanı, sonradan yaratılan ezelî ve ebedî olanı elbette kavrayamaz. İnsanın bunu bilmesi, yâni Cenâb-ı Hakk&#8217;ın kudsî mahiyetini idrâkten âciz olduğunu anlaması gerçek idraktir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Akıl, Allahü Teâlâ&#8217;yı &#8220;varlığı vâcib, kudreti sonsuz, iradesi sınırsız, ilmi her şeyi kapsıyan&#8221; olarak bilmekle mükelleftir. Zaten onun yaradılışının gayesi de budur.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">O halde, Cenab-ı Hakk’ın kudsî mahiyeti ne idrâk edilebilir, ne hayal edilebilir, ne de hissedilebilir. Akılla anlaşılan ve duygularla hissedilen her şey mahlûktur. Allah&#8217;ın varlığı bu dünyada ancak akıl nuruyla görülür, kalbin ziyası ile sezilir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Hakikat bu iken, insanın Allahü Teâlâ&#8217;yı zâtiyle anlamaya zorlanması vehimden başka bir şey değildir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Evet, aklın vazifesi, Cenâb-ı Hakk&#8217;ın kâinatta görünen büyüklüğünü, azametini, kudretini, hâkimiyetini, sonsuz hikmetini, inayetini, lütuf ve ikramlarını anlamak ve tüm bunlara kainattaki diğer varlıklarla beraber şuurlu bir şekilde tanıklık etmekden ibarettir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Kur&#8217;ân-ı Mûcizü&#8217;l-Beyan birçok âyetlerinde ve Peygamber Efendimiz (S.A.V) pek çok hadis-i şeriflerinde bize bu hakikati ders vermişlerdir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">İnsan için Allah&#8217;ın kudsî mahiyetini idrâk etmek şu cihetle de imkânsızdır: O Vahid-i Ehad&#8217;in misli, misâli yoktur ki insan, kıyas ve temsil ile veya tecrübe yoluyla O&#8217;nun kudsî hakikatini anlamaya yol bulabilsin.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Bir gül yaprağı üzerinde parlayan bir damla su, semanın genişlik ve derinliğini hakikatıyla kavrayamayacağı gibi, insanın da, o sınırlı aklı, sonsuz âlemleri yoktan var eden bir Vâcibü&#8217;l-Vücud&#8217;un kudsî mahiyetini kavrayamaz.</div>
<div style="box-sizing: inherit; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">8. BÜTÜN VARLIK ÂLEMİNİ BEŞ DUYU İLE KAVRAMAYA ZORLANMAK</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Bazı insanları aldatan sebeblerden biri de beş duyu ile hissedemedikleri hakikatleri inkâr etmeleridir. Halbuki, varlık âlemi sadece beş duyu ile hissedilenlerden ibaret değildir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Malûmdur ki, insan görme duyusu ile ancak maddî varlıkları görür. Dili ile, tatlar âlemini, kulağıyla sesler âlemini, burnuyla kokular âlemini hisseder. Halbuki melekler, ruhani varlıklar, elektrik, çekme ve itme kanunları gibi nice hakikatler vardır ki bunlar ne görülürler, ne işitilirler. Bununla birlikte bu hakikatların varlıkları da şüphe götürmez.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Bu hakikatten gaflet eden bir kısım insanlar &#8220;Görmediğime inanmam.&#8221; diyerek bütün varlık âlemini sadece gözleriyle gördükleri maddi varlıklardan ibaret sanmakla büyük bir hataya düşerler. Halbuki, görünmemek olmamaya delil olamaz. Bu âlemde görmediklerimiz şeyler gördüklerimizden çok daha fazladır. Hatta insan vücudundaakıl, hayal, hafıza, vicdan, sevgi, korku, merak gibi görünmeyen şeyler, görünenlerden kat kat fazladır.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">&#8220;Görmediğim şeye inanmam.&#8221; safsatasının altında, aklın vazifesini göze yükleme hurafesi yatmaktadır. Halbuki, insandaki her bir his ayrı bir âlemin kapısını açar; birinin vazifesi diğerinden beklenemez. Meselâ göz, kulağın; burun dilin vazifesini göremez. İnsan, gözü ile ne yemeğin tadına, ne bülbülün sesine, ne de gülün kokusuna bakabilir. Göz bu azaların vazifelerini yapmaktan âciz iken, elbette aklın vazifesini yüklenemez.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Herhangi bir eser göz ile görüldüğü halde, ustası akıl ile idrâk olunur. Görmediğime inanmam, diyen bir kimse, bu eserin ustasını inkâr durumuna düşer. Aynen öyle de, bir insanın, şu muhteşem kâinatı seyr edip ondaki derin hikmetlere hayran kaldığı halde, onun san&#8217;atkârını &#8220;göremiyorum&#8221; diye inkâra kalkışması büyük bir cehalettir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Böyle bir insan, bu kâinatta her an tecelli eden ve Allah&#8217;ın varlığını güneş gibi gösteren yaratma, hayat verme, rızıklandırma, büyütüp geliştirme, şekil verip güzelleştirme gibi sonsuz işleri ne ile açıklayacaktır?</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Cenâb-ı Hakk&#8217;ın görünmemesi “şiddet-i zuhurundan ve zıddının yokluğundandır.” Meselâ, atmosferin küremizi her yandan kuşatması gibi güneşin de bütün uzay âlemini cismi ile kuşattığını farzetsek, o zaman güneşi göz ile görmek mümkün olmaz. Artık güneş şiddet-i zuhurundan görünmez olur. Hem gece gibi bir zıddı da olmadığı için zıddının yokluğundan güneş görülemez. Bununla beraber ziyâsıyla her yerde hazır ve nazır olan o güneşin varlığını inkâr etmek de büyük bir cehalet olur.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Allahü Azîmüşşân&#8217;ın &#8220;şiddet-i zuhurundan ve zıddının yokluğundan&#8221;görünmemesine bu misâlin ışığında bir derece bakılabilir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Evet, &#8220;her şeyi maddede arayanların akılları gözlerindedir. Göz ise maneviyatta kördür.&#8221;</div>
<div style="box-sizing: inherit; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">9. İNSANIN FITRÎ VAZİFESİ OLAN İBADETİ TERKEDİP İSYANA GİRMESİ</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Cenâb-ı Hak, bu kâinatı ve içindeki bütün mevcudatı insan için yaratmış ve onu bu âleme en büyük gaye ve netice yapmıştır. Elbette insanın da kâinatın ötesinde büyük bir gayesinin olması zarurîdir. Bu gaye ise ancak Allah&#8217;a iman ve O&#8217;na ibadet ve itaat etmektir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">İbadet, Cenâb-ı Hakk&#8217;ın azamet ve büyüklüğünü, sonsuz mükemmeliğini kusursuzluğunu anlama ve ilan etme; hadsiz lütuf ve ihsanına şükür ve hamd etmektir. İnsan, hakiki insaniyet mertebesine ancak ibadet ile çıkabilir. Zira, ibadet insanın hayvanî arzularını kayıt altına alır. Onu Rabbine yaklaştırır. Ruhunu ulvi hedeflere yükseltir, kalbini temizler. İnsanı yüksek ahlâk ve güzel seciye sahibi kılar.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">İnsanın fıtri vazifesi ibadettir. Bu vazifeyi terkeden insan, ahlaken çok alçalır ve hayvanî hislerinin mahkûmu olur. Hak ve hukuk dinlemez. Ruhen düşüşe geçer, günahların iç yüzündeki dehşetli çirkinliği göremez. İşlediği günahlar onu adım adım inkâra doğru götürebilir. Günahları işleye işleye kalbi ve vicdanı kararır. Latifeleri söner, idraki felç olur. Sağlam düşünme kabiliyetini kaybeder.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Bilindiği gibi, âmirinin verdiği vazifeleri yapmayan bir memur, ona karşı önce mahcubiyet duyar. Eğer itaatsizliğe devam ederse sonunda bu mahcubiyet yerini bir nevi düşmanlığa, isyana terkeder. Aynen bu misâl gibi insan da, Yaratıcı&#8217;sının emir buyurduğu kulluk vazifelerini terk ettiğinde önce sıkılır, mahcup olur. Günaha devam ede ede, kalbinden Rabbine karşı muhabbet ve korku silinir, yerini kin ve düşmanlığa terkeder. İsyanda ısrar ettikçe ibadetten nefret etmeye başlar. Kadere itiraz eder, Cenâb-ı Hakk&#8217;ın rahmetini yargılamaya başlar. Yaptığı isyanları savunmaya başlar. Artık böyle bir insan, din ve mukaddes şeyler hakkındaki telkinlere ve propagandalara kapılmaya hazır hale gelmiştir. Böyle bir insan, ulûhiyet, âhiret, kader, haşir gibi imanî mes&#8217;elelerde küçük bir vesveseyi, kuvvetli bir delil olarak görmeye başlar. Böylece, sorumluluktan kurtulup selâmete çıkacağı vehmine kapılır. İfsat komiteleri bu tip insanları kolayca aldatıp kendilerine bağlayabilirler.</div>
<div style="box-sizing: inherit; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">10. DİNE AİT HAKİKATLARDA YETKİLİ KİŞİLERE MÜRACAAT EDİLMEMESİ</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Günümüz insanı ilmî ve fennî sahalarda haklı olarak, yetkili kişilere müracaat etmektedir. Bu hassasiyeti, dini mes&#8217;elelerde çok daha fazlasıyla göstermesi gerekirken, böyle yapmayıp ya kendi aklı ile yetinmekte, yahut bu sahada ehliyetsiz kişilerin sözlerine itibar etmektedir. Halbuki, dinde ehil olmayan kişi başka sahalarda uzman bile olsa, onun sözü dinde delil kabul edilmez. Malûmdur ki, bir ilimde, alim olan kişi başka bir fende cahil kalabilir. Onun sözü bu fende geçerli sayılmaz.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Mesela, bir doktor tıp ilminde ne kadar ileri giderse gitsin, onun sözü mühendislikte delil kabul edilmez; bu sahada ona müracaat edilmez. Gerçek bu iken, akıl ile kavranılması mümkün olmayan &#8220;imanî, Kur&#8217;anî ve dinî hakikatlerde” insan ne kendi aklına güvenebilir ve ne de bu sahada yetkili olmayan kimselerin sözüyle hareket edebilir. Bu hususta ona düşen görev, dinî konularda yetkili kişilere müracaat etmek, yahut onların yazdığı eserlere başvurmaktır. Bunu yapmayanlar çoğu zaman kendi arzularını, vehim ve hayallerini fikir sanmakla hakikatten uzaklaşırlar.</div>
<div style="box-sizing: inherit; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;"><b>Kaynak: www.sorularlaislamiyet.com</b></div>The post <a href="https://ateistlerecevap.org/insanlar-neden-ateist-olurlar/" data-wpel-link="internal">İnsanlar neden Ateist olurlar?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ateistlerecevap.org/insanlar-neden-ateist-olurlar/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İnsanlar neden Ateist olurlar?</title>
		<link>https://ateistlerecevap.org/insanlar-neden-ateist-olurlar/</link>
					<comments>https://ateistlerecevap.org/insanlar-neden-ateist-olurlar/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ateistlere Cevaplar]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 21 Apr 2017 18:04:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sorular]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.ateistlerecevap.org/?p=61</guid>

					<description><![CDATA[<p>&#160; Değerli kardeşimiz, Hz. Âdem (as)&#8217;dan beri insanlar birbirilerine zıd iki ayrı yolda yürüye gelmişlerdir. Bunlardan birisi hak ve hidayet yolu, diğeri ise küfür ve dalâlet yoludur. Bütün güzellikler, hayırlar, saadetler birinci yolun; bütün çirkinlikler ve şerler ise ikinci yolun meyveleridir. İnsandaki kalp, akıl ve vicdan onu birinci yola sevkederken, nefis, his ve hevâ da ikinci yola iterler. Bunun sonucu olarak [&#8230;]</p>
The post <a href="https://ateistlerecevap.org/insanlar-neden-ateist-olurlar/" data-wpel-link="internal">İnsanlar neden Ateist olurlar?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"><a href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2017/04/nsanlar-neden-ateist-oluyor.png" data-wpel-link="internal"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-1041" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2017/04/nsanlar-neden-ateist-oluyor.png" alt="" width="1280" height="720" srcset="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2017/04/nsanlar-neden-ateist-oluyor.png 1280w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2017/04/nsanlar-neden-ateist-oluyor-300x169.png 300w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2017/04/nsanlar-neden-ateist-oluyor-1024x576.png 1024w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2017/04/nsanlar-neden-ateist-oluyor-768x432.png 768w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2017/04/nsanlar-neden-ateist-oluyor-1200x675.png 1200w" sizes="(max-width: 1280px) 100vw, 1280px" /></a></div>
<p>&nbsp;</p>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Değerli kardeşimiz,</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Hz. Âdem (as)&#8217;dan beri insanlar birbirilerine zıd iki ayrı yolda yürüye gelmişlerdir. Bunlardan birisi hak ve hidayet yolu, diğeri ise küfür ve dalâlet yoludur. Bütün güzellikler, hayırlar, saadetler birinci yolun; bütün çirkinlikler ve şerler ise ikinci yolun meyveleridir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">İnsandaki kalp, akıl ve vicdan onu birinci yola sevkederken, nefis, his ve hevâ da ikinci yola iterler. Bunun sonucu olarak insanın iç dünyası çalkantılara ve çarpışmalara sahne olur.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Bu iç harpler bir taraftan iman, salih amel ve istikameti, diğer taraftan küfür, isyan ve anarşiyi doğururlar.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Burada insanları aldatarak yanlış yollara sevk eden ve hakikati görmelerine perde olan sebebler üzerinde duracağız.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Bu sebeplerin başlıcaları şunlardır:</div>
<div style="box-sizing: inherit; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">1. YÜZEYSEL BAKIŞ VE GAFLET</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">İnsanları hakikattan uzaklaştıran önemli bir sebeb şu muhteşem kâinata ve onda cereyan eden harika olaylara gaflet ile, üstünkörü bir nazar ile bakmaktır.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Çölde, uzaktan bakıldığında serabın su zannedilmesi gibi, gerçekleşmesi mümkün olmayan bir hurafe de gaflet ile ve basit nazar ile hakikat zannedilir. Hem uzak mesafelerden bakıldığında bir yıldız mum kadar görüldüğü gibi, bir hakikat da uzaktan temaşa edildiğinde gereği gibi idrak edilemez. Rabbanî ve İlâhî hakikatlere karşı laubali kalmak ve lâkayd davranmak, hakikatleri perdeler ve sonunda insanı aldanışa götürür. Evet, insan gaflet ve yüzeysel bakmakla bu âlemi baştanbaşa kuşatan harika nizamı, mükemmel intizamı, gözler kamaştıran güzelliği göremez. Meselâ, bu kâinatın bir fabrika gibi kolay ve ahenkli idare edilmesine ve düzenine bakamaz. Hava ile bütün hayat sahiplerinin emzirilmesi, gece ve gündüzün ve mevsimlerin birbiri ardı sıra, hikmetle dizilmesi, bulutlardan yağmurun sağılması, güneşten ziyanın süzülmesi gibi harika icraatı temâşâ edemez. Elementlerin bitkilerin imdadına hikmet ve rahmetle koşturulmasını, bitkilerin hayvanların yardımına gönderilmesini ve hayvanların da insanların ihtiyacına hizmet ettirilmesini ibret nazarıyla seyredemez.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Bütün tohum ve çekirdeklerden çeşit çeşit bitkilerin ve ağaçların maharetle yaratılmasını tefekkür edemez.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Her bir çiçek ve yaprağın, her bir çekirdek ve meyvenin birer sanat harikası olduğunu idrak edemez. Bütün hayvanların ayrı ayrı mahiyetlerini, birbirlerinden farklı hissiyatlarını, çeşit çeşit cihazatlarını, muntazam beslenmelerini, doğup ölmelerini düşünemez.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Ve sonuç olarak, bu âlemde tecelli eden sonsuz kudretin bir Kâdir&#8217;den, bütün varlıkları kuşatan ilmin bir Alîm&#8217;den, bütün varlıkların hikmetli ve faydalı şekillerinin bir Hakîm&#8217;den geldiğini kavrayamaz.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Binbir ismin tecelligâhı olan bu muhteşem kâinata yüzeysel olarak bakan bir insan, ondaki İlâhî hikmetleri sezemez, kavrayamaz. Cenâb-ı Hakk&#8217;ın varlık ve birliğinden, azamet ve kudretinden, saltanat ve haşmetinden gaflet eder.</div>
<div style="box-sizing: inherit; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">2. İNSANIN YARADILIŞINDAKİ GAYE VE SIRLARI DÜŞÜNMEMEK</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Bir diğer aldanma sebebi de insanın, kendi yüksek mahiyetinden gaflet etmesi, nereden gelip, nereye gittiğini ve bu dünyadaki vazifesinin ne olduğunu düşünmemesidir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Cenâb-ı Hak, insanı bu kâinat içinde en mümtaz bir mahiyette yaratmış, ona âlemdeki hikmetleri teftiş edebilecek bir akıl, iyi ile kötüyü, hak ile bâtılı ayrıt edebilecek bir vicdan, bütün ilimlere ayna olabilecek bir istidad ihsan etmiştir. Ona bütün tatlar âlemini teftiş edebilecek bir dil, güzelliklerin bütün nevilerini temâşâ edebilen bir çift göz, her çeşit nağmeleri işiten kulak lütfetmiştir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Hak Teâlâ, mümtaz olarak yarattığı bu insanı kendisine dost ve muhatab kılmış, gönderdiği semavî kitaplarla ona emir ve yasaklarını bildirmiş, saadet ve istikamet yollarını göstermiştir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">İnsan kendisine verilen bu ulvî cihazların kıymetini takdir edemezse, onları ihsan eden Rabbinden gaflet eder. O’nun bir mahlûku ve san&#8217;atı olduğunu ve her an O&#8217;nun terbiye ve gözetimi altında bulunduğunu ve O&#8217;nun nimetleriyle beslendiğini unutur. O&#8217;na karşı yapması gereken vazifelerden yüz çevirir. Kendisini başıboş zanneder. Allah’ı tanımak için verilen bütün istidad ve kabiliyetini yerinde kullanmamakla vehimlere ve hurafelere kapılır; hem dünya hem de ahiret saadetini mahveder.</div>
<div style="box-sizing: inherit; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">3. DÜNYANIN FANÎ ZEVKLERİNE AŞIRI BAĞLANMAK</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Cenâb-ı Hak, bu dünyayı kudsî sıfatlarına ve esmâ-i hüsnâsına bir tecelligâh kılmış, ilmini, san&#8217;atını, maharetini ve hikmetini onda göstermiştir. Dünyayı, insanın ebedî hayatı için bir çiftlik, kabiliyetlerin gelişmesi için bir imtihan meydanı, İlâhî sanatların düşünülmesi için bir sergi salonu olarak yaratmıştır.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Dünyanın bu mahiyetinden gaflet eden insanlar, onun fanî ve aldatıcı yüzüne âşık olurlar. Ebedî hayat için verilen akıl ve kalblerini, istidad ve kabiliyetlerini onun geçici zevklerine sarfederler. Kendilerine verilen sonsuz nimetlerin, sadece nefislerinin tatmini için verildiği vehmine kapılırlar. Cenab-ı Allah&#8217;ın rızâsı yerine insanların teveccühüne itibar ederler. Ahiret mükafatları yerine, dünyevî makamları arar, onlara talip olurlar. Aşırı zevk ve sarhoş edici eğlencelerle ile istikametli düşünme kabiliyetlerini zayi ederler. Gitgide bu hayat tarzlarını bir dâva haline getirirler. Uhrevî ve manevî mes&#8217;elelere önce lâkayd kalır, daha sonra bunlara cephe alma vaziyetine girerler. Sonunda, İlâhî ve Rabbani hakikatlara karşı anlayışları kısırlaşır, muhakemeleri yüzeysel kalmaya başlar. Az bir dikkat ile muhal olduğu anlaşılabilecek bir vesveseyi, yahut bir hurafeyi muhakeme etmekten âciz kalırlar; hakikatsiz vehimlere çabuk aldanırlar.</div>
<div style="box-sizing: inherit; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">4. PEYGAMBERLERİN TEBLİĞ VE TALİM BUYURDUĞU HAKİKATLARDAN MÜSTAĞNİ KALMAK</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Önemli bir aldanma sebebi de insanın İlâhî ve Rabbanî hakikatları anlamakta kendi fikir ve muhakemesini yeterli görüp, nübüvvet kapısını çalmamasıdır. Halbuki, Allahü Azîmüşşân&#8217;a ve O&#8217;nun sıfat ve isimlerine nasıl iman edileceği, O Zât-ı Akdes&#8217;in bu kâinatı niçin yarattığı, insanları bu âleme hangi gayeler için gönderdiği, onlara ne gibi vazifeler verdiği, bu âlemden sonra nasıl bir âleme gidileceği gibi hakikatlar, bu sınırlı akıl ile kavranamaz. Bunlar ancak vahyin aydınlığı altında görünebilir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Allahü Teâlâ bu hakikatları bildirmek için peygamberler göndermiş ve kitaplar indirmiştir. Gezegenleri güneşin, elektronları çekirdeğin, arıları bir beyin, karıncaları bir emir&#8217;in etrafında toplayan Allah, insanların da nübüvvet merkezi etrafında toplanmalarını irâde etmiştir. Tâ ki, onların kalbleri, ruhları ve vicdanları, Peygamberlerin (Aleyhimüsselâm) eliyle terbiye edilsin ve kemâle ersinler.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Bilindiği gibi, insanların simaları gibi, fikir ve muhakemeleri, arzu ve hissiyatları da birbirinden farklı olduğundan aynı İlâhî ve Rabbani hakikate farklı şekillerde nazar edebilirler. Birisinin doğru gördüğüne diğeri yanlış diyebilir; birinin hak bildiğini diğeri bâtıl görebilir. Sonunda, insanlar sayısınca farklı görüş ve düşünceler, değişik değerlendirme ve hükümler ortaya çıkar.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Ulvî bir hayata aday, ebedî bir saadete aşık olan insan için bu noksan ve sınırlı akıl kâfi bir rehber olamaz. İnsan onunla belli bir noktaya kadar gidebilir. Hakikati bulması, dünyevî ve uhrevî saadete erişmesi ancak peygamberlere tâbi olması ile mümkündür. Bu hakikata binaen Cenâb-ı Hak insanlara peygamberler göndermiştir. Tâ ki, hak ile bâtılı, doğru ile yanlışı, hakikat ile hurafeyi ayırabilsinler.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Peygamberler (aleyhimüsselam), insanlara, Cenâb-ı Hakk’n varlığını ve birliğini bildirmişler, kendilerine tâbi olanları marifet tabakalarında yükseltmiş ve onları küfürden, şirkten ve bâtıl inançlardan kurtarmışlardır. O nuranî zâtlar, Cenâb-ı Hakk’ın isim ve sıfatlarına en mükemmel âyna olmuşlar, O’nu hakkıyla sevip, ümmetlerine de sevdirmişlerdir. Kendilerine inananları ebedî saadete teşvik etmiş, İlâhî azaptan sakındırmışlardır.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Kâinatta tecelli eden İlâhî isimleri onlara okutturmuşlar ve âlemin nasıl seyir ve tefekkür edileceğini öğretmişlerdir. Kâinatın yaratılış sırrını bildirmişler, varlıkların nereden gelip, nereye gittiğini ve vazifelerinin ne olduğunu en güzel şekilde öğretmişlerdir. Kısacası, Allah&#8217;ın rızasını nasıl kazanacaklarını, İlâhî azaptan nasıl kurtulacaklarını bildirmişlerdir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Allahü Teâlâ, Peygamberleri (aleyhimüsselam) en ulvî bir fıtratta yaratmış, onların akıl ve kalblerini bütün meleke ve hissiyatlarını en güzel bir şekilde bizzat terbiye etmiş ve o mümtaz zâtları insanlık âlemine birer yol gösterici ve muallim olarak göndermiştir. Bilhassa, Peygamberler Sultanı olan Peygamber Efendimizi (S.A.V.) en güzel ve mükemmel bir surette terbiye etmiş, ona bütün hakikatlerin güneşi olan Kur&#8217;ânı göndermiş, onun bütün hakikatlarına, en ince sırlarına vâkıf kılmış ve insanları en yüksek mertebeye çıkartacak bütün meziyetleri o Habib-i Edîb (asv)&#8217;inde toplamıştır. O&#8217;nu güzel ahlâkın bütün şubelerinde en ileri dereceye yükseltmiş, iman ve ubudiyette, kemâlat ve fazilette O&#8217;nu insanlık alemine en mükemmel bir rehber olarak göndermiştir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Her biri birer hidayet yıldızı olan sahabeler; İmam-ı A&#8217;zam, İmam-ı Şafiî, İmam-ı Malik  ve İbn-i Hanbel gibi büyük müctehidler; Şâh-ı Geylânî, Şâh-ı Nakşibend, Rufaî ve Şazelî gibi kâmil mürşidler, Kur&#8217;ân-ı Azîmüşşân&#8217;m en ince sırlarına vâkıf olan Fahreddin-i Râzi, Taftazanî ve Seyyid-i Cürcânî gibi allâmeler; Muhyiddin-i Arabî, Mevlânâ, Şems-i Tebrizî gibi mutasavvıflar hep o hidayet güneşinin marifet ve imanından feyz almışlardır.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Asrımızda küfür ve inkârın toplumun manevî bünyesini tahrip etmesi, birçok şüphelerin, hurafe ve safsataların insan zihninde mecra bulması, bu hidayet güneşinin ders ve terbiyesinden, irşad ve feyzinden yeterli ölçüde istifade edilmemesinden dolayıdır.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Hatta fen ve teknolojinin bu gün ulaştığı ileri seviyesine rağmen, fert ve toplum hayatında huzuru temin edememesi, toplum hayatından sevgi, şefkat, merhamet ve adalet gibi ulvî esasların çekilip, yerini zulme, tecavüze ve anarşiye terk etmesi ve hiçbir felsefî doktrinin cemiyetin bu yaralarını teşhis ve tedavi edecek güce sahip olamaması, hatta bazı doktrinlerin bizzat zulüm ve tecavüze sebeb olması, hep nübüvvet mektebinin kapısını çalmamaktan kaynaklanmaktadır.</div>
<div style="box-sizing: inherit; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">5. MATERYALİST PROPAGANDA VE TELKİNLERİN TESİRİNDE KALMAK</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">İnsan, dışarıdan gelen uyarılara daima açıktır. Bu haliyle boş bir kabı andırır. İçi doğru fikir ve hakikatlerle dolmazsa, onların yerini yanlış ideolojiler, hurafe ve safsatalar alır. Bugün gençliği sarsan ruhî bunalımların, fikrî ızdırapların asıl sebebi budur. Bu manevî ızdıraplardan kurtulmalarının tek yolu, akıl, kalb ve vicdanlarını, Kur&#8217;an&#8217; ın getirdiği ulvî hakikatlerle doyurmak iken, bir kısım gençler, ilim ve fikir yerine, aldatıcı sloganlara, sihirli reçetelere (!) daha çok meylederler. Manevî boşluklarını böylece doldurup huzura kavuşacaklarını zannederler.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Materyalistler onların bu halinden istifade ederek onları &#8220;adalet&#8221;, &#8220;eşitlik&#8221; gibi hayalî slogan ve propagandalarla aldatır, kendilerine çekerler. Onları sempatizanları haline getirdikten sonra sosyol problemlerin çözümü için ileri sürdükleri hayalî reçeteler yanında yer yer bu gençlerin kafalarına maneviyâtı sarsıcı şüpheler de atarlar. Belli bir noktadan sonra, sürekli ve yoğun telkinlerle o zavallı gençlerin beyinlerini yıkaya yıkaya sonunda onları materyalist ve ateist düşünce dışında hiçbir hakikati kabul edemeyecek hale sokarlar. Artık bu gençler mantık ve muhakemelerini kaybederek tamamen robotlaşırlar. Basit bir hanenin dahi ustasız olamayacağı bir hakikat iken, şu muhteşem kâinat sarayını sahipsiz kabul ederler. Bir harfin kâtipsiz olması muhal olduğu halde, her harfinde sonsuz hikmetler bulunan şu kâinat kitabını kâtipsiz telâkki ederler.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Hem bütün bitkileri, hayvanları ve insanları hayatsız, şuursuz ve iradesiz tabiatın yaptığına, yahut bunların kendi kendine meydana geldiğine inanırlar. Kendilerini gayesiz, vazifesiz, başıboş ve sahipsiz zannederler, korkunç bir dalâlete düşerler.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">İnsanın mahiyetini elmas derecesinden kömür derecesine indiren, bütün insanî meziyetleri silerek onu hayvandan çok aşağı dereceye düşüren küfrün iç yüzündeki çirkinliği göremezler. Halbuki, kâinatta hükmeden hiçbir hakikat, küfür ve inkâr ile izah edilemez.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Şu soruların materyalist ve ateist felsefede tahmin ve varsayımdan öte net bir cevabı yoktur:</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">&#8220;Bu kâinatı ve içindeki harika varlıklar nasıl var olmuşlardır ?&#8221;<br style="box-sizing: inherit;" />&#8220;Kâinatta atomdan en büyük galaksilere kadar cereyan eden bu mükemmel ve ölçülü sistem nasıl oluşmuştur?&#8221;<br style="box-sizing: inherit;" />&#8220;Tüm kainatın elemenleri, su-toprak gibi unsurları, canlı-cansız varlıkları ile doğrudan veya dolaylı olarak insana hizmet etmesini nasıl açıklarsınız?&#8221;<br style="box-sizing: inherit;" />&#8220;Bilimin şahitliği doğrultusunda gayesiz ve faydasız hiç bir şeyin olmadığı bu kainatta, insanın gaye ve amacı ne olmalıdır?&#8221;<br style="box-sizing: inherit;" />&#8220;Kainatta hergün binlerce insanın vefatları ile tasdik edip doğruladıkları ölüm nedir? Ölüm celladından kurtulmanın çaresi var mıdır?&#8221;</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">İnsan ancak bu sorulara cevap bulmakla tatmin olur, huzur bulur; dünyada rahata, âhirette saadet ve selâmete kavuşur.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Hem inkar etmek; kendi kendine muhaldir, mahiyeti yalandır. Meselâ, Selimiye Camii&#8217;nin mimarını inkâr etmek, hakikatsiz bir safsata ve büyük bir yalandır. Mükemmel plânı, hârika estetiği, san&#8217;atkârâne yapılışı ile akılları hayrete düşüren böyle muhteşem bir eser ortada iken, onun mimarını inkâr etmek en büyük bir safsata ve en hakikatsiz bir hurafedir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Aynen bu misâl gibi, şu muhteşem kâinat sarayının yaratıcısı, sahibi ve idarecisi olan Cenab-ı Allah&#8217;ı inkâr etmek, bu misâlden hadsiz derecede çirkin bir yalan, müthiş bir hezeyan, korkunç bir safsatadır.</div>
<div style="box-sizing: inherit; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">6. ALLAHÜ AZÎMÜŞŞÂNI MAHLÛKATINA KIYAS ETMEK</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">İnsanları dalâlete götüren bir diğer yanılma sebebi de Allah’ın zâtına ve sıfatlarına dair hakikatleri, yarattığı diğer varlıklara kıyas etmektir. Halbuki Cenâb-ı Hak, vâcib-ül vücuddur, ezelî ve ebedîdir. Bütün sıfatları nihayet derecede kemâldedir. Aczden, ihtiyaçtan, mekân ve zamandan münezzehtir; hiçten yarattığı âciz, zelil, fani mahlûkatı ile hiçbir cihetle kıyasa girmez.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Malûmdur ki iki şeyin birbiriyle mukayese edilebilmesi için, aralarında ortak noktalar bulunması lâzımdır. Meselâ, insanın mahiyeti, taşın mahiyeti ile hiçbir cihetle kıyasa girmez. Farklı mahiyetteki iki mahlûk dahi birbiriyle kıyasa girmezken, vâcib, mümkin ile; Hâlık, mahluku ile nasıl mukayese edilebilir!</div>
<div style="box-sizing: inherit; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">7. ALLAH’IN KUDSÎ MAHİYETİNİ AKLIN, ANLAYAMAYACAĞINI BİLMEMEK</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Her insan, aklıyla Allahü Teâlâ&#8217;nın varlığını bilebilir. &#8220;Bir eser ustasız, bir bina mimarsız olamayacağı gibi ben de Hâlık&#8217;sız, Mâlik&#8217;siz olamam. Şu gökyüzü ve şu yeryüzü de Hâkim&#8217;siz, Sâni&#8217;siz olamazlar.&#8221; diyebilir. Ancak, akıl Cenâb-ı Hakk&#8217;ın Zâtını anlamaktan âcizdir; bu vadide bir adım dahi atamaz.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Malûmdur ki, bir şeyin varlığını bilmek başka, mahiyetini bilmek başkadır. Kâinatta çok şey vardır ki akıl onların varlıklarını apaçık bildiği halde, mahiyetlerini kavrayamamaktadır. Ruh, yer çekimi kanunu, elektrik, hayal, şefkat gibi nice hakikatlar vardır ki bunların varlıklarını bilmek bir hakikat olduğu gibi, mahiyetlerinin idrak edilemeyeceğini bilmek de ayrı bir hakikattir. Aklın idrak edemeyeceği mahiyetleri anlamaya zorlanmak cerbezedir, cehalettir. İnsan bu hali ile sırat-ı müstakimden sapar ve takatinin son derecede üstünde olan bir yükün altına girmekle kendisini helak eder.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">&#8220;Eser, ustasını idrâk edemez&#8221; hakikatınca, akıl da Hâlık&#8217;ının hakikatini kavrayamaz. Çünkü, O&#8217;nun mahlukudur, eseridir. Her mahluk gibi akıl da sınırlıdır. Görmenin, işitmenin ve diğer bütün hislerin sınırlı birer sahası olduğu gibi, aklın da belli bir idrak sahası, belli bir intikal gücü vardır. Cenâb-ı Hakk&#8217;ın kudsî mahiyetini idrak etmek, aklın kavrama ve intikal sahası içinde değildir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Bir insan, değil Allah&#8217;ın zâtını, kendi ruhunun, hayâlinin, vicdanının dahi mahiyetlerini kavrayamaz. Çünkü, bunlar cismanî olmadıklarından akıl onlara bir suret giydiremez, bir şekil veremez.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Meselâ, hayal için ne uzunluktan, ne kısalıktan; ne yaşlıktan, ne kuruluktan; ne büyüklükten, ne küçüklükten söz edilemeyeceği için akıl ona bir bir hudud çizemez ve onu kavrayamaz. Bununla birlikte hiçbir insan, mahiyeti meçhul olan bu varlığı inkâr da edemez.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Kendi mahiyetini bilmekten âciz olan insanın, bütün akılların, hayallerin, ruhların, hislerin, vicdanların, hafızaların, meleklerin yaratıcısı olan Allah’ın Zâtını anlamaya zorlanması en büyük bir cehalet ve cerbezedir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Allah&#8217; ın bütün sıfatları sonsuzdur, mutlaktır, ezelî ve ebedîdir. Akıl ise sınırlıdır, kayıtlıdır, sonradan yaratılmıştır. Kayıtlı olan mutlak olanı, sınırlı olan sonsuz olanı, sonradan yaratılan ezelî ve ebedî olanı elbette kavrayamaz. İnsanın bunu bilmesi, yâni Cenâb-ı Hakk&#8217;ın kudsî mahiyetini idrâkten âciz olduğunu anlaması gerçek idraktir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Akıl, Allahü Teâlâ&#8217;yı &#8220;varlığı vâcib, kudreti sonsuz, iradesi sınırsız, ilmi her şeyi kapsıyan&#8221; olarak bilmekle mükelleftir. Zaten onun yaradılışının gayesi de budur.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">O halde, Cenab-ı Hakk’ın kudsî mahiyeti ne idrâk edilebilir, ne hayal edilebilir, ne de hissedilebilir. Akılla anlaşılan ve duygularla hissedilen her şey mahlûktur. Allah&#8217;ın varlığı bu dünyada ancak akıl nuruyla görülür, kalbin ziyası ile sezilir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Hakikat bu iken, insanın Allahü Teâlâ&#8217;yı zâtiyle anlamaya zorlanması vehimden başka bir şey değildir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Evet, aklın vazifesi, Cenâb-ı Hakk&#8217;ın kâinatta görünen büyüklüğünü, azametini, kudretini, hâkimiyetini, sonsuz hikmetini, inayetini, lütuf ve ikramlarını anlamak ve tüm bunlara kainattaki diğer varlıklarla beraber şuurlu bir şekilde tanıklık etmekden ibarettir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Kur&#8217;ân-ı Mûcizü&#8217;l-Beyan birçok âyetlerinde ve Peygamber Efendimiz (S.A.V) pek çok hadis-i şeriflerinde bize bu hakikati ders vermişlerdir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">İnsan için Allah&#8217;ın kudsî mahiyetini idrâk etmek şu cihetle de imkânsızdır: O Vahid-i Ehad&#8217;in misli, misâli yoktur ki insan, kıyas ve temsil ile veya tecrübe yoluyla O&#8217;nun kudsî hakikatini anlamaya yol bulabilsin.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Bir gül yaprağı üzerinde parlayan bir damla su, semanın genişlik ve derinliğini hakikatıyla kavrayamayacağı gibi, insanın da, o sınırlı aklı, sonsuz âlemleri yoktan var eden bir Vâcibü&#8217;l-Vücud&#8217;un kudsî mahiyetini kavrayamaz.</div>
<div style="box-sizing: inherit; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">8. BÜTÜN VARLIK ÂLEMİNİ BEŞ DUYU İLE KAVRAMAYA ZORLANMAK</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Bazı insanları aldatan sebeblerden biri de beş duyu ile hissedemedikleri hakikatleri inkâr etmeleridir. Halbuki, varlık âlemi sadece beş duyu ile hissedilenlerden ibaret değildir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Malûmdur ki, insan görme duyusu ile ancak maddî varlıkları görür. Dili ile, tatlar âlemini, kulağıyla sesler âlemini, burnuyla kokular âlemini hisseder. Halbuki melekler, ruhani varlıklar, elektrik, çekme ve itme kanunları gibi nice hakikatler vardır ki bunlar ne görülürler, ne işitilirler. Bununla birlikte bu hakikatların varlıkları da şüphe götürmez.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Bu hakikatten gaflet eden bir kısım insanlar &#8220;Görmediğime inanmam.&#8221; diyerek bütün varlık âlemini sadece gözleriyle gördükleri maddi varlıklardan ibaret sanmakla büyük bir hataya düşerler. Halbuki, görünmemek olmamaya delil olamaz. Bu âlemde görmediklerimiz şeyler gördüklerimizden çok daha fazladır. Hatta insan vücudundaakıl, hayal, hafıza, vicdan, sevgi, korku, merak gibi görünmeyen şeyler, görünenlerden kat kat fazladır.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">&#8220;Görmediğim şeye inanmam.&#8221; safsatasının altında, aklın vazifesini göze yükleme hurafesi yatmaktadır. Halbuki, insandaki her bir his ayrı bir âlemin kapısını açar; birinin vazifesi diğerinden beklenemez. Meselâ göz, kulağın; burun dilin vazifesini göremez. İnsan, gözü ile ne yemeğin tadına, ne bülbülün sesine, ne de gülün kokusuna bakabilir. Göz bu azaların vazifelerini yapmaktan âciz iken, elbette aklın vazifesini yüklenemez.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Herhangi bir eser göz ile görüldüğü halde, ustası akıl ile idrâk olunur. Görmediğime inanmam, diyen bir kimse, bu eserin ustasını inkâr durumuna düşer. Aynen öyle de, bir insanın, şu muhteşem kâinatı seyr edip ondaki derin hikmetlere hayran kaldığı halde, onun san&#8217;atkârını &#8220;göremiyorum&#8221; diye inkâra kalkışması büyük bir cehalettir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Böyle bir insan, bu kâinatta her an tecelli eden ve Allah&#8217;ın varlığını güneş gibi gösteren yaratma, hayat verme, rızıklandırma, büyütüp geliştirme, şekil verip güzelleştirme gibi sonsuz işleri ne ile açıklayacaktır?</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Cenâb-ı Hakk&#8217;ın görünmemesi “şiddet-i zuhurundan ve zıddının yokluğundandır.” Meselâ, atmosferin küremizi her yandan kuşatması gibi güneşin de bütün uzay âlemini cismi ile kuşattığını farzetsek, o zaman güneşi göz ile görmek mümkün olmaz. Artık güneş şiddet-i zuhurundan görünmez olur. Hem gece gibi bir zıddı da olmadığı için zıddının yokluğundan güneş görülemez. Bununla beraber ziyâsıyla her yerde hazır ve nazır olan o güneşin varlığını inkâr etmek de büyük bir cehalet olur.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Allahü Azîmüşşân&#8217;ın &#8220;şiddet-i zuhurundan ve zıddının yokluğundan&#8221;görünmemesine bu misâlin ışığında bir derece bakılabilir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Evet, &#8220;her şeyi maddede arayanların akılları gözlerindedir. Göz ise maneviyatta kördür.&#8221;</div>
<div style="box-sizing: inherit; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">9. İNSANIN FITRÎ VAZİFESİ OLAN İBADETİ TERKEDİP İSYANA GİRMESİ</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Cenâb-ı Hak, bu kâinatı ve içindeki bütün mevcudatı insan için yaratmış ve onu bu âleme en büyük gaye ve netice yapmıştır. Elbette insanın da kâinatın ötesinde büyük bir gayesinin olması zarurîdir. Bu gaye ise ancak Allah&#8217;a iman ve O&#8217;na ibadet ve itaat etmektir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">İbadet, Cenâb-ı Hakk&#8217;ın azamet ve büyüklüğünü, sonsuz mükemmeliğini kusursuzluğunu anlama ve ilan etme; hadsiz lütuf ve ihsanına şükür ve hamd etmektir. İnsan, hakiki insaniyet mertebesine ancak ibadet ile çıkabilir. Zira, ibadet insanın hayvanî arzularını kayıt altına alır. Onu Rabbine yaklaştırır. Ruhunu ulvi hedeflere yükseltir, kalbini temizler. İnsanı yüksek ahlâk ve güzel seciye sahibi kılar.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">İnsanın fıtri vazifesi ibadettir. Bu vazifeyi terkeden insan, ahlaken çok alçalır ve hayvanî hislerinin mahkûmu olur. Hak ve hukuk dinlemez. Ruhen düşüşe geçer, günahların iç yüzündeki dehşetli çirkinliği göremez. İşlediği günahlar onu adım adım inkâra doğru götürebilir. Günahları işleye işleye kalbi ve vicdanı kararır. Latifeleri söner, idraki felç olur. Sağlam düşünme kabiliyetini kaybeder.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Bilindiği gibi, âmirinin verdiği vazifeleri yapmayan bir memur, ona karşı önce mahcubiyet duyar. Eğer itaatsizliğe devam ederse sonunda bu mahcubiyet yerini bir nevi düşmanlığa, isyana terkeder. Aynen bu misâl gibi insan da, Yaratıcı&#8217;sının emir buyurduğu kulluk vazifelerini terk ettiğinde önce sıkılır, mahcup olur. Günaha devam ede ede, kalbinden Rabbine karşı muhabbet ve korku silinir, yerini kin ve düşmanlığa terkeder. İsyanda ısrar ettikçe ibadetten nefret etmeye başlar. Kadere itiraz eder, Cenâb-ı Hakk&#8217;ın rahmetini yargılamaya başlar. Yaptığı isyanları savunmaya başlar. Artık böyle bir insan, din ve mukaddes şeyler hakkındaki telkinlere ve propagandalara kapılmaya hazır hale gelmiştir. Böyle bir insan, ulûhiyet, âhiret, kader, haşir gibi imanî mes&#8217;elelerde küçük bir vesveseyi, kuvvetli bir delil olarak görmeye başlar. Böylece, sorumluluktan kurtulup selâmete çıkacağı vehmine kapılır. İfsat komiteleri bu tip insanları kolayca aldatıp kendilerine bağlayabilirler.</div>
<div style="box-sizing: inherit; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">10. DİNE AİT HAKİKATLARDA YETKİLİ KİŞİLERE MÜRACAAT EDİLMEMESİ</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Günümüz insanı ilmî ve fennî sahalarda haklı olarak, yetkili kişilere müracaat etmektedir. Bu hassasiyeti, dini mes&#8217;elelerde çok daha fazlasıyla göstermesi gerekirken, böyle yapmayıp ya kendi aklı ile yetinmekte, yahut bu sahada ehliyetsiz kişilerin sözlerine itibar etmektedir. Halbuki, dinde ehil olmayan kişi başka sahalarda uzman bile olsa, onun sözü dinde delil kabul edilmez. Malûmdur ki, bir ilimde, alim olan kişi başka bir fende cahil kalabilir. Onun sözü bu fende geçerli sayılmaz.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Mesela, bir doktor tıp ilminde ne kadar ileri giderse gitsin, onun sözü mühendislikte delil kabul edilmez; bu sahada ona müracaat edilmez. Gerçek bu iken, akıl ile kavranılması mümkün olmayan &#8220;imanî, Kur&#8217;anî ve dinî hakikatlerde” insan ne kendi aklına güvenebilir ve ne de bu sahada yetkili olmayan kimselerin sözüyle hareket edebilir. Bu hususta ona düşen görev, dinî konularda yetkili kişilere müracaat etmek, yahut onların yazdığı eserlere başvurmaktır. Bunu yapmayanlar çoğu zaman kendi arzularını, vehim ve hayallerini fikir sanmakla hakikatten uzaklaşırlar.</div>
<div style="box-sizing: inherit; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;"><b>Kaynak: www.sorularlaislamiyet.com</b></div>The post <a href="https://ateistlerecevap.org/insanlar-neden-ateist-olurlar/" data-wpel-link="internal">İnsanlar neden Ateist olurlar?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ateistlerecevap.org/insanlar-neden-ateist-olurlar/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Huriler nasıl varlıklardır?</title>
		<link>https://ateistlerecevap.org/hurilerle-ilgili-hadis-rivayetleri/</link>
					<comments>https://ateistlerecevap.org/hurilerle-ilgili-hadis-rivayetleri/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ateistlere Cevaplar]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 21 Apr 2017 17:43:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sorular]]></category>
		<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.ateistlerecevap.org/?p=62</guid>

					<description><![CDATA[<p>Gözleri iri ve siyahı çok siyah, beyaz kısmı da çok beyaz kızlar. Arapça&#8217;da &#8220;hûr&#8221; kelimesi &#8220;havrâ&#8221;nın çoğulu. Türkçe&#8217;de teklik gibi ve çok kere bu ifadeyi taşıyan nisbet &#8220;î&#8221; si ile &#8220;hûrî&#8221; şeklinde kullanılır.&#8220;Hûrileri&#8221; ifade edene Kur&#8217;ân âyetlerinde geçen &#8220;îyn&#8221;, &#8220;ayn&#8221; (göz) dan türemiş bir kelime olup iri gözlü kadınlara atfen kullanılır.Istılah olarak &#8220;hûrî&#8221;, Cenâb-ı Allah&#8217;ın, [&#8230;]</p>
The post <a href="https://ateistlerecevap.org/hurilerle-ilgili-hadis-rivayetleri/" data-wpel-link="internal">Huriler nasıl varlıklardır?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div class="separator" style="clear: both; text-align: center;">
<a href="https://2.bp.blogspot.com/-G0JJNgJFc_E/WPpEW5HCuVI/AAAAAAAAFrY/VnSb3QBo7eQSPFm0cmPZP_OBM_D-ul7VACLcB/s1600/Mezhepler%2B%252818%2529.png" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;" data-wpel-link="external" rel="nofollow external noopener noreferrer"><img loading="lazy" decoding="async" border="0" height="360" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2017/04/Mezhepler281829.png" width="640" /></a></div>
<div class="separator" style="clear: both; text-align: center;">
</div>
<p>Gözleri iri ve siyahı çok siyah, beyaz kısmı da çok beyaz kızlar. Arapça&#8217;da &#8220;hûr&#8221; kelimesi &#8220;havrâ&#8221;nın çoğulu. Türkçe&#8217;de teklik gibi ve çok kere bu ifadeyi taşıyan nisbet &#8220;î&#8221; si ile &#8220;hûrî&#8221; şeklinde kullanılır.<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" /><br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />&#8220;Hûrileri&#8221; ifade edene Kur&#8217;ân âyetlerinde geçen &#8220;îyn&#8221;, &#8220;ayn&#8221; (göz) dan türemiş bir kelime olup iri gözlü kadınlara atfen kullanılır.<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" /><br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />Istılah olarak &#8220;hûrî&#8221;, Cenâb-ı Allah&#8217;ın, cennetliklere vadetmiş olduğu güzel kızlardan her biridir.<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" /><br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />&#8220;Hûrîler&#8221;in yaratılışları, vücut yapıları ve güzellikleriyle ahlâkî yapıları hakkındaki bilgileri, Kur&#8217;ân âyetleriyle hadislerden öğrenmekteyiz.<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" /><br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />&#8220;Müttakiler güvenli bir yerde; bahçelerde ve pınar başlarındadırlar. İnce ipekten ve parlak atlastan giyinerek karşılıklı otururlar. Böylece biz onları, siyah iri gözlü hûrîlerle evlendirmişizdir&#8221; (ed-Duhan, 44/54).<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" /><br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />&#8220;Müttakilere kurtuluş, başarıya ulaşma, bahçeler, bağlar, göğüsleri tomurcuklanmış yaşıt (kız)lar ve dolu dolu kadehler vardır&#8221; (en-Nebe&#8217;, 78/31-34)<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" /><br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />&#8220;Onlar koltuklara yaslanıp kurularak, birçok meyveler ve içecekler isterler. Ve yanlarında da bakışlarını yalnızca eşlerine çevirmiş (utangaç bakışlı) yaşıt dilberler vardır&#8221; (es-Sâd, 38/51, 52).<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" /><br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />&#8220;Biz ceylan gözlüleri defterleri sağdan verilenler için inşa etmişiz (yeniden yaratmışız)dır. Onları bâkire, eşlerine düşkün ve hepsini bir yaşta kılmışızdır&#8221; (el- Vâkıa, 56/35-38).<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" /><br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />Yukarıdaki âyetlerde geçen &#8220;yaşıt&#8221;lardan maksat, hepsinin aynı yaşta olması ya da eşlerine yaşıt olmaları şeklinde her iki anlama da gelebilir.<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" /><br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />İşte dünyada iken hayatını Allah&#8217;ın emir ve yasaklarına uygun olarak düzenlemiş, O&#8217;nun rızasını kazanmak için her türlü sıkıntı, eza ve cefaya katlanarak dininden asla taviz vermemiş, müstekbirlere boyun eğmemiş, her zaman zulme ve zalimlere kar~ı baş kaldırmış salih ve mutlu kullara Allah&#8217;ın ikramı&#8230;<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" /><br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />&#8220;Orada huyları güzel, yüzleri güzel kadınlar vardır&#8221; (er-Rahmân, 55/70).<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" /><br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />&#8220;Orada utangaç bakışlı öyle kadınlar vardır ki, bundan önce kendilerine ne bir insan ne de bir cin dokunmamıştır&#8221; (er-Rahmân, 55/56).<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" /><br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />&#8220;Ve sedeflerinde saklı inciler gibi iri siyah gözlü esler&#8221; (el-Vâkıa, 65/22, 23).<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" /><br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />Kadının en önemli özelliği onun hayası ve iffetidir. Bu yüzden Allahu Teâlâ cennet nimetlerini açıklarken kadının güzelliğinden önce hayasını ve iffetini zikretmiştir.<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" /><br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />Yukarıdaki ikinci âyetten, Cennette cinlerden salih erkeklerle salih kadınları da olacağı anlaşılıyor. Bu kadınlar, tıpkı insanlardan saliha kadınlar gibi, cinlerden erkeklere eş olacaklardır. Nitekim onlara daha önceden hiçbir erkek dokunmamış olacağı gibi, insanlardan salih kadınlara da hiçbir erkek dokunmamış olacaktır.<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" /><br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />Peygamber (s.a.s) de Cennet ehlini şu şekilde tasvîr etmektedir.<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" /><br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />&#8220;Cennet ehlinden her birinin iki kadını vardır ki, vücutlarının şeffaflığından baldır kemiklerinin ilikleri etinin üstünden görünür. Ehl-i Cennet arasında ne ihtilaf vardır ne de düşmanlık; gönüller sanki bir gönül, sabah akşam Allah&#8217;ı tesbih ederler&#8221; (Buhârî, Bed&#8217;ül-Halk, 59, Sıfâtü&#8217;l-Cenne).<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" /><br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />Şu kadar var ki, dünyada iken iman etmiş ve salih kullar sınıfına girmiş kadınlar &#8220;hûrîler&#8221;den de üstündürler. Çünkü o<br />
nlar bir taraftan şeytanlarıyla, diğer taraftan nefisleriyle mücadele etmek zorundadırlar. Onlar, bu mücadelede galip gelerek, Hakk&#8217;ın rızasını kazanmış ve Cennete girmeyi hakketmişlerdir. Hûrîler ise kendi amelleri dolayısıyla cennete girmiş değiller. Allah onları, diğer nimetler gibi Cennet ehli için yaratmıştır. Peygamber (s.a.s)&#8217;in aşağıdaki hadisi bunu teyid etmektedir.<br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" /><br style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px;" />Ümmü Seleme, Peygamber (s.a.s)&#8217;e bir gün &#8220;Ya Rasûlüllah! dünyada ki kadınları mı, yoksa Cennetteki hûrîler mi daha iyidir?&#8221; diye sorar. Rasûlüllah (s.a.s); &#8220;Dünyadaki kadınların üstünlüğü, yüzün astara üstünlüğü gibidir&#8221; diye cevap verir. Ümmü Seleme; &#8220;Niçin&#8221; deyince O, şöyle cevap verir; &#8220;Dünyadaki kadınlar namaz kıldıkları, oruç tuttukları ve birçok ibadetlerde bulundukları için&#8221; (Tabarânî&#8217;den naklen; Mevdûdî, Tefhîmü&#8217;l-Kur&#8217;ân Terc., VI. 81).</p>
<div style="box-sizing: inherit; font-family: arimo, arial, verdana, sans-serif; margin-bottom: 1em;">
<div style="color: #666666; font-size: 15.4px;">
</div>
<p>Hadislerle huriler</p>
<div style="color: #666666; font-size: 15.4px;">
Cevap 1:</div>
</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Hurilerle ilgili bazı hadis rivayetleri şöyledir:</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
1-&nbsp;&#8220;Muhakkak ki kişi (cennette) bir ayda, yani bir ay miktarı kadar zamanda bin huri ile evlenir ve bunlardan her biri ile dünyadaki ömrü kadar aşk hayatı yaşar.&#8221; (İmam Şa&#8217;rânî, Ölüm-Kıyâmet- Ahiret, s. 355, Hadîs No: 645)</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
2-&nbsp;“Sabah veya akşam Allah yolunda (hizmet ve cihatta) atılan bir adım, dünya ve içindekilerden daha hayırlıdır. Sizden birinin yay veya okunun dünyada işgal ettiği yer kadar cennetteki bir yeri, dünya ve içindekilerden daha hayırlıdır. Cennet ehlinin kadınlarından biri dünyada görünecek olsa, nuruyla yeryüzünü ve onda bulunan her şeyi aydınlatırdı. Onun başındaki örtü, dünya ve içindekilerden daha hayırlıdır.&#8221; (Tirmizî, Fedâilü’l-Cihâd, 17; Ahmed b. Hanbel, el-Müsned, 3/141, 264; Beğavî, Şerhu’s-Sünnet, nr. 2616; Ebû Yâ’lâ, el-Müsned, nr. 3775; Beyhakî, el-Ba’s ve’n-Nüşûr, nr. 372)</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
3-&nbsp;“Sanki onlar yakut ve mercan gibidirler.” âyetinin tefsirinde Peygamberimiz şöyle buyurdu:</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
“Hurilerin sahibi olan kişi onlardan birinin peçesini kaldırıp baktığında yüzünün aynadan daha parlak olduğunu görür. Üzerindeki incilerden en küçüğü doğu ile batı arasını aydınlatacak kadar güzeldir. Üzerinde yetmiş kat elbise bulunur. Fakat bu elbiselerin ardından bakıldığında (şeffaflığından) baldırlarının ilikledi dahi görünür.” (Süyûtî, ed-Dürrü’l-Mensûr, 7/712; Hâkim, el-Müstedrek, 2/475; Beyhakî, el-Ba’s ve’n-Nüşûr,nr. 375. Ayrıca bkz: Ahmed b. Hanbel, el-Müsned, 3/75; İbn Hıbbân, es-Sahîh, nr. 2631)</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
4-&nbsp;“Mirac’a çıkarıldığım gece cennette Beydâh diye (cennette bir nehrin adı) adlandırılan bir yere gittim. Orada kırmızı yakutlardan, yeşil mücevherlerden ve incilerden yapılma çadırlar bulunmaktaydı. Oradan, “Ey Allah’ın Peygamberi hoş geldin safa getirdin!” diye seslenenler oldu. Ben, “Ey Cebrâil! Bu sesler de neyin nesiydi?” diye sordum. Cebrâil, “Onlar çadırlar (otağlar) içinde sahipleri için tahsis edilmiş hurilerdir. Rablerinden seni selâmlamak için izin istediler O da izin verdi, dedi.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Sonra cennet hurileri şöyle demeye başladılar: “Bizler (hazırlandığımız kimselerden) razıyız ve ebedîyen kızmayız. Bizler burada ebedîyiz, hiçbir zaman ayrılıp gitmeyiz.”<br />
Peygamberimiz (asm) bunları anlattıktan sonra, “Otağlar (çadırlar) içinde sahiplerine tahsis edilmiş huriler vardır.” âyetini okudu. (Beyhakî, el-Ba’s ve’n-Nüşûr, nr. 376; Süyûtî, ed-Dürrü’l-Mensûr, 7/718; Zebîdî, İthâf, 14/602)</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
5-&nbsp;“Cennet ehlinden her bir adam beş yüz huri, dört bin bakire ve sekiz bin dul kadın ile evlenir. Onlardan her biriyle dünyadaki ömrü kadar beraber olur.” (Beyhakî, el-Ba’s ve’n-Nüşûr, nr. 414; Münzirî, et-Terğîb ve’t-Terhîb, nr. 5523)</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
6-&nbsp;“Cennette bir çarşı (toplanma yeri) vardır. Burada alış veriş olmaz; sadece kadın ve erkek suretleri bulunur. Bir erkeğin gönlü bir sureti arzulayınca oraya girer. Girdiğinde karşısında toplanmış hurileri görür. Onlar harikulâde sesleriyle, “Bizler ebedîyiz; asla yaşlanmayız. Bizler cennet nimetlerindeniz; asla sıkıntı çekmeyiz. Bizler sizlerden razıyız ve asla kızmayız. Hem bize ve hem de ait olduklarımıza müjdeler olsun!” derler.” (Beyhakî, el-Ba’s ve’n-Nüşûr, nr. 420; Taberânî, el-Mu’cemü’l-Evsât,nr. 6493; Münzirî, et-Terğîb ve’t-Terhîb, nr. 5540; Heysemî, Mecmau’z-Zevâid, nr. 18761)</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
7-&nbsp;“Cennete giren her kulun başucuna ve ayakucuna ikişer huri oturarak insanoğlunun ve cinlerin dinlediği en güzel şarkıları söylerler. Fakat bunu şeytanın çalgılarıyla değil, Allah’a hamd ve O’nu takdis ederek yaparlar.” (İbn Asâkir, Târîhu Medîneti Dımeşk, 16/295; Heysemî, Mecmau’z-Zevâid, 10/419 (nr. 18759); Taberânî, el-Mu’cemü’l-Kebîr, nr. 7478; Beyhakî, el-Ba’s ve’n-Nüşûr, nr. 421)</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Zebîdî, cennet ehlinin dinleyeceği şarkıların kimi zaman hurilerin, kimi zaman nehirlerin, kimi zaman ağaçların, kimi zaman da Hz. Dâvûd’un (a.s) sesinden olacağını kaydetmiştir. (Bkz. Zebîdî, İthâf, 14/609)</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Cevap 2:</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Hurilerle ilgili hadislerin değerlendirilmesi</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Daha çok Tirmizî’nin es-Sünen’inde olmak üzere Kütüb-i Sitte ile diğer hadis mecmualarında âhiret hallerinden ve cennet nimetlerinden bahsedilirken hûri konusunda da çoğu Resûlullah’a varmayan çeşitli rivayetlere yer verilir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Ebû Nuaym el-İsfahânî’nin Sıfatü’l-cenne’si, Beyhakī’nin el-Ba’s ve’n-nüşûr’u, Kurtubî’nin et-Tezkire’si, İbn Kayyim’in Hâdi’l-ervâh’ı ve İbn Kesîr’in en-Nihâye’si gibi eserlerde hûriye dair rivayetler bir araya getirilmiş olup hûri konusu, âhiret hayatının gerçeklerinden biri olarak gösterilirken dünyadaki ferdî ve içtimaî hayat çerçevesinde kişilerin erdemli olmalarını, dünyevî istek ve faaliyetlerinde meşrû sınırları aşmamalarını ve İslâmî ölçülerde medenî (müttaki) davranmalarını sağlayıcı pedagojik bir faktör olarak da kullanılmaktadır.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Yeme içme, mesken edinme ve cinsî tatmin dünyada çok önem verilen hususlar arasında yer alır. Ancak bu ihtiyaçları gönlünce giderebilen insan sayısı pek azdır. Cinsî tatmin, söz konusu ihtiyaçlar içinde en zor gerçekleştirilebileni olup paylaşılması da mümkün değildir. Bu sebeple insanoğlunun gerçek varlığının ölümle son bulmadığını, asıl hayatın âhirette ebediyete kadar devam edeceğini haber veren İslâm dini (Ankebût 29/64), genellikle fâni âlemde yeterince ulaşılamadığı düşünülen ve daha güzeli arzulanan hazların, bu arada cinsel zevklerin iyiler için ebedî hayatta ideal bir şekilde gerçekleşeceğini vurgulamıştır.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Naslarda yer alan cennet tasvirlerinin ve bilhassa hûrilerle ilgili açıklamaların genellikle takvâ kavramıyla özetlenen dinî ve ahlâkî yaşayışa özendirici pedagojik bir amaç taşıdığı unutulmamalıdır. Meselâ cihada katılmanın faziletini anlatan,&nbsp;“Sizden birinizin savaş atını harekete geçirmek için kullanacağı kamçının cennette işgal edeceği yer dünyadan ve dünya üstündeki her şeyden değerlidir”(Buhârî, Bedü’l-halk, 8) hadisiyle,&nbsp;“Cennet halkından bir kadın yeryüzünde görünecek olsa her tarafı aydınlatır ve güzel kokuyla doldurur. Cennet kadınının baş örtüsü bile dünyadan ve oradaki her şeyden daha değerlidir”(Buhârî, Cihâd, 6) meâlindeki hadislerin özendirme amacı taşıdığı açıktır.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Cennet hûrilerinin safrandan (za‘feran) yaratıldığı konusunda nakledilen rivayetlerin hiçbiri güvenilir sayılmamış ve bu hususta Resûlullah’ın bir beyanının bulunmadığı kanaatine varılmıştır. (İbn Kayyim el-Cevziyye, s. 335-336)</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Ancak Buhârî, Müslim ve diğer bazı muhaddislerin rivayet ettiği sahih bir hadiste hûrilerin tenlerinin son derece narin ve berrak olduğu bildirilmektedir. (Müsned, II, 230, 247, 316, 420, 422; Buhârî, Bedü’l-halk, 8; Müslim, Cennet, 14, 17)</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Hûrilerin sayısı hakkında Kur’ân-ı Kerîm’de herhangi bir bilgi mevcut değildir. Hûrilerden bahseden âyetler, hem onlardan hem de onlara sahip olacak erkeklerden çoğul sigasıyla söz etmekle birlikte bundan sayısal bir sonuç çıkarma imkânı yoktur.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Başta Buhârî ve Müslim’in sahihleri olmak üzere birçok hadis mecmuasında nakledilen rivayetlere göre Hz. Peygamber her erkek için iki hûri olacağını bildirmiş ve çeşitli münasebetlerle bu rakam tekrar edilmiştir. (meselâ bk. Müsned, II, 232, 345, 507; III, 27; Dârimî, Riķāķ, 108; Buhârî, Bed’ü’l-halk, 8; Müslim, Îmân, 311, Cennet, 14; İbn Mâce, Cihâd, 16, Zühd, 39)</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Resûl-i Ekrem cenneti tasvir ederken&nbsp;“ve bir de çok güzel bir zevce”&nbsp;(İbn Mâce, Zühd, 39) diye tekil bir ifade kullanırken sayıya değil türe işaret etmiş olmalıdır. En alt derecedeki cennet ehlinin dünya kadınlarından başka yetmiş iki hûriye sahip olacağı şeklinde Ahmed b. Hanbel ve diğer bazı muhaddisler tarafından nakledilen hadislerin (Müsned, II, 537; IV, 131; Tirmizî, Sıfatü’l-cenne, 23) râvilerine yönelik çeşitli eleştiriler vardır.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Ahmed b. Hanbel’in yanında Nesâî, Ebû Hâtim ve Dârekutnî gibi muhaddislerin yönelttiği eleştirileri toplayan İbn Kayyim’e göre bu konuda sahih olan hadisler her cennet ehline iki zevcenin verileceğini bildirir; daha fazla olacağı yolundaki rivayetlerden muteber olanlar varsa bunlardan ya hizmetçi statüsünde olanlar kastedilmiştir veya bu tür ifadeler erkekteki cinsiyet gücünü anlatmayı amaçlamaktadır. (Hâdi’l-ervâh, s. 222-223, 330-334)</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Bununla beraber İbn Kayyim, cennette her müminin ikiden fazla hûriye sahip olacağından şüphe edilmemesi gerektiğini de söyler; zira Hz. Peygamber, her mümine verilecek geniş mekânlar içinde birbirini görmeyen fertlerin bulunacağını söylemiştir. (Buhârî, Tefsîr, 55/2; Müslim, Cennet, 23)</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Öyle anlaşılıyor ki İbn Kayyim, hadis metninde geçen “ehl” (aile fertleri) kelimesinin muhtevasını zevcelerden ibaret kabul etmiştir. Halbuki Kur’ân-ı Kerîm’de de belirtildiği üzere cennette hûrilerden başka kişinin dünyadaki mümin aile fertleri ve ayrıca hizmetçiler de (gılman, vildân) bulunacaktır. Dolayısıyla bu hadis bir mümine birçok hûrinin verileceği hususunda kesin bir delil teşkil etmez.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Hûrilerin sayısına dair hadis diye nakledilen, fakat âlimler tarafından tenkide tâbi tutulan rivayetlerden biri de İbn Mâce’nin es-Sünen’inde yer almaktadır (Cihâd, 11)</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Enes b. Mâlik yoluyla Hz. Peygamber’e nisbet edilen bu rivayete göre Kazvin şehrinin fethine katılıp kırk gün sebat gösteren kişiye cennette verilecek köşkün 70.000 kapısı olacak ve her kapının yanında köşkün sahibini bekleyen bir hûri bulunacaktır. İbnü’l-Cevzî, bu rivayetin uydurma olduğunu belirttikten sonra İbn Mâce gibi bir muhaddisin böyle bir hadisi eleştiriye tâbi tutmadan eserine almasından duyduğu şaşkınlığı dile getirir. (İbn Mâce, a.y.; Nâsırüddin el-Elbânî, I, 371)</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Ebû Nuaym el-İsfahânî’nin, cennete giren herkese 4000 bâkire, 8000 dul ve ayrıca 100 hûri verileceği yolunda rivayet ettiği hadis isnad açısından zayıf bulunmuş, râvileri içinde yalancı kişilerin bulunduğu ifade edilmiştir. (Sıfatü’l-cenne, III, 219-220, 279-280; İbn Kayyim el-Cevziyye, s. 360-361)</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Taberî,&nbsp;“İman edip güzel davranışlarda bulunanlar cennette lezzet ve sevince mazhar kılınacaktır”&nbsp;(Rûm 30/15) meâlindeki âyetin tefsirinde cennet ehlinin şarkılar dinleyip eğleneceğini belirtirken (Câmiu’l-beyân, XXI, 19-20), Tirmizî (Sıfatü’l-cenne, 24) ve Beyhakī (el-Ba&#8217;ŝ ve’n-nüşûr, s. 210), cennet hûrilerinin koro halinde müzik icra edeceklerine dair hadisler nakletmişlerdir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Hûrilerin bu sırada duygularını şöyle dile getirecekleri de ifade edilmektedir: “Biz sonsuza kadar yaşayan ve pörsümeyen tazeler, küsmeyen sevgilileriz. Biz çok mutluyuz, eşlerimiz de çok mutludur”. Ayrıca hûrilerin, eşleri etrafında Allah’ı yücelten ve O’nu öven terennümlerde bulunacakları da bildirilmektedir. (Müsned, I, 156; Beyhakī, s. 212; İbn Kayyim el-Cevziyye, s. 358-360)</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Dünyevî zevk ve hazları yeterince tadamayan, umdukları ölçüde mutlu olamayan veya çeşitli acılara ve kayıplara mâruz kalan insanların, âdil olduğundan şüphe etmedikleri yüce Tanrı’nın kendilerine dünyada elde edemedikleri mutlulukları yaşatacak şekilde lutuflarda bulunacağı ikinci bir hayatın mevcudiyetine inanmaları, onlarda iyimser bir ruh halinin hâkim olmasına yardımcı olduğu gibi böyle bir âhiret inancı insanların daha sağlıklı bir dinî hayat yaşamalarına katkıda bulunacaktır.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Bu amaçla erken dönemlerden itibaren hûrilerin yapısı, fizyolojik üstünlükleri, cinsî güçleri ve sayıları hakkında bir kısmı Hz. Peygamber’e nisbet edilen çeşitli rivayetler hadis kitaplarında yer almaya başlamıştır.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Kısmen Tirmizî’nin es-Sünen’inde ve daha çok da İbn Ebü’d-Dünyâ, Taberânî, Ebû Nuaym, Hatîb el-Bağdâdî, Münzirî ve Kurtubî’nin eserlerinde görülen bu rivayetleri İbn Kayyim Hâdi’l-ervâh’ında bir araya getirmiş ve kısmen eleştiriye tâbi tutmuştur. Eserin ilmî neşrini gerçekleştiren Yûsuf Ali Büdeyvî ise söz konusu rivayetleri eleştirmiş ve çoğunun güvenilmez olduğunu söylemiştir. (Hâdi’l-ervâh, s. 337-346)</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Kur’ân-ı Kerîm’de âhiret mutluluğu hem maddî hem mânevî-ruhî çerçevede tasvir edilmiştir; benzer yaklaşım hadis metinlerinde de görülür. Bu tasvirleri inceleyip anlamayı ve halka aktarmayı amaçlayan bazı âlimler, bunlardan kendi yetenek ve temayülleri doğrultusunda birbirinden farklı, zaman zaman da abartılı sonuçlar çıkarmışlardır.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Ahiret şartlarının dünya şartlarından farklı olduğu bildirilmekle beraber o hayatla ilgili olarak anlatılan hususlar dünya realitesi içinde yaşayan insanlara hitap ettiğine göre bunların etkili olabilmesi için insanın aklı ve beklentileriyle bir ölçüde uyuşması gerektiği açıktır. Nitekim Kur’ân-ı Kerîm’de cennet hayatı tasvir edilirken bunun dünyadaki mutluluk vasıtalarıyla ilişkilendirilerek anlatıldığı görülmekte, ancak âhiret hayatının çok daha saf, derin ve mutluluk verici olacağı ifade edilmektedir. (meselâ bk. el-Bakara 2/25; es-Sâffât 37/45-47; Muhammed 47/15; bk. TDV İslam Ansiklopedisi, Huri md.)</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
<br style="box-sizing: inherit;" /><b>Kaynak: Sorularla İslamiyet</b></div>The post <a href="https://ateistlerecevap.org/hurilerle-ilgili-hadis-rivayetleri/" data-wpel-link="internal">Huriler nasıl varlıklardır?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ateistlerecevap.org/hurilerle-ilgili-hadis-rivayetleri/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Dini, kimler istismar eder? Dini istismar etmek ne demektir?</title>
		<link>https://ateistlerecevap.org/dini-kimler-istismar-eder-dini-istismar/</link>
					<comments>https://ateistlerecevap.org/dini-kimler-istismar-eder-dini-istismar/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ateistlere Cevaplar]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 21 Apr 2017 17:33:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sorular]]></category>
		<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.ateistlerecevap.org/?p=63</guid>

					<description><![CDATA[<p>Hayatımızda hangi İslam ve ne kadar var? Nefis muhasebesi bakımından, bu soruyu sıkça sormamız gerekiyor. &#8220;Hangi İslam?&#8221;&#160;sorusu, çeşitli yabancı etkilerle İslam&#8217;ı saptıran cereyanlar, telkinler, yorumlar sebebiyle önemli. Farkında olarak veya olmayarak, doğru anlaşılmış bir İslam&#8217;dan uzak düşmemek için mümin, gerektiği sıklıkta ve keyfiyette bu denetimi yapmalıdır. Alimler ve uzmanlar kelam meselelerini, mezhepler arası ihtilafları öğrenir [&#8230;]</p>
The post <a href="https://ateistlerecevap.org/dini-kimler-istismar-eder-dini-istismar/" data-wpel-link="internal">Dini, kimler istismar eder? Dini istismar etmek ne demektir?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div class="separator" style="clear: both; text-align: center;">
<a href="https://1.bp.blogspot.com/-nKGOmjCa3Xo/WPpB-t2q4zI/AAAAAAAAFrM/GnJB0S0zucosEDyn-oELG_lasIxHZMonACLcB/s1600/Mezhepler%2B%252817%2529.png" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;" data-wpel-link="external" rel="nofollow external noopener noreferrer"><img loading="lazy" decoding="async" border="0" height="360" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2017/04/Mezhepler281729.png" width="640" /></a></div>
<p></p>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #434343; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Hayatımızda hangi İslam ve ne kadar var?</div>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Nefis muhasebesi bakımından, bu soruyu sıkça sormamız gerekiyor.</div>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
&#8220;Hangi İslam?&#8221;&nbsp;sorusu, çeşitli yabancı etkilerle İslam&#8217;ı saptıran cereyanlar, telkinler, yorumlar sebebiyle önemli. Farkında olarak veya olmayarak, doğru anlaşılmış bir İslam&#8217;dan uzak düşmemek için mümin, gerektiği sıklıkta ve keyfiyette bu denetimi yapmalıdır. Alimler ve uzmanlar kelam meselelerini, mezhepler arası ihtilafları öğrenir ve tartışabilirler. Sıradan bir mümin için ölçü&nbsp;&#8220;Ehl-i Sünnet İslam&#8221;ı olmalıdır ve bunu da öğrenmek, her seviyeye göre yazılmış kaynaklarını el atında bulundurmak, gerektikçe de alimlere sormak zor değildir.</div>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Bu kadar önemli ikinci soru da&nbsp;“hayatımızda İslam&#8217;ın ne kadarının bulunduğu&#8221;dur.</div>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
İslam&#8217;ın hayatımızın ne kadarını kapsadığı konusu da&nbsp;kendi kusurumuzdan İslam&#8217;ı sorumlu tutmaya başladığımız zamanlardan beri tartışılıyor.</div>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
İslam,&nbsp;hayatımızın her noktasını içine alır, mübah&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">(serbest, günah sevap konusu olmayan, dünya işi denilen)</em>&nbsp;alanı da biz belirleyemeyiz, İslam belirler; bu sebeple mübah alan da İslam&#8217;a dahildir, onun kontrol ve belirlemesine tabidir.</div>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Durum böyle olunca bir mümin, atacağı her adımın dinine uygun olup olmadığını bilmek ve buna göre davranmak mecburiyetindedir. İşte bunu bilmek için bilgi kaynaklarına başvurmaya ve anlamaya çalışmaya&nbsp;“istidlâl”&nbsp;denir. İstidlal tamam olunca beyan ve amel safhası başlar; yani dinin hükmü açıklanır, bilinen ve açıklanan hüküm uygulanır. Bir mümin bunu her işinde yapar, gerektiğinde de neyi niçin yaptığını açıklar; bunu yapana&nbsp;“Sen dini istismar ediyorsun.”&nbsp;denemez, tam aksine<em style="box-sizing: inherit;">&nbsp;&#8220;dinin gereğini yerine getiriyor, kulluk yapıyorsun&#8221;</em>&nbsp;denir.</div>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Peki&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">istismar&nbsp;</em>nedir?</div>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
İmanda veya amelde kusuru olan,&nbsp;bu sebeple yapıp ettiklerini dinin kontrolüne tabii kılmayan, ama dindarları kandırmak, onlardan almak istediklerini kolayca alabilmek, sevgilerini ve nefretlerini yönlendirmek… için dini kullanmaya, dinin gereğini söylüyor ve yapıyor görünmeye&nbsp;“din istismarı”&nbsp;denir.</div>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Mesleği, mevkii, rütbesi ne olursa olsun her mümin, göstermeyi, bilinmeyi, övülmeyi… hedeflemeksizin, her durumda inancının gerektirdiği gibi davranır; bu yüzden ona&nbsp;“Sen dini istismar ediyorsun.”&nbsp;demek iftira olur.</div>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
İnancı ve normal hayatı dinden uzak olduğu halde, belli bir maksadı elde etmek için dini söylem ve eylemleri kullanan kimseler ise&nbsp;din istismarcılarıdır&#8230;</div>
<div style="background-color: white; box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
<b>Kaynak: www.sorularlaislamiyet.com</b></div>The post <a href="https://ateistlerecevap.org/dini-kimler-istismar-eder-dini-istismar/" data-wpel-link="internal">Dini, kimler istismar eder? Dini istismar etmek ne demektir?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ateistlerecevap.org/dini-kimler-istismar-eder-dini-istismar/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İslamiyet nedir? İslamiyet hakkında geniş bir bilgi.</title>
		<link>https://ateistlerecevap.org/islamiyet-nedir-islamiyet-hakknda-genis/</link>
					<comments>https://ateistlerecevap.org/islamiyet-nedir-islamiyet-hakknda-genis/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ateistlere Cevaplar]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 21 Apr 2017 17:21:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sorular]]></category>
		<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.ateistlerecevap.org/?p=64</guid>

					<description><![CDATA[<p>Değerli kardeşimiz, İslâm Kelimesinin Sözlük Anlamıİslam&#160;kelimesi sözlükte; teslim olmak, boyun eğmek, itaat etmek anlamlarına gelir. Allah Teala’nın emirlerine teslim olup itaat etmeğe dayanan bir din olması sebebiyle bu dine İslam denilmiştir.Terim AnlamıAllah tarafından peygamberler aracılığıyla insanlara bildirilen, dünyada ve ahirette insanları mutluluğa ulaştıracak hayat şekli, itikadî ve amelî bir nizamdır.&#160;İslam, akıl sahibi insanları kendi tercihleriyle [&#8230;]</p>
The post <a href="https://ateistlerecevap.org/islamiyet-nedir-islamiyet-hakknda-genis/" data-wpel-link="internal">İslamiyet nedir? İslamiyet hakkında geniş bir bilgi.</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div class="separator" style="clear: both; text-align: center;">
<a href="https://1.bp.blogspot.com/-9bIQYI4wg48/WPo-l5BbFTI/AAAAAAAAFrA/ZYOH2E6Z3lEBfXMTU2KHybkAk7oNI8zbQCLcB/s1600/Mezhepler%2B%252816%2529.png" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;" data-wpel-link="external" rel="nofollow external noopener noreferrer"><img loading="lazy" decoding="async" border="0" height="360" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2017/04/Mezhepler281629.png" width="640" /></a></div>
<p></p>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Değerli kardeşimiz,</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
İslâm Kelimesinin Sözlük Anlamı<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />İslam&nbsp;kelimesi sözlükte; teslim olmak, boyun eğmek, itaat etmek anlamlarına gelir. Allah Teala’nın emirlerine teslim olup itaat etmeğe dayanan bir din olması sebebiyle bu dine İslam denilmiştir.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Terim Anlamı<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Allah tarafından peygamberler aracılığıyla insanlara bildirilen, dünyada ve ahirette insanları mutluluğa ulaştıracak hayat şekli, itikadî ve amelî bir nizamdır.&nbsp;İslam, akıl sahibi insanları kendi tercihleriyle bizzat hayırlı olan şeylere götüren ilahî bir kanundur.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />İslam’ın Mahiyeti<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />İslam’ın manası, teslim olmaktır; Allah’ın emir ve yasaklarına teslim olmak. Allah’ın hükümlerine teslim olmaksızın İslam olmaz. (bk. En’am, 162 ve Nisa, 65)&nbsp;İnsan,Allah’ın yarattığı kuldur.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Allah, ilmiyle her şeyi kuşattığından ve hikmet sahibi olduğundan kulluğun gereği, O’na teslim olmaktır. Hayatın kanunları insanın Allah’a teslim olmasını gerektirir. Çünkü bu kanunları da, insanı da en iyi bilen, Allah’tır.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Bütün kâinat ve içindeki her şey o yaratıcının kanunlarına itaat etmektedir. O yüzden bütün kâinatın dini İslam’dır. Güneş, ay, yıldızlar hep Müslümandır. Dünya, hava, su, ışık, ağaçlar, taşlar ve hayvanlar da Müslümandır.&nbsp;İslam,&nbsp;Allah’a itaat edip teslim olmak demek olduğu için, bütün bu varlıkların isyan etmeden Allah’a itaat ettiklerini görmekteyiz. Yani teslim oluşlarına, Müslüman oluşlarına şahidiz.</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
“Allah’ın dininden başkasını mı arıyorlar? Oysa göklerde ve yerde olanların hepsi ister istemez O’na teslim olmuştur ve O’na döndürülüp götürüleceklerdir.”&nbsp;(Al-i İmran, 3/83)</div>
</blockquote>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Bu ayette gökte ve yerde olanların teslimiyeti insana örnek olarak gösteriliyor ve deniliyor ki&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">“Ey insan, işte sen de böyle teslim olmalısın!”</em>&nbsp;Hz. Ali (ra)’nin de dediği gibi&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">“İslam teslimdir, teslimiyettir.”&nbsp;</em>Allah’a teslim olmayan kimse, Müslüman sayılmaz. İnsan neye teslim olmuşsa ona kul olmuş demektir.<em style="box-sizing: inherit;">&nbsp;İslam,</em><em style="box-sizing: inherit;"></em><em style="box-sizing: inherit;">imanın bir tezahürü, dışa yansımasıdır.</em>&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">İman etmeden teslimiyet, yani imansız İslam olur mu?&nbsp;</em>Olsa bile makbul değildir. Münafıklar inanmadan teslimiyet gösteren insanlardır. Günümüzde de gerektiği şekilde iman etmediği, Allah’ın hükümlerini içine sindiremediği, başka ideolojileri (dinleri) benimsediği halde kendilerini&nbsp;“Müslüman”olarak tanıtan insanlar bu sınıfa girerler. İslamiyetin (teslimiyetin) geçerli olabilmesi için gönül rızasıyla, kayıtsız ve şartsız tam bir teslimiyetle Allah’ın şeriatına teslim olmak gerekir.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />İnsan da kendi hür iradesi ve tercihiyle Allah’a teslim olursa, İslam’ı seçip Müslümanca yaşarsa, kâinatın boyun eğdiğine teslim olduğundan artık o, kâinatla barışıp uyum sağlar. Böylece bu insan, Allah Teala’nın dünyadaki halifesi, temsilcisi olur.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />İslam dinini,&nbsp;kapsamlı olarak kısaca tanımlamak mümkün değildir. Onun kapsamlı tarifi ancak Kur’an ve sünnetin tamamıyla yapılabilir. Çünkü İslam’ın muhtevası ve sınırları Kur’an ve sünnetle çizilmiştir. İslam, Kur’an’dan ve sünnetten öğrenilebilir. Yüce Allah bu dini her yönden mükemmel ve kapsamlı kılmıştır. Öyle ki, İslam’da hükmü açıklanmamış hiç bir mesele yoktur. Bir mesele mubah mıdır, haram mıdır, mekruh veya sünnet midir, vacip veya farz mıdır; yapılan herhangi bir eylem veya inancın hükmü belirtilmiştir. İnanç, ibadet, siyaset, sosyal, ekonomi, savaş, barış, hukuk veya insanı ilgilendiren başka herhangi bir mesele olsun; onunla ilgili dinde mutlaka bir hüküm vardır veya müctehidler, hükmünü Kur’an ve sünnetten yola çıkarak tesbit ederler. Allah, Kur’an-ı Kerim’in özelliğini şöyle açıklar:</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
“Sana bu kitabı (Kur’an’ı) her şeyi beyan etmek, açıklamak için gönderdik.”&nbsp;(Nahl, 16/89 ve yine bk.Yusuf, 111)</div>
</blockquote>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Kur’an ve sünnette hükmü açıkça belirtilmeyen meseleler hakkındaki hükmü, İslam ümmetinin müctehid alimleri, kitap ve sünnete dayanarak çıkarırlar.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Peygamberimiz (s.a.v.) İslam’ı değişik şekillerde tanımlamışlardır. Bu tanımlardan biri şu şekildedir:</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
“İslam, beş esas üzerine bina edilmiştir (kurulmuştur). Allah’tan başka ilah olmadığına ve Muhammed’in (s.a.v.) O’nun kulu ve rasülü olduğuna şehadet etmek, namaz kılmak, zekat vermek, Beyt’i (Kâbe’yi) haccetmek ve Ramazan orucunu tutmaktır.”&nbsp;(Buhari, İman 1; Müslim, İman 22; Nesai, İman 13; Tirmizi İman 3)</div>
</blockquote>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Yukarıdaki hadis, İslam binasının bu beş temel üzerinde kurulu olduğunu açıklamaktadır. Dikkat edilmesi gereken husus, bu beş esas, İslam’ın temelleridir ama, İslam’ın tamamı değildir. Bir evin sadece temellerden ibaret olduğu nasıl söylenemezse, İslam’ın bu beş temelden ibaret olduğunu iddia etmek de aynı şekilde yanlıştır. Kur’an-ı Kerim’i açıp okuyan görecektir ki, bu beş hususun dışında ahlaktan, iktisattan, sosyal meselelerden, siyasetten, barıştan, savaştan, hayırdan, şerden&#8230; söz edilmiştir. İslam, temel ve binadan meydana gelmiştir. Temel, bu beş rükundur. Bina ise, insan hayatıyla ilgili İslam’ın diğer hükümleridir. Müslümanın görevi, İslam’ı tümüyle tanımak ve tüm olarak ikame etmek, ayakta tutmaktır.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Bu meşhur hadis-i şerifin ışığı altında İslam’ın temellerini ikiye ayırabiliriz: Şehadet kelimeleriyle özetlenen iman ve önemine binaen dört amelin zikredilmesinden anlaşılan amel-i salih..&nbsp;İslam,&nbsp;şehadet kelimesi ve imanın rükûnlarıyla ortaya çıkan inançtır.&nbsp;İslam;&nbsp;namaz, zekat, oruç ve hac ile ortaya çıkan ibadetlerdir. Bunlara İslam’ın rükûnları, temelleri denilir. İslam’ın geri kalanı ise, bu temeller üzerine kurulan binadır. Bu binayı meydana getiren unsurlar İslam’ın hayat sistemleri, nizamlarıdır: Siyasî nizam, ekonomik nizam, ahlakî nizam, askerî nizam, sosyal nizam, öğretim nizamı vs. İslam’ın hakimiyetini sağlaması için ayrıca müeyyideleri vardır. (Müeyyide:&nbsp;Kanun ve ahlakî emirlerin yerine getirilmesini temin eden kuvvet, yaptırımla ilgili kural demektir.) Bu müeyyideler; cihad, marufu emredip münkerden sakındırmak; fıtrî cezalar, Allah’ın dünya ve ahirette verdiği Rabbanî cezalardır.&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">O halde İslam;&nbsp;inanç, ibadet, hayat sistemleri ve müeyyidelerdir.</em><br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />İslam,&nbsp;insanın içi ve dışı, kalbi ve kalıbı, aklı ve vicdanı, arzusu ve nefreti, duygusu ve hassasiyetiyle Allah’a teslim olup boyun eğmesidir. Kalbini ve aklını, elini ve eteğini, içini ve dışını Allah’ın hükmü dışındaki her türlü etkiden kurtarmaktır.&nbsp;İslam,&nbsp;genel nizam, hayatın her cephesiyle ilgili kanun ve vahiyle emredilip, peygamberle tebliğ edilen, insan davranışlarının programıdır. Bu programa uyana sevap; uymayana ceza vardır. İslam, Allah Teala’nın indirdiği ahkam (hükümler), akide, ibadet, ahlak, muamelat, Kur’an ve sünnetteki haberlerin bütünüdür.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />İslam’ın zıddı, cahiliyyedir. (Cahiliyye&nbsp;bir inanç ve yaşama biçimi olarak İslam’ın dışındaki her türlü küfrün ortak adıdır. Küfür demektir.) İslam’ın her parçasının karşısında mutlaka cahiliyye vardır. İslam tüm ayrıntılarıyla cahiliyyenin karşıtıdır. Çünkü İslam’dan her bir cüz, Allah’ın her şeyi içine alan ilminin eseridir. Ona karşı olan her düşünce ve hareket de, mutlaka cahiliyyedir. Çünkü o, sınırlı insan ilminin eseridir. Üstelik insanın heva ve arzuları kendisine galip gelebilir; güzeli çirkin, çirkini de güzel görebilir.</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
“Yoksa onlar cahiliyye idaresini mi istiyorlar? İyi anlayışlı bir toplum için, hüküm koyma yönünden Allah’dan daha güzel kim vardır?”&nbsp;(Maide, 5/50)</div>
</blockquote>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Bazı insanlar, cahiliyye yolunda gidenlerin bir kısmının hareket, yaşayış veya bazı sistemlerinde ortaya çıkan güzel ve olgunluğu görünce, şüpheye düşerler. Bunun sebebi, İslamiyet&#8217;ten olan bir şey, bazan cahiliyye ile karışır. İslam’dan olan o şey, orada da güzel görünür. Cahil kişi, İslam’ın hakikatını bilmediği için bu düzene bağlanır. Şayet bu insan hakkı bilseydi, o cahiliyye düzeninde gördüğü kısmî iyiliklerin İslam’a ait olduğunu anlayacak, kaynağa ve asla yönelecekti.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />İnançlarda İslam ve cahiliyye vardır. İbadetlerde İslam ve cahiliyye vardır. Ahlakta, siyasette, öğretimde, savaş, barış ve sosyal meselelerde İslam ve cahiliyye vardır. İnsanla ilgili bütün meselelerde, bütün kanun ve kurallarda İslam ve cahiliyye vardır. İnanç ve ibadetlerdeki cahiliyye, cahiliyyelerin en tehlikelisidir. Onun için Allah Teala, sağlam itikatla beraber bazı cahiliyye hareketlerinde bulunanları affeder ama, inanç ve ibadetleri cahiliyye inanç ve ibadetleri olan kimseyi, İslam’ın tüm ahlakıyla ahlaklansa dahi kesinlikle affetmez.</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
“Allah kendisine şirk koşulmasını affetmez. Ama bunun dışında dilediğini affeder.”&nbsp;(Nisa, 4/48)</div>
</blockquote>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Allah Teala İslam’ı bir bütün olarak göndermiştir. Kim tümünü alırsa, işte o Müslümandır. Kim onun bir kısmını alır ve bir kısmını almazsa, İslam’la cahiliyyeyi birbirine karıştırmış olur.</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
“Yoksa siz Kitab’ın bir kısmına inanıp bir kısmını inkâr mı ediyorsunuz? Sizden bunu yapanların cezası dünyada rezil ve rüsvay olmaktan başka bir şey değildir. Kıyamet gününde ise azabın en şiddetlisine atılacaklardır. Allah sizin yaptıklarınızdan gafil değildir.”&nbsp;(Bakara, 2/85)</div>
</blockquote>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Her Müslümanın, cahiliyyenin bütün âdet ve kurallarından arınmış olması ve İslam’ın bütününü alması gerekir.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />İslam Dini’nin Gayesi<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />İslam’ın getirdiği hükümler, insanların mutluluğunu amaçlamaktadır. Bu hükümlere uygun hareket edenler, hem dünya hem de ahiret saadetini kazanacaktır.&nbsp;İslam,kişinin kalbini, aklî düşüncelerini ve amellerini ıslah ederek, onları yükselterek bu saadetlere ulaştırır. Toplumun saadeti de ferdin saadetine bağlı olduğundan, kişinin mutluluğu aynı zamanda cemiyetin de mutluluğudur. İslam, bu hedefi gerçekleştirmek için birtakım hükümler koymuştur. Bunlara şer’î hükümler denir.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />İslam Dini’nin Hükümleri<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />İslam Dininin hükümleri dört kısımdır.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />a) İman (İtikadi hükümler):&nbsp;İnsanın dinde kabul etmesi ve reddetmesi gereken hususlarla ilgili hükümlerdir. İnsana neleri kabul etmesi, neleri reddetmesi gerektiğini bu hükümler öğretir. İnsan, iman esaslarına inanmakla manevi gıdasını almış, kalbini yanlış inançlardan temizleyerek gerçek değerini kazanmış olur.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />b) Amel:&nbsp;Amel, insanların yaptığı işlerdir. Yapılması veya yapılmaması gereken fiillerdir. Hangi amellerin, hangi şartlarla nasıl yapılacağını ve nasıl sahih olacağını açıklayan hükümlere, amelî hükümler denir. Dua etmek, zekat vermek, cihad etmek, ilim tahsil etmek gibi.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />c) Ahlak:&nbsp;Hal ve hareketleri, davranışları, İslamî ve insanî ilişkileri açıklayan hükümlere denir. Ahlakın güzelleşmesine ve vicdanın terbiyesine ait bulunan hükümlerdir. Kötü söz ve yalan söylememe, kendisi için istediğini başkası için de isteme&#8230; gibi.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />d) Hukuk (Muamelât, Ukubat):&nbsp;İman, ahlak ve şahsî amel gibi konuların dışında kalan, özellikle devlet yönetimini, toplum idaresini ve ekonomik durumları içeren konuları, evlenme, boşanma, miras dağıtımı, ticari ve siyasi işleri, kısaca İslam devletinin kanun ve kurallarını belirleyen bütün hükümlerdir.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />İslam,&nbsp;insan hayatının vazgeçilmez de olsa bir parçası değil; her yönüyle insan hayatının bütünüdür. İslam, insanın günlük yirmi dört saatini ve doğumdan ölümüne her alandaki her yönünü kapsar ve belirler. Tuvalet âdâbından devlet yönetimine varıncaya kadar insanın tüm hayatını kuşatır. İslam, insan hayatının bütünüdür. İnancı, ibadeti, ahlakı ve hukukuyla bir bütündür. Parçalanmaz veya herhangi bir şeyle sentez yapılamaz. Atma ve katmaları, hurafe ve bid’atları kabul etmez. Allah tarafından tamamlanmış eksiksiz bir nizamdır.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />İslam’ın Genel Özellikleri<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />1) Rabbanîlik:&nbsp;(Rabba ait olmak, ilahî olmak) İslam, hak ve ilahî dindir. Vahye dayanır. Hedef ve gayede Rabbanîdir. Allah’ın rızası bir Müslüman için her şeyde vaz geçilmez amaçtır. İslam’ın kaynağı ve metodu da Rabbanîdir.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />2) İnsanîlik:&nbsp;(İnsan fıtratına uygunluk) Kur’an insanlara indirilmiş, peygamberler insanlar arasından seçilmiştir. İslam insana, insanın aklına büyük önem vermiş, fıtratına uygun hükümler koymuştur. İslam’a göre insan, yeryüzünde en güzel biçimde ve halife olarak yaratılmış, ruhi unsur ile seçkin kılınarak evren kendi hizmetine verilmiştir. İslam, insanın hiç bir güç ve enerji odağını ihmal etmez. Onların hepsini ıslaha, çalışmaya ve gelişmeye doğru yönlendirir. İnsan, taşıyabileceği ölçülerde yüklenen bu yükümlülükleri omuzlayarak barış, güven ve huzur içinde yoluna devam eder. Bu yükümlülükler insanın kendi fıtratıyla uyumludur. Gönlünün ve vicdanının sesiyle bütünleşir. Fıtratını ıslah etmeyi hedef alır. İslam’ın tüm hükümleri insanın dünya ve ahiret saadetine yöneliktir.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />3) Kapsamlılık ve evrensellik:<em style="box-sizing: inherit;">&nbsp;İslam</em>, ebediyeti kapsayacak uzunlukta, bütün insanları kuşatacak genişlikte, dünya ve ahiret işlerini içerecek derinliktedir. Mesajı ve hükümleri bütün zamana, bütün dünyaya, bütün insanlığa yöneliktir. İnsan hayatının beşikten mezara tüm aşamalarını ve hayatın tüm alanlarını tanzim eder. İslam’ın öğretileri de kapsamlıdır. Bu kapsam, inançta, ibadette, tasavvurda, ahlak ve fazilette, düzenleme ve yasalarda kendini gösterir.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />4) Vasatlık ve denge:<em style="box-sizing: inherit;">&nbsp;İslam;</em>&nbsp;denge, orta yol, adalet, ölçü gibi temel dinamikleri olan bir dindir. İfrat ve tefritten uzaktır. Aşırılıklar yoktur. İnsanı azdırmaz ve ezdirmez. İnsanın gücü böyle dengeli bir nizam kurmaya yeterli değerlidir. İnanç, ibadet, ahlak ve teşrîde vasat (adalet ve denge) unsurlarını kolaylıkla görebiliriz. Dünya &#8211; ahiret, madde &#8211; mana, zengin &#8211; fakir arasında denge vardır. İnsanın içi ve dışını, ruhu ve bedenini, birey ve toplumu, fert ve devleti, kadın ve erkeği, aile ve milleti dengeler. Her birinin birbirine karşı hak ve görevlerini düzenli, dengeli ve uyumlu bir biçimde belirler.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />5) Açıklık ve netlik:&nbsp;İslam’ın inanç esasları, dini kavramlar sade ve açık seçiktir. Anlaşılması, anlatılması ve kabulü kolaydır. Aklı, mantığı zorlamaz.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />6) Halis din:&nbsp;Analiz ve sentez, atma ve katma kabul etmeyen, kaynağı sağlam ve değiştirlemez olduğundan tahrif edilemeyecek bir dindir. Bid’at ve hurafelere kapılarını kapamıştır. Allah tarafından tamamlanmış ve razı olunmuş tek hak dindir.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />7) Tevhid:&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">İslam,</em>&nbsp;her şeyden önce tevhid dinidir. En mükemmel Allah inancını yerleştirir. İslam’da Allah’ın sıfatları insanlara ve diğer varlıklara verilmez. Allah’ın hiç bir şeye benzemediği vurgulanır. İnsan ve başka yaratıklar tanrılaştırılamaz. Allah’dan başkasına tapınılmaz, dua edilmez.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />8) Tüm peygamberleri tasdik:&nbsp;Allah tarafından gönderilen bütün peygamberlere inanılır. Peygamberler arasında ayrım yapılmaz. Tanrılaştırma ve yakışık almayan isnatlar gibi aşırılıklardan uzak olarak, Allah’ın elçisi ve kulu oldukları kabul edilir.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />9) Egemenlik Allah’ın:&nbsp;Yasa, hukuk ve prensip belirleme, kanun koyma işi sadece Allah’a aittir.&nbsp;İslam;&nbsp;hüküm, hakimiyet, egemenlik ve otoritenin Allah’a verildiği, ezen ve ezilenin, kula kulluk yapanın olmadığı bir toplum oluşturur.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />10) Sağlam kaynak:&nbsp;İslam’ın temel kaynağı Kur’an-ı Kerim’dir.&nbsp;Kur’an, kıyamete kadar tahrif edilemeyecek bir kitaptır. Dünyanın her tarafındaki Kur’an nüshaları aynıdır.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />11) Evrenle uyum:&nbsp;Evren ve içindeki varlıkların tümü Allah’a teslim olup itaat ettikler<br />
inden Müslüman sayılırlar. İslam’ı seçip teslim olan insan da kainatla uyum içinde, aynı yasalara itaat etmiş olur. Böylece insanın emeği ve enerjisi evrenin imkanlarıyla bütünleşir. İslam, insanı evrendeki doğal güçlerle çatışmaya ve boğuşmaya sokmaz.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />12) Tek toplum (ümmet) oluşturur:<em style="box-sizing: inherit;">&nbsp;İslam,&nbsp;</em>uyumlu, tutkun ve dayanışma içinde hareket eden bir toplum (ümmet) oluşturur. Akide bağıyla bir araya gelen, ırk, renk, vatan, ülke ve sınıf ayrımı yapmayan bu toplumun temel dinamikleri (harekete geçiren özellikleri) kardeşlik, yardımlaşma, eşitlik, adalet, hakkı ve sabrı tavsiye etme, iyiliği yayma, kötülüğe karşı mücadele etmedir. Zina, fuhuş, hırsızlık, haksızlık, faiz&#8230; gibi kötü ahlak ve çirkin geleneklerin ortadan kaldırıldığı, insanların yeme içme, barınma ve cinsel oburluklarının engellendiği erdemli, iffetli bir toplum oluşturur. Küfrün tek millet olduğu gibi; bütün Müslümanlar da, birbirlerini ancak kardeş kabul eden tek bir millettir.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />13) Kolaylık ve müjde:&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">İslam;</em>&nbsp;dili, ırkı, mazisi ne olursa olsun kelime-i şehadet getirip buna uygun yaşayan herkesi Müslüman sayar. Eşitlik ve adalet esasına dayanır. Kimsenin zorla Müslüman yapılmasını kabul etmez. Kalpleri fethederek yayılmayı esas alır. Hükümleri yaşanılacak kolaylıktadır. İbadetlerin yapılmasında gücümüz dikkate alınarak birçok kolaylıklar gösterilmiştir. Gücün yetirilemeyeceği zorluklar emredilmez. İslam’ın rahmet, af ve müjde tarafı ağır basar.&nbsp;İslam,&nbsp;insanın ruhî ve bedenî tüm ihtiyaçlarını hoşgörüyle karşılayıp, kolaylıkla ve basit biçimde çözüm getirir. Ama bütün bu kolaylıklara rağmen, tembellik ve dünyaya aşırı meyilden dolayı kulluğunu ihmal edenler Allah’ın azabıyla ikaz edilirler.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />14) Akla ve ilme önem verir:&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">İslam</em>&nbsp;vahiy dini olmasıyla birlikte, akla büyük önem verir. Akla hitap eder, akıllıyı sorumlu tutar. Bilime de üstün değer vermiş, ilim öğrenmenin her Müslümana farz olduğunu bildirmiş, çalışma, öğrenme ve düşünce gibi konulara gereken yeri vermiştir. Yalnız unutmamak lazım ki, İslam akılcı değil, akıllların dinidir.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />15) İnsan hakları:&nbsp;Hiç bir düzende (dinde) görülemeyecek kadar insan haklarını gözeten İslam, insanın şu haklarını korumaya alır:<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">a. Din emniyeti:</em>&nbsp;İslam, din hakkını ve dini yaşama hürriyetini güvence altına alır.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">b. Nefis (can) emniyeti:</em>&nbsp;İslam, yaşama hakkını temin eder.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">c. Akıl emniyeti:</em>&nbsp;İlim ve tefekkürü emreden İslam, içki ve uyuşturucu gibi akla zarar verecek şeyleri yasaklar ve aklı her türlü arızalardan koruyucu tedbirler alır.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">d. Nesil emniyeti:</em>&nbsp;Irzın, şeref ve namusun korunmasını ve sağlıklı nesiller yetiştirilmesini temin için İslam gerekli her türlü ortamı hazırlar.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">e. Mal emniyeti:</em>&nbsp;İslam malı korumak için, hırsızlık vb. suçlara giden yolları tıkadığı gibi, insanlara yeterli geçim kaynaklarına sahip olma hakkını ve imkanını tanır.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Özetle İslam,&nbsp;her insanın onurunu, namusunu, özgürlüğünü, dinini, malını, canını, geçimini ve işini garanti altına alır.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />İslam,&nbsp;insan hakları konusunda hala ulaşılamaz durumdadır. İnsani kardeşlik prensibine yer verir. Irkçılığı ve takvanın dışında üstünlük anlayışlarını reddeder. İslam’ın emir ve yasakları, hükümleri, ibadetleri, ceza anlayışı&#8230; eşitliği isbat etmektedir. Diğer düzenlerde bu denli eşitlik teoride bile yoktur. Eşitlik adına adaletsizliğe de göz yummaz. Kadın &#8211; erkek eşitliği diyerek cinsel farklılıkların gözardı edilip istismar edilmesine, insanların sömürülerek zulmedilmesine yol açacak aşırılıklara da geçit vermez.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />İslam’ın, Önceki Peygamberlerin Şeriatlarıyla İlişkisi<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />a)&nbsp;İslam bütün peygamberlere gelen dinlerin adıdır (bk. Bakara, 130 &#8211; 133). İnsanlık dünyaya peygamberle (Hz. Adem’le) gelmiştir. Zamanın şartlarına ve insanlığın ihtiyaçlarına göre Allah Teala peygamberleri değişik şeriatlarla (hukuklarla) göndermesine rağmen; itikat (inanç) her peygamberde aynı olmuştur.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />b)&nbsp;Önceki peygamberlerin tebliğ ettikleri dinler bir kavme gönderilmişti. Hz. Muhammed’e (s.a.v.) gelen İslam, evrensel bir dindir. Yani tüm evrene ve bütün insanlığa Allah (c.c.) tarafından sunulmuş, kıyamete kadar geçerli olacak bir hayat şeklidir.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />c)&nbsp;Hz. Muhammed’in (s.a.v.) tebliğ ettiği İslam Dini, önceki peygamberlerin tebliğ ettiği dinlerin hükümlerini (şeriatlarını) nesh edip ortadan kaldırmıştır.Yani şu anda geçerli olan şeriat Hz. Muhammed (s.a.v.)’in şeriatıdır.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />d)&nbsp;İslam dini, Hz. Muhammed (s.a.v.)’den önce Allah (c.c.) tarafından gönderilen tüm kitapları ve peygamberleri tasdik eder.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />İslâm Hakkında Birkaç Ayet</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343; margin-bottom: 1em;">
“Allah katında gerçek din islam’dır.”&nbsp;(Al-i İmran, 3/19)</div>
<div style="box-sizing: inherit; margin-bottom: 1em;">
“Kim İslam’dan başka bir din ararsa, ondan (bu din) asla kabul olunmaz ve o, ahirette de en büyük zarara uğrayanlardandır.”(Al-i İmran, 3/85)</div>
<div style="box-sizing: inherit; margin-bottom: 1em;">
“Kim nefsini (tümüyle) Allah’a, O’nu görür gibi teslim ederse muhakkak ki o, en sağlam kulpa yapışmıştır. Bütün işlerin sonu ancak Allah’a dayanır.”&nbsp;(Lokman, 31/22)</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
“ Bugün sizin dininizi kemale erdirdim. Üzerinizdeki nimetimi tamamladım ve size din olarak İslam’ı verip ondan razı oldum&#8230;”&nbsp;(Maide, 5/3)</div>
</blockquote>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
İslam’ın Rükûnları<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />İslam’ın rükûnları (temelleri) beştir:&nbsp;Allah’tan başka ilah olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın rasülü olduğuna şehadet etmek, namazı ikame etmek, zekat vermek, Beyti haccetmek, Ramazan orucu tutmak&#8230;<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Peygamberimiz’in İslam’ı tarif ettiği Cibril hadisi diye bilinen hadis-i şerifte ve konunun başında zikrettiğimiz İslam’ın beş temel üzere bina edildiğini bildiren hadiste (cahil halkın yanlış olarak İslam’ın beş şartı dediği) bu beş temelin sayıldığını biliyoruz. Şehadet veya tevhid kelimeleri dediğimiz imanın rükûnlarını (temel ilkelerini) ileride tevhid konusunu işlerken ayrıntılarıyla göreceğiz. Burada, bu ibadetlerin önemine binaen prototip örnekler olarak belirtilen ve diğerleriyle birlikte amel-i salih olarak etrafını câmi olarak tanımlayabileceğimiz rükûnlardan kısaca ve akaidi ilgilendirdiği yönleriyle bahsedeceğiz. Bu amellerin nasıl yapılması gerektiği fıkıh, ilmihal kitaplarında ve fıkıh derslerinde konu edinilmektedir.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" /><em style="box-sizing: inherit;">Amel-i salih nedir?</em>&nbsp;Salih amel, Allah katında razı olunan amellerdir. Bu amel (davranış) iki özellik taşır:&nbsp;Biri,&nbsp;İslam şeriatına uygun olması,&nbsp;ikincisi;&nbsp;niyyetinin Allah rızası için ve O’na ibadet için olmasıdır. Bir amel, bu iki özelliği veya bunlardan birini taşımazsa Allah katında râzı olunan amellerden, yani amel-i salihten olmaz. Böyle bir amelin ecri ve sevabı da yoktur. Yüce Rabbimiz buyuruyor ki:</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
“Kim Rabbine kavuşmayı ümid ederse, salih amel işlesin, Rabbine ibadette hiç bir kimseyi ortak koşmasın&#8230;”&nbsp;(Kehf, 18/110)</div>
</blockquote>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Amel-i salihin İslam’daki yeri cidden pek büyüktür. Çünkü bu ameller Allah’a, ahiret gününe iman etmenin meyvesidir. Kelime-i şehadetin (tevhidin) manası, amel-i salih işlemek ve bu yola girmekle meydana çıkar. İslam kelimesinin teslimiyet anlamına geldiğini ve bu teslimiyetin de Allah’ın emirlerine itaat edip teslim olma demek olduğunu hatırladığımızda amelsiz, itaatsız, ibadetsiz İslam’ın olamayacağı ortaya çıkar. Amel-i salihin İslam’daki öneminden dolayı birçok ayetler onu övmektedir. Bu ayetlerin bazısı onu imana yaklaştırır, bazısı güzel mükafatını açıklar, bazısı da özellikle ahiret hayatında vereceği faydadan bahseder.</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
“Andolsun asra ki, muhakkak insan ziyandadır (zarar görecektir). Ancak iman edip amel-i salih işleyenler, birbirlerine hakkı ve sabrı tavsiye edenler hariç.”&nbsp;(Asr, 103/1-3)</div>
</blockquote>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Diğer örnek ayetler için mesela bk. Maide, 9 ; Ra’d, 29 ; Nahl, 97 ; Kehf, 30; Meryem, 76; Ankebut, 7, 9.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" /><em style="box-sizing: inherit;">Amelin kabulü için İslam’ı benimsemek şarttır.&nbsp;</em>Bundan dolayı Allah, iman ile amel-i salihi beraber zikretmiştir. Bir kimse, Allah rızası niyyetiyle ve İslam şeriatına uygun bir amel de İşlese, eğer o kişi Kur’an’da belirtilen gerçek İslam’ı tümüyle kabullenip benimsemedikçe o ameli Allah onun yüzüne çarpacaktır. Böyle bir amel için ne bir sevap, ne de bir mükafat vardır. (bk. Al-i İmran, 3/85)<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Amel-i salih çok çeşitlidir. İbadet olsun, muamelat olsun, Cenab-ı Hakk’ın emrettiği şeylerin hepsidir. Müslüman, Rabbına itaatı, şeriata boyun eğmeyi ve Allah’ın rızasını taleb etmeyi düşünerek bir amel işlediği zaman, amel-i salih ehlinden olur.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Bu&nbsp;amel-i salihin başında (dar anlamıyla) ibadetler gelir. İbadetlerin de başında&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">namaz, oruç, hac ve zekat</em>&nbsp;gelir. Bunlar İslam’ın temelleridir. Bu ibadetlerde ihmal veya önemini küçümseme kesinlikle caiz değildir. Bunun için İslam’ı tanımlayan meşhur hadiste açıkça bildirilmiştir.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />İslam’da ibadetlerin önemi büyüktür.&nbsp;İbadetler,&nbsp;kişinin Rabbıyla olan ilişkisini düzenler ve belli bir şekilde Allah’a karşı kulluğunu ortaya koyar. İbadetler, Allah’ın kulları üzerindeki özel hakkıdır. Bu ibadetlere özen göstermek ve başkalarını önce imani esaslara, sonra ibadetlere davet etmek gerekir. İbadetler eksik olduğu halde, insanın imanının kuvvetlenmesi ve kalbinde kök salması mümkün değildir. Hatta küfrün egemenliğinin çevre şartlarının tümüne uzandığı günümüzde namaz başta olmak üzere, ibadetlere gevşeklik gösteren insanların imanları çok büyük tehlikelere girer. Yani kişinin namaz ve diğer ibadetleri hakkıyla yerine getirmeden mü’min kalması çok zordur. Bunlar, balık için su, insan için hava mesabesindedir.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Bu ibadetler içinde namazın akaid açısından daha büyük önemi vardır.<em style="box-sizing: inherit;">&nbsp;İslam; namazı,&nbsp;Müslüman ve kâfir arasını ayırt edici bir alamet olarak açıklamıştır.</em>&nbsp;Ne yolculuk, ne savaş, ne hastalık halinde namazda ihmal caiz değildir. Onu terk etmek ve bu konuda tembellik göstermek münafıkların âdetidir. Kul, Rabbine döndüğü zaman kendisine ilk sorulacak şey namazdır. Namaz, Allah’a olan kulluğunu ve kelime-i tevhidin manasını kişiye devamlı hatırlatan bir ibadettir. Namaz, sahibini her türlü çirkinliklerden, fuhşiyattan ve kötülüklerden meneder. Namazın önemi konusunda Kur’an’daki ayetlerden bazılarının sure ve numaralarını verelim: Rum, 31; Bakara, 1-3, 153 ve 238; Nisa, 103; 142; Ankebut, 45 &#8230;</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Müslüman, namaza&nbsp;“Allahü Ekber”&nbsp;ile çağrılır; onunla namaza başlar, namaz süresince sık sık onu tekrarlar. Çünkü Allah, her büyükten daha büyük, her kuvvet ve kudret sahibinden daha yücedir. Kul, her şeyden daha büyük ve aziz olan Allah’a bağlandıkça, O’ndan başka hiç bir kimseden korkmaz. Başkasına kulluk etmekten sakınır.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Oruç, hac, zekat ve diğer bütün ibadetler, imanı takviye eder, nefsi kötülüklerden arındırır, kulu Rabbine bağlar.&nbsp;Oruçta, Allah sevgisini bedenin isteklerine tercih etme hali vardır. Müslümanı, ihlas, irade ve sabır hallerine alıştırma özelliklerini taşır.&nbsp;Zekat,Müslüman için cimrilik ve hasislik hastalığından temizlenmeyi sağlayan mali bir ibadettir. Malın esas sahibinin Allah olduğu, kendisinin ise bir emanetçiden başka biri olmadığını insan zekatla daha iyi kavrar. Zekat, mal sevgisine, Allah rızasını ve sevgisini tercih etmektir. Toplumun muhtaç kesimine hisse ayırmak, böylece sosyal adaletin sağlanmasına hizmet etmektir.&nbsp;Hac ise, Müslümanın ameli eğitimidir. Hac ibadetiyle Müslümanın fiilen açık ve muayyen bir şekilde kulluğunu ortaya koyduğunu görüyoruz. İlim, cihad, iyiliği emir, kötülükleri yasaklamak, sabır, tevekkül, takva, Allah sevgisi ve O’nun azabından korkmak&#8230; gibi emirler, Kur’an’ın üzerinde ısrarla durduğu salih amellerin başında gelir.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />İslam’ın Tebliği<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />İnsanlık tarihi devam ettiği müddetçe, İslam, herkese tebliğ edilmelidir.&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">Bu davet ve tebliğin asıl gayesi,&nbsp;insanları kula kulluktan kurtarıp sadece tek olan Allah’a bağlamaktır.</em>&nbsp;Bu görevi yapacak insanlar mutlaka olmalıdır.</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
“İçinizden insanları hayra çağıracak, iyiliği emredip kötülükten alıkoyacak bir cemaat bulunsun. İşte onlar kurtuluşa erenlerdir.”&nbsp;(Al-i İmran, 3/104)</div>
</blockquote>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
ayet-i kerimesi bu durumu te’yid etmektedir. İslam, herkese, ama özellikle Müslüman geçinenlere götürülmelidir. Çünkü onların İslam bildikleri şeyler İslam değildir. Bu durum mutlaka düzeltilip onlara hakikat gösterilmelidir.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />İslamî davetin gayelerinden biri de, İslam’ı tekeline alıp ona kimseyi ulaştırmayanların elinden İslam’ı alıp herkesin ona ulaşmasını sağlamaktır. İslam, hiç bir gücün tekelinde olamaz. Hiç bir güç İslam’ın bazı ibadetlerini elinin altına alıp zorlaştıramaz. Bunu yapanlar, ister İslam adına yapsınlar, isterse cahiliye adına yapsınlar; her iki durum da Allah’a karşı büyük bir edepsizliktir. Çünkü Allah Teala, kendisine ulaşma yolunda ne kadar engeller varsa kaldırılmasını ister. Hatta o engellere karşı cihadı her Müslümana farz kılmıştır. Ta ki, insanlar saf ve berrak olan İslam’ı kendi istekleriyle tanısınlar, öğrensinler ve onu kabullensinler. İnsanları, insanların hakimiyet ve sultasından, değer verdikleri ağalardan, ağabeylerden, atalardan, babalardan, efendilerden ve bağlanıp kaldıkları âdetlerden kurtarıp, hayatın her safhasında Allah’ın nizam ve hakimiyeti olan İslam’a ulaştırmak&#8230; İşte, İslam budur ve bütün peygamberler de bunun için gönderilmişlerdir.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />İslam’ı Hayata Hâkim Kılmak<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />İnsanlık tarihi boyunca, İslam’ın esas dayanağı olan temel ilke&nbsp;“La ilahe illallah”kaidesidir. Yani&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">uluhiyeti, rububiyeti, saltanat</em>&nbsp;ve&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">hakimiyeti</em>&nbsp;sadece Allah’ a tahsis etmek kuralı. Bu kaide gönülde ve kalpte inaç; duygu ve hareketlerde ibadet; hayat sahasında da kanun ve nizam olarak tezahür etmelidir. Allah’tan başka ilah olmadığına şehadet etmek, böyle kamil bir şekilde olmadıkça Allah’a ve İslam’a saygısızlık yapılmış olur.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Bu kaidenin tatbiki insan hayatının bütünüyle Allah’a yönelmesidir. Böylece insanoğlu bütün işlerinde ve hayatın her safhasında Allah’ın hükmüne müracaat ederek buna tabi olur ve Allah’ın hükmünü kendi düşünce ve görüşüne tercih eder.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Allah’ın hükümlerini insanlara ulaştırıp tebliğ eden Rasülullah (s.a.v.)’dır. Bu kaide ise İslam’ın ilk şartı olan şehadet kelimesinin ikinci rüknünü temsil eder.</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
“Şüphesiz Muhammed (s.a.v.) Allah’ın rasülüdür.”&nbsp;(Fetih, 48/29)</div>
</blockquote>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
İşte İslam’ın dayandığı ve temsil ettiği temel ilkenin ikincisi. Bu kaide bütün yönleriyle hayata tatbik edildiği zaman, en mütekamil bir nizam ortaya çıkar. İşte Allah’ın razı olduğu nizam budur.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />İslam’ın hedefi,&nbsp;cahiyyeyi ortadan kaldırmaktır. Bunun için de yeni ve faal bir kadronun oluşturulması lazımdır. Bu kadro, yaşama tarzıyla, düşünce yapısıyla, sosyal düzeniyle, değer yargısı ve kaynağıyla, kısaca her şeyiyle İslam metoduna uygun hareket eden bir cemaattir. İşte, böyle bir kadro ancak yeniden İslam ümmetini oluşturur ve Allah’ın şu beyanatına mazhar olur:</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
“Siz, insanlar içinden seçilip çıkarılmış en hayırlı bir ümmetsiniz. Çünkü iyiliği emreder, kötülüğe karşı çıkar ve Allah’a inanırsınız.”&nbsp;(Al-i İmran, 3/110).</div>
</blockquote>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
“İşte böylece sizleri mutedil bir ümmet kıldık. İnsanlara şahid (örnek) olasınız ve Peygamber de size örnek olsun diye&#8230;”(Bakara, 2/143)</div>
</blockquote>
<p><b>Kaynak: www.sorularlaislamiyet.com</b></p>The post <a href="https://ateistlerecevap.org/islamiyet-nedir-islamiyet-hakknda-genis/" data-wpel-link="internal">İslamiyet nedir? İslamiyet hakkında geniş bir bilgi.</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ateistlerecevap.org/islamiyet-nedir-islamiyet-hakknda-genis/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Hz.Adem  ve  Hz Havva&#039;nın Nesli nasıl  Devam Etmiştir?</title>
		<link>https://ateistlerecevap.org/hzadem-ve-hz-havvann-nesli-nasl-deva/</link>
					<comments>https://ateistlerecevap.org/hzadem-ve-hz-havvann-nesli-nasl-deva/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ateistlere Cevaplar]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 19 Apr 2017 19:01:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sorular]]></category>
		<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.ateistlerecevap.org/?p=65</guid>

					<description><![CDATA[<p>Değerli kardeşimiz, İnsanlar Hz. Âdem’le Hz. Havva’dan doğarak çoğalmışlardır.&#160;Havva anamız hep ikiz doğum yapıyordu. Bunlardan birisi erkek, diğeri de kızdı. Hz. Âdem, aynı anda doğan ikizleri, bir önce veya bir sonra doğan ikizlerle evlendiriyordu. Habil’le beraber doğan kız çirkin, Kabil’le birlikte doğan kız ise güzeldi. Bu durumda Hz. Âdem, Habil’in, Kabil’le beraber doğan kızla, Kabil’in [&#8230;]</p>
The post <a href="https://ateistlerecevap.org/hzadem-ve-hz-havvann-nesli-nasl-deva/" data-wpel-link="internal">Hz.Adem  ve  Hz Havva'nın Nesli nasıl  Devam Etmiştir?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
<div class="separator" style="clear: both; text-align: center;">
<a href="https://3.bp.blogspot.com/-0KcduXbsfoE/WPezhG5PEbI/AAAAAAAAFqk/HWcTWVbugDcMSvpP_wUMt8aa4qi6I_kbACLcB/s1600/Mezhepler%2B%252815%2529.png" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;" data-wpel-link="external" rel="nofollow external noopener noreferrer"><img loading="lazy" decoding="async" border="0" height="360" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2017/04/Mezhepler281529.png" width="640" /></a></div>
<p></div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Değerli kardeşimiz,</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
İnsanlar Hz. Âdem’le Hz. Havva’dan doğarak çoğalmışlardır.&nbsp;Havva anamız hep ikiz doğum yapıyordu. Bunlardan birisi erkek, diğeri de kızdı. Hz. Âdem, aynı anda doğan ikizleri, bir önce veya bir sonra doğan ikizlerle evlendiriyordu. Habil’le beraber doğan kız çirkin, Kabil’le birlikte doğan kız ise güzeldi. Bu durumda Hz. Âdem, Habil’in, Kabil’le beraber doğan kızla, Kabil’in de Habil’le beraber doğan kızla evlenmesini istedi. Fakat Kabil buna razı olmadı, kendisiyle doğan güzel kızı Habil’e vermek istemeyerek kendisi almak istedi.&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">(bk. Taberi, İbn Kesir, Razî,&nbsp; Maide, 5/27. ayetin tefsiri)</em></div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Hz. Âdem buna müsaade etmedi ve meseleyi Allah’a havale etti. Cenab-ı Hakk&#8217;tan gelen emir üzerine her ikisinin de Allah’a birer kurban takdim etmelerini, hangisinin kurbanı kabul edilirse Kabil’in bacısının ona ait olacağını söyledi. Bunun üzerine Kabil bir demet buğday, Habil de bir koyunu kurban olarak takdim etti. Gökten inen bir ateş Habil’in kurbanını aldı, Kabil’inki olduğu yerde kaldı. Bu durumda Habil haklı çıkmış ve kızı almaya hak kazanmıştı. Fakat Kabil iyice çileden çıkmıştı. Bu hâdise Kur’ân’da şöyle anlatılır:</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343; margin-bottom: 1em;">
“Onlara Âdem’in iki oğluna dair haberi hak ile oku. Onlar birer kurban takdim ettiklerinde, birisinin kurbanı kabul olunmuş, diğeri kabul olunmamıştı. Kurbanı kabul olunmayan diğerine,<em style="box-sizing: inherit;">‘Ben seni öldüreceğim</em>.’ dedi. O da,&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">‘Allah ancak takva sahiplerinin kurbanını kabul eder.’</em>&nbsp;diye cevap verdi.&#8221;</div>
<div style="box-sizing: inherit; margin-bottom: 1em;">
“Habil şöyle devam etti:&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">‘Eğer sen öldürmek için elini bana uzatırsan, ben seni öldürmek için elimi kaldıracak değilim. Çünkü ben âlemlerin Rabbi olan Allah’tan korkarım. Dilerim ki, sen benim günahımı yüklenesin de, cehennem ateşinin ehlinden olasın. Bu da zalimlerin cezasıdır.&#8217;</em>&nbsp;&#8220;</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
“Sonra nefsi, kardeşini öldürmeyi ona kolay ve hoş gösterdi; o da kardeşini öldürüp hüsrana uğrayanlardan oldu. Sonra Allah, kardeşinin cesedini nasıl örteceğini göstermek için, ona, yeri eşeleyen bir kargayı gönderdi. Kabil,&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">‘Yazıklar olsun bana!’&nbsp;</em>dedi.&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">‘Şu karga kadar olup da kardeşimin cesedini örtemedim!’</em>&nbsp;Artık o yaptığına pişmanlık duyanlardan olmuştu.”(Mâide, 5/27-31)</div>
</blockquote>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Hz. Âdem’in çocuklarının birbirleriyle evlenmelerinin dindeki yerine gelince;Hz. Âdem (as)’den Peygamber Efendimize (asm) gelinceye kadar bütün peygamberler hak dini tebliğ etmişlerdir. Dinin temeli olan îman esasları hep aynı kalmıştır. Fakat şeriat dediğimiz, ibadet ve dünyaya ait işlerde Hz. Âdem’den Peygamberimize kadar her devrin icaplarına, insanların ihtiyaçlarına göre bazı hükümler değişerek gelmiştir. Cenab-ı Hak her devrin insanının yaşayışını ve menfaatini gözeterek her ümmete ayrı bir şeriat göndermiştir. Mâide Sûresinin 48. âyetinde bu hususta,&nbsp;“Sizin her biriniz için Biz bir şeriat ve açık bir yol tayin ettik.”&nbsp;buyurulur.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Bediüzzaman da bu meseleyi şöyle izah eder:</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
<em style="box-sizing: inherit;">“Asırlara göre şeriatlar değişir. Belki bir asırda kavimlere göre ayrı ayrı şeriatlar, peygamberler gelebilir ve gelmiştir. Hâtemü’l-Enbiya’dan (a.s.m.) sonra şeriat-ı kübrası (büyük şeriatı) her asırda, her kavme kâfi geldiğinden muhtelif şeriatlara ihtiyaç kalmamıştır.” (Nursi, Sözler, s. 454)</em></div>
</blockquote>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Meselâ, Yahudiler ancak havralarda, sinagoglarda, Hristiyanlar sadece kiliselerde ibadet edebilirlerken, biz Müslümanlar her yerde namaz kılabiliyoruz. Yine sığır ve koyun gibi hayvanların iç yağları Hz. Musa (as)’ın şeriatında haramken, bizim dinimizde helâldir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Hz. Âdem (as) ise ilk insan ve ilk peygamberdir.&nbsp;Allah ona da bir din ve bir şeriat göndermiş ve öğretmişti. O da Allah’ın kendisine gösterdiği şekilde hareket ediyordu. Cenab-ı Hak, Hz. Âdem’in çocuklarının birbirleriyle evlenmesini de bir zaruretten dolayı helâl kılmıştı. Çünkü insan neslinin artması gerekiyordu. Başka insan da olmadığına göre, bir zaruret olarak kardeşlerin birbirleriyle evlenmesi gerekiyordu. Bu âdet bir süre devam etti, fakat insanlar çoğalınca böyle bir evliliğe ihtiyaç ve zaruret kalmadı ve bu tatbikat da kalkmış oldu.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Allah, nasıl ki Hz Adem&#8217;in eğe kemiğinden Hz&nbsp; Havva&#8217;yı O&#8217;na eş olarak yarattıysa, değişik seferde doğan bu kardeşleri de birbirine yabancı suretinde yaratabilir. Daha sonra ise insan nesli çoğaldı ve Allah bundan sonra farklı ikizlerden de olsa kardeş evlenmesini yasakladı.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Bunun helal olması ise temelde Allah&#8217;ın emriyle alakalıdır.&nbsp; Çünkü bir işin kötü olması Allah&#8217;ın yasaklamasından dolayı, iyi olması da emretmesinden ya da serbest bırakmasından dolayıdır.&nbsp; Yani Allah emreder güzel olur, Allah yasak eder kötü olur. Esas olan da budur.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Ayrıca, konuyla ilgili Nisa Suresi 1. Ayet kapsamında yapılmış farklı bir bakış açısı için aşağıdaki açıklamaları da okumanızı tavsiye ederiz:</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
&#8220;Ey insanlar! Sizi bir tek nefisten yaratan ve ondan da eşini yaratan, ikisinden birçok erkek ve kadın üretip yayan Rabbinize itaatsizlikten sakının. Adını anarak birbirinizden dilek ve istekte bulunduğunuz Allah’tan ve akrabalık haklarına riayetsizlikten de sakının. Şüphesiz Allah sizin üzerinizde gözetleyicidir.&#8221;(Nisa, 4/1)</div>
</blockquote>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Ayetin Tefsiri;</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Kur’ân-ı Kerîm’de&nbsp;“Ey insanlar!”&nbsp;hitabının hedef kitlesi yalnızca müminler değil, bütün insanlardır. Bu sebeple âyette&nbsp;“Allah’tan sakının”&nbsp;yerine&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">“Rabbinizden sakının”&nbsp;</em>meâlinde bir ifade kullanılmıştır. Çünkü insanların yaratıcı ile kulluk ilişkisine&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">“Allah ve ilâh”,</em>&nbsp;insan olarak yaratılma ve geliştirilme ilişkilerine ise rab ismi uygun düşmektedir. Zira bu isim, yaratmayı ve yaratılana belli özellikler içinde var oluş imkânı vermeyi ifade etmektedir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Hitabın, arkadan gelecek hükümler bakımından, hiçbir fark gözetmeksizin bütün insanları hedeflemiş olmasının ikinci delili de insanlar arasındaki ilişkilere&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">-biri geniş, diğeri nisbeten dar olan-</em>&nbsp;iki unsuru temel kılmış olmasıdır:</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
a)&nbsp;Bütün insanların asıl maddesi, özü olan&nbsp;“nefis”,</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
b)&nbsp;İlk rahimden (bütün insanların annesi olan Havvâ’nın rahminden) son rahime (her bir insanın annesinin rahmine) kadar gelen rahimler. Yaratanı bir, özü ve aslı bir, ilk oluşta anası babası bir, sonraki oluşlarda da soyu ve ailesi bir olan insanların yalnızca bu birlikten kaynaklanan birtakım hakları ve ödevleri (bu mânada insan hakları) olacaktır, olmalıdır; Nisâ sûresi de bu hakların ve ödevlerin önemli bir kısmını açıklamak üzere gönderilmiştir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
<em style="box-sizing: inherit;">Kur’an’da nefis (çoğulu enfüs),&nbsp;“insan, insanın veya başka bir şeyin kendisi, insanın hayatta iken insan olmasını sağlayan (insanın onun sayesinde, ona sahip olduğu için insan olduğu), ölünce de ebedî varlığını devam ettiren unsuru”&nbsp;</em>mânalarında kullanılmıştır. Bazı âlimler, filozoflar ve sûfîler ruh ile nefsi aynı varlığın iki adı olarak açıklamışlar&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">(meselâ bk. Gazzâlî, İhyâ’, III, 2 vd.),</em>&nbsp;bazıları ise nefis ile ruhu farklı mahiyetler olarak tanımlamışlardır.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
İkinci tanımlamaya göre Allah Teâlâ her bir insan için tıpkı bedeni gibi bir de nefis yaratır, Şah Veliyyullah’ın&nbsp;“neseme”&nbsp;adını verdiği bu nefis, insanın hayatı boyunca yapıp ettiklerine göre mânevî bir yapı ve kişilere göre farklı özellikler kazanır. Ruh ise şahsî değil umumidir; tek bir enerji merkezinden gelip ampülleri aydınlatan elekrik gibidir ve ilâhîdir, Allah’a aittir, halk âlemine değil emir âlemine dahildir, nefis için Allah’ın rızâsına götüren yolu aydınlatır veya onu bu yola çeker.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
İnsanın tabiatında ve yapısında Allah’ın rızâsına aykırı yola çeken güçler de (heyecanlar, güdüler, ihtiyaçlar) vardır, ayrıca şeytanın da işi, insanı Allah yolundan saptırmaya çalışmaktır. İnsan (nefis), aldığı eğitim ve iradesi sayesinde bu iki çekim merkezi arasında mücadele ve imtihan vererek dünya hayatında kulluğunu ve tekâmülünü gerçekleştirmeye çalışır;&nbsp;“emmâre”&nbsp;(kötüye çeken, kötüyü emreden) nefis olmaktan kurtularak,&nbsp;“levvâme”&nbsp;(kendini tenkit eden, kınayan),&nbsp;“mülheme” (ilâhî ilhama mazhar olan),&nbsp;“mutmainne”&nbsp;(şüphelerden ve geçici zevk bağımlılığından kurtularak huzura eren),&nbsp;“râdıye”&nbsp;(Allah’ın takdirine razı olan),&nbsp;“merdıyye”&nbsp;(Allah’ın rızâsına mazhar olan) nefis basamaklarına veya derecelerine tırmanmak için çabalar<em style="box-sizing: inherit;">&nbsp;(Şah Veliyyullah, et-Tefhîmâtü’l-ilâhiyye, I, 222; II, 216 vd.; Hüccetullâhi’l-bâliga, I, 38-40, 58-61).</em></div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Âyette önce&nbsp;“sizi bir tek nefisten yaratan”&nbsp;denilmiş, sonra&nbsp;“ondan da eşini yaratan”&nbsp;buyurulmuştur; insanlardan her birinin babası ve anası bulunduğuna, her birey üreme kanunları çerçevesinde meydana geldiklerine göre burada<em style="box-sizing: inherit;">&nbsp;“nefisten, ondan yaratan”</em>&nbsp;sözünü&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">“onun bir parçasından”</em>&nbsp;(meselâ kaburgasından) şeklinde değil, “onun özünden, ona benzer (misli) olan asıldan ve kökten (buradaki ifadeye göre nefisten) yaratan” şeklinde anlamak gerekir. Nitekim&nbsp;“Onlara ısınıp kaynaşasınız diye size kendi türünüzden (nefislerinizden) eşler yaratıp aranıza sevgi ve şefkat duyguları yerleştirmesi de O’nun kanıtlarındandır”meâlindeki âyette de bu kelime aynı mânada kullanılmıştır (Rûm, 30 / 21). Nahl, 16 /72 ve Şûrâ, 42/11 sûrelerinde de benzer ifadeler vardır.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Bütün bu âyetlerde&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">“nefsinden yaratmak”, “vücudunun bir parçasından yaratmak”</em>&nbsp;mânasında değildir. Buna göre meâli ve numaraları verilen âyetler, Havvâ’nın aslının, Âdem’in kaburgası olduğu şeklindeki yaygın inancın delili olamaz. Havvâ’nın veya kadınların eğri kaburgadan yaratıldığını ifade eden hadisler, kadınla erkeğin tabii (fıtrî) olan ve değişmemesi gereken farklılıklarını ve özelliklerini anlatmak üzere yapılmış bir benzetmedir, mecazî bir anlatımdır. Nitekim bazı rivayetlerde açıkça<em style="box-sizing: inherit;">&nbsp;“Kadın kaburga gibidir.”&nbsp;</em>buyurulmuştur<em style="box-sizing: inherit;">&nbsp;(Buhârî, “Nikâh”, 79, 80; Müsned, V/151).</em>&nbsp;Hadislere göre kadınları erkeklere benzetmeye, tabii özelliklerini yok etmeye kalkışmak, eğimli yaratılmış kaburga kemiğini düz hale getirmeye uğraşmak gibidir. Kaburga ancak kavisli olduğunda uygun, sağlam ve kâmildir, fonksiyonunu yerine getirir; düz olsaydı akciğerin şekline uymaz ve onu koruyamazdı. Şu halde onu düzeltmeye çalışmak bozmaya ve kırmaya çalışmak demektir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Âdem ile Havvâ yaratıldıktan sonra bunlardan birçok erkek ve kadının meydana getirildiği ve yeryüzüne dağıtıldığı ifade buyurulmaktadır. Bazı müfessirler dünyada yalnızca bir erkekle bir kadının bulunduğu bir zamanda bunların çocuklarının nasıl çocuk meydana getirebilecekleri üzerinde durmuş ve<em style="box-sizing: inherit;">&nbsp;“birinci batında ikiz doğan bir erkek ve bir kızın, ikinci batında yine ikiz doğan bir kız ve bir erkekle evlendiklerini, o tarihte başka yolu bulunmadığı için Allah’ın farklı batınlarda doğan kardeşler arasında evlenmeyi câiz kıldığını&#8221;</em>&nbsp;ifade etmişlerdir&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">(Tabâtabâî, IV/146).</em>&nbsp;Bize göre böyle bir tasavvur zaruri değildir; çünkü Allah Teâlâ’nın insanı nasıl yarattığını açıklayan âyetlerde topraktan, çamurdan, nefisten ve Allah’ın ruhundan üflemesiyle yaratıldığı kayıtları ve şekilleri vardır.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Son şekil Hz. İsa (as)&#8217;ın yaratılmasıyla ilgilidir. Meryem, bir erkekle beraber olmadan Allah’ın ruhun dan üflemesi (Enbiyâ 21/91; Tahrîm 66/12) ve bunun açıklaması mahiyetinde olan<em style="box-sizing: inherit;">&nbsp;“ruhun insan şekline bürünüp Meryem’e görünmesi”</em>yle&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">(Meryem, 19/17)</em>&nbsp;hamile kalmış ve Allah’ın ona ulaştırdığı bir&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">“kelimesi”</em>&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">(Nisâ, 4/171)&nbsp;</em>olarak Hz. Îsâ’yı doğurmuştur.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Kezâ Hz. Zekeriyyâ (as) bir zürriyet vermesi için Rabbine dua etmiş, rabbinin de duasını kabul ederek Yahyâ’yı ona vereceğini müjdelemesi üzerine&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">“kendisinin yaşlandığını, eşinin de çocuktan kesildiğini” ifade ederek bunun nasıl olacağını&#8221;</em>&nbsp;sormuştu. Rabbin ona cevabı şöyle olmuştur:</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343; margin-bottom: 1em;">
“İşte böyle; Allah dilediğini yapar.”&nbsp;(Âl-i İmrân, 3/40);</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
“&#8230; O, bana kolaydır; daha önce, sen hiçbir şey değilken seni de yaratmıştım.”&nbsp;(Meryem, 19/9).</div>
</blockquote>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Hz. Âdem (as)’in yaratılmasında ana da yoktur baba da; Hz. İsa (as)&#8217;ın yaratılmasında yalnızca ana vardır; Hz. Yahyâ (as)’ın yaratılmasında ana ve baba vardır, fakat çocuk yapma kabiliyetleri mevcut değildir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Kur’ân-ı Kerîm’de ve sağlam rivayetlerde&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">“kardeşlerin birbiriyle evlendikleri”</em>&nbsp;bilgisi verilmediğine göre ilk yaratılan erkekle kadından birçok erkek ve kadının türetilmesinin nasıl olduğunun bilinmediğini, yukarıda zikredilen şekillerden birisine göre veya bir başka şekilde yaratma ve çoğaltmanın olabileceğini ifade etmek de mümkündür.&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">(bk. Kur’an Yolu, Nisa Suresi 1. Ayetin tefsiri)</em></div>The post <a href="https://ateistlerecevap.org/hzadem-ve-hz-havvann-nesli-nasl-deva/" data-wpel-link="internal">Hz.Adem  ve  Hz Havva'nın Nesli nasıl  Devam Etmiştir?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ateistlerecevap.org/hzadem-ve-hz-havvann-nesli-nasl-deva/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Hepimiz Hz.Havva  ve  Hz.Adem&#039;den geldiğimize göre  Zenci(siyah)-Beyaz  farkı nasıl  orataya çıktı?</title>
		<link>https://ateistlerecevap.org/hepimiz-hzhavva-ve-hzademden/</link>
					<comments>https://ateistlerecevap.org/hepimiz-hzhavva-ve-hzademden/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ateistlere Cevaplar]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 19 Apr 2017 17:47:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sorular]]></category>
		<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.ateistlerecevap.org/?p=66</guid>

					<description><![CDATA[<p>Değerli kardeşimiz, Genelde bütün insanlarda on iki çift, yani yirmi dört adet kaburga vardır. Ancak bazılarında on ikinci kaburgalar tam gelişme göstermeyebilir. O zaman kaburga sayısı tek tarafta on bir, toplamda ise yirmi iki olur. Buna anomali (ayrılık) adı verilir. Bu şekilde anomali, yani normalin dışındaki bir yapı, farklı ırkta değildir. Mesela, bazılarında kalp vücudun [&#8230;]</p>
The post <a href="https://ateistlerecevap.org/hepimiz-hzhavva-ve-hzademden/" data-wpel-link="internal">Hepimiz Hz.Havva  ve  Hz.Adem'den geldiğimize göre  Zenci(siyah)-Beyaz  farkı nasıl  orataya çıktı?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div class="separator" style="clear: both; text-align: center;">
<a href="https://4.bp.blogspot.com/-vBSQUY540H4/WPehUZJHb2I/AAAAAAAAFqU/-g7NbkbrbyUYnNBi-ywEM4m41Q8UeQ0uQCLcB/s1600/Mezhepler%2B%252814%2529.png" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;" data-wpel-link="external" rel="nofollow external noopener noreferrer"><img loading="lazy" decoding="async" border="0" height="360" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2017/04/Mezhepler281429.png" width="640" /></a></div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Değerli kardeşimiz,</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Genelde bütün insanlarda on iki çift, yani yirmi dört adet kaburga vardır. Ancak bazılarında on ikinci kaburgalar tam gelişme göstermeyebilir. O zaman kaburga sayısı tek tarafta on bir, toplamda ise yirmi iki olur. Buna anomali (ayrılık) adı verilir. Bu şekilde anomali, yani normalin dışındaki bir yapı, farklı ırkta değildir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Mesela, bazılarında kalp vücudun sağ tarafında, diğer iç organlar sol tarafında yer almış olabilir. Bazılarında iki kalp, ya da iki mesane bulunabilir. Yine benzer bir durum omurlarda da görülebilir. Normalde dört olan omur sayısı bazılarında beş olabilir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Burada ırk söz konusu değildir. Yani, zencilerin kaburga sayısında bir farklılık söz konusu değildir. Bazı insanlarda görülen bir durumdur. Bunlarla Cenab-ı Hak istediğini istediği şekilde yaratabileceğini göstermektedir. Aslında biz bu anomalilere değil, herkeste bütün aza ve organların nizam ve intizam içinde olmasına hayret etmemiz gerekir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Bu anomali durumlarıyla Cenab-ı Hak bize,&nbsp;&#8220;Allah&nbsp;yaratmanın her çeşidini&nbsp;çok iyi bilendir.”(Yasin, 36/79) ayetinin sırrınca istediğini arzu ettiği tarzda yaratabileceğini göstermektedir.</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
&#8220;Ey insanlar!.. Muhakkak ki, biz sizi bir erkek ile bir dişiden yarattık ve sizleri kabilelere ayırdık ki, birbirinizi tanıyasınız&#8230;&#8221;(Hucurat, 49/13).</div>
</blockquote>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Bu soruya, bir başka soru ile cevap verilebilir: Tek atadan farklı renk ve ırkların ortaya çıkmasına engel nedir? Hem tek atadan gelinir, hem de farklı renk ve ırklar ortaya çıkar. Aslında bu tip sorular, daha ziyade biyolojiyle alakası olmayanlardan gelmektedir. Çünkü, bir biyolog bilir ki, her anne, baba, büyük anne ve büyük babaların karakterleri belli oranlarda yavrularına geçer. Bu oranlar,&nbsp;&#8220;Mendel Kanunları&#8221;&nbsp;adı altında meşhurdur. Cenab-ı Hakk&#8217;ın koyduğu bu kanunlara göre; mesela bir fert boy bakımından yüzde elli ihtimalle annesine, yüzde elli ihtimalle babasına benzeyecektir.&nbsp;<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Ferdin hemen hemen bütün özelliklerinde bu veya buna yakın oranları görmek mümkündür. Lakin, bazı karakterler vardır ki, ortaya çıkmaları, yani bir fertte tesir göstermeleri, bazı şartlara bağlıdır. Nasıl ki, yıldızların görünmesi gecenin gelmesine bağlıdır. Güneş onların görünmelerine mani olur. Bazı çekinik (resessif) karakterler de, baskın (dominant) karakterlerin etkisi altındadır. Çekinik karakterler bu tesirlerden kurtulduğu zaman etkisini gösterecektir. Bu, belki de nesiller sonra mümkün olur.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Günümüzdeki ırkların hepsi ortak bir atadan gelir. Saf ırk mevcut değildir. Söz gelimi, beyaz ırkın bir ferdinden, bir zenci gibi koyu deri rengine sahip fert hasıl olabilir. Ya da bir Çinli&#8217;den, bir Kafkaslı kadar beyaz deriye sahip yavru meydana gelebilir.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Bazıları, zenci ırkın tropiklerdeki yoğun ultraviyole ışınlarına uyum sağlayarak meydana geldiğini iddia ederler. Halbuki bu görüş, Kuzey ve Güney Amerika&#8217;da aynı ışınlara maruz kalanların, niçin siyahlaşmadıkları meselesini izah edememektedir. Son yapılan çalışmalar, deri rengindeki bu farklılığın irsi olduğunu ortaya koymuştur.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Dolayısı ile, ırkların teşekkülünde ortaya çıkan siyahlar, kendileri için zararlı olmayan ışınların bulunduğu sahaya göç etmiştir. Diğer taraftan açık renkli ve mavi gözlü İskandinav ırkı ise, ekvator yakınındaki yoğun ultraviyole ışığından kurtulmak için kuzeye gitmiştir.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Dışarıya kapalı bir kabile düşünün. Çevredeki diğer kabilelerle hiç bir irtibatı olmayan bir grup. Buradaki genetik özellikler, kabile fertlerinin sahip olduğu irsi karakterlerin toplamına eşittir. Belli sınırlar içinde yer alan böyle bir bölge&nbsp;&#8220;gen havuzu&#8221;&nbsp;olarak da adlandırılabilir. Bu gen havuzunda, çekinik karakterler, zamanla melezleme sonucu birbiriyle karışarak, yeni ve değişik karakterler hasıl eder.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Değişik renk ve ırk karakterlerine bu açıdan bakmak gerekir. Kuvvetle muhtemeldir ki, ilk insan Hz. Adem (as)&#8217;in genetik yapısında da çok farklı renk ve ırk özellikleri vardı. Tıpkı bir gen havuzu gibi, muhtelif karakterleri ihtiva ediyordu. Bütün bu karakterlerin bir anda ortaya çıkması elbette mümkün değildi. Zamanla bazı genetik açılımlar sonucu, değişik karakterler meydana geldi. Neticede günümüzdeki farklı fertler hasıl oldu.</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
“Ey insan! İhsanı bol Rabbine karşı seni aldatan nedir? O Allah ki seni yarattı, seni düzgün ve dengeli kılıp, ölçülü bir biçim verdi. Seni istediği her hangi bir şekilde parçalardan oluşturdu.”(İnfitar, 82/6-8)</div>
</blockquote>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
mealindeki ayetlerde, Allah’ın iradesine ve meşietine bağlı olarak, insanların farklı şekillerde yaratıldığına, tasvir edilip şekillendirildiğine işaret edilmektedir.</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
“O&#8217;nun delillerinden biri de, gökleri ve yeri yaratması, lisanlarınızın ve renklerinizin değişik olmasıdır. Şüphesiz bunda bilenler için (alınacak) dersler vardır.”(Rum, 30/22)</div>
</blockquote>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
mealindeki ayette ise, insanların farklı simalara sahip olduklarına işaret edilmiştir.<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />&#8211; Ebu Musa el-Eşarî’nin bildirdiğine göre, Peygamberimiz (asm) şöyle buyurmuştur:</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
“Allah (İlk insan) Adem’i, yeryüzünün bütününden aldığı bir avuç topraktan yarattı. Bu sebepledir ki, Adem’in çocukları / insanlar, bu toprak çeşitleri kadar farklılık gösterdiler. Kimi beyaz, kimi kırmızı-sarışın, kimi zenci, kimi bu renklerin arasındaki tonlarda vücut buldu.”(İbn Kesir, Rum, 30/22. ayetin tefsiri).</div>
</blockquote>The post <a href="https://ateistlerecevap.org/hepimiz-hzhavva-ve-hzademden/" data-wpel-link="internal">Hepimiz Hz.Havva  ve  Hz.Adem'den geldiğimize göre  Zenci(siyah)-Beyaz  farkı nasıl  orataya çıktı?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ateistlerecevap.org/hepimiz-hzhavva-ve-hzademden/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Allah bir ise Kur&#039;an da neden BİZ ifadesi geçer?</title>
		<link>https://ateistlerecevap.org/allah-bir-ise-kuran-da-neden-biz/</link>
					<comments>https://ateistlerecevap.org/allah-bir-ise-kuran-da-neden-biz/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ateistlere Cevaplar]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 19 Apr 2017 15:53:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sorular]]></category>
		<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.ateistlerecevap.org/?p=67</guid>

					<description><![CDATA[<p>Dilerseniz cevabı maddeler halinde öğrenelim: 1-&#160;“Biz” tabiri meliklerin ve sultanların tabiridir. Onlar sözlerine ya da mektuplarına başlarken “Biz ki…” diyerek başlarlar. Zira bu ifadede haşmet ve büyüklük vardır. Allah’ta ezel ve ebedin sultanı ve padişahıdır. Elbette haşmet ve büyüklük ifade eden “Biz” tabirini “Ben” tabirine tercih etmesi azametinin şanındandır. 2-&#160;Allah, Kur’an’ın indirilmesi gibi, meleklerinde içinde [&#8230;]</p>
The post <a href="https://ateistlerecevap.org/allah-bir-ise-kuran-da-neden-biz/" data-wpel-link="internal">Allah bir ise Kur'an da neden BİZ ifadesi geçer?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div class="separator" style="clear: both; text-align: center;">
<a href="https://4.bp.blogspot.com/-f54hlGyeiJc/WPeG6SSfVLI/AAAAAAAAFqE/RNohdjKz44gHt8K367efeZCl4Y3nA6FHgCLcB/s1600/Mezhepler%2B%252813%2529.png" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;" data-wpel-link="external" rel="nofollow external noopener noreferrer"><img loading="lazy" decoding="async" alt="Allah bir ise Kur'an da neden BİZ ifadesi geçer?" border="0" height="360" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2017/04/Mezhepler281329.png" title="Allah bir ise Kur'an da neden BİZ ifadesi geçer?" width="640" /></a></div>
<div style="background-color: white; border: 0px none; color: #333333; font-family: &quot;Droid Sans&quot;, Arial, Verdana, sans-serif; font-size: 13px; list-style: none; outline: none; padding: 1em 0px;">
Dilerseniz cevabı maddeler halinde öğrenelim:</div>
<div style="background-color: white; border: 0px none; color: #333333; font-family: &quot;Droid Sans&quot;, Arial, Verdana, sans-serif; font-size: 13px; list-style: none; outline: none; padding: 1em 0px;">
<strong style="border: 0px none; list-style: none; margin: 0px; outline: none; padding: 0px;">1-</strong>&nbsp;“Biz” tabiri meliklerin ve sultanların tabiridir. Onlar sözlerine ya da mektuplarına başlarken “Biz ki…” diyerek başlarlar.<br />
Zira bu ifadede haşmet ve büyüklük vardır. Allah’ta ezel ve ebedin sultanı ve padişahıdır. Elbette haşmet ve büyüklük ifade eden “Biz” tabirini “Ben” tabirine tercih etmesi azametinin şanındandır.</div>
<div style="background-color: white; border: 0px none; color: #333333; font-family: &quot;Droid Sans&quot;, Arial, Verdana, sans-serif; font-size: 13px; list-style: none; outline: none; padding: 1em 0px;">
<strong style="border: 0px none; list-style: none; margin: 0px; outline: none; padding: 0px;">2-</strong>&nbsp;Allah, Kur’an’ın indirilmesi gibi, meleklerinde içinde bulunduğu ve onların vasıta olduğu işlerde “Biz” der ki, bununla, zatı ile birlikte o icraatta vasıta olan meleğe de işaret edilmiş olur.<br />
Mesela<strong style="border: 0px none; list-style: none; margin: 0px; outline: none; padding: 0px;">&nbsp;“Kur’an’ı biz indirdik”</strong>&nbsp;dediğinde “Biz” ifadesinin açılımıyla ayet şöyle anlaşılır: “Kur’an’ı ben, meleklerim vasıtasıyla habibime indirdim” Ya da&nbsp;<strong style="border: 0px none; list-style: none; margin: 0px; outline: none; padding: 0px;">“Biz gökten bir su indiriyoruz”</strong>&nbsp;denildiğinde, yağmur damlalarını indirmekle görevli olan meleğe de dikkat çekilmek-te, melek de bu ifadeye dâhil olmaktadır.<br />
Ancak bu meleklerin tesirde hiç bir müdahaleleri yoktur. Çünkü tesiri hakiki sahibi ancak Allah’tır.</div>
<div style="background-color: white; border: 0px none; color: #333333; font-family: &quot;Droid Sans&quot;, Arial, Verdana, sans-serif; font-size: 13px; list-style: none; outline: none; padding: 1em 0px;">
<strong style="border: 0px none; list-style: none; margin: 0px; outline: none; padding: 0px;">3-</strong>&nbsp;Genelde yaratılışın anlatıldığı ayetlerde Allah “Ben” der. Mesela “Ben cinleri ve insanları ancak bana ibadet etsinler diye yarattım” ayetinde olduğu gibi.<br />
Ancak yaratılışın anlatıldığı bazı ayetlerde de “Biz” tabiri geçer. Bununla kastedilen ise o anda meleklerin o yaratılışa şahit olduğu ve orada bulunduğudur. Bu ifadeyle Allah kendi sözüne melekleri şahit yapmaktadır.</div>
<div style="background-color: white; border: 0px none; color: #333333; font-family: &quot;Droid Sans&quot;, Arial, Verdana, sans-serif; font-size: 13px; list-style: none; outline: none; padding: 1em 0px;">
Mesela&nbsp;<strong style="border: 0px none; list-style: none; margin: 0px; outline: none; padding: 0px;">“Biz yeri, göğü ve içindekilerini yarattık”</strong>&nbsp;denildiğinde, Allah’ın bu yaratmağı tek başına yaptığı ve bunları yaratırken meleklerin hazır ve şahit olduğu anlaşılır.</div>
<div style="background-color: white; border: 0px none; font-family: &quot;Droid Sans&quot;, Arial, Verdana, sans-serif; list-style: none; outline: none; padding: 1em 0px;">
<b>&#8220;Daha detaylı bilgi için yazının devamını ve sonundaki videoyu izleyin&#8221;</b></div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Değerli kardeşimiz,</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Önce bir hususu belirtelim: Cenab-ı Hak Kur&#8217;ân-ı Kerim&#8217;de, her zaman&nbsp;&#8220;ben&#8221;&nbsp;yerine&nbsp;&#8220;biz&#8221;&nbsp;diye hitap etmiyor. Âyetler hep bu şekilde sıralanmıyor. Yerine göre&nbsp;&#8220;Ben&#8221;, mevzuunun gelişine, meselenin anlatılışına göre hitap tarzları da değişiyor.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Nitekim meallerini vereceğimiz şu âyet-i kerimelere dikkat edilirse bu husus açıkça görülür:</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343; margin-bottom: 1em;">
&#8220;Ey İsrailoğulları! Size ihsan ettiğim nimetlerimi hatırlayın ve son peygambere iman edeceğinize dair bana verdiğiniz sözü yerine getirin ki, ben de size verdiğim sözü yerine getirip mükâfatınızı vereyim. Ve sadece benden korkun.&#8221;<em style="box-sizing: inherit;">&nbsp;(Bakara, 2/40-41)</em></div>
<div style="box-sizing: inherit; margin-bottom: 1em;">
&#8220;Kullarım senden beni sordukları vakit de ki, muhakkak ben çok yakınım. Bana dua ettiği zaman, dua edenin duasına cevap veririm. Öyle ise onlar da benim davetime uysunlar. Bana iman etsinler ki, doğru yolu bulmuş olsunlar.&#8221;<em style="box-sizing: inherit;">(Bakara, 2/186)</em></div>
<div style="box-sizing: inherit; margin-bottom: 1em;">
&#8220;Bana dua edin, icabet edeyim.&#8221;&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">(Mü&#8217;minûn, 23/60)</em></div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
&#8220;Ben cinleri ve insanları ancak bana ibadet etsinler diye yarattım.&#8221;<em style="box-sizing: inherit;">(Zâriyat, 51/56)</em></div>
</blockquote>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Evet, sadece birkaç misal olması bakımından meallerini verdiğimiz bu âyetler gibi daha pek çok âyet-i kerimelerde Yüce Rabbimiz, kendi zâtından&nbsp;&#8220;Ben&#8221;&nbsp;mânâsına gelen zamirlerle ifade etmektedir. Bu âyetlere dikkat edilirse,&nbsp;&#8220;Bana verdiğiniz sözü&#8221;, &#8220;Kabul ederim&#8221;, &#8220;Beni sordukları vakit&#8221;, &#8220;Benden korkun&#8221;&nbsp;gibi ifadelerin, doğrudan Cenab-ı Hakk&#8217;ın zâtıyla ilgili olduğu ve arada hiçbir vasıta kabul etmeyeceği görülür.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
İşte Allah&#8217;ın<em style="box-sizing: inherit;">&nbsp;&#8220;Ben&#8221;&nbsp;</em>diye hitap ettiği âyetlerin büyük ekseriyeti hep zâtıyla ilgilidir;&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">&#8220;Biz&#8221;</em>&nbsp;diye hitap edilen âyet-i kerimelerde ise, umumiyetle arada bir vasıta vardır.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Mesela, Kur&#8217;ân&#8217;ın indirildiğini haber veren bütün âyet-i kerimelerde&nbsp;&#8220;Biz indirdik&#8221;buyurulur. Bütün âyetler vahiy kanalıyla indirildiğine göre, burada Allah ile Peygamber (a.s.m.) arasındaki vasıta, bir melek olan Cebrail (as)&#8217;dir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Yine&nbsp;&#8220;Bulutla gölge yaptık.&#8221;<em style="box-sizing: inherit;">&nbsp;(Bakara, 2/57)</em>&nbsp;gibi âyetlerde işi yaptıran Allah, işi yapan<em style="box-sizing: inherit;">&nbsp;&#8220;Allah&#8217;ın memurları&#8221;&nbsp;</em>mesâbesindeki meleklerdir. Ancak burada, meleklerin&nbsp;&#8220;memur&#8221;&nbsp;olarak vasıflandırılmasını, insanların işlerini kolaylaştırmak için kullanma zorunda kaldıkları memurlarla kıyaslamaktan kaçınmak lâzımdır. İnsanlar acizliklerinden dolayı memur tutuyorlar; Cenab-ı Hak ise kâinatta hükmeden kudretinin icraatını ilân etmek, onlar vasıtasıyla azametini bildirmek için melekleri istihdam ediyor.<br />
<br style="box-sizing: inherit;" /><br />
Zaten birçok müfessirimiz, bu çeşit âyet-i kerimelerde Cenab-ı Hakk&#8217;ın kendi azamet ve kudreti, ulûhiyet ve kibriyâsı ile hitap ettiğini bildirirler. Yâni Cenab-ı Hak, Esmâü&#8217;l-Hüsnâsı ve sıfatlarıyla birlikte hitap ederek, kendi büyüklüğünü ve celâlini bildirmektedir.<br />
<br style="box-sizing: inherit;" /><br />
Meselâ,</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
&#8220;Kur&#8217;ân&#8217;ı kesinlikle biz indirdik, elbette onu yine biz koruyacağız.&#8221;<em style="box-sizing: inherit;">(Hicr, 15/9)</em></div>
</blockquote>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
mealindeki âyet-i kerimenin metninde&nbsp;&#8220;biz&#8221;&nbsp;mânâsına gelen dört kelime vardır. Burada hem Cenab-ı Hakk&#8217;ın kibriya ve azametinin ifadesi bahis mevzuudur, hem de meselenin ehemmiyeti zamirlerle kuvvetlendirilmektedir.<br />
<br style="box-sizing: inherit;" /><br />
Müfessir Ebu&#8217;s-Suûd Efendi,&nbsp;bu âyetin tefsirinde, &#8220;Biz azamet-i şânımız ve uluvv-i cenabımızla Kur&#8217;ân&#8217;ı indirdik&#8221; der.<br />
<br style="box-sizing: inherit;" /><br />
Kevser Sûresinde geçen&nbsp;&#8220;Biz&#8221;&nbsp;mânâsına gelen&nbsp;&#8220;İnnâ&#8221;nın tefsirinde ise Fahrüddin Râzi, &#8220;buradaki &#8216;Biz&#8217;den murad, Cenab-ı Hakk&#8217;ın azametini göstermektir&#8221; der. &#8220;Çünkü Kevser&#8217;i Peygamber Efendimize (a.s.m.) hediye olarak veren, yerin ve göğün sahibi olan Cenab-ı Hak&#8217;tır. Hediye edilen şey de verenin büyüklüğüne göre bir kıymet ve azamet kazanır.&#8221;<br />
<br style="box-sizing: inherit;" /><br />
Bediüzzaman, Bakara Sûresinin 34. âyetinin tefsirinde<em style="box-sizing: inherit;">&nbsp;&#8220;Ben&#8221;&nbsp;</em>mânâsına gelen<em style="box-sizing: inherit;">&nbsp;&#8220;İnnî&#8221;</em>ve&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">&#8220;Biz dedik&#8221;&nbsp;</em>mânâsına gelen&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">&#8220;Kulnâ&#8221;</em>&nbsp;kelimelerini ele alır ve şöyle der:</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
&#8220;Cenab-ı Hakk&#8217;ın halk ve îcat fiilinde vasıtanın bulunmadığına, kelâm ve hitabında vasıtanın bulunduğuna işarettir.&#8221;</div>
</blockquote>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Devamında ise Nisa sûresinin 105. âyetindeki&nbsp;&#8220;Biz&#8221;&nbsp;mânâsına gelen&nbsp;&#8220;nâ&#8221;&nbsp;zamirinin tefsirinde şu hususları dikkate verir:</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
&#8220;Bu âyette azamete delalet eden<em style="box-sizing: inherit;">&nbsp;&#8216;nâ&#8217;</em>&nbsp;zamir-i cem&#8217;i vahiyde vasıtanın bulunduğuna işaret olduğu gibi,<em style="box-sizing: inherit;">&nbsp;&#8216;Allah&#8217;ın sana gösterdiği&#8217;</em>&nbsp;mealindeki cümlede müfred hükmünde olan lafz-ı celâl mânâları ilham etmekte vasıtanın bulunmadığına işarettir.&#8221;<em style="box-sizing: inherit;">&nbsp;</em><em style="box-sizing: inherit;">(İşaratü&#8217;l-îcaz, s. 230)</em></div>
</blockquote>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
O halde, Allah&#8217;ın bazı âyetlerde&nbsp;&#8220;Biz&#8221;&nbsp;diye hitap etmesinden, -hâşâ- Cenab-ı Hakk&#8217;ın birden fazla olduğu akla gelmemelidir. Zaten gelmez de.<br />
<br style="box-sizing: inherit;" /><br />
Bazan biz de kendi yaptığımız bir işten bahsederken bile&nbsp;&#8220;Biz yaptık&#8221;&nbsp;demez miyiz?</div>
<div class="separator" style="clear: both; text-align: center;">
<iframe loading="lazy" allowfullscreen="" class="YOUTUBE-iframe-video" data-thumbnail-src="https://i.ytimg.com/vi/oc1iE4OH5TQ/0.jpg" frameborder="0" height="366" src="https://www.youtube.com/embed/oc1iE4OH5TQ?feature=player_embedded" width="520"></iframe></div>
<div class="separator" style="clear: both; text-align: center;">
</div>
<div class="separator" style="clear: both; text-align: center;">
</div>
<p>&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;&nbsp;<iframe loading="lazy" allowfullscreen="" class="YOUTUBE-iframe-video" data-thumbnail-src="https://i.ytimg.com/vi/y89N43z2hyg/0.jpg" frameborder="0" height="366" src="https://www.youtube.com/embed/y89N43z2hyg?feature=player_embedded" width="520"></iframe></p>
<p></p>
<div class="separator" style="clear: both; text-align: center;">
<iframe loading="lazy" allowfullscreen="" class="YOUTUBE-iframe-video" data-thumbnail-src="https://i.ytimg.com/vi/c5LyPEnyQww/0.jpg" frameborder="0" height="366" src="https://www.youtube.com/embed/c5LyPEnyQww?feature=player_embedded" width="520"></iframe></div>
<p></p>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
</div>The post <a href="https://ateistlerecevap.org/allah-bir-ise-kuran-da-neden-biz/" data-wpel-link="internal">Allah bir ise Kur'an da neden BİZ ifadesi geçer?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ateistlerecevap.org/allah-bir-ise-kuran-da-neden-biz/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Allah kusursuz yaratandır, ancak neden engelli insanlar yaratıyor?</title>
		<link>https://ateistlerecevap.org/allah-kusursuz-yaratandr-ancak-neden/</link>
					<comments>https://ateistlerecevap.org/allah-kusursuz-yaratandr-ancak-neden/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ateistlere Cevaplar]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 18 Apr 2017 16:19:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sorular]]></category>
		<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.ateistlerecevap.org/?p=68</guid>

					<description><![CDATA[<p>Değerli kardeşimiz, Bu soruya iki şekilde cevap vermek mümkündür: 1. Allah mülk sahibidir. Mülkünde istediği gibi tasarruf eder.&#160;Kimse Ona karışamaz ve Onun îcâdına müdâhale edemez. Senin zerratını yaratan, terkibini düzenleyip insanî hüviyeti bahşeden Allah&#8217;tır (c.c). Sen bunları sana lûtfeden Allah&#8217;a daha evvel bir şey vermemişsin ki, Onun karşısında bir hak iddia edebilesin!.. Eğer sen, sana [&#8230;]</p>
The post <a href="https://ateistlerecevap.org/allah-kusursuz-yaratandr-ancak-neden/" data-wpel-link="internal">Allah kusursuz yaratandır, ancak neden engelli insanlar yaratıyor?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div class="separator" style="clear: both; text-align: center;">
<a href="https://2.bp.blogspot.com/-uUZZuPjHiMI/WPY7tzMfQKI/AAAAAAAAFp0/3riSJmb14GM4nltFEJ38XStwBJYH1KvBACLcB/s1600/Mezhepler%2B%252812%2529.png" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;" data-wpel-link="external" rel="nofollow external noopener noreferrer"><img loading="lazy" decoding="async" border="0" height="360" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2017/04/Mezhepler281229.png" width="640" /></a></div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Değerli kardeşimiz,</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Bu soruya iki şekilde cevap vermek mümkündür:</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
1. Allah mülk sahibidir. Mülkünde istediği gibi tasarruf eder.&nbsp;Kimse Ona karışamaz ve Onun îcâdına müdâhale edemez. Senin zerratını yaratan, terkibini düzenleyip insanî hüviyeti bahşeden Allah&#8217;tır (c.c). Sen bunları sana lûtfeden Allah&#8217;a daha evvel bir şey vermemişsin ki, Onun karşısında bir hak iddia edebilesin!..</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Eğer sen, sana verilenler mukâbilinde Allah&#8217;a bir şey vermiş olsaydın,&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">&#8220;Bir göz değil iki göz ver, bir el değil iki el ver!&#8221;&nbsp;</em>gibi iddialarda bulunmaya;&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">&#8220;Niye iki tane değil de bir ayak verdin?&#8221;&nbsp;</em>diye itiraz etmeye belki hakkın olurdu. Halbuki sen Allah&#8217;a (c.c) bir şey vermemişsin ki -hâşâ ve kellâ- Ona adaletsizlik isnadında bulunasın.&nbsp;Haksızlık, ödenmeyen bir haktan gelir.&nbsp;Senin Ona karşı ne hakkın var ki yerine getirilmedi de haksızlık irtikap edildi!..</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Allah Teâlâ Hazretleri seni yokluktan çıkarıp var etmiş: hem de insan olarak&#8230; Dikkat etsen; senden çok daha aşağı yaratılan birçok mahlûkat var ki, pekâlâ onlara bakıp nelere mazhar olduğunu düşünebilirsin.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
2.&nbsp;Cenâb-ı Allah, bazen insanın ayağını alır; onun karşılığında ahirette pek çok şey verir.&nbsp;Ayağını almakla o kimseye aczini, zaafını, fakrını hissettirir. Kalbini kendisine çevirtip, o insanın duygularına inkişaf verirse, çok az bir şey almakla, pek çok şeyler vermiş olur. Demek ki zâhiren olmasa bile, hakikatte bu ona, Allah&#8217;ın lûtfunun ifâdesidir. Tıpkı şehit edip cenneti vermesi gibi&#8230; Bir insan, muharebede şehit olur. Bu şehâdetle mahkeme-i Kübrâ ve Allah&#8217;ın huzurunda, sıddîklerın, sâlihlerin gıpta edeceği bir makama yükselir. Onu gören başkaları&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">&#8220;Keşke Allah bize de harp meydanında şehâdet nasip etseydi!..&#8221;</em>&nbsp;derler. Binâenaleyh, böyle bir insan parça parça da olsa çok şey kaybetmiş sayılmaz. Belki aldığı şey ona nispeten çok daha büyüktür.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Çok nâdir olarak, bazı kimseler, bu mevzûda küskünlük, kırgınlık, bedbinlik ve aşağılık duygusu ile inhiraf etseler bile, pek çok kimselerde bu kabil eksiklikler, daha fazla, Allah&#8217;a teveccühe vesile olmuştur. Bu itibarla bir kısım kimselerin, bu meseledeki kayıplarının serrişte edilmesi yerinde değildir. Bu mevzûda esas olan, ebede namzet insanların ruhlarında o âleme âit iştiyâkı uyarmaktır.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
<div class="separator" style="clear: both; text-align: center;">
<iframe loading="lazy" allowfullscreen="" class="YOUTUBE-iframe-video" data-thumbnail-src="https://i.ytimg.com/vi/jIXyhiHo-I4/0.jpg" frameborder="0" height="366" src="https://www.youtube.com/embed/jIXyhiHo-I4?feature=player_embedded" width="520"></iframe></div>
</div>
<p>
&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;&nbsp;<iframe loading="lazy" allowfullscreen="" class="YOUTUBE-iframe-video" data-thumbnail-src="https://i.ytimg.com/vi/HpuCG2S35O4/0.jpg" frameborder="0" height="366" src="https://www.youtube.com/embed/HpuCG2S35O4?feature=player_embedded" width="520"></iframe></p>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
</div>The post <a href="https://ateistlerecevap.org/allah-kusursuz-yaratandr-ancak-neden/" data-wpel-link="internal">Allah kusursuz yaratandır, ancak neden engelli insanlar yaratıyor?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ateistlerecevap.org/allah-kusursuz-yaratandr-ancak-neden/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Hristiyan Ülkede Doğanın Suçu ne?Adaletsizlik Değil mi?</title>
		<link>https://ateistlerecevap.org/hristiyan-ulkede-dogann-sucu/</link>
					<comments>https://ateistlerecevap.org/hristiyan-ulkede-dogann-sucu/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ateistlere Cevaplar]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 17 Apr 2017 11:46:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sorular]]></category>
		<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.ateistlerecevap.org/?p=69</guid>

					<description><![CDATA[<p>&#8220;Yazıya başlamadan önce şu resmi sizlerle paylaşmak istiyorum ve yazının sonundaki konu ile alakalı linklere bakmanızı ve videoyu kesinlikle izlemenizi öneriyorum&#8221; Değerli kardeşimiz, &#8211; İslamiyeti hiç duymayan veya duysa da yanlış şekilde duyanlar sorumlu olmazlar, bunlar fetret kapsamına girerler ve cennetliktirler. &#8211; İslam’da -ayet ve hadislerin verdiği bilgiye göre- Allah’a karşı sorumlu olmak için üç [&#8230;]</p>
The post <a href="https://ateistlerecevap.org/hristiyan-ulkede-dogann-sucu/" data-wpel-link="internal">Hristiyan Ülkede Doğanın Suçu ne?Adaletsizlik Değil mi?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div class="separator" style="clear: both; text-align: center;">
<a href="https://3.bp.blogspot.com/-b0BaLuRTEWU/WPSpyA-rteI/AAAAAAAAFpI/ZtSpnxaXvd4bbJ90dDqOwykwCyKc3lzTwCLcB/s1600/Mezhepler%2B%252811%2529.png" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;" data-wpel-link="external" rel="nofollow external noopener noreferrer"><img loading="lazy" decoding="async" alt="Hristiyan Ülkede Doğanın Suçu ne?Adaletsizlik Değil mi?" border="0" height="360" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2017/04/Mezhepler281129.png" title="Hristiyan Ülkede Doğanın Suçu ne?Adaletsizlik Değil mi?" width="640" /></a></div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
</div>
<div style="box-sizing: inherit; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; margin-bottom: 1em;">
<b>&#8220;Yazıya başlamadan önce şu resmi sizlerle paylaşmak istiyorum ve yazının sonundaki konu ile alakalı linklere bakmanızı ve videoyu kesinlikle izlemenizi öneriyorum&#8221;</b></div>
<div class="separator" style="clear: both; text-align: center;">
<a href="https://3.bp.blogspot.com/-QAfxbB28UeA/WPSqTow5-LI/AAAAAAAAFpQ/onQqzzRiX8IWem0t2M0ac2sk6lgYPAESACLcB/s1600/10661931_1522404974664407_6403132434956416981_o.png" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;" data-wpel-link="external" rel="nofollow external noopener noreferrer"><img loading="lazy" decoding="async" border="0" height="320" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2017/04/10661931_1522404974664407_6403132434956416981_o.png" width="400" /></a></div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Değerli kardeşimiz,</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
&#8211; İslamiyeti hiç duymayan veya duysa da yanlış şekilde duyanlar sorumlu olmazlar, bunlar fetret kapsamına girerler ve cennetliktirler.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
&#8211; İslam’da -ayet ve hadislerin verdiği bilgiye göre- Allah’a karşı sorumlu olmak için üç temel husus vardır: Bunlar&nbsp;akıl, büluğ/erginlik ve tebliğin duyulması.<br />
<br style="box-sizing: inherit;" /><br />
Buna göre;<br />
<br style="box-sizing: inherit;" /><br />
&#8211; Akıllı olmayanlar,&nbsp;ister mümin bir ailede, ister kâfir bir çevrede yaşasın, asla sorumlu değildir.<br />
<br style="box-sizing: inherit;" /><br />
&#8211; Yine,&nbsp;büluğ/erginlik çağına gelmemiş&nbsp;bir çocuk ister müslüman bir ailenin, ister kâfir bir ailenin çocuğu olsun hiç bir eyleminden dolayı sorumlu tutulmaz.<br />
<br style="box-sizing: inherit;" /><br />
&#8211; Keza,&nbsp;Allah’ın gönderdiği vahyi ve peygamberin tebliğini duymamış&nbsp;hiç bir kimse yaptıklarından sorumlu değildir.<br />
<br style="box-sizing: inherit;" /><br />
“Bir elçi/peygamber göndermeden kimseye azap edecek değiliz.”&nbsp;(İsra, 17/15) mealindeki ayette bu husus açıkça vurgulanmıştır.<br />
<br style="box-sizing: inherit;" /><br />
Meşhur alimlerden&nbsp; Katade de söz konusu ayeti yorumlarken şunları söylemiştir: Allah, daha önce -elçiler vasıtasıyla- Allah’tan bir haber almadan, O’ndan -uyarıcı veya müjdeleyici mahiyette bir açıklama gelmeden hiç kimseye azap etmez. Çünkü O, ancak suçları sebebiyle insanları cezalandırır. Bir peygamber gelmeden bir emir ve yasak söz konusu değil ki, ona muhalefet etmekten bir suç söz konusu olsun. (bk. Taberî, 17/15. ayetin tefsiri)<br />
<br style="box-sizing: inherit;" /><br />
&#8211; Allah mülkün yegâne sahibi olarak hiç kimseye verecek bir hesabı yoktur. Çünkü mülkün sahibi mülkünde dilediği gibi tasarruf hakkına sahiptir. Bununla beraber,<br />
<br style="box-sizing: inherit;" /><br />
“Kim doğru yolu seçerse, kendisi için seçmiş olur; kim de doğru yoldan saparsa, kendi aleyhinde sapmış olur. Hiçbir kimse başkasının günah yükünü taşımaz. Biz peygamber göndermediğimiz hiçbir halkı cezalandırmayız.”&nbsp;(İsra, 17/15) mealindeki ayette ifade edildiği üzere, Allah sonsuz merhamet ve ihsanıyla, Hak isminin gereği olarak, insanlar için ezelî yasayla lütfetmiş olduğu hak ve hukukun özellikle altını çizmiş ve açıkça buna vurgu yapmıştır.<br />
<br style="box-sizing: inherit;" /><br />
“İşte bu, sizin ellerinizle işlediğiniz günahların karşılığıdır. Çünkü Allah kullarına haksızlık edecek değildir”&nbsp;(Ali İmran, 3/182) mealindeki ayet ve benzerlerindeki “Allah tarafından kullarına haksızlık ve zulmün yapılamayacağı”na dair ifadelerde de Allah’ın kendi iradesiyle kullarına lütfettiği hak-hukukun varlığına ve onun da bizzat bu hak-hukuku gözettiğine işaret edilmektedir.<br />
<br style="box-sizing: inherit;" /><br />
Bediüzzaman hazretlerinin -eserlerinin bir çok yerlerinde olduğu gibi- şu ifadelerinde de sonsuz adalet ve merhametinin gereği olarak kendine bir görev saydığı hak ve hukuklarına riayet etmediği takdirde bunu bir nevi haksızlık ve zulüm saydığına işaret edilmiştir:<br />
<br style="box-sizing: inherit;" /><br />
“&#8230;(ölümden sonra yeni bir hayat olmalı ki ) o Bâki olan Rabb&#8217;in mezkûr hakikî dostları ve müştakları idam-ı ebedîden kurtulsun ve o dostların en büyüğü ve en kıymettarı, bütün kâinatı memnun ve minnettar eden kudsî hizmetlerinin mükâfatını görsün ve&nbsp;Sultan-ı Sermedî&#8217;nin kemalâtı naks u kusurdan ve kudreti acizden ve hikmeti sefahetten ve adaleti zulümden tenezzüh ve takaddüs ve teberri etsin.Elhasıl: Madem Allah var, elbette âhiret vardır&#8230;” (Sözler/onuncu söz/Zeylin birinci parçası)<br />
<br style="box-sizing: inherit;" /><br />
&#8211; Sözün özeti: Bir insan Allah’ın gönderdiği mesajı makul bir sebepten ötürü alamamışsa, bu kimse sorumlu olmaz.<br />
<br style="box-sizing: inherit;" /><br />
&#8211; Ancak kimin makul bir sebepten ötürü -söz gelişi- İslam’ın mesajını alıp almadığını tespit etmek bizim gücümüzün, bilgi kapsamı alanımızın&nbsp; dışındadır.&nbsp;“Her doğan çocuk fıtrat dini olan İslam’ı kabul edebilecek bir kabiliyette doğar. Sonra annesi, babası, çevresi, onu Yahudî, Hıristiyan, Mecusî yaparlar.”&nbsp;(Buhârî, cenâiz 92; Ebû Dâvut, sünne 17; Tirmizî, kader 5) manasına gelen hadisin ifadesine göre, aklın yanıltılabileceği ve yanılabileceğini göstermektedir.<br />
<br style="box-sizing: inherit;" /><br />
Aklını yanıltılabilecek bir atmosfere sokan kimsenin sorumlu olmaması düşünülemez. Bu sebeple, -bir kısmını bilsek bile- genel olarak İslam’ın mesajını alıp almadığı konusunda kimin gerçekten makul bir mazerete sahip olup olmadığını tespit etmemiz imkân haricindedir.<br />
<br style="box-sizing: inherit;" /><br />
O halde bize düşen Allah’ın şu ilkesine itimat edip bağlı kalmaktır: Allah adildir, hiç kimseye zulmetmez. Öyleyse, Allah kimi cehenneme koyarsa, bu mutlaka adil bir hükümdür. Dolayısıyla, böyle bir kimse İslam’ı kabul etmemekte makul bir mazerete sahip değildir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; margin-bottom: 1em;">
<a href="https://www.ateistlerecevap.org/2017/01/islamdan-haberi-olmayanlarn-sorumlulugu.html" target="_blank" rel="noopener noreferrer" data-wpel-link="internal">İslam&#8217;dan hiç haberi olmayanların hükmü ne?</a></div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; margin-bottom: 1em;">
</div>
<div class="separator" style="clear: both; text-align: center;">
<iframe loading="lazy" allowfullscreen="" class="YOUTUBE-iframe-video" data-thumbnail-src="https://i.ytimg.com/vi/xqRf7Tjhu2w/0.jpg" frameborder="0" height="366" src="https://www.youtube.com/embed/xqRf7Tjhu2w?feature=player_embedded" width="520"></iframe></div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; margin-bottom: 1em;">
</div>The post <a href="https://ateistlerecevap.org/hristiyan-ulkede-dogann-sucu/" data-wpel-link="internal">Hristiyan Ülkede Doğanın Suçu ne?Adaletsizlik Değil mi?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ateistlerecevap.org/hristiyan-ulkede-dogann-sucu/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İslam&#039;da küçük yaşta evlilik?</title>
		<link>https://ateistlerecevap.org/islamda-kucuk-yasta-evlillik/</link>
					<comments>https://ateistlerecevap.org/islamda-kucuk-yasta-evlillik/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ateistlere Cevaplar]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 17 Apr 2017 09:45:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sorular]]></category>
		<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.ateistlerecevap.org/?p=70</guid>

					<description><![CDATA[<p>&#8220;Önce yazının sonundaki videoları izlemenizi tavsiye ederiz.&#8221; Soru 1:&#160;Talak Suresi 4. ayetinde geçen &#8220;Adet görmeyenler hususunda tereddüt ederseniz, onların bekleme süresi üç aydır.&#8221; hususunu açıklar mısınız? İslam&#8217;da evlilik yaşı kaçtır? Değerli kardeşimiz, 1)&#160;“Kadınlarınızdan âdetten kesilenlerin iddetinde tereddüt ederseniz, onların iddet süreleri üç aydır. Henüz âdet görmeyenlerin de süreleri böyledir.”(Talak, 65/4) mealindeki ayette yer alan&#160;“Henüz âdet [&#8230;]</p>
The post <a href="https://ateistlerecevap.org/islamda-kucuk-yasta-evlillik/" data-wpel-link="internal">İslam'da küçük yaşta evlilik?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div class="separator" style="clear: both; text-align: center;">
</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
<div class="separator" style="clear: both; text-align: center;">
<a href="https://1.bp.blogspot.com/-k0n2VHnlLug/WPSRDdb1quI/AAAAAAAAFo4/X8F7u-mXEjMxh0UCQPuLBmWfygapwVbhwCLcB/s1600/Mezhepler%2B%252810%2529.png" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;" data-wpel-link="external" rel="nofollow external noopener noreferrer"><img loading="lazy" decoding="async" border="0" height="360" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2017/04/Mezhepler281029.png" width="640" /></a></div>
<p></div>
<div style="box-sizing: inherit; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; margin-bottom: 1em;">
&#8220;Önce yazının sonundaki videoları izlemenizi tavsiye ederiz.&#8221;</div>
<div style="box-sizing: inherit; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; margin-bottom: 1em;">
<b style="font-size: 15.4px;">Soru 1:&nbsp;</b><b>Talak Suresi 4. ayetinde geçen &#8220;Adet görmeyenler hususunda tereddüt ederseniz, onların bekleme süresi üç aydır.&#8221; hususunu açıklar mısınız? İslam&#8217;da evlilik yaşı kaçtır?</b></div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Değerli kardeşimiz,</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
1)&nbsp;“Kadınlarınızdan âdetten kesilenlerin iddetinde tereddüt ederseniz, onların iddet süreleri üç aydır. Henüz âdet görmeyenlerin de süreleri böyledir.”(Talak, 65/4) mealindeki ayette yer alan&nbsp;“Henüz âdet görmeyenlerin de süreleri böyledir.”&nbsp;ifadesi, âdet görmemiş kız çocuklarının da evlendirilebileceğini göstermektedir.<br />
<br style="box-sizing: inherit;" /><br />
Kur’an’ın açık ifadesinden sonra, bunda tereddüt etmek mümkün değildir. Tarih boyunca ve bugün de onlarca kızın on-on iki yaşlarında evlenmeleri bir vakıa olarak ortada duran bir realitedir.<br />
<br style="box-sizing: inherit;" /><br />
Ayette&nbsp;“Henüz âdet görmeyenlerin de süreleri böyledir.”&nbsp;ifadesinden makul bir yaşta olduğu halde âdet görmeyenleri anlamak gerekir. Örneğin, bir kadın on beş-on sekiz yaşında olduğu halde âdet görmeyebilir ve buna rağmen evlenmiş olabilir. Ayette böyle bir durumdaki kadının iddet süresine de bir ayarlama getirilmiştir. Bu makul sınırı ise toplumun örf ve adetleri belirler. Eğer İslam belli bir yaş sınırı getirseydi, bu insanlar için bir sıkıntı oluşturabilirdi.<br />
<br style="box-sizing: inherit;" /><br />
Eğer biz ayetteki ifadeden&nbsp;“makul”&nbsp;bir yaş sınırı algılama cihetine gitmezsek, bu takdirde bir yaşındaki çocuğun da evlenebileceğine hükmetmemiz gerekir ki, bunun yanlış olduğu ortadadır.<br />
<br style="box-sizing: inherit;" /><br />
2)&nbsp;Eskiden beri çok değişik yaşta evlilikler ve zifafa girmeler söz konusudur. İslam’da bu iş, insanların vicdanlarına ve tecrübelerine bırakılmıştır. İnsanlık camiasında -sapık olanlar hariç- çocuk yaştaki kız çocuklarına karşı şehevî duyguların kabarmaması Allah’ın insanların vicdanlarına yerleştirdiği fıtrî bir sinyaldir. Bu sinyalin ışığında denilebiliri ki, altı-yedi yaş grubuyla zifafa girmenin insanlığa yakışmayan bir tutum olduğu vicdanlarda hissedilen bir gerçektir.<br />
<br style="box-sizing: inherit;" /><br />
Kaynaklarda bildirildiğine göre, kadınlar dokuz yaşında da erginlik çağına girmiş olabilir. Zifafa girmek için kadının yapısı da önemlidir. Belki de asgarî sınırı on iki yaş olarak görülebilir, on beş-on sekiz yaşı gerekli değildir. Fakat bölgelerin örf ve adetlerinin de bunda rolü vardır. Ancak çağımızda tıbbî açıdan, sağlığa en uygun zamanın tespit edilmesi en uygun olanıdır.<br />
<br style="box-sizing: inherit;" /><br />
İslam alimlerinin kabul ettiği görüşe göre, erginlik çağının tespiti, kadınlar için âdet görmek, erkekler için de ihtilamdır. Kadın için âdetin başlangıcı dokuz yaş, (erkekler için on iki yaş) civarıdır. Bu duruma girmiş kadın ve erkekler, ergin ve mükellef kabul edilir. Bu haller görülmediği takdirde, erginlik çağı on beş yaş&nbsp; olarak kabul edilir.(bk. Reddu’l-muhtar, 1/306-307; Cezerî, el-Fıkhu ala’l-mezahibi’l-arbaa, 1/123-127; Zuhaylî, a.g.e, 1/456).<br />
<br style="box-sizing: inherit;" /><br />
Yaş itibariyle erginlik çağını kadınlar için on yedi, erkekler için on sekiz-on dokuz yaşları kabul eden alimler de vardır.(bk. Mebsut, 7/260-şamile).<br />
<br style="box-sizing: inherit;" /><br />
Sıcak bölgelerde erginlik çağı ve evlenme yaşı, diğer bölgelere göre daha önceden başlar.<br />
<br style="box-sizing: inherit;" /><br />
3)&nbsp;Yukarıda da ifade edildiği üzere İslam’da evlilik için belli bir yaş sınırı koymamış, ancak bunu insanların makul göreceği örf-âdetlerine bırakmıştır. Çünkü, gebe kalmaya kabiliyeti olamayacak kadar küçük olan kızlara karşı şehevî duyguyu vermemiş ve insanları bu fıtrî sinyalle belli bir zemine oturtmuştur.<br />
<br style="box-sizing: inherit;" /><br />
Alimlerin büyük çoğunluğuna göre, âdet görmenin ilk sınırı dokuz yaştır. Âdet görmek, artık ceninin / çocuğun barınabileceği bir ortamın hazırlandığı anlamına gelir. Bu tekvinî / biyolojik hazırlık, aynı zamanda âdet gören kadının evlenmeye müsait olduğunu gösteren ontolojik bir belgedir. Bununla beraber, nikah akdini kıymak zifafa girmek manasına gelmez. Örneğin bir yaşındaki bir çocuğun nikahı da kıyılabilir ve bu akit sahihtir.<br />
<br style="box-sizing: inherit;" /><br />
4) “Mısır’da beş yaşındaki bir kızla evlenme”&nbsp;iddiası bize pek doğru gelmiyor. Çünkü, beş yaşındaki kızını evlendirecek bir babanın varlığını düşünemiyoruz. Şayet nikahlasa bile bu çocukla zifafa girecek kadar insanlıktan uzaklaşmış bir kocayı da düşünemiyoruz. Sapıklık meselesi konumuzun dışındadır. Bu tür olayların her yerde olduğu bilinmektedir. Fakat bu davranışı sergileyenlerin sapık-psikopat olduklarına dair kimsenin şüphesi yoktur.</div>
<div style="box-sizing: inherit; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
<b>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;-</b><br />
<b style="font-size: x-large;">Hz. Aişe kaç yaşında evlenmiştir?&nbsp;(Cevap:1)</b></p>
<div style="border: 0px; color: #5f5f5f; font-family: Arial, Helvetica, sans-serif; font-size: 14px; font-stretch: inherit; font-variant-numeric: inherit; line-height: inherit; margin-bottom: 15px; padding: 0px; vertical-align: baseline;">
Bu konuya değinmemizin amacı ne Hz. Aişe’nin yaşını bahane ederek Efendimiz’e saldıran bahtsızlara, ne de kendi sınır tanımaz şehvetlerine buradan bir kılıf bulmaya çalışanlara cevap vermektir. Tek amacımız bu konuda kaynaklarımız arasında var olan gerçekleri tespit edip, bunu sizlerle paylaşmaktır.</div>
<div style="border: 0px; color: #5f5f5f; font-family: Arial, Helvetica, sans-serif; font-size: 14px; font-stretch: inherit; font-variant-numeric: inherit; line-height: inherit; margin-bottom: 15px; padding: 0px; vertical-align: baseline;">
Bir ilim ve irfan abidesi olan Hz. Aişe validemiz söz konusu olduğunda genel kanı onun Efendimiz’le 6–7 yaşlarında nişanlandığı ve 9–10 yaşlarında ise evlendiği yönündedir. Bu kadar küçük yaşta evlenmesine yapılan itirazlara ise savunmacı bir üslup ile bölgeye has iklim şartlarının kız çocuklarının erken yaşta buluğa ermesi olarak gösterilir. Gerçekte böylemidir? Sahi, Hz. Aişe validemiz, Hücre-i Saadet’e gelin olarak geldiğinde 9–10 yaşlarında mıydı? Savunmaya ve gizlemeye ihtiyaç duymadan kaynaklarımıza müracaat ettiğimizde, Aişe validemizin gerçek yaşını bulmamız açısından elimizin altında onlarca delil olduğunu görürüz. Gelin, yerimiz nispetinde bunlardan hiç değilse bir kaçına değinmeye çalışalım.</div>
<div style="border: 0px; color: #5f5f5f; font-family: Arial, Helvetica, sans-serif; font-size: 14px; font-stretch: inherit; font-variant-numeric: inherit; line-height: inherit; margin-bottom: 15px; padding: 0px; vertical-align: baseline;">
Hz. Aişe validemiz Efendimiz ile nişanlanmadan önce, Allah Resulü’nü Taif dönüşü himayesine alan Mekke’nin sayılı tüccarlarından biri olan Mut’im ibn Adiyy’in oğlu Cübeyr ibn Mut’im ile nişanlıydı. Eğer Hz. Aişe’nin 9 yaşında Efendimiz ile evlendiğini kabul edersek, 6-7 yaşında Efendimiz ile nişanlanmış olduğunu ve bu olaydan birkaç sene önce de Cübeyr ile nişanı bozduğunu söylemiş oluruz. Böyle bir iddia ise Hz. Aişe’nin Cübeyr ile nişanlandığında 5–6 yaşlarında olduğunu kabul etmek anlamına gelir ki, bununda açıklanacak hiçbir tarafı olmaz. Ama biz biliyoruz ki, İslam’ı davetin yankıları Mekke’de yayılmaya başladığında Mut’im: “Ben Muhammed’e inanan bir adamın kızını evime gelin olarak almam” diyerek nişanı geri atmış ve bu olaydan birkaç sene sonra da Efendimiz, Hz. Aişe ile nişanlanmıştır.</div>
<div style="border: 0px; color: #5f5f5f; font-family: Arial, Helvetica, sans-serif; font-size: 14px; font-stretch: inherit; font-variant-numeric: inherit; line-height: inherit; margin-bottom: 15px; padding: 0px; vertical-align: baseline;">
Diri diri kız çocuklarını toprağa gömen cahiliye Arapları genel itibari ile kız çocuklarının yaşlarını tutmazlardı. Toplumun tüm kınamasına rağmen kızlarını gömmeyip onları büyütenler, çocukları buluğa erdiklerinde Daru’n-Nedve’de bir tören düzenler ve kızlarının artık büyüdüğünü halka ilan ederlerdi. Eğer bu uygulamayı esas alırsak, Hz. Aişe’nin 9 yaşında evlendiği iddiasını, “9 yıldır ay hali görüyordu” şeklinde anlamak gerekecektir. 9 yıldır ay hali görmesi ve bir 9 yılda çocukluk dönemini dikkate alınca, Hz. Aişe validemiz evlendiğinde 18 yaşlarında bir genç kız olduğu anlaşılacaktır.</div>
<div style="border: 0px; color: #5f5f5f; font-family: Arial, Helvetica, sans-serif; font-size: 14px; font-stretch: inherit; font-variant-numeric: inherit; line-height: inherit; margin-bottom: 15px; padding: 0px; vertical-align: baseline;">
Hz. Aişe validemiz yıllar sonra Mekke’nin ilk dönemlerinde inen bir sûre olan, Kıyamet Sûresinin iniş zamanı sorulduğu zaman: “ Ben Mekke’de sokaklarda oynayan bir çocuk iken Kıyamet Sûresinden şu ayetler nazil oldu” diye cevap vermesi, onun yaşını tespit etmemiz açısından önemli bir işarettir. Bu sûrenin Nübüvvetin 3. yada 4. yılında nazil olduğunu hatırlarsak, Aişe validemizin de oyun oynayacak ve dile getirilen sûreyi aklında tutacak bir yaşta olması gerektiğini de dikkate alırsak; o günlerde en az 6–7 yaşlarında olması icap edecektir. Hz. Aişe’nin Efendimiz ile evliliğinin Nübüvvetin 13. yılında gerçekleştiğini hatırlarsak, demek ki; bu evlilik Kıyamet Sûresinin nazil olmasından yaklaşık 10 yıl sonra olduğunu kabul etmek zorunda kalacağız. Böyle olunca da Aişe validemizin evlendiği zaman yaşının en az 17 yada 18 olduğu anlaşılacaktır.</div>
<div style="border: 0px; color: #5f5f5f; font-family: Arial, Helvetica, sans-serif; font-size: 14px; font-stretch: inherit; font-variant-numeric: inherit; line-height: inherit; margin-bottom: 15px; padding: 0px; vertical-align: baseline;">
Birçok tarihi kaynak Aişe validemiz ile ablası Esma arasındaki yaş farkının 10 olduğunu söylerler. Hicretin 73. yılında 100 yaşında vefat etmiş olan büyük İslam kadını Hz. Esma hicret sırasında 27-28 yaşlarında idi. Eğer o bu yaşlarda idiyse ve Aişe validemizden de 10 yaş büyük idiyse, demek ki Hz. Aişe’de hicret sırasında 18 yaşlarında idi.</div>
<div style="border: 0px; color: #5f5f5f; font-family: Arial, Helvetica, sans-serif; font-size: 14px; font-stretch: inherit; font-variant-numeric: inherit; line-height: inherit; margin-bottom: 15px; padding: 0px; vertical-align: baseline;">
Bugün hadis kitaplarımızda yer alan ve Hz. Aişe Validemiz’in Mekke yıllarıyla ilgili olarak anlattığı bazı rivayetler, onun yaşını tespit edebilmemize yardımcı olacak niteliktedir. Bunlardan birkaçına değinirsek, mesela; Risâletten kırk yıl önce gerçekleşen ve tarih belirlemede bir ölçü olarak kabul gören Fil hadisesinden geriye kalan iki kişiyi Mekke’de dilenirken gördüğünü söylemesi; Mekke’nin en sıkıntılı günlerinde Allah Resûlü’nün sabah-akşam kendi evlerine geldiğini ve bu sıkıntılara dayanamayan babası Hz. Ebû Bekir’in de Nübüvvetin 5. veya 6. yılında Habeşistan’a hicret teşebbüsünde bulunduğunu detaylarıyla birlikte anlatması; ilk defa namazın ikişer rekat farz kılındığını, mukim olanlar için daha sonraları onun dört rekata çıkarıldığını, ancak sefer durumlarında yine iki rekat olarak bırakıldığını ifade etmesi gibi rivayetler onun yaşı konusunda bize ip uçları verecek niteliktedir.</div>
<div style="border: 0px; color: #5f5f5f; font-family: Arial, Helvetica, sans-serif; font-size: 14px; font-stretch: inherit; font-variant-numeric: inherit; line-height: inherit; margin-bottom: 15px; padding: 0px; vertical-align: baseline;">
Hz. Aişe validemizin doğum tarihindeki ihtilafların bir benzeri vefat tarihinde de görülmektedir. Ama biz bazı detayları ve rivayetler arasındaki ilişkileri dikkate alırsak, onun Hicri 58. yılda, 74 yaşlarında vefat ettiğini kabul edebiliriz. Eğer o 74 yaşında vefat etti ise, Efendimiz’den sonra 48 yıl dul olarak yaşadı ise, Allah Resulü ile evliliği de 9 yıl sürdü ise; demek ki, Aişe validemiz, Efendimiz Daru’l-Beka’ya hicret ettiğinde 26, evlendiğinde ise 17–18 yaşlarında idi.</div>
<div style="border: 0px; color: #5f5f5f; font-family: Arial, Helvetica, sans-serif; font-size: 14px; font-stretch: inherit; font-variant-numeric: inherit; line-height: inherit; margin-bottom: 15px; padding: 0px; vertical-align: baseline;">
İşte burada ancak birkaçına yer verebildiğimiz delilerden anlaşılacağı gibi, bilinenin aksine Hz. Aişe validemizin evlilik yaşı 9 veya 10 değil, 18’dir.</div>
<div style="border: 0px; color: #5f5f5f; font-family: Arial, Helvetica, sans-serif; font-size: 14px; font-stretch: inherit; font-variant-numeric: inherit; line-height: inherit; margin-bottom: 15px; padding: 0px; text-align: right; vertical-align: baseline;">
Muhammed Emin YILDIRIM</div>
<p><b style="font-size: 15.4px;">&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;-</b></div>
<div style="box-sizing: inherit; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; margin-bottom: 1em;">
<b>Soru2:&nbsp;</b><b>Kızların kaç yaşında evlenmeleri uygundur? Hz. Aişe kaç yaşında evlenmiştir? (Cevap:2)</b></div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
<div style="box-sizing: inherit; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Değerli kardeşimiz,</div>
<div style="box-sizing: inherit; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Peygamberliğin gelişinden on yıl sonra, elli yaşındayken eşi Hz. Hatice’yi kaybeden Peygamberimiz&nbsp;(asm.) kendisine hem ev işleri ve çocuklarının bakımında yardımcı olacak, hem de İslâm’a davet faaliyetlerinde destek olacak eşlere ihtiyacı vardı. Bunun için bir yandan yaşlı ve dul bir kadın olan Sevde’yi, öte yandan da en yakın arkadaşı olan Hz. Ebubekir’ in kızı Hz.Ayşe’yi istetti.</div>
<div style="box-sizing: inherit; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Hz. Peygamberin bu isteği, vahyin başlangıcından on yıl sonradır. Hz. Ayşe vahiy başlangıcından beş altı yıl önce doğmuştur. Dolayısıyla Hz. Ayşe’nin Peygamberimizle evlendiği yaşın on yedi-on sekiz olduğu ortaya çıkar.</div>
<div style="box-sizing: inherit; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Bu konu, daha detaylı bir şekilde Mevlana Şibli’ nin&nbsp;“Asr-ı Saadet”&nbsp;kitabında geçer. (İst. 1928. 2/ 997)</div>
<div style="box-sizing: inherit; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Hz. Ayşe’nin evlendiği zaman yaşının büyük olduğunu, ablası Esma’nın biyografisinden kesin olarak anlıyoruz. Eski biyografi kitapları Esma’dan bahsederken diyorlar ki:</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
“Esma yüz yaşındayken, Hicretin 73. Yılında vefat etmiştir. Hicret vaktinde yirmi yedi yaşındaydı. Hz. Ayşe ablasından on yaş küçük olduğuna göre, onun da hicrette tam on yedi yaşında olması icap eder. Ayrıca Hz. Ayşe, Hz. Peygamber’den önce Cübeyr’le nişanlanmıştı. Demek evlenecek çağda bir kızdı.”<em style="box-sizing: inherit;">&nbsp;(Hatemü’l Enbiya Hz. Muhammed ve Hayatı, Ali Himmet Berki, Osman Keskioğlu, s. 210)</em></div>
</blockquote>
<div style="box-sizing: inherit; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
NOT:&nbsp;Konuyla ilgili Dr. Reşit Haylamaz&#8217;ın&nbsp;&#8220;Âişe Vâlidemiz’in Evlilik Yaşı&#8221;başlıklı şu makalesini de okumanızı tavsiye ederiz:</div>
<div style="box-sizing: inherit; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Âişe Vâlidemiz’in, altı veya yedi yaşındayken nişanlandığı, on yaşındayken de evlendiği yönündeki rivayetler,1 onun evlilik yaşıyla ilgili kanaatin oluşmasında bugüne kadar en önemli âmiller olagelmiştir. Bu kanaatin yerleşmesinde, erken yaşlarda evlenmenin o gün oldukça yaygın oluşu ve coğrafi yapının etkisiyle çocuklardaki fizikî gelişmenin daha erken yaşlarda tamamlanması gibi sebeplerin de belirleyici olduğunu unutmamak gerekir. Onun içindir ki konu, dün denilebilecek bir zamana kadar hiç gündeme gelmemiş ve tartışma konusu olmamıştır.</div>
<div style="box-sizing: inherit; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Söz konusu hususu bugün, o günkü şartları nazara almayan ve İslâm’ı da ‘dışarı’dan inceleme konusu yapanlar gündeme getirmekte ve meseleyi kendi zaviyelerinden değerlendirip tenkit etmektedir. Bu farklı duruşa İslâm Dünyası’nın tepkisi de aynı değildir; bir kısmı, meseleyi olduğu gibi kabul etmenin gerekliliği hususunda ısrar ederken2 az da olsa diğer bir kısmı, evlendiği dönemde Âişe Vâlidemiz’in, daha olgun bir yaşta olduğunu3 ifade etmektedir. Karşılıklı tepkilerin ağırlığını hissettirdiği bu tartışmalar esnasında, her zaman dengenin korunamadığı; tepkilere cevap teşkil etsin denilirken söz konusu rivayetlerin yok sayıldığı veya bu tavra tepki olarak diğer alternatifleri görmezden gelme yanlışlığına düşüldüğü de bir gerçek.</div>
<div style="box-sizing: inherit; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Bilindiği üzere herkes, kendi yaşadığı devrin çocuğudur ve arkadan gelen nesiller tarafından da, o devrin kültürü esas alınarak değerlendirmeye tâbi tutulmalıdır.</div>
<div style="box-sizing: inherit; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Toplumlar, ortak birikimin neticesinde hâsıl olan ‘örf’lere göre yön bulurlar ve bunların hesaba katılmadığı yerde, o toplum hakkında karar verme konumunda olanların isabetinden söz etmek oldukça zor, hatta imkânsızdır.</div>
<div style="box-sizing: inherit; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Meseleye bu zaviyeden bakıldığında, Allah Resûlü’ nün neş’et ettiği dönem itibariyle kız çocuklarının erken evlendirildiği4 ve bu türlü evliliklerde yaş farkının pek önemsenmediği5 bilinen bir vak’adır. Kız çocukları hakkında o günkü toplumun benimsediği olumsuz tavrın ve bu tavrın aileler üzerinde oluşturduğu baskının, bu anlayışı tetiklediği de söylenebilir. Burada, iklim ve coğrafî şartların müsait olması yönüyle çocukların, fizikî gelişimlerini daha erken tamamladığı ve kız çocuklara, kocasının evinde büyümesi gereken birer varlık olarak bakıldığı gerçeğini de unutmamak gerekir. Kaldı ki bu, sadece kız çocuklarıyla ilgili bir mesele değildir; o günkü uygulamalara bakıldığında erkek çocukların da erken yaşlarda evlendirildiği anlaşılmaktadır. Mesela Amr ibn Âs ile oğlu Hz. Abdullah’ın arasındaki yaş farkı, sadece on ikidir ki bu durumda Hz. Amr, dokuz veya on yaşındayken evlenmiş olmalıdır.</div>
<div style="box-sizing: inherit; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Bu bilgilerden hareketle diyebiliriz ki Âişe Vâlidemiz, dokuz yaşındayken evlenmiş olsa bile ortada garipsenecek bir durum yoktur. Şayet böyle bir husus söz konusu olmuş olsaydı, Zeyneb Vâlidemiz’le izdivacında fırtına koparmak isteyenlerle, Benî Mustalık Gazvesi dönüşünde ve hiç olmadık yerde Âişe Vâlidemiz’e iftira atanların, onlar açısından önem arz eden böyle bir meseleyi dillerine dolamamaları düşünülemezdi. Sonuç nasıl olursa olsun sadece başlı başına bu bilgi bile, Âişe Vâlidemiz’in evliliği konusunda olumsuz herhangi bir durumun olmadığını ispat için yeterli bir güce sahiptir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
<em style="box-sizing: inherit;">&#8211; Peki, gerçekte durum nedir? Yaş tespiti konusunda yukarıdaki bilgiler tek alternatif midir?</em></div>
<div style="box-sizing: inherit; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Bu soruların cevabını alabilmek için elbette o günlerin kapısını aralamak ve aralanan bu kapılardan girerek meseleyi, deliller üzerinden tetkik etmek gerekmektedir. Dilerseniz, ulaşılan delillerin bize ne ifade ettiğine birlikte bakalım:</div>
<div style="box-sizing: inherit; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
1.&nbsp;Risâletin ilk günlerinde Müslüman olanların isimleri sıralanırken, ablası Esmâ Vâlidemiz’le birlikte Âişe Vâlidemiz’in adı da zikredilmektedir. Dikkat çekici olan bu zikrin, Hz. Osmân, Zübeyr ibn Avvâm, Abdurrahmân ibn Avf, Sa’d ibn Ebî Vakkâs, Talha ibn Ubeydullah, Ebû Ubeyde ibn Cerrâh ve Erkam ibn Ebi’l-Erkam gibi&nbsp;‘Sâbikûn-u Evvelûn’&nbsp;tabir edilen en öndekilerin hemen arkasından; Abdullah ibn Mes’ûd, Ca’fer ibn Ebî Tâlib, Abdullah ibn Cahş, Ebû Huzeyfe, Suhayb ibn Sinân, Ammâr ibn Yâsir ve Habbâb ibn Erett gibi isimlerden de önce gerçekleşiyor olmasıdır.7 Demek ki Âişe Vâlidemiz, o gün küçük de olsa ‘irade’ beyanında bulunabilecek bir çağda ve ilk Müslümanlar arasında yer alabilecek bir durumdadır. Söz konusu bilgilerde ondan bahsedilirken, ‘O gün o küçüktü.’ şeklinde bir kaydın konulmuş olması, bu manayı ayrıca teyit etmektedir.8</div>
<div style="box-sizing: inherit; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
2.&nbsp;Ablası Esmâ Vâlidemiz’in konumu da bu kanaati güçlendirmektedir; zira onun, on beş yaşında iken Müslüman olduğu bilinmektedir.9 Bilinen bir gerçek de onun, 595 yılında dünyaya gelmiş olduğudur.10 Bütün bunlar, risâletin ilk yılı olan 610 tarihini göstermektedir. Demek ki Âişe Vâlidemiz, yaşı küçük olmasına rağmen 610 yılında Müslüman olmuştur. Bunun için o gün onun, en azından beş, altı veya yedi yaşlarında olması gerekir ki, on üç yıllık Mekke hayatıyla en az yedi aylık11 Medine günleri de bu tarihe ilave edildiğinde onun, Allah Resûlü ile evlendiği gün –risâletten beş yıl önce dünyaya gelmiş olma ihtimalini esas alacak olursak- en azından on sekiz yaşında olduğu sonucu ortaya çıkmaktadır.</div>
<div style="box-sizing: inherit; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
3.&nbsp;Mekke günleriyle ilgili olarak Âişe Vâlidemiz,</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
&#8220;Ben Mekke’de oyun oynayan bir kız iken Hazreti Muhammed (sallallahu aleyhi ve sellem)’e, ‘<em style="box-sizing: inherit;">Doğrusu, onların asıl buluşma zamanları, kıyamet saatidir; Kıyamet saatinin dehşeti ise, tarif edilemeyecek kadar müthiş ve ne acıdır!’</em>&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">(Kamer, 54/46)&nbsp;</em>ayeti nâzil oldu.&#8221;12</div>
</blockquote>
<div style="box-sizing: inherit; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
bilgisini vermektedir ki bu bilgi, onun yaşıyla ilgili olarak bize farklı kapılar aralamaktadır.&nbsp;Şöyle ki:<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />4.&nbsp;Söz konusu ayet, Kamer sûresinin 46. ayetidir ve bütün hâlinde nâzil olan bu sûrenin, İbn Erkam’ın evinde iken ve bi’setin dördüncü (614),13 sekizinci (618) veya dokuzuncu (619)14 yılında indiğine dair farklı rivayetler vardır. Özellikle ayın ikiye yarılma hadisesini ve o gün buna olan ihtiyacı nazara alan bazı âlimler, söz konusu tarihin 614 olması gerektiği üzerinde durmuşlardır ki, bu tarih esas alındığında Hz. Âişe Vâlidemiz, ya henüz dünyaya gelmemiş veya yeni doğmuş demektir. 618 veya 619 tarihi esas alındığında da durum pek değişmemektedir. Zira bu durumda o, henüz dört veya beş yaşında demektir ki her iki yaş da söz konusu hadiseyi kavrayıp yıllar sonra da aktarabilecek bir olgunluğu ifade etmemektedir. Bu durumda ise o, en yakın ihtimalle risâletin başladığı günlerde dünyaya gelmiş olmalıdır.</div>
<div style="box-sizing: inherit; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Burada dikkat çeken başka bir husus da, o günü anlatırken bizzat Âişe Vâlidemiz’in,&nbsp;&#8220;Oyun oynayan bir kız çocuğu idim.&#8221;&nbsp;şeklindeki beyanıdır. Kendisini ifade ederken kullandığı ‘kız çocuğu’ kelimesinin karşılığı olan ‘câriye’ lafzı, ergenlik çağına geçişi ifade etmekte ve o dönemler için kullanılmaktadır. Arap şairlerinden İbn Yerâ, bu yaşlardaki birisini kastederek maksadını şu şekilde ifade etmektedir: &#8220;Sekiz yaşına geldiğinde artık o, benim için bir câriye değil; Utbe veya Muâviye’ye nikahlayabileceğim gelin adayımdır.&#8221; Bazı bilginler bu kelimenin, on bir yaşın üzerindeki kız çocukları için kullanıldığını ifade etmektedir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Kamer sûresinin indiği tarih olarak 614 yılını esas alacak olursak, Âişe Vâlidemiz’in risâletten en az sekiz yıl önce doğmuş olduğu ortaya çıkar ki bu tarih 606 yılına tekabül etmektedir. Bu ise, evlendiği gün onun on yedi yaşında olduğunu ifade eder. Sûrenin indiği tarih olarak 618 yılını kabul ettiğimizde ise onun, 610 yılında dünyaya gelmiş olma ihtimalini ortaya koyar ki bir yönüyle bu, evlendiği gün Âişe Vâlidemiz’in on dört yaşında olduğu sonucunu doğururken diğer taraftan onun, risâletten dört yıl sonra dünyaya gelmiş olamayacağını ispat eder.</div>
<div style="box-sizing: inherit; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Bu bilgilerle birinci maddede ifade edilenleri yan yana getirdiğimizde, Âişe Vâlidemiz’in 606 yılında dünyaya geldiği ve on yedi veya on yedi buçuk yaşında iken de evlendiği sonucuna ulaşmamız mümkün olmaktadır.</div>
<div style="box-sizing: inherit; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
5.&nbsp;Âişe Vâlidemiz’in Mekke yıllarıyla ilgili olarak anlattığı bazı hatıralar da bunu destekler mahiyettedir. Mesela:</div>
<div style="box-sizing: inherit; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
a)&nbsp;Risâletten kırk yıl önce gerçekleşen ve tarih belirlemede bir kıstas olarak kabul gören Fil hadisesinden geriye kalan iki kişiyi Mekke’de dilenirken gördüğünü söylemesi;</div>
<div style="box-sizing: inherit; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
b)&nbsp;Mekke’nin en sıkıntılı günlerinde Allah Resûlü’nün sabah-akşam kendi evlerine geldiğini ve bu sıkıntılara dayanamayan babası Hz. Ebû Bekir’in de Habeşistan’a hicret teşebbüsünde bulunduğunu detaylarıyla birlikte anlatması;</div>
<div style="box-sizing: inherit; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
c)&nbsp;İlk defa namazın ikişer rekat farz kılındığını, mukim olanlar için daha sonraları onun dört rekata çıkarıldığını, ancak sefer durumlarında yine iki rekat olarak bırakıldığını ifade etmesi;</div>
<div style="box-sizing: inherit; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
d)&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">&#8220;Biz İsâf ve Nâile’yi, Kâbe’de cürüm işlemiş ve bu sebeple Allah’ın kendilerini taş hâline getirdiği Cürhümlü bir adamla kadın olarak duyup dururduk.&#8221;</em>20</div>
<div style="box-sizing: inherit; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
gibi ifadelerle ilk günlerle ilgili nakillerde bulunması gibi daha pek çok hâtırat, daha ilk günlerden itibaren onun, gelişmeleri takip edebilecek bir çağda olduğunu ifade etmektedir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
6.&nbsp;Efendimiz’le izdivacı söz konusu olduğu günlerde Âişe Vâlidemiz’in, Mut’im ibn Adiyy’in oğlu Cübeyr ile sözlü oluşu da bu kanaati güçlendirmektedir. Burada ayrıca dikkat çeken husus, söz konusu teklifin, Havle binti Hakîm gibi aile dışından birisi tarafından gündeme getirilmiş olmasıdır. Açıkça bu onun, o gün evlilik çağına gelmiş ve evlendirilebilecek genç bir kız olduğunu ifade etmektedir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Söz konusu ‘sözlülük hali’nin, İbn Adiyy ailesi tarafından ve oğullarının anlayışı değişir gerekçesiyle feshedildiği de bilinen bir gerçektir.21 Burada akla, İbn Adiyy ailesinin, oğullarının anlayışını değiştireceklerinden endişe ettikleri Ebû Bekir ailesiyle böyle bir akdi niye ve ne zaman yaptıkları sorusu gelmektedir. Bunun en makul cevabı söz konusu akdin, ya risâletten önce veya İslâm’ın açıktan tebliğinin başlamadığı dönemde gerçekleşmiş olduğu şeklindedir ki her iki durumda da onun, bi’setin dördüncü yılında dünyaya gelmiş olma ihtimali söz konusu olamaz; hatta bu, sanıldığından da erken yıllarda dünyaya gelmiş olabileceğini düşündürmektedir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Bu kararın, açıktan tebliğin başlandığı dönemde alınmış olma ihtimali nazara alınacak olursa bu tarihin, İbn Erkam’ın evinden çıkış günleri olan 613-614 yıllarını ifade ettiği görülecektir ki bu, sözlendiği dönem itibariyle onun henüz dünyaya gelmediğini kabullenmek demektir. Bu durumda, söz konusu akitten bahsetmenin de imkânı yoktur. Öyleyse bu sözün bozulduğu tarihlerde onun, en azından yedi veya sekiz yaşında olduğunu kabullenmemiz gerekir ki bu da onun, takriben 605 tarihinde dünyaya gelmiş olduğunu göstermektedir.23</div>
<div style="box-sizing: inherit; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
7.&nbsp;Mevzuya ışık tutması bakımından Âişe Vâlidemiz’le diğer kardeşlerinin arasındaki yaş farkı da dikkat çekicidir. Bilindiği gibi Hz. Ebû Bekir (radıyallahü anh)’ın altı çocuğu vardır; bunlardan Hz. Esmâ ve Hz. Abdullah, Kuteyle binti Ümeys’ten; Hz. Âişe Vâlidemiz’le Hz. Abdurrahman, Ümmü Rûmân (r.anha)’dan; Muhammed, Esmâ binti Ümeys’ten ve Ümmü Gülsüm de Habîbe binti Hârice’den dünyaya gelmiştir. Bu durumda Esmâ Vâlidemiz’le Hz. Abdullah; Abdurrahmân ile de Âişe Vâlidemiz anabir kardeşlerdir ve bu her iki anabir kardeşlerin arasındaki yaş farkları konumuza ışık tutacak mahiyettedir;&nbsp;şöyle ki:</div>
<div style="box-sizing: inherit; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
a)&nbsp;Hz. Ebû Bekir’in ilk kızı olan Esmâ Vâlidemiz, hicretten&nbsp;yirmi yedi&nbsp;yıl önce 595 tarihinde dünyaya gelmiştir.24 Allah Resûlü’nün hicreti esnasında Zübeyr ibn Avvâm ile evli ve o gün altı aylık hamiledir. Bir diğer ifadeyle o gün yirmi yedi yaşındadır.25 Üç ay sonra Medine’ye hicret ederken Kuba’da oğlu Abdullah’ı dünyaya getirecektir. Yetmiş üç yılında ve yüz yaşındayken, hatta dişleri bile dökülmemiş halde vefat etmiştir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Âişe Annemiz ile ablası Esmâ Vâlidemiz’in arasındaki&nbsp;yaş farkı ondur.26 Buna göre (595+10=605) Âişe Vâlidemiz’in doğumunun 605; hicretteki yaşının da (27-10=17) olduğu sonucu ortaya çıkmaktadır. Evlilik hicretten yedi ay sonra27 gerçekleştiğine göre demek ki, bu sıralarda Âişe Vâlidemiz’in yaşı,&nbsp;on yedi&#8217;yi aşmış, on sekiz yaşına yaklaşmış demektir.&nbsp;<a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/article/356/bedir-gazvesi-bedir-savasi.html" style="background-attachment: initial; background-clip: initial; background-image: initial; background-origin: initial; background-position: 0px 0px; background-repeat: initial; background-size: initial; box-sizing: inherit; color: #bf5800; text-decoration-line: none;" data-wpel-link="external" rel="nofollow external noopener noreferrer">Bedir</a>’in hemen akabindeki Şevvâl ayında evlendiği bilgisini esas aldığımızda ise onun, evlendiği gün on sekiz yaşını aşıp on dokuza adım attığını kabullenmemiz gerekmektedir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
b)&nbsp;Burada dikkat çeken bir diğer husus da, Âişe Vâlidemiz’in anabir kardeşi olan Hz. Abdurrahman ile arasındaki yaş farkıdır. Bilindiği gibi Hz. Abdurrahman, Hz. Ebû Bekir’in büyük oğludur ve ancak Hudeybiye’den sonra Müslüman olacaktır. Bedir’de, babasıyla karşılaşmamaya özen gösteren de odur ve o gün Abdurrahman, yirmi yaşındadır.28 Buna göre o, 604 yılında doğmuş olmalıdır. Kardeşler arası yaş farkının genelde bir veya iki olduğu bir toplumda, ağabeyi 604 yılında dünyaya gelen bir kardeşin 614 yılında doğması ve tabii olarak iki kardeşin arasında on yaş gibi bir farkın meydana gelmiş olma ihtimali çok zayıftır ve bunu destekleyen herhangi bir delil de bulunmamaktadır.</div>
<div style="box-sizing: inherit; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
8.&nbsp;Âişe Vâlidemiz’in vefat tarihi konusunda gelen rivayetler de bu kanaati güçlendirmektedir. Zira onun vefat ettiği yıl ve o günkü yaşıyla ilgili olarak hicrî 55, 56, 57, 58 veya 59;29 yaşıyla alakalı olarak da altmış beş, altmış altı, altmış yedi veya yetmiş dört30 gibi farklı tarih ve rakamdan bahsedilmektedir. Bu ise, doğum tarihinde olduğu gibi onun vefat tarihiyle ilgili de kesin bir kabulün olmadığını göstermektedir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Özellikle 58. yılında ve 74 yaşında iken vefat ettiğini ifade eden rivayette, onun vefat ettiği günün çarşamba olduğu, vefat tarihinin, Ramazan ayının on yedinci gecesine denk geldiği, vasiyeti üzerine Vitir namazından sonra Cennetü’l-Bakî’ye geceleyin defnedildiği, yine vasiyeti gereği namazını, Hz. Ebû Hüreyre’nin kıldırdığı, mezarına da ablası Hz. Esmâ’nın iki oğlu Abdullah ile Urve, kardeşi Muhammed’in iki oğlu Kâsım ve Abdullah ile diğer kardeşi Abdurrahman’ın oğlu Abdullah gibi isimlerin indirdiği gibi detayların bulunması,31 diğerlerine nispetle bu bilginin daha güçlü olduğu izlenimi vermektedir. Öyleyse bu tarihi esas alarak bir hesaplama yapacak olursak onun, Efendimiz’in irtihalinden sonra kırk sekiz yıl daha yaşadığını (48+10=58+13=71+3=74) görmekteyiz ki bu hesaba göre o, risâletten üç yıl önce dünyaya gelmiş demektir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Bu durumda evlendiği gün onun, (74–48=26–9=17+7 ay) on yedi yılını yedi ay geçtiği anlaşılmaktadır.</div>
<div style="box-sizing: inherit; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Yukarıdaki bilgilere ilave olarak, erkek çocukların bile yoldan geri çevrildiği&nbsp;<a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/article/2084/uhud-savasi.html" style="background-attachment: initial; background-clip: initial; background-image: initial; background-origin: initial; background-position: 0px 0px; background-repeat: initial; background-size: initial; box-sizing: inherit; color: #bf5800; text-decoration-line: none;" data-wpel-link="external" rel="nofollow external noopener noreferrer">Uhud günü&nbsp;</a>onun da cephede oluşu,32 ilmî meselelerdeki derinliği,&nbsp;İfk Hadisesi&nbsp;karşısında ortaya koymuş olduğu olgun tavır ve beyanları, Fâtıma Vâlidemiz’le arasındaki yaş farkı, hicret ve sonrasında yaşanan gelişmelere detaylarıyla birlikte vukûfiyeti, Medine’ye intikal ettikten sonra evlilik işinin, bizzat babası Hz. Ebû Bekir’in gündeme getirmesiyle ve mehir takdirinden sonra gerçekleşmiş olması,33 model bir şahsiyet olarak Efendimiz’in toplum önündeki rehberlik konumu, peygamberlik hassasiyeti ve baba şefkati, gelen ayetlerde evlilik yaşıyla ilgili olarak rüşd şartının getirilmiş olması,34 onun yaşı ve evliliğiyle ilgili rivayetlerin farklılık arz etmesi yönüyle kesinlik ifade etmiyor oluşu,35 o günkü yaşını ifade ederken bizzat Âişe Vâlidemiz’in, şüphe ifade eden &#8220;altı veya yedi&#8221; tabirini kullanması, o günün toplumlarında doğum ve ölüm tarihlerinin bugünkü kadar net tespit edilmiyor oluşu gibi bilgiler üzerinde de durulabilir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Ancak netice değişmemekte ve bunların hepsi, onun risâletten önce dünyaya geldiği, on dört veya on beş yaşlarındayken nişanlandığı ve on yedi veya on sekiz yaşlarındayken de Allah Resûlü (s.a.s.) ile evlendiği şeklindeki kanaati kuvvetlendirmektedir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Bu durumda bize, nişanlandığında 6 veya 7, evlendiğinde ise 9 yaşlarında olduğu şeklindeki rivayetleri,&nbsp;‘O görünümde birisi idim.’&nbsp;manasına hamledip te’lif etmek düşecektir.36 Hz. Âişe Annemiz’in, fizikî durumu itibariyle zayıf bir bünyeye sahip olduğu bilgisi de bu yorumu güçlendirmektedir. Zira o, fizikî şartlardan çabuk etkilenen ve yaşıtlarına göre kendini daha küçük gösteren bir beden taşıyordu; Medine’ye hicret sırasında hastalanması,37 annesi tarafından özel ilgi gösterilerek iyileştirilmeye çalışılması,38 Benî Mustalık Gazvesi dönüşünde, içinde sanılarak hevdecinin deve üzerine yerleştirilmesi ve bu sırada onun hevdeç içinde olup olmadığının bile anlaşılamamış olması39 gibi hadiseler de bu durumu desteklemektedir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
<em style="box-sizing: inherit;">Özetle Âişe Vâlidemiz,&nbsp;dokuz yaşında iken evlenmiş olsa bile o günkü toplum telakkilerine göre bu çok tabii ve doğal olmakla birlikte hadiseye daha genel bakıldığında onun, on yedi veya on sekiz yaşlarında iken&nbsp;‘Mü’minlerin Annesi’&nbsp;hüviyetini kazandığı anlaşılmaktadır.</em></div>
<div style="box-sizing: inherit; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Burada akla,&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">&#8220;Madem öyle; bugüne kadar bu mesele niye bu şekilde gündeme gelmedi?&#8221;&nbsp;</em>şeklinde bir soru gelmektedir. Başta da ifade edildiği gibi, yakın zamana kadar bu hususta olumsuz hiçbir beyan serdedilmemiş; ne&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">Ebû Cehil&nbsp;</em>gibi her fırsatı aleyhte değerlendiren muannit bir firavundan ne de&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">Abdullah ibn Übeyy ibn Selûl</em>&nbsp;gibi olmadık yerden fitne ve iftira üreten nifakın adresi olmuş birisinden, bu evliliğe herhangi bir itiraz söz konusu olmamış, olamamıştır. Çünkü ortada itiraz edilecek herhangi bir durum yoktur. O günkü telakkilere göre her iki durum için de tabii bir kabullenme söz konusudur ve muhtemelen bu durum, konuya farklı yaklaşıp yeni bir bakış açısı getirme ihtiyacını da netice vermemiş, dolayısıyla söz konusu haberlerin doğruluğu veya alternatif bilgilerin varlığı hususunda İslâm âlimlerinin farklı bir mütalaada bulunmaları da mümkün olmamıştır.</div>
<div style="box-sizing: inherit; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
<em style="box-sizing: inherit;">Dipnotlar</em></div>
<div style="box-sizing: inherit; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
<em style="box-sizing: inherit;">1. bk. Buhârî, Menâkıbü’l-Ensâr 20, 44; Müslim, Nikâh 71; Fedâilü’s-Sahâbe 74; Ebû Dâvûd, Edeb 55; İbn Mâce, Nikâh 13; Nesâî, Nikâh 78; Dârimî, Nikâh 56.<br style="box-sizing: inherit;" />2. bk. Azimli, Mehmet, Hz. Âişe’nin Evlilik Yaşı Tartışmalarında Savunmacı Tarihçiliğin Çıkmazı, İslâmî Araştırmalar, Cilt 16, Sayı 1, 2003, s. 28 vd.<br style="box-sizing: inherit;" />3. bk. Doğrul, Ömer Rıza, Asr-ı Saâdet, Eskişehir Kütüphanesi (Eser Kitabevi), İstanbul, 1974, 2/141 vd; Nedvî, Seyyid Süleyman, Hazreti Âişe, Mütercim Ahmet Karataş, Timaş Yayınları, İstanbul, 2004, s. 21 vd. Savaş, Rıza, Hz. Âişe’nin Evlenme Yaşı İle İlgili Farklı Bir Yaklaşım, D. E. Ü. İlâhiyât Fak. Dergisi. 4, İzmir, 1995, s. 139-144; Yüce, Abdülhakim, Efendimiz’in Bir Günü, Işık Yayınları, İstanbul, 2007, s. 82, 83.<br style="box-sizing: inherit;" />4. Efendimiz’in dedesi Abdulmuttalib’in çok erken yaşlarda Hâle binti Üheyb ile evlendiği, Efendimiz’in annesi Âmine ile babası Abdullah’ı da bu yaşlardayken evlendirdiği, hatta her iki evliliğin aynı mecliste gerçekleştiği, bu sebeple Efendimiz ile amcası Hz. Hamza arasında yaş farkının neredeyse aynı olduğu bilinmektedir.<br style="box-sizing: inherit;" />5. Efendimiz’e bir de sıhriyet yönüyle yakın olabilme düşüncesiyle Hz. Ömer, aradaki yaş farkına rağmen Hz. Ali’nin kızı Ümmü Gülsüm’le evlenmiş ve o günkü toplum tarafından bu evlilik asla yadırganmamıştır.<br style="box-sizing: inherit;" />6. bk. İbnü’l-Esîr, Üsdü’l-Gâbe, 3/240.<br style="box-sizing: inherit;" />7. bk. İbn Hişâm, Sîre, 1/271; İbn İshâk, Sîre, Konya, 1981, 124.<br style="box-sizing: inherit;" />8. bk. İbn Hişâm, Sîre, 1/271; İbn İshâk, Sîre, 124.<br style="box-sizing: inherit;" />9. Nevevî, Tehzîbü’l-Esmâ, 2/597; Hakim, Müstedrek 3/635.<br style="box-sizing: inherit;" />10. Nevevî, Tehzîbü’l-Esmâ, 2/597; Hakim, Müstedrek 3/635.<br style="box-sizing: inherit;" />11. Âişe Vâlidemiz’in, hicretten yedi ay sonraki Şevvâl değil de Bedir sonrasına denk gelen ikinci yılın Şevvâl ayında evlendiği de ifade edilmektedir. Bu durumda onun evlilik yaşı, bir yıl daha gecikmiş demektir. bk. Nevevî, Tehzîbü’l-Esmâ, 2/616.<br style="box-sizing: inherit;" />12. bk. Buhârî, Fezâilü’l-Kur’ân 6, Tefsîru Sûre, (54) 6; Aynî, Bedruddîn Ebû Muhammed Mahmûd ibn Ahmed, Umdetü’l-Kârî Şerhu Sahîhi’l-Buhârî, Dâru İhyâi’t-Türâsi’l-Arabî, 20/21; Askalânî, Fethu’l-Bârî, 11/291.<br style="box-sizing: inherit;" />13. Suyûtî, İtkân, Beyrut, 1987, 1/29, 50; Doğrul, Asr-ı Saadet, 2/148.<br style="box-sizing: inherit;" />14. Sekizinci veya dokuzuncu yıl ihtilafı, ay farkından kaynaklanmaktadır. Zira konunun anlatıldığı bazı rivayetlerde sekizinci yılın sekizinci ayı gibi bir ayrıntı dikkat çekmektedir.<br style="box-sizing: inherit;" />15. Günümüzde bu bilgileri değerlendirip ihtimal hesabı yapan bazı insanlar, Hz. Âişe Vâlidemiz’in evlendiği günkü yaşının en az on dört olduğu, bunun yirmi iki, yirmi üç, yirmi dört veya yirmi sekiz olma ihtimalinin de bulunduğu sonucuna gitmektedirler ki, herhangi bir mesnede dayanmadığı için biz bu türlü yorumlara iltifat etmedik.<br style="box-sizing: inherit;" />16. İbn Manzur, Lisanü’l-Arab 13/138.<br style="box-sizing: inherit;" />17. Bu bilgiyi onun dışında sadece ablası Esmâ Vâlidemiz intikal ettirmektedir. bk. İbn Hişâm, Sîre, 1/176; Heysemî, Mecmaü’z-Zevâid, 3/285; İbn Kesîr, Tefsîr, 4/553; Bidâye, 2/214; Kurtubî, Tefsîr, 20/195.<br style="box-sizing: inherit;" />18. bk. Buhârî, Salât 70, Kefâle 5, Menâkıbü’l-ensar 45, Edeb 64; Ahmed ibn Hanbel, Müsned, 6/198. Bu durumda, Âişe Vâlidemiz’in söz konusu hadiseyi ifade ederken, &#8220;Kendimi bildim bileli ben, ebeveynimi hep dindar olarak gördüm.&#8221; mealindeki sözü, &#8220;Doğduğum zaman bu evde İslâm vardı.&#8221; manasından daha ziyade &#8220;Etrafımı tanımaya başladığımda hep İslâm’la muhatap oldum.&#8221; manasına hamledilmelidir.<br style="box-sizing: inherit;" />19. bk. Taberânî, Mu’cemü’l-Kebîr, 2/285, 286; Mu’cemü’l-Evsât, 12/145; İbn Hişâm, Sîre, 1/243. Bu bilgiyi ondan başka bize, sadece İbn Abbâs, Selmân-ı Fârisî ve Sâib ibn Yezîd intikal ettirmektedir. Selmân-ı Fârisî Efendimiz’le Medine’de buluşmuş, Sâib ibn Yezîd de hicretten üç yıl sonra Medine’de dünyaya gelmiştir. İbn Abbâs ise, bi’setin onuncu yılında, hicretten üç yıl önce ve Şi’b-i Ebî Tâlib sürgününde dünyaya gelmiştir. Demek ki her üç sahabenin de ne Mekke’nin ilk yıllarında kılınan ikişer rekat namaza şahit olmalarına ne de miraç gecesiyle gelen beş vakit namaz emrini görüp intikal ettirmelerine imkan yoktur. Öyleyse bu husus, bizzat Efendimiz’den duyarak bize anlattığı bir mesele değilse Hz. Âişe Vâlidemiz’in müşahede ederek yaşadığı bir gerçektir. Bu ise onun, daha ilk günlere muttali olduğunu ve yaşının da o gün bütün bunları kavrayacak noktada bulunduğunu ifade etmektedir.<br style="box-sizing: inherit;" />20. İbn Hişâm, Sîre, 1/83.<br style="box-sizing: inherit;" />21. Buhârî, Nikâh 11; Ahmed ibn Hanbel, Müsned, 6/210; Heysemî, Mecmaü’z-Zevâid, 9/225; Beyhakî, Sünen, 7/129; Taberî, Târih, 3/161-163.<br style="box-sizing: inherit;" />22. Onun için bazıları bu tarihte onun, on üç veya on dört yaşlarında bir genç kız olduğunu söylemektedir. bk. Savaş, Rıza, D. E. Ü. İlahiyat Fak. Dergisi. 4, İzmir, 1995, s. 139-144.<br style="box-sizing: inherit;" />23. bk. Berki, Ali Hikmet, Osman Eskioğlu, Hatemü’l-Enbiya Hz. Muhammed ve Hayatı, 210. Burada zayıf da olsa başka bir ihtimalden söz edilebilir; o da onun, doğumunu takip eden yıllarda, ‘beşik kertmesi’ benzeri ve ebeveynler arası bir sözleşme ile karşı karşıya olma durumudur. Ancak ilgili metinlerin hiçbirinde bunu teyit eden herhangi bir ayrıntı yoktur.<br style="box-sizing: inherit;" />24. Nevevî, Tehzîbü’l-Esmâ, 2/597.<br style="box-sizing: inherit;" />25. age.<br style="box-sizing: inherit;" />26. Beyhakî, Sünen, 6/204; İbn Mende, Ma’rifetü’s-Sahâbe, Köprülü Kütüphanesi, No: 242, Varak: 195 b; İbn Asâkir, Târîhu Dımeşk, Terâcimü’n-Nisâ, Dımeşk, 1982, s. 9, 10, 28; Mes’ûdî, Mürûcu’z-Zeheb, 2, 39; İbn Sa’d, Tabakâtü’l-Kübrâ, Beyrût, 1968, 8/58.<br style="box-sizing: inherit;" />27. Bu evliliğin, hicretten altı ay veya sekiz ay sonra yahut yaklaşık bir buçuk yıl sonra ve Bedir’in akabinde gerçekleştiğini ifade eden rivayetler de vardır. bk. İbn Sa’d, Tabakât, 8/58; İbn Abdilberr, İstîâb, 4/1881; Nedvî, Sîretü’s-Seyyideti Âişe Ümmi’l-Mü’minîn, Tahkîk: Muhammed Rahmetullah Hâfız en-Nedvî, Dâru’l-Kalem, Dımeşk, 2003, 40, 49.<br style="box-sizing: inherit;" />28. İbn Esîr, Üsdü’l-Gâbe, 3/467.<br style="box-sizing: inherit;" />29. İbn Abdilberr, İstîâb, 2/108; Tehzîbü’l-Kemâl, 16/560.<br style="box-sizing: inherit;" />30. bk. İbn Sa’d, Tabakât, 8/75; Nedvî, Sîretü’s-Seyyideti Âişe, 202.<br style="box-sizing: inherit;" />31. İbn Abdilberr, İstîâb, 2/108; Doğrul, Asr-ı Saadet, 2/142<br style="box-sizing: inherit;" />32. bk. Buhârî, Cihâd, 65.<br style="box-sizing: inherit;" />33. bk. Taberânî, Kebîr, 23/25; İbn Abdilberr, İstîâb, 4/1937; İbn Sa’d, Tabakât, 8/63.<br style="box-sizing: inherit;" />34. bk. Nisâ sûresi, 6.<br style="box-sizing: inherit;" />35. &#8220;Hicretten bir buçuk, iki veya üç yıl önce&#8221;, &#8220;altı veya yedi yaşındayken&#8221;, &#8220;Hz. Hatîce’nin vefat ettiği yıl veya vefatından üç yıl sonra&#8221;, &#8220;hicretten yedi, sekiz ay sonra, hicretin ilk senesi&#8221; veya &#8220;Bedir’in akabinde&#8221; gibi farklı rivayetler için bk. Buhârî, Menâkıbü’l-ensar 20, 44; Müslim, Fedâilü’s-Sahâbe 74; Aynî, Umde, 1/45; İbn Abdilberr, İstîâb, 4/1881; Nedvî, Sîretü’s-Seyyideti Âişe, 40, 49.<br style="bo
x-sizing: inherit;" />36. Hatta konuyla ilgili değerlendirmelere tepkiyle yaklaşan bazıları, &#8220;altı veya yedi yaşlarında idim&#8221; ifadesini ravinin bir hatası olarak görüp bu cümlenin, &#8220;risâlet geldiğinde altı veya yedi yaşlarında idim&#8221; şeklinde olması gerektiğini söylemektedirler.<br style="box-sizing: inherit;" />37. bk. Buhârî, Menâkıbü’l-ensar 43, 44; Müslim, Nikâh 69; İbn Mâce, Nikâh 13.<br style="box-sizing: inherit;" />38. Buhârî, Menâkıbü’l-ensar 44; Müslim, Nikâh 69; Ebû Dâvûd, Edeb 55; İbn Mâce, Nikâh 13; Dârimî, Nikâh 56; Taberânî, Kebîr, 23/25; İbn Abdilberr, İstîâb, 4/1938; İbn Sa’d, Tabakât, 8/63; İbn İshâk, Sîre, Konya, 1981, 239<br style="box-sizing: inherit;" />39. bk. Buhârî, Şehâdât 15; Megâzî, 34; Tefsîr, (24) 6; Müslim, Tevbe 56; Tirmizî, Tefsîr, (63) 4; İbn Sa’d, Tabakât, 2/65; İbn Hişâm, Sîre, 3/310.</em></div>
</div>
<div class="separator" style="clear: both; text-align: center;">
</div>
<div class="separator" style="clear: both; text-align: center;">
</div>
<p>&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;&nbsp;<iframe loading="lazy" allowfullscreen="" class="YOUTUBE-iframe-video" data-thumbnail-src="https://i.ytimg.com/vi/mm7h--rq5Og/0.jpg" frameborder="0" height="366" src="https://www.youtube.com/embed/mm7h--rq5Og?feature=player_embedded" width="520"></iframe></p>
<div style="box-sizing: inherit; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
<b><br /></b></div>
<div style="box-sizing: inherit; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
<div class="separator" style="clear: both; text-align: center;">
<iframe loading="lazy" allowfullscreen="" class="YOUTUBE-iframe-video" data-thumbnail-src="https://i.ytimg.com/vi/AjLXD3fEnEY/0.jpg" frameborder="0" height="366" src="https://www.youtube.com/embed/AjLXD3fEnEY?feature=player_embedded" width="520"></iframe></div>
<p><b><br /></b></div>The post <a href="https://ateistlerecevap.org/islamda-kucuk-yasta-evlillik/" data-wpel-link="internal">İslam'da küçük yaşta evlilik?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ateistlerecevap.org/islamda-kucuk-yasta-evlillik/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Şeytan yaratılmasaydı, hepimiz cennette mi olurduk?</title>
		<link>https://ateistlerecevap.org/seytan-yaratlmasayd-hepimiz-cennette-mi/</link>
					<comments>https://ateistlerecevap.org/seytan-yaratlmasayd-hepimiz-cennette-mi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ateistlere Cevaplar]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 12 Apr 2017 18:41:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sorular]]></category>
		<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.ateistlerecevap.org/?p=71</guid>

					<description><![CDATA[<p>İnsanın aklını meşgul eden ve zihnini yoran hadiselerden birisi de, Hz. Âdem&#8217;in cennetten çıkarılışı, dünyaya gönderilişi ve bu hadiseye de şeytanın sebep oluşudur. Bazı kimselerin aklına şöyle bir soru gelmektedir: &#8211; Eğer şeytan olmasaydı, Hz. Âdem cennette kalacak ve biz de orada mı bulunacaktık?&#160; Bu konunun izahında, Cenab-ı Hakk&#8217;ın, Hz. Âdemi yaratmazdan önce meleklerle olan [&#8230;]</p>
The post <a href="https://ateistlerecevap.org/seytan-yaratlmasayd-hepimiz-cennette-mi/" data-wpel-link="internal">Şeytan yaratılmasaydı, hepimiz cennette mi olurduk?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h1 id="h1baslik" style="background-color: white; box-sizing: inherit; font-family: arimo, arial, verdana, sans-serif; line-height: 29px; margin: 0px; min-height: 1rem; padding: 10px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-size: 15.4px; font-weight: normal; margin-bottom: 1em;">
<div class="separator" style="clear: both; text-align: center;">
<a href="https://3.bp.blogspot.com/-zDoZyq0tVLQ/WO50Q2osliI/AAAAAAAAFoE/fMjI0GFaT5c5aZF78UnZayJmn7oATn1iACEw/s1600/Mezhepler%2B%25288%2529.png" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;" data-wpel-link="external" rel="nofollow external noopener noreferrer"><img loading="lazy" decoding="async" border="0" height="360" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2017/04/Mezhepler28829.png" width="640" /></a></div>
<p></div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-size: 15.4px; font-weight: normal; margin-bottom: 1em;">
İnsanın aklını meşgul eden ve zihnini yoran hadiselerden birisi de, Hz. Âdem&#8217;in cennetten çıkarılışı, dünyaya gönderilişi ve bu hadiseye de şeytanın sebep oluşudur. Bazı kimselerin aklına şöyle bir soru gelmektedir:</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-size: 15.4px; font-weight: normal; margin-bottom: 1em;">
<em style="box-sizing: inherit;">&#8211; Eğer şeytan olmasaydı, Hz. Âdem cennette kalacak ve biz de orada mı bulunacaktık?&nbsp;</em></div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-size: 15.4px; font-weight: normal; margin-bottom: 1em;">
Bu konunun izahında, Cenab-ı Hakk&#8217;ın, Hz. Âdemi yaratmazdan önce meleklerle olan konuşmasına dikkat edelim. Bakara sûresinde şöyle anlatılmaktadır:</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-size: 15.4px; font-weight: normal; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
“Hani, Rabbin meleklere, ben yeryüzünde bir halife yaratacağım dedi. Onlar,&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">&#8216;Bizler hamdinle sana tesbih ve seni takdis edip dururken, yeryüzünde fesat çıkaracak, orada kan dökecek insanı mı halife kılıyorsun?&#8217;&nbsp;</em>dediler. Allah da onlara,<em style="box-sizing: inherit;">&#8216;Sizin bilemeyeceğinizi her hâlde ben bilirim.&#8217;</em>&nbsp;dedi.”&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">(Bakara, 2/30)</em></div>
</blockquote>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-size: 15.4px; font-weight: normal; margin-bottom: 1em;">
Ayet-i Kerime&#8217;nin mealinde de görüldüğü gibi, Cenab-ı Hak daha Hz. Âdemi yaratmadan önce insan nevini yeryüzünde var edeceğini haber vermektedir. Yani insanların cennette değil de, dünyada yaşayacaklarını bildirmektedir. Şeytanın Hz. Âdemi aldatması, insanın dünyaya gönderilmesine sadece bir sebep olmuştur.</div>
<div style="box-sizing: inherit; margin-bottom: 1em;">
<div style="color: #666666; font-size: 15.4px; font-weight: normal;">
Diğer taraftan,&nbsp;meleklerden farklı olarak insana nefis ve şehevi hisler verilmiştir. Bu hislerin akislerinin görülmesi için insanların dünyaya gönderilmesi, onlara bazı sorumlulukların verilmesi ve bir imtihana tabi tutulması gerekliydi. Ta ki, insan bu imtihan ve tecrübe sonunda ya cennete layık bir kıymet alsın, yahut cehenneme ehil olacak bir vaziyete girsin.</div>
<div style="font-size: 15.4px;">
Ayrıca bakınız;</div>
<p><a href="https://www.ateistlerecevap.org/2017/01/hzademin-cezasn-neden-ben-cekiyorum.html" data-wpel-link="internal">Hz.Adem&#8217;in Cezasını Neden Ben Çekiyorum?</a>
</div>
<div class="separator" style="clear: both; color: #990000; font-size: 20px; font-weight: normal; text-align: center;">
<iframe loading="lazy" allowfullscreen="" class="YOUTUBE-iframe-video" data-thumbnail-src="https://i.ytimg.com/vi/-gB9qMHCTp8/0.jpg" frameborder="0" height="366" src="https://www.youtube.com/embed/-gB9qMHCTp8?feature=player_embedded" width="520"></iframe></div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-size: 15.4px; font-weight: normal; margin-bottom: 1em;">
</div>
</h1>The post <a href="https://ateistlerecevap.org/seytan-yaratlmasayd-hepimiz-cennette-mi/" data-wpel-link="internal">Şeytan yaratılmasaydı, hepimiz cennette mi olurduk?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ateistlerecevap.org/seytan-yaratlmasayd-hepimiz-cennette-mi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İslam&#039;da çok eşlilik? Bir erkeğin dört kadın ile evlenmesine müsaade edilmesi konusu.</title>
		<link>https://ateistlerecevap.org/islamda-cok-eslilik-bir-erkegin-dor/</link>
					<comments>https://ateistlerecevap.org/islamda-cok-eslilik-bir-erkegin-dor/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ateistlere Cevaplar]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 12 Apr 2017 16:10:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sorular]]></category>
		<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.ateistlerecevap.org/?p=72</guid>

					<description><![CDATA[<p>İslam,&#160;meşru bir şekilde eşlerin biririni sevmesini tavsiye eder.&#160;Ama bu sevginin kısa dünya hayatına münhasır kalmayıp ebedileşmesini ister. Bunun için de bazı kriterler belirler. Bunlardan biri de&#160;sevdiğini Allah için sevmek. Çünkü her şey her şeyiyle Allah&#8217;a bağlıdır ve onundur. Mülkün sahibi odur. Onun hesabına sevdiklerini seven insan sevgisini ebedileştirip garanti altına alır. Ölüm ve ayrılıklar bu [&#8230;]</p>
The post <a href="https://ateistlerecevap.org/islamda-cok-eslilik-bir-erkegin-dor/" data-wpel-link="internal">İslam'da çok eşlilik? Bir erkeğin dört kadın ile evlenmesine müsaade edilmesi konusu.</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div class="separator" style="clear: both; text-align: center;">
<a href="https://1.bp.blogspot.com/-AQ9nP-HN_No/WO5P4NbfnzI/AAAAAAAAFn0/yfAEGapCWlQKBBipy3r0zKRsRPGlRli6wCLcB/s1600/Mezhepler%2B%25287%2529.png" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;" data-wpel-link="external" rel="nofollow external noopener noreferrer"><img loading="lazy" decoding="async" border="0" height="360" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2017/04/Mezhepler28729.png" width="640" /></a></div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
<em style="box-sizing: inherit;"><em style="box-sizing: inherit; font-size: 15.4px;">İslam,&nbsp;</em>meşru bir şekilde eşlerin biririni sevmesini tavsiye eder.&nbsp;</em>Ama bu sevginin kısa dünya hayatına münhasır kalmayıp ebedileşmesini ister. Bunun için de bazı kriterler belirler. Bunlardan biri de&nbsp;sevdiğini Allah için sevmek. Çünkü her şey her şeyiyle Allah&#8217;a bağlıdır ve onundur. Mülkün sahibi odur. Onun hesabına sevdiklerini seven insan sevgisini ebedileştirip garanti altına alır. Ölüm ve ayrılıklar bu sevgi veya aşkın yok olmasına sebeb olamaz.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Birden fazla evlenmeyi düşünen erkek,&nbsp;eşler arasında davranış, geceleme, adalet, giyim, ihtiyaçları giderme ve diğer konularda aralarında hiçbir fark gözetmeyeceği konusunda kesin kararlı ise ve ikinci bir evliliğe ihtiyaç hissediyorsa evlenmesi caizdir. Yoksa caiz değildir. Eğer bu şartlara riâyet etmezse haram işlemiş ve kul hakkına tecavüz etmiş olur.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Allah Kur&#8217;an-ı Kerim&#8217;de birden fazla evliliğe müsaade etmiştir. Ancak adaletli olunamayacak durumlarda tek evliliğin yapılmasını istemiştir. Bu nedenle zorunlu olmadıkça birden fazla evliliğin doğru olmadığını rahatlıkla söyleyebiliriz. Çünkü birden fazla evlilik durumunda eşit davranmanın nerdeyse imkansız olduğunu, en azından çok zor olduğunu ve her erkeğin işi olmadığını görmekteyiz.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
<em style="box-sizing: inherit;">Bununla beraber,&nbsp;ikinci bir evliliğin zorunlu olduğunu düşünen birisinin de şahitler yanında nikah kıyabileceğini ve akrabalarına haber vermesinin farz olmadığını ifade edelim.</em></div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
ÇOK EVLİLİK</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Eski Mısır Hukuku:&nbsp;Koca bazı şartlar altında birden fazla kadınla evlenebilirdi.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Babil Hukuku:&nbsp;Hamurabi kanunlarına göre, zevce çocuk doğurmazsa veya ağır bir hastalığa tutulursa, koca odalık alabilirdi.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Çin Hukuku:&nbsp;Kocanın serveti müsait olursa, ikinci derecede zevceler alabilirdi. Şu kadarki, bu kadından doğacak çocuklar, birinci ve asıl zevcenin çocukları sayılırdı.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Eski Brehmenler:&nbsp;Vichnou kitabına göre, erkekler bulundukları sınıflara göre bir, iki, üç veya daha fazla kadınla evlenebilirdi. Apastamba kitabında ise, bu konuda tahdit vardı, kadın vazifelerini hakkıyla yerine getirebiliyor ve erkek çocuğuda oluyorsa, koca ikinci bir kadınla evlenemezdi. Manu düsturlarında, bir adam, ilk zevcesini kendi toplumsal seviyesinde seçmesi lazımdı, ikinci zevcesini, daha alt tabakalardan alabilirdi.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Eski İran:&nbsp;Çok evlilik kabul edilmişti.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Roma Hukuku:&nbsp;Odalık almak, kanuni nikah olmaksızın yaşamak vardı.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Kitab-ı Mukaddes:&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">Eski Ahid&#8217;</em>de Davud (a.s)&#8217;ın bir çok kadınla evlendiği zikredilir. Eski Ahid&#8217;de çok evlilikten bahseden başka yerler de vardır. Müsevilikte de çok evlilik vardı.&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">Yeni Ahid&#8217;de (İncil),</em>&nbsp;birden fazla kadınla evlenmeyi yasak eden bir madde yoktur. Ancak tek zevce ile yetinmenin iyi olacağına dair tavsiyeler vardır. Birden fazla evlenme, Hristiyanlık aleminde XVI. asra kadar normaldi.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
İslam&#8217;dan Önceki Arabistan:&nbsp;Çok evlilik konusunda hiçbir tahdit ve sınır yoktu. Erkek istediği kadar kadınla evlenebildiği gibi, aralarında zevce değişimi bile olurdu.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
İSLAM&#8217;DA ÇOK EVLİLİK</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Cenab-ı Hak buyuruyor:</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
&#8220;Eğer (kendileriyle evlendiğiniz takdir de) yetimlerin haklarına riâyet edememekten korkarsanız, beğendiğiniz (veya size helâl olan) kadınlardan ikişer, üçer, dörder alın. Haksızlık yapmaktan korkarsanız bir tane alın; yahut da sahip olduğunuz (cariyeler) ile yetinin. Bu, adaletten ayrılmamanız için en uygun olanıdır.&#8221;&nbsp;(Nisa, 4/3)</div>
</blockquote>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Âyette açıkça görülmektedir ki, birden fazla kadınla evlenme; mutlaka yapılması gerekli farz ve vacib kabilinden bir emir değil, bir müsaadedir.&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">Ancak bu izin, kadınlar arasında&nbsp;tam bir adalet&nbsp;yapmaya bağlanmış,</em>&nbsp;bir tek zevce ile yetinmenin, adalete en yakın ve en doğru yol olduğu belirtilmiş; adaleti yerine getiremeyeceğinden korkanın, tek kadınla yetinmesi emredilmiştir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
ÇOK EVLILILIK KONUSUNDA ISLAM PRENSIPLERI</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
1) Adetin sınırlandırılması:&nbsp;Cahiliye devrindeki erkeğin hudutsuz evliliğine sınır getirilmiş. Bu âyetin nuzulünden sonra Resulullah (asm)&#8217;ın emriyle dörtten fazla hanımı olanlar, fazlalarını boşadılar.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
2) Eşler arasında adaletin gözetilmesi:&nbsp;Zevceler arasında adalet,&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">yedirme, içirme, giydirme, barındırma, kocalık muamelesi, sevgide</em>&nbsp;gösterilecektir. Yalnız şu varki, insanın sevgi hususunda tam bir eşitlik gösterebilmesi, imkansız denecek kadar zordur. Kadının çeşitli fiziksel ve ruhsal özellikleri sevginin derecesindeki farklılıkları meydana getirecektir. Erkek ne kadar eşitlik konusunda çaba harcasa da bunu başarması imkansız derecesindedir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Cenab-ı Hak buyuruyor:</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
&#8220;Üzerine düşüp uğraşsanız da kadınlar arasında âdil davranmaya güç yetiremezsiniz; bâri birisine tamamen kapılıp da diğerini askıya alınmış gibi bırakmayın. Eğer arayı düzeltir, günahtan sakınırsanız Allah şüphesiz çok bağışlayıcı ve esirgeyicidir.&#8221;&nbsp;(Nisa, 4/129)</div>
</blockquote>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Bu âyet-i kerimeyle Cenab-ı Hak erkekleri kadınlarına sevgi ve muhabbet hususunda mutlak bir eşitlik göstermekten afvetmiş. Sadece erkeğin bir tarafa bütün bütün meyledip ötekinden yüz çevirmesini yasaklamış, elinden geldiği kadar eşit davranmaya çalışmasını emretmiştir. Bir hadis-i şerifte bu hususla ilgili olarak şöyle buyurmaktadır:</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
&#8220;İki zevcesi olup da birine tamamen meyledip diğerini ihmal eden kimse, kıyamet gününde, bir yanı felçli olarak gelir.&#8221;&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">(Hadis-i Şerif; İbn-i Mace, Nikah, 47; Mişkâtü’l-mesabih, 2/196)</em></div>
</blockquote>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Kadın yaratılışı itibariyle erkeğini normal şartlar altında ikinci bir kadınla paylaşmaya razı olmadığı gibi, hiçbir kadın da mecbur kalmadan evli bir erkekle hayatını birleştirmek istenmez.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
<em style="box-sizing: inherit;">Çok evliliğin hak olduğuna inanmak imanın gereğidir.&nbsp;</em>Ancak, buna inanmak kadının, kocasının kendi üzerine evlenmesini onaylayarak rıza göstermesi, tasvip etmesi zorunluluğunu getirmez.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Hiçbir mümin babadan da kızı üzerine damadının ikincisi, üçüncüsü veya dördüncü kadını almasını olgunlukla beklenemez. Kadının kıskançlık fıtratı ve babalık şefkati buna engeldir. Nitekim:</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Peygamberimiz (asm)&#8217;in kızı Hz.Fatıma, kocası Hz.Ali&#8217;nin ikinci bir kadınla evlenmek istemesine karşı çıkmıştır. Peygamberimizin terbiyesinde büyüyen Hz.Fatıma&#8217;nın, kocasının ikinci evliliğine karşı çıkması caiz olmasaydı Allah Resulü (asm) onu ikaz eder, kocasının arzusuna boyun eğmesini emrederdi. Halbuki durum öyle olmamış, bilakis kızının üzüldüğünü gören Allah Resulü, damadı Hz.Ali&#8217;nin bu arzusundan vazgeçmesini istemiş, eğer vazgeçmezse ancak Fatıma&#8217;yı boşadıktan sonra evlenebileceğini bildirmiştir. Hz.Ali&#8217;nin Fatıma&#8217;nın üzerine evlenip onu üzmesine razı olmamıştır.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Allah Resulü&#8217;nün bu davranışında, Müslüman kız ve babalarının damadın ikinci evliliğine karşı çıkabilecekleri hususunda ruhsat vardır denilebilir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Sözün özü:&nbsp;İslam çok evliliği ne emir ne de tavsiye etmiştir. Sadece bazı zaruri hallerde müsaade etmiştir. Zaten yukarıdaki olayı naklettikten sonra diyecek bir şey olmasa gerek.</div>
<div class="separator" style="clear: both; text-align: center;">
<iframe loading="lazy" allowfullscreen="" class="YOUTUBE-iframe-video" data-thumbnail-src="https://i.ytimg.com/vi/STNVzLyNnjI/0.jpg" frameborder="0" height="366" src="https://www.youtube.com/embed/STNVzLyNnjI?feature=player_embedded" width="520"></iframe></div>
<div>
</div>The post <a href="https://ateistlerecevap.org/islamda-cok-eslilik-bir-erkegin-dor/" data-wpel-link="internal">İslam'da çok eşlilik? Bir erkeğin dört kadın ile evlenmesine müsaade edilmesi konusu.</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ateistlerecevap.org/islamda-cok-eslilik-bir-erkegin-dor/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Mirasta neden kadına bir, erkeğe iki hisse veriliyor?</title>
		<link>https://ateistlerecevap.org/mirasta-neden-kadna-bir-erkege-iki/</link>
					<comments>https://ateistlerecevap.org/mirasta-neden-kadna-bir-erkege-iki/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ateistlere Cevaplar]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 10 Apr 2017 17:25:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sorular]]></category>
		<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.ateistlerecevap.org/?p=73</guid>

					<description><![CDATA[<p>Değerli kardeşimiz, Dinimizin ıslah edip düzelttiği müesseselerden birisi de&#160;&#8220;miras&#8221;&#160;hukukudur. Başta cahiliye dönemindeki&#160;Araplarda&#160;olmak üzere&#160;Çin, Roma, Japon&#160;hukukunda kadın mirastan tamamen mahrum bırakılmıştı. Kızın,&#160;babasının malında hiçbir hakkı yoktu.&#160;Miras doğrudan doğruya erkek evlada geçer, kız çocuklarına hiçbir şey verilmezdi. İşin acı tarafı şu ki, bu batıl adet hâlâ ülkemizin bazı bölgelerinde yaşamaktadır. Erkek çocuklar mirasla servet ve varlık içinde [&#8230;]</p>
The post <a href="https://ateistlerecevap.org/mirasta-neden-kadna-bir-erkege-iki/" data-wpel-link="internal">Mirasta neden kadına bir, erkeğe iki hisse veriliyor?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div class="separator" style="clear: both; text-align: center;">
<a href="https://3.bp.blogspot.com/-ziYYBQSFiWE/WOu_1fdrbPI/AAAAAAAAFnc/XYj4Yv1U2tgPnCe3Ys5H-3UVXxzRthFHACLcB/s1600/Mezhepler%2B%25286%2529.png" imageanchor="1" data-wpel-link="external" rel="nofollow external noopener noreferrer"><img loading="lazy" decoding="async" alt="Mirasta neden kadına bir, erkeğe iki hisse veriliyor?" border="0" height="360" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2017/04/Mezhepler28629.png" title="Mirasta neden kadına bir, erkeğe iki hisse veriliyor?" width="640" /></a></div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Değerli kardeşimiz,</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Dinimizin ıslah edip düzelttiği müesseselerden birisi de&nbsp;&#8220;miras&#8221;&nbsp;hukukudur. Başta cahiliye dönemindeki<em style="box-sizing: inherit;">&nbsp;Araplarda&nbsp;</em>olmak üzere&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">Çin, Roma, Japon</em>&nbsp;hukukunda kadın mirastan tamamen mahrum bırakılmıştı.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
<em style="box-sizing: inherit;">Kızın,&nbsp;babasının malında hiçbir hakkı yoktu.</em>&nbsp;Miras doğrudan doğruya erkek evlada geçer, kız çocuklarına hiçbir şey verilmezdi. İşin acı tarafı şu ki, bu batıl adet hâlâ ülkemizin bazı bölgelerinde yaşamaktadır.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Erkek çocuklar mirasla servet ve varlık içinde yüzerken, aynı babanın çocuğu olan kızlar fakruzaruret içinde çırpınmaktadır.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Birçok hayati meselelerde olduğu gibi, bunda da köklü değişiklikler yapan ve yenilikler getiren dinimiz asırlar boyu devam eden bu zulme son verdi. Mirası hakça taksim etti.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Nisa Sûresinin 11. ayeti tamamen miras taksimini anlatır. Baş kısmında ise,&nbsp;&#8220;Allah çocuklarınız hakkında erkeğe iki kadının hissesi kadar tavsiye eder.&#8221;buyurulur.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Böylece açık bir şekilde bu yanlış tashih edilmiş oldu. Ancak bu meseledeki İslamın inkılabını tam anlayamayan bazı kişiler, kadına erkeğin yarısı kadar pay verilmesini dillerine dolayıp bununla İslamın kadının hakkını korumadığı yorumuna saplanırlar.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Halbuki mesele hiç de öyle değildir. Mevzuya erkeğin ve kadının sosyal yapısı, ailedeki mesuliyeti, mükellefiyeti ve psikolojik faktörleri açısından bakılsa Kur&#8217;an&#8217;ın bu hükmünün tam bir adalet ve hakkaniyet üzere olduğu görülecektir.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
<em style="box-sizing: inherit;">İslamın çizdiği hayat prensibine göre,&nbsp;kızın çalışıp kazanma mecburiyeti yoktur.&nbsp;</em>O tüketici durumundadır. Bu, ona layık görülen bir şefkat ve merhametin neticesidir. Kız, baba evinde bulunduğu müddetçe, ihtiyaçları babası ve onun yerindeki yakın erkek akrabaları tarafından karşılanır, gözetilir, himaye edilir. Evlendikten sonra da geçimi, nafakası ve ihtiyaçları kocasının üzerine geçer. Kadın, kendi malını, evin ihtiyaçları için harcamaya zorlanamaz.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Çünkü bir erkeğin özel mülkü olacağı gibi, kadının da pekala özel mülk edinme hakkı vardır. Ancak kadın gönül rızası ile bir zorlama olmadan, isterse, ortaklaşa harcamada bulunabilir. Buna göre, kadının hiçbir şeyi yokmuş gibi bakılır; yeme, içme, giyim kuşam ve benzeri bütün ihtiyaçlarını görmek kocasının sorumluluğu altındadır. Hatta erkek evine bakmaktan vazgeçer, yahut cimri davranarak servetine göre bir harcamada bulunmazsa, kadının kocasını şikayet etme hakkı vardır. Gider, İslam hukuku çerçevesinde hakkını arar.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Diğer taraftan kadın evlenirken erkekten mehir alır, bölgenin adetine göre pek çok hediyeye sahip olur. Erkek devamlı surette harcarken, kadının malı artarak devam eder, çoğalır..</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Erkek evlendikten sonra üzerine aile yükü binecek, kendisinin, çoluk çocuğunun, hatta anne-babası ve muhtaç oldukları takdirde dinen bakmakla mükellef olduğu akrabalarının nafakalarını karşılamak durumunda kalacaktır.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Buna göre biri erkek, diğeri kız iki kardeşten erkeğin aldığı üçte iki miras bu şekilde devamlı surette harcanıp azalırken, kız kardeşinin aldığı üçte bir miras hakkı artarak korunabilmektedir.&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">Şimdi gerçek manada erkek kardeşin mi serveti çoktur, yoksa kız kardeşin mi? Erkeğe mi imtiyaz tanınmış, yoksa kadına mı?</em></div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Öyle ki, babasından kalan mirasla geçinemeyecek hâlde bulunan bekar veya dul kız kardeşe, erkek kardeşin yardım etme, zaruri ihtiyaçlarını karşılama mecburiyeti vardır.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Demek ki, İslam her iki cinsin mükellefiyetine ve ihtiyacına göre hakça bir taksimi uygun görmüş, hakkaniyet prensibini muhafaza etmiştir. Erkeğe iki, kadına bir ölçüsü, sadece bir emek sarf etmeden ele geçen miras hukukundadır. Emek sarf edilip kazanılan mala gelince; kadın ve erkek ticaret, tarım, sanayi ve benzeri hangi iş kolunda çalışırsa çalışsın, ücretlerde eşit miktarda alırlar. Aynı şirkete ortak olan kadın-erkek hisselerine göre eşit miktarda kar nispetini hak ederler. Yani ne erkek fazla alır, ne de kadın eksik&#8230;</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Bediüzzaman Said Nursi bu konunun açıklamasına&nbsp;&#8220;Muhakemesiz medeniyet, Kur&#8217;an kadına sülüs [üçte bir] verdiği için ayeti tenkit eder.&#8221;&nbsp;Cümlesiyle başlar ve sosyal hayatta hükümlerin çoğunun eksere göre; olduğu tespitini yaparak şöyle der:</div>
<blockquote style="background-color: #d4ffaa; border: 1px solid rgb(182, 255, 109); box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; padding: 14px;">
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
<em style="box-sizing: inherit;">&#8220;Ekseriyet itibariyle bir kadın kendini himaye edecek birisini bulur. Erkek ise, ona [kendisine] yük olacak ve nafakasını ona bırakacak birisiyle teşrik-i mesai etmeye [aile ocağı kurmaya] mecbur olur. İşte bu surette bir kadın pederinden yarısını alsa, kocası noksaniyetini temin eder. Erkek, pederinden iki parça alsa, bir parçasını tezevvüç ettiği [evlendiği] kadının idaresine [geçimine] verecek; kız kardeşine müsavi gelir. İşte adalet-i Kur&#8217;aniye böyle iktiza eder. Böyle hükmetmiştir.&#8221;</em></div>
</blockquote>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Meseleye psikolojik açıdan bakıldığı zaman da bu miras taksiminde tam bir hakkaniyet gözetildiği görülür.&nbsp;Şöyle ki,&nbsp;kız çocuğu evlenip çoluk çocuğa karışıp evi barkı ayrı olsa da yine anne-babasının ve erkek kardeşlerinin merhametine, şefkatine ve bir derece himayelerine muhtaçtır. Bundan dolayı akrabalık bağlarının zedelenmemesi için birbirlerine karşı olan sevgi ve muhabbette de bir eksiklik olmamalıdır.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Bediüzzaman&#8217;ın ifade ettiği gibi,&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">&#8220;O zaife kız pederinden şefkate ve kardeşinden merhamete çok muhtaçtır. Hükm-ü Kur&#8217;an&#8217;a [Kur&#8217;an&#8217;ın hükmüne] göre o kız pederinden endişesiz bir şefkat görür.&#8221;</em></div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Miras taksiminde kızın alacağı payı düşünen baba daha ölmeden önce ona olan şefkatinden bir eksilme olmaz ve kızına,&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">&#8220;servetinin yarısının yabancıların ellerine geçmesine sebep olacak zararlı bir çocuk&#8221;</em>&nbsp;nazarıyla bakmaz, o şefkate endişe ve hiddet karışmaz.</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
Erkek kardeş için de durum aynıdır. Kız, erkek kardeşinden bir hisse az almakla, yine Bediüzzaman&#8217;ın ifadesiyle&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;">&#8220;Kardeşinden rekabetsiz, hasetsiz bir merhamet ve himaye görür. Kardeşi ona, hanedanımızın yarısını bozacak ve malımızın mühim bir kısmını ellerin eline verecek bir rakip nazarıyla bakmaz&#8230;&#8221;(Sözler, s. 381)</em></div>
<div style="box-sizing: inherit; font-family: arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
İşte daha bunlara benzer pek çok hikmetten dolayı İslam hukuku mirasta kadına erkeğe nispetle bir hisse eksik takdir etmiştir.</p>
<div style="color: #666666;">
</div>
<div class="separator" style="clear: both; color: #666666; text-align: center;">
<iframe loading="lazy" allowfullscreen="" class="YOUTUBE-iframe-video" data-thumbnail-src="https://i.ytimg.com/vi/iu5XxRRsqgs/0.jpg" frameborder="0" height="366" src="https://www.youtube.com/embed/iu5XxRRsqgs?feature=player_embedded" width="520"></iframe></div>
<div style="color: #666666;">
</div>
</div>The post <a href="https://ateistlerecevap.org/mirasta-neden-kadna-bir-erkege-iki/" data-wpel-link="internal">Mirasta neden kadına bir, erkeğe iki hisse veriliyor?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ateistlerecevap.org/mirasta-neden-kadna-bir-erkege-iki/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
