<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Ateistlere Cevaplar | Ateistlere Cevap</title>
	<atom:link href="https://ateistlerecevap.org/author/ateistlerecevap/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://ateistlerecevap.org</link>
	<description>Ateistlere,deistlere ve İslam&#039;ı kabul etmeyenlere İslam&#039;ı tanıtmak cevap vermek ve Müslüman kardeşimize fikir vermeye çalışan dostlarız.</description>
	<lastBuildDate>Mon, 13 Jun 2022 12:32:19 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.4.4</generator>

<image>
	<url>https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2020/10/cropped-logo-mavi-32x32.png</url>
	<title>Ateistlere Cevaplar | Ateistlere Cevap</title>
	<link>https://ateistlerecevap.org</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Neden Sürekli Huzursuzum? Yaşantımdan Zevk Alamıyorum. Mutsuzluğumun Sebebi Nedir?</title>
		<link>https://ateistlerecevap.org/neden-surekli-huzursuzum-yasantimdan-zevk-alamiyorum-mutsuzlugumun-sebebi-nedir/</link>
					<comments>https://ateistlerecevap.org/neden-surekli-huzursuzum-yasantimdan-zevk-alamiyorum-mutsuzlugumun-sebebi-nedir/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ateistlere Cevaplar]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 30 Nov 2020 18:01:33 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>
		<category><![CDATA[Huzursuzluğun Sebepleri Nelerdir?]]></category>
		<category><![CDATA[Neden Huzursuzum?]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://ateistlerecevap.org/?p=2954</guid>

					<description><![CDATA[<p>Huzursuzluğun, bunalımın, stresin önemli sebeplerinden birisi de şudur; “Bir şey ‘ma vudia leh’inde istihdam edilmezse atalete uğrar, matlup eseri göstermez.” (Bediüzzaman, Sünuhat) “ma vudia leh”, bir şeyin yapılış gayesi demektir. Gözün yaratılış gayesi: görme işlevidir&#8230; Onu tatların kontrolünde kullanmaya kalkarsanız gözünüze zarar verirsiniz ve görme işlevi için verilen gözünüze zarar verdiğiniz için kimseyi suçlama hakkınız da [&#8230;]</p>
The post <a href="https://ateistlerecevap.org/neden-surekli-huzursuzum-yasantimdan-zevk-alamiyorum-mutsuzlugumun-sebebi-nedir/" data-wpel-link="internal">Neden Sürekli Huzursuzum? Yaşantımdan Zevk Alamıyorum. Mutsuzluğumun Sebebi Nedir?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Huzursuzluğun, bunalımın, stresin önemli sebeplerinden birisi de şudur;</p>
<blockquote><p><strong><em>“Bir şey ‘ma vudia leh’inde istihdam edilmezse atalete uğrar, matlup eseri göstermez.” </em>(Bediüzzaman, Sünuhat)</strong></p></blockquote>
<p><strong>“ma vudia leh”,</strong> bir şeyin yapılış gayesi demektir. Gözün yaratılış gayesi: görme işlevidir&#8230; Onu tatların kontrolünde kullanmaya kalkarsanız gözünüze zarar verirsiniz ve görme işlevi için verilen gözünüze zarar verdiğiniz için kimseyi suçlama hakkınız da olmaz.</p>
<p>Her duygusunu ve hissini onu Yaratanın rızası dairesinde ve istikamet çizgisinde kullanan insanlar dünyada da bir nevi cennet hayatı yaşarlar.</p>
<p>İnsana verilen her bir his ve duygu insanı Allah’tan uzaklaştırmak için değildir; aksine insanı Allah’a yaklaştırmak ve terakki etmek içindir. Bu his ve duyguların yüzünü geçici ve önemsiz şeylerden çevirip sonsuz şeylere yönlendirmek gerekmektedir. <em><strong>Yani o duyguyu yok etmek değil, hayırlı şeylere yönlendirmek gerekir</strong>.</em></p>
<p><strong>Mesela geleceği düşünmek hissi herkeste vardır.</strong> Bir insan bununla isterse sadece dünya hayatını düşünebilir ve sadece ona çalışabilir. <strong><span style="color: #800000;">Fakat bu his ve duygu sadece bunun için verilmemiştir.</span></strong> Öyleyse bu hissi başka değerli bir şeye yönlendirmesi gerekir. Bu da sonsuz geleceğimiz olan ahireti düşünmek tarzında olmalıdır, bu sayede isterse hem dünyayı hem ahireti düşünerek iki cihanda da rahat edebilir.</p>
<p><strong>Mesela insanda inat duygusu da var.</strong> Bu hissi dünya işlerine sarf ettiği zaman önemsiz şeylere de inat eder. Mesela “Ben inat ettim kumardan milyon TL kazanacağım” şeklinde inat eden bir insan sürekli kumara yatırım yaparak elindeki parasını kaybeder ve hem elindekini kaybettiği için hem de yenisini kazanamadığı için kendini sıkıntıdan sıkıntıya sokar ve günah da kazanır. Fakat insan bu hissini, Allah’ın istediği şekilde kullansa, o zaman ibadete inkılap etmiş olur. Şöyle ki, bu his ile bir Müslüman diyecek:</p>
<blockquote><p><strong><em>“Ben inat ettim sabah namazını kaçırmayacağım, inat ettim her hafta sadaka vereceğim, inat ettim hiçbir mü’mine kızmayacağım, inat ettim her gün şu kadar namaz vb ibadet edeceğim&#8230;&#8221;</em></strong></p></blockquote>
<p>Böylece kendisine verilen inat duygusunu hayırlı işlere çevirip ibadet haline getirebilir. İş böyle olunca maddi olarak kayba uğrasa bile, kendisini bazı geçici lezzetlerden mahrum bıraksa bile bunun hak yoluna gittiğini ve kaybettiklerini veya vazgeçtiklerini ahirette misliyle kazanacağını bildiği için kendisini sıkıntıya sokmaz kendi kendisinin huzurunu kaçırmaz.</p>
<p>Kazandığınız parayı helal daire de harcamak yerine, örneğin iddia ve kumar oynamakta kullanırsanız bunları kaybettiğinizde “Neden kazanamıyorum, neden daha çok param yok” diye kendinizi büyük bir çıkmaza sürüklersiniz. Ancak böyle yapmak yerine paranızı sadaka vererek harcayıp helal daire de kullandığınız zaman maddi olarak paranız azalsa bile manevi olarak kuvvetleneceğinizden dolayı giden paranın üzüntüsünü çekmez aksine Allah yolunda harcadığınız paranın size hem bu dünyada hem de ahirette misliyle karşılığının verileceğini bildiğinizden dolayı içiniz, kalbiniz huzurla dolar.</p>
<p>Size verilen kalbi, sevme ve sevilme duygusunu, Dünya malına, çıkar ilişkilerine ve haram sevdalara adadığınız zaman bunlardan birisi dahi eksik kaldığında kendinizi boşlukta hissedersiniz ve içiniz sıkıntıyla dolar.</p>
<p>Örneğin haram bir sevdaya daldığınız zaman karşı taraftan da bazı hisler beklersiniz ve bu hisler gerçekleşmediği zaman kendinizi suçlar karşı tarafı suçlar ve bununla da yetinmez geçici zevk ve duygular yüzünden Allah’ı suçlar ve inkara kadar gidersiniz. O hisleri yaşayamadığınız için üzülür, kendinizi sıkıntıya sokar, ibadetlerinizi aksatırsınız, normal hayatınızı aksatırsınız.</p>
<p>Örneğin her akşam ailenizle oturup muhabbet ederken kendinizi bunalıma soktuğunuz için ailenizle vakit geçirmek istemezsiniz, içinizden bir şey yapmak gelmez ve buda sizi zamanla uyuşuk, bir amacı olmayan, bir gayesi olmayan, kendisini sadece geçici zevklere adayan ve idealleri, kuralları, değerleri olmayan basit biri yapar. Bu yüzden agresifleşir ve çevrenizde bulunan ve sizi gerçekten seven insanları da üzersiniz.</p>
<p><strong><em>Dünyayı oyun ve eğlence bilenlerin bakışları âhiretedir.</em></strong> Gayretleri orası içindir. Oranın saadeti de, azabı da ebedîdir. Bunun şuurunda olan ve <em>“biz Allah’ın kuluyuz, hayatımız, ölümümüz, bedenimiz, ruhumuz, mevkiimiz, makamımız, bütün bunlar geçicidir ve kısacası her şeyimiz, onun için, onun rızası içindir” </em>düşüncesini benimseyen insan, fâni dünyanın geçici sıkıntılarında boğulmaz.</p>
<p>Her şey gibi, kalp huzuru da O’nun elindedir. Buna lâyıkıyla iman etsek başkalarının kapılarında dolaşmaktan kurtulacak, aradığımız her güzelliği Rabbimizin rahmet kapısında bulacağız.</p>
<p>Burada şunu anlamamız gerekir: Nasıl Allah Teâlâ, kuluna mal veriyor ve onu nerede kullanacağını görmek diliyorsa aynı şekilde düz yürüdüğü yollarda önüne kavşaklar, rampalar çıkararak, o anda ne yapacağını görmek istemektedir. Malını helal yoldan kazandıktan sonra onu mubah yollarla harcayan ve sadakasını verenin o mal sayesinde Rabbinin rızasına erdiği gibi, Rabbinden gelen sıkıntılara karşı sabretmesini bilen kul da malını infak eden gibi ecir kazanmış olmaktadır. Bu sıkıntı, mal üzerinden olabilir, aile içindeki fertlerden birinden olabilir, siyasi yönetimden olabilir, tabii bir afet şeklinde olabilir. Türü ne olursa olsun mü’minin ayağına batan bir diken bile, huzurunu kaçırdığı için bir anlamda beladır, sıkıntıdır. Her bela, her sıkıntı, bunaltan, terleten, tansiyon yükselten, ağlatan, ezip utandıran ne varsa ecir kaynağıdır. <strong>Yeter ki kul, ihmalinin ve üzerine düşeni yapmamış olmanın bedelini ödemesin</strong>.</p>
<p>İşte bu yüzden şu cümleyi iyice idrak etmemiz anlamamız gerekmektedir;</p>
<blockquote><p><span style="font-size: 18pt;"><strong>“Durgun bir deniz asla iyi bir denizci yetiştirmez&#8230;<br />
Başına gelen musibetler aslında seni dünya fırtınasından ahiret sahiline çıkarmak içindir&#8230;”</strong></span></p></blockquote>The post <a href="https://ateistlerecevap.org/neden-surekli-huzursuzum-yasantimdan-zevk-alamiyorum-mutsuzlugumun-sebebi-nedir/" data-wpel-link="internal">Neden Sürekli Huzursuzum? Yaşantımdan Zevk Alamıyorum. Mutsuzluğumun Sebebi Nedir?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ateistlerecevap.org/neden-surekli-huzursuzum-yasantimdan-zevk-alamiyorum-mutsuzlugumun-sebebi-nedir/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kur&#039;an&#039;a Uyan Hadisi Almak Uymayan Hadisi Almamak</title>
		<link>https://ateistlerecevap.org/kurana-uyan-hadisi-almak-uymayan-hadisi-almamak/</link>
					<comments>https://ateistlerecevap.org/kurana-uyan-hadisi-almak-uymayan-hadisi-almamak/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ateistlere Cevaplar]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 27 Jan 2019 18:48:27 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Hadisler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.ateistlerecevap.org/?p=2866</guid>

					<description><![CDATA[<p>Günümüz hadis inkarcılarına &#8220;Yav kardeşim sen nasıl olur da Peygamber Efendimizin sözlerini inkar edersin onun emir ve yasaklarına uymazsın&#8230;. vs.&#8221; şeklinde sorsanız sizin bu sözünüze karşılık olarak söyleyeceği ilk cümle şudur &#8220;Biz Kur&#8217;an&#8217;a uyan hadisi alırız, hadisi okuruz Kur&#8217;an&#8217;a uyarsa alırız uymazsa almayız.&#8221; bu bahaneyi öne sürerekte neredeyse bütün hadisleri inkar ederler yani aslında söyledikleri [&#8230;]</p>
The post <a href="https://ateistlerecevap.org/kurana-uyan-hadisi-almak-uymayan-hadisi-almamak/" data-wpel-link="internal">Kur'an'a Uyan Hadisi Almak Uymayan Hadisi Almamak</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2019/01/Kurana-Uyan-Hadisi-Almak.png" data-wpel-link="internal"><img fetchpriority="high" decoding="async" class="aligncenter wp-image-2868 size-large" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2019/01/Kurana-Uyan-Hadisi-Almak-1024x1024.png" alt="Kur'an'a Uyan Hadisi Almak" width="640" height="640" srcset="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2019/01/Kurana-Uyan-Hadisi-Almak-1024x1024.png 1024w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2019/01/Kurana-Uyan-Hadisi-Almak-300x300.png 300w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2019/01/Kurana-Uyan-Hadisi-Almak-150x150.png 150w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2019/01/Kurana-Uyan-Hadisi-Almak-768x768.png 768w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2019/01/Kurana-Uyan-Hadisi-Almak.png 1080w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" /></a><br />
Günümüz hadis inkarcılarına &#8220;Yav kardeşim sen nasıl olur da Peygamber Efendimizin sözlerini inkar edersin onun emir ve yasaklarına uymazsın&#8230;. vs.&#8221; şeklinde sorsanız sizin bu sözünüze karşılık olarak söyleyeceği ilk cümle şudur &#8220;Biz Kur&#8217;an&#8217;a uyan hadisi alırız, hadisi okuruz Kur&#8217;an&#8217;a uyarsa alırız uymazsa almayız.&#8221; bu bahaneyi öne sürerekte neredeyse bütün hadisleri inkar ederler yani aslında söyledikleri bu söz gittikleri batıl olan yolu hakmış gibi göstermek için uydurdukları bir &#8220;kılıftır&#8221;.<br />
Hadis inkarcılarının en sevmediğim özelliği şudur. 1400 yıldır kimsenin düşünemediği, göremediği, herkesin yanlış anladığı şeyleri direkt ya dolaylı olarak doğru anladıklarını iddia etmeleri ve en sinir bozucu olanı ise sanki yeni bir şey keşfetmiş gibi yaptıklarını savunmaları.<br />
Yavaş yavaş konumuza gelelim, bunlar güya diyor ki bu zamana kadar insanlar Kur&#8217;an&#8217;a uymayan hadisi alıyorlardı ama artık bizim gibi dini, Kur&#8217;an&#8217;ı doğru anlayan kurtarıcılar var biz Kur&#8217;an&#8217;a uymayan hadisi kabul etmeyiz. Peki durum gerçekten de böyle mi? Hadis ilminin, hadis usulünün en temelinde, en başında bir hadis incelenirken iki tane şey incelenir<br />
&#8220;1) Hadisin Metni, 2) Hadisin Senedi (ravileri vs.)&#8221; peki burada ki hadisin metnini incelemek ne demek? Adından da anlaşılacağı üzere hadis incelenir Kur&#8217;an&#8217;a uyuyor mu ya da sahih olduğu sabit olan bir hadise muhalefet ediyor mu etmiyor mu, illetli bir hadis mi buna bakılır. Örneğin diyelim ki içki içmenin helal olduğunu söyleyen bir tane hadis var (böyle bir şey yok sadece örnek olsun diye diyorum)* Kur&#8217;an&#8217;a bakılır ne yazıyor Kur&#8217;an&#8217;da &#8220;İçki haramdır (özetle)&#8221; ve bunun aksini ispat eden bir tane bile delil yoktur ama bu sözde içki helal deniyor o zaman bu söz hadis olarak kabul edilmez. Yani aslında bizim Kur&#8217;an&#8217;ı doğru anlayan (!) kurtarıcılarımızın (!) uyguladığı (!) Kur&#8217;an&#8217;a uymayan hadisi almama olayı asırlardır uygulanan ve Hadis İlminin en temelini oluşturan şeydir.<br />
Arkadaşlar aslında asıl sorun şu birileri bizi Peygamber Efendimizin sözlerinden, sünnetinden, örnekliğinden uzaklaştırmaya çalışıyor ve bunu yaparken de kendilerince bir kılıf uyduruyorlar. Bazı hadisler ilk okunduğunda Kur&#8217;an&#8217;a zıt gibi gelebilir bu normaldir çünkü herkesin herşeyi doğru anlaması mümkün değildir. Burada önemli olan Kur&#8217;an&#8217;ın bize emrettiği gibi bilmediğimiz şeyleri ilim sahiplerine sormamızdır.<br />
Diyelim ki bu şekilde bir hadisle karşılaştık direkt inkar etmek yerine &#8220;Ben bunu direkt olarak inkar etmeyeyim bilen birisine sorayım o bana bu hadisin aslını astarını doğrusunu yanlışını anlatsın&#8221; dememiz lazım. Aslında bu konuda ateistlerle hadis inkarcıları arasında bir fark yoktur çünkü Kur&#8217;an&#8217;da da birbiriyle çelişkili gibi gözüken ayetler vardır ateistler bu ayetlerin hikmetini bilen birisine sormadığı için bu ayetleri inkar ediyor, hadis inkarcıları da Kur&#8217;an&#8217;a zıt gibi duran hadisleri bilen birisine sormadığı için hadisleri inkar ediyor.<br />
Aslında biraz gözlerini açıp baksalar yaptıklarının ateistlerin yaptıkları ile arasında bir fark olmadığını göreceklerdir. Allah hepimize hatalarımızı görüp bunları düzeltmeyi nasip etsin</p>The post <a href="https://ateistlerecevap.org/kurana-uyan-hadisi-almak-uymayan-hadisi-almamak/" data-wpel-link="internal">Kur'an'a Uyan Hadisi Almak Uymayan Hadisi Almamak</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ateistlerecevap.org/kurana-uyan-hadisi-almak-uymayan-hadisi-almamak/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Peygamber Efendimizin Mezhebi Neydi? Peygamberimizin Mezhebi Var Mıydı?</title>
		<link>https://ateistlerecevap.org/peygamber-efendimizin-mezhebi-neydi-peygamberimizin-mezhebi-var-miydi/</link>
					<comments>https://ateistlerecevap.org/peygamber-efendimizin-mezhebi-neydi-peygamberimizin-mezhebi-var-miydi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ateistlere Cevaplar]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 08 Dec 2018 22:34:15 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Hadisler]]></category>
		<category><![CDATA[Peygamber Efendimizin Mezhebi Neydi?]]></category>
		<category><![CDATA[Peygamberimizin Mezhebi Var Mıydı?]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.ateistlerecevap.org/?p=2802</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bu soruyu soran arkadaşların bazıları cidden bilmediklerinden, konu ile hiç alakaları  olmadıklarından soruyorlar bazıları da var ki cevabını bildikleri halde insanların kalbine vesvese salmak için soruyorlar. Şimdi bu sorunun cevabına yavaş yavaş geçelim. Daha önce mezheplerin nasıl ortaya çıktığını detaylıca anlattık, gerekli yazıları websitemizde bulabilirsiniz. Burada uzun uzun anlatmayacağım sadece özet bir şekilde geçeceğim. Peygamberimizin Asr-ı Saâdetinde [&#8230;]</p>
The post <a href="https://ateistlerecevap.org/peygamber-efendimizin-mezhebi-neydi-peygamberimizin-mezhebi-var-miydi/" data-wpel-link="internal">Peygamber Efendimizin Mezhebi Neydi? Peygamberimizin Mezhebi Var Mıydı?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/12/01-1.png" data-wpel-link="internal"><img decoding="async" class="aligncenter wp-image-2803 size-large" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/12/01-1-1024x1024.png" alt="Peygamber Efendimizin Mezhebi Neydi?" width="640" height="640" /></a><br />
Bu soruyu soran arkadaşların bazıları cidden bilmediklerinden, konu ile hiç alakaları  olmadıklarından soruyorlar bazıları da var ki cevabını bildikleri halde insanların kalbine vesvese salmak için soruyorlar. Şimdi bu<br />
sorunun cevabına yavaş yavaş geçelim. Daha önce mezheplerin nasıl ortaya çıktığını detaylıca anlattık, gerekli yazıları <a href="https://www.ateistlerecevap.org/2018/11/mezhepler-nasil-ortaya-cikti-nasil-mezhep-kurulur-okuyan-mezhebi-kuruyoruz.html" data-wpel-link="internal"><strong>websitemizde bulabilirsiniz</strong></a>.<br />
Burada uzun uzun anlatmayacağım sadece özet bir şekilde geçeceğim. Peygamberimizin Asr-ı Saâdetinde sahâbenin bir kısmı devamlı olarak Allah Resûlünün yanında kalıyor, Kur&#8217;ân&#8217;ı ve hadîsleri ezberliyor, onların mânâlarını iyice kavramaya çalışıyorlardı. Hazret-i Peygamber&#8217;in Kur&#8217;an&#8217;ın hükümlerini nasıl uyguladığını bizzat görüyor, âyetlerin iniş sebeblerini biliyorlardı.<br />
Hz. Peygamber&#8217;in vefatından sonra, bu sahâbeler Mekke ve Medine dışına çıktılar, çeşitli İslâm memleketlerine gittiler. Bunlar, gittikleri yerlerde Hicaz&#8217;dakinden farklı örf ve âdetlere sâhip insanlarla karşılaştılar. Halk gelip dinî mes&#8217;eleleri kendilerine soruyor, onlar da o mes&#8217;ele hakkında Kur&#8217;an ve Sünnetin hükmünü bildiriyorlardı. Sorulan mes&#8217;ele hakkında Kur&#8217;an&#8217;da ve hadîste hüküm bulamazlarsa, o mes&#8217;elede ictihâd edip mes&#8217;eleyi açıklığa kavuşturuyorlardı. Sahâbe, gittikleri şehirlerde, hem hâkim, hem müftü, hem vali, hem muallim durumunda idiler. Bulundukları yerde âdeta birer ekol meydana getirmişlerdi. Birbirlerinden çok farklı yerlere dağıldıkları ve bilgi, zekâ ve kavrayış bakımından da aralarında farklar olduğu için, sorulan mes&#8217;eleler karşısında pek tabiî olarak farklı ictihadlar, ayrı görüş ve kanaatlar ortaya çıkabiliyordu.<br />
Bir sahâbînin etrafında toplanan talebeleri, o sahâbînin kendisinden sonra da onun sistemi ve metodu doğrultusunda ictihad yapmaya, kapalı olan mes&#8217;eleleri çözmeye, cem&#8217;iyette yeni ortaya çıkan durumlara hükümler bulmağa çalıştılar. Bu çalışmalar neticesinde, zamanla fıkhî mezhebler teşekkül etmeye başladı. Bâzı mezhebler kendilerine fazla taraftar bulamadığı için, zaman içinde kaybolurken; bugünkü 4 büyük mezheb umumun teveccühünü kazanarak kuvvet buldu, yaygınlaştı ve günümüze kadar geldi.<br />
ÖZETLE mezheplerin ortaya çıkış süreci böyledir. Aslında bu açıklamadan sonra<strong> “Peygamber Efendimizin mezhebi neydi?”</strong> sorusunu sormak bile saçmalık olur ama biz yine de açıklayalım. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) zamanında mezhep yoktu, çünkü mezhebe ihtiyaç yoktu. Sahabeler bilmedikleri meseleleri bizzat Peygamberimize danışır ve ondan öğrendiği gibi amel ederdi. Yani bir asır sonra dünyaya gelecek olan mezhep imamlarının vazifesini kendi asrında bizzat Peygamber Efendimiz icra etmiştir.<br />
Mezhepler Peygamberimizin vefatından sonra ortaya çıkmıştır. Soru sormak için Peygamberimizi bulamayan Müslümanlar Efendimizin sünnetini ve Kur’an’ı çok iyi bilen müctehid âlimlere sorularını sormuşlar, bu âlimler de Kur’an ve sünnetten çıkardıkları cevapları ümmete ders vermişlerdir. Bu âlimlerin verdiği fetvalar da insanlar tarafından kabul görmüş ve neticede ümmet-i Muhammed Kur’an ve sünnetin fıkhi yönünü anlamada onları kendilerine rehber yapmıştır.<br />
Demek Peygamberimiz zamanında mezhep yoktu, çünkü ihtiyaç yoktu. Herkes bizzat Peygamberimizin uygulamasını görerek taklit ediyor ve bilmediğini bizzat Efendimize sorarak öğreniyordu. Mezhepler Peygamberimizden sonra çıkmış ve Efendimizin uygulamalarını ümmete ders vermiştir.<br />
Yani arkadaşlar özetle<br />
<strong>“Peygamberimizin Mezhebi Neydi?”</strong> gibi bir soru sormak mantıksızlık olur.</p>The post <a href="https://ateistlerecevap.org/peygamber-efendimizin-mezhebi-neydi-peygamberimizin-mezhebi-var-miydi/" data-wpel-link="internal">Peygamber Efendimizin Mezhebi Neydi? Peygamberimizin Mezhebi Var Mıydı?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ateistlerecevap.org/peygamber-efendimizin-mezhebi-neydi-peygamberimizin-mezhebi-var-miydi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Mezhepler Nasıl Ortaya Çıktı? Nasıl Mezhep Kurulur? “Okuyan Mezhebi” Kuruyoruz</title>
		<link>https://ateistlerecevap.org/mezhepler-nasil-ortaya-cikti-nasil-mezhep-kurulur-okuyan-mezhebi-kuruyoruz/</link>
					<comments>https://ateistlerecevap.org/mezhepler-nasil-ortaya-cikti-nasil-mezhep-kurulur-okuyan-mezhebi-kuruyoruz/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ateistlere Cevaplar]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 10 Nov 2018 20:52:17 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Hadisler]]></category>
		<category><![CDATA[Sorular]]></category>
		<category><![CDATA[Mezhepler Nasıl Kuruldu?]]></category>
		<category><![CDATA[Mezhepler Nasıl Ortaya Çıktı?]]></category>
		<category><![CDATA[Mezheplerin Ortaya Çıkış Süreci Nasıldı?]]></category>
		<category><![CDATA[Nasıl Mezhep Kurulur?]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.ateistlerecevap.org/?p=2780</guid>

					<description><![CDATA[<p>Mezheplerin Ortaya Çıkış Süreci Nasıldı? Mezhepler Nasıl Kuruldu? “Okuyan Mezhebi” Kuruyoruz (Yazıyı PDF dosyası olarak indirmek için BURAYA TIKLAYIN) Yazıya başlamadan önce not: burada yaptığımız şey işin mantığını kavramanızdır yoksa haşa mezhep falan kurduğumuz yok yanlış anlaşılmasın. Bu yazıda isim olarak Mehmet Okuyan&#8217;ı seçtik bu sadece bir örnek başka biriside olabilirdi isime değil yazının mantığına odaklanmamız [&#8230;]</p>
The post <a href="https://ateistlerecevap.org/mezhepler-nasil-ortaya-cikti-nasil-mezhep-kurulur-okuyan-mezhebi-kuruyoruz/" data-wpel-link="internal">Mezhepler Nasıl Ortaya Çıktı? Nasıl Mezhep Kurulur? “Okuyan Mezhebi” Kuruyoruz</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h1><a href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/11/Mezhepler-Nasil-Ortaya-Cikti-Nasil-Mezhep-Kurulur-Okuyan-Mezhebi-Kuruyoruz.jpg" data-wpel-link="internal"><img decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-2791" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/11/Mezhepler-Nasil-Ortaya-Cikti-Nasil-Mezhep-Kurulur-Okuyan-Mezhebi-Kuruyoruz.jpg" alt="Mezhepler Nasıl Ortaya Çıktı? Nasıl Mezhep Kurulur? “Okuyan Mezhebi” Kuruyoruz" width="1280" height="860" /></a></h1>
<h1><strong>Mezheplerin Ortaya Çıkış Süreci Nasıldı? Mezhepler Nasıl Kuruldu? “Okuyan Mezhebi” Kuruyoruz</strong></h1>
<p>(Yazıyı PDF dosyası olarak indirmek için <span style="color: #800000;"><a style="color: #800000;" href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/11/Mezhepler-Nasil-Ortaya-Cikti-Nasil-Mezhep-Kurulur-Okuyan-Mezhebi-Kuruyoruz-1.pdf" data-wpel-link="internal"><strong>BURAYA TIKLAYIN</strong></a></span>)</p>
<p><span style="font-size: 14pt;">Yazıya başlamadan önce not: <strong>burada yaptığımız şey işin mantığını kavramanızdır yoksa <span style="color: #ff0000;"><em>haşa mezhep falan kurduğumuz yok yanlış anlaşılmasın</em></span>. Bu yazıda isim olarak Mehmet Okuyan&#8217;ı seçtik bu sadece bir örnek başka biriside olabilirdi isime değil yazının mantığına odaklanmamız gerekiyor.</strong></span></p>
<p><span style="font-size: 14pt; font-family: Dosis;">Uzun bir süredir hazırlamak istediğim bir yazıyı, değinmek istediğim bir konuyu sizlere sunmak istedim. Konumuz <strong>“Mezhep nedir? Nasıl Ortaya Çıktı? Nasıl Mezhep Kurulur?”</strong>. Evet bugün sizlerle bir mezhep kuracağız ve adını <strong>“Okuyan Mezhebi”</strong> koyacağız tabi bunu yaparken diğer mezhepler nasıl ortaya çıktıysa ismi nasıl “Hanefi, Şafii, Hanbeli, Maliki&#8230;” mezhebi olduysa o şekilde yapacağız sıkmadan bir sürü kaynak içerisinde boğmadan anlatmaya çalışacağım. Rabbim bana razı olacağı şekilde düzgünce anlatmayı, size de razı olacağı düzgünce anlayabileceğiniz bir şekilde anlamayı nasip etsin, amin.</span></p>
<p><span style="font-size: 14pt; font-family: Dosis;">Öncelikle bizim (ehlisünnetin) dinen kabul ettiğimiz kaynakları paylaşalım</span></p>
<p><span style="font-size: 14pt; font-family: Dosis;"><strong>İslâm&#8217;da dinî hükümlerin iki kaynağı vardır:</strong> <strong><em>Kitap </em></strong>ve <strong><em>sünnet.</em></strong> Bu ikisinden <strong>sonra</strong> müracaat edilecek<strong> kıyas</strong> ve <strong>icma</strong> da esas itibariyle, yine bu iki kaynağa bağlıdır. Bunların dördüne birden<strong> “dört usul, dört şer’î delil”</strong> adı verilir. Bütün dinî hükümler bu dört delilden çıkarıldığı için, bunlara dayanır. Bu dört delil sırasıyla şöyledir:</span></p>
<p><span style="font-size: 14pt; font-family: Dosis;"><strong>1. Kitap:</strong></span><br />
<span style="font-size: 14pt; font-family: Dosis;">Kitaptan maksat Kur’ân-ı Kerim’dir. İslâm dininin en esaslı kaynağı olan yüce kitabımız Allah tarafından nasıl indirilmişse öylece muhafaza edilmiş, bir harfi dahi değişmemiştir. Çünkü, onun muhafazasını yüce kelâmın sahibi Cenab-ı Hak üzerine almış ve korumuştur. İşte dinî bir meselede ilk müracaat edilecek kaynak Kur’ân-ı Kerim’dir.</span></p>
<p><span style="font-size: 14pt; font-family: Dosis;"><strong>2. Sünnet:</strong></span><br />
<span style="font-size: 14pt; font-family: Dosis;">Sünnetten maksat, Resul-i Ekrem Efendimizin (a.s.m.) mübarek sözleri, işleri ve görüp de men etmeyerek sükût buyurdukları halleridir. Sünnet olarak tarif edilen Peygamberimizin (asm) bu hallerine aynı zamanda hadis denir.</span></p>
<p><span style="font-size: 14pt; font-family: Dosis;"><strong>Sahabiler,</strong> Kur’ân’da yer alan dinî hükümlerin tafsilatıyla ilgili binlerce hadisi ezberleyip muhafaza ederek kendilerinden sonra gelen ve <strong>&#8220;Tâbiîn&#8221;</strong> denilen ikinci nesle nakletmişlerdir. İlk olarak Hicrî 101 tarihinde Ömer bin Abdülaziz’in gayretleriyle dinî hükümlerin tafsilati ile ilgili dört bin kadar hadis-i şerif toplanmıştır. Kur’ân-ı Kerim’den sonra sünnet dinî hükümlerin tesbitinde çok esaslı bir yer tutmaktadır.</span></p>
<p><span style="font-size: 14pt; font-family: Dosis;"><strong>3. Kıyas:</strong></span><br />
<span style="font-size: 14pt; font-family: Dosis;">Bir meselede sabit olan bir hükmün benzerini, diğer bir meselede içtihad sonunda açığa çıkarmaktır. Diğer bir ifade ile,<strong> kitap, sünnet</strong> veya <strong>icma</strong> ile sabit olan bir meseledeki hükmü, aynı sebep, aynı hikmete dayanan başka benzer bir meselede tatbik etmektir. <strong><em>Kıyası,</em></strong><em> ancak müçtehid derecesindeki bir âlim yapabilir.</em></span></p>
<p><span style="font-size: 14pt; font-family: Dosis;"><strong>4. İcma:</strong></span><br />
<span style="font-size: 14pt; font-family: Dosis;"><strong><em>İcma, </em></strong><em>bir (aynı) asırda yaşayan İslâm müctehidlerinin, bir meseledeki dinî hüküm hakkında ittifak etmeleridir.</em> Buna göre kitap ve sünnette, hakkında bir nas bulunmayan bir meselede müçtehidlerin içtihad ederek verdikleri hükümlerde ittifak meydana gelirse, bu hüküm<strong> “icma-i ümmet”</strong>le sabit olmuş demektir. Hakkında icma olan bir mesele, artık kuvvetli bir mesele haline gelmiş demektir </span><span style="font-size: 14pt; font-family: Dosis;">dedikten sonra devam edelim.</span></p>
<p><span style="font-size: 14pt; font-family: Dosis;">Peygamber Efendimiz (sav) yaşarken Müslümanlar (sahabe efendilerimiz) anlaşmazlığa düştüklerinde, anlamadıkları bir yer olduğunda Nisa Suresi 59. ayette ve Nahl Suresi 44. ayette</span><br />
<span style="font-size: 14pt; font-family: Dosis;"><div class="su-note"  style="border-color:#e5e54c;border-radius:3px;-moz-border-radius:3px;-webkit-border-radius:3px;"><div class="su-note-inner su-u-clearfix su-u-trim" style="background-color:#FFFF66;border-color:#ffffff;color:#333333;border-radius:3px;-moz-border-radius:3px;-webkit-border-radius:3px;">“Ey iman edenler! Allah’a itaat edin. Peygamber’e itaat edin ve sizden olan ulu’l-emre (idarecilere) de. Herhangi bir hususta anlaşmazlığa düştüğünüz takdirde, Allah’a ve ahiret gününe gerçekten inanıyorsanız, onu Allah ve Resûlüne arz edin. Bu, daha iyidir, sonuç bakımından da daha güzeldir.”</div></div></span><br />
<span style="font-size: 14pt; font-family: Dosis;"><div class="su-note"  style="border-color:#e5e54c;border-radius:3px;-moz-border-radius:3px;-webkit-border-radius:3px;"><div class="su-note-inner su-u-clearfix su-u-trim" style="background-color:#FFFF66;border-color:#ffffff;color:#333333;border-radius:3px;-moz-border-radius:3px;-webkit-border-radius:3px;">“(O peygamberleri) apaçık belgeler ve kitaplarla gönderdik. İnsanlara, kendilerine indirileni <strong>açıklaman</strong> ve onların da (üzerinde) düşünmeleri için sana bu Kur&#8217;an&#8217;ı indirdik.”</div></div></span></p>
<p><span style="font-size: 14pt; font-family: Dosis;"> Allah’ın da buyurduğu gibi yaparak meseleyi Peygamber Efendimize sunar ve sorunlarına bir çözüm bulurlardı. Kur’an ayetlerini okur anlaşılmayan bir yer olduğunda yine ona gider ondan görüş alırlardı ve sonuç olarak mesele çözüme kavuşurdu. İslam’ın daha yeni yeni genişlemeye başladığı zamanlarda bu şekildeydi fakat sonraları İslam&#8217;ın büyümesi ve daha farklı coğrafyalara yayılması sebebiyle İslam’ı anlatacak, İslam’i meselelerde halkı bilgilendirecek kişilerin sahabelerin o bölgelere gitmesi zorunluluğu ortaya çıktı. Çünkü İslam genişliyor ve farklı farklı bölgelere yayılıyordu Peygamber Efendimiz (sav) de bizatihi tüm bölgelerde bulunamadığı için İslam’ı anlatması için o bölgelerde ortaya çıkan sorunların çözümü için o bölgelere her biri bir kitap hükmünde olan sahabe efendilerimizi yolladı. Meselâ, Hz. Ali ile Abdullah bin Mes’ut Kûfe’de, Enes bin Malik ile Ebû Musa el-Eş’arî Basra’da, Abdullah bin Ömer ile Zeyd bin Sâbit Medine’de yüzlerce talebe yetiştirdiler. Sahabîlerin yetiştirdiği bu talebelere <strong>“Tâbiîn”</strong> denmektedir. Resulullah (asm)&#8217;ın bıraktığı ilim mirası bu nesle intikal etti. Bunların içinde içtihad edebilecek seviyeye gelmiş pekçok âlim vardı. Meselâ, İbrahim en-Nehâî, Hasan el-Basrî, Tâvus bin Kaysan bunlardan birkaçıdır.</span></p>
<p><span style="font-size: 14pt; font-family: Dosis;">Peygamber Efendimiz (as), sahabilerin âlim ve fakihlerinden Muâz bin Cebel&#8217;i (r.a.) Yemen’e hâkim olarak tayin ettiğinde ona sordu:</span><br />
<span style="font-size: 14pt; font-family: Dosis;"><strong>“Oraya vardığın vakit ne ile hükmedeceksin? Sana bir şey sorulduğu yahut bir dâvâcı geldiğinde o müşkülü nasıl halledeceksin?”</strong></span><br />
<span style="font-size: 14pt; font-family: Dosis;">Muâz:<em> “Allah’ın kitabı Kur’ân ile.”</em></span><br />
<span style="font-size: 14pt; font-family: Dosis;">Resulullah:<strong> “Kitapta bulamazsan?”</strong></span><br />
<span style="font-size: 14pt; font-family: Dosis;">Muaz:<em> “Resullullahın sünnetiyle.”</em></span><br />
<span style="font-size: 14pt; font-family: Dosis;">Resulullah: <em>“Onda da bulamazsan?”</em></span><br />
<span style="font-size: 14pt; font-family: Dosis;">Muaz:<em> “Onda da bulamazsam kendi içtihadımla hükmederim.”</em></span><br />
<span style="font-size: 14pt; font-family: Dosis;">Bunun üzerine Resul-i Ekrem Efendimiz,<strong> “Allah’a hamd olsun ki, peygamberlerin elçisini {Muâz’ı}, peygamberlerinin razı olduğu şeye muvaffak buyurmuştur.” </strong>diyerek Muaz’ın bu sözlerinden dolayı memnuniyetini dile getirdi. (<em>Tirmizî, Ahkâm: 3; Ebû Dâvud, Akdiyye: 11; İbni Mâce, Menâsik: 38.</em>)</span></p>
<p><span style="font-size: 14pt; font-family: Dosis;">Burada çok önemli bir şeyin dikkatimizi çekmesi lazım ilk kaynağımız ilk bakacağımız yer “Kur’an” eğer bir mesele Kur’an da ihtilafa yer bırakmayacak şekilde mutlak bir şekilde açıklanmışsa biz bunu uygularız eğer Kur’an da yoksa sünnete bakarız eğer sünnete de kesin bir dil ile belirtilmemiş ise bu defa yine Kur’an ve Sünnet baz alınarak (müçtehidlerimiz) içtihad ederler. <span style="font-size: 12pt;"><strong><em>(İbadet ve muamelatla ilgili bir hükmü dinî delilinden çıkarmak için güç sarfetmeye içtihad denir. Bu hükümleri delillerinden çıkaran âlime de müçtehid adı verilir. Müçtehid, Kur’ân, sünnet ve İslâm hukuku ile ilgili bütün meselelerde tam bir bilgi sahibi olmalıdır).</em></strong></span></span></p>
<p><span style="font-size: 14pt; font-family: Dosis;">Az önce de belirtmiştim Sahabîler bazı beldelere yerleşerek ilim ve irfanlarıyla İslâma hizmet ettiler yüzlerce talebe yetiştirdiler. Sahabîlerin yetiştirdiği bu talebelere <strong>“Tâbiîn”</strong> denmektedir. Resulullah (asm)&#8217;ın bıraktığı ilim mirası bu nesle intikal etti. Bunların içinde içtihad edebilecek seviyeye gelmiş pek çok âlim vardı. Meselâ, İbrahim en-Nehâî, Hasan el-Basrî, Tâvus bin Kaysan bunlardan birkaçıdır.</span></p>
<p><span style="font-size: 14pt; font-family: Dosis;"><strong>Tâbiîn,</strong> sahabîlerin rivayet ettikleri hadisleri ve onların içtihadlarını derleyip bir araya topladılar. Bunun yanı sıra hakkında âyet, hadis ve sahabîlerin içtihadının mevcut olmadığı meselelerde kendileri de içtihadda bulundular. Çevrelerinde halkalanan talebeleri yetiştirmeye gayret ettiler. İslâm hukukunun temelini kurma, karşılaşılan yeni meseleleri enine boyuna inceleyip hükümlerini açıklama hususunda talebelerine rehberlik ettiler. Bu nesle de <strong>“Tebe-i Tâbiîn”</strong> adı verilmektedir. <strong><em>İmam-ı Âzam, İmam-ı Malik, İmam-ı Şâfiî, Ahmed bin Hanbel, Süfyan-ı Sevrî, Sufyan bin Uyeyne</em></strong> bu neslin meşhurlarındandır. Bu zatların içinden, meselâ İmam-ı Âzam Sahabîlerden bir kısmını görmüşse de, ilmî hüviyeti itibariyle Tebe-i Tâbiîne dahildir.</span></p>
<p><span style="font-size: 14pt; font-family: Dosis;">İşte fıkhî mezheplerin ortaya çıkışı bu zamana rastlar. Tebe-i Tâbiîn imamları, sahabenin ve tâbiînin içtihadlarını topladılar. İhtiyaç oldukça kendileri de birçok meselede içtihadda bulundular. Müslümanların karşılaşmış olduğu binlerce meselede fikrî çalışmalar yapıp belli esaslar koydular. Bu zatlar çeşitli şehirlerde ikamet ediyorlardı, ilmî çalışmalarını bulundukları beldede yapıyorlardı.</span></p>
<p><span style="font-size: 14pt; font-family: Dosis;"><strong>Diğer taraftan </strong>her birinin fetva metodu da farklıydı. Bazısı sadece Kur’ân ve sünneti esas alıyor, bazısı bunların yanında kıyası kabul ediyor; bir kısmı Kur’ân, sünnet ve sahabenin icmâı ışığında kendi reyiyle fetva veriyordu. Bir kısmı da bulunduğu bölgenin örf ve âdetlerini dikkate alıyordu. Bu çeşit içtihad ve fetvalar Müslümanların dinî yaşayışını iyice rahatlatmıştı.</span><br />
<span style="font-size: 14pt; font-family: Dosis;">Müçtehidlerin bu içtihadları İslâmın temel esaslarında olmayıp ikinci derece fer’î meseleler üzerinde yapılıyordu. Zamanla aynı meselede birtakım farklı içtihadlar ve izahlar ortaya çıktı. Müslümanlar ise kendi bölgelerinde yaşayan müçtehidin içtihadını kabul ediyor, ibadet ve muamelat hayatını ona göre yapıyordu. Meseleyi biraz daha somutlaştırarak devam edelim.</span></p>
<p><span style="font-size: 14pt; font-family: Dosis;">Örneğin Irak bölgesinde İmamı Azam Ebu Hanife efendimiz vardı ve dini konuda ihtasası, eğitimi, bilgisi vardı. Halk İslami bir konuda bir yol bulamayınca ya da bir mesele olduğunda ona başvururlardı buda gayet doğal bir şey çünkü herkesin her şeyi bilmesi mümkün değil herkes Kur’an hafızı olamaz ya da herkes Peygamber Efendimizin hadislerini, sünnetini tamamiyle bilemez o yüzden bu meselelerde işin erbabına bilenine danışılır. Günümüzde de bu durum böyledir herkes doktor olamaz, herkes mühendis olamaz vs.. doktor mühendisin işini detaylıca bilmez mühendiste doktorun, mühendisin sağlık ile ilgili bir sıkıntısı olduğunda doktora başvurur ya da doktor başka bir meselede mühendise…</span></p>
<p><span style="font-size: 14pt; font-family: Dosis;">Halk dini konuda ona danışır o da Kur’an’ı ve Sünneti baz alarak, kaynak kabul ederek hüküm verirdi. Başka bir bölgedeki başka bir imam da örneğin (<strong><em>İmam-ı Malik, İmam-ı Şâfiî, Ahmed bin Hanbel, Süfyan-ı Sevrî, Sufyan bin Uyeyne</em></strong> ) başka bir hüküm verirdi.</span></p>
<p><span style="color: #800000;"><strong><span style="font-size: 18pt;">Peki bunların kaynakları aynı olmasına rağmen nasıl farklı görüşler ortaya çıkıyordu?</span></strong></span><br />
<span style="font-size: 14pt; font-family: Dosis;">Bunun en temel sebebi Kur’an’ın dil yapısıdır. Arapça çok zengin bir dildir aynı kelime bir çok farklı manaya gelirdi bir cümleden bir çok farklı mana çıkarılabiliyor aynı iki tane imam aynı ayeti okuyup farklı hükümler çıkarabiliyordu ikisininde kaynağı aynı ama cümle içinde ki kelimelerin anlam farklılığından dolayı farklı hükümler ortaya çıkabiliyordu bunları biraz örneklendirelim;</span></p>
<ol>
<li><span style="font-size: 14pt; font-family: Dosis; color: #003366;"><strong><u> Örnek</u></strong></span></li>
</ol>
<p><span style="font-size: 14pt; font-family: Dosis;">Namazın farz olduğunda bütün mezhepler ittifak halindedirler. Namaz için abdest almanın farziyetinde de bütün mezhepler müttefiktirler. Bu abdestin içinde başa meshedilmesinde de, keza bütün mezhebler müttefiktirler. Ayrılık, sadece bu meshin şekli ve miktarı gibi temel olmayan hususlardadır, mesihte değildir. Meselâ:</span></p>
<ol>
<li><span style="font-size: 14pt; font-family: Dosis;">İmam-ı Mâlik ve Ahmed bin Hanbel, başa meshedilirken tamamının meshedilmesini zaru rî görmüşlerdir.</span></li>
<li><span style="font-size: 14pt; font-family: Dosis;">Ebû Hanîfe ise, tamamı değil dörtte biri de olsa kâfidir, demiştir.</span></li>
<li><span style="font-size: 14pt; font-family: Dosis;">İmam-ı Şâfiî de birkaç kıla bile meshedilmesi kifayet eder kanaatına varmıştır. İmamların bu ayrılığına bakan bâzıları diyorlar ki:</span></li>
</ol>
<p><span style="font-size: 14pt; font-family: Dosis;">&#8211; Madem ki âyet bir, hadîs bir, teferruatta da olsa bu ayrılık olmamalıydı. Böyle diyenlerin kimi bilemediklerinden iyi niyetle böyle düşünmekteler. Kimi de inançlarını iyice zayıflatıp şüphe kuyularına düştükleri için, tahrip ve yıkıntı meydana getirmek kasdıyla böyle konuşmaktalar. Halbuki ne iyi niyetlilerin böyle bir vesveseye kapılmalarına sebeb var, ne de kötü niyetlilerin düştükleri vesvese kuyusundan böyle bir yıkıntı meydana getirmeleri mümkün. Şöyle ki: Dillerin en zengin ve en olgunu arabçadır. Arab lisanında sadece (Ceale) kelimesi 15 mânâya geldiği gibi, harfler de böyle şümûllü ve zengin mânâlara gelir. Meselâ: Türkçede (B) harfinin kendi başına bir mânâsı yoktur. Ama Arabça`da ise (B) harfinin de kendi başına mânâları vardır. Hangi kelimenin başına (B) harfi gelirse kelimenin istikametine te`sir eder, mânâsına müessir olur. İsterseniz buyurun (B) harfinin geldiği mânâlara bir göz atalım:</span></p>
<p><span style="font-size: 14pt; font-family: Dosis;">1 &#8211; B, sa dece kelimeyi güzelleştirmek için gelir, mânâsı olmaz.</span><br />
<span style="font-size: 14pt; font-family: Dosis;">2 &#8211; B, &#8220;bâzı&#8221; mânâsına gelir.</span><br />
<span style="font-size: 14pt; font-family: Dosis;">3 &#8211; B, &#8220;bitiştirmek&#8221; mânâsına gelir. İşte bu mânâlara şâmil olan (B) harfini Rabbimiz &#8220;başınıza meshediniz&#8221; emrini verdiği âyetindeki &#8220;rüûsiküm&#8221; kelimesinin başına koyarak &#8220;Bi-rüûsiküm&#8221; buyurmuştur. Demek ki Rabbimizin &#8220;başınıza meshediniz&#8221; emrinden muradı, (B) harfinin şâmil olduğu mânâlara da şâmildir. İşte bu şümûl hikmetinden dolayıdır ki,</span></p>
<p><span style="font-size: 14pt; font-family: Dosis;"> İmam-ı Ahmed`le İmam-ı Mâlik:</span><br />
<span style="font-size: 14pt; font-family: Dosis;">&#8211; Başa meshederken başın tamamı meshedilmelidir. Zira buradaki (B) harfi, kelimeyi güzelleştirmek için gelmiş olan zâid (B) dir. Kendi başına mânâsı yoktur, der.</span></p>
<p><span style="font-size: 14pt; font-family: Dosis;">Ebû Hanîfe ise:</span><br />
<span style="font-size: 14pt; font-family: Dosis;">&#8211; Bu (B) bâzı mânâsına gelen B`dir. Başın bâzısına meshedilse de kâfi gelir, der.</span></p>
<p><span style="font-size: 14pt; font-family: Dosis;">İmam-ı Şâfiî de:</span><br />
<span style="font-size: 14pt; font-family: Dosis;">&#8211; Bu (B) bitiştirmek mânâsına gelen B`dir. Sadece elin başa bitişmesi, birkaç kıla bile değmesi kifayet eder, mesih tamam olur, der. </span><br />
<span style="font-size: 14pt; font-family: Dosis;">O halde gerçek böyle iken, kim hangi ictihad sahibini hatâ ile itham edebilir, mezheblerin teferruattaki bu ayrılığının dinde ayrılık mânâsına geldiğini iddia edebilir. Kelimeyi gönderen Rabbimizdir. Başına (B) harfini koyarak telâffuz buyuran yine Rabbimizdir. Huzûr-u İlâhî`de bu müctehidlerden her biri:</span></p>
<p><span style="font-size: 14pt; font-family: Dosis;">&#8211; Yâ Rab, senin mukaddes kelâmındaki harflerden anladığımız mânâları tercih edip ortaya koyduk, deyince mes`ûl mü olurlar? Rabbimizin:</span></p>
<p><span style="font-size: 14pt; font-family: Dosis;">&#8211; Benim muradım da bu idi, demeyeceği ne ile bellidir? Bir anne oğullarına yazdığı mektubunda bana (MEYVE) getirin dese, oğullardan biri elma, diğeri portakal, bir başkası muz, dördüncüsü de şeftali alıp getirseler, bunların dördü de annenin isteğini yerine getirmiş olmaz mı? Çünkü (MEYVE) kelimesi bunların hepsine de şâmildir. Herkes kendine göre ictihad edip annesinin o meyveyi kasdettiğini tahmin etmiştir. Hepsi de annesine itâat etmiş evlât sevabını alacaklardır. Bunlar suçlanabilir mi?</span></p>
<ol start="2">
<li><span style="font-size: 14pt; font-family: Dosis; color: #003366;"><strong><u> Örnek</u></strong></span></li>
</ol>
<p><span style="font-size: 14pt; font-family: Dosis;">Âli İmran suresi 97. ayette şöyle buyrulmuş: “Oraya (Kâbe’ye) giren emin olur.”</span></p>
<p><span style="font-size: 14pt; font-family: Dosis;">İmam-ı Âzam Hazretlerine göre, şer’an öldürülmesi gereken bir kimse Harem-i Şerif’e sığınsa kendisine dokunulmaz ve orada ceza uygulanmaz. Sadece ona yiyecek ve içecek verilmeyerek oradan çıkmaya mecbur edilir ve çıkınca kısas yapılır.</span></p>
<p><span style="font-size: 14pt; font-family: Dosis;">İmam Şafi Hazretlerine göre ise Kâbe’ye sığınan oradan çıkmazsa çıkması için beklenmez, orada kısas edilir.</span></p>
<p><span style="font-size: 14pt; font-family: Dosis;">Yine fıkıh ilmini ve ezelî kelamın mahiyetini bilmeyenleri şaşırtacak bir durum!</span><br />
<span style="font-size: 14pt; font-family: Dosis;">Aynı meselede iki farklı hüküm! Hâlbuki kişi İlahî kelamın mahiyetini bilseydi bu farklı hükümlerin son derece normal ve ezelî kelamın bir hususiyeti olduğunu anlayacaktı. Şimdi ihtilafın sebebini öğrenelim:</span></p>
<p><span style="font-size: 14pt; font-family: Dosis;">Ayet-i kerimede, “Kâbe’ye giren emin olur.” buyrulmuş. Buradaki “emniyet” İmam-ı Âzam’a göre, <strong>dünyevi emniyettir</strong> ve Kâbe’ye girenin her türlü dünyevi tehlikeden emin olması gerekmektedir. İmam-ı Âzam Hazretlerine göre, can emniyeti de bunlardan biridir. O hâlde kendisine kısas yapılması gereken bir kişi Kâbe’ye sığınsa ona dokunulmaz. Çünkü Allah-u Teâlâ kitabında Kâbe’ye girenin tehlikeden emin olması gerektiğini buyurmuştur.</span></p>
<p><span style="font-size: 14pt; font-family: Dosis;">İmam Şafi ise ayetteki “emniyeti” <strong>ahiret azabından emin olmakla</strong> tefsir etmiştir. Yani İmam Şafi’ye göre, Kâbe’ye giren dünyevi tehlikelerden değil, uhrevi tehlikelerden emin olur. Yaptığı tavaf, say ve diğer ibadetlerle kendisini Allah’a affettirir ve cehennem azabından kurtulur. Dolayısıyla İmam Şafi’ye göre, ayetin hükmü dünyaya değil, ahirete bakmaktadır. Netice olarak da kısas gereken bir kişi Kâbe’ye sığınsa çıkması emredilir, eğer çıkmazsa orada hükmü icra edilir.</span></p>
<p><span style="font-size: 14pt; font-family: Dosis;">Görüldüğü gibi, ayetteki “emniyetin” farklı manalara gelebilme ihtimali hükmün farklılığına sebep olmuştur. Eğer ayetteki “emniyet” dünyevi emniyet ise orada kısas yapılamaz. İmam-ı Âzam bu ihtimali tercih etmiştir. Yok, eğer ayetteki emniyet ahiretteki azaptan emin olmaksa orada kısas yapılabilir. İmam Şafi de bu ihtimali tercih etmiştir. Ayrıca her bir mezhep imamı görüşlerine hadislerden de deliller getirmiştir. Bizler bu başlıkta sadece Ku’ran’ı anlamadaki ihtilafı işlediğimizden meselenin hadis bölümüne geçmiyoruz.</span><br />
<span style="font-size: 14pt; font-family: Dosis;">Demek “Kâbe’ye sığınan bir kimseye kısas yapılıp yapılamayacağı” konusunda sadece tek bir hükmün olmasını istemek ayetin bu iki vechini bilmemekten ve Allah’ın kelamını beşer kelamı gibi tek manaya gelen bir kelam zannetmekten dolayıdır.</span></p>
<p><span style="font-size: 14pt; font-family: Dosis;">“Eğer bu hükümlerden hangisi doğrudur?” dersen ikiside doğrudur.</span></p>
<ol start="3">
<li><span style="font-size: 14pt; font-family: Dosis; color: #003366;"><strong><u> Örnek</u></strong></span></li>
</ol>
<p><span style="font-size: 14pt; font-family: Dosis;">Cenab-ı Hakk Nisa suresi 11. ve 12. ayetlerde miras taksiminin nasıl yapılacağını beyan buyurmuş ve taksimden önce borçların ödenmesi gerektiğini bildirmiştir. Bu ayete göre, miras taksim edilmeden önce vefat edenin borçları ödenir ve eğer varsa malının üçte birlik kısmından yaptığı vasiyeti yerine getirilir. Daha sonrada Allah’ın belirttiği şekilde kalan mal mirasçılara taksim edilir.</span></p>
<p><span style="font-size: 14pt; font-family: Dosis;">İmam-ı Âzam Hazretleri ayette geçen “deyn (borç)” kelimesini “kullara ait borçlar” olarak tefsir etmiştir. İmam-ı Âzam Hazretlerine göre, ölen bir kimsenin kullara ait borçları vasiyeti olmasa da mirastan çıkarılır ve alacaklılara ödenir. Ancak Allah’ın hakkı olan zekât ve hac gibi borçlar vasiyeti olmazsa mirastan çıkarılmaz. Buna göre ölü Allah’a ait hakların mirastan ödenmesini vasiyet etmez ve mirasçılar da kendi rızaları ile bu borçları ödemek istemezlerse Allah’a ait borçlar miras malından çıkarılmaz ve bu borçlar ödenmez.</span></p>
<p><span style="font-size: 14pt; font-family: Dosis;">İmam Şafi Hazretleri ise ayette geçen “deyn (borç)” kelimesini “hem kullara ait hem de Allah’a ait borçlar” olarak tefsir etmiştir. İmam Şafi Hazretlerine göre, ölenin vasiyeti olmasa da ödemediği zekât ve eda etmediği hac gibi Allah’a ait borçları mirastan çıkarılır. Bu hususta mirasçıların izin verip vermemesine bakılmaz.</span></p>
<p><span style="font-size: 14pt; font-family: Dosis;">İşte ayet-i kerimedeki “deyn” kelimesinin mutlak bırakılması ve her iki manaya da gelebilme ihtimali hükmün ihtilafına sebep olmuştur. Eğer ayette “kullara ait borçlar ödendikten sonra” ya da “hem Allaha hem de kullara ait olan borçlar ödendikten sonra” denilseydi ayet açık olduğu için ihtilaf olmazdı. <strong>Demek ihtilafın sebebi, ayetin mutlak bırakılması ve her iki manayı da içinde cemetmesidir.</strong> Ayrıca her bir mezhep imamı görüşlerine hadislerden de deliller getirmiştir. Ancak bizler bu başlıkta sadece Kur’an’ı anlamadaki ihtilafı işlediğimizden meselenin hadis bölümüne geçmiyoruz.</span></p>
<p><span style="font-size: 14pt; font-family: Dosis;">Netice olarak deriz ki, Kelam-ı Ezelînin mahiyeti anlaşıldıkça ihtilafın zaruri bir netice olduğu daha iyi kavranacaktır. Zira “vasiyet edilmediği takdirde miras malından Allah’a ait borçların çıkarılıp çıkarılmaması” hususunda sadece tek bir hükmün olmasını istemek ayetteki “deyn” kelimesinin bu iki manayı da içinde cemettiğini bilmemekten ileri gelmektedir.</span></p>
<p><span style="font-size: 14pt; font-family: Dosis;"><em>(Buradan sonrasına özellikle dikkat edin çünkü ileride mezhep kurarken işimize yarayacak.)</em> Bu ve bunun gibi onlarca, yüzlerce örnek çıkarılabilir ve sonuç değişmeyecektir bu verdiğim örnekler sadece Kur’an ayetlerindendi bir de bunun hadis kısmı var mezhebi inkar edenlerin geneli hadiside inkar ettiği için oraya hiç girmedim bile, bu şekilde farklı görüşlerin ortaya çıkması zaruri duruma gelmiştir.</span></p>
<p><span style="font-size: 14pt; font-family: Dosis;">Şimdi burada durup Mezhebin tanımını yapalım  </span><br />
<div class="su-note"  style="border-color:#e5e54c;border-radius:3px;-moz-border-radius:3px;-webkit-border-radius:3px;"><div class="su-note-inner su-u-clearfix su-u-trim" style="background-color:#FFFF66;border-color:#ffffff;color:#333333;border-radius:3px;-moz-border-radius:3px;-webkit-border-radius:3px;"><span style="font-size: 14pt; font-family: Dosis;">“Mezheb, gidilen yol, benimsenen metod ve görüş demektir. Dinî mânada mezheb ise, müctehid bir âlimin fikir ve görüşlerini benimseyen insanların meydana getirdiği dinî ekollere denir. Mezhebler arasında esasta hiçbir ayrılık yoktur. Ayrılık, teferruatta, dînin özüne dokunmayan fer&#8217;î mes&#8217;elelerdedir. Ayrıca hiçbir müctehid kendi adına bir mezheb kurmak iddiasıyla ortaya çıkmamıştır. Kur&#8217;an ve hadîslerden çıkardıkları hükümlerin başkaları tarafından benimsenmesi neticesinde, kendiliğinden o müctehid adına bir mezheb teşekkül etmiştir.”</span></div></div>
<span style="font-size: 14pt; font-family: Dosis;">ve yazımıza devam edelim.</span></p>
<p><span style="font-size: 14pt; font-family: Dosis;">İmamı Azam Ebu Hanife’nin yaşadığı bölgede ki insanların binlerce kilometre öteye gidip başka bir alime fıkhi bir mesele soramayacakları için <em>-ki o zamanın şartlarında binlerce kilometre yol kat etmek aylar sürüyordu-</em> onlarda bu alanında uzman olan eğitim görmüş dini bilen birisinin görüşlerini, fetvalarını kabul edip uygulamaya başladılar. Başka bölgedeki insanlarda Ebu Hanife gibi başka bir müçtehidin görüşlerini, fetvalarını alıp uyguladığı için zamanla bu görüşlerin etki alanı İslam’ın da yayılmasıyla orantılı olarak genişlemeye başladı ve zamanla Ebu Hanife’nin fetvalarını uygulayanlar günümüz tabiriyle “Sanal” bir Hanefi mezhebine mensup oldular.</span></p>
<p><span style="font-size: 14pt; font-family: Dosis;"> Sanal diyorum çünkü Ebu Hanife çıkıpta “<em>Ben bir mezhep kurdum, bana uyun, benim mezhebimi kabul edin, o mezhebi benim ismimle söyleyin, ben bir mezhep kurdum adıda Hanefiliktir&#8230;</em>” gibi şeyler söylemedi diğerleri de böyleydi <strong><em>İmam-ı Malik, İmam-ı Şâfiî, Ahmed bin Hanbel, İmam Taberi</em></strong>  hiçbiri çıkıpta “Ben mezhep kurdum gelin tabi olan demedi” bu mezhep isimleri gayri ihtiyari ortaya çıktı Ebu Hanifenin fetvalarını kabul edenlere –ki Ebu Hanife 10.000 üzerinde fetva vermiştir- Hanefi dendi. İmam Şafii’nin fetvalarını kabul edenlere  -ki o da binlerce meselede fetva verdi- Şafii dendi.  <strong><u>“Mezheb, gidilen yol, benimsenen metod ve görüş demektir”</u></strong> dolayısıyla Ebu Hanife’nin görüşlerini, fetvalarını benimseyip uygulayanlara “Hanefi Mezhebindendir” demek gayet doğal ve normaldir çünkü bu cümlenin manası <strong><u>“Ebu Hanifenin görüşünü, fetvalarını benimseyen, kabul edenler” </u></strong>demektir bunun başka bir açıklaması manası vs. yok.</span></p>
<p><span style="font-size: 14pt; font-family: Dosis;">Burası çok önemli tekrar belirtmek istiyorum Ebu Hanife ve diğer mezhep imamları çıkıpta “<em>Ben bir mezhep kurdum, bana uyun, benim mezhebimi kabul edin, o mezhebi benim ismimle söyleyin, ben bir mezhep kurdum adıda Hanefiliktir&#8230;</em>” gibi şeyler söylemedi. Alanlarında çok iyiydiler avam tabaka da dini meselelerde onlara danışmaya başladı ve zamanla Ebu Hanife’nin fetvaları yayılmaya başladı, Ebu Hanife’ye inanıp onun fetvalarını kabul edip uygulayanlara da Hanefi dendi (diğerleri de böyledir). Buraya kadar yani mezheplerin nasıl ortaya çıktığına kadar bir sorun kalmadı diye düşünüyorum şimdi gelelim yazımızın ana konusuna “Mezhep Kurmaya”.</span></p>
<p><span style="font-size: 14pt; font-family: Dosis;">Burada günümüz hadis inkarcılarının akıl hocalarından biri olan Mehmet Okuyan üzerinden devam edeceğiz yazımıza. Mehmet Okuyan sadece temsili bir isim  bunun yerine farklı farklı kişilerde koyulabilir elbette ancak bu yazıda bu isim tercih edildi. İlerleyişimiz şu şekilde olacak;</span></p>
<ol>
<li><span style="font-size: 14pt; font-family: Dosis;">Bazı meseleler seçeceğiz ve Ebu Hanife’nin ve Mehmet Okuyan’ın bu konuda ki görüşlerini belirteceğiz.</span></li>
<li><span style="font-size: 14pt; font-family: Dosis;">İkisinin de dini konuda yaptıklarına bakacağız</span></li>
<li><span style="font-size: 14pt; font-family: Dosis;">Son olarak Hanefi Mezhebinin yayılma, büyüme, ortaya çıkma süreci nasılsa aynı şeyleri Mehmet Okuyan’ın görüşleri içinde uygulayıp “Okuyan Mezhebini” kuracağız.</span></li>
</ol>
<p><span style="font-size: 14pt; font-family: Dosis;"><a href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/11/Screenshot_14.png" data-wpel-link="internal"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-2781" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/11/Screenshot_14.png" alt="" width="760" height="119" srcset="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/11/Screenshot_14.png 709w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/11/Screenshot_14-300x47.png 300w" sizes="(max-width: 760px) 100vw, 760px" /></a></span><br />
<span style="font-size: 14pt; font-family: Dosis;">Elimizde dört tane görüş var bunun sayısı artırılıp yüzlerce, binlerce yapılabilir ancak yazı çok uzamasın diye bu kadarı ile yetiniyorum. 1. Maddemizi yerine getirdik şimdi gelelim ikinci maddeye ve din adına yaptıklarına. İkisi de dini konuşmalar yaptı, münazaralara katıldı, fetvalar verdi, görüşler belirtti ve talebe (öğrenci) yetiştirdi. Şimdi günümüzde Hadis İnkarcılarına baktığınızda <span style="color: #800000;">hoca olarak kabul edilip fetvaları kabul edilip uygulanan kişilerden birisi de Mehmet Okuyandır. Asırlar önce o zamanda da bu kişi Ebu Hanife idi yani birileri onun fetvalarını kabul edip uyguluyordu.</span> Mesela sorun hadis inkarcılarına kabir azabı var mı yok mu diye size genel mana da Mehmet Okuyan ve onun zihniyetinde ki kişilerden öğrendikleri şekilde açıklama yapıp kabir azabı yok diyecekler.</span></p>
<p><span style="font-size: 14pt; font-family: Dosis;">Şimdi gelelim 3. Adıma elimizde ne var “İki tane hoca, birbirinden farklı dört görüş, ve bu iki hocayı takip edip fetvalarını kabul eden binlerce insan…” Şimdi biraz geri gidelim ve mezheplerin yayılma sürecine dönelim ne demiştik <strong><u>“Herkes her konuda uzman olamayacağı için din konusunda uzman olmayanlarda uzman olanlara danışır.</u></strong>” <em><span style="color: #003366;">İnsanlar asırlar önce Ebu Hanifenin verdiği fetvaları kabul ettiği gibi günümüz hadis inkarcıları da Mehmet Okuyan’ın fetvalarını kabul edip uyguluyor.</span></em> Ebu Hanife “Ben mezhep kurdum adı Hanefiliktir gelin bana tabi olun” demedi, Mehmet Okuyanda böyle bir şey söylemedi. Ebu Hanife Kur’an ve Sünnete davet ediyordu onlardan hüküm veriyordu Mehmet Okuyan ise sadece Kur’an dan hüküm veriyor. Şimdi ki durumumuza bakalım Ebu Hanife ile Mehmet okuyanın durumu arasında hiçbir fark yok. Hatta bunu görsel hale getirelim biraz.</span><br />
<span style="font-size: 14pt; font-family: Dosis;"><a href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/11/Basliksiz-2.jpg" data-wpel-link="internal"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-2782 " src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/11/Basliksiz-2.jpg" alt="" width="577" height="404" srcset="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/11/Basliksiz-2.jpg 1000w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/11/Basliksiz-2-300x210.jpg 300w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/11/Basliksiz-2-768x538.jpg 768w" sizes="(max-width: 577px) 100vw, 577px" /></a></span><br />
<span style="font-size: 14pt; font-family: Dosis;">Tablomuz aynen bu şekilde iki tane hoca var ve bu hocaların fetvalarını kabul edip görüşleri çevresinde toplanan binlerce insan var bu iki hoca bir çok konuda fetva verip bazı konularda da ayrıldıkları için doğal olarak bunların çevrelerinde olan insanlarda genel mana da bunların görüşlerine sahip olmaya başladı ve karşımıza iki tane farklı “SANAL MEZHEP” çıktı. Biri Ebu Hanife’nin fetvalarını kabul edenler diğeri Mehmet Okuyan’ın fetvalarını kabul edenler. Şimdi sormak lazım bunlara Ebu Hanife’nin fetvalarını kabul edenlere Hanefi deyip o görüşler, fetvalar bütününe de Hanefi Mezhebi deyip Mehmet Okuyan’a ve onun görüşünü kabul edenlere neden Okuyan/Okuyancı vs. demiyoruz? Çünkü yazımızın bu kısmına kadar belirttiğimiz gibi ikisi de aynı işi yapıyor ikiside aynı aşamalardan geçiyor. Bu durumda bizim Mehmet Okuyan’ın görüşlerini kabul edip onları uygulayanlara da “Okuyan Mezhebine Mensup Kişiler” dememiz lazım. Çünkü Hanefi mezhebi demek “<strong><u>Ebu Hanifenin görüşünü, fetvalarını benimseyen, kabul edenler” </u></strong>demekti bu defa sadece isim değişikliği yapıp demek Ebu Hanife yerine Mehmet Okuyan koyup “<strong><u>Mehmet Okuyan’ın görüşünü, fetvalarını benimseyen, kabul edenler” </u></strong>diyoruz. O zaman bu kişilere de “Okuyan Mezhebine Mensup Kişiler” dememiz gerekiyor. Şimdi gelelim ikisininde ortak noktada ki durumlarına.</span><br />
<span style="font-size: 14pt; font-family: Dosis;"><strong> <a href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/11/Screenshot_13.png" data-wpel-link="internal"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-2783" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/11/Screenshot_13.png" alt="" width="849" height="166" /></a></strong></span><br />
<span style="font-size: 14pt; font-family: Dosis;"><strong> </strong></span><br />
<span style="font-size: 14pt; font-family: Dosis;">Evet, gördüğünüz üzere Hanefi Mezhebinin kurulumunda ki ve mezheplerin ortaya çıkış sebebinde ki BÜTÜN ŞARTLARI Mehmet Okuyan’da karşılamış oldu. Doğal olarak artık biz şunu diyebiliriz “<strong><u>Mehmet Okuyan’ın görüşünü, fetvalarını benimseyen, kabul edenler “ Okuyan Mezhebi”ne mensup kişilerdir</u></strong>”. Şimdi işi biraz daha genişletip Ebu Hanife’nin çevresinde ki kişilere ve Mehmet Okuyan’ın çevresinde ki kişilere bakalım.</span><br />
<span style="font-size: 14pt; font-family: Dosis;"><a href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/11/Screenshot_12.png" data-wpel-link="internal"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-2784" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/11/Screenshot_12.png" alt="" width="791" height="201" /></a></span><br />
<span style="font-size: 14pt; font-family: Dosis;">Solda Ebu Hanife ve onun talebeleri, arkadaşları/dostları diyebileceğimiz kişiler var, sağda da Mehmet Okuyan ve onun çevresinde ki (genel manada) aynı görüşlerde olan arkadaşları/dostları var. Solda ki tabloda bulunanların görüşleri genel  mana da aynıdır bazı meselelerde farklıdır (az sayıda), sağdakiler de aynı şekildedir. Birbirine ne kadar da benziyor değil mi?</span><br />
<span style="font-size: 14pt; font-family: Dosis;">Şimdi geldik günümüzde en yaygın olan dört mezhebe ve yeni kurduğumuz Okuyan Mezhebine ait bir tablo oluşturmaya</span><br />
<span style="font-size: 14pt; font-family: Dosis;"><a href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/11/Screenshot_11.png" data-wpel-link="internal"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-2785" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/11/Screenshot_11.png" alt="" width="912" height="156" /></a></span><br />
<span style="font-size: 14pt; font-family: Dosis;">Gördüğünüz üzere günümüzde yaygın olan dört mezhebin birkaç konuda ki görüşlerini sunduk. Şimdi <span style="color: #800000;">Mehmet Okuyan gibi Mehmet Okuyan dışında dört farklı kişinin görüşlerini</span> sıralamış olduk. Sonra dedik ki biz buraya birde bunlar gibi aynı şartlarda meydana gelen “Okuyan Mezhebini koyalım dedik ve durum şöyle oldu”</span><br />
<span style="font-size: 14pt; font-family: Dosis;"><a href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/11/Screenshot_10-1.png" data-wpel-link="internal"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-2786" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/11/Screenshot_10-1.png" alt="" width="1081" height="158" /></a></span><br />
<span style="font-size: 14pt; font-family: Dosis;">Hatta şöyle yapalım tablodan Hanbeli Mezhebinin yerine Okuyan Mezhebini koyalım;</span><br />
<span style="font-size: 14pt; font-family: Dosis;"><a href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/11/Screenshot_9.png" data-wpel-link="internal"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-2787" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/11/Screenshot_9.png" alt="" width="908" height="153" /></a></span><br />
<span style="font-size: 14pt; font-family: Dosis;"><span style="color: #ff0000;"><em><strong>Şimdi 1. ve 3. tablo arasında bir fark var mı?</strong></em></span>  Yoktur, tek fark bünyesinde Ahmet Bin Hanbeli’nin görüşlerini barındıran Hanbeli Mezhebi yerine Mehmet Okuyan’ın görüşlerini barındıran Okuyan Mezhebini ekledik ve az önce de dediğimiz gibi arada hiçbir fark yok. Şimdi yavaş yavaş özet yapıp yazının sonuna doğru gelelim.</span></p>
<p><span style="font-size: 14pt; font-family: Dosis;">Mezhep dediğimiz şey  <strong><u>“Gidilen yol, benimsenen metod ve görüş demektir”</u></strong> Hanefi Mezhebi Ebu Hanife’nin Kur&#8217;an ve hadîslerden çıkardığı hükümlerin <strong><u>başkaları tarafından benimsenmesi neticesinde, kendiliğinden o müctehid adına ortaya çıkmasından oluşmuştur. </u></strong>Diğer mezheplerde bu şekilde meydana gelmiştir. Bizim sonradan kurduğumuz “Okuyan Mezhebi” de az önce yaptığımız tanım neticesinde Mehmet Okuyan’ın Kur&#8217;an’dan çıkardığı hükümlerin <strong><u>başkaları tarafından benimsenmesi neticesinde, kendiliğinden o hoca (Mehmet Okuyan) adına ortaya çıkmasından oluşmuştur.</u></strong></span></p>
<p><u> </u><br />
<span style="font-size: 14pt; color: #ff0000;"><strong>Tabi burada yaptığımız şey işin mantığını kavramanız içindi yoksa mezhep falan kurduğumuz yok yanlış anlaşılmasın.</strong></span><br />
<span style="font-size: 14pt; font-family: Dosis;">Değinmek istediğim diğer mesele de şu mezhebi tanımına uygun olarak kullanırsak hayatta ki birçok din dışı görüşte mezheptir. Örneğin ırkçılık yapıp kendini ırkını üstün tutanlar da aslında bir “Mezheptir” örneğin bir grup insan (binlerce) Alman ırkını üstün görüp diğer ırkları aşağılıyorsa ve bu akımında başında “X” kişisi/kişileri varsa o ırkçı grup aslında “X Mezhebine” mensuptur. Yani arkadaşlar şu kafanızda ki &#8220;Mezhep ön yargısını&#8221; yıkın artık. Mezhepler (hak olanları) kulluk yarışında yürünen farklı yollardan başka bir şey değildir&#8230;</span></p>The post <a href="https://ateistlerecevap.org/mezhepler-nasil-ortaya-cikti-nasil-mezhep-kurulur-okuyan-mezhebi-kuruyoruz/" data-wpel-link="internal">Mezhepler Nasıl Ortaya Çıktı? Nasıl Mezhep Kurulur? “Okuyan Mezhebi” Kuruyoruz</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ateistlerecevap.org/mezhepler-nasil-ortaya-cikti-nasil-mezhep-kurulur-okuyan-mezhebi-kuruyoruz/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Miraç Olayında Peygamber Efendimiz Allah&#039;la (haşa) Pazarlık Mı Yapıyor?</title>
		<link>https://ateistlerecevap.org/mirac-olayinda-peygamber-efendimiz-allahla-hasa-pazarlik-mi-yapiyor/</link>
					<comments>https://ateistlerecevap.org/mirac-olayinda-peygamber-efendimiz-allahla-hasa-pazarlik-mi-yapiyor/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ateistlere Cevaplar]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 15 Oct 2018 08:19:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Hadisler]]></category>
		<category><![CDATA[Miraç Hadisesinde Pazarlık Mı Var?]]></category>
		<category><![CDATA[Peygamber Efendimizin Miraçta Hz.Musa İle Konuşması]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.ateistlerecevap.org/?p=2775</guid>

					<description><![CDATA[<p>Gülsek mi ağlasak mı bilmiyorum. Olayları öyle bir çarpıtıyorlar, öyle bir anlatıyorlar ki siyah rengi size beyaz diye yutturuyorlar. Gelin önce bi ilgili hadise bakalım: &#8220;O zaman Allah ümmetime elli vakit namaz farz kıldı. Bu farziyeti yüklenerek döndüm. Derken Mûsâ Aleyhisselâma rast geldim. &#8220;Mûsâ (a.s.) bana, &#8216;Rabbin ümmetine neleri farz kıldı?&#8217; diye sordu. &#8220;Onlara, &#8216;Elli [&#8230;]</p>
The post <a href="https://ateistlerecevap.org/mirac-olayinda-peygamber-efendimiz-allahla-hasa-pazarlik-mi-yapiyor/" data-wpel-link="internal">Miraç Olayında Peygamber Efendimiz Allah'la (haşa) Pazarlık Mı Yapıyor?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/10/Mirac-Olayinda-Peygamber-Efendimiz-hasa-Allahla-Pazarlik-Mi-Yapiyor.png" data-wpel-link="internal"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-2776 size-large" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/10/Mirac-Olayinda-Peygamber-Efendimiz-hasa-Allahla-Pazarlik-Mi-Yapiyor-1024x1024.png" alt="Miraç-Olayında-Peygamber-Efendimiz-(haşa)-Allah'la-Pazarlık-Mı-Yapıyor" width="640" height="640" srcset="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/10/Mirac-Olayinda-Peygamber-Efendimiz-hasa-Allahla-Pazarlik-Mi-Yapiyor-1024x1024.png 1024w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/10/Mirac-Olayinda-Peygamber-Efendimiz-hasa-Allahla-Pazarlik-Mi-Yapiyor-300x300.png 300w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/10/Mirac-Olayinda-Peygamber-Efendimiz-hasa-Allahla-Pazarlik-Mi-Yapiyor-150x150.png 150w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/10/Mirac-Olayinda-Peygamber-Efendimiz-hasa-Allahla-Pazarlik-Mi-Yapiyor-768x768.png 768w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/10/Mirac-Olayinda-Peygamber-Efendimiz-hasa-Allahla-Pazarlik-Mi-Yapiyor.png 1080w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" /></a><br />
Gülsek mi ağlasak mı bilmiyorum. Olayları öyle bir çarpıtıyorlar, öyle bir anlatıyorlar ki siyah rengi size beyaz diye yutturuyorlar. Gelin önce bi ilgili hadise bakalım:<br />
&#8220;O zaman Allah ümmetime elli vakit namaz farz kıldı. Bu farziyeti yüklenerek döndüm. Derken Mûsâ Aleyhisselâma rast geldim.<br />
&#8220;Mûsâ (a.s.) bana, &#8216;Rabbin ümmetine neleri farz kıldı?&#8217; diye sordu.<br />
&#8220;Onlara, &#8216;Elli vakit namaz farz kıldı&#8217; dedim.<br />
&#8220;Mûsa (a.s.) bana, &#8216;Rabbine dön de şefaat et, zira ümmetin buna tâkat getiremez&#8217; dedi.&#8221;Bunun üzerine Rabbime Mürâcaat ettim. Allah Taâla şatrını (bir kısmını) indirdi. Ben yine Mûsâ&#8217;nın (a.s.) yanına dönerek durumu kendisine haber verdim: &#8216;Bir kısmını indirdi&#8217; dedim. O yine, &#8216;Rabbine mürâcaat et, zira ümmetin tâkat getiremez&#8217; dedi.<br />
&#8220;Ben yine Rabbime mürâcaat ettim. Alah Taâla kalanından bir kısmını indirdi. Mûsâ Aleyhisselâmın yanına yine döndüm. O tekrar, &#8216;Rabbine dön, zira ümmetin buna dayanamaz&#8217; dedi. Bir daha müracaat ettim.<br />
&#8220;Allah Teâla, &#8216;Onlar beştir, yine onlar [sevapitibariyle] ellidir. Benim nezdimde hükm-ü kaza değişmez&#8217; buyurdu.<br />
&#8220;Mûsa&#8217;nın yanına döndüm. O yine, &#8216;Rabbine dön&#8217; dedi.&#8221;<br />
&#8220;Ben de, &#8216;Artık, Rabbimden utanır oldum&#8217; dedim.&#8221;<br />
&#8220;Ben yine Rabbime mürâcaat ettim. Alah Taâla kalanından bir kısmını indirdi. Mûsâ Aleyhisselâmın yanına yine döndüm. O tekrar, &#8216;Rabbine dön, zira ümmetin buna dayanamaz&#8217; dedi. Bir daha müracaat ettim.<br />
&#8220;Allah Teâla, &#8216;Onlar beştir, yine onlar<br />
[sevap itibariyle] ellidir. Benim nezdimde hükm-ü kaza değişmez&#8217; buyurdu.<br />
&#8220;Mûsa&#8217;nın yanına döndüm.<br />
O yine, &#8216;Rabbine dön&#8217; dedi.&#8221;<br />
&#8220;Ben de, &#8216;Artık, Rabbimden utanır oldum&#8217; dedim.&#8221; (1)<br />
Evet hadis bu şimdi bir de açıklama aşamasına geçelim bakalım.<br />
<span style="color: #800000;">Burada Peygamber Efendimiz ümmeti için dua ediyor. Elli vakit namaz hususunda ümmetinin buna takaat getiremeyeceğini dile getirip bunu azaltması konusunda Allah’a birnevi dua ediyor, Allah’tan bir şey istiyor ve Allah’ta bunu kabul edip müsaade ediyor ve namazın vakit sayısını azaltıyor. Eğer dua etmek pazarlık yapmak ise (haşa) tüm müslümanlar Allah ile pazarlık yapıyor. Çünkü başımıza (zahirde) kaldıramayacağımız bir yük geldiğinde bir musibet geldiğinde Allah’a dua ediyoruz, Peygamber Efendimizin de yaptığının bundan hiçbir farkı yok biz kendimiz için dua ediyoruz O da bizim için Rabbine dua ediyor birine pazarlık deyip diğerine bir şey </span><br />
<span style="color: #800000;">dememek çıkarcılıktan başka bir şey değildir.</span><br />
Bunları da geçtim hadi Kur’an’dan bu olaya benzer durumlara bakalım Allah, Kur’an’da da ilk olarak koyduğu hükmü aradan çok kısa zaman geçince hafifletmiştir.<br />
Örnek 1:<br />
“Ey Peygamber! Müminleri savaşa teşvik et. Eğer sizden sabırlı yirmi kişi bulunursa, iki yüze (kâfire) galip gelirler. Eğer sizden yüz kişi olursa, kâfir olanlardan bin kişiye galip gelirler. Çünkü onlar anlamayan bir topluluktur.<br />
Şimdi Allah, yükünüzü hafifletti; sizde zayıflık olduğunu bildi. O halde sizden sabırlı yüz kişi bulunursa, (onlardan) ikiyüz kişiye galip gelir. Ve eğer sizden bin kişi olursa, Allah’ın izniyle (onlardan) ikibin kişiye galip gelirler. Allah sabredenlerle beraberdir.” [Enfal, 65-66]
Örnek 2:<br />
Bakara kıssasında Yahudiler, Hz. Musa’dan<br />
talepte bulundukça Allah daha önce mutlak bıraktığı hükme yeni yeni kayıtlar koymuştur.<br />
Örnek 3:<br />
Yüce Allah şöyle buyuruyor:<br />
“Musa’ya otuz gece vade verdik ve ona on gece daha ilâve ettik; böylece Rabbinin tayin ettiği vakit kırk geceyi buldu.” (A’raf, 142)<br />
Örnek 4:<br />
Yüce Allah şöyle buyuruyor:<br />
“[Ey Peygamber] O zaman sen, müminlere şöyle diyordun: İndirilen üç bin melekle Rabbinizin sizi takviye etmesi, sizin için yeterli değil midir? Evet, siz sabır gösterir ve Allah’tan sakınırsanız, onlar (düşmanlarınız) hemen şu anda üzerinize<br />
gelseler, Rabbiniz, nişanlı beş bin melekle sizi takviye eder.”[Âl-i İmran, 124-125]
Örnek 5:<br />
Yüce Allah, İblisi rahmetinden kovunca<br />
İblis kendisinden süre istemiş, Allah da kendisine süre tanımıştır.<br />
Soru: Allah, -hâşâ- İblis’le pazarlığa mı girişti?<br />
Örnek 6:<br />
Yüce Allah şöyle buyuruyor:<br />
“İbrahim’den korku gidip kendisine müjde<br />
gelince, Lût kavmi hakkında (adeta) bizimle<br />
mücadeleye başladı. İbrahim cidden yumuşak huylu, bağrı yanık, kendisini Allah’a vermiş biri idi. (Melekler dediler ki): Ey İbrahim! Bundan vazgeç. Çünkü Rabbinin (azap) emri gelmiştir. Ve onlara, geri çevrilmez bir azap mutlaka gelecektir!” [Hûd, 74-76]
Soru: Literal bir okumayla bu âyete baktığınızda bir Peygamber’in Rabbiyle ve O’nun gönderdiği meleklerle bir kavmin helak olmaması için pazarlığa giriştiğini söyleyebiliyor musunuz?<br />
Bu maddeleri ve örnekleri çoğaltmak mümkündür. Ancak konuyu uzatmamak adına burada kesiyorum.<br />
Bu yazı, zannî olan haber-i vâhidi savunayım diye hâşâ kat’î olan Kur’an’ı tehlikeye atmak, hakkında şüphe oluşturmak için yazılmış değildir. Sadece her şeye zâhir gözlüğüyle ve literal olarak bakan zihnin aynı çarpık bakış açısını -tıpkı züccaciyeci dükkânına giren fil gibi- bir süre sonra Kur’an’a da uygulayabileceğini ve bazı vahim sonuçları olabileceğini göstermek üzere yazılmıştır.<br />
Yukarıdaki âyetlerin tümünün elbette bir açıklaması var. Ben bu yazıda, hadisleri<br />
reddedeceğiz diye getireceğimiz kriterlerin bir zaman sonra / birileri tarafından Kur’an’a da<br />
uygulanması tehlikesinden söz ediyorum.<br />
Rabbimizin kitabı elbette<br />
her türlü şüphe ve tereddütten berîdir.<br />
Selametle&#8230;</p>The post <a href="https://ateistlerecevap.org/mirac-olayinda-peygamber-efendimiz-allahla-hasa-pazarlik-mi-yapiyor/" data-wpel-link="internal">Miraç Olayında Peygamber Efendimiz Allah'la (haşa) Pazarlık Mı Yapıyor?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ateistlerecevap.org/mirac-olayinda-peygamber-efendimiz-allahla-hasa-pazarlik-mi-yapiyor/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Mişkatül Mesabih {Cilt-1 &#124; Bölüm-2}</title>
		<link>https://ateistlerecevap.org/miskatul-mesabih-cilt-1-bolum-2/</link>
					<comments>https://ateistlerecevap.org/miskatul-mesabih-cilt-1-bolum-2/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ateistlere Cevaplar]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 14 Sep 2018 20:38:32 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Mişkatül-Mesabih]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.ateistlerecevap.org/?p=2757</guid>

					<description><![CDATA[<p>İzahat &#160; Râvî Hz. Âlî (R.A.) kimdir? Hz. Alî {R.A), Peygamberimizin amcası Ebû talibin oğlu. Kızı HZ. Fati-manır. efendisi, dördüncü halifesi emirüf müminin vasfına haiz Ebil hasen künyesi ile mârufdur. Aynı zamanda Ebitturabda denir. Bütün izahat ve beyanlarda, çocuklardan ilk Müslüman olanlardandır. Kendisi henüz yedi yaşında iken ıslama girmişdir. Bazı görüşlere görede, sekiz, veya on [&#8230;]</p>
The post <a href="https://ateistlerecevap.org/miskatul-mesabih-cilt-1-bolum-2/" data-wpel-link="internal">Mişkatül Mesabih {Cilt-1 | Bölüm-2}</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h2><a name="_Toc125788377"></a>İzahat</h2>
<p>&nbsp;<br />
Râvî Hz. Âlî (R.A.) kimdir?<br />
Hz. Alî {R.A), Peygamberimizin amcası Ebû talibin oğlu. Kızı HZ. Fati-manır. efendisi, dördüncü halifesi emirüf müminin vasfına haiz Ebil hasen künyesi ile mârufdur. Aynı zamanda Ebitturabda denir.<br />
Bütün izahat ve beyanlarda, çocuklardan ilk Müslüman olanlardandır. Kendisi henüz yedi yaşında iken ıslama girmişdir. Bazı görüşlere görede, sekiz, veya on veya on beş yaşlarında Müslüman olmuştur. En meşhuru, ye­di veya sekiz yaşında Müslüman olmuştur.<br />
Resulü Ekrem efendimizle beraber bütün muharebelerde bulunmuştur. Ancak Tebuk seferinde bulunamamıştır. Önada gidemeyişi, Resulü Ekrem efendimiz onu ehü iyâünin başına halef olarak koymuştu. Ve Hz. Mûsanın Mikada gidişi anında kardeşi Hz. Hârunu kavminin başına koyduğu gibi, Re-sûiü Ekrem efendimizde Hz. Aliyi ehü iyâlinin ve ümmetinin kalanlarının ba­şına koymuştu ve şöyle buyurmuştu :<br />
«Sen bana Horunun Mûsaya oluşu menzillinde olmana razı olmalısın.»<br />
Hz. Ali (R.A) sert tabiatlı, gözleri büyükçe, orta boylu, şişmanca ve vücudu çok kıllı, sakalı enlice, sakalı ve başı bern beyaz idi. Hz. Osman’ın şehit edilmesinden sonra hilafete getirildi. O hilâfete getirildiği günde, bir cuma günü, hicretin otuz beşinde zilhiccenin 18. gününe rastlamıştı.<br />
Hicretin kırkıncı yılında ramazan ayının 17 sinde cuma bir günün sa­bah namazını edâ ederken Abdurrahman bin mülcem isimli bir zındık tara­fından küfede camide zehirli bir kılıçla yaralanmıştır. Bu yaralamadan üç gece sonra vefat etmiştir.<br />
Şehâdetine sebep olan «Havaricler» hakkında gerekli malumat «Bid&#8217;at ve Hurafeler» adlı eserimizde vardır.<br />
Cenazesini oğulları, Hz. Hasan ve Hz, Hüseyin (R.A) la beraber Abdul­lah bin Cafer (R.A) yıkadılar. Namazımda Hafîdi Resûlüllah (S.A.V) olan oğlu Hz. Hasan (R.A) kıldırmıştır. Vefatı anında, altmış üç yaşlarında idi.<br />
Hilâfeti, dört sene, altı ay ve bir kaç gün devam etmiştir. Kendisinden oğulları, Hasan, Hüseyin, Muhammed (R.A) la birlikte sahabe ve tabiînden pek çok kimseler, Hadisi şerifler rivayet etmişlerdir. Allah (c.c.) hepsinden razı olsun. Amin.<br />
Yukardaki hadisi şerifi tekrar tekrar okumalı, Mukadderata boyun eğ­mek ve mukadderatın ne şekilde tecelli edeceğini hiç bir kimsenin bilemiyeceği, dolayısıyla irâde ve amel ile mükellefiyetin ne şekilde ve nasıl olma­sı gerektiği beyan edilmiştir. İnsana düşen kendini irâde ve amelin iyi ol­ması ve iyi şeylerle meşgul olması gerekir. Tedbirle mükellef olunduğunu bilen her insan, tedbirini alır, kendine düşeni yapar, takdire karşı isyan etmez. Takdirin ne şekilde olduğunu ve nasıl tecelli edeceğini hiç bir fert bilemez. Bilmeye çalışamaz da. Bilirim diyenler veya bilinir iddiasında olan­lar basiretsiz kâfir kimselerdir.<br />
Hulasa, bizler tedbirle mükellefiz. Takdirle mükellef değiliz. Tedbirimi­zi tam alırsak takdire karşı ihanet etmeyiz. Şayet tedbirde kusurumuz olur­sa, takdire kusur bulmamalıyız. Takdirin tecellisi, bizlerin tedbir ve iradesine bağlıdır. Biz irademizi hayra sarf edersek takdirde tecelli edende ha­yır olur Şayet biz irâde ve tedbirimizi şerre öiet edersek, takdirde tecelli edende şer olur. Akaid kitaplarında şöyle denilmiştir. «Mukadder, Mumad-derle değişir.»<br />
Yani Levhİ mahfuza vasfı olarak yazılan şey, her hangi bir sebep ve irâde ile tebdil edilir veya olduğu gibi tespit edilir. Kesinlik hükmü, irâdenin sarfına ve sebebini işlemeye bağlanmıştır. Mukadderatın mahiyetini ve ne­ticenin ne şekilde tecelli edeceğini hak teâla bilir. Biz irâde ile mükellefiz. Açıklayıcı izahat, «İslam’a Sokulan Bid&#8217;at ve Hurafeler» le «İslam’da Evliya meselesi ve Harikalar» adlı eserimizde zikredilmiştir. <a href="#_ftn1" name="_ftnref1">[1]</a><br />
&nbsp;</p>
<h3><a name="_Toc125788378"></a>Tercümesi:</h3>
<p>&nbsp;<br />
<strong>86 &#8211;</strong> {8} Ebû Hureyre (R.A} den mervidir, demiştir: Resûlüllah (S.A.V) buyurdu ki:<br />
«Şüphesiz Aliâhü teâlanın Âdemoğluna zinadan nasibini yazmıştır, mutlaka o nasibine kavuşur,<br />
— Binâen aleyh gözün zinası, (harama) bakmaktır,<br />
— Dilin zinası, (cima&#8217; kelimesini ve haramı) konuşmaktır,<br />
— Nefis zinayı temenni eder ve iştahlanır, fercde onu (zinayı) ye tas­dik eder yada tekzib eder.» Buhcıri, Müslim<br />
— Müslim’in (diğer) rivayetinde Rasûlullah şöyle buyurdu :<br />
«Âdem oğlunun üzenine zinadan nasibi yazılmıştır. Ona (zinadan nasi­bine) elbet kavuşucudur.<br />
— Gözlerin zinası, (harama) bakmaktır,<br />
— Kulakların zinası, (haramı ve cima&#8217; sözlerini) işitmektir,<br />
— Dilin zinası, (cima ve haram kelimeleri) konuşmaktır,<br />
— Elin zinası (şehvet ve harama) yapışmaktır,<br />
— Ayağın zinası, (zinaya ve haram yollara) adım atmaktır.<br />
— kalp, zinayı arzu ve temenni eder. Onu (zinayı) fere, tasdik eder, yada tekzip eder.» <a href="#_ftn2" name="_ftnref2">[2]</a><br />
&nbsp;</p>
<h3><a name="_Toc125788379"></a>Tercümesi:</h3>
<p>&nbsp;<br />
<strong>87 &#8211;</strong> (9) İmran bin Husayn (R.A) den mervidir; Müzeyne kabilesin­den iki adam dediler ki : Yâ Resûlellah! bana haber verir misin bugün insanlar ne yapıyor ve nerede çalışıyorlar? Onların üzerine bir şey hükmolunup ve onlar hakkında bir kaderde sebkat etmiş olsa veya onlara pey­gamberlerinin getirdiği bir şey (hüküm, hayır) la karşılamaları takdirinde ve onların aleyhine delil sabit olsa (nasıl olur bildirir misin)?<br />
— Bunun üzerine Resûlullah (S.A.V) buyurdu :<br />
«Tereddüt etme, belki bir şey onlara takdir olunur ve onlar hakkında sebat eder. Bu hükmün böyle olduğunu aziz ve celil elan Allanın kitabın­da şöyle tasdik olunmuştur:<br />
«Her bir nefse ve onu düzenleyene,<br />
— Sonrada ona hem kötülüğü, hem (ondan) sakınmayı ilham edene ki, onu (nefsini) tertemiz yapan kişi muhakkak umduğuna ermiştir.<br />
(Şems sûresi, 7-9) Müslim<a href="#_ftn3" name="_ftnref3">[3]</a><br />
&nbsp;</p>
<h3><a name="_Toc125788380"></a>İzahat</h3>
<p>&nbsp;<br />
Râvî Hz. İmran bin Husayn (R.A), Ebâ nüceyd künyesi ile mârufdur. Hayberin fethi senesi Müslüman olmuş, vefat edinceye kadar Basra’da sa­kin olmuştur. Sahabenin fakih ve fazıllarından idi, Hayberin fethi yılı olan hicretin yedinci senesi kendisi ile babası Müslüman olmuştu.<br />
Vefatı, hicretin elli ikinci senesinde vuku bulmuştur. Allah ondan razı olsun.<br />
Hadisi şerifte Resûlullah (S.A.V) efendimiz, kaderi ilâhîde sebkat etmiş olan her hangi bir şeyin, olmasının mukadder olduğunu beyan buyurdukdan sonra, sebkat edip yazılan bir şeyin başka bir yazılan kaderle de­ğişebileceğimde zikretmektedir. Hatta bir nefsin hakkında cereyan eden şeyin değişip değişmeyeceği hususundaki suâle, değişebileceğini beyan sa­dedinde «Tereddüt etme!» buyurmuşlardır.<br />
Yukarda bir akâid kaidesini yazmıştık : «El mukadderü yuğayyeru bilmu-kadderi — mukadder olan şey, diğer bir mukadderle tağyir ve tebdil olu­nur.»<br />
Az sadakanın çok belayı def edeceği, makbul bir duanın inen veya ine­cek olan belayı def edip önleyeceği, tevbe ve istiğfarın hayatta çok değişik­liğe sebep olduğu gibi ahirette de pek çok faydası olacaktır. Bu hususda âyeti kerime ve hadisi şerifler Pek çoktur.<br />
Bir âyeti kerimede şöyle buyurulmuştur:<br />
«Allah (c.c.) dilediği hükmü kaldırır ve dilediğini yerinde sabit kılar (veya değiştirir).» Râd sûresi, 39<br />
Bir hadisi şerifte şöyle beyan edilmiştir:<br />
«Sadaka, belayı def eder ve ömrü artırır.»<br />
Ayeti kerime ve hadisi şerifin hükümlerini tatbiki olarak yaşayan Hz. Ömerin bir hâdisesini nakletmekle iktifa edeceğiz.<br />
Hz. Ömer (R.A) samda vâki olan taun hastalığını duyunca şama girmeyip dönmek üzere hareket ettiler. Hemen orada Şam Vâlisi Ebu Ubeyde (R.A.) şöyle dedi:<br />
«Kazayı ilâhîden kaçıyor musun?»<br />
Hz? Ömer (R.A) de dedi ki:<br />
«Allahü teâlanın kazasından kaderi nahiyesine kaçıyorum.»<br />
Kaza ile kader hakkında geniş malumat, yukarda iki nolu cibril hadisi­nin altında zikredilmiştir. <a href="#_ftn4" name="_ftnref4">[4]</a><br />
&nbsp;</p>
<h3><a name="_Toc125788381"></a>Tercümesi :</h3>
<p>&nbsp;<br />
<strong>88-</strong> (10) Ebû Hureyre (R.A) den mervidir, demiştir : Dedim ki : Yâ Resûlellâh! Ben genç (şehvet sahibi) bir adamım, ve ben kendi nefsim üze­rine zina yapmaktan korkuyorum, ve kadınlardan nikahlayacak bir şeyde bulamıyorum, sanki o (Ebû Hureyre) ondan (Resûlullahdan) hayalarının bu­rulması hakkında izin istiyordu, Ebû Hureyre dedi:<br />
:— Resûlellâh (S.AV) bana cevab vermekten sustu, sonra ben yine ay­nısını söyledim. Resûlellâh yine bana bir şey söylemedi susdu, ondan son­ra yine aynı kelimeleri söyledim, — Resûlellâh bana karşı yine sustu, son­ra yukardaki sualleri ve cümleleri aynen söyledim,<br />
— Bunun üzerine nebi-i Ekrem (S.A.V) buyurdu :<a href="#_ftn5" name="_ftnref5">[5]</a><br />
«Ey Ebâ Hureyre! başına gelecek şeyleri (yani, söylediğin veya yapaca­ğın şeyleri) kalem yazdı. Binâenaleyh bunun üzerine ister hayalarını bur­dur, veya ister (hayaları burdurmayı) terk et.» <a href="#_ftn6" name="_ftnref6">[6]</a><br />
&nbsp;</p>
<h3><a name="_Toc125788382"></a>Tercümesi :</h3>
<p>&nbsp;<br />
<strong>89 &#8211;</strong> (11) Abdullah bin Amr (R.A) den mervidir, demiştir:<br />
Resûluİlah (S.A.V) buyurdu :<br />
«Muhakkak Âdem oğlunun hepsinin kalpleri, bir kalb gibi Rahman olan Allah’ın parmaklarından iki parmak arasındadır. Onu (Âdem oğlunun kalbini) dilediği şekilde sarf eder.»<a href="#_ftn7" name="_ftnref7">[7]</a><br />
— Bundan sonra Resûluİlah (S.A.V) buyurduki :<br />
«kalpleri yönelten Ey Allâhım! bizim kalbierimizide tâatın üzere yönelt.» <a href="#_ftn8" name="_ftnref8">[8]</a><br />
&nbsp;</p>
<h3>İzahat</h3>
<p>&nbsp;<br />
Resulü Ekrem sallallahü aleyhi vesellem efendimizin, «Adem oğlunun hepsinin kalbi» cümlesi ile Peygamberler, Alimler, Arifler, Evliyalar, Mümin­ler ve kafirler-in hepsine şamil olduğunu beyandır.<br />
Yâni cenabı hakka göre, bütün insanların kalblerini tasarruf edib de­ğiştirme veya bir şey üzerinde sabit kılması, bir kişinin kalbini tasarrüt et­mesi gibidir. Onun için hiç güçlük yoktur.<br />
Hadîsi şerifin bu cümlesinde şu rnealdaki ayeti kerimeye işaret vardır :<br />
«Sizin (hepinizin yoktan) yaratılmanız ve öldükten sonra diriitümeniz, ancak tek bir kişinin yaratılıp diriltilmesi gibidir. (Ol, emri ilâhisi ile her şey oluverir).» Lukman sûresi. 28<br />
Kalblerin hepsinin cenabı hakkın iki parmaklan arasında oluşuda me­cazi olarak bir nevî teşbihi şekilde halkın anlayışı ile beyan buyurulmuştur.<br />
Halk arasında. «Ben seni parmaklarımla oynarım veya oynatırım, ben seni parmaklarımla fırıldak gibi döndürürüm. O adam, o kimseyi (diğer ki­şiyi) çok çabucak ve kolayca halleder, işini bitirir.» gibi manalar anlaşılmak tadır.<br />
Halikı zülcelâlın kudret ve azametini anlatmak için Resulü Ekrem (S.A. V) efendimizde bu ifâdelerle buyurmuştur ki, cenabı hak için kalpleri bir şey üzerinde sabit kılması veya tebdil edib değiştirmesi, çok kolay ve çok çabuk olur. Onun için güçlük yoktur. O mutlak tasarrufa sahibdir. kalpleri dilediği şekilde değiştirip sabit kılma kudreti ve yetgisi direk kendisine ait­tir. Hiç bir varlık ona &#8216;galib gelemez ve onun kudretini engelleyemez, O her şeyinde muhtar ve muktedirdir<br />
Nitekim Peygamberimiz (S.A.V) efendimiz hadîsi şerifin son cümlesin­de bu hususu şöyle beyan buyurmuşlardır.<br />
«Kalpleri yönetib çeviren ey Allâhım! Bizim kalplerimizi de tâatın üzere yönelt.»<br />
Hadîsi şerifteki, «Parmak» tabirinin halikı zülcelâla isnadı «Kudret ve Kuvvet» manaları ile tzah edilmiştir. Yoksa halikı zülcelâlın insanların par­maklarına benzeyen parmaklarının olması manasında olamaz. cenabı hak öyle teşbih ve teşebbühün her nevîsinden münezzeh ve âlidir, <a href="#_ftn9" name="_ftnref9">[9]</a><br />
&nbsp;</p>
<h3><a name="_Toc125788383"></a>Tercümesi:</h3>
<p>&nbsp;<br />
<strong>90 &#8211;</strong> (12) Ebû Hureyre (R.A) den mervidir, demiştir<br />
Resûluİlah (S.A.V) buyurdu :<br />
«Her doğan çocuk ancak fıtrat (İman ve islam fıtratı) üzere doğar. Son­ra babası anası (yahûdi ise) onu (çocuğu) yahûdi yaparlar, (Hiristiyan ise-!er) Hıristiyan yaparlar, (Mecûsi iseler) Mecûsi yaparlar. Nitekim kusursuz doğan bir hayvan yavrusu içinde siz kulağı, dudağı, burnu ve ayağı kesik oîanını hiç görüyormusunuz?<br />
— Bundan sonra Resûfuflah (S.A.V) Şu mealdeki âyeti okuyor : «Allanın fıtratı öyle şeydirki o (Allah C.C.), insanları bunun (İslam fıt­ratı) üzerine yaratmıştır. Allanın yaratışına (hiç bir şeyi) bedel olmaz, 6u dim­dik ayakta duran bıir dindir.» {Rum sûresi, 30) <a href="#_ftn10" name="_ftnref10">[10]</a></p>
<h3></h3>
<h3><a name="_Toc125788384"></a>İzahat</h3>
<p>&nbsp;<br />
Hadîsi şerifin baş tarafında şu mealdâki âyeti kerimeye işaret vardır:<br />
— «(Habîbim!) O vakti hatırla ki, Rabbîr», Adem oğullarının sulbierînden zürrlyetlerini çıkarıb da onları nefislerine karşı şahit tutarak; «Ben siz&#8217;n Rab-biniz değilmiyim?» diye buyurduğu zaman, onlarda; «Evet Rabbimizsin, şa­hit olduk» demişlerdi.» Araf sûresi, 172<br />
Evet anasından doğan her çocuk, îman fıtratı üzere doğar. Yani ezel­deki îmanı üzere Müslüman olarak doğar. O îman yedi yaşma kadar mute­berdir. Yedi yaşından sonra babası anası çoouğa tâlim ve telkinle ya aynı îmanda sabit ve dâim olmasını sağlarlar. Yahut babası anası yahûdî iseler, çocuğa yahûdiliği teikin ve tâlim ederek yahûdî yaparlar. Eğer babası vö anası Hıristiyan iseler, çocuğa hırıstıyanlık telkin ederek Hıristiyan yaparlar. Şayet çocuğun baba ve anası ateşe tapan Mecûsi iseler. Çocuğa mecûsilik telkin ederek Mecûsi yaparlar.<br />
Cenâbu hak neslimizi îman telkini ile yaşatıp yeşerterek Müslüman ba­ba ve analardan olmamızı nasîb edib kafir babası ve kafir anası olmakdan muhafaza buyursun. Amin. <a href="#_ftn11" name="_ftnref11">[11]</a><br />
&nbsp;</p>
<h3><a name="_Toc125788385"></a>Tercümesi :</h3>
<p>&nbsp;<br />
<strong>91-</strong> (13) Ebû Musa el Eşâ&#8217;ri (R.A) den mervidîr, demiştir : Resûlullah (S.A.V) aramıza kalkdı beş kelimeyi tavsiye etti ve dediki : «Muhakkak Allâhu teâla uyumaz,<br />
— Ve uyumak ona (Allâha) lâyık değildir (sahih ve mümkün değildir),<br />
— Her ferdin nasibini (Rızkını) daraldır ve genişletir,<br />
— Gündüzün amelinden evvel gecenin ameli ve gecenin amelinden ev­vel gündüzün ameli Cenâbu hakka arz edilir.<a href="#_ftn12" name="_ftnref12">[12]</a><br />
— Cenâbu hakkın hicabı (yani, kul ile Allah arasındaki mânevi perde) Nurdur. Eğer hicab kalkarsa, insanın yüzünün nurlarını (Ve gözünün nurla­rını) yakar, bu sebebiede Cenâbu hakka mahlukâtından hiç birinin gözü (görmesi) vâsıl olmaz.» <a href="#_ftn13" name="_ftnref13">[13]</a><br />
&nbsp;</p>
<h3><a name="_Toc125788386"></a>Tercümesi :</h3>
<p>&nbsp;<br />
<strong>92 &#8211;</strong> (14) Ebû Hureyre {R.A) den mervidir, demiştir : Resûlullah (S.A.V) buyurdu :<br />
«Allâhü te âl an in yedi (kudret ve atası), her yeri doldurur hiç noksanlık olmayan nafaka ihsan eder. (Allanın ihsanı) gece ve gündüz yağar (iner).<br />
— Yer ve gök yaratıldığı zamandan beri (oradakilerin nefekasını) na­sıl infak ettiğini görüb bilmedinizmi? Zira Cenâbu hakkın yedi kudretinde olan nafaka ihsanı hiç noksan olmamıştır, ve Allah’ın arşı suyun üzerinde îdi.. Ni&#8217;metin ihsanı ölçüsü, yedi kudretindedir. (O ihsanını) daraltır ve ge­nişletir.» <a href="#_ftn14" name="_ftnref14">[14]</a><br />
Müslim’in Rivayetinde ise; «Allanın bereketi, doldurucudur.<br />
— İbni Nümeyr, Ni&#8217;met doludur. Öyle bir nimet yağışıdırki, O nimetin çokluğundan gece ve gündüzün hiç bir şeyi noksan (mahrum) olmaz dedi.» <a href="#_ftn15" name="_ftnref15">[15]</a><br />
&nbsp;</p>
<h3><a name="_Toc125788387"></a>Tercümesi :</h3>
<p>&nbsp;<br />
<strong>93-</strong> (15) Ondan {Ebû Hüreyreden) rivayet edilmiştir, demiştir : Resûlullah (S.A.V) e Müşriklerin zürriyetlerinden soruldu. Resûlullah (S.A.V) de buyurdu :<a href="#_ftn16" name="_ftnref16">[16]</a><br />
«Onların (müşriklerin) amel ettikleri şeyi (cennet veya cehennem ame­li olduğunu) Allahü Tealâ bilir.» <a href="#_ftn17" name="_ftnref17">[17]</a><br />
&nbsp;</p>
<h3><a name="_Toc125788388"></a>Kadere İmanla İlgili İkinci Fasıl</h3>
<h3><a name="_Toc125788389"></a>Tercümesi:</h3>
<p>&nbsp;<br />
<strong>94 &#8211;</strong> (16) Ubâde bin es samit (R.A) den mervidir, demiştir : Resulullah (S.A.V) buyurduk! : «Şüphesiz Alfahü teâlanın ilk yarattığı şey kalemdir. AUahüteâla kaleme dedi ki: yaz.<br />
— Sunun üzerine kalem : ne yazayım? dedi.<br />
— Allohü teâla buyurdu : kaderi yaz.<br />
— Hemen kalemde olanı ve ebediyyete kadar (kıyamete kadar) olacak olanı yazdı.» Tirmizî (Tirmizî : bu hadis, isnad cihetinden garibtir, demiştir). <a href="#_ftn18" name="_ftnref18">[18]</a><br />
&nbsp;</p>
<h3><a name="_Toc125788390"></a>Tercümesi :</h3>
<p>&nbsp;<br />
<strong>95 &#8211;</strong> (-J7) Müslim bin Yesâr (R.A) den mervîdîr, demiştir:<br />
Ömer bıin el Hattab (R.A) a şu âyetten soruldu :<br />
__ Hani Rabbin Âdem oğullarından, onların sırtlarından (sulblerinden)<br />
hürriyetlerini çıkarıp &#8211; kendilerini nefislerine şahit tutmuş, ben sizin Rabbiniz değümiyim?, (demişti)» (Araf Sûresi, 192),<br />
— Ömer (R.A) dedi.: Resulullah (S.A.V) dende bu âyetten sorulduğunu işittim, Resulullah (cevabda) şöyle buyurmuştu :<br />
«Şüphesiz Allahü teâla Âdemi yarattı, sonra Âdemin sırtına kutretiyte mesnetti ve ondan (Âdemden) bir zürriyet çıkardı ve cenâbu hak buyurdu : Bunları Cennet için yarattım ve bunlar Cennet ehlinin amelini işlerler.<br />
— Sonra Âdemin sırtına kudretinin tesirini dokundurdu ve ondan bir zürriyet çıkardı.<br />
— Bundan sonra cenâbu hak buyurdu : Bunları cehennem için yarat­tım ve bunlar cehennem ehlinin amelini işlerler.»<br />
— Bunun üzerine bir adam dedi : Amel bir şey ifâde edermi? Yâ Resû lellah!<br />
— Hemen Resûluitah (S.A.V) buyurdu :<br />
«Şüphesiz AHchü teâla bir kulu cennet için yarttığı vakit, ona cennet ehlinin amelini ycbdırır, hatta ehli cennetin amellerinden emel (ten İşlemek) üzere (iken) ölür ve bu amelî ilede cennete girer.<br />
— Ve Atlâhü teâla bir kulu cehennem için yarattığı vakit, o kula ce­hennem ehlinin amelini yapdırır. Hatta cehennem ehlinin amellerinden bir amel üzenine ölür vs bu sebeblede cehenneme girer.» (Hadisi, Mâlik, Tirmizi. Ebû-Dâvud rivayet etmişlerdir.)<br />
(Not : Râvi müslim bin yesar (R.A), cühenî kabilesine mensub tabiînden bir zattır. Tirmizi bunun hadîsini, Araf sûresinin tefsirinde rivayet etmiştir. Bu zat hadîsi, Ömer bin el Hattab (R.A) den rivayet etmiştir. Ve Tirmizî bu ha­dîsi, «hasen» hadis olarak zikretmektedir.) <a href="#_ftn19" name="_ftnref19">[19]</a><br />
&nbsp;</p>
<h3><a name="_Toc125788391"></a>Tercümesi :</h3>
<p>&nbsp;<br />
<strong>96 &#8211;</strong> (18) Abdullah bin Amr (R.A) den mervîdir, demiştir :<br />
Resûiullah (S.A.V) çıkdı ve iki elinde iki adet kitab vardı ve dediki :<br />
«Bu iki kitabı bilirmismiz?»<br />
— Biz dedik : Bilmeyiz, Yâ Resûlellah! ancak sen bize haber vermen­le (biliriz.)<br />
— Bunun üzerine Resûiullah (S.A.V) sâğ elindeki kitab için dediki ;<br />
«İşte bu kitab âlemin Rabbisinden bir kitab dır, bu kitabda cennet eh­linin isimleri, babalarının ve kabilelerinin ıisim!eri vardır. Bundan sonra ahir­lerinde hulâsa edilmiştir. Binâenaleyh bunlarda ziyadelik ve noksanlık katîyyen olmaz.»<br />
— Sonra Resûlultah (S.A.V) sol elindeki kitaba işaret ederek şöyle bu­yurdu:<br />
— Bu kitab, âlemin Raob&#8217;sı tarafındandır, bu kitabda cehennem ehlinin isimleri, cehennem ehlinin babalarının ve kabilelerinin isimleri vardır. Sonra onların sonunda hulâsa edilmiştir, Binâenaleyh onlarda ziyadelik olmaz ve onlardan noksanlıkda asla olmaz.»<br />
— Resûiullâhın Ashabı dedikti : Şu halde amelden fariğ olunan bir iş halı olduğuna göre ameti kazanmak ön ki fâide nedir? Yâ Resûlellah1<br />
— Hemen Resûiullah (S.A.V) buyurdu :<br />
«Amellerinizi doğru yapın ve Allâha yaklaşmayı taleb edin, zira Cennet adamı, hangi amelle meşgul olursa olsun, son nefesi cennet ehlinin ameli ite hitam bulur. Ve cehennem adamı, hangi amelle meşgul olursa olsun, ne­fesi cehennem ehlinin ameli ile hitam bulur.»<br />
— Bundan sonra Resûiullah (S.A.V) iki elindeki kitabları attı ve sonra buyurdu ;<br />
«Rabbiniz, kulların işlerini takdir etmiştir; (kıyamet günü toplananlar­dan) bir takımı cennetde, bir takımı cehennemdedir.» (Şuura Sûresi, 7}<a href="#_ftn20" name="_ftnref20">[20]</a><br />
&nbsp;</p>
<h3><a name="_Toc125788392"></a>Tercümesi:</h3>
<p>&nbsp;<br />
<strong>97 &#8211;</strong> (19) Ebi Hızâme (R.A) den oda babasından rivayet etmiştir, de­miştir : Dedimki : Yâ Resûlellah! Okunup üflenerek (şifa âyetli ve duaları okunarak) tedavi taieb etmemizi, bir ilaçla tedavilenmemizi ve kaçınılacak şeyden kaçınmamızı bana haber ver, Acaba Allanın takdirinden bir şeyi (bunlar) red edermi?<br />
— Resûiullah (S.A.V) buyurduk!:<a href="#_ftn21" name="_ftnref21">[21]</a><br />
«O (zikredilen üç şey), Allah’ın kaderindendir.» <a href="#_ftn22" name="_ftnref22">[22]</a><br />
&nbsp;</p>
<h3><a name="_Toc125788393"></a>İzahat</h3>
<p>&nbsp;<br />
Râvî Ebî Hızâme {R.A}, tabiînden ve Beni Hars bin sâd neslindendir. Bu muhaddis olan Ebî Hızâme bin yâmur (R.A) dır.<br />
Hadîsi şerifte, şifaianmak için okunup üflenmeyi, bir deva emsinden ilaçla tedavîlenmeyi ve zararlı olanlardan kaçınmanın fâidesînîn olup olma­dığını soran zâte, Resulü Ekrem efendimiz; bunlarında birer sebep olduğunu beyan ederek hastalığın nasıl bir kaderi ilâhî olduğu sabit ise, bunlarla te-dâvîlenmeninde birer kaderi iiâhi olduğunu beyan buyurmuştur. Dolaysiyîe bu yollarla tedâvîlenmenin cevazını îzah etmiş oluyor. Fetvada câ&#8217;izdir. Fa­kat tevekkül ve takvaya göre caiz değildir.<br />
Bu mes&#8217;elelerin geniş İzahı, «Müiteka tercümesi» adlı eserimizin dör­düncü cildinde zikredilmiştir. Ayrıca batıl ve uydurma yollarda tedavilerime şekil ve yollarının kötülüklerini de «İslam’a sokulan Bid&#8217;at ve Hurafeler» adlı eserimizde beyan ettiğimizi hatırlatırız. <a href="#_ftn23" name="_ftnref23">[23]</a><br />
&nbsp;</p>
<h3><a name="_Toc125788394"></a>Tercümesi :</h3>
<p>&nbsp;<br />
<strong>98 &#8211;</strong> (20) Ebû Hüreyre (R.A) den mervidir, demiştir:<br />
ResûMlah (S.A.V) yanımıza çıka geldi, bizde o anda kader hakkında münazaa ediyor idik. Rssûlullah (S.A.V) gazablandi, hatta yüzü kıbkırmızi oldu ve hatta sanki iki yanağında nar dânesi sıkılmış gibiydi.<br />
— Bunun üzerine Resûlullah (S.A.V) buyurdu :<br />
aBununlamı emrolursdunuz? Yoksa benmi bununla size gönderildim?! Ancak ve ancak sizden evvel geçen kimseler, bu işde (kader meselesinde) münazaa ettikleri vakit, helak olmuşlardır. Size kesinlikle beyan ediyorum, kesinlikle arz ediyorum; Bunda (kader hakkında) münazaa (Ve münâkaşa) etmeyiniz.»<br />
<strong>99-</strong> (21) İbni Mâce bu hadis gibisini, Amr bin Şuayb dan, onun ba­basından ve dedesinden rivayet etmiştir. <a href="#_ftn24" name="_ftnref24">[24]</a><br />
&nbsp;</p>
<h3><a name="_Toc125788395"></a>Tercümesi :</h3>
<p>&nbsp;<br />
<strong>100 &#8211;</strong> (22) Ebû Mûsâ (R.A.) den mervidir, demiştir :<br />
Resûlullah (S.A.V) den işittim, diyor&#8217;du :<br />
«Muhakkak Allâhü teâla Ademi yerin hepsinden kabzalanmış b.&#8217;r kabtadan yarattı. Âdemoğlu yer yüzünün (bütün renk ve çeşitli tabiatlarının) mîkdârı (çeşitleri) üzerine gelmiştir, (çeşitlerden yaratılmıştır), kırmızı, be­yaz* siyah ve bunların arasındaki şeylerde onlardan (yeryüzünün çeşitlerin­den) dir, yumuşakiık, sertlik ve güzellik (yani, Ahlâkî yönde ki bu hallerde) onlardan (yerin çeşitlerinden) dir.» (Hadîsi, Ahmed, Tirmizî, Ebû Dâvud rivayet etmişlerdir.) <a href="#_ftn25" name="_ftnref25">[25]</a><br />
&nbsp;</p>
<h3><a name="_Toc125788396"></a>Tercümesi :</h3>
<p>&nbsp;<br />
<strong>101 &#8211;</strong> (23) Abdullah bin Amr (R.A) den mervîdir, demiştir : ResulSah (S.A.V) i İşittim buyururdu ;<br />
«Şüphesiz ASlahü teâfa (insan ve cinnîierden) halkını (mahlûkatını, nefsi emmârenin) karanlığında halk etti ve onlara nurundan (bir şey) döktü.<br />
— Binâenaleyh bir kimseye o nurdan isabet ederse, hidâyete erişir. Ve bir kimseye de o nur vâsıl olmazsa, dalâlette kalır (hak yoldan çıkar).<a href="#_ftn26" name="_ftnref26">[26]</a><br />
— Bu sebebten dolayı derimki : kalem Allarım îlmi üzere cereyan eder (yazar ve hükmeder).» <a href="#_ftn27" name="_ftnref27">[27]</a><br />
&nbsp;</p>
<h3><a name="_Toc125788397"></a>Tercümesi :</h3>
<p>&nbsp;<br />
<strong>102 &#8211;</strong> (24) Enes (R.A) den mervîdir, demiştir:<br />
Resûlullah (S.A.V) şu düâyı cok söylerdi :<br />
«Ya Mukallibei kulûb! Sebbit kalbi, alâdînike &#8211; Ey kalbleri çeviren (yö­neten)! benim katbimide dıniyin üzerine sabit kıl»<br />
~- Bunun üzerine dedimki: Ey Allanın Nebisi! sana ve senin getirdiğine îman ettik, bizim üzerimize korkarmısın?<br />
—- Resûlullah (S.A.V) buyurdu :<a href="#_ftn28" name="_ftnref28">[28]</a><br />
«Evet (sizin üzerinize korkarım), Zira kalpler, Atlahü teâlanın parmak­larından fiki parmak arasındadır, onları (kalbleri) dilediği şekle çevirir»<a href="#_ftn29" name="_ftnref29">[29]</a><br />
&nbsp;</p>
<h3><a name="_Toc125788398"></a>Tercümesi :</h3>
<p>&nbsp;<br />
<strong>103 &#8211; </strong>(25) Ebû Musa (R.A) den mervîdir, demiştir: Resûiullah (SAV) buyurdu :<a href="#_ftn30" name="_ftnref30">[30]</a><br />
«Kalbin misâli, nebâtatsız düz arazi üzerindeki kuş tüyü gibidir, onu rüzgâr (her saat ve saniyede) üstünü altına (ve altını üstüne) çevirir.» <a href="#_ftn31" name="_ftnref31">[31]</a><br />
&nbsp;</p>
<h3><a name="_Toc125788399"></a>Tercümesi :</h3>
<p>&nbsp;<br />
<strong>104 &#8211;</strong> (26) Ali (R.A) den mervîdir, demiştir :<br />
Resûiullah (S.A.V) buyurdu :<br />
«Her hangi bîr kul, şu dört şeye inanmadıkça mümin olamaz.</p>
<ol>
<li><strong>a)</strong> Allahtan başka ilâh olmadığına ve beni hakla gönderen Ailahın Re­sulü olduğuma şehâdet etmesi,</li>
<li><strong>b)</strong> Ölüme îman etmesi,</li>
<li><strong>c)</strong> Öldükten sonra dirilmeğe îman etmesi,<a href="#_ftn32" name="_ftnref32">[32]</a></li>
<li><strong>d)</strong> Ve kadere iman etmesi ile (mü&#8217;min olur).» <a href="#_ftn33" name="_ftnref33">[33]</a></li>
</ol>
<p>&nbsp;</p>
<h3><a name="_Toc125788400"></a>Tercümesi:</h3>
<p>&nbsp;<br />
<strong>105 &#8211;</strong> (27) İbni Abbas (R.A) den mervîdir, demiştir: Resûiullah (S.A.V) buyurdu :<br />
«Ümmetimden iki sınıf İçin islamda nasib yoktur, (onlarda : ) Mürcİ-e ve kaderiyelerdir.» Yirmizi, Tirmizi: bu hadis garib (hasen ve sahih) dlr, dedi.<br />
<strong>(NOT :</strong> Mürcie ve kaderiye hakkında, «İslam’a sokulan Bid&#8217;at ve Hura­feler» adlı eserimizde geniş malûmat yazılmıştır.) <a href="#_ftn34" name="_ftnref34">[34]</a><br />
&nbsp;</p>
<h3><a name="_Toc125788401"></a>Tercümesi :</h3>
<p>&nbsp;<br />
<strong>106 &#8211;</strong> (28) İbni Ömer (R.A) den mervîdir, demiştir: Resûiullah (S.A.V) den işittim buyuruyordu :<br />
«Ümmetimde (ümmeti icabette) yerde hareket (zelzele) ve yer yut­maları ve suretin çevrilmesi olur. Evet bu hal kaderi tekzip edenler içinde olur.» Ebûdâvut, Tirmizîde böyle rivayet etmiştir.<br />
<strong>(NOT :</strong> Bu hadîsi şerifin kısa acıkiamah temsili örneği, «Bid&#8217;at ve Hu­rafeler adlı eserimizle Evliya meselesi» isimli eserimizde mezkurdur.) <a href="#_ftn35" name="_ftnref35">[35]</a><br />
&nbsp;</p>
<h3><a name="_Toc125788402"></a>Tercümesi:</h3>
<p>&nbsp;<br />
<strong>107 &#8211;</strong> (29) Yine (İbni Ömer) den rivayet olunmuştur, demiştir: Resûiullah (S.A.V) buyurduk<a href="#_ftn36" name="_ftnref36">[36]</a><br />
«Kaderiyye, bu ümmetin mecûsîsidir, eğer hastalanırlarsa, ziyaret et­meyiniz, ve eğer ölürlerse, cenazelerine hâzır olmayınız.» <a href="#_ftn37" name="_ftnref37">[37]</a><br />
&nbsp;</p>
<h3><a name="_Toc125788403"></a>Tercümesi:</h3>
<p>&nbsp;<br />
<strong>108 —</strong> (30) Ömer (R.A) den mervîdir, demiştir: Resûlullah (SAV) buyurdu :<br />
«Kaderiye ehli ile oturmayınız ve onlara havale etmeyiniz {veya onlara «elamla başlamayınız).» Ebûdâvud<a href="#_ftn38" name="_ftnref38">[38]</a><br />
&nbsp;</p>
<h3><a name="_Toc125788404"></a>Tercümesi:</h3>
<p>&nbsp;<br />
<strong>109 &#8211;</strong> (31) Âişe (R.A) den mervîdir, demiştir: «Resûlullah (S.A.V) buyurdu :<br />
«Aİti şeye (kimseye) ben lanet ettim, Allahü teâla ve düâsı müstecâb olan her Peygamberde iânet etti (onlarda şunlardır:)</p>
<ol>
<li><strong>a)</strong> Allahü teâlanın kitabına (kur&#8217;anı kerîme) ziyâde eden,</li>
<li><strong>b)</strong> Atlahü teâlanın kaderini tekzîbeden,</li>
<li><strong>c)</strong> Allahü teâfantn aziz kıldığı kimseyi zelil ve zelil kıldığı kimseyide aziz yapmak için ceberutla musallat olan,</li>
<li><strong>d)</strong> Allahü talanın haremini (harem dahilindeki haramları) helâl kılan,</li>
<li><strong>e)</strong> Ehli beytimden olanlara (ezâ ederek tâzîmi terketrnek gibi şeyleri) Allahü teâlanın haram kıldığı şeyi helal kılan,</li>
<li><strong>f)</strong> Ve benim sünnetimi terk eden kimsedir.» Beyhakî «Medhal» de ve Rezinde kitabında rivayet etmiştir. <a href="#_ftn39" name="_ftnref39">[39]</a></li>
</ol>
<p>&nbsp;</p>
<h3><a name="_Toc125788405"></a>İzahat</h3>
<p>&nbsp;<br />
Hadisi şerifte beyan edilen altı sınıf kimselere, Aflâhü teâlanın laneti demek, rahmetinden uzaklaştırmak, azabı ilahisine dûcar etmektir.<br />
Peygamberimiz ve bütün peygamberlerin laneti ise, bu kişilerin Allahû teâlanın rahmetinden uzak oulp gazab ve azabı Nahiyeye müstehak olma­larını dilemeleridir,<br />
Altı sınıf kimselerin fenalıklarımda kısaca açıklayalım.</p>
<ol>
<li><strong>a)</strong> Kitabı ilâhiye ziyade eden kimseler, Kur&#8217;anı kerime ve diğer semavi kitaplara ilâve yaparak yahûdi ve hırıstıyanların Allah in buyurmadığım; «Allah buyurdu» gibi yalan isnad ve iftiralarda bulunmaktırki, kesin ve açık hükümleri tahrif edip tebdif ve tağyir suretiyle yazan, söyleyen ve hüküm beyan eden kimseler, ayeti kerimelerin acık ve zahiri hükümlerini ve nazım­larını inkar temiş olduklarından kâfir olurlar.</li>
</ol>
<p>Fakat kitap ve sünnetin hükümlerini tevii ederek beyan edilen hüküm, kitap ve sünnetin hükümlerine muhalif olursa, bu tevilj yapan kimse, ehli Bid&#8217;at olur ve islenen amel ve tevilede Bid&#8217;at denir. Bid&#8217;at-cıların ve Bid&#8217;atın fenalıkları, «Islama sokulan Bid&#8217;at ve Hurafeler» ad!ı eserimizde uzun uzun İzah edilmiştir.<br />
Gününmüzde indî düşünce ve görüşler ortaya atarak Kur&#8217;anın aç&#8217;k hükümlerine zıd bir takım kanun, tüzük veyönetmelikler yapanlar, çıkaranlar ve onları tasvib edip iyi karşılayanlar, açıkça kitabı ilahiyeye ziyâde yapan veya yapmaya çalışan haham ve papaz kafalı beyinsiz sapıklardır. Belki-de kâfirlerdir.</p>
<ol>
<li><strong>b)</strong> Kaderi ilâhiyi inkar edip yalanlayan kimsede. Allanın ve Resullerinin lanetine müstehak oian kişidir. Zira kaderin aslı malum, vasfı meçhuldür. As İma ve esasına inanan kişi, iki cihan seâdetine nail olur.</li>
<li><strong>c)</strong> Zulüm çemberi kurarak Allanın indinde şerefli ve izzetli kişileri, zelil ve ahlaksız rezil kimseieride şerefli kılmaya çalışan zâlim ve cebbar kim­seler de, Aîlâhın ve Resullerinin lanetine müstehak olan zâlimlerdir.</li>
</ol>
<p>İlim ve amelleri isiam esasları dahilinde âlim ve salih kişilere itibar et­meyip, içkici, kumarcı, zinacı, yalancı, iftiracı ve her çeşid ahlaksızlıkları işleyen veya işlemekten çekinmeyen mikrop adamlara değer veren zaval­lılar, işte bu adamlar, zulüm çemberi kuran cebbar ve kaddar kimselerdir. Rahmeti ilâhiden mahrum, azabı ilâhîyeye lâyık ve müstenak olan beyinsiz­lerdir.<br />
Haksızı haklı ve haklıyı haksız çıkaran veya çıkarmaya çalışan hüküm ve karar sahipleri, yalancı şâhidier, yalan yere yemin edenler, rüşved yoluyla haksızlara hak verenler hep aynı zalim ve cebbarlardır. Şeref ve haysiyet­leri tahrip eden millet ve cemiyetin mikroplarıdırlar.<br />
Nihayet hak olan hükümleri, çeşidli sebeblerle tebdil ve tahrif eden yahûdi ve hırıstiyanlan takîid eden, adaletle hüküm vermek isteyenlere en şiddetli düşman olan kaddarlardır.</p>
<ol>
<li><strong>d)</strong> Haremi şerif dâhilinde avlanılması yasak ve haram olanları helâl kılmak ve ihramsız halde yapılanları ihramda da yapmak gibi amelleride helal gibi yapmak ilahi gazaba müstehaklık icap ettirir.</li>
</ol>
<p>Ayrıca Allahü teâlanın haram kıldığı şeyleri, heial yapmak veya helal-laştırmaya çalışmakda rahmeti ilahiden kovulup azabı ilahiyeye müstehak olmaya sebebdir.<br />
Kur&#8217;anı kerimde haramlığı açıkça belirtilen hüküm ve âyet hakkında helallaştırma emeline kapılmak, günümüzdede pek çoğalmıştır.<br />
Adam haramın içine dalmıştır ve onun gibi aynı haramı işleyende var­dır. Kendi amel ve amellerine göre hüküm verenler veya hükmün verilmesi gerektiğini söyleyenler, maalesef vardır. Münakaşa dahi edilmiştir<br />
Meselâ : Faiz haramdır, Zina haramdır, İçki haramdır. Kumar haramdır. Namazı terk edip kılmamak günahdır ve bu hükümlere benzer çok haram­ları işleyenler, fasit çemberin içine kendilerini atmışlardır. Böyle sapık ve fa-sid düşüncelerden son derece sakınmak en doğru ve en salim yoldur.</p>
<ol>
<li><strong>e)</strong> Peygamberimizin nesli Pâkinden olan süiâle-i necibine hürmeti terk edip hakaret ve ezayı helâl görmek veya ezada bulunmakda ilâhi rahmetten kovulmaya sebebdir. Peygamberimizin «itreti», Hz. Fatıma ve onun zürriye-tidir.</li>
<li><strong>f)</strong> Peygamberimizin sünnetini terk edip işlememekte, ilâhî rahmetden uzaklaşmaya sebeblerden birisidir. Akıllt insan, Peygamber efendimizin sünnetine sim sıkt sarılır. O sünnete sarılmanın mükâfatı ise, şefaati Resul ile cennete girmektir<a href="#_ftn40" name="_ftnref40">[40]</a></li>
</ol>
<p>&nbsp;</p>
<h3><a name="_Toc125788406"></a>Tercümesi;</h3>
<p>&nbsp;<br />
<strong>110 &#8211;</strong> (32) Matar bin U kûm is (R.A) den mervidir, demiştir ; Resülullah (S.A.V) buyurdu :<a href="#_ftn41" name="_ftnref41">[41]</a><br />
«Allöhü teâla bir kulu, bir yerde öldürmeyi hükmettim!, o yere o kul için bir ihtiyaç kılar (bu sebeble kul oraya getir ve orada ölür).» <a href="#_ftn42" name="_ftnref42">[42]</a><br />
&nbsp;</p>
<h3><a name="_Toc125788407"></a>İzahat</h3>
<p>&nbsp;<br />
Râvi matar bin Ukâmis (R.A), Beni süieym kabilesine mensubdur. Kû-feli zevatı muhterden sayılmıştır. Bir tek hadisi şerif rivayet etmiştir. Oda bu hadîsi şerifdir. Kendisinden Ebî İshak Essebîî rivayet etmiştir.<br />
Hadîsi şerifte beyan edilen hükümde şu mealdâki âyeti kerimeye işaret vardır:<br />
«Bir nefis (şahıs), hangi yerde (nerede) öleceğini bilemez.» Lukman Sûresi, 34<br />
Evet bir kimse, hangi saatde ve nerede ne şekilde ö&#8217;eceğini bilemez. Ancak Allahü teâla bilir. Aynı zamanda bir kişi nerede ve hangi mekanda ne şekilde ölecekse günü saati gelince eceli onu çeker, o adam oraya gi­der ve orada ölür. Hakkında tecelli edecek kaderi ilâhiyi hiç bir nefis bile­mez. Onun iimi, Allanın yanındadır.<br />
Bir kimse ölüme mukadder olan yere gitmesi için, o kişiye orada bir ihtiyaç ve iş kapısı açılır. O işini görmek üzere gider. Ecelide onu orada bu­lur ve hakkın rahmetine veya azabına kavuşur.<br />
Yukardaki âyeti kerime ve hadisi şerifi açıklayıcı bir hâdise, tefsirlerde şöyle beyan edilmiştir:<br />
«Rivayet olunduğuna göre, Ölüm meleği bir gün Süleyman Aleyhisse-lamın huzuruna giriyor. Orada oturan kimseler içinde bir adama dikkatla bakıyor. O adam kıyafet değişikliği ile gelen öiüm meleğinin kim olduğunu soruyor.<br />
— Süleyman Aleyhisselamda, öiüm meleğidir, diyor.<br />
— Bunun üzerine o adamcağız, bu sanki beni arzu ediyor gibi, ne olur rüzgara emret beni yüklenip Hindistana kavuştursun, diyor.<br />
— Hemen Süleyman aleyhisselam öylece işleyor, rüzgar o adamı Hin­distana götürüyor. .<br />
— İşte o anda ölüm meleği diyorki; «Benim o adama dikkatla ve de vamiı bakışım teaccübümden idi. Zira ben o adamın ruhunu hindistanda al­makla emrolundum, halbuki, o adam senin yanında (kudusde) dir.»<a href="#_ftn43" name="_ftnref43">[43]</a><br />
Evet insanın nerede, ne zaman ne şekilde öleceği kaderi Hâninin te­cellisine bağlı olduğu için, onu Allahdan başka kimse bilemez. Ancak ece! nerede, ne zaman ve ne şekilde vuku bulacaksa, sebeblerini Allahü teâia yaratır. Öylece vâki olur. Ecel saati geldiği zaman, ne bir saat geri ahnır ve nede bir saat ve saniye evvel olur. Takdir edilen saat ve zaman ne ise, o şekilde tecelli eder. <a href="#_ftn44" name="_ftnref44">[44]</a><br />
&nbsp;</p>
<h3><a name="_Toc125788408"></a>Tercümesi!</h3>
<p>&nbsp;<br />
<strong>111-</strong> (33) Âişe (R.A) den mervîdir, demiştir, dedimki : Yâ Resûleilah! Mü&#8217;minlerin zürriyetlerinin hükmü nedir (cennette veya cehennemdelermi)? Resülullah (S.A.V) buyurdu :<br />
«Onlar (mü&#8217;minlerin zürriyetîeri) babalarından {mü&#8217;miulerden) dlr.» -1- Bunun üzerine ben dedim : Yâ Resûleilah! amelsiz olarakmı? — Resülullah (S.A.V) buyurdu ; KAllâhü teâla amel edenleri bilir.» Dedimki : Müşriklerin zürriyetlerinin hükmü nedir? Resûluilah (S.A.V) buyurdu :<br />
«Onlar (müşriklerin zürriyetleri) babalarından (müşriklerden) dir»<br />
— Ben dedimki : amelsiz olarakmı?<br />
— Resûlulah (S.A.V) buyurdu :<a href="#_ftn45" name="_ftnref45">[45]</a><br />
«Allahü teâla amel edenleri bilir fbinöon aleyh hükmü o verir).» <a href="#_ftn46" name="_ftnref46">[46]</a><br />
&nbsp;</p>
<h3><a name="_Toc125788409"></a>Tercümesi:</h3>
<p>&nbsp;<br />
<strong>112 &#8211;</strong> (34) İbni Mes&#8217;ûd (R.A) den mervîdir, demiştir:<br />
Resûlullah (S.A.VJ buyurdu :<br />
«Küçük (yeni doğan) kız çocuğunu diri diri gömen anne ve gömülen çocuk (veya göz yuman ebe) cehennemdedir.»<a href="#_ftn47" name="_ftnref47">[47]</a><br />
Bu hadisi şerifte şu mealdeki âyeti kerimeye işaret vardır ;<br />
«Onlardan (müşriklerden) birine, kız doğum haberi : (Verilip bir kızın doğduğu) müjdelenince öfkelenerek yüzü simsiyah oluyor.<br />
— Verilen müjdenin yaptığı kötü tesirle utanıp kavminden gizleniyor, acaba o çocuğu zillet ve horlayarak saklayacakmı, yoksa toprağamı göme­cek? Bakki hüküm verdikleri şeyler ne köîü.» Nahl Sûresi, 58-59<br />
Yukarıdaki hadisi şerifin zahiri hükmüne göre, müşriklerin küçük yan­da ölen çocuklarının azab olunacağı beyan edilmiştir.<br />
Fakat hadisi şerifin hükmünü tevil ederek doğum yaptıran ebenin ve doğuran annenin çocuğun diri diri toprağa gömülmesine rıza gösterdikie-rinden çocuğun değil, onların azab olunacakları beyan edilmiştir. Zira do­ğum zamanında doğuracak kadın doğum saati ve sancısı gelince bir çukur kazar eğer doğan erkek olursa, alıkor. Şayet kız doğarsa hemen cukuca gömerdi ve o doğuracak kadının başında doğumcu ebede hazır bulunur idi.<br />
İşte kız doğuran kadının çocuğu diri diri toprağa gömmesine o ebede razı olduğundan hem doğuran kadın, hemde doğum başında bulunan ebe cehennemde azab olunacaklardır.<br />
Ana rahminden dört ayltk olan diri çocuğu, ilâç vesaire ile düşürerek öldüren kişilerde, aynı diri diri çocuklarını toprağa gömen müşrikler gibi cehennem azabı ile azablansalar gerek. Esasen Cocuklann ölümüne sebep olan her kişi, mutlaka cezalanır.<br />
Zinadan gizlice doğum yapan ve doğumdan sonra çocuğu öldüren ve ya ölüme atılan çocukların sahiplen (anaları) da, azana musrehak olurla&#8221;. Hem zinanın cezasını çeker ve hemde zinadan hamile olduğu çocuğun hn-yatına kast etmesinden için azablanır.<br />
İmamı azam (R. A) hazretleri, çeşitli sebep ve nedenlerden dolayı, müşriklerin çocuklarının küçük halde ölenleri hakkında cennetlik veya ce­hennemlik hükmünü verememiş tevekküf etmiştir<br />
İmamı Azam Hazretlerinin tevakkufuna sebep, yukarda beyan edilen hadîsi şeriflerde «Her doğan çocuğun İslâm fıtratı üzere doğar.» hükmü i!e bu hadîsi şerifin hükmünün izahı ve telifi hususu gibi meselelerdir.<br />
Günümüzde çocuklar» dört aylık olduktan sonra düşürenlerle çocuklarına din ve îmanını öğretmeden rızık derdi ile tahsile gönderip çocuklarını îman ve ahlak dışı yaşantıya atan ve itenlerde aynı cinayeti işleyen zalimler­dir.<br />
Bir âyeti kerîmede şöyle buyurulmuştur.<br />
«Fakirlik korkusu ile (câhiliyyet devrinde olduğu gibi) çocuklarınızı öl­dürmeyin. Zira onlara da, size de rızkı biz (azîmüşşan) veririz.»(İsrâ sûresi, 31)<br />
Yukarıdaki hadisi şerif ve ayeti kerime ile ilgili geniş İzahat; «Mülteka tercümesi» nin birinci cildinin «Köleyi Nikahlama Babı» başlığında zikı edil­miştir<a href="#_ftn48" name="_ftnref48">[48]</a><br />
&nbsp;</p>
<h3><a name="_Toc125788410"></a>Kaderle İlgili Üçüncü Fasıl</h3>
<h3><a name="_Toc125788411"></a>Tercümesi :</h3>
<p>&nbsp;<br />
<strong>113 &#8211;</strong> (35) Ebudderdâ (R. A) den mervîdir, demiştir : . «Aziz ve celil olan Allhâhü teâla her kuluna beş şey-İn taktîrini netî-ceiecelemiştir (o beş şeyde şunlardır)</p>
<ol>
<li><strong>a)</strong> Ecelini (yâni, ömrünün müddetini ve yaşayacağı zamanı},</li>
<li><strong>b)</strong> Amelini (yâni, kulun hayır ve serden neler işleyecenîğini),</li>
<li><strong>c)</strong> Nerede karar edip kalacağını (yer ve mekânını),</li>
<li><strong>d)</strong> Hareket ve ızdırarlı hallerini,<a href="#_ftn49" name="_ftnref49">[49]</a></li>
<li><strong>e)</strong> Ve helâl veya haramdan rızkını taktir etmiştir.» <a href="#_ftn50" name="_ftnref50">[50]</a></li>
</ol>
<p>&nbsp;</p>
<h3><a name="_Toc125788412"></a>İzahat</h3>
<p>&nbsp;<br />
Râvi Hz. Ebudderdâ {R.A), uveymir bin mâlik hazrec kabilesine men­sup ensâri kiramdandır. Uhut muhaberesinden başka bütün muharebe­lerde Peygamberlerimizle hazır bulunmuştur.<br />
Hz. Ebudderdâ (R.A), sahabenin fakih, âlim, fazıl ve hakimlerinden idi. Bu sebepten Peygamberimiz (S.A.V.) onun hakkında şöyle buyurmuş­tur:<br />
«Her ümmetin bir hakimi vardır. Bu ümmetin hakimi de, Ebudderdâ-dır.»<br />
Samı şerifin fethi esnasında muharasada bulunmuşlardır ve fethin­den sonrada şama hâkim tâyin edilmiştir. Hz. Osman’ın hilâfeti zamanın­da şam kazısı iken hicretin okuz ikinci senesinde vefat etmiştir. Allah ondan razı olsun.<br />
Yukardaki hadisi şerifin lafız ve manalarını her müminin ezberleyip hayatına düstûr ve delil olarak hedef olmalıdır. Rızık derdine, mesken ve mekan derdine düşüp de ilâhi takdir ve tecelliyi unutmamak lâzımdır. Çalışmak ve doğru işlere yapışmak, rızkın helâl olmasına ve helalden tak­dir edilmesine sebep olur.<br />
Birde insan az yaşasa çok yaşasa mutlak ve muhakkak bir gün ölüm başa gelecektir. Onuda hiç unutmayıp iyi hazırlanmak ve daima iyi amellerle meşgul olmak lazımdır ki, insan nasıl yaşarsa, öyle ölür. Nasıl ölürse, öyle haşrolunur. <a href="#_ftn51" name="_ftnref51">[51]</a><br />
&nbsp;</p>
<h3><a name="_Toc125788413"></a>Tercümesi:</h3>
<p>&nbsp;<br />
<strong>114 &#8211;</strong> (36) Âişe (R.A) den mervîdir, demiştir: Resûlullah (S.A.V) den işittim, buyuruyordu :<br />
«Bir şey hakkında bir kimse kaderden bahsederse, kıyamet gününde o kimse sual olunur,<br />
— Ve bir kimse bir şey hakkında kaderden bahsetmezse, kıyamet gü­nünde o kimsede ondan (kaderden) sual olunmaz.» <a href="#_ftn52" name="_ftnref52">[52]</a><br />
&nbsp;</p>
<h3><a name="_Toc125788414"></a>Tercümesi :</h3>
<p>&nbsp;<br />
<strong>115 &#8211;</strong> (37) İbni Deylemî (R.A) den mervîdir, demiştir: «Übey bin kâbe geldim, ona dedim ki : nefsimde kaderden bir şey (ves­vese) vâki ve bana bir söz söyledi. Fakat umarım ki Allâhü Teâlâ onu (ves­veseyi) kalbimden giderir.<br />
— Bunun üzerine Übey bin kâb dedi : Eğer aziz ve celil olan Allâhü teâla semâ vat in (göklerin) ve yerin ehlini azap etmesi farz olunsa, onları (göklerin ve yerin ehli olanları,) o (Allâhü teâla) onlara zulmetmediği halde azap eder (zîra azabı ilâhîsi, adlinden ve rahmetide lütfundandır).<br />
— Ve eğer Allâhü teâla onlara (yer gök ehline) rahmetini ılhsan etse, onlara rahmeti ilâhîsi, onların (iyi) amellerindendir. Eğer sen Allah yolunda Uhud dağı kadar altın infak etsen, Allâhü teâla senden o Uhud dağı kadar thayrın) infâkını kabul etmez, tâki kadere îman edesin. Ve sen bilmelisin ki, muhakkak sana (nimet, belâ, tâat ve mâsiyetten) isabet eden şey, senin hata etmenden olmamıştır, ve (hayır ve serden) senin hata ettiğin şey, mutlaka sana isabet etmek için olmamıştır.<br />
— Eğer sen (Ey İbni Deylemî!) şu (kadere iman) akidesinden başka (kü­für) akidesi üzerine ölürsen, elbette cehenneme girersin.<br />
— Ibni Deylemî dedi : Bundan sonra Abdullah bin Mes&#8217;uda geldim, fakat Abdullah bin Mes&#8217;ud da aynı böyle söyledi,<br />
— İbni Deylemî dedi: Sonra Huzeyfe bin Elyemâne geldim, hemen Huzeyfe de aynı şeyi söyledi.<a href="#_ftn53" name="_ftnref53">[53]</a><br />
— Ondan sonra Zeyd bin Sabite geldim, oda Nebiyi muhteremden naklen bana aynı öylesini söyledi.» <a href="#_ftn54" name="_ftnref54">[54]</a><br />
&nbsp;</p>
<h3><a name="_Toc125788415"></a>İzahat</h3>
<p>&nbsp;<br />
Râvî İbni Deylemî (R.A) kimdir?<br />
Hz. İbni Deylemî (R.A) Ebû Abdullah, yahut Ebû Abdurrahman veya Ebûzzahhak feyrûziddeyleınîdir. Kendisi humeyrîden geldiği için «humeyrı» de denir. Kisra isimli melik tarafından Yemene gönderilen fârisi oğulların-dandır.<br />
Muhammed Bin Seîd (R.A) dediki : İbni Deylemî ehii hadisden »lan büyük bir zattır. Feyrûza eddeylemi denir. Resulü Ekrem efendimizin huzu­runa gelen feyruz cemaatının bir kişisidir.<br />
Yemende Peygamberlik iddiasında bulunan yalancı Peygamber esvedi inşa isimli kâfiri bu zat öldürmüştür. Peygamberimize ölüm hastalığından bu zatın o yalancıyı öldürdüğü haberi gelince, Resulü Ekrem efendimiz şöyle buyurdu :<br />
«Onu öldüren Feyruz faz, Feyruz Faz, Feyruz Faz isimli sâlih bir yiğit kimsedir.»<br />
Bu zatın sahabe veya tabiinden olduğu hususunda ihtilaf edilmiştir. Şârih aliyyülkâri merhum sahabeden olduğuna kaildir. Mussanîf hatibi Tebrizî merhum ise, «Esmaürrical Mlmişkat» İsimli eserinde tabiinden oldu­ğunu beyan etmiştir. Hz. Osman veya Hz. Muaviye zamanında vefat etmiş­tir. Allah ondan râzî olsun.<br />
İbni Deylemînin gelip sorduğu Übey bin kâb (R.A) ise, sahabenin en güzel Kur’an’ı kerim okuyanlarından ensârı kiramın hazrec kabilesindendir.<br />
Peygamber (S.A.V) efendimizin vahiy kâtiplerinden idi. Peygamber efendimiz zamanında Kur’an’ı kerîmi tam ezberleyip hafız olan altı kişiden birisidir.<br />
Peygamber (S.A.V) efendimiz kendisine «Ebal Münzir» Künyesini bu­yurmuşlardı. Hz. Ömer (R.A) da «fcoat tıfıl» künyesi ile künyelemişti.<br />
Peygamber (S.A.V) efendimiz, «Seyyidül ensâr» ismi ilede isimlendir­mişti. Hz. Ömerde «Seyyidül müslimin» İsmini vermişti. Hz. Ömer (R.A), Te­ravih namazını, bu ümmetin en iyi okuyanı diyerek imam yapıp cemaatla teravih namazını kıldırmıştı. Kendisinden pek cok halk hadis rivayet et­miştir.<br />
Her iki zat ve ibni Mes&#8217;ud (R.A) in aralarında gecen meselenin anlaşılmayacak tarafı yoktur. Tekrar tekrar okumak faideli olur. <a href="#_ftn55" name="_ftnref55">[55]</a><br />
&nbsp;</p>
<h3><a name="_Toc125788416"></a>Tercümesi :</h3>
<p>&nbsp;<br />
<strong>116 &#8211;</strong> (38) Nâfi (R.A} den rivayet olunduğuna göre, bir adam ibni Ömer’e (R.A) geldi ve dedi: Muhakkak falan kimse sana selam ediyor,<br />
— Bunun üzerine İbni Ömer dedi ki : O adam kaderi tekzip ederek dinde olmayan Bld&#8217;atı işlediği bana erişti. Binaenaleyh eğer o kimse, o bid&#8217;-atı işledi ise san benden ona selam söyleme. Zira Resûlüllah (S.A.V] den işittim buyuruyordu :<br />
«Ümmetimin veya bu ümmetin kader ehli için {Bid&#8217;atçılar için), yer ya­rılması, veya suret değişmesi veya gökten taş yağması olur.»<a href="#_ftn56" name="_ftnref56">[56]</a><br />
İmamı tirmizi bu hadis, hadisi hasen, hadisi sahih ve garibdir, JJedi. <a href="#_ftn57" name="_ftnref57">[57]</a><br />
&nbsp;</p>
<h3><a name="_Toc125788417"></a>İzahat</h3>
<p>&nbsp;<br />
Râvî Nâfî (R.A) kimdir?<br />
Hz. Nâfî bin sercis (R.A), Abdullah bin Ömer (R.A) in kölesi, deylemî ye mensub tabiînin büyüklerindendir. Sahabe ve tabiînden pek çok kişi ha­dis rivayet etmiştir. Hadis bilginlerinin sika ve meşhurlarındandır.<br />
Mâlik bin Enes (R.A), Nâfî den rivayet yoluyla ibni Ömer’den de mervî olan hadisi işitince başka kimseden işitmeye lüzum olmadığını beyan et­miştir. Nâfî (R.A), hicretin yüz on yedi (117) tarihinde vefat etmiştir. Allah ondan razı olsun. <a href="#_ftn58" name="_ftnref58">[58]</a><br />
&nbsp;</p>
<h3><a name="_Toc125788418"></a>Tercümesi :</h3>
<p>&nbsp;<br />
<strong>117 &#8211;</strong> (39) Ali (R.A) den mervîdir, demiştir :<br />
Hatice (R.A) Nabİyyİ muhtereme (cahiliyye devrinde ölen) kendisinin iki çocuğundan sordu:<br />
— Bunun üzerine Resûlüllah (S.A.V) buyurdu :<br />
«O câhiiiyyet devrinde ölen çocuğun, cehennemdedir.»<br />
— Hz. Ali (R.A) dedi : Vaktaki Resûlüllah (SAV) Hz. Haticenin yüzün­de üzüntülü hâli gördü, hemen dedikji:<br />
«Eğer sen onların (çocukiarıyın) yerini görseydin, şüphesiz onlara bugz ederdin.»<br />
— Hz. Hatice (R.A) dedi : Yâ Resûlüllah! Senden olan çocuğumun du­rumu nerededir?<br />
— Resûlüllah (S.A.V) buyurdu : «Cennettedir.»<br />
— Bundan sonra Resûlüllah (S.A.V) buyurduki:<br />
«Muhakkak surette müminler ve evlatları, cennettedir, müşrikler ve ev-lâtlarıda Cehennemdedir.»<br />
— Sonra Resûlüllah (S.A.V) şu âyeti okudu :<br />
«{İman edipde zürriyetleride îman ile kendilerine tâbi olanlar yokmu? biz onların nesillerimde kendilerine kattık), (tûr sûresi, 21) Bu hadisi, Ahmed rivayet etti. <a href="#_ftn59" name="_ftnref59">[59]</a></p>
<h3><a name="_Toc125788419"></a></h3>
<h3>Tercümesi:</h3>
<p>&nbsp;<br />
<strong>118 &#8211;</strong> (40) Ebû Hureyre (R.A) den mervidir, demiştir:<br />
Resûlüllah (SAV) buyurduki:<br />
«Allâhüteâla Adem (A.S) ı yarattığında sırtına mesnetti. Hemen sırtın dan Ademin zürrlvetinden kıyamete kadar yaratacağı her ruh sahibi çıktı. Ve her insanın iki gözü arasına nurdan bir parlaklık yarattı. Ondan sonra o zürrlyetf olan insanları Adem (A.S) a arzettl.<br />
— Bunun üzerine Adem (A.S) dedi: Ya Rabbil Bunlar kim? Allohü teâla buyurdu : (Bunlar) senin zürriyetindlr.<br />
— Hemen Adem (A.S) zürriyetterinden bir adamın iki gözünün arasın­da bir parıltıyı gördü ve teaccüp etti, dedi Ey Rabbim! bu kimdir?<br />
— Cenâbu hak buyurdu, Dâvud dur.<br />
— Adem (A.S) dedi: Ya Rabbi! Onun ömrü kaç senedir?<br />
— cenabı hak buyurdu : Altmış senedir.<br />
— Sonra Adem (A.S.) dedi : Rabbim! Benim ömrümden onun ömrüne kırk sene İlâve et.<br />
«Vaktaki Adem (A.S) in (Dâvud A.S. a feda ettiği) kırk senelik ömrü ha­riç, ömrü hitame erdi, ölüm meleği Ademe (A.S) ruhunu kabzetmek için gel­di. Hemen Adem (A.S) dedi: Ömrümden kırk sene kalmodımı?<br />
— Cenobı (hak veya melek) dediki :Sen o kırk senelik ömrünü oğîun Pavuda vermedinmi?<br />
— Bunun üzerin© Adem (AS) inkar ettf, buna binâen zürriyetide inkâr etti. Adem (A.S) unuttuda oğaçdan yedi. Binaenaleyh zürriyetide unuttu. Adem (A.S) hata etti zürriyetide hata etti.» <a href="#_ftn60" name="_ftnref60">[60]</a><br />
&nbsp;</p>
<h3><a name="_Toc125788420"></a>Tercümesi :</h3>
<p>&nbsp;<br />
<strong>119 &#8211;</strong> (41) Ebudderdâ (R.A) den rivayete göre, Resulütlah (S.A.V) den rivayet olunmuştur, buyurdu ki: «Allhü teâla Adem (A.S) i yarattığı zaman (bir sebep ve vasıta ve İlâhi kudreti ile) sağ omuzuna (Melek) vurdu, hemen sağ küreğinden zerre misali (küçük karıncalar misâli) nûrânî bembeyaz zum yet çıkarda,<br />
— Ve birde İlâhi kudretle Ademin sol küreğine (Melek) vurdu, hemen simsiyah kömür gibi zürriyet çıkardı.<br />
— \şt&amp; o anda AHahü teâia buyurdu :<br />
— Şu sağ tarafdan çıkarılanlar, cennete vasi) olurlar ve bundan dolayı benim&#8217; İçin hiç bir iftihar ve değişiklik yoktur.<a href="#_ftn61" name="_ftnref61">[61]</a><br />
— Ve sol tarafdan çıkarılanlar içinde, bunlar Cehenneme gidecekler­dir, bu haldede benim için bir hal ve zaruret değişikliği yoktur (yani ben is­tediğimi işlemekde hür ve muhtarım), buyurmuştur.» <a href="#_ftn62" name="_ftnref62">[62]</a><br />
&nbsp;</p>
<h3><a name="_Toc125788421"></a>Tercümesi :</h3>
<p>&nbsp;<br />
<strong>120 &#8211;</strong> (42) Ebi nadra (R.A) den mervidir:<br />
— Peygamber saflallahü aleyhi vesellemin ashabından Ebû AbdilJah denilen bir adam ağlayarak Resûlüllahın ziyaretine geldi ve yanına girdi,<br />
— Ashabı kiram o addama dedier :<br />
«Sen; ağlatan şey nedir? Sana ResûlüUah (S.A.V) ;<br />
— (Bıyığından al) sonrada bana (havzı kevser başında) kavuşuncaya kadar öylece devam et demedimi?»<br />
O adam evet, (buyurdu) dedi. Ve fakat Resulüllah (S.A.V) dan işittim, buyuruyorduki:<br />
«Muhakkak AHahü teâla sağ eliyle (sağ kudreti ile) bir kabza kabzala-mış (bazı zürriyetini sağdan yaratmış) tır. Ve diğer bazısını da sol eliyle kat-zalamıştsr.<br />
— Sonrada demiştirki : «Şunlar, şunlar için, bunlarda bunlar içindir. Bununla beraber bende bir değişiklik yoktur.»<br />
— Resûlülİah (S.A.V) kendisi hakkındada, ben bu iki kabzanın hangi-sinden oiduğumuda bilmiyorum, diyor.» <a href="#_ftn63" name="_ftnref63">[63]</a><br />
&nbsp;</p>
<h3><a name="_Toc125788422"></a>İzahat</h3>
<p>&nbsp;<br />
Râvî Ebî Nadra (R.A) kimdir?<br />
Hz. Ebî Nadra, Basralı tâbiindendir. Hz. Hasan (R.A) in şehâdetinden az bir zaman evvef vefaî etmiştir. Kendisi İbni Ömer, Ebû Said ve îbni Ab-bas (R.A) den hadisi şerif işitmiş ve öğrenmiştir. Ondanda İbrahimi etteymi, katâde ve said bin zeyd hadis rivayet edip öğrenmişlerdir. Allah ondan razı olsun.<br />
Bu hadisi şerifte Resûlütlahın huzuruna gelen kişinin bıyığını uzatıp dudağını kaplayarak ağzına giren şekli varmış, o halin iyi olmadığını, bıyı­ğın uzununun kesilmesi hakkında Peygamberimizin tavsiyesini ashabı ki­ram o adama hatırlatıp uyarıyorlar.<br />
Evet fıkıhda beyan edildiği üzere, bıyığın üst dudağı kapatacak kadar uzaması, kerahattır.<br />
Resulüilah saliaüahü aleyhi vesellem efendimizin, kıyametde havzın ba­şında kendisine kavuşuncaya kadar bıyığın kısaltılıp kesilmesini buyurmo sida, sünneti muvakkat bir zaman işleyip terk etmenin doğru olmadığına işarettir.<br />
Evet sacını, başını ve bıyığını karıştırıp erkekmi kadınmi bilinmeyecek derecede pislik içerisinde gezen zavallıların hali perişandır. Sâde bıyığı uzun olupda yemeğe oturanın artığı &#8216;dahi kerâhat iken, her tarafı pislik içinde olan böyle kimseleri cenabı hak ıslah eylesin.<br />
Halk arasında bâzı kimseler, bıyığını uzatıp üst dudaklarını örtecek şe­kilde terk ediyorlar. Ve bu hallerini «falan filan kimseler işlemiştir» diyerek müdofo ediyorlar.<br />
Yukardaki hadisi şerif gibi pek çok hadisi şerifler ve bu hadisi şeriflerin hükümlerini en güzel şekilde açıklayan fıkhı hükümler, meydanda iken filan şöyle yapmış, falan şöyle idi, demek sapıklık ve zındıklık olur. O hali İşle­yenler, Peygambere muhalefet eden mikrop, zındık ve sapık kimselerdir.<br />
Bıyıkların uçlarını uzatmak ise, harp meydanlarında daha yiğit görün­meyi sağlamak için caiz olduğu ve Hz. Ömer askerlere cephede aynı şekli yaptırdığı vakîdlr.<br />
Ehli sünnet yolunu takip edip cenneti âlâda Peygamberimizle komşu oimak isteyen her Müslüman sünnete uyar ve sünnetin dediği ile amel eder<a href="#_ftn64" name="_ftnref64">[64]</a><br />
&nbsp;</p>
<h3><a name="_Toc125788423"></a>Tercümesi:</h3>
<p>&nbsp;<br />
<strong>121 &#8211;</strong> (43) İbnl Abbas (R.A) dan meraldir.<br />
Peygamber sallallahü aleyhlvesellem buyurduk!:<br />
«Aliahü teâla, Arafatda Nâman isimli dağda Ademin neslini sırtından çıkardığında söz (and) aldı. Hemen kıyamete kadar yaratılacak zürrlyetinin hepsini sulbünden çıkardı, Zerreye (küçük karıncaya} benzer şekilde bütün neslini Ademin önüne (veya bazısını sağına, bazısınıda soluna) dağıttı. (Yani Ademin önüne veya sağına soluna toplu halde veya dağınık şekilde yığdı). Sonra açık bir ifade İle onlara söyleyerek dedik!:<br />
— Ben sizin rabblnlz devimiyim?<a href="#_ftn65" name="_ftnref65">[65]</a><br />
— Onlarda evet (RabbimizsinJ! dediler. (Cenubu hakda) kıyametde biz bundan gafillerden idik yahut bizden evvel gecen babalarımız şirk et­mişlerdi, btzde onlardan sonra gelen zürrlyetlerden İdik, bu sebeble batıl yolda gidenlerin yüzünden blzt helâkmı edeceksin? dlyememelerinlz için biz aşlmüşşan satıid olduk (dedi).» <a href="#_ftn66" name="_ftnref66">[66]</a><br />
&nbsp;</p>
<h3><a name="_Toc125788424"></a>İzahat</h3>
<p>&nbsp;<br />
Bu hadisi şerlfde beyan edildiği üzere, AIEahü teâla Adem aleyhisselâ-mı yarattıkdan sonra kendi sulbünde meydana gelecek bütün neslini ara-fatın yakınında veya tâlfle arafat arasında «Nâman» isimli dağda iken bütün zürrlyetinl küçük karıncalara benzer şekilde zerrecikler halinde ve Ademin önünde veya bazısını sağında diğer bazısınıda solunda yığınlar halinde yara­tıyor.<br />
Sonrada «Ben sizin rabblniz değilmiyim? diyor» Bütün insanlar top ye­kûn «Evet rabbimlzsin» diyorlar.<br />
Bunun üzerine Ademin neslinin kıyamette bu ikrarlarını inkar etmeme teri veya inkar edememeleri için, kendini, veya Melekleri veya insanları bir birlerine şâhid diktiğini ve hatta insan neslinin «bizden evvel gecen baba­larımız şirk etmişlerdide, bizlerde onlardan sonra gelenlerden idik, onların kötü îtikad ve amellerinden dolayı bizi helak mi edeceksin» diyememeleri fçin şâhld diktiğini beyan ediyor.<br />
Evet insanın nesli, tâ Adem Aleyhissetâmın yaratılışı zamanında ilahi hitaba müsbet cevab vererek iman ettiğinden, müslümanın ve kâfirin yeni doğan çocuktan vaktiyle îman ettikleri fıtrat üzere doğarlar. Bu daha acık bir ifâde ile yukarda doksanıncı (90) hadisi serifde beyan edilmiştir. <a href="#_ftn67" name="_ftnref67">[67]</a><br />
&nbsp;</p>
<h3><a name="_Toc125788425"></a>Tercümesi :</h3>
<p>&nbsp;<br />
<strong>122 &#8211;</strong> (44) Obeyyibni Kâb (R.A) den rivayet olunmuştur, AMahü te-âianın şu meâfdaki : «Habibim hatırla o zarnanıki,) Rabbin, Adem oğulları­nın sulblerinden zürriyetlerini çtkarıb söz aldığı vakit» Kavli kerimi hak-kmnda (Übeyyibni kâb R.A) dedi:<br />
— Ademin zürriyetini cem etti. Topladı ve onları erkekli dişili yarattı. Ondan sonra onlara suret verdi, onlara konuşma kabiliyyeti (akıl ve nutuk) verdi. Bunun üzerinede onlar Allah in dilemesi ile konuştular. Ondan sonra da cenabı hak, onlardan ahdi m İs ak (ikrarlı söz) aldı. Ve kendilerine ken­dilerini (birbirlerine ve kendi nefislerine kendilerini) şâhid tutarak :<br />
— Ben sizin Rabbiniz değilmiyim? (dedi.)<br />
— Onlarda (Ademin zürriyetide), Evet Rabbimizsin, şâhid olduk, dedi­ler.<br />
— AMahü teâlada buyurdu :<br />
— Elbet bende yedi kat semayı ve yedi kat arzı şâhid dikiyorum ve ba­banız Ad em ide sizin üzerinize şâhid dikiyorumki, kıyamet gününde biz bu­nu gerçekdeh bilmeyorduk demeyesiniz. Bilinizki, benden başka ilâh yoktur. Benden başka Rap, yoktur. Bana hiç bir şeyi ortak koşmayınız. Eibet ben size ahdi misâkımı hatırlatıp uyaran elçilerimi göndereceğim. Kitaplarımı üzerinize (Elçilerim vasıtası ile) indireceğim.<br />
— Onlar (Ademin zürriyetide) dediler :<br />
— Bildik ve itiraf ettikki, Elbet sen bizim (ve bütün varlıkların) Rabbi-miz ve iiâhımızsın. Senden başka bizim için Rab yoktur ve senden başka ilâhımız yoktur.<br />
— İşte böyle Ademin zürrjyeti bu zikredilenlerin hepsini ikrar ettiler.<br />
— Adem Aleyhisselam onlara (zürriyetierine) bakar halde iken maka mı ûHye yükseltilerek onların üzerine kaldırıldı.<br />
— Âdem onlardan zengin, fakir, güzel suretti ve güzel sûretliden başka sini gördü ve hemen : (Ey Allahım!} Keşke kulların arasında müsavat ya­paydın (hepsini aynı seviyede yarataydın), dedi.<br />
— AHahü teâlada : Elbet ben şükredilmem! istedim, dedi.<br />
— Ve Adem (A.S) onların içinde (zürriyetieri içinde) üzerlerinde yanan ışıklar (lambalar) misali nurlu Peygamberleri gördü, o Peygamberler umu­mî misak (sözleşme) den sonra risâtet ve nübüvvet hakkında husûsî mâhi­yette başka bir misak ile tahsis edilmişlerdi.<br />
— Ve o Peygamberlerle olan ahdi mîsakda AHahü teâlânın şu kavli şe­rifi ildi:<br />
— «(Ey Habibim!) hatirlaki bir zaman Peygamberlerden söz almıştık, sendende Nuhdanda, İbrahim, Musa ve Meryemin oğlu İsâdanda, onlardan sağlam bir söz almışdık.» (Ahzab sûresi, 7)<br />
— îsa (Peygamber) işte şu Peygamberlerin ruhlarından idi. Hemen onu (Hz. Isayı) AHahü teâla Meryeme (Cebrâü Aleyhisseiam vasıtası ile) îlkâ edip gönderdi.<br />
— İşte bu hüküm Übeyyibni kâbden tahdis olunup şöyle söyledi : «O ruh (İsa Aleyhisselam), annesinin ağzından girdi.» Ahmet bin hanbel<br />
<strong>(NOT :</strong> Râvi Übey bin kâb hakkında kısa malumat, 115, hadîsi şerifin altında geçmiştir.) <a href="#_ftn68" name="_ftnref68">[68]</a><br />
&nbsp;</p>
<h3><a name="_Toc125788426"></a>Tercümesi :</h3>
<p>&nbsp;<br />
<strong>123 &#8211;</strong> (45) Ebidderdâ (R.A) den mervîdir, demiştir;<br />
«Biz Rasûlüllâhın yanında hâdiselerden bir şeyler müzâkere edip ko­nuşuyor idik, hemen Resulü Ekrem sallallâhü aleyhi ve sellem buyurduki:<br />
«Bir dağı yerinden kayıp yer değiştirdiğini işitirseniz, bu hadiseyi tas­dik ediniz. Ve fakat bir adamın ahlakının değiştiğini işitirseniz, tasdik etme­yiniz. Zira adamın ahlakı, cibilliyyetf ne ise, öyle olur.» <a href="#_ftn69" name="_ftnref69">[69]</a><br />
&nbsp;</p>
<h3><a name="_Toc125788427"></a>İzahat</h3>
<p>&nbsp;<br />
Râvî Ebidderdâ (R.A) in kısa hal tercümesi, biraz yukarda geçmiştir.<br />
Hadisi şerifin manası ve temsîfi izahı, çok ve çok dikkat gerekir. Zira dağın yerinden değiştiğine veya dağda tamamen tebdili mekan ve şekil ol­ması duyulduğunda inanılmasını tavsiye buyururken, adamın ahlakının de­ğiştiğine dair işitilen cümleleri tasdik etmeyip red etmenin lüzumunu beyan etmesi, elbet telif ve tevil hususu her kişi tarafından anlaşılamaz. Fakat biz kısada olsa açıklamaya çalışacağız.<br />
Evvelâ dağın yer değiştirmesi meselesi, günümüzde daha ayan beyan görülmektedir. Zelzeleler, âfetler, yer altı patlamaları, mâden ve emsali şey­lerin meydana gelmesi gibi haller dağın tebdili mekan etmesine sebeb ol­maktadır. Hatta daha evvel bazı dağların uçtuğuda yazılmaktadır. Her ne ise dağın yerinden uçtuğu ve uçabileceğ muhakkaktır. Ataların bir sözü var­dır. «Deniz yanarmı, ihtimal»<br />
Nitekim bir zamanlar, Istanbula gelen bir vapurun benzini patlayıp kara denize dökülüyor. Günlerce denizde yangın devam etmişti. Bu hâli gözü­müzle görmüştük ve pek çok kimselerde gördüler.<br />
Adamın ahlak ve teabiatının değişmesi meselesi ise, şöyle anlaşılma­sı gerekir:<br />
İnsanın yaratılıştaki soy sop, cibilliyet ve tabiatı îcobı, hakkında kaderi ilâhide ne şekilde tesbit edilip yazıldı ise, o yazılan kaza ve kader şeklinin icâbı, amel ve ahlakına tabî olan kişide tabiat ve ahlakının değişmesi ol­maz, Yani asılda değişme olmaz. İleride gelecekği üzere, vasıfda değişme<br />
olabilir. Asıl hali izah edelim; Mesele); akıllı, ahmak olmaz. Sahi kimse, pahıl olmaz. Şecaatlı kişi, korkak olmaz. Keza bunların akside tab&#8217;an ve adeten değişmez. Yaratılış cibiltiyyet ve kâbiliyyet ne ise öyle olur. Asıl cibillî ahlâk değişmez. İnsanın içinde karar eder.<br />
İnsanın tabiat ve cibilliyetinin İcabı, nefsinde kararh ve dâima görülen veya görülebilecek ofan hallerin beyanı bâzı âyeti kerime ve hadisi şerif-İerdede açıklanmıştır.<br />
Bir âyeti kerimede şöyle buyurulmuştur:<br />
«Öfkelerini yutanlar, takva sahipleridir.» (Ali imran sûresi, 134)<br />
Bu âyeti kerimede «öfkelerini yutanlar. » buyurulmuşturda «Öfkelerini yok edenler.» denilmemiştir.<br />
Ayeti kerime de beyan edildiği üzere, öfke ve kazabı tamamen yok et­mek zikredilmeyorda,, öfke ve kazabı yutarak kötülüğü önleyenlerin fazile­tinden bahsediliyor.<br />
Demek oluyor ki. Kötü ahlâkdan olan gazabın aslını söküp atmak im­kânı olmayor veya olmayacak da, o öfke ve gazab dururken zararını önle­mek için öfkenin yutularak sabra tahvil etme imkânı oluyor veya öyle ola­bileceği beyan buyuruîuyor.<br />
Diğer bir âyeti kerîmede de tabiat ve cibilliyetin sabitliği şöyle Deyan buyurulmuştur:<br />
«(Ey habîbim!) Deki, eğer siz, Rabbimin rahmet hazînelerine sâhtb ol­saydınız, o zaman harcayıp tüketmek korkusuyla muhakkak cimrilik ederdi­niz. İnsan (tabiat ve cibilliyeti İcabı) çok cimridir.» (fsrâ sûresi, 100}<br />
Ayeti kerime de beyan edildiği üzere, insanın mayasında tutuculuk ve mal, müfk makam ve mansıb hırsı vardır.<br />
Bir hadisi şerifte de şöyle buyurulmuştur:<br />
«Eğer Adem oğlunun, iki dere dolusu altını olsa, üçüncü dereyi arzu eder, Adem oğlunun kursağını, ancak toprak doldurur. Tevbe edib hırsa ka-pilmayanların tevbesıni, Allâhü teâla kabul eder.» <a href="#_ftn70" name="_ftnref70">[70]</a><br />
Ataların bir sözü vardır: «Can çıkmayınca, huy çıkmaz.»<br />
Ataların diğer bir sözieride şöyledir:<br />
«Asıl azmaz. Her şey aslına çeker. Her şey aslına rucû eder.»<br />
Bu sözlerde, cibilliyet ve tabiatın aslı değişmeyeceğini beyan eden hadî­si şerifin hükmüne muvafıkdırlar.<br />
İnsanın cibilliyet ve tabiat esâsına dayanan asıl mayası ve aslı esası değişmez. Fakat yaşantı ve dış âlemle ilgili görüntülerde ki, ahlâkî hayatta değişme olabilir. Yani yaratılışı olan aslı ve iç güdüsü ki kaderi ilâhiye da­yanan esaslarda değişme ve tebdil veya sabit olmak gibi haller ne ise, o şe­kilde tecellî eder. Aslî oian şeyde her ne kadar değişme olmaz isede vasfî olanlarda irâde ve çalışmanın esâsına dayalı şekilde tezahür ederek de­ğişme olur veya olabilir. Vasfî olan ahlâkın değişmesi ve tebdil? mümkindir.<br />
Nitekim bir âyeti kerîme de şöyle buyurufmuştur:<br />
«Şüphesiz Allâhın (küfür ve mâsıyetten) temizlediği kimse, (korktuğun­dan) kurtulmuştur» (Şems sûresi, 9)<br />
Diğer âyeti kerîme meali şöyledir :<br />
«(Habîbim!) Sen bağışlama yolunu tut, iyiliği emret ve cahillerden yüz çevir.» (Araf sûresi, 198)<br />
Bu ayeti kerîmelerde ve bu ayeti kerîmeler gibi pek çok ayeti kerîme­lerde insanların, hem kendi nefislerini ve hem başkalarını isiah edib düzelt­mekle emrofunmaları, kötü ahlakın tebdil ve teğyîrinin mümkün olduğunu açıkça beyan etmektedir.<br />
Şu halde asıl maya ve tabîat her ne kadar değişmez isede, dış alemle ilgili ahlâkî.yaşantı ve düşüncelerin değişebileceği gayet açık şekilde be­lirtilmiştir. Vâzu nasîhat, talim terbiye, iyilerle teşriki mesâi ve ıslâhı nefis gibi hareketler, «Din nasihattir» esâsına dayalı olarak yaşamak ve ahlakın güzelleştirilmesi için gayretler dînin en güzel icraat işlemidir.<br />
Bir hadîsi şerifte şöyle buyurulmuştur:<br />
«Ahlakınızı, güzelleşiriniz.»<a href="#_ftn71" name="_ftnref71">[71]</a><br />
Diğer hadîsi şerif meali şöyledir:<br />
«Ey Allahım! Yaratılışımı güzel halk ettiğin gibi, Ahlakımı da güzelleş-tir.» <a href="#_ftn72" name="_ftnref72">[72]</a><br />
Calibi dikkat bir hadîsi nebevide de şöyle buyurulmuştur:<br />
«Rabbim beni terbiye ettiği için, güzel terbiye etti.»<a href="#_ftn73" name="_ftnref73">[73]</a><br />
Yukarda naklettiğimiz iki yönlü hükümleri okuyarak rasûlü Ekrem efen­dimizin mübarek .sözlerini iyi anlayalım. Tezat halinde hükümler olduğu ze-hâbinden kendimizi böylece kurtaralım. Şayet dikkat etmez iyi araştırmaz isek, belki yanlış hüküm veririz ve sevgili Peygamber efendimizde veya onun beyanlarında eksiklik arayanlar sırasına gidebiliriz. Bu ise, çok ve çok teh­likeli ve sapıklıkdır.<br />
Bir âyeti kerîmede şöyle buyurulmuştur:<br />
«Ey îman edenler! Allahdan korkunuz ve sâdıklarla beraber olunuz.» (Tevbe sûresi, 119)<br />
Peygamber (S.A.V) efendimizde şöyle buyurmuştur : «Kişi, arkadaşı­nın dîni üzeredir. Binaenaleyh sizden biriniz kimle arkadaşlık yapıyor, ona iyi baksın.» <a href="#_ftn74" name="_ftnref74">[74]</a> .<br />
Yine denilmiştir : «Tabiat tabiattan çalar, sahibinin haberi bile olmaz.»<br />
Halk arasında : «İnsanı, akranı azdırır.» denilir.<br />
Hülâsa mümin, mazbut ve iyi ahlak sahibi olmak için, ahlakını güzelleş­tirici amelleri işlemesi ve güzel ahlaklı kimselerle taşrîki mesâide bulunması lâzımdır. <a href="#_ftn75" name="_ftnref75">[75]</a><br />
&nbsp;</p>
<h3><a name="_Toc125788428"></a>Tercümesi :</h3>
<p>&nbsp;<br />
<strong>124-</strong> (46) Ümmü seleme (R.A) den mervîdir, dediki:<br />
«Ya Resûlellah! (Hayberde) yediğin zehirli koyundan meydana gelen elem, senenin hepsinde sende tesiri görülüyor, hiç ayrılmıyor.<a href="#_ftn76" name="_ftnref76">[76]</a><br />
— Resûlülfah buyurdu :<br />
«O koyundan olan şey (Zehir), bana isabet etmemiştir. Ancak Adem balçık halinde iken benim hakkımda yazılmış olan elem bana tesir etmiş­tir.» <a href="#_ftn77" name="_ftnref77">[77]</a><br />
&nbsp;</p>
<h3><a name="_Toc125788429"></a>İzahat</h3>
<p>&nbsp;<br />
Râvî Ümmü Seleme (R.A), Peygamberimiz efendimizin hanımlarından, dolaysıyie vâlidelerimizdendir. Ebi ümeyyenin kızıdır. Peygamberimiz bu vâlidemizide dul olarak nikahlayıp almıştır. Hicretin dördüncü nenesi şev­val ayında izdivaç buyurmuştur.<br />
Vefatı, hicretin elli dokuzuncu senesinde seksen dört (04) yaşında Medine-i Münevverede vuku bulmuştur, kabri şerifi Cennetül Bakîdedir. Hamdü senalar olsun ziyareti acizanem olmuştur. Allah razi olsun ve şefaati­ni nasib buyursun. Amin.<br />
Bu hadîsi şerifte şu âyeti kerîmeye işârst buyurulmuştur:<br />
«{Zelzele, kıtlık ve kuraklık gibi şeyler) ne yerde, ne de (zehirlenme, hastalık ve musibet gibi) nefislerinizde bir musibet başa gelmez ki, ancak bılz onu yaratmazdan evvel o bir kitabda (levhi mahfuzda &#8211; Aliâhın ilminde yazılmıştır. Şüphesiz bu, Aİlaha göre kolaydır.» {Hadîd sûresi, 22) <a href="#_ftn78" name="_ftnref78">[78]</a><br />
&nbsp;</p>
<h3><a name="_Toc125788430"></a>(4) Kabir Azabının İsbati Babı Birinci Fasıl</h3>
<p>&nbsp;<br />
<strong>125 &#8211;</strong> (I) Berrâ ibnj Âzib (R.A) den rivayet olunduğunu göre. Resûlül-llah (SAV) buyurdu:<br />
«Müslüman, kabirde sual olunduğunda, Alfandan başka iiah oimadığı-na ve Muhammed-in Allahın Rasûlü olduğuna şehâdet eder. İşte bu (rnüs-lümanın şehâciet hükmü), Allâhü teâlanın şu kavli şerifidir ; Allah (c.c.) mü­minleri hem dünyada ve hem Öhirette (kabirde) sâbiî söz!o (şahadet keli­mesi ile) tevhide bağlı kılar.»<br />
Diğer rivâyetde Resûlüllah (S.A.V) şöyle buyurdu :<a href="#_ftn79" name="_ftnref79">[79]</a><br />
«(Allahü teâlantn,) Allah, müminleri hem dünyada, hem âhiretde (ka­birde) sabit sözle (şehâdet kelimesi ile) tevhide bağiı kılar, kavli şerifi kabir azabı hakkında nazil olmuştur. Mümine kabirde danlr: Rsbbin kîm? Hemen oda, Rabbim Allah, nebim Muhammeddİr, der.» <a href="#_ftn80" name="_ftnref80">[80]</a><br />
&nbsp;</p>
<h3><a name="_Toc125788431"></a>İzahat</h3>
<p>&nbsp;<br />
Râvi Berrâ ibni Âzib kimdir?<br />
Hz. Berrâ ibni Âzib (R.A), Medine-i münevvereü Enseri kiromdandır. Bu zatın babasıda sâhâbe-i kiramdan idi.<br />
Künyesi, Ebü umâretül Ensârîdir. Küfeye Hz. Alinin yanma nakli me­kan etmişti. Hz. Ali (R.A) ile cemel ve sıffîn muharebelerinde hazır bulun­muştur. Ve kendisi Küfede vefat etmiştir. Kendisinden pek çok kimseler. Hadis rivayet etmiştir, ASah ondan razı olsun.<br />
Yukardaki hadisi şerifte beyan edildiği üzere, Ahiretin ilk evi ve mekâ­nı olan kabirde, sual, cevab, seâdet veya azab olunacağı beyan buyurul-maktadır. Müminler, îrad edilen suâle karşı iyi cevab ve şehâdetde bulu­nacaklarını cenabı hak haber veriyor.<br />
Ve kabirde ilk sualin, Allahın varlığı, birliği, mabûdû hakîki olduğu, on­dan başka bir ilahın olmadığı ve Muhammed Aleyhisselâmtn onun kulu ve Resulü olduğuna şehâdet hususunda olacağı açıklanmıştır.<br />
Kabirde Allahdan ve Peygamberlerden sual edenler© karşı müminlerin rahatlıkla iyi cevab verebileceği hem âyeti kerime ve hem hadisi şerifte beyan edilmiştir. Fakat kâfir ve fasık müminlr, kabirde sual soran Melek­leri, görünce onları, korku, heyecan ve hayret etme halinin galebe calip cevab vermede şaşkınlığa kapılıp iktidarları kalmayacaktır. Bilhassa kâfir­ler, hiç cevab vermeyip hapt olup kalacaklardır.<br />
İşte bu sebebden kâfirler, kabir azâbtnı muhakkak surette görecekler. dir. Âsî müminler ise, ilahi afve nail olmazlarsa, onlarda kabir azabını gö­receklerdir.<br />
Kabir sıkması ise, her ferde şâmildir. Kabir sıkmasını görmeyen kim­se olmayacaktır. Ancak kâfir ve zalimlerin kabir sıkması, kuvvetli iki şeyin arasında ezilip pestil halini alarak et ve kemikler bir birine geçerek sıkışıp perişan olanlar gibi, kabir sıkışacak onlarda böyle perişan olacaklardır.<br />
Müminleri kabir sıkması ise, bir ananın yavrusunu kucağına alıp sev­gisinden dolayı sıkıştırması gibi olacaktır.<br />
Kabir azabı hakkında ehli sünnetin delil olarak naklettikleri delillerden şu âyet meallerimde okuyalım :<br />
«Onlar (kâfirler, kabirlerinde kıyamet gününe kadar) sabah ve akşam ateşe arz edilecektir.» Mûmün sûresi, 46<br />
Diğer âyeti kerime meâll:<br />
«Biz (azimüşşan), onları (münafık ve zalimleri} iki defa (dünyada ve ka­birde) azablandıracağız.<br />
Sonrada kıyamette, büyük bir azaba (ateşe) atılırlar.»Tevbe sûresi, 109<br />
Resûlüllah (S.A.V) efendimiz bir hadisi nebivisinde şöyle buyurmuş­tur:<br />
«Kabir, Cennet bahçelerinden bir bahçedir veya cehennem çukurların­dan bir çukurdur.»<a href="#_ftn81" name="_ftnref81">[81]</a><br />
Diğer hadisi şerifte şöyledir:<br />
«Muhakkak kabir, âhiret menzillerinin ilk durağıdır. Bnâenaleyh bir kimse, oranın azabından emin ofur kurtulursa, ondan sonrasıda kolay olur. Şayet o kabrin azabından emin olup kurtulmazsa, ondan sonrası daha eşed olur.» <a href="#_ftn82" name="_ftnref82">[82]</a>İmamı Azam&#8217; (R.A) de Fıkhul Ekberinde şöyle zikretmiştir; «Kabir azabı, kâfirlerin hepsi ve bâzı âsi müslümanlar için hakdır. Ola­caktır.»<br />
Evet ölen her insan nereye gömüiürse gömülsün, mutlaka kabir azabı veya kabir nimeti olacaktır. Kâfir ve zalimler, kabir azabına müstehak ola­caklar ve göreceklerdir. Salih ve mülteki müminler ise, kabirde rahmeti ilâ­hiye, cennet nimetlerinden bir hayata kavuşacaklardır.<br />
Kabirde, ruhların sahiplerine iadesi veya güneşin tesiri gibi uzakdan tesir ederek bir hayatın olup sevine veya azab görüleceği keyfiyeti îzah edilmiştir.<br />
Ölen kimseye, ruhun tesiri veya iade yoluyla hayat bulup kabir ahvalini yaşamasını, uykuda oian insana temsil etmişlerdir. Uyuyan kişi, bir nevi ölü demektir. Ruh çıkmış gibi fakat ruhun kendine tesiri devam ettiği için, uy­kuda iken rüyasında bâzı kimse, çok korkunç şeyler görür, terler. Adetâ savaşmış, mücadele etmiş ve yırtıcı mahluklardan kaça kaça kendisini parçalayacak duruma gelmiştir. Uykudan uyanınca kurtula katır. İşte kabir­de azab gören veya, görecek olan kimse, bu. adama benzetilmiştir. Bu adamcağızın ızdirab ve azabından, dışarda veya yanında uyanık halde bu­lunan kişilerin hiç haberi olmaz.<br />
Uykuda zevkli rüyalar görüpde neşelenen adamda, kabirde cennet bahçelerinden bir bahçede zevklenen veya zevklenecek olan kimseye teş­bih edilmiştir.<br />
Kabirde ruh olmadığı halde insanın eti nasıl azab göreceği ResûlüÜa-ha sorulduğunda, Peygamberimiz şöyle cevab vermiştir:<br />
«Senin dişinde ruh olmadığı halde nasıl ağrıyıb acı duyuyorsan, öylece olacaktır.»<br />
Kabir azabının, kafirlerde daimi olmakla -beraber, cuma günleri veya cuma geceleri ve Ramazan ayında kabir azabı kalkacağı beyan edilmiştir. Ancak bu gün ve aylar geçtikden sonra azabın tekrar avdet edip etmeyece­ğinde ihtilaf edilmiştir. Asan olan görüş, kafirlerin kabir azabr avdet edip devam edeceğidir.<br />
Kâfirlerden, cuma günü, cuma gecesi ve Ramazan ayında kabir azabının kalkması. Peygamber sallallahü aleyhi vesellem efendimiz hürmet inedir. Yani, kâfirler dahi. Peygamberimizin âleme Rahmet olarak gönderilmesin­den istifade etmiş oluyorlar.<br />
Cuma günü veyo cuma gecesi ölen müminler, kabir azabı görmüyecek-leri hususunda beyanlar vardır. Bu beyanlar ulemânın çeşidli delil ve kay­naklardan aldıkları bilgilerin mahsûlüdür.<br />
Meraktl felahda Şu mealdeki hadisi şerif nakledilmiştir:<br />
« Üç kişiyi Atfifhü teâta kabir azabından koruyacaktır. (O üç kişide şunlardır:)<br />
«Müezzin, şehîd ve cuma gecesi vefat eden kişidir.» Cuma babı<br />
Merakıl felah tahtavisindede Şu görüşler zikredilmişti&#8217;-<br />
«Ebül muîn usûlunda dedikj : Ehli sünnet velcemaat dedi; Kabir azabı ve münker, Nekir Meleklerin suâ&#8217;i hakdır. Fakat o kabirdeki kişi, kâfir olur­sa, işte bunun azabı ktyameie kadar deva meder. Ancak Peygamber sal­lallahü aleyhi vesellem hürmetine, cuma günü ve Ramazan ayında kabir azabı onlardan kalkar,<br />
«Bundan sonra müminlerde iki kısımdırlar. Eğer mümin itaatkar olur­sa, onun için kabir azabı yoktur. Ve fakat kabir sıkması olacaktır. Bu kabir sıkmasının korkusunuda Altahtn verdiği nimete karşı hakkı ile şükredeme-diğinden görüp tadacaktır&#8230;<br />
«Şayet ölen mümin asi ve günohkar olursa, onun için kabir azabı ve kabir sıkması vardsr.<br />
Ancak bu âsî müminden cuma günü ve cuma gecesi Kabir azabı kesilir ve bir daha kabir azabı kıyamete kadar avdet etmez. Eğer o âsî mümin. ouma gecesi veya cuma günü ölürse, kabir azabı ve kabir sıkınası, bir oaat kodar bir şey olur. Ondan sonra ondan kabir azabı kesilir, kıyamete ka­dar bir daha avdet etmez. Mecmaürrivâyei ve tefarhâmyedede böylece dır.»<a href="#_ftn83" name="_ftnref83">[83]</a><br />
Daha geniş izah Aliyyül kârinin Fıkhul Ekber şerhinde mezkûrdur. Ay­rıca kabir azabı ve kabirdeki diğer ahvaliara âit deiii ve hükümler, hemen ileride gelecektir.<br />
Esasen kabir âlemi, âhiret hayatının başlangıcı olması hasebiyle bir nevî gaibdir. Bu âlemdeki hayatın İzahı, âyet ve hadîsi şeriflerdeki beyan lardan ibarettir. Dünya umuruna benzetilemez, kıyas edilemez.<br />
Akâid kitablarında bu husus şu ifâde ile açıklanmıştır.<br />
«Gâib oian şeyi, şâhid ve hâzır oian şeye kıyas etmek, Fasittir.» <a href="#_ftn84" name="_ftnref84">[84]</a><br />
&nbsp;</p>
<h3><a name="_Toc125788432"></a>Tercümesi :</h3>
<p>&nbsp;<br />
<strong>126 &#8211;</strong> (2) Enes (R.A) den mervîdîr, dedi:<br />
«Muhakkak kul (ölü) kabrine konduğu ve adamları ondan ayrılıp gittik­leri vakit, o kabir sahibi adamlarını ayakkapEarının tıpırdttarını işitir halde iken ona iki tane Melek gelir, hemen onu (kabirdeki kutu) oturturlar ve der­ler :<br />
— Muhammed sallallahu aleyhi vesellem olan bu adam hakkında ne dersin?<br />
— İşte o sorutan kişi mümin cîursa, hemen; Ben şehâdet ederimki, elbette o (Muhammed AS), Allah’ın kulu ve Resulüdür der.<br />
Bunun üzerine o kimseye şöyle denir:<br />
— Cehennemde oian makamına bak artık Allah’I teâla senin o maka­mını cennet makamına tebdil etti. İşte o anda bu kimse, o iki meleği tamamiyle görür.<br />
— Şayet o sorulan kimse, münafık ve kâfir olursa, ona denir : Bu adam (Muhammed Aleyhisseiam) hakkında ne dersin?..<br />
— Bunun üzerine Münafık ve kâfir) bilmiyorum, der. İnsanların (Mü­minlerin) dediğini bende (dünyada) der ic&#8217;/m : hemen ona : Doğru olanı bil-medin ve gerçeğe tâbi olmadın, denir ve Demirden yapılmış kırbaç şiddetle vuruiur. O vurulan kişi (Kâfir veya münafık) şiddetli bîr şekilde bağırır, onun bu bağrışını insanlarla cinnilerden başka kendisine yakın olan (hayvanlar, melekler ve kuşlar gibi canh) şeyler işitir.» <a href="#_ftn85" name="_ftnref85">[85]</a><br />
&nbsp;</p>
<h3><a name="_Toc125788433"></a>İzahat</h3>
<p>&nbsp;<br />
Hadisi şerifin baş tarafında, kabre konan ölünün kendini kabre getirip koyanların ayak tıpırtılarını işittiği beyan buyurulmaktadır. Bu hükümle ka­birde bir nevi hayata kavuşma keyfiyeti ortaya çıkıyor. Haîta bazı hadisi şeriflerde Ölünün kendini kefenieyeni, namazını ktlanı ve yüklenip gidip kab­rine defneden kimseleri bilir, olduğu zikredilmiştir. Kabirdeki bu şekildeki anlayış, duyuş ve bilme halleri bir nevi hayatın olduğunu ortaya koyuyorki, kabirde mutlak hayat şekli vardır. Ancak hayatın durumu ve mahiyeti açık­lanmamıştır.<br />
Kabirdeki hayat hakkında ulema ihtilaf etmişlerdir. Bir kısmı ruhun iadesi ile olduğunu beyan etmişler. Diğer bir kısım bilginler ruhun iadesi ol­mayıp kabirde sual ve cevabları anlayıp cevab verebilecek ve bâzı hal ve hadiseleri anlayıp bilecek kadar bir kabir hayatı (di;&#8230;ne şskli) olacağı hu susunu belirtmişlerdir.<br />
Böyle ihtilaflı anlayış ve izah ediş şekillerinin ihtilafından dolayı, İmamı Azam Ebû Hanife (R.A) kabirdeki hayat şeklini izah etmeyip tevekkuf et­miştir.<br />
Hadisi şerifte, «Ona iki tane melek gelir&#8230;» Cümlesinin ihtiva ettiği hükümdede «Münker» ve.«Nekir» ismini alan meleklerin ölüye gelip sual sorup ölünün durumunu tespit etmeye geleceklerini beyan buyurmakta­dır. Bu meleklerin-isimlerini beyan eden hadisi şerifler hemen ileride gele­cektir.<br />
Hadîsi şerifte beyan edilen diğer bir husus da, kabre konan mümin ise, meleklerin suallerine güzel cevab neticesi kabirde kendisine cennet bahçelerinden bir bahçe gösterilerek «işte burası senin mekânın» denerek hemen seâdet hayatına oradan başlayacağı beyan buyurulmaktadır,<br />
Hadîsi şerifte münafık ve kâfirier&#8217;in suale karşı müsbeî cevab vere-miyecekieri ve bu sebeble de kabir de şiddetli bir azaba duçar olacakları zikredilmektedir.<br />
Demirden kırbocın şiddetle vurulması keyfiyetinde ise şu âyeti kerime­ye işaret vardır:<br />
«Şu iki sınıf (müminlerlerle kâfirler}, Rablerinin dîni hakkında bir bir-leriyie davaya kalkışan1 iki hasımdır.<br />
— İşte o kâfir (ve münafık) olanlar için ateşten kaftanlar biçilmiştir. (onların) başlarının üstünden kaynar su dökülür.<br />
— Kaynar su ile karınlarında olan şeyier ve derileri eritilir.<br />
— Onlar için birde demirden kamçılar var.<br />
—- Her ne zarnan onun (Gteşin) ;zd ırasından ateşten çıkmak isterle.-ser yine (o demir vurularak) içine döndürülürler. Ve onlara : Haydi tadın yangın azabını, denir.» (Hac sûresi, 19-22)<br />
Bir az yukarda geçtiği üzere, kabir seâdetli ve iyi olursa, âhiretin di­ğer safhalarıda iyi olur. Allah muhafaza, kabir hayatı kâfir ve münaffkia-rın uğrayacakları kötülüklerle dolu olursa, âhiretin diğer safhalanda çok kötü ve perişn olur.<br />
cenabı hak, bütün &gt;müslüman kardeşlerle bizleri, kabri mes&#8217;ud olup âhiretin diğer saflarıda mes&#8217;ud ve iyi olanlardan eylesin. Amin.<br />
<strong>127 &#8211;</strong> (3) Abdullah bin Ömer (R.A) den menfidir, dedi:<br />
Resûlüliah (S.A.V) buyurdu :<br />
«Sizin biriniz öldüğünde kuşluk ve akşam (Sabah, akşam) ona (ölen kimseye) mekanı arz olunur. Eğer o ölen kimse, cennet ehlinden İse, onun mekanı (ve makamı) da, ehli cennet mekânıdır. Ve eğer o öten kimse, Ce­hennem ehlinden ise, mekanıda, cehennem ehlinin mekânıdır.<a href="#_ftn86" name="_ftnref86">[86]</a><br />
— İşte bu şekilde arz etme hati o odama:<br />
«Seni Allahü teâla kıyamet gününde dinlenceye kadar, işt® mekânın budur, denir.» <a href="#_ftn87" name="_ftnref87">[87]</a><br />
&nbsp;</p>
<h3><a name="_Toc125788434"></a>Tercümesi:</h3>
<p>&nbsp;<br />
<strong>128 &#8211;</strong> (4) Aişe (R.A) den rivayet olunduğuna göre,<br />
«Yahudi b.ir kadın Aişenin yanına girdi. Kabir azabını zikretti, hemen vahûdî kadın Aişe (R.A) ye dedi ki : Allah (c.c.) seni kabir azabından mu­hafaza etsin.<br />
— Bunun üzerine Aişe (R.A), Resûlüüah (SAV) e kabir azabından<br />
— Resûlüliah (S.A.V) de : Evet, kabir azabı hakdır, buyurdu.»<a href="#_ftn88" name="_ftnref88">[88]</a><br />
— Aişe (R.A) : Ondan sonra Resûlüliah sallalfahü aleyhi veseiieml her namazdan sonra daima kabir azabından Allaha sığınır gördüm dedi.» <a href="#_ftn89" name="_ftnref89">[89]</a><br />
&nbsp;</p>
<h3><a name="_Toc125788435"></a>Tercümesi:</h3>
<p>&nbsp;<br />
<strong>129 &#8211;</strong> (5) Zeyd bin Sabit (R.A) den mervîdir, dedik!:<br />
«Resûlüliah (S.A.V) aramızda Beni neccâra (ensardan bir kabileye)<br />
ait bahçede onun bir dişi katın üzerinde idi. Bizde onunla beraber idik. O<br />
halde iken dişi katır ürktü nerede ise, dişi katır onu (Resûlüllahı) üzerinden<br />
düşürüyordu. Hemen o halde iken attı veya beş adet kabir, zuhur ediverdi.<br />
— Bunun üzenine Resûlüliah (S.A.V) : 3u kabirlerin adamlarını kim bili;-? dedi.<br />
— Bir adam ben dedi.<br />
— Resülüfiah (S.A.V) «Ne zaman öldüler?» dedi.<br />
— O adam : Müşrik oldukları halde öldüler dedi.<br />
— Resûlütlah (S.A.V) «Şüphesiz bu ümmet, kabirlerinde imtihan olu­nur. Eğer defn olunma salardı, kabir azabından benîm işittiklerimden İm­tihan olunanları size işittirmesi İçin Aİlahü teâlaya dua ederdim, dedi, Sonra Resûlülfah bize doğru döndü ve şöyle dedi:<br />
«Kabir azabından, Ailaha sığınınız.»<br />
— Ashabı kiram dediler: Kabir azabından ANaha sığınırız.<br />
— Resûlüllah (S.A.V) dedi :<br />
«Gizli ve aşikâr fitneden, AMöha sığınınız,»<br />
— Ashabı kircm dediler : Gizli ve aşikar fitneden Allâha sığınırız.<br />
— Resûlüllah (S.A.V) dedi : «Deccâlın fitnesinden, Allâha sığınınız.»<a href="#_ftn90" name="_ftnref90">[90]</a><br />
— Ashabt kiram dediler : Deccâlın fitnesinden Allâha sığınırız,» <a href="#_ftn91" name="_ftnref91">[91]</a><br />
&nbsp;</p>
<h3><a name="_Toc125788436"></a>İzahat</h3>
<p>&nbsp;<br />
Ravî Zeyd bin Sabit (R.A) kimdir?<br />
Hz. Zeyd bin Sabit (R.A), Peygamberimizin vahy kâtiblerinin en efdait, sahabenin en fakihlerinden ve ferâiz ilmini en iyi bilenlerinden idi. medînei münevvereli ensardandır.<br />
Peygamber efendimiz Medİne-i münevvereye hicret ettiği zaman, Hz. Zeyd bin Sabit onbir yaşlarında idi. Küçük yaşlı olması hasebiyle Bedir mu­haberesine iştirak edememiştir. Fakat Uhud muharebesi ile diğer muhare­belerde haztr bulunmuştur.<br />
Hz. Ebû Bekir (R.A) zamanında Kur&#8217;am kerimi cem edenlerin birisi idi. Hafızı kur&#8217;an olan bu zat, Hz. Ebû Bekir ve Hz. Ömer zamanında Hilâfete zaman zaman vekil bırakılmıştır, Hatta Hz. Osman da bu zatı hilâfete vekil olarak biraktıkları olmuştur. Demek oluyorki, bu zot, ilim, dirayet ve idâri yönden sahabenin en şereflilerinden birisidir. Hz. Osman zamanında Bey-tulmalın memuriyeti, buna verilmiş idi,<br />
Kur&#8217;anı kerîmi mushaft şerife nakletmek, yine Hz. Osman zamanında bu zat tarafından icra edilmiştir.<br />
Peygamber efendimizden doksan iki (92) hadisi şerif rivayet etmişler­dir. Ve kendisinden pek çok kimseler hadis rivayet etmiştir.<br />
Vefatı, Hicretin kırk beş (45) inde elli altı (56) yaşında Medîne-i mü­nevvere de vuku bulmuştur. Allah ondan râzî oisun.<br />
Hadîsi şerifte Şirk üzere ölenlerin cehennemde oldukları beyan bu-yurulduktan sonra, Kabir azabından, fitneden ve Deccâlın şerrinden Allâha sığınmanın ehemmiyeti zikredilmiş ve ashabı kiram efendilerimiz de hemen peygamber efendimizin tavsiyesine ittibâ ederek Allâha sığınıyorlar. Bizler için çok uyarıcı bir husustur. Cenâbu hak bu tavsiye ve uyarılara dikkat edenlerden kılsın. Amin. <a href="#_ftn92" name="_ftnref92">[92]</a><br />
&nbsp;</p>
<h3><a name="_Toc125788437"></a>Kabir Azabı İle İlgili İkinci Fasil</h3>
<h3><a name="_Toc125788438"></a>Tercümesi :</h3>
<p>&nbsp;<br />
<strong>130 &#8211;</strong> (6) Ebî Hüreyre (R.A) den mervîdir, dedi:<br />
— Resûlüllah (S.A.V) buyurduki:<br />
«Ölü kabire konduğu vakit, siyah yüzlü ve gök gözlü iki melek o ölüye gelirler. Bu Meleklerin birine «Münker,» diğerine «Nekir» denir.<br />
— Bu iki Melek : «Bu adam (Muhammed Aleyhisselâm) hakkında ne dersin?, derler.<br />
— Hemen o ölü : O adam, Allahin kulu ve Resulüdür, Allahdan başka ilah olmadığına ve Muhammed&#8217;in Allanın kulu ve Resulü olduğuna şehâdet edirim, der.<br />
— Bunun üzerine o iki Melek : Biz biliyoruz, sen bunu daha evvel söy­lerdin, derler. Bundan sonra o kulun kabri yetmiş arşında yetmiş arşın (yani, çevresi yetmiş arşın) genişler, sonrada o kabrin içi nurlanır (nurla doldurulur). Sonra o kula : Uyu denir.<br />
— Bu söz üzerine o kul : Ehli i yalıma deneyimde onlara bu hali haber vereyim, der.<br />
— İşte o anda iki Melek derlerki : Zifaf gecesinde uykudan sevgili ehli, muhabbet ve sevgi ile kaldırmadıkça uykuya dalan gelinin uyuması gibi, uyu, tâki Allahü teâla onu yatağından diriltip kaldırıncaya kadar (uyu, derler).<br />
— Şayet iki Meleğin geldiği o ölü, münafık olursa, o münafık : İnsan­lardan işittim, onlar bir şeyler derlerdi, bende onların dedikleri gibi derdim, bilmiyorum, der.<br />
— Bunun üzerine o iki Melek ; Biz seni daha eyveS bilirdik, sen böylece derdin, derler.<a href="#_ftn93" name="_ftnref93">[93]</a><br />
Yere) den irk i : Bunun üzerine kavuş bunu sıkıştır. Hemen yer, onun üzerine kavuşur, onu sıkıştırır. Bu sıkıştırma ile o ölünün kemikleri bir bi­rine girer {âdeta pestil halinde sıkıştırır), bu sıkıştırma hâli, Allahü teâfantn onu yatağından tekrar diriltip gönderinceye kadar azab olarak devam eder.» <a href="#_ftn94" name="_ftnref94">[94]</a><br />
&nbsp;</p>
<h3><a name="_Toc125788439"></a>İzahat</h3>
<p>&nbsp;<br />
Yukardaki hadîsi şerifin uzun cümle ve İzahlarında münker, nekir me­leklerinin kabirde suale çekecekleri ve onların suallerine mümin olan ktm-seierin rahatlıkla cevab verebilecekleri ve meleklerin onlara iyi şehâdet edip nimete devamlarını tebşir ediyorlar.<br />
Şayet ölü münafık ve kâfir olursa, cevab veremeyecekleri ve kabirde şiddetli sıkma ile azab olunacakları beyan buyurulmaktadır.<br />
Ayrıca kabirdeki seâdet ve nimete kavuşan müminlerin, dünyaya dö­nüp ehil (yalına o nîmetten haber vermek için taleb edeceğini ve fakat izin verilmeyip huzur ve seâdet içinde tekrar mahşere dirilip gelinceye kadar uykuda devam etmeleri söylenecektir. <a href="#_ftn95" name="_ftnref95">[95]</a><br />
&nbsp;</p>
<h3><a name="_Toc125788440"></a>Tercümesi</h3>
<p>&nbsp;<br />
<strong>131 &#8211;</strong> (7) Berrö İbni Âzib (R.A) den rivayet olunduğuna göre, Resulü!-!ah sallallahü aleyhi vess&#8217;İem dedik!:<br />
«(Kabre konan kimseye)&#8217; iki melek getir, onu olurdurlar ve o kimseye : Rabbtn kim? derler.<br />
— Bunun üzerine (Mümin) ı Rabbim Allah, der.<br />
— Melekler tekrar o kıîmseye : Dinin nedir? Derler.<br />
— Hemen o adam (mümin), dinim îslamdır, der.<br />
— Melekler yine derlerki : Size gönderilen bu adam (Muhammed Aiey-hisseiam) kimdir?<br />
— O ölü derki: O adam, Altohın Resulüdür.<br />
— Melekler derlerki: Sana bu haber nereden yetişmiştir?<br />
— O kimse derki : Allanın kitabını okudum ve tasdik ettim, işte o da şu kavli ilâhidir.<br />
«Aİlah, müminler^ hem dünyada, hem âhsrette (kabirde) sabit sözle (ke-lime-i şehâdet İle) tevhide bağlı kılar.» (İbrahim sûresi, 27}<br />
— Resûlüilah (S.A.V) dediki:<br />
«Semâdan nida eden bir nidaci, (hak tarafından) şöyîe nida eder : Ku­lum doğru söyledi, onun için o kuluma cennet yataklarından bir yatak seriniz ve cennet elbiselerinden bîr elbise, giydiriniz ve ona cennete acilen kapıyı açınız, kapıda hemen açılır.<br />
— Resûlüilah (S.A.V) buyurdu : O adama cennetin güzel yeli ve müba­rek kokusu gelir ve o adama gözünün yetişip görebildiği mikdarda kapri ge­nişletilir.<br />
— Fakat © öien kişi kâfir İse, işte onun ölümünü Resûlüilah zikretti, de-<br />
«Kafirin ruhu cesedine avdet eder ve iki melek gefir, onu oturturlar,<br />
— Hemen kâfir der : Hey hey, bilmiyorum!<br />
— Bunun ürerine melekler derler ; Size gönderilen bu adam {Muham­med Aleyhisselam) hakkında ne dersin?<br />
— Hemen kâfir der : Hey heyki ben bilmiyorum!<br />
— İşte bu anda hemen semadan nida eden bir nidacı şöyle nida eder : Bu kâfir yatan söylemiştir, bu sebeble buna cehennem döşeklerinden bir dö­şek seriniz ve cehennemin kapısını bu adama açınız.<br />
— Resûlüilah (S.A.V) dediki : Bu kâfire cehennemin harareti ve sıcak rüzgârı gelir.<br />
— Resûtüllah (S.A.V) buyurdu : Kabir o kâfiri öyle sıkarki, nerede ise, kemik ve etlerini bir birlerine katar. Sonra ona kör ve sağır oian zebani (hiç bir şeye kulak verip görmeyen, azgın zebânî) musallat olur. O zebanide de­mirden yapılmış kırbaçda beraberdir. Eğer o kırbaç bir dağa vuruisa, o dağ dağılarak toprak olur. İşte bu kırbacı o zebânî, o kâfire bir vurdumu, insanlar ve cinnilerden başka doğu batı arasında ki bütün varlıklar o kırbacın sesini işitir. Hemen o kâfir, toprak olur. Ondan sonra ruh, tekrar o kâfire iade olu­nur (yani, tekrar yine diriltilir, azabı böylece deva meder).»<a href="#_ftn96" name="_ftnref96">[96]</a><br />
&nbsp;</p>
<h3><a name="_Toc125788441"></a>Tercümesi</h3>
<p>&nbsp;<br />
<strong>132 &#8211;</strong> (8) Osman (R.A) den rivayet olunduğuna göre, (Hz. Osman} çok zaman bir kabrin başında durdumu, sakalı ısianıncaya kadar ağlardı. Kendisine denildiki : Bu kabjr, cennet ve cehennemi hatırlatıyor, bu sebeb-den ağlamalısın ve bu kebirden içinmi ağlarsın?!.<br />
— Bunun üzerine Hz. Osman dedi : ResûlüMah (SAV) buyurmuştuki :<br />
— Muhakkakkî kabir, Ghiret mekanlarından ilk mekandır. Binaenaleyh bîr kişi burada kurtuluşa nail olursa, bundan sonrası buradan daha kolay olur.»<br />
— Şayet bir kimse, burada (kabirde) necata kavuşamazsa, bundan sonrası, buradanda eşed olur.»<br />
— Osman (R.A) dedi,<br />
— Resûlüilah (S.A.V) buyurdurki:<a href="#_ftn97" name="_ftnref97">[97]</a><br />
«Kabirden daha korkunç bir manzara (mekan ve mevzi!) görmedim. An­cak orayı en korkunç yer gördüm,» <a href="#_ftn98" name="_ftnref98">[98]</a><br />
&nbsp;</p>
<h3><a name="_Toc125788442"></a>Tercümesi</h3>
<p>&nbsp;<br />
<strong>133 &#8211;</strong> (9) Yine Osman (R.A) den mervîdir, d f; diki:<br />
— Resûlüllah (S.A.V) ölüyü defnedip fariğ olduğunda o ölünün başın­da dururdu ve derdik!:<br />
«Kardeşinize istiğfar ediniz, sonra ona kavli sabit için (Kelime-i tevhidi söylemesi için) dua ediniz. Zira şu anda o, sual olunmaktadır.» Ebû Davud<a href="#_ftn99" name="_ftnref99">[99]</a><br />
&nbsp;</p>
<h3><a name="_Toc125788443"></a>İzahat</h3>
<p>&nbsp;<br />
Bu hadîsi şerîfde, kabre konulan bir mevtanın mağfireti için dua etmenin iyi bir vazife ve amel olduğu beyan buyurulmaktadır. Her ne kadar açıkça telkin meselesini beyan etmeyorsada, kabre konan mevtanın sual olunacağı ve bu suale sabit ve iyi bir şekilde cevab verebilmesi İçin, ölü hakkında ha­yırlı dua edilmesi hususunun tavsiye buyurulması, bir nevî telkindeki dilek ve temennilerin icrası beyan buyurulmaktadır.<br />
Aslında kabirde telkin merasimi yoktur. Hatta Bid&#8217;attır. Fakat yukardaki hadîsi nebeviler gibi muhtelif hadîsi şeriflerin hükümlerini tatbik etmek key­fiyeti, ölüye bir nevî hayır dua ve istiğfar olduğunu beyan ederek müteahhi-rîn âlimleri, telkini güzel görmüşlerdir.<br />
Nitekim bu hususdaki mes&#8217;elenin yönleri, Fıkıh&#8217; kitabiarında beyan edilmiştir. Bilhassa «Mülteka tercümesi» adlı eserimizin cenaze bahsinde kısa yoldan İzah edilmiştir.<br />
Şârih Aliyyülkâri şu hükümleri zikretmektedir:<br />
İmamı Şâfi-Î ve ashabına göre, kabirdeki ölünün yanında Kur&#8217;andan âyetler okumak müstehabdır.<br />
Şâfi-Î Alimleri ise, dedilerki : Kur&#8217;anı kerîmin tamamını öiünün huzurun­da yani, mezarının başında hatmetmek güzeldir.<br />
Beyhakî-nin süneninde de şöyledir : Ölü defnedildikten sonra kabrin başında süre-i Bakaranın başını ve sonunu okumak, ibni Ömer {R.A) a göre müstehabdır.<br />
Bir rivayette de, süre-i Bakaranın evveli, ölünün başında ve sonu ölünün ayak ucunda okunur <a href="#_ftn100" name="_ftnref100">[100]</a><br />
Hulasa her ne şekil ve surette olursa olsun, ölüye kabri başında ve ka­bir ziyareti ânında dua, istiğfar, teşbih, tehlil ve iyi dileklerde bulunmak iyi­dir. Ölüye mutlaka fâidesi vardır.<br />
Daha geniş malûmat, Akâid kitabiarında mezkurdur. <a href="#_ftn101" name="_ftnref101">[101]</a><br />
&nbsp;</p>
<h3><a name="_Toc125788444"></a>Tercümesi</h3>
<p>&nbsp;<br />
<strong>134 &#8211;</strong> (10) Ebİ Saİd (R.A) den mervidir, dedi:<br />
— Resûlüllah (S.A.V) buyurdu :<br />
«Elbet kâfire, kabrinde doksan dokuz adet büyük yılan (zebani) musal­lat olur. O büyük yılan, o kâfiri kıyamete kadar ısırır ve sokar. Eğer o büyük yılandan bir tanesi yer yüzüne üfleyip ağzının rüzgarı vasıl olsa, o yerde hiç yeşillik bitmezdi.» Dârimî, Tirmizi buna mümasil rivayet ettiği hadisde «dok­san dokuz» yerine «yetmiş» diyerek rivayet etmiştir. <a href="#_ftn102" name="_ftnref102">[102]</a><br />
&nbsp;</p>
<h3><a name="_Toc125788445"></a>İzahat</h3>
<p>&nbsp;<br />
Hadîsi şerifte geçen doksan dokuz zebânî hakkında bâzı îzahîar yapıl­mıştır. Biz de onlardan bir kısmını açıklamaya çatışalım.<br />
Evvelâ «Tinnîn» kelimesinin «Büyük yılan, cehennem zebanilerinin bü­yüğü» olarak açıklandığını hatırlayalım. Sonra Zebaninin niçin doksan dokuz olduğu cihetini öğrenelim.<br />
Zebaninin doksan dokuz olması, Cenâbu hakkın doksan dokuz ismi ilâ­hisi vardır. Kâfir olan kişi, Aİiâhü tealaya doksan dokuz ismin karşıhğındq doksan dokuz çeşit küfür ve şirk isnadında bulunmuştur. Ceza amelin cin­sinden olması hasebiyle, Kâfire de doksan dokuz adet büyük yılan Zebânî kabrinde azob etmeye başlayarak cezasını çektirmektedir. Yâni her isim karşılığında bir zebânî musallat kılınarak azablanacaktır.<br />
Yahut cenabı hakkın rahmeti ilâhîsinin tecellîsi, yüz (100) derecedir. Yüz derece rahmeti ilahîsinden bir derecesini dünyada kullan üzerine ve varlıklara lütfetmiştir. O bir derece rahmeti ilâhinin tecellîsinin şum-&#8216;ılü ila insanların bir birlerini sevmesi, kan ile kocanın mehabbetleri, ananın ycv-rulartnı sevmesi, vahşî hayvanların dahî yavrularını korumaları, büyüklerin küçüklere şefkat etmeleri ve küçüklerin, büyüklere hürmet ve saygıda bu­lunmaları ve bunların emsali iyiliklerin cereyan etmesi, hep bir rahmeti ilâhînin tecellîsidir.<br />
Yüz derece rahmeti Hâninin doksan dokuzu, ahirette tecellî edecek ve doksan dokuz rahmeti üâhînin hebsi müminlere yayılıp şümullanacaktır.<br />
İşte müminlere tahsis edilip şumullanacak olan doksan dokuz derece töhmeti ilâhînin karşılığında, kafirlere de doksan dokuz büyük yılan Zebanı, azab etmek üzere musallat kılınmaktadır.<br />
Bu görüş ve izahları, fbni melek de aynı şekilde beyan etmiştir<br />
îmcms gazaîî merhum ise. Kâfire yapılan bu kadar adet yılanın azabı, kötü ahlakın adedi o kadardır da onun içindir, demiştir. Yâni kötü ahlak-ın adedi. Doksan dokuz, olduğundan ve Kâfir o kötü ahlakın hepsini işlediğin­den, her kötülük karşılığında bir büyük yılan takdir edilib azablandınlıyor.<br />
Her ne suret ve sebebie olursa olsun, kâfir mutlaka kabrinde bu cezayı çekecek, ahîretin ilk evi ve menzili olan kabirde azablanmaya böylece baş-İayıp cehennemde ebedî olarak azabı devam edecektir. cenabı hak, küfür üzere ölmekten cümlemizi koruyup İman üzere ölmemizi nasib buyursun. Amin. <a href="#_ftn103" name="_ftnref103">[103]</a><br />
&nbsp;</p>
<h3><a name="_Toc125788446"></a>Kabir Azabı İle İlgili Üçüncü Fasıl</h3>
<h3><a name="_Toc125788447"></a>Tercümesi</h3>
<p>&nbsp;<br />
<strong>135 &#8211;</strong> (II) Câbir (R.A) den mervîdir, dedtki:<br />
«Sâd ibni muaz-ın — Muoz oğlu Sâd-in vefatından onun yanına Resulü Ekrem salfallahü aleyhi vesellemle beraber çıkmıştık. Resûlüllah {SAV} Sâd-in cenazesini kıldı, cenaze kabrine kondu ve üzeri örtüldükten sonra Resûlüilah (S.A.V) teşbih getirdi. Bizde aynı teşbihi getirdik. Sonra tekbir getirdi, bizde tekbir getirdik. Bunun üzerine denildik! : Yâ Resûlüllah! Niçin teşbih getirdin, sonra tekbîr ettin?<a href="#_ftn104" name="_ftnref104">[104]</a><br />
— Resûfüllah (S.A.V) buyurduki:<br />
«Bu sâlih kulu kabir o kadar acâib sıkmıştı (onun o hâline muttali dun­ca ben teşbihe, tekbire devam ettim, sizde devam ettiniz) Nihayet Ailahü teâlâ ondan o kabir sıkmasını kaldırdı.» <a href="#_ftn105" name="_ftnref105">[105]</a><br />
&nbsp;</p>
<h3><a name="_Toc125788448"></a>İzahat</h3>
<p>&nbsp;<br />
Bu hadisi şerifte belirtildiği üzere, ölen kimse, ne kadarda salih vo iyi olsa, mutlaka kabir sıkması olacaktır. Sahabenin en salihisrinden birisi olan Hz. Sâd, kabir sıkmasını görmesi hâlinde ondan sonra gelen her sâlih ve iyi kimsede bu hali mutlaka görecektir.<br />
Evst kabir azabı, saiih kişilere olmayacak, fakat kabir sıkması olacak­tır. Kabir sıkması, kabir azabı gibi değHdir. Her biri ayrı ayrıdır. 125. Hadisi şerifin izaht ile 131. hadisi şerifin meâîini okumak lazjmdır ve birde hemen şu aşağıdaki hadisi şerifi okuyalımda, Hz. Sâd-in dâhi kabir sıkmasından kurtulmadığı hâli düşünelim.<br />
Düşüneümrie, kabrin her türlü ızdırabından korunma yollarını ve Kabir de yatanlara hayırlı dua ve istiğfarda bulunmayı ihmai etmeyelim. <a href="#_ftn106" name="_ftnref106">[106]</a><br />
&nbsp;</p>
<h3><a name="_Toc125788449"></a>Tercümesi</h3>
<p>&nbsp;<br />
<strong>136 &#8211;</strong> (12) Ömerin oğlu Abdullah (R.A) den mervtdîr, dedi:<br />
Resûiüllah (S.A.V) buyurdu :<a href="#_ftn107" name="_ftnref107">[107]</a><br />
«(Bunun yani, Sâd&#8217;in ölümü) için arşı alâ titredi, unun için sema kapılar* (Rahmet inmek için gök kapıları) açılmıştır ve yetmiş bin melek cenazesine hazır olmuştur. Böyle iken yine sâd-j, kabri o kadar acâib bir sıkma ile §ik-dt, sonra o hal ondan kaldırıldı.» <a href="#_ftn108" name="_ftnref108">[108]</a><br />
&nbsp;</p>
<h3><a name="_Toc125788450"></a>Tercümesi</h3>
<p>&nbsp;<br />
<strong>137 &#8211;</strong> (13} Ebu Bekirin kızı Esma (ft.A) den mervîdir, demiştir:<br />
Resûîüllah (SAV), hutbe okumak üzere ayağa kalkdı, bir kişinin ibtild<br />
olunacağı kabrin fitnesinden bahsetti. Resûlüllah (S.A.V) bu hali zikredince, müslümanlar acâib bir şekilde feryadı figan ettiler.» Buharı böylece rivayet etmiştir<br />
Mesâide şunu ziyâde etti. Benimle Resûlüllahın kelâmını anlamama âit Öğle bir hal ortaya çiktıki, vaktaki onların feryadı sükûnet buldu, hemen bana yakın olan adama dedim : Allah sen] bu amelinde mübarek etsin,! Re­sûlüllah (S.A.V] sözünün sonunda ne dedi?<br />
— O adam dedi: Resûlüllah (S.A.V) buyurdu :<br />
«Bana vahyolunduki, Muhakkak siz, yakında deccalın fitnesi ile kabir­de fitnelenirsiniz.» <a href="#_ftn109" name="_ftnref109">[109]</a><br />
&nbsp;</p>
<h3><a name="_Toc125788451"></a>İzahat</h3>
<p>&nbsp;<br />
Râvı Esma binti Ebi Bekir (R.A) kimdir?<br />
Hz. Esma (R.A), Hz. Ebû Bekir (R.A) in kızı, Abdullah bin Zübeyrin anne­si, Dolaysiyle Zübeyr bin Avvam (R.A) in hanımı saliha bir hanım idi. Mekke-i mükerrerne de müslüman olmuştur. Müslümanların on seKizıncısı pıaugu beyan edilmiştir. Hz. Aişe validemizin kız kardeşidir. Hz. Aişe validemizden on beş yaş büyüktür.<br />
Çok zaman kadınların mesele ve dertlerini bizzat bu hanım Peygamberi­miz efendimize getirir anlatır ve cevâbını alır kadınlara İzah ederdi.<br />
Hz. Esma (R.A), oğlu Abdullah (R.A) in haccact zalim tarafından Mekke-i mükerreme de mancınık-a asıb şehit olmasından sonra on veya yirmi (20) gün sonra yüz (100) yaşında hicretin yetmiş üç (73) tarihinde Mekke-i mü­kerreme de vefat etmiştir. P^k çok kimseler kendisinden hadîsi şerif rivayet etmiştir. Allah ondan râzî olsun.<br />
Haccacı zalim tarafından oğlu Abdullah (R.A) in, ne şekilde ve ne za­man öldürüldüğü ve annesinin neler söylediğini öğrenmek İsteyenler, (Meh­met Zehni merhumun «ElhakaiK» eseri ile «Meşâhirunn&#8217;sâ) adlı eserine mü­racaat etmeleri gerekir.<br />
Hadîsi şerifte kabir de çok acaib bir fitne ile karşılaşılacağı beyan bu-yurulmuştur. O kabir de olacak fitneyi duyan sahabe, feryadı figan ediyorlar ve resûlüllahın sözünün sonu bile gürültüden anlaşılmayor. Hz. Esma (R.A} kendisine yakın olan bir zata resûlüllahın sözlerinin sonunu soruyor. O adam da ResÛIülIahın kabir de Deccalın fitnesi ile karşılaşılacağından bahsetmiş olduğunu beyan ediyor.<br />
Bu son cümleden de anlaşıldığı üzere, Deccalın fitnesi çok kötü ve fena bir fitnedirki, kabir de dahi onun fitnesi-insanı rahatsız edeceği veya onun fitnesi gibi çok acaib fitnenin kabirde de cereyan edeceği beyan buyurul-muştur.<br />
Bir az ilerde Deccalın çeşit ve fitnelerinden bahsedilecektir. Aynı za­manda yukarda ikinci hadîsi şerifin altında kısada olsa Deccal hakkında îtikâdî yönler zikredilmiştir. Orayı da tekrar okumak faydalı olur. <a href="#_ftn110" name="_ftnref110">[110]</a><br />
&nbsp;</p>
<h3>Tercümesi</h3>
<p>&nbsp;<br />
<strong>138 &#8211;</strong> (14) Câbİr (R.A) den rfvâyeî olunduğuna göre, Resûlüîlah (S.A.V) dedik* :<a href="#_ftn111" name="_ftnref111">[111]</a><br />
«Öiü kabre konduğu vakit, güneş battığı zamanki şekli o ölüye temsili olarak gösterilir. Göîlerine mesheder halde oturur ve derki: Beni bırakın ben namazı kılayım.» <a href="#_ftn112" name="_ftnref112">[112]</a><br />
&nbsp;</p>
<h3><a name="_Toc125788452"></a>Îzahat</h3>
<p>&nbsp;<br />
Bu hadisi şerifte Resulü ekrem efendimiz, kabrine konan bir ölüye gü­neşin battığı iarnonki fersizieşip batmaya doğru yönelen şekli gösterilece­ğini, o öiüde o zaman kendinin dünyada yaşadığı zannı İle ikindi vakti çık­madan namazını kılmak için izin istediğini beyan buyurmuştur.<br />
Bu beyan dünyada iman ve amel sahibi mümin olan kişiler hakkındadır. Zira namazını kıları kişi ancak ve ancak mümin olur. Namazını sıhhatında kı­lan mümin, ölürken öyie ölür. öidüğü gibi de kabirde ve mahşerde aynı amel ve mükâfatı ile yargılanır.<br />
Bu hadîsi şerifte şu mealdeki âyeti kerîmeye işaret vardır :<br />
«Kıyameti (ölüm ve ötesini] gördükleri gün, dünyada ancak bir akşam yahut bir kuşluk vakti kadar kalmış olduklarını sanırlar.»(Nazîat sûresi, 46-47)<br />
<strong>139 &#8211;</strong> (15) Ebi Hureyre (R.A) den mervîdir. Resölüllah (SAV) den ri-vâyeî ettiğine göre, Resulü ekrem (S.A.V) buyurduki;<br />
«Muhakkak öfü kabre konur, Hemen adam kabrinde korkusuz ve fitne-siz kabrinde oturtulur.<br />
— Ondan sonra denirkj :<br />
— Hangi dinde yaşadın?<br />
— Bunun üzerine o adam der:<br />
— İslorn dininde yaşatan.<br />
— Derhal denirki :<br />
— Bu adam kimdir?<br />
— Kabirde ki edam derki:<br />
— O adam AHahın Resulü Muhammed (A.S) dır, Allah tarafindan bize açık ve kesin hükümleri beyan etmek üzere geimiştir, bizde onun getirdiği hükümleri tasdik etmiştik.<br />
— Bundan sonra o kabirdeki adama denirki:<br />
— Aliahü teâlayı gördün mü?<br />
— Buna cevab olarak o adam derki:<br />
— Hiç bir ferti için AHahi görmek layık olmaz.<br />
— İşte o anda o adam için kabirde cehennem cihetinden bir delik açı­lır. O odam hemen orada bir birine bitişik ateş tuttuklarının oluşuna bakar.<br />
— O adama denirki -.<br />
— Bak bu ateş ki, Aliahü teâla seni buraya atılmandan korudu.<br />
— Bundan sonra o adama cennet cihetinden bir yer açılır. Oranın ye­şilliklerine ve diğer nimetlerine bakar.<br />
— İşte o anda adama denirki:<br />
— Burası senin mekan ve merdindir, senin kesin ve sabitlikle buraya inanç ve amelin devam ederdi. Ve sen bu itikad üzere öldün. İnşaattan onun üzerine tekrar diriltilirsin.<br />
— Kötü adamda kabrinde korku ve fitne tehlikesiyle oturtulur, denirki:<br />
— Sen hangi dinde yaşadın?<br />
— O adam derki: bilmiyorum!<br />
— Tekrar denirki: Bu adam kimdir?<br />
— Adam derki : İnsanlardan işitmiştim onlar bir söz söylerdi, bende onların söylediğini söylerdim.<br />
— Bunun üzerine hemen Cennet tarafından bir delik açılır. O adam Csn netin yeşilliklerine ve diğer güzel nimetlerine bakar.<br />
— Hemen o adama denirki:<br />
— Bak şu nimetlere ki, Aliahü teâla seni o nimetlere kavuşmakdan men etmiştir.<br />
— Sonra cehenneme doğru bir yol açılır. Oradaki ateşlerin bir birle­rine bitişik şiddetli yanışlarına bakar.<a href="#_ftn113" name="_ftnref113">[113]</a><br />
— O adama dsnîrki : İşte burası senin varacağın yerdir. Sen buranın varlığı ve olacağında şek üzere idin. Ve bu şek üzerede Öldün. Ve bu şek üzerine inşaallah tekrar diriltileceksin.» <a href="#_ftn114" name="_ftnref114">[114]</a><br />
&nbsp;</p>
<h3><a name="_Toc125788453"></a>Kitap Ve Sünnete Sarılma Babı Birinci Fasıl</h3>
<h3><a name="_Toc125788454"></a>Tercümesi :</h3>
<p>&nbsp;<br />
<strong>140 &#8211;</strong> (i) Ajşe (R.A) den mervîdir, dedi:<br />
Resûlüilah (S.A.V) buyurdu :<br />
«Bir kimse, bizim bu işimizde (dinîmizde, şeriat ve sünnetimizde) o din­den olmayan yeni bir şey (Bid&#8217;at) ihdas ederse, işi® o kimse (onun ge­tirdiği Bid&#8217;at) merdütdür.» (Hadîsi, Buhârî, Müslim ittifakla rivayet etmiştir.) <a href="#_ftn115" name="_ftnref115">[115]</a><br />
&nbsp;</p>
<h3><a name="_Toc125788455"></a>Îzahat</h3>
<p>&nbsp;<br />
îman bahsinin son kısmi olan kitap ve sünnete sarılma bahsinde de çok mühim hadîsi şerifler ya.ılmıştır. Hadîsi şeriflerin ihtiva ettikleri hükümler, lafızları ife ilerde gelecektir. Biz hadîsi şeriflere geçmezden evvel kitap ve sünnete sarılmanın ehemmiyetini beyan eden bir kaç âyeti kerîme meali arzedelim. Ondan sonra da yukardaki hadîsi şerifin ihtiva ettiği hükümleri açıklamaya çalışalım.<br />
Kitap ve sünnete sarılmanın ehemmiyeti iie ilgili âyet mealleri :<br />
«Top yekûn hepiniz Allanın sağlam ibihe (Kur&#8217;anı kerîmine) sımsıkı sa­rılın. Birbirinizden ayrılıb dağılmayın.» (Ali İmran sûresi, 103)<br />
Diğer ayeti kerîme meali şöyledir:<br />
«İşte size, Allahdan bir nur (Hz. Muhammed aîeyhisselam) ve her şeyi açıklayıcı bir kitap (kur&#8217;an) geldi, (o nur ve kitapla) Allah, rızasına uyanları (o nur ve kitapla) selâmet yollarına İletir. Ve onları (Allanın) izniyle karan­lıklardan aydınlığa çıkarıp doğru yola (İslama) götürür.» (Mâide sûresi, 15-16)<br />
Diğer bir âyeti kerîmede de şöyle buyurulmuştur:<br />
«Elbette bu kur&#8217;an, insanları en doğru yola sevk eder.» (İs&#8217;rö sûresi, 19) &#8216; Yukardaki âyeti kerimeler gibi pek çok kur&#8217;an ayetleri mevcuttur. Çok uzayacağından bu kadarla iktifa ediyoruz.<br />
Bu âyeti kerime meallerini ve emsalini, müslümanlar ve top yekun in­sanlık okumalıdır. Okumalılar da ondan sonra en doğru ve en İyi yolu bu! malıdırlar, Her şeyi yaratan ve bütün yaratıkların cibillî veya tabiatlarını en iyi bilen ve bunlann irâde ve idare yönlerini de en doğru şeklide izah eden halikı zülcelâlın hükümlerine kayıtsız ve şartsız bağlanırlar. Aynı zamanda tek kurtuluşun islam ve kur&#8217;an yolunda olduğunu idrak ederler.<br />
Kitabı ilâhinin hükümlerine tabî olmak nasıi kurtuluş ve huzur yolu İse, o kitabı ilâhiyi ümmetine tebliğ eden mürşidi hakîk.mız Hz. Muhammed Mustafa sallallâhü aleyhi ve seilem efendimizin mübarek buyruklurına ve sünnetlerinin her çeşidine sarılmak da, kurtuluş ve huzurun yoludur. Ve Rasûiüliaha itaat, Allah&#8217;a itaattir.<br />
Bu hususu beyan eden bir kaç âyeti kerime mealini de arzedelim;<br />
«(Ey Habîbim!) De ki : Eğer siz Allah; seviyorsanız, hemen bana uyun ki, Allâhda sizler; sevsin ve günahlarınızı bağışlasın. Zira-Allah çok bağış­layıcı ve çok esirgeyicidir.» (Aİi İmran sûresi, 31)<br />
Diğer ayeti kerîme meali şöyledir:<br />
«Her kim, Peygambere itaat ederse, muhakkak Âiiâha itaat etmiş olur.» (Nisa süresi, 80}<br />
Başka bir âyetLkerîme de şöyle buyuruimuşîur:<br />
«Peygamber, size ne verdi ise, onu alın (emir ve sünnetlerini tutun.) Ve size neyi yasak etti ise, onu da almayın (yapma dediğini yapmayın),» (Haşr sûresi, 7)<br />
Bâzı kimseler bilhassa kendisini beğenen tipinden olanlar, «Aliâhü te-alanın yaratıcı olması ve bütün yaratıkların rızıktarını vermesi gibi &#8216;husus­ların hak îeala tarafjMan olmasından için, allanın dediğini tutmak lazım­dır, ama peygamber kendi beşerî görüşlerini söylemiştir, ona itaat etmek ve ona tabî olmak yersizdir., gibi..» cümleleri söyleyenler oluyor. Bu sözîsr ve bu sözler gibi kötü akîde sözler, inançlar çok ve çok sapık, zındık ve mülhidlerin sözleridir.<br />
Yukarda naklettiğimiz âyeti kerîr elerde olduğu gibi, pek çok âyeti kerîmelerde Peygambere itaat, Allâha itaat olduğu ve Peygamber söylediği her sözü mutlaka hakkın vahyi ile söylediği beyan buyuruimuştur.<br />
Nitekim bir âyeti kerîme de şöyle buyurulmuştur:<br />
«AKâha ve onun Rasûlüne itaat ediniz. Ve birbirinîzle çekişmeyin. Son­ra içinize korku düşer ve kuvvetiniz elden gider.» (Enfal sûresi, 46)<br />
Diğer âyeti keriyme meali:<br />
«Hor kim, Allâha ve Rasûlüne itaat ederse, o kimse mutlaka fevzü ne­cata (Cennete) kavuşmuştur.»<br />
Peygamber efendimizin her söylediği ilâhi vahy ile olduğunu beyan eden âyet meali şöyledir:<br />
«O (Peygamber), nevadan (kendi nefsinden) söylemiyor. Elbette o (Kur&#8217;an) sâde bir vahydir, ancak vahyolunur.» (Necm sûresi, 3-4)<br />
Yukardaki âyeti, keriymeleri okuyan her müslüman, insanlığın tek kur­tuluşu ve en doğru yolun, kur&#8217;an ve sünnete tabî olmakda olduğunu bilir ve bu iki yola en samîmi gayreti ile tâbi olur.<br />
Şimdi yukardaki bu bahsin ifk hadîsi nebevisi olan şu mealdaki : «Bir kimse, bıizim bu işimizde (dînimizde, şeriat ve sünnetimizde) o dinden olma­yan yeni bir şey (Bid&#8217;at) ihdas ederse, işte o kimse (ve o getirdiği Bid&#8217;at) merdüttur.» hadîsi şerifin kısa açıklamasını yapalım.<br />
Evvela dînin kısa tarifini öğrenelim. Ondan sonra yeni ihdas edilen Bid&#8217;atın tarif ve izahını açıklamaya çalışalım.<br />
DİN : Lügatta, itaat, âdet, yol, alâmet, şan şeref, oeza ve mükâfat mâ nalarına gelir.<br />
Şeriatta Din : Atlahü tealanın koyduğu bir kanundur ki, o kanun akı1 sahiblerini kendi irâdeleri dâhilinde arzulariyle, hayra, hakka, iyilik ve doğ rüya götürür.<br />
Târifindende anlaşıldığı üzere, din; İlâhi bir kanundur. Dîni Aliahdan başka kimse koymamıştır. Ve din hiç eksiklik kalmadan mükemmel bi&#8217; şe­kilde Allah tarafından konulmuş ve onun hükümlerini ve o kanunu ilâhinin esâsı oian kur&#8217;am kerimi, kıyamete kadar koruyup muhafaza edeeek olan­da yine Hz. Allahdır. Ve o din, inanıp kabul eden her mümini en doğru yola ve en hayırlı yöne sevk eder.<br />
Dînin kemal ve tamamlığı ile ilgili bir âyeti kerime meali şöyledir:<br />
«Bugün sizin için dîninizi kemâle erdirdim, üzerinizdeki nimetimi ta­mamladım ve size din olarak İslama razî oldum.» (Mâide sûresi, 3)<br />
Dînin tarif ve açıklaması ile bu âyeti kerimede beyan edilen hükümler gayet açık iken, her asır ve devirde pek çok sapık ve zındıklar, dîne yeni ye­ni uydurmalar ihdas ederek bir çok batıl ve hurafeler sokmaya çatışmış lardır. Böyle uydurmaları dîne sokmanın fenalık ve kötülükleri hem kur&#8217;ânı kerimde ve hem hadîsi şeriflerde beyan edilmiştir.<br />
Aslında dinî hiç bir şekilde tahrif edip yıkamıyaaaklardır. Fakat din sömürücüleri her zaman uydurmalarla, müslümanları şaşırtmışlardır.<br />
Dine sokulmaya çalışılan ve dinden olmayan Bid&#8217;atın tarif ve tehlike­lerini hülasa olarak arz edelim.<br />
BİD&#8217;AT : Lugâtta, yeni iş ve sonradan meydana getirilmiş, ihdas edil­miş şeydir.<br />
Şer&#8217;î İstîlahda : Peygamberimizin bulunduğu asırdan sonra, ne kavlen, ne fiilen, ne sarahaten ve ne işâreten dînî bir izni şer&#8217;i anlamı olmayan ve dinde yapılan ziyade ve noksanlığa BİD&#8217;AT denir.<br />
Şer ve bâtıl olarak ihdas edilen Bid&#8217;at ve Hurafelerin fenalıklarını ve kimler tarafından ihdas edildiklerini objektif olarak kısaca şöyle hulâsa edebiliriz :<br />
Bid&#8217;at: Zındık ve sapıkların uydurdukları batıllardır.<br />
Bid&#8217;at: Küfürden sonra en büyük günahdir.<br />
Btid&#8217;at : Allah muhafaza sahibini dinden, imandan eden eh tehlikeli bir şeydir.<br />
Bid&#8217;at : Mümini hak yoldan bâtıl yola çeviren bir felâkettir.<br />
Bid&#8217;at : Müminin, namazının, orucunun, haccının, zekatının, farzının, nafilesinin ve cihadının kabulüne mânidir.<br />
Bid&#8217;at: Tevbenin kabulüne mânidir.<br />
Bid&#8217;at : İnsanı hakîkata tâbi etmeyip, batıl veya aslı esası olmayan vehmin mahsulü olan şeylere tabî kılar.<br />
Bid&#8217;at: Firakı dâlle yoludur. Ehli sünnet yolu değildir.<br />
Bid&#8217;at : İnsanı; Zulüm, cehalet, yalan, iftira, hîle, buğuz gibi kötü has­talıklara sevk eder.<br />
Bid&#8217;at : İnsana; riya, süm&#8217;a, ucub, kibir, hased, gibi kalp hastalıklarını yaptıran en korkunç mânevi mikroplardandır.<br />
Bid&#8217;at : İnsanı; kitap, sünnet, icmâ-ı ümmet ve kıyası fukaha olan edil-le-i şer&#8217;iyyeye düşman kılar.<br />
Bid&#8217;at : Peygamberimizin mübarek kelâmında «Bid&#8217;atın hepsinden ka­çının. Zira Bid&#8217;atın hepsi dalâlettir. Ve dalâletin hepsi de cehennemdedir.» Buyurduğu üzere en korkunç tehlikedir.<br />
Bid&#8217;at : Kaçınılması ve şerrinden Allah&#8217;a sığınılması lazım olan en kötü ve en çirkin yoidur. Zira insanı dünya ve âhiret saadetinden mahrum eden bir âfettir.<br />
Bid&#8217;at icad edene, «Mübdî veya mübtedî» denirki, dine birtakım yalan ve uydurmaları sokmaya çalışan bâğî, Azgın ve din sömürücüsü eşkiya, din simsarj demektir. Böyle din simsarlığı yapmanın ve Allah&#8217;a ifîirâ ederek az­gınlıkta bulunmanın ne kadar şenî, ve fena olduğu aşikârdır. Bu kötülükleri çok felâket olan Bid&#8217;at, Bid&#8217;aîı seyyie ismini alan kitap ve sünnete muhalif olan Bid&#8217;attır.<br />
Kur&#8217;anı kerimde şöyle buyurulmuştur:<br />
«Ey ehli kitap! Dininiz hususunda haddi aşmayın. Aİlaha karşı hak olandan başkasını söylemeyin.» (Nisa sûresi, 17)<br />
Bid&#8217;at, bir nevî Aİlaha iftira olduğundan müfterilerin kötülüğü şöyle beyan edilmiştir.<br />
«Allâha iftira ederek yalan uyduran {Bid&#8217;atları uydurub çıkaran) veya<br />
&#8216; onun (Allâhın) âyetlerini yalan sayandan daha zâlim kim olabilir? şüphesiz<br />
o {Aliâhü teala), zalimleri felaha kavuşturmaz.» (En&#8217;am sûresi, 21)<br />
Bid&#8217;atin kötülükleri ile ilgili hükümler ve Bid&#8217;atın Seyyie ve hasene ola­rak reşitleri hakkında geniş malûmat, «İSLAMA SOKULAN BİD&#8217;AT VE HU­RAFELER» adlı eserimizde uzun uzun İzah edilmiştir. Ayrıca «Amellere sa-kulan Bid&#8217;atlar» hakkında geniş İzahlarla çıkaracağımız üçüncü cildide çık-dığında alıp okumak şayanı tavsiyedir.<br />
Bid&#8217;at ve Hurâfeler-in, bâtıl ve kötülüklerini hemen ilerde Resulü Ekrem efendimizin mübarek sözlerinde de en bariz şekilde okuyacağız. <a href="#_ftn116" name="_ftnref116">[116]</a><br />
&nbsp;</p>
<h3><a name="_Toc125788456"></a>Tercümesi:</h3>
<p>&nbsp;<br />
<strong>141 &#8211;</strong> (2) Câbir (R.A) den mervîdir dedi:<br />
ResûJüllah (S.A.V) buyurduki;<br />
«Artık bundan sonra, şüphesiz sözün hayırlısı, Allah&#8217;ın (c.c) kitabı ve doğru yolun hayırlısı, Muhammed (A.S) in yoludur.<a href="#_ftn117" name="_ftnref117">[117]</a><br />
— İşferin şerlisi, yeni çıkan Bid&#8217;atlardır. Ve her bid&#8217;at dalâlettir.» <a href="#_ftn118" name="_ftnref118">[118]</a><br />
&nbsp;</p>
<h3><a name="_Toc125788457"></a>İzahat</h3>
<p>&nbsp;<br />
Hadîsi şerifin birinci cümlesinde, «Sözüp hayırlısı, Allanın kitabı ve doğ­ru yolun hayırljsı, Muhammedin yoludur.» ifâde buyurulmuştur. Bu ifâde ile yalancıların çıkardıkları kitab,.kanun, kararnameleri, tüzük ve yönetme­likleri, kitabullahın hükümlerine ayıkri oldukça ve peygamberin yoluna tabî olmadıkça batıl ve kötü şeylerdir. Onların bu amelleri bâtıl ve fasit olması hasebiyle onları tasvib edîb onlara tabî olanlarda aynı fesadın içinde olan sapıklardır.<br />
Birde bâzı kendine alim süsü veren cahil müctehidler veya okumuş cahillerde, «efendim kitab ve sünnetten başkasına uyulmayacağt hususun­da Peygamberin tavsiyesi vardır. Binâenaleyh bu iki esasdan başkasını ta­nımayız. İmamı âzam, Mâlik, Şafiî ve Ahmet bin hanbel gibi mücîehidlerin fikir ve kanunlarına tabî olmak veya onları kabul etmek olamaz. Ve biz ken<br />
di içtihadımızla kur&#8217;an ve sünnetten hüküm çıkarırız, gibi&#8230;» fikir ve iddia da olanlara ve hatta böyle yazıb çizenlere şahid olduk ve hâlada öyleler vardır.<br />
Zavallılar, Peygamberimizin, «Benim ve hulafâi râşidînimin yoluna tabî olun» sözü ile «Geçen ümmet yetmiş iki fırkaya ayrıldı, benim ümmetimde yetmiş üç fırkaya ayrılacak, bu yetmiş üç fırkanın yetmiş ikisi cehennemlik olacak, ancak benim ve ashabımın yoluna tabî olanlar helak olmayıp seâ-dete erişeceklerdir.» buyuruğuna dikkat etmemekte veya bilmemektedirler.<br />
Kâmil bir îmana sahib olmayan ve sâlih amelde bulunmayan bir takım zındık ve sapıklar, her asır ve devirde islamı ve islâmın hükümlerini kendi haris amel ve emellerine uydurmaya çalışmışlar. Günümüzdeki güya ted-kik ve tahkikcî, sağını solundan, iyiyi kötüden ayırd edemiyen sözde mücte-hid ve âlim taslaklarıda böyle davranış içindedirler.<br />
Günümüzdeki câhil müctehid tasfakları olan mukallidlerin durumlarını belirten cümleler uzun uzun îzah edilmiştir. Biz burada kısaca şu mısraları&#8217; okuyalım :<br />
Mukallid den dahi dördüncü kışımı, değildir muteber ismi ve resmi.<br />
Bular (bunlar) fark eylemez gassü semini (yağsız ile yağlıyı fark ede­mezler), şimalinden temyiz etmez yemini (sağından solunu ayırd edemez)<br />
Adamlar, kur&#8217;anın dediği hükümleri yaşamazlar, sünneti nebeviyyo-den hiç birisine tâbi değillerdir, o haldede kalkarlar, kitab ve sünnet mü-dâfiî kesilirler.<br />
Bu iddia ve fikirlerini beyan ederken, kitab ve sünnete tâbi olan ve bu iki hükmün yolcularının en güzel örnekliğini veren yüksek fazîiet sahtb-lerinide kötülemek denâetinîde bırakmamışlardır.<br />
Akıllı müslüman, kitaba ve sünnete ve bunların hükümlerine tâbi olan Ashab, tabiîn tebaı tabiîn, müctehid, âlim ve kâmil kişilere iktida edip tâbi olur. Kur&#8217;an ve sünnet yplunda ahirete gidenleri, mümin rahmetle yâd eder. Zındık ve sapıklara tabî olmaz, zındık ve sapıkların şerlerinden Aflaha sığı­nır. <a href="#_ftn119" name="_ftnref119">[119]</a><br />
&nbsp;</p>
<h3><a name="_Toc125788458"></a>Tercümesi</h3>
<p>&nbsp;<br />
<strong>142 &#8211;</strong> (3) İbnİ Âbbas (R,A) deh mervîdir, dedi i ftesûlüllah (S.A.V) buyurduki i<br />
«AHâha karşı insanların en buğuzlusu (en sevimsizi), üç kişidir (ve şunlardır) :<br />
<strong>a }</strong> Haremde ilhad eden kimsedir.<br />
<strong>b }</strong> İslâm yolunda câhiîiyyet devri sünneti talep eden kimsedir.<a href="#_ftn120" name="_ftnref120">[120]</a></p>
<ol>
<li><strong>c)</strong> Haksız yere bir kişinin kanını akıtma talebinde bulunan kim­sedir.» <a href="#_ftn121" name="_ftnref121">[121]</a> .</li>
</ol>
<p>&nbsp;</p>
<h3><a name="_Toc125788459"></a>İzahat</h3>
<p>&nbsp;<br />
Hadîsi şerifte beyan edilen hak teala indinde en buğuzlu ve sevilme­yenlerden, Harem-i şerif dahilinde azgınlık ve fenalıkda bulunmak demek, oraya gelen müslümanlara eza ve cefâda bulunmak, oraya hizmette bulu­nan haremin hizmetçilerine hakaret edib sövmek ve emsali kötülüklerde bulunmak, başka yerlerde başka şahıslara hakaret edib zulmetmekten daha kötü ve daha iğrenç buyurmaktadır.<br />
Hakikat böyle iken, uzun yollar kat edib gelen pek çok kimseler, hem oraya gelen Allâhın müsafirleri hak aşıklarına kötü hareket ve zulümde bulunuyorlar ve nemde oraya gelen haremin ve Allâhın müsafirlerine cşkla hizmet ve hürmet etmeye çalışan kimseler, hakaret eden ve hakir gören ve onlara en ağır ifâdelerle eziyet eden zavallı cahilleri gördüğümüz zaman içimiz üzülüyor idi.<br />
Be hey zavallı! Oraya niçin geldin? ayıp aramaya ve ona buna hakaret etmeyemi geldin? Niçin geldiğini ve nelerle meşkul olman gerektiğini iyi öğrenib gelsende oraya kirli gelib tertemiz anasından yeni doğan günahsız çocuk gibi dönsen veya öyfe dönmeye çalışsan ya! Orada işlenen ibâdetle­rin, hayır ve hasanatların sevabı kat kat olduğu gibi, günah ve kabahatların cezasıda, o nisbette büyük ve tehlikelidir. Mübarek yere, iyi gelip iyi giden kimseler, çok ve çok mutlu kimselerdir.<br />
Hadîsi şerifte geçen ikinci hükümde ise, İslâm yolunda gidenlerin ca-hiiiyyet devrinin adetlerini tatbik ettikleri kötü ve hissî amellerini tatbik et­menin de en âdi ve en sevimsiz amellerden olduğu byan buyurulmuştur.<br />
Câhiîiyyet devrinin kötü adetlerinden bâzıları şunlardır:</p>
<ol>
<li><strong>a)</strong> Bir ölüm olduğunda hemen toplanırlar o ölü için bağırırlar çağırır­lar, yakalarını paçalarını yırtarlar, günlerce ölünün kapısı önünde veya evinde böyle matem feryadında bulunurlardı.</li>
</ol>
<p>İşte böyle matem yapmanın Alfanın en çok buğz ettiği ve sevmediği amellerden olduğunu rasûlü Ekrem efendimiz beyan buyuruyor.</p>
<ol>
<li><strong>b)</strong> Câhiîiyyet devrinde kumar oynamak, navruz gününde şenliklerde bulunmak, evlatlarını öldürmek, kız çocuklarını hakir görmek ve bir kabile­den bir kişinin işlediği bir cinayetten dolayı bütün kabileyi cezalandırmaya kalkışmak gibi pek çok kötü adetleri var idi.</li>
</ol>
<p>Müslümanlar, bunların bu kötü adetlerinden kaçınmalı ki, sevimli müs-iümanlardan ve en doğru yolda olanlardan olsunlar.<br />
Hadîsi şerifte beyan edilen üçüncü hüküm olan «Haksız yere bir ki­şinin kanını akıtmak arzusunda bulunan kimsenin» günahı hakkında bir nebze izahat yukarda «Büyük günahlar babı» başlığının altında beyan edil­miştir. <a href="#_ftn122" name="_ftnref122">[122]</a><br />
&nbsp;</p>
<h3><a name="_Toc125788460"></a>Tercümesi:</h3>
<p>&nbsp;<br />
<strong>143 &#8211;</strong> (4)Ebî Hureyre (R.A) den mervîdir, demişiir;<br />
Resûlüllah (S.A.V) buyurdu.<br />
«Ümmetimin hepsi cennete girecekler, ancak ibâ eden (kaçınan) kim­se girmiyecekîir.»<br />
— Denildi: O ibâ eden (çekinip kaçınan) kimdir?<br />
— Bunun üzerine Resûlülfah (S.A.V) buyurdu :<br />
«Kim bana itaat ederse, cennete girer ve bana isyan eden kimsede, benden ibâ eden (kaçınan) kimsedir.» Buhârî<br />
(Not: Hadîsi şerifte beyan edilen «ümmet» ümmeti icabet denilen kim-selerdirki, îman edib ameii sâlihde bulunan ümmetlerdir.) <a href="#_ftn123" name="_ftnref123">[123]</a><br />
&nbsp;</p>
<h3><a name="_Toc125788461"></a>Tercümesi :</h3>
<p>&nbsp;<br />
<strong>144 &#8211;</strong> (5) Câbir (R.A) den rivayet olunmuştur, dedi:<br />
Resûlülfah (SAV) uyur halde iken bir gurub melek ona geldi, dedilerki : Muhakkak şu (uyuyan) sahibimiz için misal vardır. Binaenaleyh ona birm isa! arz ediniz. Meleklerin bâzısı, bu zatı muhterem uyuyor, dedi. Diğer bâzısıda ; Şüphesiz göz (Muhammed Aleyhisselâmın gözü), uyur, kalbi<br />
— Bunun üzenine melekler dediler : Bu zatın misâli, bir ev yapıp içine bir sofra hazırlayan ve (o sofraya adam davet etmek için) davetçî gönderen udam oibidirki, Ö davetçinin davetine icabet eden, eve girer ve o zadda be­raber sofradan yer. Davetçinin davetine icabet etmeyen kimsede, o eve gir­mez ve o sofraya davet eden zatla oturup yemez.<br />
— Melekler tekrar dediler : Ona bu temsilî misâli tevil edip beyan edi-nizde o misali anlasın.<br />
— Yine meleklerin bâzısı, bu zat (Muhammed Aleyhisselam) uyuyucu-dur. dedi. Diğer bazıları da, Muhakkak göz (onun gözü) uyur, kalbi uyanık­tır, dedi.<br />
— Nihayet melekler dediler : O ev, Cennettir. Dâvetci de, Muham-meddir. Binâenaleyh bir kimse, Muhammede (A.S) îtâat ederse, Elbet Al-laha itaat etmiştir. Bir kimsede, Muhammed (A.S) a isyan ederse, şüphesiz Allaha isyan etmiş olur. Muhammed (A.S.), insanlar (Müminler ve kâfirler) arasını (tasdik veya tekzip etmelerini) belirten bir farktır, (mihenk taşıdır)»<a href="#_ftn124" name="_ftnref124">[124]</a><br />
&nbsp;</p>
<h3><a name="_Toc125788462"></a>İzahat</h3>
<p>&nbsp;<br />
Yukarda beyan edilen hükümlerde görüldüğü üzere Melekler, Peygam­ber efendimizin uyurken gözlerinin uyuyub kalbinin uyanık olduğu açıklan­maktadır. Böyle olan mübarek peygamberimiz efendimizin bir ev sahibinin sofra hazırlayıp insanları o sofraya davet ettiğinde davete, icabet edib ge­lenlerin o sofradan karınlarını doyurdukları gibi, isiâmın dâvetcisi olan ru­hun manevî kıdası olan dâvetine de icabet edenin gönlünü îman nuru ile doyuracağını ve neticede ona tabî olmanın mükafatı olan cenneti alaya da­hi! olunacağı îzah buyurmaktadır.<br />
Burada hemen şu hususu belirtelim, Melekler «islâmin dâvetcisi» cümleleri ile şu âyeti kerimenin ihtiva ettiği hükme işaret etmiş oluyorlar:<br />
«Ey Peygamber! Seni (Ümmetlerin üzerine) bir şâhid, (İman edenlere cenneti) bir müjdeleyici ve (Kâfirlere cehennemle) bîr korkuducu gönder­dik.<br />
— Hem Allâhin dinine ve ona ibâdet etmeye onun izniyle bir dâvetci ve hemde nur saçan bir kandil olarak gönderdik.» (Ahzab sûresi, 45-46)<br />
Meleklerin, «Muhammede itaat eden, Aliâha itaat etmiş olur ve Mu­hammede isyan eden kimse, Ailâha isyan etmiş olur» cümlelerinde de şu âyeti kerîmeye işaret vardır:<br />
«Kim, Peygambere itaat ederse, muhakkak Allâhci itaat etmiş olur.» (Nisa sûresi, 80)<br />
Yukardakl hakikatler gereğince, en doğru yoi islam yoiu olan Pqyğam ber yoiudur. Dünya ve ahiret seadeîi de yine islamda ve ıslama tabî oimak-dadır. Tek önder ve mürşidi hakîkimiz sevgili Peygamberimize tâbi olup her türlü küfür ve batıl yollardan Allanın bütün müminlerle bizleri ve neslimizi muhafaza buyursun ve hidâyeti rabbaniyye likâkat kazanan kafirlere, doğ­ru yol olan isiâmı nasîb buyurmasını yine yüce mevladan dileriz. <a href="#_ftn125" name="_ftnref125">[125]</a><br />
&nbsp;</p>
<h3><a name="_Toc125788463"></a>Tercümesi :</h3>
<p>&nbsp;<br />
<strong>145 &#8211;</strong> (6) Enes (R.A) den Rivayet edilmiştir dedi:<br />
Peygamber (S.A.V) in ibâdetinden sual sormak için üç gurub halinde cemâat Peygamberin hanımlarına geldi. Peygamberin hanımları, Peygam­berin ibâdetinden haber verince, Kendilerince Peygamberin, ibâdetini azın-sıdılar, dedilerki : Biz neredeyiz. Peygamberle hiç bir zaman bir olamayız. Zira Allâhü teâla onun geçmiş ve geleceteki günahını bağışladı.<br />
— Bunun üzerine İçlerinden birisi dedi : Duyunuz, ben dâima gecele­yin namaz kılacağım.<br />
— Diğer birisi dedi : Ben bütün gündüz oruç tutacağım ve hiç iftar et-miyeceğîm.<br />
— Diğer biriside dedi : Ben kadınlardan ayrı duracağım hiç evlenmi-Veceğim.<br />
— İşte o anda neb/ıyyi muhterem saliailahü aleyhi veselem onların yanına çıka geldi ve hemen buyurdu :<br />
«Siz, şöyle şöyle dediniz değ i (m i? Duymuş olunuzki, vallahi ben Allah-dan sizden daha çok korkarım, ben Allahdan daha çok çekinir inikat ede­rim. Bununla beraber ben oruç tutarım ve iftarda ederim. Namaz kılarım,<a href="#_ftn126" name="_ftnref126">[126]</a> yatağa yatar uyurum ve kadınlarıda nikahlarım Binaenaleyh kim, benim sünnetimden yüz çevirirse, işte o kimse, benden (benim ümmetimden) de­ğildir.» <a href="#_ftn127" name="_ftnref127">[127]</a><br />
&nbsp;</p>
<h3><a name="_Toc125788464"></a>İzahat</h3>
<p>&nbsp;<br />
Hadîsi şerifin baş tarafında geçen ve Hz. Aişeye gefen cemaat ara­sında konuşulan şu : «Biz neredeyiz, Peygamberle hiç bir zaman bir ola­mayız. Zira Allâhü tealâ en un geçmiş ve gelecekteki günahını bağışladı.»<br />
cümleleri hakkında bir kaç İtikat meselesi arzedefim.<br />
Hz. Aişeyi ziyarete gelib Peygamberimizin ibâdetini Öğrenen bu sahâ-bei kiramın bu cümlelerinde, Peygamber efendimizle kendilerinin iman ve amel bakımından bir oiamıyacağjnr beyan ederek kendilerine ayrı ayrı va­zife ve yasaklar yükletirken, resûlüllahın masum bir kişi olduğunu beyan ederek şu mealdâki âyeti kerimeye işaret etmişlerdir :<br />
«(Habîbjm!) Alfah, senin geçmiş ve gelecek günahlarını bağışlamak için üzerindeki nimetini (dînin yücelmesini) tamamlayacak ve sera dosdoğ­ru bir yolda sabit kılacaktır.» (Fetih sûresi, 2)<br />
Peygamberler&#8217; hakkında bilinmesi gereken sıfatlardan birisi, «Ismet-Peyğamberin günahlardan beri ve masum olması.» keyfiyetini bilip inan­maktır. Ancak onlardan bir takım zeile ve hatalar olmuştur.<br />
İmâmı âzam hazretleri, «FIKHÜLEKBER» isimli eserinde şöyle beyan etmiştir:<br />
«Peygamberlerin hepsi, küçük ve büyük günahlardan, küfür ve kötü olan fenalıklardan münezzehdirler. Ve fakat onlardan Zelleler ve hatalar sadır olmuştur.»<br />
Adem aieyhisselâmın yasak olan ağaçöan yemesi, zelleye misal ola­bilir. Musa afeyhisselâmın fir&#8217;avnın kavminden birine öldürmek kasdı olma­dan sâdece vurmak kasdı ile dokunuverince ölmesi de hataya misaldir.<br />
Her ne şekil ve suretle olursa olsun, bütün Peygamberler ayıp olan ka­bin cinsinden büyük ve küçük günahlardan masumdurlar. Göz açıp yuma­cak kadar şirkde ise asla bulunmamışlardır. Kendilerinden sâdır olan zelie ve hatalarda, «Hasenâtülebrar, Seyyiatülmukarrabin = iyi kim­selerin İyilikleri, Mukarrabin olanların (Peygamberlerin ve ernsallorının) günahlarıdır.» kabîiindendir. Yani Peygamber ve emsallerinin günahları. Kendilerini Allâha yaklaştırmada, Allanın kabul edeceği iyi amel ve hayırda bulunanların iyilikleri gibidir.<br />
Peygamberler hakkında gerçek İtikat, kesin ve net olarak böyledir. Hakikat böyle olmakla beraber cumhuru ulemâya göre, Peygamberlerde sehven büyük günahların sadır olması caizdir. Ve yine bilerek küçük gü­nah işlemeleri de caizdir.<a href="#_ftn128" name="_ftnref128">[128]</a><br />
Hz. Aişeye gelen zatların kendilerine çeşitli şeyleri yasaklamaları va kendilerine fazladan ibâdet yüklemeleri karşısında. Resulü Ekrem saîiâhü aleyhi veseliem efendimiz şöyle buyuruyor :<br />
«Siz, şöyle şöyle dediniz değilmi? Duymuş olunuzki! Vallahi ben Aliah-dan sizden daha çok korkarım.»<br />
Peygamber efendimizin buyurduğu üzere Allahdan en çok korkan ken­disidir. Zira Resulü Ekrem efendimiz cenabı hakkı en iyi bilendir. Allâhü tealayı iyi bilen daha çok korkar.<br />
Bu hususu cenâbu Allah bir âyeti keriymesinde şöyle buyurmuştur:<br />
«Altahdan kulları içinde, ancak âlimler korkar.» (Falır sûresi, 28)<br />
Aiiâhın âyetlerinde ve resulünün mübarek sözlerinde hakîkatlar bu minval üzere iken, asrı seadet de bâzı kimselerin azda oisa böyle acciblik-lerinin yanında, günümüzde de pek çok kara cahiller kendilerine evliya ve allâme süsü veriyorlar. Kur&#8217;an ve sünnete aykırı pek çok batı! ve hurafeler­le meşkui oluyorlar ve kendilerine gelip teslim olanlara. dG ilim ve ulema düşmanlığı aşılayorlar. Mikrop hayat ipine dalan zavallılar, «Biz ehü bâtınız, hocalar zahircidir, onların yanlarına uğramayın ve sözlerine kulak asmayın, gibi» sözlerle zavallı cahilleri zehirleyorlar ve buz gibi Kur&#8217;an, hadis, ilim ve ulema düşmanlığını telkin ediyorlar.<br />
Hatta onlardan bazıları şu cümleleri de söylemektedirler: «Az amel, çok ilimden hayırlıdır. İlmi bırakın, amele bakın&#8230; v.s.» Bu cümleler ve emsali fikirler isfâmın ana esaslarına ayktridir. Fakat cahil millet bu gibi bâtıl yolcularını anlamakta güçlük çekmektedirler. Bun­ların fenalıkları ve iimin fazilet ve üstünlüğü bu eserimizin ikinci ciidinin hemen baş tarafında gelecektir. Ayrıca «İSLAMDA EVLİYA MESELESİ VE HARİKALAR» İle «İSLAMA SOKULAN BİDA&#8217;T VE HURAFELER» adlı eseri­mizin ikinci cildinde hulâsa olarak yazılmıştır.<br />
Ancak böyle sapıklara şu mealdeki : «İlim, amelden hayırlıdır.» hadisi şerifi hatırlatırız. (îvlerakiifelah tahîavîsi, 6)<br />
Hadîsi şerifte beyan edilen şu cümlelerde şayanı dikkattir: «Ben Allahdan daha çok çekinir ittika ederim, bynunla beraber ben oruç tutarım ve iftar da ederim. Namaz kılarım, yatağa yatarım ye kadınları da nikahlarım. Binâenaleyh kim, benim sünnetimden yüz çevirirse! işte o kimse benden (beriim ümmetimden) değildir.»<br />
Hadîsi şerifin bu cümlelerinde şu âyeti kerîmeye işaret vardır : «Ey îman edenler! Allanın size helal kıldığı nimetlerin temiz ve tîyble-<br />
Tini kendinize haram etmeyin, aşirîiik edib hattı tecâvüz etmeyin. Çünkü Allah, aşirîiik yapanları sevmez.» (Maide sûresi, 87)<br />
Bu âyeti kerîme efe ve yukardaki hadîsi şerifin son cümlelerinde belir­tildiği üzere Aliâhü îealanın buyurduğu gibi resulü Ekrem efendimiz, oruç tutuyor ve iftarda bulunuyor, namazı ise vaktinde ve gece gündüz ibâdetini îfa ettiği gibi, yatıp istirahatta da bulunuyor Ve insanın nefsinin tehlikeden korunmasını sağlayan aynı zaman neslin devam etmesi için kadınlardan ni­kahlayıp evlenirdi. Ve bu ameller kendinin sünneti olduğunu beyan buyur­muştur.<br />
Peygamber efendimiz, rivayetlere göre onbir veya on iki hanım nikahla­mıştı. Bunlardan dokuz adedi birlikte bulundukları vâkîdir. Bu hanımların isimlen ve bağlı oldukları sülâle ve kabileleri şöyle idi:<br />
Altı {8) adedi kureyş kabilesinden idiki, onlarda şunlardır : Hz. Hatice, Hz. Aişe, Hz. Hafsa, Hz. Ümmü habîbe, Hz. Ümmü seleme ve Hz. Şevde ro-diyaifahü anhümdür.<br />
Dört (4) adedi de arab sülelesine mensubdur. Onlarda; Hz. Zeyneb bin-ti cahş, Hz. Meymûns, Hz, Cüveyre ve miskinlerin anası sayılan Hz. Zeyneb binti Hüzeymetülhiiâlîye dir. Allah hepsinden râzi olsun:<br />
Bir adedi de.arab sülâlesinden oîmayıb Benî israil sülâlesinden Hz. Safiyye bitni Hay radıyallahü teala anhadır.<br />
Bunlardan Hz. Hatice ile ürhmül mesâkîn-Miskinlerin annesi sayılan Hz. Zeyneb, Peygamber efendimizden evvel vefat etmişlerdir. Peygamber efendimiz ahirete teşrif ttiklerinde diğer dokuz adedi hayatta idiler.<br />
Bu hanımlarından başka dört adet de döşeklik cariyesi var idi. Onlarda şunlardır : Mariyetülkıbtlyy^, Reyhâne, birisimde Zeyneb binti cahş isimli hanımı bağışlamış idi. Diğer birisi de harblerde alman esirlerden bîr cariye idi.<br />
Şimdi Peygamber efendimizin hanımının bu kadar çok oluşuna karşı bâzı sivri akıllı kimseler veya din düşmanları laf edib dil uzatırlar. Onlar ev. velâ iman etmelidirlerki, ondan sonra Peygamberin kendisindeki beşeri kuv­vetle zaruretler karşısmda bazı hanımların iffet ve namusunu korumak maksadiyle himayesine almak durumunda olduğunu aniayabilmelidirîer.<br />
Bir defa Aîlâhü teâlanın hiç bir ferd de bulunmayan maddi ve manevî kuvvet ve hasletleri ona verdiğini bilmek gerekir. Siyer ve ahlak kitablan-nın beyanlarına göre Peygamber efendimiz, bir gecede ailesinden dokuzu­nun evini ziyaret eder beşerî ve ailevî ihtiyaçları karşılar idi, aynı zaman­da dokuzu ilede ailevî münasebette bulundukları beyan edilmektedir.<br />
Aslında bir peygamberde kırk erkek kuvvetinin olduğu ve Peğâmber efendimiz de kırk Peygamber kuvvetine sahib olduğu bâzı ahlâk ve siyer kitablarında yazılmıştır. Her ne ise cenabı hak sevgili habîbine mubah<br />
ve helal kıldığı amelleri, Hz. Peygamber efendimiz işlemiştir. Beşerî kuv-vet ve âdetlerin üstündeki haller ve ameller, hiç bir zaman normal hayatla mukayse edilemez.<br />
Hal böyle iken günümüzde izdivaç hayatını kerih gören veya evlenme-yip bekar durmanın sultanlık olduğunu savunarak aile hayatını kurmayan bir takım şerliler vardır. Hatta bazı kişiler bu hayat! işlemeyen zavallıları, evliya olarak tanıtmaya çalışıyorlar. Evlenmeye bir manisi yok iken nikah­lanmayan kimse, bu ümmetin en şerlisi olduğu Hz. Rasul tarafından açık­lanmıştır.<br />
Nikahlanıp evlenmek, normal kişifer için sünnettir. Nefsi azgın ve kuv­vetli kişilerin nikahlanıp evlenmeleri, vacibdtr. Evlilik hayatında kadının hakkını koruyamıyacak ve idaresinden korkan kimse ise, evlenmesi mek­ruh oînr<br />
tvıenmenin yönlerini, nikahlanmanın lüzumu ile diğer hükümleri hak­kında geniş malumat, «MÜLTEKA TERCÜMESİ» nin birinci cildi ile «İS-LAMDA TESETTÜR VE HAYAT» adlı eserimiz de yazılmıştır. Oralardan oku­mak ve bu suretle en doğrusunu öğrenmek iyi yolun ta kendisidir.<br />
Peygamber efendimizin ashabını uyarıp, kendisinin yolunu takib ede­nin ümmetinden oiup, onun yolunu bırakıp kendi görüş ve düşünceleriyle amel edenlerin de ümmetinden olmayacağını açık bir dİUe beyan buyurmuş­tur. Akıllı insan, bu sözleri kendisine rehber edinir, yalancı vei uydurmacı­ların batıl söz ve amellerine iltifat etmez. <a href="#_ftn129" name="_ftnref129">[129]</a><br />
&nbsp;</p>
<h3><a name="_Toc125788465"></a>Tercümesi</h3>
<p>&nbsp;<br />
<strong>146 &#8211;</strong> (7) Aişe (R.A) den rivayet olunmuştur, dedi i<br />
Resûlüllaft (S.A.V) yep yeni bir şey İstemişti v© (iş amei} hakkında ya­pılabileceğine dâir ruhsat vermişti, Fakat bözi cenaat onu işlemekten ka­çındı. Onların bu halleri Resûlüllah (S.A.V) e erişdi.<br />
Bunun üzerine Resûlüllah (S.A.V) hemen kir hutbe Srâd stti, sonra *&gt; buyurduki ı<a href="#_ftn130" name="_ftnref130">[130]</a><br />
«Bâzı kavmin haîıi nedfrki, benim işlemiş olduğum şeyden onlar kaçım yarlar?! Allaha yemin ederimkl, Elbet ben Allah, onlardan daha iyi bilirim* yş ben onların Allardan daha çok korkanıyım.» <a href="#_ftn131" name="_ftnref131">[131]</a><br />
&nbsp;</p>
<h3><a name="_Toc125788466"></a>Tercümesi :</h3>
<p>&nbsp;<br />
<strong>147 &#8211;</strong> (8) Râfi Bin Hadîc (R.A) den mervidir, dedi :<br />
Nebiyyi muhterem sallallahü ateyhi vesellem hurmayı aşılayan bir ce­maat yanına geldi, dsdiki: «Ne yapıyorsunuz?» *<br />
Ashabı kiram dediler : Biz hurmayı aşılama ile meşkul oluyor idik.<br />
Resûlüyah (Ö.A.V) buyurdu : «Siz bu işi istemeseniz hayırlı olurdu.»<br />
Bunun üzerine ashabı kiram o işi terk ettiler; öyle oluncada hurmanın meyvası noksanlaştı.<br />
Râîî dedi : Ashabı kiram bu hâli nebiyyi muhtereme zikrettiler.<br />
Hemen Resûİüliah {S.A.V) buyurdu :<br />
«Ancak ben bir beşenim, size dininizden bir şeyi emredersem hemen onu tutunuz, alınız. Ve eğer size kendi reyimden bir şeyi emredersem, an­cak ben bir beşerim.»<a href="#_ftn132" name="_ftnref132">[132]</a></p>
<h3></h3>
<h3><a name="_Toc125788467"></a>İzahat</h3>
<p>&nbsp;<br />
Râvî Hz. Râfî bin Hadîc (R.A), Eba Abdiliah elhâriaî künyesi ile künye-lenen Medîne-i münevvereli Ensârı kiramdandır. Uhud muharebesinde ken­disine bir ok isabet etmişti. İşte o anda hemen Rasûfüllah (S.A.VJ ; Ben kı­yamet günü şahidim] buyurdu, o ok yarasının acısı, Emevîlerden Abduime-lik bin Mervan zamanında kesiimiş ve hicretin yetmiş üçüncü .senesinde Medînei münevvere de seksen aitı (86) yaşında veîot etmiştir. Kendisinden pek çok kimseler, hadîsi şerif rivayet etmiştir. Allah ondan râzî olsun.<br />
Resulü Ekrem efendimiz Medîne-i münevvereye geldiğinde bakdıki En-sardan bir kıstm insanlar, bahçelerinde hurma ağaçlarının verimlerinin iyi olması için aşılama ve emsali çiçeklerin eşleşmelerini ve meyvalann iri, bol olmasını sağlamak maksadı ile bir takım ilaçlama gibi amellerle meşgul olu yarlardı. Bunun üzerine Resulü Ekrem efendimiz, bu ameli terk etmelerini buyuruyor. Fakat o sene verimin az olduğu görülünce hemen ashabı kiram haber veriyorlar. İşte o zaman şu mübarek cümleyi buyuruyor.<br />
«Ancak ben bir beşerim. Size dîninizden bir şey emredersem, hemen onu tutunuz &#8211; alınız. Ve eğer size kendi reyimden bir şey emredersem, an­cak ben bir beşerim.»<br />
Bu cümleleri ile âdet ve tabîatlardaki yenilikler veya değişiklikler, Bid&#8217;at değildir: Resûlülah (S.A.V.) bu hadisi şerif de. Dünya işleriyle ilgili san&#8217;at, teknik, ziraî yenilikler, her memleketin âdet ve tabîotma ve hatta havasına göre çeşitli tecrübe ve tatbiklerde değişiklik utabileceğim beyan buyurmuştur. Sıcak ülkelerdeki, giyim âdetlerinin soğuk ülkelerde mümkin. olmadığı gibi.<br />
Nitekim başka rivâyetü bir hadîsi şerif de şöyte buyurulduğu mezkûr­dur :<br />
«Siz, dünya İşlerinizi daha iyi bilirsiniz. Binaenaleyh eğer ben size di­ninizden bir şeyi emredersem, hemen onu tutunuz.»<br />
Daha evvel gecen ve gelecekte beyan edilecek olan Bid&#8217;atlc ügili ha­disi şerifler, itikat ve ibâdete sokulan Bid&#8217;atları beyan etmektedir. Yoksa âdet ve tabiattaki yenilikleri yasaklamak yoktur. Eğer âdet ve örflerdeki yenilikleri de içine almış olsaydı, bu mübarek sözündeki hükümleri Resulü Ekrem efendimiz buyurmazdı.<br />
îtikat ve İbâdete sokulan veya sokulmaya çaılşılan BİD&#8217;ATLAR&#8217;ın kö­tülükleri. «İSLAMA SOKULAN BİD&#8217;AT VE HURAFELER» adlı eserimizin bir ve ikinci cildinde beyan ettikten sonra âdet ve teknik sahadaki yenilikler hakkındada bir nebze bahsettiğimizi hatırlatırız. Ancak âdet ve örfdeki ve­ya tabîat ve teknikdeki yenilikler, dînin kesinlikle haram ve yasak kıldığı hü­kümlere aykırı olursa, işte bunlarda dîne muhalefet olduğundan haramdır.<br />
Nitekim zaman ve örf icabı ve zamana göre evladlan yetiştirmek ge­rektiği iddiası ile, kız çocuklarını soyup çıplak halde veya erkeklerin kıya­fetlerine girib erkekli kadınlı karışık nazaretme, setrülavreti terk etme, hal­vet ismi verilen yabancı erkekle bir kadının tek başlarına bir odada kalma haramlığını işleme, haya ve edebden sıyrılmış bir şekilde yabancı erkeklerle karşı karşıya veya yan yana durub sözde ilim tahsilinde bulunma gibi dinin haram kıldığı âdetler ise, Kur&#8217;anın ve sünnetin şiddetle yasakladığı kötü İslâmın haram kıldığı şeyler, hiç bir zaman âdet ve Örf diyerek işfene-rnez : Haram olan bu amelleri işleyenler, eğer helâl ve iyi derlerse, dinsiz, imansız namus düşmanlarıdırlar.<br />
Şayet haramlığtnı itikad ederek işlerlerse, iffet ve namuslarını kıskanma yan deyyus huylu ahlaksızlardır. Ahlak yoksunu haya ve edebini yitirmiş, hasta ruhlu yaratanını düşünemiyen beyinsiz müminlerdendirler.<br />
cenabı hak, bütün mümin kardeşlerimizle bizleri, böyle beyinsiz, edeb ve haya yoksunu insanlardan oimamayt nasib buyursun. Amin. <a href="#_ftn133" name="_ftnref133">[133]</a><br />
&nbsp;</p>
<h3><a name="_Toc125788468"></a>Tercümesi:</h3>
<p>&nbsp;<br />
<strong>148 &#8211;</strong> (9) Ebû Musa (R.A) den mervidir dedi:<br />
«Ancak benim misalim ve benimle gönderilenin misali, bir cemaata ge­lip şöyle diyen adamın misâli gibidir: «Ey kavmim! Ben düşman ordusunun gözümle gördüm, ben acık bir şekilde (sizi o düşmanın tehlikesinden) korku-ducuyum (ikaz ediciyim)! Binaenaleyh kaçının, kaçının (uyanık ve dikkatli oiun, buradan ayrılın.)<br />
— Bunun üzerine c&lt; adama cemcatden bazısı itaat eder, hemen ge­celeyin giderler, sükûnet ve usulca oradan ayrılırlar. Nihayet o cemaat düşmanın tecâvüzünden kurtulurlar.<br />
— Ve o cemaatdan bir kısmıda o adamı yalanlar ve yerlerinde sabah­larlar, düşman ordusu da sabahlar. Bunun üzerine düşman ordusu o ger­çeğe inanmayıp yalanlayan cemaatı helak ve perişan ederler.<br />
— İşte bu adamlar bana itaat edip benim getirdiğim hükümetlere tâ­bi olan kimsenin misâli ve bana isyan edip benim hak teâladan getirdiğimi yalanlayan kimsenin mâslı gibidir.» (Hadisi, Buhâri, Müslim rivayet etmiştir.) <a href="#_ftn134" name="_ftnref134">[134]</a><br />
&nbsp;</p>
<h3><a name="_Toc125788469"></a>İzahat</h3>
<p>&nbsp;<br />
Râvî Hz. Ebû Musa (R.A) in hayatı, yukarda ki hadîsi şeriflerin izahatın­da geçmiştir.<br />
Hadîsi şerifte Resulü Ekrem efendimiz, kendisi ile getirdiği hükmü ilâhinin ümmetine duyurmasını ve netice hakkındaki ümmetinin davranış­larını temsili olarak beyan etmiş ve şöyle açıklamıştır:<br />
Bir kavmin inandığı bir kimse, o kavme geliyor diyor ki : Ben size mü­him ve hayâtı bir hususu açıklıyorum, iyi dikkat ediniz, gözümle gördüm düşman ordusu geliyor, buradan kaçarsanız ve kendinizi kurtarmak için çok acele ederseniz çok iyi edersiniz. Aman dikkat ediniz buradan ayrılı­nız!<br />
Bu tebliğ ve ikaz o kavmden bir kısmı dinleyib hemen çek&#8217;nip derlenib toplanarak oradan ayrılırlar. Bir kısmı da o îkaza kulak asmazlar, yerlerin­den ayrılmazlar ve nihayet düşman ordusu gelir onları helâkü perişc.ı ederler.<br />
Keza peygamberimiz efendimizin tebliğ ettiği hükümlere tabî olub ye­rine getiren müminler de, cehennem ateşinden kendilerini korurlar cenâbu hakkın büyük ve ebedî azabından kendilerini kurtarırlar.<br />
Şayet Resulü Ekrem efendimizin buyruklarına tabî olmayıp isyan eder­ler ve hatta yalanlarlarsa, işte onlarda düşman ordusundan kaçmayıp he­lak olanlar gibi, helâkü perişan olup cehennemi boylarlar.<br />
Binâenaleyh akıllı müsiüman bu teşbihli izaha çok dikkat eder, Ken­disine çeki düzen verir, Resulü Ekrem efendimizin buyuruklarına ciddiyetle sarılır. Ve bütün müminleri de uyarıp seadet ve felaha kavuşturmaya çalı­şır. Peygamber efendimize tâbi olmak aneak böyledir.<br />
Bir âyeti kerîmede şöyle buyurulmuştur :<br />
—; «(Habîbirn!) Deki : Eğer çiz AEİâhi seviyorsanız, hemen bana uyun ki, Aüah da sizleri sevsin ve günohlarmızı bağışlasın.» (Ali İmran sûresi, 31)<br />
Resûlüllaha isyan edib kötü yolu tâkib eden basiretsizler ise, dünya ve âirret felâketine uğrayacakları muhakkaktır.<br />
Bir âyeti kerîmede şöyle buyurulmuştur :<br />
«Binâenaleyh Peygamberin emrine muhalefet edenler, başlarına bir be­lâ inmekten, yahut kendilerine şiddetli bir azab isabet etmekten sakınsın-Icr.» (-Nur sûresi, 63) <a href="#_ftn135" name="_ftnref135">[135]</a><br />
&nbsp;</p>
<h3><a name="_Toc125788470"></a>Tercümesi:</h3>
<p>&nbsp;<br />
<strong>149 &#8211;</strong> (10) Ebî Hureyre (R.A) den mervîdir, dedi: Resûlüilah (S.A.V) buyurdu :<br />
«Benim misâlim ateş (ışık) yakan bir adamın misâli gibidir,. Her ne za­man ateş çevresini aydınlatırsa, döşek ve bu ateşin (ışığın) içine düşecek hayvanlar, düşmezler. Halbuki o hayvanlar (karanlıkda) gidemezlerdi ve karanlık kaplar kendilerini ateşin tehlikesine atarlar, tşte bende sfzj ateşe düşmekdsn koruyucuyum. Halbuki siz kendinizi o ateşe atmaya çalışıyor­sunuz. «Bu hadis, Buhârinin rivayetidir. Müslimin rivâyetide böylecedir. Ancak müsüm hadisin sonunda demiştir :<br />
Resûlüilah (S.A.V) buyurdu :<a href="#_ftn136" name="_ftnref136">[136]</a><br />
«İşte bu, benim ve sizin misâiınızdır. Binâenaleyh ben sizi ateşden ko­ruyan bir kişiyim. Ateşden uzaklasın. Gelin Eğer bana gâffp gelirseniz (yani ateşden uzaklaşmazsanız), kendinizi ateşe atarsınız.» <a href="#_ftn137" name="_ftnref137">[137]</a><br />
&nbsp;</p>
<h3><a name="_Toc125788471"></a>Tercümesi:</h3>
<p>&nbsp;<br />
<strong>150 &#8211;</strong> (II) Ebû Musa (R.A) den mervîdir. dedi:<br />
«AEIahü teâiânın itim ve hidâyetle beni göndermesinin misali, bir ara­ziye cokca yağıp isabet eden yağmurun misâli gibidir.<br />
— Binaenaleyh o arazinin bir kısmı güzeldir, suyu kabul edip emer, pek çok ekin ve ot bitirir. Ve o araziden bir kısmıda sert d ir suyu emmez* Allahü teâla o sudan insanları menfaatlandırır. O suyu içerler, sularlar ve ziraat işi yaparlar,<br />
— Yağmur suyu diğer bir kısım araziyede isabet eder, fakat o arazi kaygandır (düzgündür) su tutmaz, (suyu emmez), (Çorak topraktı arazi gi­bi), Ot bitmez.<a href="#_ftn138" name="_ftnref138">[138]</a><br />
— İşte bu arazide Allanın dininde fakıih olup Allanın beni gönderdiği şeyden faydalanarak (amel ederek) ilim öğrenen ve öğreten kimsenin mi­sâli gibidir ve (münbit olmayan arazide) Allanın dîninindeki hükümelerle fık­hı (şeriatı) bslîemeyib (veya fıkhı öğrenib amel etmeyerek) bir baş olub (gi-birlenib) yükselen ve benim gönderildiğim şeyleri ki, Allanın hidâyetini ka­bul etmeyen kimsenin misâli gibidir.» <a href="#_ftn139" name="_ftnref139">[139]</a><br />
&nbsp;</p>
<h3><a name="_Toc125788472"></a>İzahat</h3>
<p>&nbsp;<br />
Hadîsi şerifte beyan edilen, «Allanın, beni ilim ve hidâyetle gönder­mesinin misâli» cümlesinin hükmü iki cihetli olarak anlaşılabilir.</p>
<ol>
<li><strong>a)</strong> Birisi, mutlak hidâyete delâlettirki, bu hüküm şu mealdâki ayeti ke­rîme ile beyan buyurulmuştur:</li>
</ol>
<p>«Semûd kavmine gelince, biz onlara hidâyeti (doğru yolu) gösterdik, onlar körlüğü {eğri yolu) hidâyete (doğru yola) tercih ettiler.» (Fussilet sûresi, 17)</p>
<ol>
<li><strong>b)</strong> Hidâyetin diğer anlamı ise, hakka vasıl edici olarak gönderildiğini beyandır ki şu âyeti kerîmede îzah edilmiştir ;</li>
</ol>
<p>« (Habibim!) muhakkak ki sen, sevdiğin kimseyi hidâyete erdiremez­sin. Fakat Allah, öyle bir kudret sahibi ki, kimi dilerse, ona hidâyet verir ve o (Allah), hidâyete erecekleri daha İyi bilir.» (Kasas sûresi, 56)<br />
Yukardaki birinci ayeti kerîmede. Peygamberlerin kendileri mutfak hi­dâyet yolu üzere gönderildiğinden kendileri direkman hidâyettir. Binâen­aleyh onları kabul eden mutlak hidâyeti tercih edip inanmış olurlar. Yani onları kabul etmekle, mutlak mutasarrıf olan hâliki zülceiâlın lutfu inayeti­ne en çabuk ve en yakın yoldan nail olunmuş olunur.<br />
İkinci âyeti kerîme iiede. Peygamberler hidâyet yoluna delâlet eden, kendileri davet ettikleri kimseleri hidâyete eriştiremiyecekleri, ancak halikı zülceiâlın lutfu inayeti ile hidâyete erişebilecekleri beyan buyurulmakta dır.<br />
Hadîs şerifte «İHmle gönderilişimin misâli» cümlesi ile de, Hz. Peygam­ber efendimiz doğru yolu göstermekle beraber doğruyu bildiren ve öğre­ten bilgilerle gönderildiğini beyan buyurmuşturki, doğruyu gösteren ve öğ­reten bilgilerle amel edilirse, daha mükemmel ve makbul bilgiler, ameller ve doğru yollar ilâhî lutufla elde edilir.<br />
Nitekim bir hadîsi şerifte şöyle büyütülmüştür : «Bir kimse, bildiği ile amel ederse, Allahıi teala o kimseye bilmediği şeylerin ilmini ona varis kılar (bildirir).»<br />
Bir kimse bildiği ile amel etmez ise, o kimseye doğru yol gösterilmez, doğruyu bulamaz, dalâlet ve felâketin içine düşer.<br />
Bu hususu belirten bir gerçekte şöyle denilmiştir : «Bir kimsenin ilmi artar ve fakat hidâyeti (doğru yola gidişi) artmaz ise, o kimsenin Alfandan uzaklaşması ziyâdeieşir.» <a href="#_ftn140" name="_ftnref140">[140]</a><br />
Bu hakikatlardan da anlaşıldığı üzere, insanın en iyi kazancı, kendini doğru yola, hak ve hakikata götüren faydalı ilimdir. Bir ilim, sahibine fayda vermez ise, o kimse, o ilmin yükünü cekib âhirette vizir ve vebalını artır­maktan başka bir şeye yaramaz.<br />
İlmi ile amel etmeyenler hakkında cenâbu hak şöyle buyurmuştur : «Kendilerine tevralla emel etmeleri teklif edildikten sonra, onunla amel etmeyen kimselerin misâli, ciltler hâlinde olan kitbaları sırtında taşıyan (vefakat kitabların içindeki bilgiden haberi olmayan) eşeğin misâMne benzer.» (Cuma sûresi, 5)<br />
3ir çok bilgiyi öğrenibde amel etmeyenler, sırtlarında ciltler, halinde kitabiarı yüklenip sıkıntısını çeken ve fakat kitabların içindeki bilgilerden hiç nasîbi olmayan eşekler gibidirler.<br />
Şu halde akıllı ve faydalı bilgiye sahib olan müslüman, bu rezil merte­beye düşmemesi için, imkan dahilinde bildiği ile amel eder.<br />
Peygamber efendimiz hadîsi şerifin devamında kendisinin gelişini, gökten yağan yağmura temsil ederek yer yüzüne yağan yağmurdan fay­dalanan arozî ile hiç bir fayda ve tesiri görülmeyen toprakların durumunu beyan buyurmuştur.<br />
Münbit ve /erimli arazî, yağan yağmurdan faydalanarak çok güzel ve­rim verir. Bire on. Lire yetmiş ye hatta bire yediyüz ve daha çok güzei ve­rimler ve faydalar suğlanır.<br />
Fakat çorak ve killi olan topraklar, yağmurdan hiç bir fayda görmez, sahibine en ufak bir verimde bulunmaz.<br />
Peygamber efendimizin getirdiği güzel hükümleri de, hüsnü kabul ile kabüllenib olduğu gibi inanıb öğrendiği ile amel eden her insan da, mün-Dit dan arazî gibi, kendisine gelen v« tâlim, telkin edilen hükümleri içine alıyor ve başkalarınada fayda sağlayor.<br />
Peygamber efendimizin getirdiği hükümleri kabul etmeyip inkar eden ı/eya inanamayıp red eden zavallı kimselerden yağmurdan faydalanmayan ve başkalarına da faydcsı olmayan çorak topraklar gibidirler.<br />
Mümini muhlis, temsil ile beyan edilen bu gerçeklere dikkat eder. kendisini en iyi ve faydalı insanlardan olması için azamî gayreti sarfeder. Resulü Ekrem efendimizin getirdiği hükümlere sımsıkı sarılır. Bildiği ile amel ederek dünya ve âhiret seadtine naii olur.<br />
Hadisi şerifin başdan, sona kadar ihtiva ettiği hükümde, şu hakîkatlara işaret vardır :</p>
<ol>
<li><strong>a)</strong> Peygamber sallalluhü aleyhi vesellem, ilim ve hidâyetle gönderil­miştir,</li>
<li><strong>b)</strong> Onun getirdiği hükümleri, öğrenib kabul edenle kabul etmeyip red edenler, münbit ve verimli ioorek ile verimi ve bitgi kabiliyyeti olmayan toprağa teşbih şekli vardır.</li>
<li><strong>c)</strong> Münbit topraklar, yağmur yağdıkça verimi artırırken, çorak olup münbit olmayan topraklarda yağan yağmurdan hiç bir netice sağlayıp verim vermez.</li>
<li><strong>d)</strong> Peygamberin getirdiği hükümleri kabul eden kimseler, verimli top­aklar gibidirler, şâyeı red edib İnka* eden olursa, onlarda verimsiz çorak toprak gibidirler.</li>
<li><strong>e)</strong> Peygamber efendimizin getirdiği hükümleri kabul edıb amel eden­lerin, şeriat ve fıkıh ilmine vakıf olan âlimlerin olabileceği beyan buyurulmuş tur.</li>
<li><strong>f)</strong> Şeriat ve fıkıh ilminden mahrum olup.cehlinin kurbanı hâlinde gurur ve kibirli kimselerin ise. Peygamber efendimizin getirdiği gerçeklerden fay-dalanamıyacağı açıklanmaktadır.</li>
</ol>
<p><strong>g).</strong> Kibirli kimselerin, hak ve hakikati kabu/ etmeyib dalâlet yolunu ter­cih edecekleri de hadîsi şerifin son cümlesinde beyan buyurulmaktadır.</p>
<ol>
<li><strong>h)</strong> Hidâyete erişmek ve dalâlet yoluna sapmak ilâhi kudretin tecellisi ile kulun ihtiyacına bağlı olduğu muhakkaktır. Fakat hidâyete liyakat kaza­nan kul, cenâbu hakkın lutfu keremi ile, sapıtmaz. Bu sebebden mümin, cenâbu hakkın inayetine mazhar olmak için, elinden gelen gayreti sarfedib doğru yoldan ayrılmamalıdır.</li>
</ol>
<p>Bunun da en çıkar yolu, edille-i şer&#8217;iyye den olan kitab, sünnet, icmâı ümmet ve kıyâsı fukaha ya sarılmaktır.<br />
Kitab ve sünnetin İtikadı hükümleri, akâid ve iimi kelam kitablarında zikredilmiş, amelî ve tatbiki olan kısımları da fıkıh ilmini ihtiva eden fıkıh kitabiarında uzun uzun beyan edilmiştir. <a href="#_ftn141" name="_ftnref141">[141]</a><br />
&nbsp;</p>
<h3><a name="_Toc125788473"></a>Tercümesi;</h3>
<p>&nbsp;<br />
<strong>151 &#8211;</strong> (12) Aişe (R.A) den mervîdir, dedi:<br />
Resûlüîlah (S.A.V) şu âyeti okudu.<br />
«O (Allah), sana Kur&#8217;anı indirmıiştir, o kitapda kinin (Kur&#8217;anın) bir kıs­mı, muhkem âyetlerdir. Bunlar Kur&#8217;anın esasıdır. Diğer bıir kısım âyetlerde vardırki (onların manası sizce anlaşılmaz) Müteşabihdirler&#8230; Resûlüîlah bu âyeti kerimenin sonu olan, «Bunları ancak akılları tam olanlar., iyice düşü­nür.» Cümlesine kadar okumuştur.<br />
— Aişe (R.A) dedi:<a href="#_ftn142" name="_ftnref142">[142]</a><br />
— Resûlüîlah (S.A.V) dediki : Kur&#8217;andaki müteşâbih olan (Anlaşıiamı-yan) hükümlere tabî olan kimseleri; sen gördüğünde &#8211; Müslimin rivayetin­de : Siz gördüğünüzde; işte onlar, Allahü teâlanın hükümleri hakkında kalblerinde şüphe olup fitne ve fesatlığa sapmak isteyenler, diyerek isim­lendiği kimselerdir. Binâenalyh onlardan kaçınınız.» <a href="#_ftn143" name="_ftnref143">[143]</a><br />
&nbsp;</p>
<h3><a name="_Toc125788474"></a>İzahat</h3>
<p>&nbsp;<br />
Hadîsi şerifte belirtildiği üzere, Kur&#8217;anı Kerîmin hükmü, lafız ve mâna­ları gayet açık olarak beyan edilen tevil ve tefsire ihtiyacı olmayan «muh­kem» ismi verilen âyetler, hak teâlanın manasını açıkça beyan buyurma-dığı ve Resulü Ekrem efendimize de mânasını açıklamadığı «Müteşâbih» adı ile vasıflandırılan âyetleri ihtiva etmektedir.<br />
îmanın esasları, şirkin fenalığı, beş vakit namazın farzltğı, zekat, oruç ve haccın farzlığı açıkça ve sarahatla beyn buyurulan hükümlerdendir.<br />
Ayrıca faizin haramlığı, şarabın, zinanın, haksız yere adam öldürmenin, hırsızlığın, yalan söylemenin, gıybetin, iftiranın, kibir ve hased gibi kalb hastalıklarınında haramlığı kesin ve açık hükümlerle beyan buyurulan âyeti kerîme hükümlerindendir.<br />
Müteşâbih hükümleri ihtiva edenler ise; Sûre başlarındaki kelime ve harfler, Cenâbu hakkın eli, üstü, arşı âlâya istivası. Âdemi kendi suretinde yarattığı gibi hükümler, açıklanmamış, Aüahü teala tarafından Resulüne sarahaten beyan buyurulmamıştır.<br />
İşte biz burada muhkem ayetlerin hükümlerini izah etmeyib, Müteşâ­bih âyetler hakkında bir kaç hüküm nakledeceğiz.<br />
Cenâbu hak, zat ve sıfatında hiç bir şeye benzemez. Binaenaleyh zatı ilâhi ve sıfatı ilâhi ile ilgili teşbih hükümlerini en iyi bilib anlamak için şu âyeti kerîmenin ihtiva ettiği gerçeklere dikkat etmek gerekir :<br />
«Hiç bir şey ona (Ailâha) denk olmamıştır.» (İhias sûresi, 4)<br />
Diğer âyeti kerîme meali şöyledir :<br />
«Onun (Allanın) misli (benzeri) hiç bir şey yc&amp;tur.» (Şûra sûresi, li)<br />
Akâid kitablarında zâtı ilâhi ile ilgili hükümde şöyle buyurulmuştur :<br />
«Arşın Rabbî (Allah), Arşın fevkındedır. Fakat o arşa karar edici ve muttasıl şekli vasfedilmeksizin arşın fevkındedir.»<br />
Emâlînin diğer beytinde de şöyle denilmiştir :<br />
«Rahman olan Allah, Hiç bir surette bir şeye benzemez. Binâenaley fasit îtikadlılardan kendini muhafaza et.»<br />
İmamı MaÜk (R.A), Müteşâbih hakkında şöyle demiştir :<br />
«İstiva (Arşın üstüne Allanın yükselmesi), Malumdur. Keyfiyeti, meç­huldür. İstivanın esasına îman etmek vacibdir. İstivadan sual etmek ise, Bid&#8217;attır.»<a href="#_ftn144" name="_ftnref144">[144]</a><br />
İmamı Âzam (R.A) da, İmamı Malik (R.A) in bu beyanatını, tasvib edib güzel görmüştür.<br />
Akıllı müslümanda, halikı zülcelal hakkında ve beyan ettiği muhkem ve müteşâbih ayetler hakkında ne şekilde ve nasıl inanılması gerekirse, öylece inanır.<a href="#_ftn145" name="_ftnref145">[145]</a><br />
imamı ŞâfM (R.A) da müteşâbih hakkında şöyle demiştir : «Müteşabih âyetler;! tefsir etmek, helal olmaz. Ancak ResÛlüllahdan bir senedle veya sahabeden bir zatın haberi ile veya ulemânın ittifak ettik­leri bir tevil ile tefsir edilebilir.» <a href="#_ftn146" name="_ftnref146">[146]</a><br />
&nbsp;</p>
<h3><a name="_Toc125788475"></a>Tercümesi :</h3>
<p>&nbsp;<br />
<strong>152 &#8211;</strong> (13) Abdullah Bin Amr (R.A) den mervîdir, dedi .Resûlüllah (S.A.V) bir gün öğleyin (sıcakda) geldim, dedi: İki kişinin bir âyet hakkında ihtilaf ettikleri sesleri işitiliyordu.<a href="#_ftn147" name="_ftnref147">[147]</a><br />
— Hemen Resûlüllah (S.A.V) in yüzünde gazablı olduğu bilinir halde yanımıza çıka geldi. Buyurdu ki:<br />
«Ancak sizden evvel geçen kimseler, kitapda ihtilafları ile helak oldu <a href="#_ftn148" name="_ftnref148">[148]</a> .<br />
&nbsp;</p>
<h3><a name="_Toc125788476"></a>İzahat</h3>
<p>&nbsp;<br />
Hadîsi şerifte şu mealdaki âyeti kerîmelere işaret vardır:<br />
«Kâfirler, hakkı (Kur&#8217;anı), bâtıl ile yok edib gidermek için mücâdeleederlerB- (Kehf sûresi, 56)<br />
Diğer âyeti kerîme meali :<br />
«İnsanlardan bir kısmı da, Allanın dîn,i hakkında bir bilgisi olmadığı halde mücâdele eder ve her inatçı şeytana uyar.» (Hac sûresi, 3)<br />
Diğer âyeti kerîme meali :<br />
«Ve müşrikler şöyle demişlerdi : Bizim ilahlarımız (Putlarımız) mı daha hayırlı, yoksa omu? (Meryemin oğlu İsamı?), (Habîbim!) Müşrikler bunu sana sırf bir mücâdele olarak misal veriyorlar. Aslında onlar, çok çekiş­ken adamlardır.» (Zuhruf sûresi, 58)<br />
Peygamber efendimizin yasakladığı hakkın izhârı için olmayıp, sırf enâniyet ve bir kuru iddianın devamı olan mücâdeledir. Sahâbe-i kiram efendilerimiz, Müteşâbih ayetlerden bahsedib münakaşaya başladıklarını görünce mübarek cümleyi buyurarak her aeşid ve lüzumsuz münakaşa­dan men etmiştir.<br />
Ayeti kerîmelerde de belirtildiği üzere, münakaşa yapan kişiler hemen hemen müşrik ve kâfirler olduğu görülüyor. Hakkın izhârı için münakaşa ve mücâdele yapanlar, pek aztnhkda oluyorlar.<br />
Bu sebeble haklıda olunsa imkan dâhilinde münakaşadan kaçınmak ensâlih yoldur.<br />
Netekİm Peygamber efendimiz bir hadîsi nebevisinde şöyle buyur­muştur :<br />
«Bir kimse, haklı olduğu halde cidal ve münakaşayı terk ederse, o kimse içîn cennetin yükseğinde bir beyt (ev, köşk) bina ediiir. Ve bir kim­sede haksız olduğu halde cidal ve münakaşayı terk ederse, o kimse için cennetin aşağısında bir beyt (ev) bina edilir.» Tirmizi (Şerhi aynülilim, 455)<br />
Cidal ve münakaşanın doğru olmayan yönlerin en mühimmi, zatı ilahi ve sıfatı ilahi hakkında yapılan münakaşadır. Hükmü ilâhîler ve başka me­seleler hakkında da imkan dâhilinde dedi kodu ve çekişmelerden son de­rece kaçınmak lazımdır. Zira cidal ve münakaşa neticesinde şu gibi haller ortaya çıkabilir.</p>
<ol>
<li><strong>a)</strong> Cidai ve münakaşadan sonra insanda, öfke ve gazab hali olabilir.</li>
<li><strong>b)</strong> Münakaşa esnasında, iftira ve yalan söyleme halleri görülebilir,</li>
<li><strong>c)</strong> Münakaşa ânında, rakibine galib gelmek için çeşitli hilelere sapma hali olabilir.</li>
<li><strong>d)</strong> Cidal ve münakaşa yapan kimse, rakibine karşı kibir ve gururlu bir tavru harekette bulunma hâli de olabilir.</li>
<li><strong>e)</strong> Cidal ve münakaşa yapan kimse, nefsin ve şeytanın esîri olarak hissî hareketlere kapılabilir.</li>
<li><strong>t)</strong> Cidal ve münakaşa, insanda buğz, kin, adavet, hased, riya, ucub ve kibir gibi kalb hastalıkları oian manevî mikrobları meydana getirebilir.</li>
<li><strong>g)</strong> Hulasa bilhassa haksız ve lüzumsuz yere yapılan münakaşalar, nefsin esareti, hak ve hukukun düşmanlığını ortaya kor.</li>
</ol>
<p>Her ne pahasına olursa olsun, haram ve yasak olan cidal ve münaka­şadan kaçınmak en doğru yoldur.<br />
Ancak hakkın izharı, veya hak olan bir şeyin tesbiti ve hak yolcula­rının tasvib ve takdiri gibi hallerin yanında Allah ve hak için mücadele, haddi aşmamak kaydı ile caizdir.<br />
Bu hususu açıklayıcı hükümler, yukarlarda geçmiştir. <a href="#_ftn149" name="_ftnref149">[149]</a><br />
&nbsp;</p>
<h3><a name="_Toc125788477"></a>Tercümesi:</h3>
<p>&nbsp;<br />
<strong>153-</strong> (14) Sâd Bin Ebî Vakkas (R.A) den mervîdir, demiştir : «Müslümanlar içerisinde (veya hakkında) müsiümanların en büyük cürüm (günah) işleyeni, insanlar üzerâne haram kılınmamış her hangi bir şeyden <a href="#_ftn150" name="_ftnref150">[150]</a>(Peygambere) sual soran kimsedirki, onun sorması sebebi ile o so­rulan şey haram kılınır.» <a href="#_ftn151" name="_ftnref151">[151]</a><br />
&nbsp;</p>
<h3><a name="_Toc125788478"></a>İzahat</h3>
<p>&nbsp;<br />
Râvî Sâd bin Ebi Vakkas (R.A), Cennetle müjdelenen on sahabeden birisidir. Ebû ishak namiyle künyefenmiştir. Babasının ismi, Mâlikdir. An­nesinin ismi ise, Hamnedir Hz. Sâd, kureyş kabilesinden Benî Zühre sülâlesindendir. Annesi ta­rafından bu nesle bağlı olması nedeniyle Peygamberimizin annesi ile nesil birliği olduğundan Resulü Ekrem efendimiz, Hz. Sâd-e; «Benim dayımdır.» buyururlardı.<br />
Hz. Sâd (R.A), ilk müslümanlardandır. Müslümanların yedincisi veya beşincisi olduğu beyan edilmiştir. İslahla girdiği sırada, on yedi (17) ya­şında idi. Allah yolunda ilk kâfir kanı döken ve düşmana ok atan bu zatı muhteremdir.<br />
Peygamber efendimizle beraber bütün muharebelerde hazır bulunmuş­tur. Uhud muharebesinde Hz. Sâd, bin (1000) ok atmıştır. Ve Resulü Ekrem efendimiz kendisine; «Anam babam sana feda olsun at, ey sâd!» diyerek taltifde bulunmuştur. Peygamberimizin böyle taltifi, Handek muharebe­sinde Hz. Zübeyr bin Avvama da olmuştur.<br />
Bizim memleketimiz olan türkiyede kadınlar arasında, «Şeydi vakkası-na uğrayasıca» diyerek öfkelerini gidermek için çocuklarına veya gazab-landıkiarı kimselere söylerler. Kadınların bu sözleri, Sâd bin Ebî Vakkas (R.A) in uhud muharebesinde atmış olduğu okların vak&#8217;asını kasdederek söyleyorlar. Fakat tahrif edilmiş altından üstünden kelime ve harf koparı­larak söylenmektedir. Aslı şöyle olması gerekir : «Sâd bin Ebî Vakkasın vck&#8217;asına uğrayasıca.»<br />
Hz. Sâd (R.A), Uhud muharebesinde ok atarken takriben otuz iki yaş-tarında idi. Bu zat daha mekke-i mükerreme de ilk m&#8217;üslüman olduğu sıra­larda müşriklerden bir takım zalim kişilerin saldırısı karşısında, devenin çene kemiğini birinin başına vurub yarmıştır. işte islam yolunda yere akı­tılan ilk kan, budur.<br />
Bu zatın attığı okun ve yapmış olduğu duanın kabul olması hususun­da Resulü Ekrem efendimiz şöyle buyurmuştur : «Ey Aüahım! Bu zatın oku­nu rast getir ve duasını kabul et.»<br />
Resulü Ekrem efendimizin bu duasından dolayı onun bu hâlini bilen muslümanlar, Sâd (R.A) in aleyhlerinde dua yapmasından korkarlardı. Bu sebeble kendisinden çekinirler ve hayır duasını taîeb ederlerdi.<br />
Hz. Sâd (R.A), Küfenin banisi, bilâ ahire valisi oldu. Kadsiye muhare­besinin baş kumandanı ve İranı fethedenlerin birincisidir.<br />
Hz. Sâd (R.A), seksen yaşını mütecaviz olduğu halde hicretin eüî beş (5fcj senesinde Medinei münevverede (Akik) nâmi ile anılan mahaldakı evinde vefat etmiştir. Vefatından sonra cenazesi, Medine-i münevvereye getirilib mescidi nebevinin içine kondu ve namazını c zcman Medine valisi olan rnervan kıldırmıştır. Ve cenazesi, cennetülbîa defn olunmuştur.<br />
Cenazenin mescide idhal edilerek kılınmasındaki hikmet, Hz. Aişenin talebi ve validelerimizin de cenazeyi kılmaları içindir. Cenazenin mescide sokulup sokulmaması ile ilgili geniş malumat, fıkıh kitablarında mezkûrdur.<br />
Hz. Sâd, Cennetle müjdelenen sahabenin en son vefat edenidir. Al-iah ondan râzî olsun ve âhirette şefâatma cümlemizi cenabı hak nasib buyursun. Amin,<br />
Hz. Sâdin rivayet ettiği hadîsi şerifte Resulü Ekrem efendimiz gayet açık ve kesin ifâdelerle beyan buyurmuştur ki, «En büyük günGh, müslü-manlann bir mes&#8217;ele hakkında beyan edilen bir hüküm yok iken onu so­rup sual ederek müstümanlara haram kılan kimselerin günahlarıdır.»<br />
Burada pek çok mes&#8217;ele ve hakîkatlar açıklanması gerekir. Fakat biz bîr kaç misal ve hüküm naklederek esasları belirtmeye çalışacağız.<br />
Evvelâ bir mes&#8217;ele kısa yoldan beyan edilmiş ise, o meseleyi enine boyuna uzatarak sual ve cevablar alınmaya çalışılması hiç iyi değil kolay ve rahatlıkla ifade edilecek iş ve amel güçleşir.<br />
Meselâ : Hz. Musa aleyhisseiam zamanında bir adam öldürülmüştü, bu adamın öldüreninin bilinmesi için İsrail oğulları Hz. Mûsaya-müracaat ettiler, Hz. Mûsada cenâbu hakdan aldığı emri ilâhi olan Öküzü (İneği) bo­ğazlamalarını buyurunca, İsrail oğulları işi sual ve cevab yoiuna döktüler, sığırın, rengini sordular. Rengi beyan edilince renk üzerinde belirli bir alâ-metden sordular. Ona da cevabı alınca mevcut sığırlardan dnha başka bir<br />
hale sahib olup olmadığı gibi suallere geçtiler ve, nihayet kesin cevabı al­dılar ama, o sığırı bulup kesinceye kadar pek çok sıkıntı çektiler.<br />
Bu hükümleri satırlar hâlinde okumak isteyenler, Bakara sûresinin 67-73 âyetleri okumalarını tavsiye ederiz.<br />
Bu hüküm ve kıssadan da anlaşıldığı üzere, kısa yoldan beyan edilen bir amel veya mes&#8217;eleyi veya yapılması istenen bir işi, enine boyuna sual ederek uzatmak pek çok güçlüklere sebeb olabilir. Bu sebeble bir mes&#8217;ele kısa yoldan açıklanmış ise, onu uzatib güçleştirmemeli. Olduğu gibi veya beyan edildiği şekli ile icra etmelidir<br />
Yine bir misal, Hz. Peygamber efendimiz : «Ey insanlar! size hac farz kılınmıştır. Binaenaley hocanızı îfa ediniz.» hükmünü buyurunca ashabdan bazıları, «her senemi yâ Resûlulla!» diyerek sual edenler oldu. Bu sual üç sefer tekrarlandı. Nihayet üçüncü seferde Resulü Ekrem efendimiz «Ha­yır» buyurdular. Eğer bu suallere karşı Rasûlü Ekrem efendimiz «Evet» buyuraydı, İşte güçlük ve ızdirab o zaman ortaya çıkardı.<br />
Yukardaki hükmü ilâhinin kesin şeklini îzah ettikden sonra Resulü Ekrem efendimiz şöyle buyurdu : «Eğer ben hayır, demeyipde evet diyey-dim, hükmü ilâhi öylece kesinleşirdı. Böyle oluncada hac farîzass her sene vacib olurdu.»<br />
Bu hükmü ilâhinin kesin be/anını yapdıkdan sonra Resulü Ekrem efen dimize şu mealdeki âyeti kerîme geimiştir:<br />
«Ey Müminler! Öyle şeylerden Peygambere sormayın ki, size (o sor­duklarınız} açıklanırsa, fenanıza gidecektir. Halbuki kur&#8217;an indirilirken sual ederseniz, onlar size açıklanır. Allah şimdiye kadar sorduklarınızı bağış­ladı. Allah çok bağışlayıcıda, azabında aceleci değildir.» (Maide sûresi, 101)<br />
Asrı seadette uzun sual ve cevab hâli görülenlerden bir zat da Abdul­lah bin Amr bin el as (R.A) dır. Uzun sual ve Resûlüİlahın cevabından bir kısmını kısaca şöyle nakledelim :<br />
«Haber alındığına göre sen Kuranı gecenin tamamında hatmediyor­sun?<br />
— Abdullah bin Amr hemen dedirnki. Evet ey Allanın Rasûlü! Muhak­kak ki ben o kur&#8217;anı bir gecede hatmetmekle ancak hayır umuyorum.<br />
— İşte bu andan hemen Resûlüllah (S.A.V) ona şöyle buyurdu : «Kur&#8217;anı her ayda bir defa hatmedib oku.»<br />
«Abdullah (R.A}, Ey Allâhın Nebisi! ben bundan fazlasını yapmaya kadir olurum dedi.<br />
— Resûlüllah (S.A.V} buyurduki,<br />
«Öyle ise, yedıi günde oku. Bunun üzerine ziyâde etme.»<br />
— Abdullah bin Amr (R.A) dedi : Ben şiddetlendirdikçe, Resûlüliahda şiddetlendirdi ve bana dediki, «Sen bilmezsin, belki ömrün uzun olur.»<br />
— Hz. Abdullah (R.A) dediki; Nihayet yaşlandım, peygamber sallallâ-hü aleyhi vesellemin dediği gibi ihtiyarladım ve dedimki : Keşke Resûiülla-hın bana beyan etmiş olduğu ruhsatı (kolaylığı) kabul edib sussaydım.»<a href="#_ftn152" name="_ftnref152">[152]</a><br />
Bu gerçeklere dikkat edilmeli ki, lüzumsuz suallerden ve hatta bir işin kolay, yolu tarif edilmişken zorlaştırmak için uzun uzun sual sormaya kal­kışmamalıdır.<br />
Ve bir büyükten iş yapdıracak veya sual soracak kişi, işini en kısa yoldan sorub, verilen cevabı yerine getirmelidir. Lüzumsuz sorular ve fazla sözler aksi tesir eder, İyi ve kolay yoldan olacak şey, birde bakarsın güçle­şir. Belkide olmaz.<br />
Hatta bâzı sualler, yersiz ve lüzumsuz olur, karşıdaki kişiyi infiale sevk ederek iyilik yerine kötülük elde edilir. Yersiz ve hazmı güç olan sorulardan son derece kaçınmak en doğru yoldur.<br />
Gecen ümmetlerden pek çok kimseler, hazmedemiyecekieri sualleri sordular ve nihayet suallerinin karşılığını görünce inkâra kalkışdılar ve helak olmalarına sebeb oldu.<br />
Meselâ : Salih aleyhisselamın kavmi kayadan devenin çıkmasını ta-İeb edib sormuşlardı, Musa aleyhisselamın kavmi Allâhı açıktan gösterme­sini istemişlerdi ve îsâ aleyhisselamdan eennet sofrass istemişlerdi, bu is­tekler imkan dâhilinde gösterilince inanmıyan zavallı kafirler helak edilmiş­lerdi. Bu hükümler kur&#8217;anı kerimde uzun uzun bir kac sûrede beyan edil­miştir.<br />
Eşyada asıl olan taharettir, hükmü gereğince elimize geçen bir mal­dan veya evine vardığımız müslümanın kazancından veya getirdiği suyun temiz ve pisliğinden sormak şer&#8217;an doğru değildir. Müslümanın evine girin­ce ancak kıble sorulur ve namaza durulur. Evin eşyasının temiz veya mur­dar yönlerini sormak doğru değildir. Zira müslüman her şeyi ile temiz in­sandır. Açıklayıcı İzahat, «Mütleka tercümesi» adlı eserimizin birinci cil­dinin taharet bahsinde zikredilmiştir,<br />
Burada bir hususu belirtmek isteriz. Bu hadisi şerifin açıklamasından belki bâzı kişiler bilmedikleri şeyleri ehline sormanın iyi ve caiz olmayaca­ğını zannedr. Hayır ilim bizim yitiğimizdir. Nereden bulursak oradan sorub sual edip öğreneceğiz. Bizim açıklamaya çalışdığımız hükümler yukarda zikrettiğimiz gibi, kendisini ıslah ve İkaz maksadını taşımayan inad, iddia, bilgiçlik, başkasına karşı kibir izharı, diğerini hakir görme ve birde lüzum­suz sorularda bulunrnakdır.<br />
Aksi takdirde hakikati öğrenmek için ehline sormak vazifelerimizin en mühimmidir, cenabı hak kur&#8217;anı kerimde şöyle buyurmuştur :<br />
«Eğer bir şeyi bilmiyorsanız, ehli zikre (şeriat âlimlerine} sorunuz,» (Nahİ sûresi, 43) <a href="#_ftn153" name="_ftnref153">[153]</a><br />
&nbsp;</p>
<h3><a name="_Toc125788479"></a>Tercümesi.</h3>
<p>&nbsp;<br />
<strong>154 &#8211;</strong> (15) Ebî Hureyre (R.A) den mervîdir, dedi : Resülüllah (S.A.V) buyurdu :<a href="#_ftn154" name="_ftnref154">[154]</a><br />
«Ahir zamanda yalancı deccallar olacaktır. Onlar sizin ve babalarını-zın işitmediği hadislerden (sözlerden) size gelirler (söylerler). Siz, kendini­zi onlardan ve onlan kendinizden uzaklaştırınız. Uzaklaştırınızki, sizi kötü yo&#8217;a sapıtmasınlctr v&amp; sizi fitnenin içine dü&#8217;şüremesinler.» <a href="#_ftn155" name="_ftnref155">[155]</a><br />
&nbsp;</p>
<h3><a name="_Toc125788480"></a>İzahat</h3>
<p>&nbsp;<br />
Hadîsi şerifte beyan edilen «yalancı Deccallar» demek, Hakkı, batıl ile örtüp karıştran, kendilerini din âlimleri ve.meşâyihler den olduklarını söy­leyen yalancı Deccallar çıkacaktır. Öyle ki. Din ve şeriat Miminden hiç bir şey bilmedikleri halde din ve îman meselelerinden dem vururlar, Kur&#8217;an ve sünnette olmayan bir tnkım hükümleri yalan ve iftira yolu ile Kur&#8217;an ve sünnet de olduğunu söylerler. Aslında Kur&#8217;anı Kerimin okumasını dahî bil­mezler veya Kur&#8217;an ve sünnetin nasıl bir kaynak olduğunudan haberleri yoktur, ve fakat dünyalıktan yüksek bir mevkie çıkmışlardır, bu sebble kendilerini her sahada yetgili görür ve derlerki : «Benim görüşüme göre veya benoe veya benim mantığımaa şöyle böyle olmalıdır.» gibi cümlelerle fikir beyan ederler. Hatta bu görüşlerin yalan ve iftira yolu ile dinde yeri olduğunu da savunurlar.<br />
Yalan ve uydurmalarla kendi fikir ve görüşlerini savunan yalancı deç-çatlar, her asır ve devirde buhnmuştur. Günümüz de de pek çoktur. Hatta ataların «Yarım hoca din yıkar, yarım tafoib can yakar» dedikleri gibi, İslâmı bilmeyen pek çok kara cahil ve fakat âlim diye ulemâ postuna oturtulmuş yalancı deccallar eksik değildir Yaranacağım, mevkîmi muhafaza edeceğim, danada yükseleceğim, diye nefislerinin arzu ve isteklerine uyan ve ahlaksızların keyif ve arzularına göre hüküm çıkaran ve o zalimlerden takdir alan âlim taslaklı cahîl başlar ortada kol gezmektedir.<br />
Böyleleri gördükçe. Mübarek Peygamberimiz efendimizin asırlarca evvel buyurduğu bu mübarek hükümlerinin bir mûcizei Rasul olarak gayet açık ve seçik bir şekilde anlamış oluyoruz. Bu sapık ve zındıkları gördükçe hemen bilinmelidirki, o adamlar, o zamanın ve o milletlerin yalancı Deccat-larıdırlar.<br />
Yalancı Deccallar, daha çok ilmi kelam meselelerinde islam aleminin başına dert açmışlardır. Cenâbu hakkın zâtı ilâhi ve sıfatı ilâhîleri hak kında yalan isnatlar ve doğru olmayan teşbihlerde bulunmuşlardır. Bu se-bebden pek çok büyükler ve mürşidi hakîkiler, ilmi kelam meselelerinde münâkaşa ve münazaradan nehyetmişlerdir.<br />
Meselâ İMAMI MALİK (R.A), şöyle demiştir :<br />
«Aman BİD&#8217;AD dan kaçınınız! Denildiki : BİD&#8217;AD nedir? İmamı Malik hazretleri dediki : Bİd&#8217;at sahiblerinin, Allâhü tealanın isimleri, sıfatları, kelâmı ilâhisi, iimi ilâhisi ve kudretinden bahsedib konusrnniandgr ki, Sa­habe ve tabiin onlardan sükût edib konuşmamışlardır. Eğer onlardan bah­sedib konuşmak olmuş olsaydı, Şer&#8217;i hükümlerden bahsedib konuşdukları gibi onlaidanda bahsederlerdi.»<a href="#_ftn156" name="_ftnref156">[156]</a><br />
Tatarhâniyede Nevazilden naklen beyan edildiğine göre, Ebû Nasr (R.A) dedik,} : Bana ulaşan bilgiye göre, Ebû Hanifenin oğlu Hammad (R.A) İlmi kelam meşelerinde könuşub münazara yapıyordu. Ebû Hanîfe (R.A) bundan nehyetti. Bunun üzerine oğlu Hammad (R.A) dediki : Elbet ben seni ilmi kelam meselelerinde konuşur gördüm. Nasıl oluyorda sen beni bundan nehyediyorsun?<br />
İmamı Azam Ebû hanîfe dediki :<br />
«Ey oğlum! Biz her birimiz ilmi kelam meselelerinden bahsederiz. Fa­kat bizler birbirimizi sanki başımızda saadet kuşu gibi kabul ederizki, o. kimsenin başımızdan düşmesinden korkarız (yani küfre kaymasından kor­karız.) Sizier ıise, bugün konuşup münazara yapıyorsunuz ve her biriniz karşısındaki arkadaşının ayağının kaymasını ister, arkadaşınızın küfrünü arzu eder söylersiniz. Bir kimse, arkadaşının küfrünü arzu ederse, arkada­şı kafir olmazdan evvel o kimse, kafir olur,» (Tarikatı Muhammediye, 29)<br />
İşte yukarda naklettiğimiz İmamı Malik ve İmamı Azam hazretlerinin sözleri ve tavsiyeleri gereğince, ilmi kelam.ve îtikat meselelerinde çok dik­katli olmak lazımdır. Öyle olur olmaz meseleden veya münakaşadan dola­yı hemen mümin kardeşlerini tekfir edenler kendilerini küfre itmiş ve atmış olurlar. Bilhassa zatı ilâhi ve sıfatı ilahileri hakkında münazara ve müna­kaşadan son derece kaçınmak en doğru yoldur. Zira insan oğlunun aklı nın eremediği ve eremiyeceği meselelerde, İman ettim, deyib sükût etmek kurtuluşun en çıkar yoludur.<br />
Halböyle iken, günümüzde âlim geçinen pek cok cahiller ve yalancı­lar, Dini mübini islâmi kendi emel ve gayelerine âlet ederek dünyalıklarına kavuşmak veya dünyalıklarını korumak maksadı ite imanlı ve islâmın hü­kümlerinden pek çoklarını yaşayan müslümanlara küfür kelimesini isnad etmektedirler. Başkalarını küfre itmek, isteyenlerin kendilerinin kafir olduk larını yukarda öğrenmiştik, evet başkalarına kafir diyenler kendileri kafir olacaklarından veya olduklarından haberleri olmalıdır.<br />
Kendilerinden bşkalannın îmanları muteber değil, ancak onların amel­leri makbul ve en iyi görüş sanki onlarda imiş ve onların hiç hatası günahı olmazmışcasina harakeî eden ve böyle görüş sahibi olan bir takım zavai-lilar, asırlardan beri devam ede gelmiş, bugünde aynı fitnelerin içinde yü­zen, ucub, kibir ve Riya sahibleri maalesef evliya kılığına bürünmüş ve hat­ta en doğru yolda olduklarını savunmaktadırlar.<br />
Behey zavallılar! Büyük müctehidi mutlak İmamı Azam hazretleri, za­manının padişahının vereceği ve icra edeceği hükmüne belki müdahale ederde hakkı ile hüküm veremem diye kâdîliği kabul etmiyor. Zindana atılı­yor. Kırbaçlanıyor ve o kırbac&#8217;ın tesiri ile vefat edib rahmeti rahmana ka­vuşuyor. Bu büyük imam fetva üzere yaşamaya çalışan bir mütîekî idi. Bu büyük zat böyle yaparken, Zamanın padişahı bir suç işlerse, mahkeme huzuruna da çıkardı ve cezası olursa, cezalanırdı.<br />
İmamı Azamin talebesi imamı Muhammed-in talebesi ve itikadda ehli sünnet görüşünün imamı olan imamı Ebî Mansûri Mâtüridî (R.A) in şu sözüne dikkat edilmelidir:<br />
«Bir kimss, zamanımızın sultanına (padişah ve devlet reisine) âdil der­se kâfir olur.» <a href="#_ftn157" name="_ftnref157">[157]</a><br />
Hayatın islam esaslarına göre tanzim edildiği bir zamanda büyük irnam, makam ve mansıbdan kaçınıp çekinirken, bütün pirensipler ve icra­atlar islam esasları dahilinde olmayıp beşerî esaslara göre icra edilen bir mekân ve zamanda büyük imamın tam tersine makam ve mansıb hırsına düşkün kimseler, kalkıyorlar kendilerini ve gittikleri yolu «islâm yoludur.» diyorlar. Binaenaleyh onlara tabî olunmaz veya onların hataları söylenirse, söyleyen adamlar ya münafıklar, ya ahlaksız veya kafir damgası ile mü­hürleniyorlar, Aslında başklarma kafir diyen, makama, mansıba ve dünya menfeatına&#8221; düşkün hırslı adamlar kâfir olurlar.<br />
İslama ve insanlığa hizmete koyulanlar, her şeye tahammül ederler ve her ferdin îkaz ve uyarmalarına dikkat ederler. Onların söz ve ikazlarına teşekkür ederek eksiklerini tamamlamaya çalışırlar. İslâm ahlakını esasları, bu ve pirensibieri böyledir. Binâenaleyh islam esaslarına uymayan ve fakat müslüman geçinen ve hatta islam dâvasında olduklarını söyleyenlerde<br />
olsa, islam esâsına uymayan iddia ve görüşler Yalancı Deccallann görüş-io&#8217; &#8216;-&#8216;den ileriye gidemez.<br />
İmamı Süfyönı Sevrı (R.A) da şöyie demiştir :<br />
«Nerede olursan ol, Kakdan bâtılı oyırd edib batılı terk et. sünnete tâ­bi c-1 ve Bid&#8217;at! terk et.»<a href="#_ftn158" name="_ftnref158">[158]</a><br />
İmâmı Şafiî (R.A) demiştir:<br />
«(Bir ademin Allaha şirkden başka, AIEâhın nehyeıîiklerinden mübtelâ olduğu her hangi bir günah ile mübtefâ olması, ilmi kelam münakaşasına mübtefâ olmasından hayırlıdır.»<br />
(Mirkat, 190)<br />
Yani ilmi Kelam meseleleri ile münakaşa edib dedi koduda bulunmak, şirkden başka diğer günahların en büyüğü ve en kötüsüdür. İlmi kelam münakaşasında bulunmakddn diğer günahlar daha hafif veya vebalı ona nisbetle azdır. Fakat Allâha şirkden sonra en büyük ve en kötü günah, il­mi kelam meselelerinde münakaşa ve münazarada bulunmaktır. Çünkü sahabe ve tâbînin kaçındığı ve büyük müetehitlerin dikkatle üzerinde du-rub ikazda bulunduğu çok mühim ve aynı zamanda Bid&#8217;at olan bir ameldir. Küfürden sonra en büyük günah, Bid&#8217;at olması hasebiylede ilmi kelam meselelerinden bahsedib münakaşa da bulunmak en büyük günahtır. İma-mi Şafiî hazretleri de bu cihetten yukardaki kıymetli sözünü buyurmuşlar­dır. Bu sebebden. ilmi ke*arn meselelerini öğrenmek farzı kifâye olarak ■beyan edilmiştir.<br />
Resûiü Ekrem efendimizin mübarek sözünde buyurmuş olduğu pek çok «Yalünçı Deccallar» türeyecoği hususu, her asır ve zamanda ve hatta her kavim ve milletlerde böyle sapık ve zındık adamların türeyip müslü-manları şaşırtacağına işarettir. Her kavmin bir fir&#8217;avnı ve her miHetin bir Ebû cehili şeklinde çeşitli zaman ve mekanlarda böyle zalim ve yalancıla­rın çıkacağını beyan etmekle, muhtelif zaman ve mekânlarda görülen zalîmana hareketler ve yalancı fetvacılar bu kabil Yalancı Deccal­lar olmuş oluyorlar. Yoksa Mehclî Ali Resulün karşılaşacağı ve Hz. İsâ aleyhisseîâmın öldüreceği Deccâii kebir, değildir. O Deccal en son gele­cek ve kıyametin son zamanında görülecek ve alnında kafir yazılı olan mel&#8217;un dur.<br />
Deccal hakkında yukarda ikinci hadîsi şerifin izah bölümünde bir neb­ze bahsettiğimizi hatırlatırız. Daha geniş malûmat, akâid kitablarında ve ayırca kıyamet alâmetlerinden bahseden muhtelif eserlerde mzkürdür.<br />
Yukarda izahını yapdığımız hadîsi şrifin şu, «Siz, kendiniz! onlardan ve onları kendinizden uzaklaştırınız. Uzaklaşana ki, sizi kötü yola sapıt­masınlar ve sizi fitnenin içine düşülmesinler.» cümlelerinde de çok dikkat edilecek hususlar vardır. Zira Yalancılardan kaçınmak kurtuluş yoludur.<br />
İnsan, kendini ehliyetsiz ve liyakatsiz kişilerle beraber ettikçe onların hu­yuna sahib olur, onların işledikleri yalan sözlere kanar ve hatta öyle ya­lancıların müdafii kesilir. Nihayet hak müdafii yerine batıl ve haramların müdafii olur.<br />
Hadîsi şerifte, «Sizi, kötü yola saptırmasınlar» cümlesinde şu meal-daki ayeti kerîmeye işaret vardır :<br />
«Ey îman edenler! Nefislerinizi düzeltmek üzerinize borcdur. Siz dü-zelib doğru yolda bulduktan sonra, yolunu şaşıranlar size zarar vermez.» (Maide sûresi, 105)<br />
Diğer âyeti kerîme mealide şöyledir:<br />
«Bir de öyle bir musibetten (&#8220;fenalık ve belâdan) korkun ki; o, yalnız içinizde zulmedenlere isabet etmez (o bela ve felâket umûmî olur.) BiMnki AMâhın azabı çok şiddetlidir.» (Enfai sûresi, 5}<br />
Bu her iki âyeti kerîmede de belirtildiği üzere, kötülükten ve kötüler­den kaçınmak her müslümanın dünya ve ahiret seadetini sağlar. Kaçınma-yıp fenalıklara ve fena adamlara iltifad edib yaklaşmak ise, dalâlet ve felâketin ta kendisidir. <a href="#_ftn159" name="_ftnref159">[159]</a><br />
&nbsp;</p>
<h3><a name="_Toc125788481"></a>Tercümesi:</h3>
<p>&nbsp;<br />
<strong>155 &#8211;</strong> (16) Yine ondan (Ebî Hureyre R.A. den) mervîdir, dediki : Ehli kitab (yahûdiler, Hıristiyanlar), Tevratı ıbrânîce okuyorlar ve müslümanla-ra araboa olarak tefsir ediyorlar idi.<br />
— Bunun üzerine Resûlüllah (S.A.V) buyurdu :<a href="#_ftn160" name="_ftnref160">[160]</a><br />
«Ehli kitabı tasdik ve tekzip etmeyiniz, ve (deyinizkî, AHaha ve bize in­dirdiklerine îman ettik.}» <a href="#_ftn161" name="_ftnref161">[161]</a><br />
&nbsp;</p>
<h3><a name="_Toc125788482"></a>İzahat</h3>
<p>&nbsp;<br />
Bu hadîsi şerifte dikkat edilmesi gereken bâzı hususlara işaret edil­miştir. Peygamber efendimizden evvel geçen peygamberlerin hak ve ken­dilerine gelen ilâhi hükümlere inanmanın da farz olması hasebiyle ehli ki-iabdan olan yahûdî ve hırıstıyanların verdikleri haberler onların getirdik­leri gerçekler olabileceği cihetle inkar edilmemesi gerektiği veya onlara isnat edilerek yalan söyleyebilecekleri cihetiede tasdik edilmesi hâlinde yalan ve uydurmaların tasdik edilebileceği cihettende tasdik ediimeyib su-sulması gerektiği beyan buyurulmaktadır.<br />
İlâhî kitabların top yekûn hepsine inanmak ve peygamberler arasında tefrik etmeden inanmak, islamın ana esaslarından biridir. Bu sebeble Hz. peygamber efendimiz Yahûdî ve Hıristiyanların getirdikleri veya okudukları hükümlere hemen inanmayıp ve tekzibde de bulunmadan : «Allâha ve bize indirdiklerine îman ettik.» diyerek neticeye bağlamayı tavsiye buyurmuş­lardır.<br />
Peygamber efendimiz, bu mübarek sözlerinde şu mealdâki âyeti keri­meye işaret buyurmuşlardır:<br />
«(Ey müminler! Yahûdî ve Hıristiyanların sizi kendi dinlerine davetle­rine karşı) şöyle deyiniz : Biz Allâha ve bize indirilen Kur&#8217;ana, İbrahim-e Ismâil-e, İshak-a, Yâkub ve torunlarına indirilenlere, Musa ve İsâya veri­lenlere (kitablara) ve bütün Peygamberlere Rabları tarafından verilen ki-tablara îman ettik. Onların hiç birini diğerinden ayırd etmeyiz. Biz, ancak Allâha boyun eğen müslümanlarız.» (Bakara sûresi, 136)<br />
Hadîsi şerifteki şu, «Sizi, fitnenin içine düşürmesinler.» cümlesinde şu mealdâki ayeti kerîmelere işaret vardır:<br />
«Fitne, adam öldürmekten daha eşetdir.» (Bakara sûresi, 191)<br />
Diğer ayeti kerîme meali şöyledir:<br />
«(Cehennemdeki melekler onlara şöyle derler 🙂 Daha evvel (dünya da) acele etmiş olduğunuz bu fitnenizi (azabınızı) tadın.» (Zâriyat sûresi, 14)<br />
Birinci ayeti kerîmede dünyada, İnsanlar arasında fitne çıkarmak adam öldürmekten daha kötü olduğunu beyan buyurmaktadır. Şu halde dünyada en eşed fitnecilerden olan yalancı Deccallardan kaçınmak ve her türlü fit­ne ve fitnecilerden uzak durmak en doğru ve en iyi yoldur.<br />
İkinci aytj kerimede de, dünyada fitneciliğin cezası, ahirette şiddetli azaba müstehak olmaya sebebdir. Öyle ise akıllı müslüman hem dünyada huzurlu olmak ve hem ahirette cehennem azabından kurtulmak için, fitne ve fitnecilerin her çeşidinden kaçınarak mutlu insanlardan olmaya çalışır.<br />
cenabı hak, bütün müslüman kardeşlerle bizleri, Yalancı Deccallar­dan ve yalancı Deccallara tabî olmakdan muhafaz buyursun. Amin. <a href="#_ftn162" name="_ftnref162">[162]</a><br />
&nbsp;</p>
<h3><a name="_Toc125788483"></a>Tercümesi:</h3>
<p>&nbsp;<br />
<strong>156 &#8211;</strong> (17) Ondan (Ebî Hureyre R.A. denjmervidir, dedi<br />
— Resûlüllah (S.A.V) buyurdu :<a href="#_ftn163" name="_ftnref163">[163]</a><br />
«Her işittiğini (araştırıp incelemeden} nakletmek, kişiye yalan (ve gü­nah) yönünden kâfidir.» <a href="#_ftn164" name="_ftnref164">[164]</a><br />
&nbsp;</p>
<h3><a name="_Toc125788484"></a>İzahat</h3>
<p>&nbsp;<br />
Bu hadîsi şerifte de cok nazik ve dikkat edilmesi gereken bir hususa işaret edilmiştir. İnsan, her işittiğinin arkasına düşmemeli ve her işittiği ile hüküm verecek olursa, yanıiGbileceğinden, en büyük ve en çirkin ameller­den birisini İşlemiş olur. Bu sebebie ondan bundan işitilen sözlerle hüküm vermeye kalkışılmamalı ve o duyulan sözlerin doğru veya eğrilik hususları araştırılfb incelenmeye tabî tutulmalıdır.<br />
Bilhass günümüzde pek çok insanlar, şahsî veya fırkavî çıkarları için her çeşit yalan ve iftira yollarına baş vuranlar görülmektedir. Bunun için en doğru adam zannedilen kişilerdende işitilse, hemen işitilenle hüküm vermemeli ve işitilen kelimeleri başkalarına nakltme vebâlınada d-üşülme-melidîr. Belki yalan olabilir, o söyleyen kimse de başkasından duymuştur. Dolaysiyle aslı olmayan bir şeye doğru diyerek inanıp başkalarına da ak-îarımar suretiyle bir yalancı ve yalan aktarıcı müfteriler sırasına girilmiş<br />
Asrı seadette Hz. Peygamber efendimize dahi zanla ve duymalarla hüküm veren bir takım kimseler, şüpheye düşürerek büyük günah işiemiş ierdir. O yalan sözleri aktaran vehim ve zancıtarm fasit haberlerine inanan kimseler, hem asrı seadet de ve hem ondan sonraki zamanlarda dâima pe-şiman olmuşlardır. Biz de hem günaha ve hem peşimanlığa uğramamak için., her söze, her söylenene ve her söyleyenin sözüne kanıverib duyduk lanmızi incelemeden hüküm verir veya başkalarına aktarırsak, hiç günahı mız olmasa, bu söz aktarma günahımız bize yeter ve artar.<br />
Yukarda açıklamaya çalışdığımız hadîsi nebevide şu meaidaki âyeti kerimeye işaret vardır.<br />
«Ey müminler! Eğer sîze bîr fâstk, bir haber getirirse, onu araştırınız (doğruluğunu anlayıncaya kadar tahkik ediniz). Belki bilmeyerek bir kavme sataşırsınız da yapdtğimza peşiman olursunuz.» (Hucurat sûresi, 6)<br />
Evet şuurlu ve temiz müslüman, işittiği bir haberin arkasına düşüp başkasına nakletmez. Doğru veya yanlış olabileceği hususunu inceler, araştırır ondan sonra hükmünü ve başkasına nakletmeyi yapar. Çünkü inceleyib araştırmadan duyulan her sözü nakietmek yalan ve günah bakı­mından yeter ve artar.<br />
Bu sebebie duyulan her sözü başkalarına aktarmamak ve aynı zaman­da incelemeden inanıvermek iyi değildir. Günahsız ve lekesiz olan amel<br />
defterini kirletmekle lekelemek istemeyen müslüman, bu hususa çok ve çok dikkat eder ki-, hem dünyasını ve hem ahîretini kazanmış mutlu insanlar­dan olur. <a href="#_ftn165" name="_ftnref165">[165]</a><br />
&nbsp;</p>
<h3><a name="_Toc125788485"></a>Tercümesi:</h3>
<p>&nbsp;<br />
<strong>157 &#8211;</strong> (18)) İbni Mes&#8217;ud (R.A) den mervîdir, dedi; , — Resûlüllah (S.A.V) buyurdu :<br />
«Benden evvel ümmetine Allâhın gönderdiği her Peygamber için, mut­laka o ümmetlerinden kendisinin hâvarıiyieri ve ashabı var îdiki, o havâriy-ler ve ashabı o Peygamberin sünnetini tutarlar ve emrine iktidâ ederlerdi.<br />
— O kimselerden sonra bir takım kişiler halef olarak gelirler, işleme­diklerini söylerler ve emrolunmadıklarını işlerler.<br />
— Binaenaleyh bir kimse, oniarta eJiyîe cihad ederse, işte o kimse mümindir<br />
— Ve bîr kimse, onlarla diliyle cihad ederse, işte o kimsede, mümin­dir.<br />
— Yine bir kimse, onlarla kalbi ile cihad ederse, işte o kimse, mü­mindir.<a href="#_ftn166" name="_ftnref166">[166]</a><br />
— Bundan (kalb ile clhaddan) başka hardal dânesi kadar dahi îman-aan bir mertebe yoktur.» <a href="#_ftn167" name="_ftnref167">[167]</a><br />
&nbsp;</p>
<h3><a name="_Toc125788486"></a>İzahat</h3>
<p>&nbsp;<br />
Hadîsi şerifin baş tarafında her Peygamberin kendisine sadakatla ina­nan havarileri ve ashabı olduğunu ve o havarilerin peygamberin en samî­mi tâbîleri şeklinde bulunduklarını açık bir ifâde ile beyan buyurmaktadır.<br />
Bu ifâdelerle Hz. Rasûl (S.A.V) efendimiz şu meaidaki ayeti kerimeye işaret buyurmuştur:<br />
«Ey îman edenler! Aliâhın (Dîninin) yardımcıları olunuz. Meryem in oğ­lu İsâ, HavârHeri : Allâha (yönelerek) benim yardımcılarım kimdir, dediği gibi. Havârtterde (îsâya bağlı olanlarda) şöyle cevab verdiler : Aliâhın yar­dımcıları biziz,..» (Saf sûresi, 14)<br />
Bu âyeti kertmedeki belirtilen sadık Havariler gibi ihlastı müslüman sahâbîler Peygamber sallallahü aleyhi vesellem efendimizin sadık yardım­cıları, dîni mübîni islâmın en ciddî müdafii ve en güzel yardımcısı idiler. Al-lâhü tealanın rızasını tahsil etmek ve Peygamber efendimizin koruyucu sadık sevgillileri olduklarını fiilleri ile ibraz etmek için, evini, bağını bahçe­sini, anasını babasını, karısını, çoluğunu çocuğunu ve sairesini bırakıb Hz. Rasûlü Ekrem efendimizin aşkına din için fî sebîillah Mekke-i müker-remeden Medînei münevvereye hicret ettiler. Medîneli müslümaniarda Al-lâhın sevgilisi efendimize en son ikram ve ihtiramı göstererek hem kendi­sine ve hem yanında gelen muhacir müslüman kardeşlerimize her şeyle­rini bağışlarcasina ikramı izzette bulundular. Bu sebeble Mekkei müker-remeden hicret eden yiğitlere «MUHACİR» ve Medînei münevverede İslama yardıma koşanlara da «ENSAR» denilmiştir.<br />
Hadîsi şerifin devam eden hükümlerinde ise, o mübarek sahabeden sonra gelecek kimseler hakkında Rasûlü Ekrem şöyle buyurmuştur : «İş­lemediklerini söylerler ve errıro!unmadıklarını işlerler.»<br />
Hadîsi şerifin bu cümlesinde de şu mealdaki âyeti kerîmeye işaret vardır :<br />
«O işledikleri fenalıklara sevinen ve yapmadıkları şeyde (bir şeyi iş­lemedikleri halde işlemiş gibi) övülmeyi seven kimseleri de sakın azabdan kurtulmuş bir yerde sanma, onlar için çok acıklı bir azab vardır.»<br />
(Ali İmran sûresi, 188)<br />
Diğer ayeti kerime meali şöyledir:<br />
«Ey îman edenier! niçin yapmayacağınız şeyi söylersiniz. Yapmaya­cağınız şeyi söylemeniz, Aliâhın katında buğz bakımından çok büyüktür.» (Mümtehine sûresi, 2-3)<br />
Bu ayeti kerîmeierdeki hükümler, günümüzde daha ayan beyan an­laşılmaktadır. Adam yapmayacağı, tersini yapacağı şeyleri vâd ediyor, yap-mayor ve yapmadığı ve fakat kendisinin yapdığını söyleyenlerin sözleri ile övünüp iftihar ediyor. İşte bu adam, Allahın buğz ettiği ve en şiddetli azab ile azablandıracâğı adamdır.<br />
Sülâlesiyle, dedesi, babası ve hocası ile övünüp de onların işledikleri güzel amelleri işlemiyen ve fakat haram ve günah olan pek çok kötülükleri işleyen bir takım sefih, zındık ve sapıklar, yukardaki âyeti kenmelerdekı ve peygamber efendimizin hadîsi şerîfindeki «işlemediklerini söylerler ve emrolunmadıklannı işlerler» cümlesinin hükmünü yaşayan zavallılardır.<br />
İşte böyle fasık ve ahlaksızlarla; evvela elimizle, sonra dilimizle ve en son olarak da kalbimizle cihad etmemiz Rasûlü Ekrem efendimizin tavsi­yeleridir. Emri bilmâruf nehyi anilmünker vazifesi olan bu üç yol ile cihad etmeyi terk edip fasık ve zâlimlerin kötülüklerini ört bas etmek veya ehern-miyetsizmiş gibi ilgilenmeyip ikazda ve buğuzda bulunmamak, en çirkin hal ve en zâif îmanın neticesidir.<br />
Hal böyle iken zâlim ve ahlaksızlarla dost olup işbirliğine iştirak ede­rek kötülüklerini hoş karşıfarcasına hareket eden ve hatta zâlim, hâin, bâği ve kâfir iddialı kimseleri iyi göstermeye çalışan bir takım beyinsiz­ler, kendilerini evliya ve mücâhid olarak göstermeye çalışıyorlar.<br />
Aslında zalimleri ve hâinleri savunan veya onlarla çekinmeden iş­birliğinde bulunan ve kötülükleri ile mücadelede bulunmayan kimseler, Evliya değil, eşkıyadırlar. Mücâhid değil, münafıktırlar. <a href="#_ftn168" name="_ftnref168">[168]</a><br />
&nbsp;</p>
<h3><a name="_Toc125788487"></a>Tercümesi:</h3>
<p>&nbsp;<br />
<strong>158 &#8211;</strong> (19) Ebî Hureyre (R.A) den mervîdir, dedi :<br />
— ResûlüHah (S.A.V) buyurdu :<br />
«Bir kimse, hidâyete davet ederse, o davet eden kimse için, dâvetine ittibâ eden kimselerin ecirleri kadar ecir vardırkj, o tâbi olanların günahla­rından hiç bir şey noksanlaşmaz.» <a href="#_ftn169" name="_ftnref169">[169]</a><br />
(Not : Bu hadîsi şerifin hükümlerini İzah eden beyanlar, yukarda bi­rinci hadîsi şerifin îzah kısmında geçmiştir.) <a href="#_ftn170" name="_ftnref170">[170]</a><br />
&nbsp;</p>
<h3><a name="_Toc125788488"></a>Tercümesi:</h3>
<p>&nbsp;<br />
<strong>159 &#8211;</strong> (20) Ondan (Ebî Hureyre R.A. den), mervîdir, dedi<br />
— ResûlüHah (S.A.V) buyurdu : <a href="#_ftn171" name="_ftnref171">[171]</a><br />
«İslam, garip olarak başladı ve yine başiadsğı gibi garipliğe avdet edecektir. Binâenaleyh garip müsiümanlara müjdeler olsun.» <a href="#_ftn172" name="_ftnref172">[172]</a><br />
&nbsp;</p>
<h3><a name="_Toc125788489"></a>İzahat</h3>
<p>&nbsp;<br />
Yani islam, ilk günlerinde inananların azjığı ve islam düşmanlarının zulümleri ile gariblik ve ızdırablı bir şekilde başlamıştır. Mesela, pek çok sahabe işgenceye uğramış, Hz. Resulü Ekrem ve sahabeleri çeşitli ve iğ­renç saldırılarla karşılaşmışlardır. İnanan müslümanlardan Hz. Bilal (R.A) boynuna ip bağlanıp sokaklarda sürüdülmüş ve sıcak taşlar arasına bastı­rılarak eziyetler edilmiştir. Yine de Bilâli habeşi (R.A), Allah bir Allah bir, diyerek îmanında sebat etmiştir.<br />
Bâzı sahabeler islamını saklamışlardır. Bâzslarıda evlerinde gizli gizli kur&#8217;an okumak, ibâdet yapmak zorunda kalmışlardır. Çarşıda pazarda rahat gezemezlerdi. Hatta alış verişe dahi çıkamayıp günlerce yiyecek sı­kıntısı çektikleri zamanlarda olmuştur, müsiümanlara mal satmamak, on­larla alış verişde bulunmamak, pazarları onlara yasak etmek ve müsiü-manlardan kız alıp vermemek gibi BOYKOT muamelesini de uygulamışlar­dı.<br />
işte görüldüğü üzere, BOYKOT müşriklerin müsiümanlara bir zuium ve işgence olarak icra ettikleri en zalimane bir harekettir. Hal böyle iken müslümanların birbirlerine karşı boykutta bulunmaları cidden esef verici şeydir.<br />
İslamın başlangıcında böyle çileli hallerin görüldüğü gibi, son za­manlarında da aynı hal görülecektir. Hz. Rasûlü Ekrem efendimiz bu hâ­lin aynı şekilde cereyan edeceğini açık bir ifâde ile beyan buyurmaktadır.<br />
Fakat islam, garib olarak başladı ve zamanla gelişti dünyaya yayıldı. Salihleri en ciddi ve en güzel şekilde islamı yaşadılar ve el&#8217;an islam şâşâsı-nı ve kuvvetini muhafaza etmektedir. Her ne kadar sâlikieri azalmış ve ciddiyetini eksiltmiş isede, yine islam gâlibdir ve yine islam galib gelecek­tir.<br />
İslam, başladığı gibi tekrar yine garibliğe dönecektir. Hadîsi şerifin bu cümlelerini de şöyle anlamak gerekir:</p>
<ol>
<li><strong>a)</strong> İslam, ilk günlerindeki garibliğine yine avdet edecek, sâiikieri aza­lacak ve aynı zamanda müsiümanlar çeşitli şeküde işgence ve eziyetlere mâruz kalacaklardır.</li>
<li><strong>b)</strong> İslam, daha evvel nasıl ki garib olarak başladı ve nihayet geliş­ti, yayıldı ve etrafa dağıldı. İşte son zamanda da yine aynı hal olacaktır ve islam ilk günlerindeki gariblikten sonraki gelişmesi son 2aman görülecektir. Yer yüzünde İslama girmeyen kimse kalmayacak ve İslamın girmediği ev bulunmayacaktır. Her eve ve her insana islam mutlaka gire­cektir. İslamı, ya izzet ve şeref olarak kabul edecekler veya islamın izze­tinden korkarak zelil ve hakir olarak boyun eğib İslama gireceklerdir. İslamı kabul etmeden başka çare kalmayacaktır. Zira müsiüman olmayıp kafir olanlar, öldürülecekler.</li>
</ol>
<p>İşte bu sebeble İslam, mutlaka galib ve âlidir. Onu kıyamete kadar, koruyacak ve muhafaza edecek, halikı zülceialdır. Islâmın her eve ve ki­şiye erişeceğini beyan eden hükümlerin ana esasları, yukardaki hadîsi şeriflerde geçmiştir. Ayrıca «İSLAMA SOKULAN BÎD&#8217;AT VE HURAFELER» adlı eserimizin ikinci cildinde uzunca îzah ettiğimizi hatırlatırız. <a href="#_ftn173" name="_ftnref173">[173]</a><br />
&nbsp;</p>
<h3><a name="_Toc125788490"></a>Tercümesi:</h3>
<p>&nbsp;<br />
<strong>160 &#8211;</strong> (21) Ondan (Ebî Hureyre R.A. den) mervîdir, dedi:<br />
— ResûiüÜah (S.A.V) buyurdu :<br />
«Eibet iman yılanın deliğine akdığı gibi, m edin ey e dönüp akacaktır.» (Hadisi, Buhâri, Müslim ittifakla rivayet etmiştir.)<br />
— Ebî Hureyrenin hadîsini, Menâ?;ik kitabında «size terk ettiğim şeyi öylece bırakınız.» «Şeklinde zikredeceğiz, muâvîye ve câbir (R.A) in : » Ümmetimden zâii olmaz. «Ve diğeri : «Ümmetimden bîr taife zail olmaz.» Hadisîmide, (Bu ümmetin sevabı babı) başlığında inşaallah zikredeceğiz. <a href="#_ftn174" name="_ftnref174">[174]</a><br />
&nbsp;</p>
<h3><a name="_Toc125788491"></a>İzahat</h3>
<p>&nbsp;<br />
Bu hadîsi nebevide de gelecekle ilgili kıyamet alâmetlerinden bir hük­mün beyânı arzediimektedir. Aynı zamanda îman ve îlsâmtn Medînei münev-vereye avdet edişi, yılanın deliğine dönüb akışına teşbih edilmektedir. Yı­lan çıkmış olduğu deliğine gerisin geri avdet ederken kuyruğunun üzerine tekrar aynı yoldan dönüb aktığı gibi, îman ve islamda Medînei münevvereden etrafa dağılmıştır. Tekrar etrafa yayılıp gittiği yollardan avdet edecek­tir. Her tarafa islamt yıkıcı fitne girecektir. Ancak Medînei münevvereye girmeyecektir. İslam en güzel şekilde varlığını ve kuvvetini orada göstere­cektir.<br />
Bu mübarek sözün mana ve muhteviyatı, günümüzde dahi görülmek­tedir. İslamın pek çok hükümleri başka ülkelerde gereği şekilde icra edil­mez haldedir. Fakat orada halis ve muhlis müs.lümanlık ve müslümanlar görülmektedir. Hatta islâm in hükümlerinden Haccın ifasına giden her müs-lüman oraya mutlaka uğramaktadır ve oradaki hâlis ve muhlis hayata hay­ran olub gelmektedir.<br />
Hadîsi şerifte beyan edilen «Medine» tabiri, Islâmın gelişme merkezini beyan etmek içindir. Esas ve gerçek anlamı hakkında başka hadîsi şerif­lerle açıklanmaktadır ki, Haremeyn denilen iki şehre şamildir. O iki şehirden birisi, İslamın doğuş ve başlangıç merkezi olan Mekkei mükerreme, diğeri de Hicret edilen Medînei münevveredir.<br />
Nitekim bu gerçek bir hadîsi nebevide şöyle beyan edilmiştir :<br />
«Muhakkak ki islam, garib olarak başladı ve başladığı gibi (garibliğe veya garib olarak) avdet eder. Ve islam, Yılanın efeliğine sığındığı (akdığı) gibi, iki mescid (Mescidi haram ve Mescidi nebi) arasına sığınır (akar).»<a href="#_ftn175" name="_ftnref175">[175]</a><br />
Hadisi nebevide beyan edildiği üzere islam garibleştiği zaman, Mes­cidi haramın bulunduğu şehir olan Mekkei mükerreme ile Rasûlüllahm Ravzasının bulunduğu şehir olan Medînei münevvereye sığınıp akacaktır.<br />
Bu hadîsi şeriflerin hükümleri bugün bir mûcizei Rasûl olarak görül­mektedir. Ve aynı zamanda yarın gelecekte de müşahede edilecektir.<br />
Evet asırlarca evvel söylenmiş olan bu mübarek sözün hakikat ve esâ­sını pek çok müslümanlann görüb bildiği gibi, bizde bizzat gidib gördük ki, Mekkei mükerreme ve Medinei münevvere de ve o iki şehrin civarında islam en güzel şekilde saflığını ve varlığını göstermektedir. Hemen hemen insan­lar ve bütün varlıklar huzur içinde diğer ülkelerdeki hırsızlık, hainlik, katil­lik, canilik, zânîlik ve emsali kötülükler orada pek azdır. Aynı zamanda böy­le suçları işleyenler hemen cezalandırılmaktadır. Irz, namus ve mal emni­yeti, diğer şehir ve ülkelere nazaran çok ve çok emniyettedir. Hatta islamın safiyetine bağlı saf ve temiz müslümanlarda oralarda görülmektedir.<br />
Yirminci (20.) asırda pek çok ülkelerde teknik ve san&#8217;at zirveye ulaş­mıştır. Maddi bakımdan fevkalâde gelişmeye rağmen, insanlık huzur ve sükûn içinde değildir. Kitallar zinalar, içkiler, cinayetler ve pek çok kötü­lükler kol gezmektedir. Bu cinayetleri işleyen eanîler hapishaneleri doldur­muşlardır. Hatta sokakları doldurmuşlardır. Fakat o mübarek ülkede hapis­haneler boş, sokaklarda huzur ve emniyet gayet hoştur. Pek çok mallar<br />
meydanlarda durmaktadır. Başka ülkelerdeki kadın fitnesi hâlini almış olan, cıblaklar, sokaklar da hiç görülmez. Kur&#8217;an tâlimi ile meşkul olan islam yavruları, insanlara hayret vermektedir.<br />
Keza islamın sığınak merkezi olan Mekke-i Mükerreme ve Medîne-i Münevvere ve civarından başka ülkelerde, mürtedier, katiller, cânîler, hır­sızlar, bağîler, eşkıyalar, zânîier ve emsali kötülükleri işleyenler, islamın de­diği ceza ile cezalandırılmadıkları gibi, bunların afvı hususu yabancı kul ta­rafından yapılamıyacağı halde bağışlayıp afv edenler oluyor. Fakat o müba­rek beldelerde kulun afv etme hakkı olmayan, mürtedlik, hırsızlık, bağîlik ve zânilik gibi fenalıkların cezası hemen infaz ediliyor.<br />
O mukaddes ülkeden başka yerlerde ise, böylelerini afv eden papaz kafalı beyinsizler görülüyor ve olmaktadır.<br />
Katilin afvi hususu, maktulün (öldürülenin) yakınlarının bağışlamaları hâlinde olması caizdir. Bu hükmün geniş İzahı, &#8216;Mülteko tercümesi» adlı eserimizin dördüncü cildinin son kısımlarında mezkûrdur.<br />
Hiç hakları ve hadleri olmadıkları halde, islâma aykırı olan böyle afv ve bağışlamaları, «Afv bir atûfettir» diyen kara câhil ve makam, mansıb hırsına sahib olan zavallıları da malesef gördük ve münakaşasını yapdığımız kişi&#8217;er de olmuştur.<br />
İsiâmı bilmeyen câhi! başlar, ağızlarına «İslâm-; kelimesini almışlar, her düşünce ve sözleri sanki islammış gibi hareket ediyorlar. Halbuki islam baş­ka, ahlak başka ve islamın ana esasları başka şeydir, onların fikirleri, savun­maları ve hükümleri yine başkadır. İslam cihanın malıdır.<br />
Böyle olmakla beraber, son zamanlarda islamır* ismi, Kur&#8217;anın resmi kalacağını ve fitnelerin de bilgin geçinen kimselerin yakasından çıkıp ete­ğine çıkılanacağı muhtelif hadisi nebevilerde beyan edilmişti. Bu hükmü açıklayan hadîsi nebeviler, ilerdeki ciltlerde gelecektir.<br />
Hal ve hareketleri, söz ve amelleri islâma uymayan ve fakat ahlakdan ve takvadan bahseden pek çok cahiller, kendilerine «müttekî ve mutasav­vıf» süsü vererek câhil milleti aldatıyorlar. Halleri fetvaya dahi uygun olma­yan bu zındıklar, kendilerine takva ehli dedirtiyorlar.<br />
Böylelerine büyük âlimler şöyle demişler:<br />
Fukahâya göre kudda-ı tarîk.<br />
Oldu soofiyye gurûhu tahkik.<a href="#_ftn176" name="_ftnref176">[176]</a><br />
NOT : Kuddar-ı tarîk; yol kesici eşkıya, demektir.<br />
Yine âlimler şöyle demişlerdir:<br />
«Tasavvuf, daha evvel hal idi (Yaşanma idi). Sonra kal (sözden ibaret) oldu. Sonra hâl ve kâl hâli giddi. Şimdi hayal (tasavvufun hayali) kaldı.»<a href="#_ftn177" name="_ftnref177">[177]</a><br />
Bu cümleleri nakletmekle, islâmı bilmeyen ve amel etmeyen bir takım karo câhillerin aldaticı ve islâmı tersine anlatıcı durumlarını bildirmek ge­rektiğine işaret ediyoruz. Dolaysiyle islâmı ve müslümanları esas garibteş-tîren ve dejenere hâline getiren böyle sapıklar olduğunu bilmek lâzımdır.<br />
Huiasaî kelam dünyanın son zamanlarında her tarafı kaplayan pek cok fitneler, o mübarek şehirlere giremiyecektir. İslam, kıyamete.kadar ve kâbei muazzama yer yüzünden kaldırılıncaya ve kalblerden îmanın silinip yok edilme zamanına kadar, islam o iki beldede safiyetini muhafaza edecek, müslümanlar da huzur içinde Rablerine kulluklarını ifâ edeceklerdir.<br />
Yukarda 160 nolu hadîsi şerifteki «MEDİNE» kelimesini, bâzı ulema-«şehir» manasını ifade etmektedir, diyerek, «İslam Medine ismini alan, yani şehir manasını ihtiva eden her şehre islâm akacaktır» şeklinde îzah etmişlerdir. Bu manayıda bir nebze görmek ortadadır. Zira bütün halkı şehre akın etmek için çabalamaktadır. İslâmınh ükümlerini iyi bilen ve iyi okuyanların hemen hemen hepsi şehir merkezlerinde toplanmakta­dırlar.<br />
Bu görüş de kıyamet alâmetlerini beyan eden muhtelif hadîsi şeriflerde zikredilmiştir. Yâni kıyamet alâmetlerinden biriside, islam garibleştiği za­man, müslümanların ekserisi.şehir merkezlerine akın edecekler, demektir.<br />
Bugün köyden gelib ilim tahsil eden ve islâma hizmet aşkı ile gayret edenlerin ekserisi şehir merkezlerindedirler. İyi bilen, iyi okuyan, iyi san&#8217;at-kar ve iyi iş adamlarının pek çokları şehir merkezlerine toplanmaktadırlar. Bu da gösteriyorki, köylerde karar edenlerin pek çokları son zamanlarda şe­hir merkezlerine akın edeceklerdir.<br />
Bu görüşün yaşantıssda cok açık bir şekilde görülmektedir. Bir çok kimseler, köyündeki evini, bağını, bahçesini, tarlasını, takkasını bırakıyor şehre geliyor. Sorulduğunda köyünde huzurun kalmadığından bahsedenler çoğunluğu teşkil ediyor. Demek oluyorki, İslam garibleştiği zaman, huzur ve sükûn merkezi, şehirler oluyor. Kendine göre bir huzur sağlayacak işe veya başka şeylere sahib olma imkanı şehirlerde daha elverişli olmaktadır.<br />
Büyüklerinde şöyle bir sözleri vardır: «El&#8217;ulemaü minelkura, lâ filkura : alimler köyden yetişir, fakat köyde kalmazlar.»<br />
Hayatta bulunan ve daha evvel geçmiş olan âlimlere nazar edilirse, ilim sahihlerinin ekserisi köyden .a köy çocuklarından yetiştikleri görülür. Bilhassa, din iimine çalışan ve ve yetişen büyük bilginlerin hemen hemen ekserisi köyierden gelmişler ve yetişgin alimler olarak şehir merkezlerinde karar etmişlerdir. Din ve îman hizmetinde buiunan Diyanet reisi, müfti, vaiz, imam, hatib, müezzin, Kur&#8217;ani Kerim hocası ve mesâlî din hizmetinde bulu­nanların ekserisi köyden gelmiş ve Köy halkının çocuklarıdırlar.<br />
Yukardaki hadisi şerif de bu hususlara da işaret vardır. Hayatın bu noktada görülmesi de, bir nevî roûcizei Rasûlün tezahürü olmuş oluyor. cenabı hak nerede olursak olalım. İslama bağlılığımızı hem kendimizden ve nemde neslimizden eksik etmesin. Vs Her müslümanı ilsâmını korumak için iyi yollan, yerleri ve iyi arkadaşları arayıp oralarda ve öyle makbul ki­şilerle islâmını huzurluca yaşayan mutlu insanlardan olmayı nasîb buyur­sun. Amin. <a href="#_ftn178" name="_ftnref178">[178]</a><br />
&nbsp;</p>
<h3><a name="_Toc125788492"></a>Kitap Ve Sünnete Sarılma İle İlgili İkinci Fasıl</h3>
<h3><a name="_Toc125788493"></a>Tercümesi:</h3>
<p>&nbsp;<br />
<strong>181 &#8211;</strong> (22) RabÎGîül Cüreşi (R.A) don mervîdir, dediki : Resûlüllah (S.A.V.) e gelindi, ona denildi.<br />
«Senin gözün uyur, kulağın işîfir ve kalbinde o halde iken anlayor.»<br />
— Resûlüilah (S.A.V.) buyurdu :<br />
«Elbet benim gözüm uyur. Kulaklarım İşidir ve kalbimde idrak edip on­lar.»<br />
— Resûlüllah (SAV) dedi:<br />
«Bana denildik!: (bu adam), ©v bina eden bir efendîdirki, o evde sofra-¥&#8217; hazss-lar ve etrafa (sofraya adam çağırmak için) dâvetci gönderir.<br />
— binâenaleyh bir kimse, dâveteiye icabet ederse, eve girer, hazırla­nan sofradan yer ve o sofranın sahibi efendi adam memnun ve râzî olur.<br />
Ve eğer bir kimsede dâvetciye icabet etmezse, eve giremez sofradan yemez ve o sofrayı hazırlayan efendide o kişiye gâzablanır.»<br />
ResûlüNah (S.A.V) buyurduk!:<br />
«İşte Allah (C.C.) efendidir, Muhammed (A.S.), dâvetcidir, ev, istamdır ve sofra cennettir.» <a href="#_ftn179" name="_ftnref179">[179]</a><br />
&nbsp;</p>
<h3><a name="_Toc125788494"></a>Îzahat</h3>
<p>&nbsp;<br />
Râvî Rabîatülcüreşî, (R.A), yemenlidir. Peygamberimizin sahabesinden olduğu ve kendisinden hadîsi şerif rivayet edib naklettiği beyan edilmekte­dir. Ayrıca sahabeden olmayıp tabiîn&#8217;den olduğunu da zikredenler olmuştur.&#8221;<br />
Rabîa (R.A) in memleketi olanCÜREŞÎ : Yemenin yakınında bir nahiye­nin ismidir.<br />
Hadisi şerifin baş tarafında Resulü Ekrem efendimizin kendisine gelen kimsenin ona gözlerinin uyuduğu halde kulaklarının İşittiğini ve kalbinin de anlar olduğunu beyan etmesi, şâyani dikkattir. Zira her ferd de görülme­yen ve görülmesi nâdir olan bir hâli haber veriyor. O haberi verenin kim olduğu beyan edilmemekte ama, o gelib söyleyen kimsenin melek olduğu anlaşılmakta ve böyle beyan edildiği yazılmaktadır.<br />
Meleğin dediğinde hemen Resulü Ekrem efendimizin, «Elbet benim gözüm uyur, kulaklarım iştir ve kalbimde İdrak edib anlar» diyerek cevabda bulunmasında şu âyeti kerîmeye işaret vardır :<br />
&#8216;.(İbrahime (Aleyhisselâm-a) Rabbisi; Benim emrime teslim ol, buyurdu­ğu zaman, o da şöyle demişti : Kendimi âlemlerin Rabbisine teslim ettim.» (Bakara sûresi, 131)<br />
Resulü Ekrem efendiiüiz, hadîsi şerifin devamında hâltkı zülceiâlı, bir efendiye kendisini dâvetciye ve davet edilen evi de islama ve hazırlanan sofrayı da cennete teşbih etmektedir. Bu teşbihleri islam dâvasını en güzel şekilde îzah eden peygamber efendimiz, kendisini tâkîb eden ümmetlerinin de aynı şekilde davete İcabet etmelerini ve davetin kudsî bir görev olduğu­nu bilerek zevkle devam edilmesini beyan buyurmuş oluyor.<br />
İbni Melek dediki : «Bu beyandan anlaşılmıştaki, islam cennetten da­ha geniştir.»<a href="#_ftn180" name="_ftnref180">[180]</a><br />
Aiîyyülkâri (R.A) da diyorki, Bende derim : Burada şu hadîsi şerife işa­ret vardır : «Beni arzsm ve semeni yükienememiştir. Fakat mümin kulumun kalbi beni yüklenmiştir.» <a href="#_ftn181" name="_ftnref181">[181]</a><br />
&nbsp;</p>
<h3><a name="_Toc125788495"></a>Tercümesi:</h3>
<p>&nbsp;<br />
<strong>162-</strong> (23) Ebî Râfî {R.A} den mervtdir, dedi:<br />
— Resûlüllah (S.A.V) buyurduki :<a href="#_ftn182" name="_ftnref182">[182]</a><br />
«Sizin her hangi bir&#8217;nizi koltuğuna dayanmış mütekebbir ve mösteğnî vaziyette bulmayayım, ona benim emrimden bir emir veya nehyetmiş oldu ğumdan bir şey gelirde oda derse; Ben b,ir şey bilmiyorum. Biz ancak Allâ-hın kitabında bulduğumuz şeye tebî ouluruz.» <a href="#_ftn183" name="_ftnref183">[183]</a><br />
&nbsp;</p>
<h3><a name="_Toc125788496"></a>Îzahat</h3>
<p>&nbsp;<br />
Râvî Ebi Râfî (R.A), Peygamber efendimizin âzad etmiş olduğu köleie-rindendir. İsmi Eşlemdir. Fakat künyesi galebe ettiğinden onu söylemek ve yazmak daha meşhur olmuştur. Kıbdî sülâlesine mensubdur. Râvî daha ev­vel Hz. Abbasın kölesi idi, Resûlüllah (S.A.V) efendimize hibe etmişti. Bu köle Hz. Abbas-ın îman ettiğini Hz. Peygamber efendimize müjdelemişti de Resûlüllah efendimiz de onu kölelikten âzad etmişti. Kendisinden pek çok sahabe ve tabiîn hadisi şerif rivayet etmiştir. Vefatı, Hz. Osman (R.A) in şehid edilmesinden az bir zaman evvel olmuştur. Allah ondan râzî olsun.<br />
Hadîsi şerifte beyan edildiği üzere, günümüzde olduğu gibi bâzı kim­seler kendisini allâme yerine koyarak Kur&#8217;anda beyan edilmeyen bâzı me­seleleri Peygamber efendimiz beyan etse dahî, «Biz Kur&#8217;anda bulduğumuza tabî oluruz» diyerek peygamber efendimizin sünnetine tabî olmayı red edenler olabileceğine işaret ediyor. Gecen asırlarda böyle zındıklar olduğu gibi, günümüzde de vardır. Zira Allâhm buyruğuna itaat etmeyi vazife sa­yıp Peygambere İtaat etmeyi zait sayanlar görülmektedir.<br />
Halbuki Peygamber efendimiz, söylediği her hükmü ve yapdıkları amel­leri mutlaka ilâhî vahye müstenid olarak beyan edib işlemektedir.<br />
Hakikatin böyle olduğu şu meaidaki âyeti kerîmede beyan edilmiştir: «O (Peygamber) hevödan (kendi nefsinden) söylemiyor.» (Necm sûresi, 3)<br />
Peygamber efendimizin getirib beyan ettiği hükümlere tabî olmak Kur&#8217;-ana uymak olduğu diğer bir âyeti kerimede şöyle beyan edilmiştir,<br />
«Peygamber, size ne verdi (getirdi) ise, onu alın (tutun). Ve size neyi ycsak etti ise onuda almayın (kaçının, uzak durun).» (Haşr sûresi, 7)<br />
İşte bu ayeti kerîmelere ve yukardaki hadîsi nebeviyeye göre, peygam­ber efendimizin buyurduğu ve işlediği her hüküm, ilâhi hükümlere bağlı olması, hasebiyle sarılınması lazım ve vacib olan hükümlerdir. Hadîsi şerif-de beyan edildiği gibi, bâzt kibirli ve gururlu kimseler, «oda bizim gibi bir insandır, ona tabî olmak olamaz., v.s.» sözlerle mütekebbirâne konuşub is­yan edebilirler. Akıllı müslüman, böyle sapık ve zındıklara kulak vermez ve böyle mel&#8217;unlardan uzak durub tehlikelerinden kaçınmayı tercih eder. Zira ataların bir sözü vardır : «Mis yanına varırsan, mis kokar. Pis yanına varır­san, pis kokar.»<br />
Hayatta pek çok kimseler böyle kibirli ve gururlu kimselerin ağzına ba­kıp sapılmışlardır. Kendisini peygamberden üstün gören zındıklara kanmış-lardır. Hatta günümüzde dahi kendilerini Peygamberden ve onların toplu­luklarından mutlu olduklarını söyleyen zalim ve hainlerin küfür kokan la­kırdılarını kulaklarımızla duyduk.<br />
Karşısındaki kalabalık cemaatı görünce, «Nuh Aleyhisselam 950 sene davet de bulundu. Karşısında 70 &#8211; 80 kişiyi geçmemiştir. Benim karşımda yüz lerce kişi vardır.» diyerek peygamberi küçümseyen ve kendisini peygam­berden üstün ve mutlu göstermeye çalışan sözde alim aslında ilim ve îman cellâdı hâin olanların beyanlarımda işittiğimizde hayretle içine dafmışızdır.<br />
Kibir ve gurur; iblisin, firavn ve Ebu cehillerin sıfatıdır. Allah muhafa­za Adem oğlu bu hastalığa mübtela oldumu, artık çok kötü ve çok iğrenç hata, küfür ve felâketlere sapıtıyor. Dünyada rezil ve perişanlığa uğradığı gibi, ahtrette de şiddetli ve ebedî azaba müstehaklik mukadder olur. <a href="#_ftn184" name="_ftnref184">[184]</a><br />
&nbsp;</p>
<h3><a name="_Toc125788497"></a>Tercümesi;</h3>
<p>&nbsp;<br />
<strong>163 &#8211;</strong> (24) Mikdâm bin mâdî kerb (R.A) den mervidir dedi: .Resûlüllah (S.A.V) buyurduki:<br />
«Duymuş olunuzki, şüphesiz ben Kur&#8217;Gnı ve onun gibisini beraber ge­tirdim, dikkat ediniz tok karınlı bir adam sedirine (koltuk veya döşeğine) ku­rulup oturur ve derki : Yalnız bu Kur&#8217;ana sarılmanız lâzımdır, binâenaleyh bu Kur&#8217;anda helâldan bir şey bulursanız, onu helal İtikat ediniz ve helal hük­münü veriniz, işleyiniz. Ve eğer o Kur&#8217;anda haramdan (yasak ve haram olan­dan) bir şey bulursanız, hemen o haramı; haram itikat edip kaçınınız.<br />
Şüphesizki, Resûlüllahin haram kıldığı şey. Allanın haram kıldığı şey gibidir;<br />
— Dikkat edıinizki, size ehlüeşmiş olan eşek helal olmaz, yırıtıcı &#8216;hay­vanlardan her dırnaklı hayvanda helal olmaz, müslümanlarla anlaşma yapıl­mış olan kâfirin yitik (sokağa düşmüş ve gaybolmuş) malını alıp yemekde he lal olmaz. Ancak o sokağa atılmış ve yitik maldan sahibi müsteğnî olursa (ihtiyaç his etmediği ve kendisinin sokağa atıverdiği gibi ehemmiyetsiz bir mal olursa), bu takdirde helal olabilir.<a href="#_ftn185" name="_ftnref185">[185]</a><br />
— Ve bir kjmse, bir cemaat ve topluluğa inip misafir olursa, o toplu­luğun o kimseye ikram etmeleri lâzımdır. Şayet o topluluk o müsâfire ikram etmezlerse, bu takdirde o misafire onların yapdıklarının aynını yapması ge­rekir.» <a href="#_ftn186" name="_ftnref186">[186]</a><br />
&nbsp;</p>
<h3><a name="_Toc125788498"></a>İzahat</h3>
<p>&nbsp;<br />
Rövî Mikdâm (R.A), şom ehlinden sayılan ve Ebû küreyme künyesi ile, künyelenen bir sahâbîdir. Samda çok durmasından dolayı samlılardan sa­yılmıştır. Ve kendisi doksan bir (91) yaşlarında iken Samda vefat etmiştir. Allah ondan râzî olsun. Pek çok kimse kendisinden hadîsi şerif rivayet et­miştir.<br />
Yukardaki hadîsi şerifin baş tarafında da yine Kur&#8217;anin hükmü kadar ve belki de dahada fazla serî hüküm ile geldiğini resulü Ekrem efendimiz beyan buyurmaktadır. Ve hadîsi şerifin devamında bir kac sefer dikkat çe­kerek mühim İkaz ve tenbîhatta bulunarak kitabi ilâhînin hükümleri ile bera­ber kendisinin getirmiş olduğu sünnetlere de ehmmiyetle sarıiınmasım tav­siye buyurmaktadır. Aynı zamanda Resûiüllah sallallâhü aleyhi vesellem. efendimizin haram kıldığı şeyin, Allâhü tealânın haram kıldığı gibi haram ol­duğunu beyan buyurmaktadır.<br />
Kur&#8217;an kerimde kesin ve açık bir şekilde beyan edilmeyen meseleden birisi olan eşeğin etinin haramlığı meselesini beyan ederek şöyle buyurul-muştur:<br />
«Dikkat ediniz ki, size ehlîleşmiş olan eşek helâl olmaz.»<br />
Evet bu hükmün kesin şekli Kur&#8217;anı Kerimde zikredilmemiştir. Kur&#8217;anı Kerimde bu ve emsali hayvanların bir binit hayvanı olarak zikri şöyle geç­mektedir :<br />
«Hem kendilerine binesiniz ve hemde zinet ve süs olsun diye Allâhü teâia atları, katırları ve merkebleri (eşekleri) yarattı ve şimdi s&#8217;zin bilemedi­ğiniz daha neler yaratacak.» (Nahl sûresi, 8} Kur&#8217;anı kerimde habis cinsinden olan her hayvanın haramlığı şu âyeti kerîmede beyan edilmiştir:<br />
«(Allâhü teâla) onların (insanların) üzerlerine murdar olan şeyleri de haram kılıyor.» (Araf sûresi, 157)<br />
Eşeğin ve diğer habis cinsinden ve etlerinin yenmesi haram olan hay­vanların hükümleri ile ilgili geniş malûmat, islam hukukunun esasını teşkil eden fıkıh kitablarında mezkûrdur. Bu oümieden olarak «Mülteka tercüme­si» adlı eserimizin dördüncü cildinde zikredilmiştir.<br />
Hadîsi şerifin son cümlelerindeki müsâferet meselesi ile ilgili hükümde zaruret karşısında haramların helal olması hükmüne binaendir. Yoksa ik­ramda bulunmayana karşı o şekilde muamele, normal hayatta doğru değil­dir. Kuvvet kullanarak bir şeyler almak dînimizde haramdır. Evet müsâfire ikram vacibdir. Fakat ikramı terk etmeleri hâlinde zarurî muhtaçlık ve ha­yat tehlikesini îcab ettiren bir hal olmadıkça misli ile mukabele etmek caiz olmaz. Zaruret hali her şeyi mubah ktlar, ölmeyecek kadar bir kac lokma verilmesede yenilebilir.<br />
Kur&#8217;anı Kerimde «Nefsinizi tehlikeye atmayınız» buyuruîmuştur. Ayrıca, «Muzdar kalırsanız, haramlar mubah olur.» buyuruîmuştur.<br />
Bu âyeti kerîme meallerinin her ikiside. Bakara sûresinde mezkûrdur. Yalnız zaruretler, ölüm tehlikesi ve bir farzın îfası şeklinde karşılaşıl­dığında işlenir. Yoksa günümüzdeki bâzı ahlaksızların işlediği gibi, bütün .mallan v© mülkleri ve hatta senelerce ihtiyaçları karşılanmış vaziyette iken «zaruret» diyerek haramları alıyorlar, işleyorlar ve yiyip içiyorlar. Bunların hayatı cehennemî bir hayattır. Allah muhafaza birde haramlara helâl diye­cek olurlarsa, dinsiz îmansız kâfir olurlar. <a href="#_ftn187" name="_ftnref187">[187]</a><br />
&nbsp;</p>
<h3><a name="_Toc125788499"></a>Tercümesi:</h3>
<p>&nbsp;<br />
164 &#8211; (25} Irbaz Bin Sâriye (R.A) den mervicf.ir, dedİki: Resûiüllah (S.A.V) ayağa kaikdı ve dedi:<br />
«Sizin biriniz, tahtına (koltuğuna) kurularak dayanıpda Allâhü teâlanın Kur&#8217;andaki hükümlerden başka hiç haram kıldığı yokmu sanır?!<br />
— Duymuş olunuzki, şüphesiz ben Allâha yemin ederim elbet ben em­rettim, vâzû nasihatda bulundum ve ben Kur&#8217;anı kerimdeki kadar veya on­dan da çok eşyalardan nehyettim (Pek çok şeylerin haramhğını beyan et­tim).<a href="#_ftn188" name="_ftnref188">[188]</a><br />
— Şüphesiz AHahü teâla size ehli kitabın izni ile helal kılmıştır. Onların kadınlarını dövmeyide helal kılmamıştır ve onlara cizye olarak bağladığı mailen verdikleri vakit kalan mallarının meyvalarını! (ve emsalini) yeme nizde size helal olmaz.» <a href="#_ftn189" name="_ftnref189">[189]</a><br />
&nbsp;</p>
<h3><a name="_Toc125788500"></a>Îzahat</h3>
<p>&nbsp;<br />
Râvî Irböz bins âriye (R.A), ashabı suffa denilen hak aşıkları ve fukara­yı sâbirinden idi ve aşkı ilâhi neticesinde çok ağlardı. Hak teâiaya kavuşma aşkı çok olduğundan hak tealaya şu duada bulunurdu : «Ey Allâhıml yaşım büyüdü ve kemiklerim zaifledi, binaenaleyh beni kendine kavuştur.»<a href="#_ftn190" name="_ftnref190">[190]</a><br />
Râvî son zamanlarda Samda sakin olmuştur..Kendisinden sahabeden Ebi Umâme (R.A) ve pek çok tabiîn hadîsi şerif rivayet etmiştir. Rivayet et­tiği hadîsi şerif adedi, otuz bir (31) hadisdir. Yetmiş beş yaşında iken Sam­da vefat etmiştir. Allah ondan râzî olsun.<br />
Hadîsi şerifte beyan edilen ilk hükümler ile ilgili kısa îzahat, yukarıki hadîsi şeriflerde zikredilmiştir. Biz burada hadîsi şerifin son cümleleri ile ilgi­li hükümleri kısa yoldan açıklamaya çalışacağız.<br />
Müslümanlarla kâfirlerin harbleri neticesinde, müslümanlar galib gelib kâfirlere tazminat ve temînat olarak senelik bağlanan cizyeyi ödedikleri tak­dirde onların canları, mal ve mülklerine tecavüz edilemiyeceği beyan edil­mektedir. Evleri, hanımları ve malları her türlü saldın ve tecâvüzdan berî olması gerektiğini kesinlikle beyan buyurmaktadır.<br />
Şu halde böyle emniyet ve emanda olmaları gereken gayri müslimleriı mallarına, ev ve meskenlerine ve aile efratlarına tecavüz edib saldırmak, müslümaniara saldırmak kadar ve hatta müslümanlara zulümden de eşettir. En âdî ve iğrenç harekettir<a href="#_ftn191" name="_ftnref191">[191]</a><br />
&nbsp;</p>
<h3><a name="_Toc125788501"></a>Tercümesi</h3>
<p>&nbsp;<br />
<strong>165 &#8211;</strong> (26J Yine öhdan {irbaz bin srâiye R.A den) mervîdir, dedi i<br />
«Resûlüllah (S.A.V) günlerden bir gün bizimle beraber namaz kıldı, son­ra yüzünü çevirib döndü ve bize gayet ciddi bir vâzu nasihatda bulundu ki, O nasihatten gözler ağladı ve kalbler korkup titredi.<br />
— İşte o anda bir adam dediki : Ya Resûlüllah! sanki! bu vâzu nasiha­tiniz vedalaşma nasihati gibidir. Binaenaleyh bize vasiyet ediniz.<br />
— Bunun üzerine Resûlüllah (S.A.V) buyurdu :<br />
«Size, Allahdan korkma ile Habeşi i zenci bir kölede olsa, emrine kulak verip itaat etmenizi tavsiye ederim. Zira sizden bir kimse, benden sonra yaşarsa, pek çok ihtilafı görecektir.<a href="#_ftn192" name="_ftnref192">[192]</a><br />
— İşte c ihtilafın çoğaldığı zaman, benim sünnetime ve doğru yolda olan hulefâ-i Reşâdİmin (dört halifemin) sünnetine sanlınız. O sünnetlere öyle sanlınki, sanki onlara azı dişlerinizle sim sıkı sarılınız ve yeni ihdas edilen işlerden (dine sokulan yeni uydurma ve Bid&#8217;atlardan) kaçınınız; Zira her yeni çıkan (ve dinde yeri olmayıp dine aykırı olan), Bid&#8217;atttr ve her Bid&#8217;at dalalettir (sapıklıktır).» <a href="#_ftn193" name="_ftnref193">[193]</a><br />
&nbsp;</p>
<h3><a name="_Toc125788502"></a>Îzahat</h3>
<p>&nbsp;<br />
Hadîs şerifte calibi dikkat olan bâzı cümleleri kısa yoldan açıklamayû çalışalım. Hadîs) şerifin bir cümlesinde, «Size, Allahdan korkmayı tavsiye ederim.» buyurulmuştur.<br />
Bu cümle ile bütün hikmet ve faziletin başı Allahdan korkmaya bağlı olmasından dolayı, Allaha şirk etmekten, isyan ve tuğyanda bulunmakdan berî olarak emri ilâhîlere sarılıb nehyi ilâhîlerden kaçınmayı kesin olarak ilk hamlede tavsiye edib emir buyurmuştur.<br />
Peygamber efendimizin bu tavsiyesi. Halikı zülcelâlın ilahî tavsiyesine muvafık olarak buyurulmuştur. Cenâbu hak bir âyeti kerîmesinde şöyle tavsiye buyurmuştur:<br />
«İzzi ceâlım hakkı için, biz, senden önce kendilerine kitab verilenlere de, size de hep «ALLAH dan korkun» diye tavsiye ettik&#8230;» (Nisa sûresi, 131)<br />
Allahdan korkan kimseler, din millet ve vatan için iyi şeyler yapar ve iyilikler düşünerek dâima hakkaniyeti izhar ederler. Allahdan korkmayanlar ise, hem kendüeî-ne zarar getirirler ve hem dine, vatan ve millete zarar lan olur. Ahirette de şiddetli azaba müstehak olurlar.<br />
Bir ayeti kerîmsae de şöyle buyurulmuştur:<br />
«Ey îman edenler! Allahdan gerçekten ve ciddî olarak korkun ve ancak müslüman olarak ölün.» (Ali İmran, 102)<br />
Bu ayeti kerîmenin ve yukardakj hadîsi şerifin manalarını anlaşılır şe­kilde açıklayan büyük İmanlı şâirimiz MEHMET AKİF merhum şöyle beyan etmiştir :<br />
Ne irfandır ahlâka yükseklik veren ne vicdandır;<br />
Fazilet hissi insanlarda Allah korkusundandır.<br />
Yüreklerden çekilmiş farz edilsin hafvı yezdanın (Allah korkusunun).<br />
Ne irfanın kalır tesiri kat&#8217;iyyen ne vicdanın.<br />
C -jem&#8217;iyyet ki vicdanında hâkim havfı yezdandır (Allah korkusudur.)<br />
Bütün dünyaya sahibtir, bütün akvama (kavimlere) sultandır.<br />
Fakat efradı Allah korkusundan bî haber mîllet,<br />
Çeker, milletlerin menfuru kıbdiler kadar zillet.<br />
Meâiî (yüksek) meyli hiç kalmaz, şehâmet büsbütün kalkar;<br />
Ne hakimlik tanır artık, ne mahkum olmakdan korkar.<br />
(SAFAHAT, 307 — 308)<br />
Ey mümin kardeş! AKİF merhumun feryad ederek ilâhî aşkla söylediği bu kıymetli sözlerini dikkatla tekrar tekrar oku, okuda günümüzdeki mel­anetlere iyi teşhis koy ve kendini Aflahdan korkan, hak hukuk tanıyan, bü­yüğüne hürmet, küçüğüne şefkat ederek yatan ve millete hayır getiren veya getirecek kişilerden olmaya çalış. Aynı zamanda cenabı hakka hayırlı dua et ve ellerini açda nesiininde böyle Allahdan korkan yüksek ahlaka sahib olan kişiler hâlinde devamını dile.<br />
Yukardaki satırları okuyan her müslüman, iyi düşünmeli ve hayattaki eşkiyayı ve birbirlerine zulmetmeyi ve hatta fitnenin esas tahrikçisi hâlinde görülen ve dâima hayasız ve edebsizlere yardım eden hatta afv edib sırtla­rını okşayan zalimleri iyi anlamak gerekir. Her çeşit zümrevî ve fırkavî hastalıklardan uzak olan hakikî müminler, en doğruyu ve en iyisini göre­bilirler. Fakat kendilerini ve beyinlerini bir tarafa yanı bir fırkaya veya bir şahsa şartlamış iseler, bu zavallılar kolay kolay doğruyu ve Allahdan kork­mayan hâinleri göremez, anlayamaz ve hatta savunmalarını yaparlar.<br />
Böyleler hakkında Resulü Ekrem efendimiz mübarek sözünde şöyle buyurmuştur:<br />
«Senin bir şeyi sevmen, seni kör ve sağır eder.»<a href="#_ftn194" name="_ftnref194">[194]</a><br />
Nitekim atalar sözlerinde, «Kork Aflahdan korkmayandan» demiş­lerdir.<br />
Hadisi şerifte ikinei tavsiye ise şöyledir:<br />
«Size habeşli zenci bir köle de olsa, âmirinize kulak verib itaat etmenizi îavsiye ederim.»<br />
Gayet inee ve açık ifâde İle beyan edilen bu hükme de, çok dikkat etmek ve gereğini icra etmek çok mühim ve elzem bir mes&#8217;eledir. Zira «müs-<br />
lümanım» diyen ve fakat âmirlerine itaat etmeyen pek çok kimseler geç-mişde görülmüştür ve hâlada görülmektedirler.<br />
Kendilerinin etrafı olursa veya maddi bakımdan bir az varlık sahibi iseler, bakarsınız başlarına gelen as[en köylü veya fakir kimselerden ise, o âmiri küçümseyip beğenmeyen ve hatta takma atlar falan uydura­rak hakaret etmeye kalkışanlar, zamanı sabıklarda olduğu gibi, günümüz­de de aynı haller görülmektedir.<br />
Böyle zavallı kimselerin Allanın kulu Peygamberin ümmeti olmaları gülünçtür. Zira gerçekten Allanın kulu ve peygamberin ümmeti olmuş ol­salardı, Habeşli zenci bir köle de olsa meşru ve doğru olan her emrine itaat edildiği gibi, saygı ile hürmetine devam ederlerdi.<br />
Hicretin sekizinci senesinde kuzâa taifesinden Bella ve azre kabileleri Medînei münevvere hayvanlarını toplayıp götürmek için Vâdiyil kura denilen mahalle toplandıkları işitiliyor, bunun üzerine Amr bin As (R.A), baş buğ tâyin ediliyor ve otuz kişi ile onları tedib edib dağıtmak üzere gönderiliyor. Fakat oraya yaklaşınca düşmanın adedi çok olduğunu öğrenen başbuğ Amr bin As (R.A) hemen Resûlüllaha elçi gönderiyor ve takviye isteyor.<br />
Bunun üzerine Resulü Ekrem efendimiz ikiyüz kişiyi Ebû ubeyde Bin cerrah (R.A) kumandasında takviye olarak gönderiyor ve «ihtilaf edib fitne çıkarmayınız. İttifak üzere olunuz» buyuruyor.<br />
Bu ikiyüz (200) kişilik takviye ordusunun içinde Ashabın en efdalı Ebû Bekir ve Ömer (R.A) de varlardı. Ebû Ubeyde (R.A) Amr bin As (R.A) in yanına varınca askerlere İmam olmak istedi. Amr bin As (R.A) ise, «Sen bana imdad geldin. Asıl askerlerin emîri benim» dedi. Ebû Ubeyde mülayim bir zat idi ve «Resulü Ekrem, ihtilaf etmeyiniz, diyerek emir buyurdu, sen bana uymaz isen ben sana uyarım.» diyerek Amr bin As (R.A) in imam ol­masına muvafakat edib eemaatı müslimin ile beraber namazı kıldı. (Kısası Enbiya, 8. hicret bahsi)<br />
Görüldüğü üzere Hz. Ebu Bekir ve Hz. Ömer hem takviye için gelirler­ken Ebû Ubeyde (R.A) in riyaseti altında bulunuyorlar ve hemde bizzat or­dunun başbuğu olan Amr bin As (R.A) in riyaseti altında inkıyad ederek itaat ediyorlar. Halbuki bu iki zat, bu ümmetin en efdal kişileridir.<br />
Bu icraatı işlemekle Hz. Resûlallah sallellâhü aleyhi vesellem ümmet­lerine örnek hayatı tatbik ettirmiş oluyor ve işte sizde böyle olunuz, diyerek talim ve terbiyeyi bilfiil gösteriyor. Alıbda amel eden müsiümanlara ne mut­lu, şayet bu hüküm ve yaşantılara inandım, deyibde amel edemiyen ve her âmirine isyan etmek için çeşitli yalan ve iftiralar uyduranlara yazıklar olsun. Böyle adamlar, gerçekten Allanın kulu ve Peygamberin ümmeti olamazlar. Nefislerinin ve menfeatlarının kulu olabilirler.<br />
Ülülemre itaat etmenin bir ilâhî emir olduğu şu âyeti Kerîme ile beyan edilmiştir :<br />
«Ey müminler! Allâha itaat ediniz. Peygambere ve sizden olan ülülem­re de itaat edimiz..» (Nisa sûresi, 59)<br />
Ayeti kerîmede belirtildiği üzere «bizden, yani biz müslümanlardan» olan ülülemre itaat etmek kaydı vardır. İslamı kabul etmeyen ve islâmın hü­kümlerini tahkir eden ülüiemre itaat meselesi bu kaydın dışında kalır. Na­mazını kılan, orucunu tutan, kurbanı kesen ve cenaze namazını eda eden her kişi bizdendir, müslümondır. Böyle olan amirlerin meşru ve doğru olan emirlerine itaat etmek, hem Allanın emrine ve hemde peygamberimizin buy­ruğuna itâaat etmektir.<br />
Şayet Müslümanlardan olduğu halde kötülükleri emreden bir ümerâ olursa, böyle kötü ve haram olan emirlerine iâat etmek haram ve günah­tır. Caiz değildir. Zira böyle kişiler kendilerini hâşâ Allâhın üstünde gören mel&#8217;un kimselerdir, itaat etmek doğru olamaz. Farz olan amelleride terk et­tirmeye kalkana da itaat edilmez. Zira âmirlerin âmiri ve hakimlerin hâkimi mutlakı olan Allâha îtâaî etmek her şeyin üstünde bir farzdır.<br />
Bu gerçek bir hadîsi şerifte şöyle buyurulmuştur:<br />
«Allâha isyan oîan şeyde, hiç bir ferde itaat etmek olamaz. Ancak ita­at, mâruf (iyi ve helal) olan şeydedir.»<a href="#_ftn195" name="_ftnref195">[195]</a><br />
Bu son hadîsi şerifi dikkatla okuyahmda nefsânî arzularımıza uygun olarak emir ve tavsiyelerde bulunan zâlim emirlere itaat etmenin caiz olma­yacağını iyi bilelim.<br />
Hakikat böyle iken, günümüzde pek çok kişiler, başa geçen zâlimlerin islâmın ruhuna ayktrî çıkardıkları kanunlara, emir ve sözlerine «uiülemre itaat» diyerek bağlanıb onlarla iş yapıyorlar ve o hükümlere tabî olmayı suç saymayorlar.<br />
Ey zavallılar : Allahm kelâmı olan kitabımız Kur&#8217;anı Kerimde beyan edi­len kesin ve açık hükümlere muhalif hükümler veren veya haram olanları iş­lemek için emir verenler, ilâhî hükmü değiştirmeye haklan ve hadleri yok­tur, onlar şeytanın dostları, cehennem odunlarıdırlar. Yanlarına arkadaş çoğaldıp beraber cehenneme yoldaş arayan zâlimlerdir.<br />
Evet böyle zâlimlere ve zulüm emri verenlere itaat edilmez. Fakat isyan ederek fitne de çıkarılması doğru değildir : Ancak onların kötü olan emir­leri yerine getirilmez mümkin olur ve menfeat umulursa, ikaz edilir.<br />
Hadîsi şerifte İzahını yapdığımız cümleler içinde, «Habeşli zenci bir köle de olsa» hükmü ile başa getirilen ve getirilmesi gereken emîrin, mutlaka erkek olması beyan buyurulmuşîur. Zira emirlik hakkı ve iyi neticeli umerâlık vazifesi, erkeklere verilmekle hem dünyevî ve hem dînî ve uhrevî selâmet<br />
ve seadete nail olunur. Hem akıl bakımından ve hemde din bakımından eı keklerden noksan olan kadınlara emirlik vermek ise, o memleket ve milletin her bakımdan felâket ve belâsına sebeb olur.<br />
Nitekim Peygamber sallallâhü aleyhi vesellem efendimiz şöyle buyur­muştur :<br />
«İşlerinin başına kadın geçiren (kadını emir yapan) bir millet, asla fe­lah bulamaz.»<a href="#_ftn196" name="_ftnref196">[196]</a><br />
Diğer bir hadîsi şerifte mealen şöyle buyurulmuştur:<br />
«Ey ümmeti Muhammedi eğer sizin âmirleriniz hayırlılarınızdan, zengin­leriniz sehâvetli kimseleriniz hâlinde olurlarsa ve işlerinizi aranızda müşa­vere edenlef &#8216;îâlinde olursanız, işte bu takdirde yerin üstü (yaşamanız), siz.in için yerin altından (ölmenizden) daha hayırlıdır.<br />
— Ve eğer sizin âmirleriniz, şerlilerinizden, zenginleriniz pahillerlnîz hâlinde olanlardan olurlarsa ve işlerinizi kadınlarınıza havale ederseniz (Kadınları başınıza âmir yapar veya bütün söz ve yetgiyi kadınlarınıza ve­rirseniz), işte bu takcfıirde sizin için yerin altı üstünden (ölmeniz yaşamanız­dan) daha hayırlıdır.»<a href="#_ftn197" name="_ftnref197">[197]</a><br />
Yukardaki hadîsi şerifleri okuyan her müslüman iyi dikkat etmeli ve iyi düşünmelidir. İyi düşünüp inanmalıki, günümüzde kızlarını milletin içine çı-rıl çıplak salıp ondan sonrada medeniyet, hürriyet ve ilericilik gibi kelimeler le islâmın ana esaslarını inkar veya tahkir edercesine hareket edib bir nevî kafir olanları veya bu işin yönlerini bilemeyip câhillerin işledikleri hallere bakmalıki, ne kadar islâma aykırî ve ne kadar felâkettir. Bu hâli işleyenle­rin zararı sırf kendilerine münhasır değil, bütün millet ve memleket belâlara ve felâketlere sürüklenmiş oluyor.<br />
Hal böyle iken yabancı erkeklerin içinde oturmasına, kalkmasına, gidib gelmesine veya beraber yeyip İçmesine ve çeşitli hizmet ve vazife görmele­rine kızlarını ve hanımlarını müsâade edenlerin ne kadar kötülük ettikleri, millet ve memleketin baş belâsı oldukları ortaya çıkmış oluyor.<br />
Bu durumların dışında haram oîan halvetler işleniyor, göz zinaları, dil zinaları, el ve ayak zinaları ve hatta sokaklarda âdeta alenî zinanın her çeşit başlangıcını çekinmeden yapmalarına gözlerini yuman veya görmez­likten ve bilmezlikten gelen baba ve analar, diğer hadîsi şeriflerde beyan edildiği üzere «DEYYUS ve DEYYÜSE» kimselerdir. Aynı zamanda ataların bir sözü vardır: «Dişisini kıskanmıyan, domuzdur.» Bu sözü anlayıb öğren­mek isteyen hayvanat bahçelerine giderlerse, erkek domuzların dişilerini kıskanmadığını görürler.<br />
Bu meselelerin daha geniş îzahı, «İSLAMDA TESETTÜR VE HAYA» ad­lı eserimizde geçtiğini müsiüman kardeşlerimize ehemmiyetine binaen bildi-riniz. Oradan mutlaka okumalarını tavsiye ederiz. <a href="#_ftn198" name="_ftnref198">[198]</a><br />
&nbsp;</p>
<h3><a name="_Toc125788503"></a>Tercümesi:</h3>
<p>&nbsp;<br />
<strong>166 </strong>-[27) Abdullah bin Mes&#8217;ud (R.A) den mervîdir, dedi :<br />
Resûlüllah (S.A.V) bize bir çizgi çizdi, sonra dediki :<br />
«İşte bu dosdoğru çizgi, Allanın yoludur.»<br />
Sonra Resûlüllah (S.A.V) o doğru çizginin sağına ve soluna çizgiler çiz­di ve dediki :<br />
«İşte bu çizgiler, yollardır. Bu yolların her birinin üzerinde bir şeytan vardırki, o bâtıl yofa (insanları) davet eder.»<a href="#_ftn199" name="_ftnref199">[199]</a><br />
Resûlüllah (S.A.V) Şu meal d a ki âyeti kerîmeyi okudu :<br />
«Şu emrettiğim yol, benim dosdoğru yolumdur: Dâima ona uyun. Baş­ka (bâtıl) yollara ve dinlere uyup gitmeyin ki, sizi onun yolundan saptırıp parçalamasınlar..» (En&#8217;am sûresi, 153) <a href="#_ftn200" name="_ftnref200">[200]</a><br />
&nbsp;</p>
<h3><a name="_Toc125788504"></a>İzahat</h3>
<p>&nbsp;<br />
Hadîsi şerifte belirtildiği üzere, Resûlüllah sallallâhü aleyhi vesellem efendimiz evvelâ bir tek yol çiziyor ve diyor ki : «İşte bu dosdoğru çizgi, Al-lâhın yoludur.»<br />
Resûlüllah bu ifâdesi ile şu hususlara işaret buyuruyor :</p>
<ol>
<li><strong>a)</strong> Doğru yolu Allâhü teala beyan etmiştir. Ve her yönüyle apaçık be­lirtilmiştir.</li>
<li><strong>b)</strong> Bu doğru yol, aynı zamanda hakkın tek olduğunu beyandır. Allâhü tealânın beyan ettiği hak birdir. Binâenaleyh bir meselde ihtilaf edilirse,, mutlaka biri haklı diğeri haksızdır. Her ikisi haklı olamaz. Çünkü hak birdir.</li>
</ol>
<p>Şu halde ihtilaf sahihlerinin her birine haklılık verilecek olursa, hak ile bâtıl karıştırıldığından fesat bir hüküm verilmiş olur. Bu mes&#8217;elenin daha geniş İzahı usul ilimleri İle akâid kitablarında zikredilmiştir.</p>
<ol>
<li><strong>c)</strong> Peygamber efendimizin yukardaki ifâdesi ile şu gerçekler de anla­şılmaktadır :</li>
</ol>
<p>Çeşitli alim ve müctehidlerin beyanları, eğer kitâbullâha ve sünneti nebeviyyeye uygun oiursa, onlarda dosdoğru yoldur. Binaenaleyh o yola tabî olanlarda Allanın hak olan yoluna tabî olmuş olurlar.<br />
Hadîsi şerifin devam eden hükümlerinde beyan edilen sağlı sollu çizilen yollar İse, bâtıl yollardırki, o yolların üzerinde şeytanlar bulunmaktadır. Binâ­enaleyh o batı! yollara tabî olanları cehenneme götürmek üzere yerleşmiş­lerdir. Akıllı müslüman dosdoğru yol olan tek ve hak yola tabî olur. Şeytan­ların üzerlerine durubda sâliklerini cehenneme götürecekleri bâtıl yollara gir mez.<br />
Bâtıl yollara duran şeytanların gaye ve emellerini cenâbu hak muhtelif âyetlerinde belirtmiştir. Cümleden bir kaç tanesi şöyledir :<br />
«Ey müminler! Hepiniz iç ve dışınızla sabit bir şekilde islâma ç&#8217;riniz. Şey tanın adımlarına (izlerine, tuzaklarına ve yollarına) uymayınız. Çünkü o (Şeytan), sizin apaçık bir düşmanınızdır.» (Bakara sûresi, 208)<br />
Diğer ayeti kerime meali :<br />
« (Habîbiml) Sana indir Men Kur&#8217;ana ve senden evvel indirilen kitabîara îman ettik, diyerek samimiyetsiz iddiada bulunanlara bakmazmısın?! (On­lar) o azgın şeytana muhakeme olmak isteyorlar. Halbuki onu (Şeytanı), tanımamakla emrolunmuşlardı, Şeytan ise, onları çok uzak bir sapıklığa dü­şürmek ister.» (Nisa sûresi, 60)<br />
Bu âyeti kerîme bir münafık ile bir yahûdî arasında geçen bir dâvayı, hakeme havale etmek istediklerinde, münafık-ın Hz. Peygamberi bırakıb Yahûdîlerin reîsi olan Kâb bin eşrefe gitmek istemesi üzerine nail olmuştu. Bu hâdisenin şekil ve îzahı bu âyeti kerîmenin tefsirlerinde mezkûrdur.<br />
Diğer bir âyeti kerîme meali şöyledir:<br />
«Muhakkak Şeytan, size ezetî bir düşmandır. Binaenaleyh sizde onu düşman tanıyınız. Çünkü o, etrafına toplanan avenesini ancak cehennem­lik olsunlar diye çağırır.» (Fatır sûresi, 6) <a href="#_ftn201" name="_ftnref201">[201]</a><br />
&nbsp;</p>
<h3><a name="_Toc125788505"></a>Tercümesi:</h3>
<p>&nbsp;<br />
<strong>167 &#8211;</strong> (28) Abdullah bin Amr (R.A) den mervidir, dedi:<br />
Resûtüllah (S.A.V.) buyurdu :<br />
«Sizin birimiz (Hakîkî ve kamîl) mümin olamaz, tâki benim getirdiğime (kitap ve sünnete) hevâsı (arzu ve ameli) tâbi ola.»<br />
{Hadisi, İmamı Beğavî «Şerhissünne» adlı eserinde rivayet etmiştir. İmamı Nevevi «Hadisi Erbein»lnde, bu hadis sahihdir, demiştir. Bizde «Kita-bul hucce» de Sahih isnadla rivayet ettik.) <a href="#_ftn202" name="_ftnref202">[202]</a><br />
&nbsp;</p>
<h3><a name="_Toc125788506"></a>İzahat</h3>
<p>&nbsp;<br />
Yâni her hangi bir müslümanın kâmil ve olgun îmâna sâhib.olması, Re-sûlülah (S.A.V) efendimizin getirmiş olduğu hükümlerine ve sünneti nebe-viyyelerine, içten ve gönülden bağlı olarak tabî oimasına bağlıdır. Hakîki ve gerçek mümin, meylü mehabbetini en güzel bir şekilde Rasûlülâha bağlar ve her hâlü kârında ona uymayı şiar edinir.<br />
İtikat ve îmanda, ibâdet ve ahlakda, ticâret ve alış verişde, nikahlanma ve boşanmada, insan ve hayvan haklarında, mahlûkata şefkat ve merha­mette, bâtıl ve küfürle mücâdelede, haramlardan kaçınıb helaliarı işlemekde ve bunların gibi islâmın hükümlerini icra ve tenfiz etmede, adım adım ve nokta nokta Resûlüllâha tâbi olur, her türlü muhalefetten kaçınır.<br />
Peygambere tâbi olanla olmayanların kısımlarını şöyle sıralayabiliriz :</p>
<ol>
<li><strong>a)</strong> Bir kimsenin din ve îmana sevgi ve mehabbeti, şer&#8217;i şerifin esâsına bağlı olarak tezahür ediyor ise, İşte o şer&#8217;in emirlerine son derece bağlılığı­nı gösteren kimse, vahdaniyeti ilâhiyyeye gerçekten inanmış mümini kamil­dir ve Peygambere en kemailı bir şekilde tâbi olan kişidir.</li>
<li><strong>b)</strong> Bir kimsede hevâyı hevesine tabî olarak şer&#8217;in emirlerine muha­lefet eder ve hevâyı hevesinin arzu ve isteklerine tabî olursa, işte bu kim­sede nefsânî arzularını ifah edinen kimse olması hasebi ile dünya ve ahi-rette zarar ve ziyana uğrayan kâfirdir.</li>
</ol>
<p>Bu İzahımız, islamın her hükmünü tahkir edib veya inkar edercesine davranıb kendi arzu ve emellerine tâbi olan münkirleri zikretmiş oluyo­ruz.<br />
Böylelerini Cenâbu hak Kur&#8217;anı keriminde şöy beyan buyuruyor: «—(Ey habîbim!) şimdi o kimseyi gördün ya: (Hak ve hakikati bırakıb keyfine taparcasına) nefsânî arzusunu kendine ilah edinmiştir.» (Casiye sûresi, 23)</p>
<ol>
<li><strong>c)</strong> Bir kimse de şeriatın îman ve îtikad esaslarına inananarak tabî olur ve fakat furûu amel denilen abdest, namaz, zekat, oruç, hac, nikah ve helal olan muameleter gibi şer&#8217;î amelleri işlemezse, işte bu kimse fâsıktır.</li>
<li><strong>d)</strong> Ve bir kimse de, îman ve îtikad esaslarına içten inanmayıp sâdece dış görünüşden islâmın amelî hükümlerini işlerse, işte o kimse münafık ame. linl işlemekle münafıktır.</li>
</ol>
<p>Yukardaki taksimatı öğrendikten sonra, hak ve hakîkatı arayan ve Hz. Peygambere adım adım, nokta nokta tabî olmak gayesine tâbi olan kışı, kendisini araştırmalıdır. Aceba bu sınıfların hangisindendir. Kendi itikat ve amellerini kontrol eden her müslüman yolunun doğru veya eğri olduğunu mutlaka görecektir. Yeterki dikkatla ve halisane bir şekilde araştırılsın.<br />
Şayet bir kişi, islâmın esaslarına hakkı ile vakıf değilse, bu takdirde is-lamı iyibilen ve bildiklerine ihlasla îmân edib amel eden âlim ve kâmil kişi­lere müracaat ederek îtikat ve ameelerinin eksik yönlerini öğrenib düzelt­meleri zarurî bir vecibedir. <a href="#_ftn203" name="_ftnref203">[203]</a><br />
&nbsp;</p>
<h3><a name="_Toc125788507"></a>Tercümesi :</h3>
<p>&nbsp;<br />
<strong>168 &#8211;</strong> (29) Bilâl bin elhars elmüzenî (R.A) den mervidir, dedi : Resûlüilah (S.A.V) buyurdu :<br />
«Bir kimse, benden sonra benim öldürülmüş sünnetimden bîr sünetimi ihya ederse, muhakkakki o sünneti ihva eden kimse için, o sünnette amel edenlerin ecirlerinden hiç bir şey noksanlaşmaksızın o sünneti işleyenlerin ecri kadar ecrü mükcfat vardır.<br />
— Bir kimsede Allah (C.C) ve Resulünün râzt olmadığı kötü Bid&#8217;atı ih­das ederse, o Bid&#8217;atla amel edenlerin vizir ve günâhları noksanlaşmadan onların günâh ve vebali kadar günâh, o Bid&#8217;atı ihdas edenede vardır.»<a href="#_ftn204" name="_ftnref204">[204]</a><br />
<strong>169 &#8211;</strong> (30) Yukardaki hadîsi şerifi, ibni mâce, kesir bin Abdillah bin Amrden, oda babasından, oda dedesinden rivayet etmiştir. <a href="#_ftn205" name="_ftnref205">[205]</a><br />
&nbsp;</p>
<h3><a name="_Toc125788508"></a>İzahat</h3>
<p>&nbsp;<br />
Râvî Bilâl bin elhars veya elhâris elmüzenî (R.A}, Medînei münevvere-li sahâbîlerdendir. Hicretin beşinci senesinde müslüman olmuştur. Medînei münevverenin biraz uzağında olan «İstîrâ» denilen mahelde sakin olurdu. Fakat zaman zaman medînei münevvereye gelirdi.<br />
Hz. Bilâl bin elhars (R.A), Hz. Muaviye (R.A) in zamanında hicretin alt­mış (60) ında vefat etmiştir. Kendisi vefatı ânında, seksen yaşında idi. Ken-<br />
dişinden oğlu Abdurrahman ile Alkarna bin elvakkas (R.A) hadis rivayet et­mişlerdir. Allah ondan râzî olsun.<br />
Hadîsi şerifte geçen hükümler, calibi dikkat meseleleri ihtiva etmekte­dir. Zira Resûlüllâhın ölmüş sünnetini ihya etmek, çok güç bir meseledir. Bu güç olan meseleyi yaşamak ve yaşatmak efbette fevkalâde bir ameldir.<br />
Günümüzde Resûlüllâhın ölmüş sünnetleri pek çoktur. Hatta farzlar dahî işlenmeyen bir memlekette elbet ölmüş sünnet çok olur. Öyle ise farz­ları işlerken terk edilen sünnetleri ihya edenler, alış verişde işlenmeyen sünnetleri ihya edenler, nikah ve mchir meselelerinde ölrnüş sünnetleri ih­ya edenler, geyinme, yeme ve içme ânında öimüş sünnetleri ihya edenler, konuşma ve davranışlarda ölmüş sünnetleri ihya edenler, Cami eemaat meselelerinde ölmüş sünnetleri ihya edenler, komşu haklarına riayet hu­susunda ölmüş olan sünnetleri ihya edenler. Karı koca ve ana baba hak-iarında ölmüş sünnetleri ihya edenler, evlad terbiyesi hususunda ölmüş sünnetleri ihya edenler, Setrül&#8217;avrete riayet etmiyerek öldürülmüş sünnet­leri ihya edenler, Hak ve hukuk meselelerind adaletle hüküm verme husu­sunda öldürülmüş sünnetleri ihya edenler ve bunlara benzer hayatta yapı­lan ve yapılması îcab eden ve fakat yapılmayıp terk edilen sünnetleri ihya edenler, en büyük, tükenmeyen ve daimî bir ecir yolunu ihdas ve ihya eden kimselerdirler..<br />
Yukardaki saymış olduğumuz hayatî meselelerden bir kaç meseleden misal vererek açıklamaya çalışalım..<br />
Kur&#8217;ânı kerimde ve Peygamberimizin sünnetinde her bakımdan duru mu müsâid olan bir erkek için birden fazla hanım alma hakkı vardır. En az bir ve en çok dört hanım almak mubah ve sünnet iken, bu sünneti işleyen­ler pek azınlıktadır ve hatta bu sünneti işleyenlere, «Metres taşıyor, gay­ri meşru hayat yaşıyor» diyenleri mealesef duyduk ve vardırlar.<br />
İşte her türlü tehlike ve tahkirlere rağmen bu sünneti adalet üzere iş­leyen müslümanlar, ölmüş sünneti ihya ettiklerinden en güzel ve en karlı bir sünnet işlemişlerdir.<br />
Keza sakal sünnetini, veraset haklarını islamî hüküm üzere icra eden­ler de aynı ecre nail olan kimselerdir.<br />
Ölmüş sünnetleri ihya edib yaşamalarına sebeb olan müslümanlar, kendilerinin işledikleri amellerin ecrine nail oldukları gibi, ondan sonra onların işleyip ve ihya ettikleri sünnetleri işleyenlerin eçirlerindende aynısını onlarda alacaktır. Yani sünneti ihya eden müslümanlar, kendileri ölseler da­hî ihya ettikleri sünnetleri işleyenler devam ettikçe, o adamların amel defter­leri kapanmaz, dâima yazılır.<br />
Öldükten sonra amel defteri kapanmayan müminlerden bâzılarını Re­sulü Ekrem sallallâhü aleyhi vesellem efendimiz şu mübarek sözlerinde açıklamışlardır :<br />
«İnsan (Mümin) öldüğü zaman, ameli kesilir (amel defteri kapanır). An­cak üç kişinin ki kapanmaz. (Onlarda şunlardır:)</p>
<ol>
<li><strong>g)</strong> Devam edib çalışan sadakadır (yani; Cami, çeşme, seccade sermek, ağaç dikmek, hastane ve yo! yapmak, yapdırmak gibi yaşayan sadakalar­dır.)</li>
<li><strong>b)</strong> Kendisinden faydalanılan Mimdir (yani, ilim sahibi oiur ve o ilmin-dende başkalarını okutmak, eser yazmak, nasîhatta bulunmak ve bilme­yenlerin yollarını öğretip doğrultmak gibi faydalar temin edilen ilim sahibi­nin de amel defteri ^kapanmaz}.</li>
<li><strong>c)</strong> Kendisine hayırlı dua eden evladı bırakan iyi evlad sahibidir. (Yâni, bir müslüman ölünce arkasında hayrüihalef olarak kendisini rahmetle ana­cak ve başkalarına zulümde bulunmayacak iyi ve sâlih bir evlad bırakan kimsenin de amel defteri kapanmaz}. <a href="#_ftn206" name="_ftnref206">[206]</a></li>
</ol>
<p>Bu hadîsi nebevinin hükümlerini okuyan her müslüman, iyi bellemeli ve kendisine bakmalıdır. Acaba ölmezlik ve amel defterini devamlı hayırla dolduran bu üç amel ve halden hangisi kendisinde vardır. Şayet her üçüne de malik îse, çok ve çok mutlu insandır. Zira her ne kadar kendisi bedenen dünyadan ayrılmış olsa da manen ve rûhan yaşayor gibi dünya ile irtibatı devam etmektedir.<br />
Şayet bu üç amelden hiç birisine sâhib olamamış kimseler hâlinde ise, o adamcağızda üzülmelidir. İyi insanlara gıbda etmelidirki, o iyilik sahibini sevmekle bari bir fazilet ve ecre nail olabilsin. Ameller niyetlere göre ol­ması hasebiyle iyi niyetler çok güzel iyilikler ve iyi neticeler meydana ge­tirir.<br />
Cenâbu hak, bizleri ve müslüman kardeşlerimizi bu kıymetli amel ve faziletlerden nasibini alanlardan eylesin. Amin.<br />
İyi niyyet, iyi kazanç ve iyi niyetle işlenen hayırlı amellerin mükâfatı ife ilgili geniş İzahat, yukarda birinci hadîsi şerifin İzahatında geçmiştir.<br />
İşte bu mutlu insanlar, her ne kadar bedenen dünyadan göç edib ahi-rete gitselerde ölmemiş&#8217;yaşayan insanlar menz&#8217;ilindedirler. Mutlu insanlar, böyle öldükleri halde ölmemiş insanlar sınıfından amel defterleri iyiliklerle dolan ve çalışan adamlardır.<br />
Bu iyilikleri ihya edenlerin zıddına bâzı kimselerde şer ve haramları ih­das ederler, kumar bilmeyenlere kumar öğretenler, çalgı öğretenler, hırsız­lık ve uğursuzluk öğretenler, çalgılı şarkılar ihdas edenler, dans ve balu ya­panlar ve öğretenler, içki içib başkalarına da içtirib alıştıranlar, namazı terk ettirenler, bir yerde kumar hâne açıb orada kumar oynatanlar, keza fuhuş hâne açıb1 fuhuş yapdıranlar, alış verişlerde ihtikarda bulunanlar, yalan söy­leyerek alış verişde bulunanlar, karaborsa mal satanlar, faizciliği mubah-mış gibi işleyib başkalarına da teşvik edenler, yeni yetişen genç dimağlara kötülükleri telkin ederek; Allah; Peygamber, din îman, vatan, millet, düş­manlığı yapanlar, ana baba ve büyük tanımayan aynı zamanda her türlü haksızlıkları mubahmış gibi telkin edib işletenler ve daha saymakla bitme­yecek kadar pek çok kötülükleri işleyenler, işleten ve teşvik edenler de o işledikleri kötülüklerin vizrini çekecekleri gibi, o işledikleri veya tâlim edib işlettikleri kimselerin ilâ nihâye günâhları devam ettikçe o ilk ihdas edib çı­karan veya yapanların vizirleri de devam eder, onların vizri kadar vizir ve cezaya çarbacaktirlar.<br />
İşte böyle kötülükte örnek olan kimselerde, çok kötü ve çok zararda olan bir ahmak ve mücrimdirler. Bu adamlar âhirette başkalarının işlediği günahların yüzünden şiddetli ve kat kat azaba müstehak olacaktırlar. Böyle felâket olan kötülüklerden Allâha sığınmak en çıkar yoldur. Cenâbu hak bü­tün ümmeti muhammedle bizleri ve neslimizi bu gibi iflas ettirici ve çok çok kötü amellerden muhafaza buyursun. Amin.<br />
Yukardaki hadîsi şerifte beyan edilen ve ikinci hükmü hâmil olan bü­yük veba! ve vizir sahibleride böylece anlaşılmış oluyor. Bu kısa izahattan sonra tekrar yukardaki hadîsi şerifi okuyalım ve üzerinde iyi düşünelim. İyi düşünelimde kendimizi tehlike ve veballardan korumuş olanlardan olalım. <a href="#_ftn207" name="_ftnref207">[207]</a><br />
&nbsp;</p>
<h3><a name="_Toc125788509"></a>Tercümesi:</h3>
<p>&nbsp;<br />
<strong>170 &#8211;</strong> (31) Amr bin Avf (R.A) den mervîdir, dedi:<br />
Resûlüllah (S.A.V) buyurdu :<br />
«Muhakkak din, hicaza sığınır, yılanın deliğine akıp sığındığı gibi ve elbette din, hicazda muhafaza edilip korunacaktır, dağın tepesindeki sığınıp korunma merkezinde geçinin sığındığı gibi.<a href="#_ftn208" name="_ftnref208">[208]</a><br />
— Şüphesiz din, garib olarak başladı ve gelecekde başladığı gibi ga­ripliğe avdet eder. Binâenaleyh gariplere müjdeler olsun ve o garipler, ben­den sonra benim sünnetimden ifsad edilenleri ıslah eden kimselerdir.» <a href="#_ftn209" name="_ftnref209">[209]</a><br />
&nbsp;</p>
<h3><a name="_Toc125788510"></a>İzahat</h3>
<p>&nbsp;<br />
Râvî Amr bin Avf (R.A), hicretin beşinci senesinde müslüman olan ve medînei münevvere yakınında «Müzenî» isimli bir mahalde karar ederdi, ken dişinin medînei münevverede de bir evi var idi, zaman zaman burada da sa­kin durdu. İlk iştirak ettiği muharebe, Handek muharebesidir.<br />
Kendisinin îman etmesi üzerine hal ve hareketini ve kendisi gibilerin durumlarını yüce Allah överek hakklarında şu âyeti kerîme nazil olmuştur :<br />
«Peygambere indirilen (Kur&#8217;an-ı kerîmi) dinledikleri vakit, hakkı tanıdık­larından dolayı gözlerinin yaşla dolub taşdığını görürsün onların. (Onlar şöyle) derler : Ey Rabbimiz! îman ettik, artık bizi (hakka) şahid olanlarla beraber yaz.» (Mâide sûresi, 83)<br />
Bu âyeti kerîmede beyan edilen Allah aşkı ve Allah korkusundan doiayı gözleri yaşla dolub ağlayan ve halleri Hâliki zülcelâl tarafından övülen zat­lardan biriside, yukardaki zâtı muhterem olduğu beyan edilmiştir.<br />
Tebük seferinde Allah aşkı ve ümmet derdi ile ağlayanlardan birisidir.<br />
Medînei münevverede sakin olurken Hz. Muaviyenin hilâfeti zamanın­da vefat etmiştir. Allah ondan râzi olsun.<br />
Hadîsi şerifîn baş tarafında beyan edilen cümlelerde, ahir zamanda fit­ne ve fesatların zuhur edib etrafa dağıldığında din, evvelce olduğu gibi tekrar Hicaz bölgesine sığınacağı ve bu sığınıb akma bir nevî deliğine akan yılana teşbih edilmiştir.<br />
Yukarda 160 nolu hadîsi şerifte bu mânayı ifade eden cümlede «îman» tâbiri ile zikredilmişti. Din ile îman kelimesinin mânası aynı hükmü ifade et­mektedir. Onun için burada açıklamak îcab eden hususlar bir nebze orada zikredilmiştir. Muhterem okuyucularımıza 160 nolu hadîsi şerifi ve &#8220;aah bö­lümünü okumalarını tavsiye ederiz. <a href="#_ftn210" name="_ftnref210">[210]</a><br />
&nbsp;</p>
<h3><a name="_Toc125788511"></a>Tercümesi:</h3>
<p>&nbsp;<br />
<strong>171 &#8211; </strong>(32) Abdullah bin Amr (R A) den mervidir, dedi:<br />
Resûlüllah (S.A.V) buyurdu :<br />
«And olsunki, benî İsrail üzerine gelen şey gibi tıpa tıp, adım adım be­lim ümmetim üzerinede gelecektir. Eğer onlardan bir kimse, annesine aleni olarak gelmişse (açıkça tecâvüz edip zina etmişse), elbette o işlenenin ay­nısını benim ümmetimdende işleyen olacaktır.<br />
— Şüphesiz beni israil yetmiş iki millete ayrılmıştır. Benim ümmetimde yetmiş üç millete ayrılacaktır. O yetmiş üç milletten bir tanesi hariç diğer-erinin hepsi {yetmiş ikisi) cehennemdedirler.<br />
— Ashabı kiram decMler : O cennete girecek bîr millet kimdir ya Resû-üllah!<a href="#_ftn211" name="_ftnref211">[211]</a><br />
— Resûlüllah (S.A.V) buyurdu : «Benim ve ashabımın yolu üzere olandır.» <a href="#_ftn212" name="_ftnref212">[212]</a><br />
&nbsp;</p>
<h3><a name="_Toc125788512"></a>İzahat</h3>
<p>&nbsp;<br />
Hadîsi şerifte geçmişve gelecekle ilgili pek mühim ve acâîb hükümler Deyan buyurulmştur. Benî İsrail ismini alan Yahûdî ve Hıristiyan milletinin işlediklerini bu ümmetinde, aynısını tıpatıp, adım adım tâkib edib işleyeceğini hatta onlardan annesine alenî tecâvüz edib zinada bulunan olmuş ise, ümmettende işleyenlerin olacağı beyan buyurulmuştur.<br />
Resûlüllah (S.A.V) efendimizin bu mübarek sözleri istikbaldaki hallerin zuhuru ile ilgili olması ve o hallerinde aynısının görülmesi bir mûcizei Re­suldür. Zira bugün sokaklarda geçmiş milletlerdeki vahşeti işleyenlerin zina ve fuhuşun çeşitleri işlenir durumdadır. El zinası, di! zinası, ayak zi­nası, göz zinası ve nihayet cinsi münasebet zinasını dahî çekinmeden ya­sanlar görülür hale gelmiştir.<br />
Annesini, kardeşini, halasını, teyzesini, gelinini ve hatta kızını dahî dans ve balo salonlarında kucağına alıb hayasızca dans edenler, alenî zi­nayı yapanların ta kendisidirler. Kendi karısını çeşitli toplantılara götürüp rast geleninin kucağına verircesine el sıktıranlar, öpüştürenler, dans ve ba­lo yapmalarına rıza gösterenler, karşı karşıya oturtup sulu sulu şakalarda bulunduranlar ve daha akla hayale gelmedik deyyüslükleri işleyenler, Asır­larca evvel Hz. Peygamber efendimizin beyan buyurdukları hayasızlık ve namusunu yıkma hastalıklarının tezahürüdür.<br />
Yâni, bu halleri görmekle Peygamber efendimizin mucizeleri görülmüş oluyor ve dolaysiyle sözündeki sadakat ve doğruluğunu asırlarca sonra yi­ne isbat etmiş oluyor.<br />
Resûlüllah sallallâhü aleyhi veseîlem efendimizin bu açıklamalarındaki hikmet şudur: Benî İsrail ismini alan o yahûdîler ve Hıristiyanlar, analarına tecavüz ederek o kötülüğü işleyib helak olmuşlarsa, bu ümmet de de aynısı nı işleyenler helakü perişan olurlar. İlâhî adet böyle cereyan etmiştir. Aynı şe kilde devam edecektir. Bu helak oluş, şiddetli rüzgarın acâib şekilde altı üste karıştırmasına teşbih edilmiştir.<br />
Kur&#8217;anı kerimde şöyle buyurulmuştur :<br />
«Öybe helak ecfıici bir rüzgâr ki, uğradığı bir şeyi bırakmıyor, mutlaka onu kül gibi savuruyor.» (Zâriyat sûresi, 42)<br />
Bu hadîsi şerifteki «Ümmet» kelimesinin anlamı, «Ümmeti davet» ola­rak vasıflandırılan, inanan kimselerdir. Zira Peygamber efendimiz bu ümme­tin vasfını beyan ederken, kendine izafe ederek beyan etmiştir. Binaenaleyh kendine izafe ve nisbet etmekle de hak ve hakîkata inanmış kimseler ol­muş oluyor. Bâzı âlimler, «Ümmeti davet» e şamil olduğunu zikretmişler­dir.<br />
Hadîsi şerifte ikinci bir hOKüm ise, şu cümlelerle İzah buyurulmuştur: «Şüphesiz ki, Benî İsrail (Hıristiyan ve diğer ehli kitablar), yetmiş iki millete ayrılmıştır. Benim ümmetimde yetmiş üç millete ayrılacaktır.»<br />
Bu cümlelerdeki, «Benî İsrail» cümlesinin Ehli kitablardan hınstıyan-lar olduklarını bilmek gerekir. Zira Peygamber efendimiz diğer bâzı hadîsi şeriflerinde, Yahudilerin, yetmiş bir fırkaya, Hıristiyanların, yetmiş iki fırka­ya ve kendi ümmetininde yetmiş üç fırkaya ayrılacağını beyan buyurmuşlar­dır.<br />
Cümleden bir hadîsi nebevîsinde şöyle buyurmuştur: «Şüphesiz ki, Mûsâ (A.S) m kavmi (Yahûdîler), kendisinden sonra yet­miş bir fırkaya ayrılmışlardı. Yetmiş fırkası helak olmuştu, bir fırkası halas buiub kurtulmuştu.<br />
— Isa (A.S) in kcvmi de kendisinden sonra yetmiş iki fırkaya ayrılmış­lardı. Bu fırkalardan yetmiş biri helak olmuştu ve bir fırkası da helak olma-yıb kurtulmuştu.<br />
— Muhakkak ki, benim ümmetimde yetmiş üç fırkaya ayrılacaktır. İşte o yetmiş üç fırkadan yetmiş ikisi helak olacaktır, bir tek fırkası helak oimayıb kurtulacaktır.<br />
— Ashabı kıiram tarafından sorularak denildi ki, Ya Resûlellâh! O kur­tulan fırka kimdir?<br />
— Resûlüllah (S.A.V) buyurdu :<br />
«O helakdan kurtulanlar, Sünnete ve cemaata sarılan kimselerdir.»<a href="#_ftn213" name="_ftnref213">[213]</a><br />
Hadîsi şerifte geçtiği üzere, bu ümmet yetmiş üç fırkaya ayrılacaktır. Ve de, şimdiye kadar yetmiş üç fırkası da ortaya çıkmıştır. Yetmiş ikisi da­lâlet ve sapıklıkda olacaklar, bir fırkası ki, necat fırkası helak olmayacaklar­dır.<br />
Dalâlet yoluna sapmış olan yetmiş iki fırka, ilmi kelam ve akâid kitab-larında uzun uzun yazılmıştır. Biz de burada ana kollan ile o kollara bağlı olan şubelerin isimlerini ve sapıtmalarına sebeb olan kötü akidelerinden birer örnekle iktifa edeceğiz.<br />
Şârih Aliyyülkârî merhum şu cümleleri naklederek hulâsalaşmıştır :<br />
«Sen bi! ki, Bid&#8217;atcıların (sapık fırkaların) aslı, Mevâkıf da nakledildiği gibi sekiz kısma ayrılır (ve şunlardır) :<br />
<strong>1)</strong> MUTEZİLE dir. Bunlar, kullar kendi amellerinin yaratıcısıdır, der­ler. Cenâbu hakkın görülme imkânını inkar ederler ve sevab ile cezanın ve­rilmesi gerekenlere sevab ve cezayı vermesi Allâha vâcibdir, derler, {işte bu görüşler, ehl isünnet görüşüne zıddır.) Bu MUTEZİLELER, yirmi (20) fır­kaya ayrılmışlardır.<br />
<strong>2)</strong> ŞÎALARDIR. Bu Şîalar da, Hz. Ali kerremeilâhünün mehabbet ve sevgisinde çok aşirî giden kimselerdir. Bunlarda yirmi iki (22) şubeye ayrıl­mışlardır.<br />
<strong>3)</strong> HAVARİC&#8217;lerdir. Bunlarda, Hz. Aliyi ve büyük günah işleyenleri tekfir eden sapıklardır (ve aynı zamanda Hz. Aliyi Küfe de mescidde zehirli kılıçla şehid eden hâinlerde bunlardır). Bunlar, yirmi (20) şubeye ayrılmış­lardır.<br />
<strong>4)</strong> MÜRCİE&#8217;lerdir. Onlarda, Mümine îmanlı iken mâsiyet zarar ver­mez, kafire ibâdet ve tâatın menfeatı olmadığı gibi, diyerek ehli sünnete aykı rî görüşleri iddia etmişlerdir. Bunlar, beş (5) şubeye ayrılmışlardır.<br />
<strong>5)</strong> Neccâriyyelerdir. Bunlar da, Kulların fiillerinin yaratılışında ehli sünnete muvafakat ederken, ilâhî sıfatları inkar edib nefyetmede ve kelâmı<br />
ilâhînin hadis olduğu İddiasında Mutezilelere muvafakat eden sapıklardır. Ve bunlar, üç {3) şubeye ayrılmışlardır.<br />
<strong>6)</strong> CEBRİYE&#8217;lerdir. Bunlarda, kulların ihtiyarı olan irâdeî cüziyyele-rini inkar ederek ehli sünnet îtikadına muhalefet etmişlerdir. Ve bunlar, bir tek şubedirler.<br />
<strong>7)</strong> MÜŞEBBİHE&#8217;dirler. Bunlarda, hak tealayı mahlûkata ve cisimlere benzeten sapıklardır. Bunlarda, bir fırkadır.<br />
<strong>8&#8242;)</strong> HULÛLİYE&#8217;dirler (Bunlarda, mes&#8217;eleleri halletmek ve emsali hü­kümleri öğrenmek için kitab ve sünnete müracaat etmeyib direk Allâha hu­lul edib işlerini hallettiklerini ve buna benzer pek çok sakat ve kötü olan iddialarda bulunan kimselerdir.) Ve bunlar, bir şubedirler.<br />
Buraya kadar saymış olduğumuz firakı dâlienin adedi, yetmiş iki olmuş­tur. İşte bu yetmiş iki fırkanın hebsi cehennemliktirler.»<a href="#_ftn214" name="_ftnref214">[214]</a><br />
Yukardaki firakı dâllelerden bâzılarının fasid akîde ve görüşlerini bir nebze îzah ederek günümüzde bu sapıkları kimlerin kimleri taklid ettikleri­ni, «İSLAMA SOKULAN BİD&#8217;AT VE HURAFELER» adlı eserimizde yazdığı­mızı hatırlatırız.<br />
Hadîsi şerifin son kısmında necat fırkasını da Resûlüllah sallallâhü aleyhi vesellem efendimiz şöyle beyan buyurmuşlar :<br />
«Benim ve ashabımın yolu üzere olandır.»<br />
Evet bir ferd veya bir zümre, doğru yolda olduklarını iddia ederlerse o kimselerin îtikad, amel ve ahvâllarına bakılır. Kitab ve sünnete uyar ve aynı zamanda ashabı kiramın takîb ettikleri yol ki «icmâı ümmet» denilen hükme uyarsa, doğrudur.<br />
Şayet bu ana esaslara uymaz ve aynı zamanda yasak ve haram olan hükümleri ihtive eder eskilde olursa, işte bu sapıklıktır ve işleyenler de zın­dık, sapık ve Bid&#8217;atci kimselerdendirler.<br />
Her zaman olduğu gibi günümüzde de pek çok fırkalar ve fikir ihtilaf­ları görülmektedir. İhtilaf ve münakaşalar, islam esaslarını izhar için veya her hangi bir islâmi hükmün icra ve tenfizi jçin olursa, yerinde ve güzel bir citiaddır. Fakat öyle olmazda çeşitli nedenlerle dünya menfeptını elde et­mek, makam, mansib ve bir mala vâsıl olmak gayesine matuf olarak ihti­laf edilirse ki, günümüzdeki ihtilaf ve münakaşaların pek çoğu bu gayeler doğrultusunda dır.<br />
İslamda, ihtilâf caizdir ve fakat iftirak, caiz değildir, haramdır. Böyle olmasına rağmen günümüzde ihtilaf ile iftirakı bilmeyen pek çok kimseler, iftirâkı (fırkacılığı) bir meslek ve san&#8217;at hâlinde İşlemektedirler.<br />
İftilöf; Hakkın ibrazı ve izharı için veya kadre uğrayan bir hakkın dikil­mesi, bir farzın îfası veya bir hayrın icrası gibi pek çpk yönleri olan dînî hükümlerin tesbit ve tâyîni için yapılan ictihad ve gayretin tâ kendisidir.<br />
Resûlüllah (S.A.V) efendimiz, «Ümmetimin ihtilafı, geniş rahmettir.» buyurarak bu hususun cevaz ve iyiliğini beyan etmişlerdir. Ve aynı zaman­da ictihad neticesinde ihtilâf edilen bir mesele de, hakkı bulub isabet edene iki ecir ve isabet edemeyib hata edene de bir ecir olduğu muhtelif hadisi şeriflerde ve usul kitablarında yazılmıştır.<br />
Fakat islâmın yasak ve haram ettiği iftirak (fırkacılık) ise, birbirlerini tekfir eden ve en ağır kötülemelerle savunma yapan ve her vasîlelerle ken­dilerini en iyi ve en doğru yolda olduklarını savunarak kendilerine iltihak etmeyenleri veya kendilerinin hata ve eksiklerini söyleyenleri, hemen ka­ralayıp küfre itenlerin, hal ve hareketleri ki, yukarda sekiz sınıfda hulasa edilen ve «firakı dâlle» denilen zındıkların yollarını tökib edenlerin meslek ve meşrebleri olması hasebiyle haram ve günahtır.<br />
Fırkacılığın islamda haramlığı pek çok şer&#8217;î delillerde açıklanmıştır. Cümleden bir âyeti kerîmede şöyle buyurulmuşîur:<br />
«Hepiniz, tcpdan sımsıkı AlEâhın ipine (Kur&#8217;ânı Kerîme, islâm dinine) senlin. Parçalanıp ayrılarak fırkacılık yapmayın.» (Ali İmran sûresi, 103)<br />
Diğer ayeti kerîme meali de şöyledir :<br />
«Dinlerini parça parça edenler (dinde fırkalara ayrılanlar), ayrı ayrı fırkalar olanlar (yok mu?) sen hiç bir vech i!e onlardan değilsin.» (Enam sûresi, 159)<br />
Bu son ayeti kerîme de «Siye an» kelimesi buyurulmakla, bu şu de­mek oluyor: bir reis ve lidere tabî olup ve ona yardımcı insanlardan mürek-keb cemaat, demektir. İşte bu şîacılık &#8211; fırkacılık; Allah ve peygamber yolu değildir. Haram ve sapıkların yoludur.<br />
Hal böyle iken ey zavallı müslümanlar! Şu günümüzdeki çıkarcı ma­kam ve mansib hırsına bürünmüş gözleri dönmüş muhteris, kin ve buğz saçan ve kardeşi kardeşe hasım yapan ve yapdıran kimselerin hal ve ha­reketleri, acaba bu fırkacılık değildir de nedir? Elbette katıksız ve açıkça fırkacılıktır. Haramdır. Binaenaleyh bu haram ameli, sanat ve meslek edin­mekte haramdır. Haram olan bu hâli «haram» diyerek işleyenler, fasık mü­minlerdirler ve fakat haram olan bu fırkacılığı «helâl» diyen ve hiç günah kabul etmeyenler, Allah muhafaza din ve İmandan olurlar, dinsiz ve îman-sız kâfirdirler.<br />
Öyle ise, müslüman kardeşlerimiz, çok uyanık olmalıdırlar ve çok dik­kat etmelidirler. Zira islâmın yasak ve haram kıldığı şeyleri bilmeyerek helâl ve iyi gibi işliyorlar, sâdeee işlemekte de kalmayıp haramları, en iyi ve en güzel meslek, iş ve meziyet gibi göstermeye ve savunmaya kalkabi­liyorlar.<br />
Cnabu hak bütün müslüman kardeşlerimizle bizleri ve neslimizi, eehâ-lete kurban olubda haramları, helâl ve küfürleri îmandan sayacak ve savu­nacak derecede abdallaşan ve sapıtanlardan olmamayı nasîb buyursun. Amin.<br />
Ehli sünnetin îman esaslarını, yukarda ikinci hadîsi şerifin îzah bölü­mün de kısmende olsa yazıldığını ve tefrikanın tehlike ve dayanağını açık­layıcı hükümelerini de, «İslamda Evliya meselesi ve Hârikalar» adh eseri­mizin «Giriş» kısmında yazdığımızı hatırlatırız.<br />
İhtilaf ve iftirak meselelerini kısa yoldan açıkladıkdan sonra, şimdi günümüzde birde «Teltik veya Telfiki mezâhib» meselesinin tartışması yapıl­mamaktadır. Aslında bu mesele uzun zamandan beri münakaşa edile gel­miştir.<br />
Elimizde bulunan islam hukukunun ehli sünnet hükümlerini beyan eden ana kaynaklardan naklederek bir kaç satırla anlatmaya çalışacağız.<br />
<strong>TELFİK :</strong> Luğatta, bir yere cem edip toplamak ve birj birine zammedip bitiştirmek manasınadır.<br />
İstilahda Telfik : Bir mes&#8217;ele ve hadisede mezhepleri içtima edip bir merkezde toplama usûludurki, bu şekildeki hareket, ashabın ve müetehid-lerin rahmet olan ihtilafını red etmek olduğundan bâtıldır.<br />
Dürrün muhtar şerhi Reddül muhtarda şöyle denilmiştir:<br />
«Muhakkakki, bir hüküm telfiki, (ulemâ ve fukahönın) icma-ı ile bâtıl­dır.» <a href="#_ftn215" name="_ftnref215">[215]</a><br />
Yani bir hükmü, müctehidlerin görüşlerini birleştirerek işlemek, bütün ulemanın icma-ı ile batıldır.<br />
Telfik-in batıllığına misal olarakda İbni Abictfn şu misali zikretmiştir:<br />
«Abdestli bir kimsenin bedeninden kan aksa ve kadına dokunsa, sonra­da namaz kılsa, işte bu namazın sıhhati meselesi, Şafi-Î ve Hanefî mezhe­bine binâen telfiklidir. Telfik ise, bâtıldır. Binaenaleyh namazda sahih ve caiz değildir.»<a href="#_ftn216" name="_ftnref216">[216]</a><br />
Yani telfik yaparak mezheblerin görüşlerini bir noktada cem etmek isteyen bir kimse, Abdest alsa ve Abdesti aldıktan sonra bedeninden her hangi bir sebeble kan çıksa ve kadına elini dokunmuş olsa, İmamı-Şâfi-Î hazretlerine göre, bu adamın abdesti, kon çıkınca bozulmaz, fakat kadına dokunmakla abdesti bozulur.<br />
İmamı Azama göre ise, abdestli kimsenin bedeninden çıkan kan abdes­ti bozar, kadına dokunmakla abdesti bozulmaz.<br />
İşte mezheblerin bir noktada cem edilmesi iddiasında bulunan müfsid-lerin yapacakları ve iddia ettikleri böyle fasidlikleri müslümanların başına<br />
getirmek istemektedirler, bunlar, müslümanları şaşırtıp hak yoldan batıl yo­la sapıtmak suretiyle şeytanın yolunu takip eden sapıklardır.<br />
Binaenaleyh telfiki mezâhib iddiasında bulunanlara tabî olanlar, «Üm­metimin ihtilâfı rahmettir.» Buyuran Peygamber efendimizin mübarek sözü­nü bırakıp veya kötüleyip şeytanın telkin ve iğfalina uyan kimselerdir.<br />
Teltik yolunu bırakıpda ayrı ayrı meselelerle veya iki meseleden birinde bir imamı ve diğer birindede diğer bir imamı {Müctehidi) taklid etmek caiz­dir.<br />
İbni Abidinin torunu Allâme Alâeddin merhum Hediyetül alâiyyesinde şu hükümleri zikretmiştir:<br />
«İnsan için, amel ettiği mezhebinin muhalifi olan başka bir mezhep ima­mının görüşünü takiid ederek amel etmesi, o mezhebin şartlarına haiz ol­mak kaydı ile caizdir, velevki meselenin vukuundan sonra olsun (yine caiz­dir),<br />
— Ve bu amelin cevaz şekli, bir birine zıd iki hâdisenin işlenmesinde-dirki, birisi diğeri ile hiç alâka ve münasebeti olmaması lazımdır.<br />
— Fakat bir hadisede cem etmeye kalkışmak caiz değildir. Zira telfik-tir. Bir hükümde ki, bir birine zıd olan hükümleri cem edip toplamak şek­lindeki telfik, batıldır.» <a href="#_ftn217" name="_ftnref217">[217]</a><br />
Yukardaki hükmün baş tarafında beyan edildiği üzere, bir insan bir mezhebi taklid ederken o mezhebin muhalifini beyan eden diğer mezheb sahibinin görüşünü tek başına taklid edip onunla amel etmekde caizdir. Tâ-bîîki hadiseler ayrı ayrı olmak ve iki mezhebin görüşünü cem etmek gâye-side olmamak şartı ile caiz ve sahihtir, velevki bu îaklid, amelden sonra ol­sun, yine caizdir.<br />
Bu hususu açıklayan bir hâdise şöyle cereyan etmiştir : «İmamı Ebî Yusufdan rivayet olunduğuna göre, İmamı Ebû Yusuf bir gün cuma namazını bir hamamda gusul edip kılmişdı. Sonra kendisine o ha­mamın kuyusunda (havzında) ölü farenin olduğu haber verildi.<br />
— Bunun üzerine İmamı Ebû Yusuf dediki:<br />
«Bizde Medine Ehlinden olan kardeşlerimizin (İmamı Mâlikin) kavli &#8220;İle amel etmiş oluruz, (onlara göre) Su, iki kuleye {yüz elli rıtıl alan büyüklük-de iki testinin dolusuna» ulaştığı zaman necaset yüklenmez (necislik kabul etmez).»<br />
— işte bu, meselenin vukuundan sonra yapılan bir takliddir.»<br />
(Hediyetülalâiyye, 305) (Keza bak, İbni Abidin, C. 1, 70) Şu halde bir insan, belli bir mezheble amel ederken bir meselede veya muzdar kalınan bir kaç meselede telfik yapmadan sâdece muhalif mezhep sahibinin görüşü ile amel edebilir. Bu meselenin en bariz açıklayıcı misâli yukardaki İmamı Ebû Yusufuun amel şeklidir. Kendisi mezhebde Müctehid olarak İmamı Azam hazretlerinin kanunlarını tatbik ederken, bir ameli işledikten sonra kendisine o amelîn durumu hakkında tehlikeden bahsedilin­ce, hemen İmamı Mâlikin görüş ve içtihadı ile amel ediyor.<br />
Evet zaruretler karşısında kalan kimselerde, ister mesele işlenmeden evvel olsun, ister meselenin vukuundan sonra olsun, .taküd ettikleri bir mez hep İmamının muhalifini beyan eden diğer bir müctehidi taklid edip bir me­selede veya muzdar kılınırsa hayatta muhtelif zamanlarda bir kaç meselede Müctehidi taklid etmek caizdir.<br />
Daha geniş malumat, fıkıh kitaplarında mezkûrdur.<br />
Telfiki mezâhibin bâtfllığı yanında, İntikali mezhebin &#8211; Mezhep değiş­tirmenin dünyevî bir garaz olmadan sırf dîni bir kanaat ve anlayışdan dola­yı caiz ve mubah olduğunuda bilmek ve bildirmek lâzımdır.<br />
Nitekim Hediyetülalâiyye de şöyle denilmiştir :<br />
«Câhil ve avamdan olan bir kimse, kendi, mezhebinden diğer bir baş­ka mezhebe intikal edip geçmek istediğinde, eğer bir dünyevî maksad için olursd, mekruhdur. Zira böyle adamın belli başlı bir mezheb ve yolu yok­tur. Bu takdirde yeni bir mezhebe intikal edip başlamasıda iyi bir şey olmaz.<br />
— Şayet mezhebinden diğer bir mezhebe intikal eden kimse, kendi mezhebi ile iştigal eden bir âlim bulamaz ve mes&#8217;elesini öğrenemez ve fa­kat diğer mezhebde kolaylık ve öğreten kimseyi bulursa, İşte bu dîni garaz­dan dolayı mezhep değiştirip diğer mezhebe intikal etmesi, vacib olur. Çe­kinip geri durmasıda haram olur. Zira bir mezhebe cahil bir şekilde bağlanıp hiç bir şeyi belleyemeyip durmakdan, diğer mezheplerden bir mezhebin şe­riat ilmini öğreten bir kişinin bunlunması halinde ona intikal etmek daha hayırlı ve yidir. Çünkü şer&#8217;i hükümleri bilmemek büyük bir vebal ve günah­tır. Aynı zamanda ibâdetin sahih ve makbul olmasıda çok az olur.<br />
—Ve eğer mezhep değiştirip bir mezhepden diğer bir mezhebe İntikal eden kimse, ne dini bir garaz ve nede bir dünyevî garaz olmayıp ancak mezhep değiştirme kasdınt kullanarak intikâl ederse, bu takdirde beis yok­tur. (Fakat lâbese bihi — beis yoktum, terk etmek evlâdır.)»<a href="#_ftn218" name="_ftnref218">[218]</a><br />
Mezhebinde fakih olanlarında dinde bir kolaylık ve şâire gayesi ile mez­hebinden intikal etmesi, vacib veya caizdir. Dünyevi maksadla olursa, kera­hettir, böyle olunca, ise, Şer&#8217;î hükümlerle oynamak ve alaya almak olacağın-dan haramdır.<br />
Mezheb sâhiblerinin taktid ettikleri mezhebleri ile diğer mezhebler hak­kında amelî ietihad hükümlerinde savab ve doğru olan şöyle denmelidir.<br />
«Mezhebimiz savabdır, fakat hata olmak ihtimali vardır ve bizim mu* hatiflerimizin mezhebi hatadır, fakat savab olmak ihtimali vardır.»<a href="#_ftn219" name="_ftnref219">[219]</a><br />
İetihad ve müetehidler hakkında geniş malûmat, bu eserin İkinci cil­dinde gelecektir. <a href="#_ftn220" name="_ftnref220">[220]</a><br />
&nbsp;</p>
<h3><a name="_Toc125788513"></a>Tercümesi:</h3>
<p>&nbsp;<br />
<strong>172 &#8211;</strong> {33} Ahmet bin Hanbel ve Ebû Davûdun Muâviye (R.A) den rivayetinde şöyledir:<br />
«Yetmiş ikisi Cehennemdedir. Bir tâneside Cennettedir. O Cennette olan bir millet de cemaattır.<br />
— Şüphesiz benim ümmetim içinde öyleler çıkarki, onlara hevâfarı (Nefsâni arzuları olan Bid&#8217;atlar) her taraflarına sirayet edib yerleşir. Sanki Kuduz Köpeğin sahibini ısırınca damar ve mafsallardan hiç bir yer kalma­dan her tarafına sirayet edip girdiği gibi»<a href="#_ftn221" name="_ftnref221">[221]</a><br />
&nbsp;</p>
<h3><a name="_Toc125788514"></a>İzahat</h3>
<p>&nbsp;<br />
Bu hadîsi şerifin baş tarafında yetmiş üç fırkadan yetmiş ikisinin cehen. nemlik olup, bir tanesi cennetlik olacağını beyan ederken, o cennetlik olan fırkanın «cemaat» olduğunu beyan buyurmuştur. Yani cennetlik olan fırka, ilim ve islam esaslarını teşkil eden ve Peygamber efendimizin izine tabî olan fıkıh (Din ve şeriat) ilmine bağlı olan cemaat topluluğudur.<br />
Bu cemaatı temsil edenler, bu vasıflara schib olan kimselerdir, velevki bu esaslara bağlı ehli sünnet yoluna tabî olan dağ başında tek bir kişi ol­sun, yine o tek kişi ehli sünneti temsil eden kimsedir.<br />
Bu hususu Büyüklerden Süfyânı sevrî (R.A) şu cümleleri ile beyan et­miştir :<br />
«Eğer din ve şeriat ilmine vakıf olan bir fakıh, tek başına dağın tepe­sinde olsa, İşte o k,imse cemaattır.»<a href="#_ftn222" name="_ftnref222">[222]</a><br />
Yani dağın başındaki tek başına duran gerçek ve hakîki alim (İlmi ile amel eden kemal sahibi âlim), ehli sünnet makamına kâim oiması hasebiy­le ehli sünnet velcemaat topluluğunun temsilcisi ve gerçek cemaat toplulu­ğu o kimsedir.<br />
Şu haide hak ve hakîkata; îman, ilim ve amelleri uymayan ve fakat dil­lerinde öyle olduklarını söyfeyen bir yığın insan topluluğu, cemaat topluluğu<br />
değildirler. Onlar olsa olsa sapık yolda olan firakı dâlleden olurlar. Zira ehli sünnet velcemaata bağlı ve o cemaatı temsil edebilmek için, îtikadları, amel ve ahlakları ve her hareketleri Peygamberimize ve onun yolunu tâkîb eden ashabının yoluna tabî olması şarttır. İlim ve irfandan yoksun aynı zamanda esâsa dayanmayan bir çok laf ebeleri ve batıl yığınakları, hiç bir zaman eh­li sünnet temsilcisi olamazlar.<br />
Hatta bâzı kurubların kuruluşları ve tâkib ettikleri yol ve metodları, ta­mamen ilâhî hükümler dışında ve beşerî pirensiblere göre oluyor, bununla beraber kendilerini ehli sünnet velcemaat yolunda olduklarını savunmakta­dırlar. Bunların iddia ve düşüncelerinin hakîkatla hiç alakası olmadığını iyi anlaya bilmek için hemen yukarda 171 nolu hadîsi şerifin izahını okumak kifayet eder. Orayı mutlaka tekrar tekrar okuyalım.<br />
Hadîsi şerifin ikinoi paragrafında ise peygamber efendimiz, nefsanî ar­zularına tabî olan Bid&#8217;ad sâhiblerinin tehlike ve fenalıklarını îzah ederken, kuduz bir köpeğin ısırmasına teşbih buyurmuşlardır. Kuduz köpek kimi ısırır-sa, ısırdığı saatte hemen o adamı helak edici bir zehir kaplar, eğer hemen kuduz aşısını yapıp önlenmezse, o adamda kudurur derhal helak olup gider.<br />
Kendi arzu ve isteklerine şeriatı uydurmaya çalışan Bid&#8217;adcılarda bir adama musallat olurlarsa, o adamın din ve îmanını zehirleyib harab ederler. Doğru yoldan kaydırırlarsa, o adamacağız kolay kolay onların zehirinden kur tulamaz. Çünkü nefsin ve şeytanın isteği olan. böyle kötülüklerdir. O da ha­sıl olunca kurtulmak çok güçdür.<br />
Peygamberimiz diğer bir hadîsi şeriflerinde Bid&#8217;atcıları şöyle vasıflan-dırmışlardır:<a href="#_ftn223" name="_ftnref223">[223]</a><br />
«Bid&#8217;at ve uydurmacı kimseler, cehennem köpekleridirler.» <a href="#_ftn224" name="_ftnref224">[224]</a><br />
&nbsp;</p>
<h3><a name="_Toc125788515"></a>Tercümesi:</h3>
<p>&nbsp;<br />
<strong>173 &#8211;</strong> (34) İbni Ömer (R.A) den mervîdir, dedi:<br />
Resûlüllch (S.A.V) buyurdu :<a href="#_ftn225" name="_ftnref225">[225]</a><br />
«Şüphesiz Allahü teâla benim ümmetimi -veya Resûlüllah dedi: Ümmeti muhammedi- dalâlet (sapıklık) üzerine içtimâ etmez. Allanın yardım ve kud­reti, cemaat üzerinedir, Bıîr kimse cemaatdan ayrılırsa, kendisini cehenneme atar.» <a href="#_ftn226" name="_ftnref226">[226]</a></p>
<h3></h3>
<h3><a name="_Toc125788516"></a>İzahat</h3>
<p>&nbsp;<br />
Bu hadîsi şerifin ihtiva ettiği hükümlerde, edillei şer&#8217;iyyeden icmâı üm­met üzerine delil vardır. İcmâı ümmetin hakîkat üzerine ittifak etmesi ise, ashabın ittifakı veya ashabın yolunu tâkîb eden ehli sünnet İtikadına sahib olan ümmeti icabet kimseler, dalalet ve sapıklık üzerine ittifak etmezler.<br />
Aslında «ÜMMET» kelimesinin mâna ve mahiyetini gerçekten ihtiva eden ümmeti muhammed, hiç bir zaman dalâlet ve küfür üzerine ittifak et­mezler. İslam esaslarına âlim ve vâkıf olan ve şer&#8217;î hükümler ile amel eden hak aşıkları olan bir topluluk hiç bir zaman bâtıl üzere ittifak etmemişlerdir, ve kıyamete kadarda ittifak etmeyeceklerini mübarek Peygamber sallallâhü-aleyhi vesellem efendimiz yukardaki sözlerinde buyurmuşlardır.<br />
İslam esaslarına âlim ve vâkıf olan ümmetin dalâlet ve küfür üzerine ittifak etmeyeceklerini beyan edib îzah etmekle, bir takım cahil kimselerin veya ilim zırhına bürünmüş ve fakat islâmın esaslarından hiç haberi olma­yan sâdece bir az bir şeyler okuyub konuşuvermekle kendilerinde ulemâ süsü görenlerin veya başkalarının böyle câhilleri başlarına gelmekle âlim diye kıymet vermeleri ile kendilerine ulema süsü verenler, hiç bir zaman ümmetin ittifak ve icmâi kabul edilemez.<br />
Hele islamın haram kıldığı fırkacılık pirensiblerine bağlı olarak kurulan güruhların ve toplulukların ittifakları hiç bir zaman icmâı ümmet olamaz. Zira onların kuruluş pirensibleri, bir topluluk hasıl olurda yetkili icraata sa­hib olurlarsa, islâmın esasları ile değil beşerî kanunlarla veya kendilerinin çıkaracakları beşerî pirensib ve kanunlarla hüküm vermekteler veya vere­ceklerdir. O toplulukların kuruluş ve neticede icrâât esasları bu şekilde cereyan etmektedir.<br />
Hal böyle iken haramlarla ve hatta belkide küfürlerle&#8217; iştigâl eden ve hiç bir zaman islam esaslarını delil olarak ele alıpda o esaslara göre icrâât yapma yetkisine ve hatta o ana esasları savunmak dahî suç kabul edilen bir topluluğun ittifak ve içtimâ etmeleri hiç bir zaman ehli sünnet velcema-at topluluğu olmaz ve hiç bir zaman bu topluluğa icmâı ümmet denilemez. Denilse denilse, böyle topluluklara «icmâı dalâlet ve icmâı cinayet» denile­bilir.<br />
Hak ve hakîkat üzerine ittifak eden topluluk üzerine Allâhü teâlanın yar dimi olacağını beyan sadedinde Resûlüllah (S.A.V) şöyle buyurmuştur :<br />
«Allâhın yardım ve kudreti, cemâat üzerinedir.»<br />
Evet hak teâîanın yardımı islamın esaslarına inanan müminlere ve on­larla beraber hak yolcularına dır.<br />
Allâhü teâlada bir âyeti kerîmesinde şöyle buyurmuştur : «Muhakkak ki biz azîmüşşan, Peygamberlerimize ve îman eden mü­minlere hem dünya hayatında ve hem Meleklerin şâhid olacakları günde (kıyamet de) yardım edeceğiz.» (Mümin sûresi, 51)<br />
Ataların da bir sözü vardır, «Doğrunun yardımcısı, Allahdır.» Hadîsi şerifte, «Bir kimse, cemaattan ayrılırsa, kendisini cehenneme atar.» cümlesi üzerinde de bir nebze durmak gerekir.<br />
Allâhın yardım ve nusreti hak ve hakîkatta içtimâ eden cemaat üzerin­de olması hasebiyle, böyle bir cemaattan ayrılanların varacağı cehennem ateşidir. Zira ilâhî nusredden mahrum olanların akibetleri hep öyle olmuştur ve öyle olması da mukadderdir.<br />
Halikı zülcelâl bir âyetinde şöyle buyurmuştur:<br />
«Şüphesiz ki Allah, bir topluluğa verdiği nimeti, onlar, kendilerindeki (birlik ve yardımlaşma gibi) iyi holi fenalığa çev.irmedikçe bozmaz. Bir toplu­luğa da Ailah bir kötülük diledimi, artık onun geri çevrilmesine hiç bir çâre yoktur. O topluluk için (kendilerine yardım edecek) Allahdan başka fyir yar­dımcı da yoktur.» (Ra&#8217;d sûresi, II)<br />
Diğer âyeti kerîme meali şöyledir:<br />
.«(Ey müminler!), gevşemeyin (dağılıp parçalanmayın), mahzun olma­yın, siz eğer (gerçekten) mümin iseniz (düşmanlarınıza galib ve onlardan) çok üstünsünüzdür.» (Ali İmran, 139)<br />
Evet hak ve hakîkatta ittifak edib birleşen cemaata hak teâlanın yar­dımı mutlaka ulaşır ve ilâhî vadi de öyledir.<br />
Nitekim bir ayeti kerîmede şöyle buyurmuştur;<br />
«Ey müminler! eğer siz Allâha (Allâhın dînine) yardım ederseniz, o da size yardım eder ve (hazarda, seferde) sizin ayaklarınızı kaydırmaz.» (Muhammed sûresi, 7)<br />
Yukardaki âyeti kerîmelerde belirtildiği üzere, hak yolda birleşilir ve yardımlaşılırsa, Allâhın yardımı da o cemaat üzerinde tecelil eder. Dolaysiyle en iyi yol elde edilmiş olur. Şayet cemaat topluluk hâlinden aynlırsa veya bir kimse hak yolda toplanan cemaattan ayrılırsa, işte bu kafilelerin akıbeti hem dünyada ve hem âhirette. perişanlıktır. Dünyada çeşitli belâ ve musibetlere mübtelâ olurlar, âhirette de cehennem azabına müstehak olurlar.<br />
Resulü Ekrem efendimiz de bu hususa işaret ederek cemaattan ayrılan kimsenin, kendisini cehenneme attığını ifâde buyurmuştur.<br />
Din yolunda içtimâ etmiş cemattan ayrılanların bir gün mutlaka helak olup azab olunacaklarını beyan eden ilâhî âyet meali şöyledir :<br />
«Kendilerine (hak dînin) ilmi geldikten sonra, ayrılığa düşmeleri ise, sırf aralarında hased ve azgınlıklarından dolayıdır. Eğer Rabbinden tâyin edilmiş bir vakte (kıyamete veya ömürlerinin sonuna) kadar azabın gecik­mesine dâir bir söz (vadi ilâhî) geçmiş olmasaydı, aralarında (kâfir olanla­rın veya tefrikaya dalanların) helak işleri mutfak surette bitîniverir di.»<br />
(Şûra sûresi, 14)<br />
Ataların da bir sözü vardır: «Sürüden ayrılanı, ktırd yer.» Yine atalar bir sözlerinde de birlikten ayrılmamayı tavsiye ederek de­mişler :<br />
«Bir elin nesi ver, iki elin sesıi var. Birlikten kuvvet doğar.» Saymış olduğumuz bu gerçekleri okuyan her müslüman kendisini kont­rol etmelidir. Acaba benim gittiğim yol ve birleştiğim kişiler, islam cemaati midir, yoksa fırka cemaatı midir. İslam esaslarına mihenkleyib ondan sonra kararını vermelidir. Şayet islam esaslarını bilemiyor veya mihenkleyecek kudrete sahib değil ise, hemen islam esaslarına vâkıf aynı zamanda günün fırkalarına ve fırkacılarına kendisini kapdırmamış kemal -sahibi bir âlime muracat etmesi lazımdır. Zira her kişi ve her âlim hak ve hakikati gösterme ye muktedir olamaz. Bilhassa günün salgın hastalığı hâline gelmiş olan fır­kacılığa saplanmış olan bilginler, çok ve çok yanılabilirler. Bu sebebdende doğruyu göstermeyebiiirier. Binâenaleyh her şeyin ehli arandığı gibi, bu mes&#8217;eleninde ehli aranmalıdır. <a href="#_ftn227" name="_ftnref227">[227]</a><br />
&nbsp;</p>
<h3><a name="_Toc125788517"></a>Tercümesi:</h3>
<p>&nbsp;<br />
<strong>174 &#8211;</strong> (35) Yine ondan (İbni Ömer R.A. den) mervîdir, dedi: Resûlüliah (S.A.V) buyurdu :<a href="#_ftn228" name="_ftnref228">[228]</a><br />
«Doğruluk üzerine toplanmış büyük cemaata tâbi olunuz. Zira cemaat-don ayrılan kimse, kendisini Cehenneme atan kimsedir.» <a href="#_ftn229" name="_ftnref229">[229]</a><br />
&nbsp;</p>
<h3><a name="_Toc125788518"></a>İzahat</h3>
<p>&nbsp;<br />
Bu hadîsi şerifin ihtiva ettiği hüküm hakkında hemen yukardaki hadisi şerifin îzah bölümünde bir nebze beyanda bulunduğumuzu hatırlatırız. Biz burada hadîsi şerifin hükmünde işaret edilen bir kaç âyeti kerîme mealini nakledeceğiz.<br />
İslam cemâati hâlinde toplanmayı halikı zülcelal şöyle emir buyurmuş­tur:<br />
«Dini, elbirliği İle tatbik ediniz ve ayrılığa düşmeyiniz.!» (Şûra sûresi, 13)<br />
Yukardaki hadîsi şerifte beyanediien, «Sevâdülâzam : Doğruluk üzeri ne toplanmış büyük cemaat» hükmünü ashabı kiram hakkı ile yaşamışlardır. Zira akâid kitablarmda beyan edildiği üzere, ashabı kiram efendilerimiz, fitneden evvel ve fitneden sonra da adaletli idiler. Adaletli kimseler ise. el-Def doğruluk üzerine içtimâ ederler. Her ne kadar bâzı kişilerinde büyük günahlar&#8217; görülse de, yine ashabı kiram adi! idiler ve doğruluk üzere İçtimâ etmişlerdir.<br />
Hulâsai kelam doğruluk üzerine içtimâ eden büyük cemâat, ashabın yo­lunu tâkib eden ve ilmi şeriatı hakkı iie bilip tatbik eden âlim ve kâmil kişi­lerin meydana getirdiği büyük cemaattır. Böyle büyük cemaata uymak ve o oemattan ayrılmamak, şayanı tavsiye olan cemaatın<br />
Kendilerinden başkalarına müslüman gözüyle bakmayan, kendilerinin ibâdetleri makbul, başkalarının ibâdetleri sanki makbul değilmiş gibi görüş sâhiblerinin ittifak ve içtimaları hiç birsûrette ve hiç bir zaman büyük ce­maat olamaz. Velevkİ etrafları çok olsun ve hatta içlerinde görünüşde is­lam kıyafetine bürünenler olsun, yinede hak yolda toplanmış cemaat değil­dirler.<br />
Hak yolda içtimâ eden cemaatm akidelerinden bâzılarını, Cibril hadîsi diye vasıflandırılan ikinci hadîsi şerifin îzah bölümünde zikrettiğimizi hatır­latırız.<br />
Şu halde en iyi ve en doğru yolu ve cemaatı tâkib edib birleşebilmek için, islam esaslarına îtikadları, amelleri ve sözleri uyduğu takdirde o kim­seler büyük cemaat olmaları hasebiyle uyulmasında sakınca olmayan iyi &#8220;e büyük cemaattırlar. <a href="#_ftn230" name="_ftnref230">[230]</a><br />
&nbsp;</p>
<h3><a name="_Toc125788519"></a>Tercümesi</h3>
<p>&nbsp;<br />
<strong>175 &#8211;</strong> (36} Enes (R.A) dert mervîdir, dedi: Resûlüliah (S.A.V) bana buyurdu :<br />
«Ey Oğulcuğum! Eğer sen hiç bir kimseye kalbinde buğu* ve öfken ol&#8217; madan sabahlama ve akşamlamaya kadir olursan İşle.» — Bundan sonra ResûKillah (S.A.V) buyurduk!:<a href="#_ftn231" name="_ftnref231">[231]</a><br />
«Ey oğlum! İşte bu benim sünnetimdendir. Kim benim sünnetimi sever-se, beni sevmiştir. Beni seven kimsede, benimle beraber Cennettedir.» <a href="#_ftn232" name="_ftnref232">[232]</a><br />
&nbsp;</p>
<h3><a name="_Toc125788520"></a>İzahat</h3>
<p>&nbsp;<br />
Resulü Ekrem efendimizle bizzat yaşayıp ve kendisinin on sene hizme-&#8216; tinde bulunan ve manen oğlu olan Hz. Enes (R.A) ö tavsiye buyurdukları sünnet de, şu âyeti kerîme de beyan edilen hükümlere işaret vardır :<br />
«Onlardan (Muhacirlerle ensardan) sonra gelenler, şöyle derler : Ey Rabbimiz! bizi ve bizden evvel îmanla âhirete göçmüş olan kardeşlerimizi bağışla ve (Dünyada) îman etmiş (Hayatta) olanlar için kalblerimiz de bir kin bırakma..» (Haşr sûresi, 10)<br />
İnsanların iç ve ruh hastalıklarından en ızdırablısı, kalblerde kin ve buğz beslemek ve taşımaktır. İnsanı evinde, işinde, yatağında ve her yerde kendisini rahatsız eden ve huzurunu kaçıran en büyük ve tehlikeli hastalık­lardan birisi olan buğz, insanın din ve îmanını yıkıp yok edecek derecede tehlikeli zaman ve saatiarı olabilir.<br />
İşte bu gibi tehlike ve felâketlerden dolayı Resulü Ekrem efendimiz. Hz. Enese, yapabilirsen akşama kadar ve sabaha kadar hiç bir ferde buğ-zun olmadığı halde hayatına devam et, şeklinde nasîhatta bulunmuş olması hemmiyetine binaen buyurulmuştur.<br />
«Geçen ümmetlerden size sirayet edib geçen hasütlük ve buğz var­dır. O (buğz ve hased), kazıyıcıdır. Duymuş olunuzki, ben kılı kazır demiyo­rum. Ve fakat a (hastalık) dîni kazır.» (Tirmizi)<br />
İşte müminin îmanını yıkan veya yıkabilecek olan buğz ve hased, kalb hastalıklarının en eşeddi ve en kötüsüdür. Bu hastalıklar, gözle görülmez, kalbden dışa yaşama zamanında sızıntı ortaya çıkar. İblisin huzuru ilâhiden kovuluşu, Fir&#8217;avnin Musa (A.S.) a hasımlığı, Adem aleyhisselâmm oğullan arasında cereyan eden fena halin oluşu ve Ebû Cehilin hasımlıkda zirveye ulaşması ve günümüzde cereyan eden ve bir türlü önlenemiyen ve gideril­mesi sağlanamıyan fırka ve hısımların hasımlıklarının devamı, hep hased ve ğzun neticesidir. Yoksa böyle bir hastalığa mübtelâ olunmasa, her ferd ve cemaat biliyor ve iddia ediyorlarki, «birleşelim, birleşilsin, sevişelim v.s.», fakat bir türîü söz yerine gelmiyor.<br />
İmamı gazali merhum bir sözünde şöyle buyurmuşlar : «Bütün kin ve düşmanlıkların giderilmesi umulur. Ancak hasüdlükden lolayı olan düşmanlık&#8217;ın tedavisi umulamaz.»<br />
Hısımların, hasımlıklarının önlenememesi, aynı cins ve meslekden olan-arm hasımlıklarının bir türlü giderilememesi, komşuların aralarındaki husû-<br />
metin yok edilememesi, Birbirlerine karşı hased besleyenlerin sevişememe-leri ve bunlara benzer pek çok yönler ve sebeblerle buğz ve kinin giderile-memesinin bir tek sebebi vardır. İşte oda yukarda İmamı gazali merhumun buyurdu gibi, «hased : çekememe» hastalığının bulunmasmdandır.<br />
Hadîsi şerifin son cümlesinde de, kim, benim sünnetimi severse, beni sevmiş olur, buyurmakla kendisine ittibâ eden kişinin mutlu ve mübarek kişi olduğunu beyan buyurmuştur. <a href="#_ftn233" name="_ftnref233">[233]</a><br />
&nbsp;</p>
<h3><a name="_Toc125788521"></a>Tercümesi;</h3>
<p>&nbsp;<br />
<strong>176 &#8211;</strong> (37) Ebi Hureyre (R.A) den mervîdir, dedi: Resülüllah (S.A.VJ buyurdu :<a href="#_ftn234" name="_ftnref234">[234]</a><br />
«Bir kimse, ümmetimin fesad olduğu zaman, benim sünnetime sarıhrsa, işte o kimse için, yüz şehıid ecri vardır.» <a href="#_ftn235" name="_ftnref235">[235]</a><br />
&nbsp;</p>
<h3><a name="_Toc125788522"></a>Îzahat</h3>
<p>&nbsp;<br />
Bu mübarek hadîsi nebevide de sünnetin öldürülüb Btd&#8217;atın-diriltildiği ve fesatlıkların kol gezdiği bir zamanda. Peygamber efendimizin sünnetlerini harfi harfine yapmaya çalışır ve hatta kınanıp ayıplansa dahî sünneti rahat­lıkla ve gönül hoşluğu ile işleyen kimsenin çok büyük ecre nail olacağı be­yan buyurulmuştur.<br />
Harb meydanlarında din için, vatan ve millet için savaşırken Allah yo­lunda şehit olan&#8217;şehidlerden yüz adedinin ecrini, evinde, dükkanında, tarla­sında ve her nere de olursa, sünnetleri işleyip ihya eden kimse alacaktır. Zira cehaletin kol gezdiği ve haramların çekinmeden işlendiği, farzların ise ayıplandığı veya yapdırmanın yasaklandığı yerlerde hiç aldırmadan dîni mü-bînin hükümlerini işler ve yapmak için en ciddi gayreti sarfederse, işte bu kişi, nefsine hâkimiyyetinî sağlamış büyük cihâdın yiğit kahramanıdır.<br />
Elbette böyle adam, Cebhedeki savaşda şehid olan şehidin yüz adedi­nin ecrini alır. Şu halde bir dâire amiri, maiyyetindeküere; «namazı kılma­yın, vazife mukoddesdir. Sizin günahınızı ben yüklenirim. Siz şu işi görürse­niz, bu namazdan efdaldır, gibi..» ifâdelerle Aiiâhın emri olan beş vakit na­mazı kıldırmayacak olursa, işte burada en iyi ve ciddi hareket, «senin kendi günahın sana yeter artar, hiç bir kimse diğerinin günahını çekmeye mecbur değildir ve aynı zamanda her koyun kendi bacağından asılır. Evet sen ken-<br />
di günahınla beraber bize engel olma ve kötülüğe teşvik etme cezasını da ayrıca çekeceksin. Ülüİemre itaat, doğru ve iyi olan emirlerdedir. Haram ve günah olan emirlerde itaat edilmez. Çünkü sende Allâhın yarattığı bir var­lıksın. Allâhın emirleri senin emrin üzerine takdim.edilir. Zira Allâhü teala âmirlerin âmiri ve hâkimlerin hakimi mutlakıdır.<br />
Öyle oluncada senin emrin onun emrine muhalefet ederse, senin emrin terk edilir. Hakimlerin hâkimi ve âmirlerin âmiri olan Allâhın emrine itaat edilir. Sen bugün var yarın yoksun. Fânisin ve fakat Allâhü teâla dâim ve-bakidir.» gibi cümlelerle cevab vermek gerekir.<br />
İşte bizim bu kısa misalleme ve açıklama yapmaya çalıştığımız hayat meselelerinden bir tanesidir. Müslüman kardeşlerimiz bu gibi misâlları ço­ğaltıp aynı şekilde ınîamaya ve anlatmaya çalışırlar. Sonra da çalışdıklan-nın ecrini kat kat a:,rlcr.<br />
Bu cümleleri CKudukdan sonra yukardaki hadîsi şerifi tekrar bir daha okumalarını her okuyucu kardeşimize tavsiye ederiz.<br />
Fesatlık yaparak her hangi bir âmirin memuruna, ağanın işçisine, baba­nın oğluna, komutanın askerine ve emsali idarecilerin maiyyetlerindeki kim­selere; «Cuma namazını kılma, ne günahı varsa ben çekeyim, demeleleri, ke­za beş vakit namaz, zekat, oruç, hac ve diğer iyi amelleride yapma onla­rın vebâllarını ben yüklenirim, sen şu vazifeleri yap onların hesabını ve so­rulduğunda cevabını ben veririm, gibi..» cümleleri müslüman söylemez, böy­le sözleri va deli olanlar söyler veya gayri müslimier söyler.<br />
Hatta bâzı beyinsiz fasıklar, «gel canım bir âlem yapalım, içelim, ka­dın oynatalım, zina yapalım, kumar oynayalım, çaialım çağıralım, dövelim öldürelim ve saire&#8230;» haramları teklif ve tahrik eder, arkasındanda, «canım bunlardan çekinme onların günahını bana yüklet ben çekerim. Korkma ben onların hepsine cevab vermeyi üzerime alıyorum, böyle şeylerle zevklenme­yen kimseyide adamdanmı sayıyorsun, gel sen yaşamaya bak&#8230; gibi.» ha­ramları işletmeye teşvik eden veya işletmeye çalışan ve işleden kimselerin söyledikleri lakırdılar ve bu sözlere benzeyen sözleri ancak Allâha ve âhrret gününe inanmamış kâfir ve zâlimler söyleyebilirler.<br />
Nitekim bir âyeti kerîmede halikı zülcelal şöyle buyurmuştur : ,<br />
«Kâfirler, îman eden müminlere şöyte dediler (keza hâla da derler} : Bizim yolumuza (Putlarımıza, isyan ve kötülüklerimize) uyun da sizin günah­larınızı biz yüklenelim. Halbuki oniar (kâfirier), bunların (müminlerin) günah larından hiç bir şey yüklenici değillerdir. Şüphesiz ki onlar (kâfirler), sözle­rinde yalancı kimselerdir,<br />
— Muhakkak ki onlar (kâfirler), kendi günahlarını ve o günahlarla bera­ber daha bir cok (sapdırdıkları kimselerin) günahlarını onların günahları ek-<br />
silmeden aynısını yüklenecekler ve muhakkak ki, (Allâha) iftara ettikleri şeylerden kıyamet günü sorumlu tutulacaklardır.» (Ankebût sûresi, 12-13)<br />
İşte bu gerçekleri okuyan her akıllı müslüman, Kendilerini en ağır yük ve çirk altında bulunduran ve kendi günahını çekmekden aciz kalan veya aciz kalacak olan bir kâfire veya kâfirleri takiid eden bir zalim, hâin ve fâsık kim­senin sözüne aldanmaz ve o kötü sözü söyleyen zavallıya, «sen kendin! kurtarmakdan aciz bir fasık ve zalimsin. Eğer iyi bir adam olsaydın bu yap-dıklanndan çekinir uzak olur hem dünyada paranı ve malını böyie haram olan şeylere sarf etmez, çoluğuna ve çocuğuna sarf eder onları güldürür ve yaratan halika karşı vazifeni yapar isyan etmezdin. Sen cehennem odunusun kendine oraya beraber gitmek için yoldaş arayan bir beyinsiz gi­bi&#8230;» cümlelerle cevablandırır ve onu ıslah etmek için gayret sarfeder.<br />
cenabı hak, ümmetin böyle fesat olduğu zaman da ve bilhassa günü­müzdeki fasitlerin içinde, kendisini koruyan kimselerden olmamızı hem bize ve hem neslimize nasib etsin. Amin. <a href="#_ftn236" name="_ftnref236">[236]</a><br />
&nbsp;</p>
<h3><a name="_Toc125788523"></a>Tercümesi :</h3>
<p>&nbsp;<br />
<strong>177-</strong> (38) Câbir (R.A) den mervîdir, Resûiülfah Sailallâhü Aleyhi ve-sellemden rivayet edildiğine göre, Ömer (R.A) ResûlüHah (S.A.V) e geldi de-diki : Biz, yahûdîlerden bizi teaccübe düşüren sözler işitiyoruz, bu sözlerin bâzılarını yazmamızı uygun görürmüsün?<br />
— Bunun üzerine ResûlüHah (S.A.V) buyurdu : Yahudi ve Hıristiyanların hayretleri gibi<br />
Siz (dininizde) hayretmi edicilersiniz?! Elbet ben size açık bir şekilde nur gibi bembeyaz hükümlerle geldim<a href="#_ftn237" name="_ftnref237">[237]</a>. Eğer Mûsâ (AS) diri olmuş olsaydı, onunda benden başkasına tabî olması olmaz, ancak bana tabî olurdu.» <a href="#_ftn238" name="_ftnref238">[238]</a><br />
&nbsp;</p>
<h3><a name="_Toc125788524"></a>İzahat</h3>
<p>&nbsp;<br />
Hadîsi şerifin baş tarafında geçtiği üzere, Hz. Ömer (R.A), bâzı Yahu­dilerin «Benî israil hikâyeleri» diye vasıflandırılan hikâyelerini duyunca doğ.<br />
ru veya eğriliği hususunda şüpheye dalıyor ve böyle şüphe ve teaccubun-dan dolayı da Resülüllah sallallâhü aleyhi vesellem efendimizden soruyor. Fakat Resulü Ekrem efendimiz çok kesin ve açık bir ifâde ile yasaklayıp ayıplayarak buyuruyor: «Yahudi ve Hıristiyanların hayretleri! (tefrikaya ve ba tılİara dalmaları) gibi siz de (dîniniz de) hayretmi edicilersiniz.»<br />
Resulü Ekrem efendimizin bu cümlelerinde kitablarını bıraktpda Ruhban ve^apazlarının fikirlerine uyan yahûdî ve Hırıstıyanlara uyulmaması ve on­ların hareketlerinden son dereoe kaçınılmasını tavsiye buyurmaktadır.<br />
Bu mübarek cümlelerde şu mealdâki âyeti kerîmelere işaret vardır :<br />
«Onlar (Yahûdî ve Hıristiyanlar), âlimlerini ve Rahiblerini Ailahdan baş­ka Rablar edindiler..» (Tevbe sûresi, 31)<br />
Diğer âyeti kerimede de şöyle buyurulmuştur.<br />
«(Eymüminler!) Kendilerine apaçık deliller ve âyetler geldikten sonra, parçalanıp ayrılığa düşen Yahûdî ve Hıristiyanlar gibi olmayınız. İşte onlar için çok büyük bir azab vardır.» (Ali İmrân sûresi, 105}<br />
İşte bu âyeti kerîmelerde de belirtildiği üzere Yahûdî ve Hıristiyanların sapıtmalarına başlıca sebebler, kendi nefislerine ve şeytanın arzusuna uy­gun olarak bir takım uydurma ve yalan hikâyeler ve hükümler çıkararak hak ve hakikati beyan eden kitablarını ve peygamberlerinin buyruklarını bırak­maları i!e ayrı ayrı fırkalara bölünmüşlerdir ve her fırkada kendilerinin doğru yolda olduklarını savunurlardı. Aynı zamanda o fırkacıların fırkalarında de­vam etmelerine de onlarca âlim tanınan kişilerde bu işlerin yöneticileri olu­yorlardı.<br />
Şu halde daha evvel geçen hadîsi şeriflerde açıklamış olduğumuz fırâ-kı dâlleden olan yetmiş iki (72) fırkanın da yine bir yöneticileri ve savunu­cuları vardır. Bunların bu şekilde oluşları geçmişdeki hak yolu bırakıp ba­tıl yollan ihdas eden Yahudi ve Hırıstıyanları taklid etmekden başka bir şey değildir. Bu sebeble de Rasûlüllah sailailâhü aleyhi ve sellem efendimiz, Hz. Ömeri uyarıb dikkat çekiyor ve onların yoluna düşebileceği hususu be­lirtiyor.<br />
Gerçekler böyle beyan edilmesine rağmen, günümüzde şiddetle ve çok hızlı bir şekilde fırkacılığa dalanlar vardır ve sanki helal ve iyi bir iş yapılı­yormuş gibi, savunuluyor. Ağızlarda «islam» kelimesi vardır. Hareket, icraat ve bir çok sözler hiç de islâmî değil, tamamen fırkacıların tâkîb edib işledik­leri yollardır, Aynı zamanda tuttukları bu fırkacılığı tasvib etmeyen veya :enkid edib îkazda bulunmak isteyenleri, en ağır kelimelerle itham edip suçlayanlar. Daha ileri gidip küfürle mukabelede bulunanlarda oluyor.<br />
Zavallılar, din ve îmanın esâsını bilemeyince önlerine düşen muhteris nsanların kurbanları oluyorlar ve böylece dinlerini tahrif tebdil ve tağyir ederek batılları savunan Yahûdî ve Hıristiyanlar! taklid ettiklerinin farkında değildir.<br />
Günümüz de dahi. Dinlerinin haram kıldığ; bir çok hükümleri yeni yeni fetvalarla değiştiren papazlar görülmüştür. Meselâ, Homoseksüel denilene, «LİVATA» yi ingiltere de bâzı papazlar fetva vererek helal diyebilmiştir. Bun­lar kâfirlerin tuttukları yoldur. Müslüman böyle haram ve hatta küfür yolla­ra sapmaması lazımdır. Aksi takdirde Allah muhafaza kâfir olur.<br />
Resülüllah sallallâhü aleyhi vesellem efendimiz mübarek sözünün de­vamında şu :<br />
«Eğer Musa (A.S.), diri clmuş olsaydı, onunda benden başkasına tâbi olması olmaz, ancak bana tabî olurdu.» cümlesinde de şu âyeti kerimelere işaret vardır:<br />
«Muhammed (Aleyhisselâm, Zeyd gibi) erkeklerinizden hiç birimin ba­bası değildir, fakat o (Muhammed aleyhisselam), Allanın Resulü ve Peyğam herlerin sonuncusudur. Allah her şeyi bilendir.» (Ahzab sûresi, 40)<br />
Evet âyeti kerîmede de belirtildiği üzere Resulü Ekrem efendimiz. Pey­gamberlerin en son gelenidir. Ve bir daha peygamber gelmeyecektir. On­dan sonra gelenler kim olursa olsun, ona ve onun şeriatına tâbi olacaktır. Peygamber efendimizin buyurduğu gibi, Musa aleyhisselamda gelse, oda Peygamber efendimize tabî olacaktır. Nitekim Son zamanda Hz. İsa aley­hisselam yer yüzüne indiğinde oda Peygamber efendimizin getirmiş olduğu şeriat hükümleri ile hükmedecektir. Daha yukardaki hadîsi şeriflerin îzah kısmında naklettiğimiz gibi, Ancak cizyeyi kaldıracaktır. İslamdan başka hiç bir şeyi kabul etmeyecektir.<br />
Peygamberler ahidlerine vefalı kimselerdir. Daha evvel verilen sözleri harfiyyen yerine getirirler. Nitekim bir âyeti kerimede şöyle buyurulmuştur :<br />
«Allah, vaktiyle Peygamberlerin mîsâkını (bağlılık sözünü) şöyle almış­tı : Celâlim hakkı için, size kitab ve hikmetten verdim. Sonra sıîze, beraberi-nizdekini tasdik eden bir Peygamber geldiğinde mutlaka ona îman edecek­siniz ve muhakkak ona yardımda bulunacaksınız. Bunu ikrar ettinizmi ve bu ağır ahdimi üzerinize alıp kabul ettiniz mi?, buyurdu. Onlar da (Peygam­berler de) : ikrar ettik, dediler. Allah da şöyle buyurdu : Öyle ise, birbiri­nize karşı şahid olunuz ve bende sizinle beraber şâhidlerdenim.» (Ali İmran sûresi, G!J<br />
Yukardaki hadîsi şerifi açıklamaya çalıştığımız üzere, şu anda en doğ­ru ve en iyi gidilip tâbi olunacak tek yol Kur&#8217;an ve sünnet yoludur. İcma&#8217;, ümmetle kıyası fukaha da, esas İtibariyle kitab ve sünneti açıklayıcı bireı delil ve yollardır. Binaenaleyh bütün yollar ve ameller, islâma dayanmalıdır ki, mükemmel olan doğruluğa kavuşmuş olsun.<br />
Tâkib edilen yollar islamdan ve Peygamber yolundan başka yol olursa, o yol çıkmaz sokak menzilindedir. Sonu perişanlıktır, arzu edilen hedefe va­rılamaz ve hatta eğri olması hasebiyle pek çok tehlikeli uçurumlara da gö­türebilir.<br />
Bu sebeble dinden ve din yolundan ayrılan bütün milletler ve devletler, payidar olmamıştır. Dinsiz millet yaşayamamıştır. Cok geçmeden yıkılmış­lardır. Hatta islam esaslarına bağlı olduklarını beyan eden ve fakat tatbik ve İcraatları İslama ters düşen pek çok sahte görünüşlü millet ve devletlerde, yıkılıp perişan olmuşlardır.<br />
Bütün beşeriyyetin kurtuluşu. Tek yol islam&#8217;a ve tek lider Hz. Peygam­ber efendimize tabî olmaktadır. Huzur, sükûn, ağız tadı ve her çeşit hayati kalkınmaların refahı, beşeriyyetin tek önder ve lideri olan Hz. Peygamberin izindedir. <a href="#_ftn239" name="_ftnref239">[239]</a><br />
&nbsp;</p>
<h3><a name="_Toc125788525"></a>Tercümesi:</h3>
<p>&nbsp;<br />
<strong>178 &#8211;</strong> (39) Ebî Saîd Elhudri (R.A} den mervîdir, dedi: Resûlüfiah (SAV) buyurdu :<br />
«Bir kimse, tîybı yer, sünnetle amel eder ve insanlar onun mihnet ve meşakkatinden emin olursa, Cennete girer.»<br />
— Bunun üzerine bir adam dedi : Ya Resûlüllah! Şüphesiz bu şekil (tîyb yeme, sünnetle amel etme ve insanların o kimsenin fitnesinden eminli-ği) bugün insanlar içinde pek çoktur?<a href="#_ftn240" name="_ftnref240">[240]</a><br />
— Resûlüllah (SAV) buyurdu :<br />
«Benden sonra gelen senelerde olur.» <a href="#_ftn241" name="_ftnref241">[241]</a></p>
<h3><a name="_Toc125788526"></a>İzahat</h3>
<p>&nbsp;<br />
Hadîsi şerifte beyan edilen tîyb lokma yemek, sünnetle amel etmek ve insanların fitne ve belaya uğratılmaması hükümlerini kısa tarif ederek açık­lamaya çalışalım.</p>
<ol>
<li><strong>a)</strong> Tiyb, halaldan daha üstün nimettir ki, kazanç esnasında mâsiyet ve günahla ilgili hiç bir kabahat işlenmeden ve ibâdetler de en güzel kemali</li>
</ol>
<p>bulundurarak îfa eden kişinin kazandığı şeydir. İşte bundan yemek çok güzel ve iyi bir nimettir.<br />
Semtine haram ve şüpheli olma kokusu dahi uğramayan ve verâ sahi­binin kazandığı böyle nimetler, hemen hemen çok güç ve yok denecek kadar zordur. Zira günümüzde Tîyb değil helal kazanmak dahi meseledir. Adam namaz kılmaz, yahud kendisi kılar oğlu kızı veya ailesi namaz kılmaz. Yalan söyleyen, hiyle yapan, faiz ile muamelede yüzen, cemaatla namaza bi hak­kın riayet etmeyen ve daha saymakla bitmeyecek derece de harama yak&#8217; laşan işlerle meşkul olan bir cemaat ve cemiyetin kazancı, elbette tîyb ola­maz. Çünkü helal olmayan bir nimet asla tîyb olamaz.<br />
Hadîsi şerifte Tîyb yemeyi, ameli sâlihden evvel zikretmekte ki hikmet ise, Tîyb lokmayı yemeden ameli sâlih olamıyacağı içindir ve bu hükmün böyle olduğunu beyan eden şu âyeti kerîmeye işaret vardır :<br />
«Ey Resuller! Tiyb şeylerden yiyiniz ve sâiih amel işleyiniz.» (Müminun sûresi, 51)</p>
<ol>
<li><strong>b)</strong> Ameli sâlih, yani işlenen her amel ve söylenen her söz, şer&#8217;i şerifin hükümlerine muvafık olan şeydir. Ameli sâlihin görülebilmesi, temiz ve he­lal lokmayı yemeye ve yapılacak amelden evvel bedenî, ruhîye cismî kabil­den olan her türlü temizliğe riayet edilmesi ve yapılan amelin şartlürına hakkı ile bağlı kalınması da şarttır.</li>
<li><strong>c)</strong> Keza bir kimsedende insanlar salim ve emin olarak yaşamalı, o kim­senin hiç bir kimseye zulmü, iftirası, eziyet ve fitnesi dokunmaması lazım­dır.</li>
</ol>
<p>İşte bu üç hal bir kimsede bulunursa, varacağı yer doğrudan doğruya cennettir. Şayet Tîyb yemez, ameli salihde bulunmaz ve insanlarda o kim­senin zulüm ve fitnesinden kurtulmazsa, işte bu adamcağız cennetten uzak, cehenneme müstehak olur.<br />
Hadîsi şerifin son kısmında yukardaki üç hâlin bulunmadığını beyan eden ashabı kirâme Hz. Resul şöyle buyuruyor: «Benden sonra gelen sene­lerde olur.»<br />
Resulü Ekrem efendimizin bu mübarek sözü de çok evvel görülmüş ve günümüzde artık son hızına ulaşmıştır. Zira pek çok kimseler, yedikle­rine heialdan haramdan hiç dikkat etmemekteler, kazançlarını daha cok ha­ramdan kazanmaktalar, namaz ve abdeste riayet etmeden kazananlar ise, pek çoktur. İşte böyle kazançlar, değil Tiyb, helâl bile olmaz.<br />
Keza ameli sâlih ve insanlara eziyet ve zararları tokunmadan hayat geçirenler de azınlığı teşkil etmektedir. İşte bu hallerin böyle olacağını söy­leyen peygamber efendimizin mucizesini görüyoruz. <a href="#_ftn242" name="_ftnref242">[242]</a></p>
<h3></h3>
<h3><a name="_Toc125788527"></a>Tercümesi:</h3>
<p>&nbsp;<br />
<strong>179 &#8211;</strong> (40) EbîHureyre (R.A) den mervîdir, dedi:<br />
Resûlüllah (S.A.V) buyurdu :<br />
«Ey ashabım! Muhakkakı* siz, şerefli ve dinin ari2 olduğu bir zaman­dasınız. Sizden bir kimse, emroiunduğu şeyin onda bîrini terk ederse, helak olur.<a href="#_ftn243" name="_ftnref243">[243]</a><br />
— Sizden sonra bîr zaman geiirki, o zamandaki insanlardan (müminler­den) bir kimse, emrolunduğunun onda birini işlerse, necat bulur.» <a href="#_ftn244" name="_ftnref244">[244]</a><br />
&nbsp;</p>
<h3><a name="_Toc125788528"></a>Îzahat</h3>
<p>&nbsp;<br />
Hadîsi şerifte belirtildiği üzere, islâmın şaşaa ve debdebe ile yaşandığı ashab devrinde ilâhî emirlerden- onda birini bir sahâbî terk edcek olursa veya ilâhî nehiylerden onda birini işleyecek olursa, o kimsenin helak olaca­ğını Allanın resulü buyuruyor.<br />
«Üzüm üzüme baka baka kararır» kabîlinden bütün ferd islârru tatbikle meşkul iken onların içinden bir kişinin çıkıpda tersini işlemesi, elbette çok ve çok ayıb ve günah olur. Günah oluncada cehennemi boylamak mukad­der olur.<br />
Keza islamıi&#8221;; sahabe devrinden sonraki zamanlarda ki, bizim zaman­larımızda, bir müslüman ilâhî emirlerden on emirden bir emri Üâhiyİ işlerse ve on nehyi ilâhîden bir nehyi ilâhîden kaçınırsa, işte o kimsedt. felah ve necatdadtr. Allâhm resûîü bu mübarek cümlelerinde müjdeleyici bir hüküm beyan buyurmuştur. Zira insan hayatını kontrol eder bakarsa, bu hâli bul­mak güç olmaz inşallah, Şayet bir kişi bu ruhsat ve müjdeden de ileri gi­derek bütün emri ilâhîleri yapmaya çalışır ve yasaklcrdan kaçınırsa, işte o kimse nurun alâ r\ür kabîlinden çok ve çok mutlu kimsedir. Allahdan umud kesilmez. Böyle kolay ve hoş müjdeler müminler için büyük bir nimettir.<br />
Ey mümin kardeşim! Kendini ve yakınlarını bu hükümlere göre iyi kont­rol et, şayet islâmın on emrinden bir eminni ve on nehyinden bir nohyini nazara alıpdo emirleri yapıyor vq nehiylerdende kaçınıyorsa, bu hale çok çok şükür et, Şükür ette 2za şükredince çok nîmete kavuş.<br />
cenabı hak bir ayeti kerîme de şöyle buyurmuştur : «Andolsun, eğer şükrederseniz, elbette size nimetimi artırırım ve eğer nankörlük ederseniz, haberiniz olsun, gerçekten azabım çok şiddetlidir.» (İbrahim sûresi, 7)<br />
Ayeti kerîmede de belirtildiği gibi, aza şükredersek çoğuna kavuşuruz. Şayet aza şükretmez, kendimizdeki az çok bir islam yaşantısına ve Allah korkusuna şükretmez isek, yerli perişan oluruz. Hem kendimiz yoldan çı­karız ve hemde evladlarımız yoldan çıkar ve nankörlük efcniş olduğumuz­dan o devlet elimizden gider. Ayrıca ahirette şiddetli azaba müstehak olu­ruz.<br />
Bu kısa açıklamadan sonra yukardaki hadîsi şerifin cümlelerini tekrar tekrar okuyalım ve üzerinde ciddi bir şekilde düşünelim. Düşünelim ki, ya­nıldığımız tarafları anlamaya çalışalım. cenabı hak dâima doğruyu ve hak­kı görenlerden kılsın. Amîn. <a href="#_ftn245" name="_ftnref245">[245]</a><br />
&nbsp;</p>
<h3><a name="_Toc125788529"></a>Tercümesi:</h3>
<p>&nbsp;<br />
<strong>180-</strong> (41) Ebı Umâme (R.A) den mervîdir, dedi:<br />
Resûlüllah (S.A.V) buyurduki : .<br />
«Bir kavm (bir oemaat) hidâyete eriştikden sonra sapıtmaz ancak cedel (kavga &#8211; çekişme) yaparlarsa, sapıtıp dalâlet* giderler.»<br />
— Sonra Resûlüllah sallallahü aleyhi vesellem şu meâldaki âyeti oku du:<a href="#_ftn246" name="_ftnref246">[246]</a><br />
«(Hobibim!) bunu sana sâdece bir mücâdele olarak misal veriyorlar. Aslında onlar çok çekişken bir kavm {millet) dir.» (Zuhruf sûresi, 58) <a href="#_ftn247" name="_ftnref247">[247]</a><br />
&nbsp;</p>
<h3><a name="_Toc125788530"></a>İzahat</h3>
<p>&nbsp;<br />
Râvî Ümâme (R.A), hakkında gerekii malumat, yukarda geçmiştir.<br />
Hadîsi şerifte bir millet ve cemaatın helak olmasına sebeb olan cidal ye kavganın fenalığı heyan buyurulmuştur ve aynı zcmanda ilâhî hükmün kesin beyânını da okuyan Resulü Ekrem efendimiz, cidal \e kavgadan kaçınmayı tavsiye buyurmuştur.<br />
Cidal yapan kavmin helak olduğunu veya helak olacağını beyan eden âyeti kerîmenin geliş sebebi şöyledir:<br />
Resûlüllah salallâhü aleyhi vesellem efendimiz. Melekleri ilah tanıyıp tapınan müşrikelere tapdıklan putları ve kendileri cehennemde olduklarını beyan buyurunca, müşrikler, kendilerinden evvei geçen Hıristiyanların Isr ,A.S) ı ilah tanımalarını deli! getirerek /öyle demiş olduklarını cenâbu hak naklediyor: «Bizim ilahlarımız (Melekler) mi daha hayırlı, yoksa o (Mer-yemin oğlu İsâ) mı?» (Zuhruf sûresi, 58)<br />
İlâhî hükümler karşısına dikilip putlarını savunan müşrikler, görüldüğü üzere hasımca davranarak hakkın karşısında dikilip cidal ediyorlar. Binaen­aleyh her hangi bir kimse veya cemaat da Kur&#8217;anı kerimde açık ve kesin olcrk beyan edilen hükümler veya bir tek hüküm karşısında, «Ben bunu kabul etmem. Çünkü benim mantığıma uygun değildir. Eğer faizle iş yap-masak batarız. Memleket faizle kalkmıyor, bu zamanda örtünmek ve öcü gibi elbiselere bürünmek olamaz. Çünkü hürriyysti kısmak ve yok etmek vardır. Namaz sipordan ibarettir ben o siporu zaman zaman yaparım. Binaenaleyh&#8221; namaza lüzum yoktur, Zina anlaşma, ile olduğundan neden haram olsun ve şarabın üzümünü, pekmezini yeyipde ondan hasıl olan şarabın hararnlığı mantık dışı bir şeydir gibi» kesin âyetler karşısında fel şefe yapıp cidal yapanlar, müşrikleri taklid eden dinsiz, İmansız kâfiri bil-lah olan kimselerdir.<br />
Evet Kur&#8217;anda &#8216;.iaramlığı kesin ve kat&#8217;î olan hükümlere ve yapılması mutlak farz olarak beyan edilen emirlere karşı dikelip kendi nefsinin ve şeytanın iğvasi ile bir takım felsefe ve akıllılık taslayanlar, müşriklerin yol­larını tökib eden cehennem odunu ve iblisin insan neslinden, insanlar ve bil-Massa müminier için en zararlı mahluklardır. Böyle adamlarla münakaşa ve münazara yapmak, hiç doğru değildir. İnsanı günaha sokmaktan başka bir şeye yarumaz ve belkide Ooğru yofdcn eğri ve küfür yoluna sapıtmak için en tehlikeli hal olabilir. Bu sebebrten bu adamlardan kaçınmak, en salim ve en doğru yoldur.<br />
Günümüzde de pek çok sivri akıliı ve isfam düşmanlığı her cihetten açık olan zâlim ve hâinler, ortaca kol gezmektedir. Öylelerle karşılaşınca Kur&#8217;ana inanıb inanmadıkları sorulmalı ve Peygamber efendimize bağlı olup olmadıkları da sorulduktan sonra, kitab ve sünnete bağlı ve imanlı oldukla­rını söyledikleri takdirde, böylelere cevabı bilenler, en iyi ve güzel şekilde ikna edib yolunu düzeltmelidirler. Eğer zavallı halde konuşan kimseleri ikna edecek biigiye sahib olamıyanlar karşılaşırlarda, onların susmaları ve o adamları hemen İyi bilen ehil ve ilmi ile âmil olan bir âlime götürüb aydın­latmak en iyi yoldur.<br />
Esasen hak ve hakîkata inanan müslüman, her hangi bir islâmî hüküm, de şüpheye düşer veya iyi anlayamaz ise, hemen ehli olan bir âlime müra­caat etmesi lâzımdır. Anlayamadığı hükümler karşısında indî fikirlerde iti­raz etmesi veya tevile yeltenerek nefsânî arzularına göre îzaha kalkışması büyük hata vç vebal olur. <a href="#_ftn248" name="_ftnref248">[248]</a><br />
&nbsp;</p>
<h3><a name="_Toc125788531"></a>Tercümesi:</h3>
<p>&nbsp;<br />
<strong>181 &#8211;</strong> (42) Enes bin Mâlik (R.A) den mervîdir, elbet Rasûlüliah sal-<br />
lallâhü aleyhi vesellem diyorduk,! :<br />
«(Dininizde) nefsiniz üzerine (bir amel ve işi ağır teklif edip yükleyerek) şiddetlendirmeyiniz. Bu takdirde Allahda şiddetlendirir. Çünkü gecmişde bir kavm (cemaat ve millet) kendilerine şiddetlendirdiler, Allah (C.C) da on­lara şiddetlendirdi. İşte Hıristiyanların kiliseden, yan udilerinde hauradan başka yerlerde ibâdet yapılamaması, o şiddetin bakiyestdir. (Nete ki m ce­nabı hak âyetinde şöyle buyurmuştur:)<a href="#_ftn249" name="_ftnref249">[249]</a><br />
«Birde Rehbâniyyetki, bunu onlar (Hıristiyanlar) îcad ettJler, biz onu, üzerlerine farz kitmamıştık.») (Hadid sûresi, 27) <a href="#_ftn250" name="_ftnref250">[250]</a><br />
&nbsp;</p>
<h3><a name="_Toc125788532"></a>İzahat</h3>
<p>&nbsp;<br />
Hadisi şerifin İlk cümlelerinde dinimizin esasları olan ibâdetlerimizde, nefsimizin tehâmmül ve îfası çok güç olan veya bir zaman yapılıp diğer za­manlarda yapılamıyacak veya nefsin isyan ve inkarı ile yapılmayacak hale gelebilecek olan mecburî ve farz olmayan nafile ibâdetler yüklenmekten kaçınmamızı tavsiye buyuruyor.<br />
Meselâ : Meşakkatli ve güç olan amellerden «savmı dehr &#8211; senenin bütün gününü oruç tutmakla» ve gecenin tamamını ihya etmekle yüküm­lenip kendisine hayatı boyunca vazife edinmek, insanın hakkı ile devamlı olarak yapması çok zor ve güç olan bir ameldir.<br />
Müminin tahammül edip îfa edebileceği beş vakit namazın emir bu-yuruluşu ve senenin bir ayında Ramazan orucunu tutmakla mükellef olun-<br />
makda hikmet gayet açıkdir. Hatta ayakda namaz kılamıyacak kimselerin cîurdukları ve hatta yattıkları halde namazlarını kılabilecekleri, aynı zaman­da sefere çıkan kimselerden namazlarını kısaltma hususiyeti ile oruçlarını yeyip evlerine veya ikâmet ettikleri mekânlarına gefince kaza edebilecek-Irİni ve hatta hasta olan kimselerinde namaz ve oruç meselelerindeki ko­laylıklarda açık bir şekilde beyan edilmiştir. Keza unutup orucunu yiyen kimsenin ihtiyar olması halinde karnını doyuruncaya -kadar ikaz etmeyip durmayı tavsiye eden şeriat, olduğu gibi kolaylıklar beyan eder.<br />
Cenâbu hak bu hükümlerin kolaylığını şu âyeti kerimede beyan buyur­muştur :<br />
«Yer ytüzünde sefere çıktığınız zaman, kâfirlerin size bir fenalık yap­masından korkarsanız (farz namazlarının) dört rekûtlı namazdan kısaltma­nızda üzerinize bir günah yoktur.» (Nisa sûresi, 101.) Oruçla ilgili hükümde şu âyeti kerimede buyurulmuştur: «Kim hasta olur veya seferde bulunursa, oruç tutmadığı günler sayı­sınca sıhhat ve ikâmet halinde iken orucunu kaza etsin. Allah (Bu hükmün böyle yapılmasını beyan buyurmakla) size kcîaylık diler, Size güçlük dile­mez.» (Bakara sûresi, 185)<br />
ResûlüIIah Sallallâhü aleyhi vesellem efendimiz, «Nefsiniz üzerine (Farz olmayan ve tahammülü güç olan bir amel ve işi) yükleyerek şiddetlen­dirmeyiniz.» Cümleleri ile yukardaki âyeti kerimelerdeki hükümlere ve bu âyetlere mümasil hakikatlara işaret buyurmaktadır.<br />
Esasen amellerin en afdal ve hayırlısı, devamlı olanıdır. Bir amelki, iş­lenmesi devamlı yapılamaz veya yapılması bir çok sıkıntı ve hatta sonun­da şikâyet veya terk etmek zarureti olur ve o amelide devamlı yapmak üze­re başlanırsa, işte bu amel, makbul bir amel olamaz. Çünkü ileriki gün ve zamanlarda terk etmek hâli olabilecektir.<br />
Nitekim bir âyeti kerimede şöyle buyurulmuştur:<br />
«Ey Müminler! Allâha itaat ediniz ve Resule de itaat ediniz ve (Küfür, nifak ve amellerde riya gibi şeylerle) Amellerinizi iptal etmeyiniz.» (Muhammed Sûresi, 33)<br />
Evet amelin en iyisi, dünyadan veda edinceye kadar devamlı işleneni­dir. Onun için müminin farz olan ibâdetlerin dışında tahammül edip devam edebileceği ameller, fıkıh kitaplarımız da beyan buyurulmuştur.<br />
Hal böyle iken bir kimse, senede bir defa dahj Kur&#8217;anı kerimi hatmet­mez ise, işte bu adamcağız gönlü kararmış, basireti kapanmış ve ruhu ma­nen ölmüş demektir. En Efdal zikir ve en güzel kelâm, Allah kelâmını oku-makdır. Bu değer ve faziletten uzak olan adam, AMahdan uzak olan adam­dır.<br />
Yine br kimsede gençliğine, dinçliğine güvenerek Kur&#8217;am Kerimi haf­tada veya üç gün de ve hatta bir günde hatim etmek azmi ve kararı ile amele başlarsa, ilerde çeşidli nedenlerle bu ameli terk etmek veya bu amel­den şikâyet etmek durumuna düşebileceğinden böyle sıkıntılı yükden kaçı­narak hayat boyunca tahammül edebilecek normal şekil ile amel etmek ve öylece devam etmek en iyisi ve en doğrusudur.<br />
Keza bâzı kimselerin kadınlardan uzak olup evlenmemeyi, devamlı et yememeyi, devamlı konuşmamayı ve emsali amelleri nezredip yemin ederek yapmak azminde bulunmalanda ilâhi emirlere ve mubah olup sün­net olan amellere karşı işlenen ve insanların nefislerine şiddet yükleyerek zorla kendilerini sıkıntı ve felâketin altına atan zavallılardır.<br />
Dinimiz kolaylık ve huzur dinidir. Hiç bir nefse tahammül edemiyeceği şeyi yüklemez. Fakire zekât ve hac farz değifdir. Suyu bulamıyan veya kuijanmıya kudreti olmayan kimseye teyemmümle temizlenerek abdest ve gusul yapabileceği beyan buyurulmuştur. Ayaklara giyilen mestler, özürlü kimselerin kendilerine verilen ruhsatlar ve daha pek çok hükümlerin en gü­zel ve kolay şekilleri hem Kur&#8217;anı kerimde hem hadisi şeriflerde ve hem is­lam hukukunun hükümlerini en geniş şeküde îzah eden «Fıkıh» kitapların­da zikredilmiştir.<br />
&#8221; Hiç bir nefse ve şahsa tahammül edemiyeceğini halikı zülcelal yükle­mediğini ve yüklemiyeceğini şu âyetinde beyan buyurmuştur.<br />
«Allah, bir nefse (bir şahsa), ancak gücü yettiği kadar teklif eder.»(Bakara sûresi, 286)<br />
Diğer âyeti kerimede şöyle buyurulmuştur:<br />
«Allah, (din ve şeriat hükümlerinde) sizden ağır teklifleri hafifletmek is­ter ve insan (her yönden) zaif yaratılmıştır.» (Nisa sûresi, 28)<br />
Diğer âyeti kerime meali:<br />
«Allah, (dininde) size hiç bir güçlük dilemez.» {Mâide sûresi, 6}<br />
Başka âyeti kerimedede şöyle buyurulmuştur:<br />
«Allah yolunda (Emri ilâhiyi tebliğ ve îfa hususunda ve nehyi ilahiyden kaçınmak ve men etmek uğrunda) gerektiği şekilde hakkı ile cihad ediniz. Allah dinini galip ve üstün kılmak için (Ey ümmeti Muhammed) sizi seçti ve dinîn hükümlerinde üzerinize bir güçlük yüklemedi.» (Hac sûresi, 78)<br />
Evet geçen ümmetteki güçlüklerden bir çok sıkıntılı ve ağır hükümler, bu ümmete yükletilmemiştir.<br />
Meselâ : Musa Aleyhisselamın kavmindeki; tevbenin kabulü İçin gü­nah işleyenin kendi nefsini öldürmesi, bilerek ve hata yoluyla adam öldür­menin kısasla öldürülüp kan bedeli olan diyetin haram kılınması, hata iş­leyen azaların kesilmesi, elbise ve emsalinin necis olan yerinin makasla ke­silmesi, bir yere necis düşerse oranın kazılıp oyulması, cumartesi günleri amelin terk edilmesi, kesilen hayvanların damarlarında kalan kanın ha-ramlığı, ganimetlerin yakılması, namazın elli vakit farz olunması, havra ve kiliselerden başka yerlerde ibâdetin caiz olmaması, malın dörtde birinin ze-kâtınnın verilmesi ve bunlara benzer pek çok şiddet ve güç olan amelleri Cenâbu hak bu ümmeti Muhammedden kaldırmış, en kolay ve rahat olan hükümleri buyurmuştur. <a href="#_ftn251" name="_ftnref251">[251]</a><br />
Bu hükümler Kur&#8217;anı kerimin muhtelif sûre ve âyetlerinde uzun uzun beyan edilmiştir. Ayrıca kütübü fıkhiyyede bilhassa «Mülteka Tercümesi» adlı eserimizin ciltlerinde zikredilmiştir.<br />
En son din olan bizim dinimizin hemen bütün hükümleri kolaylık ve hafiflik esaslarına dayanır. İslam Hukukunun hükümlerini hâvî olan fıkıh ki­taplarında en uzun ve ayrıntılı şekilde delil ve kaynaklarla izah edilmiştir. BJz burada bazılarını maddeler ve kelimeler hâlinde sıralayarak bir hatırlat­ma yapalım.<br />
«Eşbch vennezâir» adlı eserde kısa yoldan şöyle zikredilmiştir :<br />
<strong>1 )</strong> Üç. gün ve üç gece (18 saatlik) mesafeye sefere çıkan kişiden, orucu tutmayıp sonra kaza etmesi, namazı kısaltması, mestler üzerine üç gün üç geçe meshetmesi, kurbanın sükûtu, cuma ve bayram namazlarının terki. Nafile namazların hayvan üzerinde kılınması, teyemmümün cevazı, bir kaç ailesi olan kişinin hanımları arasında Kur&#8217;a çekerek birisi ile sefere gitmesinin mubahlığı, namazı kısaltma gibi ve bunlara mümasil seferdeki kolaylıklar vardır.<br />
<strong>2 )</strong> Hasta olan kişidende orucu yeme mubahlığı, nefsine bir teh likeden korkulduğunda suyu kullanmayıp teyemmümün mubahlığı, suyu kullanmakla hastalığı veya yarası artacak olursa, yine teyemmümün mu­bahlığı hasta kişi ayakda dikelmeye kudreti olmazsa, farz namazları otur­duğu veya yattığı yerden kılacağı, oturduğu yerden rükû ve secde ile kıl­maya takati olmaz ise, kafası ile İma ederek namazını kılacağı, cemaata çıkma niyyetinde olan hasta kişinin cemaata çıkamadığı zaman aynı ce­maat fazilr.-Mne&#8221; nail olacağı, şeyhi fânî olan ihtiyar için ramazan orucunu yiyebilect-g* vo bu şeyhi fânî maddi imkâna sâhib olursa, tutamadığı rama­zan oruçtan için fidye verebileceği, Hacca başkasının bedeli olarak diğer birisinin gitmesinin cevaz ve mubahlığı, şeytan taşlamadada aslın atma imkanı olmayıp taş atmakdan aciz olunca başka birisinin bede! olarak ata­bileceği, necis olan şeylerle ve şarapla iki kavilden birine göre tedavilen-menin câizliği, boğaza dikiz ve ve ham bir şeyin tıkanması halinde şarapla eritip yutmanın çaizliği, doktorların tedavi için avret yerlere bakmalarının cevazlığı ve hatta kırık, çıkık ve ebelik gibi meselelerde bütün imkanların kullanma cevazı gibi haller dinin kolaylık olarak beyan ettiği meselelerdir<br />
<strong>3 )</strong> İkrah yoluyla işlenen hükümlerde geçersizdir. Bir kimse ölüm ve emsali tehditlerle karşılaşır ve o anda küfür yapması ile oebrolunur, o adam­da mecburiyet karşısında gönülden istemediği halde dili ile küfür ederse, bu kimse mümindir. Fakat nikah ve talak mevzuunda ikrah karşısında söy­leyen kimselerin sözleri, İmamı Azama göre geçerlidir. İmamı Şâfi-Î geçer­siz ve mazurdur, diyor.<br />
<strong>4 )</strong> Unutarak işlenen günahlarda mafuvdur, cezası yoktur. cenabı hak bu şekilde günah İşleyenlere büyük vebal yüklememektedir. İşte buda en bariz kolaylık hükümlerindendir. Nitekim unutanların ilki, Adem (A.S) dir.<br />
<strong>5)</strong> Cehaletten dolayıda bâzı hükümlerin afvini halikı zülcelal beyan etmiştir. Mazur olamıyacağıda açıklanmıştır.<br />
<strong>6)</strong> Çeşidli zorluklar ve «Umûmî belvâ» denilen umûmi bela ve ız-dırapîar karşısında da bir çok hükümlerde klaylık beyan edilmiştir.<br />
Meselâ; Fazla kabul edilmeyip muaf kabul edilen az bir necasetle na­maz kılmak gibi ki, necaseti hafifeden elbisenin dörtde birinin azı necis olursa ve necaseti galîzeden dirhem miktarından az olan necisler, namaza manî değildir. Özür sahibi bir kişi elbisesini her çıkarışında her ne kadar yıkasada çıkarmadığı zaman elbise ve bedenine isabet eden necisin &#8216;bir manî teşkil etmediği, pirelerin, sivri sinek, kara sinek ve emsali hayvan­ların kanlarının her ne kadar çokda olsa, necis olmadığı, idrar sıçrantısıki, iğne yurdu ve başı gibi gayet küçük damlacıkların sıçramaları bir mâni teşkil etmez (ancak idrar sıçrantısından kaçınmak iyi ve elzemdir), yollarda birik­miş suların her hangi bir sebeble sıçraması umûmi bir belâ olmas hasebiyle bir mani teşkil etmemektedir. Aneak o suyun içine neeisin aktığını bizzat gören olursa, bu takdirde neçis olabilir. Böyle bir durum olmadığı takdirde zanla hüküm verilemez. Binâenaleyh insan üzerine yoldaki su birikintileri sıçrarsa, neeis olmaz.<br />
Uyuyan kişinin talak vermesi, müftabih olan geçersizdir. Çünkü uyuyan kimse, kendinden haberi olmayan bir mazurdur. Keza sar&#8217;a hastalığına mübtelâ olan bir kimsede, Sar&#8217;alı iken hanımını boşasa, talak vâki olmaz<a href="#_ftn252" name="_ftnref252">[252]</a>.<br />
Serçe ve emsalinin ve güvercinin tersi tâhirdir. Zira kaçınmak gücdür. Bu sebeble halikı zülcelal onların terslerini necis olarak beyan buyurma-mıştır:<br />
Arı, kurbağa, böcek ve keler gibi akıcı kanı olmayan hayvanların kân­ları necis değildir. Buda dinde kolaylıkdan içindir.<br />
İnsanın arkasından ve önünden çıkan yel (Rüzgâr) necis değildir. Hatta geyilmiş ıslak gömlek ve donada dokunsa, fetva olan onuda necis yapmaz. Buda dîni bir kolaylık neticesidir.<br />
İnsan ve hayvan tersleri, yanmakla kül haline geldiğinde o kül necis değil, dinde kolaylıkdan için tâhirdir. Zira o kül necis olmuş olsa, şehir ve<br />
köylerde yapılan ekmeklerin bir çokları necis olması gerekir. Binâenaleyh o kül tahirdir, içine düşen ekmekde tâhirdir.<br />
Ahır, tuvalet ve emsali yerlerin tavanındaki rutubetten hasıl olan dam­lalarda tâhirdir. Binaenaleyh bu damlalar insan üzerine damlarsa, necis yapmaz. Ancak tavanda necis olan bir şey olurda ondan damla düşerse, bu takdirde necis olabilir. Fakat mâni olan necaset miktarı mevzuunuda unut­mamak gerekir.<br />
İmamı âzam ibâdetlerin tamamında en kolay yolu tarif ve izah etmiş­tir. Meselâ abdestli bir kişi, kadına veya zekerine dokunmakla abdestine bir şey lazım gelmez, demiştir.<br />
Kur&#8217;an tâlimi için küçük çocuklara abdestsiz Kur&#8217;anı kerime mest edip eline alması dini bir kolaylık olarak caizdir.<br />
Namazda farz olan kıraat için, okumaya en kolay olanı okumanın ceva-zıda dîni bir kolaylıktır.<br />
Zira belli bir âyet veya sûreyi okumak lazım olsaydı, güçlük olabilir.<br />
İmama uyan cemaatdan kıraatin men edilmesi, imama şefkat ve bağ-lılıkdan ve birde imamın kıraatini karıştırarak yanıltmak ve yanılma güçlüğü nü gidermek içindir.<br />
Zekatın masrıfı olan sekiz sınıfdan her birine mutlaka verilmesi lüzu­munu beyan etmeyip, o sekiz sınıfdan bâzılarına ve hatta birisine dahi ze­kâtın verile bileceğini beyan etmek, bir dîni kolaylıktır.<br />
Hac için ruknun ikiye inhisar ederek, arafatda vakfa ile tavafı ziyaret olduğunu beyan etmek, dîni kolaylığın neticesidir ve aynı zamanda tavafın yedi şavtının vacib olmayıp ekserisinin (dört şavtımn) vacib olmasıda, yine kolaylıkdandır. Ömre haccınında hayatda bir defa yapmanın vacib olmayıp sünnet oluşuda, müminlere kolaylıkdandır. Ömre senenin bayram günlerinin dışında caiz olan sünnetlerden oluşuda bir kolaylıktır.<br />
Yaz gününün sıcak günlerinde öğle namazını biraz tehir ederek serîn za manda (günün eğilmesinde) kılmak müstehabdır. Buda bir kolaylık netice­sidir.<br />
Mâruf olan özürki, yağmur ve emsali durumlarda cemaata ve cumaya gitmeyip terk etmenin cevazı, dîni bir kolaylık neticesidir. Keza İmamı Azama göre, iki gözü kör olan kişiden, kendisini götürecek destekciside olsa, cuma namazı ve hac farizası sakıttır, farz değildir.<br />
Aybaşı gören haizli kadına, haizli iken geçirdiği namazların kazasının gerekmeyip orucun kazasının gerektiğide, bir dini kolaylıktır. Zira her ay tekerrür eden özürün zuhuru, kadının hiç bir Sun&#8217;u olmadan görülmekte ve geçen namazların adedide çoktur. Oruç ise, senede bir defa veya iki de­fa rast gelebilir. Bu sebeble orucun kazası kolay olduğundan lazım ve farz­dır. Fakat namazın kazası, farz değildir.<br />
Gemide farz namazını kılan kimse, ayakda kılmaya kudreti var iken oturduğu yerden kılmasının cevazı, ayakda baş dönmesi olup bir güc duru­mun ortaya cıkabileceğindendir. Buda dini bir kolaylıktır.<br />
Orucun : Senede bir defa farz olup, Haccın : Hayatta bir defa farz oluşu ve zekâtın : Malın kırkda birinin verilmesinin farzlığı, dînî bir kolay­lıktır. Hatta mal helak olup yok olunca zekat sakıt oluyor, buda ayrı bir ko­laylıktır.<br />
Muzdar kalınıp ölüm tehlikesi gibi hallerle karşılaşan kişiye, murdar hayvanın ve başka kimsenin malından ölmeyecek kadar zaruret miktarı yemesinin cevazıda, dini bir kolaylıktır. Ancak yabancı bir kimsenin malı­nın bedeli sonra ödenmesi gerekir.<br />
Yetimlerin velîsi ve vasisi olan koruyucularına, o yetimleri ve mallarını korudukları nisbette emsali misilli bir mikdar onların mallarından ücret al­malarının cevazıda dîni kolaylığın neticesidir. (Bak, Nisa Sûresi, Ayet, 6)<br />
Alış verişde şart muhayyerliği ve görme muhayyerliğinin meşruluğu, sonunda nedameti gidermek içindir. İşte bu cevaz ve meşruluk keyfiyeti, dînî bir kolaylıktır.<br />
Keza gabni fahişle yapılan alış verişde gerisin geri reddetme muhay-yerliğinide, müteâhhirin uleması eevaz görüp fetva vermiştir. Buda dînî kolaylıktandır.<br />
Alınan bir malda her hangi bir ayıp çıkarsa, o mahn gerisin geri red­dedilme meşrûiyyetide, bir dînî kolaylıkdır.<br />
Alış verişde, ikâle, havale, Rehn, Tazminat, ibra, karzı hasen, ortaklı­ğın cevazı, sulh, Bazı kişilere ticarî yasaktık denilen hicr, vekâlet, îcarlar, zirâi ortaklık cevazı, şirketi mudârebe, Ariyet, emânet, vakfın cevazı, vasiy-yet ve mîras hükümlerinin meşruluğu gibi&#8217; şer&#8217;i hükümlerin en rahat ve açık bir şekilde beyanları, dînî kolaylıkların neticesidir.<br />
Asrı seâdetin Medine devrine kadar «Zıhar» in talak olarak icra edil­mesi geçen şeriatların bir hükmü iken, Resulü Ekrem efendimize sürei müca dilenn birinci sahifesindeki âyetler gelerek «Zıharın» talak olmayıp keffâ-ret yolu ile tekrar aile hayatının devamı beyan buyurulmuştur. İşte buda dînî bir kolaylıkdır.<br />
Zıhar : Kocanın, karısının bütün vücudunu veya bütün vücudundan sayılan azalarından boynunu, sırtını ve ferci gibi bir azasını kendisine ni­kahlaması haram olan yakınlarından (anası, kız kardeşi, halası ve teyzesi gibilerden) birisinin veya bir kaçının bedenine veya azasına teşbih etme­sidir.<br />
Zıhar hakkında daha geniş malumat, fıkıh kitaplarının nikah ve talak bahislerinin devamında özel babında zikredilmiştir. Keza «Mültekâ tercü­mesi» adlı eserimizin ikinci ciidinin«Zıhar Babı» bölümünde uzun bir şekilde açıklanmıştır.<br />
Keffâreti zıhar, keffâreti savm, keffareti yemin, keffâreti kati ve keffâ­reti iftar gibi, keffâretlerin meşruluğuda dîni bir kolaylık neticesidir.<br />
Bir erkeğin dört kadını nikahlayıp alabileceği hususunun mubah ve meşruluğu hem erkek ve hem kadınlar için çeşidli kolaylık sebeblerinden-dir. Dört kadından fazlasının caiz oimayışındaki hikmeti ise, erkek için hakkı ile adalet yapamayıp pek çok meşakkatların olabileceğinden olduğu beyan edilmiştir.<br />
Talâkın meşruluğu ve üç adet oluşu, ayrıoa talâkın ric&#8217;î olarak verilip üç iddeti beklemeden kalan talakların hakkı olarak aile hayatına devam etme imkanının meşruluğuda dînî kolaylıkdandır.<br />
Bütün bu kısa ifadelerden anlaşıldığı üzere, dînimiz kolaylık dinîdir. Kur&#8217;anı kerim ve Peygamber efendimizin sünnetleri en güzel ve en kolay hükümleri beyan buyurmuştur. Biz burada bazı Şer&#8217;i hükümlerin k\$a yoldan açık&#8217;lama ve hatırlatmasını yapmış olduk.<br />
Peygamber efendimizin mübarek cümlesi ile neticeyi bağlayalım :<br />
«Muhakkak ki, bu din, olduğu gibi kolaylıkdır.»<a href="#_ftn253" name="_ftnref253">[253]</a><br />
Yukarda bir nebze açıklamaya çalışdığımız 181 riolu hadîsi şerifin de­vam eden diğer cümleleri üzerinde de bir nebze duralım.<br />
Resûlüllah sallallâhü aleyhi vesellem efendimiz devamla şöyle : «Bu takdirde (nefsinize güçlükleri yüklediğiniz takdirde) AHahda şiddetlendirir. Çünkü geçmişde birkavm (bir cemaat ve millet) kendilerine şiddetlendirdi­ler, Allah da onlara şiddetlendirdi.»<br />
Bu cümlelerin açıklamaları ile ilgili bir nebze İzahat, yukardaki hadîsi şeriflerde geçmiştir. Ancak Musa aleyhisselâmın kavminin öküz kıssasını sûrei Bakara dan tekrar okumayı ve Peygamber efendimizin ashabı ara­sında cereyan eden hâdiseleri biraz yukarda nakletmiştik, onuda okumayı tavsiye ederiz.<br />
Resulü Ekrem efendimiz başka sözlerinde bu cümleleri tefsir ve îzah ederk şöyle buyurmuştur:<br />
«Şüphesiz ki işte bu Din, (aynı ile) kolaylıkdır. Hiç bir kimse yokturki dînin İfası babında (eksiksiz amel edeyim diyerek) kendini (çeşitli küçükle­re) zorlasında dıin ona galib gelmesin (mutlaka din o adama galib gelir). Şu halde ortalama ve adaletli olarak amel ediniz. (Allâha ve doğruya) yaklaşı­nız, birbirinizi müjdeleyiniz (kolaylıklarla teşbir ediniz). Yola çıkarken (veya yolda) Sabah -akşam ve birazda gece yürüyüşünden yardım alınız (Yardım­lasınız, yolda istirahatle gidiniz ve kendinizi yormayınız).»<a href="#_ftn254" name="_ftnref254">[254]</a><br />
Bu hadîsi şerifte de belirtildiği üzere, mümin ilâhî emirleri îfa edib ne-hiylerinden kaçınarak en güzel ve en kolay şekilde amel edebilmek için, ilâhî ruhsat ve kolaylıklarla amel etmesi gerekir. Aynı zamanda altından kai-<br />
kamıyacağı veya sonra güçlüğünden dolayı terk edeceği amelleri yüklen­memesi lazımdır. Zira amellerin en sevimli olanı, devamlı olanıdır.<br />
Hz. Aişe (R.A) in rivayeti ile sabit olan bir hadîsi şerifte Resulü Ekrem efendimiz şöyle buyurmuştur:<a href="#_ftn255" name="_ftnref255">[255]</a><br />
«Amellerin Ailâha en sevimlisi, azda olsa devamlı olanıdır.» <a href="#_ftn256" name="_ftnref256">[256]</a><br />
&nbsp;</p>
<h3><a name="_Toc125788533"></a>Tercümesi:</h3>
<p>&nbsp;<br />
<strong>182 &#8211;</strong> (43) Ebî Hureyre (R.A) den mervîdir, dedi:<br />
Resûlüllah (S.A.V) buyurdu :<br />
«Kur&#8217;an beş vecih üzere indi (o beş vecihde şunlardır :), Halal, Haram, Muhkem, Mütesâbih ve misallar (kıssalar) dır,<br />
— Binâenaleyh helaüarı helâl îtikad edip amel ediniz. Haramları ha­ram itikad edip kaçınınız. Muhkem ile amel ediniz ve misallardan (kıssalar­dan) ibret alınız.» Bu hadis, mesâbihin lafzîdır.<br />
Beyhaki, «Şuabil imanın» da şu lafızla rivayet etmiştir :<br />
«Helâli, işleyiniz, haramdan kaçınınız ve muhkeme tabî olunuz.» <a href="#_ftn257" name="_ftnref257">[257]</a><br />
&nbsp;</p>
<h3><a name="_Toc125788534"></a>İzahat</h3>
<p>&nbsp;<br />
<strong>1 )</strong> Hadîsi şerifte zikredilen beş hükümden birisi olan «Helâl» keli­mesinin bir nebze üzerinde duralım.<br />
Helal : Allâhü tealânın yenmesini, içilmesini, yapılmasını ve söylenme­sini mubah ve temiz olarak beyan etmiş olduğu hükümlerdir. İşlemek iyi ve doğru olan amellerdirki sonu cennet ve nimetle rtfükafatlandırılır.<br />
Hadîsi şerifte ki, «HELAL» kelimesinin söylenmesinde şu âyeti kerî­melerin hükümlerine işaret vardır:<br />
«Ey müminler! size verdiğimiz rızıkların temiz ve helâlından yeyiniz ve eğer ona (Allâha) tapıyorsanız, Aüâha şükrediniz.» (Bakara sûresi, 172)<br />
Diğer âyeti kerîme meali şöyledir;<br />
«Ey müminler! kazandıklarınızın ve sizin için yerden çıkardığımız mah­sullerin en temiz ve helâlından Allah yolunda harcayınız (zekat ve sadaka veriniz.)» (Bakara sûresi, 267)<br />
Diğer bir ayeti kerîme de şöyle buyurulmuştur:<br />
« (Ey habîbim!) Onlar kendilerine hanki şeylerin helal kılındığını sana soruyorlar, deki : Bütün Tîyb ve pak olan nimetler, size helaf kılınmıştır. Bir de alıştırarak ve A Nah in size öğrettiği av terbiyelerinden öğreterek yetişdir-tiiğiniz avcı hayvanların size tutuverdiklerinden de yeyiniz ve o hayvanın üzerine Allanın adını anınız (Bismillah, deyiniz). Allahdan korkun, Çünkü Allah&#8217;ın hesaba çekişi gayet çabuktur.<br />
— Bugün temiz ve pak olan nimetler, size helal kılındı. Ve kendilerine kitab verilenlerin (Hıristiyan ve yahûdîlerin) yiyeceği, size helal olduğu gibi, sizin yiyeceğinizde onlara helaldir. Ve namuslu, zina yapmamış ve gizli dost­lar edinmemiş olduğunuz halde, müminlerden hür ve iffetli kadınlarla kendi­lerine sizden evvel kitab verilenlerden (Hıristiyan ve yahûdîlerden) yine hür ve iffetli kadınlar da, siz onların mehirlerini verib nikahlayınca, onlar size helaldir&#8230;» (Mâide sûresi, 4-5)<br />
Bu ayeti kerimelerde helal nîmetin tarifi ile hükümleri mahdudda olsa, bir nebze beyan edilmiştir. cenabı hakkın helal kıldığı nîmetler saymakla bit mez. Biz ancak bir kaç misal ile iktifa ediyoruz.<br />
İlâhî nîmetin sayılma ile bitirilemiyeceğî şu âyeti kerîmede belirtilmiş­tir.<br />
«Eğer Allanın nimetini teker teker saymaya kalkışsanız, hulâsa olarak bile sayıp bitiremezsiniz. Şüphesiz ki Allah, gafurdur, Rahimdir.» (Nahİ sûresi, 18)<br />
İnsan oğlu, zaman zaman kendisinde varlıklar görür ve kabına sığa-maz. Halbuki kendisi ve bütün varlığı, olduğu gibi ilâhî nimettir ve Allanın malik ve sâhib olduğu kudret ve nimetlere zerre kadar sahib değildir ve aynı zamanda başkalarını değil sâdece kendi üzerinde yaratılan ve verilen ni­metlerin sayımından acizdir, yinede bir şeyleri olduğunu sanır. Akıllı insan, vücudundaki âza ve kılların adedini ve faydalarını gereği gibi bilemediğini düşünür.<br />
Helal ve mubah olan hükümlerin bir kısmını beyan eden ilâhî âyetlerden bâzılarını zikretmiş olduk, zikrettiklerimizden bilhassa ehli kitab olan yahû-dî ve Hıristiyanların yemeklerinin ve yenecek eşyalarının müslümanlara he­lâl olduğunu gayet.açık bir ifade ile beyan buyurması, çok dikkat edilmesi gereken bir husustur. Zira günümüzde bâzı kimseler, kâfir memleketlerinde çalışan ve onların kazanç ve mallarından getirenlerin veya orada çalışanla­rın kazançları yenmeyeceği keyfiyetini savunmaktadırlar.<br />
Yukardaki Mâide sûresinin Beşinci (5.) âyeti kerîmesinde helal ve mu-bahliğı kesin bir ifâde İle beyan edilirken, elbet bu adamların iddia ve savun­maları çok ve çok yersizdir. Hatta kafirlerden gelen elbise ve yiyecekler hakkında necis olduğunu savunanlarda yanılmaktadırlar. Eşyada asıl olan tâhirliktir. Ancak necis olduğu kesin olarak bilinirse, bu takdirde necis ola­bilir. Yoksa zanla hüküm verilemez.<br />
Bu hususta daha geniş açıklama ve misallar bu eserin ikinci cildinde gelecektir. Ancak şu kadarını belirtelimki, Peygamber efendimize Yahudi ve Hırıstjyanlardan ve Hatta îran mecûsîlerinden yağ, peynir, geyecek mest ve şâire gelmiştir, onları yemiş, içmiş ve kullanmıştır. Hiç de bunlar kâfir­lerden gelmiştir, diyerek yemekten ve kullanmaktan çekinmemiştir.<a href="#_ftn258" name="_ftnref258">[258]</a><br />
<strong>İlgili Fetva</strong><br />
Müslüman olan marangoz Zeydin, bir kilisede ücretle marangozluk yap­ması caiz olurmu?<br />
ELCEVAP&#8230;OIur.<br />
Bu surette zeyde, kiliseden amelinin karşılığında aldığı ücret helal olur­mu?<br />
ELCEVAP&#8230; Olur. (İbni Nüceym, 331 &#8211; Mülteka Tercümesi, C. 4. 141) âyeti kerîme ve fetvalarda hükümler gayet açık iken, kendi aralarında kendilerini allâme veya müttekî göstererek isiâmın hela! dediğine, haram, demek elbette küstahlık ve en ağırından Allanın helal kıldığına rıza göster-meyib isyan etmek olur ki, Allah muhafaza sonu tehlikeli bir iddiadır. Cahil olunur hüküm bilinmediğinden iddia edilirse, bir dereceye kadar mazur ola­bilirler. Her ne ise, İsiâmın helal ve mubah dediğine hiç bir fert haram diye­mez ve dememesi lâzımdır. İsiâmın mubah ve helal dediğine, «Haram» diyen­ler kâfir olurlar. İki üç aileyi şer&#8217;î nikâhla alanlara gayrı meşru yaşayor, di­yenler bu kabiledendirler.<br />
<strong>2 )</strong> Hadîsi şerifte ikinci hüküm olarak geçen meselede «HARAM» dır. Bu haramın ne demek olduğu ve hükmü ile ilgili hükümlerini de kısa yol­dan açıklamaya çalışalım.<br />
HARAM : Aîlâhü tealanın kesin olarak yasaklayıp men ettikleri ve işlen­mesi hâlinde cezaî müeyyidelerle cezalandırılması veya âhireîte şiddetli aza­ba müstehak kılacağı beyan buyurulan ve memnu olan hükümlerdir.<br />
Haramın da pek çok çeşitleri ve kötü olanları vardır. Biz onian ve cezaî müeyyidelerini teker teker bahsedecek değiliz. Ancak haramla ilgili bâzı hüküm ihtiva eden âyet ve hadîsi şerifleri naklederek neticelemeye çalışa­cağız.<br />
Kur&#8217;anı kerimde haramhkları kesin olarak beyan edilenlerden bâzıları şunlardır:<br />
«Allah size, (eti yenen hayvanlardan) boğazlanmadan murdar ötmüş olan hayvanı, akan kanı, Domuz etini ve Allahdan başkası için (Putlar, şahıs­lar ve emsali adına) kesilenleri kesin olarak haram kıldı.»(Bakara sûresi, 173)<br />
Diğer âyeti kerîme meaii şöyledir:<br />
« (Ey müminler!) Size, şunlar haram kılındı : (Eti yenen hayvanlardan boğazlanmadan) murdar ölen hayvan, akmış kan. Domuz eti, Allahdan baş­kası adına (Putlar, ölüler, diriler ve emsali fânîler adına) boğazlanan hay­van, bir de henüz canı üzerinde iken yetişip kesmediğiniz boğulmuş, vurul­muş, yuvarlanmış başka bir hayvan tarafından süsülerek öldürülmüş, cana­var tarafından parçalanmış hayvanlar, dikili taşlar üzerinde (Chiliyyet dev­rinde olduğu gibi taşlara ve putlara ve heykellere) kesilenler, fal okları ile kısmet aramanızdır. İşte bunlar haramları irtikap ederek yoldan çıkıştır.» (Mâide sûresi, 3)<br />
Bu saydıklarımızdan başka pek çok haramlar vardır. Şarap içmek, ku­mar oynamak, zina etmek, yalan sölemek, iftira etmek, hırsızlık yapmak, adam öldürmek, rüşvet yemek, rüşvet alıp vermek, anaya babaya isyan etmek, dans yapmak, baloya gitmek ve karısını yabancı erkekden kıskan­mamak, kin, buğuz ve hasedlik gibi kalb hastalıklarına mübtela olub yaşa­mak, kibir, ucub, riya ve emsali büyük günahları işlemek, faiz yemek, domuz eti yemek, komşuya ve insanlara zulumda bulunmak, beş vakit namazı vak tinde kılmamak, zekatı vermemek ve hac gibi dîni farizaları yapma kudretine mâlik iken işlememek de büyük günah olması hasebiyle kimisini işlemek ve kimisini de işlememekle haram irtikab edilmiş oluyor.<br />
işte bu saydıklarımızı ve bunlardan başka haramları işleyen kimseler, haram ve günah olduğunu bilib bu inançla işlerlerse, âsî, günahkar ve zâlim müminlerdendirler. Fakat bu haram ve kesin günahtan işleyenler, helal der­ler veya haram ve günah olarak kabul etmezlerse, Kur&#8217;anı kerimde haram ve kötülükleri kesin olarak beyan edilen hükümlere helal veya günah değil­dir diyerek hüküm vermekle kur&#8217;anı inkar ve Alâha küfüretmiş olduklarından kâfir olurlar. Kafirlerin ise, varacakları yer, cehennemdir.<br />
Yukardaki saymış olduğumuz bâzı haramlara ilâve ederek ehemmiye­tine binâen şu hükümleri de zikredelim :<br />
«Kumar oynayarak elde edilen ve satılan yumurtanın yenmesi ve alın­ması caiz değildir. Tenbel kimselerin bekledikleri piyango ve emsali şeyler­de aynı şekildedirki, yenmesi ve oradan ahnan şeylerin caiz ve helal olma­dığıdır. Velevki gayri müslimden alınsın, bizim memleketimiz olan islam diya­rında sigortadan alınan (Yanî hayat sigortası ve vasıtaların bir kıymeti biçi­lip sigortalamak olan kasko sigortası gibi sigortalardan alınan) para ve malda aynıdırki, o para ve malın yenmesi ve alınması caiz ve helâl değildir.<br />
Fakat Dâri harb dediğimiz küffar diyarında sigortadan almak ve yemek ca­izdir.<br />
— Müslüman bir kimse, dâri harbe bir emni eman i!e girse, onların rıza ve muvafakatlan dâhilinde onlardan sigorta parasını hanki sebeb ve cihetle olursa olsun almasında bir beis yoktur. Zira bir kaddarhk şekli olma­dığı takdirde onlardan almak mubahtır. Öyle olunca da alıb yemek temiz ve helal olur. Ve dâri harbdeki kimselerin, esir ve emanlı kimselerden olmala­rında fark yoktur, hepsi müsâvîdir. Hatta dâri harbde bir dirhemi iki dirhe­me (yani, bir lirayı iki liraya) satmak dahi caizdir veya murdar ölmüş hayva­nı dirhemlere (paralara) karşılık olarak onlara stmak veya onlardan kumar yolu ile mal almak, işte bu ve emsali amellerin hepsi onların diyarında (on­ların memleketlerinde) müslümanîar için helal ve tîybdir. (Çünkü düşmanı çeşitli yollardan zaifletmek vardır)»<a href="#_ftn259" name="_ftnref259">[259]</a><br />
Bu son satırlar içerisinde geçen «dâri harb ve dâri islam» hakkında ge­niş malûmat «MÜLTEKA TERCÜMESİ» adlı eserimizin üçüncü cildinin «FA­İZ BÂB1» başlığının son kısmında zikredilmiştir. Orayı mutlaka okumak ge­rekir.<br />
Dürrü muhtarda dâri islamla İlgili şu cümleyi de burada ilâve edelim : «Deri harb, ehli islam olan müslümanların o memlekette cuma ve bay­ram namazı kılmak gibi hükümlerin icra edilmesi ile dâri islam olur.»<br />
<a href="#_ftn260" name="_ftnref260">[260]</a>İslam hukukunun esaslarını ihtiva ve izah eden dna kaynaklarımızdan Dürrü muhtar yukardaki hükümleri beyan ederken, bir memlekette cuma ve bayram namazından başka daha pek çok islâmî hükümler yaşanır ve tâlim edilirse, elbette orası daha âlâ «dâri islam» olur. Cuma ve Bayram namazı kılınan ve aynı zamanda beş vakit namaz ve teravih namazı edâ edilen, Hac farizası rahatlıkla yapılabilen, Şer&#8217;î fetvalardan bir çokları veri­len, camilerde devamlı nasihat yapılan, Kur&#8217;an kurslarında Kur&#8217;anı kerim ve diğer dîni hükümter öğrenilib öğretilen, İmam Hatib okullarında, İslam enstitülerinde ve Mâhiyet fakültelerinde islâm: ilim tahsîli yapılan ve daha islâmın şiarından olan bir çok islam esasları öğrenilib İcra edilen bir mem­lekete ki, Türkiyeye Dâri islam demek elbet en doğru ve en isabetli bir hüküm olur.<br />
Hakikat böyle iken kendini ve neticenin nereye varacağını .bilemiyen ve hana islam esaslarını beyan eden kaynaklardan gereği şekilde jlgi ve bilgisi olmayan, bâzı zavallılar, Türkiye dâri harbdir, diyerek fesatlık yapmak-dadırlar. Bu zavallılar aynı zamanda cumayı kılarlar, faize haram derler, ku-mar oynamak haram derler, nikah ve talak mesfelerini isiam esaslarına göre icra ederler, belkide bir tarafdan halka nasîhatta da bulunurlar. İşte islam ölçüsünü ve islam hukukunun esaslarını hakkı ile bilemiyen câhil kimseler, böyle tezatlara düşüyorlar. Dâri harbde bir çok hükümler, dâri islamdaki gibi olmadığını öğrenmiştik. Şu halde bu adamların hüküm ve hareketleri çok ve çok yanlış ve tezathk içindedirler.<br />
Evet Türkiye «dârj islamdır» ve yapmış olduğumuz dînî ibâdet ve icra­atlarımız hak indinde makbuldür. Elimizdeki islam esaslarına uyduğumuz müddetçe, Allanın indinde makbul olur ve âhirette ecrü mükâfatını görü­rüz. Tek kelime ile, Türkiye bir islam diyarıdır. Binaenaleyh İslâmın hela! ve haram olarak beyan ettiği hükümler, hiç bir değişiklik olmadan riayet edilmesi şart olan ve hakka yapılan ibâdetlerin ecrü mükâfatı mutlaka verilecek ve görülecek bir memlekettir. Allâhü teala hak olan doğru yoida bütün müslümanları yürütüp kendini bilmeyen sapıklardan koruyarak ahi-rette seadet merkezi olan cennet ve nimetine nail etsin. Amin.<br />
<strong>İlgili fetva ;</strong><br />
Kâfirlerin vilâyetinde (memleketinde) olan islam beldesinde (şehrinde) vâii olmayıp vali ve hâkimlerinin hepsi kâfirlerden olunca, zikrolunan (islam) beldelerindeki müslümanlar. Cuma namazını ve Bayram namazını ikâmet edip içlerinden şeriatı mutahharenin hükümlerine âlim bir müslümanı rızâla-rıyla kadı (Diyanet reisi veya müfti) yapıp ona muraeaat etmeleri şer&#8217;an caiz olurmu?<br />
ELCEVAP&#8230; Olur.<br />
Bu surette Hutbe kimin nâmına okunur ve bir padişah nâmı anılma-yınça hutbe sahih oiurmu?<br />
ELCEVAP&#8230; Olur. <a href="#_ftn261" name="_ftnref261">[261]</a><br />
Yukardaki fıkhî hükümler ve fetvalar gereğince kâfir beldeleri içinde yaşayan ve orada bir müslüman beldesi ve cemaatı hâlinde olanların Cuma ve Bayram namazlarının caiz ve sahih olduğu beyan edilirken, islam diyarı olan Türkiye de Cuma ve Bayram namazlarının caiz ve sahih olmadığını söyleyenlerin iddiaları, indi ve fikrî bir hükümden ve aynı zamanda bâtıl ve geçersiz iddiadan başka bir şey değildir.<br />
<strong>3 )</strong> Hadîsi şerifte geçen beş hükümden birisi de Kur&#8217;anı kerimde olan bir hükümde «Muhkem» âyetler vardır.<br />
MUHKEM : Lafzın açıklığı İtibârı ile kuvvetli, nesih ihtimali olmayan, îtikad ve amel edilmesi vâcib olan hükümleri ihtiva eden âyeti kerimeler­dir. İnkâri küfrü de îcab ettirir ki, hükümde kesinlik ve kad&#8217;iyyet ifâde eder.<br />
Bu muhkem ya doğrudan doğruya bi aynihi muhkem olur ki, nesih ih­timali kad&#8217;iyyen ve ebediyyen olmayan âyet ve kesin hükümlerdir.<br />
Meselâ, Peygamber sallallâhü aleyhi veseilem efendimizin hanımlarını kendinden sonra ebediyyen başkalarının nikahlama imkanını yasaklayan kesin hükmü beyan eden âyeti kerimedir.<br />
Bu hususu beyan eden âyeti kerîme meali şöyledir :<br />
«Ve Resulünün arkasından (ahirete irtihatinden sonra) onun zevceleri ni nikahlamanız, hiç bir zaman caiz olmaz.» (Ahzab sûresi, 53)<br />
Diğer bir misalda Allâhü tealanın sıfatlarının hiç bir zaman tebdil ve tağyir edilemiyeceğinj beyan eden ilâhî hükümlerdir. Cümleden bir ayeti ke­rime meali :<br />
«Muhakkak ki Alloh, her şeyi biliyor.» (Ahzab sûresi, 54)<br />
Evet cenabı hak zât ve sıfatında ezetî ve ebedî-dir. Hiç bir zaman teb­dil tağyir ve fenaya mâruz kalmamıştır ve ebediyyen her türlü noksanlık­lardan beri ve münezzehtir.<br />
Diğer bir misalda şu mealdaki hadîsi şerifdir:<br />
«Cihad, kıyamete kadar devamı kesinleşen bir ameldir.»<a href="#_ftn262" name="_ftnref262">[262]</a><br />
Muhkem olan âyet ve hükümlerin bir kısmı da zamanı seâdetten son­ra hiç bir zaman neshedilib tebdil ve tağyir imkanı olmayanlardır. Bunlara da muhkem liğayrihi denilmiştir. Zahir, nas ve müfesser hükümleri hâmil olan bütün âyetler, muhkem demektir. Zira resulü Ekrem efendimizden sonra bu hükümlerin neshi ve tebdili mevzu bahis değildir.<br />
Muhkem olan âyetler kesinlik ve kat&#8217;iyyet ifâde eder. Onun için hükmü kad&#8217;iyyet ifâde eden âyetleri ve ihtiva ettikleri hükümleri inkar, küfürdür.<br />
Umûmî olarak muhkem hüküm ifâde eden âyeti kerîmelerden bir kaçı şöyledir:<br />
«(Habîbim!) Deki, Geliniz size Rabbinİz neleri haram etmiştir, okuya­yım : Ona hiç bir şeyi ortak koşmayınız, anaya babaya iyilik ediniz, fakirlik yüzünden çocuklarınızı öldürmeyiniz; sizinde onlarında rızıklarını biz veririz. Zina gibi kötülüklerin açığına da gizlisine de yaklaşmayınız. Alâhin kıymet­li kıldığı nefsi (bir şahsı ve canı) haksız yere öldürmeyiniz. İşte bu yasakla­ra riayet etmeyi Allah size tavsiye ettiki, belki düşünür ve aklınızı erdirirsi­niz.» (En&#8217;am sûresi, 151)<br />
Emri ilâhî olarak sabit olan muhkem âyete misaldan bir tanesi:<br />
«Ey îman edenler! Allah ve insanlar arasında yapmış olduğunuz sözleş­me ve bağlantıları, yerine getiriniz.» (Maide sûresi, 1)<br />
Nehyi ilâhî ile ilgili bir ayeti kerime meali:<br />
«Yer yüzü (îman ve adaletle) düzeldikten-sonra, orada (fitne ve fesatlık yaparak) ifsad etmeyiniz&#8230;» (Araf sûresi, 56)<br />
Diğer bir âyet meali :<br />
«Allâha ve onun Resulüne itat ediniz ve birbirinizle niza edib çekişme­yiniz.Çünkü liçinize korku düşer ve kuvvetiniz elden gider.»<br />
(Enfal sûresi, 46)<br />
Muhkem hükümleri beyan eden emir, nehiy ve nasîhatla ilgili pek çok âyeti kerîme ve hadîsi şerifler vardır. Fakat biz burada sâdece bir kaçı ile iktifa ediyoruz.<br />
<strong>4 )</strong> Yukarda 182 nolu hadîsi şerifte beyan edilen beş hükümden dördüncüsü de «Müteşâbih» hükümlerle ilgili cümledir. Fakat kur&#8217;anı ke­rimde geçen Müteşabihler hakkında kısa yoldan açıklamalı îzahat yukarda geçmiştir. Müteşâbih hükümler olan, «Rabbin geldi, Allanın eli onların elle­rinin fevkında, sûrelerin evvellerindeki harf ve kelimeler hâlindeki müteşa­bihler ve daha diğer müteşabihler gibilerin» tevil ve inanç yollarını huîasa olarak öğrenmek için yukarda geçen 151. hadîsi şerifin kendisini ve îzahını okumak kifayet edebilir.<br />
<strong>5 )</strong> Hadîsi şerifte geçen beş hükümden beşincisi de, «emsailar -Kıssalar» dır. Yânj Kur&#8217;anı kerimde geçen ve sabit olan hükümlerden biri olan beşinci ve sonuncu hükümde, ibret almak ve nasîhatlanmak için kur&#8217;­anı kerimde geçen Peygamberler, kavimler, şahıslar, hayvanlar, böcekler ve sârir varlıklarla ilgili geçmiş ve el&#8217;an devam eden kıssaları okumak el­bette en iyi ve en doğru yoldur.<br />
Hayatta görürüz, bâzı câhiller \/e bâzı ilim ve islam âlimleri sınıfına dâhil olan kimseler, halk toplantılarında veya vâzu nasîhat kürsüleri ve hut­belerinde halka neler anlatalım diye sorarlar veya Kur&#8217;an kıssalarını bıra­kırlar asıllı asılsız pek-çok uydurma ve belkide dînî mahzuru ihtiva eden hâdise ve meseleleri anlatarak zamanını meşgul edib boşa geçirenler, dün olduğu gibi, bugünde oluyor.<br />
Hatta bizzat gelib soranlar olmuştur ki, vâzu nasîhatta ne gibi kıssalar tavsiye edersiniz, bizde Kur&#8217;an kıssalarından bâzılarını tarif edrek «kur&#8217;an kıssalarını tavsiye ederiz» dediğimiz olmuştur.<br />
Kur&#8217;anı Kerimde kıssa ve misallarla ilgili pek çok âyeti kerimeler var­dır. Biz böcek ve hayvanların durumlarını misallayıp bir hüküm beyan eden bir ayeti kerime mealini şöyle nakledelim :<br />
«Allahdan başka dostlar edinenlerin (putlara ve heykellere tapanların) misali, kendine bir ev yapan örümcek böceğinin misâli gibidirki, muhak­kak ki evlerin en zaifi, örümcek yuvasıdır, Eğer bilmiş olsalardı.» (Ankebût sûresi, 41)<br />
Böyle misal ve kıssaların niçin zikredildiğini halikı zülcelâl şöyle beyân ediyor:<br />
«İşte bu misaller varya, biz onları insanlar için beyan ediyoruz, Bunla­rı (Bu misalların neticesini ve faydaların!) ancak âlimler anlar.» (Ankebût sûresi, 43)<br />
Diğer âyeti kerime de şöyle buyurulmuştur:<br />
«Elbette peygamberlerin kıssalarında, akıl sahibleri için büyük bir ib­ret vardır.» (Yûsuf sûresi, 111) <a href="#_ftn263" name="_ftnref263">[263]</a><br />
&nbsp;</p>
<h3><a name="_Toc125788535"></a>Tercümesi:</h3>
<p>&nbsp;<br />
<strong>183 &#8211;</strong> (44) İbni Abbas (R.A) den mervîdir, dedi :<br />
&nbsp;<br />
Resûlüllah (S.A.V) buyurdu :<br />
«Emr, üç nevidir (ve Şunlardır) :</p>
<ol>
<li><strong>a)</strong> Doğru ve sevablığı açık olan emirki, buna tâbi ol.</li>
<li><strong>b)</strong> Dalâlet ve fenalığı açık olan emir (iş) ki, bundanda ictinab et (kaçın).</li>
<li><strong>c)</strong> Doğruluk veya eğriliği ihtilaflı olan emir (iş) ki, bunuda aziz ve celil olan Allâha havale et.» (Hadisi, Ahmet rivayet etmiştir.)</li>
</ol>
<p>(Not : Bu hadîsi şerifin hükümleri ile ilgili gerekli îzahat, yukardaki hadîsi şeriflerin İzahatlarında zikredilmiştir. Bilhassa son cümle hakkında 151. hadîsi şerif ile devamındaki hadisi şerifleri okumak lazımdır.) <a href="#_ftn264" name="_ftnref264">[264]</a><br />
&nbsp;</p>
<h3><a name="_Toc125788536"></a>Tercümesi:</h3>
<p>&nbsp;<br />
<strong>184 &#8211;</strong> (45) Muaz Bin Cebel (R.A) den mervîdir, dedi<br />
Resûlüllah (S.A.V) buyurdu :<br />
«Muhakkakki Şeytan; koyunun kurdu gibi, insanın kurdudur. O kurd, sürüden ayrılan, sürüden uzaklaşan ve sürünün kenarında (bir ucunda) ka­lan koyunu kapar.<a href="#_ftn265" name="_ftnref265">[265]</a><br />
— Aman Şubelere (fırka ve zümrelere) ayrılmaktan hazer edininiz. Ce­maata ve umûma (doğru yolda toplanmış ehlî sünnet cemaatı toplumuna) sarılınız.» <a href="#_ftn266" name="_ftnref266">[266]</a><br />
&nbsp;</p>
<h3><a name="_Toc125788537"></a>İzahat</h3>
<p>&nbsp;<br />
Hadîsi şerifin baş tarafında Şeytan, kurda teşbih edilmektedir. Kurd koyun sürüsünü ifsad edib helak etmekde ne kadar hırslı ve ne kadar kaddar<br />
ise, Şeytanda insan oğlunu azdırıb yoldan çıkararak ifsad ve helak etmekte o derece hırslı ve o derece düşmandır, demek istiyor. Kurd, bir koyun sü­rüsüne girerse, fırsat buiursa, o evveia sürünün hepsini veya hırsı gidinceye kadar bir çoğunu parçalayacaktır. Ondan sonra yine fırsat ve imkan olur­sa, içinden birini veya karnı doyuncaya kadar bir kaçını yer, ondan sonra rahatlayabilir. O hayvanın yaratılış gayesi ve vazifesi budur.<br />
İnsan oğlunun yaratılışından beri en azılı düşmanı olan Şeytanın hırsı ve vazifesi de, kıyamete kadar Adem aleyhisselâmın neslini hak yoldan bâtıl yola çıkarmak ve dünyasını ahiretini başına zindan yapmaktır. O da Allâhü tealâdan böyle yapması İçin yetgi ve izin istedi, Halikı zülcelal da Salih ve ihlash kullarına bir şey yapamiyacağını fakat bir çoklarını da yapabile­ceğini beyan ederek ona bu yetgiyi verdi. İşte bu yetgi ve salâhiyyeti alan iblis, insan oğlunun amansız ve en azılı düşmanlığını şimdiye kadar yap­mıştır, hâlada şiddetle ve aynı hırsda düşmanlığına devam etmektedir.<br />
Rasûlü Ekrem efendimiz de bu düşmanlığı, yırtıcı mahluklardan kurda teşbih buyurmuşlardır. Bu teşbihle düşmanın ne kadar kaddar ve ne kadar hırçın ve tehlikeli olduğunu gayet acık ve kesin bir şekilde beyan etmiş olu­yor.<br />
Hadîsi şerifin baş tarafındaki cümlelerde şu âyeti kerîmelere işaret vardır:<br />
«Muhakkak ki Şeytan, (devamlı olarak) sizin düşmanınızdır, Binaen­aleyh sizde onu düşman tanıyınız, Zira o (Şeytan), etrafına toplanan avene­sini ancak cehennemlik olsunlar diye çağırır.» (Fatır sûresi, 6)<br />
Diğer âyeti kerîme meali:<br />
«Şüphesiz ki Şeytan, insan için açık bir düşmandır.» (İsra sûresi, 53)<br />
Diğer bir ayeti kerime de şöyle beyan edilmiştir:<br />
«Bîr kimse, Şeytanı kendine arkaciaş olarak tutarsa, işte o arkadaş, ne fena arkadaşdır.» (Nisa sûresi, 38)<br />
Resulü Ekrem efendimizin Şeytanı, koyun sürüsünü harab eden yırtıcı kurda teşbih etmesindeki hikmet, bu âyeti kerîmeleri okuyunca daha iyi anlaşılmış oluyor. Daha ayrıca şeytanın tuzaklarını beyan eden âyeti keri­meler de vardır. Bir kısmını yukardaki hadîsi şeriflerin îzah bölümünde zik­rettiğimizi de hatırlatırız.<br />
Hadîsi şerifin şu : «O kurd, sürüden ayrılan, sürüden uzaklaşan ve sü­rünün kenarında (bir ucunda), kalan koyunu kapar.» cümlesindede cok dik­kat edilmesi gereken îkazlar vardır.<br />
İslam cemaatını teşkil eden ve ehli sünnet yolunda toplanan kimsele­rin, bir birlerinden ayrılmamalarını tavsiye ederek, cemaattan ayrılanların helak olacaklarına işaret vardır.<br />
Cemaattan ayrılanlar, sürüden ayrılan koyunlara teşbih ediliyor. Bina­enaleyh sürüden ayrılan koyunları, nasılki kurd kapar ve helak olursa, cema­attan ayrılan kimselerinde helak olacağını beyan buyurarak, aman. cemaata iyi sarılın, ayrılmayın, demek isteyor.<br />
Atalarında bir sözü vardır : «Sürüden ayrılan koyunu, kurd yer.»<br />
Ataların bu kıymetli sözü de mübarek peygamber efendimizin cümlele­rinden alınarak kısaltılmış şekli ile söylenmiş oluyor. Her ne ise, fırka ve parçalara ayrılmak en tehlikeli ve şeytanın insanların yolunu keseceği en korkunç yollarından birisidir. Çok ve çok dikkat edib şeytanın duzağına düş­memek için her türlü fırkacılık ve fırkacılardan kaçınmak lazımdır.<br />
Bu hususun böyle tehlikeli olduğunu beyan sadedinde Resulü Ekrem Hadîsi şerifin devamında şöyle buyurmuştur ;<br />
«Aman Şubelere (Fırka ve zümrelere) ayrılmaktan kaçınınız. Cemaata ve Umûma (doğru yolda toplanmış ehli sünnet cemaatına) sarılınız.»<br />
Fırka ve zümrelere ayrılanlar, Şeytannın açmış olduğu yolu takib eden ve islam düşmanlarına hizmet eden kimselerdir. İslam düşmanlarının bir sözü vardır: «Böl, parçala, yut» binaenaleyh akıllı müslüman, bölünüp par­çalanmaz ve aynı zamanda bölünüb parçalanmamak için en iyi ve yapıcı yoHara baş vurur. Her türlü anlayışı ve her ceşid anlaşma yolunu dener. Bakdıki birleştirme imkânı yoktur. Bu takdirde bu işin tehlikesini beyan ederek bölücü ve fırkacılardan uzak durur ve aynı zamanda müslümanların ve islam cemaatının başına dert açacak olanların ic yüzlerini ve bölünme­nin tarih boyunca zararlarını ve aynı zamanda dindeki beyan edilen nur gibi parlak hükümleri de açıklayarak müsiümanları îkaz etmek vazifesini yerine getirmesi lâzımdır.<br />
Burada cok mühim bir hususu belirtmek isteriz, ortaya çıkan yeni yeni fırka ve zümreler kendilerini ehli sünnet cemaatı olarak îlan edib savunmaya kalkışıyorlar. Bu adamlar, fırkanın ve fırkacılığın islamda haram ve günah olduğunu bilmeleri lazımdır. Fakat hal böyle iken, geçmişte olduğu gibi günümüzde de aynı iddiayı yapanlara rastlayoruz. Hic de doğru değildir. Her zümre bâtıl yoldada olsalar, kendilerini savunurlar.<br />
Nitekim bir âyeti kerîme de şöyle buyurulmuştur:<br />
«Onlardan {müşrik ve müfsidlerden) bir kısmı, dinlerini (dinlerinin hü­kümlerini bırakıb ihtilafa düştüler de) parçalara ayırdılar ve kendileri de fır­ka fırka olmuşlardır. Her hizib (fırka ve zümre de) kendilerindeki olanla bö­bürlenirler.» (Rum sûresi, 32) <a href="#_ftn267" name="_ftnref267">[267]</a><br />
&nbsp;</p>
<h3><a name="_Toc125788538"></a>Tercümesi:</h3>
<p>&nbsp;<br />
<strong>185 &#8211;</strong> (46) Ebî Zer (R.A) den mervidir, dedi:<a href="#_ftn268" name="_ftnref268">[268]</a><br />
«Bir kimse (islam) cemaatından bir karış ayhlırsa, şüphesizki, o kimse­nin boynundan islam bağı soyulmuştur.» <a href="#_ftn269" name="_ftnref269">[269]</a><br />
&nbsp;</p>
<h3><a name="_Toc125788539"></a>İzahat</h3>
<p>&nbsp;<br />
Bu hadîsi şerifte de «İslam Cemaatı»nı teşkil eden topiulukdan ayrıl­mamaya azamî gayret sarfedib birlik hâlinde yaşamanın ehemmiyetini beyan buyuruyor. Aksi takdirde islam cematından az bîr zamanda olsa, hatta şâ-rih demiştirki, «Velevki bir saat olsun» ayrılmak müminin îmanının tehlike­ye uğrayacağını acık bir ifâde ile belirtmiştir.<br />
İslam Cematının birleştiği ve ehli sünnet velcemaat denilen birlik yolu­nun esaslarının ana hatlarından mühimlerini sıralayalımda her ferd ve top­luluk kendi görüş ve amellerini bu esaslara göre mihenklesinler.<br />
İslam cemaatının inanç ve îtikad esaslarından bâzıları şunlardır :<br />
Evvelâ inanan mümin, îmanında şek ve şüphe etmeyecektir.<br />
Âllâhü teâlanın zati ilâhî ve sıfatı ilâhîsi ile ezelî ve ebedî olduğuna inan­maktır.<br />
Ashap ve Tabiînin ittifak ederek icma ettikleri müslüman cemaatı toplu luğunun birliğine muhalefet etmemek lazımdır.<br />
İyi ve kötü her müminin arkasında namazı kılmak ve iyi ve kötü ölen her müslümanın cenazesine hazır olup kılmaktır.<br />
Günah ve haramlara hela! demedikçe, günahı ile beraber kıbleye dö­nen her ehli kıbleyi tekfir etmemek (kafir dememk) lâzımdır.<br />
Hayır ve şer her şeyin Ailahdan olduğuna ve ondan geldiğine inanmak lazımdır,<br />
Bi gayri hakkın hic bir müslümana kılıcı veya bıçağı çekmemek lazım­dır.<br />
Seferde ve hazarda mestler üzerine meshetmeyi hak görüb işlemek­tir.<br />
Cuma ve Bayram namazını kılan bir emîrin arkasında namaz kılmayı hak görüb kılmaktır.<br />
Mümine îman, bir Allah vergisi ve kulun kazancı olduğunu bilmektir.<br />
Kulların İşlerini, Alâhü tealanin yarattığına inanib öyle itikad etmek­tir.<br />
Kabir azabının hak olduğuna inanmaktır.<br />
Allahü teâlanın kelam sıfatının mahluk olmayıp gayrî mahluk olduğuna inanmaktır.<br />
Kabirde Münker ve Nekir meleklerin gelib sual soracağına inanmaktır.<br />
Dirilerin, ölülere yapdıkları dualar ve verdikleri sadakaların faydası ola­cağına inanmaktır.<br />
Peygamber efendimizin şefaatinin hak olduğuna ve ahirette muhakkak olacağına inanmaktır.<br />
Peygamber efendimizin Mîracının hak ve sabit olduğuna inanmaktır. Kfyamette insanların amellerini belirten amel defterlerinin okunacağı-na inanmaktır.<br />
Kıyamette; Hisabın, Mîzanın ve Sıratın hak ve var olduğuna inanmaktır.<br />
Cennet ve Cehennemin sonradan yaratılmış, el&#8217;an var olup fenaya uğ­ramayacağına inanmaktır.<br />
Peygamber efendimizden sonra bu ümmetin en afdalı, Ebû Bekir, Ömer, Osman, Ali ve aşerei Mübeşşere (Allah hebsinden râzî olsun) olduklarına inanmaktır.<br />
Peygamber efendimizin Ashabının kendisinden sonra gelen bütün in­sanlardan afdal olduğunu ve ashabın hebsinin âdil olduklarını kabul edib inanmaktır.<br />
Ahirette cenabı hakkın baş gözle müminler tarafından görüleceğine inanmaktır.<br />
Büyük ve küçük günahı işlemekle, bir kimsenin kâfir olmayacağına ancak helal derse kâfir olacağına inanmaktır. Daha başka îman ve islam esaslarının top yekûn hepsine inanmaktırki, uzun İzahı akâid ve kelâm ki-tablarında yazılmıştır. <a href="#_ftn270" name="_ftnref270">[270]</a><br />
&nbsp;</p>
<h3><a name="_Toc125788540"></a>Tercümesi:</h3>
<p>&nbsp;<br />
<strong>186 &#8211;</strong> (47) Mâlik Bin Enes (R.A) den mürsel olarak rivayet edilmiştir, dedi:<br />
Resûlülloh (S.A.V) buyurdu :<a href="#_ftn271" name="_ftnref271">[271]</a><br />
«Size iki emr (iki şey ve iki büyük hüküm) bırakdım. Bu iki şeye ciddi­yetle sarıisanız, asla ve kat&#8217;â sapıtmazsınız (O iki şey) : Aliâhın kitabı (Kur&#8217; anı Kerim) ve Resulünün sünnetidir.» <a href="#_ftn272" name="_ftnref272">[272]</a><br />
&nbsp;</p>
<h3><a name="_Toc125788541"></a>İzahat</h3>
<p>&nbsp;<br />
Hadîsi şerifi rivayet eden Tabiînden olan Mezheb sahibi İmamı Mâlik olması hasebiyle rivayetinde de belirtildiği gibi, mürsel ismini alan hadîsi şeriflerdendir.<br />
<strong>MÜRSEL :</strong> Bir hadîsi şerif, direk Tabiînden rivayet edilerek Peygamber efendimizden rivayet edilib sahabe ismi zikredilmeyen hadîsi şerifdir. Meş­hur olan tarif ve ehli hadîsin meşhur görüşü budur. Fakat fıkıh ehline göre, tâbiîndende bir derece aşağı olan tebeı tabiînden rivayet edilene de Mürsel hadis denir. Hadis kitablarında, Mürsel hadis olarak zikredilenler, hadis ehlinin görüşü olan Tabiînin rivayet ettiği hadîsi şerifdir.<br />
İmamı Mâlik (R.A) hakkında gerekli kısa malumat, eserin baş tarafında geçmiştir.<br />
Hadîsi şerirde belirtildiği üzere. Peygamber sallailâhü aleyhi veseliem efendimiz, kendisi her ne kadar fena olub âhirete irtihal etmişsede, kendisin­den sonra gelen ümmetinin doğruyu bulması ve her türlü tehlikelerden korunabilmesi için, çok mühim ve en büyük iki şey bıraktığını, şayet bu iki şeye dikkatla ve ciddiyetle sanlınırsa, mutlaka kurtuluşa ve neaâta erişile­ceğini beyan buyurmuştur. Ve o iki şeyin ismini açıklayarak Allâhü teâlanin tebdil tağyirden beri ve en mükemmel şekilde hakîkatları beyan eden Ceb­rail aleyhisselam tarafından Peygamber efendimize tam yirmi, üç senede getirdiği kelâmı ilâhi kur&#8217;anı kerim ile Peygamber efendmizin mübarek sözü, fîli ve takriri olan sünnetidir.<br />
Dünya hayatının en son Rehberi, önder ve Mürşidi ve bütün beşerin tek lider ve halaskarı Peygamber sallailâhü aleyhi veseliem efendimizin, beşeriyyetin tek kurtuluşunun yolunu açık bir ifâde ile belirtmiştirki, İslam-dır. Yâni kitab ve sünnetin mecmuunu kendisinde toplayan tek isimle beyan edilen islâm, şeriat ye din, beşeriyyetin tek kurutuluş yoludur. Binaenaleyh Kitab ve sünneti ve kitab, sünnetin içtima ettiği islâmı bırakıbda baş.ka yol­lardan ve prinsepilerden kurtuluş ve huzur arayanlar, islamın ilk devrinden beri devam ederek geldiği ve görüldüğü gibi, bugünde aynı şekilde görül­mektedir ki, dalâlette ve bataklık cindedirler ve kitab ve sünneti bırakıbda bir takım kâfir ve mülhidlerin pirensiplerini kendilerine rehber edinenler veya kitab ve sünnetten ilham ve kaynak olarak istifâde etmeden aynı zamanda kitab ve sünnete muhalif olan bir takım indî ve şahsî görüşlerini esas olarak veya beşerî fikir ve kanunlara dayanarak bir takım prensip ve ka­nunlar yaparak hareket edenler, kurtuluşa ve huzura kavuşamtyacaktardır.<br />
Bir mesele, ve işde ihtilâf ediür ve doğru yol aranırsa, hemen kitab ve sünnete muracat edib oradan halletmek veya kitab ve sünnetten hakikati aydınlatacak tam bir istikâmetli bilgiye sahib olan âlim ve kâmil kişiye mu­racat ederek doğruyu bulmak, en isabetli ve en doğru yoldur.<br />
Kısa açıklama ve tatbik yönünü belirttiğimiz mübarek hadîsi şerifte şu ayeti kerîmelere İşaret vardır:,<br />
«Şayet bir şey hakkında münazaa ve münakaşa ederseniz, hemen onu Allâha (Kitaba) ve Resulüne (Sünnete) havale ediniz, eğer Allâha ve âhiret gününe inanıyorsanız.. İşte bu müracaat, hem hayırlı ve hemde netice bakı­mından daha güzeldir.» (Nisa, 59)<br />
Diğer âyeti kerîme meali :<br />
«Şüphesizki bu Kur&#8217;cn, insanları en doğru yola sevk eder, götürür..» (İsra sûresi, 9)<br />
Diğer bir ayeti kerimede şöyle buyurulmuştur.<br />
«Elbette peygamberin emrine aykırı hareket edenler, başlarına (dünya­da) bir belâ inmesinden veya (âhirette) kendilerine elem verici bir azab isa­bet etmesinden sakınsınlar.» (Nur sûresi, 63) <a href="#_ftn273" name="_ftnref273">[273]</a><br />
&nbsp;</p>
<h3><a name="_Toc125788542"></a>Tercümesi:</h3>
<p>&nbsp;<br />
<strong>187 &#8211;</strong> (48) Guzeyf Bin Elhâris essümâlî (R.A) den mervidir, dedi:<br />
Resûlüllah (S.A.V) buyurdu :<a href="#_ftn274" name="_ftnref274">[274]</a><br />
«Bir kavm, bir (kötü) Bid&#8217;at ihdas ederse, ancak o (kötü) Bid&#8217;atın mis­li bir sünnet kaldırılır : Binaenaleyh bir sünnete sarılıp amel etmek, bir Bid&#8217;­at ihdas etmekten hayırlıdır.» <a href="#_ftn275" name="_ftnref275">[275]</a><br />
&nbsp;</p>
<h3><a name="_Toc125788543"></a>İzahat</h3>
<p>&nbsp;<br />
Râvî Guzeyf bin Elhâris Essümâlî (R.A), sahabe ve tabiinden olduğun­da ihtilaf edilmiştir. Fakat sahabeden olduğu hususu tesbit edilib kararlaş­tırılmıştır. Askalânî merhum takribinde ashabdan olduğu tesbit edildiğini be-<br />
yan etmiştir. Aliyyülkâri de aynı hükmü zikretmektedir. Eba esmâi Şâmî kün­yesi ile künyelenmiştir. Peygamber efendimize yetişmiştir. Fakat sohbetine oturııb oturmadığı ihtilaflıdır. Kendisi diyorki, «Rasulüllah sallallâhü aleyhi vesellemin zamanında doğmuş, ve yetişmiştim de ona biat etmiştim ve oda benimle musafaha etmişti.»<a href="#_ftn276" name="_ftnref276">[276]</a><br />
Kendisinden Hz. Ömer, Hz. Ebâ Zer ve Hz. Aişe hadîsi şerif işitmiş ve dinlemişlerdir. Ayrıca Mekhul ve Selim bin Amir (R.A) da hadis rivayet etmiş­lerdir.<br />
Vefatı, Hicretin atmış (60) küsur tarihinde vuku bulmuştur.<a href="#_ftn277" name="_ftnref277">[277]</a><br />
Hadîsi şerifte belirtilen, «BİD&#8217;AT» kelimesinin anlam ve açıklaması yukarda geçmiştir. Biz burada sâdece bir Bid&#8217;at işlenince, bir sünnetin terk edileceği hususunu belirten bir kaç misal vermeye çalışacağız.<br />
Bid&#8217;at olarak inanılan ve amel edenlerden bâtıl şeyler bek çoktur. Tabi-iki o Bid&#8217;atları işleyenler, Bid&#8217;at değil iyi bir amel veya iyi bir şey zannederek inanıb işlemekteler. Halbuki Bid&#8217;at, Küfürden sonra en büyük günahlardan birisidr.<br />
Bid&#8217;at, itikad da olduğu takdirde bâzıları küfür olur. Müeessimelerin, Al-lâhü tealayı diğer cisimlere teşbih etmeleri ve Cesed ve cisimle beraber ahirette haşrulunmayı inkar edenlerin îtikadlan bu cinsdendir. Bu îtikad gibi bâtıl îtikadlar her ne kadar islamdan evvel var isede. Resulü Ekrem efendi­mizden sonra da müslümanlar arasında bu kötü akideler gibi pek çok bâtıl ve Uydurma akideler görülmüştür. Aynı Bâttl ve Bid&#8217;at akideleri savunanlar zmaan zaman yine görülüyor.<br />
Ameldeki Bid&#8217;atlara da şöyle bir kaç misali vererek İktifa edelim :<br />
<strong>a-</strong> Bayram günleri bayram namazından sonra hutbeleri dinlemek sünnet iken. Bayram namazını kılan cemaattan bir kısmı hatta bâzı mem­leketlerde pek çoğu Bayram namazını kılınca hemen kalkıp camiden veya namaz kıldığı yerden çıkıp gidiyorlar. Bu adamlar sünneti terk ederek Bid&#8217;atı işleyorlar ki, bu Bid&#8217;atı işlemekle bayram günü sürür ve sevişme esaslarını yok ettiği gibi, daha bir çok dînî hükümleri işlemekten mahrum oluyorlar. Hatibin hutbesinde camiden çıkınca yapılacak dînî vazifelerin bir kısmını öğrenmekten, mahalle ve köy halkının bir birini tanıyıp hal hatır sormalar, selamlaşmak ve el sıkma sünnetinden.mahrumiyetler, camide toplu halde dua etmekten ve daha pek çok iyi ve sünnet amellerden mahrumiyet gibi hallerin bulunması görülür.<br />
Bayram namazından sonra kalkıp hutbeyi dinlemeden çıkanlar, hem cemaatı üzerler ve hemde hutbeyi okuyan hatib efendiyi rencide ederler. Hutbeyi dinleyecek cemaat ise, kalkanların hareket ve davranışlarından do­layı, huzurlu hutbe dinleyemezler.<br />
İşte bu sebebden Bayram namazını kılınca hutbeyi dinlemek, en güzel ve İyi amellerden birisidir. Bu sünneti mutlaka işlemeliyiz. İşlemeliyiz ki. pek çok iyiliklere ve hayırlara nail olmalıyız.<br />
<strong>b-</strong> Cuma günleri tek başına oruç tutmak ve cuma gecesi bâzı cami ve mescidlerde toplanıp toplu halde cuma gecesine mahsus olmak üzere cehri bir şekilde zikirler ve toplu namaz kılmalar da Bid&#8217;at ve yasak olan ameNerdendir. Zira cuma günü ve gecesi için ayırım yaparak gündüz oruç tutmak ve geceleyin diğer gecelerde yapılan ibâdetlerden değişik ve tah­sisli bir şekilde meşru olmayan ve izni şer&#8217;î bulunmayan ibâdetlerle meşkul olmak yasaklanmıştır.<br />
Müslim, Ebi Hureyre (R.A) dan rivayet ettiği bir hadîsi şerifte Resulü Ekrem efendimiz şöyle buyurmuştur:<br />
«Cuma gecesini, diğer geceler arasından ayırarak kâim olmak suretiy­le (Fazladan İbâdet yapmak suretiyle) tahsis etmeyiniz ve Cuma günü de diğer günlerden değişik olarak oruç tutmak suretiyle tahsis etmeyiniz. An­cak sizin birinizin mûtad üzere tuttuğu gün o güne tesadüf ederse, bu tak­dirde caizdir.» <a href="#_ftn278" name="_ftnref278">[278]</a><br />
Evet cuma gününün faziletini elde etmek için, salâvatı şerîfeler, zikri ilâhîler, Kur&#8217;andan bâzı sûreler okumalar, dua, gusül, misvak kullanmak, koku sürünmek, dırnak kesmek ve etek temizliğinde bulunmak ve güzel elbiselerle camiye erken saatte gitmek gibi iyi ameller, bizzat Resulü Ekrem efendimiz tarafından tavsiye buyurulmuştur. Fakat cuma günü gündüz tah­sis etmek suretiyle tek başına cuma günü oruç tutmak, haftanın diğer gün­lerini ihmal edib hiç bir kıymeti yokmuş gibi bir hâlin olabileceğinden o gü­ne mahsus olmak üzere oruç tutmak yasaklanmıştır. Oruç tutmak yasakla­nınca cuma günleri oruç tutan kimse, Bid&#8217;at işlemiş olur. Bid&#8217;atı işleyince sünnetin hükmünü de terk etmiştir.<br />
Cuma günü ve gecesi ile ilgili pek çok faziletler beyan edilmekle be­raber, diğer gün ve gecelerinde kıymetini takdir etmek lâzımdır. İşte bu haf­tanın diğer günlerine de değer vermek için, o güne ve o gece mahsus de­ğişik ibâdet şekli yasaklanmıştır.<br />
Türkiyede bir çok yerde cuma gecesine mahsus olmak üzere tevbe ve nikah tazeleme yapılır. Haftanın diğer günlerinde ve diğer vakitlerinde yap­mayıp sâdece cuma gecesine mahsus olmak üzere yapıldığından, o gece ce-mat camide çoğalır. Sebebi de İmam nikah tazeledecek ve günahımıza tevbe ettirecektir. Cumaya mahsus bir ibâdetin icrasını yasaklayan mübarek peygamber efendimizin buyuruğu, seneler sonrası ne şekilde tehlikelere sebeb olduğunu göstermiş oluyor.<br />
Tevbe ve istiğfar ve her hangi bir nikah tehlikesi karşısında nikah ta­zelemek şer&#8217;an var ve lazımdır. Fakat böyle bir geceye veya bir vakte tâyin<br />
etmek doğru değildir. Tevbe ve istiğfar her saat yapılabilecek ve yapılması icab eden bir vazifedir.. Nikah tazelemek ise, ne zaman îcab ederse, vakit geçirmeden zamanında yapılması lazımdır.<br />
Aslında beş vakit farz namazın akebinde istiğfarda bulunmak (istiğfar etmek) sünnettir.<br />
Tecdidi îman ve nikah hükümlerinin geniş şekilde izahı, fıkıh ve.ahlak kitablarında zikredilmiştir. Bir nebze malumatta, «İslama sokulan Bid&#8217;at ve Hurafeler» adlı esermizin ikinci çilelinde mezkûrdur.<br />
<strong>c &#8211;</strong> Bid&#8217;at amellerden birisi de, Muharrem ayının onuncu günü (Aşura günü) tek başına oruç tutmaktır.<br />
Yahudiler daha evvel muharremin onuncu günü çeşitli sebebierden dolayı oruç tutarlardı. Bu Medîneye hicret eden Rasûlüllah saüallâhü aleyhi veseflem bu hâli görünce veya hayberin fethinde yahûdîierin bu hâlini gör­düğünde şöyle buyuruyor: .<br />
«Aşura günü (Muharremin onuncu günü), oruç tutunuz, fakat bir gün evveli veya bir gün sonras.ı ile beraber tutarak yahudilere muhalefet ediniz.»<a href="#_ftn279" name="_ftnref279">[279]</a><br />
Şu halde sünnete uygun olan. Muharrem ayının onuncu günü oruç tutmak isteyen kimse, ya dokuzuncu gün ile onuncuyu beraber tutacak veya onuncu gün ile onbirinci günü beraber tutacaktır.<br />
Binaenaleyh tek başına muharremin onuncu gününü tutmak sünnete muhalif ve izni şer&#8217;İ bulunmayan bir Bid&#8217;attır.<br />
Bid&#8217;atın îtikad ve amelle ilgili olanlarının bir kısmını «İstâma Sokulan Bid&#8217;at ve Hurafeler» adlı eserimizde beyan ettiğimizi hatırlatırız. Birde aynı eserin üçüncü cildinde sâdece amellerle ilgili Bid&#8217;attları, yakın zamanda müslüman kardeşlerimize sunacağımızı bildiririz. <a href="#_ftn280" name="_ftnref280">[280]</a><br />
&nbsp;</p>
<h3><a name="_Toc125788544"></a>Tercümesi:</h3>
<p>&nbsp;<br />
<strong>188 &#8211;</strong> (49) Hassan (R.A) den mervidir, dedi:<a href="#_ftn281" name="_ftnref281">[281]</a><br />
«Bir kavm dinlerinde (kötü olan) Bir Bid&#8217;atı ihdas ettiklerinde, Allâhü teâla o Bid&#8217;at kadar sünnetten saymayı takdir eder. Ondan sonrada o soyu­lan sünnet (iyilik ve iyi amel) kıyamete kadar o Bid&#8217;atı ihdas eden kavme bir daha avdet etmez.» <a href="#_ftn282" name="_ftnref282">[282]</a><br />
&nbsp;</p>
<h3><a name="_Toc125788545"></a>Îzahat</h3>
<p>&nbsp;<br />
Râvî Hassan bin sabit (R.A), Medînedeki hazrec kabilesine mensub En-sâri kiramdan ve peygamber efendimize inananların evvelinde olanlardan dır. Fakat biraz korkaklığı olması hasebiyle muharebelere iştirak etmediği zikredilmektedir. Bununla beraber gayet güzel şiir söylediğinden Rasûlü Ekrem efendimizin medhiyesini en güzel ifâdelerle yapar ve islam düşman­ları müşrikleri de fevkal&#8217;âda hicv edici cümlelerle zemmederdi.<br />
Kendisinin künyesi, Ebülveliddir. Ebû Abdirrahman da denirdi. Peygam­ber efendimizi müdâfaa ve müşrikleri kötüleyci ifâdeleri ile onları perişan ettiğinden kesici kjlıc babası manasını ifâde eden «Ebülhassam» künyesi ilede söylenirdi.<br />
İslâmı kabul ettiği zaman, kendisi altmış (60) yaşında idi. Müslüman oldukdan sonra da bir altmış sene daha yaşayarak yüz yirmi yaşına kadar yaşamıştır.<br />
Şâırunnebİ &#8211; Peygamberin şâiri olmasıhasebiyle, Peygamber sallallâhü aleyhi vesellem efendimiz Mescidi şerifte Hassan (R.A) için bir hitabe yeri ayırmıştı. Peygamber efendimiz hakkında güzel hitabette bulundukları za­man, Rasûlüllah sallallâhü aleyhi vesellem onun hakkında şöyle buyurur­lardı :<br />
«Rasûiüliâhi müdafa ettikçe hak celle ve alâ Hassanı teyid eder.»<a href="#_ftn283" name="_ftnref283">[283]</a><br />
Hz. Hassan {R.A}, yüz yirmi yaşında hicretin elli dört (54) tarihinde Medînei münevvere de vefat etmiştir. Kendisi gibi. Pederi, büyük pederi ve daha büyük pederi yüz yirmi (120) şer yaşlarında vefat etmişlerdir.<br />
Kendisinden Hz. Aişe, Hz. Ömer ve Ebî Hureyre hadîsi şerit rivayet etmişlerdir, Allah hepsinden razî olsun. Amin.<br />
Hz. Hassanın beyan ettiği mübarek cümlede çok mühim bir husus belirtilmektedir. Bir cemaat ve bir millet de, Bid&#8217;at-ı seyyie denilen kötü bir Bid&#8217;at işlenirse, orada mutlaka, bir sünnetin yok olacağı beyan buyurulmaktadır. Bu mübarek sözün ihtiva ettiği hükmün manası da günü­müzde pek ayan ve beyan şekilde görülmektedir.<br />
Meselâ, Cuma günleri hatib efendi hutbeye çıkınca namaz, niyaz, ke­lam, selam ve emsali her türlü okuma ve diğer ibâdetler yasak iken, hatib hutbeye çıkınca içerde okunan ezana ya evvelinden itibaren İcabet edenler görülür veya ezanın bitiminde mutlaka müezzinle beraber, «LAİLÂHE İLLAL­LAH» diyeceklerdir. Ne kadar da îkaz edilse, farz ve sünnetin yerini bir Bid&#8217;at işgal edince, onu bıraktırmak çok güç olduğundan bırakmazlar.<br />
Keza farza başlamazdan evvei bâzı memleketlerde müezzinler ihlas okurlar. Bu yapılan amei Bid&#8217;attır. Bıraktırmak meseledir. Bu meselenin iç<br />
yüzünü bilenler dahi çeşitli nedenlerle ihtilafa düşerler, nihayet, «ihlâslılar ve ihlassızlar» diyerek dedi kodu yaparlar. İşte buda gösteriyorki, ihdas edilen bir Bid&#8217;at, yok edilmekte çok güçlük çekilmektedir ve aynı zamanda o Bid&#8217;atın yıkdığı sünneti ki. Peygamber efendimizin işlediği şekli tekrar yap­mak ve yapdirmak meseledir,<br />
Mezarlıkda kabirler üzerine yapılan taşlar, kubbeler ve daha başka haram olan israf ve Bid&#8217;atları yok etmek veya önleyib sünneti icra ettirmek-de, bir başka felâkettir. Hadîsi şerifte belirtildiği üzere, öldürülen sünnet, nerede ise, bir daha ihya edilemiyor.<br />
Rasûlüllah sallallâhü aleyhi veseliem efendimizin işlediği şeklini bırakıb kendilerinin ihdas ve îcad ettikleri Bid&#8217;adlardan birisi de, beş vakit namaz­dan sonra cami içinde sıralanıp birbirleri ile musâfahalaşmakttr. Gerçi bâ­zı bilginler, Bid&#8217;atı hasene kabul ederek cevaz vermişlerdir. Fakat gerçek ve hakikat olan. Mekruh ve Bid&#8217;attır.<br />
İmamı Nevevîden naklen İbni Abidin şu cümleleri nakletmiştir: «Sen bilki, Her karşılaşmada musâfaha yapmak müstehabdır. Fakat insanların âdet edindiği sabah ve ikindi namazından sonra yapılan musafa-halaşma&#8217;nın şer&#8217;i şerifte aslı yoktur. Lakin musafahalaşmakda yinede beis yoktur. Zira musafahanın aslı sünnettir&#8230;<br />
— Şeyh Ebilhasen El Bekri (R.A) İse dediki : İmamı nevevînin ikindi ile sabah namazını kayıtlaması, onun zamanında o iki vakitte âdet olduğun­dandır. Aksi takdirde bütün vakitlerde yapdıkları da tâkib eden hallerdendir. Şirinbilâlîde, «Musâfaha» risalesinde aynen zikretmiştir. Ve Şemsilhanûtî (R.A) dan şunları da nakletmiştir : Nassın umûmunun hükmü, musafahanın aslının meşrûiyyetinden dolayı cevazına fetva vermiştir. Muvafık olanda budur. Metinlerin mutlak musafahanın meşrûiyyetini zikretmesinden dolayı şârihde böylece zikretmiştir.<br />
— Fakat namazdan sonra musâfahaya husûsî olarak devam edilirse, bilhassa buralarda bu musafahanın sünnet olduğu cahillerce bir hükme varılabilir, denilir. Böyle olunca da diğer vakitlerde (karşılaşınca) yapılması gereken sünnete ziyade olarak bir sünnetin ver olduğu anlaşılabilir. Halbu­ki buralarda (namazlardan sonra) musafahalaşmak siefden hiç bir kimse ele işlemediği kelamlarından açıkça anlaşılmaktadır.<br />
— «Muîtekad» isimli eserden naklen «Tebyinulmeharim» de şöyle nakl-oiunmuştur:<br />
«Her hâlü karda namazın edasından sonra musafahalaşmak, kerâhat-tır. Zira sahâbei kiramdan (Allah onlardan razî olsun) hiç birisi namazın edasından sonra musâfalaşmamışlardır. Ve namazdan sonra musafaha­laşmak, Râfızîlerin sünnetlerindendir&#8230;<br />
— Sonra Şafiilerden İbni hacerden beyan edildiğine göre; Namazın edasından sonra musafahalaşmak, şer&#8217;i şerifte aslı olmayan bir mekruh ve Bid&#8217;attır. O Bid&#8217;atı işleyen, evvelâ uyarılır, ikinci sefer tâzir edilir. Sonra İbni Hacer (R.A) dediki : Mâlikîlerden İbnülhac MEDHAL adlı eserinde dedi :<br />
«Namazın edasından sonra musafahalaşmak, Bid&#8217;atlardandır. Şer&#8217;i şe­rifde musafahalaşmanın yeri, ancak ve ancak müstüman diğer bir müslü-mn kardeşi İle karşılaştığı zamandır. Namazların arkasında değildir. Bina­enaleyh Şer&#8217;î şerif musafahayı nereye ve nerede koymuş ise, koyduğu yerde işlemek gerekir. Yerinden başka yerde yapılırsa, o musâfaha yasaklanır. Ve namazlardan sonra musafahayı işleyenler, sünnete muhalif olarak işledik lerinden men edilir&#8230;»<a href="#_ftn284" name="_ftnref284">[284]</a><br />
Yukarda en açık bir şekilde naklettiğimiz gerçekler karşısında, müslü-man kardeşlerimize dikkatli ve uyanık olmalarını tavsiye ederiz. En doğru olanı, namazlardan sonra musafahalaşmayı terk etmektir. Başka zaman ve mekanlarda müslüman müslümanla karşılaşınca velevki âdet vechi üzere olmadan cami içinde tesadüf edilse dahi, birbirleri ile musafahalaşmaları sünnet veya müstehabdır. Çok ve çok sevabdır.<br />
Bu Mes&#8217;elenin namazdan sonra ki yönü, «İslama sokulan Bîd&#8217;at ve Hu­rafeler» adlı eserimizde bir nebze bahsedilmiştir. Diğer vakitlerde yapılması meşru olan musâfaha hakkında da, «Mülteka Tercümesi» isimli eserimizin n\&lt;rdüncü cildinde zikri geçmiştir.<br />
İşte bir kaç misal ile açıklamaya çalıştığımız Bid&#8217;atı, işleyib-sünneti öl­dürmenin açdığı yaralar ve o ihdas edilen Bid&#8217;atın giderilmesi ile tekrar sünnetin ihyası ne hal ve durum alıyor. Allâhü teala Peygamber efendimize muhalefetten bütün müslümanlarla bizleri korusun. Amin.<br />
Sünneti yıkmak, bir yetişgin ağacı kökünden söküp atmağa teşbih edilmiştir. Gelişmiş ve kökleşmiş bir ağaç bütün kök ve budaklarından kopduğu için, tekrar başka bir yerede dikilse, tutması ve dirilip hayata de­vam etmesi çok ve çok güçdür.<br />
Yıkılmış bir sünnetin tekrar diriltip yerine oturtarak İhya edilmeside o kadar güçdür. .<br />
Birde Bidîatla mücadelede, fitne ve cidal yoluna girmeden yok etme yolunu tâkib etmek, en doğru ve isabetli harekettir. Zira âyeti kerîme ve ha­dîsi şeriflerde beyan edildiği üzere, fitne çıkarmak veya uyuyan fitneyi uyan­dırmak, adam öldürmekten daha eşed ve daha büyük günahdtr.<br />
Şu halde mes&#8217;eleyi iyi bilen, nasihat ve ikaz yolunu iyi yapabilecek ve sözü dinlenecek bir yetgiii, emri bilmâruf ve nehyi anilmünkerle mücâdele yolunu tatbik etmelidir. <a href="#_ftn285" name="_ftnref285">[285]</a><br />
&nbsp;</p>
<h3><a name="_Toc125788546"></a>Tercümesi:</h3>
<p>&nbsp;<br />
<strong>189 &#8211;</strong> (50) İbrahim Bin meysere (R.A) den mervîdir, dedi: Resûlüllah (S.A.V.) buyurdu :<a href="#_ftn286" name="_ftnref286">[286]</a><br />
«Bir kimse, Bid&#8217;at sahibine tazim (ve yardım) ederse, işte o kimse mut­lak surette dînin yıkılmasına yardım etmiş olur.» <a href="#_ftn287" name="_ftnref287">[287]</a><br />
&nbsp;</p>
<h3><a name="_Toc125788547"></a>İzahat</h3>
<p>&nbsp;<br />
Râvî İbrahim bin Meysere (R.A), Taiflidİr. Mekkei Mükerremeye gelib sakin olduğu da olmuştur. Tâbiîndendir. Tabiînin hadis hafızlarındandtr ve hafızların beşinci derecede olduğu beyan edilmektedir. Vefatı, hicretin otuz ikinci (32.) senesinde vuku bulmuştur.<a href="#_ftn288" name="_ftnref288">[288]</a><br />
Hadîsi şerifte beyan edilen hükmün ehemmiyetini günümüzde daha fazia anlamış oluyoruz. Zira pek çok Bid&#8217;atcı ve sapık zındıklara iltifat edi­lir veya onlarla oturulur ve belkide yapdıkları uydurma batıllara nazar-et­meden çeşitli nedenlerle yardım edildiğinde, kendisine tabiî olan aveneleri­nin yanında şirinleyor ve kendisinin din tahribatı dahada kuvvet bulmuş oluyor.<br />
Dîni tahrib etmekte en azılı ve en tehlikelilerden birisi olan Bid&#8217;atcilara yardım etmek veya onlara iltifat edib mücâdeleyi terk etmek, Rasûlü Ekrem efendimizin buyurduğu üzere dînimizin yıkılmasını veya en ağır din tahriba­tını meydana getirir.<br />
Bid&#8217;atcı ile mücâdele terk edilince, o sapık kendisinin kötülüklerini göremiyen cahillere kendisini haklı ve doğru yolda olduğunu göstererek ve hatta kendisine iltifat eden kimse, biraz dînî yetgiye sahib olursa, bu tak­dirde de o bilgin adamın kendisine bağlı olduğunu savunarak dahada zara­rının artmasına sebeb olur. Bu hallerin böyle olduğu şekillere ve hâdiselere pek çok yerde ve çeşitli zamanlarda bizzat şahid olduğumuz vâkîdir.<br />
Bu kabil tehlikeler, müsfümamn batıl ve belkide küfür olan bir çok kötü akîde ve amelleri doğru ve hak zannederek inanıb amel edecekler­dir. İşte böyle tehlikelerden korunmak için, Bid&#8217;atcı kimselere yardım etmemek, onlarla oturmamak ve karşılaşıldığı zaman, kendilerine iltifat etme­yip îtikad ve amellerinin kötülüğünü îkaz ederek mücadele etme yolunu yap maya çalışmak, en güzel ve isabetli harekettir.<br />
Hasanı Basri rahimehullah şöy demiştir:<br />
«Bid&#8217;at sahibi ile oturma, zira o kimse senin kalbini hastalaştırır.»<br />
(Elbidau.47] İmamı Evzâî (R.A) de şöyle demiştir:<br />
«Bıid&#8217;at sahibi ile münakaşada kendinizi emin görmeyiniz. Zira onun fitnesi, sizin kalbinize şüphe kanalı ile intikal edebilir.»<br />
{Elbidau vennehyü anha, 53) İbrahim Teymî Hz. ri de şöyle demiştir:<br />
«Bid&#8217;atcılaria konuşmayınız. Zira kalbinizıin irtidad etmesinden (Dinden çıkmasından) korkarım.» (îtisam, C. 1, 84)<br />
Yahya bin ebî Kesîr fR.A) de demiştir ki : «Yolda bir Bid&#8217;at sahibi ile karşılaşdığında, hemen başka bir yolu tut.»<br />
(îtisam, C. 1,84)<br />
Fudayl biri lyaz (R.A) da şöyle demiştir : «Bir kiimse, Bid&#8217;at sahibi ile oturursa, ona ilmi hikmetten verilmez.»<br />
(îtisam, C. 1,90) Ebû kılâbe (R.A) de demiştir: «Bir adam, bir Bid&#8217;at uydurursa, kılıçla boynunu vurmak helal olur.»<br />
(îtisam, C. 1,83) İmamî Gazâlî merhumda şöyle demiştir:<a href="#_ftn289" name="_ftnref289">[289]</a><br />
«Şüphesiz böyle (zındık, sapık ve Bid&#8217;atcı sahte) adamlgrı öldürmek, yüz kâfiri öldürmekten daha evla ve sevabdır.» <a href="#_ftn290" name="_ftnref290">[290]</a><br />
&nbsp;</p>
<h3><a name="_Toc125788548"></a>Tercümesi:</h3>
<p>&nbsp;<br />
<strong>190 &#8211;</strong> (51) İbni Abbas (R.A) den mervidir, dedi:<br />
«Bir kimse, Âlânın kitabını (Kur&#8217;anı Kerimi) tâlim eder, sonra o Kur&#8217;ani kerimde (emri ilâhi ve nehyi ilâhîden) olan hükümlere tâbi olursa/Allahü<br />
teâla, o kimseyi dünyada dalâletten hidâyete sevk eder ve kıyamette o kim­seyi kötü hesabdan korur.»<br />
Diğer bir rivayette İbni Abbas (R.A) şöyle dedi :<br />
«Bir kimse Allahü teâlamn kitabına (Kuranı Kerime) iktidâ ederse, dün­yada sapıtmaz ve âhirette zahmet çekmez, azab olunmaz. Sonra şu meal-laki âyeti kerimeyi okudu :<a href="#_ftn291" name="_ftnref291">[291]</a><br />
«Kim benim hidâyetime uyarsa, işte o sapıklığa düşmez ve âhtrette zahmet çekmez.» &#8221; <a href="#_ftn292" name="_ftnref292">[292]</a><br />
&nbsp;</p>
<h3>İzahat</h3>
<p>&nbsp;<br />
İbni Abbas (R.A) in beyan ettiği mübarek cümlelerde de dünya ve ahi- seâdetinin Kur&#8217;ana tâbi olup Kur&#8217;anı kerimin.hükümierine gerçek şekil-. Je İtirazsız inanıb dediği hükümlerle amel etmektir.<br />
Evet Kur&#8217;ana tabî olup dediği ile amel etmek, insanı dünyada pek çok syan ve kötülükden muhafaza eder ve âhirette de çetin ve korkunç hisab-lan ve cehennem azabından korur.<br />
Meselâ ; Kur&#8217;anı kerim, namaz kılmayı, zekat vermeyi, hacca gitmeyi, maya babaya itaat etmeyi, akrabalara sılaya gitmeyi, selamlaşmayı, ihlas a amel etmeyi, setrulavrete riayet etmeyi, komşu hakkına ve yetimlerin korunmasına dikkat etmeyi ve daha pek çok emirlerin yanında, Şarab iç­meyi, kumar oynamayı, yalan söylemeyi, hırsızlık yapmayı, haksız yere jdam öldürmeyi, iftira etmeyi, zina yapmayı, gıybet etmeyi, zulumda bulun­mayı, kin ve buğuz etmeyi, hased ve fesatlıkda bulunmayı, kibir ve ucubda )ulunmayı ve daha pek çok haramları yasaklapıış «yapmayınız, yaklaşma­dınız, uzak durunuz» demiştir.<br />
Yukarda saydıklarımızın her birine hakkı ile riayet edenler, hem dünya- huzur ve sadetini görür ve hemde âhiretteki elim hesab ve azabdan kur-:ulur.<br />
Meselâ; namazını dosdoğru kılan bir kişi, her türlü kötülükten kendini îorur ve imkan dâhilinde bütün iyiliklere yanaşır ve kendisinden ne bir nsan ve nede bir hayvan zarar görmez. Tabiîki, bu namazı dosdoğru kılan plmselerde görülür. Yoksa şartlarına riayet edilmeyen, gösteriş ve başka­sının baskısı, korkusu ile kılınan namazlarda böyle şeyler görülmez. Keza fidet ve görgü İcabı namazı kılıb hakkın rızasına uygun olub olmadığı hu­suslar düşünülmez ise, bu namazdanda hiç bir fâide görülmez. Beikide Al­lah muhafaza yerli azıb sapıtmasına ve çeşitli hile ve dalavereye tevessül itmeye sebeb olabilir. Çünki bir ibâdet ve iş, şartına riayet edilerek yapıl-nazsa, o işin sonu felâket ve en azından o işin zararını görmektir.<br />
Zaman ve şartına riayet edilmeden evlenenler, tarlaya tohum atanlar, her hanki bir işe keza şartına riayet etmeden başlayanlar, hiç bir zaman randıman alamazlar ve hatta yerine göre çok yaralar açan ve altından kal-kılması güç olan mesele ve zararlarla karşilaşanlar çok görülmüştür ve aynı şekiller görülebilir.<br />
Keza şarab içen bir kimse de, namazdan niyazdan uzaklaşır. Sevgili dostları ile düşman olur. Tenbellik ve atâlet ve daha zina, yalan, iftira, adam öldürmek gibi pek çok kötülükleri işlemeye ve işletmeye sebeb olur. Evin­de huzur ve rahatlık diye bir şey kalmaz. Komşuları bîzar eder, sarhoşkafa ile gelib ailesine talak verir, böylece karısını boşar. Aile ve çocuklarına bak­maz, onların ihtiyaçlarını hiç düşünmez.<br />
İçki içen kimseden, melekler uzaklaşır, şeytan musallat olur. insanla­rın maskarası olur. Allanın sevgisinden mahrum olduğu gibi insanların için­de itibar ve sevgisinide yok eder.<br />
Hulasa beş vakit namazını kılmayan veya hakkı ile namaz kılmayıp aldatmaca namaz kılanlarla, içkiye mübtelâ olan kimseler, cemiyet, cema­at, aile ve millet için çok zararlı ve kötü adamlardır. Buradaki kötülüklerinin cezası, ile ahirettede çok şiddetli hisab ve azaba müstehaklık vardır.<br />
Öyle ise, tek kurtuluş kur&#8217;anda ve .kur&#8217;ana tabî olmaktadır.<br />
İşte Kur&#8217;ana tâbi olan ve olmayanlara âit vermiş olduğumuz bir İki misal ile, İbni Abbas (R.A) m ne demek istediğini açıklamış oluyoruz.<br />
Kur,arıı kerîme ittiba edib buyurduklarını harfiyyen yerine&#8221;^getirenlerle, muhalefet edenlerin fenalık ve felâketlerini bir kaç âyeti kerîme ve hadîsi şe_ firleride zikrederek bu beyan ettiğimiz kıymetli sözün ve bizim açıklama­mızın ana kaynaklarını öğrenmiş ve öğretmiş olalım.<br />
Kur&#8217;anı kerimin bir âyetinde şöyle buyurulmuştur:<br />
«Bu, O kitabdırki kendisinde (Allah katından gönderildiğinde) hiç şüp­he yoktur. (O kitab) Takva sohibleri için doğru yotun tâ kendisidir.» (Bakara sûresi, 2)<br />
Ayeti kerîmede beyan edildiği üzere hakka inanıp hak teâladan ger­çekten korkan kimseler, Kur&#8217;anın hidâyet ve rahmetinden müstefid olur­lar. Kur&#8217;ana hakkı ile inanıp hak teâladan gerçekten korkmayanların ise hidâyeti Kur&#8217;anın riasîbi hemen hemen yoktur. Takva sahibi olarak Ailâhın yasaklarından kaçınıp emir buyurdukları hükümleri işleyerek Kur&#8217;anın hi­dâyetinden istifâdeye çalışmak, akıllı müslümanlar&#8217;ın amelleridir.<br />
Diğer âyeti kerîme meali şöyledir:<br />
«Ey insanlar! İşte size, Rabinizden bir nasihat, kalblerdeki şüphelere bir şifa ve müminler için bir hidâyet ve rahmet olan Kur&#8217;an geldi.» (Yûnus sûresi, 57)<br />
Diğer bir âyeti kerîme meali:<br />
«Hepiniz Allanın ipine (din ve şirîatına, Kjur&#8217;anı kerîme) sımsıkı sarılın, birbirinizden ayrılıb dağılmayın.» (Ali İmran sûresi, 103}<br />
Kur&#8217;anı kerîme sanlıb hidayet ve seâdete nail olmanın yolunu tarif ve îzah eden âyeti kerîmeler daha pek çoktur. Ancak biz bir kaç âyeti kerîme­nin mealini nakletmekle iktifa edeceğiz. Ayrıca bâzı âyeti kerimelerin meal­lerini de yukardaki hadîsi şeriflerin îzah kısmında naklettiğimizi de hatırla­tırız.<br />
190 nolu İbnİ Abbas (R.A) in kıymetli sözünü açıklayan ve dayanağı şeklini alan bir kaç hadîsi şerifi de nakledelim.<br />
Rasûlüllah sallallâhü aleyhi vesellem efendimizin beyan buyurduğu bir hadîsi şerifinde Kur&#8217;anın yegâne hidâyet ve doğruluk kaynağı olduğu şöyle zikredilmiştir:<br />
«Muhakkak ki Kur&#8217;an, şefaat edicidir ve şefaati kabul olunmuştur (ka­bul olunacaktır) ve Kur&#8217;an (inananmayan veya amel etmeyenler hakkında) davacıdır ve dâvasıda kabul olunmuştur (mutlaka dâvası kabul olunacak-t.r.)<br />
— Bir kimse, Kur&#8217;anı önüne alırsa (Kur&#8217;anın dediği ile amel ederse), Kur&#8217;anı kerim o kimseyi cennete götürür.<br />
— Bir kimse de, Kur&#8217;ant arkasına bırakırsa (Kur&#8217;anın dediği ile amel etmeyip tersine giderse), Kur&#8217;an o kimseyi cehenneme götürür.»<a href="#_ftn293" name="_ftnref293">[293]</a><br />
Diğer bir hadîsi şerifte şöyle buyurulmuştur:<br />
«Bir kimse, Kur&#8217;anı okur ve kalbinde hafız olarak muhafaza eder, son­rada Kur&#8217;anın helal dediği ile amel eder ve haram dediğinden kaçınırsa, Al-lâhü tala o kimseyi cennete katar ve o kimsenin ehli beytinden on kişinin hepside cehennemlik iken on adedine şefaatini kabul eder.»<br />
(Tirmizi, Ali R.A den rivayet etmiştir. Berîka, C. I, 69) me sevk edileceğini beyan buyurmuştur.<br />
Yukarda mealerini nakletmiş olduğumuz hadîsi şeriflerin birincisinde, Kur&#8217;anı kerime sarılıp mueibi ile amel eden kimseye, kur&#8217;anın âhirette şefa­atçi olacağını ve şefaatinin da mutlaka kabul olunacağını beyan buyurmuş ve aynı hadîsi şerifin devamında Kur&#8217;anı kerîmin hükümlerine riayet etme-vip tersine giden kimseyede kur&#8217;an! kerîmin dâvâcı olacağını ve dâvasının-da kabul edileceğini beyan buyurmuştur.<br />
Aynı zamanda şefaat edilenleri, kur&#8217;anı kerim ebedî seâdet yeri olan cennete katacağını ve davacı olduğunuda, ebedî azab yeri olan cehenne­me sevk edeceğini beyan buyurmuştur.<br />
İkinci hadisi şeriftede, Kur&#8217;ant Kerimi okur ve lafzını ve mânasını kal­binde muhafaza ederek mucibi ile amet edeni de, Allâhü teâla cennete ka­tacağını ve kur&#8217;anın hükmü ile amel eden hafızı kelam âlim, akrabasından<br />
cehenneme gitmeleri vâcib olanlardan on adedine şefaat edip cennete gir­melerini sağlayacağını beyan buyurmuştur.<br />
Ne mutlu o kimselere ki, kur&#8217;ana bağlı ve kur&#8217;anin hükmü ile amel edenlere ve kur&#8217;ana hafız olup kur&#8217;anın dediği ile amel eden bir hafızı ke­lâm âlimin akrabası olanlara!..<br />
Ve ne kadar yazık o kimselereki, Kur&#8217;anı kerîmi öğrenib ve evinde bu-iundurubda mucîbi ile amel etmeyip Kur&#8217;anın davacı olduğu adamlara!.<br />
cenabı hak bütün müsîümanlarla bizleri ve neslimizi, Kur&#8217;anın hüküm­lerine bağlı olarak kur&#8217;anı kerimin şefaatına nail olanlardan kılsın. Amin. <a href="#_ftn294" name="_ftnref294">[294]</a><br />
&nbsp;</p>
<h3><a name="_Toc125788549"></a>Tercümesi:</h3>
<p>&nbsp;<br />
<strong>191 &#8211;</strong> (52)İbin Mes&#8217;ud (R.A) den mervîdir.<br />
, «Allâhü teata, sıratı müştekimi (doğru yolu) misal ile beyan etti {ve buyurduk! 🙂 Sıratı müştekimin iki tarafında iki duvar vardirki, o iki duvarda aa açılmış kapılar vardır. Kapılar üzerinde sarkan örtüler vardır. Sıratın (doğru yolun) başında dâvetci vardır.<br />
— O dâvetci derki ; Doğru yol üzere istikamet ediniz (Doğru yoldan gidiniz) Ve eğriliklere sapıtmayınız.<br />
— O sırâtm başında ki dâvetçinin üstünde bir dâvetci daha vardır O da, şöyle davet eder; her ne zaman bir kul o kapılardan (eğri yollardan) bir<br />
şey açmak isterse, hemen o dâvetci, yazıklar olsun aman o kapılardan en azını (kolay ve harfifini) dahi açma. Zira açarsan içerisine g,irersin.<br />
— Rasûtüllah sallâllahü aleyhi vesellem efendimiz, bu temsilî beyan­dan sonra bu cümleleri şöyle tefsir buyurdu ve haber verdi ki:<br />
— Muhakkak o sıratı müştekim, İslamdır.<br />
— Sıratı müştekimin etrafındaki duvarlar da açılmış kapılar, Allâhın haram kıldığı şeylerdir.<br />
— Şüphesiz ki sarkan örtüler, Afâhü teaianm hadleri (Çizdiği hudüdlar, cezaî müeyyideler veya açıkça beyan etmeyip şüpheli olan hükümleri) dir.<br />
— Sıratı müştekimin başındaki dâvetci, Kur&#8217;anı kerimdir.<br />
— Onun (Kur&#8217;anı kerîmin) üstündeki dâvetci, her müminin kalbindeki Allâhın vaizidir. (Melek-in ilham ve İkazıdır)»<br />
(Hadîsi, Rezîn ve Ahmed bin hanbel rivayet etmiştir.)<br />
<strong>192-</strong> (53) Yukardaki hadîsi, Beyhakî «Şuabil îmânında» Nevvas bin Sem&#8217;an (R.A) den rivayet etmiştir. Keza Tirmizi de bu zattan rivayet etmiş­tir. Ancak Tirmizî daha muhtasar olarak zikretmiştir. <a href="#_ftn295" name="_ftnref295">[295]</a><br />
&nbsp;</p>
<h3><a name="_Toc125788550"></a>İzahat</h3>
<p>&nbsp;<br />
Hadîs şerifte Rasûlü Ekrem efendimiz çok açık bir şekilde teşbih ve temsil ederek, Sıratı Müştekimi ve onun nasıl bir yol olduğunuda beyan bu-&#8216;yurmuştur. Sıratı müstekîmin başındaki dâvetcininde&#8217; kim olduğu beyan buyurularak en bariz şekilde aydınlatmayı yapmıştır.<br />
Sıratı Küstekîmin, islam olduğunu ve Sıratı müstekîmin etraf duvarla­rındaki kapıların, Allâhın haram kıldığı şeyler olduğunu ve duvar etrafında sarkan örtülerin de hududu ilâhîler veya şüpheli olan hükümler olduğunu beyan buyurmuştur.<br />
Sıratı müstekîmin başındaki Dâvetcinin İslamın esası ve ana kânunu olan Kur&#8217;anı kerim olduğunu, ve onun üstündeki dâvetcininde her müminin ilâhî hidâyete erişmesine liyakat kesbeden kalbi olduğunu beyan etmiştir ki, hak ve hakîkaîa susamış hakkın lutfuna mazhar olmuş kalbler, bu da­vetlere ve dâvetcilere kulak verib nasibini alırlar.<a href="#_ftn296" name="_ftnref296">[296]</a><br />
192 nolu hadis Râvîsj Nevvas bin Sim&#8217;an veya Sem&#8217;an (R.A) ashabı kiramdandır ve ashabı suffadan olduğu beyan edilmiştir. Samda sakin ol­muştur. <a href="#_ftn297" name="_ftnref297">[297]</a><br />
&nbsp;</p>
<h3><a name="_Toc125788551"></a>Tercümesi:</h3>
<p>&nbsp;<br />
<strong>193-</strong> (54) İbni Mes&#8217;ud (R.A) den mervidir, dedi:<br />
«Bir kimse, sünnet işlemek isterse, ölmüş sünneti işlesin. Zira sünneti dirilten kişi, fitneden emin olmaz. İşte ölmüş sünneti gerçekten ihya eden kimseler, Muhammed Sallâllahü aleyhi veseilemin ashabıdırki, bu ümmetin en efdahdır. Kalpleri en ihlaslı, ilmin derinlerine en iyiî vakıf olan ve amelde külfeti en az olan kimselerdir.<br />
— Onları Allahü teâla mahlukatı arasında nebisi ile sohbet etmeye ve dini mübîni islâmın ikâmesine seçtiği mübarek kimselerdir.<a href="#_ftn298" name="_ftnref298">[298]</a><br />
— Binâenaleyh onların başka kimselere üstünlüğünü bildiriniz, onla­rın eserleri {tâkib ettikleri yolları) üzerine tabî olunuz ve onların ahlak ve iyi haHei-ıini kudretiniz yettiği nisbette sarılınız. Zira onlar, dosdoğru yol üzere-dirler*î) <a href="#_ftn299" name="_ftnref299">[299]</a><br />
&nbsp;</p>
<h3><a name="_Toc125788552"></a>İzahat</h3>
<p>&nbsp;<br />
Sohâbeı kiramın fakih, Müfessir ve âlimlerinden birisi olan ve aynı za­manda Rasûlüllah sallâllahü aleyhi vesellem efendimiz zamanında fetva verme hakkına sâhib olanlardan İBNİ MES&#8217;UD (R.A) in yukardaki kıymetli sözünün birinci cümlesi olan, «Bir kimse, sünnet işlemek isterse, ölmüş sün­neti işlesin. Zira sünneti dirilten kişi, fitneden emin olmaz.» bu kelime ve tavsiyelerine aikkat etmek gerekir.<br />
Ölmüş sünneti ihya ederek amel etmek, bilhassa günümüzde çok mü­himdir, erkeklerden camiye cemaata gelmeyenlerin içinde kalkıp camiye eemaata gitmek, hdtta namazları kılmayanların içinde kalkıp namazı kıl­mak, kadınların çırıl çıplak sokağa çıkdıkîarı bir zmanda, knsını. kızını ve diğer yakınlarının hanımlarını islamın beyan ettiği tesettüre bürüyerek elbiseterini giydiren ve gayen kimseler, elbette çeşitli itham ve taaruzlara ma­ruz kalacaklardır.<br />
Beş vakit namazını kılan ve cemaata giden müslümana, «Gerici, yobaz, mürteci eski kafa, ham adam, zevk ve hayattan haberi yok zavallı, moüa, bizim softa, şeriatçı ve sair» kelimelerle sözde itham ederler. Aslında bu kelimelerin bir çoklarını duyan müslüman, iftihar etmesi lazımdır. O zavallı­lara da ıslahları için hayırlı duada bulunması en doğru yollardan biridir.<br />
Örtünmüş islam kıyafetli hanım ve kizlaradd, «dadı gibi geyinmiş, küflü kafalı kadın, öcü gibi kendini saklayan mahluk V.S» cümlelerle hakaret et­meye çalışırlar.<br />
İbni Mes&#8217;ud (R.A) in tavsiyesi de böyle terk edilmiş veya yapılması güçlük kazanmış islam esaslarını işlemek, en iyi ve en güzel amellerden olduğunu beyan buyurarak bu tahkir ve tezyiflere karşı sabırla mukabele etme yolunu da tavsiye etmiş oluyor.<br />
Günümüzde baldırı bacağı açık islam kadınına benzemeyen çıplak kıyafetli kadın ve kızların ve hatta erkek pantolonu giyerek en âdî şekillere bürünen bir cemiyetin kadın ve kızlarının içinde kadınların kendilerine has bürünme ve örtünme olan elbiselerini giyerek setrülavrete riayet eden hanım lar, elbette göze batacak, elbette o ahlaksızlar tarafından ayıblanacaklardır. Çünkü onlar gibi geyinib veya onlar, gibi örtüp saklanması farz olan vucud-iarını açmayorlar, yabancı erkeklere kendilerini peşkeş çekercesine sokağa çıkmayorlar. O müslümanlığm gerektirdiği elbiseye bürünen hanımlar, onlar gibi gayri müsiim kadınları ve onların giyimlerini taklid etmiyorlar. İslamın ve müslüman hanımların emir ve giyimlerini tatbik ediyorlar. Müslüman ha­nımlar, yabancı erkeklerden kaçınırlar, onlar gibi rast gelen erkekle arkadaş olub iffet ve namuslarını yıkmazlar.<br />
Keza sakal, bıyık, hac, kur&#8217;an tâlimi ve din tedrisatı yapılan okul, müessese ve emsali yerlere din tâlimine gidenlere karşı, kötü davranışda ve kem gözlerle bakışlar da bulunanlar karşısında, hiç çekinmeden ve yıl­madan bu kudsî vazifeleri yapmakda, İbni Mes&#8217;ud hazretlerinin tavsiye ettiği ölmüş veya ayıblanır hâle gelmiş sünnetleri ihya etmek, elbette çok fevka-lâda bir ameldir.<br />
Gerçi bu saydıklarımız ve daha saymadığımız pek çok islam esaslarını icra etmek, kolay olmayor. Çeşitli itham ve tahkirlere mâruz kalınabiliyor. Zâten İbni Mes&#8217;ud hazretlerininde dikkat ve tavsiyesi, ölü bir sünneti veya ayıplanan bir islam esâsını yaparak diriltme esnasında çeşitli fitne, ve fe­satlıkların olabileceğini de hatırlatması o mühim olan amelleri işlemezden evvei bu hallerin olabileceğini düşünerek ona göre tedbir ve dikkat etme hususunu belirtmektir.<br />
Ashabın ilk müslüman olup islam esaslarını nasıl icra ettikleri ve on­dan sonraki asırlarda gelen pek çok büyükler, islâmin ana esaslarını yaşa­mak ve yaşatmak için ve hatta islâmı yıkmaya veya tahrib etmeye yönelik ne kadar, Bid&#8217;at ve hurafeler, ortaya atılmış ise, onlarla amansız bir şe­kilde yılmadan hayat pahasına da olsa, mücâdelelerine devam etmişler­dir.<br />
Günümüzde islâmı bilmeyen bir takım cahil kimselerin, islam dellalhğına çıkarak islâmın mübelliği Peygamber efendimizin yaşantı ve buyruklarına zıd hareketler ve sözlerde bulunmaktadırlar. Haddini bilmeyen cahil zorba­larla efbet mücâdele etmek cidal olacağından sâdece islâmın esâsını beyan ederek gerçekleri aydınlatmakla itifa edeceğiz.<br />
Rasûlüllah sallallâhü aleyhi vesellem efendimiz, haç vazifesini îfa eder­ken ihrama girince başını açmış ve başı açık olarak gezmiş ve ibâdet yap­mıştır. Diğer zamanlarda hep başına bir şey geymiş ve başına sarığını sa­rarak hayatına devam etmiştir.<br />
Rasûlüllah (S.A.V) efendimizin hayatı bu şekilde devam ettiğinden, fu-kaha ve muhaddisler, hac mevsiminde ihramlı iken başın açık olmasından başka yerlerde, başı açık namaz kılmanın kerâhat olduğunu beyan etmişler ve sokaklarda başı açık gezenlerin naklettikleri veya şehâdet ettikleri ha­dîsi şerifin makbul olmayacağı ve hatta mahkemelerde şehâdetlerinin red edileceği beyan edilmiştir.<br />
Fıkıh kitablarının metninde şu hüküm mezkûrdur :<br />
«Başı açık namaz kılmak, mekruhdur. Ancak tezellül ve tevazu için olursa, mekruh değildir.»<a href="#_ftn300" name="_ftnref300">[300]</a><br />
Fethulkadir de şu hükümler mezkûrdur:<br />
«Haya etmeyen bâzı kimselerinde, şehadetleri makbul değildir. Tek ba­şına gömiekcek insanların yanında yürümek (dolaşmak) ve ayak uzatmak ve hafiflik (aşağılık, adîlik) sayılan, edebsizlik, mürüvvet ve hayanın azlığın­dan sayılan yerde başını açan (başı açık gezen kimseninde) şehâdeti mer-düttür.» <a href="#_ftn301" name="_ftnref301">[301]</a><br />
Usûlü Hadis şerhinde de Davudulkârısî şu satırları yazmıştır:<br />
«Ve hafiflikden, hayanın azlığından sayılan yerde başını açan kimse­nin, hadisi şerifler hakkındaki şehâdeti kabul olunmaz.»<a href="#_ftn302" name="_ftnref302">[302]</a><br />
İşte sokaklarda başı açık dolaşıbda başlarına memleketin örfü ve za­ruri halleri karşısında çeşitli fes, şabka gibi bir şeyler giyerek başlarını ör­tenlere laf atan zavallılar, çok tıata ve yanlışlık içinde olduklarını bilmeli­dirler. Eğer teşbih maksadını iddia ediyorlarsa, şimdi başı açık gezmek daha fazla teşbihi gerektirmezmi?&#8230;<br />
Aynı zamanda müminler çeşitli yasak ve nedenlerle, başlarına sarık ve takke giyemeyince başlarını örtmeleri gerektiğine göre, ne giymelidir­ler?&#8230;<br />
Zaruretler, haramları bile mubah kıldığına göre, başlarına mutlaka bir sey giymeleri lazım olduğundan, teşbih ve teşebbüh maksadı olmadan, kasket ve sâireyi giymek bir mahzur teşkil etmemesi gerekir. Teşbih mak­sadı ile geyildiği takdirde, küfür olduğu yazılmıştır.<br />
Hulâsa adlı eserin elfazı küfür bahsinde şu cümleler mezkûrdur:<br />
«Bazı müteahhirin uleması dedi ki, eğer başa geyilen şabka ve emsa­li olanı sovuğu def etmek (soğuktan korunmak) için veya gayri müsümden alınan inek ancak sahibinin şabkasını geyince südünü sağdırsa, tekfir olunmaz. Şayet şabkayı geymeden inek südünü sağdırırsa, bu takdirde kâfirin şabkasını geye.ı kâfir olur.»<a href="#_ftn303" name="_ftnref303">[303]</a><br />
Fetâvâyt Bezâziye de de şu hükümler mezkûrdur:<br />
«Mecûslnin şabkasını bir kişinin başına koyması, denildiki o kimse, kâfir olmaz. Zira o kmse dili ile cenâbu hakkı tevhid edicidir ve kalbi Üe de tasdik edicidir.<br />
— İmamı Azam (R.A) dediki; Hiç bir kimsenin îmanı çıkmaz, ancak girdiği kapıdan çıkar. îmanın girmesi ise, dil ile ikrar ve kalb ile tasdikdir. Halbuki onlarda dâim ve kâimlerdir.»<a href="#_ftn304" name="_ftnref304">[304]</a><br />
Yukardan buraya kadar nakletmiş olduğumuz esaslara göre, bir müs-lüman ortada yok edilen ve yaşanmayan sünnetlerden birisi olan başına bir şey geyip gezmeyi yapmakda elbet haklı ve cok yerinde bir amel yapmış oluyor. Bu doğru ve iyi ameli her ne kadar bâzı cahil ve tefrikacılar tasvib etmeseler ve hatta tahkir etseler de, en çıkar yol, mümkin olanı yapmak en doğru yoldur. Başlarına bir şey gelmeden gezenler, Peygambere, muhalefet ettiklerini düşünerek ölmüş veya öldürülmek istenen sünneti ihya etmenin yolunu aramalıdırlar.<br />
Şimdi sünnete muhalif olarak işlenen bir amelde, kolları acık vaziyette namaz kılmaktır. Buda yakın zamanda zuhur etmiş ve bunu bir beis yokmuş gibi işleyen ve savunanlar da maalesef görülmektedir.<br />
Bu hususu da Mehmed Zehnî merhum «NÎMETÜLİSLAM» adlı eserinde şu satırları yazmıştır:<br />
«Erkek olan kimsenin (namazda) kolunu acık bulundurması, mekruh­tur. Bu mekruhluk gerek namaza kolu açık dursun, gerekse durduktan son­ra kolunu kolayca bir amelle açsın. İbni Abidînin ifâdesine göre; Etek de, yen gibidir. Elini, eteğini cemreyib abdest almayı müteakıb imama rek&#8217;atta yetişmek üzere acele ederek öylece namaza durmuş olan kimse hakkında efda! olan, onları (yen ve etekleri) az bir amel ile indirvermektir.<a href="#_ftn305" name="_ftnref305">[305]</a><br />
Kadınların kollan açıldığı ve bir rükün edâ edecek kadar veya açık olarak durdukları takdirde, namazları fasittir.»<br />
Gerçekler orta da iken, yine bu meselede de çeşitli indî ve şahsî görüş­ler ortaya atarak allâme kesilen yeni müetehid taslakları, çıplak kol ile veya kısa kol ile erkeklerin namaz kılmalarının kerâhat olmadığını savunmakta­dırlar. Bu adamlar gibi, kendilerini beğenmiş ve kendi görüş ve düşüncelerini hak ve doğru zanneden iblis kafalı adamiar, her devirde bulunmuştur.<br />
Bütün mesele böyle sapık ve zavallıların karşısında veya yanlarında ölmüş olan her hanki bir sünneti ihya etmek, elbette kolay olmayacaktır. Ciddî mücâdele gerekir.<br />
Şayet hakîkat ortaya konub amel edilmezse, hak ve doğru olan mese­le ve sünnetler, tamamen tersine çevrilib bâtıl ve hurafeler birer birer sün­netin yerini tutar.<br />
Sünnetlerin bu yollarla yıkılacağını Abdullah bin Deylemî (R.A) şöyle beyan, etmiştir :<br />
«Bana ulaşmıştır ki, şüphesiz ki dînin gitmesi, sünneti terk etmekledir. Din, birer birer sünnetin gitmesiyle gider. İpin kuvvetininde birer birer kop-masiyle gittiği gibi.» <a href="#_ftn306" name="_ftnref306">[306]</a><br />
Yukarda saymış olduğumuz bazı terk edilen sünnetler ve hatta farzlar gibi, isfâmin nurlu yollarını görmeyen ve yaşamayanların içinde, o gerçekleri yaşamak ve hakkı ile müdâfaa etmek, elbette kolay bir şey değildir. Çeşitli imtihan ve ibtilâlarla karşılaşılacaktır. Hak yolcusu ve Bid&#8217;aîi yıkıp Sünneti dikme yolunu tutan mücâhid kişiler, her asırda ve her yerde böyle şeylerle karşılaşmışlardır. Yinede yılmadan hak bildikleri dâvaya sadâkatla devam etmişler ve hatta o yolda pek cok şehidler olmuştur.<br />
Şimdi en mühim ve ciddî mücâdeleleri yapmaya çalışanlarda, selefi sâ-lihîni göz önüne alarak büyük bir iştiyakla ve ruhunu hoşlandıran bir zevkle yapmaya çalışmalıdırlar.<br />
Hak yola inaanlann ve hak müdâfîlerinin öyle olacaklarını cenâbu hak bir âyeti kerîmesinde şöyle buyurmuştur:<br />
«İnsanlar, sandılarmı ki, «İman ettik» demeleriyie birakılıbda imtihan edilmiyecekier?<br />
— Elbette biz (azîmüşşan), onlardan evvelkileri de (pek çok musîbet-lerle) imtihan ettik Muhakkak ki Allah, (imtihan netîcesiyle) sâdık olaniarıda bilecek ve yalancı olanları da bilecek.» (Ankebût sûresi, 2-3)<br />
Hz. Lukman aleyhisselâmın oğluna vasyyet ve nasihatini da halikı zülcelal şöyle beyan buyurmuştur:<br />
«Ey oğlum! Namazı dosdoğru kıl, İyiliği emret ve fenalıkdan nehyet. Bu esnada sana isabet eden her hangi bir musîbete sabret. Çünkü bunlar (yukardaki dört vazife), kesin olarak farz olan amellerdendir.» .(Lukman sûresi, 17)<br />
Yukardaki her iki âyeti kerîmede de beyan edildiğine göre, islamı ya­şarken ve islâmtn esaslarını yaşatmak veya öğretmek için gayret ederken, mutlaka çeşitli itham, iftira ve eziyetlerle karşılaşılacaktır. Çeşitli şekilde musibetlerin olması, bir ilâhî tecelli ve imtihandır. Bu imtihanı başarı ile kazanabilmek için de sabır ve tahammül ederek yapılan hayırları yıkmamak gerekir.<br />
İbni Mes&#8217;ud (R.A) in yukardaki 193 nolu kıymetli sözünün devamını tekrar okuyarak Peygamber efendimizin ashabının fazilet ve değerlen hak­kında ibini Mes&#8217;ud Hazlerinin şehödetini her mümin bilmeli ve ashabı kirama tâbi olmanın yolunu tutmalıdırlar.<br />
Ailâhü tealanın terbiyesi ile terbiyeienen dünyanın efendisinin huzurun­da bulunup nuru nübüvvetden istifade eden feyizli ve bereketli fâzılları ve onların iyi hallerini kendimize rehber edinmek, elbette en doğru ve en güzel yoldur.<br />
Ashabın her biri yer yüzünün yıldızları gibi olduklarını mübarek pey-ğmaber efendimizin kıymetti sözlerinde açıklanmış ve bunlara tabî olmanın direk hidâyete tabı olmak olduğuda yine aynı şekilde beyan edilmiştir.<br />
İbni Mes&#8217;ud (R.AJ in rivayet ettiği bir hadîsi şerifte Rasûlü Ekrem (^ A.V) efendimiz şöyle buyurmuştur:<br />
«insanların hayırlısı, benim bulunduğum asırdaki (yüz senenin içindeki) terdir. Sonra onları tâkîb eden ikinci a sırda kilerdir. Sonra onları tâkîb eden (üçüncü) asırdakiler hayırlıdır. Bir rivayette de; ondan sonra, yalan ortaya Ctkar. Binaenaleyh üçüncü asırdan sonra gelenlerin sözlerine ve tüllerine itimad etmeyiniz.»<a href="#_ftn307" name="_ftnref307">[307]</a><br />
Diğer bir hadîsi şerifte şöyle buyurulmuştur:<br />
«Benim ashabım (beni bizzat görüb inanan ashabım) zikrolundumu, hemen (aleyhlerinde bir söz söylemekten kaçınarak) susunuz.»<a href="#_ftn308" name="_ftnref308">[308]</a><br />
yâni ashabı kiram hakkında her hanki bir sebeble aralarında geçen mese­lelerden dolayı olsun veya başka bir sebeble olsun, ayıblartndan bahsedib kötülemekten kaçınınız. Aleyhlerinde bulunmayınız.<br />
Akılı ve gerçek îmaniı müslüman, Peygamber efendimizin ashabı hak­kında ne bir kötü kelimede bulunur, ne bir onlar hakkında kötü isnad ve ke­limelere kalbinde yer verir ve ne de ashabı kiram hakkında kötü kelime ve iftirada bulunanlara iltifat eder. İltifat etmediği gibi, o zındık ve sapıklarla gerçek şekilde mücadele yaparak ashabı kiramın müdafaasını yapar.<br />
cenabı hak bütün müslümaniarla bizleri, Ashabı kirama ve diğer sele­fi sâlihine karşı saygılı olup geçmişini rahmetle anan ve mevcud müslü-manlarada gönülden sevgi besleyip iltifat ve ülfet edenlerden kılsın. Amin. <a href="#_ftn309" name="_ftnref309">[309]</a><br />
&nbsp;</p>
<h3><a name="_Toc125788553"></a>Tercümesi:</h3>
<p>&nbsp;<br />
<strong>194 </strong>&#8211; (55) Câbir (R.A) den mervîdir, Ömer bin elhattap (R.A) Resûlül-lah sallcllahü aleyhi veseİleme tevratdan bir nüsha ile geltfi, dediki : Ya Resüiüllah! İşte bu Tevrattan bir nüshadır. Bunun üzerine Resûlüllah (S. A.V) sükût etti. Ömer (R.A) o sahifeyi okuyor idi, Resûlüllah saliallahü aleyhi vesellem-in yüzü değişiyordu.<br />
Bunun üzerine, Ebû Bekir (R.A) dedi : Anaları yitiresi! Resûlüllah (S. A.V) in yüzünü görmüyormusun?!<br />
— İşte hemen Ömer (R.A) Resûlüllah (S.A.V) ,:n yüzüne bakdı ve derhal dediki : Allanın ve Resulünün gazabından Allaha sığınırım. Rab yönünden Allâha razı olduk. Din yönünden İslama ve nebi yönündende Muhammed (A.S) e râzi olduk.<br />
— Hemen Resûlüllah (S.A.V) buyurdu :<a href="#_ftn310" name="_ftnref310">[310]</a><br />
«Nefsi Muhammediyyem yedi kudretinde olan Allâha yemin ederim-ki, eğer size Musa (A.S) zuhur edip gelse ve ona, tâbi olup bana ittibâ-ı terk etseniz, mutlak ve muhakkak siz doğru yoldan dalâlete sapmış olur­sunuz. Eğer (Musa) dünyada sağ olsa ve benim nübüvvüvetjîme erişmiş ol­saydı, elbet bana tâbi olurdu.» <a href="#_ftn311" name="_ftnref311">[311]</a><br />
&nbsp;</p>
<h3><a name="_Toc125788554"></a>İzahat</h3>
<p>&nbsp;<br />
Yukardaki hâdiseli meselede de, dikkat edilmesi gereken pek çok mühim meseleler vardır. Şöylece sıralayıp açıklamaya çalışalım :<br />
<strong>a )</strong> Hz. Ömer, Rasûlüllah sallallahü aleyhi vesellem efendimize tev­rattan bir nüsha getirib okuyor.<br />
<strong>b )</strong> Hz. Ömer&#8217;in, bu okuması, kendisinin bu hususda acaba izni Ra-sul varmıdır? diye bir istîzan da bulunmak istediği ortaya çıkıyor.<br />
<strong>c )</strong> Fakat bu gaye ilede olsa. Benî İsrail hikâyelerine bir yoi açmak olacağından ve aynı zamanda en son kitabı ilâhî nurlu, kesin, ve açık hü­kümleri hâvi kur&#8217;anı kerim var iken bir çok bâtıllarla karışmış ve-tahrif edil­miş nüshalara bakmak uygun olmadığından, Rasülüllah sallallâhü aleyhi-vesellem efendimiz hemen gazablanıyor ve gazablandığına alâmet olarak-da, efendimizin yüzünün rengi değişiyor.</p>
<ol>
<li><strong>d)</strong> Rasûlüllâhın bu hâlini müşahede eden Hz. Ebûbekir de, derhal Hz. Ömer-e müdâhale ediyor ve arablarm örflerinde kullandıkları sitâyişli Dir kelime ife şöyle hitab ediyor:</li>
</ol>
<p>«Anaları yttiresi, Rasûlüllâhın yüzünü görmüyormusun?»</p>
<ol>
<li><strong>e)</strong> Ebû Bekirin îkazından sonra Hz. Ömer hemen Rasûlüllâhın yüzüne bakıyor ve diyorki : «Allanın ve Rasûlünün gazabından Allâha sığı­nırım. Rab yönünden Allâha râzî olduk, din yönünden .Islama ve Nebi yönün­den de Muhammed (AS) e râzi olduk.»</li>
</ol>
<p>Peygamber efendimizin huzurunda bulunan bu iki dostun durumları çok enterasandır. Birisi bir hata ve ayib bir işi yapınca, diğeri hemen kardeşini ikaz edib her ikisi de hak yolda birbirlerini uyararak hak yola sevk ediyor­lar. Uyaran zata karşı diğer dost da, en ufak bir üzülme olmadığı gibi He­men Rasûlüllahın huzurunda özür dileme de oluyorki, bu hal bizler için çok ibret amiz bir hâdisedir.<br />
Esas dostluk böyledir. Birisi bir hata ve kusur işledimi, hemen diğeri uyarır ve uyarılan hata sahibi de, teşekkür ederek veya kusurunu itiraf ederek hemen tâkib ettiği yol ve amelden vaz geçer. Zira, «insana, noksa­nını bilmek gibi kâmili irfan olamaz.»<br />
Elbet kemailı insanlardan, kâmil ve yüksek ahlak örnekliği görülür. Böyle kemallılardan nasibini de, onları kendilerine rehber edinenler alırlar,</p>
<ol>
<li><strong>f)</strong> Bu hadîsi şerifin en son cümlelerinde görüldüğü üzere, Hz. Pey­gamber efendimizin kendisinin getirdiği gerçeklere bağtanmakda ve ken­disinden başka kim olursa ve kim gelirse gelsin, her ferdin mutlaka ken­dine tabî olması ve hatta Hz. Musa da gelse, onunda kendisine tabî olması gerektiği ve gelmiş olsa mutlaka kendine îâbî olaeağını beyan buyurması, çok mühim meseleleri ihtiva etmektedir.</li>
</ol>
<p>Bu hususda evvelâ uydurma isrâiliyyata daimamayı ve israil kıssalarını okumamayı ve hatta onlara karşı bir senpati dahi göstermemeyi, hassasi­yetle beyan etmiş oluyor.<br />
Meselâ, Bakara sûresinde geçen Hârul ve Marut kıssası açık ve sarih iken, onlar hakkında içki, içip kadına tasallut olma meselesi gibi pek çok uydurma beyanlarda bulunanlar olmuştur. Hatta onlar hakkında Hz. Pey­gamber efendimizden muhtelif hvâyetü hadîsi şerif diye uydurma sözler<br />
nakledilmiştir. Halbuki Rasülüllah sallallâhü aleyhi veselfem efendimizden sahih ve sağlam rivayetü hiç bir hadîsi şerif vârid olmadığı sağlam kaynak^ larda zikredilmiştir.<br />
Kâdî lyazdan nakledildiğine göre. Tefsirlerde ve haber beyan eden kitablarda zikredilen kıssalar ve hadis dîye zikredilenlerin hepsi asılsız ve uydurma şeylerdir. Yahudilerin kitablarında onların haber ve yalanlarından ibarettir. Daha ziyâde Kâbulahbar denilen yahûdîlerin hikâye ve uydurucu-larının ifâdeleridir. <a href="#_ftn312" name="_ftnref312">[312]</a><br />
Muhammed Cemâlüddînı Kâsimî, Bakara Sûresinin 102. Ayeti kerîmesi­nin tefsîrinde uzun izahatı esnasında Hârut, Mârut hakkında şu cümlelere yer vermiştir:<br />
(.Muhakkik bilginlerin beyanlarına göre, Muhakkak ki Hârut ve Mârut Bâbil şehrinde takva ve salah sahibi olarak alenen bilinen iki adamlardı. O Bâbil; Fırat nehri üzerinde Iraka bağlı bir şehirdir. O iki kişi insanlara si­hir tâlim ederlerdi. Onlardaki güzel îtikadlan, o iki kişinin gökden inmiş meleklerden zannetmeleri ve insanlara Sihri öğretmeleri, işte o Ailahdan bir vahiydir, zannetmişlerdir.» <a href="#_ftn313" name="_ftnref313">[313]</a><br />
Bâbil şehrinin şimdiki yeri hakkında ihtilaf edilmiştir. Bâzıları, Küfenin olduğu yer olduğunu söylerler. Diğer bâzı bilginlerde, Nusayb:în şehrinin ol­duğu yerden itibaren o havale olduğunu beyan etmektedirler.<br />
Ayeti kerîmedeki, «Melekeyni» kelimesindeki iki melek-in yer yüzüne bir sebebe binâen indiklerini beyan eden âlimlerde vardır. Yâni âyetin sarih ifâdesi ile hükmetmişler ve doğrudan doğruya o zikredilenler hak ta­rafından insanlara sihri öğretmek için ve sihrin haramlığını da bildirmek için gelmişlerdir.<br />
Evet sihir yapmak, haram ve sihire helal demek küfürdür. Fakat o me­lekler, sihirin ne şekilde yapıldığını ve tefsirinin olup olmadığını ve sihir hakkındaki gerçek inancın nasıl olması gerektiğini, en güzel şekilde tâlim edib öğretmek üzere gelmişlerdi. Sihir şer ve kötü olmakla beraber, ondan korunmak için onu öğrenmek ve bilmekde mahzur olmadığıda beyan edilmiş oluyor. Zira şerri İşlemek için değil, şerrin kötülüklerini öğrenib ondan ko­runmak için şerri öğrenmek caiz, ve belki de yerine göre vacib de olur.<br />
İşte Hârut ve Mârut Melekde olsa, onların gelib insanlara sihri öğret­meleri bu sebebe binâendir. Aslında pek çok rivayet ve îzahtarda melek oldukları açıklanmıştır. Melek olduklarına göre. Melekler günah işlemekten masum ve bendirler. Öyle ise, onların yer yüzüne inişleri, yer yüzünde sihir hakkında kötü bir akîde ve inancı yıkıp silmek için, gerçeği insanlar öğret­mek için inmişlerdir.<br />
Bir şeyi bilmek ve öğretmek başka, tatbik etmek yine başkadır. Nite­kim her hangi bir mâyiin içki nevinden olduğunu bilmek de hiç bir mahzur yoktur. Hatta bir mayiin içki olduğunu bilmek, ondan sakınıb korunmak için<br />
bilmemekten daha evladır. Bıçak adamı da keser, ekmeği ve koyunuda ke­ser ve onun kesici olduğunu biimek cinayete kullanmak gibi olamaz. Onun kesici olduğunu bilmek tehlikesinden korunmak içindir.<br />
Nitekim, «Hamt ve mârut» isimli iki melekde böyle yaparlardı. İlgili âvet meali şöyledir:<br />
«Bİ2 ancak fitneyiz (imtihan için gönderilmişizdir.) sakın (sihir yapma­yı caiz deyibde) kâfir olma, demedikçe hiç bir kimseye (sihir) öğretmezler-di.» (Bakara sûresi, 102)<br />
Allâmei Teftâzânî Hz. leri de, «Şerhi akâid» adlı eserinde «HARUT ve MARUT» un iki melek olduğunu beyan sadedinde şöyle zikretmiştir :<br />
«Ama Harut ve Marut, asah olan onlar kendilerinden küfür ve büyük günah sâdır olmayan iki adet melektir. Onların azablanmaları, Peyğamber-lerdeki Zelle ve hatalarına karşılık itablandıkları gibi ontarinki de itablan-mak şeklindedir. Onlar insanlara nasihat ederlerdi ve derlerdiki; Biz ancak fitneyiz. Sakın sihir yapmayı caiz deyibde kâfir olma. Sihri öğrenib öğret­mekte küfür yoktur. Ancak sihrin helalliğim îtikad edib İşlemek küfürdür<a href="#_ftn314" name="_ftnref314">[314]</a><br />
Şu halde Harut ve Mârut, haklarında nakledilen şarap içme ve kadınla ilgili gayri ahlâkî ve büyük günâh olan fiillerden beridirler. Söylenen ve yazılanlar, isrâiliyyattan ibarettir<br />
Yine Isrâilliyattan olan en şenî ve en kötü iftiralardan birisi de, Hz. Dâvud alehisselâma nisbet edilen çirkin kıssadır. Kıssanın çirkin şekli ve ifadeleri, Sûre-i şadın 22. ve 27. ayetlerin tefsirlerinde zikredilmiştir. Maiy-yetindeki bir kişinin ailesine bir peygamber göz koyub onu harbe göndere­rek onun ölümünü sağlamak suretiyle o kimsenin hanımını aldığına dâir şenî iftira ve tezyifleri yine Yahudiler uydurmuşlardır.<br />
Bu sebeble Hz. Davudun kıssasını gerçek şekilde bilemeyenler ve bel-kide yanlış bilen kimseler olabileceğinden, onun hakkındaki kıssayı nakle­dene Hz. Ali şöyhe demiştir :<br />
«Davud aleyhisselâmın kıssasını kıssa düşgünieri bilir bilmez her yerde hikâye edrlerse, yüz altmış (160) değnek vurdururum.»<a href="#_ftn315" name="_ftnref315">[315]</a><br />
Hz. Dâvud hakkında çeşitli şekilde beyan edilen bu kıssanın her yönüyle asılsız olduğu meydandadır. Zira büyük ve küçük günah işlemekten masum olan bir Peygamber böyle isnad ve kötü fiil asla olamaz ve olmayacağı ga­yet açıktır.<br />
Fahruddîni Râzî merhum Tefsiri kebirinde, Kadı Beydâvî de tefsirinde bu meselenin iftira ve yalan olduğunu beyan etmişlerdir, Ayıb ve kötü şey­lerden bütün Peygamberler halikı zülcelâlın hıfzu emani ile masum ve mah­fuzdurlar. Öyle denî olan fiil ve sözlerde bulunmazlar.<br />
Hal böyle iken bu mübarek Peygambere isnad edilen uydurma kıssayı aslı varmış gibi hikâye ederse, Hz. Ali efendimizin buyurduğu gibi yüz altmış değnek vurulması gerekir.<br />
Akıllı müslüman, her hangi bir kıssa ve hâdiseyi işidince, şer&#8217;î yönünü, düşünerek o mesele ve hikâyeyi evvel emir islam terazisine ölçmeîidir, son­ra o mihenk&#8217;ve değerlendirmeye göre, hüküm vermelidir. Yoksa her duyu­lan veya her yazılan ve nakledilen doğru olmayabilir. Belki yalan yere söy­lenmiş ve yazılmışda olabilir. Bu sebeblerden Kur&#8217;an ve sünnetten başka diğer kaynaklarda çok hassas ve ciddî olmak lâzımdır.<br />
Açıklamaya çalışdığtmız bu iki kıssanın kısa yönlerinden ve değerlen­dirmemizden, anlaşılmıştırki. Dîni mübîni islâmt tahrif edemiyecekler ama, şaşırtmak İçin bir çok yalan ve uydurma şeyleri içine sokmaya çalışmışlar ve çalışacaklardır.<br />
Kur&#8217;an ve sünneti ve Kur&#8217;an ve sünnetin hükümlerini beyan edip açık layan ana kaynaklara, yanî fıkıh, tefsir hadis ve akâid kitabları gibi eserler­den başka pek çok yeni yeni isimler ve cisimlerle ortaya çıkan yalan ve uydurmacıların kitabları piyasaya sürülmüştür.<br />
işte iyi bir islam akaidine sâhib olan kişi, Dînin esaslarına aykırı olan her hüküm ve eserleri inceler. İsrail i vyata kaçanı ve dinin ana esaslarına aykırı olduğunu görürse, hemen red eder.<br />
Hadîsi şerifin son cümlelerinde beyan edilen hükümlerde şu hususlara da işaret vardır;<br />
Geçmiş peygamberlerin şeriat ve dinlerinin hükümleri, ya bu son ki-tabda nakledilip kıssalanmıştır. Yahut bu ümmete farz olmayıp hükümler neshedilerek zikredilmeyip kaldırılmıştır.<br />
Binâenaleyh bizden evvel geçenlerin şeriatlarından bizim şeriatımızda nakledilip kıssalanan hükümler, bizim şeriatımızdır.<br />
Şayet Kur&#8217;anı kerimde nakledilib kıssa fa nmamış ve peygamber efen­dimiz haber vermemiş ise, geçen şeriat hükümleri ya neshedilmiştir. Veya isrâiliyyat kıssalarından olması hasebiyle şer&#8217;i şerife muhalifdir. Bu sebeb-dende nazar edilip okumak ve dinlemek doğru olmaz.<br />
Usul kitablarında şu hüküm zikredilmiştir:<br />
«Bizden evvelkilerin şeriatı, Allâhü teâla kıssalar ve inkar ve neshetme olmadan peygamber efendimiz haber verirse, bizim içinde şeriattır.»<a href="#_ftn316" name="_ftnref316">[316]</a><br />
Kur&#8217;anı kerimde zikredilen geçmiş ümmetlerle ilgili hükümler ve pey­gamberlerin ibret verici kıssaları, bizim için, şeriat olan hükümler meyanın-dadır..<br />
Geçen ümmetin hükümlerinden kıssalanıp nakledilen hükümleri hâmil olan bir âyeti kerime meali şöyledir:<br />
«Biz anda (Tevrat da) onların üzerine sunuda yazdık : Cana can göze göz, buruna burun, kulağa, kulak, dişe diş (karşılıkdır). Bütün yaralar birbirine kı-sasdır. Fakat kim bunu (bu hakkını) sadaka olarak bağışlarsa, o kendisine (günahına) keffâret (onun yargılanmasına vesile) dir. Kim, Alanın indirdiği ahkam ile hükmetmez ise onlar zâlimlerin tâ kendileridir.»<br />
İşte kısasla ilgili hükmün geçen ümmetlerdeki bu hükümler, biz üm­meti muhammed de de aynen câridir. Daha geniş îzahat, fıkıh kitablannda mezkûrdur. Bizim, «Mülteka Tercümesi!» adlı eserimizin dördüncü cildinde de açıklayıcı hükümler zikredilmiştir,<br />
Şu haide kur&#8217;anı kerim, geçmiş ve gelecek bütün insanlığın hükümlerini en doğru ve en İyi şekilde cami olan yegâne hidâyet kaynağıdır. Kurtuluş, Kur&#8217;anda ve Kur&#8217;ana sarılmaktadır. Tek kelime ile, Kur&#8217;an ve sünneti cem eden İslam, hidâyet ve seadetin ta kendisidir.<br />
Bir âyeti kerîmede şöyle buyurulmuştur:<br />
«Muhakkak ki, Allah katında hak din, islamdır.»(Ali İmran sûresi, 19) <a href="#_ftn317" name="_ftnref317">[317]</a><br />
&nbsp;</p>
<h3><a name="_Toc125788555"></a>Tercümesi;</h3>
<p>&nbsp;<br />
<strong>195-</strong> (56) Yine ondan (Câbir R.Aden) mervîdir dedi:<br />
Resûlüllah (S.A.V) buyurdu :<a href="#_ftn318" name="_ftnref318">[318]</a><br />
«Benim kelâmım, Allanın kelâmını neshetmez, Allanın .kelâmı benim kelâmımı nesheder (hükmünü kaldırır) ve Allanın kelâmının bâzısı diğer bâ­zısının hükmünü nesheder (Kaldırır).» <a href="#_ftn319" name="_ftnref319">[319]</a><br />
&nbsp;</p>
<h3><a name="_Toc125788556"></a>Îzahat</h3>
<p>&nbsp;<br />
Hadisi şerifte beyan edilen «nesih» kelimesinin tarifini ve kısa açıkla­masını yaparak «Nâsıh ve Mensuh» ile ilgili bir kaç hüküm beyan etmeye çalışalım.<br />
<strong>NESH :</strong> Luğatta, tebdil ve tağyir manasındadır. Ayrıca nakil ve izâle manalannada gelir.<br />
<strong>Şer&#8217;i İstilanda :</strong> Her hangi bir şer&#8217;î hükmün nihayet bulduğunu beyandır.<br />
Yâni, Şer&#8217;i şerifte ayet ve hadisle beyan ediien hükümlerin, sonraki gelen ve beyan edilen âyet ve hadîsi şerifle aynı hüküm ibtal edilib kaldırıl­ması şeklidir.<br />
Neshin meşr»iyyetl, Kur&#8217;an ve sünnetle sabittir. Sünnetten olan delil yukardaki hadîsi şerifle bir az ilerde gelen hadîsi şeriflerdir.<br />
Kur&#8217;anı kerimde Neshin meşrûiyyetini natık âyeti kerîme meali şöyle dir:<br />
«Biz neshettiğimiz (hükmünü diğer bir âyetle değiştirdiğimiz) veya unutturduğumuz (geri bıraktırdığımız) bir âyetin yerine ya ondan daha ha­yırlısını veya onun benzerini getiririz. Allanın her şeye kadir olduğunu bilme-dinmi? (Elbette bii^fn), (Bakara sûresi, 106)<br />
Nâsıh ve Metfsuh olan âyetleri ve bu hususda bilinmesi lâzım olan bilgi leri bilmenin gerektiğini beyan eden şu cümlelere de dikkat etmek lâzımdır.<br />
Hz. Ali, günlerden bir gün bir kadıya uğradı ve dediki : Mensuhdan nâ-sıhı bitirmişin?<br />
— O kadı dedi; Bilmiyorum.<br />
— Hz. Ali, «Kendin helak oldun ve başkalarını da helak ettin, dedi.»<a href="#_ftn320" name="_ftnref320">[320]</a><br />
Dahhakdan mervîdir, İbni Abbas (R.A) bir kadı hüküm verirken onun yanına vardı, ayağını dürttü ve dedi ki : Mensuhdan nâsıhı biliyormusun?<br />
— O kadı dedi, Mensuhdan nâsıhı kim bilir?<br />
— İbni Abbas (R.A), yine dedi, Mensuhdan nâsıhı biliyormusun?<br />
— O hâkim de, bilmiyorum, dedi.<br />
— İbni Abbas (R.A), «Sen kendin helak oldun ve başkasımda helak et­tin» dedi. <a href="#_ftn321" name="_ftnref321">[321]</a><br />
Kur&#8217;an ve sünnetle ilgili nâsıh ve mensuh hükümlerini ve onların nâsıh olanla mensuh olanlarını ayrı ayrı bilmek mutlaka lâzım ve şart iken, bu hü­kümleri bilmeyen pek çok kimseler, âyeti kertme.ve hadîsi- şerifler okuyar ve başkalarına hüküm öğretmeye kalkışıyorlar. Yukarda sahabenin ulula­rından naklettiğimiz gerçek karşısında aklı başında olan her kişi, evvela nâ­sıh ne demek ve mensuh ne demektir, bunları ve bunlardan hanki âyetin di­ğer âyeti ve hanki hadîsin diğerini neshettiğini teker teker bilmesi lazım­dır. Bu hususda bilgisi olmayan ve bu bilgileri İncelemiş kimselerin eserlerin­deki hükümleri gereği gibi bilemiyenin, hiç bir hüküm beyan etmemesi gere­kir. Bilirse, bu hükümlerin incelenmesini yaparak en kesin ve isabetli hü­kümleri cem etmiş olan fıkıh kitablarındaki hükümleri öğrenib öğretme yolu­nu tercih etmesi en isabetli ve doğru yoldur.<br />
Nâsıh ve mensûhun meşrûiyyetini ve varlığını beyan eden diğer bir âyeti kerime meali şöyledir:<br />
«Biz, bir âyetin yerine, başka bir ayeti değiştirip getirdiğimiz zaman (önceki âyetin hükmünü kaldırdığımız vakit), Allah ne indirdiğini pek âla bilmişken, kâfirler dedilerki : Sen ancak bir .iftiracısın. Hayır, onların çoğu Kur&#8217;anın hakikatim ve hüküm değiştirmenin faydasını bilmezler.» (Nahl sûresi, 101)<br />
Evet Allâhü tealâ bir âyetin hükmünü değiştirirken, mutlaka onda bir hikmet ve fayda vardır. Daha evvel gönderilen her hanki bir hükmün değiş­tirilmesi, insanların menfeat ve faydalarına yeni gelen hükümde daha fazla bir maslahat olduğu için, o hükmü değiştirmiştir.<br />
Rasûlüllah sallallâhü aleyhi vesellem efendimizin de daha evvei bu­yurmuş olduğu bir hükmü, sonra değiştirmesi, ya daha evvel zarurete binâen söylemiştir, yahut daha evvel o mes&#8217;elenin tatbiki küçdür, onun için yasak­lamıştır veya men etmede o an için bir mahzur vardır, Onun için evvelâ mü­sâade eder bilahire ondan men ederek neshetme şekii olmuştur. Yahut da o müsâade veya men ettiği mes&#8217;ele şahsa âid olarak beyan edilmiş olur, sonra da o mes&#8217;elenin umûma âit olan hükmün açıklamasını yapar. Her ne ise, Rasûlü Ekrem efendimizin de neshetmesinde bir hikmet ve maslahat mutlaka vardır.<br />
Neshin meşrûiyyeti, hem şer&#8217;an ve nemde aklen sabittir. Şer&#8217;an sabit­liğine dâir yukardaki âyeti kerîmeler ve 195 nolu hadîsi şerifle diğer ha­dîsi şerifler beyan buyurmaktadır.<br />
Adem aleyhisselâmın evladları arasında nikahlanmak caiz iken, sonra bütün Peygamberlerin şeriatında ve aklen kardeşlerin birbirlerini nikahla­maları neshedilib yasaklanmıştır.<br />
Kur&#8217;anı kerimde nesh, iki şekildedir.<br />
Birisi, Kur&#8217;anı kerimin âyetinin yazılışını bir yerden diğer bir yere nakil şeklinde olur. Bu şekildeki neshin şeklini beyan eden âyet kerîme meali şöyledir:<br />
«Şüphesizki, neler yapıyor idiyseniz bizi (onların hepsimi meleklere) yazdırı­yoruz.» (Câsiye sûresi, 29)<br />
İkinci nesih şekli işe, Bir hitabla sabit olan hükmün diğer bir hitabla kalkmasıdırki, ikinci hitab olmasa evvelki hitab ofduğu gibi sabit olurdu.<br />
<strong>NÂSIH :</strong> Hükmü kaldırana «nâsıh» denir.<br />
<strong>Mensuh :</strong> Hükmü kaldırılıp terk edilerek amel edilmeyen şeye de «Men-suh» denir.<br />
Mensuh olan âyet ve hadislerin neshedilme şekilleri de üç şekilde olur ve şöyledir:<br />
<strong>a )</strong> Bu neshedilen şekü, âyeti kerîmenin hem hattı ve hükmü kaldı­rılandır. Neshedilen âyeti keriymelerin bu şekillerin vukuu pek çok şekilde ve bir çok sahabe arasında rivayetleri görülmüştür. Cümleden bir tanesi şöyledir:<br />
«İbni Mes&#8217;ud radıyallâhü teâla anhden rivayet edilmiştir, dediki : Pey­gamber sallallâhü aleyhi vesellem bana bir âyeti ve sûreyi okurdu, bende ezberleyib mushafıma tesbit edib yazardım. Geceleyin olduğunda ezberle-<br />
diğimi okuyayım diye gayret ettiğimde gönlümde hiç bir şey bulamazdım. Sabahleyin Mushafıma nazar ettiğimde o yapraklarda onu yine bulamazdım, yaprablar beyaz vaziyette idî. Bu hâli Rasûlüllah sallâllâhü aleyhi veselleme olduğu gibi haber verdim.<br />
— Bunun üzerine RasûIüMah sailalfâhü aleyhi vesellem buyurdu ki : Ey İbni Mes&#8217;ud! O âyet dün kaldırılmıştır.»<a href="#_ftn322" name="_ftnref322">[322]</a><br />
Keza Ahzap sûresinin uzunluğu, Bakara sûresi kadar iken, sonra bir çok âyetler neshedilmiştir ve Ahzab sûresi Bakara sûresinde az kalmıştır.<br />
<strong>b )</strong> Neshedilenin ikinci şekli, Hatti-Yazılışı kaldırılıp hükmü kaldı-nlmayandır. Buda Muhtelif kişilerin&#8217;rîvâyet ettikleri şu hâdise ve mesele ile açıklanmıştır:<br />
«Ömer Radıyalâhü anh dediki; Eğer İnsanlar, Ömer kitabulâlha ziyâde etti, demeselerdi, Rasûlüllah sallallâhü aleyhi vesellem zamanında; ihtiyar erkek ve ihtiyar kadın zina ettikleri vakit, onları elbette Aliahdan ceza ola­rak recmediniz, hükmünü beyan eden Recim âyetini elimle yazardım.»<a href="#_ftn323" name="_ftnref323">[323]</a><br />
<strong>c )</strong> Hükmü kaldırılıb lafzı ve hattı kaldırılmayan âyeti kerîmelerdir. Kur&#8217;andaki âyeti kerîmelerin hemen hemen hepsi bu kabil mensuh âyetler­dir. Cümleden bir tanesi şu mealdaki âyeti kerîmedir :<br />
«Sizin dîniniz size, benim dînim bana.» (Kafirûn sûresi, 6)<br />
Bu âyeti kerîme müşrikleri cihad yaparak öldürme Ne ilgili şu mealdaki âyetle nesholunmuştur:<br />
« (Dokunulması) haram olan aylar çıkdığı zaman, artık o müşrikleri, onları nere de bulursanız öldürünüz.» (Tevbe sûresi, 5)<br />
Nasıh da dört kısma ayrılmıştır ve şöyledir:<br />
<strong>a )</strong> Kitab, kitabı (Yâni, âyet âyeti) nesheder.<br />
Yukarda Bakara sûresinin 106. âyeti kerimesi ile Nahl sûresinin 101. âyeti kerimesinin hükümleri bu hususu beyan etmektedir. Pek çok misal ve örnekler verilebilir. Fakat hemen yukarda kâfirûn sûresinin 6. âyetini. Tevbe süresindeki Cihad âyetinin neshedişi kifayet eder.<br />
<strong>b )</strong> Sünnet, kitabla neshedilir.<br />
Buna da pek çok misal vardır. Ancak biz Rasûlüllah sallallâhü aleyhi vesellem efendimizin Medîneye hicretlerinde oradaki Yahûdîlerin aşura gününde oruç tutmalarını görünce : «Yahudilerden daha fazla biz oruç tut­maya layıkız.» buyurarak oruç tutulmasını beyan etmişlerdi.<br />
Fakat sonra Ramazan ayında oruç tutmanın farzlığını beyan eden şu âyeti kerîme geldi ve bu hadîsin hükmünü (farziyet veya vacibliğini) neshetti:<br />
«Öyle ise, içinizden kim o aya (aramazan ayına) erişirse, onu (orucunu) tutsun.» (Bakara sûresi, 185)<br />
Keza Rasûlüllah salallâhü aleyhi vesellem efendimiz, Peygamberliğinin ilk günlerinde Kâbei muazzamaya karşı veya onun cihetine namazını kılar­dı. Sonra yönünü Beyti makdis &#8211; Kudüs tarafına yöneltdi, sonra cenabı hak Bakara süresindeki kıbleye {mescidi harama) teveccüh etmeyi beyan eden âyeti kerîmesi ile, Rasûlüllahın kendisi tarafından döndüğünü, yani kendi sünnetini âyet neshetmiş oldu.<br />
<strong>c )</strong> Sünnet, sünnet ile nesholunur.<br />
Bu hükmün misaiları da pek çoktur. Fakat biz bir kaçını nakletmekle İktifa edeceğiz.<br />
Meselâ; Rasûlüllah sallallâhü aleyhi veseliem efendimiz, İslamın ilk günlerinde kabir ziyaretini yasaklamış, sonrada ziyaret edilmesini tavsiye ederek şöyle demişti :<br />
«Duymuş olunuz ki, ben daha evvel sizi kabı&#8217;r ziyaretinden nehyederdim. Dikkat ediniz ve biliniz ki, artık kabir ziyaretini yapınız.»<a href="#_ftn324" name="_ftnref324">[324]</a><br />
Diğer hadîsi şerifte şöyledir:<br />
«Dikkat edimiz, ben daha evvel size Kurban etlerini muhafaza edtb üç gün fazla durdurmanızı yasaklamıştım. Duyunuz ki, bugün, size ne kadar zaman lüzum ve ihtiyaç ederse, o kadar zaman saklayınız.» (Aynı eser, 4)</p>
<ol>
<li><strong>d)</strong> Kitab (Kur&#8217;anı kerim), sünnetle nesholunmakdır. Fakat bu ihti­laflıdır. Bâzı ulema caizdir, dediler. Diğer bâzısı da, caiz değildir, dediler.</li>
</ol>
<p>Cevaz verenlerden birisi de, îmamı âzam Ebû Hanifedir. Ve imamı malik de cevaz vermiştir. Bunların delili şöyledir:<br />
Vasiyyetle ilgili şu mealdaki âyeti kerîme «Sizden bîrinize ölüm gelib çattığı zaman, eğer mal birakacaksa, cnaya, babaya ve yakın akrabaya meş­ru bir şekilde vasiyette bulunması, takva sâhibleri üzerine bir hak olarak farz edildi.» (Bakara sûresi, 180)<br />
Bu âyeti kerîmenin hükmü. Nisa sûresinin veraset ve intikal âyeti ile neshedilmiştir. Ancak o âyeti kerimede varislerin alacakları hükümler be­yan edilmiştir. Fakat Öiüm döşeğine yatan veya her hanki bir sebeble Va­rislerine mal vasiyyet etmenin yasaklığı kesin olarak beyan edilmemiştir. İşte bu hükmü de, Rasûlüllah sallallâhü aleyhi vesellem efendimiz şu sö­zü ile beyan buyurmuştur:<a href="#_ftn325" name="_ftnref325">[325]</a><br />
«Varis için, vasiyyet yoktur.»<br />
İşte bu hadîsi şerifin hükmü gereğince, biz hanefîlere göre, mümin öldükten sonra kendisinin malını vârislerinden birisine veya bir kaçına va­siyyet edib diğerlerini mahrum etmeyi yapamaz. Yasaktır, doğru değildir.<br />
Hatta Varislerinden birine malını bağışlayıb diğerlerini mahrum etmesi şek­lindeki hibesi dahi, doğru değildir. Bu hükmün cevaz şekli her ne kadar Sûrei bakaranın 180, âyetinde cevaz yönü beyan ediliyorsa da, o ayeti kerî­menin hükmü hem verasetle ilgili âyetle ve nemde vasiyyetin yakın vâris­lere yapılamıyacağını beyan eden hadîsi şerifle neshedilmiştir.<br />
Daha geniş hükümler, Fıkıh kitablarınin «Vasiyyet bahsi» adı altında beyan edilmiştir.<br />
Birde veraset hükümlerini beyan eden nisa süresindeki 11-1k&#8221;. âyeti ke-rimelerdeki veraset hükümlerinin Peygamberlere tatbik edilmeyeceği husu­sunu Peygamber efendimiz bir hadîsi şerifinde şöyle buyurmuştur :<br />
«Biz Peygamberler topluluğu, Vâris olunmayız.-»<a href="#_ftn326" name="_ftnref326">[326]</a><br />
Yani, Peygamberlerin mallarına vâris olunmaz. Onların malları varisieı arasında taksim edilmez. İşte bu hadîsi şerifte verasetle ilgili âyeti kerîme­den istisna ederek bu hükmü beyan etmiş olmakla, hadisin &#8211; sünnetin, ki­tabı.neshedeceğine delil gösterilmiştir.<br />
Sünnetin, kitabı neshetmesini caiz görmeyenler ise, îmcmı şâfii, Ahmed bin Hanbel ve İmamı Süfyani sevrîdir.<br />
Bunların deiileride Yukardaki 195. Hadîsi şerifin birinci cümlesidir<br />
«Benim kelamım, Allanın kelamını neshetmez.»<br />
Bu her iki görüşün yönlerini detayN bir şekilde îzah eden&#8217;ve Nasih ve meksuh hükümlerini yazan eserler, zikretmişlerdir. İsteyen oralara mü­racaat eder.<br />
Şimdi umûmî mahiyet taşıyan, Nâsıh ve Mensuh hükümlerini hulâsa ederek neticeleyelim.<br />
Evvelâ Nâsıh ve mensuhun birlikte bulunduğu sûrelerin adedi, otuz bir (31) dir. İsimleri şunlardır; Bakara sûresi, Ali İmran, Nisa, Mâide, Araf, Enfai, Tevbe, Nahl, Benî İsrail, Meryem, Tâhâ, Enbiya, Hacc, Mümin, Nur, Furkan, Şuarâ, Ahzab, Sebee, Hamim Müminûn, Şûra, Muhammed, Zâriyat, Tûr, Vakıa, Mücadile, Mümtehıne, Müzzemmil, Tekvir, ve Asr sûreleridir.<br />
Nâsıh ve Minsuh olmayan sûreler de Kırk üc (43) sûredir, ve şunlar­dır; Fatiha sûresi, Yûsuf, Hucurat, Rahman, Hadîd. Saff, Cumua, Tahrim, Mülk, Hakka, Nuh, Cin, Murselat, Nebee, Nâziat, İnfitar, Mudaffif, İnşikak, Burûc, Fecr Beled, Şems, Leyi, Duha, Elem neşrah, Tiyn, Alak, Kadr, Beyyine Zilzal, Adiyat, Karia, Tekâsür, Hümeze, Fil, Kureyş, Mâûn, Kevser, Nasr, Tei ; et, İhlas, Felak ve Nas sûreleridir.<br />
Nasıh bulunub, Mensuh bulunmayan sûreler de altı (6) adettir ve şun­lardır; Fetih sûresi, Haşr, Münafikûn, Teğcbün, Talak ve âlâ sûreleridir.<br />
Mensuh bulunub da Nâsıh bulunmayan sûreler de otuz dört (34) adettir, ve Şunlardır; En&#8217;am sûresi. Yûnus, Hûd, Râd, İbrahim, Hıcr, Kehf, Nemi.<br />
kosas, Ankebût, Rum, Lukman, Secde, Fâtır, Yasin, Sâffat. Sad, Zümer, Hamım secde, Zuhruf, Duhan, Casiye, Ahkaf, Kaf, Necm, Kamer, Nûn, Mearic, Kıyamet, İnsan, Abese, Târik, Ğâşiye ve Kâfirûn sûreleridir.<br />
Yukarda Nösıh ve mensûhun bulunub bulunmayanını zikrettiğimiz sû­relerin âyetlerini ve gerekli İzahatı, «Nâsın ve Mensuh» hükümleri mufassa-lan zikreden eserlerden okumak gerekir. Biz burada sâdece kısa yoldan bir nebze malumat hulâsası yapmış olduk. Daha geniş mâîûmat isteyenler, Mezkür.eserlere müracaat ederler.<br />
Kur&#8217;an ve sünnette, nâsıh ve mensûhun olmadığını söyleyenler, yahû-dîlerin iddialarını savunan mülhidlerdir &#8211; sapıklardır. <a href="#_ftn327" name="_ftnref327">[327]</a><br />
&nbsp;</p>
<h3><a name="_Toc125788557"></a>Tercümesi:</h3>
<p>&nbsp;<br />
<strong>196 &#8211;</strong> (57) İbni Ömer (R.A) den mervîdir dedi:<br />
Resûlüllah (S.A.V) buyurdu :<br />
«Şüphesizki, benim sözlerimin bâzısı diğer bazısını nesheder, Kur&#8217;anın (bâzısı, diğer bâzısını) neshettiği gibi.» <a href="#_ftn328" name="_ftnref328">[328]</a><br />
&nbsp;</p>
<h3><a name="_Toc125788558"></a>İzahat</h3>
<p>&nbsp;<br />
Hadîsi şerifteki şu birinci cümle, «Şüphesizki, benim sözlerimin bâzısı, diğer bâzısını nesheder.» olan hüküm, yukarda maddeler arasında saymış olduğumuz, «Sünnetin, sünneti neshetmesi» keyfiyetini beyan etmiş oluyor.<br />
Hadisin, hadisi ve sünnetin. Sünneti neshettiğine dâir pek çok misal wcır dır. Kisa yoldan bir kaçını zikretmekle iktifa edelim.<br />
Rasûlüllah sallallâhü aleyhi veselleme çölden gelen ve sıcakdan deve İdrarından başka akıcı bir maddenin bulunmadığını beyan eden, «Irniyyîn» cemaatına, devenin idrarını içmek hususunda izni Resû! vakî olmuştur. Bu izini Rasul, Zarurete binaendi. Sonra normal hayatda başka bir zaman onu yasaklamıştır. Dolaysiyle evvelceki hadîsi şerifini sonra neshederek hükmünü değiştirmiştir. <a href="#_ftn329" name="_ftnref329">[329]</a><br />
Bu son hüküm gereğince ve kesin olan, develer-in idrarları içilemez. İçilmesi oaiz değildir. Çünkü evvelceki hükmü, sonraki hükmü ile neshedil-&#8216; mistir.<br />
Bu nâsın ve mensuh halin anlaşılması güç değildir. Zira günümüzde be­şerî kanunlardan, sonradan çıkarılan kanunlarla, evvelceki kanunlar ibtal<br />
edilmektedir. Yani sonraki hükümler, daha evvel ki hükümleri bozub iptal etmektedir.<br />
Öyle ise, Halikı zülcelal ve Onun Rasülü Muhammed aleyhisseiam da kendi hükümlerini değiştirip, daha evvelki hükümlerinin yerine başka hü­kümler, koymaya elbette daha evla ve yetkilidir. İlâhî âyet ve hadisleri, dîğer beşerler ve onların fikir ve kanunları değiştiremez. Zira kanunu yapan ve yapma yetkisine sahib olan Allah ve Resulüdür- Değiştirme yetgisjde onlarındır.<br />
Burada çok mühim bir hususu belirtmek isteriz. Nasıh ve mensuh hü­kümlerini iyi bilmek için âyet ve hadislerin ne zaman ve hanki tarihde beyan edildiğini veya geldiğini bilmek zarûratı vardır. Hal böyle olunca, bu hü­kümlerin bizzat geldiği zamanda bulunulamadığına göre, şimdi bizim zama-nımızdaki kişilere düşen, selefi sâlihînin sağlam eser ve kaynaklarına mü­racaat edib bu meselenin esasını öğrenmektir.<br />
Daha kolay ve doğru olanı, Fıkıh, tefsir, Hadis, akaid ve ahlak kitab larından sağlam eserleri okuyup amel etmektir. Zira selefin tedkik ve tahkik etme imkanları ve gayet iyi bilenleri vardır. Onların eserlerine nazar ederek doğruyu öğrenmeye çalışmak, fevkalâda doğru bir yoldur.<br />
Ayrıca nâsıh ve mensuh hakkında. Usûlü Fıkıh ve Usûlü Hadis kitab-larına da müracaat etmek çok faydalı olur<a href="#_ftn330" name="_ftnref330">[330]</a><br />
&nbsp;</p>
<h3><a name="_Toc125788559"></a>Tercümesi:</h3>
<p>&nbsp;<br />
<strong>197-</strong> (58) Ebî salebe Elhuşenî (R.A) den mervîdir, dedi :<br />
Resûlüllah (S.A.V) buyurdu :<a href="#_ftn331" name="_ftnref331">[331]</a><br />
«Muhakkakki, Alâhü îeâla bir çok farzları emir buyurmuştur, işte o farzları zayi etmeyiniz, bir çok haramlarıda yasaklamıştır, öyle ise onları işfemekden hazer edininiz, bir çok hududlar {riayet edilmesi gereken hü­kümler) çizib beyan etmiştirki, o hududları tecâvüz edip aşmayınız. Ve Al-lâhü teâla unutma şekli olmaksızın bâzı şeyleri açıklamayıp sükût etmiştir Binâenaleyh o açıklanmayan şeylerden bahsedip sual etmeyiniz.» <a href="#_ftn332" name="_ftnref332">[332]</a><br />
&nbsp;</p>
<h3><a name="_Toc125788560"></a>İzahat</h3>
<p>&nbsp;<br />
Râvi Ebi Salebe Elhuşeni (R.A), Kudâa kabilesine mensubîur, İsmi, Cürsüm bin Naşirdir. Biatürrıdvando da bulunmuştur. Bu zatı Rasûlü Ekrem efendimiz, müslüman olunca kavmine gönderdi, onlarda hepsi müslüman oldular. Şama geldi ve orada Hicretin yetmiş beş (75) tarihinde vefat et­miştir. Rivayet ettiği hadîsi şerif, kırk (40) adettir. Allah ondan râzî oisun, Hadîsi şerifte, «Muhakkck ki, Aüâhü teala bir çok farzları emir buyur­muştur. İşte o farzları zâyî etmeyiniz.» buyurulan bu cümlede. Beş vakit na­maz, zekat, oruç, hac. Anaya babaya itaat ve bu amellerin şartlarına riayet ederek hakkını vermek gibi hususlara dikkat edilmesini beyan buyurmuştur.<br />
Aüâhü tealanın kesin olarak buyurduğu hükümlere itaat etmek, her mü­minin vazîfesidir. Bu hususa riayet etmez ve beikide inkara kalkışan kişiler, islamla ve İmanla ilgisi kalmaz, Allah muhafaza kâfir olurlar.<br />
Hadîsi şerifin devam eden hükümlerinden birinde de, haramlardan ka­çınmayı ve haram olanlara yanaşarak hak tealanın çizmiş olduğu hudutları aşmamayı beyan buyuruyor. Yasaklara riâyet etmekde, kolay bir iş değildir. Fakat nefsine hakim olup, haramlardan kaçınan müslümanlar, elbette yer yüzünde en çok hayrı işleyenlerdendirler. Zira bir hadîsi şerifte, «Zerre ka dar bir haramı terk etmek, insanlarla cinnîlerin ibadetinden hayırlıdır.» buyurulmuştur. <a href="#_ftn333" name="_ftnref333">[333]</a><br />
Hududu ilâhileri aşmamak hususundaki hükümde de şu âyeti kerîme­ye işaret vardır:<br />
«İşte bunlar, Allâhın sınırlarıdır. Kim Alla ha ve Peygamberine itaat eder­se, Allah onu altından ırmaklar akan cennetler esokar ki, onlar arada ebedî kalıcılardır. Bu en, büyük bir kurtuluş (ve seadet) dir.<br />
— Kim de, Allâha ve Peygamberine isyan eder ve (Allâhın) sınırlarını ciğneyib geçerse, onuda içinde dâimi kalıcı olarak ateşe atar. Onun için hor ve hakîr edici biir azab vardır.» (Nisa sûresi, 13-14)<br />
Hadîsi şerifin son cümlesinde beyan edilen mesele ise, açıklanmayan hükümler hakkında sormama hususndaki tavsiye ile ilgili geniş malumat. yukardaki hadîsi şeriflerin İzah kısmında beyan edilmiştir. Oradan okuyarak gerçek yolu işlemek gerekir.<br />
Zâtı ilâhî, sıfatı ilâhîler, hükümler, eşya ve ayanlar hakkında açıklan­mayan bâzı meseleler ve müteşâbihler hakkında şuurlu ve isabetli hareket etmek için şu cümlelere dikkat etmek gerekir;<br />
Rasûlüllah (S.A.V) bir hadîsi şeriflerinde şöyle buyurmuştur:<br />
«Allâhü tealanın sayısız nimetlerini düşününüz. Zâtı ilâhîsinin hakîkat ve künhünü düşünmeyiniz. Zira esrarı ilâhisini keşfedip azameti ilâhisine, takdiri ilâhîsine kudretiniz asla kâfi gelmez.»<br />
Hz. Ebû Bekir ve Hz. Ali (R.A) e isnad edilen şu mısrâlarda calibi dik­kattir :<br />
«İdrak edilebilecek bir hakikatin idrâkinden âciz olmayı bilmek, Cenâbu hakkı bîlmekde kâfidir.<br />
— Ve Allâhü teâlanm zâtı ilâhisinin sırrından bahsetmek, müşriklikdir.»<a href="#_ftn334" name="_ftnref334">[334]</a><br />
Akâid kitablarında şu ibare yazılmıştır;<br />
«Akıl, kulluk vazifelerini ifâ etmek içindir. cenabı hakkın rubûbiyyeti-nin (zatının) esrarını idrak için değildir.»<br />
İmâmı Azam Hz. leride Fıkhulekberinde şöyle demiştir:<br />
«Biz, Allâhü teâlayı kitabı ilâhisinde sıfatı ve isimlerinin cemisi ile nef­sini (zatım) vasıflandırdığı gibi, gerçek şekilde biliriz.»<br />
Evet hak ve hakîkat yolcusu müslüman, dâima haddini ve aczini bilir, kendini ve aczini bilende halikını ve halikının hükümlerini ne şekilde bilip inanmak gerekirse, öylece bilir ve inanır.<br />
Buraya kadar tercüme ve izahını yapmış olduğumuz hadîsi şeriflerde, her hanki bir hata ve eksiklik olmuşsa, evvelâ halikı zülcelâlın affına sığınır, sonra efendimiz ve tek önderimiz mübarek Peygamber sallallâhü aleyhi ve-sellemin şefaatini umarak hakka sığınırım. Ayrıca Meslekdaş ve okuyucu kardeşlerimizin hayır dualarını da beklerim. Sâyu gayret bizden tevfik ve merhamet Allahdandır. <a href="#_ftn335" name="_ftnref335">[335]</a><br />
<a href="#_ftnref1" name="_ftn1">[1]</a> Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/214-215.<br />
<a href="#_ftnref2" name="_ftn2">[2]</a> Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/215-216.<br />
<a href="#_ftnref3" name="_ftn3">[3]</a> Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/216.<br />
<a href="#_ftnref4" name="_ftn4">[4]</a> Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/216-217.<br />
<a href="#_ftnref5" name="_ftn5">[5]</a> Buharı<br />
<a href="#_ftnref6" name="_ftn6">[6]</a> Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/218.<br />
<a href="#_ftnref7" name="_ftn7">[7]</a> Müslim<br />
<a href="#_ftnref8" name="_ftn8">[8]</a> Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/218.<br />
<a href="#_ftnref9" name="_ftn9">[9]</a> Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/218-219.<br />
<a href="#_ftnref10" name="_ftn10">[10]</a> Buhâri, Müsüm Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/219-220.<br />
<a href="#_ftnref11" name="_ftn11">[11]</a> Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/220.<br />
<a href="#_ftnref12" name="_ftn12">[12]</a> Müslim<br />
<a href="#_ftnref13" name="_ftn13">[13]</a> Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/220-221.<br />
<a href="#_ftnref14" name="_ftn14">[14]</a> Buharı, Müslim<br />
<a href="#_ftnref15" name="_ftn15">[15]</a> Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/221.<br />
<a href="#_ftnref16" name="_ftn16">[16]</a> Buhâri, Müslim<br />
<a href="#_ftnref17" name="_ftn17">[17]</a> Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/221.<br />
<a href="#_ftnref18" name="_ftn18">[18]</a> Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/222.<br />
<a href="#_ftnref19" name="_ftn19">[19]</a> Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/223.<br />
<a href="#_ftnref20" name="_ftn20">[20]</a> Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/224-225.<br />
<a href="#_ftnref21" name="_ftn21">[21]</a> (Hadîsi, Ahmed, Tirmizî, İbni Mâce rivayet etmişlerdir.)<br />
<a href="#_ftnref22" name="_ftn22">[22]</a> Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/225.<br />
<a href="#_ftnref23" name="_ftn23">[23]</a> Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/225-226.<br />
<a href="#_ftnref24" name="_ftn24">[24]</a> Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/226.<br />
<a href="#_ftnref25" name="_ftn25">[25]</a> Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/226-227.<br />
<a href="#_ftnref26" name="_ftn26">[26]</a> (Hadîsi, Ahmet Tîrmizi rivayet etmiştir.)<br />
<a href="#_ftnref27" name="_ftn27">[27]</a> Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/227.<br />
<a href="#_ftnref28" name="_ftn28">[28]</a> Tirmizî, Ibna mâce<br />
<a href="#_ftnref29" name="_ftn29">[29]</a> Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/227-228.<br />
<a href="#_ftnref30" name="_ftn30">[30]</a> Ahmet bin Hanbel<br />
<a href="#_ftnref31" name="_ftn31">[31]</a> Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/228.<br />
<a href="#_ftnref32" name="_ftn32">[32]</a> Tİrmfzî, İbni Mâce<br />
<a href="#_ftnref33" name="_ftn33">[33]</a> Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/228.<br />
<a href="#_ftnref34" name="_ftn34">[34]</a> Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/228-229.<br />
<a href="#_ftnref35" name="_ftn35">[35]</a> Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/229.<br />
<a href="#_ftnref36" name="_ftn36">[36]</a> Ahmet, Ebûdâvud<br />
<a href="#_ftnref37" name="_ftn37">[37]</a> Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/229.<br />
<a href="#_ftnref38" name="_ftn38">[38]</a> Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/229.<br />
<a href="#_ftnref39" name="_ftn39">[39]</a> Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/230.<br />
<a href="#_ftnref40" name="_ftn40">[40]</a> Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/230-232.<br />
<a href="#_ftnref41" name="_ftn41">[41]</a> (Hadîsi. Ahmet, Tirmİzî rivayet etmiştir.)<br />
<a href="#_ftnref42" name="_ftn42">[42]</a> Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/232.<br />
<a href="#_ftnref43" name="_ftn43">[43]</a> Mecmuatüttefasir, C. 5, 70<br />
<a href="#_ftnref44" name="_ftn44">[44]</a> Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/232-233.<br />
<a href="#_ftnref45" name="_ftn45">[45]</a> (Hadîsi, Ebûdâvud rivayet etmiştir.)<br />
<a href="#_ftnref46" name="_ftn46">[46]</a> Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/233-234.<br />
<a href="#_ftnref47" name="_ftn47">[47]</a> (Hadisi, Ebûdâvud rivayet etmiştir.}<br />
<a href="#_ftnref48" name="_ftn48">[48]</a> Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/234-235.<br />
<a href="#_ftnref49" name="_ftn49">[49]</a> Hadîsi, Ahmed rivayet etmiştir.<br />
<a href="#_ftnref50" name="_ftn50">[50]</a> Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/235-236.<br />
<a href="#_ftnref51" name="_ftn51">[51]</a> Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/236.<br />
<a href="#_ftnref52" name="_ftn52">[52]</a> Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/236-237.<br />
<a href="#_ftnref53" name="_ftn53">[53]</a> (Hadisi, Ahmet, Ebû Dâvud, İbni Mâce rivayet etmişlerdir.)<br />
<a href="#_ftnref54" name="_ftn54">[54]</a> Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/237-238.<br />
<a href="#_ftnref55" name="_ftn55">[55]</a> Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/238-239.<br />
<a href="#_ftnref56" name="_ftn56">[56]</a> Tirmizi, Ebû Davud, İbni Mâce.<br />
<a href="#_ftnref57" name="_ftn57">[57]</a> Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/239.<br />
<a href="#_ftnref58" name="_ftn58">[58]</a> Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/239.<br />
<a href="#_ftnref59" name="_ftn59">[59]</a> Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/240.<br />
<a href="#_ftnref60" name="_ftn60">[60]</a> Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/241-242.<br />
<a href="#_ftnref61" name="_ftn61">[61]</a> (Hadîsi, Ahmet bin tfanbel rivayet etmiştir.)<br />
<a href="#_ftnref62" name="_ftn62">[62]</a> Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/242.<br />
<a href="#_ftnref63" name="_ftn63">[63]</a> Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/243.<br />
<a href="#_ftnref64" name="_ftn64">[64]</a> Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/243-244.<br />
<a href="#_ftnref65" name="_ftn65">[65]</a> Ahmet bin hanbel<br />
<a href="#_ftnref66" name="_ftn66">[66]</a> Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/244.<br />
<a href="#_ftnref67" name="_ftn67">[67]</a> Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/245.<br />
<a href="#_ftnref68" name="_ftn68">[68]</a> Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/246-247.<br />
<a href="#_ftnref69" name="_ftn69">[69]</a> Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/248.<br />
<a href="#_ftnref70" name="_ftn70">[70]</a> (Mirkâtülmefatîh, 162)<br />
<a href="#_ftnref71" name="_ftn71">[71]</a> (Mirkat, 162)<br />
<a href="#_ftnref72" name="_ftn72">[72]</a> {Mirkat, 162)<br />
<a href="#_ftnref73" name="_ftn73">[73]</a> (Receb efendi, C, 2, 40)<br />
<a href="#_ftnref74" name="_ftn74">[74]</a> (Aynul ilim. C. 1, 356)<br />
<a href="#_ftnref75" name="_ftn75">[75]</a> Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/248-250.<br />
<a href="#_ftnref76" name="_ftn76">[76]</a> İbni mâce<br />
<a href="#_ftnref77" name="_ftn77">[77]</a> Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/251.<br />
<a href="#_ftnref78" name="_ftn78">[78]</a> Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/251.<br />
<a href="#_ftnref79" name="_ftn79">[79]</a> Buhâri, Muslini<br />
<a href="#_ftnref80" name="_ftn80">[80]</a> Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/252.<br />
<a href="#_ftnref81" name="_ftn81">[81]</a> Tirmizi, Tabarâni<br />
<a href="#_ftnref82" name="_ftn82">[82]</a> Tirmizî, (Küçük Fıkhul Ekber şerhi Aliyyülkârî, 183)<br />
<a href="#_ftnref83" name="_ftn83">[83]</a> Merakıi felah Tahtavisi, 28£<br />
<a href="#_ftnref84" name="_ftn84">[84]</a> Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/252-255.<br />
<a href="#_ftnref85" name="_ftn85">[85]</a> Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/256.<br />
<a href="#_ftnref86" name="_ftn86">[86]</a> (Hadîsi, Buharı, Müslim ittifakla rivayet etmişlerdir.)<br />
<a href="#_ftnref87" name="_ftn87">[87]</a> Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/257-258.<br />
<a href="#_ftnref88" name="_ftn88">[88]</a> (Hadîsi, Buharı, Müslim ittifakla rivayet etmişlerdir.)<br />
<a href="#_ftnref89" name="_ftn89">[89]</a> Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/258-259.<br />
<a href="#_ftnref90" name="_ftn90">[90]</a> (Hadîsi, Müslim rivayet etmiştir.)<br />
<a href="#_ftnref91" name="_ftn91">[91]</a> Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/259-260.<br />
<a href="#_ftnref92" name="_ftn92">[92]</a> Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/260.<br />
<a href="#_ftnref93" name="_ftn93">[93]</a> (Hadîsi, Tirmizî rivayet etmiştir.)<br />
<a href="#_ftnref94" name="_ftn94">[94]</a> Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/261-262.<br />
<a href="#_ftnref95" name="_ftn95">[95]</a> Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/262.<br />
<a href="#_ftnref96" name="_ftn96">[96]</a> (Hadîsi, Ahmed, Ebû Davud rivayet etmiştir.)<br />
Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/263-264.<br />
<a href="#_ftnref97" name="_ftn97">[97]</a> (Hadîsi, Tİrmizi, ibni mâce rivayet etmiştir, ve tirmizi, bu hadis, garibdir, dedi.)<br />
<a href="#_ftnref98" name="_ftn98">[98]</a> Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/265.<br />
<a href="#_ftnref99" name="_ftn99">[99]</a> Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/266.<br />
<a href="#_ftnref100" name="_ftn100">[100]</a> (Mirkâtül Mefâtih, C. 1, 173)<br />
<a href="#_ftnref101" name="_ftn101">[101]</a> Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/266.<br />
<a href="#_ftnref102" name="_ftn102">[102]</a> Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/267.<br />
<a href="#_ftnref103" name="_ftn103">[103]</a> Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/267-268.<br />
<a href="#_ftnref104" name="_ftn104">[104]</a> (Hadîsi, Ahmet rivayet etmiştir.)<br />
<a href="#_ftnref105" name="_ftn105">[105]</a> Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/268.<br />
<a href="#_ftnref106" name="_ftn106">[106]</a> Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/269.<br />
<a href="#_ftnref107" name="_ftn107">[107]</a> {Hadîsi, Nesâî rivayet etmiştir.)<br />
<a href="#_ftnref108" name="_ftn108">[108]</a> Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/269.<br />
<a href="#_ftnref109" name="_ftn109">[109]</a> Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/269-270.<br />
<a href="#_ftnref110" name="_ftn110">[110]</a> Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/270-271.<br />
<a href="#_ftnref111" name="_ftn111">[111]</a> (Hadîsi, ibni mâce rivayet etmiştir.)<br />
<a href="#_ftnref112" name="_ftn112">[112]</a> Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/271.<br />
<a href="#_ftnref113" name="_ftn113">[113]</a> (Bu hadisi, İbnİ mace rivayet etmiştir.)<br />
<a href="#_ftnref114" name="_ftn114">[114]</a> Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/271-273.<br />
<a href="#_ftnref115" name="_ftn115">[115]</a> Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/274.<br />
<a href="#_ftnref116" name="_ftn116">[116]</a> Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/274-278.<br />
<a href="#_ftnref117" name="_ftn117">[117]</a> Müslim<br />
<a href="#_ftnref118" name="_ftn118">[118]</a> Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/278.<br />
<a href="#_ftnref119" name="_ftn119">[119]</a> Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/278-279.<br />
<a href="#_ftnref120" name="_ftn120">[120]</a> (Hadîsi, Buhârî rivayet etmiştir.)<br />
<a href="#_ftnref121" name="_ftn121">[121]</a> Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/279-280.<br />
<a href="#_ftnref122" name="_ftn122">[122]</a> Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/280-281.<br />
<a href="#_ftnref123" name="_ftn123">[123]</a> Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/281.<br />
<a href="#_ftnref124" name="_ftn124">[124]</a> (Hadîsi, Buhâri rivayet etmiştir.)<br />
Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/282.<br />
<a href="#_ftnref125" name="_ftn125">[125]</a> Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/282-283.<br />
<a href="#_ftnref126" name="_ftn126">[126]</a> (Hadîsi, Buhârî, Müslim ittifakla rivayet etmiştir.)<br />
<a href="#_ftnref127" name="_ftn127">[127]</a> Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/283-284.<br />
<a href="#_ftnref128" name="_ftn128">[128]</a> (Bak Mirkat, 181}<br />
<a href="#_ftnref129" name="_ftn129">[129]</a> Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/284-287.<br />
<a href="#_ftnref130" name="_ftn130">[130]</a> [Hadîsi, Buharı, Müslim ittifakla rivayet etmiştir.)<br />
<a href="#_ftnref131" name="_ftn131">[131]</a> Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/287-288.<br />
<a href="#_ftnref132" name="_ftn132">[132]</a> (Hadîsi, Müslim rivayet etmiştir.)<br />
Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/288.<br />
<a href="#_ftnref133" name="_ftn133">[133]</a> Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/288-290.<br />
<a href="#_ftnref134" name="_ftn134">[134]</a> Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/290.<br />
<a href="#_ftnref135" name="_ftn135">[135]</a> Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/291.<br />
<a href="#_ftnref136" name="_ftn136">[136]</a> (Hadisi, Buharı, Müslim ittifakla rivayet etmişlerdir.)<br />
<a href="#_ftnref137" name="_ftn137">[137]</a> Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/292.<br />
<a href="#_ftnref138" name="_ftn138">[138]</a> (Hadisi; Buhâri, Müsüm ittifakla rivayet etmişlerdir.)<br />
<a href="#_ftnref139" name="_ftn139">[139]</a> Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/293.<br />
<a href="#_ftnref140" name="_ftn140">[140]</a> (Mirkâtülmefatıh, 186)<br />
<a href="#_ftnref141" name="_ftn141">[141]</a> Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/293-296.<br />
<a href="#_ftnref142" name="_ftn142">[142]</a> (Hadisi, Buhari ve Müslim ittifakla rivayet etmişlerdir.)<br />
<a href="#_ftnref143" name="_ftn143">[143]</a> Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/296.<br />
<a href="#_ftnref144" name="_ftn144">[144]</a> (Mirkatüîmefatih, 188)<br />
<a href="#_ftnref145" name="_ftn145">[145]</a> (Mirkatülmefatıh, 189<br />
<a href="#_ftnref146" name="_ftn146">[146]</a> Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/297-298.<br />
<a href="#_ftnref147" name="_ftn147">[147]</a> (Hadisi, Müslim rivayet etmiştir.)<br />
<a href="#_ftnref148" name="_ftn148">[148]</a> Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/298.<br />
<a href="#_ftnref149" name="_ftn149">[149]</a> Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/298-299.<br />
<a href="#_ftnref150" name="_ftn150">[150]</a> (Hadisi, Buhari, Müslim ittifakla rivayet etmişlerdir.)<br />
<a href="#_ftnref151" name="_ftn151">[151]</a> Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/300.<br />
<a href="#_ftnref152" name="_ftn152">[152]</a> (Berika, C. 1,177-178)<br />
<a href="#_ftnref153" name="_ftn153">[153]</a> Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/300-303.<br />
<a href="#_ftnref154" name="_ftn154">[154]</a> (Hadisi, Müslim rivayet etmiştir)<br />
<a href="#_ftnref155" name="_ftn155">[155]</a> Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/304.<br />
<a href="#_ftnref156" name="_ftn156">[156]</a> (Mirkat, 190)<br />
<a href="#_ftnref157" name="_ftn157">[157]</a> (Küçük ebad, Fıkhülekber şerhi, 358}<br />
<a href="#_ftnref158" name="_ftn158">[158]</a> (Mirkat. 189}<br />
<a href="#_ftnref159" name="_ftn159">[159]</a> Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/304-3058.<br />
<a href="#_ftnref160" name="_ftn160">[160]</a> (Hadisi, Buhari rivayet etmiştir.)<br />
<a href="#_ftnref161" name="_ftn161">[161]</a> Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/308.<br />
<a href="#_ftnref162" name="_ftn162">[162]</a> Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/308-309.<br />
<a href="#_ftnref163" name="_ftn163">[163]</a> (Hadisi, Müslim rivayet etmiştir.}<br />
<a href="#_ftnref164" name="_ftn164">[164]</a> Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/309-310.<br />
<a href="#_ftnref165" name="_ftn165">[165]</a> Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/310-311.<br />
<a href="#_ftnref166" name="_ftn166">[166]</a> (Hadisi, Müslim rivayet etmiştir.)<br />
<a href="#_ftnref167" name="_ftn167">[167]</a> Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/311.<br />
<a href="#_ftnref168" name="_ftn168">[168]</a> Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/311-313.<br />
<a href="#_ftnref169" name="_ftn169">[169]</a> {Hadisi, Müslim rivayet etmiştir.)<br />
<a href="#_ftnref170" name="_ftn170">[170]</a> Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/313.<br />
<a href="#_ftnref171" name="_ftn171">[171]</a> (Hadisi, Müslim rivayet etmiştir.)<br />
<a href="#_ftnref172" name="_ftn172">[172]</a> Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/313-314.<br />
<a href="#_ftnref173" name="_ftn173">[173]</a> Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/314-315.<br />
<a href="#_ftnref174" name="_ftn174">[174]</a> Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/315,<br />
<a href="#_ftnref175" name="_ftn175">[175]</a> (Müslim, İtisam, c. 1,18)<br />
<a href="#_ftnref176" name="_ftn176">[176]</a> (Şerhi Nuhbe)<br />
<a href="#_ftnref177" name="_ftn177">[177]</a> (Şerhi Nuhbe)<br />
<a href="#_ftnref178" name="_ftn178">[178]</a> Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/315-319.<br />
<a href="#_ftnref179" name="_ftn179">[179]</a> Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/319-320.<br />
<a href="#_ftnref180" name="_ftn180">[180]</a> (Mirkat, c. 1,194)<br />
<a href="#_ftnref181" name="_ftn181">[181]</a> Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/320.<br />
<a href="#_ftnref182" name="_ftn182">[182]</a> (Hadîsi, Ahmet, Ebû Dâvud, Tirmizi, İbni mâce ve Beyhakî delâ ilinnü-büvve&#8217;sinde rivayet etmiştir.)<br />
<a href="#_ftnref183" name="_ftn183">[183]</a> Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/321.<br />
<a href="#_ftnref184" name="_ftn184">[184]</a> Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/321-322.<br />
<a href="#_ftnref185" name="_ftn185">[185]</a> (Hadîsi, Ebû Dâvud ve aynısını dârimî ve keza «Allanın haram kıldığı Şey gibi» Cümleye kadar, ibnj mâcede rivayet etmiştir.)<br />
<a href="#_ftnref186" name="_ftn186">[186]</a> Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/323.<br />
<a href="#_ftnref187" name="_ftn187">[187]</a> Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/324-325.<br />
<a href="#_ftnref188" name="_ftn188">[188]</a> (Hadîsi, Ebû Dâvud rivayet etmiştir. Ve fakat hadisin isnadında; Eş&#8217;as bin Şube el Mıssîsî bazı söz söylemiştir.}<br />
<a href="#_ftnref189" name="_ftn189">[189]</a> Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/325.<br />
<a href="#_ftnref190" name="_ftn190">[190]</a> (Mirkat, c. I, 197}<br />
<a href="#_ftnref191" name="_ftn191">[191]</a> Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/326.<br />
<a href="#_ftnref192" name="_ftn192">[192]</a> (Hadîsi, Ahmed, Ebû Dâvud, Tirmizi ve ibni mâce rivayet etmişlerdir. Ancak tirmizi ve ibni mâce, namaz kelimesini zikretmemişlerdir.)<br />
<a href="#_ftnref193" name="_ftn193">[193]</a> Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/326-327.<br />
<a href="#_ftnref194" name="_ftn194">[194]</a> (Ahmed, Ebû Dâvud, Fethulkebîr, a 2, 69)<br />
<a href="#_ftnref195" name="_ftn195">[195]</a> (Buhârî, müsiim; Fethul kebir, c. 3,346)<br />
<a href="#_ftnref196" name="_ftn196">[196]</a> (Buharı)<br />
<a href="#_ftnref197" name="_ftn197">[197]</a> (Tirrnizî, Feyzulkadir, c. 1, 430)<br />
<a href="#_ftnref198" name="_ftn198">[198]</a> Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/327-331.<br />
<a href="#_ftnref199" name="_ftn199">[199]</a> (Hadîsi, Ahmed, Nesâî ve Dârimî rivayet etmiştir.)<br />
<a href="#_ftnref200" name="_ftn200">[200]</a> Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/332.<br />
<a href="#_ftnref201" name="_ftn201">[201]</a> Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/332-333.<br />
<a href="#_ftnref202" name="_ftn202">[202]</a> Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/333-334.<br />
<a href="#_ftnref203" name="_ftn203">[203]</a> Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/334-335.<br />
<a href="#_ftnref204" name="_ftn204">[204]</a> (Hadîsi, Tirmizi rivayet etmiştir.)<br />
<a href="#_ftnref205" name="_ftn205">[205]</a> Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/335.<br />
<a href="#_ftnref206" name="_ftn206">[206]</a> (Müslim, Fethulkebîr. c. 1, 154)<br />
<a href="#_ftnref207" name="_ftn207">[207]</a> Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/335-338.<br />
<a href="#_ftnref208" name="_ftn208">[208]</a> (Hadîsi, Tirmizî rivâyt etmiştir.)<br />
<a href="#_ftnref209" name="_ftn209">[209]</a> Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/338-339.<br />
<a href="#_ftnref210" name="_ftn210">[210]</a> Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/339.<br />
<a href="#_ftnref211" name="_ftn211">[211]</a> (Hadîsi, tirmizî rivayet etmiştir.}<br />
<a href="#_ftnref212" name="_ftn212">[212]</a> Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/340.<br />
<a href="#_ftnref213" name="_ftn213">[213]</a> (Sevödülâzam, sahife, 2)<br />
<a href="#_ftnref214" name="_ftn214">[214]</a> (Mirkâtülmefatih, c. 1, 204)<br />
<a href="#_ftnref215" name="_ftn215">[215]</a> (Hamişi İbni Abidin, C. 1, 69)<br />
<a href="#_ftnref216" name="_ftn216">[216]</a> (İbni Abidin, C. 1,69)<br />
<a href="#_ftnref217" name="_ftn217">[217]</a> .{Hediyetülalâiyye, 305)<br />
<a href="#_ftnref218" name="_ftn218">[218]</a> (Hediyetül alâiyye, 305)<br />
<a href="#_ftnref219" name="_ftn219">[219]</a> (Hediyetülalâiyye, 304)<br />
<a href="#_ftnref220" name="_ftn220">[220]</a> Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/340-347.<br />
<a href="#_ftnref221" name="_ftn221">[221]</a> Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/348.<br />
<a href="#_ftnref222" name="_ftn222">[222]</a> (Küçük ebad Fıkhulekber şerhi, 3)<br />
<a href="#_ftnref223" name="_ftn223">[223]</a> (El&#8217;ibdâ, 313)<br />
<a href="#_ftnref224" name="_ftn224">[224]</a> Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/348-349.<br />
<a href="#_ftnref225" name="_ftn225">[225]</a> {Hadisî, Tirmizî rivayet etmiştir.)<br />
<a href="#_ftnref226" name="_ftn226">[226]</a> Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/349.<br />
<a href="#_ftnref227" name="_ftn227">[227]</a> Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/350-352.<br />
<a href="#_ftnref228" name="_ftn228">[228]</a> (Hadisi, İbni mâce Enesin hadisinden rivayet etmiştir.)<br />
<a href="#_ftnref229" name="_ftn229">[229]</a> Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/352.<br />
<a href="#_ftnref230" name="_ftn230">[230]</a> Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/352-353.<br />
<a href="#_ftnref231" name="_ftn231">[231]</a> (Hadîsi, tirmizi rivayet etmiştir.)<br />
<a href="#_ftnref232" name="_ftn232">[232]</a> Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/353-354.<br />
<a href="#_ftnref233" name="_ftn233">[233]</a> Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/354-355.<br />
<a href="#_ftnref234" name="_ftn234">[234]</a> {Hadîsi, Beyhakî rivayet etmiştir, mirkat, 206)<br />
<a href="#_ftnref235" name="_ftn235">[235]</a> Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/355.<br />
<a href="#_ftnref236" name="_ftn236">[236]</a> Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/355-357.<br />
<a href="#_ftnref237" name="_ftn237">[237]</a> (Hadîsi, Ahmet ve Beyhakî «Şuabil îman» kitabında rivayet etmiştir.)<br />
<a href="#_ftnref238" name="_ftn238">[238]</a> Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/357.<br />
<a href="#_ftnref239" name="_ftn239">[239]</a> Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/357-360.<br />
<a href="#_ftnref240" name="_ftn240">[240]</a> (Hadîsi, Tİrmizî rivayet etmiştir.)<br />
<a href="#_ftnref241" name="_ftn241">[241]</a> Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/360.<br />
<a href="#_ftnref242" name="_ftn242">[242]</a> Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/360-361.<br />
<a href="#_ftnref243" name="_ftn243">[243]</a> (Hadisî, Tirmizî rivayet etmiştir.)<br />
<a href="#_ftnref244" name="_ftn244">[244]</a> Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/362.<br />
<a href="#_ftnref245" name="_ftn245">[245]</a> Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/362-363.<br />
<a href="#_ftnref246" name="_ftn246">[246]</a> (Hadisî, Ahmet, Tirmizi ve İbni Mâçe rivayet etmiştir.)<br />
<a href="#_ftnref247" name="_ftn247">[247]</a> Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/363.<br />
<a href="#_ftnref248" name="_ftn248">[248]</a> Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/363-365.<br />
<a href="#_ftnref249" name="_ftn249">[249]</a> (Hadîsi, Ebû Dâvud rivayet etmiştir.)<br />
<a href="#_ftnref250" name="_ftn250">[250]</a> Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/365.<br />
<a href="#_ftnref251" name="_ftn251">[251]</a> (Berîka, C. 1, 11)<br />
<a href="#_ftnref252" name="_ftn252">[252]</a> (Bak, Mültekâ tercümesi, C. 2, 23)<br />
<a href="#_ftnref253" name="_ftn253">[253]</a> (Buhâri, Müslim)<br />
<a href="#_ftnref254" name="_ftn254">[254]</a> (Buharî, Müslim)<br />
<a href="#_ftnref255" name="_ftn255">[255]</a> (Buharı, müslim &#8211; Fethülkebir, C. 1, 46)<br />
<a href="#_ftnref256" name="_ftn256">[256]</a> Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/365-373.<br />
<a href="#_ftnref257" name="_ftn257">[257]</a> Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/373.<br />
<a href="#_ftnref258" name="_ftn258">[258]</a> (Bak, Mirkâtülmefatih, c, 1, 361)<br />
<a href="#_ftnref259" name="_ftn259">[259]</a> (Hediyetülalâiyye, 227) (Keza sigorta hakkında Bak, İbni Abidin, C. 1, 345-346)<br />
<a href="#_ftnref260" name="_ftn260">[260]</a> (Hamişi İbni Âbidin, C. 3, 350)<br />
<a href="#_ftnref261" name="_ftn261">[261]</a> (Hâmşi BEHCE, 181)<br />
<a href="#_ftnref262" name="_ftn262">[262]</a> (Mecâmiulhakâik, 73)<br />
<a href="#_ftnref263" name="_ftn263">[263]</a> Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/373-380.<br />
<a href="#_ftnref264" name="_ftn264">[264]</a> Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/381.<br />
<a href="#_ftnref265" name="_ftn265">[265]</a> (Hadisi, Ahmet rivayet etmiştri.)<br />
<a href="#_ftnref266" name="_ftn266">[266]</a> Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/381.<br />
<a href="#_ftnref267" name="_ftn267">[267]</a> Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/381-383.<br />
<a href="#_ftnref268" name="_ftn268">[268]</a> (Hadisi, Ahmet ve Ebû Dâvud rivayet eîmiştr.)<br />
<a href="#_ftnref269" name="_ftn269">[269]</a> Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/384.<br />
<a href="#_ftnref270" name="_ftn270">[270]</a> Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/384-385.<br />
<a href="#_ftnref271" name="_ftn271">[271]</a> (Hadisi, İmamı Malik «Muvatta» ında rivayet etmiştir.).<br />
<a href="#_ftnref272" name="_ftn272">[272]</a> Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/385-386.<br />
<a href="#_ftnref273" name="_ftn273">[273]</a> Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/386-387.<br />
<a href="#_ftnref274" name="_ftn274">[274]</a> (Hadisi, Ahmet rivayet etmiştir.)<br />
<a href="#_ftnref275" name="_ftn275">[275]</a> Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/387.<br />
<a href="#_ftnref276" name="_ftn276">[276]</a> (Mirkat, 210)<br />
<a href="#_ftnref277" name="_ftn277">[277]</a> (Takrîbüttehzib, C. 2,105)<br />
<a href="#_ftnref278" name="_ftn278">[278]</a> (EL İBDA, 266}<br />
<a href="#_ftnref279" name="_ftn279">[279]</a> (El İbda, 269)<br />
<a href="#_ftnref280" name="_ftn280">[280]</a> Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/387-390.<br />
<a href="#_ftnref281" name="_ftn281">[281]</a> (Hadis, Darîmî rivayet etmiştir.)<br />
<a href="#_ftnref282" name="_ftn282">[282]</a> Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/390.<br />
<a href="#_ftnref283" name="_ftn283">[283]</a> (Elhakâik, 221)<br />
<a href="#_ftnref284" name="_ftn284">[284]</a> (İBNİ ABİDİN, C. 5, 336)<br />
<a href="#_ftnref285" name="_ftn285">[285]</a> Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/391-393.<br />
<a href="#_ftnref286" name="_ftn286">[286]</a> (Hadîsi, Beyhakî «Şuabil İmanın» da Mürsel olarak rivayet etmiştir.)<br />
<a href="#_ftnref287" name="_ftn287">[287]</a> Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/394.<br />
<a href="#_ftnref288" name="_ftn288">[288]</a> (Takrîbüttehzib, C. 1, 44)<br />
<a href="#_ftnref289" name="_ftn289">[289]</a> (Küçük ebad Fıkhul Ekber şerhi, 222)<br />
<a href="#_ftnref290" name="_ftn290">[290]</a> Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/394-395.<br />
<a href="#_ftnref291" name="_ftn291">[291]</a> (Hadisi, Rezîn rivayet etmiştir.)<br />
<a href="#_ftnref292" name="_ftn292">[292]</a> Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/395-396.<br />
<a href="#_ftnref293" name="_ftn293">[293]</a> {İbni Hıbban, Çabirden rivayet etmiştir. Berîka, C. 1, 56)<br />
<a href="#_ftnref294" name="_ftn294">[294]</a> Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/396-399.<br />
<a href="#_ftnref295" name="_ftn295">[295]</a> Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/399-400.<br />
<a href="#_ftnref296" name="_ftn296">[296]</a> (Mirkat, C. 1, 213) (Keza bak. Takrîbüttehzib, C. 2, S, 308)<br />
<a href="#_ftnref297" name="_ftn297">[297]</a> Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/400.<br />
<a href="#_ftnref298" name="_ftn298">[298]</a> (Hadîsi, Rezîn rivayet etmiştir.<br />
<a href="#_ftnref299" name="_ftn299">[299]</a> Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/401.<br />
<a href="#_ftnref300" name="_ftn300">[300]</a> (Mülteka Tercümesi, C. 1, 142)<br />
<a href="#_ftnref301" name="_ftn301">[301]</a> (FETHULKADİR, C. 6, 486)<br />
<a href="#_ftnref302" name="_ftn302">[302]</a> {İmamı Birgivînin usûlü hadis şerhi, 27)<br />
<a href="#_ftnref303" name="_ftn303">[303]</a> (Fetâvayı Ali efendi, C. 1, 181)<br />
<a href="#_ftnref304" name="_ftn304">[304]</a> (Fetâvayı Bezâziyenin elfazı küfür bahsi, Fetâvayı Ali efendi, C. 1,181)<br />
<a href="#_ftnref305" name="_ftn305">[305]</a> (Nimetülisiam, C. I, 314 — Eski&#8217;baskı)<br />
<a href="#_ftnref306" name="_ftn306">[306]</a> (Süneni Dârimî. C. 1, 45)<br />
<a href="#_ftnref307" name="_ftn307">[307]</a> (Buharı, Müslim)<br />
<a href="#_ftnref308" name="_ftn308">[308]</a> (İbni Mâce, Beyhakî &#8211; Fethulkebîr, C. 1, 110)<br />
<a href="#_ftnref309" name="_ftn309">[309]</a> Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/401-406.<br />
<a href="#_ftnref310" name="_ftn310">[310]</a> (Hadîsi, Dârimî rivayet etmiştir.)<br />
<a href="#_ftnref311" name="_ftn311">[311]</a> Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/407.<br />
<a href="#_ftnref312" name="_ftn312">[312]</a> (Bak, Zâdülmesir, C. 1, 125}<br />
<a href="#_ftnref313" name="_ftn313">[313]</a> (Bak, Tefsiri Kasımı, C. 2, 210)<br />
<a href="#_ftnref314" name="_ftn314">[314]</a> .»(Şerhi akâid, 65)<br />
<a href="#_ftnref315" name="_ftn315">[315]</a> Mevâkib tefsîri<br />
<a href="#_ftnref316" name="_ftn316">[316]</a> keza, Meoâmiufhakâik, 211<br />
<a href="#_ftnref317" name="_ftn317">[317]</a> Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/407-412.<br />
<a href="#_ftnref318" name="_ftn318">[318]</a> Hadîsi, Dâre kudnî rivayet etmiştir.<br />
<a href="#_ftnref319" name="_ftn319">[319]</a> Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/412.<br />
<a href="#_ftnref320" name="_ftn320">[320]</a> Hamişi celâleyn, C. 2,125.<br />
<a href="#_ftnref321" name="_ftn321">[321]</a> Hamişi celâleyn, C. 2, 125<br />
<a href="#_ftnref322" name="_ftn322">[322]</a> Nasıh Mensuh, Lişşeyh Hafız mansur, yazma, 3<br />
<a href="#_ftnref323" name="_ftn323">[323]</a> Keza aynı Nâsih ve Mensuh eser, 3.<br />
<a href="#_ftnref324" name="_ftn324">[324]</a> (Nasıh ve Mensuh, yazma, 4)<br />
<a href="#_ftnref325" name="_ftn325">[325]</a> (Mirkatulmefatih, C. 1, 215)<br />
<a href="#_ftnref326" name="_ftn326">[326]</a> (Mirkatulmefatih, C. 1, 215)<br />
<a href="#_ftnref327" name="_ftn327">[327]</a> Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/412-418.<br />
<a href="#_ftnref328" name="_ftn328">[328]</a> (Hadîsi, Dâre kudnî rivayet etmiştir.)<br />
Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/418.<br />
<a href="#_ftnref329" name="_ftn329">[329]</a> (Bak, Bedâyî, C. 1, 61 ve Tahtâvî, 84)<br />
<a href="#_ftnref330" name="_ftn330">[330]</a> Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/418-419.<br />
<a href="#_ftnref331" name="_ftn331">[331]</a> (Yukardaki üç hadîsi, Dâre kudnî rivayet ejmiştir.)<br />
<a href="#_ftnref332" name="_ftn332">[332]</a> Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/419.<br />
<a href="#_ftnref333" name="_ftn333">[333]</a> (Bak. Şerhi vasıyyet, Ij İmamı azam, lilhâdimî, 162)<br />
<a href="#_ftnref334" name="_ftn334">[334]</a> (keza bak, Mirkatül mefâtih, C. 1, 217}<br />
<a href="#_ftnref335" name="_ftn335">[335]</a> Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/420-421.</p>The post <a href="https://ateistlerecevap.org/miskatul-mesabih-cilt-1-bolum-2/" data-wpel-link="internal">Mişkatül Mesabih {Cilt-1 | Bölüm-2}</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ateistlerecevap.org/miskatul-mesabih-cilt-1-bolum-2/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Mişkatül Mesabih {Cilt-1 &#124; Bölüm-1}</title>
		<link>https://ateistlerecevap.org/miskatul-mesabih-cilt-1-bolum-1-2/</link>
					<comments>https://ateistlerecevap.org/miskatul-mesabih-cilt-1-bolum-1-2/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ateistlere Cevaplar]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 14 Sep 2018 19:26:44 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Mişkatül-Mesabih]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.ateistlerecevap.org/?p=2755</guid>

					<description><![CDATA[<p>İZAHLI MİŞKÂTÜL-MESABÎH TERCÜMESİ &#160; Takdim &#160; Sonsuz hamdi; Âlemlerin Rabbi, insanlığın hidâyet ve seâdetlni be­yan etmeleri için Rasullerin göndericisi; âlim ve ariflerin kalblerlni îman nuru ile açıcı, hidâyet ve dalâletin halikı hakikîsi, Hayatin, ölümün ve öl­dükten sonra tekrar dirilmenin yaratıcısı ve bütün varlıkların tek mabudu, ezeli ve ebedi sıfatlarla muttasıf, noksan sıfatlardan münezzeh olan halikı [&#8230;]</p>
The post <a href="https://ateistlerecevap.org/miskatul-mesabih-cilt-1-bolum-1-2/" data-wpel-link="internal">Mişkatül Mesabih {Cilt-1 | Bölüm-1}</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h1><a name="_Toc125720668"></a>İZAHLI MİŞKÂTÜL-MESABÎH TERCÜMESİ</h1>
<p>&nbsp;</p>
<h3><a name="_Toc125720669"></a>Takdim</h3>
<p>&nbsp;<br />
Sonsuz hamdi; Âlemlerin Rabbi, insanlığın hidâyet ve seâdetlni be­yan etmeleri için Rasullerin göndericisi; âlim ve ariflerin kalblerlni îman nuru ile açıcı, hidâyet ve dalâletin halikı hakikîsi, Hayatin, ölümün ve öl­dükten sonra tekrar dirilmenin yaratıcısı ve bütün varlıkların tek mabudu, ezeli ve ebedi sıfatlarla muttasıf, noksan sıfatlardan münezzeh olan halikı zülcelâla olsun. Ona hamd ederiz, ondan yardım dileriz, onun afvı mağfi­retini umarız.<br />
Nefislerimizin şerrinden ve amellerimizin kötülüğünden ona sığınırız. Onun hidâyette kıldığı kimseyi, hiç bir varlık dalâlete çevirib kötü yola sap-tıramaz ve onun dalâlet bataklığına attığı kimseyide, hiç bir varlık hidâyete çeviremez. Herşey o yüce halikın dilemesi ve yaratması iledir. Onun zat ve sıfatında birliğine, şerik ve naziri olmadığına ve Muhammed Aleyhisselâm onun kulu ve râsûlu olduğuna şahadet ederiz.<br />
Salâtü selâm, insanların mürşidi hakîkîsi, nübüvvet nurunun sonuncu­su, âlemin efendisi, islâm nurunun tebliğcisi, din ve îmanın kemâle erip ta­mam olduğunun açıklayıcısı, kıyamette ümmetin büyük günâh sahiplerinin şefaatçisi, iki cihanın tek fazilet timsali olan Peygamber sallallahü aley-hiveselleme ve onun ashabına, tabiin ve tebe-î tabiine ve ûiemâ-i âmilin, sûlâha-i salihine ve bütün müslüman kardeşlerimize olsun. Dua ve hayır temennilerimizi, hassaten rahmeti Nahiyenin tecellisini bütün müslüman kardeşlerimize şumûlunu dileriz.<br />
Edille-i Şeriyenin esas ve anası olan kitap, sünnet olduğu malûmdur. Icma-ı ürhmetle kıyası fukaha, bu ana delilleri açıklayıcı mahiyettedir.<br />
Elimizdeki «mîşkâtü! mesâbih» adlı eser, ohüç (13) sünenden (hadis kitaplarından) toplanmış altı bin yüz yetmişdört (6174) hadisi şerifi ihtiva etmektedir.<br />
Eserin yazarı, 737 târihinde vefat eden Hatibi teprizidir. Eser; 516 târi­hinde vefat eden İmamı Beğavinin «Kitabül mesâbih» adlı eserinden alına­rak bablar ve fasıllar tasnif edilmiştir. Peygamberimizin sünnetlerinin her çeşidini beyan eden veya işlâmın ana hükümlerinden sünnetleri ihtiva eden pek kıymetli bir değer taşımaktadır ve selefin değer verib İtimat ettikleri, nadide eserlerden birisidir.<br />
Böyle kıymeti hâiz olan mübarek bir eseri, tqrcüme ve izah ederek is-lâmın ana kaynağından birisi olan sünneti nebeviyyeye hizmet etmiş ve Müslüman kardeşlerimize dini hükümleri aydınlatmış oluyoruz Bu vesiyle ile cenâbu hakkın rahmetine kavuşup azabından emin olarak cennet ve ni­metine nail olmayı ve sevgili peygamberimizin şefaatim umarız.<br />
İslâm hukukunun ana kaynaklarından olan fıkıh kitabı, «Mültekâ» adlı eserin tercüme ve izahından sonra nuru nübüvveti hamil olan bu eserin tecrüme ve izahını lütfeden yüce mevlâya nâ mütenâhi ham eder, bu eseri, 8-10 cilt halinde çıkarabilmemiz için tefvik ve inayetini temenni ve niyaz ederiz.<br />
Sâyü gayret bizden, tevfik ve inayet yüce Allahdandır. <a href="#_ftn1" name="_ftnref1">[1]</a><br />
&nbsp;</p>
<h3><a name="_Toc125720670"></a>Musannif Ve Eseri</h3>
<p>&nbsp;<br />
Tercümesini yabdığımiz «Mişkât-EI Mesâbîh» adh eserin yazan; Veliy-yüddin, Ebû Abdillâh Muhammed bin Abdilİah El-Hatîbi Tehrizıdir. Hicretin sekizinci asrının ulemâ ve Muhaddisindendir.<br />
Kendisinin ha! tercümesi uzun-uzun beyan edilmediğinden bütün şu rihler bir kaç cümle ile taltif ve takdir etmişler.<br />
Meselâ : Mişkât sarihi allâme Hasan bin Muhammed Ettîbî şöyle taltif-lemistir : «Hatibi tebrizî, evliyanın bakiyesi ve sâlihlerin kutbudur.»<br />
Şârih Aliyyülkâri de. «Mirkâtül Mefâtih» adlı şerhinde şöyle demiştir :<br />
«Hatîb-i tebrizî efendimiz gayet bilgin, âlim, anlayış denizi, hakkikatla-rı izhâr edici ve dakik meseleleri izah edici müttekî ve pâk bir zattır.»<br />
Sarihlerin beyanlarında olduğu gibi, Müellifin te&#8217;lifleri ilminin gayet ge­niş ve büyük fazilet sahibi olduğuna delâlet etmektedir.<br />
Müellif Hatibi tebrizi&#8217;nin vefat târihi kesin olarak bilinmemektedir. Fa­kat «Mişkâtül mesâbîh» adlı bu tercümesini yabdığımız eserini te&#8217;lif ettiği sene olan yedi yüz otuz yedi (737) tarihinde vefat ettiği zikredilmektedir.<br />
Teliflerinden biriside : «El ikmâl Fî Esmâirricâ!» adlı matbu eseridir. Sarihlerin beyanı gibi cümleler, «keşfüzzünûn» adlı eserdede zikredilmiştir.<br />
Tebriz : Iranın âzerbeycan semtinde bir şehirdir.<br />
Mişkat :<br />
Müellif merhumuun eseri, ne şekilde ve hangi gayelerle telif ve tertib ettiğini ilerde kitabının baş tarafında okunacağından burada zikretmeyi zâid buluyoruz.<br />
Müellif merhum, ihtisar edip seçtiği eser olan İmamı Beğâvînin <a href="#_ftn2" name="_ftnref2">[2]</a> «ki-tabül Mesâbih» adlı eserine ilâveten bin beş yüz on bir (1511) hadisi şerif ilâve etmiştir.<br />
Evet tercümesini yabtığımız müellifin bu eseri : Altı bin yüz yetmiş dört (6174) Hadisi şerifi ihtiva etmektedir. Ve her hadisi şerifin sened ve kay­naklan eserde zikredilmiştir. Ayrıca izah bölümünde bir çok âyet&#8217;i kerîme ve hadis&#8217;i şerif meallerini&#8217;de zikrettik.<br />
Eser, arabca tahkıklı metin olarak üç cilttir. Muhtelif Şerhleri vardır. Hâlâda yeni şerhler yazılmaktadır.<br />
Mevcut Şerhlerinden bir kaçı şunlardır :<br />
<strong>1 &#8211;</strong> Elkâşifü an Hakâiki Essünen : Müellifi, Allâme Hasan bin Mu­hammed   Ettîbi, vefatı : 743<br />
<strong>2 &#8211;</strong> Minhâcül Mişkat : Müellifi, Abdulaziz, bin Muhammed bin Abdül-aziz. Vefatı, 895<br />
<strong>3-</strong> Mirkâtül Mefâtih Şerhi Mişkâtül Mesâbih : Müellifi, Molla Aii bin Suttan Muhammed Elkâri (mâruf olan Aliyyülkâri) dir. vefatı, 1014.<br />
Bu şerh, şerhlerin hemen-hemen en büyüğü ve en îzahlısıdır. Büyük-büyük beş cüt halindedir. Ve bu eserin tercüme ve İzahında yegâne istifâ­de ettiğimiz şerhdir.<br />
Mişkâtü! Mesâbih hakkında söylenen sözlerden bâzıları şunlardır : Şârih tîbî diyor ki; «Mişkâtül Mesâbih isminin verilmesi, İsimle mânâ arasında münâsebete riâyet olunmuştur. Zira Mişköt, Ziyanın toplandığı ve konduğu yerdir. Öyle olunca birbirine kuvvtle bağlı ve çerçeveli bir yer olur. Geniş yer elbet buna muhalifdir. Hadisi şeriflerde, ravîlerden gafil olarak rivayet edilirse, bir dayanti ve zincirlemeye çerçeve olmadığından dağılır. Fakat, râvî ile kayıtlanırsa, zabdolunur ve mekanında karar eder.»<br />
Şeyh dehlevîde şöyle demiştir: «Bildİmkİ, elbette mişkat; duvardaki pencereden başka etrafı çevrili ışık toplanan bir deliktir.<br />
İşte o deliğe çırağlar (kandil, lamba ve idareler) konur. İsmin konul­masının ciheti ise, duvardaki deliğe Çırağ (kandil, lamba ve fener) kon­duğu gibi, Mesâbih kitabınada (Mişkata) konulmuştur.»<br />
Ygnj Mişkat, Çırağ ve idarenin konduğu delik ve yer manasınadır. Sanki Mesâbîh hadisi şerifleri, birer Çırağ ve ışıktır, Mişkâtta; delik ve ye­rine konarak aydınlık hâsıl olmuştur.<br />
Mişkâtül mesâbîh kitabı hakkında şöyle denilmiştir : Elbette çıra ve lamba yerine konmuş aydınlatıcı bir ışığı vardır, işte oda mişkat (ışık konan yer} dir ve o yerde ışıklar (efektrikler, kan­diller) vardır.<br />
Ve orada (mişkat da) menfeatı umumî olan nurlar vardır.<br />
<strong>Mesâbih :</strong> Misbah kelimesinin cem&#8217;İdir. Çıralar, lambalar, ışıklar mana­sınadır.<br />
Bu sebebden insanların ve cinnilerin kltablarına tercih yönleri vardır Evet bu mişkat da dînin usûlü, fıkıh ve hidâyet yolu vardır.<br />
Ehli sadık kimselerin muhtaç olduğu yollarda bunda (mişkatda) dır.<br />
Kütübü sittedçn olan Buharı, Müslim, Tirmizi, İbni mâce, Nesa^fve Hâ­kim gibi sünenlerde bâzı hadisi şerifler mükerrer ve hatta hükmü neshoiun-muşlarda zikredilmiştir. Bu sebeble avamdan olan okuyucularda bâzı tered­düt ve yorgunluklar olabilir.<br />
Mişkat da ise, mükerrer -zikredilmediğinden okuyucunun daha fazla ilgisini çekecektir ve yeni yeni rnes&#8217;eleler öğrenme zevkine dalarak okuna­cağı muhakkaktır.<br />
Evet okunduğundada görüleceği üzere bu eserde toplanan hadisi şe­rifler çok manalı ve mühim hükümleri ihtiva etmektedir. Okuyana, dinleye­ne ve hatta evinde bulundurana Nur saçar. Sahih sened ve râvîler tarafın­dan nakledilen, bu hadîsi şerif kitabını okuyan her Mümin, bilhassa açıkla­nan kısımlarımda okudukça tatmin olub manevî zevk ve huzura kavuşacak­tır.<br />
Kitab, 13 Muhaddisin süneninden seçilmiş hadislerden toplanarak teiif edilmiş bir hadisi şerifler, kütübü sitte ve şâir sönenlerin içtimâ ettiği ve böylelikle çırağ ve ışıkların toplandığı bir yer olmuş oluyor.<br />
Hadisi şerifin îzah kısmında rivayet eden sahabe ve tabiînden olanla­rın tercüme-i hallerinden bahsetmekle okuyanın meclisine feyz, bereket ve huzur gelecektir. Zira büyükler şöyle buyurmuşlar :<br />
«Sâlihler, zikredildiğînrie o meclise rahmeti ilâhi iner.»<br />
Böyle kıymete hâiz olan bu eseri, tercüme ve İzah ederken sânına lâ­yık çalışmak emelini taşıdık. 8 veya 10 cildde tamamlanacak olan bu tercü­memizde de her hangi bir hatâ görülürse, Meslekdaş ve okuyucularımız­dan hüsnü te&#8217;vil ve İkazlarını istirham ederiz.<br />
Ve bu «mişkat El mesâbîh» adlı eserin muhteviyatı; îman, ilim ve fazî-ieti, ibâdet, alhâk edeb, muamelât, siyeri nebî ve ashabı kiram hakkında bilinib inanılması gereken îtikâdî ve ve fıkhî hükümleri camidir. En krymetli -senet ve hükümleri ihtiva ederek edille-î şer&#8217;iyyeden sünneti seniyyenin her çeşidi yazılmış ve zikredilmiştir.<br />
Ayrıca hadîsi şeriflerin açıklama ve îzah kısmında naçiz tarafından ya­zılan ilâve hadîsi şerifler ve hadîsi şerifin hükmünün hangi âyeti kerimeler­de mündemiç olduğuda zikredilmiştir.<br />
Evet on üç (13) sünenden (hadis kitaplarından) derlenen bu kıymetli hadis kitabına, daha başka sünenlerdende istifade edilerek manevî nur olan mübarek hadîsi şerifler, «Mişkat el mesâbih &#8211; nur ışıkların toplandığı yer» ismi dahada şumulfandırılmıştır.<br />
Metinde hadîsi şeriflerin bâzılarının sonunda «Müttefekun aleyh» zik­redilir. Bu kelime zikredilen hadîsi şerif hem Buharîde ve hem Müslimde mevcud olduğunu beyan ederek, Buharî ve Müslimin ittifakı vardır, demek­tir. Hadîsi şerifler, numaralıdır. Ayrıca her bab ve fasıllardaki hadislerde, mahallî numara île numaralıdır.<br />
izah bölümünde de, evvela hadîsi şerifi rivayet eden sahabenin kısa hal te/cümesi, sonra lüzumlu îzahat yapılmıştır. Hadisi Şerifin râvisi yukar­da geçmişse işaret edilmiştir, Veya zikri terk edilmiştir.<br />
<strong>Şârih Aliyyülkâri :                                                       </strong><br />
Mişkat Şerhi «Mirkâtül mefâtih» adlı eser, yegâne istifâde kaynak ve dayanağımız olması hasebiyle bu kıymetli büyük beş cilt hâlindeki ese­rin yazan, âlim, kâmil, muddekkik, hafızı kelam ve rriuhaddis olan Aliyyülkâri hakkında bir nebze bahsetmek gerekmektedir..<br />
Asrının müceddidl kabul edien, hanefiyyülmezhep Aliyyibni sultan Mu-hammed elherevî: Hiratda doğuyor, sonra ilim tahsili için Mekke-İ Mükerremeye göç ediyor. Orada üstad Ebilhasanil Bekrî, Ahmed bin Hacer elmekkî, Abdullah sindi ve kudbuddîni Mekkiden iMm tahsil ediyor. Vefatı 1014 hicridedir. Allah ondan razî olsun.<br />
Telifâtı kesîre sahibi olan bu zat, az zamanda nam ve sânı etrafa yayı­lıyor. Eserlerinden bâzıları şunlardır :<br />
<strong>1 &#8211;</strong> 500-560 sahife şeklinde büyük 5 cild hâlinde arabca   ifâdelerle yazılan «Mişkat Şerhi Mirkâtül Mefâtih»,<br />
<strong>2 &#8211;</strong> Bir cild halinde «Şemaili tirmizi Şerhi»,<br />
<strong>3 &#8211;</strong> İki cild hâlinde «Şerhi Şifa-i Şerif»,<br />
<strong>4 &#8211;</strong> Usûlü hadîsden «Şerhin nuhbe»,<br />
<strong>5 &#8211;</strong> İlmi kıraatdan «Şerhi Şâtıbi»,<br />
<strong>6 &#8211;</strong> Yine ilmi kıraatdan, «Şerhi Cezerî»,<br />
<strong>7</strong> &#8211; Mevzu Hadisleri zikreden «Mevzuatı Suğra ve kubrasi»,<br />
<strong>8 &#8211;</strong> Hanefi âlimlerinin tabakalarını beyan eden   «El esmarul ceniyye fitabakatıl Hanefiyye»,<br />
<strong>9 &#8211;</strong> Nüzhetülhatırılfatır fi menakıbışşeyh Abdilkâdir,<br />
<strong>10 &#8211;</strong> Keşfül hader fi emrilhızır,<br />
<strong>11-</strong> Zavul meali fi şerhi Bed&#8217;il Emâlİ,<br />
<strong>12-</strong> Hac mes&#8217;elelerini en geniş şekilde îzah eden «Menasiki hac»,<br />
<strong>13-</strong> İmam Azamın eserine «Şerhi Fıkhulekber» Şerhi,<br />
<strong>14 &#8211;</strong> Fıkıhdan «Nikâye» isimli esere şerh «Fethu Bâbıl inâye fi şerhi ennikâye»,<br />
<strong>15 &#8211;</strong> Ahlakdan iki cild halinde «Şerhi Aynül ilim» eseri.<br />
Bu yazdıklarımızdan başka daha pek çok eseri ve risalesi vardır. <a href="#_ftn3" name="_ftnref3">[3]</a><br />
&nbsp;</p>
<h3><a name="_Toc125720671"></a>Sünnet Ve Hadisle İlgili Mühim Bilgiler</h3>
<p>&nbsp;<br />
Tercümesini yapdığırmz «MİŞKAT EL MESÂBİH» isimli kitab,, hadîsi şerif kitablarından olması hasebiyle hadîsi şerif ve sünnet hakkında kısa ve umumî malumat vermek uygun görülmüştür.<br />
<strong>Sünnet :</strong> yol ye âdet gibi lugât manâlarını ifâde eder ve çeşitli yerler­de çeşitli mânaları muhtevidir.<br />
<strong>Sünnetüllah :</strong> Allanın sünneti, Allâhın yolu, Allâhın âdet ve tabiatı de­mektir.<br />
<strong>Sünnetülevvelîn :</strong> Evvel geçen kimselerin sünneti.<br />
<strong>Sünnetülâhirîn :</strong> Sonra gelenlerin sünnet ve âdeti.<br />
<strong>Sünnetü nebeviyye :</strong> Peygamberin sünneti.<br />
<strong>Sünneti kavfiye :</strong> Peygamberin buyurduğu sünnet. Sünneti fîliye : Peygamberin işlediği sünnet.<br />
<strong>Sünneti takrîriye :</strong> Başkasının işlediği şeyi peygamberin güzel görüp ka­bul ettiği sünnet.<br />
Sünnet hükümlerini beyan eden ilâhî âyet mealleri :<br />
«İşte bundan evvel geçen münafıklar hakkındaki AlEahin (azab ve he­lak) sünneti, böyledir. Allâhın sünnetini (âdet ve kanununu) değiştirmeğe asla imkan bulamazsın.» Ahzab sûresi, 62<br />
«Halbuki, evvelki inkarcılar hakkında Allâhın sünneti geçmiştir.» Hıcr sûresi, 13<br />
Peygamber (S.A.V.) efendimizde bir hadîsi şerifde sünnet kelimesini şu ifâde ile kullanmıştır.<br />
«Bir kimse, ümmetimin fesad olduğu zaman benim sünnetime satılır­sa, işte o kimse için yüz şehit ecri vardır.» Beyhakî<br />
Şer&#8217;î hükümler, dört delile dayanmaktadır. Bu delil de : kitab, sünnet, icmâi ümmet ve kıyası fukahadır.<br />
Şer&#8217;î hükümleri isbat eden delil, hakîkatta kitab ile sünnettir. İcmâi ümmetle kıyâsı fukaha ise, bu iki deiîlin, hükümlerini açıklayıcı delildirler.<br />
&#8216;Sünnet ve hadis de, kur&#8217;anı kerimin hükümlerine dayalı veya kur&#8217;anı kerimin âyetlerini tefsir, îzah ve beyan eden hükümler mâhiyetini taşımak­tadır.<br />
Evet sünnet ve hadis; ya kur&#8217;anı kerîmi tefsir ve beyan eder veya onun üzerine bir hüküm ziyâde eder. Binâen aleyh beyan ve tefsir eaenin mertebesi, beyan olunanın mertebesinden sonradır. Zîra aslî olan nas, esastır. Tefsir ise, onun üzerine kurulmuş bir binadır.<br />
Sünnet ve hadis de olan mânaların hebsi için kur&#8217;anda bir asıl ve hü­küm mevcuttur. Bununla beraber kur&#8217;anın anlaşılmasında hadis ve sünne­te mutlaka bir ihtiyaç vardır. Hadis ve sünnet olmadıkça kur&#8217;an üzerindeki içtihadımız eksiktir ve cok kerre yanlış hükümler çıkarmamı zada sebebtir.<br />
Usulcularm: «Kur&#8217;anın sünnete olan ihtiyacı, sünnetin kur&#8217;ana olan ihtiyacından daha çoktur.» Demeleri bu bakımdandır.<br />
Bundan da anlaşılıyorki, «Sünnet, kitabın (Kur&#8217;anı kerîmin) hükmü hakkında son kararı söyler ve kitabdan maksat ne olduğunu beyan eder.ıt<br />
Şu halde : «İslâmın esâsı yalnız kur&#8217;anjdır. Biz ancak ona bakarız.» gi­bi söz ve iddia da bulunarak Peygamberin hadislerine kıymet vermemek, şayet kötü bir fikre dayanmıyorsa, hadis ve sünneti ve peygamberin vazi­fesinin şümul ve mâhiyetini anlamamaktır. Zîra kur&#8217;anı tebliğ edende, tef­sir ve beyan eden de peygamberin kendisidir.<br />
Bu değer ve vasıfları taşıyan sünnet ve hadîsi şerifin ehemmiyet ve faziletini natık olan bârı ayeti keriyme ve hadîsi şerifleri naklederek bah­simize son verelim. <a href="#_ftn4" name="_ftnref4">[4]</a><br />
&nbsp;</p>
<h3><a name="_Toc125720672"></a>Sünnet Ve Hadîsin Fazileti</h3>
<p>&nbsp;<br />
Sünnet ve hadis hakkında kur&#8217;anı kerimde şöyle buyurulmuştur : «Ey îmân edenler! Allâha itaat edin. Peygambere ve sizden (müslü-man) olan âmirlere itaat edin. Sonra bir şey hakkında münazaa (kavga, gürültü) ettinizmi, hemen onu Aİlâha (Kur&#8217;ana) ve resulüne (sünnetine) arz ediniz, eğer Allâha ve âhiret gününe inanıyorsanız. Bu (kitab ve sün­nete) müracaat, hem hayırlı ve hem de netice bakımından daha güzeldir.» Nisa sûresi, 59<br />
Bu âyeti keriymede beyan edildiği üzere, bir mes&#8217;ele hakkında müşkil-lik ve niza hasıl olduğunda hemen şer&#8217;î delil olan kitab ve sünnete müra­caat ederek halli fasletmek yolunu tutmak ve bu iki delîli bilen ehline mü­racaatla mes&#8217;eleyi en doğru şekilde aydınlatmak her müsiümanın vazifesi­dir.<br />
Sünnete sarılmanın ehemmiyet ve lüzumunu natık diğer âyeti kerîme mealleri.<br />
«Habîbim!) Rabbin hakkı için, o kimseler ki; aralarında cekişdikleri şeyler hakkında seni hakem tâyin edib sonrada verdiğin hükümden nefis­leri hiç bir darlık duymadan tam bir teslimiyette (boyun eğib) teslim ol­madıkça, îman etmiş olmazfar.» Nİsâ sûresi, 65<br />
Diğer bir âyeti kerîme mealinde şöyledir :<br />
«Peygamber size ne verdi (getirdi) ise, onu alın (ona sahib olun). Ve size neyi yasak etti ise onu da afmayın (yapma dediğini de yapmayın).» Haşr sûresi, 7<br />
Tercümesini yabdiğımız «Mişkât el mesâbîh» adlı bu kitabın (kitab ve sünnet bâbı)nda geleceği gibi, sünnet ve hadîse, şer&#8217;î delil olarak sarılma­nın lüzum ve ehemmiyeti beyan edilmiştir. Cümleden bir kaçını naklede­lim.<br />
Câbir (R.A.) den rivayet edilmiştir,<br />
Resûîüllah     (S.A.V.) buyurmuştur ki   :<br />
«Bundan sonra, elbette sözün en hayırlısı kitâbuilah ve hidâyetin en hayırlısı da Muharnmed (A.S.) &#8216;m hidâyetidir. İşlerin en şerlisi yeni çıkan­lardır. Ve her Bid&#8217;at dalâlettir.» <a href="#_ftn5" name="_ftnref5">[5]</a><br />
Abdullah ibni Amr (R.A) dan mervî dir, demiştir. ^Resûîüllah (S.AtV.) şöyle buyurmuştur :<br />
«Sizin biriniz (hakkıyle) îman etmiş olmaz. Takt arzu ve isteği benim getirdiğime (hadis ve sünnete) tabî ola.»<br />
Diğer bir hadîsi şerif de şöyle buyurulmuştur :<a href="#_ftn6" name="_ftnref6">[6]</a><br />
«Bir kimse, ümmetimin fesâd o&#8217;duğu zaman, benim sünnetime sarılır-sa, o kimseye yüz şehid ecri vardır.» <a href="#_ftn7" name="_ftnref7">[7]</a><br />
Bir hadîsi şerifte de şöyle buyurulmştur :<br />
«Size iki şey bıraktım, onlara sımsıkı yapışdıkca katiyyen yolunuzu şaşırmazsınız. : (o iki şeyde) Allanın kitabı (kur&#8217;anı kerim) ve Peygamberin sünnetidir.» <a href="#_ftn8" name="_ftnref8">[8]</a><br />
Yukardaki naklettiğimiz gerçeklerden anlaşılmıştaki, edille-i şeriyye-den kitab ve sünnete sarılmak ve mucibi ile amel etmek; fertlerin, cemiyet ve milletlerin dünya ve âhiretin kurtuluş ve seadet yolunun ta kendisidir. Geçmişteki milletlerin ve müslümanların hayatlarına bakıldığı zaman gö-rülecektirki, İmanlı, hakka bağlı, ihlâs, sadâkat, vefakarlık, hüsnüniyyet, hizmet aşkı, büyüklere saygı, küçüklere sevgi, hulâsa îman ve islam ah­lakının esaslarına bağlı yaşandığı zamanlar birlik, huzur, fetihler, dünya çapında yeni hamle ve çağlar ve hatta düşmanların sevgi ve hayranlığını kazanıb islâm ve müslümanlığa akın akın iltihaklar, hep kitab ve sünnete bağlılığın neticesi, hakkın yardım ve lutfuna mazhar olunduğu târihi bir oerçektir.<br />
Nitekim islâmın geliş ve yayılışı. Bedir, Uhud, Handek, Hayber, Mek-kenin fethi, Kudüsün fethi, İspanyanın fethi, Anadolunun ve İstanbulun ve daha bir çok ülkelerin fethi, milletlerin müslüman oluşu top yekun isiâma bağlılığrn neticesidir.<br />
Hal böyle iken bugün milletlerin kurtuluşu için bu gerçek kaynak ve esasların dışında kurtuluş, huzur ve sükûn arayanlar görülmektedir. -Ha-kîkattan, tarihden ve tecrübeden yoksun kalbleri gözlen ve kulakları bâtıl veya küfürle perdelenenler dâima kurtuluşu bâtıl yollardan aramıştır, hglâ görülenler ve görüleceklerde aynı yolun yolcusudurlar; Helak ve hüsran onlarındır.<br />
Seadet ve kurtuluş ise, hakka inanan ve hakka uyanlarındır. <a href="#_ftn9" name="_ftnref9">[9]</a><br />
&nbsp;<br />
&nbsp;</p>
<h3><a name="_Toc125720673"></a>Hadîsi Şerifin Tarifi</h3>
<p>&nbsp;<br />
<strong>Hadîs :</strong> Peygamber sallallaâhü aleyhi vesellem efendimizin mübarek sözlerine, fiil ve takrirlerine hadis lafzı söylenmiştir. Bunlara, Sünneti filiye, sünneti kavMye ve sünneti takririye de denir.<br />
Hadisi şerifleri nakleden bilginlere göre, «Haber» lafzı, «Hadis» lafzı nın muradifidir. Bir rivayette ise, «Haber» lafzı peygamber (S.A.V.) efendi­mizden başkasından gelen sözlere denilmiştir. Diğer bir rivayette de, «Ha­dis» lafzının kullanması ile «haber» lafzının kullanması arasında umum hu­sus mutlak vardırki şöyledir: Her «hadis» haber olur. Fakat her «Haber» hadîs olmaz.<br />
<strong>Hadîsi Kudsî :</strong> Mânası ilhamla veya uyku hâlinde veya bir melek vâsı­tası ile peygamberimize ilkâ olunup lafzı kendisi tarafından söylenerek Allâ-hü teâlaya nisbet edilen hadisler, hadîsi kudsîdir.<br />
Hadîsi şerifin tarifi ise, yukarda geçtiği gibi, söz, fiil ve takriri rasui ile sabit olan hadis ve sünnetlerdir.<br />
<strong>Kur&#8217;anı Kerim :</strong> Hem lafzı ve hem mânası Allâhü teâlâdan cebrâil aley-hisselam ile inzal olunan kelâmı ilâhîdir.<br />
Kur&#8217;anı kerim, lafzı ve manası ile mütevâtirdir. İnkarı küfürdür.<br />
Hadîsi kudsî ise, mütevâtir değil belki meşhur olanı olabilir. Hadîsi kudsîyi ve Hadîsi Rasûlü inkâr eden kâfir olmaz. Fakat hadîsin hadîsi sa­hih olduğunu bildiği halde tahkir ve tezyif eden kâfir olur.<br />
Sünnet ve hadisleri terk edip amel etmeyen kimseler, şefaati rasulden mahrum olur.<br />
<strong>Eser :</strong> Sahâbe-i kiramdan naklolunan güzel söz ve hallerine «Eser» denilmiştir. îlmi hadis, rivayet ve dirayet namlarıyıe iki kısma ayrılmakta­dır.<br />
<strong>Rivâyetülhadis :</strong> Hadîsi şerif râvîlerinin, zabd, adalet halleriyle hadîsi şeriflerin rasulüllâha ulaşma ve ulaşmadan kesilme keyfiyetleri bahsedilen ilim dalıdır. Bu ilim dalına «İlmi rivayeti Hadîs» denir ve bu ilim «İlmi Usûli Hadîs» nâmiyle anılan ilim dalında beyan edilmiştir.<br />
<strong>Dirâyetülhadîs :</strong> Arabî ve şer&#8217;î kaidelere dayalı ve Rasûlüllah (S.A.V.) efendimizin ahvâli şahsiyetlerine mutabık olduğu halde hadîsi şeriflerden anlaşılan mâna ve mefhumdan bahseden ilim dalına da «İlmi Dirâyetülha­dîs» denilmiştir.<br />
<strong>Mevzuu :</strong> mâna ve mefhumu itibariyle hadîsi şeriflerin lafızlarıdır.<br />
<strong>Gayesi :</strong> Hazreti peygamberin mübarek söz, fiil ve takriri ile sadır olan kıymetli sünnetleriyle hallenerek güze! huylarıyla zîynetfenib. haram ve kö­tü şeylerden temizlenib iki cihanda seâdete erişmektir. <a href="#_ftn10" name="_ftnref10">[10]</a><br />
&nbsp;</p>
<h3><a name="_Toc125720674"></a>Hadîsi Şeriflerin Kısımları</h3>
<p>&nbsp;<br />
<strong>Mürsel Hadis :</strong> Râvînin son râviye isnad etmesi olmadan naklettiği ha­berdir. Yani, Tabiînden olan râvîlerin Rasûlü ekrem (S.A.V.) efendimizden naklettiği hadîsi şerifin Gshabdan olan râvînin ismini zikretmemesi hâlin­deki haberdir.<br />
<strong>Müsned Hadis :</strong> «Hadîsi mürsel» in zıddıdır ki. Resulü ekrem (S.A.V.) efendimize vâsıl oluncaya kadar hadîsi şerifi rivayet eden râvînin, son râ­viye isnet ederek naklettiği hadîsi şerife «Hadîsi Müsned» denir.<br />
<strong>Muttasıl Hcdis :</strong> Rasûlü ekrem (S.A.V.) efendimize yahud ashabı kiram­dan bir zâta isnadı bitişen hadîsi şerifdir.<br />
Mâlikin Nâfî den ve Nâfiin ibni Ömer den ve ibni Ömer-in Rasûlü ek-rem {S.A.V) den rivayet ettiği hadîsi şerife «Hadîsi Muttasıl» denir.<br />
<strong>Münkâtî Hadis :</strong> Sahabeden başka olan bir râvînin sakıt olarak rivâ-ti olan hadîsi şerifdir.<br />
<strong>Mevsul Hadis :</strong> Hadîsi muttasılın aynısıdır.<br />
<strong>Mütevutir Hadis :</strong> Bir biri ardınca gelen üç cemâat topluluğunun nak­lettikleri ve bu cemaatların, Resûlüllah (S.A.V) efendimizden îtibaren nak­lederek tâ nihayete erinceye kadar hiç birinde yaldn üzerine ittifak etme­leri ödeten ve aklen tecviz imkânı tasavvur edilmeyen kimselerin naklettik­leri hadîsi şeriflere «Hadîsi mütevâter» denir.<br />
Bu hadîsi şerifin hükmü, kadiyyet ifâde ettiğinden bilinmesi ve amel edilmesi lazımdır. Hatta böyle mütevâter hadîsi şerifi inkâr eden, tekfir olunmuştur.<br />
<strong>Meşhur Hadis :</strong> Birinci asırda haberi ahad gibi olan hadîsi şeriflerin, ikinci ve üçüncü asırda şöhret bulmasıdır.<br />
Yani bir kimsenin resulü ekrem efendimizden ve o kimsedende bir ce­mâatin ve o cemâattanda diğer bir cemâatin işiterek naklettikleri ve bu şekilde nihayete erinceye kadar ittifak eden cemaatların yalan üzerine it­tifak etmeleri tasavvur edilmeyen râvîlerin naklettikleri hadîsi şerife «ha­dîsi meşhur» denmiştir.<br />
Hadîsi meşhurun hükmüde kesinlik ifâde eder. Bianen aleyh hadîsi meşhuru inkar eden, asah olan kavle göre tekfir olunur.<br />
<strong>Mevkuf Hadis :</strong> Sahabe tarafından rivayet olunup Nebiyyİ muhterem sallaltâhü aleyhi vesellem efendimiz hazretlerine isnâd edilen hadîsi şerif­dir.<br />
<strong>Sahih Hadis :</strong> Şaz ve muallel olmadığı halde, isnadı Resulü ekrem sal-lellâhü aleyhi vesellem efendimize muttasıl olarak ashabı adi ve zabd ta­rafından en son rivayet eden râviye varıncaya kadar adalet ve zabd sahib-lerinin naklettikleri hadîsi şerifdir.<br />
<strong>Haberi âhad :</strong> Bir kimsenin Resulü ekrem sallellâhü aleyhi vesellem-den işittiği ve o tek kişiden de diğer bir kimsenin, ondarda başka bir kim­senin işittiği ve nihayete varıncaya kadar bütün râvîterin tek kişilerden işit­tikleri ve bu şekilde naklettikleri hadîsi şerifdir.<br />
Haberi âhadı inkar eden ittifakla kâfir olmaz. Haberi ânüd ile amel edilir. İtikad edilmesi farz değildir. Şu kadar varki, haberi âhadt inkâr eden tazlil olunur ve haberi âhadı inkâr eden, ehli Bid&#8217;attan sayılmıştır. Zira ha­bere tecâvüz edilmese dahi, haber veren âlimlere hata nisbet edilmiş o!ur.<br />
<strong>Muallak Hadis :</strong> Hadîsi şerifi Resûlüllâha isnad etmenin başlangıcında râvînin birisi veya ekserisi hazf olunan hadîsi şeriftir.<br />
<strong>Hadîsi Kudsî :</strong> Manası A!lah-ü zülcelal tarafından lafzı da Resûlüliah sallallâhü aleyhi vesellem efendimiz tarafından beyân edilen hadîsi şerif­tir.<br />
Bu hadîsi Kudsîyi Cenâbu Hak Resulü ekrem efendimize ilham veya uyku hâlinde iken haber vermiş ve Resulü ekrem hazretlerinin de bu mâ­nadan kendi sözü i!e haber vermiştir<br />
Kur&#8217;anı kerim, hadîsi kudsîden efdaldır. Zîra kur&#8217;anı azîmüşşanın mu-bârek lafzı ve mânası Cenâbu hak tarafından inzal buyurulmuştur.<br />
<strong>Kavî Hadîs :</strong> Resulü ekrem sallellâhü aleyhi vesellem efendimizin mu-bârek dili ile buyurmuş olduğu hadîsi şerifi söyledikten sonra Kur&#8217;anı ke­rimden bir âyeti kerimeyi ukumuş olduğu hadîsi şeriftir.<br />
<strong>Mâsih Hadis :</strong> Resulü ekrem sallellâhü aieyhi vesellem efendimizin ömrünün son zamanlarında veya önce söylediğini sonra söylediği ile hük­münü değiştiren hadîsi şeriflere «nâsıh had&gt;e» denir.<br />
<strong>Mensuh Hadis :</strong> Resulü ekrem efendimizin cmr&#8221;:.Jn p^&#8217;jnda veya ev­velce söylediği hadisi şerifdirki, sonra söyledikleri üe neshedilmiştir.<br />
Kabir ziyaretini evvelce yasaklamıştı. Sonrada kabir zıyaıoti yapılma­sını tavsiye buyurarak ilk hükmü neshetmişti. Evvelki sözüne «mensuh ha­dis», ikinci sözüne de «nâsıh hadis» denilmiştir.<br />
<strong>Umum Hadis :</strong> Bütün insanlar kasd olunan hadîsi şeriftir.<br />
<strong>Husus hadis :</strong> İnsanlardan bir kimseye (mesela, sahabeden bir zata} hüküm ve karar verilen hadîsi şeriftir.&#8217;<br />
<strong>Hasan Hadis :</strong> Râvîsi doğruluk ve emânet ehli olmakla meşhur olan hadîsi şeriftir.<br />
<strong>Maktu Hadis :</strong> Tabiîni kirama bağlı olarak ve tabiin tarafından söylenen söz ve fiillerini beyân eden hadîsi şeriftir.<br />
<strong>Şaz Hadis :</strong> Bir tek kişinin isnadı ile beyan edilen hadîsi şeriftir ki, o hadîsi şerif hakkında bir hadis şeyhi şehâdet eder.<br />
Eğer o şeyh, îtimâda layık kişi ise, durulur ve onunla hüccet yapılmaz. Şayet o şeyh itimada layık bir kişi değilse, o hadisi şerif terk edilir.<br />
<strong>Ğarib Hadis :</strong> Bâzan râvînin rivayeti, Tek başına bir şahîs halinde olan hadîsi şeriftir.<br />
Bâzanda râviye hadis ashabından îtimad edilen bir zâtın muhalefeti ile rivayet edilen hadisi şeriftir.<br />
<strong>laif hadis :</strong> Hasen hadisden : Hadîsi hasenden, mertebe bakımından aşağıdır. Zaif hadis. Sahih hadisle Hasen hadis sıfatlarını câmî olmayan hadîsi şeriftir.<br />
Zaif hadîsin zafiyeti, Bâzan râvinin adaletli olmayışı veya iyi ezberle-meyişi veya îtikad bakımından râvî töhmet edilen kimseden olması gibi sebeblerdir.<br />
Fezâili amal ve menkıbeler mevzuunda zaif hadisle ame! etmek caizdir.<br />
Fakat ulemâi kiram efendilerimiz, «Zaif hadis ile ahkam isbat edilmez. Zira rstihhad hükümlerinin isbâtında müctehid oian zatı muhterem, zaif ha­dîse sarılması ve müctehid oian zatın zaif hadîsi, mezhebine uygun bir de­lil ve bir mes&#8217;elede içtihadına delil etmesi caiz değildir.» demişlerdir.<br />
<strong>Muhkem Hadis :</strong> Tevile muhtaç olmayan hadîsi şeriftir.<br />
<strong>Müteşâbih Hadis :</strong> Tevile muhtaç&#8217;olan hadîsi şeriftir. .<br />
<strong>Munfasıl Hadis :</strong> Tabiin hazretlerine vasıl olmazdan evvel râvilerin bir­den fazla sakıt olan hadîsi şeriftir.<br />
<strong>Müsiefiz Hadis :</strong> Nakleden râvileri, üçden ziyâde, olan hadîsi şeriftir.<br />
<strong>Muzdarib Hadis :</strong> Râvînin rivayetinde ihtilaf ve izdırab olub bir defa bir surette diğer bir defasında da başka bir surette rivayet ettiği ve her iki rivayeti de bir birine zıt ve muhalif olan hadîsi şeriftir.<br />
<strong>Merdut Hadis :</strong> Zahiren bir söz olub fakat bir mânası olmadığı gibi ri-vâyet şekli de kâfi oimayan hadîsi şeriftir.<br />
<strong>Mevzu Hadis :</strong> Resulü ekrem saliellâhü aieyhi vesellem efendimize ya­lancıların iftira edib uydurdukları haberdir.<br />
Böyle uydurma hadisler, batıl hükümleri vehmettiren veya akle ve nak­le muhalif olub tevil ve îzah yönleri olmayan, Cümle ve gramer hatası ile mana bozukluğu bulunan, basit bir iş veya hata yüzünden şiddetli cezalar veya basit bir amel için büyük mükâfatlar görüleceğini ifâde eden ve ha­dis rivayet eden kimse yalancılıkla meşhur olan dindar olmayıb cahil olan ve nefsâni arzulara göre senetler ve hükümler uydurmakla bilinen kimseler tarafından uydurulur.<br />
Hadis uydurma hareketi, Hicretin 41. senesi dördüncü halîfe Hz. Ali radiyallâhü anhm hilâfeti zamanında başlamıştır.<br />
<strong>Mevzu Hadisi uydurma sebebleri :</strong> Hadis uydurmak için pek çok fasit sebebler ve gayelerle ortaya çıkılmış ve birinci asırdan beri devam ede gel­miştir. Sebeblerden bâzılarını sıralayalım :</p>
<ol>
<li><strong>a)</strong> İlk zamanlarda Hadis uyduranlar, ekseriya mensub oldukları tnezheb ve meşreblerini gölib getirmek çabaları ile hadis uydurmuşlardır. O zamanlar, müsiümanlar arasında çeşitli kurub ve partiler münâkaşaya tutuşmuşlar ve siyâsi gayelerle cumhur, haricîler, ve şîa kısımlarına ayrıl­mışlardır.</li>
<li><strong>b)</strong> Bid&#8217;atcılar da, Resûlüllâha (S.A.V.) iftira etmek için hadis uydur­ma yollarını savunub hadis uydurmuşlardır.</li>
</ol>
<p>Hammad bin seleme isimli bir Bid&#8217;at sahibi Râfizi şöyle demiştir: «Râ-fizîlera&#8217;en yaş!; bir adam, hadis uydurmak mevzuunda Râfizîlerin ittifak hâ-linde&#8217;olduklarını bana söyledi.s&gt;<br />
Bid&#8217;atcılardan biri de, mezheblerini İftira ve tezvir yoluyla müdâfaaya çalışan ve kitablarım mevzu hadislerle dolduran bir takım fakihlerdir. Hadis ilimleri, 313}</p>
<ol>
<li><strong>c)</strong> Hadis uyduranların en fecîsi ve en adîsi, her asırda görülen ba­zı âlim tasfakEaırmn, hükümet adamlarına vaklaşmck ve onlardan dünyalık koparmak maksadiyfe hadis uydurmalarıdır.</li>
</ol>
<p>Bu mevzuda da geçmişte olduğu gibi, günümüzde de bir takım âlim taslakları câhil kişilerin devlet adamlarının yanında imtiyazlı olmak ve bir dünyalığa kavuşmak emeliyle hakîkati söylemeyib gizleyen, veya tahrif ederek konuşan veya düpedüz uydurma ve indî sözler sarfedenleri görmek fe ve işitmekteyiz.</p>
<ol>
<li><strong>d)</strong> Uydurma Hadiscilerden bir kısmı da, Halk arasında bilgiç geçi­nen bâzı kişiler, halka âlîm görünmek için hadis uydurmuşlar ve peygam­ber efendimize iftira etmişlerdir.</li>
</ol>
<p>Bu hususta da sayılmayacak kadar misal vardır. En bârız örnekleri bu­gün halk arasında imtiyaz ve şöhret almış bir takım âlim taslaklarıdırlar Usûlü hadis, ilmi hadis, fıkıh, tefsir ve hatta arabca gremer ilimleri olan sarf, nahiv, mantık, meânî, beyan, bedî ile ilmi kelâm bilgilerini beyan eden eserlerden birer tanesini olsun bir üstaddan okumamış, adını dahî duy­madığı ilim dallarından bahsetmeğe kudreti olmayan bir takım şöhret ve menfeat bezirganları görülmektedir.</p>
<ol>
<li><strong>e)</strong> Uydurma hadisciler, halkı yalan ve uydurma kıssalarla en yüz-yüz ve hayasız şekilde avıtırlar ve böylelikle kendilerini halk nazarında âlim göstermeğe çalışırlar. Hulâsa, uydurma sebeblerinden biriside, kıs-sacılardır. Ancak Kur&#8217;an kıssalarını okumak ve hadîsi şerif kıssalariyle meş­gul olmak en salim yoldur.</li>
<li><strong>f)</strong> Bâzı Zâhld ve mutasavvif geçinen kimselerin,     insanları sâlih amellere teşvik etmek için Resulü ekrem (S.A.V.) efendimizin söylemedi­ği bir sözü hadis diye uydurmakta bir beis görmemeleri de en şenî hadîs uydurma sebeb.&#8217;erindendir.</li>
</ol>
<p>Resulü ekrem efendimizin açık, seçik ve her hakîkatı olduğu gibi özlü bir şekilde beyan buyurması kâfi değiimiş ve Resûlüllah salleilâhü aleyhi vesellem efendimiz anlayıb bilememiş gibi, bir mâhiyet göstererek ibâdet ve itâata terğib ve günahlardan korkutmak için bir takım haberler uydur-, mak elbette gayet çirkin ve en şenî iftiralardandır.<br />
Mübarek gecelerle ilgili çeşitli namaz tarif edenler, kur&#8217;an kerîmin okunmasını bıraktırıb kendilerine has evrâdlan okutmaya çalışanlar ve daha birçok fazilet diye âyet ve hadis de beyan edilmeyen uydurma faziletlerden bahsedenler olmuşlar. Bugünde aynı yolun sâlikleri imtiyazlı olarak bu amelleri işlemekten geri kalmamaktadırlar.<br />
Halbuki peygamber sallelâhü aleyhi vesellem efendimiz mübarek sö­zünde şöyle buyurmuşlardır :<br />
«Benim ve hulefâ-i râşîdinin (dört halîfenin) sünnetine sımsıkı sanlın. Yeni çıkan (ve ibâdete sokulan) işlerden (uydurmalardan) kaçının. Zira her yeni çıkan Bid&#8217;attır ve her Bidat dalâlettir.»</p>
<ol>
<li><strong>g)</strong> Hadis uyduranların en şenî ve kötüsünden biriside, yahûdî ve hırıstiyan âlimlerinin uydurarak ortaya attıkları ve kitablara yazarak piyâse-ye sürdükleri sözlerdir.</li>
</ol>
<p>Bu hususda da pek çok örnekler vardır. Bir tanesi şöyledir :<br />
«İbni Asâkîr tahric ediyor ve diyor ki,&#8217;<br />
«Hârûnu Reşide bir zındık getirildi. Bu zındığın hâlini görüb bilen ha­lîfe öldürülmesini emir buyurdu.<br />
«Bunun üzerine o zındık dedi ki :<br />
«Yâ emirel müminin! Ben, siz müslümanları doğru yoldan çıkarmak için, haramı helâl ve helâhda haram kılar dört bin hadis uydurdum. Ve bu uydurduğum hadislerin bir harfinî dahî peygamber söylememiştir. Sen bu­nu ne yapacaksın?<br />
«Bunun üzerine Hârûnu Reşid dedi ki :<br />
«Ey zındık! Abdullah İbni mübarek ve Ebu İshak gibi âlimler onu ayırt ederler ve harf harf çıkarırlar.» <a href="#_ftn11" name="_ftnref11">[11]</a><br />
Buna benzer yahûdî dönmelerinin veya yahûdîlerin, Hıristiyanların ve zındıkların hakîkatı tahrif etmek emeliyle uydurdukları hadis pek çoktur.<br />
İbni cevzi, imamı suyûtî ve Aliyyülkârî gibi, büyük islâm âlimleri böy­le uydurma hadisleri bir bir ortaya koyan senetleri ve hükümleri yazmışlar ve sünnetle hadîsi böyle uydurma sözlerden temizlemeğe çalışmışlardır.<br />
Maalesef yine de pek çok uydurma sözler, hadis diye kitablara yazıl­mış, bu yüzden bir çok kitablar uydurma hadislerle dolmuştur.<br />
Uydurma hadîsler dün, revaç bulduğu gibi, bugünde ayeti, hadîsi şerifi, ve edille-i şer&#8217;iyyeden hiç bir bilgisi olmayan pek çok câhil ve yetgisiz kim­seler âyeti hadis ve hadisi âyet ve hatta büyüklerin sözlerinden bir sözü âyet<br />
veya hadîs meali diye söyleyenler görülmektedir. Ve böyle ehliyetsiz kim­seler kendilerine bilgin süsü vermektedirler.<br />
<strong>En ünlü mevzuat kitabları</strong><br />
<strong>1-</strong> Kitabul mevzuat, kitabul ebatıl, Hüseyin bin İbrahim Elcezekânî 543<br />
<strong>2 &#8211;</strong> Kitabul mvzûat, Allâme ibni Cevzî, 597<br />
<strong>3-</strong> Kitabul mevzuat, Musannifi, Aliyyülkârî &#8211; 1014<br />
<strong>4 &#8211;</strong> .Elfevâıdülmecmûa fılhadîsilmevzûa, Şevkânî &#8211; 1250<br />
<strong>5 &#8211;</strong> Elleâlîf Mesnûa filehâdisilmevzua, Celâleddin Suyûtî &#8211; 911<br />
<strong>6 &#8211;</strong> Tenzîhüşerrîatül mevzua, Alîyyibni Muhammed bin El Irak<br />
<strong>Bir hadîsin uydurma olduğnu bildiren ana esaslar .</strong></p>
<ol>
<li><strong>a)</strong> Nakledilen hadîsin Kur&#8217;anı kerime ve Hz. Peygamberin   sünnetine muhalif olması,</li>
<li><strong>b)</strong> İslam ahlakının kurallarına aykırı olması,</li>
<li><strong>c)</strong> Aklı selimden, Allanın ödet ve sünneti olan kanunlardan ve realite­den uzaklığı,</li>
<li><strong>d)</strong> Hadisin ihtiva ettiği lafız ve manasında gülünç ve maskaralığı icab ettiren sözlerin bulunması,</li>
<li><strong>e)</strong> Hadisin, lafzında veya mânasında rekaketlik (uygunsuzluk ve dil dolaşıklığı) bulunması hâli,</li>
<li><strong>f)</strong> Hadisin söylenişindekj ölçüsüzlüğün bulunması,</li>
<li><strong>g)</strong> Yalan hadisleri ortaya koyanlardan bazıları istedikleri suçları açıkça İtiraf ve ikrar etmiş olmaları,</li>
</ol>
<p>Buna misal olarak Amr ibni sâbihîn hazreti peygambere nisbelle bir hutbe uydurduğunu söyleyebiliriz.</p>
<ol>
<li><strong>h)</strong> Bir hadisin uydurma olduğu îtiraf edilmez isede, bunu ortaya koya­nın hâlinden bilinebilir.</li>
<li><strong>i)</strong> Yalan bir hadisin metni ya uydurucunun kendi ifadeleridir, yahutda başkasının sözlerinden ibarettir, Uydurma metinler ve eski filozofların veya diğer büyük adamların câzib ve özlü sözleridir.</li>
</ol>
<p>Meselâ : Eski Müşrik hâkimlerinden Haris bin kelûde ile Hz. Ali ve mâ­lik bin dînar gibi zevatın bâzı sözleri Hz. Peygambere nisbet edilerek Hadis diye rivayet edilmiştir. Eski yunan feylazoflanndan Eflâton ve Hipokretes&#8217;in bazı tıbbî sözleride Hadis olarak gösterilmiştir.<br />
İşte yukardaki haller gibi, uydurma ve yalan olan hadisleri bildiren pek çok haslet ve esaslar vardır. Bu haller bulunan her hadis, uydurma ve yalan hadisdir.<br />
<strong>Hadis ilmine âit mühim kaideler.</strong><br />
Hadis ehlinin nazarında söylenen ve kullanılan bâzı kelime ve terimler vardır. O terimlerin ifâde ettikleri mâna ve maksatları sıralayalım.<br />
<strong>Sahih, lafzı :</strong> hadis ehlinin ıstılahında zikrolunursa, ondan maksad «Cami-! sahîhi buhâri» dir.<br />
<strong>Sahîhayn,</strong> lafzı zikrolunursa, ondan murad «sahîhi Buharı» ve «Sahîhi. Müslim» dir.<br />
<strong>Sıhah;</strong> lafzı zikrolunursa, ondan murad «sıhahısitte-altı sahih kitab -kütübü sitte» dir.<br />
Meşhur olan bu altı hadis kitablarından başkaları, kayıtlı olarak zikro-iunub, mutlak zikrolunmaz. «Sahîhi İbni huzeyme», «Sahîhi ibni Hıbban» Ve «Sahîhi müstedreki hâkim» gibi kayıtlı olur.<br />
<strong>Kütübü Sitte-î Meşhure = Meşhur altı kitab</strong><br />
Hadisi şerif kitabları arasında sahih ve sağlam kaynak ve ilk tasnif edilen altı adet hadîsi şerif kitablarına «Kütübü sitte» denilmiştir ve şun­lardır :<br />
<strong>1 &#8211;</strong> Buharînin «El Câmiussahihi», Müellifi; Ebu Abdillah Muhammed bin İsmail El Buharîdir. Vefatı, 256<br />
<strong>2 &#8211;</strong> Müslim-ıin «Elcâmiussâhîhi» Müellifi, Ebil Hüseyn Müslim bin El haccac Elkuşeyrîdir. Vefatı, 261<br />
<strong>3 &#8211;</strong> Ebu Dâvudun «Essünen-i» dir. Vefatı, 275<br />
<strong>4 &#8211;</strong> Ebu Tsa Ettirmizînin «Elcâmi ussünen-i» dir. Vefatı, 279<br />
<strong>5 &#8211;</strong> Ennesa-înin   «Essünen»   diğer bir ismi «Eİmüctebâ veya Essü nenü essuğra» sidir. Vefatı, 303<br />
<strong>6 &#8211;</strong> İbni Mâcenin «Essünenü» isimli eseridir. Vefatı, 275 Essünen lafzı, mutlak zikrolunursa, ondan murad; «Süneni Ebu Dâvud»,<br />
«Süneni Tirmizi», «Süneni Nesa-i» ve «Sünenü İbni Mâce El- kazvînî» dir. Bunlardan başka sünenler, kayıtlı olarak zikrolunur.   «Süner^ü iDâre kutnî» ve «Sünenü kebîri Beyhakî» gibi.<br />
<strong>MÜSNEDLER</strong><br />
Mesânîd = Müsnedler lafzı. Mutlak zikrolunursa, ondan murad; «Müs-nedi Ahmed bin Hanbel», «Müsnedi Ebî yâlâ el Mûsilî», «Müsnedü Eddâri-mî» ve «Müsnedil Bezzâr» dır.<br />
Kütübü sitte Musannıflan için remz olunan harfler Kur&#8217;anı kerimden sonra hadisi şerif kitablarından altı kitabın Müellifle­rinin her biri için ayrı ayrı harflerle birer remz konmuştur ve şöyledir :<br />
<strong>1 &#8211;</strong> Noktalı «Ha» harfi-lmamı Buharîye mahsustur.<br />
<strong>2 &#8211;</strong> «Mim» Harfi, İmamı Müslime mahsustur.&#8217;<br />
<strong>3 &#8211;</strong> «Te» Harfi, İmamı Tirmiziye mahsustur.<br />
<strong>4 &#8211;</strong> Dâl «Harfi, Ebu Dâvuda mahsustur.<br />
<strong>5 &#8211;</strong> «Sin» Harfi, İmamı Nesaiye mahsustur.<br />
<strong>6 &#8211;</strong> «He» Harfi, İmamı ibni Mâceye mahsustur.   .<br />
Diğer muhaddislere âit başka rumuzlarda vardır.<br />
Sünnet, Hadis ve muhaddisler hakkında kısa malumat zikrettikden sonra esas eserin mukaddimesine ve kitabın usul ve üslubuna âit ifâde­lerini tercüme ve îzah etmeğe başlamş oluyoruz. Dikkatle okuyup bir yan­lış anlayışa ve hükme varmamak en seâlim yoldur. Kalem, ifâde ve matbaa hatası görülürse düzeltmek veya ikazda bulunmak ise, yolların en doğru­larından birisidir. Cenabı hak bütün mümin kardeşlerimizle bizlere tevfik ve ıınâyetini ihsan buyursun. Amin 20 &#8211; Muharrem &#8211; 139710 &#8211; Ocak &#8211; 1977<a href="#_ftn12" name="_ftnref12">[12]</a><br />
&nbsp;</p>
<h3><a name="_Toc125720675"></a>Mukaddime</h3>
<p>&nbsp;<br />
Rahman ve rahim olan Allâhın adı ile başlarım.<br />
Hamd, Allâha mahsustur, ona hamd eder, ondan yardım diler ve ona (günahlarımızın afvi için) istiğfar ederiz. Amellerimizin kötülerinden ve ne­fislerimizin şerlerinden Allaha sığınırız. Bir kimseyi Aüahüteâîâ hidâyette kılarsa, onu hiç bir kimse dalâlete saptıramaz ve bir kimseyide cenabı hak dalâlette bırakırsa, hiç bir ferd onu hidâyete eriştiremez.<br />
Allâhdan başka ilâh olmadığına şahadet ederimki, o şahadet kurtulu­şa vesiyle ve derecelerin yükselmesine kefil olur.<br />
Muhammed (S.A.V.) Allanın kulu ve Rasûiü olduğuna şahadet ederim. Uman yollarının eserleri yıkılmış olduğu, îman nurlarının meşâlesioin giz­lendiği, tevhid ve iman yollarının esaslarının zaiflediği ve cehil ve zulmün çoğalması ile iman yollarının mekan ve mercîi bilinmediği bir zamanda Allahüteâla onu (Muhammed Aleyhisselâmı) göndermiştir.<br />
İşte böyle bir zamanda salâtü selâm onun üzerine olsun, onu gizli ve yıkılmış olanı yükseltmiş ve kuvvetlendirmiştir ve ateşin kenarında olan kimseleri kelime&#8217;i tevhidin teyic* ile manevi hastalıktan   şifalandırmıştır,<br />
doğru yola gitmek isteyenlere hidâyet yolunu açıklamıştır. Saadet hazine­lerine malik olmayı arzu edenlere saadet hazinelerini izhar etmiştir.<br />
Artık bundan sonra; Onun (Rasulullahın) hidâyetine sarılmak ancak onun kalbinden, göksünden ve ağzından zuhur eden şeylere ittîba etmekle olur. Ve Allahın (kopmaz) ipine (Kur&#8217;ana) sarılmakda ancak onun (Rasu­lullahın) sünnetini beyan etmekle tamam olur.<br />
Sünneti ihya edici, Bidâdı yıkıcı Ebû Muhammed Bin Mesûd elferrâ elbeğâvî <a href="#_ftn13" name="_ftnref13">[13]</a> Allâhüteâla onun derecesini yükseltsin, İmamı beğcivi Hz. le-rinin tasnif etmiş olduğu (Kitabül mesabih-in) babını tasnif ederek kitap halinde cem etmişti. Anlaşılması ve zabtı güc olan hadisi şerifleri zaptet-m iştir.<br />
imamı beğâvi Hz. (Allah &#8220;ondan razi olsun), kitabül mesabihde kısalt­ma ve senetleri hazfetme yoluna gidince, her ne kadar imamı fceğâvinin nakli olsa ve kendisi isnad ehli gibi itimad edilen âlimlerden isede bazı tahkikcı ve tetkikci alimler, hakkında söz ettiler. Aynı zamanda imamı be-ğövinin senedsiz olarak zikrettiği hadisler, kimin ve nereye aid olduğu bi­linmeyen bir arazi gibi delalet eden bir aiâmetde yoktu.<br />
Bunun üzerine Allahüteâlanın hayırlı kılmasını taleb ederek ondan yardım diledim. Hemen belli ve isnadlı olmayanları belirtip isnadlarını bil­dirdim ve hadis hafızlarının zaptedenlerini, itimad sahipleri ve ilimde sebad ve karara varmış âlimleri, hadis imamlarının rivayetleri gibi şekilleri mesa-bih kitabının her hadisinin mehallinde senetlerini koyup yerleştirdim (Hati­bi teprizinin ifadesidir).<br />
Meselâ (senetleri yerleştirilen) : Ebî Apdillâh Muhammed Bin İsmail El buharı <a href="#_ftn14" name="_ftnref14">[14]</a> ve Ebil Hüseyin müslim Bin El haccac El kuşeyrî <a href="#_ftn15" name="_ftnref15">[15]</a> ve Ebi Apdiilâh Malik Bin Ei&#8217;es behî <a href="#_ftn16" name="_ftnref16">[16]</a> ve Ebi Apdiliah Muhammed Bin El İdris Şâfi-Î <a href="#_ftn17" name="_ftnref17">[17]</a> ve Ebi Apdillah Ahmet bin Muhammed bin hanbelişşeybânî <a href="#_ftn18" name="_ftnref18">[18]</a> ve Ebî İsâ Muhammed Bin İsâ ettirmizî <a href="#_ftn19" name="_ftnref19">[19]</a> ve EbîDavud Süleyman Bin E! eşâ-sissicistanî <a href="#_ftn20" name="_ftnref20">[20]</a> ve Ebi Apdirrahman Ahmet Bin Şuaybin nesâî <a href="#_ftn21" name="_ftnref21">[21]</a> ve Ebi Apdillah Muhammed bin yezid Bin mâce El kazvînî <a href="#_ftn22" name="_ftnref22">[22]</a> ve Ebi Muhammed Apdillah bin Apdirrahman eddarimî <a href="#_ftn23" name="_ftnref23">[23]</a> ve Ebil hasen Aliyyi Ibni Ömer Eddâre hudnî <a href="#_ftn24" name="_ftnref24">[24]</a> ve Ebi Bekir Ahmed bin El Huseyn El beyhakî <a href="#_ftn25" name="_ftnref25">[25]</a> ve Ebil Hâseni rezin Bin Muâviye Elâbderiyyî <a href="#_ftn26" name="_ftnref26">[26]</a> ve bunlardan başkaları gibi-,   (erdir. Bunlardan başkalarıda azdır.<br />
Ve ben bu kimselere (yukardaki muhaddisiere} hadisi şerifi nisbet et­tiğimde, sanki Peygamber sallaliahü aleyhi veselleme isnad etmiş gibi olu­yorum. Zira onlara İsnad edilince hadisi şerif hakkında isnad mevzuu bitmiş oluyor ve isnad edilen hadisin tahkikatından kendimizi müsteğni kılıyoruz. Ve yine İmamı Beğâvinin serdedip koyduğu üslup gibi bablan ve kitapları (ba­hisleri) tertibleyip yazdım ve onun bahis ve bablarının yoluna tabi oldum.<br />
Ve her babı çok zaman üç fasıl üzere taksim ettim; .<br />
<strong>Birinci bab :</strong> Buhari ve müslimin veya tek başına   bunlardan birinin tahric ettiği hadisi şeriflerdir. Ve rivayette dereceleri yüksek olduğu için her nekadar başkası o hadisi şerife rivayette iştirak etmişsede ben sâde bu ikisinin   (Buhari ve müslimin) Rivayetleri ile İktifa ettim.<br />
<strong>İkıinci bab :</strong> Buhari ve müslimden başka diğer zikredilen hadis imam­larının rivayetlerini yazdım.<br />
<strong>Üçüncü bab :</strong> Hadisi şeriflerdeki rivayet nisbeti şartlarını muhafaza ederek bablara münasib ve muvafık olan manalar üzerine şamil olanları irad ettim, velevki bu irad edilip yazılanlar selef (sahabe &#8211; tâbi&#8217;in) ve halef (daha sonraki alimler) den mesur olsun.<br />
Bundan sonra (ey okuyucu), eğer bir babda hadisi bulamazsan : işte onu tekrar olduğundan iskat ettim. Eğer diğer bazı hadisi şerifi ihtisar&#8217; üzere terk olunmuş veya hadisi şerifi tamamlamak üzere zammedilmiş bulursan, İşte buda kısalttığım ve tamamlamak üzere ilhak ettiğime ihti­mamından   dolayıdır.<br />
Eğer İki fasılda ihtilafa düşersen, muttali olup birinci fasılda şeyhayn (Buhari, müslimin) zikrini (halbuki birinci fasılda bunların zikri gerekirken) bulursan, bilmelisinki ben Humeydînin «El cem&#8217;u beyne sahihayn-ı» ile (İb-nül esirin) «Camiul usul» adlı iki kitabı tetkik ve tetebbu etmemden sonra niha-i hüküm de şeyhaynin sahihlerine itimad ettim.<br />
Şayet hadisin nefsinde (Metninde) ihtilaf görürsen, işte buda hadis­lerin yollarının (senetlerinin) muhtelif olmasındandır. Belkide ben şeyh (İmamı beğavî) Radiyallahü anhin takip ettiği rivayet yoluna muttali olma­ya bilirim. Benim kendimin sözü olan «Ekûlu — benderim» Kelimesini ise, asıl kitaplarda rivayetleri bulamadığım veya asıl kitaplarda hilafını buldu­ğum zaman çok az rastlarsın. Binaenaleyh şayet «ben derim» ifadesine va­kıf olur isen, kusuru benim rivayetimin azlığına nisbet etmelisin.<br />
Cenabu Allah (c.c.) iki cihanda kadrini yükseltsin kusuru şeyh (İmamı beğavi) tarafına nisbet etme. Şeyh (İmamı beğâvi) Hz. ne kusur nisbet et­mekten uzak ol.<br />
Bir kimse, eserde bir kusura muttali olurda bizi ikaz eder ve bizi doğ­ru yola sevk ederse, Allahüteâla onlara rahmetini ihsan etsin.<br />
Takat ve kudretim nisbe-tinde tenfir ve teftiş hususunda son gayretim: gösterdim, görüb bulduğum gibi o ihtilafı naklettim.<br />
Şeyh (İmamı beğavi) Radiyallahü anhin bir hadisi şerife, garib veya zaif veya bunlardan başka işaretinide çok zaman olduğu gibi beyan ettim. Şeyh merhumun hadis usûlunda (munkatı, mevkuf ve mürsel gibi) zikredi­lenlere işaret etmediğinde, bende terk etmekde ona olduğu gibi tabî ol­dum. Ancak az yerlerde bir garaza binaen zikrettim. Qok zaman hadisin mahrecini boş ve isnadsız bulursun. Bu çok zaman boş bırakmanın se-bebide, ravisinin tahric yoluna muttalî olmadığımdan ve bunun üzerinede hadisin sonunda beyazlığı olduğu gibi terk ettim.<br />
ey okuyup bakan kimse! eğer sen hadisin mahreç ve ravisine muttali olursan, hemen râvi ve mahreci hadisin sonuna ilhak et, böyle ame­linden dolayı Allahüteâla seni en güzel mükafatla mükafatlandırsın.<br />
Kitabın adına «Mişkat El Mesabih» ismini verdim.<br />
Bu eserin neticeye vasıl olmasında ANahdan tevfik, inayet, hidayet, kötü akide ve amelden siyânet ve arzu edilen maksadın kolaylığını isterim. Ve hayatta ve öldükten sonra ve bütün müslüman erkek ve kadınlara men­faat vermesini dilerim.<br />
Buna Allahüteâla kafidir ve o ne güzel vekildir. Kudret ve kuvvet, an­cak aziz ve hakim olan Alfanındır. <a href="#_ftn27" name="_ftnref27">[27]</a><br />
&nbsp;</p>
<h3><a name="_Toc125720676"></a>Niyyet Bahsi</h3>
<p>&nbsp;</p>
<h3><a name="_Toc125720677"></a>Tercümesi :</h3>
<p><strong> </strong><br />
<strong>1-</strong> Ömer ibni elhattab (R.A.) dan mervîdir, demişüı;<br />
Resûlüllah (S.A.V.) buyurdu ki :<br />
«Ameller (in kıymet ve kabulü), ancak niyyetlere göredir. Ve herkesin niyyet ettiği ne ise, kavuşacağı (nâii olacağı ve eline geçecek) şeyde an­cak odur.<br />
«Binâen aleyh bir kimsenin hicreti, Allahâ ve Resulüne olursa, işte onun hicreti, Allâfta ve Rasûlünedir.<br />
«Şayet bir kimsenin hicreti, eline geçireceği bir dünyaya veya nikah­layacağı bir kadına olursa, işte o kimsenin hicreti de, hicretinin gayesi ne ise, ona (dünya veya kadına) olur » Buhâri, Müslim<a href="#_ftn28" name="_ftnref28">[28]</a><br />
&nbsp;</p>
<h3><a name="_Toc125720678"></a>Îzâhat</h3>
<p>&nbsp;<br />
Râvi Hz. Ömer (R.A.) kimdir? :<br />
Mekke-i mükerremdeki Kureyş kabîlesindendir. Peygamber (S.A.V) efendimizle Kâb bin Lüey-de nesebi birleşir.<br />
Resûlüliah {S.A.V) efendimiz onu «Ebû Hafz» künyesi ile künyeledi, Ve hak ile bâtılın arasını tefrik ettiği için «Faruk» lakabı ile İakablandırdı.<br />
Hz. Ömer (R.A.) erkeklerden müslüman olanların kırkıncısıdir. Müslü­man olduğu sırada kadınlardan on adet müslüman kadın vardı. Ve Hz. Ömerin müslümanhğı nübüvvetin altıncı senesinde olmuştur.<br />
Hz. Ebü Bekirin (R.A.) vefatından sonra Hz. Ebû Bekirin tavsiyesi üze­rine halîfe seçilmiştir. Hilâfete, hicretin on üçüncü senesinde geçmiştir. Halifeliği zamanında pek çok belde ve şehirler fethedilmiştir.<br />
Medîne-i münevvere de Hnstiyan bir köle olan Ebû Lülü-ün tecâvüzü ile zilhiccenin dördünde çarşamba günü sabah namazını kılarken şehit ol­muştur.<br />
Vefatı, hicretin yirmi üçünde asah olan kavle göre, altmış üç (63) ya­şında olmuştur. On sene altı ay halifelik yapmıştır.<br />
Sahabe arasında ilk defa «Emîril müminin» ismi Hz. Ömere verilmiş­tir.<br />
Peygamberimizin, ikinci halîfesi, kayın pederi ve Hz. Hafza validemi­zin pederidir.<br />
Rivayet ettiği hadîsi şerif, beşyüz otuz yedi (537) adettir. Bunlardan seksen biri (81) Buhârî ve Müslimin ittifakı iledir. Otuz dördü (34) tek ba­şına Buhârî de ve yirmi bir (21) adedide Müsîimdedir.<br />
Yüzüğünün kaşında «Kefâ büınevti vâizen yâ Ömer! : Ey Ömer! vâzu nasîhat yönünden ölüm kâfidir.» yazılı idi.<br />
İlâhî hükmü icra etmede çok şedit, akıllı, müctehid, mücâhid, sabırlı<br />
ve dilinde hakkın tezahürü görülmüş ve onun temennilerinden bâzılarına göre, ilâhî âyetler gelmiştir.<br />
Kâdî Beydâvî, Nisa sûresinin (60) numaralı âyeti olan «Sihirbazın hu­zurunda muhakeme olmalarını isterler» tefsirinde şu hâdiseyi zikrediyor :<br />
«İbni Abbas (R.A.) in rivayetine göre.<br />
Bir münafıkla Yahûdî arasında bir husûmet( niza ve kavga) meydana geliyor. Yahûdî mahkemeleşmek için Resûlüllâha (S.A.V.), münafık da Ya-hûdîlerin sihirbazı olan Kâb bin Eşrefe müracaat etmek ister. Yahûdî o münâfıkı güç belâ ikna eder, sonra her ikiside beraber Resûlüllâhın huzu­ru seâdetine girerler. Peygamber (S.A.V) efendimiz Yahûdîyi haklı görün­ce, onun lehine hüküm verir. Fakat dışarıya çıkınca münafık bu . hükme râzî olmayacağını söylüyor ve Yahûdîyi zorla Hz. Ömere götürüyor, Ömer-de mahkeme olalım diyor.<br />
— Yahûdî, Hz. Ömere Resûluilah benim için hükmetti, fakat münafık onun hükmüne râzî olmadı   ve sene dâvayı getirdi, diyor.<br />
— Bunun üzerine Hz. Ömer münâfıka; böylemi oldu? diyerek soruyor.<br />
— Münafık da, evet diyor.<br />
— Hz. Ömer: Siz olduğunuz yerde durun ben hemen     geliyorum, di­yor. Ve içeriye giriyor, kılıcını aldıktan sonra   dışarıya çıkıyor, münâfıkın boynunu düşürünceye kadar kılıcını vuruyor ve diyor ki:<br />
— Allah&#8217;ın ve Resulünün hükmüne razî   olmayana ben böyle hükme­derim, der.<br />
— Bunun üzerine derhal Ceprâil Aleyhisselam geliyor, ve: Ömer hak-ia batılın arasını tefrik etti, demiştir.<br />
— Bu sebebden dolayı, kendisine «Fârûk» lakabı, söylendi,»<a href="#_ftn29" name="_ftnref29">[29]</a><br />
Fazilet ve adaletine âid sayılmayacak kadar hükümler, haller, hadiseler ve esaslar vardır. Kısaca özetlemiye çalıştık ve şerhde ki malumatla iktifa ettik. Cenâbu hak, Razi olsun ve Şefaatından bizi mahrum etmesin, Amin. <a href="#_ftn30" name="_ftnref30">[30]</a><br />
&nbsp;</p>
<h3><a name="_Toc125720679"></a>Niyyetin Hükümleri</h3>
<p>&nbsp;<br />
Hadîsi şerifteki, «Ameller, ancak niyyetlere göredir. Ve herkesin niy-yeî ettiği ne ise, kavuşacağı şeyde ancak odur.» cümlesinde farz, vâcib, sünnet, müstehab, mubah ve mendüb olarak beyan edilen hükümlerin amel ciheti, mutlaka bir kasıd ve gayeye bağlı olduğu, her hanki bir işin yapıiması için kaibden yapılacak bir niyyet ve karârın bulunması gerekti­ğini arzetmektedir. Ayrıca âhirette mükâfat ve cezânında niyyetlere göre verileceği ve seâdet yurdu olan cennette ebedî kalınanında iyi niyyetlere bağlı olduğu İzah edilmektedir^<br />
Evet, dil, ei, ayak ve bütün azalarla yapılacak işlerin rastgele değil, evvelâ yapılacak işlerin gönülden bir tasavvuru ve bu tasavvurun tahak­kuk ciheti kararlaştırılır, sonra da kalbdeki niyyet ve karârın tercüman ve tezahürü olan amel yapılır. Zira kulluk ve en hayırlı amel, niyyetin güzel olması ve kalbin temizlik ve sâfiyyeti ile kazanılır. Böylece güzel gayenin tezahür sekti de. vucud ve kaliblarımız da görülmüş oluyor.<br />
Niyyet ve gayeler, her şeyin başı ve esâsıdır. Gayesiz ve niyyetsiz olan her şey muattal ve başarısız olur. Eğer niyyet ve gaye iyi ve makbul şeyleri yapmak ve iyilikleri elde etmek için olursa, bu niyyet dünya ve âhi-reî seâdetinin en güzel nüvesinin bulunması demektir. Zîra insanların, inanç, gaye ve niyyeti ne ise, dünyâda ve âhirette ayni gayelerin tahakkuk ve devamını yaşatmak, yeşertmek ve yapmak emelinde olur ve yapmaya çalışır<br />
Binâenaleyh bir kimsenin inancı ve gayesi hayır olursa, iyilikleri ve iyiliklerin mükâfatını kazanma emellerini elde eder.<br />
Şayet inanç ve gayesi şer ise, o da kötülükleri elde etmek ve fenalık­ların içinde yüzmekle hayâtını idâme ettirir. Ve bu hayâtının semeresi, dünyada ve âhirette aynen tezahür eder.<br />
Meselâ : Müminin iyi niyyeti ve daima mümin olarak yaşama azmi, ve imânın çerçevesi mesabesindeki iyi amelleri işleyerek yaşama emeli, onu cennette ebedi kalmasını sağlıyaeak ve iyi niyetinin mükafatına nail oiarak Cennette ebedi kalacaktır.<br />
Kafirde, küfrüne ve kafir olarak yaşama azmi ile dünyada küfür amellerine devam etmesi, kötü niyetinin cezası olarak cehennemde ebedi kalmasına sebebtir. Zira ameller ve mükâfatları niyyetlere göredir.<br />
Hattâ mümin olan bir kişi, bir mütdet imanla yaşayıp sonra kafir ol­maya niyyet ederse, o kimse velevki on yirmi sene ve daha fazla zaman sonra kafir olmaya niyyet etsin, hemen o küfre niyyeti zamanından itiba­ren kafir oiur ve iyi amelide kafirlerin amlleri gibi, ahiret de hiç bir seme- . re vermez.<br />
Emali adlı akait kitabında bu hüküm şöyle beyan edilmiştir :<br />
«Bir kimse, senelerce sonra kâfir olmaya niyet ederse, derhal o andan itibaren hak dinden çıkmış (Kafir olmuş) dır.»<br />
İmanda sebat ve kararlılık niyyetinin şartlılığını beyân eden ilâhi hüküm<br />
«Ey iman edenler! Allâha, onun peygamberine ve o peygambere ayet indirdiği kitaba ve daha evvel indirdiği (İncil ve Tevrat gibi) kitaba iman (da sebat) edin» Nisa suresi, 136<br />
Evet cenabu hak küfürden başka kötülükleri yapanları ve yapmak az­minde olanları dilemesiyle af eder. Ancak küfür ve Şirki afvetmez.<br />
Bir ayeti kerimede meâlen şöyledir :<br />
«Şüphesizkıi Allah (C.G.), Kendisine şirk koşanları bağışlamaz. Bu şirk den başkasını (Büyük günahları), Dilediği kimseden bağışlar». Nisa süresi, 116<br />
Diğer bir âyeti kerimede kalbin karar ve kazancı şöyle beyan edilmiş­tir :<br />
«Allâhü teâlâ ancak sizi, kalblerimizin irtikab ettiği (kötü niyyet, küfür kasdı gibi) şeylerle sorumlu tutar da muâhaza eder.» Bakara &#8211; 225<br />
Bir hadîsi şerifde de şöyle buyurulmuştur :<br />
«Bir kutun îmânı, istikâmette olmaz, tâki kalbi istikâmette ola. Ve bir kulun kalbinin istikâmeti, dilinin istikâmette olması iledir,»<br />
Şu halde mümin, hem îmânın da ve hem amellerinde iyi niyyete sâhib olmalıdır. Zîra her şeyin netice ve iyi sonucu, iyi niyyete bağlıdır.<br />
Nitekim bir hadîsi şerifde şöyle buyurulmuştur :<br />
«Müminin niyyeti, amelinden hayırlıdır.»<br />
Hadîsi şerifteki, «Binâenaleyh bir kimsenin hicreti, Allâha ve Resulüne olursa, işte onun hicreti Allâha ve Resulüne dir.» cümlede de şu hükümler mündeçtir.<br />
Hicret : Lügatta, göç etmek, kaçınmak, terk etmek ve ayrılmak, küsüş­mek gibi mânalara gelir.<br />
Şeriatta hicret : Küfür diyarından islam diyarına göç etmektir ki, sahâ-be-i kiramın Mekke-i mükerremeden Habeşistâna ve M&#8217;edîne-i münevvere-ye göç etmeleri bu cümledendir. Esas târihî olaylara ve islam nâmına yapı­lan hicret bu hicrettir. Diğer hicret tâbirleri, kötülükten kaçınmak manasına olan hicrettir.<br />
Bid&#8217;at ve ahlaksızlık işlenen memleketten sünnete uygun olarak yaşa­ma hayatı olan memlekete nakli mekan etmekte hicretten sayılmıştır.<br />
İlim taleb ve tahsil etmek, hacc farizasını edâ etmek ve insanların şer­rinden korunmak için vatanını terk edib gitmekte birer hicrettir.<br />
Hak yolunda kötülükten korunmak, iyilikleri kazanmak için her hare­ket ve gayretin islâm ve îman yolunda birer hicret olduğu şu mealdâki âyeti kerimede beyan edilmiştir :<br />
«Her kjlm, Allah yolunda hicret ederse, yer yüzünde gidecek pek çok yer ve genişlik bulur. Kim, Âflâha ve Resulüne itâatla hicret ederek (ilim tahsili, Haccın îfası ve kötülüğün defi gibi ameller için) evinden çıkarda, sonra kendisine ölüm yetişirse, o kimsemin ecri (mükâfatı) elbette Allâha aittir, (yani, Aİlâhü teâlâ onu mükâfatlandıraçaktır)»   Nisa sûresi, 100<br />
Bir hadîsi şerifte de şöyle buyurulmuştur :<br />
«Muhacir (Hicret eden kimse), Allâhü teâlanın yasak ettiği şeyden kaçman kîmsecjir.» Bu hadîsi şerifin îzahı, üerde otuz dördüncü (34). hadîsi şerifin altında zikredilecektir.<br />
Şu halde İslâmın yasak ve haram kıldığı şeylerden kaçınarak hak yo-lunaa gitmeye gayret eden ve Allanın rızâsını tahsil etmek gayesiyle ilim ve irfan tahsil etmek, kötülüklerden kurtulub iyilikleri elde etmek ve Resu­lünün sünnetini yaşamak emelini taşıyarak diyar diyar dolaşan her mümin, Allah ve Resulünün yolunda hicret eden kimsedir.<br />
Meselâ : Cünüp olan bir kimse, hamama; cünüblükten kurtulmak, banyo ve temizlik sürûruna kavuşmak, cami ve mescitlere girmeyi mubah kılmak ve Kur&#8217;anı kerîmi eline almayı mubah kılmak İçin hamama girerek guslederse, bu dört gâyeninde Allah için birer gaye olması hasebiyle dört gaye için mükâfata nail olur. Halbuki görünüşte amel bir tanedir.<br />
Evet bütün peygamberlerin, ulemâ-i âmilin, sulahâ-i sâlihin ve evliyâ-i arifin olan kimselerin, her harekât ve sekenâtları hatta yemeleri, içmeleri, alış verişleri, yatmaları, kalkmaları, ailevi münsebette bulunmaları, tuva­lete gidib zaruri ihtiyaçlarını def etmeleri, hulâsa her amellerini rızâyı bâ-riye muvafık olması ve iyi bir niyyet ile yaparak yaşayıp ömürlerin boşa gitmemesini temin edib âhirette de ecrü mükâfata nail olmak kasdı jile hayat geçirmişlerdir.<br />
Binâen aleyh Allanın Rızasını ve peygamberin şefaatini talep eden her müminde, bugün aynı gaye ve emellerle ve iyi niyet içinde güzel amelleri işleyip kötülüklerden kaçınması lâzımdır.<br />
Netice-i kelâm, bir kimsenin hicreti, aziz ve kerim oian Allâha ve onun sevgili habîbihe olursa, hicret ve gayesi büyük olduğundan ecri mükâfatı ve sonucu da o nisbette büyük ve iyi olacağı muhakkaktır.<br />
Hadîsi şarîfin son cümlesi oian şu; «Şayet bir kimsenin hicreti, eline geçireceği bir dünyâya veya nikahlayacağı bir kadına olursa, işte o kimse­nin hicreti de, hicretinin gayesi olan şey ne ise, ona (dünya veya kadına) olur.» cümlede de bâzı gerçekler mündemiçdir.<br />
Yâni, bir yerden diğer bir yere göç eden, bir memleketten diğer bir memlekete hatta bir mahalleden diğer bir mahalleye göç edib giden kim­se, bir dünyalığa veya bir kadınla evlenmeğe kavuşmak emeliyle göç eder­se, işte o kimsenin âhirette nail olacağı bir eeir ve sevab mükâfatı yoktur. Ancak kasıt ve gayesi dünya ve kadındır.<br />
Hadisi şerifin bu cümlesinin sebebi vurûdu şöyle beyan edilmiştir : «Ibni Mes&#8217;ud (R.A.) den rivayet olunmuş, demiştirki : «Bizim yanımızda bir kadınla nişanlanmış bir kişi vardı. Bu adamın ni­şanlısı kadına Ümmü kays denirdi. Kadın o adamla nikahlanmaktan   kaçı­narak Mekke-i mükerremeden Medînei münevvereye hicet etmişti. Bunun üzerine nişanlanan erkekte hicret etti. Ve kadınla evlendi. Biz de o adama-Ümmü kaysın muhaciri-ismini vermiştik.» Mirkat, 40<br />
Resûlüllah (S.A.V.) efendimiz, dünyevî ve şehevânî gayeleri taşıyan amelleri elde etmek maksadı ile bir yerden göç etmenin uhrevî bir mükâ­fatı olmayıb ancak dünyâda bir fâide temin edilebileceğini beyan etmekte­dir.<br />
Bir hareket ve amel, görünüşte âhiret ameli olsa, niyyet ve gaye dün­yalığa kavuşmak olursa, o amel dünyalıktır. Âhirette ecrü mükâfat olmadı­ğı gibi, cezası ve vizri de vardır.<br />
Meselâ: Namaz, niyaz, hayır hasanat, kur&#8217;an okumak, zikrullah da bulunmak, İlim ve irfanla meşkul olmak heb birer ahiret ameli ve iyi amel­lerdir. Fakat bu iyi amelleri, bir dünyalığa kavuşmak ve riyakarlık yaparak insanların yanında iyi görünmek ve bilinmek maksadı ile yaparsa, işte bu ameller ve çalışmalar, dünya içindir. Ve dünyalığa kavuşmak için din sö­mürücülüğü yapmakdan başka bir şey değildir.<br />
«Bir kimse, âhiret sevabını isterse, onun sevabını artırır, Ve bjr kimse de, dünya menfaatini isterse, önada ondan (dünyalıkdan) veririz. Fakat ona âhirette hiç bir nasib yoktur.» Şûra sûresi, 20<br />
Bir hadîsi şerifde de şöyle buyurulmuştur :<br />
«Bir kimse, bilginlere karşı üstünlüğünü göstermek (kibirlenmek) için veya sefihlerle mücâdele ve kavga etmek için veya insanların teveccühünü kazanmak (ve bu suretle mal toplamak) için ilim tahsil ederse, Allâhü te-âla o kimseyi cehenneme katar.» Tirmizi, İbni Mace<br />
Hasanı Basrî (R.A.) da bir ip üzerinde hoplayan Pehlivanı görünce di-yorki :<br />
«Pehlivanın bu cmeii, bizim (din yolunda olan) adamlarımızın amelin­den daha güzeldir. Zira bu adam, dünyâyı dünya ile yiyor. Bizim adamları­mız ise, din ile dünyâyı yiyorlar.» Mirkat, 41<br />
Ey mübarek peygamber efendimiz! söylemiş olduğunuz altından daha kıymetli değerli sözünüz ayaklar altına alınmış, âdeta hak rızâsı için ilim tahsil eden kimseyi arayıb bulmak kibriti ahmer gibi güçleşmiş vaziyettedir.<br />
İlim tahsili evvela maddî bir meblağa kavuşmak emeli ile başlanıyor, ve nihayet maddeye erişildiği an, sanki oluyorlar birer allâme selefi beğenme­mek, büyüğüne saygısızlık, vazife ve ibâdet aşkı yok, bir birlen arasında dedi koduiar, tefrikacılıklar, enâniyetler,, kibirlenmeler ve böbürlenerek ca­lim ve caka satanlar çoğalmış, mütevazı, halim, selim, ehli hikmet sahible-rine hürmetkar, bilmediğini öğrenmek için gayret edenler pek azalmış, ha­yat bu manzara ile dolmuş vaziyettedir.<br />
Hasanı Basrî rahimehüllâhın sözünün yaşantısı ise, asırlarca evvel gö­rüldüğünden o dahi acınarak beyan etmektedir. Bulunduğumuz asırda ise, dünyalığa kavuşmak için din, îman, Kur&#8217;an, cami cemâat, okuma, okutma, nasihat etmek, hitabette bulunmak, telifatta bulunmak ve geçmişi rahmet­le yâd etmek için yapılan amellerin ekserisi bir dünyâ menfaatma dayan­maktadır.<br />
Nasihat ve sözde islam yolunda cihad ettiğini iddia eden bir kısım kişi­ler, din nâmına ve ecdadı rahmetle yad ettiklerini beyân ederek kitab ya­zıyorlar ve kitabın ismi, muhteviyatı ve neşir gayesi bütün cıblaklığıyle dünyalık emeline dayandığı ve hatta kitabın kapağına ellerle çizilmiş put­ların konuşu görülmektedir din nâmına utanç verici ve dinin sâliklerini şa­şırtıcı ve saptırıcı bir mahiyet arzetmektedir. Heyhat, heyhat&#8230;<br />
Bu gayeleri taşıyanlardan bazılanda, ihtifallara iştirak eden din adam­ları, hafızlar, dindarlar, bazı mevlidler, ve her çeşit dîni merasimlerin kısmî küllisi bir dünyalık sızdırmak ve gösteriş emelini taşıdığı canlı yaşantıla-rıyle müşahede edilmektedir.<br />
Resûlüllah (S.A.V.) efendimiz «Din nasihattir» düsturunun tatbikini ya­parken, fertleri, zümreleri ve şahısları hedef alarak onların isimlerini hiç zikretmez, şahsiyet yapmazdı. Ancak «Bazı kavm, bâzı cemaat» buyururlardı. Ve kendisine saldıran, kötülük edenlere iyilik eder; hayır duada bu­lunurdu.<br />
Hal böyle iken hak için, din için, millet ve vatan için kendini adadığını ve ömür boyu islam dellallığı yapacığını söyleyen ve kendisini bir mücâ-hid gösteren bâzı kişiler; mihraba, menber ve kürsüye çıkıyorlar. Peygam­berin nasihat ve ameline uymayan söz ve hareketlerle vazifeye başlayor-lar. Cemaat çoğaltmak, şöhret yapmak veya madde elde etmek emelini taşıdıkları söz ve hareketleriyle ortaya çıkıyor. Zira şahsiyet yapmak, ken­disine bir şeyler söyleyen veya yapanlara lanet etmek ve halkı o kimselere tahrik etmek suretiyle kıymetli vakitleri müdafa-i nefis ve kötü davranışlar­la dolduruyorlar..<br />
Kur&#8217;anı kerimde ise, Hz. Lukmanın evlâdına tavsiyesi şöyledir : «Ey oğlum! namazı dosdoğru kıl, İyiliği emret ve fenalıkdan nehyet. Bu hususda sana isabet edecek eziyete katlan. Zira bunlar, kesin olarak farz kılınan İşlerdendir.» Lokman sûresi, 17<br />
Bir hadîsi şerifde hakiki ve en üstün mücâhidi şöyle açıklamıştır : «Cihâdın en efdalı, zâlim sultanın yanında (zamanında) hakkı   söyle­mektir.»<br />
Resûlüllah diğer bir mübarek sözünde de düşmanlarına şu duada bu­lunmuştur :<br />
«Ey Allâhım! Benim kavmime hidâyet (îmân ve ıslah) ver (de küfür ve zulümlerinden dolayı helak etme), zira bunlar câhil kimselerdir, bilmiyor­lar.» şerhi akâid<br />
Bu gerçeklere inanan ey makam mansıb sahibleri, eviâd ve ahfat sa-hiblerü; Müftiler, vaizler, imam ve hatibler, müezzinler, kur&#8217;an öğreticiler, hâkimler, âmirler, memurlar, tacirler, sanatkârlar, işçiler, yöneticiler, öğ­reticiler, top yekûn İslam ve müslümanca yaşamak ve yaşatmak isteyen mü­min kardeşlerimiz! yukardaki gerçekleri iyi okuyalım ve gereği, uygun ve güzel olan sabır, tehammül, ıslah ediei ve hakkın rızasını tahsil etme emel­lerini yaşayalım, yaşatalım. Aksi takdirde cehennem odunu olmakdan baş­ka bir şeye yaramayız.<br />
O şekilde olanlar görülüyorki, para ve kân için, dîni, din adamını ölüyü, diriyi, mâbed ve mesleklerine kalkan yapıyorlar. Hatta resimlere, heykelle­re ve putlara tapanların amellerini taklid edercesine hareket edenler gö­rülmektedir.<br />
Evet yukardaki âyeti keriyme, hadîsi şerif ve büyüğün sözü şâyânı dik­kattir. Zîra hayatımızda din nâmına çatışdıklannı söyleyen bâzı din sâlikle-ri, ashabı hayır ve ehli takva olduklarını iddia edenler, dîni önüne, diline ve eline kalkan gibi alıyorlar, en âdi ve iğrenç amelleri irtikab ediyorlar.<br />
Böyle istismarcı kimselerin bu halteri, gerçekten din, îman ve islam yolunda millet ve vatana hizmet aşkı ile çalışanların hayat ve faaliyetlerini paltalıyor ve hatta büyük zararlar tevlid ediyor. <a href="#_ftn31" name="_ftnref31">[31]</a><br />
&nbsp;</p>
<h3><a name="_Toc125720680"></a>Niyyetin Tarif Ve Îzahi :</h3>
<p>&nbsp;<br />
Lüğatta nîyyet : Bir işe ve amele gönül ve kalbin yönelmesi, meyli ve kararla bağlanmasıdır.<br />
Şeriatta n-jyet: Rızayı bariyi talep için bir fiil ve işe kalbin teveccüh et­mesi ve o fiili murad ederek âdedten ibadeti ayırmaktır.<br />
Bu tarifde de anlaşıldığı üzere, kalb ile yapılan ameller, şer&#8217;an muteber olur.<br />
Kalbin niyyetten gafil olması hâlinde dil ile niyyet etmek muteber ol­maz. Ancak niyyetle muteber olur.<br />
Binâenaleyh kalbin niyyetten gafil olması hâlinde dil ile niyyet etmek muteber değildir. Zira esas olan kalb ile yapılması ve kalb ile cezmedilmesıdir.<br />
Nitekim hadîsi şerifte şöyle buyurulmuştur :<br />
«Muhakkak Allâhü teâla sizin suretlerinize (kılık ve kıyafetlerinize) ve mallarınıza bakmaz. Ancak kaiblerinize ve amellerinize bakar.»<br />
Diğer bir rivâeyette,<br />
«Ancak sizin kaiblerinize ve niyyetlerinize bakar» Buharı Müslim Hadîsi şerifte beyan ediidiğine göre, bir kimse kalbi ile öğle namazına vaktinde niyyet etse ve dili ilede ikindi namazının niyyetini söylese, Öğle namazına niyyet etmesine zarar vermez. O niyyet sahihdir. Zîra esas niy­yet kalb iledir.<a href="#_ftn32" name="_ftnref32">[32]</a><br />
Ve bir kimse, dili ile öğle namazına niyyet eder kalbi ile de ikindi na­mazına niyyet ederse, ikindi namazına yapılan niyyeti öğle namazına yapı­lan dil niyyetine zarar verir, dil ile yapılan niyyet sahih olmaz. <a href="#_ftn33" name="_ftnref33">[33]</a><br />
&nbsp;</p>
<h3><a name="_Toc125720681"></a>Niyyetin Fazilet ve Fâideleri :</h3>
<p>&nbsp;<br />
Niyyetle ilgili bir kaç fâide vardır ve şöyledir :<br />
Bıirinci Fâide : Niyyetin fazileti hakkındadır.<br />
Niyyetin Fazîleti hakkında cenâbu hak şöyle buyurmuştur :<br />
«Halbuki onlar, Allâha, Onun dîninde ihlas (ve samîmiyyet) erbabı ve muvahhitler (Allâhı birleyenler) olarak ibâdet etmelerinden, namazı dos­doğru kılmalarından ve zekâtı vermelerinden başka bir şeyle emrolunma-mışlardır. En doğru dinde bu idi.» Beyyine sûresi, 5<br />
Diğer âyeti celiyle mealleri :<br />
«Sabah, akşam Rablerine, sırf onun cemâlini (rızasını) arzu ederek düa edenleri (huzurundan) koğma..» En&#8217;am sûresi, 52<br />
«Kim çarçabuk geçen bu (dünyayı) dilerse, bizde burada ona, kimi di­lersek diyleceğimiz şeyi çabucak veririz. Sonrada onu cehenneme soka­rız. O buraya kınanmış ve (rahmetimizden) koğuEmuş olarak ulaşır.<br />
«Kimde mümin olarak âhireti diler ve onun için (o âhirete) gereken bir gayretle çalışırsa, işte onların bu çalışmaları makbul olur». Isrâ sûresi,<br />
18-19 Niyyetin fazîletini beyân eden hadîsi şeriflerden bâzılarını nakledelim. Ebi hüreyre (R.A) den rnervî hadîsi şerif meali :<br />
«Muhakkak Allâhü teâla sizin cesetlerinize (beden ve cisimlerinize) ve suretlerinize (kılık ve kıyafetlerinize) bakmaz. Ancak kaiblerinize ve niyyet­lerinize bakar.» <a href="#_ftn34" name="_ftnref34">[34]</a><br />
Ebî Hüreyre (R.A.) dan mervî diğer bir hadîsi şerif meali :<br />
«İnsanlar, ancak niyyetleri üzere (kabirlerinden) kaldırılır (ve haşrolu-nur) lar». <a href="#_ftn35" name="_ftnref35">[35]</a><br />
«Bir kimse, gecenin bir zamanında (nafile) namaz kılmağa niyyet etti­ği halde döşeğine yatar ve sabaha kadar (uyku) gâlib gelirse (uykudan gö­zü açılmaz, uyur kalırsa), o kimse için niyyet ettiği şey (nafile namaz ve­ya teheccüt namazı kılmış ecri) yazılır. Ve o kimse uyku (sabaha kadar uy­kunun devam etmesi), Rabbisinden bir sadakadır.»<a href="#_ftn36" name="_ftnref36">[36]</a><br />
Ebû Mûsâ el&#8217;Eşarî (R.A.) den mervî hadîsi şerif meali :.<br />
«Bir kimse, Allâhü teâlânin kelimesi (emirleri, hükümleri ve âyetleri) yükselmesi içıin savaş yaparsa, işte o kimse, Allah yolundadır. (Zira niyye­ti hâlisidir}.» <a href="#_ftn37" name="_ftnref37">[37]</a><br />
Hz. Âişe (R.A.) den mervi hadisi şerifte şöyledir :<br />
«Bir kimse, insanların kazaplanması ile Allanın rızâsını taleb ederse, o kimseden Allâhü teâlâ razî olur ve insanlarıda ondan râzî eder.<br />
— Ve bâr kimse, Allâhın kazabi ile (rızasına muhalefetle) insanların rı­zasını taleb ederse, o kimseye Allâhü teâla kazab eder ve     insanlarıda o kimseye kazab ettirir.»<br />
Tâlimilmüteallim isimli eserde de şu mealdâki hadîsi şerif mezkûrdur : «Amellerden pek çokları görünüşte dünya amellerinden tasavvur edi­lir- Fakat iyi niyyet sebebâyfe âhiret amellerinden olur.<br />
— Ve amellerden bir çoklarıda görünüşte âhiret amellerinden tasav­vur edilir. Sonra niyyetin kötülüğü sebebiyle dünya amellerinden olur.»<br />
Yâni; yemek, içmek, yatmak, kalkmak, çalışmak, kazanç yapmak, ek­mek dikmek, evladlara sanat öğretmek ve ailevî münâsebette bulunmak gi­bi, görünüşde dünya ameli olan bu işleri, vücûdun sıhhat ve sağlığı, gıda ihtiyacı, borçların edası, ana baba ve aile efradına ihtiyaç olanları temin maksadı ve ibâdete kuvvetle devam etmek niyyeti ile âhiret ameli olur.<br />
Riya, süm&#8217;a ve dünyalığa kavuşmak emeli ile yapılan ibâdet ve hayır­larda her ne kadar görünüşte âhiret ameli isede, niyyetin kötülüğü sebe­biyle dünya amelidir.<br />
Akkirmânîde de İmâmı Birgivi hazretleri şu hadîsi şerifi zikretmiştir : «Dünya hayatı, dört halde yaşayan kişi içindir (ve şöyledir) :</p>
<ol>
<li><strong>a)</strong> Bir kula, Alfahütaki mal ve ilim verir oda onların yolunda rabbi-sinden korkar ve akrabalarının hakkını verir ve bu malda   Aliahın hakkıda olduğunu bilir. İşte bu bilgi ve iyi amel fazilet mertebelerinin en afdalıdır.</li>
<li><strong>b)</strong> Bir ku!a, AHahüteâFa ilim verir mal ihsan etmezde okulda iyi bir niyyeîle «Keşke benim mâlim olsaydı da falan kimsenin yapdığı hayırlı amel gibi bende yapsaydım» Derse, İşte o kimse niyyeti iledir vebu iki kimse­nin mükafatları müsavidir.</li>
<li><strong>c)</strong> Bir kula, Aifâhü teâla mal ihsan eder, ilim ihsan etmez ve bilgi­sizliği iîe mâii cimrilik yaparak hapseder, Allahdan korkmaz ve Akrabasının hakkımda vermez ve mafda Allâhü teâlanın hakkı olduğunuda   bilmezse. İşte bu mal ve hareket mertebe ve menzillerin en kötüsüdür.</li>
<li><strong>d)</strong> Bir kuJada, Al£ahü teâld mal ve ilim ihsan etmez. Fakat o kulu «keşke benim mâlim c!sada falan kimsenin işlediği kötü amel gibi amel et­sem» der. İşte bu kimse, niyyeti iledir.</li>
</ol>
<p>Binâenaleyh bu iki kimsenin vizride müsavidir.» <a href="#_ftn38" name="_ftnref38">[38]</a><br />
Bu hadisi şerifde beyan edildiği üzere, bir kimseye ilim, mal ve mülk veriliyor, oda malın hakkını yerine getirerek iyi amelde bulunuyor.<br />
Diğer bir kimseye ilim veriliyor, mal verilmeyor. Fakat bu adamda «keşke benimde mâlim olsada şu hayır sahibi gibi bende hayır ve hasanat-ta bulunsam» diyor.<br />
İşte bu adamın iyi niyyeti, kendisine mali mülkü olubda hayr hasanai-ta bulunan kimsenin ecrü mükâfatı gibi, mükâfat veriliyor. Zira «müminin niyyeti amalinden hayırlıdır.»<br />
Yine bir kimseye de, mal veriliyor, ilim verilmiyor. İlimsiz, irfansız olan bu adam malın hakkını gözetmiyor, ne kulların haklarını ve nede Allahın hakkını tansmıyor. Cimrilik yapıyor ve kötü yerlerde sarfediyor.   &#8211;<br />
Digar bir kimseyede ma! ve ilimden hiç bir şey verilmeyor ve «keşke benimde mâlim olsaydıda falan kimse gibi bende şu kötülükleri işleseydim» diyerek kötülükleri yapmak temennisini gönlünden geçirerek kötü niyyete sahip oluyor.<br />
İşte bu adamda her ne kadar kötü amelde bulunmadı ise de, kötü niy-yetfnin cezası olarak kötülük yapan kimsenin vizri ve cezasını görecektir.<br />
Zira bir hadisi şerifde şöyle buyurulmuştur : «Bir kimse, bir mâsi-yetin yanında bulunurda o mâsiyeti kerih ve kötü görürse, sanki o kimse<br />
oradan uzak ve orada yokmuş gibidir.<br />
«Ve bir kimsede, mâsiyetin yanında olmazda, orada bulunmadığına müteessir olarak keşke olsaydım derse, sanki o kimse de oradaymış gibi günahkardır,» Şirâtül islam, 30<br />
Diğer bir hadisi şerif meali şöyledir :<br />
«Bir kimse, bir cemaat (iyi veya kötü) amelleri üzere severse, her ne kadar onların amellerini işlemese de o cemâatin zümresinde haşrolunur. Ve onların hisablan iie hisab olunur.» Şir&#8217;atül islam, 30<br />
Evet insan, iyi niyyet sayesinde sadaka, namaz, hacc, Umre ve diğer hayırlı amellerin sevabını işlemediği halde alır.<br />
Kötü niyyet sebebiyle de, kötülüğü işleyenlerin ceza ve azabının aynını çekmeğe müstehak olur ve çeker.<br />
Niyyetin fazîlet ve üstünlüğünü beyan eden bâzı büyüklerin sözlerini nakledelim :<br />
Hz. Ömer (R.A.) demiştir ki;<br />
«Amellerin en afdalı, Allâhü teâlanın farz kıldığı şeyleri edâ etmek,<br />
— Ve Aifâhü tealânın haram ettiğinden kaçınmak,<br />
— Ve Allâhü teâlaya yapılan ibâdette niyyetin doğru olmasıdır.» Hasanı Basrî (R.A.) da şöyle demiştir:<br />
«Ancak cennet ehli cennette ve cehennem ehli cehennemde niyyetleri ile ebedi kalırlar.»<br />
Süfyâni Sevrı (R.A.) demiştir ki :<br />
«Selefi sâlihîn, hayır için amel etmeyi tâlim ettikleri gibi, amel içinde niyyeti tâlim ederlerdi.» Akkirmâni, 17<br />
Evet, bir amelde niyyetin farzlığı, sünnetliği, vacib veya müstehablığı bilinmesi ve ona göre niyyet edilerek işlenmesi gerekir.<br />
Hatta niyyektin ihlaslı ve iyi niyyet hâlinde devamı şeklinin bulunması, öğrenmek ve yapmak en lüzumlu bilgilerdendir. Zira amellerde hâlis bir niy­yet bulunmazsa, riya ve fesat niyyetin neticesi olarak birçok kötülükler İş­lenir, ilim ve ameller süfehâ ve şerlilerin amellerine benzer ve öyle olur.<br />
Böyle olunca da dünyada görünüşte iyi olarak yapılan bir cok ameller, makbul olmadığından âhirette o amelleri yapan kimseleri cehenneme mus-tehak kılar.<br />
İkincıi fâide : Niyyetin sır ve esrarı vardır.<br />
Bâzı muhaddis ve fakihler dediler ki, «Niyyet, bir sırdır. O sırra Allâhü teâladan başka kimse vâkıf olamaz. Amel ise, açıktır. Şu halde sır ve gizli olan meleklerin dahi muttali olamıyacağı amel, açık olan amellerden ef-daldır. Zira niyyet riyâden salimdir. Amellerde riya (gösteriş) ise, her&#8217;an olabilir.»<br />
Bâzı âlimlerde demişlerdir ki :<br />
«Elbette niyyet, demavltdır. Ameller ise, devamlı değildir. Zira bir kişi hayatta olduğu müddet hayır işlemek niyyetine sahib olabilir. Fakat o hayrı işlemeğe kudreti kâfi olamaz.»<br />
Nitekim denilmiştir ki;<br />
«Cennette ebedî kalmak, niyyetin mükâfatıdır. Zira mümin, dünya ve kendisi ebedî kalacak olsa, ebediyyen Allâha kulluk yapmağa niyyetfidîr.<br />
— Keza kâfirde ebedi küfr üzere yaşama niyyetinin cezası ile cehen­nemde ebedi olacaktır.»<br />
Bu mes&#8217;elenin aslî esası metinde zikrolunan şu hadîsi şerifle îzah edi­lebilir:<br />
«Ameller, niyyetlere göredir.»<br />
Sehl ibni Sâd (R.A.) den nakledilen hadîsi şerif meali şöyledir :<br />
«Müminin niyyeti, amelinden hayırlıdır. Munafıkin da ameli, niyyetin-den hayırlıdır. Her ferd niyyefcine göre amel eder. Binâen aleyh mümin iyi ameli istediğinde kalbinde bir nur parlar.» Tabarânî &#8211; Fethulkebir, C. 3,265<br />
Bu hadîsi şerif ve îzâhattan anlaşılmıştır ki, her şeyde niyyet esastır. Niyyet olmayan ameller, makbul değildir. Ve bir şeyin ecrü mükâfatı veya cezası, kabul veya reddi, niyyetin hâlis veya fâsitliğine bağlıdır.<br />
Hiç bir niyyet ve gaye olmadan yapılan ameller, makbul olmaz. Zira amel, insanın cismi, niyyetde ruhu gibidir. Nasılki, insanın cesed ve cismi ruhsuz yaşayamaz, yok olur. Amelde niyyetsiz yok demektir.<br />
Niyyet, kalbin amelidir. Kalb ise, âza.ların en şereflisidir. Binâenaleyh en şerefli azanın ameli olan niyyet işide, her işin şereflisidir.<br />
İbâdet ve itâatlardan maksad, kalbi nurlandırmak ve îmânın muhafa­zasını sağlamaktır.<br />
Niyyet sebebi ile, az amel çok olur. Ecri mükâfatı kat kat artar. Bu yük­sek ecir amelde olmaz. Niyyetin devamlılık kasdının bulunması ile ecri mü­kâfatta devam eder.<br />
Üçüncü Fcjide : Niyyetin kısımları vardır ve üçtür.</p>
<ol>
<li><strong>a)</strong> Allâhın azabından korkmaktan nâşi niyyet edilerek kulluk yap!-lır.</li>
<li><strong>b)</strong> Allâhü teâlanın rahmetinden ummak ve cenabu hakkın nimet ve cennetine nail olmak niyyeti ile Allâha kulluk edilir.</li>
<li><strong>c)</strong> Cenabu hakkı tazim ve büyüklemek kastı ile kulluk. Bu kulluk kasdında rızayıbâriyi kazanmak ve cenabu hakkı tazimden başka hiç   bir şeyi kasdetmek yoktur. Ancak ve ancak o maksada bağlıdır.</li>
</ol>
<p>Birinci niyetle amel etmek kendisini tehlikeden korumak kasdı ile oldu­ğundan her varlığın kendisini tehlike ve azabdan koruması hâli vardır ve bu hâlin olması bizzarûre ihtiyaçtır.<br />
İkinci niyyetle amel ve itâata devam etmekte, nefsin arzu ve istekle­rine kavuşmak emeli vardır. Bu ise, midesine, şehvetine ve nefsânî arzula­rına hizmetten başka bir şey değildir. Ahmak ve nefislerinin esîri olan İn­sanların amelleri gibidir.<br />
Üçüncü niyyetle ibâdete devam edenlere gelince, gerçekten akıl ve idrak sâhibidirier. Zîra bunlar cenabu hakkın cemâlından başka hiç bir ga­yeye bağlı değiller, bütün emel ve amellerini bu maksada nail olmak için yapıyorlar.<br />
Bu kişiler akşam sabah cenabu hakka dua ederler ve bu duaları sebe­biyle rızâyı bâriyt kazanıb cemâlüllâha kavuşmak isterler.<br />
Şu halde Allâhü teâlaya en yakın insanlar, üçüncü niyyete sâhib «ce-mâlüllah maksadına sahib) olanlar, ondan sonra ikinci, ondan sonra birin­ci niyyete sâhib olanlardır. <a href="#_ftn39" name="_ftnref39">[39]</a><br />
Dörndücü Föide ; Amel olmadığı halde bir mâsiyet ve kötülüğü kasdet­mek ve bu kasdın günah olub olmadığı cihetler.<br />
Evet yukarda geçtiği üzere amel etmek ciheti olmadığı halde hayra niyyet etmek, itaat ve ibâdettir. Binâenaleyh hayre niyyet etmeğe ecrü mü1 kâfat vardır.<br />
Şerre niyyet etmek ise, o şerri işlemeden sırf niyyet etmenin günah ve vebalı hakkında kitab ve sünnetten olan deliller bir birine muarız ve imam­lar arasında ihtilaf olduğundan kesinlikle bir hüküm verilememektedir. Evet mâsiyeti işleme azmî günahtır, ve fakat cenabu hakkın vâdî ilâhîsi ile afv olunur. Küfür ve şirke azmetmek ise, ihtilafsız küfürdür.<br />
Mâsiyet ve günahları hatırlama hükmü<br />
Mâsiyet ve günahın hatıra gelmesi üç şekilde olur. Ve şöyledir ;<br />
<strong>1-</strong> Kişinin kendi ihtiyar ve arzusu olmadan ve kendisinin kabul şek­lide bulunmadan mâsiyetin kalbe ânz olan şeklidir. Binâenaleyh bu şekiller teklifi ilahiye dahil olmaz, niyyet ve arzunun bulunmamasından dolayı kal­be gelen hayırda olsa sevab yoktur. Şer olursa eezalanmakda yoktur.<br />
Kur&#8217;anı kerimde şöyle buyurulmuştur.<br />
«Allah (c.c.) hiç bir kimseye gücünün yetmeyeceği şeyi   yüklemez.» Bakara sûresi, 286<br />
Bu âyeti kerîmede beyan edilen takat ve kudretin yetişemiyeceği teklif­lerden biriside, insanın elinde olmayan ve kalbe gelen fakat üzerinde durul-&#8216;mayıp geçen arızî hatıralardır.<br />
Resûlüllah (S.A.V) efendimizden kalbe gelen vesvese hakkında sorul­duğu zaman, şöyle cevab vermişlerdi :<br />
«İşte o kalbe gelen vesvese, îmanın ta kendisidir.» Müslim<br />
<strong>2 &#8211;</strong> Kalbe gelen küfür ve Bid&#8217;atları îtikad etmektir. Bu îtikatla yaşa­yan ve Def etmek emelini bulamayan kimse, elbette cezâlanacaktır.<br />
<strong>3 &#8211;</strong> Bir kişinin kendi irâdesi, arzusu ve kabulü ile kalbine vârid olan ve fakat o işi işlemeyen ve bir manîden dolayı âzalarının hiç bîrinde biz­zat görülmeyen şeydir.<br />
Eğer o kimsenin irâde ve ihtarı ile kalbine vârid olan şey haytr ise, ec-rü mükâfata nail olur.<br />
Şayet haksız yere mümini öldürmek, veya zina etmek veya   livâtada. bulunmak veya şarab İçmek veya namazı terk etmek gibi serleri işlemek kendi istek ve arzusu ile gönlüne gelir ve yapmağa kadir olduğu halde Al-iahdan korkduğu için, azalarda tezahür edib bu kötülükleri işlemezse, kö­tülüklerin gönlüne gelmesiyle cezalandırılmaz. Belki o kimseye ecrü mü­kâfat yazılır. Zira kalbindeki kötülüğü, Allah korkusundan dolayı işlemiyor.<br />
Eğer kalbine gelen kötülüğü Allahdan başkasından korkarak terk eder­se, işte ulemânın ihtilâfı buradadır.<br />
Bâzı âlimler : Kendi irâdesi ile kalbine gelen ve onu her hanki bir se-beble yapamayan kişi, bu niyyeti ile cezalandırılmaz, demişlerdir. Zira ce-nâbu hak bir âyeti kerîmede şöyle buyurmuştur ;<br />
«(Her ferdin) kazandığı (hayır) kendi fâidesine, yapdığı (şer) kendi zara-rınadır.» Bakara sûresi, 286<br />
Bilfiil şerri irtikab etmeyince kalbe gelen kötü düşünce ve vehimlerden dolayı muâhaza olunmaz.<br />
Resûlüllah (S.A.V) de şöyle buyuruyor.<br />
«Şüphesiz benim ümmetimin nefsinin söylMiği şeyi, dili ile söylemedi­ği ve bizzat istemediği müddetçe ondan onu (nebinin söylediği kötülüğü) ÂHâhü teâfa afv eder.y&gt; <a href="#_ftn40" name="_ftnref40">[40]</a><br />
Ebî Hüreyre (R,Aj dan mervi hadîsi kudsîde de şöyledir : Resûlüllah (S.A.V) buyurduki; «Afıâhü teâtâ (meleklere) derki :<br />
«Kulum bir kötüEük yapmak istediğinde, yazmayın. Tâki o işleyinceye kadar (bekleyin).<br />
«Eğer o kötülüğü işlerse, işlediği gibi yazın. Eğer benim rızam için o kötülüğü terk ederse, o kimseye bir hasene (iyilik) yazın.<br />
«Eğer kulum iyük yapmak murad eder ve işlemez-se, o kimseye o iyi&#8217; lik gibi bir iyilik yazın.<br />
«Şayet yapmak istediği iyilimi yaparsa, o iyiliğin on mislinden yedi yüz misline kadar (ecir) yazın.» Akkirmâni, 21-keza müslim<br />
Diğer bazı ulemâda; Allahdan başkasından korkarak veya utanarak kötülüğü terk eden kimse, rızâyı ilâhiyyeyi kazanmak maksadı olmadan terk ettiği için cezalandırılır, demişlerdir.<br />
Delil olarak da şu mealdâki âyeti kerîmeleri okuyorlar :<br />
«Şahitliği, gizlemeyin, Kim onu gizlerse, hakikat şudur ki; Onun kalbi bir günahkârdır.»                                                                   Bakara sûresi, 283<br />
Diğer âyeti kerime mealleri :<br />
«Senin için hakkında bir bilgi bulunmayan her hangi bir şeyin ardına düşme. Çünkü kulak, göz ve kalb, bunların her biri bundan   mes&#8217;uldur.»<br />
İsrâ sûresi, 36<br />
«Aflâhü teâla sizin yerninlerinizdeki -lağv- dan dolayı sorumlu tutmaz. Fakat sizi kalelerinizin azmettiği yeminlerden dolayı cezalandırır.»<br />
Bakara sûresi, 225<br />
«Ey îman eden kimseler (müminler)! Zannın çoğundan kaçınınız. Şüp­hesiz (kaib ile yapılan) zannın bâzısı günahdır.» Hucurât sûresi, 12<br />
Alahdan başkasından korkarak veya utanarak yapmak istediği kötü­lüğü terk eden kimsenin cezalandırılacağını beyan edenlerden birisi de, Huccetülislâm İMÂMI GAZÂÜ hazretleridir.<br />
İMÂMI GAZÂÜ merhumun kesin delîli de şu hadîsi şeriftir :<br />
«İki müslüman kılıçlarını çekerek bir birlerine karşı çıkarlarsa, öldüren ve ölen her ikisi de cehennemdedir.<br />
«Denildiki, yâresûlellah! Bu katil (öldüren cehennemde) dir. Ölenin du­rumu neden böyledir?<br />
«Resûlüllah (S.A.V.) buyurdu :<br />
«Çünki o da (ölen kimse de) arkadaşını öldürmek ist e yordu.»<a href="#_ftn41" name="_ftnref41">[41]</a><br />
Bu hadîsi şerifte de beyan edildiği üzere, her ferd niyyeti ile ecre nâii olduğu gibi, niyyeti ile de ceza ve vizre müstehak olur. Ancak ilâhi afvede nail olabilir.<br />
Nitekim bir hadîsi şerifte şöyle buyurulmuştur :<br />
«İnsanlar, ancak niyyetleri üzere haşrolunurlar.»<a href="#_ftn42" name="_ftnref42">[42]</a><br />
&nbsp;</p>
<h3><a name="_Toc125720682"></a>Nefsin Söylentileri Ve Azm</h3>
<p>&nbsp;<br />
Fukahâ ve meşâyihi kiramın beyanlarına göre, insanın nefsinde vâki olan ve mâsiyet işleme kasdı veya itaat etmek arzusu beş mertebe üzere oiur.<br />
<strong>Birinci mertebe :</strong> Hâcis-dir. O (Hâcis), kalbe bir şeyin uğrayıp ve fakat hiç durmadan geçen şeklidir. Sanki bir nevî elektirik akımı gibi kalbe bir şey gelir ve gider. Kalbe gelen bu şeylerden dolayı insan mes&#8217;ul değildir.<br />
<strong>İkinci mertebe :</strong> Hâtır-dır. O (Hatır), kalbe gelen her hanki bir fikir, te­reddüt içinde cereyan eder.<br />
Meselâ : Yolda giden bir kadının arkasından suret ve endamını düşü­nerek kadına iltifat ettiğinde kadının yüzünü görebileceğini gönlünde ta­şıyıp ve bir karara bağlamaması hâlidir. Kalbe gelen bu tereddütlü hatırla­madan dolayı insan mes&#8217;ul değildir. Zîra bunlar ihtiyari değil, ızdırârî hal-İ erdendir.<br />
<strong>Üçüncü mertebe :</strong> Hadîsünnefs : Nefsin söylemesidir. O da nefsin bir şey hakkında tereddüdünden hâsıl olan bir şeydir ki, onu işlemek veya terk etmek arasında cereyan eden iç güdü söyientisidir.<br />
Bir şeyi yapmak veya terk etmek hususunda insanın içinden kendi­sine söylenen telkinlerdir. Bu hâlin bulunmasından dolayı insan yine mes&#8217;­ul değildir.<br />
<strong>Dörndücü mertebe :</strong> Hem-dir. O (Hem-arzu ve istek), yapılacak işin iki cihetten bir tarafını kendi arzusu ile tereih etmektir.<br />
Bu hemm-in tahakkuk şekli şöyle olmaktadır : İyiliği tercih ederek yap­mak kasdına mukarın olursa iyiliği yazılır ve r-^Ûfata nail olunur.<br />
Eğer tercih edilere kyapılmak emeline mukarın olan şey şer ise, işle­medikçe yazılmaz ve bir cezada tereddüb etmez.<br />
<strong>Beşinci mertebe :</strong> Azm-dir. O (azm), bir şeyi kasdetmek ve yapmak ci­hetini kuvvetlendirerek samimiyet, sebat ve kararlılıkla o şeyin yapılması için verilen kesin karardır.<br />
Bu azme sâhib olan her insan, hayır veya şer neyi kasdederse, mükâ­fat veya cezaya müstehak olur. Zira azm, niyyetin kuvvet ve kesinlikle ya­pılmasını kararlaştırıp üzerinde ısrarla durma şeklidir ki, bir nevi niyyetin tezahür ve tahakkukudur.<br />
Yukardaki beş mertebe hâlinde insanın içinden gelen ve kalbinin amellerinden olan şeylerin cezaî yönden hükümlerini kısaca açıklayalım.<br />
Hâcis-den dolayı, bütün ümmetin icmâi ile insan cezalandırılmaz. Zira insanın kendi elinde olmayan kudret istek ve arzusu dışında olan bir şey­dir.<br />
Hatır ile {yani, kalbe gelen şeyin tereddüd hâli ile) Hadîsünnefs (nef­sin söylemeâi) de yukarda naklettiğimiz hadîsi şerifin hükmü ile günah ol.maktan kaldırıldığı anlaşılmıştır. Binâen aieyh günah olmayınca,   birinci mertebedeki Hâcis gibi, bunlarla bir vebal ve cezâyi müstelzim olmazlar. Ve bu üç hal iyiliklerde dahî bulunsa, ecrü mükâfat yazılmaz. Zîra kasd<br />
(niyyet) yoktur.<br />
<strong>Hemm-e gelince :</strong> Sahih bir hadîsi şerifte bunun hükmü şöyle beyan edilmiştir :<br />
«İyiliği kasdetmekle iyilik yazılır. Kötülüğü arzu etmekle kötülük yazıl­maz, beklenir. Eğer kötülük Allah İçin terk edilirse, bir adet iyilik yazılır. Ve eğer o kötülük işlenirse, bir tek kötülük yazılır.»<br />
Azm ise : Müdakkık ve muhakkik olan âlimlerin beyânına göre bir şeyi yapmaya azmeden kimse, muhakkak cezalanır.   (Eşbah Vennezâir, 19-20)<br />
Yukarda, küfre niyyet etmenin, küfür olacağını beyan ettiğimiz hü­kümde, bu azm şeklindeki içinden verilen kararın hükmünden ibarettir.<br />
<strong>Nıiyyetle ilgili fıkhı Hükümler</strong><br />
Fukahâ ve meşâyihin beyanlarına göre, «Bir iş ve amelde niyyet olma­dıkça, sevab yoktur.»   <a href="#_ftn43" name="_ftnref43">[43]</a><br />
Bu hükmün açıklanması için, bâzı fıkhî hükümleri nakledelim.<br />
Niyyet etmek, bir şeyin sahih olması için şart olur. Namaz, Zekat ve Oruç da olduğu gibi.<br />
Niyyet etmek, abdest ve gusul de ise, şart değildir. Hanefî mezhebine göre, abdest ve gusülde niyyet sünnettir.<br />
Evet dünyevî ve uhrevî amellerde niyyet, esastır. Hatta mükâfat ve ceza da niyyete bağlıdır. Cennet ve Cehennemde ebedî kalmanın da niy­yetin neticesi olduğunu yukarda mükerrer olarak zikretmiştik.<br />
<strong>Namazda niyyet :</strong><br />
Merâkılfelâh ve haşiyesi Tahtâvî de, namazın sıhhati için niyyetin tarif<br />
ve îzâhı şöyle zikredilmiştir :<br />
«Namazın sahih olması için, niyyet şarttır. Ve o (niyyet) ibâdeti âdet­ten ayırmak için cezm edilen irâde (kalbin yönelmesi) dir. İşte bu niyyetle Aliah için olan ihlas, tahakkuk eder.<br />
Fetâvâyi Bezâziye de beyan edildiğine göre, Niyyet, İhlasın hasıl ol­ması için meşru kılınmıştır. Sonra riya ihlâsa karışmıştır. Riyanın karışma­sı ise, nafilelerdedir. Vâcib olan hükmün sakıt olması İçin, farzlarda riya yoktur,<br />
— {Namaz kılmada) Riyanın hakîkatı şudur :<br />
,«— Bir kimse, insanlardan hâlî (yalnız) olduğunda namazı kılmaz, in­sanların yanında olduğunda namazı kılar. İşte bu kimse için sevâb ve mü-<br />
kâfât yoktur. Zira bu adam Rabbisine ibâdette başkasını ortak koşmuş­tur.» <a href="#_ftn44" name="_ftnref44">[44]</a><br />
Tarikatı Muhammediyede İMÂMI BİRGİVİ merhum riyakarlıkla ilgili şu hükümleri zikrediyor :<br />
«İbâdette riya (gösteriş) haramdır. Hatta ibâdetin aslında (farz ola­nında) olsa bile haramdır.<br />
«Bir kimsenin farz olan namazı insarın yanında kılıb, yalnız başına ol­duğunda kılmaması gibidir ki, işte bu hal bâzı âlimlere göre küfürdür. Bu hüküm tatarhâniyede zikredilmiştir.» Tarikat Muhammediye, 62<br />
Mülteka ve şerhinde de şu hükümler mezkûrdur :<br />
«Namaz kılacak olan kimse, kalbinin kasdını (niyyet ve karârını), ifti-tah tekbîri ile namaza bitiştirmesi lâzımdır.<br />
— Binâenaleyh iftitah tekbîrinden sonra niyyet etmek caiz olmaz.<br />
— (Kalb ile yapılan) niyyete, dil ile yapılanı söyleyerek bitiştirmesi ef-daldır.<br />
— Sahih olan rivayette; Teravih namazı, sünnet ve nafile     namazlar için, mutlak niyyet (yâni, isim zikretmeden mutlak namaza niyyet etmek) kifayet eder.<br />
Farz namaz için tâyin etmek şarttır. Meselâ : ikindi namazı (ikindinin farzı) gibi.» <a href="#_ftn45" name="_ftnref45">[45]</a><br />
İmam olan kimseler de, tek başına kılan kimseler gibi niyyet ederler. Ancak imamlar arkalarında bulunan cemaatın sonunda kadınlar bulunur­sa, onlara imam olduğuna niyyet etmesi lâzımdır. Zira kadınlara imamlık ancak niyyetle sahih olur.<br />
Eşbah Vennezâirden bâzı hükümleri nakledelim ;<br />
<strong>Cuma namazı için Hutbede Niyyet :</strong> Hutbenin sahip olması için şarttır. Hatta hatib.mimbere çıktıktan sonra aksırma ve tısırmaşı hâlinde «Elham-düllüllah der ve hutbenin hamdelesini kast etmesse, o hâli ilede hutbeden inerse, hutbe şahin olmaz. Zira hutbenin hamdelesine niyyet edilmediğiden hutbenin sıhhatinin şartı bulunmamıştır.<br />
Bayram namazlarını hutbelerinin sahih olup olmamasının şartıda, cuma nın hutbesinin sıhhatinin şartları gibidir.<br />
<strong>Ezanda niyyet :</strong> Ezanın sahih olması için niyyet şart değildir. Ancak sevab ve mükâfata nail olmak için niyyet lâzımdır (sünnettir).<br />
<strong>Zekatta niyyet :</strong> Zekâtın edası niyyetsiz sahih olmaz. Zekat olarak ve­rilecek şey, ya zekatlık olarak ayrılırken veya zekâtı edâ ederken zekâta niyyet etmek şarttır.<br />
<strong>Oruç da niyyet :</strong> Orucun sahih olması İçin de her gün niyyet etmek şarttır. Farz, sünnet ve nafile oruçlarda niyyetin şartlığı müsavidir. Niyyetlerin zamanları hakkında geniş malûmat fıkıh kitablarının oruç bahsinde mezkûrdur.<br />
<strong>Hac da niyyet :</strong> Hacc, farz olsun, nafile veya umre olsun Haccın sahih olması için, mutlaka niyyet şarttır.<br />
<strong>îtikaf da niyyet</strong> : Itikaf,, vâcib olsun, sünnet veya nafile olsun îtikâfın sahih olması için niyyet şarttır.<br />
<strong>Kurban da niyyet :</strong> Kurban alınırken veya alınacağı zaman kurban niy-yetinin bulunması lazımdır. Keza kesileceği zamanda niyyet lazımdır.<br />
<strong>Cihad da niyyet :</strong> İbâdetlerin en büyüklerinden biri olan Cihad içinde ihlaslı niyyetin bulunması lâzımdır.<br />
<strong>Vasiyet de niyett :</strong> Eğer vasiyyet eden kimse, vasiyyeti ile cenâbu hak ka yaklaşmayı kasdeder (niyyet eder) se, o kimse için sevab ve mükâfat vardır.<br />
Şayet Allâhın rızasını tahsil etmek niyyeti olmadan vasiyyet ederse, o vasiyyet sahihdir. Fakat ecrü mükâfat yoktur.<br />
<strong>Vakıf da niyyet :</strong> Vakıf,, başlı başına bir ibâdet olmadığından vakfeden kimse, Allah rızâsı için vafederek hâlis bir niyyet ettiği zaman o vakıfdan mükâfat alır. Allâha yaklaşmak ve rızasını kazanmak niyyeti olmazsa, bu takdirde sevab ve mükâfat yoktur.<br />
<strong>Nikah da niyyet :</strong> Fakihler dediler ki : Nikah, ibâdetlere en yakın amel­lerdendir. Hatta nikah işi ve aile efradının ihtiyacı ile meşkul olmak yalnız başına kuşeye ibâdete çekilmekten efdal ve sevabdır.<br />
Nitekim bir hadîsi şerifte şöyle buyurulmuştur :<br />
«İnsanların hayırlısı, onlara fâidesi olan kimsedir.»<br />
Nikahlanmak (evlenmek), mutedil ve sakin olan kimse için, sahih olan kavle göre sünneti müekkededir. Nefsin tahriki ve şehvetin azgınlığı hâlin­de olan kimseye de, evlenmek farzdır. Binâen aleyh sevab ve mükâfatın hâsıl olması için, evlenmede de iyi niyyete ihtiyaç vardır.<br />
<strong>Hüküm ve Hâkimlik de niyyet :</strong> Fukahâi kiram dedilerki : Hüküm ver­mek ibâdetlerin en şereflilerinden birisidir. Binâenaleyh hüküm vermeye de sevab ve mükâfat niyyetin hâlis olmasına bağlıdır.<br />
<strong>Mubah ve Helal olanlar da niyyet :</strong> yemek, içmek, uyumak, mal kazan­mak, nikahlanmak ve ailevi münâsebette bulunmak gibi, mubah olan işler­de niçin yapılır ve neye niyyet edilirse, onun için olur.<br />
eMselâ : Bu mubah olanları işlemekle itaat ve dînî vazifelerini yapma­ğa takviye ve kuvvet vermek için veya o iyi olan itaat ve dîni vazifelere kavuşub İfa etmek kasdı ile yapılırsa, görünüşte yemek, içmek, yatmak, uyumak ve emsali işler dünya işi ise de, niyyet ve gayenin hâlis olması ile ibâdet ve âhiret amelidir.<br />
<strong>Muamelatta niyyet : muamelat :</strong> Alış verişler pek çok nevîlere ayrılır. Alış veriş de niyyete itibâr yoktur. Söz ve lafızların durumuna ve söylenişi­ne itibar olunur. Caymak ve İcarlarda da itibar, konuşmayadır. Lâkin alış verişte mazî sığası yerine (yani, aidim verdim veya sattım yerine} sin ve sevfe harfleri olmadan muzârî (gelecek) sığası kullanılırsa, bu husus da fa-kihler, niyyein lüzumundan bahsetmişlerdir.<br />
<strong>Hibede niyyet :</strong> Hibe : bağışlama da niyyete ihtiyaç yoktur. Sözle ba­ğışlamak kifayet eder, velevki iatîfe ile söylensin.<br />
Fakat ikrah ve zorla söyleterek bağışlatılırsa, bu bağış sahih olmaz. Zîra bağışlamada bulunması şart olan rıza yoktur.<br />
<strong>Talak da niyyet :</strong> Talak, sarih ve kinaye olmak üzere ikiye ayrılmakta­dır. Sarih taiakda niyyete ihtiyaç yoktur. Sözle ne söylenirse, İtibar onadır.<br />
Kinaye taiakda ise, talâkın vâki olması niyyete bağlıdır.<br />
Talâkın diğer çeşitleri ve yukardaki meselelerin uzun İzahı, fıkıh kitab-farımızda mufassal olarak beyan edilmiştir. Ayrıca «Mülteka Tercümesi» adh eserimizin cildlerinde uzun İzahlarve dliilerle malumat zikredilmiştir.<br />
<strong>Yemin de niyyet :</strong> Yemin etme de ve yeminin vukuunda niyyete ihtiyaç yoktur. Binâenaleyh bir kimse, bilerek veya sehvederek veya hataen veya mükrehen (zor(anarak) yemin etse yemin vâki olur.<br />
<strong>ikrar da niyyet :</strong> Bir şeyi ikrar etme de niyyete ihtiyaç yoktur. Keza, vekâlette, emânet tevdi etme de, ariyet koymada, İcara verme de, iftira ve hırsızlık hükümlerini ikrar etmede niyyete muhtaç olunmaz. Niyyt etmez­den evvel bu hükümleri söylemekle kesinlik ve karar vâki olur. Fakat her şeyin rızayı bâriyi kazanmaya bağlı olması hasebiyle hâlis niyyet ve meş-rûiyyet dâhilinde hareket etmek kasdınin bulunması gerekir.<br />
<strong>Kur&#8217;an okumak da niyyet :</strong> Kur&#8217;anı kerimi okuyacak kişi, cünüb, hayız-lı ve nifaslı kadın olursa, kur&#8217;an niyyeti ile okuyamaz. Fakat, kura&#8217;nı kerî­min, dua, zikir, teşbih ve tehlil âyetlerini ve kur&#8217;anı kerîmi zikir kasdı ile okursa, bu takdirde bu kimselerin okumaları caiz ve mubahtır.<br />
Bir kaide de şöyle denilmiştir :<br />
«Bütün işler, maksad ve gayelere göredir.»<br />
Bu kaideyi İzah sadedinde «Eşbah Vennezâir» adlı eserde şu hüküm­ler zikredilmiştir :<br />
«Fetâvâyı kâdi Han da zikrolunmuştur ki,<br />
«Şırayı, şarab yapan kimseye ticâret niyyeti ile satmak haram olmaz. «Fakat şarap yapmak kasdı ile şırayı satmak haramdır. «Keza bağ ve bahçe üzümleri de aynı böyledir.». Eşbah, 10 Yine aynı eserde ve diğer fıkıh kitabiarında şu hükümler mezkûrdur : «Namaz kılan bir kimse, cevab vermek kasdı ile kur&#8217;anı   kerimden bir âyet okursa, namaz bâtıl olur. Zîra kur&#8217;an âyetini kıraat kasdi ile değil, bir<br />
kişinin sualine cevab vermek kasdı ile okumuştur. Böylece cevab ise, na­mazı ifşad eder..<br />
Keza namaz kılan kimseye, kendisinin sevineceği bir haber söylenince şükretmek ve sevincini izhar etmek kasdı ile «Elhamdülillah» derse, na­mazı bâtıl olur.<br />
«Ve bir kişinin ölümünü duyunca namazdaki adam «innâlillah ve innâ ileyhi raciun» der ve bu sözle haberin üzüntüsünü kasdederse, namazı yine bâtıl olur..»<br />
Bu mes&#8217;eleterin daha geniş izahı, «Mülteka tercümesi» İsimli eserimi­zin 1, 2, 3. ve 4. ciltlerinde beyan edilmiştir. Mahallinden okumak ve okut­mak şâyânı tavsiyedir.<br />
Buhârî ve Müsiimin ittifakı ile rivayet ettikleri bu «Ameller niyyetlere göredir» hadîsi şerif, meşhur hadîsi şerifdir.<br />
Bu hadîsi şerifin fazileti hakkında yukarda muhtelif hükümler zikre­dilmiştir. Son olgrakda imâmı şâfî-i merhumdan rivayet edilen şu hüküm­ler şâyâni dikkattir :<br />
«Bu hadîsi şerifin fazileti, ilmin yarısı mahiyetindedir. Bu İlmin yansı olması ciheti, şöyledir : Şüphesizki niyyet; kalbin kulluğudur. Amel etmek ise, kalbin kulluğunun açıklanmasıdir. Veya elbette din; ya zâhirendir oda ameldir. Veya bâtinendir. O da niyyettir.»<br />
İmamı Şâfi-Î den «innemel âmâlübinniyât&#8230;». hadisi, ilmin dörtte birine delâlet eder, hükmüde rivayet edilmiştir.<br />
Netekim şöyle denmiştir.<br />
«Bize göre, hayrın esâsı dört kelimedir, işte bunları, yer yüzünün ha­yırlısı (Hz. Peygamber) buyurmuştur;<br />
«Şüphelilerden kaçın, zühdet, sana yardımı olmayan şeyi terk et ve niyyetle amel et.»<br />
Bu son cümlelerde dört hadîsi şerife işaret vardır. Sanki dört hadîsi şerif bütün iyilikleri ve hayrı beyan etmektedirler. Böyle oluncada «Ameller niyyetiere göredir» hadîsi şerifide ilim ve hayrı beyan eden hükümlerin dörtte biri {%) olmuş oluyor.<br />
Hulâsa-i kelam, îman, amel ve ahiakda iyi niyyet, ihlas ve sadakat İâzımdir. Onları da yukardaki muhtelif ayet ve hadîsi şerifler ve bu hadîsi şerifde Hz. peygamberimiz en güzel şekilde ifâde ve îzah buyurmuşlardır. Yeterki mucibi ile amei edelim. Mevtamız her şeyde iyi niyyet ve ihiası nasıb buyursun. Amin. <a href="#_ftn46" name="_ftnref46">[46]</a><br />
&nbsp;</p>
<h3><a name="_Toc125720683"></a>Îman   Bahsi</h3>
<p>&nbsp;</p>
<h3><a name="_Toc125720684"></a>Tercümesi :</h3>
<p>&nbsp;<br />
<strong>2-</strong> (|) Ömer bin el hattab (R.A.) dan rivayet olunmuştur, demiştirki :<br />
«Günün birinde Resûlüllah (S.A.V) efendimizin huzurunda bulunduğu­muz sırada birde baktıkki, elbisesi bembeyaz, saçları simsiyah, üzerinde yolculğa delalet eder hic bir alâmet olmayan ve böyle iken yine hiç birimiz tarafından tanınmayan bir kimse çıka geldi. (Sokula, Sokula) nihayet ne-biyyi muhterem (S.A.V.) Hazretlerinin yanına (varıp) oturdu. Ve dizlerini (Resûlüllahın) dizlerine dayayıp ve her iki avcını. (Resûlüllahın veya ken­disinin) iki uyluğu üzerine koyup :<br />
— Ya Muhammed (SAV) ! İslam nedir? bana söyle dedi.<br />
— Resûlüllah (S.A.V) :<br />
— İslam, Allahdan başka hiç bir ilah ve mabut olmadığına ve   Mu-hammed&#8217;in Allanın Resulü olduğuna Şehadet etmen, namazı kılman, Ze­kâtı vermen. Ramazanda oruç tutman ve gücün yeterse,   beytullahı hacc (Ziyaret) etmendir, buyurdu.<br />
— O (yabancı kimse) : doğru söylüyorsun, dedi.<br />
— Biz, (bu adam) hem Resûlüllaha soruyor ve nemde onu tastik edi­yor, diyerek onun hâline hayret ettik.<br />
— Ondan sonra birde : İman nedir? Haber ver, diye sordu.<br />
— Resulü ekrem (SAV) efendimiz :<br />
— İman, Allâha, meleklerine, kitaplarına.     Peygamberlerine ve âhıret gününe inanmandır.<br />
Birde hayır ve şer (tatlı, acı hangi çeşidi olursa olsun) kadere İman etmendir, buyurunca;<br />
— (Oyabancı kimse) doğru söylüyorsun, dedi.<br />
— Ve ihsan ned,ir? Söyle, diyerek bir daha sordu.<br />
— Resûlüllah (S.A.V) efendimizde-<br />
— İhsan, Allahü teâlaya sanki görüyormuş gibi ibadet etmendir. Zira sen onu görmüyorsan o seni görüyor, buyurdu.<br />
—; O (Yabancı adam), yine : doğru söylüyorsun, dedikten sonra :<br />
— Kıyamet ne zaman kopacak? bana haber ver, dedi. (Resûlüllah} Cevaben, bunda sorulanın bilgisi, sorandan   Ziyade değildir, buyurdu,<br />
— Öyle ise emarelerini (yâni, kıyamet kopmazdan evvelki görülecek alâmetlerini) bildir, dedi.<br />
— Resü.&#8217;ûllah (S.A.V) cevabında :<br />
— Müîk olarak elde olan Câriye kadının, kendi sahibini doğurması ve yalın ayak, sırtı çıplak, fakir davar çobanlarının hangimizin ycpdığı bina da­ha yüksektir- diyerek (Servet ve samanca) yarışa çıkdıkEarını     görmendir, buyurdu.<br />
—Bundan sonra o (yabancı) adam gitti.<br />
— Bunun üzerine nebiyyi Muhterem (S.A.V,) Hazretleri de bir müddet durduktan sonra .-<br />
— Yâ Ömer (R.A)! bilirmisin o soran kimdi?   diyerek sual îrad etti.<br />
— Hz. Ömer (R.A) de : Allah ve Resulü bilir, dedim.<br />
— Resûlüllah (S.A.V) buyurdularki :<br />
— O, cebrâil (A.S) idi. Size dininizi öğretmek için geldi.»<a href="#_ftn47" name="_ftnref47">[47]</a><br />
&nbsp;</p>
<h3><a name="_Toc125720685"></a>Îzâhât</h3>
<p>&nbsp;<br />
Hadisi şerifin Râvisi Hz, Ömer (R.A.) şahsiyeti ve hayatı hakkında ge­rekli malumat birinci hadisi şerifin îzahat bahsinde beyan edilmiştir.<br />
Hz. Cebrail Aleyhisseiâmın bir beşer kılığında gelişi ve bir yolcu ema­resi olmadığı halde huzuru seâdete mütevâzi&#8217; bir şekilde girib islâm dan, îmandan, ihsan ve kıyametten suâl etmesi ve sorduklarına verilen cevâoı tasdik etmesi, büyük bir mucize, ifâhi tâlim ve terbiye hususunda pek dik­kat edilmesi lâzım olan bir hal ve hareketdır.<br />
Zira Hz. Cebrâil aieyhisselâmın bir beşer suretinde gelişi, meleklerin ilâhi kudretle çeşitli şekil ve kıyafete tebdil edebildikleri ve beşerle beşe­rî münâsebetlerin, insanların bir birlerine ülfet ve ünsiyet ettikleri ve her cinsin kendi cinsi ite hüsnü muaşerette bulunduklarındandır.<br />
Ve Cebrâil aieyhisselâmın gayet mütevazı bir şekilde gelişi aynı za­manda dizinin üstüne oturup ellerini Resûlüllâh&#8217;ın veya kendi dizleri üzeri­ne koyuşuda; bir âlimin, velînin, âmirin ve büyüğün huzuruna nasıl girile­ceğini, edeb ve nezâketle nasıl iltifat edilib-soru sorulacağını ve sorulan suallerin cevablannı nasıl karşılamak gerektiğini, bütün ümmeti Muham-mede tâlim ve tavsif etmektedir. Yeterki bu güzel hareketten her mü&#8217;min nasibini alsın.<br />
Bu hadisi Şerifde görüldüğü üzere Cebrâil aieyhisselâmın gelib soru­lar sorub ve cevabları tasdik etmesi olduğundan «Cibril Hadisi» denilmiş­tir.<br />
Cebrâil aleyhisselâm; Resûlullâhın huzuruna gelib bu sorulan sorma­sı, hicretin onuncu senesinde vuku bulmuştur. Ve bir rivayette onuncu hic­retinde hemen veda haccından biraz evvel vâki olmuştur.<br />
Hz. Cebrail&#8217;in bu sualleri, Resûluilahm hayatının sonunda sormasının sebebi hikmeti ise, Kur&#8217;an âyetlerinin hemen-hemen tamamı gelmiş ve is­lâm ahkâmı tekemmül etmiş olması hasebiyle cenâbu hak tarafından Haz-rti Peygambere getirmiş olduğu hükümlerin ana esaslarını bütün ashaba tâlim ve tealiüm için bir &#8211; bir soruyor ve verilen cevabiarıda irkilmeden tas­dik ediyor.<br />
İşte böylece hak tebliğcileri, isîâmtn, îmanın, ihsanın ve kıyametin hü­kümlerini ümmete tâlim ve tarif mahiyetinde vazifelerini son olarak bir da­ha yapmış oluyorlar.<br />
Islâmın beş şartı hakkında ayrıntılı îzahat, hemen ileride 4. hadisi şe­rifin altında arzedileceğinden burada sâdece islam kelimesinin lüğât ve şerîat manâları i!e islam ve îmanın birleştiği ve ayrıldığı yönleri hulâsa olarak nakledeceğiz.<br />
İslâm; îuğaita, boyun eğmek, teslim olmak manasınadır. Şeriatta isEâm : İman tabir olunan bâtını tasdik şartı ile zahiren is­lam hükümlerine inkıyat, etmek (boyun eğib işlemek) tir.<br />
Yani, islam demek, kelime-i şehâdeti dili ile söylemek, beş vakit na-. mazı edâ etmek, fakirlerin hakkı olan zekatı vermek, Ramazanı şerif orucu­nu tutmak ve hacca gitmeye muktedir olunduğunda haccetmektir. İşte bu söz, fiil ve hareketlerle yapılan amellere islam denir. Ve bu amelleri inana­rak yapanlarada mü&#8217;min ve müsiüman denir.<br />
îman ise, lüğatta, inanmak, tasdik etmek manasınadır. Şeriatta İman; Peygamber Muhammet aleyhisselâmı, Allâhüteâlâ tarafından getirmiş ol­duğu şeyleri (Kur&#8217;ânın âyet ve hükümlerinin hebsini) kesinlikle inanıb kalb-!e tastik ve dil ile ikrar etmektir.<br />
Bu şekilde îman eden kimseye, «Mümin» ve inanılan şeyede «Müme-nünbih»   denir.<br />
Evet îmanın rüknü, kalb ile tasdik&#8217;dir. Şartı ise, di! ile ikrardır. Dil ile ikrar etmek, bir kimsenin îmanlı olduğunu bilip hadlerin, cenazelerin, tekfin ve teçhîzi ve terekenin taksimi gibi hükümleri dünyada icra etmek için şarttır. Zira kalb ile tasdik gizli bir iştir. Öyle ise, kalb ile tasdik mutlaka açıklanmalıdır. Oda dil ile ikrar edip islâmın diğer şartlarını işlemektir. Doğ rusuda budur. Zira insan, cesed ve ruhun mecmuundan ibarettir. Şu halde .her ikiside îmandan başka nasibini almalıdır. Şöyleki; «Kalb ile tasdik» Ru­hun ve «di! ile ikrarda» cesedin nasibidir.<br />
Binâenaleyh bir kimse, İman hükümlerini kalbi ile tasdik eder dili ile söylemezse, işte o kimse Allanın indinde mü&#8217;mindir. Fakat dünya hüküm­lerinde ifnsanların yanında) mü&#8217;min değildir.<br />
Bir kimsede, inanılması lâzım oian esasları dili ile ikrar eder ve fakat münafık gibi kalbi iie tasdik etmezse, Allanın indinde kâfirdir. Lakin zâhiren islam görüldüğünden ve kalbini insanlar bilemediğinden insanların na­zarında müslümandır. Keza Şerhi akâid, 56 Evet îman, kalbin ameli demektirki, inanılması lâzım olan bütün hü­kümleri kalb iîe tasdik etmektir. Kalb ile tasdik edilen ve fakat dil ve amel ile söylenib yapılmayan bu îmanın varlığını ve gerceKliğini ancak Allâhü teâla bilir. Zira bu kalbdeki olanları yüce mevlâdan başka hiç bir fert bile-<br />
mez.<br />
Biz mü&#8217;minler ve bütün insanlar ise, kalbin ameli olan imanı dili, eli ve diğer azaları ile islâmın ve kur&#8217;anın hükümlerini söyleyib amel edip ve ya­parsa, işte o kimse hakkında «Müslüman» hükmünü verebiliriz.<br />
İmanın, kalbin ameli olduğunu beyan eden bir kaç âyeti keriyme meâîi şöyledir :<br />
«İşte Allah (C.C.), böyle (Zâlimleri) sevmiyen bir kavmin kalblerine imanı sabit kılmış ve kendilerini yüce katından bir rahmetle kuvvetlendir­miştir.» Mücâdile sûresi, 22<br />
«Kalbi imanla kararlaşmış olduğu halde..» Nahl sûresi, 106<br />
«Kimki, Allâha îman ederse, Allah (C.C.) onun kalbine hidâyet verir»Teğabun sûres:,<br />
Peygamber Aleyhisselam efendimizde bir duasında şöyle buyurmuştu :<br />
&lt;Ey Allâhım! Kalbimi dînin ve tâatın üzerine sabit kil.» Şerhi akait, 55<br />
Dili ile ikrar edib lâilâhe illallah, Allahdan başka ilah yoktur, diyerek îmanını izhar eden bir kimseyi öldüren Üsâme Radıyallahü anh hazretlerine Peygamber sallâhü aleyhi vesellem Hz. üsâmeyi irşad   mâhiyetinde şöyle<br />
buyurmuştu :<br />
«O kimsenin kalbini yardınmı?»<br />
. Yani dili ile ikrar edib kalbindeki îmanının varlığına delâlet eden sozu-ne inanmadığına göre, o kimsenin imanlı olub-olmâdığını bilmek için kalbi-nimi yardın? demektir. Elbet kalbini yanb insanların kalbine muttali olmak imkanı yoktur. Zira kalbdeki olanı Allahdan başka kimse bilemez.<br />
Biz insanlar, ancak zahiren görülen ve duyulanlar ile hükmede biliriz.<br />
Meselâ : keüme-i şehâdeti söyleyen, beş vakit ve Cenaze namazı kılan, oruç tutan, Zekat veren ve Hacc farizasını yapan, kurban kesen, ve haramlardan kaçınan kişiler mü&#8217;mindirler.<br />
Burada bir hususu daha belirtmek gerekir.<br />
İman ve islam esaslarını dili ile ikrar ve kalbi ile tasdik eden kişinin imanlı ve mü&#8217;min olduğunu öğrenmiştik. Binâen aleyh bir kimse îman ve İslam esaslarını bilir, dili ile ikrar ve kalbi ile tasdik etmezse mü&#8217;min olmaz Zira bilgi İmandan sayılmaz.<br />
Netekim bir âyeti kerimede şöyle buyurulmuştur : «Kendilerine kitap verdiklerimiz, onu (O Peygamberi) Öz oğullarını ta-nıdıklaVı gibi tanırlar. Öyle iken içlerinden bir topluluk hak ve hakikati büebile gizlerler.»   Bakara sûresi, 146<br />
Bu âyeti kerîmenin tefsirinde şu hüküm naklolunmuştur :<br />
Rivayete göre, Hz. Ömer Radiyallâhü anh yahûdilerden müslüman olan Abdullah bin selam (R.A) a bu âyeti kerimede bahsedilen bilginin ne olduğunu sormuş. O, cevaben demişki : «Ya Ömer! ben Peygamberimiz sallallâhü aleyhi veseliemi gördüğüm zaman oğlumu tanıdığımdan ziyâde »anıdım. Çünkü oğlumda, anası ihanet etmiş ise, şüphem olabilir. Fakat peygamber hakkında zerre kadar şüphem yoktur. Onun vasıfları Tevrat da zikredilenlerin aynısı ve tamâmıdır.»<br />
Yukardaki âyeti kerîme ve mes&#8217;elede beyan edildiği üzere bir kimse kur&#8217;an âyetlerini ve bütün islamın hükümlerini bilse ve fakat kalbi ile tas­dik edip îman etmese, o kimse mü&#8217;min değildir. Zira bir şeyi bilmek onu kabul etmek manası taşımaz.<br />
Öyle ya eğer bilgi îmandan sayılsa idi, Hiristiyanların Rahip ve Pa­pazları ve daha bir çok kâfirlerin imanlı olması ve dolaysiyle mü&#8217;min olması gerekirdi. Zira bir kısım kâfirler islamın ve îmanın esaslarını ve kur&#8217;anın hükümlerini bilmektedirler. Halbuki inanmamakdadırlar.<br />
Şu halde çeşitli isimler altında toplanan ve hatta maksatlı ve sinsice islam düşmanı olan kimselerin, Kur&#8217;an ve islamın esaslarını beyan etmele­ri îmandan sayılmaz ve mümin değillerdir.<br />
Yukardaki tarif ve İzahlardan anlaşılmıştaki bir kimse, inandığı şey­leri azalarında tezahür eden ve îmanının varlığına delalet eden bir ameli iş­lemediği veya işlediği görülmeyince müminler nazarında mümin olmaz ve mümin muamelesi yapılamaz. Ancak Aliâhın indinde mümindir. Oda insan­larca malum değildir.<br />
Fakat dış azalarında isiâmın esasları görülür ise, kalbi ile inkar etse dahi dünyada insanların nazarında mümin ve müslümandır. Hakikatta îman etmediğinden Aliâhın indinde mümin değildir.<br />
Netekim bu hal ve gerçek hüküm, kur&#8217;pnı kerimde şöyle beyan edilmiş­tir :<br />
«İnsanlardan bir takım kimseler vardirki, biz Allâha ve kıyamet günü­ne inandık, derler. Halbuki onlar, iman etmiş değillerdir.<br />
«(Zanlarınca onlar, kalblerindeki küfürlerini örtmekle) Allâhü tealay. ve müminleri aldatırlar. Onlar, kendi nefislerini aldattıklarını   bilmezler.)*<br />
Bakara sûresi, 3-9 Diğer bir âyeti kerime meali : «(Ganimet olde etmek sevdası ile görünüşte İslâmı kabul eden bâzı)<br />
Bedeviler : Biz gerçekten îman ettik, dediler. (Ey Habibim! onlara) deki : Siz kalblerinizle îman etmediniz. Ancak biz (kılıç korkusundan veya insan­ları aldatıp islamın nimetlerinden faydalanmak için) müslüman göründük. Henüz îman kalblerinize girmemiştir.» Hucurât sûresj 14<br />
Bu âyeti kerimede beyan edilen görünüşde müslüman hakikatta mü­min ve müslüman olmayan birçok kimseler, Riyakarlık, menfaat, makam ve mansıba kavuşmak sevdası ile bâzı yerlerde ve muvakkat bir zaman için müslüman görünen ve müslümanların hâmisi sıfatına bürünen fakat ha­kikatta açık dan kâfir olan kimselerdende tehlikeli olan münafık omelli kişi­ler halindedir. Ne yazıkki müslümanların saflık ve cahilliği, böyle kimsele­rin revaç bulmalarına ve nifaklarının tesirine sebeb olmaktadır.<br />
Sahte imanlılara kanmanın ızdırabını Akif merhummda şöyle feryat ediyor:<br />
Eyvah beş on kâfirin îmanına kandık.<br />
Öyle bir uykuya dafdık ki, Cehennemde uyandık.<br />
Şu halde her mümin müslümandır. Fakat her müslüman mümin değil­dir. Aralarında umum husus min vecih vardır.<br />
Bir kimse, müminmi; mutlaka müslümandır. Zira îman ve islam birdir. Esasda îmansız islam ve isfamsız îman tasavvur olunmaz ve ikisi bir birin-siz bulunmaz. Aralarındaki fark lafzîdir.<br />
îman, islamsız ve islamda İmansız olmaz. Şer&#8217;i hükümde ve hakikatta, îmanla islam, insanın sırtı ile göksü gibidir. Nasıl ki bir insan, yaşamak için bu iki varlığın birlikte olması na muhtacdır ve insanın hayatı için bunlar beraber olmalıdır. Öyle ise bir kimseninde hâlis ve muhlis mümin olması için ,îman ve islamın beraber bulunması lazımdır. Aksi takdirde yukardaki farklar olur. Zarurî haller karşısında îman ve inanış şekilleri İse, bu İzahat­tan farklı olabilir.</p>
<ol>
<li><strong>a) İcmali îman :</strong> İnanılması gereken îman esaslarına hulâsatan ve icmâlen inanmaktırki, îmanın şartlarını, islamın şartlarını ve diğer inanıl­ması lâzım olanları bir bir sayıp izah etmeden top yekûn hepsine kalb ile inanarak tasdik edib dil ile ikrar etmekten ibarettir.</li>
<li><strong>b) Toîsili îman :</strong> İnanılması lâzım o!an îman esaslarını ayrı ayrı sa-yıb delil ve îzahlariyle öğrenib kafb ile tasdik ve dil ile ikrar etmekdir.</li>
</ol>
<p>Meselâ ; İmanın altı şartını, islamın beş şartını ve diğer îman esasları­nı bir bir sayıp tarif ve İzah ederek delil ve kaynaklarla öğrenib inanmak tırki, taklidden istidlale ve icmaldan tafsile dayanan îman şeklidir.<br />
İlâhî sıfatları ve delillerini, kitabları. Melekleri, Peygamberleri, hayır ve şerri, kaza ve kaderi ve diğer; islam ve îman hükümlerini delil ve senet­lerle tavsif edib inanmaktır ve bu îman kâmil bir îmandır.<br />
Biraz iterde sayacağımız sıfatı ilâhiler ve îman hakkında daha geniş malumat Akâid ve kelam kitablarından ve ayrıca bizim «İSLÂMDA EVLİYA MESELESİ ve HÂRİKALAR» adlı eserimizde arz edilmiştir.<br />
Birde îmanın zıddı olan küfrün mâhiyet ve çeşitleri ile elfazı küfür me­seleleri «Mültekâ tercümesi» adlı eserimizin ikinci cildinde uzun uzun be­yan edilmiştir.<br />
İnsanlar, inanış itibariyle bir hak ve hakikata inananlar vardır. Bun­lara mümin ve müslüman denir.<br />
Birde küfre ve batıl olanlara inananlar vardır. Bunlara kâfir denir. Kâ­firler küfrü üzere öldüklerinde, mutiak ve muhakkak cehennemdedirler.<br />
Müminler İse, itaatkâr ve isyankâr olmak üzere iki kısma ayrılırlar. İtaatkar olan müminler, şüphesizki cennettedirler.<br />
Asî olan müminler ise, iki kısma ayrılırlar. Bir günahlarından tevbe edenler olur. Bunlar elbette cennettedirler.<br />
Birde günahlarından tevbe etmeyib isyanına devam eden qsî müminler vardır. Bunlarda Allanın dilemesine bağlıdır. Binâenaleyh cenabı hak diler­se afv edip cennetine katar. Dilerse cehenneme katıp azab eder.<br />
İnsanlar içerisinde birde sabit bir inancı olmayan içi dışı başka, sözü özüne uymayan inaçsız münafıklar vardır. Bunların varacağı yerde cehen­nemin en aşağısı olan esfele sâfilin denilen mahallinde azab olunacaklar­dır.<br />
Gerçekden insanlar, ya mümin, ya münafık veya kâfir olurlar: Hal böy­le iken çok değişik ve yeni çıkarılan isimlerle ilerici, gerici, milliyetçi, mil­liyetsiz, sağcı, solcu, kominst, mason, falancı, flancı, cnarşit, falan partili, filan partili, ve daha zikri uygun olmayan gurublar, fırkalar ve şahıslar türe­miş ve türemektedir.<br />
Esâsında insanlara, müminlerden ise, mümin, kâfirlerden ise, kâfir ve münafıklardan ise, münafık damgasını vurarak ifade etmek ve bu sınıflar­dan olanların vasıflarını beyan etmek gerekir.<br />
Kur&#8217;anin beyan ettiği bu teşhis ve tabirleri bırakıp yeni uydurulan ke­limelerle meşkul olmak, hakikatleri öğretmeyib zait ve lüzumsuz şeylerle milleti islâmiyeyi dejenere etmekten başka bir şey değildir.<br />
Nitekim günümüzde islâmı savunan ve islâmdan bahseden pek çok kişiler, esas dâva olan islâmı tam öğrenmeden ve gereği ile amel etmedik­lerinden bir takım abes, batıl ve haram olanlarla, daha doğrusu kâfir ve münafıkların amel ve emellerini takiid edercesine hareket etmektedirler. e bu hareketlerini şeytan kıyası olan fasit bir kıyasla işi güya hakka uydur­maya çalışmaktadırlar.<br />
Hayır öyl değildir. Hak birdir ve hak olan şey, Kıyamete kudar aynı hakdır. Batılda kıyamete kadar batıldır. Hiç bir zaman batıl hak olamaz ve hakda batıl olamaz.<br />
Fakat bu günün insanlarından müslüman olduklarını söyleyibde islâmı yaşamayan ve hatta küfür adet ve amellerini taklid eden nice kimseleri, ve nice toplulukları görmekteyiz.<br />
Meselâ : Peygamberimiz (S.A.V.) efendimiz, «Mümin ile kâfirin arası­nı belirten fark namazdır.» Buyurmuştur.<br />
Hal böyle iken namaz kılmaz, milliyetçidir. Namaz kılmaz, sağcıdır, Namaz kılmaz hak yolda olduğunu söyler. Namaz kılmaz, vatan, millete hayır yapacağından bahseder. Kendine hayrı olmayan ve hakka boyun eğ­meyen zalim ve fasık kimseler, böyle yalan ve yaldızlı sözleri söylemekte­dirler.<br />
Burada hemen bir soru sorulabilir, Pek âlâ namaz kılanlardada yalan, iftira ve pek çok kötü ameller görülüyor, bu hale ne dersiniz?<br />
Cevab : Gerçek ve hakiki kılınan namaz, her zaman sahibini kötü amel ve yollardan alı koyar. Zira namaz müminin imanının nuru, Çerçivesi ve bir mahfazasıdır. İçerden ve dışardan gelecek tehlikelerden sahibini korur. Bu husus Kur&#8217;anı kerimde şöyle zikredilmiştir.<br />
«Şüphesiz namaz, (sahibini) fuhşiyat ve münkerlerden alıkor.»<br />
Ankebut, 45<br />
Fakat namaz, şartlarına riayet edilmeden ancak gösteriş ve aldatma gayelerle kılınırsa, bu takdirde o namaz, sahibini tehlikelere sevk eder ve cehennemi boylatır. Yani böyle namaz kılanlar, mükafat yerine ceza ve azaba müstahak olurlar.<br />
Nitekim Kur&#8217;anı Kerimde şöyle buyurulmuştur :<br />
«Artfk şiddetli azab (fesad maksatla) namaz kılanlara olsunki, onlar namazlarından, gafildirler. Onlar (namazlarıyla insanlara) gösteriş yapar­lar.» Mâûn sûresi, 4-6<br />
Yukarda fırka ve gurub isimlerini sayarken milliyetçi ve sağcı, Kelime­lerine bâzı kişilerin kofaları takılabilir.<br />
Evet İman ve Islama dayanmayan ve islamin güzel terimlerini kendi haris amellerine alet etmek için dillerine dolayıb, ayrıca bir tarafını küfre veya kâfirleri taklide özenerek bu kelimelere sığınanlar çok yanlış ve hatalı yoldadırlar. Zira islâmıp beyan ettiği «Millet ve sağ» ölçülerin dışına taş­maktadırlar.<br />
Esasında mümin ve müslüman olan her kişinin İbrahim Aleyhisselo-mın milletinden olduğu Kur&#8217;anı kerimde beyan edilmiştir.<br />
Kur&#8217;anı Kerimde şöyledir :<br />
«(O Allah) din işinde üzerinize bir güçlükde yüklemedi. Babanız İbrahi-min milletinde (Dîninde) olduğu gibi. Bundan evvelki, kitaplarda ve bu Kur&#8217;anda size müslüman ismini Allah takdı.» Hac sûresi, 78<br />
İbrahim Aleyhisselamın duası şöyledir :<br />
«Ey rabbimiz! ikimizide (İbrahim ile oğlu İsmail) sana teslimiyette (müslümanlıka) sabit kıl, soyumuzdanda (yalınız sana boyun eğen) müslü­man bir ümmet yetiştir.»   Bakara, 128<br />
İbrahim   Aleyhisselamın evlâtlarınada vasiyeti şöyle :<br />
«Ey oğullarım! Allah siz.in için (islam) dinini beğenib seçti. O halde siz­de (başka değil) ancak müslümanlar olarak can verin, (dedi).»Bakara sûresi, 132<br />
Bu âyeti kerimelerden anlaşıldığı üzere. Din &#8211; millet ve millet &#8211; Din, de­mektir.<br />
Binaenaleyh dinsiz, imansız ve islamiyetsiz milliyet ve sağcılık manasız ve batıldır. Hıristiyan ve yahudi milletini taklid etmek ve onları örnek ol-makdan ileri gidemez.<br />
İmân &#8211; Mümin ve müslüman kelimelerini İhtiva eden kimselerde, zıddı olan kâfir ve küfür kelimelerini yaşayanların durumlarını açıklamak için bu kısa izahatı yapmış oluyoruz.<br />
Fırkalara bölünerek gayri islâmî yaşamanın tehlikelerini «İslâmda ev­liya meslesi ve Harikalar.» adlı eserimizden geniş şekilde okuyup öğrene­biliriz.<br />
Ayrıca; Din millet, şeriat ve emsali kelimelerin misallerle açıklamalarım «Mülteka Tercümesi» adlı eserimizin ikinci cildinin «Mürted babı» başlığının son kısmında okumakda faydalı olur.<br />
Hadisi şerifde zikredilen «İman» kelimesi hakkında bazı açıklamalarda bulunduktan sonra İmanın şartlan olan altı (6) hükmünüde kısa kısa açık­layalım;<br />
«İman, Allah-a Meleklerine, kitaplarına, Peygamberlerine ve âhiret gü­nüne inanmadır.<br />
— Birde hayır ve şer (tatlı, acı, iyi ve kötü hangi çeşidi olursa olsun) kadere îman etmendir.»<br />
Allanın zatının, varlıklardan hiç bir varlığın zatına benzemediğine ve hiç bir şeyin ona benzemediğine, Mekandan ve zamandan münezzeh ol&#8211; duğuna, ilmi, kudreti, ve iradesiyle her şeye âlim, kadir ve irade sahibi ol­duğuna inanmaktır.<br />
Cenabu hakkın sıfatı nefsiye, sıfatı zâtiye ve sıfatı subûtiyelerinin varlığına ve hiç birisinin zıddı ile vasıflanamıyacağına inanmaktır.<br />
Meselâ : Vucud sıfatının zıddı, adem &#8211; yokluktur. Cenabu hakkın var­lığı hem ezeli ve hem ebedidir. Yokluk olmamıştır. Ve olmayacaktırda.<br />
Keza, ilim sıfatının zıddı, cehildir. Cenabu hakkın iimi ezeli ve ebedidir. Aynı zamanda her şeyi muhittir.<br />
Fakat tekvin sıfatına racî olan ihya-diriltmek, imâte-öldürmek, -tahlık-yaratmak ve terzik-rtztklandırmak igi sıfatı filiyeler zıddı ile vasıflanırlar.<br />
Mesela : İhya &#8211; diriltmenin zıddı, imate-öldürmektir. Binaenaleyh ce­nabu hak böyle fili sıfatların zıddı ile vasıflanır.<br />
Zâtı ilahi ve sıfatı ilahiler hakkında geniş malumat, akaid ve ilmi ke­lam kitaplarında zikredilmiştir. Ayrıca naçiz tarafımdan yazılan «İslamda evliya meselesi ve harikalar» adlı eserimizde bir nebze zikredilmiştir. Er­babı mütelaa oraları okur.<br />
Cenâbu hakkın meleklerine îman; Melekler, cenabu hak ile peygam­berleri arasında bi rvasıta ve Allahın emirlerine muhalefet ve isyan etme­yen, daima cenabu hakkı tehlil, teşbihle zikreden nurâni, tatıf varlıklardır. Ve Allahın lutfu keremi ile muhtelif şekillere girmeye muktedirlerdir. On­larda erkeklik, dişilik yoktur. Nurdan yaratılmış varlıklardır.<br />
Onların bazılarının isimlerini biliriz. Cebaril, azrail, israfil ve mikafil gi­bi, pek çokların isimlerinide bilememekteyiz.<br />
Melekler, en kuvvetli varlıklardır. Zira onlardan dünyayı ve kürsü kapla yan arşı âlâyı hamil olan melekler vardır. Şu anda arşı alayt dört melek hamildir. Kıyamet kopacağı anda sekiz melek-in yükleneceği Kur&#8217;anı ke­rimde beyan edilmiştir.<br />
Nitekim bir âyeti kerimede şöyle buyurulmuştur.<br />
«Melekler, semanın etrafındadırlar. O gün (kıyamet günü) rabbinin ar­şını sekiz melek Üstlerinde taşır.»                                     El hakka sûresi, 17<br />
Melekler ve iblis hakkında daha geniş malumat, makasıd şerhinin ikinci cildinin ellibeşinci safyası İle, kaside-İ bürde şerhinin 124. sahifesin-de ve Berikanın birinci cildinin otuz yedince sahifesinde zikredilmiştir..<br />
Allahüteâlanın kitaplarına inanmak, hem lafzı vehem manası ile bir­likte cenabu hak tarafından ceprail Aleyhisselam vasıtası ile gönderilen ki­taplarda, ilâhi emir ve nehileri, misal ve ibretli kıssaları havi, insanları doğru yola sevk eden Allahın kelâmı olduğuna inanmak ve mucibi ile amel et-mektirki, beşerin saadet yolunu en güzel şekilde beyan eden hükümleri camidirler.<br />
Kitapların en sonu, bütün ilahi kitapların hükümlerini cami. beşerin inanacağı, hükümleri ile amel edeceği Peygamberlerin en sonu *oian bizim Peygamberimiz Hz. Muhammed Mustafa sallallâhü aieyhivesellsrne vahyolunan Kur&#8217;anı kerimdir. Nasılki, beşerî kanunların sonradan çıkarı­lanları evvelki kanunları hükümsüz ve geçersiz sayarsa, ilahi kaınmfnrın en sonu olan k^abımız Kur&#8217;anı kerimde diğer kitapların hükümlerini nes hetmiş-kaldırmıştır. Amel edilecek tek ilâhi kitab ve kanun, Kur&#8217;anı kerimdir.<br />
Diğer kitaplar, tahrif edilmiş, çeşidi! şekilde ilave ve uydurmalar ya­pılmıştır. Fakat Kur&#8217;onı kerimin bir harfi dühi değiştirilememiş vs kıyamete kadarda aynı şeklini muhafaza edecektir. Zira cenabu hak onu koruyaca­ğını vadetmiştir.<br />
Kur&#8217;anı kerimde şöyle buyurulmuştur :<br />
«Kur&#8217;anı biz indirdik, biz. Onun koruyucularıda şüphesizki, biziz.))Hıcr sûresi, 8<br />
Diğer âyeti kerime meali :<br />
«(Habibim) deki, andofsun insanlar ve cinniler Kur&#8217;anın benzerini (meydana) getirmeleri için bir araya toplansa (lar), bazıları diğer bazıları­na yardımcıda olsalar, yine onun benzerini getiremezler.<br />
__ Şanıma and olsunki, biz bu Kur&#8217;anda İnsanlar için her   mânadan<br />
nice türlüsünü   açıklamışızdır. İnsanlardan pek     çoğu ise, ille   kâfirlikte ayak dirediler.»                                                                       îsrâ sûresi 88-89<br />
Allahüteâla tarafından gönderilen kitaplar, yüzdört (104) dür. Dördü büyük ve yüzüde suhuf ismini alan küçük kitaplardır.<br />
Dörd büyük kitap, Tevrat, Musa aleyhisseiâma, zebur Davud aleyhis-selama, İncil İsâ aleyhisseiâma ve Kur&#8217;anı Kerim Peygamberlerin sonu olan Muhammed aleyhisseiâma nazil olmuştur.<br />
Yüzsuhuf ise, on suhufu Adem aleyhisselâma, elli suhufu Şid aleyhis-selâma, otuz suhufu Idris aleyhisselâma ve on suhufuda İbrahim aleyhis­selâma nazil olmuştur.<br />
Bu kitapların en efdalı, diğer kitapların hükümlerini nesheden en son kitap Kur&#8217;anı Kerimdir.<br />
Peygamberlere inanmak ise, onların Allahın terbiyesi ile yetişmiş, yüksek ahlaka sahib, günahlardan masum, Allahüteâla tarafından gönde­rilen bütün hükümleri son gayretleri ile tebliğ eden mümtaz kimseler olduğuna inanmaktır.<br />
Nesil ve sülale olarak en temiz nesebden gelerek yaratılışları ile in­sanlığa, irhasad ve mucizelerle ibretli hayat örnekleri göstermişlerdir, ve insanlığın yegane mürşid ve halaskarlarıdfrlar.<br />
Peygamberlerin ilki, adem aleyhisselam, en sonuda bizim peygambe­rimiz Muhammed Aleyhisseiâmdır.<br />
Kur&#8217;anı kerimde isimlen zikredilen 25 Peygamber vardır. Üç cdedinin-de Peygamber veya veli olduğunda ihtilaf edilmiştir. O ihtilaf edilenler, üzeyr, lokman, ve zülkarneyndir. Yirmi beşi ise, şunlardır; Adem, Idris Nuh, Hûd. Salih, Lut, İbrahim, İsmail, İshak, Yâkup, Yûsuf, Şuayb, Harun, Musa, Davud, Süleyman, Eyyub, Zülkifiİ, Yûnus, İlyas, Elyesa, Zekeriya, Isa, ve Muhammed sallallâhü aleyhi vesellem ecmeîndir.<br />
Peygamberlere peygamberlik, kendi çalışmaları ile değil, cenabu hak­kın bağış ve lutfu keremi ile verilmiştir. İlmî terimle, peygamberlik, kesbî değil, vehbîdir.<br />
Fakat mümini mütteki olan velilik mertebesi, kulun kazanç ve gayre­ti iledir.<br />
Peygamberler, en doğru ve sadık, en akıllı ve zeki, emanete en ehil ve fayık. Allanın hükümlerini hakkı ile teblfğ eden ve günah işlemekten uzak olan en yüksek mertebe ve kemâle erişmiş faziletli kişilerdir.<br />
Bu sebeble peygamberlerde zuhur eden mucizeler, hasmın burnunu sürçmek, peygamberlerin davasını ikame etmek için istek ve arzu dahi­linde zuhur eder. Yani cenabı hak lütfeder.<br />
Velilerdeki keramet ise, bir iddia ve hasmı ilzam şekli olmadan kuiun haberi ve gayreti görülmeden iddiasız ve davasız kuldan zuhur eden fev­kalade haldir.<br />
İnsanların önder ve mürşidi Rasulier (Peygamberler), Meleklerin Re­sullerinden efdaldır. Meleklerin Rasulleri ise, beşerin umumundan efdaf-dır. Ve beşerin umumu (avamı) da. Meleklerin umumundan (avamından) efdaldır.<br />
Rasul ve peygamberlerden, peygamberlik soyulup alınmaz. Fakat veli­lerden velayet alınabilir. Bu sebeble nebiler masumdurlar, ve son nefesde imanla gidib mutlak ve muhakkak cennetliktirler. Veliler ise, mahfuzdurlar. Hıfzı emane layıklık devam ettikçe günahtan muhafaza edilirler. Şayet hıfzı ilahiyeye liyakati gaybederlerse, bu taktirde velilik alındığı gibi sapı­tıp mâsiyet ve günahlara dalabilir ve hntta son nefesinde delalet üzere gidebilirler.<br />
Nitekim cüneydi bağdadiye sorulmuş, «Arifi biflah olan kimse (Allahı iyi biien veli kimse), zıina edermi?<br />
Cüneydi bağdadi şu mealdaki âyeti kerimeyi okuyor :<br />
«Allanın emri, muhakkak yerini bulan bir kaderdir.» Ahzab sûresi, 38 yâni, eğer veli olan kimse, yolunu sapıtır kötü yollara giderse, bu takdirde âdeti ilahi ve ilahi kaderin tecellisi, ile zina ve emsali kötülükleri kendisi hakkında mukadder olabilir.<br />
Peygamberler erkek kimselerdir ve peygamberliğin şartı, erkek olma­sıdır. Köleden olmayib hür ve itimada layık her yönüyle mazbut kimseler­den olmuştur. Kadınlardan Peygamber gelmemiş ve olmamıştır.<br />
Ahiret gününe inanmak; Ölülerin kabirlerinden bütün eczaları cem edildiği halde ruhlarının kendilerine tekrar iadesi ile hesab, kitap, mizan, sual ve cevabların yapılacağı mahşer yerine toplanılacak yerdir.<br />
Ahiretin ilk durak yeri, kabirdir. Kabir âîemi, azablı olanlar, ahireîin diğer merhafeterindede felaketli olacaktır. Hatta cehennemin azabı, kabir­de başlayanların akibetide cehennem olacaktır.<br />
Eğer kabir hayatı mes&#8217;ud ve iyi olursa, o kimselerde cennet bahcete- . rinde yaşamaya oradan başlayacaklardır.<br />
Nitekim şöyle buyuruimuştur :<br />
«Kabir, ya cennet bahçelerinden bir bahçedir. Veya cehennem çukur­larından bir çukurdur.»<br />
Ahirete ahiret denmesinin sebebi, dünya günlerinin en sonunda te-beyyün ettiğindendir. Zira ahvali berzah denilen kabir hayatının günleri, nin en sonu ve ahiret günlerinin ilkidir.<br />
Veya yapılan amellerin hesabı, mizanı, suali, ceza ve mükafatları c güne tehir edildiği için «ahiret günü» denilmiştir.<br />
Veyahut zamanla kayıtlı fani günleri olan dünya gibi değil, ebedi ve daimi günleri olup hayatın hic*tükenip kesilmeyeceğinden dolayı «ahiret» denmiştir.<br />
Evet insan oğlunun dünyada bulunduğu hal ve amellerin neticesinin en âdilâne görüleceği yer, ahiret günüdür. Orada kadre uğrayan olmaz. Her fert layık olduğuna kavuşur, cennetlik cennete, cehennemlik ise ce­henneme girer. Orada yalan, iftira, rüşvet, iltimas, itibar, amca, dayı, mal . mülk, makam, mansıb fayda vermez. Ancak îman ve İmanın muhafızı ameli salih fayda verir.<br />
Kur&#8217;anı kerimde şöyle buyuruimuştur :<br />
«O gündeki ne mal fayda verir, nede oğullar, ancak Al la ha (Küfrü ni° îakdan tamamen) salim bir kalp ile imanla gelenler ola.» Şuara sûresi, 88-89<br />
Ahiretin varlığı ve isbatı, ceşidli âyeti kerimelerde temsili olarak be-yon edilmiştir. Cümleden   bir kaçı şunlardır :<br />
«(Habibim) deki : Onları ilk defa yaratan diniltecektir. Ve o, her yara­tılanı hakkı ile bilendir.»                                                               yasin sûresi, 7G<br />
Diğer bir âyeti kerime meali :<br />
«Bu gün (ahirette) herkez kazandığı ile cezalanacaktır. Bu gün zulüm yok elbette Allahüteâla hesabı çok çabuk görendir.» Mümin sûresi 1?<br />
Diğer âyeti kerimelerdede şöyledir :<br />
«Göktende bereketli bir yağmur indirib onunla bahçeler ve biçilecek ekinler bitirmekteyiz.»<br />
— Birde tomurcuklan bir biri üzerine dizilmiş (göğe doğru)   uzayan hurma ağaçları..<br />
— Bunlar, kullara nztk içindir. O yngmuriada (bitkileri kurumuş) öiü bir memlekete hayat vermekteyiz. İşte (öldükten sonra dirilip kabirlerden} çıkışta böyledir.» Kaf sûresi, 9-11<br />
Bu âyeti kerimelerde belirtildiği üzere, öldükten sonra tekrar dirilmek, f&#8217;K yaratılışı düşünenisr İçin on!ayişia güçiîîh yoktur. Bir dûmia r/jc-~r»azanın, akıl ve zekânın nasıl yaratıldığını ve insan vücudundaki uzuvların<br />
yerli yerince yaratılışlarını tefekkür etmek, ahireti yaratacağın   kudretine inanır ve teslim olur.<br />
Zira direksiz desteksiz duran gök kubbeyi, güneşi, ayı ve yıldızları, yer yüzündeki koca koca dağları, denizleri, ağaç ve otların bitişini ve diğer var-iıkiarın yaratılışlarını basiretli bir gözle bakıp düşünen insan, elbette dünya hayatına kıyası fasid olan ve ebedi bir hayat tarzını yaratacğını beyan eden Halikı zülcelâlın kudret ve azametini idrak ederek, Ahiret âleminin her safha­sına seksiz ve şüphesiz inanır.<br />
İnsan ve hayvanların ağızlarından yedikleri ve içtikleri şeylerin bir kıs­mının büyük abdest kanalına, bir kısmının idrar yoluna, bir kısmının süt ve sümük yollarına bir kısmınında kan damarlarına gitmesini düşünen her in­san, bu güzel ve modern sanat hünerlerini yapan ve arızasız bir şekilde bir birinin vazifesine engel vesaire olmadan, hayatı devam ettiren halik zulce-lâiın kudretine teslim olur ve böyle kudret ve hüner sahibinin ahiret ha­yatı hakkında beyan ettiği hükümlere seksiz ve şüphesiz inanır.<br />
Hadisi şerifde «birde hayır ve şer» (tatlı acı, hangi çeşidi olursa olsun) kadere îman etmendir.» Cümlesinide bir kaç kelime ile açıklayalım.<br />
Yani, bütün kainat ve mahlukat yaratılmazdan evvel hayır ve serden olacak olanı Allâhüîeâlo takdir etmiştir. Vasfi olarak takdir edilen şeyier, kazayı ilahinin tecellisi ile katiyyet kesbetmektedir.<br />
İmamı azam «Fukhul ekber» adlı eserinde şöyle beyan etmiştir :<br />
«Dünya ve ahiretteki her hangi bir şey, ancak Allahüteâlanın dilemesi, ilmi, kaza ve kaderi ve levhi mahfuza yazması iledir. Allahüteâlanın kazası, kaderi ve dilemesi keyfiyet ve benzeri olmayan ezeli sıfatlarındandır.»<br />
Hayır ve şer herne olursa olsun her şey Allahüteâlanın takdiri ve yarat­ması iledir. Ancak hayır ve iyi olan şeyleri severek rızası ile yaratır. Şer ve kötü olan şeyleride sevmiyerek ve hoşnut olmadan yaratır. Bu hususlar âyeti kerimelerde şöyle buyurulmuştur :<br />
«(Ey Habibim!) deki, hepsi   (iyi ve kötüyü yaratmak) Allahdandır.»Nisa sûresi, 78<br />
«Sizi gökten ve yerden nzrklandıracak Adandan başka bir yaratan varmı?» Fâtır sûresi, 3<br />
Rivayet olunduğuna göre; Hz. Ebû Bekir (R.A) ile Hz. Ömer (R.Â.J, kader mes&#8217;elesi hakkında münazara ediyorlar.<br />
— Ebû Bekir (R.A.); İyilikler Allahüteâladan, kötülükler kendi nefsi­mizden diyor.<br />
— Hz. Ömer (R.A.) iyilikler ve kötülükler hepsi Allâhü teâladandır, diyor.<br />
— Bunun üzerine her ikiside mes&#8217;eleyi Resûluilah (S.A.V.) efendimize zikrediyorlar.<br />
__Resûluilah (S.A.V) de; Mahlukatın hepsinden evvel kader hakkında münazara yapanlar Cebrail ile Mikail olmuşlardır.<br />
__ Ey Ömer! Cebrail senin sözün gibi söylüyordu.<br />
__ Ey Ebabekir!   Mikâilde senin yozun gibi söylüyordu,   buyuruyor;<br />
__ Binaenaleyh her ikisi israfil (A.S.) i hakem tayin ettiler. İsrafil (A.S.) de;<br />
__ Kader, hayır ve şerrin hepsi Allahdan demektir, diyerek her ikisinin arasında hüküm verdi.<br />
— Bundan sonra   Peygamber (S.A.V.) şöyle   buyurdu :<br />
— Her ikinizin arasında benim hükmümde böylecedir.<br />
— Sonra Resûluilah (S.A.V) buyurduki;<br />
— Ey Ebabekir! Eğer Allahüteâla isyan yapıtmamasım murad etseydi, iblisi yaratmazdı.»                               Fıkhül ekber şerhi ebil müntehâ, 4<br />
Hz. Ali (R.A.) demiştirki : «Kaza ve kaderıin sırrı, ancak ahirette zahir olur,»<br />
İmamı Rağıb (R.A) de kader ve kaza hakkında şöyle demiştir : «Kader, takdirdir. Kaza ise, tafsildir. Kader, elbise giymek için hazırla­nan şey gibidir. Kaza ise, elbisenin kendisi menzjlindedir.»<br />
Bazt ariflerde şöyle dediler :<br />
«Kader, nakışçının nakşedeceği şeyin suretini zihninde tasvir ve tak­dir etmesi gibidir.<br />
— Kaza ise, nakışçının zihnindeki tasarısının suretini açık bir şekilde talebe ve çırak için çizib ortaya koyması ve talebeninde ustasının çizdiği resmi ona tabi olarak ortaya koyması gibidirki, bu kazanın şekli irade ve ihtiyarla kazanmaktır.<br />
— Keza bir kulda kendi ihtiyari ile kazandığı şeylerde Allâhüteâlanın kader ve kazasından harice çıkması imkansızdır. Ancak takdir edilen kat-i olmayıb vasfi olmakla kul, kaza ve kader arasında müterettidtir.<br />
— Ehli sünnet velcemaat itikatı şudur : Hayır ve serden olan kulun bü­tün işleri, Aîlahüteâlanın dileyerek yaratması iledir. Kul, kendi iradesi ile kazama, Allahüteâlada hayır olursa,     rızası ile severek   yaratır. fİSer-olursa, rızası olmadan ve sevmiyerek yaratır.» <a href="#_ftn48" name="_ftnref48">[48]</a><br />
Kaza ve kader hakkında geniş malumat akaid kitaplarında zikredilmiş­tir<br />
Ayrıca kaza ve kadere karşı kulun nasıl davranması gerektiğine dair uzun hükümler ve hadîsi şerifler ilerde gelecektir. Bir hadîsi kudsi de buyu­rulmuştur :<br />
«Bir kimse, benden gelen kazaya razı olmaz ve benden gelen belâya sabretmezse, benden başka bir rab tanısın.»<br />
Selefden bâzı büyükler demişlerdir :<br />
«Kazaya rıza göstermenin en güzeli, şikâyet olarak bugün pek sıcak veya pek soğuk, kelimesini söylememektir.»                 Ayrul İlim, 230, Cilt &#8211; 2<br />
Hak teâladan gelen kaza, belâ ve kaderi ilâhinin tecellisine göğüs gere­rek boyun eğmek, imanın kemâlındandır.<br />
Cibril hadisi şerifindeki şu «İhsan; Allahüteâlayı sanki görüyormuş gibi ibadet etmendir, Zira sen onu görmüyorsan o seni görüyor.» Cümlesi hak­kında bir kaç hükmü arz edelim.<br />
İhsan, iyilik, itaat, ibâdet, şefkat, merhamet, ihlas, güzel ahlak ve amel manalarına gelmektedir.<br />
Ailahüteâlayı görürcesine ibadet yapmak demek, riya ve sum&#8217;adan salim ilılasla Allaha ibâdet et, başkalarını şerik koşma, ibadet ve itaatin ese­ri görülecek şekilde kulluk yap.<br />
İbâdet ve taatın semeresi olan, haramlardan ve kötü olan şeylerden kaçınarak helal ve güzel olan şeyleri severek yapmayı kendine şiar edin. AÜahdan kork, olduğun gibi görün ve göründüğün gibi ol. Dilin kalbine ve kalbinde diline göre olsun. İçin başka dışın başka olmasın. Yani, özün sö­züne ve sözün özüne uygun olsun.<br />
İbadet ve taatın Allanın rızasına uygun olsun. Niyetini halis yap, iba­detten maksat halikı zulcelâlın rızasını tahsil edip kendine yaklaşmak, sev­gisini kazanarak eennet ve cemaline nail olmaktır.<br />
Cenabu hak Resulüne şöyle buyurmuştur :<br />
«(Habibim!) Sana ölüm gelinceye kadar rabbine ibadet et.» Hicr sûresi, 99<br />
İbâdetin üç mertebesi vardır;</p>
<ol>
<li><strong>I)</strong> İbadet, Allanın azab ve ikabından korkulub sevab ve mükafatına rağ­bet edildiğinden yapılır. İbadet denince esas bu mertebe kasdedilmiş olur. Bu mertebe, «İlme! yekin» mertebesine erişenler içindir.</li>
</ol>
<p><strong>2)</strong> Yahut ibadet, aşk ve şevkle Allaha ibadet edilir. Ve eenabı hakkın bir çok tekliflerini kabul ederek yapılırki, buna hakkın buyruğuna boyun eğ­mek manasını ifade eden «ubûdiyyet» ismi verilir. Bu mertebede «Aynel yakin »mertebesine erişenler   içindir.<br />
<strong>3)</strong> Yahut cenbu hakk Üah olduğundan kendiside bir kul olarak ibadet yapmaktırki, ilâhiyeti kabul etmek, ubudiyyeti icab eder ve bunada «ubû-det» ismi verilir. Buda «hakka! yakın» mertebesine erişenler içindir.<br />
Ihlasla ibadetin şekil ve mertebeleri yukardaki minval üzeredir. Bu mer­tebelerin dışında kalan ve şirk ismini alan küfürlerde çeşidlere ayrılmıştır.<br />
Şirk : Allahdan başkasından zarar veya menfaat olduğunu görmek ve Aliahdan başka tapılmaya layık bir zatı veya sıfatı veya fiili olan varlık ta­nımaktır.<br />
Bu tarifi en bariz şekilde açıklayan bir âyeti kerime meali şöyledir : «Eğer Allah, sana bir zarar dokundurursa onu Allahdan başka hiç bir aîderecek yoktur. Ve eğer sana bir hayır dilerse, o zamanda onun fazlı ke­remini geri çevirecek hiç bir kuvvet yoktur. O, fazlıkeremini kullarından di­lediğine nasib eder. O çok yarılğayıcı ve çok esirgeyicidir.» Yunus sûresi, 107<br />
Diğer âyeti kerime meali :<br />
«Gözünü aç, halis din Altahındır. Onu bırakıpda kendilerine bir takım dostlar (mabutlar, putlar) edinenler (derlerki;) biz bunlara ancak bizi Aflaha daha fazla yaklaştırsınlar diye tapıyoruz..» Zümer sûresi, 3<br />
Putlarla putperesler Ahirette şöyle karşılaşacaklar :<br />
«Allaha eş tutanlar, ortaklan (olan putları) nı görünce, ey rabbimiz! bun­lar seni bırakıp tcpmakda olduğumuz ortaklarımızdır, diyecekler. Bunlar (putlar) da onEarın suratlarına şu sözü fırlatacaklardır : Siz hiç şüphe yok-ki, katiyyen yalancılarsınız.» Nahıl sûresi, 86<br />
İbadet ile ubudiyetin açıklamasını yaparsak hadisi şerifdeki ibadet me­selesini daha iyi anlama imkanı hasıl olur.<br />
İbâdet : Cenabu hakkın razi olacağı şeyi işlemektir.<br />
Ubudiyet : Allahüteâlanın işlediği şeye razi olmaktır.<br />
Binaenaleyh rıza amelin fevkındedir. Zira rızayı terk eden kafir olur. Ameli terk eden ise, fasık olur. İşte bu sebebden ahirette ibadet sakıt oiur. Ubûdiyyet ise, hem dünyada ve hem ahirette sakıt olmaz.<br />
Yani, namaz, abdest, oruç, zekat, hac ve emsali ibâdetler ohirette yok­tur. Fakat ubûdiyyet &#8211; Kulluk ahirettede devam edecektir. İslamın şartlarım işlemek yoktur, İmanın şartlan ise, ahirettede devam edecektir. Halik yine haliktır, kul yine kuldur.<br />
Allahüteâla, bizatihi dünyada görüle bilir isede, vaki olmamıştır. Dünya­da uyanık halde veya rüyada zatının görülmesi hakkında muhtelif görüşler olmuştur. Peygamberimizin mîracda baş gözü ile cenabu hakkı gördüğünde ihtilaf edilmiştir. Rüyalardaki cenabu hakkı görme meselesi ise, nuru ila­hinin tecellisidir. Ayrıca İbrahim Aleyhisselâmın ve bizim Peygamberimizin Bizatihî gördüğü veya nuru ilahinin tecelli ettiği de beyan edilmiştir. Dün­yada cenabu hakkın zatının görülmediğini beyan eden ilâhî hükümden bir tanesi şu âyeti kerime mealidir :<br />
«Vaktaki Musa (ibâdet için) tayin ettiğimiz vakıtta geldi, rabbjsi ona ilahi sözünü söyledi. (Musa) dediki. Rabbim! cemalini göster bana, (ne olur) seni göreyim. Bak eğer o (dağ), yerinde durabıilirse sende beni görür­sün. Derken rabbisi (Rabbisinin nuru) o dağa tecelli edince onu (dağı) pa­ram parça ediverdi. Mûsâda baygın yere düştü. Ayılınca dekiki, seni tenzih ederim. Tevbe ettim, sana ben iman edenlerin ilkiyim.» Araf sûresi, 143<br />
Musa Aleyhisselam cenâbu hakkın dünyada görülemiyeceğini bildi­ği halde kendisini kaplayan, taşan ve coşan envarı ilâhiye ile istiğrak deryasına dalarak büyle söyledi. O ilâhi kelâmı işidince adetâ kendinin dünyada olduğunu unutmuş bir nevi ahiret ve cennet hayatına kavuştuğu­nu zannetmişti.<br />
Ailahüteâla mevcud olması hasebiyle her mevcut görüldüğü gibi, Aila-hüteâlanın görülmeside caizdir. Caiz ve mümkün olduğu için Musa Aleyhis­selam görme talebinde bulunmuş. Allâhüteâlada dağa bakmasını eğer dağ yerinde durursa görebiieceğini beyan etmeside, zatı ilahinin görülmesinin mümkinatîan olduğunu beyandır.<br />
Eğer dünyada zatı ilahiyi görmek mümkinattan olmayıb mümteniat-tan olsaydı, Musa Aleyhisselam talep etmezdi. Zira abesle iştigal etmiş olur ve cahillik yapmış olurdu. Cenabu hakda dağın yerinde durması ha­linde görürsün, buyurmaz, kesin bir ifade ile görmenin mümkin olmayaca­ğını beyan ederdi.<br />
Ahirette ise, mekandan münezzeh cihetsiz ve zamansız olarak bizzat cenabu hak baş göz ile görülecektir. Cenâbu hakkın cemalini müşâhe eden her ferd, onun zevk ve aşkından diğer nimetlerin hepsini unutacak­tır.<br />
Ahirette cemali ilahinin görüleceğini nâtık ilâhi delil meali şöyledir: «Nice yüzler vartiirki, o gün (Kıyamette) güzelliği ile parıldar. (O yüz­ler) Rablerine bakacaktır.» Kıyâme sûresi, 22-23<br />
Resulü ekrem sallallâhü aleyhi vesellem efendimizde şöyle buyurmuş­tur ;<br />
«Muhakkak siz ayı on dördünde gördüğünüzde, ay görmenizdeki Kat&#8217;-iyyet gibi Allohü teâlayıda gelecekte (cennette) göreceksiniz.»<br />
Dünyada fâni alem için yaratılan gözler, baki olan halikı zülcelali biz­zat görmeğe kadir olmayacağı aşikardır. Fakat ebedî ve daimi hayat mer­kezi olan ahirette ise, baki ve ebedi oln halikı zülcelalm zâtını bizzat göre­cektir, Ancak hakikatini yine anlayamıyacak ve idrak edemiyecektir<br />
Nitekim kaside-i nûniyede şöyle denilmiştir :<br />
«Hak teâla Hazretlerinin zâti ilahisi bu alemde (dünyada) asla fehmü idrâk edilmiş değildir.<br />
— İlmi kelam Alimlerinin bu hususa dâir ittifakları olup ancak tered-tütleıi, Allahüteâlanın görüleceği vâki olacak olan cennette hakikati ilâhi-yenin müminlere malum olup olmayacağında vuku bulmuştur.»<br />
İmamı azam Hz. leride «Fıkhul ekber» adlı eserinde şöyle demiştir : «Allahüteâlayı, kitabı ilahisinde sıfat ve isimlerinin hepsimi beyan edip vasıflandırdığı gibi hakkı İle biliriz.»<br />
Zâti ilâhi hakkında bir nebze İzahat, «İslamda EvMya Meselesi ve Ha­rikalar» adlı eserimizde mezkûrdur. Ayrıca Âkâid kitaplarında uzun uzun îzâh edilmiştir.<br />
Hülasa-i kelam, ibadet yaparken Allahın zâtını görür gibi ibadet yap­mak gerekir. Her ne kadar bizatihi göremez isede, halikı zülcelal elbet gö­rüyor. Bu sebeble ibadete şirki hafi olan riyayı karıştırmadan ihlasia hak­kın divanına durmak gerekir. Böyle ibadet, sahibine faide verir.<br />
Cibril hadisinde kıyametin ne zaman kopacağı sorulunca Resulü Ek­rem sallallâhü aleyhi vesellemın cevabı, «Bundan sorulanın bilgisi, soran­dan ziyâde değildir.» buyuruyor.<br />
Yani, soran cebrail aleyhisseiamın bilgisi, Resûİüllâhın bilgisinden faz­la olması gerekir. Zira cebrail Aleyhisselam cenabu hakdan neyi alır getirir peygambere haber verirse, Resûlüllah onu bilir. Böyle olunca kıyametin ne zaman kopacağını cebrail Aleyhisseiamın daha evvel ve daha âlâ bilmesi lazımdır. Halbuki soran esas bilecek olan olunca, Resûlülîahda bu hususda bilgisinin olmadığını beyan ediyor.<br />
Hcdisi şerifin bu cümlelerinede de pek çok hakikat ve hikmetler mev­cuttur. En bariz ve açık olanı, kıyametin ne zaman kopacağını   Allahdan başka kimsenin bilmediği, ancak Allahüteâlanın bildiğidir. Bu gerçek Kur&#8217;anı kerimde şöyle beyan edilmiştir : «O Saatin (kıyametin) ilmi, şüphesizki Alîahtn nezdindedir.» Binâenaleyh bir kimse, kıyametin kopacağı zamandan haber verirse. Peygamberin «bilmiyorum» dediği ve Hz. Allahında onun ilminin kendinde olduğunu beyan ettiği hükmün hilafını iddia etmekle küfrünü ^lân etmiş olur.<br />
Hadisi şerifdeki ikinci bir hikmette, insanın bilmediğini «bilmiyorum» demesi gerektiği ve böyle hareket etmenin üstün mezyetlerden olduğudur. Zira Resûİüllâhın ahlakını yaşamak elbet en güzel amellerden olur. Ömer bin ElHattab (R.8) den mervîdir, demiştirki : Resûlüllah (S.A.V) den mekan ve yerin hayırlısı ve şerlisi neresidir? di­ye sordum.<br />
Resûlüllah (S.A.V) «Bilmiyorum» buyurdu. Cebrail (A.S) de sordu. Re­sûlüllah (S.A.V) önada; «bilmiyorum» dedi ve Cebrail (A.S) e dediki, «Rab-bine sor.»<br />
Cebraiî   (A.S.) de Rabbisine sordu, sonrada şöyle dedi :<br />
«Mekan ve yerlerin en hayırlısı, mescidlerdir. Mekan ve   yerlerin en Şerliside çarşı ve sokaklardır.» <a href="#_ftn49" name="_ftnref49">[49]</a><br />
Yukardaki acaib hükmün cerayan ve vakıasına bakıldığında, sorulan blr şeye bilinirse cevab vermeyi, bilinmez ise, bilmiyorum demeyi şiar edinmek en güzel ahlak ve en doğru hareket oluyor.<br />
Zira Ailahın terbiyesi ile yetişen ve vahyi ilahi ile ulûmu evvelin ve ahi­rini bilen bir peygamber sorulanı bilmediği zaman, «bilmiyorum» diyor.<br />
İnsanlığın fazilet temsilcisi, yegane mürşidi hakikisi peygamberimizin her ümmeti de aynı sıfat ve ahlakı taşımaları en güzel kemal vasıfların-dandir.<br />
Bir hadisi şerifde Peygamberimiz şöyle buyurmuştur : «Bir kimse, ben alimim (bilginim) derse, işte o kimse câhildir.» Bilmediğini   «bilmiyorum»   demenin     fazilet   ve   kıymeti     hakkında geniş malumat, «İslama sokulan bid&#8217;at ve hurafeler.» ile «islamda   evliya meselesi ve harikalar» ADLI ESERİMİZDE ARZ EDİLMİŞTİR.<br />
Ayrıca tercümesini yaptığımız bu eserin bir az ilerisinde gerekli hü­kümler1 gelecektir.<br />
Hadisi şerifde üçüncü bir hususda, gaybı ancak ve ancak Allahüteâla-nin bileceği beyan edilmektedir.<br />
Pek çok âyeti kerimelerden bir tanesinin manası şöyledir : «(Habibim) deki, göklerde ve yerde olan gaybı, Allahdan başka kimse bilmez. Onlar ne zaman dirileceklerimde bilmezler.»     Nemi sûresi, 65<br />
Gaybın ilmi Allaha mahsustur. Allahdan başka kİmseEerin gaybı bil­mediğini veya bileceklerini İddia etmeleri, yukardaki âyeti kerimeyi ve da­ha bir çok âyet hükümlerini inkar etmek olur. Binaenaleyh âyeti kerime hü­kümlerini inkar eden kimseler, din ve imandan çıkar küfre sapar. Cenabu hak istisnaî hükümlerin dışında gaybı bilirim iddiasında bulunmaktan veya öyle iddiada bulunanlara inanmakdan muhafaza buyursun.<br />
Daha geniş malumat, «İslama sokulan Bid&#8217;at ve hurafeler» adlı eseri­mizde zikredilmiştir.<br />
Kıyametin ne zaman kopacağını bilmediğini beyan eden &#8220;Resûlüllah Sallallahü aleyhi vesellem, kıyamet alametlerini soran Cebraif (A.S) a şöy­le haber vermiştir :<br />
«Mülk olarak elde edilen cariye kadının, kendi sahibini doğurması ve yahn ayak, sırtı çıplak fakir çobanların hangimizin yaptığı bina daha yük­sektir? diyerek (servet ve samanca) yarış yapdıklarını görmendir.»<br />
Cibril hadisinin bu son cümlesi çok enterâsan ve âcaibdir. Zira Resul-lahllak salallahü aleyhi veseliem efendimizin haber verdiği bu alametler daha evvel görüldüğü gibi bu gün daha aşikar bir şekilde görülmektedir.<br />
Cariye kadının kendi sahip ve ağasını doğurması halinin görünüşü şöy­ledir;</p>
<ol>
<li><strong>a)</strong> Cariyenin sahibini doğurması demek, müslümanîann galebe çalıp kafir memleketlerini istila edip esir aldıkları kadınları cariye olarak döşe­ğe alacaklar, âğa ve efendisinden doğan kendi çocukları kendilerine sahib ve ağa olacaklar, demektirki, bu hal hemen islamın ilk zamanlarında baş­lamış son zirvesine varıncaya kadar yaşanmıştır.</li>
<li><strong>b)</strong> Diğer bir hususda «cariyenin sahibini doğurması» demek, cariyeler çoğalacak ve elden ele satılacak nihayet Allah muhafaza bilmeyerek oğlu anasını cariye olarak satın alıp cinsi münasebette bulunacak derecede in­sanların ahlakları bozulacaktır. Bu halde görülmüştür.</li>
<li><strong>c)</strong> Başka bir görünüş ve yaşantıda cariyelerin doğurdukları çocuklar, zamanla büyüyüb kemâle erişince kölelikten melik ve sultan mertebesine yükselib anasının ve diğer ağalarının ağası ve amiri sıfatına erişirler de­mektirki, bu halde islamın ilk zamanlarında hemen görülmeye başlamıştır.</li>
<li><strong>d)</strong> Diğer bir anlayışda «cariyenin sahibini doğurması» demek, evlatla­rın ana ve babaların haklarına riayet etmeyib zulüm ve isyanla onlara bir ağanın câriye ve kölesine yaptığı hizmet ettirme muamelesini,   evlatların ana ve babalarına yapacaklarını beyandırki, bu halde hemen asrı saadetde görülmeye başlamış ve hâlada görülmektedir.</li>
</ol>
<p>Hdisi şerifin bu cümlesindeki az ve özlü mucizevî yaşantılar gayet açık bir şekilde görülmüş ve halada görülmektedir.<br />
Cibril hadisinde, «yalın ayak sırtı çıplak, fakir çobanların, hangimizin yaptığı bina daha yüksektir?» diyerek bir birlerine karşı servet yarışlarına gelince, buda bazı şekil ve hallerde görülmüştür ve halada görülmektedirki<br />
şöyle ;</p>
<ol>
<li><strong>a)</strong> Hadisi şerifin bu cümlesinden anlaşılmıştaki, fakir insanlar servet zenginliğine ulaşacaklardır. Bu halde daha evvel görüldüğü gibi, günümüz­de de pek çok fakir kimseler az zamanda serveti samana kavuşmaktadır­lar. O halde ki dün çoban, çırak, ve işçi olan kimse birde bakıyorsun servet sahibi olmuş, bir birleri arasında servet yarışı yapmaktadırlar.</li>
<li><strong>b)</strong> Bir diğer hususda dün köyde kentde fakirlikten bîzar oian çoban ve çıraklar şehir merkezlerine gelib yüksek yühksek binaları yaparak oralar­da sakin olurlar demektirki, daha evvel görülen bu halde bu gün   gayet açık ve seçik bir şekilde görülmektedir.</li>
</ol>
<p>Fakirlikten bîkee, çok muhtaç ve aciz kimseler, avrupaya işçi olarak gidiyor. Kısa zamanda mâlî imkan sağlıyor. O elde ettiği mâlî imkanlarla kaza veya şehir merkezinde bazı mülkler alıyorlar veya yüksek yüksek kat­lar yaptırıyorlar. Ve bir birleriyle iddialaşanlar oluyor.<br />
İşte bu halin görünüşü, asırlarca evvel kıyamet alameti olarak böyle şeylerin görüleceğini haber veren Peygamber sallallahü aleyhi vesellem efendimizin mucizesinin tezahürüdür.</p>
<ol>
<li><strong>c)</strong> Hadisi şerifde anlaşılan diğer bir hususda, âhir zamanda zelil, ha­kir ve ahlaksız kimselerin galebe çalıp, şerefli ve ahlaklı kimselerin hakir ve rezil bir hale düşmesidirki, bu halde bu gün aynen görülüyor. Zira içki-</li>
</ol>
<p>ci, kumarcı, zinacı, yalancı, binamaz, rüşvetçi ve her türlü ahlaksızlığı iş­leyenler, yüksek mevkilerde söz sahibi sayılıp görülmekteler, iyi ve ahlâklı kişilerde horlanmakda hakir ve zelil gösterilmeye çalışılmaktadır.<br />
Yani zulüm, fosıklık ve cahillik galebe çalıp iman ve güzel ahlak ya­şantısı ezilmek ve yok edilmek için gayretlerin görüleceğine işarettir.<br />
Hadisi şerifde anlaşılan diğer bir hususda,</p>
<ol>
<li><strong>d)</strong> Mal mülk sevdası, yüksek binaların yapımı ve bir birleriyle servet yarışına girişmekle fani dünyaya meylü mahabbet edip ebedi hayat merke­zi olan ahireti ve oradaki yüksek mertebe ve menzilleri, cennst ve cehenne mi unutma hâlinin görüleceğine işârettirki, aynı hal görülmektedir.</li>
<li><strong>e)</strong> Hadisi şerifde anlaşılan hükümlerden biriside fakir iken zenginle-şince insanların ekserisi azgın ve çapkınlaşacaktır. Bu sebeblede kibirle­nip böbürlenip nankörleşecekler. Günümüzde görülenler gibi. İşte böyle kimseler içinde bulunan insanlar, nimeti hazm eder azgınlık yapmazlarsa en güzel kimselerdir.</li>
</ol>
<p>Burada münasebete binaen kıyamet alâmetleri ile ilgili bir kaç hüküm arz edelim.<br />
Akaid kitaplarında zikredilen hadisi şerif hükümlerinden alâmeti küp-ra şunlardır :<br />
«Deccelın, Dâbbetül arzın ve yecüc mecücün çıkması, İsâ Aleyhisselâ-mın semâdan yer yüzüne inmesi ve güneşin batıdan doğması.»<br />
Bu gibi hallerin zuhuru, kıyametin yaklaştığına delalet eden büvük alâ metlerdir.<br />
Büyük alâmetlerden evvel zuhur eden ve edecek olan küçük alâmet-lerdende bir nebze nakledelim.<br />
Buharı, müslim ve tirmizinin sünenlerinde nakledilen Enes bin Mâlik (R.A* in rivayeti ile Resûlüllah (S.A.V) efendimiz şöyle buyurmuştur : «Kıyamet afâmetterindendir :<br />
— İlmin kalkması ve cehlin yayılıp çoğalması, zinanın şuyû bulması, şarabın (mubah gibi} İçilmesi, erkeklerin yok hale gelip kadınların çoğalma­sı. O haldeki bir erkek el&#8217;i kadının idare ve ikâmesine Mâlik olur.»<a href="#_ftn50" name="_ftnref50">[50]</a><br />
Resûlüllahdan rivayet olunan bir hadisi şerifde kıyametin   küçük alâ­metleri şöyle sıralanmıştır : «Kıyamet alâmetlerindendir;<br />
— Mescidlerin çoğalması, cemaatların azalması, binaların yükselmesi» faizin yenmesi, kıybetin çoğalması, mâruf ve iyi olanların terk edilmesi,<br />
— Şerlilerin idareci ve âmir elmaları, kadınların binitlere binmeleri, Er­keklerin kadınlara ve kadınlarında erkeklere kendilerini benzetmeleri, er keklerin erkeklerle meşkul olmaları (livata yapmaları).<br />
__ Azgın zalimlerin çoğalması, kabirlerin kireçlenib üstüne binalar ya­pılması, fâsık kimsenin şerefli ve itibarlı olup ihlaslı müminin zaif ve hakir qörüîmesi, hükmün satılması, insan kanlarının (sanki mubahmtş gibi) akıtıl­ması.<br />
— Akraba haklarına riayetin kesilmesi, kur&#8217;anın kazanç kitabı ve çal­gılı zevklenme kitabı hâline getirilmesi, adamın babasını inkâr etmesi, in­sanların kur&#8217;anın nasîhatları ile mütteız olmamaları, cenâbu hakdan utan­mamaları, cehennemden korkma hâlinin görülmemesi, şeytan-i leinin insan­lara musallat olup onlara Idilâhe illallah kelimei tevhidinden dünyayı daha sevimM göstermesi (işte bunlar kıyamet alâmetlerindendir.)»<a href="#_ftn51" name="_ftnref51">[51]</a><br />
Diğer bir hadîsi şerifte resülüllah (S.A.V) efendimiz şöyle buyurmuşlar­dır :<br />
«Eğer dünya mahabbetine dalan insanlar, sizin haramlardan kaçınıp ibâdetle meşgul olduğunuzu görseler, bu adamlar delidirler, derler.<br />
— Sizde onlarla otursanız, bu adamlar Allanın azabı ilâhisine inana­mamışlar, dersiniz.»<a href="#_ftn52" name="_ftnref52">[52]</a><br />
Yukarda zikri geçen Cibril hadîsinin kıyamet&#8221; alâmetlerini beyan eden cümlelerle en son hadîsi şeriflerdeki hükümleri, mübarek peygamberimiz sanki cenabu hakkın lutfu keremiyle ifâhi televizyon ekranında seyri âlem etmiş, ondan sonra dünyanın son günlerinde olacakları, ilâhi televizyon ve manevî şeritlerden görüb okuduklarını bir bir haber vermiştir.<br />
Burada «televizyon» kelimesi geçtiği için bir cümlei mûtarıza arzetmek isteriz. Günümüzde beşerî dehâ ile İcat edilen televizyonun durumu hak­kında bir nebze düşünelim. Allâhü teâlanın kudret ve kuvveti ile insan oğlu­na vermiş olduğu akıl ve zekâ sayesinde yebyeni bir alet bulunuyor, fa­kat bu âlet san&#8217;at, teknik, tarihî gerçekleri açıklama, hadise ve olayları can­lı ve açık bir şekilde vermeyi, ilim tâlimi, insan oğlunun ahlak ve terbiyesi­ni haya ve edebi ile yaşamasını sağlayacak canlı ve temsîli olaylar ve ha­diseler göstererek en güzel hizmet aracı ve âleti olması gerekirken, maale­sef az zamanda yukardakilerin bâzılarına yer verilirken islâmın haram kıldı-dığı gayri ahlâkî ve şehevâni görüntü ve yaşantıları aksedib gösterdiği için, çok ve çok kötüye kullanılan bir alet şeklinde çalışmakta, çalıştırılmaktadır.<br />
İşte bu sebebden dolayı televizyon hakkında soranların kendilerine so­ruyoruz?<br />
Dans yapmak, içki âlemi yaparak maskarahkda bulunmak. Deveyi oy­natacak havalan çalmak, Reklam pahanesi ile bir kadının koca baldırının sonuna kadar çorap çekerek teşhirde bulunması, gibi halleri şuurlu ve kâ-ro&#8221; bir îmanla düşün, ondan sonra kendine cevâbını kendin ver. İmanın neder acobâ&#8230;!?<br />
Büyük baban ve annen, çocuğun ahlakı bozulacak diye müstehcen filim, tiyatro ve kötülüklerin yapıldığı veya görüldüğü yerlere evlatlarını gönder­mezdi, ozamanki çocuklarda büyüklerine saygılı, küçüklerinede sevgili idi­ler. Ya şimdi, bir oğlan pahanesi İle veya başka pahane ile baba ve dede­lerimizin sakındıkları veya sakındırdıkları o müstehcenin müstehceni acâ-ib programı ile gösteren genç oğlan ve kızların ve hatta yaşlıların dahi ah­lâkını, haya ve edebini, saygısızlığını artıran fenalıkları artık çekinmeden evlerde vesâir yerlerde cümbül cemaat halinde işleyenler, aceba soy ve saplarına rahmetmi okuyorlar?.. Gidip mezarın başında fatiha okumak yeri­ne saz çalıp ziyaret eden zavallı fasıkiarla bunların arasındaki fark ne dere­cedir? acaba..<br />
Bir alet ve edevatki, hayra hizmet eder ve onunla hayır kazanıhrsa, elbet çok ve çok iyidir. Şayet herhanki bir âlette şer öğretir ve şerre âlet olursa, elbette o alet şer olur ve sonu dünya ahiret felâket olur.<br />
Peygamber (S.A.V) efendimiz bir hadîsi şeriflerinde şöyle buyurmuştur: «Hayra delâlet eden, hayrı işleyici gibidir.» Ahmed bin Hanbeî Şu halde elimizdeki âlet ve edevatların daha çok hayra delâieî etme­si, gönlümüze rahatlık verebilir. Mevcut âletlerinde aynı hal üzere olmasını diler, müslüman kardeşlerimize isabetli düşünce ve inançlara sahib olma­sını yüce mevladan niyaz ederiz.<br />
Evet yukarda kıyamet clametleri ile-ilgili hadîsi nebevilerin hükümle­rini görüb yaşadıkça, Peygamber sallallahü aleyhi vesellem efendimizin mucizelerini müşâhade ediyor, sâdık ve mâerı,.. oln&#8221; peygamberimizin sa­dakatini mucizelerle tescil ve tasdik etmiş oluyoruz.<br />
Dînin ve inanan mümini kâmilin garib olup, şerü ve ıâsık kimselerin de şerefli olduğu, hak hukuk tanınmadığı, Allah korkusunun, Peygamber sev­gisinin yok hale geldiği, bâtılın savunulup hakkın ayıplandığı bir zamanda dînine sarılıp hakkın emirlerini yerine getirib yasak ettiklerinden kaçınan. Resulün sünnetine sarılan insanlar, elbet hak teâlanın yanında zamanın en şerefli ve en faziletli kimseleridirler. Ahirette de büyük ecre nail olacak­lardır.<br />
Peygamberimiz (S.A.V) efendimiz bir hadîsi şeriflerinde şöyle buyur muştur :                             .<br />
«Ümmetimin fesâd olduğu zaman, benim sünnetime sarılan kimseye cephede Allah yolunda şehid olan yüz (100) şehidin ecri vardır.»<a href="#_ftn53" name="_ftnref53">[53]</a><br />
&nbsp;</p>
<h3><a name="_Toc125720686"></a>Tercümesi :</h3>
<p>&nbsp;<br />
<strong>3 &#8211;</strong> (2) Ebû Hüreyre (R.A) muhtelif lafızlarla rivayet etmiştir. Ve bu<br />
rivayetinde şöyledir.<br />
«Yalın ayak, sırtı çıplak hakkı kabul etmekten sağır, hakkı söylemekde dilsiz ve (zâlimler) yer yüzünde hükümdar olduklarını gördüğün vakitteki (haller kıyamet alametidir).<br />
— Beş ğaybı Alfahdan başka kıimse bilmez, dedi ve şu meâldaki âyeti keriymeyi okudu :<br />
— «O saatin (kıyametin) ilmi, şübhesizki, Allanın indindedir.<br />
__Yağmuru (mukadder olan vakitte ve mahalde) O (Allahüteâla) indirir.<br />
— Rahimlerde olanı (Rahimlerdeki çocukların durumlarını) O bilir.<br />
— Hiç bir kimse, yarın (hayır ve serden, kâr ve zarardan) ne kazana­cağını bilmez.<br />
— Hiç bir kimse, hangi yerde öleceğini bilmez.<br />
— Şüphesiz Allah (C.C.) her şeyi bilendir. Her şeyden haberdardır.»<br />
Buhârî, Müslim (Bu hadisi Şerifin manasını, Ebû Dâvud ve Nesaî de zikretmişlerdir.) <a href="#_ftn54" name="_ftnref54">[54]</a><br />
&nbsp;</p>
<h3><a name="_Toc125720687"></a>İzahat</h3>
<p>&nbsp;<br />
Ravİ Hz. Ebû hüreyre kimdir?<br />
Hureyre, hirrenin ismi tasgiridir. Hirre kedi&#8217;manasınadır. Ebî hüreyre-kedicik babası demektir.<br />
İsmi ve nesebi hakkında insanlar ihtilaf etmişlerdir. Söylenenlerin en meşhuru, cahiliyet devrinde ismi Abduşşems veya Abdu Amr idi. Müslü­man olduktan sonraki ismi ise, Abdultah veya Abdurrahmandır. Ve kendisi devs kabilesine mensubtur.<br />
Hakim Ebû Ahmet demiştirki, bizim nazarımızda Ebû Hüreyrenin ismi hakkında en sahih olanı Abdurrahman bin sahrdir. Bu ismine Ebû Hureyre künyesi galip gelmiştir. Sanki bu künye söylenerek bir nevi başka ismi yok gibi olmuştur.<br />
Ebû Hüreyre Hayber kalesinin fethedildiği sene müslüman oldu ve bun­dan sonraki bütün muharebe ve sefeirerde Resûlüllahla beraber bulunmuş tu.<br />
Müslüman olduktan sonra karın tokluğuna razı olarak ilim tahsil et­mek ve hadisi şerif ezberlemek hayatına devam etmişti.<br />
Buhari şerif sahibinin beyanına göre, Ebû hureyre (R.A) den sekseni (80) mütecaviz sahabe ve tabiin hadîs rivayet etmişlerdir.<br />
Hadisi şerif rivayet edenlerden, ibni Abbas, İbni Ömer, Câbir ve Enes (R.A) de vardır.<br />
Ebû Hüreyre lakabının konmasına sebeb, Ebî hüreyre diyorki :<br />
«Günlerden bir gün benim koltuğum altında (yenimin içinde) bir kedi var idi. Resûltüllah (S.A.V) beni gördü ve buyurdu :<br />
«Bu nedir?»<br />
— Hemen bende kedidir, dedim.<br />
— Bunun üzerine Resulüllah (S.A.V.) :<br />
«Sende kedi babası ol» Manasına gelen «ya Ebû Hureyre» buyurdu. Ebî hüreyre hazretleride bu isimle çağırılıp söylenmesini bu sebebden çok severdi.<br />
Bu lakabla lakablanmasının başka sebeblerinide rivayet edenler ol­muştur. Fakat en isabetli rivayet yukardakidir.<br />
Rivayet ettiği hadisi şerif adedi, beşbin üçyüz atmışdört (5364) öür.<br />
Sahih olan rivayete göre, yetmiş sekiz yaşında hicretin elli dokuzun (59) cu senesinde medine-i münevverede vefat etmiştir. Ve cennetül bekı-a defnolunmuştur. Allah ondan razı olsun.<br />
Hadisi şerifin baş tarafında sayılan kıyamet alametleri hakkında gerek M malumat yukarda iki (2) numaraiı hadisi şerifin izah kısmında arz edilmiş­tir.<br />
Biz kısaca beş gaib hükümlerini açıklayalım. Her şeyden evvel her müslümanın inanması ve bilmesi lazımdırki, gaybı Allahdan başka kimse bilmez.<br />
Kaybın keyfiyetini bazıları bilmediğinden bazı kimseler ve varlıklar için malum olubda diğer bazıları için malum olmayan şeylerden huddamlar, cin ve şeytan vasıtası ile bâzı olmuş hadiseleri haber verenlere «gaybı bildi veya biliyor» diye biliyorlar. Mazide olmuş şeyler gaybden sayılmaz. An­cak o hadise ve meseleye şahit olmayan ve hazır olmayanlar için gayb ola­bilir. Cinnîler ise orada olub olanlardan haberdar olabilirler. Ve dolaysiyle onları istihdam edenlere söyleyebilirler.<br />
Şer ve haramda olsa, sihir, nuddamlık, falcılık ve kahinlik, müneccim­lik ve emsali şeylerle iştigal edenler, ekseriya böyle hareketlerle cahil kim­selerin akidesini bozuyorlar.<br />
<strong>Gayb :</strong> His ve ilimde veya vücudda hazır olmayan şey demektir.<br />
Ayeti kerime meali :<br />
«(Habibim]deki; göklerde ve yerde olan gaybı allahdan başka kimse bilmez.» «Nemi sûresi, 65<a href="#_ftn55" name="_ftnref55">[55]</a><br />
&nbsp;</p>
<h3><a name="_Toc125720688"></a>Tercümesi :</h3>
<p>&nbsp;<br />
<strong>4 &#8211;</strong> (3) ibni Ömer (R.A.) dan mervidir, demiştir,<br />
Resûlütlah (S.A.V) buyurduki :<br />
«İslam beş temel üzerine bina kılınmıştır. (Ve şunlardır) :</p>
<ol>
<li><strong>a)</strong> Allahdan başka ilah olmadığına ve Muhammed (S.A.V) in Allanın kulu ve Resulü olduğuna şehadet etmek,</li>
<li><strong>b)</strong> Namaz kılmak,</li>
<li><strong>c)</strong> Zekat vermek,</li>
<li><strong>d)</strong> Haccetmek,</li>
<li><strong>e)</strong> Ramazan orucunu tutmaktır.» <a href="#_ftn56" name="_ftnref56">[56]</a></li>
</ol>
<p>(Bu hadîsi şerifi, Ahmed bin hanbel, Ebû Dâvud, Tirmizî ve Nesaî de zikretmişlerdir.) <a href="#_ftn57" name="_ftnref57">[57]</a><br />
&nbsp;</p>
<h3><a name="_Toc125720689"></a>İzahat</h3>
<p>&nbsp;<br />
Râvî ibni Ömer (R.A) kimdir?<br />
Peygamberimizin kayın biraderi, Hz. Hafza (R.A) validemizin kardeşi, Hz. Ömerin oğlu Abdullah (R.A), dir. Kendisi küçük yaşta iken babası ile beraber mekke-i mükerremede müstüman olmuştur.<br />
Sahih olan rivayete göre, harbe ilk iştiraki, handek muharebesidir.<br />
Hz. Abdullah ehli&#8217;ilim, ehli verâ ve ehli zühdden idi.<br />
Hz. Câbir demiştirki, «Ömer (R.A) ile oğlu Abdullah (R.A) den başka her fert dünyaya meyletmiştir.»<br />
Nâfi (R.A.) diyorki, «İbni Ömer, vefat ettiği zaman bin köle âzâd et­mişti.»<br />
Hutta bazı rivayetlerde şöyledir : «âzad olunmak İsteyen her köle na­maza devam eder abidler gibi ibâdete koyuiurmuş. Ve ibni ömerde hemen âzad eder ve hürriyetine kavuşsun rahat kuiluk etsin dermiş.<br />
— Bu duruma muttali olanlardan bâzı kimseler, bunlar seni aldatıp âzad olmak gayesi ile ibâdete koyuluyor, derler.<br />
Bunun üzerine ibni Ömerde cevaben «biz hak ile aldanırız.» buyuruyor.<br />
Hz. Peygambere vahy gelmezden bir sene evvel dünyaya geliyor. Ve Abdullah bin züheyrin öldürülmesinden üç ay sonra hicretin yetmiş üçüncü (73) senesinde rahmeti rahmana kavuşmuştur.<br />
Ibni Ömer vefat ettiğinde «Hıl» denilen mevkie defnoiunmasını vasiyet etmişti. Fakat Abdullah bin zübeyr gibi pek çok fazılların canına kıyan haccacı zalimin mâni olması ile muhacirlerin kabrine defnolunmuştur.<br />
Ibni Ömer Hz. leri Abdülmelikin nazarında çok hürmete layık olduğun­dan haccac (Zâlim namıyla anılır.) onu açıktan idam edememiştir. Haccac Abdui Meliki-in maiyetinde hac ettiği sırada Abdülmelik haccaca ibni Ömer hazretler:rıe iktida ve mutabaatı emretmiş idi. Böylece her yerde ibni ömer hazret&#8217;?*&#8221;! imam olarak öne geçerdi ve bu hal haccacın çok gücüne giderdi.<br />
Bir Kerede haccac arafatda hutbeyi uzatmış olduğundan ibni Ömer ha? -jueri «namazın vakti gecikiyor» mealindeki «güneş seni beklemez» demişlerdi.<br />
Bunun üzerine haccac hiddetlenip : «Şimdi senin boynunu vurasım geldi» demişti. Ibni Ömer de «Sen sefih (aklı az ve kısa) zâlim bir kimsesin, yapabilirsin» buyurmuştu.<br />
İşte bu haller ve bu gibi açıkça söylenen hakikat sözler, haccacı zâ­limin Ibni Ömer Hazretleri hakkında kin ve düşmanlığını mûcib sebebler-den dolayı haccacı zalim, birisine mızrakın alt demirine zehirli su verdire­rek haccin izdihamlı zamanında Hz. Ibni Ömerin ayağının üstüne saplat­mış ve bu suretle vefat ve şahadetine sebeb olmuştur,<br />
Islamın şartı olan beş esas hakkında yukarda ikinci hadis olan cibril hadisinde bazı izahat verilmiş isede, ehemmiyetine binâen zikredilen hü­kümlerin bazılarını tekrar ile birlikte bir kaç mühim mesele daha kısa kısa arz edelim.<br />
Hadisi şerifde «İslam beş temel üzerine bina kılınmıştır. «Cümlesi ile islamın, imanın tezahürü olan amel hükümleri beş esas ve hakikat üzerine kurulmuştur, demektir.<br />
Bir kimsenin kalbindeki imanın varlığı bu beş esası yapması ve işle­mesiyle bilinir. Binâenaleyh her hangi bir kimse, dili keiime-i şahadeti söy­ler, beş vakit namazını kılar, zengin olan bir kişide maiının kırkda birini ze­kat olarak ehillerine verir, Ramazan ayında mükellef olup, meşru mazereti olmayan kişi orucunu tutar ve üzerine hac farz olan kişinin ömründe bir sefer hacc farizasını ifa etmesi, o kişinin îmanına delil ve şahittir.<br />
Hatta cenaze namazını dahi kılan kişi, İmanlı ve mümindir. Ancak bu vazifeleri İfadan sonra küfrü icab eden kelime ve iddialarda bulunan kim­seler, elbet mürted ve dinsiz olur.<br />
Nitekim zamanımızda bazı zaif ve şımarık cahillerde görülmektedirki, adam müslüman olduğunu söyler, cenazeye hatta cumaya ve bayram na­mazına gelir. Ondan sonrada «biz şeriatçı değiliz, şeriatın karşısındayız, şarab haram değildir, Puta saygı göstermek lazımdır, faiz helaldir, hacca gitmek günahdır gibi..» küfürleri söyleyenler oluyor. Bu îtikad ve sözler, müminin küfrüne sebeb olur ve kâfir olur. Onun için mü&#8217;minin böyle fena­lıklardan uzak olması lâzımdır. <a href="#_ftn58" name="_ftnref58">[58]</a><br />
&nbsp;</p>
<h3><a name="_Toc125720690"></a>Tercümesi :</h3>
<p>&nbsp;<br />
<strong>5 &#8211;</strong> (4) Ebû Hüreyre (R.A) den rivayet olunmuştur, Resûlüllah (S.A.V.) buyurduki :<br />
«İman yetmiş (ve bir rivayette altmış) bu kadar şubedir. Bu şubelerin en efdalı, lâüâhe illallah, &#8211; Allahdan başka ilâh yoktur. Sözüdür. En aşağı derecesi ise, yoldan ezayı gidermektir. Hayada (utanmakda), İmandan bir şubedir.» <a href="#_ftn59" name="_ftnref59">[59]</a><br />
(Bu hadisi şerifi, değişik mâna ve lafızlarla Tirmizî de zikretmiştir.) <a href="#_ftn60" name="_ftnref60">[60]</a><br />
&nbsp;</p>
<h3><a name="_Toc125720691"></a>İzahat</h3>
<p>&nbsp;<br />
Râvi Ebî Hüreyre Radyallahüteâla anh kimdir? Hz. Ebû hüreyre hakkında kısada olsa üçüncü hadisi şerifin îzâh bölü­münde malûmat verilmiştir.<br />
Bu hadisi şerifdeki «İman» kelimesi, îmanın semeresi, alâmet ve belir­tilerini beyan etmek maksadına matufdur.<br />
Nitekim hadisi şerifin aşağısında «yetmişden fazla şubedir.» denilerek bu şube ve alâmet olan güzel hasletlerde bulunan her ferdin mümin olabile­ceği ve mümin olan her müslümanında bu güze! hasletlerle zlnetleneceğini beyan etmektedir.<br />
İmanın yetmişden fazla şubesinin en efdal ve üstünü de; lâilâhe illallah &#8211; Allahdan başka &#8211; ilah yoktur, cümlesiyle beyan edilmiştir.<br />
Evet bu kelime-i tevhid, zikrin ve imanın şubelerinin en efdahdır. Zira mahza yüce halik her şeyin mabudu, şeriki ve naziri olmadığına ve ibâdete, yalvarmaya, huzurunda eğilmeye hulasa her zaman, her yerde ve her can-lının tapınağı, ilticağahı, teşbih ve tehlili odur, onadır. &#8211; Bu kelime-i tevhid ve zikrullahla sâde ve sâde halikı zülcelal zikredil-diğinden kalbdeki îmanın tezahürü en güzel ve en sevimli kelime ile görül­müş oluyor.<br />
imanın esas ve alâmetini ihtiva eden bu mübarek kelimeyi dili ile söy-!eYib kalbi ile tasdik eden bir müslüman, Allaha şerik koşacak her türlü soz, yazı ve davranışlardan kaçınır. Put, putculuk ve putcular, en çok buğz-ettiği şeylerden olur.<br />
Meselâ : Türbeye, tekkeye, şeyha, hocaya, taşa, leşe, heykele ve puta taparcasına harekette bulunmaz; Secde yapmaz. Çelenk koymaz, onlara hurmeten ve onlar için kurban kesmez, kan akıtmaz. Onlardan medet bek­lemez.<br />
Müslüman, hocasına, baba ve annesine, amirine, büyüğüne, şeyhine ve emsaline hürmet ve saygı göstermesi gereken kimselere haddi tecâvüz etmeden bir edep ve usul dahilfnd sever ve hürmet eder. Ve böyle yapma­sı zaruri ve lâzımdır.<br />
Hakiki mümin kelime-i tevhidi damarlarında dolaşan kanların içinde yaşartır v*î kanının son damlasına ve hayatının sonuna kadar dilinden ve gönlündet, asla eksik etmez, Tevhide engel olan her türlü tehlikelerden ka­çınır. Kalbini yumuşatır ve dilini tatlılaştırır. Zira Allanın zikri ile kalbler mutmain ölür ve insanda ilahi zikrin hazzı, neşesi ruhda-ve bedende huzur ve sukün hasıl eder.<br />
Evet bütün beşerin hakkıdır, beka emeli,<br />
Akif merhum şöyle buyurmuş :<br />
Fakat bu hakkı ne taşdan ne leşten istemeli.<br />
Öyle ise, îmanın en efdal şubesini teşkil eden kelime-i tevhidde beyan edildiği üzere, hakka tapıp, yalvarıb, ona kul olup, ondan mükafat ve mü-cazatını beklemek lazımdır.<br />
Nitekim fâtihe-i şerifede şöyle buyurulmuştur :<br />
«Yalnız sana ibâdet ederiz. Ve yalnız senden yardım isteriz.» Fâtihe sûresi, 4<br />
Hadisi şerifdeki «İmanın şüpesinin en aşağı derecesi ise, yoldaki ezayı gidermektir.» Cümlesi ilede, mümin insan ve hayvanların ve hatta taşıtların gideceği yollardaki çukurları, taşları ve ezâ veren her şeyi gidermesi lâzım­dır. Yollara taş, çukur, pislik, su ve taşıt gibi geçenlere zarar verecek şey­leri koymaz.<br />
Bir hadisi şerifde, «müslüman, müslümanların elinden ve diMnden salim kalan (zarar görmeyen) kimsedir.» Buyurulmuştur.<br />
Bu günkü trafik kanunlarının ve insan haklarının en câzib şekli istamda asırlarca evvel böyle vicdan ve îman esasları dahilinde beyan edilmiştir. İmanı olan her müslüman, insanlara ve hayvanlara ezâ verecek her türlü dav ranışda kaçınır.<br />
&#8216;İman ve ahlakdan nasibi olmayanlarda insanlara ezâ vermekten zevk alır. Ve insanların canını acıtmak, öldürmek, vurmak, kırmak sanki bir şey değilmiş ve hatta marifetmiş gibi mes&#8217;uliyyet hissini duymaz, belkide ifti­har ederler. Günümüzde kalbleri îman nurundan yoksun merhametsiz insan­larda görüldüğü gibi.<br />
Hadisi şerifde «Hayada, İmandan bir şüphedir.» cümlesi ilede insanın iç alâmindeki dışa vuran sızıntı ve îmân nurunun tâzâhurunu beyan etmek­tedir. Haya hakkında daha geniş malumat «İslâmda tesettür ve haya» adlı eserimizde beyan edilmiştir. Oradan o bahsi tekrar tekrar okumak lazımdır.<br />
Hadîsi şerifde, «İman yetmiş bu kadar şubedir» cümlesinin ihtiva et­tiği şubeleri ulemâ ve muhaddisler çeşitli eserlerde zikretmişlerdir. Yetmiş-den fazla şubelerin ancak üç adedini resulü ekrem efendimiz beyan buyur­muştur. Diğer mübarek sözlerinde ayrı ayrı açıkladıkları muhakkaktır.<br />
Şârih Aİiyyülkâri merhum, Mirkatülmefatih de Şeyhuüskım Ebülfazl İb-ni Hacerin Buhâri şerhinden naklen îmanın şubelerini şöyle sıralamıştır :<br />
<strong>1 &#8211;</strong> Allâhü teâlanin zatına ve sıfatlarına inanmak,<br />
<strong>2 &#8211;</strong> Meleklerin nurdan yaratılmış masum varlıklar olduklarına inanmak,<br />
<strong>3 &#8211;</strong> Kitablarına inanmak,<br />
<strong>4 &#8211;</strong> Resullerine inanmak,<br />
<strong>5 &#8211;</strong> Kadere inanmak,<br />
<strong>6 &#8211;</strong> Öldükten sonra tekrar dirilmeğe inanmak,<br />
<strong>7 &#8211;</strong> Allâhü teâiayı sevmek,<br />
<strong>8</strong> &#8211; Allah rızası için bir kimseyi sevmek ve buğzetmek,<br />
<strong>9 &#8211;</strong> Peygamber (S.A.V.) efendimizi sevmek ve tazim etmek,<br />
<strong>10 &#8211;</strong> Peygamber Aleyhisselâma salâvâtı şerife getirmek,<br />
<strong>11 &#8211;</strong> Peygamber Aleyhisselâmm sünnetine tabî olmak,<br />
<strong>12 &#8211;</strong> İman, amel ve ahlakda ihlasiı olmak,<br />
<strong>13</strong> &#8211; Riyayr &#8211; Gösterişi ve nifakı terk etmek,<br />
<strong>14</strong> &#8211; Tevbe-Günah ve kötülüklerden nedamet etmek,<br />
<strong>15 &#8211;</strong> Allâhın azabından korkub rahmetinden umudu kesmemek;<br />
<strong>16 &#8211;</strong> Allâhın verdiği nimetlere şükretmek,<br />
<strong>17 &#8211;</strong> Verilen sözü yerine getirmek,<br />
<strong>18 &#8211; </strong>Belâ ve musîbetlere sabretmek ve kazaya razı olmak,<br />
<strong>19 </strong>&#8211; Haya-utanmak,<br />
<strong>20 &#8211; </strong>Şefkat ve merhametli olmak,<br />
<strong>21- </strong>Hakka tevekkül etmek,<br />
<strong>22 </strong> &#8211; Mütevâzî-Engin gönüllü olmak,<br />
<strong>23 &#8211; </strong>Büyüklere hürmet ve küçüklere şefkat etmek,<br />
<strong>24 </strong>&#8211; Kibir ve ucbu terk etmek,<br />
<strong>25</strong> &#8211; Hased ve kini terk etmek,<br />
<strong>26 </strong>&#8211; Öfkelenmeyi terk etmek,<br />
<strong>27 </strong>&#8211; Kelime-i tevhîdi söylemek,<br />
<strong>28 </strong>&#8211; Kur&#8217;anı kerîmi okumak,<br />
<strong>29 &#8211; </strong>Mim öğrenib öğretmek,<br />
<strong>30 &#8211; </strong>Dua ve zikrullahda bulunmak,<br />
<strong>31 &#8211; </strong>Günahların bağışlanması için hak teölaya istiğfar etmek,<br />
<strong>32 &#8211; </strong>Lüzumsuz ve mânâsız sözden kaçınmak,<br />
<strong>33 &#8211; </strong>Hissî ve hükmî temizlikde bulunmak,<br />
<strong>34 &#8211; </strong>Necaseti galize ve hafîfeden kaçınmak,<br />
<strong>35 &#8211; </strong>Setrülavrete riâyet etmek,<br />
<strong>36 &#8211;</strong> Farz, vâcib ve nafile namazları kılmak,<br />
<strong>37 &#8211;</strong> Zekat ve sadakayı edâ etmek,<br />
<strong>38 &#8211;</strong> Köle ve Cariyeleri azat etmek,<br />
<strong>39 &#8211;</strong> Cömertlik ve sahavette bulunmak,<br />
<strong>40 &#8211;</strong> Muhtaçlara ve müsâfirlere taam yedirib ziyafette bulunmak,<br />
<strong>41 &#8211;</strong> Farz ve nafile oruç tutmak,<br />
<strong>42</strong> &#8211; Ttikâfa girmek (Itikâfın İzahı, fıkıh kitablarında zikredilmiştir),<br />
<strong>43 &#8211;</strong> Kadir gecesinin ecrine nail olmak için, o geceyi araştırmak,<br />
<strong>44 &#8211;</strong> Hac ve Ömre yapmak,<br />
<strong>45 &#8211;</strong> Beyti şerîfi tavaf etmek,<br />
<strong>46 &#8211;</strong> Dîni korumak için, her türlü tehlikeden kaçınmak,<br />
<strong>47 </strong> &#8211; Hicret etmek (yâni, günahlardan kaçınmak) , A8 — Nezirleri îfa etmek,<br />
<strong>49 </strong>&#8211; Yeminlerin cihetlerini ve keffâretlerin edasında gereken şekilleri araştırmak,<br />
<strong>50</strong> &#8211; Nikahlanmak( evlenmek) suretiyle zinadan kaçınmak,<br />
<strong>51 </strong>&#8211; Aile efradın haklarına riâyet etmek,<br />
<strong>52 &#8211; </strong>Ana Babaya iyilik etmek,<br />
<strong>53 </strong>&#8211; Evlâdi terbiye etmek,<br />
<strong>54 </strong>&#8211; Sılai rahmi (akrabaları ziyaret etmeyi) îfa etmek,<br />
<strong>55 &#8211; </strong>Efendi ve büyüklere (ilmen, sinnen ve amelen&#8217;büyüklere) itaat etmek,<br />
<strong>56 </strong>&#8211; Hizmetçilere iyi muamelede bulunmak,<br />
<strong>57 &#8211; </strong>İşlerde adaleti elden bırakmamak,<br />
<strong>58 &#8211; </strong>Cemaata (hak üzere toplanmış kimselere) tâbi olmak,<br />
<strong>59- </strong>Bizden olan ülülemre itaat etmek,<br />
<strong>60 &#8211; </strong>İnsanlar arasını sulhu sükûnete kavuşturmak,<br />
<strong>61 &#8211; </strong>İslama ve müslümanlara tecâvüz edenlerle mücâdele etmek,<br />
<strong>62 &#8211; </strong>İyilik üzere yardımlaşmak,<br />
<strong>63 &#8211;</strong> İyiyi, güzeli emredib kötülükten nehyetmek,<br />
<strong>64</strong> &#8211; Zina, kıtal ve emsali suçların cezalarını icra etmek,<br />
<strong>65</strong> &#8211; Hak yolunda nefsfe ve düşmanla mücâdele etmek,<br />
<strong>66</strong> &#8211; Emâneti yerine ve ehline edâ etmek,<br />
<strong>67</strong> &#8211; Edasını niyyet etmekle beraber karzan birşey almak.<br />
<strong>68</strong> &#8211; Komşuya   ikram ve iyi muamelede bulunmak,<br />
<strong>69 &#8211;</strong> Malı heialdan kazanıb helal ve iyi yerlere sarfetmek,<br />
<strong>70</strong> &#8211; İsraf ve tebzîri terk etmek,<br />
<strong>71</strong> &#8211; Selamlaşmak,<br />
<strong>72</strong> &#8211; İnsanlara zarar yapmamak,<br />
<strong>73-</strong> Tığsırtnca hamd edene «yerhamükellah» demek.<br />
<strong>74 &#8211;</strong> Çalgı çalmak gibi lehviyattan kaçınmak,<br />
<strong>75</strong> &#8211; Ve yoldan ezâyi gidermektir.» <a href="#_ftn61" name="_ftnref61">[61]</a><br />
Yukarda maddeler halinde saymış olduğumuz güzel amel ve hasletleri yapanlar, îmanın dal ve şubelerini işleyen faziletli kimselerdir. Bu güzel has­letlerin zıddını işleyenler ise, dalâlet ve sapıklık da devam edenlerdir. Yâni bu hasletlerin zıddını vapanlar, kötü ahlak sahibi ve îmanın şubelerini çiğne­yen fâsıklardır. Cenâbu hak bütün müslüman kardeşlerle bizleri, bu iyi, has­letleri amel edip kendisinde bulundurarak îmanın süs ve zinetine bürünen­lerden eylesin. Amin. <a href="#_ftn62" name="_ftnref62">[62]</a><br />
&nbsp;</p>
<h3><a name="_Toc125720692"></a>Tercümesi :</h3>
<p>&nbsp;<br />
<strong>6 &#8211;</strong> (5) Abdullah ibni Amr (R.A) den mervîdir.<br />
Nebiyyi muhterem (S.A.V) buyuruyor ki;<br />
«Müslüman (o kimsedir ki), dilinden ve elinden müslümanlar salim olan<br />
ur görmeyen) kimsedir.<br />
&#8212; Muhacir de (o kimsedir ki). Allanın (C.C.) yasak ettiği şeyi terk eden<br />
kimsedir.» Bu Buhârinin lafzıdır.<br />
Müslimin lafzı İse şöyledir :<br />
Abdullah ibni Amr (R.A) dedi ,ki,<br />
«Resûlüllah (S.A.V) e bir adam sordu :<br />
«Hanki müslüman daha hayırlıdır?<br />
— Resûlüllah (S.A.V) cevaben şöyle buyurdu :<br />
«(Hayırlı müslüman) o kîmsedirki, dilinden ve elinden müslümanlar sâ-Hm olur.» <a href="#_ftn63" name="_ftnref63">[63]</a><br />
&nbsp;</p>
<h3><a name="_Toc125720693"></a>Îzahat</h3>
<p>&nbsp;<br />
Râvî Abdullah ibni Amr (R.A.) kimdir?<br />
Abduilah ibni Amr (R.A), babası Amr ibni As (R.A) dan evvel müslü-man olmuştur. Babası ile kendi arasında onbir (I!) yaş farkı vardır. Musan­nif Hatibi Tebrizi ise, babası Amr Abdullahdan 13 sene yaş farkı ile büyük<br />
olduğunu beyan etmiştir. Bir kavilde de, babası on iki (12) yaş büyük de­nilmiştir.<br />
Hz. Abdullah (R.A) gayet âlim ve son derece âbid idi. Ömrünün son za­manında gözlen ama (kör) olmuştur.<br />
Hadîsi şerif bilgisi, sahabeden Ebî Hüreyreden çok idi. Zira Hz. Abdul-İah hadîsi şerifleri yazardı. Ebî Hüreyre hazretleri ise, ezberine alır yazmaz­dı. Ezberlenen unutulabildiğinden bâzı hadîsi şerifler hafızasından silinirdi. Fakat Hz. AbduÜah dâima yazdığı hadîsi şerifleri tekrar okur ve ezberinden zâyî etmezdi. Bu şekilde izahı, bizzat Hz. Ebî Hüreyre (R.A) beyan etmiştir.<br />
Gerçek böyle olmasına rağmen Hz. Abdullah (R.A) den rivayet edilen hadîsi şerif adedi, Ebî Hüreyre (R.A) den rivayet edilen hadîsi şeriflerden azdır. Hz. Abdullah (R.A) dan rivayet edilen hadîsi şerif, yedi yüz (700) ka­dardır. Halbuki Ebî Hüreyre (R.A) den rivayet edilen hadîsi şerif adedi, beş-bin (5000) in üzerindedir.<br />
Ebî Hüreyre (R.A) hakkında gerekli îzahat, üç numaralı hadîsi şerifin altında beyan edilmiştir.<br />
Hz. Abdullah (R.A) kitablan çok okurdu ve hadîsi şerifleri yazmak için peygamberimizden izin istemişdi. Resulü Ekrem efendimizde bu hususda gerekli İzni beyan etmişlerdi.<br />
Hz. Abdullah (R.A) Hicretin altmış beş veya yetmiş üç senesinde Mek-ke-i mükerreme de veya Tâifde veya Mısırda vefat etmiştir. Allah ondan Râzî olsun ve Rahmeti rahmana vasıl olsun. Amin.<br />
Hadîsi şerif de beyan edildiği üzere, hakîki müslüman, müslüman kar­deşlerinden hiç birine söverek, lanet ederek, gıybet bühtan, nemmarn ve iftira gibi kötülükleri söylerek dili ile zarar vermez. Böyle yapan kimselere, iyilik îavsiy eder ve ıslahları Üe meşkul olur.<br />
Keza hakîki müslüman, dövmek, vurmak, öldürmek, yıkmak, parçala­mak, kakalamak, itelemek, bâtıl ve küfürleri eli ile yazmak ve bunlara ben­zer kötü ve &#8216;haramları eli ile işleyerek hiçbir müslüman kardeşine zarar vermez. Zira müslüman, iyilik ve (ihsanda bulunur.,<br />
Müslümanlara ezâ ve cefâ ekseriya dil ve el ile yapıldığından hadîsi şerifde de bu iki âza zikredilmiştir. Ayrıca dili elden evvel zikretmekte bü­yük ehemmiyeti hâizdir. Zira dil iie ezâ vermek daha çok kolay ve daha yo-rası ağır olduğu görülür. Dilin yarası unutulmayacak kadar güç olması ve^ diğer azaların günaha girmesine başlıca sebeb olması hasebiyle dili elden efvve zikretmiştir.<br />
Dilim! seni dilim dilim difsem seni,<br />
Cennette sende Cehennemde sende ah hıfzedebilsem seni.<br />
Bir Beyt de de şöyle denilmiştir :<br />
Kurşun yaralarının tedavisi vardır,<br />
Fakat dil yarasının tedâvîsf yoktur.<br />
Ebî Saîd el-Hudrî (R.A) den mervî bir hadîsi şerifde Resûlülloh (S.A.V)<br />
buyurmuştur.<br />
«Ademoğlu sabahladığı vakit, bütün azaları dile lisânı hal İfe İltica ve talebde bulunarak şöyle der (ler); Bizim hakkımızda Allahdan kork, zira bizim istikâmetimiz sana bağlıdır. Eğer sen doğruiursan bizde doğruluruz. Ve eğer sen eğrilirşen bizde eğriliniz.» (Tirmizî)<br />
Evet insan oğlunun diti her yönüyle en kıymetli varlıklardandır. Fakat o dil ile îman kazanıldığı gibi küfürde kazanılmaktadır. Bu sebebden her Alla­nın günü sabahleyin bütün âza ve organlar, dile hallerini arz edib Allahdan hakkı iie korkmasını ve bütün amellerin çözüm ve cürüm noktası o küçücük cirimli dilin hareketine bağlı olduğunu bildirmektedirler.<br />
Büyükler bir sözlerinde şöyle demişler, «Efllsan, cirmühü sağtrün ve cürmühû kebîrun : Dil, cesed ve cirmi küçük, fakat cürüm ve günahı büyük oian bir varhkdır.»<br />
«Belâ ve musibet, dil ile konuşmaya bağlıdır.»<br />
Diğer bir hadîsi şerifde de şöyle buyurulmuştur :<br />
«Allâha ve âhiret gününe inanan bir kimse, ya hayır söylesin veyahut sükût etsin.»<br />
Büyükler de hikmetli sözlerinde yine şöyle demişler :<br />
«İnsanın belası, dilindendir. Bîr kimsenin aklı tamam oldumu, kelam ve sözü onksan ve az olur. İnsanın selâmeti, dilini, muhafaza etmektedir. Ve bedenin sıhhati, sükuttadır, Dilin muhafazası, insanın rahatlığıdır. Çok konuşan insan, helak olur.»<br />
Hulâsa-İ kelam İmanlı, ihlaslı ve ibâdetine devam eden her müslüman; diliyle, eliyle, ayağı İle, kalbi ile ve diğer azaları ile müslümanlara eziyet et­mez. Dâima iyilik eder ve iyilik temennisinde bulunur. Zira hakka îman ve iyi ameller, ono iyiyi ve güzeli yapdırır.<br />
Hadîsi şerifde beyan edilen «muhacir» kelimesinin tarif ve îzahı gayet stirihdir. Ayrıca birinci hadîsi şerifin izah kısmında bir nebze açıklama yapıl-mıştır. <a href="#_ftn64" name="_ftnref64">[64]</a><br />
&nbsp;</p>
<h3><a name="_Toc125720694"></a>Tercümesi :</h3>
<p>&nbsp;<br />
<strong>7 &#8211;</strong> (6) HZ. Enes (R.A) den rivayet olunmuş, demiştirki: Resûlullah (S.A.V) buyurdu :<br />
«Hiç biriniz : beni babasından, evlâdından ve insanların   hepsinden daha fazla sevmedikçe îman «tmiş olmaz.»<a href="#_ftn65" name="_ftnref65">[65]</a><br />
(Bu hadisi şerifi, Ahmed bin hanbel, Nesâî ve İbni Möce de zikretmiş­lerdir.) <a href="#_ftn66" name="_ftnref66">[66]</a><br />
&nbsp;</p>
<h3><a name="_Toc125720695"></a>İzahat</h3>
<p>&nbsp;<br />
Ravî Hz. Enes kimdir?<br />
Enes (R.A) Medînei münevveredeki hazrec kabilesinin Ne^câr soyundan Mâlik bin Nazrın oğludur. Ensârı kiromdandir. Resulü ekrem sallallâhü aleyhi veselleme medîne-i münevvere hayatında on sene hizmet etmiştir vo kendiside hizmete başladığında on yaşında idi.<br />
Resulü Ekrem efendimiz medîne-i münevvereye teşrif ettiklerinde Hz. Enesin validesi oğlunu getiriyor ve diyorki :<br />
«Ya Resûlellâh! bu çocuk sana hizmet etsin. Bunun için dua buyurun.»<br />
Bunun üzerine Resulü Ekrem (S.A.V) efendimizde şöyle dua ediyor :<br />
«Ey Allâhım! bunu mal ve evladında mübarek kıl. ömrünü uzun eyle ve günahını bağışla.»<br />
Hz. Enes bizzat diyorki : «kendi sulbumdan doksan sekiz çocuğumu toprağa gömdüm. Benim ağaçlarımın mahsulü senede iki sefer olurdu. O ka&#8217;-dar yaşadımki, nerede ise hayatımdan usanmıştım. Bu sebebden de duanın dördüncüsünü yani günahımın bağışlanmasını umuyordum.»<br />
Yüz sene veya yüz (100) seneden fazla yaşadığı yazılıyor, sahâbe-i ki­ramın en son vefat bdenlerindendir. Vefatı Basrada hicretin doksan üç (93) târihinde vuku bulmuştur.<br />
Basraya insanlara îlmi fıkhî tâlim etmek için, Hz. Ömerin hilâfeti za­manında gitmişti. Allah ondan razî olsun.<br />
Hadisi şerifde beyan edildiği üzere bir kimsenin îmânı kamil ile mü­min olabilmesi için, kendi nefsinden, baba ve annesinden, evlat ve ahfa-ttndan, aile efradı ve bütün insanlardan en çok sevdiği ve seveceği kimse, Muhammed aleyhisselam olacaktır. Aksi takdirde kemalli bir îmana sahip olamaz.<br />
8u husus Kur&#8217;anı kerimde şöyle beyan edilmiştir :<br />
«Peygamber, müminlere nefislerinden daha evladır.» Ahzab sûresi, 6<br />
Diğer bir âyeti kerime meâii :<br />
«Ey Habibim! (Allah ve Resulü yolunda hicreti terk edenlere) deki: baba larınız, oğullarınız, kardeşleriniz, kanlarınız, soylarınız, kazandığınız mallar, geçersiz hale geleceğinden korktuğunuz bîr ticaret, hoşunuza giden mes­kenler, Size Allah ve resulünden ve onun yolunda cihaddan daha sevgili ise, artık ilahi emir (azabı ilahi) gelinceye kadar bekleyin. Allah (c.c.) fasıklar topluluğunu hidâyete erdirmez.»   Tevbe sûresi, 24<br />
Buradaki sevgi insanların yaratılış itibârı ite olan tabî-i sevgi değil bel­ki aklî ve îmânî sevgidir. Zira insanların tabiatında kendini sevme ve be­ğenme hali tab&#8217;an vardır. İnsanlar arasındada denirya «İnsan kendini be-<br />
ğenmese çatlar ölür.» Yaratılış itibarı ile her insanda bu hai vardır. Yaratı­lış itibarı ile iç güdünün hali bir nevi zoraki olan haldirki, teklif dışı ve nefsin takati yetmiyeni teklif etmez.<br />
Fakat bu tabii hai aklın kemâle ermesi ve îmanında kemal derecesine ulaşması ile, kişi kendisinin derece ve mertebesini bilir. Ondan sonrada kendisinden daha kemalfı ve faziletli kimseleri takdir eder. Yine halk ara­sında bir ata sözü vardır; «Altının kıymetini, sarraf biiir.»<br />
Evet fazilet ve yüksek mertebe sahibi dünyanın efendisi ve sevgilisi olan Peygamberimiz Sallallahü aleyhi vesellem efendimizide her şeyinden fazla seven ve sevecek o!an ancak ve ancak îmanda kemale erişmiş olan kimsler olabilir. İmanı zaif olanlar ve kamil bir akla sahip olmaynlar, elbette nefislerinin arzularını, herşeyin üstünde tutacaklardır. Hatta nefislerinin arzu ve isteklerine taparcasına hareket edeceklerdir.<br />
Nitekim bir âyeti kerimede şöyle buyurulmuştur :<br />
«(Ey Habibim!) Şimo&#8217;ıi o kimseyi gördünya : (doğru yolu bırakıp keyfine taparcasına) zevkini kendisine ilah edinmiş.»   casiye sûresi, 23<br />
Şu halde Alfanın Resulünü seven onun sevgisini her şeyin üstünde tu­tar. Onun sünnetlerini sever, yapar ve onun sünnetlerini işleyen kimseleri sever ve sünnetin yayılmasına yardım eder ve bütün hayatını, Resûlüllaha tâ­bi kılar veya tâbi kılmaya çalışır.<br />
Peygamberimizin sevgisini taşımanın en bariz örneğini şu olayı okuya­rak anlamaya ve yaşamaya çalışalım :<br />
Ashabı kiramdan Abdullah bin hişam (R.A) diyorki,<br />
«Bir gün Resûlüllah (S.A.V) ile beraber bulunuyor idik, kendileri Ömer bin e! hattabın (R.A) elini tutmuşlardı. Hz. Ömer : «Ya Rasûlallah! zatı ne­bevinizi nefsimden başka her şeyden daha ziyade severim.» dedi.<br />
— Bunun üzerine rasulu Ekrem efendimiz şöyle buyurdular :<br />
«Nefsim yedi kudretinde olan zatı bariye yemin ederimki, benî nefsin­den de ziyade sevmedikçe, kemallt îmana mazhar olamazsın.»<br />
Peygamberimizin bu hitabı üzerine Hz. Ömer (R.A) in kalbinde başka bir hal tecelli etti :<br />
«Ya Resûlallah! AHâha yemin ederimki, ben şimdi zâtı nebevinizi nefsim-dende ziyâde severim.» dedi.<br />
Resulü Ekrem (S.A.V) efendimizde buyurdu ki : .   «İşte ey Ömer! Şimdi îmanın kemal derecesine ulasdi.» <a href="#_ftn67" name="_ftnref67">[67]</a><br />
&nbsp;</p>
<h3><a name="_Toc125720696"></a>Tercümesi :</h3>
<p>&nbsp;<br />
<strong>8-{</strong>7) Yine Enes (R.A) den mervidir, diyorki;<br />
Nebiyyi muhterem (S.A.V) buyurdu :<br />
«Kimde, üç şey bulunursa îmanın tadını tatmış olur. (Onlarda) :</p>
<ol>
<li><strong>a)</strong> Allah (C.C.) ile Resûlullah (SAV) kendisine   başkalarından daha sevgili otmak,</li>
<li><strong>b)</strong> Bir kimseyi yalnız Allah için sevmek,<a href="#_ftn68" name="_ftnref68">[68]</a></li>
<li><strong>c)</strong> Allah   (C.C.)   onu küfürden kurtardıktan sonra  (İmana     kavuştur-dukdan soma) yine küfre dönmekten ateşe atılacakmışcasına hoşlanma­maktır. (küıYe dönmeyi kerih görmektir).» <a href="#_ftn69" name="_ftnref69">[69]</a></li>
</ol>
<p>&nbsp;</p>
<h3><a name="_Toc125720697"></a>İzahat</h3>
<p>&nbsp;<br />
Râvi Hz. Enes. (R.A) hakkında malumat, yedinci (7). hadisi şerifde zik­redilmiştir.<br />
Bu hadisi şerifde imanın tad ve zevkinin müminlerde olabilmesi için, Allah ve Resulünün sevgisi bütün sevgilerin üstünde olması, bir kişiyide Aüah için sevmenin gerektiği ve îmandan çıkıp küfre girmeyi, ateşe atılma­yı kerih gördüğü gibi kerih görmekle mümkün olabileceği beyan edilmiştir.</p>
<ol>
<li><strong>a)</strong> Birinci maddede beyan edilen halin değişik şekli oian Allahı sevip onun Resulünü sevmeyen veya Allaha inanıp itaat eden kimselerin Peygam­ber efendimize inanmayan veya itaat etmeyenler, Allaha inanmış ve itaat et­miş olmazlar. Allaha inanıp sevmenin Alamet ve sıhhati, onun   Resulüne inanıp sevmekle ve ona tâbi olmakla mümkün ve muteberdir. Bu   husus kur&#8217;anı kerimde şöyle beyan edilmiştir :</li>
</ol>
<p>«(Habibim!) deki, eğer siz Allahı seviyorsanız, hemen bana uyunki, Al-lahda sizleri sevsin ve günahlarınızı bağışlasın» Ali imran, 31<br />
Atlah ve Resulüne inanmanın tadına ulaşan kimseler ağızlarına balı alan kimselerin balın tadı ile mütelezziz oldukları gibi, îmanın lezzet ve zev­kini her şeyin üstünde görürler,</p>
<ol>
<li><strong>b)</strong> Bir kimse, diğer bir kimseyi, dünyevi, şehvanî ve nefsâni hiç bir menfaat karşılığında veya düşüncesinde olmadan sâde ve sâde mümin kardeş olduğu ve İstikametti bir     imana sahip olmasından dolayı Allah rı­zası için sevmesi, en doğru ve en güze! sevgidir.</li>
</ol>
<p>Bu sevginin belirti ve alâmetlerinden bazıları şunlardır; Bir kimsenin her hangi bir istek ve arzusu o sevdiği kardeşinde olur, onunda verme­mesi veya müsbet karşılamaması halinde ona darılıp gücenmemesi, onu makul karşılaması halidir.<br />
Meselâ :Ûdjünç para, mal ve saire veya kız istendiğinde bu istekler verilmeyince veya red edilince gücenip dartlmamak gerekir. Darılıp gücenme olursa Allah için sevmenin olmadığı ortaya çıkar. Ancak böyle münâ­sebetlerde karşılıklı saygı ve sevgi hudutları muhafaza edilmek kaydida şürttır.<br />
Şayet biri arz ve ihtiyacda bulununca diğer birisi ona bed muamele yaparsa, bu takdirde o kimseye hakaret ve eziyette bulunmuş olur. Öyle oluncada karşılıklı sevgi va saygı bağlan ortadan kalkmış, olur.<br />
Ama böyle bir hal yok iken sâde arzu ve istekler müsbet karşılanmadı diye gücenilirse veya sevişme anında yapılan ikram ve yardımlar sayılarak başa kalkılırsa, işte bu sevişme Allah rızası için olmayan sevişmedir.<br />
Allah için sevişme nimetine erişen mümin kardeşler, bir birlerinin ku­sur ve ayıblarını karşılıklı bağışlarlar, doğru yolu tavsiye ederler, kötülük­ten men ederler, selamlaşırlar, birbirlerine ziyarete ve yardıma koşarak şifa dileklerinde bulunurlar. Akşam sabah bir birlerinin sevinci ile sevinir­ler ve üzüntüleri ile hüzün ve kederlenirler. Bir birlerinin ırz ve namusla­rını korumaktada âzami gayreti sarf ederler.<br />
Cenazeleri olduğunda her işlerini terk edip o cenazenin teçhiz, tekfin ve defnine ait işleri canı gönülden yaparlar.<br />
Hulesâ-i kelam Allah için sevişen mümin kardeşler, belki öz soy sop kardeşliğinden daha tatlı ve daha neşeli bir hayat yaşantısında olurlar.</p>
<ol>
<li><strong>c)</strong> Tman nuruna kavuşan bir müminde, bu îmanın zevk ve tadını Al­lah muhafaza bir gün gaybeder din ve îmandan çıkarak küfre giderim korkusu ve ızdırabı ona ateşe atılmak kadar ve hatta ateşe atilmakdan daha kötü gelirse, işte o kimsede îmanın tadına erişmiş olur</li>
</ol>
<p>Öyle ya fani dünyanın kazançlarının en kıymetlisi olan ve ebedî alem için yegane sermaye kalbin huzur, sükûnu, ruhun kıdası îmanı kaybetmek elbette en korkunç ve tehlikeli zararlardandır. Beikide kişiye, ateşe atıl­ması, imanı gaybetmekten daha ehven gelir. Zira dünya ateşine atılmak ve yanmak, imanı gaybedipde ahirette ebedî ateşe atılmaktan daha güç de­ğildir. Dünya ateşi hem geçici ve hemde âhiret ateşinden yetmiş (70) de­rece aşağıdır.<br />
Bu sebeblerden dolayı akıllı müslüman, imanına iyi sahip olur. Küfür icab eden her kelime, fiil ve inançlardan kaçınır. Kazanılmış sermaye ve mal bile her hangi bir sebeble tamamı yok olup gitse, sahibini perişan edip jzdırab ve dertlere sürükleyebilir, Halbuki bu fani dünyanın fani varlığın­dan bir gaibdir.<br />
Ebedi alem olan âhiretin yegâne sermayesi oian imanın yok olup git­mesi ise, elbette en büyük gayıb ve en ızdırablı dertlerdendir. Zira ce­hennemden kurtulup cennet ve cemali Nahiyeye nail olmanın tek serma­yesi kâmil ve muhkem îmandır.<br />
Nitekim cenâbu hak Kur&#8217;anı kerimde şöyle buyurmuştur :<br />
«O (Kıyamet) gününde ne mal fayda verir. Nede oğulları!<br />
— Ancak Allah a halis ve pak bir kalb ile (imanla) varan kimse müs­tesnadır. (Onlara îmanları fayda verir).»                         Şuara sûresi, 88-89<br />
İmanın tehlikesi olan küfür ve çeşitlerini en geniş şekilde «Müfteka tercümesi» adlı eserimizin ikinci cildinin «Mürted babı» altında izah edip naklettiâimizi hntırintın? naklettiğimizi hatırlatırız. <a href="#_ftn70" name="_ftnref70">[70]</a><br />
&nbsp;</p>
<h3><a name="_Toc125720698"></a>Tercümesi</h3>
<p>&nbsp;<br />
<strong>9 &#8211;</strong> (8) Abdulmuttalibin oğlu Abbas (R.A) den mervîdir, demiştir; Resûlüllah (S.A.V) buyurdu ki :<br />
«Allâhı (C.C.) Rab, islâmı din ve Muhammedi (A.S) Resul (kabul ede­rek) râzî olan kıimse, îmanın tadına erişmiştir.»<a href="#_ftn71" name="_ftnref71">[71]</a><br />
&nbsp;</p>
<h3><a name="_Toc125720699"></a>İzahat</h3>
<p>&nbsp;<br />
Ravi kimdir?<br />
Hz.1 Abbas (R.A) peygamberimizin amcasıdır. Peygamber efendimiz den yaş itibarı ile iki sene büyüktü.<br />
Bir gün Hz. Abbasa soruyorlar : «Senmi büyüksün, yoksa nebiyyi ek-rem sallallahü aleyhi vesellemrrii büyüktür?»<br />
Gayet zeki, idraklı ve ilmî metanete sahip olan Hz. Abbas, hemen şöy­le cevab veriyor :<br />
«O (Peygamber saliallahü aleyhi vesellem) benden büyüktür. Ben on­dan yaşlıyım.»<br />
Hz. Abbas, cahiliyyet devrinde reis idi ve mescidi haramın îmar ve ta­miri ona verilmişti. Oraya gelenleri sulama salahiyyetide onda idi.<br />
Hz. Abbas, İslama cok evvel girmişti, fakat gizlerdi. Gönülden istemediği halde mükrehen bedir savaşına bile çıkmıştı. Bu sebebden dolayı Rasûlü Ekrem efendimizde onun hakkında ashabına şöyle buyurmuştu :<br />
«Kim Abbasla karşılaşırsa, onu öldürmesin. Zira o müşriklerle gönül­den istemiyerek çıkmıştır.»<br />
Hz. Abbasın vefatı, Medine-j münevverede kendisi seksen sekiz (88) yaşında iken hicretin otuz ikinci senesinde Recebi şerifin on iki (12) sin­de cuma günü vuku bulmuştur. Ve cennetülbakîa defnolunmuştur Allahü-teâla ondan razı olsun ve bizlere şefaatini ihsan etsin. Amin.<br />
Hadisi şerifde beyan edilen hakikatlar, bir kimsenin gönlü, Allahı rab tanımaya kanaat eder, kalbi rahat eder göksü genişler ise, o kimse Allanın her işlediğini hoş karşılar, bela ve musibetlerine sabreder, nimetlerine kar­şıda şükreder, kaza ve kaderi ilâhîsine râzi olur, onun verdiği veya men edip vermediği şeylerede boyun eğer hoş karşılar, isyan etmez, bir hikmet ve sebebin olduğunu düşünerek hayır yolunu bulur.<br />
Şayet, puta, ateşe, leşe, ölüye, paraya, karıya, makam ve mansıba gönlü bağlanırsa, bu takdirde putpereslerden olur.<br />
Birde İslama razi ve kanî olan mümin, islamın şer&#8217;i hükümlerine imtisal edip emri ilahileri yapar, nehyi ilahilerden kaçınır, ve Muhammed Aley-hisselamın hak teâla tarafından Resul olarak gönderildiğine gönlü razi olup itminan olan kişide onun sünnet ve adaplarında ona tabi olur, onun ahlak ve yaşantısını kendisine rehber edinir, dünyadan çekinmesini kendi­sinde bularak ahireti unutmaz. Bütün yaptıklarının ahirette hesabını vere­ceğini düşünerek îmanın tadını bulmaya çalışır.<br />
İşte bu temiz gayeler esasına bağlı olan her mümin, taşıdığı imanın tadını vücudunda bulur. Mânevi zevklerin içinde huzur ve neş&#8217;e ile yaşar. Ve nihayet bu mânevi zevkin en büyük semeresi olan ahiret saadetine nail otur. Allahda istikametli imanının karşılığında o kulun razi ve hoşnut ola­cağı cennet, nimet ve cemali ilahisini lütfeder.<br />
Hadîsi şerifde şu mealdâki âyeti kerîmelere işaret vardır :<br />
«Allah onlardan razı ve onlarda ondan (Allahdan) râzt ve hoşnuttur­lar. İşte bu (mükâfatlar ve Allanın rızası) Rabbisinden korkanlara mahsus­tur.»   Beyyine sûresi, 8<br />
Diğer âyeti kerîme meali :<br />
«Ve (Bugün) size din olarak, İslama razî oldum.» Mâide sûresi, 3<br />
«Kim, islamdan başka bir din ararsa, o istediği din, asla kendisinden kabul olunmaz ve o ahiretde ebedî zarar görenlerdendir.» Ali İmran sûresi, 85<a href="#_ftn72" name="_ftnref72">[72]</a><br />
&nbsp;</p>
<h3><a name="_Toc125720700"></a>Tercümesi :</h3>
<p><strong> </strong><br />
<strong>10 &#8211;</strong> (9), Ebû Hüreyre (R.A) den rivayet olunmuştur, dediki ;<br />
Resûlüllah (S.A.V) buyurdu :<br />
«Nefsi muhammediyem yedi kudretinde olan Allahüteâllaya yemin ederimkî, bu ümmetten (ümmeti dâvetden) yahûdi ve hjrıstiyan bir kişi be­ni işitmez, Sonra Peygamber olarak gönderildiğime îman etmeden ölürse, işte o kimse, ancak cehennemin yaranından olur.»   <a href="#_ftn73" name="_ftnref73">[73]</a><br />
&nbsp;</p>
<h3><a name="_Toc125720701"></a>Îzahat</h3>
<p>&nbsp;<br />
Ravî Ebî Hüreyre (R.A) hazretlerinin hai tercümesi, kısada olsa yukar­da üçüncü hadîsi şerifin îzah böiümünde zikredilmiştir.<br />
Hadîsi şerifin ilk cümlelerinde mes&#8217;elenin ehemmiyetine binâen Resu­lü Ekrem sallallâhû aleyhi vesellem efendimiz, hâltkı zülcelâla yemin ede­rek başlamıştır.<br />
Yahûdî ve Hıristiyanlar, Peygamberimizi Peygamber olarak tanıyıp inanmadıkları haide ölürlerse, küfür üzere öldüklerinden cehennemliktir­ler. Zira onların Alfaha îman edip sevmelerinin alâmet ve esası, cenâbu hakkın en son olarak gönderdiği peygamber olan Muhammed aleyhisse-lâma ve onun getirdiği Kur&#8217;anı Kerîme inanmalarıdır. Aksi takdirde Kur&#8217;-anı kerîmde cenâbu hakkın buyurduğu ve peyğamberimizinde yukardaki mübarek sözünde beyan ettiği üzere kâfirlerdir, ve küfürlerinden dolayıda cehennem   odunudurlar.<br />
Yahûdî ve Htnstıyan«keferelerinin durumları kur&#8217;ant kerimde şöyle be­yan edilmiştir :<br />
«Ey ehli kitaplar (yahûdî ve Hıristiyanlar}! Niçin hakkı bâtıl ile karış­tırıp örtüyor ve (Muhammed aleyhissefâmın hak peygamber olduğunu bil­diğiniz haide) hakikati gizliyorsunuz?.»     Ali tmran sûresi, 71<br />
Alitîmran sûresinin, 64-70 âyetlerimde mutlaka okumak gerekir. Zîra bu âyeti kerimelerde yahûdî ve Hıristiyanların, küfür ve fenalıkları, en güzel şekilde îzah edilmiştir.<br />
Hadîsi şerifde geçen «ümmet» kelimesinden m^kaad, ümmeti davet­tir. İslâmı kabul etmeyip, peygamberimize inanmayan vnhûdî ve Hıristiyan cinsinden olan ehfi kitap kefereler, en son peygambere ve onun getirdiği hükümlere {Kur&#8217;anı kerim ve sünnetlere) inanmaları için islâma davet edil­diklerinden bunlara «ümmeti davet» denilmiştir.<br />
Fakat en son din olan islamı ve bütün hükümlerini kabul eden üm­meti muhammede, «ümmeti îcâbet» denir. <a href="#_ftn74" name="_ftnref74">[74]</a><br />
&nbsp;</p>
<h3><a name="_Toc125720702"></a>Tercümesi :</h3>
<p>&nbsp;<br />
<strong>11-</strong> (10) Ebû Mûsâ el&#8217;Eş&#8217;ari (R.AJ den mervidir, şöyle demiştir :<br />
Resûliuh (S.A.V) buyurduki!<br />
«Üç kişinin ikişer ecri vardır. (O kimselerde şunlardır) :</p>
<ol>
<li><strong>a)</strong> EhM kitabdan bir adam oiubda, hem kendi Peygamberine, hemde Muhammet (S.A.V.) e iman eden kimsedir.</li>
<li><strong>b)</strong> Birinin mülkü olan köledirki, hem Allahü teâlantn, hemde efendile­rinin hakkını edâ ettiğinde (O da iki ecre nail olur).<a href="#_ftn75" name="_ftnref75">[75]</a></li>
<li><strong>c)</strong> Üçüncüsüde öyle bir adamdırki, kenöi yanında tasarruf edebile­ceği bir câriye bulunurda onun terbiyesini (yumuşaklıkla ve   şiddetden uzak olarak güzel güzel) terbiye eder, tâlimini (yine rıfk ile güzel güzel) Sâlîm eder ve sonradan onu âzâd edib nikahla alır. (İşte) böytesininde iki ecri vardır.» <a href="#_ftn76" name="_ftnref76">[76]</a></li>
</ol>
<p>&nbsp;</p>
<h3><a name="_Toc125720703"></a>İzahat</h3>
<p>&nbsp;<br />
Ravi Hz. Ebû Musa Ei Eşr&#8217;ari kimdir?<br />
Hz. Ebû Musa Ei Eş&#8217;ari (R.A), ismi Abdullah Bin Gaysdır. Mensub oldukları (Eş&#8217;ari) Yemen de bir kabilenin ismi olması hasebiyle nisbet edil­miştir.<br />
Bu kabilenin pederlerinin gövdesi kıllı olduğundan sıfatı müşebbehe ismi ile (Eş&#8217;ar -çok kıllı) manasını ifade eden kelime ile isimlendirilmiş, son­rada onun evlat ve ahvadina (Eşarî) ve onlara mensup olanlarada (Eş&#8217;ariy-yün) denilmiştir.<br />
Ebû Musa (R.A), hicretten evvel müslüman olmuş sonra kendisi ile beraber inanan kardeşleri ve diğer kimselerle tekrar vatanlarına dönmüş­lerdir.<br />
Daha sonra Peygamberimizin hicretinin yedinci senesinde hayberi fet­hi esnasında Habeşistanlı muhacirlerle birlikde Rasûlü Ekrem efendimize kavuşmuşlardır.<br />
Hz. Ömer, Ebû Musa (R.A) ı basraya Vali .tayin etmiştir. Bir çok ül­kelerin fethini sağlamıştır. Hz. Ali zamanında basra valiliği ve ordu kuman­danlığı devam etmiştir. Ancak sonra azl olundular ve sıffiyn olayında ha­kemlik yaptığı zaman, aldanmıştı. Ondan sonrada hemen Mekke-i Mü-kerremeye gittiler ve orada hicretin elli iki (52) tarihinde vefat ettiler. Üç yüz atmış (360) hadisi şerif rivayet etmiştir.<br />
Hutbelerde hulefâya dua etmek, ilk defa Ebû Musa Eİ Eş&#8217;arî hazret-lerinden varid olmuştur. Basra valiliği esnasında Cuma hutbesini okuduk­ça Hz. Ömerül Faruk (R.A) a dua ederlerdi. <a href="#_ftn77" name="_ftnref77">[77]</a><br />
Daha sonra bu duanın benzerini ibni Abbas (R.A) Hz. Alinin hilafeti zamanında kendisinin basra valisi olduğu zaman cuma günü hutbede halife hazreti AN hakkında «Allahümmensur Aliyyen-Ey Allahım! Aliye yardım et» duasını yapardı. Aynı eser sahife, 22<br />
Hadisi şerifde beyan edilen iki ecir alacak üç kişiyi kısa kısa açıkla­maya   çüiışaltm;</p>
<ol>
<li><strong>a)</strong> Yahûdî ve hırıstiyan taifeleri gibi ehli kitapdan olan kimselerin da­ha evvel kendilerine Peygamber olarak gönderilen Hz. Musa ve Hz. İsâya inanmalarından sonra en son Peygamber Muhammed   Aleyhisselâmada inanmaları ile iki ecre nail olacaklardır.</li>
</ol>
<p>Ecrin birisi, daha evvel gönderilen mübarek Peygamberlere onların getirdikler1 hükmü ilâhilere inanmaları, diğer bir*ecrü mükâfatda, tevrat ve incilde ismi ve vasfı beyan edilen ve en son Peygamber olarak gönderile­ne en güzel şekilde ihlasla inanmalarıdır.<br />
Her iki ecrin verileceği Kur&#8217;anı kerimdede şöyle beyan edilmiştir : «Kur&#8217;andan evvel kendilerine kitap verdiklerimiz (Yahudi ve hınstıyan-lardan bazıları) Kur&#8217;ana îman ediyorlar.<br />
— Onlara Kur&#8217;an okunduğu zaman; Biz buna îman ettik. Şüphesiz bu Rabbıimiz tarafından inzal edilen hak kitapdır. Doğrusu   biz Kur&#8217;anı size okumadan evvelde müslüman olmuş idik, dediler.<br />
— İşte bunlar, hem kendi kitaplarına, hemde kur&#8217;ana îman hususun­da gösterdikleri azm (ve sebatla, yapılan eziyetlere) Sabırlarından dolayı mükafatları iki kat verilecektir. Bunlar kötülüğü iyilikle defederler ve ken­dilerine verdiğimiz rızıkdan infak ederler.» Kasas sûresi, 52-54<br />
Birde Peygamber (S.A.V) efendimizin Hirakle yazmış olduğu mektup-da şu cümle var idi :<br />
«Müslüman ol, Allâhü teala sana ecrini iki kat verir.»</p>
<ol>
<li><strong>b)</strong> Bir ağanın hizmetçisi olan kölede, hem Allâhü tealaya kulluk vazi­fesini yaparak namazını kılar, orucunu tutar, zengin ise zekatını verir, ha­ram ve halellara riayet eder ve teşbih, tehlillerine devam eder hemde ağa­sının hizmetinde koşar isyan etmezse, bu köle ve hizmetçide aym iki ecri mükâfata nâii olur.</li>
</ol>
<p>Keza bir işçide ağasına itaat eder yediği ekmeği hela! etmeye çalışa­rak doğru ve dürüst olur, aynı zamanda Allâhın emirlerini yapar, nehile-rinden kaçınırsa, işte bu işçi de iki ecre nail olur. Birisi Allâha kulluğundan, diğeride işini gördüğü ağasına itaatındandır.<br />
Bir dâirede çalışan memur, bekçi ve emsali kişilerde, çalışdığı kapıya nankörlük etmez, Allâhc kulluk vazifesi ile âmirlerine itaat ederlerse, bun­larda iki ecre nail olurlar.<br />
Peygamberimiz (S.A.V) efendimiz bir hadisi şeriflerinde buyurmuştur ; «Bizim küçüğümüze merhamet etmeyen ve   büyüğümüze hürmet ve saygıda bulunmayan, bizden değildir.»<br />
Evet müslüman büyük ve amirine, ağası ve babasına, itaat etmekle mükelleftir. Ancak ağa, baba, âmir ve iş verenler haram ve yasak olan şeyleri buyurursa, bu takdirde onlara itaat edilmez. Zira Allâha isyan olan yer ve şeylerde kula itaat etmek haram ve künah olur. Bu husus hem âyeti Nriyme ve hem hadîsi şeriflerde beyan edilmiştir.<br />
Bir hadîsi şerifde şöyle buyurulmuştur :<br />
«Âflâha isyan olan şeyde, kufa itaat edilmez.»</p>
<ol>
<li><strong>c)</strong> Bir adamda yanındaki cariyesini hem tedip ve din talimini öğre­terek edepli bir şekilde yetiştirir, sonrada bu cariyesini azad edip hürre hanımlar sırasına sokarak iffet ve namusunu korumak maksadı ile aile olmak için nikahlarsa, işte bu adamda iki ecre nail olur.</li>
</ol>
<p>Ecrin birisi, o kadıncağızın tâlim ve terbiyesini sağlamasının karşılı­ğında alacağı mükafattır.<br />
Diğeride câriyelikden âzad edip iffet ve namusunu korumak maksa­dı ile nikahlayıp aile efradına katmasının mükafatıdır.<br />
Bu son maddeden anlaşılmıştırki, bir kimsenin kendi evinde ve aile­sinin himayesinde büyütüp terbiye- ettiği kız çocuğunu, o evin erkeği ola­bilir. Ancak sıhriyyet ve akrabalık icabeden haramlıklar olursa, nikahlan­mak haram olur. Bu meselenin daha geniş izahı «Mülteka Tercümesi» ad­lı eserimizin birinci cildinin «Nikah bahsinde» ve «nikahlanmaları haram olanlar babında» mezkûrdur.<br />
Köle : İslam ve îmanı yükseltip yaymak için kâfirlerle harb esnasın­da esir alınan ve harbde bulunan müslüman askerlere hıssaları nisbetin-de taksim ve teslim edilen erkek kimselere «köle» denir.<br />
Câriye ; kölenin tarifi şeklinde kâfirlerden esir alınan kadırvlara da «câriye» ismi verilmiştir.<br />
Köle ve câriye ve hükümleri ile ilgili geniş malûmat, fıkıh kitablarında mezkurdur. <a href="#_ftn78" name="_ftnref78">[78]</a><br />
&nbsp;</p>
<h3><a name="_Toc125720704"></a>Tercümesi :</h3>
<p>&nbsp;<br />
<strong>12 &#8211;</strong> (II) İbni Ömer (R.A) den mervidir, demiştir :<br />
Resûlüllah (S.A.V) buyurduki :<br />
«AlEâhdan başka hak ilah olmadığına ve Muhammedin Alfanın Resulü olduğuna (dil-ile) şehâdet etmeleri oluncaya kadar. Namazı dosduğu kılın-caya ve zekatı edâ edinceye kadar insanlarla muharebe etmekle emro-lundum.<br />
— Onlar, bunları yapınca müsiümanlar hakkının iktizası   (olan had­ler) islam hakkı müstesna olmak üezere, canlarını ve mallarını benim elim­den kurtarırlar, (içlerindeki   kalblerinin-niyyetlerinin) işlerimin hisâbına ge­lince, oda Allâha aittir (zira içden olan niyyet ve gayeleri Allah bilir).»<a href="#_ftn79" name="_ftnref79">[79]</a><br />
— Fakat müslim, «Ancak i s la m in hakkı müstesnadır.» Cümlesini zik-retmemiştir.<a href="#_ftn80" name="_ftnref80">[80]</a><br />
&nbsp;</p>
<h3><a name="_Toc125720705"></a>İzahat</h3>
<p>&nbsp;<br />
Ravi ibni Ömer hakkında kısa izahat, dördüncü (4) hadisi şerifin al­tında zikredilmiştir.<br />
Hadisr şerifde kelime-i şahadeti söyleyinceye, namazı dosdoğru kı-lıncaya, orucu tutup, zekâtı edâ edinceye kadar insanlarla muharebe et­me meselesini şöyle anlamak icab eder :<br />
Burada zikri geçen «İnsanlar» puta tapan müşriklerdir. Zira kendile­rine kitap verilen yahûdi ve hırıstıyanlar, Allaha şehâdet ederler. Ancak onlar Muhammed Aleyhisselâmı tasdik edip Peygamber tanımadıkça bo-vunları kılıçdan kurtulmaz. Birde tayin edilmiş bir cizye olurda onu edâ etmeyen ehli kitaplardanda kılıç kaldırılmaz.<br />
«Namazı dosdoğru kılıncaya kadar» Cümlesindende şu hükümler an-laşılmaktadır :</p>
<ol>
<li><strong>a)</strong> Namaz kılmayanlar, Islamin şartlarından birisini terk   ettiklerinden onlarla muharebe edilmesi gerekir.</li>
<li><strong>b)</strong> İmamı   şafi-î hazretlerinin beyanına göre, namazı terkedenler öl­dürülür. Zira bilerek namazı terk eden kâfir olur, diyerek fetvada bulun­muştur. Sahabeden ve diğer müctehidlerdende aynı görüşü îzah edenler olmuştur.</li>
<li><strong>c)</strong> Namazı kılmayanların, en azından tedib edilip dövülmesi lazımdır. Nitekim İmamı Azam hazretleri, namazı vaktinde edâ edib kılmayanların hapsedilmesi ve namazı kılıncoya kadar dövülmesi gerektiğini beyan   et­miştir.</li>
</ol>
<p><strong>İlgili Fetva :</strong><br />
Namazı terk eden zeyde şer&#8217;an ne lazım olur?<br />
Ei-CEVAP&#8230; Tazir ve hapis lazım olur.   Fetâvâyı Abdun-ahim, C. 1,4 Bu hususda daha geniş malumat, «İslama sokulan Bidat ve Hurafe­ler» adlı eserimizle «Müiteka Tercümesi» isimli eserimizin ikinci cildinde verilmiştir.<br />
Evet namaz, zekât, oruç ve hac gibi îmanın yaşantısını ve alâmetin: ihtiva eden bu ameller, dînin direği, Islâmm şiarı ve müminin en mühim amellerinden birer farzı ilâhîdir. Hadîsi şerifde, «İslâmın hakkı müstesna­dır.» cümlesine gelince, Allâha ve ahiret gününe inanan her mümin, Kur&#8217;anı kerimde açık ve kesin olan ilâhi emir ve nehîlerden hiç birini inkâr ede­mez. İstisnasız Kur&#8217;anı kerîmin hükümlerinin hepsini kabul eder ve güzel görür.<br />
Şayet Kur&#8217;anı kerimde beyan edilen ilâhî hükümlerden herhangi biri­sini bir kişi inkar eder veya tahkir ederse, işte o kimse, islâmın hakkına tecâvüz ettiğinden mürted olur. Öldürülmesi gerekir.<br />
İslâmın hakkına tecâvüz eden kimse, daha evvel kelimei şehâdet ge­tirse dahî, böyle kimse, mürted olduğundan İslâmın kılıcından kendini kur­taramaz. Evvelâ Küfür ve irtidâdından nedamet edib islâmın hükmüne dönmesi teklif edilir. Şayet rucû etmezse, hemen boynu vurulur.<br />
Nitekim bir hadîsi şerifde şöyle buyurulmuştur :<br />
«Bir kimse dînini tebdil eder müfted olursa, onu hemen öldürün.»<a href="#_ftn81" name="_ftnref81">[81]</a><br />
Diğer hadîsi şerif meali :<br />
«Allahdan başka ilah olmadığına ve benim onun Resûlu olduğuma şe­hâdet eden bir müsEümanın kanını akıtmak, ancak üç sebebden bîri ile olur.<br />
— (Bunlarda) Zina eden dul (evli veya evlenib boşanmış kimse), cana karşı canla mukabele (kısas) ve dînimi bırakıb cemaatı (islam cemaatını) terk eden kimsenin (mürtetdin kanı helal £&gt;lur.)»               Buhârî, Müslim<br />
Hadîsi şerifin bu son cümlesi ile hüküm istinbat edip icrayı hüküm­de bulunan ilk müctehid ve mücâhid, Hz. Ebû Bekir (R.A) olmuştur. Hz. Ebû Bekir Hilafete geçirildiği zaman, bakdıki insanların bir kısmı zekat ver­mekten kaçınıyor. Hemen ashabı kirami toplayıb bir hutbe îrad etti, bu hükmün hakikatini anlattı ve Allâhın emri olan zekatın en azını dahi bı-rakmıyacağını, tek basmada olsa, fakirin hakkı olan zekatı alıp ehline ve­receğini beyan etti.<br />
İşte bu hareket, islâmın hakkı olan zekâtın edası için icra edilmiş en güzel cihad ve mücâdeledir. İslâmin hakkı, kıyamete kadar böylece koru­nacaktır. <a href="#_ftn82" name="_ftnref82">[82]</a><br />
&nbsp;</p>
<h3><a name="_Toc125720706"></a>Tercümesi :</h3>
<p>&nbsp;<br />
<strong>13 &#8211;</strong> (12) Enes (R.A) den mervidir, demiştir:<br />
Resûlüllah (S.A.V) buyurduki :<br />
«Bir kimse, bizim namazımızı kılar, kıblemize İstikbâl eder ve kesdiği-mizi yerse. İşte bu müsiüman, Allanın ve Rasûlünün zimmetinde (sigorta­sında) dır. Binâenaleyh Aflâhüteâlânın zimmetinde (olan müslümana dil uzatarak) hainlik etmeyiniz.» <a href="#_ftn83" name="_ftnref83">[83]</a><br />
&nbsp;</p>
<h3><a name="_Toc125720707"></a>İzahat</h3>
<p>&nbsp;<br />
Râvî Hz. Enes (R.A.) hakkında gerekli bilgi 7. hadisi şerifin altında zik­redilmiştir.<br />
Bu hadîsi şerifde de gayet açık ve seçik bir şekilde beyan edilmiştir-kt, kıbleye dönüp namazını kılan, kurbanda kurbanını kesen ve kesilme şartlarına riâyet ederek hayvanı kesen ve müslümanfann kesdiklerinr yiyen kimseler^ Ailâhın hâlis kulu peygamber efendimizin sâdık ümmetlerinden dirier.<br />
Binâenalehy böyle müminlere dil uzatıp, iftira ve isnadlarla küfür kelimesini veya kâfir damgasını söyleyip vurmanın asla doğru olmadığını ve olamıyaoağını açıkça ifâde etmektedir. Zira o müminler. Allanın ve Re­sulünün sigortasjndadırlar.<br />
Akâid kitaplarında uzun uzun İzahlar ve misallar yazılmış ve beyan ediimiştirki, ehli kıbleden her hanki bir müstümana asla kâfir denilemez. Günah işleyenlerine âsî ve mücrim denir. Yani mümindirler, fakat günah­kar ve âsî mümindirler.<br />
Esasen akıllı mümin, bu hükümlere mümasil bilgileri kendisinde top­lar, hiç bir mümine «kâfir» diyemez. Zira başkasına kâfir diyenler, kendi­leri kâfir olurlar.<br />
Daha geniş malûmat, «İslama Sokulan Bid&#8217;at ve Hurâferler» adlı ese­rimizin birinci cildinde beyan edilmiştir<a href="#_ftn84" name="_ftnref84">[84]</a><br />
&nbsp;</p>
<h3><a name="_Toc125720708"></a>Tercümesi :</h3>
<p>&nbsp;<br />
<strong>14 &#8211;</strong> (13) Ebû Hüreyre (R.A) den mervidir, demiştirki :<br />
Bir Ârâbî (bedevi bir arab) Nebiyyi Ekrem (S.A.V) efendimize geldi ve dedi :<br />
«Bana bir amel delâlet et (öğret) ki, ben o ameli işlediğim de Cenne­te gireyim.»<br />
Resûlüllah   (S.A.V) de buyurdu :<br />
«Âllaha (C.C) ibâdet edersin ve ona (Allaha) hiç bir şeyi şerik koş­mazsın, farz namazları kılarsın, farz olan zekâtı edâ edersin ve Ramazan orucunu tutarsın.»<br />
Bunun üzerine Ârâbı dediki :<br />
«Nefsim yedi kudretinde olan Allâha yemin ederimki, bunun üzerine hiç bir şeyi ben ziyâde edemem (yâni, bundan fazlasını işleyemem) ve bundan da noksanlaştırmam.»<br />
Vaktaki o Ârâbî döndü gidiyor idi, Nebiyyi muhterem (S.A.V) efendi­miz : <a href="#_ftn85" name="_ftnref85">[85]</a><br />
«Bir kimse, Cennet ehlinden bir kişiye bakmakla sürurlanmak isterse, işte bu adama baksın, buyurdu.»   <a href="#_ftn86" name="_ftnref86">[86]</a><br />
&nbsp;</p>
<h3><a name="_Toc125720709"></a>İzahat</h3>
<p>&nbsp;<br />
Râvî Hz. Ebî Hureyre hakkında üçüncü hadisi şerifde gerekli bilgi zik­redilmiştir.<br />
Hadîsi şerifde beyan edilen Allâha ibâdet ve kullukdaki ihlas ve ona hic bir şeyi şerik koşmamak, îman ve ibâdetin en üstünü ve bütün ha­yırların ekmelidir. Zira îman ve ibâdetin ihlasa bağlı olup şirkin her çeşi­dinden kaçınmak kulluğun en yüksek mertebelerindendir.<br />
Bir âyeti kerîmede meâlen şöyle buyuruSmuştur;<br />
«Her hangi bir kimse, Rabbisine kavuşmayı arzu ederse, sâlih bir amel işlesin ve Rabbisine yapdığı ibâdete hiç kimseyi ortak   koşmasın» Kehf sûresi, 110<br />
Şu halde Allâha kul :olan bir kişi. Şirkin eşed ve büyüğü olan puta, ateşe, leşe, resim ve heykele tapmayı yapmadığı gibi şirki hafi olan riya­karlığı (gösterişi) de yapmaz.<br />
Arâbînin sayılan ibâdetlerden fazla eksik yapamıyacağını beyan et­mesi ise, ya daha fazlasını yapmaya takati olmadığındandır veya o ibâdet­lerden fazia veya noksan yapacak olursa, Resulü ekrem efendimize saygı­sızlık yaparak isyan etmiş olacağındandır.<br />
Resûüflâha sorduğu ve taleb ettiği hüküm karşısında hulus ve sadâ-kaîla tesiimiyyetini gören peygamber, o zatı gösteriyor ve «Bir kimse cen­net ehlinden bir kişiye bakmakla sururlanmak isterse, işte bu adama bak­sın» buyruyor.<br />
Bu cümleleri okuyup iyi düşünen her mümin, Allâha ve Resulüne inan­madaki sadâkatini ve ilâhî emirlere itaatinin ne derece olduğunu düşünür. Düşünür ve araştırırda kendinin ihlaslı ve rızayı bâriye uygun ameli olup, olmadığını, dolaysiyle cennet ve cemâli ilâhiyye nimetine nâiliyyetini umar. <a href="#_ftn87" name="_ftnref87">[87]</a><br />
&nbsp;</p>
<h3><a name="_Toc125720710"></a>Tercümesi :</h3>
<p>&nbsp;<br />
<strong>15 &#8211;</strong> (14) Abdullah Essekafînin oğîu Süfyan (R.A) den rivayet olun­muştur, demiştirki :<br />
«Ben dedim; Yâ Resülellah! Bana islamdan bir söz söyleki, senden son­ra hiç bir kimseden sormayayım. Bir rivayette senden başkasından (sorma­yayım).<br />
Resûlüllah (SAV) buyurdu :<a href="#_ftn88" name="_ftnref88">[88]</a><br />
«Allâha îman ettim, de. Sonrada Müştekim (dosdoğru) ot.» <a href="#_ftn89" name="_ftnref89">[89]</a><br />
&nbsp;</p>
<h3><a name="_Toc125720711"></a>İzahat</h3>
<p>&nbsp;<br />
Râvî kimdir?<br />
Süfyan bir Abdullah Es sakafî (R.A), taifli müslüman sahabelerdendir, Resulü Ekrem efendimizle bir çok sohbette bulunmuşlar, rivayet ettiği hadisi şeriflerin en meşhuru yukarda mealini arz ettiğimiz hadisi şerifdir.<br />
Hz. Süfyan (R.A) emirül müminin Hz. Ömer (R.A) in hilâfeti zamanında tâıf valisi olmuştur.<br />
Râvi Hz. Süfyanın saf ve idraklı bir kişi olması hasebiyle resulü ekrem sallallahü aleyhi vesellem efendimize islam hakkında cok fevkalade bir sual soruyor. Öyle bir sual ki, kendisine ve ümmete garenti ve aydınlık getiren bir sual.<br />
Resulü Ekrem efendimizde ona cevab vererek ümmetine nur saçan kıy­metli yolu şöyle tarif ediyor.<br />
«AlEahü teâlaya îman ettim, de. sonrada istikâmet et.»<br />
İman hakkında yukarda cibril hadisi olan ikinci hadisi şerifde gerekli malumat verilmiştir.<br />
İstikâmet : İlahi emirlere imtisal edip nehiylerinden kaçınmaktır.<br />
Bu tarifin içine, kalblerin ve bedenlerin amellerinden oian îman, islam, ihsan ve emsali iyilikler girer. Zira istikamet, bütün eğrilik ve kötülükleri terk edip iyi ve hayır olanlara inanıp amel etmekle olur.<br />
Şayet kötü ve fena olan şeylerden bir şeyin bulunması olursa, bu takdir­de istikamet yok olur. Fenalık ve dalâlet ortada cereyan eder.<br />
İstikamet halinde yaşamak çok güç ve zordur. Zira beşer hak yolda devam edip dünkü gün ve amellerinden bu günkü amelleri daha iyi ve riaha güzel, İslama ve hakkın rızasına uygun olacaktır.<br />
Bu sebebden dolayı Resulü Ekrem efendimiz şöyle buyurmuştur:<br />
«Beni, hûd sûresi kocaltdı.»<br />
Sûre-i Hûdun kocaltmasından maksad, o sûredeki şu maldaki istika­met emri idi :<br />
«Habibim emrolunduğun gibi istikâmet et.»<br />
Resulü Ekrem efendimiz hâşa eğri yolda değildi. Doğru yolda idi. Bura­daki emir her ne kadar Resûlüllahın kendisine isede, «Kızım sana söylüyo­rum, gelinim sana» kabilinden, bu emri ilahi doğrudan doğruya ümmetlerine-dir.<br />
Ama bununla beraber, ilahi emre muhatap olup teklifi ilâhinin en güzel şekilde ifasının güçlüğü elbette Allahın Resulünü düşündürüyordu.<br />
Fahrüddini Razî Hz. diyor ki : «İstikamet, çok güç ve zor bir iştir. Zira İtikat ve inançda cenabu hakkı bir şeye teşbih etmekden, muattal nisbotin-den, suret ve siretlere kıyas etmekden kaçınarak ilâhi emirleri tağyir ve teb­dil etmeden olduğu gibi işleyip&#8217;ahlakî görüş ve yaşantılarda ifrad ve tef-riddan uzak olmak üzere gereken çok ciddi bir iştir.»<br />
İmcimi gazali Hz. de diyor ki : Dünyada doğru yol üzere istikamet et­mek cehennem sıratından geçmek gibi güçtür. Bunların her ikiside kıldan ince kılıçdan keskindir.<br />
Nitekim bir hadisi şerifde Resûlüilah (S.A.V) efendimiz şöyle buyur­muştur :<br />
«İstikamet ediniz, gayret ediniz. Zira hakkı ile istikamet etmeğe kadir olamazsınız. Fakat hakkı ile itaata yetişip ulaşılamıyanın hepsi, tamamen terk edilmez.» <a href="#_ftn90" name="_ftnref90">[90]</a><br />
Ehli takva mutasavvıflarda şöyle demişler :<br />
«Bir istikâmet, bin kerametten hayırlıdır.»<br />
Evet Peygamber sallallahü aleyhi vesellem efendimiz istikametle emro-lunmuştur. ^erâmet izharı ile emrolunmamıştır. Aslında istikamet sahibi olan her kişide keramet zuhur eder. .Fakat keramet iddiasında bulunan her in­sanın durumuna bakılır. Eğer îtikat ve ameli şeriata uyuyor ve istikamet üze­re devam ediyor ise, keramet olur. Şayet îtikat ve ameli istikametde olma­yıp kötü yolda ise, onun iddiası batıldır ve kendisindeki görülen fevkalade haller, kâfir ve zalimlerde görülen ve «istidrac» ismi verilen zuhuratlar­dır.<br />
Esasen Peygamberlerde Mucize, Velilerde keramet, kâfir ve zalimlerde, istidrac gibi haller her zaman ve devirlerde görülmüştür. Böyle harikalar hakkında gerekli malumat «Islâmda Evliya meselesi ve Hârikalar» adlı ese­rimizde beyan edilmiştir.<br />
<strong>İstikamet :</strong> Kalbde ve amelde olmak üzere ikiye ayrılır.</p>
<ol>
<li><strong>a)</strong> <strong>Kalbdeki istikâmet :</strong> doğru ve iyi olan şeyler üzerine kalbin karar ve sebat etme hâlidir.</li>
<li><strong>b)</strong> <strong>Amelde istikamet :</strong> Amellerin, islâmın beyan ettiği doğru yol üzerine olup ihlas ve hulusla yapılma halidirki, riya, süm&#8217;a dünyevi bir garaz ve ta­lep olmadan sırf rızayı bari için yapılmasıdır.</li>
</ol>
<p>Kalblerin istikametli olması, amellerin istikametli olmasını sağlar. Şayet kalbler istikamet üzere olmazsa, amellerde istikametli olmayıp bâtıl ve atıl olur.<br />
Bu hususu Resulü Ekrem efendimiz bir hadisi şeriflerinde şöyle beyan buyurmuşlardır :<br />
«Kulun (Kalbindeki) îmanı, istikametli olmaz. Tâki kalbi istikametli ola. Kalbide istikametli olmaz, tâki dili istikametde ola.»<br />
Hadisi şerifde açıkça izah edildiği üzere, bir kişinin îmanının istikamet­ti olması, kalbinin temiz ve stikarhetli olmasına bağlıdır.<br />
Yine bir kimseninde kalbinin istikametli ve düzgün olabilmesi, dilinin is­tikametli olmasına bağlıdır.<br />
Binaenaleyh bir kimse, dili ile yalan, dolan, iftira, tezvir ve küfür keli­melerini söyler bir tarafdanda «Benim dilime bakmayın, benim kalbim te­miz» derse yalan ve aldatıcı bir ifâdede bulunmuştur. Zira insanın dili, kalbi­nin tercümanıdır.<br />
Şu halde bir kişi, dili ve fîli ile kötülük işleyor veya kötülüğü işleyenleri tasvip ediyorsa, işte o kimsenin kalbi ve niyyetide aynı kötülük içindedir.<br />
Hülasa dünya ve ahiret seâdetini temin etmek için, sağlam bir îmandan sonra istikâmet ve doğruluk üzere olmak kurtuluşun tek yoludur.   <a href="#_ftn91" name="_ftnref91">[91]</a><br />
&nbsp;</p>
<h3><a name="_Toc125720712"></a>Tercümesi :</h3>
<p>&nbsp;<br />
<strong>16 &#8211;</strong> (15) Talha bin Ubeyduliah (R.A) den mervidir, demiştir : Necit halkından sacı darma dağınık   (fakir) bir kimse,     Resûlüllah &#8216;(S.AV) efendimize geldi. Uzaktan sesini karma karışık duyuyor, fakat ne söylediğini anlamıyorduk. Nihayet (Resûlullaha) yaklaştı. Meğer islâmın ne olduğunu- soruyormuş. (Bu suâline karşı) Resûullah (S.A.V) : «Bir gün bir gecede beş (vakit) namaz» buyurdu.<br />
— (Adamcağız) : «Üzerimde bu namazlardan başka (Namaz da) ola-cakmı?» diye sordu.<br />
— Resûlüllah (S.A.V) :<br />
«Hayır, meğerki nafile olarak kılarsan (yani, kendin fazladan kılarsan başka) cevabını verdi.<br />
— Ondan sonra Resûlüllah (S.A.V) : «Birde senede (biray) Ramazan Orucu» buyurdu.<br />
— (Adamcağız yine) : «Üzerimde bundan başkasıda olacakmı?» diye sordu.<br />
— Ö da (yani, Resûlüllah da) : «Hayır, ancak nafile olarak edâ eder tu­taçsın» cevabını verdi.<br />
— Talha (R.A) derki «Resûlüllah (S.A.V) Zekâtıda ona söyledi.<br />
— (O adam yine) : «üzerimde bundan başkasıda olacakmı?» diye sor­du.<br />
— Yine Resûlüllah (S.A.V) : «Hayır, ancak nafile (sadaka) olarak ve­rebilirsin.» Cevabını verdi.<br />
— Bunun üzerine (Necitli fakir) : «Vallahi bundan ne fazla, ne de ek­sik bir şey yapacak değilim.» diyerek ve arkasını dönerek gitti.<br />
— Resûlüllah (S.A.V) o adamın sözünü duyunca) :<a href="#_ftn92" name="_ftnref92">[92]</a><br />
«Eğer doğru söylüyorsa, feîah buldu gitti» buyurdu : <a href="#_ftn93" name="_ftnref93">[93]</a><br />
&nbsp;</p>
<h3><a name="_Toc125720713"></a>İzahat</h3>
<p>&nbsp;<br />
Râvî kimdir?<br />
Hz. Taiha (R.A) aşere-i mübeşşereden birisidir. İlk müslümaniardandır. Bedir savaşından başka bütün savaşlarda hazır bulunmuştur. Bedir Mu­harebesinde bulunmadığı halde peygamberimiz önada ganimetten nasîbmi vermişti.<br />
Uhud Muharebesinde Hz. Taiha Peygamber sallallâhü aleyhi veseileme atılan bir kılıcı kolu ile müdâfaa ettiği için çolak kalmıştı.<br />
Hz. Tatha, otuz sekiz (38) hadîsi şerif rivayet etmiştir. Yedisi Buftârî ve müslimde, ikisi Buhâri ve biriside müslümde mezkûrdur.<br />
Hz. Taiha (R.A) Hz. Ali (R.A) nin hilâfeti zamanında vuku bulan ve «Cemel vak&#8217;ası» diye isimlenen vak&#8217;ada altmış yaşlarında oldukları halde Mervanın oku ile şehid olduîar. Allah ondan rözi olsun.<br />
Yukardaki hadîsi şeîfi sormaya gelen müslümanın hâli, çok dikkat ge­reken ve düşünülmesi lâzım olan haldir. Adamcağız Tâ Necid çöllerinden kalkıyor, gece gündüz günlerce yol yürüyüb geliyor. Ve kendisinin seâdetini temin edecek îman ve amei meselelerini teker teker soruyor. Aldığı cevap­lara itiraz etmediği gibi tam bir inkıyadla, hiç eksiltme ve fazlalaştırmada bulunmadan buyuruiduğu şekilde yapacağını teahhüd ediyor ve gidiyor.<br />
İşte bu hal ve hareket ilim tâlim edenler ve edeceklere, ilim sahibi ulema ve bilginlere sual soracaklara ve sorup öğrendikten sonra ne şekilde hare­ket edilmesi gerektiğini bilmeyenlere, en güzel ve en doğru bir örnektir.<br />
Ataların bir sözü vardır : «Anlayana sivri sinek saz, Anlamiyana davul zurna azdır»<br />
Hadîsi şerifin ihtiva ettiği hükümler hakkında gerekli malumat, baş ta-rafdaki hadîsi şeriflerin îzah bölümünde beyan edilmiştir. <a href="#_ftn94" name="_ftnref94">[94]</a><br />
&nbsp;</p>
<h3><a name="_Toc125720714"></a>Tercümesi :</h3>
<p><strong> </strong><br />
<strong>17 &#8211;</strong> (16) İbni Abbas (R.A) den mervidir, demiştir : Abdul kays kavmi (Bahreyn taraflarında) Nebiyyi Muhterem (S.A.V) efendimizin huzuruna geldikleri zaman :<br />
— Resûlüllah (S.A.V) : «Siz, kimlerdensiniz?» yahut «Nerenin cemaatı­sınız?» diye sordu.<br />
— Resûlüllah (S.A.V) : «Hoş geldiniz. (Allah sizi) utandırmasın, Peşîman ettirmesin.»   buyurdu.<br />
— Bunun üzerine (Müsafir olan cemâat) : «Ya ResÛlelleh, biz sana yalnız haram aylarda gelebiliriz. ,BUirsinki) aramızda kâfir olan Mudar (ka­bilelerin) den şu cemâat vardır. O halden bize kesin bir şey emir buyurda, geride kalanlarımıza haber verelim, o sebeblede Cennete girelim.» dediler.<br />
— (Nebiyyi Muhterem A.S.V) e, İçkileri (yahut içki kaplarını) da sordu-<br />
— (Resûlüllah; (S.A.V), onlara dört şey emretti ve dört şeydende neh-yetti. Onlara yalnız Allâha İman ile emrettikten sonra;<br />
«Bilirmisiniz her şeyde tek Allâha îman etmek ne demektir?» diye sordu.<br />
— (Onîarda), «Allah ve Resulü bilir.» dediler.<br />
— (Resûlüllah S.A.V) : «AElâhdan başka Hah olmadığına ve Muhamme-din Resûiüllah olduğuna şahadet etmek. Namaz kılmak, Zekat vermek, Ra­mazan orucunu tutmak ve ganimetin beşte birini (1/5 ni) vermektir.» buyur­du.<br />
— Keza onları {dört şeyden yâni) içi sırlı ağzı yanından yapılmış kır­mızı veya yeşil toprakdan yapılmış testi, Testi makamında kullanılan boş kuru kabak, şıra koymak, için içi oyulmuş ağaç parçası, Ziftle {kara sakızla) sıvanmış testi {denilen kaplara, hurma, yahut üzüm şırası : Şarab koymak) dan nehyetti.<br />
— İbni Abbas (R.A) in Müzeffet yerine mukayyer (zift manasına olan kâr veya kîr ile sıvanmış testi) dediğide mervidir.<br />
— Resûlüllah (S.A.V) :<br />
«Bunları hıfzedin ve sizin yanınızda olmayan kimselere haber verin.» buyurdu. <a href="#_ftn95" name="_ftnref95">[95]</a><br />
Bu hadîsi şerifin lafzı Buhârinindir. <a href="#_ftn96" name="_ftnref96">[96]</a><br />
&nbsp;</p>
<h3><a name="_Toc125720715"></a>İzahat</h3>
<p>&nbsp;<br />
Râvî kimdir?<br />
İbni Abbas (R.A) Peygamber sallallahü aleyhi vesellem efendimizin am­casının oğlu Abdullah (R.A) dır. Hicretten üç sene veya beş sene evvel dün­yaya gelmiştir. Peygamberimizin öhirete irtihalı sırasında on üç (13) veya on beş (15) yaşlarında idi.<br />
Hz. Abdullah (R.A) bu ümmetin en âlim ve fazıllarındandı. Peygamber sallallahü aleyhi vesellem efendimiz bunun ilim ve hikmet sahibi ve fıkıh İfmine âlim olmasına dua etmişti. Tefsir ve tevîlide iyi bilirdi. Peygamberimi­zin yanında çok bulunurdu. Bu sebeble vahyi ilâhiyi getiren cebrâil Afeyhis-selâmı iki sefer &#8216;görmüştü.<br />
Hz. Ömer, halifeliği zamanın da büyük ve dev sahabelerin yanında genç yaşda olan bu zatı yanına olurdur ve kendisi iie istişare ederdi.<br />
Beyaz tenli, uzun boylu, yüzü nurlu ve dili fasih bir zad idi. Ömürlerinin sonunda gözlerine âma arız olduğundan görmezlerdi.<br />
Hz. Abdullah (R.A) bin altiyüz altmış (1660) hadisi şerif rivayet etmiş­lerdir.<br />
Cuma günü hutbede hulefa-i reşidin ve sultanlara dua etmek, sahabe arasında Abdullah bin Abbas tarafından yapılmıştır. Basra valisi iken Haz-reti Ali hakkında dua etmiştir. Bundan evvelde Hz. Ömerin (R.A) hilafeti za-nanında aynı yerde Ebû Musa ef Eş&#8217;arî yapmıştı. Bu günkü hutbenin so­nunda veya içinde yapılan emsali dualar, bu zamana ve bu şahısların yap­akları dualara iltihak ve istinad etmektedir.<br />
Hz. Abdullah (R.A) yetmiş yaşlarında oldukları halde atmış sekiz (68) sene-i hicrîde Taifde vefat etmiştir. Allahüteâla ondan razı olsun.<br />
Hadisi şerifin baş tarafında geçen cümlelere dikkat etmek lâzımdır. Zira Resulü ekrem efendimiz, huzuruna gelen misafirlerine kimler oldukla­rını soruyor.«ve merhaba hoş geldiniz. Allah sizi utandırmasın, peşiman et­tirmesin» diyerek iltifat ediyor ve haklarında hayırlı duada bulunuyor.<br />
Bir müslümanın huzuruna veya ev ve dükanına bir müsafir geldimi, böyle iltifat edip iyi mukabelede bulunarak hal ve hatırlarını sorup dilek ve temennilerine takati nisbetinde cevab vermek gerekir.<br />
Rasûiüllahm huzuruna glen misafirler her zaman gelemediklerini an­cak tâ eski devirlerden beri devam ede gelen ve insanında ilk zamanların­da muharebe etmenin haram olduğu malum olan zil&#8217;kâde, zilhicce, muhar­rem ve receb aylarında ancak gelebildiklerini beyan etmeleri, şâyani dik-katdır. Zira diğer aylarda geilrlerse, kâfirlerden mudâr kabilesinin tecavu-zuna uğrama tehlikesi olduğu anlaşılıyor.<br />
Burada muharebe etmenin haram olduğu aylar hakkında bir kaç satır izahatta     bulunalım.<br />
Kur&#8217;anı keıimde şöyle buyurulmuştu :<br />
«Muhakkak gökleri ve yeri yarattığı günden beri kesin hükmünde ay­ların sayısı, Allah katında on iki (12) aydır. Onlardan dördü (zilkade, zil­hicce, muharrem ve receb) haram olanlardır. Bu ayların {içinde muharebe­nin) haram kılınışı (İbrahimden gelen) doğru dinin bir hükmüdür. Bu se-bebden bilhassa bu aylarda nefislerinize (bir birlerinize) zulmetmeyiniz. Bununla beraber, müşrikler sizinle top yekûn harp ettikleri gibi, sizde on-farfa topunuz harp ediniz. Ve bif.inizki Allah (cc.) fenalıklardan sakınan­larla beraberdir.» Tevbe Sûresi, 36<br />
Cahil, kâfir ve müşriklerin beytullahı ziyarete gelenlere ezâ ve cefc vermelerinden dolayı cenabı hak harp etmenin, ezâ ve cefada bulunmanın yasak ve haram olduğu ayları tayin ederek beytullahı ziyarete gelecekleri korumuştur. Bu hüküm islam&#8217;ın mekke devrinde ve Medine-i münevverenin ilk günlerinde aynı devam ediyordu.<br />
Sonra hükmün değişmesi ve haram ayların kaldırılması halinde müş-. riklerin öldürülmesi gerektiği beyan edilmiştir. Bu hükmü beyan eden âyet­ler şunlardır :<br />
«Eğer (o müşrikler) tevhid ve hicretten yüz çevirirlerse, onları buldu­ğunuz yerde yakalayın, tutun ve öldürün. Onlardan ne bir dost nede bir yar­dımcı edinmeyin.»   Nisa sûresi, 89<br />
Diğer âyeti kerime meali :<br />
«(Dkunulması) haram olan o aylar {zilkade, zilhicce, muharrem ve re­ceb) çıktını zaman artık müşrikleri, onları nerede bulursanız   öldürünüz.»Tevbe sûresi, 5<br />
Evet islamın ilk zamanlarındaki haram aylara tazim etme hükmü, son zamanlarında kaldırılmış ve neshedilmiştir. Kaldıran âyeti kerime de bu son âyetdeki, «artık o müşrikleri, onları nerede bulursanız, öldürünüz.» Hükmü ilâhi olduğu beyan edilmiştir.<a href="#_ftn97" name="_ftnref97">[97]</a><br />
Hadisi şerifdeki birinci dört emri beyan sadedinde Rasûlüllahın, «bilir-misiniz, her şeyde tek olan Allaha iman ne demekdir?» Sualine kendileri iman edip huzuru Resule geldikleri halde «Allah ve Rasûlü bilir» demeleride edep ve hürmetlerinden idi. Bir büyüğün huzurunda işte böyle hareket edi­lir. Nasibi olanlar bu edepli hareketden hisselerini alırlar.<br />
Yoksa b;&#8217;en fâzıl kişilerin huzurlarında onlardan küçük ve mertebece aşağı olanların, bilgiçlik taslamaları veya onlara saygı hududunu aşarak ko­nuşmaları, uzak yerlerden gelen bu kemallı insanların halinden çok ve çok aşağı ve bir edepsizlikdir.<br />
Şu dünyada aradım kıldım taleb,<br />
Her hüner makbuldür ama illa edep, illâ edep.<br />
Peygamberimiz bu edepli cemaatına dört emri beyan ettikden sonra, nefsin arzu ve emelinden ve şeytanın amelinden olan şarabınyapımı, mu­hafaza edilişi ve taşınışı, yani alınışı, satışı, içimi ve emsali kötü amel ve fiillerden nehyetmişti.<br />
Şarap ve emsali sarhoş eden şeylerden RasûlüNah (S.A.V) efendimiz yasaklıyor «ve hükümleri iyi muhafaza edin, gidiniz orada kalan müslü-manlara haber verin» diyerek islamın tebliğ vnzifesinide bırakmamalarını ehemmiyetle tavsiye ediyor.<br />
Evet şarabın ve emsali Sarhoş eden şeylerin iv^i haramdır. Şarob kadiyetle necisdir. Alınması, satılması, hamallığı ve vesair ameller haram­dır.<br />
Fakat şarabdan başka sarhoş edenlerin içimi haram oimak-n beraber başka yerlerde istimalları ve satışları, ihtilaflıdır. Daha geniş malumat, fikıh kitablarında mezkûrdur. Bizim «Mültekâ tercümesi» adlı eserimizin dördün­cü cildinin «İçkiler Bahsinde» de beyan edilmiştir.<br />
Allah ve Resulüne îman etme keyfiyyetini buyuran Resulü okrem efen­dimiz, Kur&#8217;an âyetlerine işaret etmektedir.<br />
«Artık (Ey Resulüm!) şunu bflki, Allahdan başka ilâh yoktur.» Muhammed sûresi, 13<br />
Resulü ekrem efendimizin AMâhın Resûlu olduğunu beyan eden ilah&#8217; âyet meali :<br />
«MHAMMED (A.S) Allâhm Resulüdür.» Fetih sûresi, 29<a href="#_ftn98" name="_ftnref98">[98]</a><br />
&nbsp;</p>
<h3><a name="_Toc125720716"></a>Tercümesi :</h3>
<p>&nbsp;<br />
<strong>18 &#8211;</strong> (17) Ubâde ibni Essamit (R.A) den mervidir, demiştir : Resûlüllah (S.A.V) etrafında ashabından bir takım kişilere buyurduki : «(Ey cemâat!) hiçbir şeyi Aliâha şenik koşmamak, hırsızlık yapmamak, zina etmemek, evladınızı   öldürmemek, kendinizden     uydurduğunuz şey-lerEe hiç kimseye iftira etmemek ve meşru olan bir şeye karşı isyan etme­mek üzere bana bîat ediniz.<br />
— Binâenaleyh eğer sizlerden bir kimse, bu saydıklarımı yerine geti­rirse, onun ecir ve ssvâbı AÜâhü teâiânm üzerinedir. Ve bir kimse, bu say-tiikianmdan birini   (haramı)     işlerse,   dünyada   o işlediği şeyin cezasını görür. Dünyada ikab olunursa, işte o (ikab) onun günâhına keffârettir.<br />
— Ve eğer içinizden birinin işlediği bir suçu cenâbu hak örterde dün­yada cezasını görmezse, onun işi (Cezası veya afvi) Aliâha aittir, Cenâbu hak onu dilerse afveder, dilerse azâb eder.<a href="#_ftn99" name="_ftnref99">[99]</a><br />
— Ashabı kiramda : Bizde bu şartlar üzerine bîat ettik (dediler).» <a href="#_ftn100" name="_ftnref100">[100]</a><br />
&nbsp;</p>
<h3><a name="_Toc125720717"></a>İzahat</h3>
<p>&nbsp;<br />
Râvi kimdir?<br />
Hz. Ubâde (R.A), medine-i Münevvereli ashabı kiramdan, Mekke-i mü-kerremeye iman edip bîata gelenlerdendir. Birinci, ikinci ve üçüncü akabe bîadlarında bulunmuştur,<br />
Bedir ve diğer muharebelerin hepsinde hazır bulunan çok temiz bir sa-hâbî idi.<br />
Hz. Ömer (R.A), hilâfeti zamanında bu zatı şama hakim ve muallim ta-Yin etmişti. Humusda ikâmet etti. Sonra füistine nakli mekan ettiler ve ora-<br />
da ramle veya beyti makdis de yetmiş iki (72) yaşında iken otuz dörî (34) hicri senesi vefat etmiştir. Allah ondan razı oisun. Pek çok sahabe ve tabi­in bu zattan hadis rivayet etmişlerdir.<br />
Hadisi şerifde, Resulü Ekrem efendimiz sahabesinden bir gurubuna sözlü muahedede bulunarak «Alfana hiç bıîr şeyi şerik koşmamalarını, hırsız-hkda bulunmamalarını, zina yapmamalarını, evtad&#8217;cnnı (çeşidili nedenler-ie) öldürmemelerini, kendileri tarafından uyudurulan İftiraiarEa bühtanda bu­lunmamalarını ve maruf (iyi, hayır) olan şeylerde Allaha isyan etmemeleri­ni» beyan buyurmuştur.</p>
<ol>
<li>a) Allaha şirk, celî ve hafî olmak üzere ikiye ayrılır.</li>
</ol>
<p>Şirki celî : Puta, ateşe, ölüye, diriye, heykele, resim ve cisimlere tapın­ma şeklidir. Bu tapışda bulunan müşrikleri Allahü teâla asla afv etmez. Cehennemde ebedidirler.<br />
Kur&#8217;anı kerimde şöyle buyurulmuştur :<br />
«Muhakkaktı Allah, kendine şerik (ortak koşanları,) bağışlamaz.»<br />
Ve şirkin en büyük çirk ve zulüm olduğu şu âyetlerde beyan edilmiş­tir :<br />
«Bir vakit lukman, oğluna öğüt vererek şöyle demiştir :<br />
— Ey oğulcağızim! Allaha ortak koşma, Çünkü Allaha ortak koşmak (şirk) çok büyük bir zulümdür»                                      Lukman sûresi, 13<br />
Bu hükümlerde okuduğumuz üzere hakiki kul, hic bir şeyi Allaha or­tak koşmaz ve-koşmaya çalışmaz. Aynı zamanda Allaha ortak koşmayı em­reden, âmir ve baba anada olsa itaat etmez ve öyle kişilerin sözlerine ku­lak vermez.<br />
Bir âyeti kerime meali şöyledir :<br />
«Şayet ana ve baban bilmediğin (hiç kıymet vermediğin put ve emsalin­den ve şirkden ibaret olan) bir şeyi bana ortak koşman ,için seni zorlarlar-sa, bu takdirde onlara itaat etme.»     Lukman sûresi, 14<br />
Evet Akıllı insan, hiç bir faide ve zarar sağlamıyan ve sağlamıyacak olan putlara, heykel ve resimlere kiymet vermez ve tapmaz. Onların hu­zurunda saygıda durup onlardan bir şeyler beklemez. Esasen o put bir kişi ise, ölümden kendini kurtaramıyan zavallı ve aciz bir yaratık olduğunu bilir. Asla tapmaz.<br />
Şirk ve putpereslik hakkında Kur&#8217;anı kerimde pek çok hâdise ve jbret alınacak kıssalar vardır. En başda gelen ve gayet açık olanı, İbrahim Aleyhis selamın putları kırıp en büyüğünün boynuna kırdığı aleti koyup sonra müş­riklere «Mademki bu sizin AIEahınızdır. Bunlara yapılanı size anlatsın.» Gibi ifadelerle müşrikleri rezil ve mahcup etmesi hâli, cok ve çok acaibdir.<br />
Bu kıssayı okumak isteyen kardeşlerimize Enbiya sûresinin, 57-70. Ayeti kerimelerini ve ya meal ve izahlarını okumalarını tavsiye ederiz.<br />
Şirki hafi: Açıkdan şirk olmayıb, gizli şekilde olan şirktirki, bu amel küf­re varmamakla beraber ahirette, işlenen iyiliklerin mükâfatı, sahibine veril­meyeceği&#8217;, kim ve ne maksadla yapıldı ise onlardan ecirlerin İstenmesi hu susunda halikı zülcelâl, kime beğendirmeye çalışıldı ise, onlara göndere­ceği şer&#8217;î hükümlerde beyan edilmiştir. İşte bu amelin adına, «Riya^&gt; denir.<br />
RİYA : Ahiret ameli ile {dünya menfeatını arzu etmektir. Yani, ahiret ameli olan ibâdet, hayır hasenat, iyilikler ve her çeşit ahiret amelini işleyen kişi, gösteriş ve başkalarına beğendirme veya başkalarının yanında öğün-me maksadına matuf işlenen amellerdir ki, görünüşde ahiret ameli iken, bir dünyalığa kavuşmak maksadına bağlı olması hasebi ile dünya amelidir.<br />
Namaz, niyaz, teşbih, tehlil, evrad, ezkar, hayru hasenat ve her çeşit ahiret amellerini sırf «iyi adam» desinler, insanların yanında iyi görünmek maksadı ile gösteriş olarak yaparlarsa, işte bu adamların yapdıkları amel­ler, katıksız «Riya» dır ki, bu şekildeki ameller, Münafık huylu insanlarda da­ha çok görülür.<br />
Riya ile amel edenlerin halleri, hiçde iyi değildir. Kur&#8217;anı kerimde ve hadîsi şerifler de bu zavallıların perişan halleri açık açık beyan edilmiştir.<br />
Bir ayeti keriymede şöyle buyurulmuştur :<br />
«Şiddetli azab (nifak maksadı İle) o namaz kıîanlaraki, Onlar, namaz­larından gaHEcLİrter. Onlar, (namazları ile insanlara) gösteriş yaparlar.» Maun sûresi, 4-6<br />
Diğer ayeti kerîme meali :<br />
«Bu sekebEe her kim Rabbisine kavuşmayı arzu ederse, sâiih bir antet iştesin ve Rabbssjne yapdığı ibâdete (Riya ile) hiç bir şeyi ortak koşmasın.» Kehf sûresi, 110<br />
Bir hadîsi nebevîde de şöyle buyurulmuştur: «S[zin fiçin en çok korktuğum şey, şirki asğar : Küçük şirktir.<br />
— Ashabı kiram dediier ki ; Ya Resûfellah! O şirki asğar : Küçük şirk nedir?<br />
— ResûEüHah (S.A.V) : Riyadır ki, Hak tealâ insanları amellerine karşt-Uk cezalandıracağı zaman (Ahirette) riyakarlara : Dünyada gösteriş yapdı-ğmız kimselere gidin, onların yanında bjir mükâfat butabilecekmisiniz? bu-Vuracakttr, dedi.» <a href="#_ftn101" name="_ftnref101">[101]</a><br />
Riya hakkında geniş malûmat, ilerdeki ciltlerde bahsî mahsûsunda ge­rçektir. Ayrıca kısada olsa, yukarda birinci ve ikinci hadîsi şeriflerin İzah kısmında bir nebze bahsedilmiştir.</p>
<ol>
<li><strong>b)</strong> Hırsızlık yapmakda, islamda en kötü amel ve hareketlerdendir. Hırsızlık: Başka bir kimsenin malını gizlice alıp kaçmaktır. Böyle hır­sızlığı yapanların cezaî müeyyidelerle cezalandırılması lazımdır.</li>
</ol>
<p>«Erkek hırsızla kadın hırsızın, yaptıkları hırsızlığa karşıhk, ASlahoan bir azab /olmak üzere (sağ) Eslerini kesin.»                             Mâide sûresi, 38</p>
<ol>
<li><strong>c)</strong> İslamın haram kıldığı ve Adem Aleyhisselâmdan Muhammed Aley-hisselama kadar bütün dinlerde yasaklanan zina, Şer&#8217;i nikah bulunmayan ve nikahlanma izni Şer&#8217;isi olmayan kadın ile erkeğin cinsi     münasebetde hulunulan gayri meşru fiildir.</li>
</ol>
<p>Zinanın haramlığını nâtık ilâhi hüküm meali :<br />
«Zinaya yaklaşmayın. Çünkü o (zina),, pek çirkin ve kötü bir yoldur.»İsrâ sûresi, 32<br />
Diğer âyeti kerime meâü :<br />
«(Bekar olupda) zina eden kadınla zina eden erkeğin her birine yüzer değnek vurun. Alîaha ve âhireî gününe inanıyorsanız, bunlara AKahın dini hususunda (emri ilâhiyi yerine getirmekde) merhametiniz tutmasın. Mümin­lerden bir toplulukda bunların ceza tatbikinde şâhid (hazır) olsun.» Nur sûresi, 2<br />
Bu âyeti kerimede izah edildiği üzere zina eden erkek ve kadınlardan hiç birine, merhamet edip afv edilemiyeceğini gayet acık bir ifade ile beyan etmektedir. Hükmü ilahi böyle iken hem islamdan bahsedip, nemde hırsız­ları, katil ve canileri afv edenleri ve bu afv edenleri tasvip edenler, en azından büyük cürüm işleyen ve papazların yolunu-takip eden zalimlerdir. Kendilerini Allahın üstünde gören ve görmeye, göstermeye çalışan hainler­dir.<br />
Allanın «Afv etmeyin» diyerek kötülüğü işleyenlerin cezalarının tatbik ve infazını emir buyurması, açık ve seçiktir. Kesinlikle anlaşılan böyle hü-kümieri infaz etmek, gerçek mümin ve amirlerin vazifesidir. Aksini icra edenler veya bu fenalıkları himaye edenler zulmü alkışlayan, zâlimi seven, dîne söven alçaklardır.<br />
Hırsız ve zânilerin cezalan ile ilgili geniş malumat, fıkıh kitaplarında mezkurdur. Bilhassa bizim tercüme ve izahını yaptığımız, «Mültekâ tercü­mesi» adlı eserimizin ikinci cildinde uzun uzun beyan edilmiştir.</p>
<ol>
<li><strong>d)</strong> Evlatları öldürmekde, cehalet devrinde çeşidli Dedenlerle yapılmak­ta     idi.</li>
</ol>
<p>Meselâ; Bir kısmı kız çocuklarını kendileri için zül kabul ederlerdi. Bu sebeble yeni doğan kız çocuklarını diri diri toprağa gömerlerdi. Diğer bir kısım eahiilerde rızık korkusundan dolayı çocuklarını öldürürlerdi.<br />
İşte buna benzer sebeblerle çocuklarını öldürmemeleri için Resulü Ek­rem efendimiz müslüman cemaatdan sözlü ahd alıyor ve kendilerine ev­latlarını öldürmemelerini tavsiye ediyor.<br />
Bu husus Kur&#8217;anı kerimde şöyle zikredilmiştir :<br />
«Fakirlik korkusu ile (cahiiiyyet devrinde olduğu gibi) çocuklarınızı öl­dürmeyin. Onlarada sizede rızkı biz (Azimüşşan) veririz. Muhakkak ki onları öldürmek, çok büyük bıîr günahdır.» İsrâ sûresi, 31<br />
Çocukları öldürme keyfiyeti, şimdi birde ana rahminde henüz doğma­mış çocukları ilaç vesaire ile düşürerek öldürenlerde zuhur etmiştir. Bu hu­susun haram ve caiz olmayan yönleri ile cevaz cihetlerini «Mültekâ tercü­mesi» adlı eserimizin birinci cildinin «köleyi nikahlama babı» adı altında genişçe zikrettiğimizi hatırlatırız,</p>
<ol>
<li><strong>e)</strong> Çeşidli yalan ve uydurmalarla iftira ve bühtanda buiunmakda en şeni kötülüklerden olduğu için Resûlüllah (S.A.V)   efendimiz ahd ve biat ederek yapmamalarını beyan ediyor.</li>
</ol>
<p>Bu iftira ve bühtan, bir kadının kötülüğünü görmeden zan ile töhmette bırakılması, keza bir erkek hakkında da çeşidli yön ve şüphelerle iftiraya gitmek gibi hallerde kötü hareketlerdir.<br />
Cahiiiyyet devrinde bir kadın, her hangi bir yitik çocuğu veya çaldığı çocuğu getirir kocasına «işte bu çocuk benim» diyerek iddia ve isnadlarla kocasını kandırmaya çalışırdı.<br />
İşte bu ve emsali mantık dışı uydurma ve yalanlarla bühtanda bulun/ mak adam öldürmekten daha kötü bir fenalıktır.</p>
<ol>
<li><strong>f)</strong> Mâruf ve iyi olan şeylerde isyan etmek ise, ilâhi emirleri yapmayıp ihmal etmek, doğru işleri terk etmek, güzel ahlak yolunu bırakıp kötü ah­lakı rehber edinmektir.</li>
</ol>
<p>Yukarda madde madde sayılan ahd nameye uyanların ecrü mükafa­tının Allaha ait bir hak ve lütuf olacağı, şayet bu fenalıkları işleyerek ahd-nâme biati bozanlar olursa, o kimselerinde dünyada bir ıkap ve cözâya carpmayıp azabı ilâhi görülmeyip Settarûluyup olan Allahü teâla o a/yıplan setrederse, böyle kişilerin hükmüde Allaha aittir. Dilerse âhirette af// eder dilerse ıkap eder.<br />
Şirk hakkındaki kesin hüküm ise, yukarda beyan edildiği üzâre ilahi afv yoktur. Ebedi azaba müstehaklık vardır.<br />
Bu hadîsi şerifde şu mealdaki âyeti kerimeye işaret vardır :<br />
«Ey peygamber! Mümin kadınlar, Allâha hiç bir şeyi ortak koşmama­ları, hırsızlık yapmamaları, zina etmemeleri, evladlarını (kız çocuklarını) öldürmemeleri, elleri ve ayakları arasında (yani zina yoluyla bil? çocuk do-ğurub kocalarına nisbet ederek) iftira düzüp getirmemeleri, (emredeceğini her h&#8217;angi bir iyilik hususunda sana asi olmamaları sortiyle; sana biat et­meğe gelddiklerinde, bîatlarını kabul et. Onlar için Allahdan jrnagfiret iste-Viver. Zira Allah çok yarılğayıcı ve çok esirgeyicidir.» Mümieftıne sûresi, 12<br />
Bu âyeti kerîme, mekke-i mükerremenin fethinde nazil olmuştur. Re­sulü Ekrem efendimiz erkeklerle bîatı, el sıkmak suretiyle ydpmışdır. Ka­dınlarla ise, söz almak ve sözleşme suretiyle bîat etmiştir.<br />
Yani kadınlarla, el tutma ve vücutlarına dokunma olmadan âyeti kerime de beyan edilen hükümleri tebliğ edip söz ile bîat etmiştir. Bu şekildeki hük­mün tebliği, yabancı kadınla erkeğin ellerini tutmalarının haram oluşun dandır. <a href="#_ftn102" name="_ftnref102">[102]</a><br />
&nbsp;</p>
<h3><a name="_Toc125720718"></a>Tercümesi :</h3>
<p>&nbsp;<br />
<strong>19 &#8211;</strong> (18) Ebû saîd-i el Hudrî (R.A) den rivayet edilmiştir, demiştir. «Bir kurban veya Ramazan bayramında Resûlüllah (S.A.V) efendimiz yakımıza namazgaha çıktı. Kadınların yanından geçti ve (onlara) :<br />
«Ey kadınlar! Sadaka veriniz. Zira bana Cehennem halkı gösteril­di, ^gördüğümün) çoğu sizler (siz kadınlar) idiniz.» buyurdu :<br />
(Kadınlarda) : «Yâ Resûlüllah (S.A.V) Neden?» diyerek sordular. (Resûlüllah S.A.V. de) :<br />
— «Çünkü siz (ona buna) çokça lanet eder ve kocalarınıza karşı küf-rânı n\îmet gösterirsiniz.<br />
Lcâib şeydirki, kendini zabdeden akıllı ve dîninde) mazbut kimsenin aklını sizin (aklınız) kadar eksik akıllı ve eksik dinli hiç kimsenin gelebildiği­ni görmedim.» buyurdu.<br />
— (Kadınlar) ; «Aklımızın ve dînimizin eksikliği nedir? Yâ Resûlellâh» dediler.<br />
osûlüllah S.A.V) : «Kadının şehâdeti, erkeğin şehâdetinin yarısı değilmidir&#8217;i;» diye sordu.<br />
— (Kadınlar) : «Evet» dediler.<br />
— (Resûlüllah A.S.A de) :<br />
— «İşte bu akim noksanlığından, ve (Kadın), hayız zamanında namaz ve oruç tutmaz değiEmi?» buyurdular.<br />
—   (Kadınlarda) : «Evet» dediler.<a href="#_ftn103" name="_ftnref103">[103]</a><br />
— (Resûlüllah S.A.V) :<br />
— «Eşte buda (Kadının) dîninin noksanlığındandır.» buyurdu. <a href="#_ftn104" name="_ftnref104">[104]</a><br />
&nbsp;</p>
<h3><a name="_Toc125720719"></a>İzahat</h3>
<p>&nbsp;<br />
Ravi kimdir?<br />
Hz. Ebi Said el hudrî (R.A) in, isimleri saad bin maiikdir. Ensari kiram­dan ve ashabı güzîninin alim ve fazıllarındandır. Hz. Peygamberimiz ile be­raber bütün muharebelerde hazır bulunmuştur. Kur&#8217;anı kerime hafız idiler. Kendisinden pek çok sahabe ve tabiin hadisi şerif rivayet etmiştir.<br />
Vefatları, kendisi seksen dört yaşlarında iken hicretin atmış dört veya yetmiş dört tarihinde Medine-i münevverede vuku bulmuştur. Kabri şerifi, «Cennetül baki» dedir.<br />
Hz. Ebi said el hudrî, bin yüz eytmiş (1170) hadisi şerif rivayet etmiş­tir. Sahihayn «Buhari ve müslümde» de yüzon biri (111), tek başına buha-ri şerifde, on altısı ve tek başına müslimdede, yetmiş ikisi mezkûrdur. Yu-kardaki hadisi şerifde, görüldüğü üzere buhari ve müsümin ittifakı ile riva­yet ettikleri hadisi şeriflerdendir.<br />
Hadisi şerifde, «Ey kadınlar! sadaka veriniz. Zira bana cehennem halkı gösterildi. (Cehennemde gördüğüm) çoğu sizler (siz kadınlar) idiniz.» Bu-yurulan cümlelerle kadınların cehennemlik olanlarının sadaka ve hayır ve­rerek kurtula bileceklerini veya sadaka-i cariyeyi veren kadınların direk ce­hennemden kurtulup cennete nail olacaklarını beyandır.<br />
Zira az sadaka, dünyada belayı def eder. Ahiretdede cehennemle sa­hibi arasına perde olur ve kıyamefde insanlar, vermiş olduğu sadakanın gölgesinde   gölgelenecektir.<br />
Nitekim bir hadisi şerifde buyurulmuştur :<br />
«VeEevki bir hurma danesi olsun, sadaka vererek kendinizi cehennem ateşinden koruyunuz.»<br />
Birde sadakayı Allah yolunda verenler, erkek olsun kadın olsun dünya muhabettini üzerlerinden atarak dünyanın faniliğini anlayıp ebedî seadet yuvası olan ahireti kazanma gayreti görülür.<br />
Aslında kadınlar; Dünyaya çok meyilli, mal ve mülk sevdasına, dünya­nın süs ve zinetlerine&#8217; ekseriya çok düşkün olurlar. Çok sevdikleri malla­rından sadaka vermekle mal mülk sevgisi ve mala mülke tapınır halin yok<br />
olması, aynen dünya muhabbetinden neş&#8217;et eden puhulluk «cimrilik» has-talığıda ..uKsanlanmış veya tamamen gitmiş olur. Pahil ve cimrilik yapan­lar, i,ö kadarda âbid olsalar, varacakları yer yine cehennemdir.<br />
Kdınlar sadaka ve hayı verirlerse, işte bu cimrilikden kurtulup sahi ve cömert kişiler dahil oiunor. Cömert kimselerin varacakları yer, cennettir.<br />
Bu husus,; Peygamberiniz şöyle beyan buyurmuşlar :<br />
«Sahî ve cömert kişi, AEîaha yakın, insanlara yakın ve cennete yakın­dır ve cehenneme uzai:j?r.<br />
— Pah il-cimri kimse ise, AiCaha uzok, insanlara uzak, cennete uzak ve cehenneme yakındır.» <a href="#_ftn105" name="_ftnref105">[105]</a><br />
Başka bir hadisi şerifde, «ve.en el, alan efden hayırlıdır.» buyurmuş­tur.<br />
Hadisi şerifde, kadınların ekserisinin niçin cehenneme gireceklerini beyan saadedindede şu cümleler buyurulmuştur :<br />
«Çünkü siz (ona buna) laneti çok eder ve kocalarınıza karşı küfranı nîmeîde   tutunursunuz.»<br />
Bu mübarek cümieierdede iki husus belirtilmiş oluyor.<br />
<strong>a}</strong> Birisi, kadınların dili lanet etmeye pek çok kayar ve olur olmaz lü­zumsuz şeylerden dolayı efendisine, çocuklarına, komşularına ve hem cinsi olan kadınlara ve hatta hayvanlara ve eşyalara dahi lanet edenler oluyor.<br />
Kadın olsun erkek olsun, lanete dilini alıştırmaması ve lânetde bulun­maması lazımdır.<br />
Hakikat böyle olması gerekirken kendi çocuğuna kâfir dölü, piç, kâfir sıpası, kâfirin dölü, kâfir herifin piçi, e&#8217;şşek sıpası V.s.» Kendi malınada «kâfir malı, domuz malı, domuzun malı, gibi&#8230;» Kelimeleri en çok kadınlaı söylerler.<br />
İşte böyie lanetleri söyleyenler, kendilerini cehennem ateşine attıkları için ve böyle kötü kelimeleride daha çok kadınların söylemesindn doiayı Allanın Rasûlü, cehennemde olan kişilerin ekserisini kadınlar olduğunu ve oluş sebeblerinide böyle beyan ediyordu.<br />
Esasen insan dilini böyle lanet kelimelerinden sakındırması lazımdır.<br />
Hatta hayatında kâfir olarak yaşayanlara, öldükten sonra lanet etmek bile uygun görülmemiştir. Ancak Ebû cehil ve Ebû lehep gibi kişilere dair haklarında âyeti kerimeler gelen veya bizzat ölürken başında bulunupda Alfana küfrede küfrede öldüğüne şahid olan kimseler, şahid oldukları kim­selere lanet okuya bilirler ve lanet okuna bilir. Kesin bilgileri olmayan kim­seler ise, mücerret ondan bundan duydukları ile lanet ederlerse, bu davra­nış ve İfadeleri şer&#8217;a uygun değildir.<br />
Hâdise ve vakıaların vukuu muhakkak olan ve fakat bu hadiselere se-beb oian kimselerin son nefesleri, tam bir kesinlik ifade etmediğinden, ye­zide, Hz. Ali (R.A) nin şehâdetine sebeb olan kişiye ve haccac gibilerine lanet etmeyi muhakkik ve müdekkık olan ulemâ uygun görmemişlerdir. Uygun görmeyenler, Hz. Ali (R.A), İmamı Gazali, Aliyyül kâri ve emsali zevatı kiramlardır.<br />
Bu hususun daha geniş İzahı, «Bid&#8217;at ve hurafeler» le «İslamda evliya meselesi ve harikalar» eserimizde ayrıca «Mütlekâ tercümesi» isimli ese­rimizin «Mürted babı» altında zikredilmiştir.</p>
<ol>
<li><strong>b)</strong> Kadınların, kocalarına karşı küfrânı nimette bulunmaları ise, bu gün daha ayan ve beyandır. Kocası karısına bütün gün ihtiyacını karşıla­mak için gayret sarf eder. Yüzlerce talep ve isteğini yerine getirir. Şayet bu isteklerin birisini günlerden birgün getirmez veya getiremezse, hemen kı­yameti koparır ve artık «zaten sen benim dediğimi hesaba almazsın, şim­diye kadar hiç dediklerimi yapmadın, sen adam değilsin, filan kişi şöyle almış böyle satmış, herif değilsinde bir baş belasısm gibi&#8230;» Cümlelerle bütün hayırları ve hizmetleri yıkar ve inkar eder.</li>
</ol>
<p>Küfrani nimetde bulunmadan kocasına itaat eden, iffet i/e namu­sunu koruyan saliha kadınlar ise, dünya mal ve servetinin en kıymetli ve hayırlısıdır. Böyle kadınlar, çok mutlu kadınlardır. Ve böyle kadınlara sa­hip olan erkeklerde, çok mutlu erkeklerdir.<br />
Bir hadisi şerifde Resûlüllah (S.A.V) şöyle buyurmuştur ;<br />
«Dünya, geçici bir meta (servet ve saman) dır. Bu dünya metâının (ser­vet ve kazancının) en hayırlısı, sâliha (namuslu itaatkar) kadındır.<br />
— (O sâliha kadın) sen (yâni kocası) ona baktığında sana surur ve neşe verir. Sen ondan ayrılıp gittiğindede (işine, çarşıya gittiğinde) seni koruyan (senin evini, çocuklarını ve namusunu senin için muhafaza eden) kadındır.»<a href="#_ftn106" name="_ftnref106">[106]</a><br />
Kadınların Din ve akıllarının eksikliği ile ilgili izahat, «İsiamda tesettür ve haya» adlı eserimizde zikredilmiştir. <a href="#_ftn107" name="_ftnref107">[107]</a><br />
&nbsp;</p>
<h3><a name="_Toc125720720"></a>Tercümesi ;</h3>
<p>&nbsp;<br />
<strong>20 &#8211;</strong> (19) Ebû Hüreyre (R.A.) den mervidir, demiştir : Resûlullah   (S.A.V) buyurdu   :<br />
«Allâhü teâla buyurdu : Âdem oğlu bana yalan isnâd etti. Halbuki ona yalan isnâd etmek muvafık değildir. Ve âdem oğlu bana noksanlığı tavsif etti. Halbuki ona o şekilde (cenâbu hakka noksanlık ve evlad isbâtı) isnadı lâyık değildir.<br />
— Şimdi âdem oğlunun bana yalan isnad etmesine gelince şu sözü : «Allah (C.C.), benii yoktan yarattığı gibi, elbet tekrar beni iade edemez.<br />
(Yani, tekrar diriltmesi hâli yokturdedi.). Halbuki bana göre (yani, ben âzî-müşşâna göre) âdem oğlunun, tekrar iade edilmesinden ilk defa yaratıl­ması daha ehven değildir.<br />
— Bana (ben âzîmüşşâna) şetmi (noksanlık isnadı) ise, âdem oğlunun şu sözüdür :<br />
«Allah (C.C.) kendisine evEâd ittihaz etti (çocuk edindi). Halbuki ben fâzîmüşşan) herşeyden müsteğni, benden hiç bir şey doğmadı ve ben hiç bir şeyden doğrulmadım ve benim için hiç bir şey denk değildir.»<br />
<strong>21 &#8211;</strong> (20) İbni Abbasdan (R.A) mervî olanda ise şöyledir :<br />
«Ben (âzîmüşşâna) söğmeğe &#8211; noksan isnad etmeğe gelince, âdem oğlunun :<a href="#_ftn108" name="_ftnref108">[108]</a><br />
«Benıim (yanı Allah) için çocuk vardır.» demesidir. Halbuki ben âzîmüş-şan bir arkadaş veya evlâd edinmekten münezzehimdir.» <a href="#_ftn109" name="_ftnref109">[109]</a><br />
&nbsp;</p>
<h3><a name="_Toc125720721"></a>İzahat</h3>
<p>&nbsp;<br />
Râvi Hz. Ebî Hüreyre (R.A) hakkında kısa malumat, üçüncü hadisi şerifde izah edilmiştir.<br />
Hadisi kudside beyan edilen âdem oğlunun Allaha yalan isnadı Ve noksanlıkla vasıflanmasındaki ilâhi hükümlerde cereyan şekilleri ve ceva­bı ilahileri hulâsa olarak arz edelim :</p>
<ol>
<li><strong>a)</strong> Öldükten sonra tekrar dirilmenin daha doğrusu Allanın (c.c) tekrar dirilterek yaratması, çürüyüp yok hâle gelen cisim ve cesedlerin olamıya-cağını câhil ve beyinsiz kâfirlerden birisi çürümüş kemiği göstererek bunun tekrar dirilmesi olamaz, diyerek cenabı hakkın tekrar dirilteceğine dâir hükmü ilâhisini yalanlayordu.</li>
</ol>
<p>İşte bu hükmün cereyanı ve cenabı hakkın cevabı, ilâhi âyetlerde şöy­le zikrediliyor :<br />
«O (inkarcı) insan görmedimiki; Biz onu bir nutfeden (bir damla meni­den) yarattık, şimdide aşikara bir mücadeleci kesiliverdi.<br />
— (Nutfeden) yaratılışını unutarak bize birde (şöyle) misal getirdi : Bu kemikler çürüyüp dağılmışken bunları kim diriltir? dedi.<br />
— (Ey habibim!) deki : Onlan ilk defa yokdan vâr eden diriltir. Ve o, yaratılanı tamamı ile bilir.» Yasin sûresi, 77-79<br />
Evet kuru topraklara saçılan tohumları bitirip, yeşerten, kuru ağaç ve otlan yeniden yeşertip yaprak ve meyvalar yaratan hâhk zülcelâl, ölüleri tekrar diriltecek, hesap, kitap, sual, mîzan hükümlerini icra ederek haklıyı haksızı ayırd edecek, haksızlardan hak sahibinin hakkını alıvere-cektir. Hatta buynuzlu koyun ve keçi gibi hayvanların buynuzsuzlara te câvüzü var ise, onlarıda haklaşdıracaktır. Binâenaleyh aklı îman ile nur-lanan her mümin, örnek ve misali görülmeden bu âlemi ve içindekileri na­sıl yarattığını düşünür ve tekrar dirilme ve yaratılmanın güç olmayacağını idrak eder ve inanır.</p>
<ol>
<li><strong>b)</strong> Cenabu hakka noksanlık vasıfları ise, yahûdilerin «Uzeyr Allanın oğludur», Hıristiyanların «Isa, Allâhı noğKldur.» ve bâzı arablarında «Me­lekler, Allâhın kızlarıdır.» gibi kötü isnad ve vasıflarda bulunmuş olmala­rıdır.</li>
</ol>
<p>Yahûdî ve Hıristiyanların böyle diyenleri müşrik menzilinde birer putcu mesâbesindedirler. Binâenaleyh böyle kitabîlerin kesdikleri yenmez. Ancak bu akidede olmadan Allâhı Rab, Musa ve îsa (A.S) ı peygamber tanıyıp en son peygamber Muhammed Aleyhisselâmı peygamber tanımazlarsa, bun­lar kâfirlerdir. Fakat bir kitaba ve peygambere inanıp şirkde de bulunmadık­larından kesdikleri yenir.<br />
Bu hükümlerin daha geniş şekli, fıkıh kitaplarında mezkûrdur. Bilhas­sa «Müiteka tercümesi» adlı eserimizin «Hayvanları kesme Bahsi» adı al­tında uzun izahat verilmiştir.<br />
Cenâbu hakka çocuk isnadı ise, pek çok âyeti kerimelerle red edilip açıklanmıştır. Cümleden bir tanesi ihlas sûresinde şöyle beyan edilmiştir :<br />
«(Habîbim!) deki : O, Allah birdir (eşi ve ortağı yoktur.) AHah sameddir (her yarattığı şeyin muhtaç olduğu eksiksiz bir varlıkdır.)<br />
— O doğurmadı ve doğru&#8217;modı da. Hiç bir şeyde ona denk ve eş ol­mamıştır.» <a href="#_ftn110" name="_ftnref110">[110]</a><br />
&nbsp;</p>
<h3><a name="_Toc125720722"></a>Tercümesi :</h3>
<p>&nbsp;<br />
<strong>22 &#8211;</strong> (21) Ebû Hüreyre (R.A) den mervidir, demiştirki :<br />
Resûlullah (S.A.V) buyurdu ;<br />
«Allâhü teâfâ dediki : Âdem oğlu dehre (zamana) söğmekle bana ezi­yet ediyor. Halbuki ben azimüşşân dehrim (yâni, ben azimüşşân yaratanım). İşler benim yedi kudretimdedir, gece ve gündüzü deveran ettirir çeviririm.»<a href="#_ftn111" name="_ftnref111">[111]</a><br />
&nbsp;</p>
<h3><a name="_Toc125720723"></a>İzahat</h3>
<p>&nbsp;<br />
RâvİHz. Ebî Hureyrenin hal tercümesi üçüncü hadisi şerifde geçmiştir.<br />
Bu hadîsi kudsîde de, cenâbu hak âdem oğlunun (insanların) zamana sövüp lanet etmeleriyle Allâha eziyet ettiklerini beyan etmektedir.<br />
İnsanlar, zaman zaman «bu zaman şöyle zamandır. Zaman olmaz ol­sun, zaman îcabı, zaman kötü zaman gibi.» cümlelerle zamanı kötülerler ve zamana söverler. Halbuki zaman; gece ve gündüzün deveran ve cereyan etme şeklidirki, dünya yaratıldığı günden beri, gece ve gündüz, mevsimler, iklim şartları ve zamanın cereyan ettiği mekanlar aynıdır.<br />
Ancak bu zamanın cereyan ettiği gece ve gündüzlerde ve mekanlarda yaşayan insanların, inanç, akide ve amelleri değişik şekilde devam etmek tedir. Kimisi Allâha ve hükümlerine hulusla îman edip ibâdet ve iyi ameU lerle yaşamış, güzel ahlak sahibi insanlar topluluğu halindedirler.<br />
Bir kısmıda şirk ve küfre dalmış âsî ve mücrimler güruhu hâlinde ya­şamışlar ve hâlada aynı şekil üzere devam edenler çoğunlukdadtr. Aüâhâ inanmayan veya inanıpda isyan eden kâfir, zâîim ve fâsık insanlar, çok zaman kendi işledikleri küfür ve isyanları başkalarına yükletmek »° ken­dilerini haklı edasına sokmak için hemen «zaman îcabı, olmaz olsun zaman yapdırıyor. Ne yapalım bu zaman böyle zamandır vs.» diyerek işin içinden çıkarlar.<br />
Halbuki gece ve gündüzün deveranından ibaret olan zaman, oynı za­mandır. Değişen ve kötüleşen var. ise, kendileridir. Öyle,ya geçmiş zaman­da anası, babası ve büyükleri îmanlı, ihlâslı, hak hukuk bilir, namaz kılar, orueunu tutar, zekatını verir, hac farîzasını îfa eder, her türlü hayır ve ha-sanatta bulunurlar, küfürden, ucub, riya, sum&#8217;a, kibir ve gururdan, yalan ve İftiradan, zina, içki, kumar, hırsızlık, adam öldürmek, dans ve balo gibi namus yıkıcı deyyus ve pezevenkiikd-^n, bî namazlıkdan, anaya babaya is­yandan, hulâsa Allâhın haram ve yasak ettiği her şeyden kaçınır ve kaçın-dırırlardı.<br />
Zamanı kötüleyip şovenler ise, ekseriya haramlara dalan ve yüzen in­sanlardır. Bir fenalığı işlerler, «alnımızın yazısı, zamanın yapdırdığı» diyerek sıyrılırlar. Zaman sizin elinizden tutupda, «haydi içki masasına, zinaya, ka­rınızı geydirin kuşatın dans salonuna götürün yabancı erkeğe teslim edin mi? diyor, falan yerde kumar oynanıyor haydi sizde oynayınmı? diyor, ca­miyi cemaatı bırakın, kumarhaneye, müstehcen filim seyretmeye gidinmi? diyor. Hak ve hukuk tanımayın, her türiü fenalık ve kötülüğü işleyin mi? di­yor.»<br />
Bu şekilde anlayıp nefislerinin ve şeytanın ığvası ile kendilerini kö­tülüklere iten ve atanlara yazıklar olsun. Be hey budalalar! zaman başka şey sizin işledikleriniz başka şeydir, zamanı Allah yaratır. O kötülükleri o yaratılan zamanın içinde siz işliyor ve siz kazanıyorsunuz. Zamanı kötü-ienekle kendinizi temize çekip o zamanı yaratan Allâhü teâlâyı kötülüyor-sunuz. Böyle görüş ve düşüncelere lanet olsun, Allâhü teâla sizleride ıslah edip doğruyu gören, bilen ve anlayanlardan kılsın. Amin.<br />
Bu izahatı okuduktan sonra yukardaki hadîsi kudsîyi tekrar bir daha okuyunuz. <a href="#_ftn112" name="_ftnref112">[112]</a><br />
&nbsp;</p>
<h3><a name="_Toc125720724"></a>Tercümesi :</h3>
<p>&nbsp;<br />
<strong>23 &#8211;</strong> (22) Ebû Musa el Eş&#8217;arî (R.A) den mervîdir, demiştir :<br />
Resûlullah (S.A.V) buyurduki :<br />
«Ezâ verici (küfür sözleri) işiden Alfandan başka hiç bir ferd, Allâhü teâ:â kadar sabırlı olamaz. Zira (kâfirler ve kötü söz söyleyenler,) Altâhii teâ&#8217;ava çocuk isnâd ederler. Ondan sonrada Allâhü teâla onlara afiyet verir ve onları (O küfür sözlerine rağmen) rızıklandırır.» <a href="#_ftn113" name="_ftnref113">[113]</a><br />
&nbsp;</p>
<h3><a name="_Toc125720725"></a>İzahat</h3>
<p>&nbsp;<br />
Râvî Ebû Musa el Eş&#8217;arînin hal tercümesi, on birinci hadîsi şerifde geç­miştir.<br />
Hadîsi şerifde beyan edilen hüküm, şâyânı dikkattir. Zira cenâbu hak­ka eza verecek şekilde isyan eden, kötü söz ve isnadlarda bulunarak şerik koşan, evlad isnad eden, çeşitli iftira ve tezvirlerde bulunanlara kar­şı, çok sabırlı ve çok tahammüllü, onun gibi bir daha sabırlı varlık olamaz. Öyle ya hem isyan edip şirk koşuyorlar, iftîra ve tezvirde bulunuyorlar, hem-de o yüce Allâhın rızkına ve çeşitli nimetlerine kavuşuyorlar.<br />
Cenâbu hakka yapılan kötülüklerin en azı insan oğluna yapılsa, hemen o âsilere gereken muameleyi yaparlar, vazifeden atılacaksa, vazifeden atar­lar, kovulacaksa kovarlar, eziyet edilecekse, eziyet ederler, aç bırakılma yolunuda düşünürler ve hatta hemen öldürenlerde olur.<br />
Halbuki cenâbu hak kendine en ağır itham ve isnadlarda bulunanları uzun müddet bırakıyor, yiyeceklerini, giyeceklerini, içeceklerini ve her türlü ihtiyaçlarını vererek yaşatıyor. Günlerden bir gün aklını erdirir îmana gelir, ıslâhı nefis yapar, tertemiz kullardan olur, dünya ve âhiret seâdetini elde eder kul olur diye, bu imkanı veriyor.<br />
İşte Alfâhın ahlakı budur. Allâha ve âhiret gününe inanan her mümin, bu ahlak ile ahlaklanmah, âsi ve günahkarların ıslâhı yolunu beklemeli. Böyle musibetlere göğüs gerip çok ve çok sabır etmelidir.<br />
Evet ilim tahsili, kur&#8217;antn hıfzı, namazın edası, iyiyi emredip kötülük-den nehyetmenin ifâsı, haccın edası ve sair dînî vazifelerin icrası anında uğranılan çeşitli itham, sıkıntı ve eziyetlere katlanarak yılmadan bu vazife­leri yapanlar, en sağlam ve metin îman sahibi müminlerdir Allanın ahfakı ile zînetlenen kimselerdir. <a href="#_ftn114" name="_ftnref114">[114]</a><br />
&nbsp;</p>
<h3><a name="_Toc125720726"></a>Tercümesi :</h3>
<p>&nbsp;<br />
<strong>24-</strong> (23) Hz. Muaz (R.A) dan mervidîr, demiştir :<br />
Resûlullah {S.A.V) eşeğin üzerinde iken oendw terkinde idim. Onunla (ResûlulIahJa) benim aramda palan ipinden {hayvanın narindeki palan, eğer ve emsali şeylerin bağ ipinden) başka bir şey yoktu, Resûlullah (S.A.V) buyurduki :<br />
«Ya Muâzî Kulların üzerinde Allah m hakkı ve Allanın üzerinde kulların hakkı nedir, bilirmisin?<br />
— (Muâz R.A) :<br />
«Allah ve resulü bilir.» dedim.<br />
— Bunun üzerine Resûiullah (S.A.V) buyurdu :<br />
«Elbette kulun üzerinde Allâhın hakkı. Kulun Allâha ibâdet edip ona hiç bir şeyi şerik koşmamastdır.<br />
— Allâhın üzerinde kulun hakkı ise, (Allâha C.C.) hiç bjr   şeyi şerik koşmayan kimseyi azab etmemesidir.»<br />
— Bunun üzerine (Muâz R.A) dedimki :<br />
«Yâ Resûlellah! bunu insanlara sevinmeleri için   tebşir edeyim mi?<a href="#_ftn115" name="_ftnref115">[115]</a><br />
—   Resûlullah {S.A.V) :<br />
«Onlara {{insanlara) tebşir etme. Zira çalışma ve cihâdı terk ederler» buyurdu. <a href="#_ftn116" name="_ftnref116">[116]</a><br />
&nbsp;</p>
<h3><a name="_Toc125720727"></a>İzahat</h3>
<p>&nbsp;<br />
Râvi Hz. Muaz (R.A) kimdir?<br />
Hz. Muaz bin ce$)el (R.A) Ensârı kiramdan (Medine-i münevvereli) haz-rec kabilesine mensup Resulüllaha akâbede bîat edenlerden kıymetli bir sa­habedir. Bedir ve diğer muharebelerde hazır bulunmuştur. Resûlullah (S, A.V) onu yemene vali ve muallim olarak göndermişti.<br />
Hz. Muazdan, Hz. Ömer, Ibni Abbas gibi pek çok sahâbe-i kiram efen­dilerimiz hadisi şerif rivayet etmişlerdir.<br />
Reslûüllah (S.A.V) efendimiz şöyle buyurmuştur :<br />
«Ümmetime, ümmetimin en merhametlisi, Ebû Bekirdir. Ve ümmetimin helal ve haramı en iyi bileni, Muaz ibni cebeldir.» <a href="#_ftn117" name="_ftnref117">[117]</a><br />
Hz. Muaz, Dini mübini islâmın hükümlerini en iyi bilenlerden olması hasebiyle Resulü Ekrem sallallahü aleyhi vesellem efendimiz zamanında fetva ve­ren sahabelerdendir ve hatta kitap ve sünnete kıyasederek veya kitap ve sünnetden hüküm çıkararak ietihadda bulunan ve İetihad yapmasına İlk izin verilen sahabelerdendir .<br />
Hz. Muaz (R.A) Samda taun hastalığına tutuldu. Aynı hastalıkdan iki hanımı bir oğlu vefat ettikden sonra buda hioretin on sekizinci yılında otuz sekiz yaşında hakkın rahmetine kavuşmuştur. Allahü teâla ondan razı olsun.<br />
Hadisi şerifin baş tarafında nakledilen ifadeler şâyânı dikkatin Zira Resulü Ekrem efendimiz Hz. Muazı kendi bindiği hayvana (arkasına) bindi­riyor, ondan sonra Allâhın ve kulun hakkını soruyor.<br />
Kendinin bindiği merkebe beraberce bindirmesi o, mübarek efendimizin tavazucnu ve misafir perverîiğini göstermekle beraber sevişen kişilerin yar­dımlaşmada ve bir birlerine yapacakları ülfet ve mahabbet bağlarının kuvvetlenmesinde, bu gibi hal ve hareketlerin gerekliliğine işarettir.<br />
Hadisi şerifde geçen «Kulların üzerinde, Allâhın hakkı ve Allâhın üze­rinde kulların hakkı» Cümlelerini kısaca açıklamaya çalışalım.<br />
Kulların üzerinde Allanın hakkı : Kulların üzerinde Allâhın hakkı de­mek, Allahüteâlanın kullara emir buyurub Farz, vaaib kılıp yapılması lazım olanı yapmalarıdır ki, insan oğlunu yokdan var etti ve bütün varlıkları on­ların emrine musahhar kılıp faydalanmalarını sağladı. Sonrada kendisinin varlığını tanıtıp bildirerek akıl ve idrakin anlayacağı hüküm ve hikmetler beyan etti ve bu hikmetleri tanıtıp bildiren elçiler gönderdi.<br />
İşte bu hikmetleri anlayıp hak ve hakikata vasıl olan insanlar, yaratanı tanıyıp bilerek inanacak ve onun emirlerini hakkı ile yerine getirerek her şe­yin halikı ve mabudu olan Allâhın hakkını ödemiş olacaklar.<br />
Neîekim bir âyeti kerimede meölen şöyle buyurulmuştur : «Ben (azimüşşan), insanları ve cinnîleri ancak bana (inanıp) ibadet etsinler diye   yarattım.» Zâriyat sûresi, 56<br />
Allanın üzerinde kulların hakkı : Bu cümlenin antamıda gayet açık ola­rak anlatılmıştır. Ancak şu hususu belirtelim; kulluk vazifesini hakkı ile yapanlara cenabı hak cennet nimetini ihsan edip cehennem azabından âzad edeceği bir vadi ilâhi ile lutf edecektir. Yoksa bazı mutezile kafalı kişilerin veya gurubların iddiaları gibi, Allahüteâla kendisine kulluk yapanları cen­netine katıp cehennemden azad etmek mecburiyetinde değildir. Zira eğer bu şekilde mecburiyet olursa, bu takdirde Allanın üstünde bir varlığın ol­ması, dolaysiyle onun emrinin yerine getirilmesi gibi doğru olmayan hü­kümler ortaya çıkar.<br />
Kur&#8217;anı kerimde pek çok âyeti kerimelerde beyan edilmiştir. Cenâbu hak şirkten başka günahları dilerse, afv eder, dilerse afv etmez. Keza îman edip iyi amelde bulunanlarıda dilerse, cennetine&#8217;katar, dilerse cehennemi­ne atar. Fakat îman edip iyi amelde bulunanlara ayrıca vâd etmiştir. O vadinin îcab ve iktizası, lutfu keremi ile cennetine katacaktır.<br />
Cümleden bir âyeti celile meali :<br />
«{Resulüm) altından ırmaklar akar (her çeşid meyvelerle süslenmiş) cennetler vardır.»                                                                      Bakara sûresi, 25<br />
Diğer âyeti kerime meali :<br />
«İşte iyi amellerde bulunanlara yapılan bu ihsan (cennet ve nîmeti), Allahdandır (Al la hin bir lutfudur).»                                               Nisa sûresi, 70<br />
Resulü Ekrem efendimizde, kendisini cenâbu hakkın rahmeti ilâhi mer­kezi olan cennet ve nimetine, onun fazlu keremi ile girebileceğini beyan buyurmuştur.<br />
Evet hiç bir kul, Allaha ibâdet ve tâatta bulunduğundan dolayı, onu cennetine katması Allaha vacib değildir. Vacib ve mecbur olmaz. Çünkü Ailahın fevkında emir verici bir varhk yoktur.<br />
Akâid manzumesinde şöyle nazm edilmiştir :<br />
Ana (Allaha) vacfb olur bir şey diyen kim?<br />
İlahın varmıdır fevkında (üstünde) hakim?<br />
Biiâ îcab durur (vacib değildir) her işde fîfî<br />
Buna var şahidim aklî ve nakli.<br />
Ne muhtacu ne âciz bir ganîdir.<br />
Cihan ferbani üzere mübtenîdir. <a href="#_ftn118" name="_ftnref118">[118]</a><br />
&nbsp;</p>
<h3><a name="_Toc125720728"></a>Tercümesi :</h3>
<p>&nbsp;<br />
<strong>25 &#8211;</strong> (24) Enes (R.A) dan mervidir, demiştir :<br />
Peygamber (S.A.V) Ve Muaz deve üstünde binitin terkisinde beraber idi. Peygamber (S.A.V) buyurduki : «Yâ Muaz!» «Buyur ya Resûlailah! Şeâdetler dilerim.» dedi.<br />
—   Resûlüllah   (S.A.V) buyurdu : «Yâ Muaz!»<br />
— Muaz (R.A)   :<br />
«Emrin baş üstüne yâ Resûlellah; Şeâdetler dilerim.» dedi.<br />
— Rasûlüllah (S.A.V) tekrar buyurdu : «Ya Muaz!»<br />
— Muaz (R.A) :<br />
«Emrin baş üstüne yâ Resûlellah! Şeâdetler dilerim.» dedi ve bu nida hâli yukarda görüldüğü üzere üc sefer vâki oldu.<br />
— Enes (R.A) dediki : Resûlullah (S.A.V) buyurdu :<br />
«Bir kimse, lâilahe illah, Muhammedür Resûlüllahı kalbinden gelen sıdkıla derse, O kimseyi Allâhü teâla Cehenneme haram kılar.»<br />
— Bunun üzerine Muaz dediki :<br />
— Ya Resûlellah! Bunu insanlara sevinmeleri için haber vereyim mi?<br />
— Rasûlüllah (S.A.V) :<br />
«Bu taktirde (bu şehâdet ve tevhide) istinat edib amel ve cihâdı terk-ederler.» buyurdu.<a href="#_ftn119" name="_ftnref119">[119]</a><br />
Fakat Muaz (R.A) öleceği zaman ilmi ketmetmenin günahından kaçın­mak için insanlara haber verdi.» <a href="#_ftn120" name="_ftnref120">[120]</a><br />
&nbsp;</p>
<h3><a name="_Toc125720729"></a>İzahat</h3>
<p>&nbsp;<br />
Râvî Hz. Enes hakkında gerekli malumat, baş tarafda geçmiştir.<br />
Hadisi Şerifde beyan edilen hüküm hakkında bir kaç kelime arz edelim.<br />
Keiîme-i tevhidi söyleyip inanan kimselerin, Allâha ve Resulüne inan­maları hasabiyle o inançlarının îeabını yaparlar, demektir. Böyle oiuneada cehennemden kendilerini korumuş olurlar.<br />
Veya burada sâde «lâilâhe illallah-Muhammedürrasûlüllah» kelime-i tevhidi sıdkı sadâkatla söyleyip inanan kimsenin, cehennemden âzad olup cennete gireceğinin beyanı, ferâizi ilâhiler, emir ve nehiyler nazil olmaz­dan evvel söylenmiştir. Bu husus, saîd bin müseyyeb gibi bâzı selef tara­fından beyan edilmiştir.<br />
Veya bu kelime-i tevhidi, uyuma, tevbe ve ölümü ânında sıdkı sadâkct-la söyler ondan sonrada ölürse, o kimseyi, cenabu hak cehennemine at­maz.<br />
Veya bu kelime-i tevhîdi sıdkı sadâkatla söyleyen kimse, o îmanı ile ölürse, cehennemde e*bedî kalmaz. Mutlaka cennete dâhil olur.<br />
Hadîsi şerifin son cümleside şâyâni dikkattir. Zira Resûlüllah sallallâ-hü aleyhi veseliem efendimize Hz. Muaz (R.A) soruyor, «Ya Resûlellah! Bu­nu insanlara sevinmeleri için haber vereyim mi?» diyor.<br />
Kelime-i tevhîdi sıdkı sadakatia söyleyen kimselerin kulluk vazifelerini ihmal edip terk edebileceklerini veya terk ederler düşüncesi ile Resulü Ek­rem efendimiz, Hz. Muaza haber vermemesini tavsiye eder mahiyette bu-yuruyorki :<br />
«Bu takdirde (Bu şehâdet ve tevhide) ist.inad edip amel ve cihâdi terk ederler.»<br />
Bu hükmü insanların avamı böyle anlayıp terk edebileceklerinden böy­le buyurulmuştur. Yoksa insanların kullukda zirveye ulaşıp havas olanları, müjdeyi duyunca sevinç ve neşelerinden nâşî ibâdetlerini dahada artırır­lar. Aşere-i&#8217; mübeşşere ve diğer sahabelerde bu hal   vâki olmuştur.<br />
Netekim Resulü Ekrem efendimiz ayak topukları şişinceye kadat gece ibâdete kâirn olduğu zaman; ya Resûlellah! geçmiş ve gelecek günahların mağfiret olunduğu halde niçin ibâdete kâim oluyorsun, diyene şu cevabını veriyordu :<br />
«Allaha şükreden kullardan olmayayım mı?»<br />
Hz. Muazda sulahadan olması ve ilmi yaymayıp saklamanın cezasından korkduğundan, ölümünden evvel söyleyor. <a href="#_ftn121" name="_ftnref121">[121]</a><br />
&nbsp;</p>
<h3><a name="_Toc125720730"></a>Tercümesi :</h3>
<p>&nbsp;<br />
<strong>26 &#8211;</strong> (25)   Ebu zer (R.A) den mervîdir, demiştirki : Peygamber (S.A.VJ e geldim, üzerinde elbise (bir örtü) olduğu halde uyuyordu :<br />
«Kuldan bir kiri, Lâifâhe illellah: Allahtan başka İlah yoktur, der sonra­da bu kelime-i tevhid üzere ölürse, o kimse ancak cennete girer.»<br />
— Dedim (yani, ben Ebuzer dedim) zina ve hırsızlık etsedemi?<br />
—   Resûlüllah   (S.A.V)   :<br />
— «Zina ve hırsızlık etsede» buyurdu.<br />
— Yine dedim : Zina ve hırsızlık etsede (cennete girecek) mi?<br />
—   Resüllüllah (S.A.V) :<br />
— «Zina ve hırsızlı ketsede» buyurdu.<br />
— Ebûzer yine dedimki : zina ve hırsızlık etsedemi?<br />
— Resüllüllah (S.A.V) :<br />
— Ebûzerin burnunu sürçmeye rağmen zina ve hırsızlık etsede (yine ke •lime-i tevhidi inanarak söyliyen cennete girer)» buyurdu.<a href="#_ftn122" name="_ftnref122">[122]</a><br />
Ebûzer (R.A) bu sözleri tekrar söylerken, «Ebûzerin burnunun sür-çülmesine rağmende olsa» der idi, <a href="#_ftn123" name="_ftnref123">[123]</a><br />
&nbsp;</p>
<h3><a name="_Toc125720731"></a>İzahat</h3>
<p>&nbsp;<br />
Hz. Ebu zerrilğifârt (R.A), Mekke-i Mükerremede ilk müslüman olan sahâbîlerdendir. Hatta müslümarilann beşincisi olduğu söylenir.<br />
Handek muharebesinden sonra Medîne-i münevvereye hicret etti. O damana kodar.. müslüman olciukdon sonro kendi kavminin vomna a^rn^ onlara islâmi telkin ve tlâim ile meşkul idi. Vefat edinceye kadar Medine yakınlarında Rebze denilen yerde sakin oldu.<br />
Sahâbe-f kiramın en müttekî ve zâhidlerindendi. Hz. Ebû Zer ikiyüz seksen bir (281) hadîs rivayet etmiştir. Sahabe ve tabiînden pek çok kişi­ler, bundan hadis rivayet edip öğrenmişlerdir.<br />
Vefatı, Hz. Osman (R.A) in hilâfeti zamanında otuz iki (32) sene-i hic­ride Rebze denilen mahalde vefat etmiş ve orada, ibni mes&#8217;ud (R.A) le be­raber bir kaç kişi cenaze namazını kılıyorlar ve oraya defnediyorlar. Allah ondan râzî olsun.<br />
Hadîsi şerifin mâna ve anlamı gayet açıkdır, zinanın haramlığına ina­nıp helal demediği müddet, bu fîli işleyen kimse, mutlak ve muhakkak cennete girecektir. Bu giriş ya doğrudan doğruya cennete şevkle olur. Ve­ya günâhı nisbetinde cehennemde yandıkdan sonra cennet ve nîmete da­hil olur. Burası Allâhü teâlânın meşiyet ve iradesine bağlıdır. Zira şirk ve küfürden başka günahların ceza veya afv edilme ciheti Allanın dilemesine bağlıdır. Dilerse, afv eder. Dilerse azab eder.<br />
Bu husus kur&#8217;anı kerimde şöyle beyan edilmiştir :<br />
«Şüphesiz Allâhü teâla, kendisine ortak koşulan (Şirki), afvu mağfiret etmez. Ondan başka günahları (büyük olsun, küçük olsun) dilediği kimse­den afvu mağfiret eder.»   Nisa sûresi, 116<br />
Akâid manzûmesindeki beyt ise bu hükmü şöyle açıklar :<br />
Kebâir (büyük günah) abdi (kulu) imandan çıkarmaz,<br />
Mücerred mâsiyetten küfre varmaz :<br />
Yani, şirk ve küfür olmayan büyük günah, sahibini kâfir yapmaz ve büyük günahı günah îtikadi ile işleyen kimse, ancak günahkâr olur ve işle-diğide günahdaıi ileri gitmez. Binâenaleyh küfre varmayan günahlarda cennete girmeğe mânı olmaz. Ancak direk girmeyip cehennemde bir az yandıkdan sonra girer veya hiç cehenneme girmeden Allanın afvı keremi veya peygamberimizin şefaati ile girecektir.<br />
Bir hadisi şerifde Resûlüllah şöyie buyurmuştur : «Benim şefaatim, ümmetimin büyük günah sahiblerinedir.» Evet zina yapmak, içki içmek, kumar oynamak, hırsızlık yapmak, ya­lan söylemek, iftira etmek, onaya babaya âsi olmak, namazın terkinin gü­nahını kabul ederek namazı terk etmek, gıybet etmek, riya, kibir ve hased gibi kalbin işlediği veya kötü niyyetin mahsulü olan büyük günahları, gü­nah ve haram diyerek işleyenler, âsi ve günahkâr müslümantardandırlar. Fakat haram ve günahlara helâl deyip işleyenler kâfirdirler.   Varacakları yerde ebedi cehennemdir. <a href="#_ftn124" name="_ftnref124">[124]</a><br />
&nbsp;</p>
<h3><a name="_Toc125720732"></a>Tercümesi :</h3>
<p>&nbsp;<br />
<strong>27 &#8211;</strong> (26)Ubâde ibni Essamit (R.A) dan mervîdir, demiştir. — Resûlüllah (S.A.V) buyurduki :<br />
«Bir kimse, AHahtan başka ilah olmadığına, onun şeriki olmayıp bir olduğuna, ve Muhammedin onun (Allanın) kutu ve rasûlü olduğuna, İsa (A.S) onun kulu ve rasûlü, anasının oğlu olduğuna ve Meryeme onun (İsa aley-hisselâmın) kelimesini (olacağını) ilka ettiğine ve ondan (Allahdan) ruh ol­duğuna ve cennetle cehennemin hak olduğuna şehâdet ederse, o kimseyi Ailhü teâla amelden olan (yapılan) şey üzere cennete katar.»<a href="#_ftn125" name="_ftnref125">[125]</a></p>
<h3><a name="_Toc125720733"></a></h3>
<h3>İzahat</h3>
<p>&nbsp;<br />
Râvî Hz. Ubâde ibni Essâmid (R.A.) hakkında gerekli bilgi, 18. hadisde zikredilmiştir.<br />
Hadîsi şerifde îmanın şartlarından bâzıları beyan ediliyor. Bilhassa Al-lâha ve âhiret gününe âid inaç ve itikadın ehemmiyetini arzetmekle, bu hususa âid sakat ve kötü düşüncelere kapılmamaya dikkat edilmesi ge-rekdiğine işaret ediliyor.<br />
Ana ve babası olmadığı halde yokdan vâr edilen Adem (A.S) hakkın­da düşünerek Hz. îsa (A.S) in Babası olmadan sâde anasından yaratılma­sını bir ilâhî kudret ve mucizenin tecellîsi olduğuna aklını erdirenler, en sâ-iim ve en mâkul kişiler olduklarını ortaya koyuyorlar. Çeşitli inkâr ve İftira yoluna saparak hareket edenlerde, basîretsiz ve hakkı görmeyen münkir­lerdir.<br />
Kur&#8217;anı kerimde şöyle buyurulmuştur :<br />
«Şüphesiz îsanın babasız dünyaya gelişi, Âdemin hâli gibidir.»Ali İmran, 59<br />
Diğer âyet mealleri :<br />
«Sonra onu (İsayı, annesi) yüklenerek kavmine getirdi, ona (meryeme) dediierki : Ey meryem! Doğrusu, sen acâib bir şey (babasız çocuk) getirdin.<br />
— Ey Harünun (soy itibari ile) kız kardeş,!! senin baban kötü bir adam değildi.ananda iffetsiz bir kadın değildi.<br />
— Bunun üzerine (Meryem onlara cevab kasdı ile) çocuğa işaret etti. Onlar : Biz beşikteki çocukla nasıl konuşuruz, dediler.<br />
— (Ailâhın bir mucizesi olarak beşikteki çocuk Isa) dediki : Ben ger­çekten Allanın kuluyum. Bana kitap verdi ve beni bir peygamber yapdı. Beni Her nerede olsam mübarek kıldı ve hayatta bulunduğum müddet, bana na­mazı ve zekatı emretti» Meryem sûresi, 27-31<br />
Hadîsi şerifde geçen «ruh» kelimesi hakkında bir kaç cümle arz ede­lim, şöyleki :</p>
<ol>
<li><strong>a)</strong> Isa aleyhisselâm, babanın sulbundan olmayıp   direk ilâhi irâdenin tecellîsi ile yaratılmasından dolayı «ruh» denilmiştir.</li>
<li><strong>b)</strong> veya Allâhü teâîanın izni keremi ile İsa aleyhisselâm, mucize olarak ölüleri dirüttip bir nevi ruh verme gibi olduğundan ona «ruh» denilmiştir.</li>
<li><strong>c)</strong> veya ruh ve cesedden mürekkeb olan. Hz.   İsa aleyhisselâm, ruh sahibi olan bir babanın veya bir canlının menisinden hasıl   olmadığından ona «ruh» denilmiştir.</li>
<li><strong>d)</strong> Veya Cebrail Aleyhisselâm-ı cenâbu hak gönderip anası Hz. Mer-yemin gömleğinin altından ayağına üfürmesi ile hâmile kalıp menînin kir­lerinden hiç bir şeyin olmaması ve bu şekilde dünyaya gelmesinden dolay; Hz. Isa aleyhisselâma,   «ruh» denilmiştir.</li>
</ol>
<p>Bu maddelerin bâzı yönleri çeşitli âyeti kerîmelerde beyan edilmiştir, kıyamette de aynı halın olması ile ilgili hitab tecelli edecektir.<br />
Nitekim bir âyeti kerîmede şöyle beyan edilmiştir :<br />
«Allah o zaman (kıyamette) şöyle diyecek : Ey Meryem oğlu İsa! hem senin üzerindeki, hem anayın üzerindeki (bunca) nimetimi hatırla. Hani ben seni Cebrail i!e desteklemiştim. Beşikde ikende, yetişkin ikende sen insan­lara söz söylüyordun. Hani sana kitabı (yazı yazmayı), hikmeti, Tevrâtı ve ncili öğretmiştim. Hani benim iznimle çamurdan bir kuş suretinin benzerini tasarlıyordun, içine üfürüycrdun da benim iznimle bir kuş oluveriyordu. Hem anadan doğma kor ile abrası da benim iznimle iyi ediyordun. Hani ölü­leri, benim iznimle (hayata) kavuşturuyordun. Hani israil oğullarını senden defetmiştim (seni öldürememişlerdi}. Kendilerine açık mucizeler getirdiğin zamanda, içlerinden o köfredenler şöyle : Bu aşikâr bir büyüden başka bir şey değildir, demişti.»                                                               Mâido sûresi, 119<br />
Cennetle cehennemin hak ve var olduğuna dairde pek çok ilâhi hüküm­ler, kur&#8217;anı kerimde mezkûrdur. Adem Aleyhisselâmın kendisi ile ailesi Hz<br />
Havvanın cennetten çıkarılışları ve müttekîler için cennetin hazırlandığını beyan eden âyetleri, cennetin hak ve el&#8217;an ^Jor olduğu, keza cehenneminde Kâfirler için hazırlandığını mâzî sığası ile beyan etmiştir. Erbabı mütealaa, akâid kitablanna müracaat eder, <a href="#_ftn126" name="_ftnref126">[126]</a><br />
&nbsp;</p>
<h3><a name="_Toc125720734"></a>Tercümesi :</h3>
<p>&nbsp;<br />
<strong>28 &#8211;</strong> (27) Amr ibnil As (R.A) dan mervîdir, demiştir :<br />
— Nebiyyi Ekrem sallallâhü aleyhi veselleme geldim ki : (Ey nebiyyi Muhterem!) sağ elini uzat da sana bîat edeyim, Resûlüllâh (S.A.V) hemen elini uzattı, bende elimi geri çektim.<br />
— Bunun üzerine Resûlülla h(S.A.V) : «Hatırına ne geldi ey Amr?» dedi.&#8217;<br />
— Bende : Nefsimi bir menfeat karşılığında şartlamak istemiştim, de&lt; dim.<br />
— Resûlüllâh (S.A.V) : «Neyi şartlamak istiyorsun?» buyurdu.<br />
— Dedimki : Müslüman olduğumda afv olunmamı istiyorum.<br />
—   Resûlüllâh (S.A.V) buyurdu ki ;<br />
«Ey Amr sen bitmezmisin ki İslâm, müslümanltkdan evvtl geçeni (küf­rü ve günâhı) yok eder, Hicretde, hicretten evvel işlenenleri yok eder ve hacc da, haccdan evvel işlenenleri yok eder!»<br />
Ebt Hüreyre (R.A) den mervî şu iki hadisi kudsiyi : «Allâhü teâlâ buyur­du : Ben azîmüşşan şirk koşanların şirkinden beriyim» diğeri,<br />
«Büyüklük, benim gömieğimdir.» İlerde Riya ve kibir böbındo inşa Allah zikredeceğiz. <a href="#_ftn127" name="_ftnref127">[127]</a><br />
&nbsp;</p>
<h3><a name="_Toc125720735"></a>İzahat</h3>
<p>&nbsp;<br />
Râvî Amr ibnil As (R.A), Mekke-i mükerremeli ve kureyş kabılesinden-dir. Hicretin yedinci senesi Hayberin fethi yılı müslüman olmuştur veya hic­retin sekizinci senesi mekke-İ mükerremenin fethinden altı ay evvel müs­lüman olmuştur.<br />
Resûlüllâhın huzuruna, Amr bin As (R.A), Hölid bin Velid (R.A} ve Os­man bin Talha (-R.A) hazretleri birlikte geldiler. Evvelâ Hz. Hâlid girdi müs-lüman oldu, bîat etti, sonra Hz. Amr bin As girdi müslüman oldu, biat etti ve geçmiş günahlarının afvini diledi.<br />
İşte o zaman Resulü Ekrem efendimiz şöyle buyurdu :<br />
«İslama girmek ve hicret etmek, evveîce işlenenleri yutar bitirir.»<br />
(Ahmed bin Hanbel)<br />
Amr bin As, muhtelif zamanlarda mısır valiliğinde ve ordu kumandan­lıklarında bulunmuştur. Ebu Musa El&#8217;eş&#8217;arînin karşısında Hz. Muâviye ta­rafından hakem tâyin edilmişti. Hâdise târih ve siyer kitablarında meşhur­dur.<br />
Amr bin el As (R.A) Mısır valisi iken 43. sene-i hicrîde vefat etmiştir. Allah ondan razı olsun.<br />
Hadisi şerifde, «İslam, Müslümanlıkdan evvel geçen (küfür ve günahı) yok eder» cümlesindeki hüküm, islâm diyarında olmayıp kâfir diyarında olan harbîler hakkındadır. Yani kâfir memleketinde yaşayan bir kâfir, islâmı ka­bul eder müslüman olursa, Allah hakkı olsun, kul hakkı olsun, ne gibi gü­nahları var ise afv olunur. Anadan doğma tertemiz bir çocuk gibi müslüman-dır.<br />
Fakat islâm diyarında yaşayan zimmî (vatandaş) kâfirler müslüman olurlarsa, onlardan Allâha ait olan küfür ve günahlar bağışlanır, tertemiz olurlar. Kulların hakkı ise, helallaşma veya afv ettirmeden bağışlanmaz. Zira islâm diyarında yaşayan ve oranın islam hükümlerinin infazını daha evvel kabul etme ve bilme hâli gerektiğinden kul hakları afv olunmaz. Tâki helâl ettirilip bağışlattırıiırsa, o zaman ilâhi afve mazhar olunur.<br />
Hadisi şerifde, «Hicret iie haccın» geçmiş günahları bağışlatma meşe-leside yine zulüm ve kul haklarına tecâvüzde bulunmaların dışındaki günah­lar afv olunur, demektir. Zira zulmün ve kul haklarının isiâm diyarında ve müslüman halinde işlenmeleri, o günahların sahibleri ile helalllaşma veya afv ettirme yoluna baş vurmak suretiyle ilâhi afv olabilir.<br />
Yani hukûkullahın her çeşidi, Ressûlüllâhın diyarına hieret eden harbî­nin, islâmı kabul edip hicret etmesi ile afv olunur, ve Hacca giden bir müs-lümandanda, hukûkullahın büyüğü gücüğü bağışlanır.<br />
Hukuku ibâde gelince, bütün ulema ve müctehidlerin icma-ı ile afv olun­maz.<br />
Hukûkullahın afvi içinde, hacca giden kişinin hac esnasında, dedi ko­du, fışkı fucûr ve kavga gürültü yapmadan hac etmesi gerektiği âyeti kerî­me ve hadîsi şeriflerde beyan edilmiştir.<br />
Riya ve kibir hakkında vârid olan hadîsi kudsilerin açıklamaları, bahis­lerinde gelecektir. <a href="#_ftn128" name="_ftnref128">[128]</a><br />
&nbsp;</p>
<h3><a name="_Toc125720736"></a>Îmanla İlgili İkinci Fasıl</h3>
<h3><a name="_Toc125720737"></a>Tercümesi :</h3>
<p>&nbsp;<br />
<strong>20 &#8211;</strong> (28) Muaz ibni cebel (R.A) den mervidir, demiştir :<br />
— Dedimki, yâ Resûlellah (S.A.V) bana bir amel haber verki, (o emel} beni Cennete katsın ve Cehennemden uzaklaştırsın.<br />
— Bunun üzerine   Resûlüllah (S.A.V} buyurdu :<br />
«Eibet sen büyük bir İşden sordum, O iş Aüâhü teâfânın müyesser kıl­dığı kimseye kolaydır   (ve şudur) :<br />
— Aüaha libâciet edersin, ona hiç bir şeyi şerik koşmazsın, Namazı kı­larsın, Zekâtı edâ edersin, Orucu tutarsın ve beyti şerifi hacc     (ziyaret) edersin.»<br />
— Bundan sonra Resûluilah buyurdu ki :<br />
— «Kulak ver bana ! sana hayır kapılarını haber vereyim? (bâzı rivayet­te. Evet haber ver, dir)<br />
(Resûluilah şunları saydı) :<br />
«Oruç (örtücü ve koruyucu) bir kalkand.T, sadaka; Suyun ateşi söndür­düğü gibi, hatayı söndürür. Ve gecenin yarısında bir adamın kıldığı namaz (da hayır kapılarından) dır.<br />
— Bundan sonra Resûluilah şu mealdeki âyetler^okudu :<br />
«Yan&#8217;arı yataklarından uzaklaşır, korku ve ümidjle Rablerine düâ eder­ler. Kendilerine rızıklandırdığımız şeylerdende (hayra) harcarlar.<br />
— Artık onfar için, yapmakda olduklarına kj.r mükâfat olarak, gözlerin aydın olacağı (nimetlerden) kendilerine neler gizlenmiş bulunduğunu kim­se bilmez.» (Secde Sûresi, 16-17)<br />
— Sonra Resûluilah (S.A.V) buyurdu :<br />
— Dikkat et sana işin başını, direğini ve en yüksek zirvesini bildıire-yimmi?»<br />
— Dedim ki : Evet (bildir) ya Resûlellah!<br />
—   Resûluilah (S.A.V} buyurdu :<br />
«İşin başı: İslâm, işin direkler,&#8217;; Namaz ve işin en yüksek zirveside ct-haddır.»<br />
— Sonra Resûluilah (S.A.V) buyurdu :<br />
«Sana bütün bunların esasını (ve başını) haber vereyim mi?»<br />
— Dedim ki : Evet (haber ver) ya Allanın nebisi!<br />
— Bunun üzerine Resûluilah dilini eli ile tuttu ve buyurdu : «Buna (diline) manî ol, üzerme hücum ettirme.»<br />
— Hemen dedim : Yâ nebiyyallah! Biz konuşduğumuzla cezalanacak-mıyız?<br />
— Resûluilah (S.A.V) buyurdu :<br />
«Annen seni yitirsin ey muaz!, İnsanlar yüzleri üzerine veya burunları üzerine veya   dillerinin mahsul&#8217;arı üzerine Cehenneme düşmeyeceklerini<br />
zannedersin? (elbette böyle düşecekler). » (Hadisi; Ahmet, Tirmizi ve İbni mace rivayet etmişlerdir, ve Tirmizî hadîs, hasen ve sahihdir, demiştir.} <a href="#_ftn129" name="_ftnref129">[129]</a><br />
&nbsp;</p>
<h3><a name="_Toc125720738"></a>Tercümesi :</h3>
<p>&nbsp;<br />
<strong>30 &#8211;</strong> (29)   Ebî Ümame (R.A) den mervîdir, demiştir :<br />
Resûluilah   (S.A.V.) buyurduki :<br />
«Bir kimse, Al!ah için sever, Allah İçin buğzeder, Allah için verir ve Al­lah için meneder (vermez) se, işte o kimse, muhakkak kâmil îmana ermiş­tir.» <a href="#_ftn130" name="_ftnref130">[130]</a><br />
&nbsp;</p>
<h3><a name="_Toc125720739"></a>İzahat</h3>
<p>&nbsp;<br />
Râvî kimdir?<br />
Hz. Ebî Ûmâm^/bâhilî (R.A) ilk zamanlarda Mısırda sakin olup sonra Humusa nakli meker. sden ve sıffiyn muharebesinde Hz. Ali (R.A} in yanın­da yer alan sahâbîdendir. Sahabelerden en çok yaşayan ve pek cok hadîs öpretip nakledenlerden birisidir. Nakledip öğretmeyi yapdığı yer, çoğunluk la Şam olmuştur. Yetmiş bir (71} yaşlarında iken hicretin seksen altı (86) tânnınde bamaa vefat etmiştir ve Samda vefat eden sahabelerin en sonun­cusudur. Allah ondan razı olsun.<br />
Hadîsi şerifde, bir kişiyi Allah için sevmenin, Allah için buğz etmenin, Allah için verip, Allah için vermemenin, kâmil bir îmana kavuşmanın neti­cesi olduğu beyan buyurulmaktadır.<br />
Yani sevişmeler, rızayı bâriye uygun &#8216;olacak, iyilik ve hayır yollarında sevişip yardımlaşıiacak, dünyevî ve nefsânî hiç bir garaz  olmayacaktır.<br />
Keza bir kişiye buğzetmek de, o kişinin kötülüğünden ve kötü amellerle meşkul olduğundan o kötü amellerine karşı nefret edip buğzetmek, nefsâni bir garaz ve intikamı taşımaması hâlinde makbuldür.<br />
Bir kişiye yardım, ödünç ve iyilikde bulunmak veya taleb edilenleri o adamın kötülüğünden veya kötü yollarda harcayacağından dolayı Allâhın rızasını tahsil etmek gazabı ilâhîsinden uzak oimak maksadını taşıyarak verilmeyen veya red edilme hâlide, îmanın kemal ve fazilete erişmenin ne­ticesidir.<br />
Allah için sevişmek ve Allah için buğzetmek hakkında misallı izahat, baş tarafda geçen hadîsi şeriflerin altında beyan edilmiştir. <a href="#_ftn131" name="_ftnref131">[131]</a><br />
&nbsp;</p>
<h3><a name="_Toc125720740"></a>Tercümesi :</h3>
<p>&nbsp;<br />
<strong>31 &#8211;</strong> (30) — Yukardaki hadisi şerifi İmamı Tirmizî Muaz Bin Enesten takdimli ve tehirli olarak rivayet etmiştir. Ve bunun rivayetinde, «O kimse­nin îmanı, muhakkak kemâle ermiştir.» şeklinde ifâde edilmiştir. <a href="#_ftn132" name="_ftnref132">[132]</a><br />
&nbsp;</p>
<h3><a name="_Toc125720741"></a>İzahat</h3>
<p>&nbsp;<br />
Rövî kimdir?<br />
Hz. Muaz İbni Enes (R.A), Muaz bin cebelden başka bir sahâbîdir. Ah-med bin hanbel, Ebû Dâvud, Nesâî, Tirmizî ve ibni mâce-nin sünenlerinde bu zâtın rivayeti ile hadîsi şerifler mezkûrdur.<br />
Meselâ .- Süneni Tirmizide bu zattan rivayet edilen şu hadisi şerif mez­kûrdur :<br />
«Bir kimse, muhtelif elbiseleri giymeye kudreti olduğu halde sâde tevâ-zuundan dolayı terk edip geymezse, Allâhü teâla o kimseyi mahşerde hal­kın başı üstünde çağıracak, îman süsleri ile zinetlenmiş elbiselerden dile­diğini giymekle muhayyer kılacaktır.»<a href="#_ftn133" name="_ftnref133">[133]</a><br />
Hz. Muaz bin Enes (R.A), Mısırda sakin olup yaşamıştır. Vefat târihi bulunmamıştır. Allah ondan razî olsun. <a href="#_ftn134" name="_ftnref134">[134]</a><br />
&nbsp;</p>
<h3><a name="_Toc125720742"></a>Tercümesi :</h3>
<p>&nbsp;<br />
<strong>32 &#8211;</strong> (31) Ebû zer (R.A) den mervidir, demiştir :<br />
Resûlullah   (S.A.V) buyurdu :<br />
«Amellerin efdalı, Allah için sevmek ve Allah için buğzetmektir.»<a href="#_ftn135" name="_ftnref135">[135]</a><br />
&nbsp;</p>
<h3><a name="_Toc125720743"></a>Tercümesi :</h3>
<p><strong> </strong><br />
<strong>33 &#8211;</strong> (32) Ebû Hüreyre (R.A) den rivayet olunmuştur, demiştir:<br />
Resûlullah (S.A.V) buyurdu :<br />
«Müslüman o kimsedirki, dilinden ve elinden müslüman&#8217;ar salim olur. Mü&#8217;minde, insanların kanları ve mallan ondan emin olan kimsedir.»<a href="#_ftn136" name="_ftnref136">[136]</a><br />
&nbsp;</p>
<h3><a name="_Toc125720744"></a>Tercümesi! :</h3>
<p><strong> </strong><br />
<strong>34 &#8211;</strong> (33) Beyhakî «îmanın Şubeleri babında» Fadâlenin rivayeti ile (yukarda geçen hadisi şerifin devamına şu cümleleri) ziyade etti :<br />
«Mücâhid : Allaha itaat yolunda nefsi ile cihâd eden kimsedir. Muhacir ise, hatâ ve günahlardan kaçınan kimsedir.» <a href="#_ftn137" name="_ftnref137">[137]</a><br />
&nbsp;</p>
<h3><a name="_Toc125720745"></a>İzahat</h3>
<p>&nbsp;<br />
Râvî kimdir?<br />
Hz. Fadâle (R.A), Medîne-i münevvere de Evs kabilesine mensup Ensârı kiramdan bir sahâbîdir. İlk defa uhud muharebesine katıldılar ve ondan son­raki muharebelerin hepsinde hazır bulundular. Sûre-i fetihde beyan edilen ağacın altında bîat edenlerdendi. Şama, cihad maksadı ile gidenlerdendir. Daha sonra şama nakli mekan etti, orada sakin oldu ve sıffînde Hz. Muâvi-ya tarafından hâkimlik yetgisi verilmişti.<br />
Vefatı, Hz. Muaviyenin riyaseti zamanında samda hicretin elli üçüncü (53). târihinde vefat etmiştir. Allah ondan razî olsun.<br />
Hadîsi şerifde, mücahid ile muhacir en güzel tarif ile îzah buyurulmuştur.<br />
Bu hadîsi şerifi tekrar tekrar okuyup ezberlemek ve hükmüne göre amel etmek en güzel ve en doğru yoldur.<br />
Günümüzde nefislerinin arzusu olan makam, mansıp, :!şöhret, mai, mülk, emsali hırslar içinde hırçınlaşmış ve gözleri, gönülleri kendi çıkar­larından başka bir şeyi görmeyip düşünmeyen pek çok muhterisler, hatta namaz ve abdestle ilgileri görülmeyen, riya, kibir, ucüb, hased ve buğz has­talığına kapılmışlar, kendilerine mücâhid süsü veriyorlar. Veya dalkavuk­ları onlara «Mücâhid» diyorlar.<br />
Büyüklerine saygı göstermeyip, küçüklerine şefkat da bulunmayan, hocasına ve babasına isyan eden, hak hukuk tanımayan, içkici, kumarcı, dansçı, zinacı ve iftiracı olan müfsitlerede «Mücâhid» ve bu hayat içinde ölenlere de «Şehid» diyenleri görüyoruz, duyuyoruz.<br />
Meselâ ; Bir zaman Gazetenin birisi yazmıştı, bir yerde dans ederken Kodaman sayılanlardan birisi öirrıüş, hemen aveneleri o adama «şehid» tâ­birini söyleyip yazıyorlar. Ne tuhaf ve ne acâibliktir. Küfür ve kötülük hak­kı gören göz ve kalblerini bürüyünce doğruyu göremiyor ve anlayamıyor­lar. <a href="#_ftn138" name="_ftnref138">[138]</a><br />
&nbsp;</p>
<h3><a name="_Toc125720746"></a>Tercümesi :</h3>
<p>&nbsp;<br />
<strong>35 &#8211;</strong> (34)   Enes (R.A) den mervidir, demiştir :<br />
Resûlullah (S.A.V) bize hutbe îrad etti ve hutbede ancak şöyle buyurdu :<a href="#_ftn139" name="_ftnref139">[139]</a><br />
«Kendisi için emânet olmunmayan (yani, emânete riâyet etmeyip hiyâ-netlik eden) kimsenin (kâmil) îmanı yoktur. Ve verdiği sözü yerine getirme­yen kimseninde dininde kemal yoktur.»   <a href="#_ftn140" name="_ftnref140">[140]</a><br />
&nbsp;</p>
<h3><a name="_Toc125720747"></a>Îmanla İlgili Üçüncü Fasıl</h3>
<h3><a name="_Toc125720748"></a>Tercümesi :</h3>
<p>&nbsp;<br />
<strong>36 &#8211;</strong> (35) Ubâde bin Es sâmit (R.A) den mervidir, demiştir:<br />
Resûlullah (S.A.V) den işittim buyuruyordu :<a href="#_ftn141" name="_ftnref141">[141]</a><br />
«Bir kimse lâilâhe illallah, Muhammedürresûlüllah &#8211; Allahdan başka ilâh yoktur. Muhammed (S.A.V) de onun Resulüdür, diyerek şehâdet getirirse (yani bu kelime-i tevhidi söyler ve o inancı ilede ölürse), Allâhü teâla o kim­seye Cehennemi haram kılar.» <a href="#_ftn142" name="_ftnref142">[142]</a><br />
&nbsp;</p>
<h3><a name="_Toc125720749"></a>Tercümesi :</h3>
<p>&nbsp;<br />
<strong>37 &#8211;</strong> (36)   Osman bin Affan (R.A) dan mervidir, demiştir :<br />
Resûlullah   (S.A.V) buyurdu :<a href="#_ftn143" name="_ftnref143">[143]</a><br />
«Bir kimse, Lâilâhe illallah &#8211; Allahdan başka ilah yoktur (kelime-i tev­hidin manasını) bildiği halde (inanıp söylediği halde) ölürse, (O kimse) mu­hakkak Cennete girer.» <a href="#_ftn144" name="_ftnref144">[144]</a><br />
&nbsp;</p>
<h3><a name="_Toc125720750"></a>Îzahat</h3>
<p>&nbsp;<br />
Râvî kimdir?<br />
Hz. Osman bin Affan (R.A.), Emevî sülâlesinden ve kureyş kabîlesin-dendir Vâni mekke-i mükerremelidir. İlk müslümanlardandır. Resulü Ekrem efendimiz «Dârul Erkama» girmezden evvel Hz. Ebû Bekirin delâleti ile rasûlüllâhın huzuruna gelip müslüman olmuştur.<br />
Habeşistana iki sefer hicret edenlerdendir. Resûlüllâhın kerimesi ve ken di zevcesi olan Hz. Rukiyyenin hastalığından dolayı Bedir,Savaşında hazır bulunamamıştır. Muharebede bulunmadığı halde rasûlüllah önada ganimet­ten senim ayırmıştı.<br />
Sulh için mekkeye gittiğinden hudeybiye sulhunda da bulunammaıştır. fakat Bîatürrızvanda efendimiz bir elini Hz. Alinin eli üzerine koymuş ve «iş­te bu Osman içindir» buyurmuştur.<br />
Peygamberimizin Rukıyye ve Ümmü Külsüm (R.A) isimli iki kızını aldı ğından dolayı kendisine «Zihnûreyn -&#8216;iki nur sahibi» denilmiştir, Resûlüllâhın damadı muhteremi Hz. Osman (R.A), üçüncü halîfe-i rasuldur. Beyaz tenli, güzel yüzlü, haya sahibi bir zâtı âlî cenab idi. Hilâfeti, on iki seneden bir kaç gün eksik olmuştur.<br />
Vefatı, Muharrem ayının ilk günlerinde Mısırdan isyan edip gelen âsî­ler tarafından hicretin yirmi dördünde seksen iki yaşında Kur&#8217;âm Kerimi Okur halde iken şehid etmişlerdir. Ve bir cumaertesine rastlayan günde cennetül Bakîa defn olunmuştur. Allah ondan razı olsun.<br />
Hadîsi şerifde; «lâilâhe illallah» kelime-i tevhidine «Muhammedürrasû-lüllah» in beraber söylenmemesi nedendir acaba?!<br />
Lâilâhe illallah, kelime-i tevhîdî artık bir alem olmuştur. Bu kelimeyi söyleyip tasdik eden kimse, «Muhammedürresûlüllah» kelimesinide ikrar ve tasdik etmiş demektir. Bu sebeble sâdece lâilâheillallah &#8211; Allahdan başka ilâh yoktur, kelimesi ile iktifa edilmiştir.<br />
Hadîsi şerifin sonuç hükmü ile ilgili malumat, yukarda geçmiştir. Ora­ları tekrar okumak faydalı olur. <a href="#_ftn145" name="_ftnref145">[145]</a><br />
&nbsp;</p>
<h3><a name="_Toc125720751"></a>Tercümesi :</h3>
<p>&nbsp;<br />
<strong>38 &#8211;</strong> (37)   Câbir (R.A) den mervidir, demiştir : Resûlullah (S.A.V) buyurdu : «Vâcib kılan iki şey vardır.»<br />
— Bir adam dedi : Yâ Resûlellah! Vâcib kılan iki şey nedir?<a href="#_ftn146" name="_ftnref146">[146]</a><br />
—   Resûlullah   (S.A.V) buyurduki :<br />
«Bir kimse, Allâha bir şeyi şerik koşduğu halde ölürse, Cehenneme gi­rer (Cehenneme girmesi vâcib olur.) Ve bir kimsede, Allâha bir şeyi şerik koşmadığı halde ölürse, muhakkak Cennete girer (yani. Cennete girmesi vâcib olur).» <a href="#_ftn147" name="_ftnref147">[147]</a><br />
&nbsp;</p>
<h3><a name="_Toc125720752"></a>Îzahat</h3>
<p>&nbsp;<br />
Râvî Hz. Câbir kimdir?<br />
Hz. Câbir (R.A), Ensâri kiramdan meşhur Câbir bin Abdillahdır. Bu meş­hur sahâbî, aynı zamanda çok hadis rivayet edenlerdendir. Resulü Ekrem efendimizle beraber. Bedir ve ondan sonra vâkî olan muharebelerin hepsin­de hazır bulundular. Şama ve Mısıra gitmişlerdir. Ömrünün son zamanların­da gözleri görmez olmuştu. Pek çok kimse, bu 7atdan hadîs, nakletmişler-dir. Resûlüilahdan bin beşyüz kırk (1540) hadisi şerif rivayet etmiştir.<br />
Vefatı, doksan dört (94) yaşında iken hicretin y+miş dördüncü sene­sinde Medîne-i Münevverede vuku bulmuştur. Bir rivayette medîne-i mü-neverede vefat eden sahabenin en sonuncusudur. Allah ondan razî olsun. Hadîsi şerifde beyan edilen hükmü rasul, gayet açıktır. Allâhü teâlaya bir şeyi ortak koşan kimse, müşrik ve kâfir olması hasabi ile cehennemde ebediyyen azab olunmaları ilâhî adaletin tecellısidir. Zira dünyada Ailâha şirk koşan ve isyanda bulunanların cezalarının verilip icra edileceği yer, dünya değil, âhirettir. Orada zâlimlerden intikamını alacaktır. Allâhü teâla elbette böyle müşriklere şımarıklıklarının cezası olan cehennem ateşi ile cezalarını verecektir.<br />
Bir kimsede, Allâhü teâlaya hiç bir şeyi ortak koşmayıp cenabı hakka hulûsu kalb ile inanıp ibâdetine devam ederken ölürse, işte bu itaatkâr kulun varacağı yerde, ebedî seâdet, huzur ve neşe yeri oian cennettir. Zira cenâbu hak böyle kullarına cennetini hazırladığını vâd edip söz vermiştir. Bu sebebden ihlaslı mümin kullarını cennetine katacaktır. Kâmil îmana sâhib olupda ihlas üzere ölen müminler, elbette çok mutlu kişilerdir. Çünkü ebedî seâdete nail olacaklardır. <a href="#_ftn148" name="_ftnref148">[148]</a><br />
&nbsp;</p>
<h3><a name="_Toc125720753"></a>Tercümesi :</h3>
<p>&nbsp;<br />
<strong>39 &#8211;</strong> (38) Ebû Hureyre (R.A) dan mervidir, demiştir : Biz, Resûlullah (S.A.V) in etrafında idik ve bizimle beraber bir Gurup Cemâat içinde Ebû Bekir ve Ömer (R.A) da vardı. Resûluilah (S.A.V} ara­mızdan kalkdı Ve yanımıza gelmesi gecikmişti. (Biz bu hâli görünce) bir düşmandan kötülük isabet etmesinden korktuk. Muzdarib olduk, kaldık. Muzdarib olanlardan ilki, ben idim. Resûlullah (S.A.V) in durumuna muttali olmak kasdı ile (meclisden) çıktım, tâ Ensardan (Medineli sahabeden) Beni Neccâra âid bahçeye gelinceye kadar tâkib ettim. Bahçenin etrafını dolaş-dım, acaba bahçenin bir kapısını bulabilirmiyim? diye Fakat (hiç bir) kapı bu lamadım.<br />
— Hemen gördüm ki, küçük bir nehir hâriçdeki kuyudan duvara orta­sından bohçeye giriyor.<br />
— Küçük bir nehir bir su kanalıdır.<br />
— Ebû Hureyre (R.A) dedi : girmeğe gayret ettim ve Resûlullah (S.A.V) efendimizin yanına dizleyerek sokulup girdim.<br />
— Bunun üzerine Resûlullah (S.A.V) : «Sen Ebû Hureyresin değilmi?» buyurdu.<br />
— Ebû Hureyre (R.A) : Evet (ben Ebû Hureyreyim) Yâ Resûlallah! de­dim.<br />
— Resûlullah (S.A.V) buyurdu : «Dileğin nedir?»<br />
— Dedim ki : Sen bizim aramızda idin, kalkdın ve uzun müddet yok olup yanımıza gelmedin. Bunun üzerine biz, (her hangi bir düşmandan) sa­na bir kötülüğün isabet etmesinden korkduk ve bu halden muzdarib olduk. Hemde üzülen kimselerin evveli ben idim. İşte bu sebebden sizi tâkib ettim, bu bahçeye geldim. Girmek için tilkinin diz üstü sürünerek girmeye çalıştı­ğı gibi çalışdım. Ve bu insanlarda arkamda idiler.<br />
— Bunun   üzerinö   Resûlullah (S.A.V) :<br />
«Ey Ebâ Hureyre!» dedi ve iki nâlinini bana verdi. Hemen Resûlullah (S.A.V) tekrar buyurdu :<br />
«Ey Ebâ Hureyre! şu iki nâlinfe git, şu duvarın arkasında kaibi itmi&#8217;nan-!a lâilâhe illallah &#8211; Allahdan başka ilah yoktur, diyerek şehâdet eden bîr kimse sana mülâki olursa, o kimseyi Cennetle tebşir et.»<br />
— Ebû Hureyre (R.A) dedi ; İlk defa mülâki olduğum     (karşılaştığım) kimse, Ömer (R.A) oldu.<br />
— Hemen Ömer (R.A) dedi ki : Ey Ebâ Hureyre! bu iki nâlin nedir?<br />
— Ben dedim : Bu iki nâlin Resûlullah (S.A.V) efendimizindir. Beni bun­larla, kalbinin itmînânı ile lâilâhe illallah &#8211; Allahdan başka ilâh yoktur, di­yen kimseye mulâkî olduğumda o kimseye Cenneti tebşir edeceğim.<br />
— Bunun üzerine Ömer (R.A) benim iki Göksümün üzerine vurdu ve derhal ben o vurulmanın şiddetinden oturağımın üstüne düştüm.<br />
— Hemen Ömer (R.A) : Dön yâ Ebâ Hureyre, dedi.<br />
— Bunun üzerine bende Resûlullaha (S.A.V) döndüm. Ağlayacak şekil­de iltica ettim ve Ömer (R.A) beni tâkib etti. Bakdım ki, hemen Ömer (R.A) izim üzere (arkamda) idi.<br />
— Resûlullah (S.A.V) buyurdu : «Ey Ebâ Hureyre! Seni ne dönderdi?»<br />
— Hemen ben dedim : Ömere tesadüf ettim, senin beni gönderdiğin şeyi ona haber verdim. Bunun üzerine benim iki Göksüm arasına şiddetli şekilde vurdu. Makâdımın üstüne düştüm. Ve bana dön dedi.<br />
— Hemen Resûlullah (S.A.V) buyurdu :<br />
«Ey Ömer! Seni işlediğin şeye (Ebî Hureyreyi tebliğden men etmeyi ve geri dönmesini emrettiğin şeye) sevk eden nedir?»<br />
— Ömer (R.A) dedi ; Anam, Babam sana feda olsun yâ Resûlellah! Ebâ Hureyre&#8217;yi iki nâünle lâilâhe illallah &#8211; Aiiahdan başka ilah yoktur ke-İime-i tevhidini kalbi ile mutmain olarak söyleyen kimseye mülâki olursa, Cennetle tebşir etmesi iîe gönderdinmi?<br />
— Resûluilah (S.A.V) buyurdu : «Evet».<br />
— Ömer (R.A) dedi :Bunu işleme!. Zira insanların bu söz üzerine îti-mad edip amel ve Cihaddan geri durmalarından korkarım. Binâen aieyh onları (insanları tebşiratsız olarak) bırakda çalışsınlar.<a href="#_ftn149" name="_ftnref149">[149]</a><br />
— Resûlullah (S.A.V) buyurdu : (Ey Ömer!) «Onları (insanları serbest) bırak» <a href="#_ftn150" name="_ftnref150">[150]</a><br />
&nbsp;</p>
<h3><a name="_Toc125720754"></a>Tercümesi :</h3>
<p><strong> </strong><br />
<strong>40 &#8211;</strong> (39) Muaz bin Cebel (R.A.) den mervidir, demiştir. Resûlullah (S.A.V) bana buyurdu ki:<br />
«Cennetin anahtarları, Lâiîâhe illallah &#8211; Allahdan başka ilâh yoktur. (diyerek) Şehâdet etmek (inanarak söylemek) tir.» Ahmed<a href="#_ftn151" name="_ftnref151">[151]</a><br />
&nbsp;</p>
<h3><a name="_Toc125720755"></a>Tercümesi :</h3>
<p>&nbsp;<br />
<strong>41 </strong>&#8211; (40) Osman (R.A) den mervidir, demiştir :<br />
Nebiyyi Muhterem (S.A.V) in ashabından bir kısım erkekler, -Resûlül-lahın vefatı üzerine mahzun oldular, hatta bâzıları (bu dînin sona ermesi) vesvesesine kapıldılar. Osman (R.A) dedi :<br />
— Bende onlardan (dinin sona ermesi ve nurunun sönmesi vesvesesi­ne kapılanlardan) idim. Bir zaman ben otururken Ömer (R.A) yanıma uğradı ve selâm verdi. Fakat ben-Musîbetin şiddetinden-Onun selâmının farkında olmamışım. Bunun üzerine Ömer (R.A) beni Ebû Bekire (R.A) şikâyet etti. Sonra her ikisi benim yanıma geldiler ve beraber selâm verdiler (bende se­lâmlarını aldım).<br />
— Hemen Ebû Bekir dedi : Kardeşin Ömerin selâmını red ettirmeyen saik nedir?<br />
—Bunun üzerine ben dedim ki : Ben onu işlemedim (yâni terk ettiğimi bilmiyorum).<br />
— Ömer (R.A) dedi : Evet, Vallahi işledi (yani, selâmımı almadı).<br />
— Osman (R.A), Dedimki : Vallahi senin bana uğrayıp selam verdiğini hatırlamıyorum, dedi.<br />
— Ebû Bekir (R.A Ömere) dedi: Osman tasdik olundu. (Ey Osman) seni o işi (selamı) anlamakdan büyük bir şey (vefatı nebî) meşgul etmiştir.<br />
— Bunun üzerine ben (Osman) : Evet (hakikat böylecedir), dedim.<br />
— Ebû Bekir (R.A), O büyük iş nedir? dedi.<br />
— Ben (Osman) : Allâhü teâla* bizim şu işden (Cehennemden) kurtulu­şumuzu sormazdan evvel nebisinin ruhunu kabzetti. dedim.<br />
— Ebû Bekir (R.A.) dedi.: ondan (Cehennemden kurtuluşdan) Ona (Re-sûiullâha) sordum.<br />
sen ona (Cehnnemden kurtuluşa) daha lâyıksın (bu kurtuluş nedir?).<br />
— Ebû Bekir (R.A) dedi : Dedim ki : Yâ Resûlellah! Bu işin kurtuluşu (Cehennemden kurtuluşu) nedir?<a href="#_ftn152" name="_ftnref152">[152]</a><br />
«Ammime (yâni, Ebû talibe) aı-zettiğim de onun reddettiği kelimeyi, (kelime-i şehadet veya tevhîd-i) benden kabul eden kimsedir, işte o (kelime) o kimse için (Cehennemden) kurtuluştur.» <a href="#_ftn153" name="_ftnref153">[153]</a><br />
&nbsp;</p>
<h3><a name="_Toc125720756"></a>İzahat</h3>
<p>&nbsp;<br />
Vefatı nebiden mütevillid, ashabın arasında meydana gelen şaşkınhk-dan bir hali okumuş oluyoruz. Resûlüllahın<br />
âhirete irtihâli ile dîninin söne­ceği veya dinin hükümlerinin terk edileceği vehmine kapılanlar arasında Hz. Osmanda bulunuyor.<br />
Evet insan oğlu beşer şaşar, hele bilhassa çok acı musibet ve belalar, acılar karşısında yerli şaşkınlığa uğrar. Ne yaptığını ne yapacağını, ne söy­lediğini ve ne söyleyeceğini bilmez, şaşırır. Ölçü terazi olmadan rast gele bir şeyler yapar ve söyler. Doğru eğri veya zararlı karlı yönlerini inceleyemez, araştıramaz.<br />
Hz. Osman (R.A) da, dînin sahip ve vâznnın Allâhü teâla olduğunu ve bu dînin hükümlerinin kıyamete kadar devam edeceğini bilir. Fakat Resulü&#8217;-lanın vefat musibeti onu perişan etmişti. Onun içinde Dînin nurunun sönece­ğini vehmetme hâli zuhur etmiştir. Dinin vâzı-ı Allâhü teâla dâim ve baki­dir ve dîninde kıyamete kadar baki kalacağını yüce Alla (c.c.) kitabı ilâhi­sinde çeşidli âyetleriyle beyan etmiştir.<br />
Cümleden bir tanesi mealen şöyledir :<br />
&lt;&#8216;On!ar (müşrikler), Allanın nurunu (şeriatını) ağızlariyle (sözleriyle) söndürmek isteyorlar. Fakat kâfirler hoşlanmasalarda, Allah (c.c) muhak­kak nurunu tamamlamak istiyor.» Tevbe. sûresi, 32<br />
Bu mevzuun daha geniş izahı, «İslama sokulan Bid&#8217;ad ve Hurafeler» adlı eserimizin birinci ve ikinci ciltlerinde zikredilmiştir. Ayrıoa hemen ilerde 42. Hadisi şerifin izahındada kısa bir açıklama yapılmıştır.<br />
Yukardak okuduğumuz Hz. Osman (R.A) in hâli gibi musibet ve be­lâların cok çeşidleri vardır. İmtihan ve îkaz için vakî olan belalara uğrayan­ların kusurlarına, yanlışlıklarına ve hatta ihmallerine karşı kızmayıp adam­ların hallerinden anlayıp mazur görmek en isabetli yoldur.<br />
Öyle ya bu ümmetin üçüncü derecede fazilet mertebesine yükselmiş ve en kamil îmana sahip olan bir zat, büyük musibetin karşısında şaşkın-&#8216;ığa uğrarsa, ondan derece ve mertebe itibarı ile her yönden aşağı olan kim­selerde bu hal, elbette daha şiddetli ve daha acaib şaşkınlıklar olabilir. Ce-nâbu hak bütün ümmeti muhammedi, belâ, musîbet, ibtila ve imtihanlar kar-<br />
şısında, metanetli, sabır ve tahammül sahibi kişilerden olmaların! nasıb et­sin ve tahammül nisbeti güç olan veya hiç tahammül edemiyeaeğimiz felâ­ket, musibet ve belâları göstermesin, yükletmesin. Amin.<br />
Şu â/Ptı kerimenin hükmünü her zaman dileriz :<br />
«Allah bir kimseye ancak gücü yettiği kadar teklif eder yükler. Her ke­sin kazandığı hayrın sevabı, kendinedir. Ve yaptığı kötülüğün zararıda yine onadır. Ey Rabbimiz! Eğer unuttuk yahut kasdimiz olmadan haîa etmiş isek, bizi (bundan dolayı) hesaba çekme. Ey Rabbimiz! Bizden öncekilere yükîe-diğln musibetler gibi, bize ağır yük yükleme. Ey Rabbimiz! Gücümüzün yet­mediği şeyi bize yükleme,»     Bakara sûresi, 286<a href="#_ftn154" name="_ftnref154">[154]</a><br />
&nbsp;</p>
<h3><a name="_Toc125720757"></a>Tercümesi :</h3>
<p>&nbsp;<br />
<strong>42 &#8211;</strong> (41) Mikdad (R.A) den mervidir, ResûlulJah (SAV) den işitmîştir. Resûlullah) buyuruyordu :<br />
«Yer yüzünde Şehir ve köy evlerinden hiç bir ev kalmaz, mutlaka her eve (evde bulunan her insana) Allâhü teâla islâm kelimesini, azizin izzeti ve zelilinde zilleti ile sokar. Yâ onları Allah (C.C) aziz kılıp islam cemaatından kılar.   Veya onları zelil kılar, islam ehiine boyun eğerler.»<a href="#_ftn155" name="_ftnref155">[155]</a><br />
— Mikdad   (R.A) dedim ki:<br />
«Öve ise din, olduğu gibi Allah iç;in gâlib olur.»   <a href="#_ftn156" name="_ftnref156">[156]</a></p>
<h3></h3>
<h3><a name="_Toc125720758"></a>İzahat</h3>
<p>&nbsp;<br />
Râvî Kimdir?<br />
Hz. Mikdad Bin Amr elkindî (R.A), ilk müslümanlardandır. Müslümanla­rın beş veya yedincisidir. İslamlıklarını açıklayan ilk yedi kişiden birisidir. Habeşistana hicret etti, sonra tekrar mekke-i mükerremeye avdet etti.<br />
Hz. Mikdat (R.A) Uhud muharebesinde ve ondan sonraki muharebelerin hepsinde hazır bulunmuştur. Medina-i Münevvereye üç mil mesafede «Cerf» isimli yerde vefat etmiştir. Vefatından sonra Cennetül baki-a getirilmesi için Zübeyr bin Avvamâ vasiyet ettiğinden müslümanlar cenazesini omuzlarına<br />
alıp Cennetül Bakî-a getirip defnettiler. Doksan yaşında olan bu zatın vefatı, hicretin yetmiş üçüncü senesine raslayordu. Allah ondan râzi olsun.<br />
Yukardaki hadisi şerifin hükmü, en mükemmel şekli ile Hz. İsâ Aley-hisselâmın yer yüzüne tekrar indiği zaman görülse gerektir. Zira o zaman, islamı kabul etmeyenler öldürülecektir. Onun için her eve mutlaka islam girecektir.<br />
Hadisi şerifde beyan edilen hükmü Resule çok dikkat etmek lâzımdır. Zira pek çok kişiler, islamın yıkılacağını, zan ederler, arttk müslümanhk yok olur diyerek umutsuzluklara kapılan çeşidli zanlar ve şüphe ile karşılayan­ları görüyor ve duyuyoruz.<br />
Nitekim bir evvel okuduğumuz hâdise ve vakıada Resûlüllahın vefatın­dan müteessir olup perişanlaşan sahabe arasında şaşkınlığa uğrayan Hz. Osman (R.A) de «bende dinin sona ermesi vesvesesine kapılanlardanım» demişti.<br />
Resûlüllahın vefatından sonra aynı hal Mekkeli müslümanlar arasında-da görülmüştü. Mekke-i mükerremede irtidat edenlerin karşısına Süheyl Bin Amr (R.A) isimli bir sahabe hutbe irad ederek şöyle demişti .<br />
«Ey Kureyş halkı! Siz en son müslüman olupda en evvel mürtedlerden o&#8217;mayın. Vallahi! azim bu din, güneş ile ayın doğup batması halîeri devam ettikçe dinde devam edecektir.»<br />
Kur&#8217;anı Kerime ve Resulü Ekrem efendimizin sünnetlerine inanan mü­minler, bu zatlara bakıp dikkat etmelidirler. Umutsuzluğa kapılma tehlike­si ile karşılaşınca, hemen ilâhî ayetleri ve peygamberimizin mübarek cüm­lelerini okuyup rahata kavuşmak gerekir.<br />
Dinin dâim ve bakîiliği ve hatta her şeyin üstünde ve galip olduğunu ve olacağını beyan eden bir kaç hüküm daha nakledelim.<br />
Bir âyeti kerime meali şöyledir :<br />
«Hiç şüphe yokki, Kur&#8217;anı biz indirdik biz ve muhakkakki onu, tağyir ve tepdilden biz koruyup muhafaza edeceğiz.» Hicir sûresi, 9<br />
Diğer âyeti kerime meali :<br />
«O (Allah), Peygamberini hidayetle ve hak din ile bütün dinlerin üzeri­ne geçirmek için gönderendir. Velevki müşrikler, hoş görmesin.»Tevbe sûresi, 33<br />
Diğer âyeti kerime meali :<br />
«Allah (c.c.) şöyle hüküm vermiştir : İzzi celalim hakkı için, muhakkak,] hem ben (azimüşan) galip geleceğim, hem Peygamberlerim. Şüphesiz Allah çok kuvvetlidir her şeye galipdir.» Mücâdile sûresi, 21<br />
Diğer âyeti kerîme meali :<br />
«Allanın yarattığı bu dini değiştirmeye kimsenin gücü yetmez. İşte dos doğru din budur. Fakat insanların çoğu (hak dininin islam olduğunu) bilmez­ler.» Rum sûresi, 30<br />
Peygamberimiz bir hadisi şerifde şöyle buyurmuştur :<br />
«Nefsi Muhammediyem yed,i kudretinden olan Allaha yemin ederimki, elbet sizin içinize Meryemin oğlu îsa (AS) m inmesi yakın zamanda olacak­tır. Adaletle hüküm verecek, putları kıracak, hınzırı öldürecek, {islam düş­manlarından) cizyeyi kaldıracak ve mal çoğalacaktır, o haldeki (zekat ve sa­dakayı) Hiç bir ferd kabul etmeyecek (veya kabul edecek ehil fakir kalma, yacak).» <a href="#_ftn157" name="_ftnref157">[157]</a>Emâlîde şu ibare manzumdur :<br />
«Muhammed Aleyh isselamın şeriatı, tebdil ve tağyir edilmeden her zaman kıyamete kadar baki ve daimdir.»<br />
Evet dünyanın son gününe kadar din bakîdir. Yok olmamış ve yok olma­yacaktır. Daha geniş izahat «İslama sokulan bid&#8217;at ve hurafeler» adlı ese­rimizin ikinci cildinin 54-70 sahffelerinde mezkûrdur. <a href="#_ftn158" name="_ftnref158">[158]</a><br />
&nbsp;</p>
<h3><a name="_Toc125720759"></a>Tercümesi :</h3>
<p>&nbsp;<br />
<strong>43 &#8211;</strong> (42) Vehb ibni Münebbih (R.A) den rivayet olunmuştur, ona de­nildi ki;<br />
— Lâilahe illallah &#8211; AHahdan başka ilâh yoktur, Cennetin anahtarı de-ğilmidir?<br />
— Dedi ki : Evet, fakat (Cennetin) anahtarı yalnız (kelime-i tevhid) de­ğildir. Onun (anahtarın) dişleri vardır.<br />
— Binaen aleyh eğer anahtarın dişlerinide getirir (işler) sen, sana Cen­net (in kapısı) açılır. Şayet anahtarın dişleri (olan, namaz, zekat, oruç ve. hacc gibi ibâdetleri) işlemezsen sana (Cennetin kapası) açılmaz.» Buharı<a href="#_ftn159" name="_ftnref159">[159]</a><br />
&nbsp;</p>
<h3><a name="_Toc125720760"></a>İzahat</h3>
<p>&nbsp;<br />
Râvî Hz. Vehb kimdir?<br />
Hz. Vehb bin Münebbih (R.A), Ebû Abdillah San&#8217;ânî künyesi ile künye-lenen fâris oğullarından bir zattır. Câbir bin Abdillah (R.A) ile Abdullah bin Abbasdan hadisi şerif işitmiştir. Bu sebeble tâbiîinden olduğu zikredilmiş­tir.<br />
Vefatı, hicretin yüz ondördüncü (114). senesinde vuku bulmuştur. Allah ondan râzî olsun.<br />
Yukardaki haberde açıklanan hükümler, müminin kuru bir îrnan ile yaşa-yamıyacağı ve âhiret seâdetinin de temininin mutlaka iyi bir amel ile veya amellerle olabileceği beyan edilmiştir.<br />
îman eden bir mümin, imanını muhafaza edib koruyarak o îmanla be­raber nhlrete gidebilmesi için, abdest, gusül, namaz, zekat, oruç, hac ve hayrı hasanattan olan iyi amelleri işleyib kötü amellerden kaçınması lazım dır. Böyle iyi ameller, îmanı kuvvetlendirir ve ahiret seâdetinin teminine se-beb olur.<br />
Şayet iyi amelleri terk edib, yalan, iftira, zulüm, içki, kumar, zina, livata, gıybet, nemmam, hasutiük ve fesatlık gibi kötü amellerle meşgul olmak ise, İmanı kirletir. Sahibini tehlikeye götürür.<br />
Evet her anahtarın dişleri vardır, dişler olmadan kapı açılmaz. îmanın anahtarı, Lâilâhe illallah &#8211; Muhammedürrasûlüllah, dır. Bu îman anahtarı kelimei tevhîdinde dişleri, taharet, namaz, zekat, oruç, hac ve hayırlı amel­lerdir. Cennetin kapısını açacak olan îmanın anahtarı, Lâilâhe illallah &#8211; Mu­hammedürrasûlüllah-! sokup açabilmek için, anahtarın dişleri mesâbesin-deki iyi-amellerin bulunması lâzımdır.<br />
Huiasai kelam îmanın nuru ve ışığı olan kelimei tevhidi söyleyib kalb ile tasdik etmekle iş bitmez. O îmanı bir muhafaza altına almak gerekir. İyi amel de bulunmadan sâde kelime-i tevhidi söyleyen kimsenin îmanı, açıkda ya­nan çc-çevesiz bir lamba ve çıra gibidir. Hafif bir rüzgar veya hareketten hemen söner. Fakat o lamba ve çıra, bir çerçeve ve cam içerisine alınırsa, kolay kolay sönmez. Işıkdan istifade devam eder.<br />
Mümin de iyi amelleri işlemekle îmanını muhafazaya alarak her türlü tehlikeden korur, îmanla ahirete gitmeyi sağlamaya çalışırsa, cennetin anahtarını dişleri ile eline alıp atıirete giden ve oradada cennetin kapısını eliyle açabilecek bir kimsedir.<br />
İşte iyi amelleri işleyen kimseler, cennetin anahtarını eline afıp cenne­tin kapısını açarak ebedî seadete giren, girecek olan kimselerdir.-Şayet iyi amelleri işlemeyip kötü amelleri işler ve o haldede ölürlerse, o kimseler ellerinde anahtarın dişlerini bulundurmadıklarından, cennetin kapısını aça­mazlar, cennetin kapısı açılmaz. <a href="#_ftn160" name="_ftnref160">[160]</a><br />
&nbsp;</p>
<h3><a name="_Toc125720761"></a>Tercümesi :</h3>
<p>&nbsp;<br />
<strong>44 &#8211;</strong> (43) Ebû Hureyre (R.A) den mervidir, demiştir :<br />
Resûlullah   (S.A.V) buyurdu :<br />
«Sizin biriniz islâmını güzel ettiği takdirde, işlediği her iyilik için işlediği nin on mislinden yedi yüz (700) e kadar katlanarak yazılır.<a href="#_ftn161" name="_ftnref161">[161]</a><br />
— İstediği bir kötülüğün ise, işlenen kötülüğü ile Ailâha kavuşunca­ya kadar yazılır.» <a href="#_ftn162" name="_ftnref162">[162]</a><br />
&nbsp;</p>
<h3><a name="_Toc125720762"></a>Îzahat</h3>
<p>&nbsp;<br />
Kulların dâima hayır ve iyilikde yarış yapmasını seven halikı zülcelâl, yapılan bir iyiliğe karşı niyyetlerin hulus derecesine göre ecrü mükâfat ver­mektedir.<br />
Hak teâla, bir hayır ve amele karşı enaz on misli mükâfat veriyor. İhlas ve iyi niyyet, rızayı bâriye daha fazla uygun olan iyiliklere, on mislinden yedi&#8221; yüz (700) misline hatta daha fazla ecrü mükâfat vermektedir. Kötü amel­leri ise, ancak misli ile cezalandırmaktadır.<br />
Hadîsi şerif de şu mealdeki âyeti gerîmeye işaret vardır :<br />
«Kim, bir hayırlı iş ve güzel amelle gef.irse, ona on misli sevab vardır, Kimde bir günah ile gelirse (şer işlerse) oda ancak misfi ile (işlediği günah kadarla) cezalanır. Onlar (gerek iyilik gerekse kötülük yapanlar), haksızlığa uğratılmazlar.»   En&#8217;am sûresi, 160<br />
Diğer âyeti kerîme meali :<br />
«Mallarını Altah yolunda infak edenlerin hâli, her başağa yüz dâneli yedi başak bitiren bir tohumun hâli gibidir. Allah dilediği kimseye daha kat kat verir. Allanın ihsanı, çok geniştir ve her şeyi hakkı ile bilendir.»<br />
Bakara sûresi, 261<br />
Bu son âyeti kerîmede temsîli olan hüküm gereğince, tarlaya atılan bir dâne tohumdan yedi başak biteceğini ve her başak yüzer adet taneye sahib olarak ydiyüz adet olacağı ve Allah dilerse, yedi başaktan ve yüzer adet taneden fazla da yaratabileceğini beyan etmiştir.<br />
Evet her hangi bir iyilik ve hayırda bulunan kişi, o yapmış olduğu İyi­liğin en az on misli mükâfatını elde edecektir. Hayır ve iyilikler, rızâyı bâri­ye uygunluğu ve niyyetin hulus derecesine göre, on mislinden yedyüz hatta yedibin misli ve hatta yetmiş bin misli ve daha da fazla ecri mükâfata nail olacağı âyeti kerîme ve hadîsi şerifde beyan edilmiştir. Yeterki hayır ve iyi ameller, cenâbu hakkın rızasına uygun olsun.<br />
Ziraatçı bir kişi, tarlayı zamanında nadas eder ve gerektiği takdirde iki­ler, üçler ve ekme zamanında tarlanın tavına rastlatır, gübresi ve ilâcı ile beraber tohumu ekerse, tarlanın hakkını verir, emeğini son gayreti ile sarf-<br />
eder ve sulama ihtiyacı gibi hallerine dikkatle riayet ederse, o tarladan mahsul çok randımanlı olur. Cenabu hak, çalışanın emeğini korutur, kulun yüzünü güldürür, o emeğini zâyî etmez. Vadi Nahiyesi gereğince bir tane döneden yedi ulun ve her ulun ve kök-başakdan yüzer adet dâne vererek bire, yediyüz verir. Hatta bir döneden on, yirmi başak verib her başak da ellişer, yüzer adet tane mahsul verdiğide olur.<br />
Farz edelimki, bir taneden yirmi kök-başak olup her başakda da yüzer adet tane olsa, bire yediyüz değil, bire ikibin verilmiş olur. İlâhî hazînesinde çoktur. Dilerse bu kadar ve daha da fazla verir. Yeterki ondan gelen nimet­ler unutulmasın. Şükranla karşılansın.<br />
İşte bir adamda hayru hasanata koşar, yardım eder ve iyi amellerde bulunursa, bu ziraatçıya verilen maddi kâr ve kazanç gibi, bire on, bire ye­dibin, bire yetmişbin ve daha da fazla manevî kâr ve sevab vereceğini ce­nabu hak vâd etmiştir.<br />
İşlenen şer ve kötülüğe karşı da .katlama ve fazlalaştırırla olmadan günahın aynını yazıyor, yazdırıyor. O işlenen günah kadar cezalandıracağı­nı, fazlalık olmayacağını beyan buyurmuştur. Hatta günah işlenince hemen yazdırmayor. Tevbe ve nedamet ederde hayra yazdırmayı sağlar diyerek bir müddet mehil ve tehir ettirib ondan sonra yazdırdığını Resulü ekrem efendimiz muhtelif hadisi şeriflerinde beyan buyurmuşlardır. Yukarda birin­ci hadîsi şerifin İzah kısmında nalkettiğimizi hatırlatırız.<br />
Cenâbu hakkın yüce ahlak ve merhametini, yeterki kullan bilib idrak etsinler. Yapdıkiarı hayır ve hasanatla şer amellerinin hiç bir zaman boşa gitmeyeceğini, iyilik olursa kat kat ecre nail olunacağını, şer olan amelle­rin ise, tevbe edilib nedamet edilmediği takdirde ya azabı ilahi veya afvi ilâhiye uğranacağını bilmek gerekir. Cenabu hak, bu hakîkatları düşünen­lerden eylesin. Amin. <a href="#_ftn163" name="_ftnref163">[163]</a><br />
&nbsp;</p>
<h3><a name="_Toc125720763"></a>Tercümesi :</h3>
<p>&nbsp;<br />
<strong>45 &#8211;</strong> (443 Ebû Umâme (R.A) den mervîdir, demiştir ki :<br />
— «Bir adam Resûlullah (S.A.V) e îman nedir? diye sordu.<br />
— Resûfullah (S.A.V) de buyurdu :<br />
«İyiliğin sent sevindirip, kötülüğünde yerindirdiği vakit, işte bu takdir­de sen müminsin.»<br />
— O ada/n dedi : Yâ Resûleliah! günah nedir?<br />
— Resûlullah (S.A.V) buyurdu :<br />
«Nefsjne (gönlüne) bîr kötülüğü yapmak isteği geldiğinde onu hemen terk (ve def), et. (İşte o günahdır.)» <a href="#_ftn164" name="_ftnref164">[164]</a><br />
&nbsp;</p>
<h3><a name="_Toc125720764"></a>İzahat</h3>
<p>&nbsp;<br />
— Râvî Hz. Ebî Ümâme (R.A) hakkında gerekli malumat,     biraz yukar­da   zikredilmiştir.<br />
Yabancı bir müminin peygamberimize gelib îmandan sual etmesine karşı, Resulü Ekrem efendimiz yukarda ikinci hadîsi şerifde görüldüğü üzere cebrâil aleyhisselâmın, «îman nedir» diye sualına karşı verdiği cevabın başkası ile cevab veriyor. Acaba niçin böyle cevab vermiştir?<br />
Gelen kişinin îmanın esasından değil, îmanın alâmetinden sorduğunu anlayan Resulü Ekrem efendimiz, o adamcağızın soruş gayesine ve kendi emel ve amaline göre cevab vermiştir ve demiştirki;<br />
«Senin kalbindeki îmanıyın varlığına delâlet eden îmanıyın alameti, iyi bir iş yapdiğında veya iyi amele gayret sarfedip neticeye erişdiğinde bu başarı ve muvaffakiyyetinden dolayı sevinirsen ve işlemiş olduğun bir kötülükden utanır, üzülür, peşiman olur, Allanın azabına müstehak olman­dan nefsinde bir acı ve izdırab duyarsan, işte bu takdirde sen kâmil bir mü­minsin.»<br />
Günahın tarifi de gayet açıktır ki, «insanın, kalbinde tereddüt hâsıl edip gönlünde rahat bırakmayan .her hangi bir şey, günah oluyor. Öyle olunca şüp heli Pazar mîdeyi bozar, kabilinden olan her şüpheli şeyi terk edip, insanın gönlüne temiz, iyi ve doğru olduğunda itminan hâsıl eden şeyleri işlemek en doğru yoldur.»<br />
Hadîsi şerifde beyan edilen İmanın tarifine dikkat etmeliyiz. Zira bâzı isnâd ve iftiraya alışkın insanlar, bir zatın söz ve yazısında değişik ifâde ve îzahı görünce hemen saldırırlar. «Vay efendim îmanı yanlış tarif ediyor» gibi cümleleri yazanlar ve söyleyenler görülüyor. Hemen saldırmak doğru olamaz. Derinliğine tahkik ve tetkik etmek gerekir. Öyle saldırganlar, Pey-ğemberimizde de kusur aramaya kalkabilirler. Hakîki mümrnler ise, böyle sapıklara asla iltifat etmezler.<br />
Evet bir kişi, yapacağı bir iş hakkında gönlünde huzur ve iyi bir kanaat bulamazsa, o mes&#8217;eleyi hemen terk etmelidir. Velevki o yapılacak veya ya­pılmış iş hakkında bir fetvacıdan fetvada alınmış ise, o kişinin gönlü rahat etmiyor, bir ızdtrab duyuyorsa, yine terk etmelidir. Zira müfti, ifâdeye göre fetva verir. Belki ifade yanlışlığı ile sorulmuştur. Her ne ise, gönül rahatlığı vermeyen işi işlemek, günah olabilir. <a href="#_ftn165" name="_ftnref165">[165]</a><br />
&nbsp;</p>
<h3><a name="_Toc125720765"></a>Tercümesi :</h3>
<p>&nbsp;<br />
<strong>46 &#8211;</strong> (45) Amr İbnıi Anbese (R.A) den mervidir, demiştir : Resûlullah (S.A.V) e geldim ve dedim : Yâ Resûlellah! bu iş (din) üzere seninle beraber ofan kimdir? Resûlullah (S.A.V) buyurdu : «(Her) hür ve köledir.»<br />
— Dedim ki : İslam nedir?<br />
— ResûIuJlah (S.A.V) buyurdu :<br />
«(İslam, insanlara) tatlı söylemek ve taam yedirmektir.»<br />
— Dedim : îman nedir?<br />
— Resûlullah (S.A.V) buyurdu : «Sabretmek ve sahavette bulunmaktır.»<br />
— Amr ibni Anbese : Müsiümantn hangisi af daldır? dedim,<br />
— Resûlullah (S.A.V) buyurdu ki :<br />
«Dilinden ve elinden müslüman salim olan (zarar görmeyen) kimse­dir.»<br />
—Amr ibni Anbese dedi : îmanın hangisi efdaldır? dedim. —Resûlullah (S.A.V) buyurdu : «Güzel ahlakdır.»<br />
— Amr ibni Anbese dedi : Namazın hangisi efdaldrr? dedim.<br />
— Resûlullah (S.A.V) buyurdu :<br />
«Kunutu (kıyam, kıraat veya huşûu) uzun olan (namaz) dır.»<br />
— Amr ibni Anbese dedi : Hicretin hangisi efdaldır? dedim.<br />
—   Resûlullah (S.A.V) buyurdu :<br />
«Rabbiyıin kerih (ve kötü) gördüğü şeyden kaçınmandır.»<br />
— Amr ibni Anbese dedi : Cihâdın hangisi efdaidır? dedim.<br />
— Resûlullah (S.A.V) buyurdu :<br />
«Atı öldürülen ve kanı akıtılan kimse (nin Cihâdı efdal) dır.»<br />
— Amr ibni Anbese dedi : Saatlerin hangisi efdaidır, dedim.<a href="#_ftn166" name="_ftnref166">[166]</a><br />
— Resûiullah (S.A.V) buyurdu : «Gecenin son yarısıdır.» <a href="#_ftn167" name="_ftnref167">[167]</a></p>
<h3><a name="_Toc125720766"></a></h3>
<h3>İzahat</h3>
<p>&nbsp;<br />
Râvî kimdir? ,<br />
Hz. Amr bin Anbese (R.A), ilk müslümanlardandır. Hatta müslümon lann dördüncüsü olduğuda söylenir. Sonra medine-i münevvereye hicret etmiş ve orada bir müddet ikâmet etmiştir. Şamada nakli mekan etmiş ve şamh sahâbîlerden sayılmıştır. Pek çok cemaat, kendisinden hadîsi şerif rivayet etmiştir.<br />
Bir üst hadîsi şerifin altında kısa bir cümle ile arzettiğimiz gibi, bu hadîsi rasulde de müslüman kişilerin îman ve amellerinin makbûliyetini be­lirten ölçü ve mihenktaşlan mesabesinde olan iyi amel ve faziletler, tekor teker sayılmıştır. <a href="#_ftn168" name="_ftnref168">[168]</a><br />
&nbsp;</p>
<h3><a name="_Toc125720767"></a>Tercümesi :</h3>
<p><strong> </strong><br />
<strong>47 &#8211;</strong> (46) Muaz ibni Cebel (R.A) den mervidir, demiştir :<br />
Resûlullah (S.A.V) den işittim, buyurduki :<br />
«Bir kimse, Allâhü teâlaya bjir şeyi şerik koşmadan ona kavuşur, beş (vakit) namazı kılar ve Ramazan orucunu tutarsa, o kimse mağfiret olu­nur.»<br />
— Dedim : İnsanlara müjdeleyimmi? Yâ Resûlellah!<a href="#_ftn169" name="_ftnref169">[169]</a><br />
— Resûlullah (S.A.V) buyurdu :<br />
«İnsanlara (müminlere) müjdelemeyi bırak, işlesinler.». <a href="#_ftn170" name="_ftnref170">[170]</a><br />
&nbsp;</p>
<h3><a name="_Toc125720768"></a>İzahat</h3>
<p>&nbsp;<br />
Rasûiü Ekrem sallailahü aleyhi vesellem efendimizin;<br />
«İnsanlara (müminlere) müjdelemeyi terk et, işlesinler» Cümlesine dik­kat etmek gerekir. Zira her hâlukarinde ümmetine şefkat kanadını ge­ren ve bütün emel ve gayreti ümmetlerinin tehlikeye dûcar olmamalarıdır.<br />
Evet bu cümlesinde de aynı gayeler mevcuttur. Pek cok cahil ve avam­dan olan kişiler, beş vakit namazı kılıp ramazan orucunu tutup başka farzları ihmal ederler ve gafletten gaflete dalarak kendilerini tembellik ve atâlete sürükleyerek tehlike çukurlarına atabilirler, düşüncesiyle yukarıdaki cüm­lelerini buyurmuşlardır.<br />
Ashabı kiramdan ihtisas sahibleri gibi havasdan olan âlim, kâmil, âbid,, zâhid ve mütteki kimseler, cennet umudu ve cehennemden korkma halide olmasa böyle kişiler, yine Allaha isyan etmezler. Zira onların goye-si, gece ve gündüz rızayı bâriyi tahsil etmektir.<br />
Nitekim bir hadisi nebevîde şöyle buyurulmuştur :<br />
«Allah (C.C.) suhaybe Rahmetini ihsan etsin, Allahdan korkmasadu, (Suheyb), ona isyan etmez.»<br />
Suhayb (R.A), Peygamberimizin değerli, âbid ve zahid sâhabelerinden-dir. Onun için bu zat Allahüteâla tarafından kendisine teminat verilerek azab olunmayacağını bildirse dahi, bu zat yine Allaha isyan etmez. Belki ibâdet ve taat ile meşkul olmanın müjdesini duyunca ibâdete daha fazla devam eder.<br />
İşte havasda olan zadlar, bu sahabe gibi ibâdet ve taat zevkine dalar­lar. Yapmış oldukları bir kaç iyi amel ile iktifa edip durmazlar. Hatta öyle zadlar yatamazlar, boş oturamazlar. Mutlaka faydalı ve hayırlı bir amelle meşku! olac^^dır.<br />
Bir âyeli kerimede meâlen şöyle buyurulmuştur :<br />
«(Onlar, o kimselerdirki, geceleyin namaz kılmak için) yataklarından kalkarlar (adeta) yatakları, onları sokar), Rablerine azabından korkarak ve rahmetinden umarak dua ederler»   Secde sûresi, 16<a href="#_ftn171" name="_ftnref171">[171]</a><br />
&nbsp;</p>
<h3><a name="_Toc125720769"></a>Tercümesi :</h3>
<p>&nbsp;<br />
<strong>48 &#8211;</strong> (47) Muaz ibni Cebel (R.A) den mervidir, Muaz, nebiyyi Ekreme (S.R.V) îmanın efdalı nedir? diye sordu.<br />
— Resûlullah (S.A.V) buyurdu :<br />
«Allah için sevmen, Allah için buğzetmen ve Allanın meşgul olmasıdır.»<br />
— Muaz (R.A) dedi : Bu nedir? Yâ Resûlellah!<br />
—   Resûlullah (S.A.V) buyurdu :<br />
«Nefsine hoş gördüğün şeyi, insanlarada hoş görmen ve nefsine kerih Gördüğün şeyi, insanlara kerih görmendir.» <a href="#_ftn172" name="_ftnref172">[172]</a><br />
&nbsp;</p>
<h3><a name="_Toc125720770"></a>(I) Büyük Günahlar Ve Nifak Alâmetleri Babı Birinci Fasıl</h3>
<h3><a name="_Toc125720771"></a>Tercümesi :</h3>
<p>&nbsp;<br />
<strong>49 &#8211;</strong> (1) Abdullah ibni mes&#8217;ûd (R.A) den menfidir ^emiştir : Bir adam dedi : Yâ Resûlellah! Allâhin indinde hangi günah daha bü­yüktür?<br />
— Resûlullah (S.A.V buyurdu :<br />
«Ailâhü teâlaya misil ve nazır (mahîûkata benzerlik) isnad etmendir, halbuki o (Allah) seni yaratandır.»<br />
— O adam dedi : Bundan sonra hangi günah daha büyüktür? «Çocuğuyun seninle beraber taam yemesinden (fakirlik ve rızkından)<br />
korkarak onu öldürmendir.»<br />
— Adam dedi : JB^ndan sonra hangi günah daha büyüktür?<br />
— Resûlullah (S.A.v&#8221;.) buyurdu : «Komşuyun karısına zina etmendir».<br />
—, Bunun üzerine Ailâhü teâla Resulünün bu sözünü tasdik ederek şu mealdeki âyeti kerimeyi inzal buyurdu :<br />
«Onlar ki, Allanın yanına bir ilah daha (katıp) tapmazlar. Allanın ha­ram kıldığı cana haksız yere kıymazlar ve zina etmezler. Kim, bunlar (dan birini* yaparsa cezaya çarpar.» (Furkan sûresi, 68) <a href="#_ftn173" name="_ftnref173">[173]</a><br />
&nbsp;</p>
<h3><a name="_Toc125720772"></a>İzahat</h3>
<p>&nbsp;<br />
Büyük günah : Aslında İşlenen hatanın büyük kötülük olan ve o büyük kötülüğü işleyenin cezaya müstehak olması halindeki işlenen kötülüklerdir. Kendisine nisbetle daha aşağı isyanada, «büyük günah» denilmiştir.<br />
Veya işlenen her hangi bir günah hakkında had ve ceza tayin edüen gü-nahdır. Yani zinanın haddi, bekar olana yüz değnek, şarab içene ve iftira edene seksen değnek vurulur. İşte bu gibi suçlar büyük günahdır.. Hulâsa haram ve yasak olan şeyleri işlemek ve yapılması farz olanları terk etmek, büyük günahdır.<br />
Günahlar şahısların hal ve ahvâline görede değişebilir. Ve işlenen gü­nahlar, âlim ve fazıllar ile cahillere karşıda değişebilir.<br />
Meselâ : Hâsenatül ebrar, seyyiâtül mukarrabin, denilmiştir. Y~n; iyi ve salih kişilerin iyilikleri, mukarrabin = daha iyi ve üstün olanlcrm (Pey­gamber ve emsallerinin) günahları menzilindedir.<br />
Alimlere, evliya ve salih kişilere yapılan hakaret ve kötülüklerle, cahil kimselere yapılan hakaret bir olmaz. Alimlere, ilminden dolayı ve hakkı sa­vunduklarından için hakaret, küfre kadar varır. Câhil kimselere yapılan hakâ ret ise, en büyük günahdır.<br />
Veya her hangi bir masiyetki, cenâbu hakkın azamet ve şanına yakış­mayan bir isyan (işlenen günaha), günahı kebîre &#8211; büyük günah, denilmiştir.<br />
Veya küçük günahada devam edilip ısrarla işlenen her günaha, bü­yük günah denilmiştir. Zira Rasûlü Ekrem efendimiz şöyle buyurmuştur ;<br />
«Israrla işlenen küçük günah, küçüklükde kalmaz, büyük günah olur. Tevbe ve istiğfar edilen büyük günahda yok olur gider.»<br />
«Damlaya damlaya göl olur» kabilinden, küçük olan bir günah, işleme­ye devam edile edile kanber üstüne kanber büyür. Katmerleşir, katılaşır. Keza işlenen her hangi bir büyük günahda, tevbe ve nedamet ederek istiğ­far edilirse, o günahda defterden silinir. Günahsız ve tertemiz olunur ve küçük günahada ısrar edilmezse, afv olunur.<br />
Aslında büyük günahlardan kaçınılırsa, küçük günahlar, cenabu hak tarafından bağışlanır. Bu husus çeşitli âyeti kerime ve hadisi şeriflerde be­yan edilmiştir.<br />
Bir âyeti kerîme mealinde şöyle buyurulmuştur :<br />
«Eğer siz nehyec&#8217;iîdiğiniz günahların büyüklerinden sakınırsanız sizden diğer (küçük) günahlarınızı örteriz (bağışlarız). Ve sizi iyi bir gidişata soka­rız.» Nîsa sûresi, 31<br />
Bir hadisi şerifde de şöyle buyurulmuştur :<br />
«Beş vakit namaz, cumadan diğer cumaya ve ramazandan diğer ra­mazan (ayın) a kadar bunların arasında büyük günahlardan kaçınıldığı takdirde, iişlenen küçük günahlar bağışlanır.»   Müslim, Mişkat : namaz bahsi<br />
Büyük günahlar şirk ve küfre varmadıkça tevbe ile afv olunduğu gibi, tevbe ve istiğfar olmadan Allanın dilemesi ile de afv olunabilir.<br />
Nitekim ilahi hükümde şöyle buyurulmuştur :<br />
«Şüphesizki, Allah (c.c.) kendine ortak koşanları bağışlamaz. Bu şirk­ten başkasını, dilediği kiimseden bağışlar. Kimde Atlaha şirk ederse (ortak koşarsa), doğrusu çok uzak delalete sapmıştır.» Nisa sûresi 16<br />
Büyük günahların adet ve mikdarı hakkında, çeşitli görüş ve îzahlarda bulunulmuştur.<br />
İbni Abbas (R.A) ; yetmişe yakın büyük günah vardır, demiştir.<br />
Saîd bin Cübeyr (R.A) ise; yediyüze yakın büyük günah vardır, demiştir.<br />
Büyük günahların adetlerini ve tariflerini, «kebâir ve sağair risâtesi» ile İbnji Hacerin «Ezzevâcir anilkebâir» adlı eserinde ve îmamı Birgivinin «tarikatı muhammediye» adlı&#8217;eserinde de çeşitli yönleriyle beyan edilmiştir.<br />
Günahlar dört kısma ayrılır ve şöyle hulasa edebiliriz :</p>
<ol>
<li><strong>a)</strong> Bir kısım günah vardırki, o günahdan nedamet edip   tevbe edil­medikçe afv olunmaz. Oda küfür ve şirktir.</li>
<li><strong>b)</strong> Bir kısım günahda, istiğfar ve diğer hayır hasanad cinsinden olan namaz, abdest, gusul, zekat, oruç, hac, teşbih, tehlil ve sadaka-i cariyeden olan iyiliklerle bağışlanması umulur. Buda küçük günahlardır.</li>
<li><strong>c)</strong> Bir kısım günahda, hem tevbe istiğfarla ve hemde tevbe ve istiğfar olmadan cenabu hakkın dilemesi ile afv olunan günahlardır. Buda Allahü-teâiaya karşı işlenen büyük günahlardır. Yukardaki âyeti kerime meali bu hususu açıklamaktadır.</li>
<li><strong>d)</strong> Bir kısım günahlarda vardırki, karşılıklı haklaşma ve heiallaşmaya bağlı olan günahlardır. Buda insan haklarıdır. Bu haklarda ya dünyada he-lallaşmak veya hak sahibinin hakkını veya bedelini vermekle haklaşılır.</li>
</ol>
<p>Yada âhirette, zalimin sevabı mazluma (hak sahibine) redetmekle ve­ya zulme uğrayan kimsenin günahlarını zalime yükletmek suretiyle veya cenabu Allah, hak sahiblerini fazlu keremi ile rızalaştırıp helallaştırmak su­retiyle bağışlanır. Bu son hükme ait pek çok hadisi şerifler mevcuttur. Za­manı ve yeri gelince ilerde görülecektir.<br />
Şimdi 49 numaralı hadisi şerifin râvisi ile hükümlerinden bir nebze bahsedelim.<br />
Râvi ibni mesud (R.A) ilk müslümanlardandır. İsmi Abduilahdır. Pey­gamberimiz dâri erkama girmezden evvel ve Hazreti Ömerin müslümaniı-ğından az bir zaman önce müslüman olmuştur. Hatta müslümanların altın­cısı olduğuda söyleniyor. Peygamberimiz bir yere çıktığında misvâkini, ibri­ğini ve nâlinini ona verirdi. Habeşistana ve medineye hicret etmiştir. Be­dir muharebesinden itibaren bütün harblerde bulunmuştur.   Peygamberimizin kendisinden razı ve memnun olduğunu bizzat ifâde buyurmuştur ve demiştirki ;<br />
«İbni mes&#8217;udun râzi olduğu ümmetimden bende razıyım. Onun gazab-landığına bende gazabfanırım.»<br />
Sima, endam, huy itibari ile Peygamberimize benzerdi. Ancak boyu kısa idi. O şekilde kısaki, cüsseli ve yiğit erkeklerin oturması halinde iken, o, aralarında ayakda bulununca aynı idi, hiç yüksekliği görülmez idi. Ve bünyesi zaifdi. Hz. Ömer ve Hz. Osman&#8217;ın ilk zamanlarında beytül mâlin na zırı idi. Hz Ömer zamanında küfe valiliğindede bulunmuştur.<br />
Mekke-i mükerremede Kur&#8217;anı kerimi müşriklere açıkça okuyub duyu­ran ilk sahabedir ki, sûre-i rahmanı haremi şerifin içinde makamı İbrahimin yanında cehren yüksek sesle kâfirlere karşı durdu okudu. Kâfirler ona çok hakaret ve ezada   bulundular, fakat o, sûrei rahmanı sonuna kadar okudu.<br />
Sahabenin en fakih adamlarından birisi idi. Onun için Resûlüllah-ın zamanında şer&#8217;i fetva yetkisi verilen ve fetva verenlerdendir. Kendilerinden küfede iken, alkarna ve ibrâhimi Ennaha-i (R.A) gibi zevatı kiram tefsir ve fı­kıh ilmini öğrenmişlerdir. Bu sebebden ibni Mus&#8217;ud (R.A) ilmi tefsir ve ilmi fıkhın1 banisi sayılır.<br />
Hz. İbni Mes&#8217;ud (R.A) sekiz yüz kırk (840) hadisi şerif rivayet etmiştir. Cüsse ve cesedde küçük, ilim ve faziletçe büyük olan bu zat hakkında Hz. Ömerde şöyle demiştir :<br />
«İbni Mes&#8217;ud, ilim ile doldurulmuş bir dağarcığımızda.»<br />
Vefatı, Hz. Osmanın hilâfeti zamanında beytülmal nazırı iken Medİne-i münevverede hicretin otuz ikinci (32) senesinde atmış (60) yaşında vuku bulmuştur. Ve cennetül bakî-a defnoiunmuştur. Allah Rahmet eylesin.<br />
Hadisi şerifde en büyük günahın, Ailaha şirk koşmak olduğunu zik­retmiştir. Şirkin kötülüğü hakkında bir nebze yukarda bahsetmiştik. Ayrıca<br />
küfrün çeşidleri ve fena neticelerini ilerde (52). Hadisi şerifde izah edece­ğiz.<br />
İkinci derecede şirkten sonra büyük günah olarak adam öldürmek ol­duğu, bilhassa kendi evladını doyuramam, yedirib geydiremem, diyerek rı-zık korkusu ile canice öldürmektirki, günümüzde dört cyını doldurmuş, ha-rnıIe kadınların ilaç, karac ve başka yollarla çocuk düşürmeleri ve bunların çocuklarını zayıında yardımcı olan doktor, hemşire ve emsali kişileri hal ve hareketleri aynı günaha iştirak eden günahkarlardır. Çocuklarını bu şekilde öldürenlerin yanında, bu gün kız çocuklarını cini çıplak veya erkek panto-°nun!an ile sokağa çıkarıp erkeklerden analık ilmini öğretmeye çalışanla­rın durumları çok1 ve çok esef vericidir. İyi bir ev hanımı olacak çocuklarını, ateş ve barut mesabesinde olan kan beyinli gençlerle yan yana, el ele Ve dudak dudağa veriyorlar. Birde «Ne yapalım sınıf geçecek, arkadaşları ite çalışacak, okuyup bir meslek sahibi olacak gibi..» ifadelerle çocukların kötü hareketlerini normal karşılıyorlar.<br />
Böylelerine Mehmet Akif Merhum şu mısraları söylemiştir ;<br />
Bir selâmet yolu varmış.. Oda neymiş? mutlak,<br />
Dini kökten kazımak. Sonra, evet ruslaşmak.<br />
O zaman iş bitecekmiş.. O zaman kızlarımız,<br />
Şu tuttukları gayet kaba, pek manasız.<br />
Örtüden sıyırılacak.. Sonrada erkeklerden<br />
Analık ilmini tahsil edecekmiş.. Zaten,<br />
Müslümanlar o sebebden bu sefaletteymiş!&#8230;<br />
Din için, Millet için iş görecek alçağa bak,<br />
Dini pâmâl edecek, milleti ruslaştıracak!<br />
Çocuklarını, din ve iman esaslarını öğretmeyip cahil ve fasık kimseler halinde büyümelerine rıza gösteren ana ve babalarda dilber yavrularını manen öldürmüş oluyorlar.<br />
Çocuk düşürmenin haram ve caiz yönlerinin en geniş izahı, «Mülte-kâ Tercümesi» adlı eserimizin birinci cildinin «Kölenin nikâhı babı» altında beyan edilmiştir.<br />
Hadisi şerifdeki üçüncü hükümde, neslin soyunu yok eden, veraset ve irtikal hükümlerini alt üst yapan, ana baba haklarını mahvedip insanları yok eden, nikahsız ve helal olmayan kadınla bir erkeğin zina etmesi ha­hamlığından daha eşed ve kötüsü komşu kadını ile zinada bulunmaktır. Öyle ya komşunun en emin kişisi, koruyucusu, yardım edicisi olması gere­kirken ,bu adiliği işleyen kişi komşusunun ailesine tecavüz ederse, pek cok fahişe kadınla zina etmekten daha kötü bir fenalık ve haramı işlemiş olur.<br />
İnsan neslini alt üst eden, veraset ve neseb haklarını yok eden, mil­letlerin iman, ahlak ve örflerini yıkan zina, şahsın ve cemiyetin yıkılmasını, aile ocaklarını perişan eden yüz karası en âdi huysuzluk ve en iğrenç bir ameldir. Bilhassa komşu ailesi ile zîna etmek, dahada kötü ve daha fena­dır.<br />
Peygamberimiz bir hadisi şerifde şöyle buyurmuştur :<br />
«Zina, (maddî, mânevi) fakirlik meydana getirir.»<a href="#_ftn174" name="_ftnref174">[174]</a><br />
Bir hadisi şerif meali :<br />
«Bir memlekette, zina ite faiz şuyû bulursa, o memleket halkı kendile­rine AHâhın azabını helal kılmışlardır.»                                                  Hakim<br />
Diğer bir hadîsi şerirde şöyle buyurulmuştur :<br />
«Bîr adama, komşusunun karısı ile zina etmekten, yabancı kadının on adedi ile zina etmesi daha ehvendir.»                         Ahmed bin hanbel<br />
Yani, aklı başında bir insana, yabancı kadınlardan on adedi ile zina etmesinden, komşu kadınından bir tanesi ile zina etmesi, daha ağır ve daha iğrenç olur. Komşu kadınına gönlü nefsi adetâ yaklaşmamak için kendini çeker, çekinir. Aslında zinanın fenalığı, imanlı kişiyi, Hz. Yusutun kaçdığı gibi, yabancı kadından kaçırır. <a href="#_ftn175" name="_ftnref175">[175]</a><br />
&nbsp;</p>
<h3><a name="_Toc125720773"></a>Tercümesi :</h3>
<p><strong> </strong><br />
<strong>50 &#8211;</strong> (2} Abdullah ibni Amr (R.A) den mervtdir, demiştir : Resûlullah (SAV) buyurdu :<a href="#_ftn176" name="_ftnref176">[176]</a><br />
«Büyük Günahlar : Altâha şirk koşmak, Anaya, Babaya isyan etmek, (haksız yere) adam öldürmek ve yalan yere yemin etmektir.» <a href="#_ftn177" name="_ftnref177">[177]</a><br />
&nbsp;</p>
<h3><a name="_Toc125720774"></a>Tercümesi :</h3>
<p>&nbsp;<br />
<strong>5l &#8211;</strong> (3}   Enes (R.A} in rivayetinde : «Yalan yere yemin» Cümlesinin yerine «Yalan şehâdet.» etmektir.»<br />
Cümlesi zikredilmiştir. <a href="#_ftn178" name="_ftnref178">[178]</a><br />
&nbsp;</p>
<h3><a name="_Toc125720775"></a>İzahat</h3>
<p>&nbsp;<br />
Hadîsi şerifde, «yalan yere şehâdet etmektir.» cümlesi ile, şu meaida&#8217;a âyeti kerîmeye işaret vardır :<br />
«Öyle ise, pis putlardan kaçının ve yalan sözden kaçının.» Hac sûresi. 30<br />
Diğer âyeti kerîme meali :<br />
«Hakkında bilgin olmayan bir şeyin ardına tabî olma. Zira kulak, göz ve kalb, bunlaırn hepsi ondan (bilmediği şeyden} sorumludur.»    İsrâ sûresi. 36 Bir hadîsi, şerifde de şöyle buyurulmuştur : «Yalancı şâhidliğinde bulunan kimseye,   Allah     (C.C.) lanet etsin.» Sağair, kebâir risalesi, 6<br />
Evet başkasının nâmı hîsâbına yalan yere şâhitlikde bulunar) kişi, en ahmak ve en abdal kişilerdendir. Zira başkasının menfeatı için dünyada in­sanların yanında ve hakkın huzurunda kötülenen, ayıplanan ve itibârı yok olan bir kişi oluyor. Ahirette de ilin nâmı nisâbına kendini ateşe atıyor. Al-&#8216;ah (c.c), böyle beyinsizleri ıslah eylesin. Şuuriandırsın. Amin. <a href="#_ftn179" name="_ftnref179">[179]</a><br />
&nbsp;</p>
<h3><a name="_Toc125720776"></a>Tercümesi:</h3>
<p>&nbsp;<br />
<strong>52-</strong> (4) Ebu Hureyre fft.A) den tnervidir, demiştir: Resûlultâh (SAV) buyurau :<br />
«Helak edici yedi (günah ve haram)&#8221; dan kaçınınız.» — Ashabı kiram dediler : Yâ -Resûlellah! Onlar (helak eden yedi şey) nedir?<a href="#_ftn180" name="_ftnref180">[180]</a><br />
«Allâha şirk koşmak, sihir yapmak ve yapdırmak, Allâhü teâlahın haram kıldığı nefsi haksız yere öldürmek. Fakat hakti olarak öldürmek müstesna­dır Faiz yemek, yetimin malini yemek, Düşmanla şiddetli çarpışma günün­de harb sahasından dönüb kaçmak, fuhuş ve kötülükden haberi ve ilgisi ol­mayan iffetti ve namuslu mümine kadınlara zina ile iftira etmektir.» <a href="#_ftn181" name="_ftnref181">[181]</a><br />
&nbsp;</p>
<h3><a name="_Toc125720777"></a>İzahat</h3>
<p>&nbsp;<br />
Hadisi şerîtde beyan edifen yedi adet helak, edşn günahları, maddeler halinde kısa kısa açıklayalım.</p>
<ol>
<li><strong>a)</strong> Allâha en büyük zulüm ve küfü:1 olan şirk, Allâha eş tanımakdır. Zi­ra her şeyin halikı ve râzıkı olan mevlayı müteâla mahlukları, ateş ve leş­leri, taş ve tunçları ilah tanımak veya cenabu hakka yakfaşama iddiası ile edindikleri putlara ilah diyerek tapmak şekli Allâha karşı en büyük küstahr liktır. Bu sebebdende dünyada en ağır beia, müsîbet ve felâketlerle helâku perişan olunup ahirettede dünyanın azab ve ateşinin yetmiş misli fazia olan cehennem ateşinde ebedî bir azabla cezalandırılacaklardır.</li>
</ol>
<p>Kur&#8217;an&lt; kerimde şöyle buyurulmştur :<br />
«Elbette âyetlerimizi inkar eden kâfirleri yarın (âhirette) ateşe ataca­ğız. Derileri piştikçe azabı (ebedi) duysunlar diye onlara, değiştirerek başka deriler (et, kemik ve derilerini tazeleyerek azab) vereceğiz.» Nisa sûresi, 5c<br />
Müşrfk ve kâfirlerin cehennemde ebedi yanmasının sebebi hikmetleri ile daha başka kötülüklerini biririci hadisi şerifin izahında ve daha ilerdeki hadislerde zikredilmiştik Ayrıca «İslamda Evliya Meselesi! ve Harikalar» a&#8217;d-if eserimizde&#8217; beyan &#8220;edilmiştir.<br />
Müşrikler pek çok çeşitlere ayrılmıştır. Bâzılarını sıralayalım :<br />
<strong>1-</strong> Putlara tapanlar vardırki, bunlar, taşdan, tunçdan, gümüştün ya-pitmış putlara taparlar. Kendilerinin; kahraman, Q\&#8217;m, fâzıl ve   büyük kabul ettikleri kişilerin veya varlıkların^ resim ye heykellerini bu maddelerden ya­parak huzurlarında tapınmışlar ve saygıda bulunmuşlardır. Onlardan yar­dım dilemişler ve onlardan kurtuluş beklemişlerdir. Aynı müşriklik hâlâ iş­lenmektedir.<br />
<strong>2 &#8211;</strong> Bir kısım müşriklerde, çeşidli agoç. ve otlara tapınmışlardır. Buda hemen hemen sevgiden nes&#8217;et eden bir şirktir.<br />
<strong>3 &#8211;</strong> Sığır ve öküze ve hatta sığırın tercine tapanlarda vardır. Bu şekil-ceki put perestler, Hindistanda pek çoktur. Vaktiyle buzağıya taDaniarda bu kabil müşriklerdendir.<br />
<strong>4 &#8211;</strong> Canlı insanlara tapon müşriklerde olmuştur. Meselâ : Fir&#8217;avrü, nemrudu ilah tanıyanlar bu kabil kâfirlerdendir. Ayrıca Uzeyr (A.S) Allanın oğlu diyen yahudiler ve mesih (İsa A.S.) Alfanın oğlu diye Htrıstıyanlarda&#8217;bu şekilde müşriklerdendir.<br />
<strong>5-</strong> Basit cisimlerden ateşe tapan müşriklerde vardır. Bunlarda ateşi nah tanırntşlardır. Bunlara «Mecûsi-ateş perest» denir.<br />
<strong>6 &#8211;</strong> Ulvi isimlerden güneşe, aya ve yıldızlara tapanlar olmuştur. Bun­lara sâbi-e ve müneccimler, denilmiştir. Aynı zamanda bunlara «Eflâkiyyünv de denir.<br />
Cisimlerden başka çeşid İlah tanıyanlarda olmuştur. Ve şu isimleri ta­şımışlardır :<br />
<strong>7- </strong>Alemi idare edenler nur ve zulmet isimli ilahlar idare eder, demiş­lerdir. Ayrıca mauyyen ruh kendine mahsus olan alemi idare eder, diyenler olmuştur. Yani her âlemi bir ruh idare ettiğini iddia etmişlerdir. Bu sebeble bunlarda.ruhları, put şekline sokarak ruh idare ettiğini iddia etmişlerdir. Do-iaysiyte bunlarda ruhları put şekline sokarak put perest müşrikler şeklini almışlardır<br />
<strong>8 &#8211;</strong> Alemi., yezdan ve Ehremen veya biri çfiv yani Allah, biri iblis ve şeytan ismi rle antlan iki kardeş ilâhın idare .ettiğini iddia, edenler olmuştur. Güya bu iki ilandan yezdan hayır, Bhremende şer yarattrmış veya hayırları div namındaki ilah, şerleride şeytan&#8217; yoratırmış. Bunlara, .sineviye-seneviye denilmiştir. Yanı; bunlara iki ilah tanıyan «stneviye» denilmiştir.-<br />
<strong>9-</strong> Her şeyin hâlıki ve idare edeni dört llahdır. diyenlerde vardır. Gü­ya hararet, soğukluk, yaşlık-ve kuruluk yaratirmış. Bunlara «tabialcıiars denilmiştir. Bunların apdailık ve küfürleride gayet barizdir.<br />
Bu çeşit ve emsali şirk ye küfürlerin hepsini birden cerh eden ilâhi ayet terden bir kaçının meallerini nakledelim.<br />
Bir âyeti kerime meali :<br />
«Aüah (C.C.J dedi : İki Hah edinmeyin. O (Allah), ancak bir ilandır. Onun için yalnız benden korkun.»                                                         Nahl Sûresi, 51<br />
Diğer âyeti kerime meali :<br />
«Eğer yer ite gökte Allah d an başka ilahlar olsaydı, bunların ikiside şüp­hesiz fesada uğrar (gavga eder) yok oluyorlardı. Öyle ise, Arşın Rabbisi elan Allah, onların vasfett&#8217;kferi şeylerden (Noksanlıklardan) beri ve yücedir.»Enbiyâ Sûresi, 22<br />
Allaha ortak koşan müşriklerin necisliklerini beyan eden âyet meali :<br />
«Ey iman edenler! Müşrikler, ancak bir pisliktirler.»     Tevbe sûresi, 28</p>
<ol>
<li><strong>b)</strong> Hadisi şerifde helak edici fenalıklardan birisininde «SİHİR» olduğu beyan edilmiştir.</li>
</ol>
<p><strong>SİHİR :</strong> Gizli ve hileli sebeblerie insanların gözüne asılsız şeyleri varmış gibi gösterme ve her çeşid hile ve aldatıcıhk mehâretiyle ortaya atılan ve yapılan fevkalâde şeydir. Ve bu sihir, fasık, zalim kimselerde görülür. Ha­ram ve serdir. Fakat yinede vâkî olur. Zira hayır ve şerri Allah yaratır. Hay­rı rızası ile yaratır. Şerride rızası olmadgnJstemiyerek ve sevmiyerek yara­tır. Kul. kazanır. Aliahda yaratır.<br />
Bâzı kişiler sihirbazların yaptıkları şeyleri keramet zannederler. Halbu­ki kerametle sihir arasında çok açık farklar vardır. Bu farkı kerametin tari-finîde yaparak anlamaya çalışalım.<br />
Keramet : Peygamberlik davası olmadığı halde âlim, kâmil, âbid ve salih kişilerde zuhur eden fevkalade hallere «keramet» denirkK bu adama «velî* ismi verilir ve bu zat hem Allanın hak ve emirlerine riâyet eder ve hemrie kulların ve hatta bütün yaratıkların haklarına riâyet eder.                               ;<br />
Sihir ise, abdest, namaz bilmeyen, hak hukuk tanımayan ve her türlü kötülükleri İşleyen veya işlemekten çekinmeyen kimselerde görülür.<br />
Dinin, insanların ve ferdjerin zararına olan sihir, haramdır. Çünkü bun­dan din, millet ve aileler zarar görürler. Din ve milletin zararına olan şey­lerle meşkul olmak ise, elbette haramdır. Bu sebebden haram olduğunu bi­lerek, yapan ve yapdıran âsi ve günahkâr olur.<br />
Helal diyen dinden çıkar. Sihire helal diyenin, itikudı küfre vardığından öldürülmesi gerekir.<br />
Nitekim sahabeden. Hz, Ömer ve oğlu Abdullah (R.A), Hz. Osman (R.A).-H.e diğer bazı sahabeler sihir yapan kimsenin öldürülmesinin lazım olduğunu beyan etmişlerdir. Keza İmamı mâlik, İmamı Azam ve Ahmet bin Hanbe! (R.A) gibi müctehidlerde sihirbazın öldürülmesinin çavib olduğuna hük­metmişlerdir.<br />
Bu zatların hükümleri, sihri helal diyen veya günah kabul etmeyen kim­seler hakkındadır.   Yoksa sihrin haramhğını kabul eder ve ancak harem diyerek yapar veya yapılırsa, bu takdirde âsi. bir mümin oiur. Sihrin nevile­rini ve Kur&#8217;andaki hükümleri «Kur&#8217;an dili» adlı eserin birinci cildi ile «İslum-tia Evliya meselesi ve Harikalar» adlı eserimizde vardır.</p>
<ol>
<li><strong>c)</strong> Hadisi şerifde «Allartüteâkının haram kıldığı nefsi haksız yers öf-dürmek. Fakat haklı olarak öldürmek müstesnadır.» Cümlesinde mündemiç olan hükümler. Fıkıh kitaplarında uzun uzun beyan edilmiştir. Bilhossc »Mülteka tercümesi» adlı eserimizin dördüncü cildinde geniş izahat vardır Biz burada haksız yere adam öldürmenin tehlikesi ile öldürülmeleri caiz olanlar hakkında bir kaç şer&#8217;i hüküm nakledelim.</li>
</ol>
<p>Kur&#8217;anı kerimde şöyle buygrulmuştur ;<br />
«Allanın haram kıldığı nefsi (canı) haksız yere öldürmeyin. Ancak haklı olarak öldürmek müstesnadır.»                                               Enam sûresi, 151<br />
Diğer âyeti kerime meali :<br />
«Kim kısas (ve saire) gerekmeksizin veya yer yüzünden bir fesad çikar-maksızın (günahsız) bir nefsi öldürürse, bütün insanları öldürmüş gibi (gü­nah) olur. » Mâide sûresi, 32<br />
Haksız yere bilerek adam öldürmenin cezası ile ilgili hüküm meali<br />
«Kimde t&#8217;r mümini kasden (helal diyerek) öldürürse, onun cezası, için­de devamlı kalmak üzere, cehennemdir. Alfah ona (katile) gazab etmiş la­net etmiş ve büyük bir azab hazırlamıştır.»Nisa sûresi, 93<br />
Evet adamı haksız yere öldüren kimse, haram ve günah olduğunu bilip ve inanarak öldürürse, günah kabul ederek öldürdüğünden kâfir olmaz, âsî ve günahkar olur. Cehennem müstehak olur. Allahüteâla arda edebilir. Fa­kat haksız yere adam öldürmeyi helal der ve o inançla öldürürse, hararm helal deyip işlemekle kâfir-olur. Kâfirier ise. Cehennemde ebedi yanacak­lardır; Öyle olunca böyle katilde cehennemde ebedi yanacaktır.<br />
İntihar yoluyla kendini öldürenin günahı başkasını öldürenin günahın­dan/daha eşettür. Zira merhametsizliğin en aşağısı ve kötüsü yapılıyor.<br />
Haklı olarak öldürülmeleri caiz olanlar, şunlardır :<br />
<strong>1)</strong> Dinden dönüp irtidat ederek kâfir olan kimse, öldürülür.<br />
<strong>2)</strong>   Evli olduğu halde zina edenlerde, recim-taşlanmak suretiyle öldürü­lür.<br />
<strong>â)</strong> Haksız yere adam öldüren kimse, kısas yapmak suretiyle öldürülür, Bu üç hükmünde delilleri ve izahı, âyetlerle uzun uzun gerekir. Fakat bahsimiz çok uzayacak, bu sebeble fıkıhda beyan edilen bu   hükümleride<br />
kısa kısa saymış oluyoruz.<br />
Üç hükmü beyan eden bir hadisi şerif meali şöyledir :<br />
«Bir müslümanın öldürülmesi ancak üç hasletden biri sebebi ile helal olabilir.<br />
— Ya üzerinden nikâh geçmiş bir kimsenin zina etmesi ile recmedilir taşlayarak öldürülür.)<br />
— Yahut da müstümanı haksız yere kasden (bilerek) öldüren adam, öldürülür.<br />
— Yahutda İslamdan çıkıp ^mürten olan) Allah ve Resulüne karşı harb eden ve neticede öldürülen veya asılan yahut o yerden sürgün edi&#8217;en adam­dır.»   <a href="#_ftn182" name="_ftnref182">[182]</a></p>
<ol>
<li><strong>d)</strong> Hadisi şerifde «Faiz yemek» cümlesi ilede Kur&#8217;anı kerimde beyan edilen şu hükme işaret vardır :</li>
</ol>
<p>«Allah (c.c) plış verişi helal ve fâtzi (ribayı) haram kılmıştır.» Bakara, 275<br />
Faizin çeşidleri ve kötülükleri, fıkthdo beyan edilmiştir. Fikihdan olan «Mültekâ tercümesi» adlı eserimizin üçüncü cildinde geniş bilgiler mevcut­tur.<br />
<strong>6)</strong> Hadisi şerifde, «yetimin malını yemek» cümlesi ilede yetimlerin mal­larını haksız yere zulmen yeminin haram ve tehlikelerini beyan den Nah* hükümlere işaret vardır. Maruf ve nak ölçüleri dâhilinde yetimlerin malını yemenin caiz olduğuda beyan edilmiştir.<br />
Kur&#8217;anı kerimde şöyle buyurulmuştur :<br />
«Yetimlerin mallarını zulmen (haksız olarak)! yiyenier, karınlarına an­cak bir ateş yeyip doldururlar ve onlar, yakında alevli ateşe gireceklerdir.»<br />
Nisa     sûresi,   10<br />
Diğer âyeti kerime meali :<br />
«Ey yetimlerin velileri (koruyucuları)! yetimleri,Ibüyüyüb) nikah çağına örmelerine kadar deneyin (koruyun). Eğer bulûğa vardıktan sonra kendile­rinde bir akıl ve rüşd görür ve anlarsanız, hemen mallarını onlara teslim edin. Büyüyüp ellerine alacaklar diye, c- mattan (yetimlerin mallarını), israfla yemeğe kalkışmayın. Şayet velî (yetimin koruyucusu) zengin ise, yetimin malına dokunmasın. Fakir olduğu takdirde, örfe göre (meşru şekilde) bir şey (ücret ve saire) yesin..»   Nisa sûresi, 6<br />
Evet yetimi evinde büyüten, işinde çalıştıran ve bir iş buyuran, o yeti­min ücretini vermesi lazımdır. Hatta öğreten ve talim terbiyesi İle maşkul olan hocası dahi bir iş buyurursa,,ü,cretini ödemesi gerektiği b.eyan ediimiş-tir. Ancak annesi buyurduğu ve yaptırdığı işler karşılığında, ücret ödemesi ge rekmediği açıklanmıştır.<br />
Yetimin hakkını koruyan ve yetime bakan kimselerin, cennette peygam­berimizle dip dibe komşu olacağı, dünyadada yetime bokan kişinin gönlü­nün sorudu, evinin bereketli ve ruhunun müsterih olacağı, ceşidli hadisi ne­bevilerde beyan edilmiştir.</p>
<ol>
<li><strong>f)</strong> Hadisi şerifde «Düşmanla göğüs göğüse çarpışma gününde harp sa­hasından dönüp, kaçmak» cümlesindede din, millet ve vatan müdafası ânın-</li>
</ol>
<p>da kaçmanın en büyük hıyanet ve fenalık olduğu beyan edilmiştir. Bu cümîe-dede.pek cok âyeti kerimelere işaret vardır. Fakat burada nakledemiyece-ğiz.<br />
<strong>9)</strong> Hadisi şerifde «Fuhuş ve kötülükten haberi ve ilgisi olmayan iffetli ve namuslu mümine kadınlara zina ile iftira etmek» Cümlesi ilede aile ocağın­daki saadet ve ahengi bozmak, ehli namus kişileri karalamak cinayetini i?-leyen âdi insanların kötülüklerini beyan etmiş oluyor.<br />
Ehli namus kadınlara iftira etmek. Her zaman görülmüştür. Hatta diz zaö Hz. Âişe validemize «ifik vak&#8217;ast» diye vasıflandırılan hâdise ile en ağır iftirayı yapmışlardır. Bu hâdise nûr sûresinin M. âyeti kerimesiyle başlayarak açık bir şekilde aydınlatılmıştır.<br />
Günümüzdede bu gibi haller, çeşidti neden ve seüeblerle görülmekte dir. Müfteriye 80 değnek vurulması hükmünün icra edildiği parlak zaman ve mekanda o âdi iftira olursa, artık bu gün daha acâibi işlenmekden alıkona-rraz. Zira sucun sahibi belfi olup ortaya çıksa, cezai müeyyide olan 8Odey-neği yememektedirler. Bu halde ve hareketde bir çok müfsidfere cüret ver­mekte ve serkeşlikleri artmaktadır.<br />
Zina He iftira edene yapılacak cezai müeyyide meali.:<br />
«İffetli müslüman kadınlara zina ile iftira edenler, sonra (bunu isbat İçin) dört şahid getirmeyenler (müfteriler vorya) işte bunlara seksen değ­nek vurun. (Hiç bir şey Hakkında) bunların şahitliklerini ebediyyen kabul et­meyin. İşte bunlar, fasıkların tâ kendileridirler.»   Nur sûresi, 4<br />
İffetli erkeklere zina ile iftira etmek, aynı günah ve haramdır.<br />
Bu hususu geniş şekilde ifâde eden fıkıh kitaplarına müracaat etmek lazımdır. Bizim «Müiteka Tercümesinin ikinci cildinde de beyan edilmiştir. <a href="#_ftn183" name="_ftnref183">[183]</a><br />
&nbsp;</p>
<h3><a name="_Toc125720778"></a>Tercümesi :</h3>
<p>&nbsp;<br />
<strong>53 &#8211;</strong> (5) Yine Ebû Hureyre (R.A) deri mervtdir, demiştir :<br />
Resûlulfah (SAV) buyurdu :<br />
«Zina eden kimse, zina ettiği vakit : Mü&#8217;min olduğu halde zina etmez.<br />
— Hırsızlık yapan kimse, hırsızlık yaparken mü&#8217;min olduğu halde hır­sızlık yapmaz.<br />
— Şarap içen kimse, şarap içme esnasında mü&#8217;min olduğu halde şarap içmez.<br />
— Zulmen b;ir malı alan kimseye insanlar (korku ve heyecanla) bakar-tar iken gasbeden kimse, gasbettiği vakit mü&#8217;min olduğu halde kabıp almaz.<br />
— Sizin biriniz canilik (veya hainlik) yapdığt zaman mü&#8217;min ofduğu hal­de hainlik (hilekarlık) yapmaz.<a href="#_ftn184" name="_ftnref184">[184]</a><br />
— Binaen aleyh aman (bunları işlemekden) kaçınınız, kaçınınız,» <a href="#_ftn185" name="_ftnref185">[185]</a><br />
&nbsp;</p>
<h3><a name="_Toc125720779"></a>İzahat</h3>
<p>&nbsp;<br />
Bu hadisi şerifde beyan edilen hüküm gereğince, haram ve büyük gü­nah olan zina, hırsızlık, şarab içmek, zulüm yolu ile malt gasbetmek ve hıya-netlikde bulunan kimse, îmanın kemahndan mahrum olur. Yukarda izah edil­diği üzere îmanın aslı yok olmaz. Zira büyük günah ve haramlar, sahibini kâ­fir etmez. Ancak haramlara helâl diye veya tahfif eden kimse kâfir olur. Yani hiçe sayan ve «gönlümün isteğini, alnımın yazısını işleyonım neden günah ve aytb olsun., gibi..» cümlelerle küçümseyen kimseler, kâfir olurlar.<br />
Şimdi bu hadisi şerif hakkında açıklayıcı tevilleri sıralayalım :<br />
Buradaki büyük günahları işleyen kimse, îmanı kâmil ile bu kötülüğü yapmaz, yahut Allanın azabından emin olduğu halde bu fenalıkları işlemez.<br />
Yahut Allaha itaat ve inkıyad ettiği halde bu kötülükleri yapmaz. Muti ve, itaatkar kimse, bu fenalıklara asla yanaşmaz. .Yahut bu fenalıkları işleyen kimse. Allanın azab ve cezasına müstehak olur. Bu korkudan dolayı İmanlı kimse böyle şeylere yanaşmaz.<br />
Yahut bu büyük günahları işlemekten inzör (korkutmak} için âKibetin kötülüğünü beyan etmiş oluyor.<br />
Yahut bu fenalıkları işleyen kimsenin İmanı, başının üstüne çıkıp gölge şeklinde durur. O kötüiükden tevbe ve rucû edince tekrar sahibine döner.<br />
Yahut bu fenalıkları işleyen kimse, Allahdan utanmadığı halde yapar. 7ira haya imandandır. Utanan kişi böyîe şeyleri işlemez. İşlerse, îmandan mahrum olan hayasızlıkdan dolayı yapar. Dolaysiyle kâmil îmandan mahrum dur, demektir.<br />
Bu mes&#8217;efenin daha geniş izahı, ikinci hadisi şerifde ve büyük günahlar bahsinde yazılmıştır. Ayrıca îmanın çıkış ve girişini temsîiî olarak ibni Abbas (R.A} in beyanını, hemen ilerde 54. hadisi şerifde okumuş olacağız. <a href="#_ftn186" name="_ftnref186">[186]</a><br />
&nbsp;</p>
<h3><a name="_Toc125720780"></a>Tercümesi :</h3>
<p>&nbsp;<br />
<strong>54 &#8211;</strong> (6)   İbni Abbas (R.A) in rivayetinde :<br />
«Öldüren kimse, öldürürken mü&#8217;min olduğu halde öldürmez.» Zikredil­miştir.<br />
— İkrime (R.A) dedi. : İbni Abbas (R.A) a dedim ki: îman bu adamdan (katilden) nasıl soyulur?<br />
— Hemen ibni Abbas böylece dedi ve parmaklarını birbirine kenetledi ve sonra çıkardı.<br />
— Binâen aleyh eğer tevbe ederse, iman ona böylece avdet eder, dedi ve parmaklarını birbirine kenetledi.<br />
— Ebû AbdtHöh (yâni, İmâmı Buhârî) dedi : İşte bu kimse, tam mü&#8217;min olmaz ve o kimsenin îmanının nûruda olmaz.» Bu hüküm, Buhârînindir. <a href="#_ftn187" name="_ftnref187">[187]</a><br />
&nbsp;</p>
<h3><a name="_Toc125720781"></a>Tercümesi :</h3>
<p>&nbsp;<br />
<strong>55 &#8211;</strong> (7) Ebû Hureyre (R.A) den mervidir, demiştir ;<br />
Resûiullah (S.A.V) buyurdu i<br />
ı&#8217;Münâfıkın alâmeti ücdür.» Müslim, şu cümleyi ziyâde etti : «Velevki (O Münafık) oruç tutsun, namaz kılsın ve müslüman olduğunu İddia etsin.» Bundan sonra Buhârî, müslim (Münafık alâmeti olan şu üç hükümde.) ittifak ettiler :<br />
«Münafık, konuştuğunda yalan söyler, söz verdiğinde sözünden Va­dinden döner ve kendisine bir şey Emânet edildiğinde (emânete) hıyanetlik yapar.» <a href="#_ftn188" name="_ftnref188">[188]</a><br />
&nbsp;</p>
<h3><a name="_Toc125720782"></a>İzahat</h3>
<p>&nbsp;<br />
Hadisi şerifde «münafık» kelimesinin tarif ve izahı hemen ilerde 56. ha­disi şerifin altında gelecektir. Biz burada münafık alâmetinden olan üç adet hükmün kısa açıklamasını yapacağız.</p>
<ol>
<li><strong>a)</strong> Münafık ahlaklı ve münafık amelli adamlar, konuşdularmı yalan ko-ruşurlar. Âdeta yalan lafı değirmen gibi öğütürler. Hiç düşünmez ve yalan söylemekden çekinip utanmazlar. Onların sermayesi yalandır. Bir utanmaz yüz, tükenmez sözleri vardır. Yalan, esah ne duyarlarsa hemen o duydukla­rının arkasına düşerler. İnceleyip araştırmadan zanla ve yalanla hüküm ve­rirler.</li>
</ol>
<p>Halbuki duyulan her sözün arkasına düşmek doğru olamaz. Zira söyle­nen ve duyulan söz doğruda olabilir, yalanda olabilir. Bu sebebden şuurlu mümin, hem söyleyeceği sözün doğru veya eğri olup olmadığını evvelâ kal­binde inceleyip araştırır, düşünür, sonra söyler. Münafık ise, düşünmeden, araştırmadan ağzına ne gelirse, onu söyler.       :<br />
İşte Resûlüllah (S.A.V) münafıkların laf konuşma kabiliyetlerini bu şekil­de beyan etmiştir.<br />
Müslüman böyle münafık amellerini işlemez, dosdoğru konuşur. Hem insanların yanında itibarlı ve itimatlı bir kişi olur ve hem Allahın katında yardıma, sevilmeye, lûtfa lâyık bir kul olarak dünya ve âhiret saadetini ka-znnır.<br />
Dûğru konuşanların dünyada işlerinin mükemmel olacağı ^e âhiretts Cjünahdan arınmış ter temiz bir rnüslüman olarak mükâfatlandırılacakjan, muhtelif âyetlerde beyan edilmiştir.<br />
Nitekim bir âyeti kerimede şöyle buyurutmuştur<br />
«Ey Müminler! Allahdan korkun ve dosdoğru söz söyleyin ki, (Aileni size işlerini?! düzeltip muvaffakiyet versin ve günahlarınızı bağışlasın.» Ahzab sûresi, 70-7!<br />
Ataların bir sözü vardır: «Doğrunun yardımcısı Aiiahdır.»<br />
Gerçek mümin doğru konuşur yalan söylemez, ve hatta yalan söyleyen­leri sevmez, yalan söyleyenlerle sohbet etmez. Yalan söyleyenlere iltifat et­mez.<br />
Münafık amelli kimseler ise, sermayesi yalandır. Yalan düşünür, yalan konuşur ve yapdığı işleri yalanla veya yalandan yapar. Onun için atalar : «Yalancının mumu, yatsıya kadar yanar» demişler<br />
Bu sebeble münafık amelli yalancılar, dünyada insanlar yanında îtibar-5iz, İtimatsız ve iğrenç kişiler olarak karşılanır. Allanın katında da en ac: ve şiddetli azabla azablanacakları, beyan edilmiştir.</p>
<ol>
<li><strong>b)</strong> Resulü Ekrem efendimiz buyurduğu üzere, her ne kadar namaz kıfsa, oruç tutsa ve müslümanlığında iddialı olsa. yinede münafık amelli ve</li>
</ol>
<p>ahlakii adamlar; hayırlı bir işi yapmayı veya her hangi bir şeyi vermeyi vaad ederler, fakat o sözlerinde durmazlar, sözlerinden dönerler. Yapacakları şeyi yapmazlar. Anlcşarak sattıkları ve muhayyerlik şartı gibi meşru mazeret olmadığı halde cayariar, verdikleri sözlerinden rucû ederler. Evet münafık amelli adamlar, işte böyle kötü ve haram amelleri, işlerler.</p>
<ol>
<li><strong>c)</strong> Münafık amelli insanlar, kendilerine maldan, mülkden, paradun, ka­ndan, kızdan veya candan bir şey emanet edilince, o emânete hiyânetlik ederler. Bu sebebden emânete ehil ve lâyık,olmayan kimselere, her hangi bir şeyi emânet etmemeyi ve emâneti ehline tevdi etmeyi, hem halikı zülcela! ve hem Resulü Ekrem efendimiz beyan buyurmuşlardır.</li>
</ol>
<p>Kur&#8217;am kerimde şöyle buyurulmuştur :<br />
«Muhakkakki, Allah (c.c.) size emânetleri ehline vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğiniz vakit, adaletle hükmetmenizi emreder.» Nisa sûresi, 58<br />
Komşu, diğer bir komşudan ma! ve saire istediğinde emânet ehli ise verilir. Emânet ehli değii emânete hiyânetlik yapan tipinden ise, verilme?..<br />
Keza insanın kızı, bir emânettir. Verilme çağı geldiğinde ehline vermek lazımdır. İlim ve makam mansıbda birer emânettir. Ehillerine verilmesi ge­rekir.<br />
Fasık ve fecir olup, fescd gayeli olan kişilere Mim öğretmek, domuz ve hınzırların boğazlarına cevher takmak gibi, kötü olduğu muhtelif hadisi şerif­lerde beyan edilmiştir.<br />
Makam ve mansıba veya her hangi bir vazifeye lâyık olmayan kişilere vazifeyi tevdi edip vermekde, emânete hıyanetliktir. Söylelerine vazife ver­mek kıyamet aiâmetlerindendir.<br />
Nitkim Peygamberimi &#8220;(S.A.V) bir hadisi şeriflerinde şöyle buyurmuş­tur :<br />
«Bir iş, ehünin gayrisine verildimi, kıyameti bekle.»<a href="#_ftn189" name="_ftnref189">[189]</a><br />
Evet müminler, hem emânete ehil olmalı ve hemde emâneti ehline tevdi etmelidirler. Böyle olan kişiler, hak talanın sevgili kullarıdır. Mal mülk, poz ve yazı gibi şeylerin emânet edilmesi halinde, emânete sahip olurlar.<br />
Kur&#8217;am kerimde şöyle buyurulmuştur ;<br />
«Ey Müminler! Allaha ve Peygambere hainlik etmeyin. Bile bile aranız­daki emânetlerede hiyânetlik etmeyin.»                               Enfaf sûresi, 27<br />
Diğer bir âyeti kerime meali :<br />
«(Hakka teslim olan) onlar (müminler), emânetlerine ve verdikleri söze riâyet ederler.»                                                                   Mearic sûresi, 32<br />
Diğer âyeti kerime meali :<br />
«Eğer bir birinize emniyet ederseniz, kendisine güvenen kimse, üzerindeki emâneti sahibine ödesin ve (hiyânetliK yapmakdan) Rabblsl olan Allah-dan korksun.» Bakara sûresi, 283<br />
İşte bu gerçeklere taanan mümin, emânet ehli olur. Yapılan emânete hiyânetlik etmez. Zira emânete hiyânetliK yapan, sözünden dönen iki yüzlü münafıklardan olun<a href="#_ftn190" name="_ftnref190">[190]</a><br />
&nbsp;</p>
<h3><a name="_Toc125720783"></a>Tercümesi :</h3>
<p>&nbsp;<br />
<strong>56 &#8211;</strong> (8) Abdullah ibni Amr (R.A) den mervidir, demiştir :<br />
Resûlullah (SAV) buyurdu :<br />
«Dört şey kimde bulunursa, O kimse hâlis munâfıkdır. Ve bir kimsede bu dört şeyden bir haslet bulunursa, o kimsede nifak hasletlerinden bir has­let vardır, tâki terk edinceye kadar, {o nifak hasleti olan dört şeyde şun­lardır<br />
<strong>1 &#8211;</strong> Kendisine emânet edildiğinde, hiyânetlik yapar,<br />
<strong>2 &#8211;</strong> Konuştuöu zaman, yalan söyler,<br />
<strong>3 &#8211;</strong> Bir kimseye söz verdiği zaman sözünden döner,<a href="#_ftn191" name="_ftnref191">[191]</a><br />
<strong>4 &#8211;</strong> Ve bir kimseye husûmet yapdığında azgınlık yapar.» <a href="#_ftn192" name="_ftnref192">[192]</a><br />
&nbsp;</p>
<h3><a name="_Toc125720784"></a>İzahat</h3>
<p>&nbsp;<br />
Hadîsi ş&#8217;erifae beyan edilen dört adet münafıklık alâmeti hakkında izandan evvel «Münafık» Kelimesinin tarif ve îzahı ile buradaki manasını ve hükmü­nü izah edelim.<br />
Münafık : nifak kelimesinden gelmiştir. Nifak, tüğatta; iki yüzlülük ma­nasınadır.<br />
Şeriatda nifak, teinde gizli olanın muhalifini izhar etmektirki, içi dışına uymayan, içi başka dışı başka, oluşu başka görünüşü başka demektir. Ol­duğu gibi görünmeyen ve göründüğü gibi olmayan amel ve hareketin şekli­dir.<br />
Bu hadisi şerif dek i dört hasleti veya dört hasletten birini taşıyan, ışie-yen kimseye   «Münafık» denmesi, münafık amelli kimse manasınadır. İçi Kâfir dışı rr.üslüman manasını taşıyan münafık manasına değildir. Zira is-:ârmn hükümlerini kabul etmiş bir kişinin bâzı fenalıkları işlemesi, o hakikat-farı inkar manasını taşımaz. Bu hususda bazı görüşleri şöyle sıralaya biliriz :</p>
<ol>
<li><strong>a)</strong> Buradaki nifak, îtîkad ve imanı yok ederek islamı inkâr mânasını raşıyan nifak değil, içi dışına uymayan, gizlediğinin zıddına inanan mâna­sında olmayıb sâdece amel bakımından asıl münafıkların amelini işlemek manasınadır.</li>
<li><strong>b)</strong> Yahut buradaki münafıklık, münafıkların amellerini kendilerine iîi-yad edinmiş demektir. Bir nevi âdet edinip san&#8217;at ve hünermiş gibi nifak amellerini işler.</li>
<li><strong>c)</strong> Kâdi beydâvi hazretleri, «Bütün nifak amellerinden men etmenin sebeb ve hikmeti cenabu hakkı eğlenip maskaraya alarak istihza şekli gö­rülebileceğinden küfre varan nifakla birleşme ihtimalıda vardır. Çünkü şüp­helinin etrafında dolaşmak harama sokulma tehlikesini ortaya kor ve en tehlikeli olan küfre varmak olabilir.» demiştir.</li>
<li><strong>d)</strong> Yahut örf ve adette bilinen «içi dışına zıd olan, sözü özüne uyma­yan gibi..» mânayı ifade eden nifak şeklidir.</li>
<li><strong>e)</strong> Yahut münafık amellerini kendilerine meslek edinmeleri için, o kötü amelleri işlemkten tahzir ve tekdir içindir.</li>
<li><strong>f)</strong> Yahut buradaki nifak, itikadı nifak olmayıp, amelî nifakdır. Yani küfre varmaytp ancak kâfir olan münafıkların amellerini işlemektirki, bu şekildeki amelin kötüfüğüde aşikârdır. Zira nifak, şer&#8217;an küfrü gizleyip hükümleri açık-iamak, demektir.</li>
</ol>
<p>Örfde nifak ise, mâsiyet ve günahları gizleyip taât ve iyi amelleri aleni işlemektir, yani münafık amelini işlemektir. Buradaki nifak ve münafıklık, cmelî oian bu nifak oinsindendir.<br />
Fakat bu kötülükleri iyi ve helal itikat ederek işlerse, bu takdirde kâfir oları îtikad ye îmanda münafık olur.<br />
Hadisi şerifde beyan edilen dört adet münafık ameli, ehemmiyetine bi­naen beyan edilmiştir. Yoksa münafık ameli dört adetten ibaret değildir. Veya başka &#8216;münafık amelleri bu dördünün içinde toplandığından dört adet beyan edilmiştir.<br />
Burada münafık amellerinden bazılarımda Kur&#8217;anı kerimden okuyalım :<br />
«Elbet münafıklar (dilleri ve amelleri ile îman ve islâmı aşikar edip kalp­lerinde küfrü gizleyenler), Zanlarınca Allaha hile yaparlar. Halbuki Allah on­ların hilelerini başlarına geçirir. Onlar namaza kalktıkları zaman, istemiye istemiye kalkarlar. İnsanlara gösteriş yaparlar ve Allahı pek az hatıra getirir anarlar.»                                                                                     Nisa sûresi( 142<br />
Diğer âyeti kerime meali şöyledir :<br />
«İnsanlardan bir kısım kimselerde vardır, biz Allaha ve âhiret gününe inandık, derler. Halbuki, onlar iman edenlerden değildirler.<br />
— (Güya kalblerindeki küfrü örtmekle) cenabu hakkı ve müminleri al­datırlar. Bilmezler ki, onlar ancak kendilerini aldatırlar.<br />
— Onların kalblerinde nifak ve hased hastalığı vardır. Cenabu Allah (kitabı ilahisini indirmekle) onların kalblerindeki hastalıkları artmıştır. Yalan söylemeleri sebebiyle onlar için şiddetli bir azab vardır.<br />
— Onlara, yer yüzünde (küfür ve nifaklarımızı gizleyerek müminleri al­datıp) fesadltk yapmayın, denildiği zaman, bizim gayemiz ancak ıslah etmek­tir, derler.<br />
— Dikkat edin ve bilinki, onlar {münafıkiar( ortalığı ifsad edenlerin ta kendileridir. Fakat şuurları yok, farkında değillerdir..»Bakara sûresi, 8-12<br />
Bu Âyeti kerimelerdeki hükümlere işaret eden Peygamberimiz, münafık amelli insanlar konuştuğunda yalan söyleyeceklerini, emânete hiyanetlik edeceklerini ve verdikleri sözlerinden dönen kimselerden olacaklarını be­yan buyurmuştur.<br />
Verdiği-sözünden dönen, namaza hiyanetlik eden ve ağzından yalan üğüden adamlar, elbet münafık amelli müfsit insanlardır.<br />
Hadisi şerifde dördüncü madde olan şiddetli husûmet ve düşmanlığı söylemeklede Resulü Ekrem efendimiz şu mealdeki âyeti kerimelere isârefc buyurmuştur :<br />
«İnsanlardan bir kısmıda vardırki (Habibim) onun dünya hayatına dit oîan zarif sözü senin hoşuna gider, ve o sözü kalbindeki olana uygundur, diye yemin ederek Allâhı şahid tutar. Halbuki o (içi dışına uygun olmayan münafık), düşmanların en şiddettisidir.<br />
— O (münafık) senin yanından ayrildımı, yer yüzünde fesad çıkarmaya, ekini (bağı bahçeyi v.s.) ve nesli (koyun, deve, sığır ve emsali nesli olan hay­vanları) helak etmeye koşar. Allah (c.c.) fesad çıkarmaya ve fenalık yapma­ya razî olmaz.» Bakara sûresi, 204-205<br />
Bu âyeti kerimeler üzerinde de çok ve çok düşünmek lazımdır. Zira gü­nümüzde gelip insanın yüzüne gülüp arkasından kuyusunu kazan iki yüzlü, adamların, bu münafıkları taklid ettikleri gayet açıkdır. Allanın Resulünün huzuruna geliyor, dizini Resulü Ekrem efendimizin dizine dayayor, gözleri yaşlı halde içden bağlı olduğuna Aflahıda şâhid koşuyor. Resulü Ekrem efen­dimizin huzurundan aynlıncada, müslümanlann otlarını ekinlerini, bağ ve bahçelerini, hurmalılkarını tahrip edip perişan ediyorlar. Hayvanlarının ku-iak ve kuyruklarını kesiyorlar veya tamamen öldürüyorlardı. Tabiiki bu işle­ri gizli ve sakh yapıyorlardı.<br />
İşte münafık amelli adam, insanın yüzüne karşı güler, yaltaklanır. Ayrı-iıncada arkalayı olmadık kötülükleri yapar, arkadan kuyu kazmaya çalışır veya   kazar, <a href="#_ftn193" name="_ftnref193">[193]</a><br />
&nbsp;</p>
<h3><a name="_Toc125720785"></a>Tercümesi :</h3>
<p><strong> </strong><br />
<strong>57 &#8211;</strong> (9)   İbni Ömer (R.A) den mervidir, demiştir : Resûlullah (S.A.V) buyurdu :<br />
«Münafikin misâîi, döllemek (aşmak) maksadiyle kâh bu ve kâh şu ko-yunc cşmak için iki koyun arasında koşan koç gibidir.» <a href="#_ftn194" name="_ftnref194">[194]</a><br />
&nbsp;</p>
<h3><a name="_Toc125720786"></a>İzahat</h3>
<p>&nbsp;<br />
Bu hadisi şerifde münafık amelli kişilerin iki yüzlülüğü, iki koyuna aş­mak isteyen döliük koça teşbih edilmiştir. Şehvetinin icrası için gözü dön­müş ve kızmış bir koçun oradan oraya koşması gibi, münafık adamlarda, bir bakarsın müslümanlarla, birde bakarsın kâfirlerle beraber olurlar.<br />
Münafık, kimin yanına varırsa ondan olur. Rüzgâr nereden eserse o ta­rafa dönen yelpaze gibidir. Hangi kurup, fırka ve zümreyi görürse, onlardan olur ve fırsatı, kollar, yeri gelince bu gün ak dediğine, görülür ve bilinir bfc aybı olmadığı halde yarın kara der.<br />
Hadisi şerifde şu mealdeki âyeti kerimeye işaret vardır ; «O münafıklar, küfürle îman arasında tereddütdedirler. Ne müminlere ve nede kafirlere bağlıdırlar. Allah (c.c.) kimi dalaletde bırakırsa, artık (habi-bim sen) ona kurtuluş yolu bulamazsın.» Nisa sûresi, 143<br />
Diğer âyeti kerime meâii ;<br />
«(O münafıklar) birde müminlerle karşılaştıkları zaman : Bizde (sizin gi­bi) îman ettik, derler. Halbuki şaytaniarıyla (kâfir ve fasık dostlariyle) yalnız başınc; kaldıkları zaman : Biz (dinde) sizinle beraberiz, biz ancak (müminleri) alay et- v-lorlz, derler.» Bakara sûresi, 14<br />
Bu âyeti kerirne ve hadisi şeriflere çok dikkat etmek lazımdır. Zira in­san, bilmeyerek veya bilerek bu fenalıkları bir marifetmiş gibi işleyebilir. Çe-şıdii menfaatine , dolayı bu kötülüğü işler, ondan sonrada «işin bitinceye kadar kâfire days nemek vardır* diyerek örümcek yuvası ve ağının evi mesa­besinden yalandan uydurulmuş belerle kendisini mazur görmeye çalışır. Cenc-bu hak bütün müslüman kardeşlerimizle bizlere, olduğu gibi gö­rünen ve göründüğü gibi olan, ciddi ve ehli namus insanların ihiası ile hare­ket etmeyi nasib buyursun; Amin.<br />
Dünyadaki fenalık ve rezaleti kâfirlerdende eşed oıan münafıkların, ahiretde görecekleri cezalarını beyan eden ilâni hüküm meâllerininde bir ka-cını okuyalım.<br />
Bir âyeti kerimede şöyle buyuruimuştur :<br />
«Ailahü teâfa münafıklar!, ettrkleri istihzanın cezası île cezalandırır, ve akşınlıkları içinde başrboş dolaşmalarına mühlet verir.» Bakara sûresi, 15<br />
Diğer âyeti kerime meali :<br />
«Şüphesizki münafıklar, cehennemin en aşağı tabakasındadırlar (ce­hennemin dibinde dirler). (Habibim!) asla ve kafa onların azabım kaldırıp yok edecek bir yardımcı bulamazsın.» Nisa sûresi, 145<br />
Evet müslümanlara, İki yüzlü münafıkların zarar ve kötülükleri, kâfirler­den daha eşed ve daha kötü olduğundan âhiretde görecekleri azabda kâfir­lerin azabından daha eşed olacaktır. Zira ceza amelin cinsindendir. Amel ne derece ise, cezada o nisbet ve o derecede olur.<br />
Küfrü açıkdan görülen kâfire, hiç bir mümin aldanip bel bağlamaz. Kendini ondan korumasını bilir. Fakat dışdan mümin ve müslüman görünüp içinde küfrünü saklayıp islam ve müslüman düşmanı olan münafık, mümini can evinden vurur. Çünkü onun görünüşüne ve sözüne mümin inanır, îtimad eder. Halbuki en azılı ve tesirli düşman imiş, zamanla onun ağına düşünce mümin çok ve çok zarar görür.<br />
İşte bu yüzden iki yüzlü münafıkın zararı, kâfirden eşed olduğundan âhiretdede cehennem azabı, münafıklara kâfirlerden eşed olacaktır. Cenabu hak bizleri münafık alâmetlerinden uzak eylesin. Amin, <a href="#_ftn195" name="_ftnref195">[195]</a><br />
&nbsp;</p>
<h3><a name="_Toc125720787"></a>Büyük Günahla İlgili İkinci Fasıl</h3>
<h3><a name="_Toc125720788"></a>Tercümesi :</h3>
<p>&nbsp;<br />
<strong>53 &#8211;</strong> (10) Safvan ibni Assai (R.A) den mervidir, demiştir : «Yahudi, arkadaşına dedi: Bizimle şu Peygambere (S.A.V) git. Bunun üzerine arkadaşı yahûdiye dedi : Peygamber deme, Zira eğer senden işidir-se, sevincinden onun gözü dört olur Ve bundan sonra yahûdî ile arkadaşı Resûiullaha (S.A.V} geldiler ve Peygamberden hükümler beyan eden dokuz âyetten sordular.<br />
— Hemen Resûlullah (S.A.V) buyurdu :<br />
«AHâha hiç bir şeyi şerik koşmayınız, hırsızlık etmeyiniz. Zina yapma­yınız, haklı olanlar müstesna Allâhü teâlanın haram kıldığı bir nefsi öldür­meyeniz, sihir yapmayınız, Rîbâyı (faizi) yemeyiniz, namuslu kadına zina ile if­tira etmeyiniz, kâfirlerle savaş yaparken harp gününde firar etmeyiniz ve Ey yahûdî bilhassa siz cumartesi gününde tecâvüz etmeyiniz.»<br />
— Safvan (R.A) dedi: Yahûdî ile arkadaşı Resûlullâhın ellerini ve ayak­larını öpdüler ve şüphesiz sen Nebiyyi Muhteremsin şehâdet ederiz, dediler.<br />
— Resûlullah (S.A.V) buyurdu : «Bana uymayı sizden ne men ediyor?»<a href="#_ftn196" name="_ftnref196">[196]</a><br />
— Yahudi Ne arkadaşı dediler : Muhakkak Davut (A.S), Zürriyetinden Peygamberin devam etmesi için Rabbisine duâ etti ve eğer biz sana tâbi olursak, yahûdilerin bizi öldürmelerinden korkarız.» <a href="#_ftn197" name="_ftnref197">[197]</a><br />
&nbsp;</p>
<h3><a name="_Toc125720789"></a>İzahat</h3>
<p>&nbsp;<br />
Hadîsi şerifde sayılan dokuz madde hakkında gerekli malumat, yukar-daki hadîsi şeriflerin îzah bölümlerinde zikredilmiştir. Ancak biz burada Ra-sûlüllâhın huzuruna gelen iki yahûdînin tezat hâlindeki davranışlarına işaret edeceğiz.<br />
İki yahûdî gelirken birisi peygamber efendimize «Peygamber» demeyi uygun görmeyor, arkadaşını îkaz ediyor. Beraber geliyorlar. Dokuz sual so­ruyorlar, cevabı alınca her ikiside peygamber efendimizin ellerini, ayaklarını öpüyorlar ve Peygamberliğine şehâdet getiriyorlar.<br />
Burun üzerine Peygamberimizin, «Bana uymayı, sizden ne men sdi-yor?» buyurüğur.a karşıhkda, gûyâ Dâvud aleyhisselâm, neslinden peygam­berin devam etmesi için dua etmişde, ondan ve birde iman ederlerse yahû-dî&#8217;er onları öldürürlermiş!.<br />
İşte bu yahûdîlerin davranışları, iki yüzlü, yalan sözlü, içi başka dışı başka olan münafıkların amel ;ve hareketlerinin aynısıdır. Zira adamların uzakdan gelişleri başka, peygamberin huzuruna gelince hareketleri yine<br />
başka ve aynı zamanda Dâvud aleyhisselâma yalan isnad etmek suretiyle güya ona tâbi ve itaatkâr olduklarını söyieyorlar. Halbuki, Zeburda, Tevrat ve İncilde, peygamberimizin peygamberliği ismiyle, cismiyle ve her şeyiyle zikredilmişti. Onlardan hakîkata âlim olanlarda vardı. Belki bu yahûdîlerde, biliyorlardı. Fakat inanamadıklanndan gerçeği göremiyen ve anlayamıyan iki yüzlü münafıklar misâli rezalet işleyorlar.<br />
Aslında yahûdîler, islâmın ve müslümanların en azılı ve en eşed düş­manlarıdırlar.<br />
Bu husus Kur&#8217;anı Kerimde şöyle beyan ediliyor :<br />
«And olsun ki (Ey habîbim!) yahûdılerle müşrikleri, müminlere düşman­lık bakımından, insanların en şiddetlisi bulacaksın.»Mâide sûresi, 82<br />
Yahudilerin gelişlerinden anlaşılması gereken diğer bir hususda şudur:<br />
Peygamberimize bu iki yahûdînin dert ve meselelerini sormaya gelme­leri de, şayanı dikkattir. Müslümanların müracaat edib dertlerini İzah edip ikna edici cevabı aldıkları gibi, yahûdîlerde gidiyorlar, çok ve çok tatmin oluyorlar. Sevinç ve memnuniyetlerini de Resulü Ekrem (S.A.V) efendimizin ellerini ayaklan öperek beyanda bulunuyorlar.<br />
Peygamberimizin bütün insanlara önder ve rehber olduğu böylece gö­rülmüş oluyor. Binâen aleyh onun makamım işgal eden onun varisleri olan Din adamlarıda, her cemaatin iltifat edip değer vereceği, ona müracaat ederek dertlerini anlatıp çâre bulabilecekleri kimseler hafinde olmaları gere­kir.<br />
Günümüzdeki bâzı tefrikacıtarın maşası hâline gelib, bir kısım halkın inanıb, diğer kısımlarında inkar ettikleri Din adamları gibi olmamak gere­kir. Gerçek ve doğru yolda olan din adamları, bütün cemaat ve cemiyetlerin müracaat edebileceği kişiler hâlinde olanlardır.<br />
Peygamberimizin bütün insanlığın irşad ve îmanı için gönderildiği şu mealdaki âyeti kerîmede beyan edilmiştir :<br />
«(Ey habîbim!) biz, seni ancak bütün insanlara cenneti müjdeleyici ve cehennemden korkuducu olarak peygamber gönderdik..»     Sebe sûresi, 28<a href="#_ftn198" name="_ftnref198">[198]</a><br />
&nbsp;</p>
<h3><a name="_Toc125720790"></a>Tercümesi :</h3>
<p>&nbsp;<br />
<strong>59 &#8211;</strong> (M) Enes (R.A) den mervidir, demiştir :<br />
Resûlullah (S.A.V) buyurdu :</p>
<ol>
<li><strong>a)</strong> Lâilâhe illallah &#8211; Allahdan başka ilah yoktur, diyen kimseye taarruz­dan kaçınmak, (küfürden başka) bir günâhından dolayı bir kimseyi tekfir et­me ve (yine küfürden başka büyük günah dahi olsa) işlediği bir amelinden dolayı islamdan çıkarma.</li>
<li><strong>b)</strong> Cıihâd, Allâhü tedlanin beni (cihâd emri veya tebliğ vazifesi ile) gön­derdiği zamandan bu ümmetin en son gelenleri, decca! ile savaşıncaya ka­dar devam edecektir, bu cihâdı, zâlimin zulmü ve âdilin adaleti sakıt etmez.<a href="#_ftn199" name="_ftnref199">[199]</a></li>
<li><strong>c)</strong> (İmanın üç hasletinden üçüncüsüde) Hayır, şer her şeyin kaderi Hâni ile olduğuna inanmaktır.» <a href="#_ftn200" name="_ftnref200">[200]</a></li>
</ol>
<p>&nbsp;</p>
<h3><a name="_Toc125720791"></a>İzahat</h3>
<p>&nbsp;<br />
Hadîsi şerifde geçen îmanın aslından ve alâmetlerinden olan üç haslet, çok ve çok mühimdir. Zira bugün bu hasletlere sahib olanlara küfür kelime­sini söyleyen, küçümseyen veya hiçimseyenler, pek çoğalmıştır.<br />
Meselâ : Çeşitli kurup ve fırkalara mensub olanlar, kendilerine iltihak etmeyen veya kendilerini desteklemeyenlere «küfür» kelimesini söylemek­tedirler. Bu iltihak etmeyenler veya desteklemeyip ilgilenmeyenler, mihrab-da imam, hutbede hatip, kürsüde vaiz, beş vaktini kılan, zekatını veren, oru­cunu tutan ve hac farizasını edâ eden müslümanlarda&#8217;nda olsalar, çekinme­den yine serserice kötüleme, ithametme ve tekfir etme dalâletine düşenlere şâhid oluyoruz, duyuyoruz.<br />
Zavallı adamcağızlar, başkasına «kâfir» demekle belkide ve muhakkak kendileri kâfir olacaklarını, veya olduklarını bilemiyorlar.<br />
Evet akıllı müslüman, bir mümine bir günahından veya kötü olan bir amelinden dolayı küfür kelimesi ile ısnad etmez. Zira böyle hareket etmek, imanlı ve kâmil bir îmana sâhib olmanın alâmetinden olduğu, peygamber efendimiz tarafından beyan buyurulmuştur.<br />
Firakı dâlleden Havâricler, bir müslüman büyük günah veya küçük gü­nah işledim! kâfir olur, demişler. Keza mutezilelerde, küfürle îman arasında bir mertebede olduğunu söylemişlerdir. Yani büyük günâh işleyen kimseye ne müslüman ve nede kâfir hiç birisini söylemiyorlar. îmanla küfür arasında olur, demişlerdir.<br />
Bu her iki fırkanın, tehlikeli ve kötü yolda ve akidede oldukları aşikar­dır. Zira âyeti kerime ve hadîsi şeriflere muhalefetleri meydandadır.<br />
Bir de hak yolunda cihad etmenin, Deccâl ile savaşıncaya kadar devam edeceğini beyan buyurmasıda, cihâdın kıymetli ve çok mühim bir vazife ol­duğuna işarettir.<br />
Cihadın en efdalı, zâlim sultanın yanında ve zamanında hakkı olduğu gi­bi söylemek ve yapmakdır. İslâmı alaya aian, ağızlarında geveleyen, islam-dan bahseden veya islâmı yaşayanların hoş karşılanmadığı bir zaman ve mekanda, islâmı savunmak için her çeşit mücâdele ve cihad yolunu tâkib etmek, elbet çok ve çok değerli amellerdendir.<br />
Yazıyla, sözle, amelle, maila, mülkle, evlad ve ahfadla bu cihadı yap­maya çalışanlar, elhamdülilflah bugün devam etmektedir, ve kıyamete ka­dar, hem dînimiz bakî kalacak ve hemde hak mücâdelesi devam edecektir Yeterki cenâbu hak, bizleri ve neslimizi bu kıymetli dâvanın birer neferi olarak çalışmamızı ihsan buyursun, devam ettirsin. Amin.<br />
Deccâlın gelmesi keyfiyeti hakkında, çok çeşitli rivayetlerle hadîsi şe­rifler vardır. Kıyametin büyük alâmeti olarak beyan edilmiştir. Deccâlın otuz dan fazla olduğuda bâzı hadisi şeriflerde zikredilmiştir. Fakat en büyük ve en azılısı, Deccâlın zuhuru ânında Isa aleyhisselâmın yer yüzüne ineceği ve azgınlıkda son hadde varmış olan Deccâh öldüreceğini bizzat peygamberi­miz buyurmuştur.<br />
Ayrıca yukarda geçen 42. hadîsi şerifin izahını dikkatla okuyunuz.<br />
Akait kitablarında bu mevzu açık bir ifâde ile yazılmıştır, keza Emâüde şöyledir :<br />
«İsa (A.S), ilerde gelecektir. Sonra azgın ve çapkın olan Deccâh öldü­recektir.»<br />
Bu gerçekler açık iken, bazı sapık fikirliler, Deccâlın zuhurunu ve İsâ aleyhisselâmtn yer yüzüne ineceğini inkâr etmektedirler. Gerçek mümin, böyle sapıklara iltifat etmez. Kader hakkında, ikinci hadîsi şerifin izahına bakınız. <a href="#_ftn201" name="_ftnref201">[201]</a></p>
<h3><a name="_Toc125720792"></a></h3>
<h3>Tercümesi :</h3>
<p>&nbsp;<br />
<strong>60 &#8211;</strong> (12) Ebû Hureyre (R.A) den mervidir, demiştir :<br />
Resûlullah (SAV) buyurdu ki:<br />
«Kul, zina ettiği vakit: Sman çıkar, sanki başının üstünde gölge gibi olur. Binâenaleyh o amelden (zinadan) çekindiği vakit, îman ona tekrar döner.»<a href="#_ftn202" name="_ftnref202">[202]</a><br />
&nbsp;</p>
<h3><a name="_Toc125720793"></a>İzahat</h3>
<p>&nbsp;<br />
Hadîsi şerifde beyan edilen hüküm hakkında şu anlayışlar ve İzahat vardır :</p>
<ol>
<li><strong>a)</strong> Mümin, zinayı haram ve günah olduğunu bilip inandığı halde yapar­sa, ondan îmanın nuru ve kemâh çıkar. Zinadan tevbe edrb   çekindiğinde îmanın nur ve kemâli tekrar avdet eder.</li>
<li><strong>b)</strong> Zinada bulunan bir müminden, îmanın en büyük ve mükemmel olan şubesi haya, ondan çıkar. Tevbe edib zinadan çekindiğinde îmanın şubesin­den olan haya tekrar avdet eder.</li>
<li><strong>c)</strong> Yahut zina eden bir kişi, sanki kendisinden îman sökülüp çıkan za­vallı kimselerin hali gibi, çirk   ve müievvesliğe dalan kimse gibidir. îmanını kirletir, îmanı olmayan kimseye döner, demektir. Zira kâmil îman, sahibine böyle mülevves ve kirli işleri yapdırmaz.</li>
<li><strong>d)</strong> Yahut bu hadîsi şerifi Resulü Ekrem efendimiz, müminleri böyle kö­tülükleri işlemekten kaçındırmak için tekdir ve tahzir için buyurmuştur Zira zinayı haram ve günah kabul ederek işleyen kâfir oîmaz. İmandan çıkmaz. Asî ve günahkâr bir mümin olur.</li>
</ol>
<p>Her ne şekil ve maksadla olursa olsun, zina en kötü ve haram ameller­dendir. Zinaya tevessül eden bir kişi, kendi anasına, kız kardeşine, hanımına halası ve tezyesine başka birisi zina yaparak tecâvuzda bulunmasına gönlü râzî olmaz. Hoş karşılamaz.<br />
Başkasının ırzına tecâvüz ederek zinada bulunmak isteyenler, evvelâ bunları düşünmeli ondan sonra ile tecâvuza bakmalı. Böyle şuur ve izanla düşünen bir mümin, asla ve kafa zinaya tevessül etmez.<br />
Şu hakîkatı iyi bilmek lazımdır. «Zina yapana, zina yapılır, ilin kapısını çalanın, kapısı çalınır. İlin ırzına yan bakanın, ırzına yan bakılır.»<br />
Ataların bir sözü vardır. «Çalma kapıyı, çalallar kapını.»<br />
Evet «bu dünya, et kulum bul kulum, dünyasıdır.» Eden bulur. Ama er, ama geç, mutlaka eden, bulur, yapana, yapılır.<br />
Zinanın çeşitleri ve şekilleri hakkında gerekli bilgi, ileride seksen altın­cı (86). hadîsi şerifde gelecektir. <a href="#_ftn203" name="_ftnref203">[203]</a><br />
&nbsp;</p>
<h3><a name="_Toc125720794"></a>Büyük Günahla İlgili Üçüncü Fasıl</h3>
<h3><a name="_Toc125720795"></a>Tercümesi :</h3>
<p>&nbsp;<br />
<strong>61 &#8211;</strong> (13) Muaz (R.A) den mervidir, demiştir :<br />
Resûlullah (S.A.V) bana on kelime ile vasiyyet etti ve buyurdu ki ;<br />
<strong>1 &#8211;</strong> Yakılmak ve öldürülmek tehdidi ile karşılaşsan dahi, Allahü teâlâ ya hiç bir şeyi şerik koşma,<br />
<strong>2 &#8211;</strong> Ehli iyâlinden ve mâlinden ayrılmayı emretseler dahi. Anana, Ba­bana asla ve kat&#8217;â muhalefet (isyan) etme.<br />
<strong>3 &#8211;</strong> Farz olan namazı bilerek kat&#8217;iyyen terk etme; Zira bir kimse bilerek farz namazı ter* ederse, o kimseden Allâhü teâlânm zimmeti (sıkor-tası) kalkar.<br />
<strong>4 &#8211;</strong> hiç fair suretle şarap içme; Zira şarab, bütün kötülüklerin ba­şıdır.<br />
<strong>5 &#8211;</strong> Mâ&#8217;siyet (günah) işlemekden kaçın; Zira günah işlemekle Al­lâhü teâlânın gazabı (sana) helâl olur,<br />
<strong>6 &#8211;</strong> İnsanlar helak olsa (kırılsa) dahi, harp meydanından kaçmakdan   çekin.<br />
<strong>7 &#8211;</strong> sen bir memleketin insanları içinde bulunurken,   İnsanlara<br />
(bir hastalıkdan dolayı) &#8211; ölüm (kırılmak) isabet ederse, (O insanların içeri­sinde) sebat et (oradan ayrılma),<br />
<strong>8-</strong> Kendi kazancından (ana sermâye ve kârinden) aile efradına<br />
[İhtiyaçlarını karşılayacak şekilde) intak et,<br />
<strong>9-</strong> Aile efradından edep maksadı ile asanı (değneğin)i kaldırma,<br />
<strong>10-</strong> Onian (aile efradını) Allâha karşı gelmekten sakındır.» <a href="#_ftn204" name="_ftnref204">[204]</a><br />
&nbsp;</p>
<h3><a name="_Toc125720796"></a>Tercümesi :</h3>
<p>&nbsp;<br />
<strong>62 &#8211;</strong> (14) Huzeyfe (R.A) den mervidir, demiştir ki : «Nifak, ancak Resûluilah (S.A.V) zamanında idi. Ama bugün, küfür veya îman vardır.»<a href="#_ftn205" name="_ftnref205">[205]</a><br />
&nbsp;</p>
<h3><a name="_Toc125720797"></a>İzahat</h3>
<p>&nbsp;<br />
Râvî Hz   Huzeyfe (R.A) kimdir?<br />
Hz. Huzeyfe (R.A), aslı yemenli, Ebu Abdillah künyesi ife mâruf ve Hu-zeyfetülyemânî lakabı ile lakablandırılmıştır. Peygamberimizin sır ve gizli olan haber ve hükümleri bildirdiği sahâbesidir. Bilhassa münafıkların isim­lerini liste hâlinde bildirdiği sırları bu bilirdi. Onun için bu hayatta iken bir cenaze vuku bulursa, Hz. Ömer (R.A) bakar, cenazede Hz Huzeyfe bulu­nursa, oda iştirak ederdi. Şayet Hz. Huzeyfe cenazede hazır bulunmazsa, Hz. Ömerde cenaze namazına iştirak etmezdi.<br />
Hatta Hz. Ömer (R.A), zaniün zaman : «Ey Huzeyfe kardeşim! Allah aşkına söyle, münafıkların listesinde bende varmıyım.» dediği zikredilmekte­dir.<br />
Cennetle tebşir edilen Hz. Ömer (R.A), hak teâlânın rahmetinden mah­rum, azabının en şiddetlisi ile azablanacak olan münafıklardanmıyım aca­ba! diyerek bu şekilde dikkat eder ve hassasiyet gösterirse, bizlere ne yap­mak ve ne şekilde dikkatli olmak gerektiği artık gayet açıktır.<br />
&#8216;Kıyamet alâmetlerinin küçüklerinden pekçoğunuda Resulü Ekrem efen­dimiz, bu mübarek Hz. Huzeyfeye bildirmişti.<br />
Kendisinden, Hz. Ömer, Hz. Ali, Hz. Ebidderdâ ve daha pek çok saha­be ve tabiîn hadîsi şerif rivayet etmişlerdir.<br />
Vefatı, Hz. Osman (R.A) in şehâdetinden kırk gece sonra hicretin otuı beşinci (35). senesinde Medâinde vuku bulmuştur. Kabri şerîfide oradadır. Allah ondan razî olsun.<br />
Medöıin : Bağdad yakınlarında bir şehrin ismidir.<br />
Hz. Huzeyfenin beyan ettiği ve Buhârî şerifde «Münafık ancak Resülül-lah (S.A.V) zamanında idi.» mezkur olan bu cümlenin anlamı şöyledir:<br />
Münafıklar hakkında verilen hükümler, icra edilen ahkamlar, ancak Ra-sûtüliah zamanında tâyin edilip yapılabiliyordu. Zira onların kimler olduğu­nu ve onlara karşı nasıl davranılması gerektiğini Resulü Ekrem efendimiz bildirirdi.<br />
Meselâ, Resûlüllah zamanında münafıklardan bizzat bilinen ve bildiri­lenlere selam vermemek, iltifat etmeyip bakmamak gibi halier zaman zaman ve bâzı şahıslar hakkında icra edilmiştir. Bilinmeyen ve bildirilmeyenlere kar­şıda hiç bir muamele yapılmaz, müslüman kardeşlerden sayılır ve kardeş muamelesi yapılırdı.<br />
Bugün ise, münafıkların tâyin ve tesbiti, olamıyacağından ancak müna­fık amellf kişifer görülebildiğinden veya görülebileceğinden bizzat «Bu adam münafıkdır» hükmü verilemez. Belki «Bu adam münafık amelli kişidir.» denebilir.<br />
Günümüzde en bariz ve en kesin bilinib hüküm verilebilen, ve hüküm verilebilecek olan, hak ve hakikati istisnasız kabul edenlere «Mümin», hak­kı inkar edenlere de «kâfir» hükmü verilebilir iki yüzlü nifak amelleri görülen lere de «münafık amelli» denilebilir.<br />
Bir münafık harbe çıkıyor, çok gayret gösteriyor, Ashab bunun gayre­tine hayran kalıyor, hoşlanıyorlar. Fakat Resulü Ekrem efendimiz onun iç gayesine vâkıf olduğundan o adamın kendi menfaatini korumak için savaş-dığını beyan ediyor ve «bu adam cehennemliktir» buyuruyor. Bugün bu teş­hisi yapmak güç olduğundan, münafık amelini işleyenleri görünce «Münafık amelli adam» diyebiliriz.<br />
. Bu hadîsi, Ahmed bin Hanbel rivayet etmiştir. <a href="#_ftn206" name="_ftnref206">[206]</a><br />
&nbsp;</p>
<h3><a name="_Toc125720798"></a>Vesvese   Babı Birinci Fasıl</h3>
<p>&nbsp;<br />
<strong>63 &#8211;</strong> (I) Ebû Hureyre (R.A) den mervidir, demiştir : Resûlüllah (S.A.V) buyurdu :<a href="#_ftn207" name="_ftnref207">[207]</a><br />
«Muhakkak Allah (teâla), ümmetimden sadırlarının (nefislerinin) verdi­ği vesveseyi &#8211; onu İşlemedikçe veya konuşmadıkça afveder.» <a href="#_ftn208" name="_ftnref208">[208]</a><br />
&nbsp;</p>
<h3><a name="_Toc125720799"></a>İzahat</h3>
<p>&nbsp;<br />
Hadîsi şerifde geçen «vesvese» kelimesini tarif edelim.<br />
Vesvese : Gönül ve hatıra gelen şey, insanı kötü olan şeylere sevk eder­se, ona «vesvese» denir.<br />
İlham : Gönül ve hatıra gelen şey, insanı faziletli şeylere teşvik ederse, oda «ilham» dır.<br />
Şu halde kalbe gelen bir şeyin vesvese veya ilham olduğunu teşhis ede­bilmek için, o gönüle gelen ve icra edilmesi için İtici kuvvetin şer veya kötü olan şeyleri yapmaya teşvik ediyorsa, o vesvesedir.<br />
Şayet kalbe gelen şey, iyi amelleri yapmaya teşvik ediyor ve iyiliğe iti­yorsa, işte bu gönle gelen şey, ilhamdır.<br />
İlham OtSi;n, vesvese olsun hankisi olursa olsun, bunlarla bir hüküm çıkarılamaz. Heı hangi bir şeyin hakîkat ve aslına delil olamaz.<br />
Vesvesenin çeşitleri ve uzun îzahı, «Ameller niyyetlere göredir» hadîsi şerifin altında Zikredilmiştir.<br />
İlham hakkında da «İslamda Evliya meselesi» adlı eserimizle «İslama sokulan Bid&#8217;at ve Hurafeler» isimli eserimizde açıklama yapılmıştır.<br />
Hadîsi şerifin manası, gayet açık ve sarihki; insanların gönüllerine ge­len şeyleri söylemedikleri veya işlemedikleri takdirde cenabu hak o gönül­lere gelenleri bağışlayor. Ancak gönüllere gelenleri, insanlar dilleri ile söy^ ler veya onları bizzat icra edip işlerlerse, onlardan mes&#8217;ul   olurlar. Tabiiki gönüllere vesvese ile gelenler, şer ve kötülüktür.<br />
İşte kalbe gelen kötülükler, işlenmedikçe veya dil ile söylenmedikçe günah olmaz, cezayı müstelzim değildir. Allah (c.c.) onları bağışlamaktadır.<br />
Hatta bir hadîsi kudsîde şöyle buyuruimuştur :<br />
«(Allâhü teâlâ buyuruyor : Ey meleklerim!) bir kulum bir günah işlemek istediğinde, ona hemen günah yazmayınız. Eğer o gönlüne aldığı günahı iş­lerse, onun üzerine bir günah yazınız.»   <a href="#_ftn209" name="_ftnref209">[209]</a><br />
Kalbe gelen vesvese ve kötü şeyleri telkin etme hâli, ilk defa şeytanin Adem aleyhisselâma telkini ile başlar. İnsanın nefsinin vesveseside dâima &#8211; kötülük telkin eder.<br />
şeytanın Adem aleyhisselâma telkini şu âyeti kerimede beyan edilmiş­tir :<br />
«Ve nihayet şeytan Ademe vesvese verdi ve şöyle dedi: Ey Adem! Seni (cennette kalmana sebeb olacak) ebedîlik ağacına, bir de son bulmayacak devlete delâlet edeyim mi?» Taha sûresi, 120<br />
Nefsin vesveseside şu mealdâki âyetde beyan buyurulmuştur.<br />
«And olsun ki, insanı biz yarattık ve nefsinin ona ne vesveseler verdi­ğimde biliriz..» Kof sûresi, 16 <a href="#_ftn210" name="_ftnref210">[210]</a><br />
&nbsp;</p>
<h3><a name="_Toc125720800"></a>Tercümesi :</h3>
<p>&nbsp;<br />
<strong>64 &#8211;</strong> (2) Yine Ebû Hureyre (R.AJ den mervidir, demiştir : Resûlullâhın ashabından bir kurub insan Nebiyyi Ekrem (S.A.V) e gel­di ve ondan sordular : Biz, birimizıin söylemesini büyük (günah, veya küfür ve kötü) gördüğü şeyi nefislerimizde (nefislerimizin vesvese ve iğvâsında) buluyoruz!<br />
— Bunun üzerine R££û3ullah (S.A.V) buyurdu : «Siz, bunu buluyormusunuz?»<br />
— Ashabı kiram : «Evet» dediler.<br />
— Resûluilah (S.A.V} de :<a href="#_ftn211" name="_ftnref211">[211]</a><br />
«İşte bu îmanın sarihidir.» buyurdu. <a href="#_ftn212" name="_ftnref212">[212]</a><br />
&nbsp;</p>
<h3><a name="_Toc125720801"></a>Îzahat</h3>
<p>&nbsp;<br />
Hadîsi şerifde beyan edildiği üzere, bir kısım cemaatın kalblerine gelen kötü vesvese ve vehimlerin âkibp*inin ne olacağı ve bu kalbe gelmenin iyimi, yoksa kötümü olduğu sorulunca, mübarek pyeğmdberimiz, «İşte bu (kalblere gelen vesvese), îmanın sarihidir.» buyuruyor.<br />
Evet kalbleri don yağı gibi donub, katilaşanlar pek makbul kişilerden değillerdi. Müşrik ve kâfirler gönüllerine yerleştirdikleri şirk ve küfür sebe­biyle, onların gönüllerine şeytanın sokacağı bir şey kalmamıştır. Onun istediai Ç&#8217;rk ve fenalıkların en eşeddi yerleşmiştir. Artık vesvese ve şüpheler sokmaya veya sokmak için çapaya lüzum kalmamıştır,<br />
Fakat gönlünde îmanı olan müminin îmanını, kirletmek veya çalmak için bütün gayretini sarf ediyor. Her türlü çâreye baş vuruyor. Çünkü onun kal­binde en büyük sermâye olan îman cevheri vardır. Bütün gayesi o cevheri<br />
çalmaktır.<br />
Netekim, mal, eşya, para ve emsali şeylerle dolu olan bir eve veya oda­ya, hırsız girib çalmak için bütün gayretini sarf eder.<br />
Şayet odada, ev veya dükkanda hic bir şey olmazsa, hırsız iltifat et­mez. İçeriye girmek dahî İstemez.<br />
İşte müminin kalbine gelen vesvese ve acâib vehimlerin çeşitleri, mü­minin kalbindeki îmanının mükemmel ve sağlam olduğuna delâlet eder. Zira şeytan o îmanı kirletmek için vesvese veriyor. Müminde bu vesvese ile mücâdele ediyor. En kemallı cihadı nefsi ile yapmış oluyor.<br />
Hz. Ali (R.A) de şöyle demiştir.<br />
«Bir namazki, onda vesvese olmazsa, işte o namaz ancak yahûdî ve Hı­ristiyanların namazıdır»<a href="#_ftn213" name="_ftnref213">[213]</a><br />
İslom hukukunun hükümlerini beyan eden fıkıh kitablarında «sehvi sec­de babı» başlığı ile yazılan hükümleri okumalı ondan sonra bu hadîsi şerif ve İzahı \\e bu irtibat kurmaya çalışılmalıdır.<br />
Tercümesi : 65 — (3} Ondan (yani Ebû hureyre R.A. den) mervidir, demiştir :<br />
Resûlüllah   (S.A.V) buyurdu :<a href="#_ftn214" name="_ftnref214">[214]</a><br />
«Sizin bîrinize şeytan vesvese verir ve der : Şunu kim yarattı? Bunu kim yarattı? hatta şöyle der : Rabbini kim yarattı? İşte böyle soru ile karşı­laşırsan, Allâha sığın ve (düşünmeyi) Terk et.» <a href="#_ftn215" name="_ftnref215">[215]</a><br />
&nbsp;</p>
<h3><a name="_Toc125720802"></a>İzahat</h3>
<p>&nbsp;<br />
Hadisi şerifde Resulü Ekrem sallallahü gleyhi vesellem şu mealdeki âye ti kerimeye işaret etmiştir:<br />
«Allah o iblisi (şeytanı; Rahmetinden kovdu..O da (İblisde) dediki : uhakkak kullarından bir muayyen pay arayıp saptıracağım. Onları gerçekden saptıracağım. Kendilerini uzun amellere düşürüp olmayacak kuruntu­larla aldatacağım ve muhakkak onlara (insanlara) emredeceğimde davar­ların kulaklarını (putların nâmına) kesip yaracaklar. Elbette onlara emrede­ceğimde, Allanın yarattığı (Putlaştırarak, tebdil ederek) değiştirecekler Kim Allahı bırakıpda şeytanı dost edinirse, gerçekden bir ziyana düşmüştür.<br />
— Şeytan onlara vad eder, onları uzun amel ve kuruntulara düşürür, Şeytanın kendilerine vaad ettikleri aldatmadan başka bir şey değildir.» Nisa   sûresi,     18-20<br />
Bu âyeti kerimelerdede belirtildiği üzere, şeytan her zaman ve saatte durmadan İnsanları saptırmak ve kötülükleri yaptırmak için, elinden geleni yapmaktadır. Esasen huzuru ilâhiden kovulunca, Allahü teâladan yetgi istedi, İnsanları azdırmak ve azıtmak için yetgiyide aldı.. Ancak ihlaslı ve doğruluk üzere olan kimselere tesiri olmayacaktır.<br />
İşte bu sebeblerden dolayı, şeytan durmadan insanoğluna kötülükleri yaptırmak için vesvese vererek, akıl ve mantık djşı kötülükleri yapdırmak için akıl ve mantık dışı soruları sorarak şaşırtmaya çalışır, o haldeki hadisi şerifde belirtildiği üzere. Allâhı inkâr ettirmek için uzun sorular sorabile­cektir.<br />
Evet şeytan insanın sağından, solundan, önünden, arkasında, altından ve üstünde gelecek her çeşid kötü telkinlerde bulunacak, nefsin tuğyan et­mesi için çok acâib vesveseleri verecektir. Varlıkların kim tarafından yara­tıldığını sorarak. Şunu kim yarattı, bunu ki myarattı, v nihayet Allâhı kim yarattı? şeklinde sorulprla insanı şaşırtacaktır.<br />
İmanı kuvvetli olanlar, onun bu vesveselerine iltifat etmezler, onun soru ve vesveselerini def ederler veya en güzel bir şekilde cevablandırırlar. Hak­kın kudret ve azametine sığınarak onun şerrinden kurtulurlar.<br />
Fakat zaif îmanlı-fasık kimseler, onun vesvesesinin arkasına düşerler, şüphenin birini def etmeden&#8217; biri gelir. Vesevese ve vehimler içerisinde ken­dilerini perişan eder-ler.<br />
Aslında akıNı-adam düşünür, iblis hakkın huzurundan kovulmuş bir münkirdir. Kendisine cehennem yoldaşı arayor. Kendisinin huzuru ilâhiden kovulmasına sebeb olan Âdem (A.S) in neslini azdırıp sapıtmak içinde elinden gelen gayreti sarf edecektir. Ve onun gayret ve emeli, insanları ken­disi gibi isyan ettirip cehenneme attırmaktır.<br />
Bu husus bir âyeti kerimede şöyle beyan edilmiştir :<br />
«Şeytan size fakir olacaksınız diye korkutur ve size fuhşiyatı (kötülü­ğü, cimriliği) emreder.»                                                             Bakara sûresi, 268<br />
Diğer âyeti kerime meali :<br />
«Muhakkak şeytan, (devamlı) size düşmandır. Binaenaleyh sizde onu düşman tanıyınız.<br />
Çünkü o etrafına toplanan avânesini ancak cehennemlik olsunlar, diye çağırır.»                                                                                             Fatır Sûresi, 6<br />
Böyle kötülük ve ebedi hüsrana davet eden ve insan oğlunun en azılı düşmanı olan iblisin şerrinden korunmak için. Resulü Ekrem sallallahü aley­hi vesellem efendimiz hadisi şeriflerinde «İşte böyle (tehlikeli) soru ile kar­şılaşırsan, hemen AHaha sığın (düşünceyi) terk et.» Buyurmuştur.<br />
«Eğer şeytandan bir fit (kötülük telkini) gelirse, hemen AHaha sığın..»<br />
Araf sûresi 200<br />
Esasen inşam vesvese ve vehim, nefsinden olsun, şeytandan olsun, kadından ve$£rÖlö»r insanlardan olsun nereden ve ne şekilde gelirse gel­sin, hemen Altoha sığınıp münakaşayı terk etmesi lâzımdır.<br />
Şeytanın vesvese ve ığvasından halikı zülcelaîa şu dua ve kelimelerle sığınılması oerektiğ*ni bizzat ResOlüilah (S.A.V) tavsiye buyurmuşlardır : «Lahavle veta -kuvvete. iHîa&amp;ftfdh&#8217;ıIaliyyılazım» veya «eû^übiliâhimineşşeyta-nirracim.»<br />
Ayrıca kur&#8217;ant kerimden dua ve i&amp;iâze ayetlerini okumakda çok fayda­lıdır.<br />
Mesela : Ayetelkürsî, ihlası şerif ve Rabbena duaları, birde hasbünal-lahü veniğmel vekil, gibi dua ayetlerini okuyarak Allaha sığınmak lâzımdır. Vakit bulabilen ve imkanı olan kişiler, abdest veya gusul yaparak bir kaç rekat namaz kılmak ve kur&#8217;an okumak suretiyle vesvese ve vehimleri gider­meye çalışırlarsa, en doğru yol takip etmiş olurlar.<br />
Tabiiki bu ameller ihlasla ve en güzel niyyetle işlenirse, hak teâla ya­pılan duaları red etmez. Şeytanın ve insanların vesveselerinden kurtarır.<br />
Kur&#8217;anı kerimin en son sûresi olon sûrei nasda ve tefsirlerinde uzun uzun beyan edildiği üzere, her honkj bir kimse, nefsin ve şeytanın vesvese­sinden, Allaha sığınmak ve yüce Allanın ismi şeriflerini, lafzâi celalini zik­retmekle selamete erişe bilir.<br />
Bu hususda aşağıdaki hadisi şerifleride dikkatla okumak lazımdır. <a href="#_ftn216" name="_ftnref216">[216]</a><br />
&nbsp;</p>
<h3><a name="_Toc125720803"></a>Tercümesi ;</h3>
<p>&nbsp;<br />
<strong>66 &#8211;</strong> (4) Ondan (Ebû Hureyre R.A. den) mervidir, demiştir :<br />
Resûlullah (S.A.V) buyurdu ki : <a href="#_ftn217" name="_ftnref217">[217]</a><br />
«İnsanlar, dâima birbirleriyle soruşma yaparlar, Hatta denilir : 8u mühluku Allâhü teâla yarattı, Allâhü teâtayı kim yarattı ya? Binâen aleyh bir kimse böyle bir şeyle karşılaşırsa, hemen Allâha ve Resullerine îman ettim, desin.» <a href="#_ftn218" name="_ftnref218">[218]</a><br />
&nbsp;</p>
<h3><a name="_Toc125720804"></a>Tercümesi :</h3>
<p>&nbsp;<br />
<strong>67 &#8211;</strong> (5) jbni Mes&#8217;ud (R.A) den mervidir, demiştir :<br />
Resûlullah (S.A.V) buyurdu :<br />
«Sizden hiç bir kimse olmaz, ancak ona (şer emretmek için) cinden bir yahni ve (hayrı beyan etmek için) meleklerden bir yakını kendisine musal­lat kılınır.»<br />
— Bunun üzerine ashabı kiram dediler : Yâ Resûlellah senin içinde böyle musallat kılman bir arkadaş varmıdır?<br />
—   Resûlullah (S.A.V) buyurdu :<a href="#_ftn219" name="_ftnref219">[219]</a><br />
«Evet benimde vardır. Fakat Allâhü teâla beni korumakla ona gâlib kılmakda yardım etti de, oda müslüman oldu. Binâen aleyh benim cinden ar­kadaşım bana ancak hayır emreder.» <a href="#_ftn220" name="_ftnref220">[220]</a><br />
&nbsp;</p>
<h3><a name="_Toc125720805"></a>Tercümesi :</h3>
<p>&nbsp;<br />
<strong>68 &#8211;</strong> (6) Enes (R.A) den mervidir, demiştir :<br />
Resûiuilah (S.A.V) buyurdu :<a href="#_ftn221" name="_ftnref221">[221]</a><br />
«Şüphesiz şeytan, insanın kanının akdığı (dolaşdığı) yerde cereyan eder (dolaşır.» <a href="#_ftn222" name="_ftnref222">[222]</a><br />
&nbsp;</p>
<h3><a name="_Toc125720806"></a>Tercümesi :</h3>
<p>&nbsp;<br />
<strong>69 &#8211;</strong> (7)   Ebû Hureyre (R.A) den mervidir demiştir :<br />
Resûlullah   (S.A.V.) buyurdu :<a href="#_ftn223" name="_ftnref223">[223]</a><br />
«Adem oğlundan doğan her çocuğa doğum zamanında mutlaka şey­tan mes eder (dokunur). Binaen aleyh çocuk şeytanın mes etmesinden fer-yadla ağlar. Ancak meryem ve oğluna (İsa &#8211; Aieyhisselâma) mes etmemiş­tir.» <a href="#_ftn224" name="_ftnref224">[224]</a><br />
&nbsp;</p>
<h3><a name="_Toc125720807"></a>İzahat</h3>
<p>&nbsp;<br />
Bu hadisi şerifin açık ve zahir manasında belirtildiği üzera annesinden yeni doğan her çocuğa&#8217;doğum anında şeytan dokunuyor ve o şeytanın do­kunması iie dünyaya gelirken çocuk ağlayarak anasından doğuyor. Bu şe­kilde dc&#8217;jum şekli Adem aleyhisselâmdan bu güne kadar böylece cereyan etmiştir. Ancak Hz. Isâ aleyhisselam ile annesi Hz. Meryemin doğum zama­nında şeytan mes edip dokunmamıştır. Şeytanın bu hal ve hareketi, kıya­mete kadar aynı minval üzere devam edecektir.<br />
Hadisi şerifde geçen «mes» kelimesinin manası, el ile dokunmak ma­nasında kullanılmaktadır, Dolaysiyle şeytan çeşidli şekil ve kılıklara bürü­nerek insanlara her çeşid zarar ve kötülüğü yapmak için, dokunmak yolu ilede zarar verebilir.<br />
Ehli sünnetin görüşü, şeytanın mes edip dokunması vakî olmuştur ve vâkî olabilir.<br />
Ehli sünnetin görüşü şu mealdaki âyeti kerimeye dayanmaktadır.<br />
«Riba (faiz) yiyenler (tefecilik yapanlar), kendilerini şeytan çarpmış (bi­rer mecnun) dan başka bir halde (kabirlerinden) kalkmazlar (ancak şeyta­nın çarpımasından cinnete uğrayan hâlinde kalkarlar).»   Bakara sûresi, 275<br />
Burada şerhi akaid sahibi allâme-i teftâzânînin cin ve şeytan hakkın­da şerhi mekâsıdındaki şu tarifleride nakledelim :<br />
<strong>Cin :</strong> Hevâî bir şekilde latif cisimlerdirki, pek çok muhtelif şekillere gi­rerler ve onlardan pek çok ocöib şeyler zuhur eder .<br />
<strong>Şeytanlar :</strong> Ateşden yaratılmış cisimlerdir. Bunlar insanlara fesadlık ve azgınlık telkin ederler.<br />
Melekler, cinniier ve şeytanlar gayet dar menfez ve deliklere girebilir­ler. Hatta İnsanların kursaklarına dahi girebilirler. İnsanlar onların durum­larını açık bir şekilde gözleriyle göremezler.<a href="#_ftn225" name="_ftnref225">[225]</a><br />
Halk arasında «falanı cin çarpmış, şeytan çarpmış» derler. «Şeytan carpmışda ağzs eğilmiş, cin çarpmasına uğramışda aklını oynatmış gibi..» Cümleler söylenmektedir. Bu ve emsali cümlelerin ehli sünnet görüşüne<br />
uyan tarafları vardır. Ancak bazı mübalağa ve ilaveli yalanlarda söylenebi­lir.<br />
Şeytan ve cin çarpmasının olmıyacağını iddîa edenler, firakı dâlleden mutezilelerdir. Onlara göre âyeti kerime ve hadisi şeriflerdeki «Messüşşey-tan» kelimesinin menası hayalidir ve çocuğa şeytanın elinin tasviri gösteri-lirki, bir nevi vurma şeklini görür derler.<br />
Yukardaki âyeti kerime ve hadisi şerifler acıkca beyan ederken böyle indî teviller, elbet fasid ve batıl görüşlerdir.<br />
Şeytan ve cinnin çarpmasından, iğfal ve vesveselerinden Allâha sığın­mak her müslümanın vazifesidir. Daha uzun izahat, akâid, tefsir ve kelam kitaplarında mezkûrdur.<br />
Melek, şeytan ve cinnin dünyada insanlara görülmeyip ahirette tersi ile insanların onları görüp, onların insanları göremiyeceklerinin sebebi hikmeti yukarda iki (2) nolu hadisi şerifin izah kısmında geçmiştir.<br />
Yukarıdaki hadisi şerifde Resûiüllah sallallahü aleyhi vesellem efen­dimiz «Peygamberlere ve evliyalara şeytan dokunamaz» cümlesini söyle­yenleri veya iddia edenleri red etmiştir.<br />
Birde cinnilerle insanların nikahlanıp izdivaç edenleri olabilir, olamaz meseleside düşünülecek bir hususdur. «Agamul mercan fi ahkamilcân» isimli eserle «Eşbah vennezâir» adlı eserde bu mes&#8217;elenin uzun izahı geç­miştir. Oralardan okumak faideli olur. <a href="#_ftn226" name="_ftnref226">[226]</a><br />
&nbsp;</p>
<h3><a name="_Toc125720808"></a>Tercümesi :</h3>
<p>&nbsp;<br />
<strong>70 &#8211;</strong> {8) Ebû Hüreyre {R.A) den mervidir, demiştir : Resûiüllah (S.A.V) buyurdu :<br />
«Doğum zamanında doğan çocuğun bağırması, şeytanın dokunmasın-dandtr.»   <a href="#_ftn227" name="_ftnref227">[227]</a><br />
Tercümesi   :<br />
<strong>71-</strong> (9) Câbir (R.A) den mervidir, demiştir :<br />
Resûiüllah (S.A.V) buyurdu ki :<br />
«Muhakkak surette iblîs, tahtını su (deniz) üzerine kor, sonra insanla­ra fitnelik etmeleri için askerlerini sevk eder. Ona (iblise), askerlerinin rner-îebe bakımrndan en yakını fitnesi en büyük olanlarıdır. Onlardan (iblisin as­kerlerinden) birisi gelir ve der: Şöyle şöyle işledim (mesela : Kumar oynat­tım, zina yaptırdım, der.)<br />
— Bunun üzerine iblis der : Hic bir şey istememişsin.<br />
__ Resûluliah   (S.A.V) buyurdu : Sonra onların (aske.ieıin) birisi gehr<br />
ve der: Ben onu (adamı) bırakmadım, takt onunla (adamla) karısının arasını ayırdım, ondan sonra terk ettim.<br />
__ Resûiüllah (S.A.V) buyurdu : İblis ona (o askerine) yaklaşır ve : Sen ne güzelsin, der.»<br />
— Ameş (bu hadîsi şerifi rivayet edenlerden birisi) dedi : Zan eder sem Resûiüllah (S.A.V) buyurdu :<a href="#_ftn228" name="_ftnref228">[228]</a><br />
«iblis bu askerini kucaklar.» <a href="#_ftn229" name="_ftnref229">[229]</a><br />
&nbsp;</p>
<h3><a name="_Toc125720809"></a>Tercümesi :</h3>
<p>&nbsp;<br />
<strong>72 &#8211;</strong> (10) Ondan {Câbir R.A den) rivayet olunmuştur;<br />
Resûiüllah (S.A.V) buyurdu :<br />
«Şüphesiz şeytan, Ceziretül arabda Namaz kılanların ibâdet yapma­sından me&#8217;yüs (umutsuz ve mükedder) olur. <a href="#_ftn230" name="_ftnref230">[230]</a>Fakat yine orada namaz kılan insanlar arasında, fesat çıkarmaya çalışır.» <a href="#_ftn231" name="_ftnref231">[231]</a><br />
&nbsp;</p>
<h3><a name="_Toc125720810"></a>Vesvese İle İlgili İkinci Fasıl</h3>
<h3><a name="_Toc125720811"></a>Tercümesi :</h3>
<p>&nbsp;<br />
<strong>73 &#8211;</strong> (1) İbni Abbas (R.A) den mervicfir :<br />
Nebiyyi ekrem (SAV) efendimize bir adam geldi ve dedi : Bana nefsim bir şeyler söylüyor, onu (nefsimin söylediği vesvese verdiğini) söylemekten simsiyah kömür olmam bana daha sevimlidir.<br />
— Bunun üzerine Resûlüllah (S.A.V) buyurdu :<a href="#_ftn232" name="_ftnref232">[232]</a><br />
«Bir adamın işini (Nefsinin kötü telkinini) vesveseye çeviren Allâha ham dü senâtar olsun.» <a href="#_ftn233" name="_ftnref233">[233]</a><br />
&nbsp;</p>
<h3><a name="_Toc125720812"></a>İzahat</h3>
<p>&nbsp;<br />
Bu hadisi şerifden evvel geçen ve aşağıda gelecek hadisi nebevilerde okuduğumuz üzere&#8217;şeytan insana küfür ve şirki telkin eder. Eşyaların yara­tılışı kim tarafından olduğunu sorduktan sonra Allâhü leâlayı kimin yarattı-ğmt sorarak Ademin neslini küfre iterken bu hadisi şerifdede kalbe ondan hafif ve fakat söylenmesi iğrenç ve ayıp olan şeyleri nefsine telkin etteğini dolaysiyle nefsinde acâib iğrençliği duyan kişinin küfür telkininin tehlike­sinden kurtulmasından dolayı Allâha hamd etmeyi nebiyyi muhterem efen­dimiz tavsiye buyuruyor.<br />
Evet şeytanın küfür telkininden nefsin vesvesesi, daha hafifdir. Bu se-bebden dolayı Adem Aleyhisselamın nesli olan insanlara şeytan küfür tel­kin edip en tehlikeli hal karşısında kalan kişisinin hemen Allâha sığınması tavsiye edilmiştir.<br />
Nefsin bu telkini ise, ondan hafif ve kalpdeki îmanın takviyesine gayret gerektiren nefsiyle mücadele şeklinin zuhuruna sebeb olduğundan için, bu acâib telkin ve vesvesenin oluşuna hamd etmek, imanın kemalini icâp et­tiren bir şükürdür. Bu hale şükrecftlirse, yüce Allah (c.c.) müminin kalbin­deki imanını kuvvetlendirir. Zira cenabu hak bir âyeti kerimesinde şöyle buyurmuştur   :<br />
«Elbet siz (bir nimete) şükrederseniz, mutlak ve muhakkak ben azi-müşşan sizin nimetinizi artırırım.»                                         Sûrei İbrahim, 7<a href="#_ftn234" name="_ftnref234">[234]</a><br />
&nbsp;</p>
<h3><a name="_Toc125720813"></a>Tercümesi :</h3>
<p>&nbsp;<br />
<strong>74 &#8211;</strong> (2) İbni Mes&#8217;ud (R.A) den mervfdir, demiştir :<br />
Resûlüllah (S.A.V) buyurdu   :<br />
«Elbet âdem oğluna, bir şeytanın yaklaşması, birde meleğin yaklaşması vardır.<br />
— Şeytanin yaklaşmasına gelince, o (şeytan) şerri ve hakkı yalanla­mayı telkin etmesidir.<br />
— Meleğin yaklaşması ise, hayra (namaz ve oruç gibi hayra) ve hakkı tastık etmeye (kitablara ve peygamberlere îman gibi şeylere) teşvik eder,<br />
— Binâen aleyh bir kimse, bunu (hayır ve hak telkinini) bulursa, bu tel­kinin AHâhdan olduğunu bilsin ve Allâhü teâlaya hamdetsin.<br />
— Şayet diğer birini bulursa, habis ve necis olan şeytandan Allâha sı­ğınsın.»<br />
— Bundan sonra (şu âyeti kerimeyi) okudu : (Şeytan, size fakirlik vöd eder ve fuhşiyâtı emreder. (Bakara Sûresi, 268). Tirmizi, Tirmizi, bu hadisin «garib» olduğunu söylemiştir. <a href="#_ftn235" name="_ftnref235">[235]</a></p>
<h3></h3>
<h3><a name="_Toc125720814"></a>Tercümesi ;</h3>
<p>&nbsp;<br />
<strong>75 </strong>&#8211; (3) Ebî Hureyre (R.A) den mervidir, demiştir:<br />
Resûluliah (SAV) buyurdu :<br />
«İnsanlar dâ&#8217;ma birbirleriyle sualleşirler, hatta denir: Bu halkı Allâhü te-âla yarattı peki, Alfâhü teâlayı kim yarattı ya? İşte böyle söyledikleri vakit, hemen deyiniz: Allah birdir, Allah samed (her şeyden ganî) cfiir, doğmamış ve doğurulmamıştır, ve onun için denk (ve misli) yoktur, Bundan sonra o adam sol tarafına üç sefer tükürsün ve habis olan şeytandan Allaha sığın­sın,» Ebû Davud. İnşallah ilerde kurban gününün hutbesi babında Amr bin ahves hadîsini zikredeceğiz. <a href="#_ftn236" name="_ftnref236">[236]</a><br />
&nbsp;</p>
<h3><a name="_Toc125720815"></a>Vesvese İle İlgili Üçüncü Fasıl</h3>
<h3><a name="_Toc125720816"></a>Tercümesi :</h3>
<p>&nbsp;<br />
<strong>76 &#8211;</strong> {14) Enes (R.A) den mervîdir demiştir :<br />
Resûluliah (S.A.V)) buyurdu :<br />
«Elbet insanlar hiç ayrılmadan devamlı (olarak) sualleşirler, hatta der­ler :<br />
«Bu görünen her şeyi Allâhü teâla yarattı. Binaen aleyh aziz ve celil olan Allahı kim yarattı?»                                                                          Buhâri<br />
Müslimde ise şöyledir ; «Resûluliah (S.A.V) buyurdu : Aziz ve celil olan Allah buyurduk!; Şüphesiz senin ümmetin dâim derler : Bu nasıl? Bunun durumu nedir? Hatta : Bu yaratılanı Allâhü teâla yarattı, aziz ve celil olan Allahı kim yarattı?» derler. <a href="#_ftn237" name="_ftnref237">[237]</a></p>
<h3></h3>
<h3><a name="_Toc125720817"></a>İzahat</h3>
<p>&nbsp;<br />
Hadisi şerifde beyan edildiği üzere pek çok İnsanlar, hak teâlaya is­yan ve hakkı inkar etmek için basiretsiz ve hakka vasıl olamamış kişiler ha-<br />
linde lüzumsuz sorular sorarlar. Yada kendilerinin acizliklerini anlayamı-yan beyinsiz sivri akıllı kişiler halinde akıllarının eremediği şeylerle meşgul olarak bütün yaratıkların yaratınını sorduktan sonra hâşa «Atlahı kim ya­rattı?» diyecek kadar alçalırlar veya alçalanlar olur.<br />
Günümüzdede bu tip münkirler pek çok görülmektedir. Adamcağız ba­şının, kaşının ve bıyığının kıl adedini sayıp öğrenmekten acizdir. Acaba kaşı­nın birinin kaç adet kılı vardır onu sayıp ortaya koyamaz. Kendisini en doğ­ru ve en iyi şekilde teferrûatiyle bilemiyen zavallı, gidiyor, kendini ve her şe­yi yaratanı bilip anlamak için güya araştırıyor. Sorup inceleyor. Akıllı insan evvela kendin: öğrenir ve kendini bilmeye çalışır. Kendini bilincede Aüahı bilir.<br />
Be hey zavallı! Eğer sen kendini iyi bilir ve öğrenirsen halikı zülceiâhn hakikat ve zâtına karşı nasıl bir bilgi gerektiğini anlarsın. İnsan nefsini bi­lirse, Rabbisini bilir. Şayet kendi nefsini bilmez ve bilmek için gayret sarf etmez ise, Rabbisini bilemez.<br />
Bir âyeti kerimed eşöyle buyurulmuştur :<br />
«Kurre-i arzda kâmil bsfgi sahipleri .için, nice âyetler (ilâhi kudrete delâ­let eden ve birliğini isbâtlayan nice alâmetler) vardır.»     Zâriyat sûresi, 20<br />
Yer yüzünde cenabu hakkın yarattığı dağlara, denilzere, ağaçlara, ne­batatlara, madenlere&#8221;, hayvanlara ve daha sayılamıyacak kadar muhtelif isimler altında yaratılan varlıklara bakan ve idrak eden insan, Alîâha karşı isyan değil hakkı ile kulluk edemediğini ve edemiyeceğini itiraf eder. Daima hak ile meşgul olur.<br />
Diğer bir âyeti kerime meâlide şöyledir :<br />
«Kendi nefislerlnizdede (nice âyetler var. Bunları) görmüyormusunuz?» Zariyat sûresi, 21<br />
Yukarda insan oğlunun bedeninin kıiını saymakdan aciz olduğunu mi-sallamıştık. Nefsine ve bütün yaratıklara bakan insan, halikı zülcelalın ne kadar mükemmel bir sânî ve ne kadar azametli bir kudrete, irâdeye sahip olduğunu anlar. Misal ve örneği görülmeden yarattığı varlıklar içerisinde sırf insan ve hayvanların âzâ ve organlarının gayet güzel ve mükemmel yaratılışına nazar edip düşünülürse, her âzâ ve organın normal şekilde ça­lışıp hiç birinin diğerinin işine engel olmayışı ve her âzânın gayet güzel şekilde yaratılıp oturtuluşu şâyani ibrettir.<br />
Meselâ : Ağızdan yenen bir gıda, vuaudda ayrı ayrı yollara dağılıyor. Bir kısmı kan oluyor. Bir kısmı su, bir kısmı süt, bir kısmı et, bir kısmı yağ, bir kısmı sümük, bir kısmı idrar, bir kısmı büyük abdest olarak dışarıya çı­kıyor. Bu maddelerin bir birini batırmayişr ayrı ayrı yollarda cereyan edişi ve nihayet hayatın devamı en güzel şekilde oluşu, elbet düşünen insan için çok ve cok ibret alınacak ve hakkın huzurunda eğilmeyi gerektirecek hal<br />
gayet açıktır. Yeterki cenabı hakkın lutfu keremine nail ofarak doğru yol görülmüş olsun.,<br />
Cenabı hak bütün müslüman kardeşlerle bizleri hak ve hakikati gören, bilen ve anlamaya çalışan mutlu kimselerden kılsın. îmân edememiş basiret-sizleride hidâyete erişenlerden kılsın. Amin. <a href="#_ftn238" name="_ftnref238">[238]</a><br />
&nbsp;</p>
<h3><a name="_Toc125720818"></a>Tercümesi :</h3>
<p>&nbsp;<br />
<strong>77 &#8211;</strong> (15) Osman bin Ebil&#8217;AS (R.A) dedi : Dedim ki; Yâ Resûlellah! Şüphesiz şeytan benimle namazım ve kıraatim arasına giriyor, bana vesve­se veriyor.<br />
— Bunun üzerine Resûlullah (S.A.V) buyurdu :<br />
«İşte o, Hınzep denilen şeytandır. Binâen aleyh onu hissettinmi, ondan Allâha sığın ve sol tarafına üç sefer tükür.»<a href="#_ftn239" name="_ftnref239">[239]</a><br />
— Osman bin Ebil AS : ben bunu işledim, Allâhü teâla onu benden def etti, diyor.» <a href="#_ftn240" name="_ftnref240">[240]</a><br />
&nbsp;</p>
<h3><a name="_Toc125720819"></a>İzahat</h3>
<p>&nbsp;<br />
Ravi Osman bin Ebil Ass (R.A) kimdir?<br />
Hz. Osman bin ebil As (R.A.), sekafî kabilesine mensub genç yaşda müslüman olan bir sahabedir. Peygamberimize hicretin onuncu senesinde sekıf kabilesinin cemaatı ile gelib îman etmişti. Gelen cemaatın en genci idi. Kendisi o zaman ondokuz (19) yaşında idiler. Peygamberimiz efendimiz bu zatı Taife Vali tâyin etmişti. Resulü Ekrem efendimizin ahirete irtihaline kadar aynı vazifede devam ettiler. Hz. Ebû Bekrin hilafeti zamanında ve hatta Hz. Ömerin hilafeti zamanında da iki sene kadar aynı vazifede bu­lunmuştur.<br />
Sonra Hz. Ömer bu zatı Tâifden azletti, Amman ve Bahreyne Vali tâ­yin etti* Basrada sakin oldu ve orada hicretin elli bir (51) inde vefat etmiş­tir.<br />
Peygamberimizin ahirete irtihah ânında taifdeki Sekif kabilesi dinden çıkıp mürted olmaya azmettiklerinde, bu zat onları şu hitabesi ile uyardı :<br />
«Ey Sekif cemaatı! İnsanların İslama girenlerinin en sonu oldunuz. Bi­naenaleyh insanların mürted olanlarının evveli olmayınız.»<br />
Bu îkaz üzerine Sekif kabilesi irtidat edib dinden çıkmakdan çekindiler, dolayısiyle islamda devam ve sebat ettiler.<br />
Pek çok sahabe ve tabiin bu zatdan hadîsi şerif rivayet etmişlerdir. Allah (c.c.) Hepsinden râzî olsun.<br />
Yukardaki genç yaşda kemallı îmana sahib olan sahabenin haline dik­kat etmek lazımdır. Zira zatı muhtereme namaza ve kur&#8217;an okumaya teşeb­büs ettiğinde veya huzû ve huşu ile namaz kılmaya ve kur&#8217;an okumaya az­mettiğinde şeytan vesvese veriyor, namaz ve kıraati kur&#8217;an anında ona şek ve şüpheler ilka ediyor. Bu halden Peygamberimize yakınıyor.<br />
Resulü ekrem (S.A.V) efendimizde onun Hınzep veya Hinzip ismincio bir Şeytan olduğunu, bu Şeytanın musallat olduğunu hissettiği zaman, he­men Allâha sığınıp sol tarafına üç sefer tükürmesini tavsiye buyuruyor. O sahabede «Ben Resûlüüahın dediğini yapdım, Allâhü teala o hâli benden giderdi.» diyor.<br />
Şu halde hayatta yaşayan her müslüman, namazında, kur&#8217;an okuma anında ve her hangi bir ibâdet anında böyle vesveseye kapilırsa, eûzü bes­meleyi çekib âyetelkürsiyi ve emsali dua âyetlerini okumalı ve dua ederek sol tarafına üç sefer tükürmelidir. Bu şekli inanarak yaparsa, o sahabenin kurtulduğu gibi o halden kurtulur. <a href="#_ftn241" name="_ftnref241">[241]</a><br />
&nbsp;</p>
<h3><a name="_Toc125720820"></a>Tercümesi :</h3>
<p>&nbsp;<br />
<strong>78 &#8211;</strong> (16) Kasım bin Muhammed (R.A) den mervidir, bir adam ona (Kâ-sıma)sordu ve dedi : Şüphesiz ben namazımda vehimleniyorum ve bu hal bende çok oluyor.<br />
Kasım bin Muhammed o adama dedi : Namazına devam et, zira bu hal sen namazdan ayrılıncaya kadar senden gitmez ve sen dersin : Nama­zım tamam olmadı.» <a href="#_ftn242" name="_ftnref242">[242]</a><br />
&nbsp;</p>
<h3><a name="_Toc125720821"></a>İzahat</h3>
<p>&nbsp;<br />
Râvî Kasım (R.A) kimdir?<br />
Kasım bin Muhammed (R.A), Hz. Ebû Bekir essıddık (R.A) in oğlu vo abıınden Medîne-i münevvereli meşhur yedi fakıhden birisidir. Zamanının en fazılı ve kâmili idi.<br />
Yahya ibni saîd hazretleri bunun hakkında şöyle demiştir : «Medinede kasım bin Muhammed-in üzerine tere ili edeceğimiz bir ki­şiye ben erişmedim.»<br />
Pek çok sahabe ve tabiîn bu zattan hadis rivayet etmişlerdir. Hadis rivayet eden sahabelerden mesela, Hz. Aişe (R.A) ve Hz. Muâviye (R.A) da vardır.<br />
Vefatı, hicretin yüz birinci senesinde yetmiş (70) yaşında vuku bul­muştur. Allah ondan razî olsun.<br />
Bu zatın* yukarda kendisine namazında vuku bulan vesvese hakkında ki cümlelerine çok dikkat etmek lâzımdır. Zira namazdan çıkıncaya kader vesvesenin gitmeyeceğini ancak namaz kılan adamın o vesveseye itibar etmeyip namazının tamam olduğunu hükmetmesi gerektiğini beyan buyu­ruyor.<br />
Şeytan, müminin îmanını çalamayınca namazını ifsad ettirmek için dı­şardan vehim ve vesveselere tevessül etmektedir. Ailâhü teâlayı unutup zikri ilâhiden, namazdan, abdesten uzak olan kişilere musallat oiur, hatta kalbe hortumunu sokar, kan damarlarında dolaşmaya çalışır. Ne zaman hak teâla anılırsa, o anda şeytan hortumunu çeker uzaklaşır. Fakat yinede ibâdet ve tâatı ifsad ettirmeye veya sekler içinde yapdırmaya çalışır. Bu hâ­lin oluşu bir bakıma îmanın kemâlma delâlet eder. Zira şeytanın gayesi ya îman veya amelin ifsadıdır. Bunları yapdıramaz ise, ibâdetin içinde iken dı­şardan vehim ve vesveseler vererek namazda sehiv veya sekler yapdırma­ya çalışır. En son ameli ve ibtilası budur.<br />
Şeytanın Eşed zararlarından kurtulup hafifleri ile karşılaşan kişiye, dua ve hamdu sena ile şükretmesi lâzımdır. <a href="#_ftn243" name="_ftnref243">[243]</a><br />
&nbsp;</p>
<h3><a name="_Toc125720822"></a>(3) Kadere İman   Bâbı Birinci Fasıl</h3>
<h3><a name="_Toc125720823"></a>Tercümesi;</h3>
<p>&nbsp;<br />
<strong>79 &#8211; </strong>I) Abdulfah bin Amr (R.A) den mervidir, cdemiştir : Resûlulfah (S.A.V) buyurdu :<br />
«Ailâhü teâla mahlûkâtın miktarlarını (kaderleri   ni), yeri ve gökleri ya­ratmazdan etli bin sene evvel yazdı {takdir etti.) «(Û anda) Allah m arşı su üzerinde idi.» <a href="#_ftn244" name="_ftnref244">[244]</a><br />
&nbsp;</p>
<h3><a name="_Toc125720824"></a>İzahat</h3>
<p>&nbsp;<br />
Burada evvela kader hakkında kısa bir malumat verdikten sonra hadîsi şerifin izah iner geçelim.<br />
KADER : Luğatta, bir şeyin neticesi, aslı, mikd»ları, takdir olunan şey, kolay olan şey, dar, az olarak icra edilen şey gibi mancalara gelir.<br />
Şeriatta Kader : Her mahlûkun kendisinde bulur-nması gerekecek iyilik, kötülük, menfeat ve mazarrat, mekan ve zamanla il® gili olacakların muhte­viyatı ve mükâfat ve cezadan îcab edecek şeylerin nee şekilde ve niçin teret-tüb edeceği keyfiyetlerin tahdit ve takdir edilmesidir?<br />
KADER : Her hanki bir mukarreb melek-in ve hak tealâ tarafından gönderilen bir Peyğamber-in dahi muttalî olamadığı: ı Ailâhü tealanın sırla­rından bir sırdır. Kader hakkında enine boyuna müna 3kaşa yapmak caiz oia-maz ve akıl yolu ile bahsetmek de hiç doğru olmaz *. Allah muhafaza aklî yönden bahsetmeye veya anlamaya çalışmak iddiası   ı, insanı tehlikeye atar.<br />
Kader hakkında nakliyata dayanarak anlamaya ^çalışmak en doğru yol­dur. Kadere îman hakkında ilmî tarif ve îzah şöyle b-oeyan edilmiştir :<br />
İlim; iki kısımdır ve şöyledir :<br />
Birincisi,   Halkda mevcut olan ilimdir. O da şemsrîat ilmidir.<br />
İkincisi de, Halkda ilmi olmayıb gaib olan llimdir.-r. O da kader ilmidir. O kader ilmini halikı zülcelal yaratıklarından saklamış^, muttalî kılmamış ve hakîkatına muttalî olmak için uğraşmaktanda nehye-atmiştir.<br />
Halk tarafından öğrenilebüen mevcud ilmiki, şer^rîat ilmini inkâr etmek, küfürdür. Halk tarafından bilinme imkanı olmayan vese ğaib olan ilmi ki, ka­dere muttali olmak iddiası da küfürdür. Zira kader il; ilmini Allahdan başka kimse bilemez. Bilirim iddiası ve hatta bilmek için ioîddiada bulunmak, ilah iddiasında bulunmak olduğundan seksiz ve şüphesiniz küfür olur.<br />
Kader hakkında, aslı malum, vasfı meçhul olaraMak bilip inanmaKtir. As­lının esasının varlığına inanıp ne şekilde ve nasıl oîdu*sjğu hakkında bilme im­kanı olmadığına inanmak en doğru yoldur. Kadere îmonan elbet farz ve lazım­dır. Ona îman ise şöyledir :<br />
«Allâhü teâla bütün kullarının işlerini hayır olsun şer olsun yaratıcısı olduğuna, Levhi mahfuzda yazdığına aynı zamanda levhi mahfuza yazması bütün mahiukatı yaratmazdan evvel olduğuna ancak su ile arşı âlânın on­lardan evvel yaratıldığına, her şeyi ilâhi kaza, kader, irâde ve meşiyeti ilâhî ile olduğuna inanmaktır. Ancak îman ve itaat cinsinden olan hayırları sev­mesi, rıza ve mehabbeti ile olup onları mükâfatlandırmasıda rızası iledir. Kü­für ve mâsiyete ve bunların ıkab ve cezasına rızası olmadan yaratır.<br />
Kader hakkında inanmak, îman esasındandır, Allâhü teaia mahlukatı iki fırka yaratmıştır. Bir fırkasrnı fazlu keremi ile cennet için yaratmıştır. Diğer bir kısmını da adlı ilâhisinin tecellisi için cehennemlik yaratmıştır.<br />
Hz. Ali (R.A) a bir adam sordu : Bana kaderden hpber ver!<br />
Hz. Ali (R.A) dediki :<br />
«O karanlık bir yoldur. O yola sülük etme.»<br />
O adam tekrar sordu.<br />
Hz. Ali (R.A) yine dedi: «Derin bir denizdir. Aman içine dalma.»<br />
O adam suali tekrarladı.<br />
Bunun üzerine Hz. AH (R.A.) şu cevabını buyurdu : «Kader, Allâhın sırrıdır. Onu senden gizlemiştir. Dikkatli ol, o   kader hakkında teftiş edip araştırma yoluna kat&#8217;iyyen gitme.»<br />
Kader hakkında bir nebze îzahat, yukarda iki nolu îman hadîsinin al­tında geçmiştir.<br />
Yukardaki Hadîsi şerifde de bütün malılukat ve mahlukatın kaderleri ile ilgili tecelliyatın yer gök yaratılmazdan elli bin sene evvel takdir edilib levhi mahfuza yazıldığını beyan etmektedir. Hadîsi nebevide beyan edildiği üze­re, her şeyden evvel arşı âla ile suyun yaratılmış olduğu anlaşılmaktadır. Zira yer gök yarattlmazdan ellibin sene evvel mukaddarratın takdir edildiği ve o takdir zamanında arşi âlânın su üzerinde olduğu beyan buyurulmuş-tur. Bu duruma göre arşı âla ve su yerden gökten ve onlardan yaratılan ve haklarında takdir edilib yazılanlardan evvel olduğu açıkça beyan edilmiştir. Ancak muhtelif kitablarda nakledilen bilgi ve hükümlere göre, iik defa resûlüllahın nurunun, ondan sonra kalemin yaratıldığıda rivayet edilen ha­disi nebevilerden anlaşılmaktadır.     *<br />
Levhi mahfuzdaki yazılanlar katî değil vasfîdir. İnsanların irâdesine bağ­lı olmak kaydı ile yazılmıştır. İnsanlar, hanki tarafı tercih ederlerse, o İşlenen şekli ile kesinlesin Ömrün kısalması ve uzalması meseleside bu hususlara bağlı şekilde yazılmıştır.<br />
Levhi Mahfuz ve yazılanlar hakkında gerekli malumat, akâid kitabla-rında mevcuttur. Bilhassa imamı azamın fıkhulekber adlı eserinde beyan edilmiştir. Ayrıca hemen ilerde gelecek hadîsi şeriflerde açıklayıcı bilgiler gelecektir. <a href="#_ftn245" name="_ftnref245">[245]</a><br />
&nbsp;</p>
<h3><a name="_Toc125720825"></a>Tercümesi:</h3>
<p>&nbsp;<br />
<strong>80 &#8211;</strong> (2) İbnİ Ömer (R.A) den mervidir, demiştir :<br />
Resûlullah (S.A.V) buyurdu :<br />
«Her şey (Allâhın) kader,! iledir. Hatta âcizlikve akıllılık (veya arzu edi lene kavuşmak, bir şeyi neşe ile yapamamak veya zevkle ibâdet ve itaatta bulunmak) da kaderle (takdiri ilâhî ile) dir.» Müslim, (keza A hm e d bin han-belde de mezkûrdur.) <a href="#_ftn246" name="_ftnref246">[246]</a><br />
&nbsp;</p>
<h3><a name="_Toc125720826"></a>Tercümesi:</h3>
<p>&nbsp;<br />
<strong>81 </strong>&#8211; (3) Ebû Hu rey re (R.A) den mervidir, demiştir :<br />
Resûlullah (SAV) buyurdu<br />
«Âdemle Musa (AS) Rabbilerinin huzurunda delil getirdi (!er), ve Âdem (A.SJ Musa (A.S) a ğâiib geldi.<br />
— Mûsâ (A.S) dedi : Sen, Allâhü teâlâmn yedi kudreti İle yarattığı Ademsin, sana ruhundan üfürdü, Meleklerini sana secde ettirdi, seni Cen­netinde sakin kıldı, sonra hatan sebebi ile insanları yere indirdin değilmi?<br />
~- Âdem (A.S) dedi : Sen, Allâhü teâlâmn risâlet ve kelâmı ile temiz­lediği (taltif ettiği) Musa sın, sana kendisinde her şeyi beyan eden levhayı<br />
verdi. Seni pak olarak kendine yaklaştırdı, işte bu sebeble ben yaratamaz­dan evvel Allâhü teâlânin tevrâtı yazdığı zaman ne kadar idi?<br />
— Musa (A.S) dedi : Kırk sene (idi.)<br />
— Âdem (A.S) dedi : Tevratta «Âdem Rabbisİne isyan etti ve isyanla doğru yo! d an çıktı» (Ta ha sûresi, 121) âyeti buldunmu?<br />
— Musa (A.S) evet dedi.<br />
— Âdem (A.S) dedi : «Ben yaratılmazdan kırk sene evvel benim işle­mem bana Allâhü teâla tarafından takdir edilen ameli işlediğimden dolayı beni kötülermis-in?»<br />
— Resûlullch (S.A.V) buyurdu :<a href="#_ftn247" name="_ftnref247">[247]</a><br />
«Âdem, Musa ya gâlib geldi.» <a href="#_ftn248" name="_ftnref248">[248]</a><br />
&nbsp;</p>
<h3><a name="_Toc125720827"></a>İzahat</h3>
<p>&nbsp;<br />
Hadîsi şerifde beyan edilen huccetleşme meselesinin îzah şeklini şöy­le beyan etmişlerdir: Adem (A.S) ile Musa (A.S) arasında gecen huccetleş­me, Hz. Adem le Hz. Musa&#8217;nın rûhan temessüi edib gaib âleminde karşılaş­mışlardır. Cenabu hak.onları ruhlarıyle karşılaştırmak suretiyle birbirleriyle delil ve izahlarda bulunmuşlardır.<br />
Veya her ikisini cismânî olarak karşılaştırmıştır ki, şöyledir : Hz. Mu­sa&#8217;nın zamanında Hz. Adem-i cismen tekrar diriltmiştîr. Bu suretle her ikisi karşılıklı hüccet ve delil ile birbirlerini yukarda geçtiği üzere takdir ve ten-kidlerde bulunmuşlardır.<br />
Veya her ikisini tekrar diriltib huzuru ilâhîsinde cismâni bir hayatla karşılaşmışlardır. İşte o andada karşılıklı münazara ve hucceîleşmeyi yap­mışlardır. Nitekim Mîrac gecesinde Resulü ekrem efendimiz bütün Peygam­berlerle İçtimâ ettiğini ve hatta onlara imamlıkda bulunduğunu beyan bu­yurmuştur. Bu husus, akâid kitablarında dahi yazılıdır.<br />
Hz, Adem le Hz. Musa&#8217;nın aralarında geçen muhaverelerinin hükümle­ri, kurbanı kerimde geçmektedir.<br />
Ve nihayet aralarında geçen mes&#8217;eleninde bir kaderi İİâhinin tecellisi olduğu beyan edilmiştir. <a href="#_ftn249" name="_ftnref249">[249]</a><br />
&nbsp;</p>
<h3><a name="_Toc125720828"></a>Tercümesi:</h3>
<p>&nbsp;<br />
<strong>82 &#8211;</strong> (4) Ibrsi Mes&#8217;ud (R.A) den rivayet edilmiştir, demiştir : Sâdık ve masduk olan Resûlullah (S.A.V) bize söyledi : «Mutlak surette sizin birinizin yaratılması, annesinin karnında kırk gün nutfe (meni) olarak cem olunur. Ondan sonra o kadar (kırk gün kadar) za­manda pıhtılaşmış kan olarak durur. Ondan sonra o kadar zamanda   et parçası olarak bulunur. Ondan sonra Allâhü teâla dört kelime ile bir me­lek gönderir;<br />
— (O melek, rahimdeki çocuğun) amelini, ecelini, rızgını ve şaki veya said olacağını yazar, sonra ruh üfürür.<br />
— Binâen aleyh ondan (Alİâhdan) başka ilâh olmayan (Allah) a ye­min ederim ki, Muhakkak sizin biriniz Cennet ehlinin   amelini İşler hatta onunla Cennet arasında bir zira (altı yedi tutam) kalır. Fakat sonra onun aleyhine tecelli eden takdir (kötü amel) sebebiyle döner ve   Cehennem amelini işler ve Cehenneme girer.<a href="#_ftn250" name="_ftnref250">[250]</a><br />
— Ve yine sizin biriniz Cehennem ehlinin amelini işler, takı     onunla Cehennem arasında bir zira&#8217; (altı yedi tutam) kalır. Hemen kitab, aleyhine sepkat eder ve Cennet ehlinin amelini işler. Bununiada Cennete girer.» <a href="#_ftn251" name="_ftnref251">[251]</a><br />
&nbsp;</p>
<h3><a name="_Toc125720829"></a>İzahat</h3>
<p>&nbsp;<br />
Yukardaki Hadîsi nebevide belirtilen kırkar gün hakkında bâzı büyük­ler şöyle demişler: Çocuğun kırk gün meni, kırk gün pıhtı kan ve kırk gün­de et parçası hâlinde durması, Adem aleyhisselâmın yaratılışı ânında balçık hâlinde kırk gün durmasına muvafakatmdandır. Yahut Musa aleyhis-selârnın kırk gün mîkâtta bulunmasına muvafakat gibi kırklarda hayır olma­sındandır.<br />
Hadîsi şerifde belirtildiği üzere daha çocuk ana rahminde mükemmel şeklini alır almaz bir melek geliyor. Çocuğun hakkında dört şeyi derhal ya­zıyor çocuğun amelini, ecelini, rızkını ve şakî (azgın) veya said (düzgün, iyi) olacağı hususları yazıyor. Ondan sonrada cisim yapısı tamamlanmış olan çocuğa ruhu üfürüyor. O çocukda canlı bir varlık olarak hayata devam ediyor.<br />
Hadîsi şerifin son cümlesinde de esas hayatın son zamanının muteber ve makbul olduğu beyan ediliyor. îtibcr son nefese bağlıdır. Onun için mü­min ilk günlerinde her ne kadar iyi amel ve hayırda bulunsada son zaman­da o hayırları yıkıp îmanını terk edebilirde.<br />
Keza bir kişide pek çok kötülükleri bir zaman işler, bir de bakarsın o kötülükleri terk eder. Gayet iyi ameller işler ve o şekilde kâmil bir iman ve<br />
Bu sebebden her mümin, dâima hakka sığınıp onun rahmetini umup azabından korkarak yaşamalıdır. İşte böyle kişiler mutluluğa nail olurlar. iyi amelleri ile âhirete gider seâdete nail olabilir. <a href="#_ftn252" name="_ftnref252">[252]</a></p>
<h3></h3>
<h3><a name="_Toc125720830"></a>Tercümesi;</h3>
<p>&nbsp;<br />
<strong>83 </strong>&#8211; (5) Seni bin şad (R.A) den mervidir, demiştir:<br />
Resülullah (S.A.V) buyurdu :<br />
«Muhakkak bir kul, Cehennem ehlinin amelini işler ve fakat o kul {bu­nunla beraber yine) Cennet ehlindendir.<a href="#_ftn253" name="_ftnref253">[253]</a><br />
— Ve yine bir kul, Cennet ehlinin amelini işler fakat o kul, Cehennem ehlindendir. Zira ameller ancak ve ancak son hatimelere (nefeslerin son çı­kışlarına) bağlıdır.»     <a href="#_ftn254" name="_ftnref254">[254]</a><br />
&nbsp;</p>
<h3><a name="_Toc125720831"></a>İzahat</h3>
<p>&nbsp;<br />
Ravî sehl bin sâd (R.A) kimdir?<br />
Hz. Sehl bin sâd (R.A) medine-i münevvereli ensârı kiramdandır. Ebul Abbas künyesi ile künyeîenmiştir.<br />
Bu zatın ^smi, daha evvel «Huzn» idi. Resûiüilah (S.A.V) efendimiz bu­nun ismini «Sehl» olarak değiştirip isimlendirdi. Hz. Shel onbeş (15) yaşın­da iken Re~û!üiiah sallallahü aleyhi vesellem efendimiz âhirete irtihal etmiş­tir,   &#8211;<br />
H2. Sehl i&#8217;R.A) hicretin dpksan bir (91) inci senesinde medine-i münev-verede vefat etmiştir. Medme-i münevverede vefat eden sahabenin en so­nuncusudur. Allah ondan razı olsun.<br />
YukaraaKi hadisi şerifde beyan edilen hükmün hulâsa ve esası şudur :<br />
Bir mümin ömrünün ilk zamanlarında cehennem ehlinin kötü amellerini işlerken tevbe istiğfar ederek itikat ve amelini düzeltir. Bu iyi haldede hak­kın rahmetine kavuşur. Son nefesinde îman ve iyi amelle öldüğü içinde cennet ehünden oiur.<br />
Diğer bir kişide ilk zamanlarda cennet ehlinin ameli ile meşkul olur. Fakat sonraları akide ve amelini bozarak cehennem adamlarının kötü amel leri ile meşku! olur. Bu kötü amelleri işlediği halde ikende veiat eder. Vefat etîigi hai üzerede cezalandırıhrkı, cehennem ehlinin ameli üzere öldüğü gi­bi, cehennemi boylar. Zira İtibar, son nefesde âhirete gidişe göredir.<br />
Son nefeslerinde cehennem ehlinin ameli ile ölenler, Cehennemi boy­larlar. Şayet son nefeslerinde cennet ehlinin amelleri ile ölürlerse, cennete dâhil olurlar.<br />
Bu hadisi şerifin daha geniş açıklamalı izahı, yukarda birinci hadisi şerifin izah bölümünde geçmiştir. <a href="#_ftn255" name="_ftnref255">[255]</a><br />
&nbsp;</p>
<h3><a name="_Toc125720832"></a>Tercümesi;</h3>
<p>&nbsp;<br />
<strong>84 &#8211;</strong> (6) Aişe (R.A) den mervidir, demiştir :<br />
ResûîuÜch (S.A-.V) Ensardan bir çocuğun cenazesine çağrıldığı zaman ben dedim K . Yo Rasüieüâh! ne mutiü bu çocuğa, Cennet kuşlarsndan bir kuşdur. Hiç bir kötülük işleme çağmada yetişmedi.<br />
— Hemen Rasûluüah (S.A.Vı buyurdu :<br />
— Bu.sözünden (ve itiküdfrıdan) başka sözün varmı? Ey ÂîşeJ Şüphe­siz Aiiâhü teâiâ Cennet için bir ehil halk etmiştir ve onların (Cennet adam­larının) Cennet İçin yaratılmaları onlar babalarının sulbierinde jkendir.<a href="#_ftn256" name="_ftnref256">[256]</a><br />
— Ve Cehennem içinde ehil yaratmıştır ve onları (Cehennem adam­larını) &#8211; Cehennem için yaratması ise onlar (Cehennem adamları) babala­rının suiblerinde ikendir.» <a href="#_ftn257" name="_ftnref257">[257]</a><br />
&nbsp;</p>
<h3><a name="_Toc125720833"></a>İzahat</h3>
<p>&nbsp;<br />
Râvi Hz. Aişe (R.A) kimdir?<br />
Hz. Aişe (R.A), Hz. Ebu Bekir (R.A) tn kızıdır. Annesi Ümmü Rumman-dır.<br />
Peygamber (S.A.V) efendimiz, nübüvvetinin onuncu senesi mekke-i mükerremede Hz. Aişe ile Şevval ayında hicretten üç sene evvel nişanlanıp nikahlandılar. Fakat izdivaç muamelesi olan zifafa girmeleri, hicretin ikinci senesi şevval ayında vuku bulmuştur. Hz. Aişe zifafa girme zamanında dokuz yaşlarında idi.<br />
Hemen yukardaki izdivacın oluş zamanı ile yaş hadleri hakkında bir kaç cümleyi hatırlatacağım.<br />
Evvela Resûlüllah (S.A.V) efendimiz hem nişan ve nikâhını ramazan ayından sonra gelen şevval aynıda yapıyor ve hem zifafa girmeside şev­val ayında oluyor.<br />
Günümüzde bazı kimseler, «iki bayram orasında nişan, nikah ve zifaf oyjndan sonra gelen Şevval ayında yapıyor ve hem zifafa girmeside şev­ler<br />
Bilindiği üzre Hz. Peygamberimiz efendimiz, validemiz Hz. Aişe ile ni­şanı, nikahı ve zifafı iki bayram arasında oluyor. Öyle ise, iki bayram arası, nişan, nikah, öügün ve zifaf olur. Caizdir. Olmaz diyenler, hakikati bilme­yen câhil, yada hurafeci kişilerdir.<br />
Diğer bir hususda 40-50 yaşlarındaki erkeklerden birinin 18-20 veya 25-30 yaşlarındaki bir kız ile evlenenleri, ayıplayan, hoş karşılamayanlar olu­yor. Bu görüş ve düşüncede sakat ve kötüdür.<br />
Bilindiği üzere Resulü Ekrem efendimiz, 54 yaşında, Hz. Aişe validemiz­de dokuz (9) yaşında iken izdivaç buyurdular. Peygamberimizin amel ettiği şeyi veya onun ameline yakın olanını ayıplamak Peygamberimizi ayıpla­mak olur. Ancak kendisine her yönden güvenemiyenler, mazerete binâen uzak olurlar.<br />
Peygamber efendimiz, Hz. Aişe ile dokuz sene aile hayatında bulundu­lar. Hz. Aişe on sekiz (18) yaşlarında iken, Resulü Ekrem efendimiz âhirete teşrif buyurmuşlardı.<br />
Peygamberimiz bakire olarak aldığı hanımı bir tek kişidir. O da Hz. Aişe validemizdir. Peygamber efendimizin Hz. Aişeden çocuğu olmamıştır,<br />
Hz. Aişe (R.A), fakıh, âlim, fazıl, fasih ve pek çok hadis rivayet eden sahabelerden idi. Arapların âdet ve günlerine ve şiirlerinin çeşidlerinede<br />
vâkıf idi. Kendisinden pek çok sahabe ve tabiîn hadisi şerif rivayet etmiş­lerdir.<br />
Hz. Aişe (RA) hicretin elli yedi (57) inci senesinde ramazan ayının on yedi (17) s!nde saiı günü Medine-i münevverede vefat etmiştir. Cenaze na­mazını Ebî Hureyre (R.A) kıldırmıştir ve cenazesi, Cennetül Bakıa defnolun-muştur. Kendisinin oraya defnedilmesini daha evvel emretmiştir.<br />
Rivayet ettiği hadisi şerif, bin ikiyüz on (1210) adettir. Allahü teâla on­dan razı olsun. Amin. <a href="#_ftn258" name="_ftnref258">[258]</a><br />
&nbsp;</p>
<h3><a name="_Toc125720834"></a>Tercümesi:</h3>
<p>&nbsp;<br />
<strong>85 &#8211;</strong> (7) Ali (R.A) den mervidir, demiştir : Resûlüllah {S.A.V) buyurdu ki:<br />
«Sizden her birinizin bir mâk&#8217;adı Cehennemde ve bir mak&#8217;adı (oturmu mahalli ve varacağı yer) Cennette oimak suretiyle yazılmıştır.»<br />
— Ashabı kiram dediler : Yâ Resûlellah! Öyle ise biz kitabımız (mu­kadderatımız) üzerine dayanmıyacak ve ameli terk etmiyecekmiyiz?<br />
— Resûlüllah (S.A.V) buyurdu :<br />
«Amel ediniz, zira her ferd, halk olunduğu şey için müyesser kılınır.<br />
— Şu halde b,ir kimse, seâdet (Cennet) ehlinden olursa, önada şakâ-adet amefj! kolay kılınır.<br />
— Şayet bir kimse, şakâvet (cehennem) ehlinden olursa, önada şakâ-vet ameli kolay kılınır.<br />
— Bundan sonra (Resûlüllah şu âyeti) okudu :<br />
«(Bundan sonra) kim verir (Aliâhın hakkını öder) mâsiyetten sakınır ve en güzelide tasdik ederse, bizde onu en kolaya hazırlarız.<br />
— Ama kim, cimrilik eder ve kendisini müsteğnî görür ve o (kimse) en güze!,&#8217; yalanlarsa bizde ona en güç (ve kötü) olanı kolaylaştırırız (onu işle­tiriz),» (Leyi sûresi, 5-10) <a href="#_ftn259" name="_ftnref259">[259]</a><br />
<a href="#_ftnref1" name="_ftn1">[1]</a> Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/ 5-6.<br />
<a href="#_ftnref2" name="_ftn2">[2]</a> İmamı Bağavî hakkında gerekli malumat, eserin mukaddime kısmında gelecektir.<br />
<a href="#_ftnref3" name="_ftn3">[3]</a> Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/ 7-10.<br />
<a href="#_ftnref4" name="_ftn4">[4]</a> Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/11-12.<br />
<a href="#_ftnref5" name="_ftn5">[5]</a> Müslim<br />
<a href="#_ftnref6" name="_ftn6">[6]</a> Tirmizi<br />
<a href="#_ftnref7" name="_ftn7">[7]</a> Tirmizi<br />
<a href="#_ftnref8" name="_ftn8">[8]</a> Muvattâ<br />
<a href="#_ftnref9" name="_ftn9">[9]</a> Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/12-13.<br />
<a href="#_ftnref10" name="_ftn10">[10]</a> Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/ 13- 14.<br />
<a href="#_ftnref11" name="_ftn11">[11]</a> Receb efendi, C. 3, S. 369<br />
<a href="#_ftnref12" name="_ftn12">[12]</a> Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/ 15-22.<br />
<a href="#_ftnref13" name="_ftn13">[13]</a> İmamı Beğâvî, dört bin dört yüz otuzdört (4434) Hadisi şerif&#8217; ihtK/â eden «Kitabül mesabih» adlı eserin yazarı; müfessir, muhaddis, fakih, ilmi kıraata âlim, âbid, zahid ve bütün ulemâ ve selefi şalinin tarafından takdir edilen ilmi ile âmil bir zad idi. İlk zamanlarında katıksız kuru ekmek yerdi. Sonra ihtiyanlğı zamanında ekmeğe katık olarak ya zeytin veya kuru üzüm yemiştir.<br />
İmamı begâvîden hafız Musa elmedînî ve Avarİfül meârif sahibi İmamı suhreverdi gibi zadlar ilim tahsil ederek kemale erişmişlerdir.<br />
Diğer meşhur eserlerinden bazıları şunlardır Hadis hakkında «Şerhis sünne», Fıkıhdan «Kitabüttehzip» ve tefsirden «Meali müttenzil»<br />
Vefatı, hicri beşyüz on altı (516) tarihinde olmuştur ve üstadı Kâdi Hüseyin (R.A.) yanına defnolunmuştur. Rahimehullahü aleyh.<br />
<a href="#_ftnref14" name="_ftn14">[14]</a> İmamı buhari nâmı ile mâruf, hadis kitaplarında «Şeyh» denince ilk isim ve maksat bu olduğu bilinen «Sahihayn» denilen cümlelerde de bu­hari ve müslim kitapları yine müsellemdir.<br />
Hadisi şerifi hıfzeden bir kişi onun zamanında görülmemiş, on yaşın­da hadisi şerif hıfzına başlamış, Allahın kitabı Kur&#8217;anı kerimin ve hadisi şeriflerin manalarını gayet iyi anlayan zamanın en zeki, fakih, zühüt de ke­mâle erişmiş, gayet mütteki, hadis yollarının en ince yönlerine vakıf, ictihad ve istimbatı kuvvetli ve duası müstecap bir zat idi. Her gün iki veya üç ba­dem yediği beyan olunarak zühtü ve ilme çalışması yazılmaktadır.<br />
İmamı buhari, maverain nehirde «Buhara» nami ile anılan bir beldede yüz doksan dört (194) hicri tarihinde dünyaya teşrif etmiştir. Küçük yaşta ilim erbabı üstadlardan tahsili ilme başlamış ve hadisi şerifin tahsili.ve teb-yini için bin kadar hadis âlimi muhaddislerden talim etmiştir. Soy itibarı ile türktür.<br />
Pek çok telifatı vardır. Hadis ilmini ve hadisi şeriflerin sağlam ve sıh­hatli senetlerle kitap telif eden en imtiyazlı alimlerdendir. Telif ettiği kitap­lardan en meşhuru, Buhari ismi ile anılan «El camiüssahih» adlı eseridir. Mükerrerler ile dokuzbin seksen iki (9082} Hadisi şerifi camidir. Bütün ule­ma ve muhaddislerin en çok îtimad ettikleri ve Kur&#8217;andan sonra şer&#8217;i dei;l ve kaynağın birincisi kabul ettikleri yegâne hadis kitabıdır.<br />
Binlerce muhaddisin hadis ilmini ve hadisi şeriflerin tâlimini yaptığı âlim, kamil, mudakkik ve muhaddis İmamı Buhari, ikiyüz eili altı (256) hic­ride vefat etmiştir. Allahüteâla Rahmeti ilâhisini ihsan buyursun ve âh&#8217;ret-te şefaatini cümlemize nasip etsin. AMİN.<br />
<a href="#_ftnref15" name="_ftn15">[15]</a> lmamî müslim, İmamı Buharinin talebesi, itimad edilen hadis hafı­zı, büyük musannif ve fıkıh âlimidir. Kuşeyr kabilesine mensup iki yüz dört (204) hicri senesinde Neysâburda dünyaya gelmiştir. Sülâle ve asalet iti­bârı ile bir türk soyundandır.<br />
Hadis talimi ve hıfzı için çok yerlere nakli mekan etmiş, diyar diyar gezmiştir. En çok gittiği yerler, Irak, hicaz ve Mısırdır. Bağdata seferi ise, sayılmayacak kadar çok-olmuştur.<br />
imamı müslimin pek çok telKatı vardır. Bunlardan en meşhuru, Buhaıi şerifden sonra «Müslim» Namı ile anılan «El Camiüssahih» dir. Mükerrer hadisin zikrinin azlığı ve tertibinin güzelliği ile imtiyazlıdır. Kur&#8217;andan son­ra şer&#8217;i kaynakların ikincisi sayılmaktadır. İmamı Müslim, 261 hicride vefat etmiştir. Allahüteâla rahmeti ilahisini lütfedip ahirette şefaatına nail bu­yursun, AMİN.<br />
<a href="#_ftnref16" name="_ftn16">[16]</a> İmamı Malik mezheb sahibi, Büyük fakih, müetehidi mutlak, Medî-ne-i münevvere Alimi, Medine-i Münevverenin muhaddisi, mudakkik, müt-<br />
teki, telif ve tasnifde Buhari ve müslîmden evvel olan tabiin veya tebe-i ta­biinden fazilet sahibi bir âlimdir, 93 &#8211; Veya 103 Hicride Medine-i Münevve-rede dünyaya gelmiştir. Ve 179 Hicride vefat etmiştir. Kabri şerifi Cennetül bakîdedir. Meşhur olan kabri şerifini hamdü senalar olsun ziyareti aciza-nem olmuştur.<br />
İmamı malik radiyaliahü anh, dininde salabetli, hıfzı kuvvetii ve fetva hususunda çok hassas idi. Bir hadisi şerif nakledeceğinde, abdest alır ve­ya güsl eder özel minderine oturur, sakalını tarar güzel kokuyu sürünür on­dan sonra hadisi nebevi okur ve fetva verir, talebe-i ulûme okuturdu, rah-metüliahi aleyh.<br />
<a href="#_ftnref17" name="_ftn17">[17]</a> İmamı şâfi-i İmamı Malik hazretlerinin talebesi ve İmamı Azamın talebesi imamı muhammed hazretlerininde talebesidir. İmamı azam radiyal-lahü anhın vefatı yılı olan 150 hicride ğazzede dünyaya gelmiştir. İki ya­şında Mekke-i Mükerremeye nakledilmiştir. Annesinin yanında yetim ola­rak yetişmiş çok zaman ilim talimi için muaiim ücreti bulamazdı. Bu sebebe den ilim talimi sıkıntılı olmuştur.<br />
İmamı şâfi-i merhum çok zeki hafızası kuvvetli, şair, fasih ve beliğ bir zat idi. Lugatta, fıkıh ve hadisde îmam idi. Usûlü fıkhı ilk yazan âlimdir.<br />
İmamı şâfi-i merhumun pek çok eserleri vardır. Bunların en meşhuru yedi cilt halinde olan «Ef&#8217;üm» dür.<br />
İmamı şafi-i hazretlerinin kıymetli sözleri vardır. Cümleden bir tanesi şudur :<br />
«Eğer â!iim&#8217;er evliya olmazlarsa, Aflah için veli yoktur. Zira Allahüte-â!a cahil kimseyi velî (dost) edinmez.» Mirkat C 1,20<br />
İmamı şâfi-i merhum. Recebi şerifin son perşembe veya cuma gecesi akşam namazını eda ederken 204 hicride vefat etmiştir. Kabri şerifi Mısır­dadır. Rahmetüllahi aleyh.<br />
<a href="#_ftnref18" name="_ftn18">[18]</a> İmamı Ahmet bin hanbei Radiyallahüteâla anh, 164 hicride bağ-datda dünyaya gelmiş, orada ilme çalışmaya koyulmuş ve sonra imamı şâfi-i hazretlerinden ilim tahsil etmiştir. Böylece ilim tahsili için, Mekke-i Mükerremeye, Küfe ve Basraya, Medine-i Münevvereye, Yemene, şama ve ceziretül araba nakli mekan etmiş oralarda bulunan büyük âlim, fâkih, mu-haddis ve müdekkik meşâyihi kiram ve ulemayı uzamdan fıkıh, hadis ve il­mi kelam dersleri ile tefsir ve edep ilmi gibi Şer&#8217;i ilimleri tâlim etmiştir.<br />
Abbasi halifelerinden Mûtesim zamanında Kur&#8217;anı kerimin Mahluk ol­madığını beyan edip direnmekle halife bu büyük âlimi bazı tahrikçi ve fe­satçıların telkini ile zindana atmış ve yirmi sekiz (28) ay kadar bir zaman<br />
zindanda kalmıştı. Sonra halife mütevekkil onun kadri kıymetini takdir et­miş ikram ve izzette bulunmuştu.<br />
Fakıh, müctehidi mutlak, muhaddis, zahid, müttekî ve abid olan bu bü­yük âlimin telifatı kesiresi vardır. En meşhuru ise, «Elmüsned» isimli hadis kitabıdır. Vefatı ikiyüz kırk bir (241) hicride bağdatda vuku bulmuştur. Rah­metüllahi aleyh.<br />
<a href="#_ftnref19" name="_ftn19">[19]</a> İmamı Tirmizi Rahimehullah, ceyhun nehri tarafında «tirmizi» isimli bir şehirde 200. hicride dünyaya gelmiştir. İlmi ile âlim, âmil, itimada layık muhaddis, hadis hafızı, zahid ve mütteki bir zat idi. Pek çok teiifatı vardır. En meşhurları, «Süneni tirmizi» ismi ile anılır. «El cami» adlı eseri ile pey­gamberimizin şemailini beyan eden «Şemaili Tirmizî» dir. Doğduğu yer olan Tirmizde 279 hicride vefat etmiştir. Cenabı hak Rahmeti dahisine gark eylesin. AMİN.<br />
<a href="#_ftnref20" name="_ftn20">[20]</a> Muhaddis ve sünen sahiblerinden İmamı Ebû davud Radiyaliahü anh, horasan diyarında Sicistan isimli 202 hicride doğmuş, İmamı buhari ve İmamı Ahmet bin Hanbei gibi Büyük muhaddislerden ilim tahsil etmiş ve ezberlemiştir. Defalarca Bağdata gidip hadis tahsil edip hıfzetmiş ve Bas­raya sakin olup orada tedrisadda bulunmuştur.<br />
İmamı Ebû Davud Hazretlerinin telifatı kesîrası vardır. En meşhuru, beşbin kadar hadisi şerifi muhtevi «Sünen-i Ebi Davud» isimli eseridir. Bu eseri İmamı Ahmet Bin hambele ar zettiğinde takdir ve tebrik edilmiştir. 275 Hicride Basra da vefat etmiştir. Allâhüteâla Rahmetini ihsan buyursun. Amin.<br />
<a href="#_ftnref21" name="_ftn21">[21]</a> İmamı Nesâ-i Radiyaliahü teala anh, Horasanda «Nesâ» ismi ile müsemma olan karyede 215 hicri senesinde doğmuştur. Asrının   hadis imamlarından tahsil etmiş, Horasan, Hicaz, Irak, Mısır ve Şam âlimlerin­den talimi ilim yapmış hadis hafızı, müdekkik ve zahid bilginlerden idi.<br />
Pek çok telifatı vardı. En meşhuru «Essünen» dir. Sonra bu süneni ih­tisar etmiş «elmüctebâ mines sünen» ismini vermiştir. 303 tarihinde Mek-ke-i Mükerremede vefat etmiştir. Rahmetüllahı Aleyh.<br />
<a href="#_ftnref22" name="_ftn22">[22]</a> İbni mâce, 209 hicri tarihinde kazvinde doğmuş, sonra ilim tahsili için bağdat, basra, şam, Mısır, hicaz ve rey şehrine gitmiş oraların âlim ve muhaddislerinden hadis tahsil etmiştir.<br />
Kütübü Sitteden sayılan «Sünen-i İbni mâce» gibi pek çok eseri olan bu muhaddis ve büyük âlim, 273 tarihinde vefat etmiştir. Rahmetüllahi Aleyh.<br />
<a href="#_ftnref23" name="_ftn23">[23]</a> Muhaddis ve hadis imamlarındarHDiricie İmamı darimi Rahimahuf-lah, 181 hicride doğmuş hadis ilmini ve hadisi şerifi tahsil için hicaza, şa­ma. Mısıra, Iraka ve Horasana gitmiştir.<br />
Akıllı, zeki, müfessir, fakih ve yüksek ahlâka sahib olan bu zatında telifatı çoktur. En meşhuru «El camiussahih» ve «Essünen» isimli eseridir. 255 tarihinde vefat etmiştir. Allah ondan razî olsun.<br />
<a href="#_ftnref24" name="_ftn24">[24]</a> İmamı Dâre kutnî, hadisde asrının âlimi ve kıraat ilmi hakkında ilk kitap tasnif eden ve pek büyük âlimler yetiştiren bir fazılı muhteremdir. Şâfiiyyül mezhebdir.<br />
Bağdatın bir mahallesi olan dare kudnda 306 sene-i hicride doğmuş­tur. İlim tahsili için mısıra gitmiştir. Sonra Bağdata tekrar dönen imamı Dâ­re kudni, 385 tarihinde Bağdaîta vefat etmiştir. Telifatının en meşhuru, «Essünen» dir. Allah ondan râzi olsun.<br />
<a href="#_ftnref25" name="_ftn25">[25]</a> İmamı Beyhakî Rahimehullah, hadis imami&#8221;rındandır. Neysabur yakınlarında «Bey hak» isimli beldede 384 tarihinde doğmuş, ilim tahsili için Bağdat&#8217;a, Küfeye, Mekke-i Mükerremeye ve diğer memleketlere git­miştir.<br />
Muhaddis, fakih, mütteki ve usul ilminin âlimi olan imamı Beyhakının pek cok telifatı vardır. En meşhurları, «Essünenül kebir» «Marifetüs süneni vel âsâr», «Kitabül bâsi vennüşür», «Kitabü şuabil İman» ve «Kitabü fezâ-ilüssahâbe» dir. 258 senesinde Neysaburda vefat etmiştir. Allah ondan ra­zî olsun.<br />
<a href="#_ftnref26" name="_ftn26">[26]</a> Hadis İmamlarından biride İmamı Abderî Rahimehullahdır. Kütübü siddeden toplanmış «Ettecridü lissıhahissitte» isimli eser sahibi bu büyük âlim, uzun zaman Mekke-i Mükerremede mücaveret etmiş ve orada 535 tari­hinde vefat etmiştir. Allah ondan râzî otsun.<br />
<a href="#_ftnref27" name="_ftn27">[27]</a> Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/ 25-32.<br />
<a href="#_ftnref28" name="_ftn28">[28]</a> Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/   32.<br />
<a href="#_ftnref29" name="_ftn29">[29]</a> Mirkatüîmefatih, C. I, 34<br />
<a href="#_ftnref30" name="_ftn30">[30]</a> Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/32-34.<br />
<a href="#_ftnref31" name="_ftn31">[31]</a> Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/ 34-40.<br />
<a href="#_ftnref32" name="_ftn32">[32]</a> Mişkât şerhi Mirkat, c. 1-36<br />
<a href="#_ftnref33" name="_ftn33">[33]</a> Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/40.<br />
<a href="#_ftnref34" name="_ftn34">[34]</a> Müslim<br />
<a href="#_ftnref35" name="_ftn35">[35]</a> İbni Mâce<br />
<a href="#_ftnref36" name="_ftn36">[36]</a> Nesaî, İbni mâce<br />
<a href="#_ftnref37" name="_ftn37">[37]</a> Buhâri, Müslim<br />
<a href="#_ftnref38" name="_ftn38">[38]</a> Ahmeî ibini Hanbel ve tirmizi, Akkirmâni, 22<br />
<a href="#_ftnref39" name="_ftn39">[39]</a> Hadisi Erbeîin şerhi Akkirmânî<br />
<a href="#_ftnref40" name="_ftn40">[40]</a> Buhârî, Müslim<br />
<a href="#_ftnref41" name="_ftn41">[41]</a> Buhâri, Müslim<br />
<a href="#_ftnref42" name="_ftn42">[42]</a> Beyhakî<br />
Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/40-47.<br />
<a href="#_ftnref43" name="_ftn43">[43]</a> Eşbah Vennezâir, 7<br />
<a href="#_ftnref44" name="_ftn44">[44]</a> Merâkılfefah Tahtâvîsi, 117<br />
<a href="#_ftnref45" name="_ftn45">[45]</a> Mültekâ ve şerhi Dâmad, 85<br />
<a href="#_ftnref46" name="_ftn46">[46]</a> Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/ 48-53.<br />
<a href="#_ftnref47" name="_ftn47">[47]</a> Müslim<br />
Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/ 55-56.<br />
<a href="#_ftnref48" name="_ftn48">[48]</a> Mirkat, C. 1, 51<br />
<a href="#_ftnref49" name="_ftn49">[49]</a> Kenarlı berika, 280<br />
<a href="#_ftnref50" name="_ftn50">[50]</a> Feyzulkadir, C. 2, 536<br />
<a href="#_ftnref51" name="_ftn51">[51]</a> Receb efendi, c. 1, 237<br />
<a href="#_ftnref52" name="_ftn52">[52]</a> Recep efendi, c. 1, 237<br />
<a href="#_ftnref53" name="_ftn53">[53]</a> Berîka, C. 1-98<br />
Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/ 56-78.<br />
<a href="#_ftnref54" name="_ftn54">[54]</a> Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/ 79.<br />
<a href="#_ftnref55" name="_ftn55">[55]</a> Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/79-80.<br />
<a href="#_ftnref56" name="_ftn56">[56]</a> Buhari, Müslim<br />
<a href="#_ftnref57" name="_ftn57">[57]</a> Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/81.<br />
<a href="#_ftnref58" name="_ftn58">[58]</a> Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/81-82.<br />
<a href="#_ftnref59" name="_ftn59">[59]</a> Buhâri, Müslim<br />
<a href="#_ftnref60" name="_ftn60">[60]</a> Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/83.<br />
<a href="#_ftnref61" name="_ftn61">[61]</a> (Mârkatülmefâtih, C. I, 62)<br />
<a href="#_ftnref62" name="_ftn62">[62]</a> Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/83-87.<br />
<a href="#_ftnref63" name="_ftn63">[63]</a> Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/87.<br />
<a href="#_ftnref64" name="_ftn64">[64]</a> Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/87-89.<br />
<a href="#_ftnref65" name="_ftn65">[65]</a> Buhârl, Müslim<br />
<a href="#_ftnref66" name="_ftn66">[66]</a> Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/89-90.<br />
<a href="#_ftnref67" name="_ftn67">[67]</a> Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/90-91.<br />
<a href="#_ftnref68" name="_ftn68">[68]</a> Buhâri, müsiim(Ayracı Ahmet bin hanbel, Tirmizî ve Nesaînin süneninde zikredilmiş­tir.)<br />
<a href="#_ftnref69" name="_ftn69">[69]</a> Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/92.<br />
<a href="#_ftnref70" name="_ftn70">[70]</a> Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/92-94.<br />
<a href="#_ftnref71" name="_ftn71">[71]</a> Müslim (Keza Ahmed bin hanbel, tirmizî ve deylemîde tahriç etmişlerdir.)<br />
Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/94.<br />
<a href="#_ftnref72" name="_ftn72">[72]</a> Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/94-95.<br />
<a href="#_ftnref73" name="_ftn73">[73]</a> Müslim<br />
Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/95.<br />
<a href="#_ftnref74" name="_ftn74">[74]</a> Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/96.<br />
<a href="#_ftnref75" name="_ftn75">[75]</a> Buhâri, Müslim(Çeşitli lafız değişikliği ile Tirmizî, Nesâî, ibni mâce ve Ahraed tahric etmişlerdir.)<br />
<a href="#_ftnref76" name="_ftn76">[76]</a> Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/97.<br />
<a href="#_ftnref77" name="_ftn77">[77]</a> Elhakâik, C. 1,143<br />
<a href="#_ftnref78" name="_ftn78">[78]</a> Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/97-99.<br />
<a href="#_ftnref79" name="_ftn79">[79]</a> Buhâri, MüsLim<br />
<a href="#_ftnref80" name="_ftn80">[80]</a> (Hadîsi şerif, Nesâî ve ibni Mâcenin sünenlerinde ve Tabarânî filevsatda&#8217; vardır.)<br />
Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/100.<br />
<a href="#_ftnref81" name="_ftn81">[81]</a> Buhâri<br />
<a href="#_ftnref82" name="_ftn82">[82]</a> Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/100-101.<br />
<a href="#_ftnref83" name="_ftn83">[83]</a> Buharı(Ebû Dâvud, Tirmizî ve Nesâî de bu mânada hadîsi şerif zikretmişler­dir)<br />
Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/102.<br />
<a href="#_ftnref84" name="_ftn84">[84]</a> Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/102.<br />
<a href="#_ftnref85" name="_ftn85">[85]</a> Buhârî, Müslim<br />
<a href="#_ftnref86" name="_ftn86">[86]</a> Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/103.<br />
<a href="#_ftnref87" name="_ftn87">[87]</a> Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/103-1014.<br />
<a href="#_ftnref88" name="_ftn88">[88]</a> Müslim (Nesâî, İbni Mâce ve Tirmizîde sünenlerinde zikretmişlerdir. Ve Tirmizî, hasen hadis, demiştir.)<br />
<a href="#_ftnref89" name="_ftn89">[89]</a> Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/104.<br />
<a href="#_ftnref90" name="_ftn90">[90]</a> Mirkatül mefatih, 73<br />
<a href="#_ftnref91" name="_ftn91">[91]</a> Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/104-106.<br />
<a href="#_ftnref92" name="_ftn92">[92]</a> Buhâri, Müslim(Ebû Dâvud ve Nesâîde sünenlerinde zikretmişlerdir.)<br />
<a href="#_ftnref93" name="_ftn93">[93]</a> Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/107-108.<br />
<a href="#_ftnref94" name="_ftn94">[94]</a> Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/108.<br />
<a href="#_ftnref95" name="_ftn95">[95]</a> Buhâri, Müslim.<br />
<a href="#_ftnref96" name="_ftn96">[96]</a> Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/109-110.<br />
<a href="#_ftnref97" name="_ftn97">[97]</a> Keza mirkatül mefatih, 77<br />
<a href="#_ftnref98" name="_ftn98">[98]</a> Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/110-112.<br />
<a href="#_ftnref99" name="_ftn99">[99]</a> Buhâri, Müslim<br />
<a href="#_ftnref100" name="_ftn100">[100]</a> Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/113.<br />
<a href="#_ftnref101" name="_ftn101">[101]</a> Ahmet Bin Hanbel<br />
<a href="#_ftnref102" name="_ftn102">[102]</a> Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/113-118.<br />
<a href="#_ftnref103" name="_ftn103">[103]</a> Buhâri, Müslim<br />
<a href="#_ftnref104" name="_ftn104">[104]</a> Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/118-119.<br />
<a href="#_ftnref105" name="_ftn105">[105]</a> Tirmizi<br />
<a href="#_ftnref106" name="_ftn106">[106]</a> Müslim, ibni mâce<br />
<a href="#_ftnref107" name="_ftn107">[107]</a> Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/119-121.<br />
<a href="#_ftnref108" name="_ftn108">[108]</a> Buhâri<br />
<a href="#_ftnref109" name="_ftn109">[109]</a> Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/122.<br />
<a href="#_ftnref110" name="_ftn110">[110]</a> Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/122-123.<br />
<a href="#_ftnref111" name="_ftn111">[111]</a> Buhâri,   Müs!;m<br />
Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/123.<br />
<a href="#_ftnref112" name="_ftn112">[112]</a> Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/124-125.<br />
<a href="#_ftnref113" name="_ftn113">[113]</a> Buhâri, Müslim<br />
Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/125.<br />
<a href="#_ftnref114" name="_ftn114">[114]</a> Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/125-126.<br />
<a href="#_ftnref115" name="_ftn115">[115]</a> Buhâri, Müslim<br />
<a href="#_ftnref116" name="_ftn116">[116]</a> Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/126.<br />
<a href="#_ftnref117" name="_ftn117">[117]</a> Üstüiğabe, C. 5,194<br />
<a href="#_ftnref118" name="_ftn118">[118]</a> Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/127-128.<br />
<a href="#_ftnref119" name="_ftn119">[119]</a> Buhâri, Müslim<br />
<a href="#_ftnref120" name="_ftn120">[120]</a> Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/129.<br />
<a href="#_ftnref121" name="_ftn121">[121]</a> Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/130.<br />
<a href="#_ftnref122" name="_ftn122">[122]</a> Buhârî, Müslim<br />
<a href="#_ftnref123" name="_ftn123">[123]</a> Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/131.<br />
<a href="#_ftnref124" name="_ftn124">[124]</a> Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/131-132.<br />
<a href="#_ftnref125" name="_ftn125">[125]</a> Buhâri, Müslim(Bu hadîsi şerif, Nesâînin süneninde de mezkûrdur.)<br />
Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/133.<br />
<a href="#_ftnref126" name="_ftn126">[126]</a> Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/133-135.<br />
<a href="#_ftnref127" name="_ftn127">[127]</a> Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/135.<br />
<a href="#_ftnref128" name="_ftn128">[128]</a> Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/136-137.<br />
<a href="#_ftnref129" name="_ftn129">[129]</a> Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/137-139.<br />
<a href="#_ftnref130" name="_ftn130">[130]</a> Ebu Dâvud<br />
Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/139.<br />
<a href="#_ftnref131" name="_ftn131">[131]</a> Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/139.<br />
<a href="#_ftnref132" name="_ftn132">[132]</a> Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/140.<br />
<a href="#_ftnref133" name="_ftn133">[133]</a> (Üsdül ğâbe, C. 5, 193)<br />
<a href="#_ftnref134" name="_ftn134">[134]</a> Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/140.<br />
<a href="#_ftnref135" name="_ftn135">[135]</a> Ebû Dâvud<br />
Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/140.<br />
<a href="#_ftnref136" name="_ftn136">[136]</a> Tirmizi, Nesâî (Râvî Hz. Ebî Hüreyre ve hadisi şerifin ihtiva ettiği hükümler hakkında gerekli bilgi, yukarda geçmiştir.}<br />
Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/140.<br />
<a href="#_ftnref137" name="_ftn137">[137]</a> Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/141.<br />
<a href="#_ftnref138" name="_ftn138">[138]</a> Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/141.<br />
<a href="#_ftnref139" name="_ftn139">[139]</a> Beyhakî (Hadîsi şerifin ihtiva ettiği hükümlerle ilgili gerekli îzahat, ilerde 56. Hadîsi şerifde zikredilmiştir.<br />
<a href="#_ftnref140" name="_ftn140">[140]</a> Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/142.<br />
<a href="#_ftnref141" name="_ftn141">[141]</a> Müslim (Râvî Hz. Ubâde bin Essâmİt (R.A) hakkında 18. hadisde malumat ve­rilmiştir. Hadîsi Şerif hakkında da îzahat, geçmiştir.)<br />
<a href="#_ftnref142" name="_ftn142">[142]</a> Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/142.<br />
<a href="#_ftnref143" name="_ftn143">[143]</a> Müslim<br />
<a href="#_ftnref144" name="_ftn144">[144]</a> Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/143.<br />
<a href="#_ftnref145" name="_ftn145">[145]</a> Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/143.<br />
<a href="#_ftnref146" name="_ftn146">[146]</a> Müslim<br />
<a href="#_ftnref147" name="_ftn147">[147]</a> Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/144.<br />
<a href="#_ftnref148" name="_ftn148">[148]</a> Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/144.<br />
<a href="#_ftnref149" name="_ftn149">[149]</a> Müslim<br />
<a href="#_ftnref150" name="_ftn150">[150]</a> Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/146-147.<br />
<a href="#_ftnref151" name="_ftn151">[151]</a> Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/147.<br />
<a href="#_ftnref152" name="_ftn152">[152]</a> Ahmed bin Hanbel<br />
<a href="#_ftnref153" name="_ftn153">[153]</a> Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/148-149.<br />
<a href="#_ftnref154" name="_ftn154">[154]</a> Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/149-150.<br />
<a href="#_ftnref155" name="_ftn155">[155]</a> Ahmed, Bin Hanbel<br />
<a href="#_ftnref156" name="_ftn156">[156]</a> Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/150.<br />
<a href="#_ftnref157" name="_ftn157">[157]</a> Buhari, müslim &#8211; Meşârik, C. 2,171<br />
<a href="#_ftnref158" name="_ftn158">[158]</a> Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/150-152.<br />
<a href="#_ftnref159" name="_ftn159">[159]</a> Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/152.<br />
<a href="#_ftnref160" name="_ftn160">[160]</a> Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/152-153.<br />
<a href="#_ftnref161" name="_ftn161">[161]</a> Buhâri, Müslim<br />
<a href="#_ftnref162" name="_ftn162">[162]</a> Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/154.<br />
<a href="#_ftnref163" name="_ftn163">[163]</a> Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/154-155.<br />
<a href="#_ftnref164" name="_ftn164">[164]</a> Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/155-156.<br />
<a href="#_ftnref165" name="_ftn165">[165]</a> Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/156.<br />
<a href="#_ftnref166" name="_ftn166">[166]</a> Ahmed ,ibni hanbel.<br />
<a href="#_ftnref167" name="_ftn167">[167]</a> Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/157-158.<br />
<a href="#_ftnref168" name="_ftn168">[168]</a> Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/158.<br />
<a href="#_ftnref169" name="_ftn169">[169]</a> Ahmed ibni hanbel.<br />
<a href="#_ftnref170" name="_ftn170">[170]</a> Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/158.<br />
<a href="#_ftnref171" name="_ftn171">[171]</a> Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/158-159.<br />
<a href="#_ftnref172" name="_ftn172">[172]</a> Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/159.<br />
<a href="#_ftnref173" name="_ftn173">[173]</a> Buhârî, Müslim<br />
Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/160.<br />
<a href="#_ftnref174" name="_ftn174">[174]</a> Beyhakî Tergıb Terhib, C. 3, 271<br />
<a href="#_ftnref175" name="_ftn175">[175]</a> Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/161-165.<br />
<a href="#_ftnref176" name="_ftn176">[176]</a> Buharı<br />
<a href="#_ftnref177" name="_ftn177">[177]</a> Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/165.<br />
<a href="#_ftnref178" name="_ftn178">[178]</a> Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/165.<br />
<a href="#_ftnref179" name="_ftn179">[179]</a> Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/165.<br />
<a href="#_ftnref180" name="_ftn180">[180]</a> Buhöri, Müslim<br />
<a href="#_ftnref181" name="_ftn181">[181]</a> Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/166.<br />
<a href="#_ftnref182" name="_ftn182">[182]</a> Ebû Dâvud^ Nesâi<br />
<a href="#_ftnref183" name="_ftn183">[183]</a> Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/166-171.<br />
<a href="#_ftnref184" name="_ftn184">[184]</a> Buhârî, Müslim.<br />
<a href="#_ftnref185" name="_ftn185">[185]</a> Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/171-172.<br />
<a href="#_ftnref186" name="_ftn186">[186]</a> Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/172.<br />
<a href="#_ftnref187" name="_ftn187">[187]</a> Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/173.<br />
<a href="#_ftnref188" name="_ftn188">[188]</a> Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/173.<br />
<a href="#_ftnref189" name="_ftn189">[189]</a> Keza Tecrid tercümesi, C. 1. 67<br />
<a href="#_ftnref190" name="_ftn190">[190]</a> Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/174-176.<br />
<a href="#_ftnref191" name="_ftn191">[191]</a> Buhârî, Müslim<br />
<a href="#_ftnref192" name="_ftn192">[192]</a> Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/176.<br />
<a href="#_ftnref193" name="_ftn193">[193]</a> Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/176-178.<br />
<a href="#_ftnref194" name="_ftn194">[194]</a> Müslim<br />
Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/179.<br />
<a href="#_ftnref195" name="_ftn195">[195]</a> Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/179-180.<br />
<a href="#_ftnref196" name="_ftn196">[196]</a> Tirmizti, Ebû Dâvud, Nesaî<br />
<a href="#_ftnref197" name="_ftn197">[197]</a> Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/181.<br />
<a href="#_ftnref198" name="_ftn198">[198]</a> Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/181-182.<br />
<a href="#_ftnref199" name="_ftn199">[199]</a> Ebû Dâvud<br />
<a href="#_ftnref200" name="_ftn200">[200]</a> Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/183.<br />
<a href="#_ftnref201" name="_ftn201">[201]</a> Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/183-184.<br />
<a href="#_ftnref202" name="_ftn202">[202]</a> Tirmizi, Ebû Dâvud(Bu hadis, Hâkimin süneninde de vardır ve hâkim, sahih hadisdir. de­miştir.)<br />
Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/184.<br />
<a href="#_ftnref203" name="_ftn203">[203]</a> Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/185.<br />
<a href="#_ftnref204" name="_ftn204">[204]</a> Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/186-187.<br />
<a href="#_ftnref205" name="_ftn205">[205]</a> Buhârî<br />
Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/187.<br />
<a href="#_ftnref206" name="_ftn206">[206]</a> Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/187-188.<br />
<a href="#_ftnref207" name="_ftn207">[207]</a> Buhâri, Müslim<br />
<a href="#_ftnref208" name="_ftn208">[208]</a> Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/189.<br />
<a href="#_ftnref209" name="_ftn209">[209]</a> Mirkatül mefâtih, 113<br />
<a href="#_ftnref210" name="_ftn210">[210]</a> Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/189-190.<br />
<a href="#_ftnref211" name="_ftn211">[211]</a> Müslim<br />
<a href="#_ftnref212" name="_ftn212">[212]</a> Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/190.<br />
<a href="#_ftnref213" name="_ftn213">[213]</a> Mirkatülmefatih, 114<br />
<a href="#_ftnref214" name="_ftn214">[214]</a> Buhârî, müslim<br />
<a href="#_ftnref215" name="_ftn215">[215]</a> Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/190-191.<br />
<a href="#_ftnref216" name="_ftn216">[216]</a> Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/191-193.<br />
<a href="#_ftnref217" name="_ftn217">[217]</a> Buhârî, Müslim<br />
<a href="#_ftnref218" name="_ftn218">[218]</a> Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/193-194.<br />
<a href="#_ftnref219" name="_ftn219">[219]</a> Müslim<br />
<a href="#_ftnref220" name="_ftn220">[220]</a> Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/194.<br />
<a href="#_ftnref221" name="_ftn221">[221]</a> Buhârî, Müslim {Hadîsi şerifi, Ahmed bin hanbel, Ebû Dâvud ve ibni mâcede rivayet et­mişlerdir.<br />
<a href="#_ftnref222" name="_ftn222">[222]</a> Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/194.<br />
<a href="#_ftnref223" name="_ftn223">[223]</a> Buharı, Müslim<br />
<a href="#_ftnref224" name="_ftn224">[224]</a> Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/195.<br />
<a href="#_ftnref225" name="_ftn225">[225]</a> Bak, Tefsiri kasımi, c. 3, S. 702<br />
<a href="#_ftnref226" name="_ftn226">[226]</a> Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/195-196.<br />
<a href="#_ftnref227" name="_ftn227">[227]</a> Buharı, Müslim<br />
<a href="#_ftnref228" name="_ftn228">[228]</a> Müslim{Bu hadîsi şerifi, Ahmed bin hanbel de Müsnedinde rivayet etmiştir.) (Kısa îzahat, «İslamda Tesettür ve Haya» adlı eserimizde zikredilmiş­tir. Arzu eden orayı okur.)<br />
<a href="#_ftnref229" name="_ftn229">[229]</a> Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/196.<br />
<a href="#_ftnref230" name="_ftn230">[230]</a> Müslim(Keza bu hadisi, Ahmed bin hanbei ve Tirmizî.rivayet etmişlerdir.)<br />
<a href="#_ftnref231" name="_ftn231">[231]</a> Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/197.<br />
<a href="#_ftnref232" name="_ftn232">[232]</a> Ebû Dâvud<br />
<a href="#_ftnref233" name="_ftn233">[233]</a> Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/198.<br />
<a href="#_ftnref234" name="_ftn234">[234]</a> Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/198.<br />
<a href="#_ftnref235" name="_ftn235">[235]</a> Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/199.<br />
<a href="#_ftnref236" name="_ftn236">[236]</a> Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/200.<br />
<a href="#_ftnref237" name="_ftn237">[237]</a> Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/200.<br />
<a href="#_ftnref238" name="_ftn238">[238]</a> Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/200-202.<br />
<a href="#_ftnref239" name="_ftn239">[239]</a> Müslim<br />
<a href="#_ftnref240" name="_ftn240">[240]</a> Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/202.<br />
<a href="#_ftnref241" name="_ftn241">[241]</a> Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/202-203.<br />
<a href="#_ftnref242" name="_ftn242">[242]</a> Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/203.<br />
<a href="#_ftnref243" name="_ftn243">[243]</a> Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/203-204.<br />
<a href="#_ftnref244" name="_ftn244">[244]</a> Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/205.<br />
<a href="#_ftnref245" name="_ftn245">[245]</a> Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/205-206.<br />
<a href="#_ftnref246" name="_ftn246">[246]</a> Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/207.<br />
<a href="#_ftnref247" name="_ftn247">[247]</a> Müslim<br />
<a href="#_ftnref248" name="_ftn248">[248]</a> Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/207-208.<br />
<a href="#_ftnref249" name="_ftn249">[249]</a> Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/208.<br />
<a href="#_ftnref250" name="_ftn250">[250]</a> Buhâri, Müslim<br />
<a href="#_ftnref251" name="_ftn251">[251]</a> Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/209.<br />
<a href="#_ftnref252" name="_ftn252">[252]</a> Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/209-210.<br />
<a href="#_ftnref253" name="_ftn253">[253]</a> Buhârî, Müslim<br />
<a href="#_ftnref254" name="_ftn254">[254]</a> Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/210.<br />
<a href="#_ftnref255" name="_ftn255">[255]</a> Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/210-211.<br />
<a href="#_ftnref256" name="_ftn256">[256]</a> Müslim<br />
<a href="#_ftnref257" name="_ftn257">[257]</a> Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/211-212.<br />
<a href="#_ftnref258" name="_ftn258">[258]</a> Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/212-213.<br />
<a href="#_ftnref259" name="_ftn259">[259]</a> Buhârî, Müslim<br />
Mustafa Uysal, İzahlı Mişkat El Mesabih Tercümesi, Uysal Yayınları 1/213.</p>The post <a href="https://ateistlerecevap.org/miskatul-mesabih-cilt-1-bolum-1-2/" data-wpel-link="internal">Mişkatül Mesabih {Cilt-1 | Bölüm-1}</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ateistlerecevap.org/miskatul-mesabih-cilt-1-bolum-1-2/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Hadisler Ne Zaman Yazılmaya Başladı?</title>
		<link>https://ateistlerecevap.org/hadisler-ne-zaman-yazilmaya-basladi/</link>
					<comments>https://ateistlerecevap.org/hadisler-ne-zaman-yazilmaya-basladi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ateistlere Cevaplar]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 14 Sep 2018 15:07:41 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Hadisler]]></category>
		<category><![CDATA[Hadisler Ne Zaman Yazılmaya Başladı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.ateistlerecevap.org/?p=2750</guid>

					<description><![CDATA[<p>(Yazı iki bölümden oluşuyor birinci bölümün kaynakları ve yazıları ayrı ikinci bölümün ki ayrı. İkinci bölümde sahabe ve tabiin zamanında yazılan hadisler ile ilgili eseler mevcut) 1. Bölüm Hadisler hakkında reformistlerden şu iddiayı hep duyarsınız “Hadisler Peygamberin vefatından 200 sene sonra yazılmaya başlandı, böyle sözlere nasıl itibar edelim” Bu iddia tamamiyle yalan ve eksiktir. Daha önceleride söylemiştim tekrar [&#8230;]</p>
The post <a href="https://ateistlerecevap.org/hadisler-ne-zaman-yazilmaya-basladi/" data-wpel-link="internal">Hadisler Ne Zaman Yazılmaya Başladı?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/09/Hadislerin-Yazilmasina-Ne-Zaman-Baslanildi.png" data-wpel-link="internal"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-2751" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/09/Hadislerin-Yazilmasina-Ne-Zaman-Baslanildi.png" alt="Hadislerin-Yazılmasına-Ne-Zaman-Başlanıldı" width="1280" height="905" srcset="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/09/Hadislerin-Yazilmasina-Ne-Zaman-Baslanildi.png 1280w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/09/Hadislerin-Yazilmasina-Ne-Zaman-Baslanildi-300x212.png 300w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/09/Hadislerin-Yazilmasina-Ne-Zaman-Baslanildi-1024x724.png 1024w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/09/Hadislerin-Yazilmasina-Ne-Zaman-Baslanildi-768x543.png 768w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/09/Hadislerin-Yazilmasina-Ne-Zaman-Baslanildi-1200x848.png 1200w" sizes="(max-width: 1280px) 100vw, 1280px" /></a><br />
(Yazı iki bölümden oluşuyor birinci bölümün kaynakları ve yazıları ayrı ikinci bölümün ki ayrı. İkinci bölümde sahabe ve tabiin zamanında yazılan hadisler ile ilgili eseler mevcut)<br />
<span style="font-size: 24pt;"><strong>1. Bölüm</strong></span><br />
Hadisler hakkında reformistlerden şu iddiayı hep duyarsınız <strong>“Hadisler Peygamberin vefatından 200 sene sonra yazılmaya başlandı, böyle sözlere nasıl itibar edelim”</strong> Bu iddia tamamiyle <strong>yalan ve eksiktir.</strong><br />
Daha önceleride söylemiştim tekrar tekrar söyleyeyim <strong>ateistler ile hadis inkarcılarının aralarında pek bir fark yoktur birsi cımbızlama yapıp Kuran’ı, İslam’ı diğer hadisleri inkar ediyor.</strong> Reformistlere işlerine gelmeyen bir ayet söyleyin hemen atılırlar “Cımbızlama yapma diğer ayetlere de bak” ama iş hadislere gelince bunu uygulamazlar işlerine gelen hadisi alır işlerine gelmeyeni almazlar hadisleri topluca değerlendirseler aslında mesele çözülecek.<br />
Önce bir meseleye açıklık getirelim hadisler peygamber efendimiz vefat ettikten 200 yıl sonra yazılmaya başlanmadı bu tamamiyle uydurma bir iddiadır şimdi biraz özet bilgi vereceğim detayına başka bir yazıda değineceğim inşaAllah.<br />
İslâmî kaynakların verdiği bilgiye göre, hadisleri Hz. Peygamber (asm)’den ilk duyup hıfzeden sahâbe neslinin birbir aradan çekildiğini (vefat ettiğini) ve yerlerine kendileri gibi sünneti bilen hafızların bırakılmadığını, ayrıca bid‘atlerin de yayılmaya başladığını gören halîfe Ömer b. Abdulaziz (ö.101/719), bütün vâli ve âlimlere mektup göndererek hadislerin yazıya geçirilmesini emretmiştir. Emrin gereğini ilk gerçekleştiren ünlü âlim imam Zührî (ö.124/741) olmuştur (1).<br />
Burada altı çizilmesi gereken nokta şudur: Zührî’nin gerçekleştirdiği faaliyet -devlet eliyle yaptırılan- resmi tedvîndir. Daha önceleri fertler bazında gayri resmi (devlet eliyle olmayan) kitabet/hadisleri yazıyla kaydetme ve tedvin etme işi hep var olagelmiştir. Abdullah b. Amr b. el-‘As’ın (ö.63/682) bin hadisi ihtiva eden “es-Sahifetu’s-Sâdıka”sı ile Hemmâm b. Münebbih’in (ö.101/719) hocası Ebû Hureyre’den aldığı hadisleri içeren yüz otuz sekiz hadislik sahifesi bunlar arasında en meşhur olanlarıdır (2).<br />
Kaldı ki, Hz. Peygamber (asm) tarafından bizzat yazdırılmış olan bazı vesikalar, mektupların varlığı, yine -yukarıda iki örnek verildiği üzere- onun zamanında bazı sahabilerce yazılmış hadis sahifelerinin bulunduğu bu gün ilmî olarak ispatlanmış ve neşredilmiş bulunmaktadır (3).<br />
<strong>Yani 200 sene sonra yazılması meselesi devlet eliyle yaptırılan ilk resmi tedvindir. Devlet eliyle yaptırılmayan gayri resmi olan hadis yazımı zaten hep vardı o yüzden bu iddia yanlış ve eksiktir. </strong><br />
Mesela Hz. Peygamber s.a.v Efendimizin devrinde bile hadisler yazılıyordu. Biraz aşağıda hangi sahabenin hadis yazdığını ve eserlerini tek tek göreceğiz. Fakat önce Fuat Sezgin’in bu hususta yazdıklarına da bir bakalım:<br />
“Sahifa”siyle en çok meşhur olanların başında Abdullah b. Amr gelmektedir. Hasseten onun sahifesi ‘as-Sadiqa’ diye adlanırdı. Kaynakların bize sakladığı malumata göre, sahifeleriyle meşhur olan sahabe okur, dinleyiciler hadisleri kaydederdi. Bu kayıt işi için lüzumlu kağıt bulunmayınca bazan hadisler ya nalınlara veya ‘alvah’ adı verilen muhtelif yassı maddeler üzerine yazılırdı. Mesela Sa’id b. Cubeyr’in Abdullah b. Abbas’ın sahifasından zaptettikleri bu şekilde idi. Abdullah b. Abbas’ın sadece hadisleri ihtiva eden kitabı değil, aynı zamanda bazı filolojik malumatı havi Kur’an tefsiri de ‘sahifa’ diye adlanıyordu.”[4]
Bir de Ebu Hureyre (r.a)’nin Hemmam ibn Münebbih’e yazdırdığı “Sahife”si vardır. Bu “Sahife”nin Şam ve Berlin’de iki nüshası bulunmaktadır.[5]
<img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-685" src="https://i1.wp.com/belgelerlegercektarih.net/wp-content/uploads/Hemmam-ibn-M%C3%BCnebbihin-sahifesi-sam-zahiriye-k%C3%BCt%C3%BCphanesi-Muhammed-Hamidullah-Hz.-Peygamber-d%C3%B6neminde-hadisler-yazildi-mi-Hadisler-ne-zaman-yazildi.-Hadisler-200-300-yil-sonra-mi-yazildi..jpg?resize=793%2C491" sizes="(max-width: 793px) 100vw, 793px" srcset="https://i1.wp.com/belgelerlegercektarih.net/wp-content/uploads/Hemmam-ibn-Münebbihin-sahifesi-sam-zahiriye-kütüphanesi-Muhammed-Hamidullah-Hz.-Peygamber-döneminde-hadisler-yazildi-mi-Hadisler-ne-zaman-yazildi.-Hadisler-200-300-yil-sonra-mi-yazildi..jpg?w=890 890w, https://i0.wp.com/belgelerlegercektarih.net/wp-content/uploads/Hemmam-ibn-Münebbihin-sahifesi-sam-zahiriye-kütüphanesi-Muhammed-Hamidullah-Hz.-Peygamber-döneminde-hadisler-yazildi-mi-Hadisler-ne-zaman-yazildi.-Hadisler-200-300-yil-sonra-mi-yazildi..jpg?resize=300%2C186 300w, https://i2.wp.com/belgelerlegercektarih.net/wp-content/uploads/Hemmam-ibn-Münebbihin-sahifesi-sam-zahiriye-kütüphanesi-Muhammed-Hamidullah-Hz.-Peygamber-döneminde-hadisler-yazildi-mi-Hadisler-ne-zaman-yazildi.-Hadisler-200-300-yil-sonra-mi-yazildi..jpg?resize=768%2C475 768w" alt="" width="670" height="415" /></p>
<p class="wp-caption-text"><em>Şam’da Zahiriye Kütüphanesi’nde muhafaza edilen elyazmasının son sayfasının fotokopisi… 133 no’lu hadisin geri kalan kısmı bu sayfanın başında yazılıdır…</em></p>
<p>***</p>
<div id="attachment_686" class="wp-caption aligncenter"><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-686 size-full" src="https://i1.wp.com/belgelerlegercektarih.net/wp-content/uploads/Hemmam-ibn-M%C3%BCnebbihin-sahifesi-Berlin-K%C3%BCt%C3%BCphanesi-Hz.-Peygamber-d%C3%B6neminde-hadisler-yazildi-mi-Hadisler-ne-zaman-yazildi.-Hadisler-200-300-yil-sonra-mi-yazildi..jpg?resize=515%2C635" sizes="(max-width: 515px) 100vw, 515px" srcset="https://i0.wp.com/belgelerlegercektarih.net/wp-content/uploads/Hemmam-ibn-Münebbihin-sahifesi-Berlin-Kütüphanesi-Hz.-Peygamber-döneminde-hadisler-yazildi-mi-Hadisler-ne-zaman-yazildi.-Hadisler-200-300-yil-sonra-mi-yazildi..jpg?w=515 515w, https://i2.wp.com/belgelerlegercektarih.net/wp-content/uploads/Hemmam-ibn-Münebbihin-sahifesi-Berlin-Kütüphanesi-Hz.-Peygamber-döneminde-hadisler-yazildi-mi-Hadisler-ne-zaman-yazildi.-Hadisler-200-300-yil-sonra-mi-yazildi..jpg?resize=243%2C300 243w" alt="" width="517" height="637" /></p>
<p class="wp-caption-text"><em><strong>[5]</strong> no’lu dipnot ile alakalı… Berlin Kraliyet Kütüphanesi Yazmalar Kataloğu, Arapça El Yazmaları Kataloğu’nun kapağı…</em></p>
</div>
<p>***<br />
<img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-687" src="https://i2.wp.com/belgelerlegercektarih.net/wp-content/uploads/Hemmam-ibn-M%C3%BCnebbihin-sahifesi-berlin-k%C3%BCt%C3%BCphanesi-2-Hz.-Peygamber-d%C3%B6neminde-hadisler-yazildi-mi-Hadisler-ne-zaman-yazildi.-Hadisler-200-300-yil-sonra-mi-yazildi..jpg?resize=966%2C632" sizes="(max-width: 966px) 100vw, 966px" srcset="https://i0.wp.com/belgelerlegercektarih.net/wp-content/uploads/Hemmam-ibn-Münebbihin-sahifesi-berlin-kütüphanesi-2-Hz.-Peygamber-döneminde-hadisler-yazildi-mi-Hadisler-ne-zaman-yazildi.-Hadisler-200-300-yil-sonra-mi-yazildi..jpg?w=966 966w, https://i2.wp.com/belgelerlegercektarih.net/wp-content/uploads/Hemmam-ibn-Münebbihin-sahifesi-berlin-kütüphanesi-2-Hz.-Peygamber-döneminde-hadisler-yazildi-mi-Hadisler-ne-zaman-yazildi.-Hadisler-200-300-yil-sonra-mi-yazildi..jpg?resize=300%2C196 300w, https://i0.wp.com/belgelerlegercektarih.net/wp-content/uploads/Hemmam-ibn-Münebbihin-sahifesi-berlin-kütüphanesi-2-Hz.-Peygamber-döneminde-hadisler-yazildi-mi-Hadisler-ne-zaman-yazildi.-Hadisler-200-300-yil-sonra-mi-yazildi..jpg?resize=768%2C502 768w" alt="" width="678" height="444" /><br />
<em><span id="result_box" class="" lang="tr"><span class=""><strong>[5]</strong> no’lu dipnot ile alakalı… <strong>Hemmam ibn Münebbih’in “Sahife”si</strong> 1889 tarihli Berlin Kraliyet Kütüphanesi Yazmalar Kataloğu-Arapça El Yazmaları Kataloğu’nun <strong>183’üncü sayfasında “1384 We 1797” numarada</strong>kayıtlı bulunmaktadır…</span></span></em><br />
Ancak bu “Sahife” 1939’da Tübingen şehrindeki kütüphaneye nakledilmiş.<strong>[6]</strong><br />
Prof. Dr. Muhammed Hamidullah ise bu “Sahife” hakkında şunları yazmaktadır:<br />
“Hemmam’ın rivayetleri Buhari’nin Sahih’inde ve Müslim’in Sahih’inde bulunabilir ve her ikisi de bizzat <strong>Hemmam’ın Sahifesini kaynak</strong> olarak gösterirler; insanı etkileyen çok dikkat çekici bir olaydır ki, <strong>hem Hemmam ile diğerleri hem de Buhari ve Müslim arasında bir nokta farkı dahi yoktur.</strong> Aşağıdaki tabloda Hemmam’ın seri numarasını veriyor, Buhari ve Müslim’deki yerlerini gösteriyoruz. Burada K, kitap (bölüm), B, bab (kısım) ve numara da o kısım içindeki hadis numarasını verir…<br />
<img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-688" src="https://i2.wp.com/belgelerlegercektarih.net/wp-content/uploads/Hemmam-ibn-M%C3%BCnebbihin-sahifesi-Muhammed-Hamidullah-buhari-ve-m%C3%BCslim-karsilastirmasi-Hz.-Peygamber-d%C3%B6neminde-hadisler-yazildi-mi-Hadisler-ne-zaman-yazildi.-Hadisler-200-300-yil-sonra-mi-yazildi..jpg?resize=957%2C708" sizes="(max-width: 957px) 100vw, 957px" srcset="https://i0.wp.com/belgelerlegercektarih.net/wp-content/uploads/Hemmam-ibn-Münebbihin-sahifesi-Muhammed-Hamidullah-buhari-ve-müslim-karsilastirmasi-Hz.-Peygamber-döneminde-hadisler-yazildi-mi-Hadisler-ne-zaman-yazildi.-Hadisler-200-300-yil-sonra-mi-yazildi..jpg?w=957 957w, https://i0.wp.com/belgelerlegercektarih.net/wp-content/uploads/Hemmam-ibn-Münebbihin-sahifesi-Muhammed-Hamidullah-buhari-ve-müslim-karsilastirmasi-Hz.-Peygamber-döneminde-hadisler-yazildi-mi-Hadisler-ne-zaman-yazildi.-Hadisler-200-300-yil-sonra-mi-yazildi..jpg?resize=300%2C222 300w, https://i1.wp.com/belgelerlegercektarih.net/wp-content/uploads/Hemmam-ibn-Münebbihin-sahifesi-Muhammed-Hamidullah-buhari-ve-müslim-karsilastirmasi-Hz.-Peygamber-döneminde-hadisler-yazildi-mi-Hadisler-ne-zaman-yazildi.-Hadisler-200-300-yil-sonra-mi-yazildi..jpg?resize=768%2C568 768w" alt="" width="678" height="502" /><br />
<img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-689" src="https://i1.wp.com/belgelerlegercektarih.net/wp-content/uploads/Hemmam-ibn-M%C3%BCnebbihin-sahifesi-Muhammed-Hamidullah-buhari-ve-m%C3%BCslim-karsilastirmasi-2-Hz.-Peygamber-d%C3%B6neminde-hadisler-yazildi-mi-Hadisler-ne-zaman-yazildi.-Hadisler-200-300-yil-sonra-mi-yazildi..jpg?resize=964%2C698" sizes="(max-width: 964px) 100vw, 964px" srcset="https://i1.wp.com/belgelerlegercektarih.net/wp-content/uploads/Hemmam-ibn-Münebbihin-sahifesi-Muhammed-Hamidullah-buhari-ve-müslim-karsilastirmasi-2-Hz.-Peygamber-döneminde-hadisler-yazildi-mi-Hadisler-ne-zaman-yazildi.-Hadisler-200-300-yil-sonra-mi-yazildi..jpg?w=964 964w, https://i1.wp.com/belgelerlegercektarih.net/wp-content/uploads/Hemmam-ibn-Münebbihin-sahifesi-Muhammed-Hamidullah-buhari-ve-müslim-karsilastirmasi-2-Hz.-Peygamber-döneminde-hadisler-yazildi-mi-Hadisler-ne-zaman-yazildi.-Hadisler-200-300-yil-sonra-mi-yazildi..jpg?resize=300%2C217 300w, https://i0.wp.com/belgelerlegercektarih.net/wp-content/uploads/Hemmam-ibn-Münebbihin-sahifesi-Muhammed-Hamidullah-buhari-ve-müslim-karsilastirmasi-2-Hz.-Peygamber-döneminde-hadisler-yazildi-mi-Hadisler-ne-zaman-yazildi.-Hadisler-200-300-yil-sonra-mi-yazildi..jpg?resize=768%2C556 768w" alt="" width="678" height="491" /><br />
…Daha itinalı bir araştırma, bizzat Hemmam tarafından nakledilip Buhari ve Müslim’in eserlerine dahil edilmiş olan başka hadislerin de mevcut olduğunu ve sonuncu kaynakların (Buhari ve Müslim’in) aynı hadisleri <strong>başka ravilerden de nakletmiş olduklarını meydana çıkarır.</strong><br />
Her ne olursa olsun, yukarıda verilen birbirine denk rivayetler listesi gösteriyor ki, 138 hadisten 98’i Buhari ve Müslim tarafından, 21’i yalnız Buhari tarafından, 48’i yalnız Müslim tarafından nakledilmiştir.<br />
Hemmam’ın eserini, Buhari’ninki ve Müslim’inki ile mukayese ettiğimiz zaman aralarındaki <strong>onca zaman farkına ve ravi nesillerine rağmen bu hadislerden hiçbirinin bir tek kelimesinin bile değişmemiş olduğunu kaydetmek mühimdir.</strong> Bu harikulade titizlik ve doğruluk karşısında insanın hürmetle eğileceği geliyor.<br />
Yukarıda verdiğimiz birbiriyle neredeyse eşit rivayetler tablosu, meselenin sadece bir yüzünü ortaya koymak ve yalnız bir örnek vermek içindir. Bu hadisleri Hemmam’a isnat ederek zikreden Ma’mer Cami’inde, Abdürrezzak’ın Musannef’inde vb. izlerini göstermeyi gerekli görmedik.<br />
Bu vesileyle üzerinde durulmadan geçilemeyecek bir husus var. Aşağıda Resul-i Ekrem (s.a.v.)’e atfedilen hadislerin birbirini takibeden ravilerinin bir zinciri var:<br />
– Buhari (el-Cami’ es-Sahih’i basılmıştır)<br />
– Ahmed ibn Hanbel, (Müsned’i basılmıştır)<br />
– Abdürrezzak, (Musannef’i çeşitli elyazmaları halinde mevcuttur)<br />
– Ma’mer ibn Raşid (Cami’inin elyazmaları mevcuttur)<br />
– Hemmam ibn Münebbih, (Sahife’si bu eserde tanıtılmıştır)<br />
Farzedelim ki, Buhari yukarıdaki kaynak zincirine dayanarak bir hadis zikretti. Daha eski kaynaklar elde bulunmadığı sürece şüpheci bir kimsenin şüphe etmeye ve Buhari’nin hakikati söylemediğini, sadece bir rivayet zinciri yahut hem rivayet zinciri ve hem de muhtevasını uydurduğunu iddia etmeye hakkı olabilirdi. <strong>Fakat madem ki şimdi eski kaynaklar elimiz altında bulunuyor, artık ‘Buhari onu uydurarak söyledi’ yahut ‘uydurandan işiterek rivayet etti’ demenin, böyle bir şeyi tasavvur etmenin imkanı kalmamıştır.</strong><br />
Bilakis birbiri ardınca gelen bütün raviler zinciri ve hepsi meydana çıkarılmış olan<strong> kaynaklar birbiri üzerine eklenerek hadisenin en son noktasına kadar varıyor</strong> ve onlara hakikatin ve vakıanın doğruluğu hakkında onay damgası vuruyor. Son zamanlarda bu en eski eserlerin meydana çıkarılmış olmasıyla <strong>her birinin doğruluğunu ispatlamak mümkün olmuştur.</strong> Insan onların hepsinin kuvvetli delillerle hakiki olduğunu itirafa mecbur oluyor. Bu, sağlam kaynaklara dayanıldığının ve vakıanın başka türlü olamayacağının en şerefli bir ispatıdır.<strong>[7]</strong><br />
Dolayısıyla bundan sonra hiç kimse hadislerin haşa yüzyıllar sonra yazılmış ve Imam Buhari ve Imam Müslim’in bunları uydurmuş olduğunu iddia edemeyecektir. Eğer bu yazıyı okuduktan sonra bile bazıları bu iddiada bulunuyorsa, bu durumda onları art niyetli kişiler ve fitneciler olarak görmekten başka bir seçeneğimiz kalmayacaktır.<br />
1: İbn Hacer, Fethu’l-Barî, 1/208<br />
2: Çakan, İsmail Lütfü, Hadis Edebiyatı, s.12<br />
3: M. Hamidullah, el-Vesaiku’s-siyasiye; Çakan, a.g.e<br />
<strong>[4]</strong> Fuad Sezgin, Buhari’nin Kaynakları Hakkında Araştırmalar, Ibrahim Horoz Basımevi, Istanbul 1956, sayfa 9.<br />
<strong>[5]</strong> Die Handschriften-Verzeichnisse Der Königlichen Bibliothek Zu Berlin, 8. cild, Verzeichniss Der Arabischen Handschriften Von W. Ahlwardt, 2. cild, A. Asher &amp; Co., Berlin 1889, sayfa 183, numara <span id="result_box" class="" lang="tr"><span class="">“1384 We 1797”. </span></span>(<span id="result_box" class="" lang="tr"><span class="">Berlin Kraliyet Kütüphanesi Yazmalar Kataloğu-Arapça El Yazmaları Kataloğu).</span></span><br />
<strong>[6]</strong> Prof. Dr. Harry Harun Behr, “Das islamische Gebet aus religionspädagogischer Perspektive”, (Das Gebet im Religionsunterricht in interreligiöser Perspektive’nin içinde), Frank &amp; Timme Yayınları, Berlin 2014, sayfa 165. Ancak bu kaynakta verilen katalog numaras<span id="result_box" class="" lang="tr"><span class="">ı</span></span> yanl<span id="result_box" class="" lang="tr"><span class="">ı</span></span>şt<span id="result_box" class="" lang="tr"><span class="">ı</span></span>r. Doğru olan<span id="result_box" class="" lang="tr"><span class="">ı</span></span>n<span id="result_box" class="" lang="tr"><span class="">ı</span></span> <strong>[5]</strong> no’lu dipnotta verdik.<br />
<strong>[7]</strong> Prof. Dr. Muhammed Hamidullah, Muhtasar Hadis Tarihi ve Sahife-i Hemmam ibn Münebbih, (Tercüme eden: Kemal Kuşçu), Beyan Yayınları, Istanbul 2016, sayfa 78-85.</p>
<hr />
<p><strong><span style="font-size: 24pt;">2. Bölüm</span></strong><br />
Aşağıdaki yazı, S. Kemal Sandıkçı hocanın, “Diyanet Işleri Başkanlığı Yayınları” arasından çıkan “Ilk Üç Asırda Islam Coğrafyasında Hadis” (Ankara 1991) isimli çok kıymetli eserinden kısaltılarak alıntılanmıştır. Bu yazıda, Hz. Peygamber s.a.v Efendimiz hayatta iken ve vefatından sonra bazı sahabeler tarafından kaleme alınmış eserleri kaynaklarıyla açıklıyoruz. Önemine binaen Tâbiin’den de bir-iki alime yer verdik. Esasen Tabiun devrinde yazılmış yüzlerce eser olmasına rağmen bu yazının hacmini fersah fersah aşacağı için bunlara temas etmemeyi uygun gördük. Dipnotlarda kaynakları kısaltarak gösterdik, künyelerini ise yazının sonunda alfabetik sıraya göre dizdik.<br />
<strong>***</strong><br />
<strong>SA’D B. ‘UBADE 15/636</strong><br />
Rasulullah’dan (as.) işittiği hadisleri yazdığı bir sahifeye sahipti.<strong>[1]</strong><br />
<strong>Talebeleri:</strong><br />
Abdullah b. Abbas (68/ 687)<br />
Said b. el-Müseyyeb (94/713) ve diğerleri.<strong>[2]</strong><br />
<strong>Eseri:</strong><br />
es-Sahife.<strong>[3]</strong><br />
<strong>***</strong><br />
<strong>Hz. ALİ 40/661</strong><br />
Hadis rivayetini teşvik ederdi, ancak ihtiyatkar davranır ve rivayet edene bazan yemin verirdi.<strong>[4]</strong><br />
Hz. Peygamber’den (as.) 586 hadis rivayet etmiştir.<strong>[5]</strong> En sahih senedi şöyledir:<br />
Ali —- ‘Abide – – – – Muhammed b. Sirin —- Eyyub<strong>[6]</strong><br />
<strong>Talebeleri:</strong><br />
Abdurrahman b. ebi Leyla (öl.82/701)<br />
Kays b. ebi Hazim (öl.84 /703)<br />
Said b. el-Müseyyeb (öl.94/713)<br />
eş-Şa’bi (öl.103/721) ve diğerleri.<strong>[7]</strong><br />
<strong>Eseri:</strong><br />
es-Sahife.<strong>[8]</strong><br />
<strong>***</strong><br />
<strong>EBU HUREYRE 59/677</strong><br />
Rasulullah’dan (as.) bazı hadislerini yazardı; evinde sakladığı bir sahifesi vardı.<strong>[9]</strong> Hadislerinin bir nüshası Ömer b. Abdülaziz’in elinde bulunmuştur.<strong>[10]</strong> Diğer bir nüshası da talebesi Beşir b. Nahik tarafından istinsah edilmişti.<strong>[11]</strong> Ayrıca Mervan b. Hakem’in de perde arkasındaki bir katibe, onun hadislerini yazdırdığı rivayet edilir.<strong>[12]</strong><br />
Kendisinden 800 civarında sahabe ve tabiî rivayette bulunmuştur.<strong>[13]</strong> En sahih senedi şöyledir:<br />
Ebu Hureyre —- İbnu’l-Müseyyeb —- ez-Zühri.<strong>[14]</strong><br />
Medine’de vefat etmiştir.<strong>[15]</strong><br />
<strong>Talebeleri:</strong><br />
Said b. el-Müseyyeb (öl.94/713)<br />
Tavus b. Keysan (öl.106/724)<br />
Muhammed b. Sirin (öl.110/729)<br />
Abdurrahman b. Hürmüz el-A’rac (öl.117/735) ve diğerleri.<strong>[16]</strong><br />
<strong>Eseri:</strong><br />
es-Sahife.<strong>[17]</strong><br />
<strong>***</strong><br />
<strong>ABDULLAH B. ÖMER 73/693 (Hz. Ömer radıyallahu anh’ın oğlu.)</strong><br />
Hicretten sona Rasulullah’dan (as.) duyduğu bazı hadisleri yazdığı bilinmektedir.<strong>[18]</strong> Malik b. Enes’in kitapları arasında onun bir sahifesinin çıktığı rivayet edilir.<strong>[19]</strong> Hz. Peygamber’in (as.) vefatından sonra 60 yıl insanlara fetva vermiştir.<strong>[20]</strong> Özellikle hadis ilminde mahirdi.<strong>[21]</strong> Medine ilminin ana rükünlerinden biri idi.<strong>[22]</strong> 2630 hadis ile, Ebu Hureyre’den sonra, en çok hadis rivayet edendir.<br />
<strong>Talebeleri:</strong><br />
Salim b. Abdullah b. Ömer (öl.106/724)<br />
Nafi’ Mevla b. Ömer (öl.107/725)<br />
‘Urve b. ez-Zübeyr (öl.94/713) ve diğerleri<strong>.[23]</strong><br />
<strong>Eseri:</strong><br />
es-Sahife.<strong>[24]</strong><br />
<strong>***</strong><br />
<strong>CABİR B. ABDULLAH 78/697</strong><br />
Medine’li alim sahabelerdendir, Akabe ehlindendir.<strong> [25]</strong><br />
Hz. Peygamber’den (as.) hadis yazmıştır; meşhur bir sahifenin sahibidir.<strong>[26]</strong> Mescid-i Nebi’de hadis okuturdu.<strong>[27]</strong> Aynı zamanda fakihti, zamanının Medine müftüsü idi.<strong>[28]</strong><br />
<strong>Talebeleri:</strong><br />
Said b. el-Müseyyeb (94/713)<br />
‘Urve b . ez-Zubeyr (94/713)<br />
Ata b. Yesar (öl.103/721)<br />
‘Amr b . Dinar (öl.126/744) ve diğerleri.<strong>[29]</strong><br />
<strong>Eseri:</strong><br />
es-Sahife.<strong>[30]</strong><br />
<strong>***</strong><br />
<strong>‘URVE B. ez-ZÜBEYR 94/713</strong><br />
Medine’lidir, fukaha-i seb’adandır.<strong>[31]</strong> Hafız muhaddislerdendir.<strong>[32]</strong> Siyercidir, ilk Meğazi musannıfıdır.<strong>[33]</strong>Teyzesi Hz. Aişe’nin hadislerini en iyi bilenlerdendi<strong>[34]</strong>, onun hadislerini yazardı.<strong>[35]</strong> Fıkhı da ondan öğrenmişti.<strong>[36]</strong> ez-Zühri (öl.124/742) onun için; “Tükenmeyen bir denizdi.”<strong>[37]</strong> der. Ulemadan olan oğlu Hişam b. ‘Urve (öl.146/763); “Vallahi, biz, onun hadisinin 2000 cüz’ünden bir cüz’ünü bile öğrenemedik.” der.<strong>[38]</strong> Devrinde Medine’den en derin hadis kütürüne sahip olandı.<strong>[39]</strong><br />
<strong>Hocaları:</strong><br />
Zeyd b. Sabit (öl.45/665) Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimizin evlatlığı.<br />
Hz. Aişe (öl.57/ 677)<br />
Ebü Hureyre (öl.59/677)<br />
İbn Ömer (öl.73/693) ve diğerleri.<strong>[40]</strong><br />
<strong>Talebeleri:</strong><br />
Ata b. ebi Rebah (öl.114/732)<br />
ez-Zühri (öl.124/742)<br />
‘Amr b. Dinar (öl.126/744)<br />
Hişam b. ‘Urve (öl.146/763) ve diğerleri.<strong>[41]</strong><br />
<strong>Eseri:</strong><br />
Kitabu’l-Meğazi.<strong>[42]</strong><br />
<strong>***</strong><br />
<strong>İBNU ABBAS 68/687</strong><br />
Hz. Peygamber’in (as.) amcasının oğludur. Rasullullah’ın vefatı esnasında henüz on üç yaşında idi.<strong>[43]</strong>Her sahada çok geniş bir ilme sahip olduğundan dolayı “Hibru’l-ümmet”<strong>[44]</strong> diye, özellikle Tefsir ilmindeki maharetinden dolayı da “Tercümanu’l-Kur’an”<strong>[45]</strong> diye maruftur.<br />
Resulullah’ın vefatından sonra çeşitli savaşlara katılmış,<strong>[46]</strong> Hz. Ali’nin Basra valiliğini yapmış,<strong>[47]</strong> sonra oradan ayrılarak Mekke’ye dönmüş ve hayatını orada ilim öğrenmek ve öğretmekle geçirmiştir.<strong>[48] </strong>Hz. Peygamber (as. ); “Ona hikmeti ve Kur’anın te’vilini öğretmesi ve onu dinde fakih yapması” için Allah’a dua etmişti.<strong>[49] </strong>Öldüğünde bir deve yükü teşkil edecek kadar te’lifat bırakmıştı.<strong>[50]</strong><br />
<strong>Talebeleri:</strong><br />
Said b. Cübeyr (öl.95/714)<br />
Mücahid b. Cebr (öl.104/722)<br />
‘İkrime (öl.105/723)<br />
Ata b. ebi Rebah (öl.114/732)<br />
‘Amr b. Dinar (öl.126/744) ve diğerleri.<strong>[51]</strong><br />
<strong>Eseri:</strong><br />
Tefsiru’l-Kur’an.<strong>[52]</strong><br />
<strong>***</strong><br />
<strong>HEMMAM B. MÜNEBBİH 40-101?/660-719?</strong><br />
Ebu Hureyre’nin talebesi<strong>[53]</strong> ve hadis ilminde yapılan en eski te’lifin sahibidir.<strong>[54]</strong> Tahsil için Medine’ye gitmiş ve orada Ebu Hureyre’den hadis dinlemiştir.<strong>[55]</strong> Çeşitli savaşlara da iştirak etmiş ve bu arada bulduğu eski kitapları kardeşi için satın almıştır.<strong>[56]</strong><br />
Ebu Hureyre’nin rivayet etmiş olduğu ve “es-Sahifetu’s-Sahiha” diye meşhur olan 140 hadisi muhtevi sahifesi, meşhur talebesi Ma’mer b. Raşid tarafından eksiksiz olarak rivayet edilmiştir.<strong>[57]</strong><br />
<strong>Hocaları:</strong><br />
Ebü Hureyre (öl.59/679)<br />
İbn Abbas (öl.68/687) ve diğerleri.<strong>[58]</strong><br />
<strong>Talebeleri:</strong><br />
Vehb b. Münebbih (öl.114/732)<br />
Ma’mer b. Raşid (öl.154/770) ve diğerleri.<strong>[59]</strong><br />
<strong>Eseri:</strong><br />
es-Sahifetu’s-Sahiha.<strong>[60]</strong><br />
<strong>***</strong><br />
<strong>SEMÜRE B. CÜNDUB 50/679</strong><br />
Hz. Peygamber’den (as.) 123 hadis rivayet etmiştir.<strong>[61]</strong> Rasulullah’ın (as.) hadislerini yazdığı bilinmektedir, çok meşhur sahifenin sahibidir.<strong>[62]</strong><br />
<strong>Talebeleri:</strong><br />
Ebu Reca’ el-‘Utaridi (öl.107/726)<br />
el-Hasan el-Basri (öl.110/728)<br />
Muhammed b. Sirin (öl.110/729) ve diğerleri.<strong>[63]</strong><br />
<strong>Eseri:</strong><br />
es-Sahife.<strong>[64]</strong><br />
<strong>***</strong><br />
<strong>ENES B. MALİK 93/712</strong><br />
Küçük yaşta Rasulullah’ın (as.) hizmetine girmiş ve on yıl Ona (as.) hizmette bulunmuştur.<strong>[65]</strong> 2286 hadis ile Hz. Peygamber’den (as.) en çok hadis rivayet eden büyük sahabelerdendir. Abid ve zahid bir şahsiyetti, namazda ayaklarına kan duruncaya kadar kıyamda dururdu.<strong>[66]</strong><br />
<strong>Talebeleri:</strong><br />
el-Hasan el-Basri (öl.110/728)<br />
Muhammed b. Sirin (öl.110/729) ve diğerleri.<strong>[67]</strong><br />
<strong>Eseri:</strong><br />
Müstakil bir sahifesinden bahsedilmemekle beraber, Rasulullah’ın (as.) hadislerini yazdığı rivayet edilmektedir.<strong>[68]</strong><br />
<strong>***</strong><br />
<strong>el-HASAN el-BASRI 21-110/642-728</strong><br />
Medine’de dünyaya geldi.<strong>[69]</strong> Vadil-Kura’da<strong>[70]</strong> yetişti.<strong>[71]</strong> Babası, Zeyd b. Sabit’in (Hz. Peygamber’in a.s evladlığı), annesi de Ümmü Seleme’nin (Hz. Peygamber’in a.s hanımı) azadlısı idiler.<strong>[72]</strong> Annesi meşgul olduğu zamanlarda, Ümmü Seleme onu avutmak için meme verirdi; Hasan’ın lisanındaki fesahat ve talakatın bundan ileri geldiği rivayet edilir.<strong>[73]</strong><br />
Kadılık yapar, ücret almazdı.<strong>[74]</strong> Hadisleri manen rivayet ederdi.<strong>[75]</strong> Bir çok sahabeyi idrak etmiştir, özellikle Enes b. Malik’in en meşhur talebesidir.<strong>[76]</strong><br />
<strong>Hocaları:</strong><br />
Ebü Musa’l-Eş’ari (öl.44/665)<br />
‘İmran b. el-Husayn (öl.52/672)<br />
Ma’kıl b. Yesar (öl.60(680)<br />
İbn Ömer ( öl.73/693)<br />
Enes b. Malik (öl.93/712) ve diğerleri.<strong>[77]</strong><br />
<strong>Talebeleri:</strong><br />
Katade b. Diame (öl.118/736)<br />
Yunus b. ‘Ubeyd (öl.139/756)<br />
İbn ‘Avn (öl.151/768)<br />
Yezid b. İbrahim et-Tusteri (öl.161/778)<br />
Cerir b. Hazim (öl.170/786) ve diğerleri.<strong>[78]</strong><br />
<strong>Eserleri:</strong><br />
Tefsiru’l-Kur’an.<strong>[79]</strong><br />
el-Ahadisu’l-Muteferrika.<strong>[80]</strong><br />
el-Kırae.<strong>[81]</strong><br />
Şurutu’l-İmame.<strong>[82]</strong><br />
Vasıyye.<strong>[83]</strong><br />
Feraid.<strong>[84]</strong><br />
Kitabu’l-İhlas.<strong>[85]</strong><br />
el-İstiğfaratu’l-Munkızetu min’en-Nar.<strong>[86]</strong><br />
Risale fi Fadli Mekke.<strong>[87]</strong><br />
Risale ila Abdurrahim b. Enes fi’t-Tergib bi Mücavereti Mekketi’l-Mükkerreme.<strong>[88]</strong><br />
<strong>***</strong><br />
<strong>İBN MES’UD: 32/652</strong><br />
Altıncı olarak Islama giren ve Mekke’de Kur’anı ilk defa cehren okuyan büyük sahabedendir.<strong>[89]</strong>Rasulullah’ın (as) hadimi ve sırdaşı olan lbn Mes’ud<strong>[90]</strong> muhaddisliği yanında müfessir,<strong>[91]</strong> kari,<strong>[92]</strong> fakih ve kadı idi.<strong>[93]</strong> Rasulullah’ın (as) hadislerini yazardı; topladığı hadisler bilahare oğluna intikal etmişti.<strong>[94]</strong><br />
Bizzat Hz. Peygamber’den (as) yetmiş süre aldığını söyler.<strong>[95]</strong> Rasulullah (as), son Ramazan’da Cibril’e Kur’anı iki defa arzederken, lbn Mes’ud’un da orada bulunduğu rivayet edilir.<strong>[96]</strong> Hz. Ömer, onun için “İlim dolu dağarcık” der<strong>[97]</strong> ve muallim olarak Küfe’ye gönderdiğinde, Küfe’lilere; “Abdullah’ı göndermekle sizi kendime tercih ettim.” diye yazar.<strong>[98]</strong> Küfe’de ifta ve beytülmal memurluğu görevini birlikte yürütüyordu.<strong>[99]</strong><br />
Rivayette şedit davranırdı; talebelerini lafızların zaptında gevşeklik göstermekten menederdi.<strong>[100]</strong> Küfe’deki görevi esnasında Tefsir, Hadis, Fıkıh ve Kıraat ilminin tam olarak temellerini atmıştır.<strong>[101] </strong>Aynı zamanda Hanefi mezhebinin de müessisi sayılır; zira Ebu Hanife, fıkhi meselelerinin çoğunu onun görüşlerine dayandırır.<strong>[102]</strong><br />
<strong>Talebeleri:</strong><br />
‘Alkame b. Kays (öl.62/681).<br />
Mesruk (öl.63/682).<br />
‘Abidetü’s-Selmani (öl.72/691).<br />
Kays b. ebi Hazim (öl.84/703) ve diğerleri.<strong>[103]</strong><br />
<strong>Eseri:</strong><br />
es-Sahife.<strong>[104]</strong><br />
<strong>***</strong><br />
<strong>ABDULLAH B. EBİ EVFA 87/706.</strong><br />
Meşhur sahabilerdendir. Babası da sahabi idi. Abdullah, Biat-ı Rıdvan ehlindendir. Ondan sonra yapılan bütün savaşlara katılmıştır. Hz. Peygamber’in (as.) vefatından sonra Küfe’ye gitmiş ve oraya yerleşmiştir. Küfe’de en son vefat eden sahabi, Abdullah’dır. Aynı zamanda Biat-ı Rıdvan ehlinden de en son ölen sahabidir. Hayatının sonlanna doğru gözlerini kaybetmişti.<strong>[105]</strong> Abdullah, Rasulullah’ın (as.) hadislerini yazarak toplamıştır. Bu hadisler onun huzurunda çeşitli kişiler tarafından okunurdu.<strong>[106]</strong><br />
<strong>Talebeleri:</strong><br />
Tarık b. Musarrıf (113/731).<br />
İsmail b. Ebi Halid (146/763) ve diğerleri.<strong>[107]</strong><br />
<strong>Eseri:</strong><br />
es-Sahife.<strong>[108]</strong><br />
<strong>***</strong><br />
<strong>ABDULLAH B. ‘AMR B. el-‘AS: 65/684</strong><br />
Mekke fethinden önce Medine’ye babasıyla birlikte hicret ederek müslüman oldu.<strong>[109]</strong> Babasından önce müslüman olduğu da mervidir.<strong>[110]</strong> Fetihten sonra Hz. Peygamber (as.) uzun müddet yaşamadığı ve binaenaleyh onunla sohbeti uzun sürmediği halde, Rasullullah’tan (as.) hadis yazmak için izin almış<strong>[111]</strong> ve duyduğu hadisleri yazarak çok miktarda hadis toplamıştır. Eba Hureyre, şöyle söyler: “Ashabtan, hadisi benden iyi hıfzeden yoktur, ancak Abdullah müstesna; zira o yazar, ben yazmazdım.”<strong>[112]</strong><br />
Mısır medresesinin müessisidir.<strong>[113] </strong>Rasulullah’dan (as.) duyduğu hadisleri bir sahifede toplamış ve bu sahifenin, hayatta en çok sevdiği iki şeyden biri olduğunu söylemiştir.<strong>[114]</strong> Kütüb-u kadimeyi de mütalaa etmişti.<strong>[115]</strong> Çok ibadet eder; geceyi kaim, gündüzü saim geçirir, üç günde bir hatmederdi.<strong>[116]</strong><br />
<strong>Talebeleri:</strong><br />
Mesruk (öl.63/682)<br />
Said b. el-Müseyyeb (öl.94/713)<br />
eş-Şa’bi ( öl.103/721)<br />
‘İkrime ( öl.105/723) ve diğerleri.<strong>[117]</strong><br />
<strong>Eseri:</strong><br />
es-Sahifetu’s-Sadıka.<strong>[118]</strong><br />
<strong>**********</strong><br />
<strong>KAYNAKLAR:</strong><br />
<strong>[1]</strong> Tirimizi, III, 627.<br />
<strong>[2]</strong> Bkz., İbn Sa’d, III, 613, Usud, II, 356, Nevevi, I, 212, İsabe, III, 65, Tehzib, III, 475, Şezerat, I, 28, Zirikli, III, 135.<br />
<strong>[3]</strong> Tirimizi, III, 627.<br />
<strong>[4]</strong> Tezkire, 10.<br />
<strong>[5]</strong> Fuhum, 363, Nevevi, I, 344, Tedrib, I, 392.<br />
<strong>[6]</strong> Ma’rife,54, Kifaye, 397; İbn Salah, 12; Nevevi, I, 92; Tedrib, I, 77. Krşz; Ma’rife, 53-55, Kifaye, 397., İbn Salah, 12., Tedrib, I, 78, Bais, 23.<br />
<strong>[7]</strong> Bkz., İbn Sa’d, II. 337 ve devamı, Kitabu’l-İlel, 79, Usud, IV, 99, Nevevi, I, 344 ve devamı, Tezkire, 10 ve devamı, İsabe, IV, 564 ve devamı, İs’af, 206.<br />
<strong>[8]</strong> Buhari, I, 38, IV, 84 ve 122, Ebu Davud, II, 216, İbn Mace, Il, 887, İbn Abdulberr, 90, Tezkire, 10. Bu Sahife’yi Rif’at Fevzi Abdulmuttalib neşretmiştir. Kahire, 1406/1986.<br />
<strong>[9]</strong> İbn Abdulberr, 95.<br />
<strong>[10]</strong> Muhtasar Hadis Tarihi, 52.<br />
<strong>[11]</strong> Darimi, I, 127, İbn Abdulberr, 92.<br />
<strong>[12]</strong> İsabe, VII, 433.<br />
<strong>[13]</strong> Usud, VI, 321, Tezkire, 37, İsabe, VII, 432, Tehzib, XII, 265.<br />
<strong>[14]</strong> Ma’rife, 55, Tedrib, I, 83, Bais, 23. Krşz., Ma’rife, 53-54, 56, Kifaye, 398, Tedrib, I, 82-84, Bais, 23-24.<br />
<strong>[15]</strong> Usud, VI, 321.<br />
<strong>[16]</strong> Bkz., İbn Sa’d, II, 362, Usud, VI, 321, Tezkire, 36 ve devamı, İsabe, VII, 431 ve devamı, Tehzib, XII, 262 ve devamı.<br />
<strong>[17]</strong> Darimi, I, 127, İbn Abdulberr, 92.<br />
<strong>[18]</strong> Muhtasar Hadis Tarihi, 47.<br />
<strong>[19]</strong> Dibac, I, 112.<br />
<strong>[20]</strong> Usud, III, 342, Bidaye, IX, 5, Tehzib, V, 328.<br />
<strong>[21]</strong> Usud, III, 342.<br />
<strong>[22]</strong> İsabe, IV, 186.<br />
<strong>[23]</strong> Bkz., Usud, III, 341, Nevevi, I, 279, Tezkire, 37, İsabe, IV, 182.<br />
<strong>[24]</strong> Dibac, I, 112.<br />
<strong>[25]</strong> Usud, I, 307.<br />
<strong>[26]</strong> Müslim, II, 885.<br />
<strong>[27]</strong> İsabe, I, 435, Tehzib, II, 42, İs’af, 185.<br />
<strong>[28]</strong> Tezkire, 43.<br />
<strong>[29]</strong> Bkz., Cerh, I, 492, Usud, I, 307, Nevevi, I, 142, Tezkire, 43, İsabe, I, 434.<br />
<strong>[30]</strong> Müslim, II, 885, Tezkire, 43, GAS, I, 85.<br />
<strong>[31]</strong> Nevevi, I, 331, Vefeyat, III, 255.<br />
<strong>[32]</strong> Tezkire, 62.<br />
<strong>[33]</strong> Bidaye, IX, 101.<br />
<strong>[34]</strong> Takdime, 45, Nevevi, I, 331, İs’af, 205.<br />
<strong>[35]</strong> İbn Sa’d, V, 179, İbn Abdulberr, 96.<br />
<strong>[36]</strong> Tezkire, 62.<br />
<strong>[37]</strong> Fesevi, I, 552, Tezkire, 62, Duvel, I, 65, Bidaye, IX, 102.<br />
<strong>[38]</strong> Nevevi, I, 331.<br />
<strong>[39]</strong> Tedrib, II, 399.<br />
<strong>[40]</strong> Bkz., İbn Sa’d, V, 179, Cerh, VI, 395, Safve, II, 85, Nevevi, I, 331, Vefeyat, III, 255, Tezkire, 62, Bidaye, IX, 101, Tehzib, VII, 180, İs’af, 205.<br />
<strong>[41]</strong> Bkz., İbn Sa’d, V, 179, Cerh, VI, 395, Safve, II, 85, Nevevi, I, 331, Vefeyat, III, 255, Tezkire, 62, Bidaye, IX, 101, Tehzib, VII, 180, İs’af, 205.<br />
<strong>[42]</strong> Bidaye, IX, 101.<br />
<strong>[43]</strong> Tezkire, 40, Tehzib, V, 276.<br />
<strong>[44]</strong> Usud, III, 291, İsabe, IV, 141.<br />
<strong>[45]</strong> İbn Sa’d, II, 366, Nevevi, I, 274, Tezkire, 40, İsabe, IV, 146.<br />
<strong>[46]</strong> İsabe, IV, 142.<br />
<strong>[47]</strong> İsabe, IV, 150, Nevevi, I, 276.<br />
<strong>[48]</strong> Nevevi, I, 276, Fecr, 148.<br />
<strong>[49]</strong> İbn Sa’d, II, 365.<br />
<strong>[50]</strong> Nevevi, I, 275, Ğaye, I, 425, İsabe, IV, 152.<br />
<strong>[51]</strong> Şezerat, I, 114, Muhtasar Hadis Tarihi, 47.<br />
<strong>[52]</strong> Bkz., Usud, III, 292 ve devamı, Nevevi, I, 275 ve devamı, Tezkire, 40, İsabe, IV, 148 ve devamı, İs’af, 199. Tefsiru’l-Kur’an isimli eseri 1317, İstanbul’da neşredilmiştir. Bkz., Serkis, 158.<br />
<strong>[53]</strong> Şezerat, I, 182, Muhtasar Hadis Tarihi, 52.<br />
<strong>[54]</strong> Kehhale, XIII, 153, Zirikli, IX, 98.<br />
<strong>[55]</strong> Muhtasar Hadis Tarihi, 53.<br />
<strong>[56]</strong> Tehzib, Xl, 67, Şezerat, I, 182.<br />
<strong>[57]</strong> Muhtasar Hadis Tarihi, 56.<br />
<strong>[58]</strong> Bkz., Cerh, VIII, 107, Nevevi, Il, 140, Tehzib, Xl, 67, Muhtasar Hadis Tarihi, 56.<br />
<strong>[59]</strong> Bkz., Cerh, VIII, 107, Nevevi, Il, 140, Tehzib, Xl, 67, Muhtasar Hadis Tarihi, 56.<br />
<strong>[60]</strong> İlk olarak 1373/1953’de Şam’da neşredilen bu eser, Kemal Kuşçu tarafından 1967, İstanbul’da “Muhtasar Hadis, Tarihi ve Sahife-i Hemmam b. Mühebbih” adıyla, Dr. Talat Koçyiğt tarafından 1967 Ankara’da “Hemmam ibn Münebbihin Sahifesi” adıyle türkçeye tercüme edilmiştir.<br />
<strong>[61]</strong> Fuhum, 365.<br />
<strong>[62]</strong> GAS, I, 84, Tehzib, IV, 198.<br />
<strong>[63]</strong> Bkz., Cerh, III, 154, Usud, Il, 454, İsabe, III, 179, Tehzib, IV, 236.<br />
<strong>[64]</strong> GAS, I, 84, Tehzib, IV, 198.<br />
<strong>[65]</strong> İbn Sa’d, VII, 17, Usud, I, 151.<br />
<strong>[66]</strong> İs’af, 183.<br />
<strong>[67]</strong> Bkz. Tehzib, I, 376, Tezkire, 45, Cerh, I, 286.<br />
<strong>[68]</strong> Bkz., Muhtasar Hadis Tarihi, 37.<br />
<strong>[69]</strong> Vefeyat, II, 72, Zirikli, II, 242.<br />
<strong>[70]</strong> Bkz., Buldan, V, 345.<br />
<strong>[71]</strong> Maarif, 195, Nevevi, I, 161, Tezkire, 71.<br />
<strong>[72]</strong> Nevevi, I, 161, Vefeyat,II, 69, Tezkire, 71, Bidaye, IX, 266.<br />
<strong>[73]</strong> Maarif, 195, Hilye, II, 147, Şezerat, I, 136.<br />
<strong>[74]</strong> İbn Sa’d, VII, 172.<br />
<strong>[75]</strong> İbn Sa’d, VII, 158, Darimi, I, 94, Kifaye, 206, İbn Abdulberr, 105.<br />
<strong>[76]</strong> Bkz., Meşahir, 88, Nevevi, I, 162, Tehzib, ll, 266.<br />
<strong>[77]</strong> Bkz. Cerh, II, 40, Nevevi, I, 161, lbn Receb, 353-355, Tezkire, 71, Tehzib, II, 263-264.<br />
<strong>[78]</strong> Bkz. Cerh, II, 40, Nevevi, I, 161, lbn Receb, 353-355, Tezkire, 71, Tehzib, II, 263-264.<br />
<strong>[79]</strong> Fihrist, 51, Hediyye, I, 265, GAS, I, 592.<br />
<strong>[80]</strong> Kerkük, 1329-1331, Tekritlizade H. Hasani.<br />
<strong>[81]</strong> GAS, I, 592.<br />
<strong>[82]</strong> GAS, I, 592.<br />
<strong>[83]</strong> GAS, I, 592.<br />
<strong>[84]</strong> İstanbul, 1306, Kırk Sual.<br />
<strong>[85]</strong> Hediyye, I, 265.<br />
<strong>[86]</strong> GAS, I, 592.<br />
<strong>[87]</strong> Hediyye, I, 265.<br />
<strong>[88]</strong> Hediyye, I, 265., Suppl., I, 101, GAS, I, 592.<br />
<strong>[89]</strong> Usud, III, 385, İsabe, IV, 233.<br />
<strong>[90]</strong> Tezkire, 13.<br />
<strong>[91]</strong> Küçükkalay, 91.<br />
<strong>[92]</strong> Hilye, I, 124, Ğaye, I, 458.<br />
<strong>[93]</strong> Maarif, 109, Tezkire, 15.<br />
<strong>[94]</strong> İbn Abdulberr, 91.<br />
<strong>[95]</strong> İbn Sa’d, II, 342, Hilye, I, 125, Usud, III, 385, Ğaye, I, 458, Tehzib, VI, 27.<br />
<strong>[96]</strong> İbn Sa’d, Il, 342.<br />
<strong>[97]</strong> Usud, III, 389.<br />
<strong>[98]</strong> Fesevi, Il, 533, Usud, III, 388.<br />
<strong>[99]</strong> Maarif, 109, Küçükkalay, 21.<br />
<strong>[100]</strong> Tezkire, 13.<br />
<strong>[101]</strong> Küçükkalay, 28.<br />
<strong>[102]</strong> Küçükkalay, 59.<br />
<strong>[103]</strong> Bkz., İbn Sa’d, VI, 11, Usud, III, 386, Nevevi, I, 288, Tezkire, 13, İsabe, IV, 234.<br />
<strong>[104]</strong> İbn Abdulberr, 91.<br />
<strong>[105]</strong> Usud, III, 182, İsabe, IV, 18, Tehzib, V, 151.<br />
<strong>[106]</strong> Buhari, IV, 30, 77.<br />
<strong>[107]</strong> Bkz., lbn Sa’d, IV, 301, VI, 21, Usud, III, 182, Nevevi, I, 261, İsabe, IV, 18, Tehzib, V, 151. Şezerat, I, 96.<br />
<strong>[108]</strong> Buhari, IV, 30, 77.<br />
<strong>[109]</strong> Tezkire, 41.<br />
<strong>[110]</strong> Usud, III, 349, Nevevi, I, 281.<br />
<strong>[111]</strong> Darimi, I, 125, Usud, III, 349, Benna, I, 172, Ebu Davud, III, 318.<br />
<strong>[112]</strong> Darimi, I, 125, İbn Abdulberr, 89, Usud, III, 349, Benna, I, 172.<br />
<strong>[113]</strong> Fecr, 190, Koçyiğit, 96.<br />
<strong>[114]</strong> Darimi, I, 127, İbn Abdulberr, 91.<br />
<strong>[115]</strong> Usud, III, 349.<br />
<strong>[116]</strong> İsabe, IV, 194.<br />
<strong>[117]</strong> Bkz., Usud, III, 349, Nevevi, I, 281, Tezkire, 41, İsabe, IV, 193, Tehzib, V, 337, İs’af,200.<br />
<strong>[118]</strong> Darimi, I, 127, İbn Abdulberr, 91. Usud, III, 350, GAS, I, 84.<br />
Bu yazı belgelerlegercektarih.net ve sorularlaislamiyet.com sitesinde ki yazıdan faydalanılarak hazırlanmıştır</p>The post <a href="https://ateistlerecevap.org/hadisler-ne-zaman-yazilmaya-basladi/" data-wpel-link="internal">Hadisler Ne Zaman Yazılmaya Başladı?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ateistlerecevap.org/hadisler-ne-zaman-yazilmaya-basladi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Hadisler Ne Zaman Yazılmaya Başladı?</title>
		<link>https://ateistlerecevap.org/hadisler-ne-zaman-yazilmaya-basladi/</link>
					<comments>https://ateistlerecevap.org/hadisler-ne-zaman-yazilmaya-basladi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ateistlere Cevaplar]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 14 Sep 2018 15:07:41 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Hadisler]]></category>
		<category><![CDATA[Hadisler Ne Zaman Yazılmaya Başladı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.ateistlerecevap.org/?p=2750</guid>

					<description><![CDATA[<p>(Yazı iki bölümden oluşuyor birinci bölümün kaynakları ve yazıları ayrı ikinci bölümün ki ayrı. İkinci bölümde sahabe ve tabiin zamanında yazılan hadisler ile ilgili eseler mevcut) 1. Bölüm Hadisler hakkında reformistlerden şu iddiayı hep duyarsınız “Hadisler Peygamberin vefatından 200 sene sonra yazılmaya başlandı, böyle sözlere nasıl itibar edelim” Bu iddia tamamiyle yalan ve eksiktir. Daha önceleride söylemiştim tekrar [&#8230;]</p>
The post <a href="https://ateistlerecevap.org/hadisler-ne-zaman-yazilmaya-basladi/" data-wpel-link="internal">Hadisler Ne Zaman Yazılmaya Başladı?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/09/Hadislerin-Yazilmasina-Ne-Zaman-Baslanildi.png" data-wpel-link="internal"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-2751" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/09/Hadislerin-Yazilmasina-Ne-Zaman-Baslanildi.png" alt="Hadislerin-Yazılmasına-Ne-Zaman-Başlanıldı" width="1280" height="905" srcset="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/09/Hadislerin-Yazilmasina-Ne-Zaman-Baslanildi.png 1280w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/09/Hadislerin-Yazilmasina-Ne-Zaman-Baslanildi-300x212.png 300w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/09/Hadislerin-Yazilmasina-Ne-Zaman-Baslanildi-1024x724.png 1024w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/09/Hadislerin-Yazilmasina-Ne-Zaman-Baslanildi-768x543.png 768w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/09/Hadislerin-Yazilmasina-Ne-Zaman-Baslanildi-1200x848.png 1200w" sizes="(max-width: 1280px) 100vw, 1280px" /></a><br />
(Yazı iki bölümden oluşuyor birinci bölümün kaynakları ve yazıları ayrı ikinci bölümün ki ayrı. İkinci bölümde sahabe ve tabiin zamanında yazılan hadisler ile ilgili eseler mevcut)<br />
<span style="font-size: 24pt;"><strong>1. Bölüm</strong></span><br />
Hadisler hakkında reformistlerden şu iddiayı hep duyarsınız <strong>“Hadisler Peygamberin vefatından 200 sene sonra yazılmaya başlandı, böyle sözlere nasıl itibar edelim”</strong> Bu iddia tamamiyle <strong>yalan ve eksiktir.</strong><br />
Daha önceleride söylemiştim tekrar tekrar söyleyeyim <strong>ateistler ile hadis inkarcılarının aralarında pek bir fark yoktur birsi cımbızlama yapıp Kuran’ı, İslam’ı diğer hadisleri inkar ediyor.</strong> Reformistlere işlerine gelmeyen bir ayet söyleyin hemen atılırlar “Cımbızlama yapma diğer ayetlere de bak” ama iş hadislere gelince bunu uygulamazlar işlerine gelen hadisi alır işlerine gelmeyeni almazlar hadisleri topluca değerlendirseler aslında mesele çözülecek.<br />
Önce bir meseleye açıklık getirelim hadisler peygamber efendimiz vefat ettikten 200 yıl sonra yazılmaya başlanmadı bu tamamiyle uydurma bir iddiadır şimdi biraz özet bilgi vereceğim detayına başka bir yazıda değineceğim inşaAllah.<br />
İslâmî kaynakların verdiği bilgiye göre, hadisleri Hz. Peygamber (asm)’den ilk duyup hıfzeden sahâbe neslinin birbir aradan çekildiğini (vefat ettiğini) ve yerlerine kendileri gibi sünneti bilen hafızların bırakılmadığını, ayrıca bid‘atlerin de yayılmaya başladığını gören halîfe Ömer b. Abdulaziz (ö.101/719), bütün vâli ve âlimlere mektup göndererek hadislerin yazıya geçirilmesini emretmiştir. Emrin gereğini ilk gerçekleştiren ünlü âlim imam Zührî (ö.124/741) olmuştur (1).<br />
Burada altı çizilmesi gereken nokta şudur: Zührî’nin gerçekleştirdiği faaliyet -devlet eliyle yaptırılan- resmi tedvîndir. Daha önceleri fertler bazında gayri resmi (devlet eliyle olmayan) kitabet/hadisleri yazıyla kaydetme ve tedvin etme işi hep var olagelmiştir. Abdullah b. Amr b. el-‘As’ın (ö.63/682) bin hadisi ihtiva eden “es-Sahifetu’s-Sâdıka”sı ile Hemmâm b. Münebbih’in (ö.101/719) hocası Ebû Hureyre’den aldığı hadisleri içeren yüz otuz sekiz hadislik sahifesi bunlar arasında en meşhur olanlarıdır (2).<br />
Kaldı ki, Hz. Peygamber (asm) tarafından bizzat yazdırılmış olan bazı vesikalar, mektupların varlığı, yine -yukarıda iki örnek verildiği üzere- onun zamanında bazı sahabilerce yazılmış hadis sahifelerinin bulunduğu bu gün ilmî olarak ispatlanmış ve neşredilmiş bulunmaktadır (3).<br />
<strong>Yani 200 sene sonra yazılması meselesi devlet eliyle yaptırılan ilk resmi tedvindir. Devlet eliyle yaptırılmayan gayri resmi olan hadis yazımı zaten hep vardı o yüzden bu iddia yanlış ve eksiktir. </strong><br />
Mesela Hz. Peygamber s.a.v Efendimizin devrinde bile hadisler yazılıyordu. Biraz aşağıda hangi sahabenin hadis yazdığını ve eserlerini tek tek göreceğiz. Fakat önce Fuat Sezgin’in bu hususta yazdıklarına da bir bakalım:<br />
“Sahifa”siyle en çok meşhur olanların başında Abdullah b. Amr gelmektedir. Hasseten onun sahifesi ‘as-Sadiqa’ diye adlanırdı. Kaynakların bize sakladığı malumata göre, sahifeleriyle meşhur olan sahabe okur, dinleyiciler hadisleri kaydederdi. Bu kayıt işi için lüzumlu kağıt bulunmayınca bazan hadisler ya nalınlara veya ‘alvah’ adı verilen muhtelif yassı maddeler üzerine yazılırdı. Mesela Sa’id b. Cubeyr’in Abdullah b. Abbas’ın sahifasından zaptettikleri bu şekilde idi. Abdullah b. Abbas’ın sadece hadisleri ihtiva eden kitabı değil, aynı zamanda bazı filolojik malumatı havi Kur’an tefsiri de ‘sahifa’ diye adlanıyordu.”[4]
Bir de Ebu Hureyre (r.a)’nin Hemmam ibn Münebbih’e yazdırdığı “Sahife”si vardır. Bu “Sahife”nin Şam ve Berlin’de iki nüshası bulunmaktadır.[5]
<img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-685" src="https://i1.wp.com/belgelerlegercektarih.net/wp-content/uploads/Hemmam-ibn-M%C3%BCnebbihin-sahifesi-sam-zahiriye-k%C3%BCt%C3%BCphanesi-Muhammed-Hamidullah-Hz.-Peygamber-d%C3%B6neminde-hadisler-yazildi-mi-Hadisler-ne-zaman-yazildi.-Hadisler-200-300-yil-sonra-mi-yazildi..jpg?resize=793%2C491" sizes="(max-width: 793px) 100vw, 793px" srcset="https://i1.wp.com/belgelerlegercektarih.net/wp-content/uploads/Hemmam-ibn-Münebbihin-sahifesi-sam-zahiriye-kütüphanesi-Muhammed-Hamidullah-Hz.-Peygamber-döneminde-hadisler-yazildi-mi-Hadisler-ne-zaman-yazildi.-Hadisler-200-300-yil-sonra-mi-yazildi..jpg?w=890 890w, https://i0.wp.com/belgelerlegercektarih.net/wp-content/uploads/Hemmam-ibn-Münebbihin-sahifesi-sam-zahiriye-kütüphanesi-Muhammed-Hamidullah-Hz.-Peygamber-döneminde-hadisler-yazildi-mi-Hadisler-ne-zaman-yazildi.-Hadisler-200-300-yil-sonra-mi-yazildi..jpg?resize=300%2C186 300w, https://i2.wp.com/belgelerlegercektarih.net/wp-content/uploads/Hemmam-ibn-Münebbihin-sahifesi-sam-zahiriye-kütüphanesi-Muhammed-Hamidullah-Hz.-Peygamber-döneminde-hadisler-yazildi-mi-Hadisler-ne-zaman-yazildi.-Hadisler-200-300-yil-sonra-mi-yazildi..jpg?resize=768%2C475 768w" alt="" width="670" height="415" /></p>
<p class="wp-caption-text"><em>Şam’da Zahiriye Kütüphanesi’nde muhafaza edilen elyazmasının son sayfasının fotokopisi… 133 no’lu hadisin geri kalan kısmı bu sayfanın başında yazılıdır…</em></p>
<p>***</p>
<div id="attachment_686" class="wp-caption aligncenter"><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-686 size-full" src="https://i1.wp.com/belgelerlegercektarih.net/wp-content/uploads/Hemmam-ibn-M%C3%BCnebbihin-sahifesi-Berlin-K%C3%BCt%C3%BCphanesi-Hz.-Peygamber-d%C3%B6neminde-hadisler-yazildi-mi-Hadisler-ne-zaman-yazildi.-Hadisler-200-300-yil-sonra-mi-yazildi..jpg?resize=515%2C635" sizes="(max-width: 515px) 100vw, 515px" srcset="https://i0.wp.com/belgelerlegercektarih.net/wp-content/uploads/Hemmam-ibn-Münebbihin-sahifesi-Berlin-Kütüphanesi-Hz.-Peygamber-döneminde-hadisler-yazildi-mi-Hadisler-ne-zaman-yazildi.-Hadisler-200-300-yil-sonra-mi-yazildi..jpg?w=515 515w, https://i2.wp.com/belgelerlegercektarih.net/wp-content/uploads/Hemmam-ibn-Münebbihin-sahifesi-Berlin-Kütüphanesi-Hz.-Peygamber-döneminde-hadisler-yazildi-mi-Hadisler-ne-zaman-yazildi.-Hadisler-200-300-yil-sonra-mi-yazildi..jpg?resize=243%2C300 243w" alt="" width="517" height="637" /></p>
<p class="wp-caption-text"><em><strong>[5]</strong> no’lu dipnot ile alakalı… Berlin Kraliyet Kütüphanesi Yazmalar Kataloğu, Arapça El Yazmaları Kataloğu’nun kapağı…</em></p>
</div>
<p>***<br />
<img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-687" src="https://i2.wp.com/belgelerlegercektarih.net/wp-content/uploads/Hemmam-ibn-M%C3%BCnebbihin-sahifesi-berlin-k%C3%BCt%C3%BCphanesi-2-Hz.-Peygamber-d%C3%B6neminde-hadisler-yazildi-mi-Hadisler-ne-zaman-yazildi.-Hadisler-200-300-yil-sonra-mi-yazildi..jpg?resize=966%2C632" sizes="(max-width: 966px) 100vw, 966px" srcset="https://i0.wp.com/belgelerlegercektarih.net/wp-content/uploads/Hemmam-ibn-Münebbihin-sahifesi-berlin-kütüphanesi-2-Hz.-Peygamber-döneminde-hadisler-yazildi-mi-Hadisler-ne-zaman-yazildi.-Hadisler-200-300-yil-sonra-mi-yazildi..jpg?w=966 966w, https://i2.wp.com/belgelerlegercektarih.net/wp-content/uploads/Hemmam-ibn-Münebbihin-sahifesi-berlin-kütüphanesi-2-Hz.-Peygamber-döneminde-hadisler-yazildi-mi-Hadisler-ne-zaman-yazildi.-Hadisler-200-300-yil-sonra-mi-yazildi..jpg?resize=300%2C196 300w, https://i0.wp.com/belgelerlegercektarih.net/wp-content/uploads/Hemmam-ibn-Münebbihin-sahifesi-berlin-kütüphanesi-2-Hz.-Peygamber-döneminde-hadisler-yazildi-mi-Hadisler-ne-zaman-yazildi.-Hadisler-200-300-yil-sonra-mi-yazildi..jpg?resize=768%2C502 768w" alt="" width="678" height="444" /><br />
<em><span id="result_box" class="" lang="tr"><span class=""><strong>[5]</strong> no’lu dipnot ile alakalı… <strong>Hemmam ibn Münebbih’in “Sahife”si</strong> 1889 tarihli Berlin Kraliyet Kütüphanesi Yazmalar Kataloğu-Arapça El Yazmaları Kataloğu’nun <strong>183’üncü sayfasında “1384 We 1797” numarada</strong>kayıtlı bulunmaktadır…</span></span></em><br />
Ancak bu “Sahife” 1939’da Tübingen şehrindeki kütüphaneye nakledilmiş.<strong>[6]</strong><br />
Prof. Dr. Muhammed Hamidullah ise bu “Sahife” hakkında şunları yazmaktadır:<br />
“Hemmam’ın rivayetleri Buhari’nin Sahih’inde ve Müslim’in Sahih’inde bulunabilir ve her ikisi de bizzat <strong>Hemmam’ın Sahifesini kaynak</strong> olarak gösterirler; insanı etkileyen çok dikkat çekici bir olaydır ki, <strong>hem Hemmam ile diğerleri hem de Buhari ve Müslim arasında bir nokta farkı dahi yoktur.</strong> Aşağıdaki tabloda Hemmam’ın seri numarasını veriyor, Buhari ve Müslim’deki yerlerini gösteriyoruz. Burada K, kitap (bölüm), B, bab (kısım) ve numara da o kısım içindeki hadis numarasını verir…<br />
<img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-688" src="https://i2.wp.com/belgelerlegercektarih.net/wp-content/uploads/Hemmam-ibn-M%C3%BCnebbihin-sahifesi-Muhammed-Hamidullah-buhari-ve-m%C3%BCslim-karsilastirmasi-Hz.-Peygamber-d%C3%B6neminde-hadisler-yazildi-mi-Hadisler-ne-zaman-yazildi.-Hadisler-200-300-yil-sonra-mi-yazildi..jpg?resize=957%2C708" sizes="(max-width: 957px) 100vw, 957px" srcset="https://i0.wp.com/belgelerlegercektarih.net/wp-content/uploads/Hemmam-ibn-Münebbihin-sahifesi-Muhammed-Hamidullah-buhari-ve-müslim-karsilastirmasi-Hz.-Peygamber-döneminde-hadisler-yazildi-mi-Hadisler-ne-zaman-yazildi.-Hadisler-200-300-yil-sonra-mi-yazildi..jpg?w=957 957w, https://i0.wp.com/belgelerlegercektarih.net/wp-content/uploads/Hemmam-ibn-Münebbihin-sahifesi-Muhammed-Hamidullah-buhari-ve-müslim-karsilastirmasi-Hz.-Peygamber-döneminde-hadisler-yazildi-mi-Hadisler-ne-zaman-yazildi.-Hadisler-200-300-yil-sonra-mi-yazildi..jpg?resize=300%2C222 300w, https://i1.wp.com/belgelerlegercektarih.net/wp-content/uploads/Hemmam-ibn-Münebbihin-sahifesi-Muhammed-Hamidullah-buhari-ve-müslim-karsilastirmasi-Hz.-Peygamber-döneminde-hadisler-yazildi-mi-Hadisler-ne-zaman-yazildi.-Hadisler-200-300-yil-sonra-mi-yazildi..jpg?resize=768%2C568 768w" alt="" width="678" height="502" /><br />
<img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-689" src="https://i1.wp.com/belgelerlegercektarih.net/wp-content/uploads/Hemmam-ibn-M%C3%BCnebbihin-sahifesi-Muhammed-Hamidullah-buhari-ve-m%C3%BCslim-karsilastirmasi-2-Hz.-Peygamber-d%C3%B6neminde-hadisler-yazildi-mi-Hadisler-ne-zaman-yazildi.-Hadisler-200-300-yil-sonra-mi-yazildi..jpg?resize=964%2C698" sizes="(max-width: 964px) 100vw, 964px" srcset="https://i1.wp.com/belgelerlegercektarih.net/wp-content/uploads/Hemmam-ibn-Münebbihin-sahifesi-Muhammed-Hamidullah-buhari-ve-müslim-karsilastirmasi-2-Hz.-Peygamber-döneminde-hadisler-yazildi-mi-Hadisler-ne-zaman-yazildi.-Hadisler-200-300-yil-sonra-mi-yazildi..jpg?w=964 964w, https://i1.wp.com/belgelerlegercektarih.net/wp-content/uploads/Hemmam-ibn-Münebbihin-sahifesi-Muhammed-Hamidullah-buhari-ve-müslim-karsilastirmasi-2-Hz.-Peygamber-döneminde-hadisler-yazildi-mi-Hadisler-ne-zaman-yazildi.-Hadisler-200-300-yil-sonra-mi-yazildi..jpg?resize=300%2C217 300w, https://i0.wp.com/belgelerlegercektarih.net/wp-content/uploads/Hemmam-ibn-Münebbihin-sahifesi-Muhammed-Hamidullah-buhari-ve-müslim-karsilastirmasi-2-Hz.-Peygamber-döneminde-hadisler-yazildi-mi-Hadisler-ne-zaman-yazildi.-Hadisler-200-300-yil-sonra-mi-yazildi..jpg?resize=768%2C556 768w" alt="" width="678" height="491" /><br />
…Daha itinalı bir araştırma, bizzat Hemmam tarafından nakledilip Buhari ve Müslim’in eserlerine dahil edilmiş olan başka hadislerin de mevcut olduğunu ve sonuncu kaynakların (Buhari ve Müslim’in) aynı hadisleri <strong>başka ravilerden de nakletmiş olduklarını meydana çıkarır.</strong><br />
Her ne olursa olsun, yukarıda verilen birbirine denk rivayetler listesi gösteriyor ki, 138 hadisten 98’i Buhari ve Müslim tarafından, 21’i yalnız Buhari tarafından, 48’i yalnız Müslim tarafından nakledilmiştir.<br />
Hemmam’ın eserini, Buhari’ninki ve Müslim’inki ile mukayese ettiğimiz zaman aralarındaki <strong>onca zaman farkına ve ravi nesillerine rağmen bu hadislerden hiçbirinin bir tek kelimesinin bile değişmemiş olduğunu kaydetmek mühimdir.</strong> Bu harikulade titizlik ve doğruluk karşısında insanın hürmetle eğileceği geliyor.<br />
Yukarıda verdiğimiz birbiriyle neredeyse eşit rivayetler tablosu, meselenin sadece bir yüzünü ortaya koymak ve yalnız bir örnek vermek içindir. Bu hadisleri Hemmam’a isnat ederek zikreden Ma’mer Cami’inde, Abdürrezzak’ın Musannef’inde vb. izlerini göstermeyi gerekli görmedik.<br />
Bu vesileyle üzerinde durulmadan geçilemeyecek bir husus var. Aşağıda Resul-i Ekrem (s.a.v.)’e atfedilen hadislerin birbirini takibeden ravilerinin bir zinciri var:<br />
– Buhari (el-Cami’ es-Sahih’i basılmıştır)<br />
– Ahmed ibn Hanbel, (Müsned’i basılmıştır)<br />
– Abdürrezzak, (Musannef’i çeşitli elyazmaları halinde mevcuttur)<br />
– Ma’mer ibn Raşid (Cami’inin elyazmaları mevcuttur)<br />
– Hemmam ibn Münebbih, (Sahife’si bu eserde tanıtılmıştır)<br />
Farzedelim ki, Buhari yukarıdaki kaynak zincirine dayanarak bir hadis zikretti. Daha eski kaynaklar elde bulunmadığı sürece şüpheci bir kimsenin şüphe etmeye ve Buhari’nin hakikati söylemediğini, sadece bir rivayet zinciri yahut hem rivayet zinciri ve hem de muhtevasını uydurduğunu iddia etmeye hakkı olabilirdi. <strong>Fakat madem ki şimdi eski kaynaklar elimiz altında bulunuyor, artık ‘Buhari onu uydurarak söyledi’ yahut ‘uydurandan işiterek rivayet etti’ demenin, böyle bir şeyi tasavvur etmenin imkanı kalmamıştır.</strong><br />
Bilakis birbiri ardınca gelen bütün raviler zinciri ve hepsi meydana çıkarılmış olan<strong> kaynaklar birbiri üzerine eklenerek hadisenin en son noktasına kadar varıyor</strong> ve onlara hakikatin ve vakıanın doğruluğu hakkında onay damgası vuruyor. Son zamanlarda bu en eski eserlerin meydana çıkarılmış olmasıyla <strong>her birinin doğruluğunu ispatlamak mümkün olmuştur.</strong> Insan onların hepsinin kuvvetli delillerle hakiki olduğunu itirafa mecbur oluyor. Bu, sağlam kaynaklara dayanıldığının ve vakıanın başka türlü olamayacağının en şerefli bir ispatıdır.<strong>[7]</strong><br />
Dolayısıyla bundan sonra hiç kimse hadislerin haşa yüzyıllar sonra yazılmış ve Imam Buhari ve Imam Müslim’in bunları uydurmuş olduğunu iddia edemeyecektir. Eğer bu yazıyı okuduktan sonra bile bazıları bu iddiada bulunuyorsa, bu durumda onları art niyetli kişiler ve fitneciler olarak görmekten başka bir seçeneğimiz kalmayacaktır.<br />
1: İbn Hacer, Fethu’l-Barî, 1/208<br />
2: Çakan, İsmail Lütfü, Hadis Edebiyatı, s.12<br />
3: M. Hamidullah, el-Vesaiku’s-siyasiye; Çakan, a.g.e<br />
<strong>[4]</strong> Fuad Sezgin, Buhari’nin Kaynakları Hakkında Araştırmalar, Ibrahim Horoz Basımevi, Istanbul 1956, sayfa 9.<br />
<strong>[5]</strong> Die Handschriften-Verzeichnisse Der Königlichen Bibliothek Zu Berlin, 8. cild, Verzeichniss Der Arabischen Handschriften Von W. Ahlwardt, 2. cild, A. Asher &amp; Co., Berlin 1889, sayfa 183, numara <span id="result_box" class="" lang="tr"><span class="">“1384 We 1797”. </span></span>(<span id="result_box" class="" lang="tr"><span class="">Berlin Kraliyet Kütüphanesi Yazmalar Kataloğu-Arapça El Yazmaları Kataloğu).</span></span><br />
<strong>[6]</strong> Prof. Dr. Harry Harun Behr, “Das islamische Gebet aus religionspädagogischer Perspektive”, (Das Gebet im Religionsunterricht in interreligiöser Perspektive’nin içinde), Frank &amp; Timme Yayınları, Berlin 2014, sayfa 165. Ancak bu kaynakta verilen katalog numaras<span id="result_box" class="" lang="tr"><span class="">ı</span></span> yanl<span id="result_box" class="" lang="tr"><span class="">ı</span></span>şt<span id="result_box" class="" lang="tr"><span class="">ı</span></span>r. Doğru olan<span id="result_box" class="" lang="tr"><span class="">ı</span></span>n<span id="result_box" class="" lang="tr"><span class="">ı</span></span> <strong>[5]</strong> no’lu dipnotta verdik.<br />
<strong>[7]</strong> Prof. Dr. Muhammed Hamidullah, Muhtasar Hadis Tarihi ve Sahife-i Hemmam ibn Münebbih, (Tercüme eden: Kemal Kuşçu), Beyan Yayınları, Istanbul 2016, sayfa 78-85.</p>
<hr />
<p><strong><span style="font-size: 24pt;">2. Bölüm</span></strong><br />
Aşağıdaki yazı, S. Kemal Sandıkçı hocanın, “Diyanet Işleri Başkanlığı Yayınları” arasından çıkan “Ilk Üç Asırda Islam Coğrafyasında Hadis” (Ankara 1991) isimli çok kıymetli eserinden kısaltılarak alıntılanmıştır. Bu yazıda, Hz. Peygamber s.a.v Efendimiz hayatta iken ve vefatından sonra bazı sahabeler tarafından kaleme alınmış eserleri kaynaklarıyla açıklıyoruz. Önemine binaen Tâbiin’den de bir-iki alime yer verdik. Esasen Tabiun devrinde yazılmış yüzlerce eser olmasına rağmen bu yazının hacmini fersah fersah aşacağı için bunlara temas etmemeyi uygun gördük. Dipnotlarda kaynakları kısaltarak gösterdik, künyelerini ise yazının sonunda alfabetik sıraya göre dizdik.<br />
<strong>***</strong><br />
<strong>SA’D B. ‘UBADE 15/636</strong><br />
Rasulullah’dan (as.) işittiği hadisleri yazdığı bir sahifeye sahipti.<strong>[1]</strong><br />
<strong>Talebeleri:</strong><br />
Abdullah b. Abbas (68/ 687)<br />
Said b. el-Müseyyeb (94/713) ve diğerleri.<strong>[2]</strong><br />
<strong>Eseri:</strong><br />
es-Sahife.<strong>[3]</strong><br />
<strong>***</strong><br />
<strong>Hz. ALİ 40/661</strong><br />
Hadis rivayetini teşvik ederdi, ancak ihtiyatkar davranır ve rivayet edene bazan yemin verirdi.<strong>[4]</strong><br />
Hz. Peygamber’den (as.) 586 hadis rivayet etmiştir.<strong>[5]</strong> En sahih senedi şöyledir:<br />
Ali —- ‘Abide – – – – Muhammed b. Sirin —- Eyyub<strong>[6]</strong><br />
<strong>Talebeleri:</strong><br />
Abdurrahman b. ebi Leyla (öl.82/701)<br />
Kays b. ebi Hazim (öl.84 /703)<br />
Said b. el-Müseyyeb (öl.94/713)<br />
eş-Şa’bi (öl.103/721) ve diğerleri.<strong>[7]</strong><br />
<strong>Eseri:</strong><br />
es-Sahife.<strong>[8]</strong><br />
<strong>***</strong><br />
<strong>EBU HUREYRE 59/677</strong><br />
Rasulullah’dan (as.) bazı hadislerini yazardı; evinde sakladığı bir sahifesi vardı.<strong>[9]</strong> Hadislerinin bir nüshası Ömer b. Abdülaziz’in elinde bulunmuştur.<strong>[10]</strong> Diğer bir nüshası da talebesi Beşir b. Nahik tarafından istinsah edilmişti.<strong>[11]</strong> Ayrıca Mervan b. Hakem’in de perde arkasındaki bir katibe, onun hadislerini yazdırdığı rivayet edilir.<strong>[12]</strong><br />
Kendisinden 800 civarında sahabe ve tabiî rivayette bulunmuştur.<strong>[13]</strong> En sahih senedi şöyledir:<br />
Ebu Hureyre —- İbnu’l-Müseyyeb —- ez-Zühri.<strong>[14]</strong><br />
Medine’de vefat etmiştir.<strong>[15]</strong><br />
<strong>Talebeleri:</strong><br />
Said b. el-Müseyyeb (öl.94/713)<br />
Tavus b. Keysan (öl.106/724)<br />
Muhammed b. Sirin (öl.110/729)<br />
Abdurrahman b. Hürmüz el-A’rac (öl.117/735) ve diğerleri.<strong>[16]</strong><br />
<strong>Eseri:</strong><br />
es-Sahife.<strong>[17]</strong><br />
<strong>***</strong><br />
<strong>ABDULLAH B. ÖMER 73/693 (Hz. Ömer radıyallahu anh’ın oğlu.)</strong><br />
Hicretten sona Rasulullah’dan (as.) duyduğu bazı hadisleri yazdığı bilinmektedir.<strong>[18]</strong> Malik b. Enes’in kitapları arasında onun bir sahifesinin çıktığı rivayet edilir.<strong>[19]</strong> Hz. Peygamber’in (as.) vefatından sonra 60 yıl insanlara fetva vermiştir.<strong>[20]</strong> Özellikle hadis ilminde mahirdi.<strong>[21]</strong> Medine ilminin ana rükünlerinden biri idi.<strong>[22]</strong> 2630 hadis ile, Ebu Hureyre’den sonra, en çok hadis rivayet edendir.<br />
<strong>Talebeleri:</strong><br />
Salim b. Abdullah b. Ömer (öl.106/724)<br />
Nafi’ Mevla b. Ömer (öl.107/725)<br />
‘Urve b. ez-Zübeyr (öl.94/713) ve diğerleri<strong>.[23]</strong><br />
<strong>Eseri:</strong><br />
es-Sahife.<strong>[24]</strong><br />
<strong>***</strong><br />
<strong>CABİR B. ABDULLAH 78/697</strong><br />
Medine’li alim sahabelerdendir, Akabe ehlindendir.<strong> [25]</strong><br />
Hz. Peygamber’den (as.) hadis yazmıştır; meşhur bir sahifenin sahibidir.<strong>[26]</strong> Mescid-i Nebi’de hadis okuturdu.<strong>[27]</strong> Aynı zamanda fakihti, zamanının Medine müftüsü idi.<strong>[28]</strong><br />
<strong>Talebeleri:</strong><br />
Said b. el-Müseyyeb (94/713)<br />
‘Urve b . ez-Zubeyr (94/713)<br />
Ata b. Yesar (öl.103/721)<br />
‘Amr b . Dinar (öl.126/744) ve diğerleri.<strong>[29]</strong><br />
<strong>Eseri:</strong><br />
es-Sahife.<strong>[30]</strong><br />
<strong>***</strong><br />
<strong>‘URVE B. ez-ZÜBEYR 94/713</strong><br />
Medine’lidir, fukaha-i seb’adandır.<strong>[31]</strong> Hafız muhaddislerdendir.<strong>[32]</strong> Siyercidir, ilk Meğazi musannıfıdır.<strong>[33]</strong>Teyzesi Hz. Aişe’nin hadislerini en iyi bilenlerdendi<strong>[34]</strong>, onun hadislerini yazardı.<strong>[35]</strong> Fıkhı da ondan öğrenmişti.<strong>[36]</strong> ez-Zühri (öl.124/742) onun için; “Tükenmeyen bir denizdi.”<strong>[37]</strong> der. Ulemadan olan oğlu Hişam b. ‘Urve (öl.146/763); “Vallahi, biz, onun hadisinin 2000 cüz’ünden bir cüz’ünü bile öğrenemedik.” der.<strong>[38]</strong> Devrinde Medine’den en derin hadis kütürüne sahip olandı.<strong>[39]</strong><br />
<strong>Hocaları:</strong><br />
Zeyd b. Sabit (öl.45/665) Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimizin evlatlığı.<br />
Hz. Aişe (öl.57/ 677)<br />
Ebü Hureyre (öl.59/677)<br />
İbn Ömer (öl.73/693) ve diğerleri.<strong>[40]</strong><br />
<strong>Talebeleri:</strong><br />
Ata b. ebi Rebah (öl.114/732)<br />
ez-Zühri (öl.124/742)<br />
‘Amr b. Dinar (öl.126/744)<br />
Hişam b. ‘Urve (öl.146/763) ve diğerleri.<strong>[41]</strong><br />
<strong>Eseri:</strong><br />
Kitabu’l-Meğazi.<strong>[42]</strong><br />
<strong>***</strong><br />
<strong>İBNU ABBAS 68/687</strong><br />
Hz. Peygamber’in (as.) amcasının oğludur. Rasullullah’ın vefatı esnasında henüz on üç yaşında idi.<strong>[43]</strong>Her sahada çok geniş bir ilme sahip olduğundan dolayı “Hibru’l-ümmet”<strong>[44]</strong> diye, özellikle Tefsir ilmindeki maharetinden dolayı da “Tercümanu’l-Kur’an”<strong>[45]</strong> diye maruftur.<br />
Resulullah’ın vefatından sonra çeşitli savaşlara katılmış,<strong>[46]</strong> Hz. Ali’nin Basra valiliğini yapmış,<strong>[47]</strong> sonra oradan ayrılarak Mekke’ye dönmüş ve hayatını orada ilim öğrenmek ve öğretmekle geçirmiştir.<strong>[48] </strong>Hz. Peygamber (as. ); “Ona hikmeti ve Kur’anın te’vilini öğretmesi ve onu dinde fakih yapması” için Allah’a dua etmişti.<strong>[49] </strong>Öldüğünde bir deve yükü teşkil edecek kadar te’lifat bırakmıştı.<strong>[50]</strong><br />
<strong>Talebeleri:</strong><br />
Said b. Cübeyr (öl.95/714)<br />
Mücahid b. Cebr (öl.104/722)<br />
‘İkrime (öl.105/723)<br />
Ata b. ebi Rebah (öl.114/732)<br />
‘Amr b. Dinar (öl.126/744) ve diğerleri.<strong>[51]</strong><br />
<strong>Eseri:</strong><br />
Tefsiru’l-Kur’an.<strong>[52]</strong><br />
<strong>***</strong><br />
<strong>HEMMAM B. MÜNEBBİH 40-101?/660-719?</strong><br />
Ebu Hureyre’nin talebesi<strong>[53]</strong> ve hadis ilminde yapılan en eski te’lifin sahibidir.<strong>[54]</strong> Tahsil için Medine’ye gitmiş ve orada Ebu Hureyre’den hadis dinlemiştir.<strong>[55]</strong> Çeşitli savaşlara da iştirak etmiş ve bu arada bulduğu eski kitapları kardeşi için satın almıştır.<strong>[56]</strong><br />
Ebu Hureyre’nin rivayet etmiş olduğu ve “es-Sahifetu’s-Sahiha” diye meşhur olan 140 hadisi muhtevi sahifesi, meşhur talebesi Ma’mer b. Raşid tarafından eksiksiz olarak rivayet edilmiştir.<strong>[57]</strong><br />
<strong>Hocaları:</strong><br />
Ebü Hureyre (öl.59/679)<br />
İbn Abbas (öl.68/687) ve diğerleri.<strong>[58]</strong><br />
<strong>Talebeleri:</strong><br />
Vehb b. Münebbih (öl.114/732)<br />
Ma’mer b. Raşid (öl.154/770) ve diğerleri.<strong>[59]</strong><br />
<strong>Eseri:</strong><br />
es-Sahifetu’s-Sahiha.<strong>[60]</strong><br />
<strong>***</strong><br />
<strong>SEMÜRE B. CÜNDUB 50/679</strong><br />
Hz. Peygamber’den (as.) 123 hadis rivayet etmiştir.<strong>[61]</strong> Rasulullah’ın (as.) hadislerini yazdığı bilinmektedir, çok meşhur sahifenin sahibidir.<strong>[62]</strong><br />
<strong>Talebeleri:</strong><br />
Ebu Reca’ el-‘Utaridi (öl.107/726)<br />
el-Hasan el-Basri (öl.110/728)<br />
Muhammed b. Sirin (öl.110/729) ve diğerleri.<strong>[63]</strong><br />
<strong>Eseri:</strong><br />
es-Sahife.<strong>[64]</strong><br />
<strong>***</strong><br />
<strong>ENES B. MALİK 93/712</strong><br />
Küçük yaşta Rasulullah’ın (as.) hizmetine girmiş ve on yıl Ona (as.) hizmette bulunmuştur.<strong>[65]</strong> 2286 hadis ile Hz. Peygamber’den (as.) en çok hadis rivayet eden büyük sahabelerdendir. Abid ve zahid bir şahsiyetti, namazda ayaklarına kan duruncaya kadar kıyamda dururdu.<strong>[66]</strong><br />
<strong>Talebeleri:</strong><br />
el-Hasan el-Basri (öl.110/728)<br />
Muhammed b. Sirin (öl.110/729) ve diğerleri.<strong>[67]</strong><br />
<strong>Eseri:</strong><br />
Müstakil bir sahifesinden bahsedilmemekle beraber, Rasulullah’ın (as.) hadislerini yazdığı rivayet edilmektedir.<strong>[68]</strong><br />
<strong>***</strong><br />
<strong>el-HASAN el-BASRI 21-110/642-728</strong><br />
Medine’de dünyaya geldi.<strong>[69]</strong> Vadil-Kura’da<strong>[70]</strong> yetişti.<strong>[71]</strong> Babası, Zeyd b. Sabit’in (Hz. Peygamber’in a.s evladlığı), annesi de Ümmü Seleme’nin (Hz. Peygamber’in a.s hanımı) azadlısı idiler.<strong>[72]</strong> Annesi meşgul olduğu zamanlarda, Ümmü Seleme onu avutmak için meme verirdi; Hasan’ın lisanındaki fesahat ve talakatın bundan ileri geldiği rivayet edilir.<strong>[73]</strong><br />
Kadılık yapar, ücret almazdı.<strong>[74]</strong> Hadisleri manen rivayet ederdi.<strong>[75]</strong> Bir çok sahabeyi idrak etmiştir, özellikle Enes b. Malik’in en meşhur talebesidir.<strong>[76]</strong><br />
<strong>Hocaları:</strong><br />
Ebü Musa’l-Eş’ari (öl.44/665)<br />
‘İmran b. el-Husayn (öl.52/672)<br />
Ma’kıl b. Yesar (öl.60(680)<br />
İbn Ömer ( öl.73/693)<br />
Enes b. Malik (öl.93/712) ve diğerleri.<strong>[77]</strong><br />
<strong>Talebeleri:</strong><br />
Katade b. Diame (öl.118/736)<br />
Yunus b. ‘Ubeyd (öl.139/756)<br />
İbn ‘Avn (öl.151/768)<br />
Yezid b. İbrahim et-Tusteri (öl.161/778)<br />
Cerir b. Hazim (öl.170/786) ve diğerleri.<strong>[78]</strong><br />
<strong>Eserleri:</strong><br />
Tefsiru’l-Kur’an.<strong>[79]</strong><br />
el-Ahadisu’l-Muteferrika.<strong>[80]</strong><br />
el-Kırae.<strong>[81]</strong><br />
Şurutu’l-İmame.<strong>[82]</strong><br />
Vasıyye.<strong>[83]</strong><br />
Feraid.<strong>[84]</strong><br />
Kitabu’l-İhlas.<strong>[85]</strong><br />
el-İstiğfaratu’l-Munkızetu min’en-Nar.<strong>[86]</strong><br />
Risale fi Fadli Mekke.<strong>[87]</strong><br />
Risale ila Abdurrahim b. Enes fi’t-Tergib bi Mücavereti Mekketi’l-Mükkerreme.<strong>[88]</strong><br />
<strong>***</strong><br />
<strong>İBN MES’UD: 32/652</strong><br />
Altıncı olarak Islama giren ve Mekke’de Kur’anı ilk defa cehren okuyan büyük sahabedendir.<strong>[89]</strong>Rasulullah’ın (as) hadimi ve sırdaşı olan lbn Mes’ud<strong>[90]</strong> muhaddisliği yanında müfessir,<strong>[91]</strong> kari,<strong>[92]</strong> fakih ve kadı idi.<strong>[93]</strong> Rasulullah’ın (as) hadislerini yazardı; topladığı hadisler bilahare oğluna intikal etmişti.<strong>[94]</strong><br />
Bizzat Hz. Peygamber’den (as) yetmiş süre aldığını söyler.<strong>[95]</strong> Rasulullah (as), son Ramazan’da Cibril’e Kur’anı iki defa arzederken, lbn Mes’ud’un da orada bulunduğu rivayet edilir.<strong>[96]</strong> Hz. Ömer, onun için “İlim dolu dağarcık” der<strong>[97]</strong> ve muallim olarak Küfe’ye gönderdiğinde, Küfe’lilere; “Abdullah’ı göndermekle sizi kendime tercih ettim.” diye yazar.<strong>[98]</strong> Küfe’de ifta ve beytülmal memurluğu görevini birlikte yürütüyordu.<strong>[99]</strong><br />
Rivayette şedit davranırdı; talebelerini lafızların zaptında gevşeklik göstermekten menederdi.<strong>[100]</strong> Küfe’deki görevi esnasında Tefsir, Hadis, Fıkıh ve Kıraat ilminin tam olarak temellerini atmıştır.<strong>[101] </strong>Aynı zamanda Hanefi mezhebinin de müessisi sayılır; zira Ebu Hanife, fıkhi meselelerinin çoğunu onun görüşlerine dayandırır.<strong>[102]</strong><br />
<strong>Talebeleri:</strong><br />
‘Alkame b. Kays (öl.62/681).<br />
Mesruk (öl.63/682).<br />
‘Abidetü’s-Selmani (öl.72/691).<br />
Kays b. ebi Hazim (öl.84/703) ve diğerleri.<strong>[103]</strong><br />
<strong>Eseri:</strong><br />
es-Sahife.<strong>[104]</strong><br />
<strong>***</strong><br />
<strong>ABDULLAH B. EBİ EVFA 87/706.</strong><br />
Meşhur sahabilerdendir. Babası da sahabi idi. Abdullah, Biat-ı Rıdvan ehlindendir. Ondan sonra yapılan bütün savaşlara katılmıştır. Hz. Peygamber’in (as.) vefatından sonra Küfe’ye gitmiş ve oraya yerleşmiştir. Küfe’de en son vefat eden sahabi, Abdullah’dır. Aynı zamanda Biat-ı Rıdvan ehlinden de en son ölen sahabidir. Hayatının sonlanna doğru gözlerini kaybetmişti.<strong>[105]</strong> Abdullah, Rasulullah’ın (as.) hadislerini yazarak toplamıştır. Bu hadisler onun huzurunda çeşitli kişiler tarafından okunurdu.<strong>[106]</strong><br />
<strong>Talebeleri:</strong><br />
Tarık b. Musarrıf (113/731).<br />
İsmail b. Ebi Halid (146/763) ve diğerleri.<strong>[107]</strong><br />
<strong>Eseri:</strong><br />
es-Sahife.<strong>[108]</strong><br />
<strong>***</strong><br />
<strong>ABDULLAH B. ‘AMR B. el-‘AS: 65/684</strong><br />
Mekke fethinden önce Medine’ye babasıyla birlikte hicret ederek müslüman oldu.<strong>[109]</strong> Babasından önce müslüman olduğu da mervidir.<strong>[110]</strong> Fetihten sonra Hz. Peygamber (as.) uzun müddet yaşamadığı ve binaenaleyh onunla sohbeti uzun sürmediği halde, Rasullullah’tan (as.) hadis yazmak için izin almış<strong>[111]</strong> ve duyduğu hadisleri yazarak çok miktarda hadis toplamıştır. Eba Hureyre, şöyle söyler: “Ashabtan, hadisi benden iyi hıfzeden yoktur, ancak Abdullah müstesna; zira o yazar, ben yazmazdım.”<strong>[112]</strong><br />
Mısır medresesinin müessisidir.<strong>[113] </strong>Rasulullah’dan (as.) duyduğu hadisleri bir sahifede toplamış ve bu sahifenin, hayatta en çok sevdiği iki şeyden biri olduğunu söylemiştir.<strong>[114]</strong> Kütüb-u kadimeyi de mütalaa etmişti.<strong>[115]</strong> Çok ibadet eder; geceyi kaim, gündüzü saim geçirir, üç günde bir hatmederdi.<strong>[116]</strong><br />
<strong>Talebeleri:</strong><br />
Mesruk (öl.63/682)<br />
Said b. el-Müseyyeb (öl.94/713)<br />
eş-Şa’bi ( öl.103/721)<br />
‘İkrime ( öl.105/723) ve diğerleri.<strong>[117]</strong><br />
<strong>Eseri:</strong><br />
es-Sahifetu’s-Sadıka.<strong>[118]</strong><br />
<strong>**********</strong><br />
<strong>KAYNAKLAR:</strong><br />
<strong>[1]</strong> Tirimizi, III, 627.<br />
<strong>[2]</strong> Bkz., İbn Sa’d, III, 613, Usud, II, 356, Nevevi, I, 212, İsabe, III, 65, Tehzib, III, 475, Şezerat, I, 28, Zirikli, III, 135.<br />
<strong>[3]</strong> Tirimizi, III, 627.<br />
<strong>[4]</strong> Tezkire, 10.<br />
<strong>[5]</strong> Fuhum, 363, Nevevi, I, 344, Tedrib, I, 392.<br />
<strong>[6]</strong> Ma’rife,54, Kifaye, 397; İbn Salah, 12; Nevevi, I, 92; Tedrib, I, 77. Krşz; Ma’rife, 53-55, Kifaye, 397., İbn Salah, 12., Tedrib, I, 78, Bais, 23.<br />
<strong>[7]</strong> Bkz., İbn Sa’d, II. 337 ve devamı, Kitabu’l-İlel, 79, Usud, IV, 99, Nevevi, I, 344 ve devamı, Tezkire, 10 ve devamı, İsabe, IV, 564 ve devamı, İs’af, 206.<br />
<strong>[8]</strong> Buhari, I, 38, IV, 84 ve 122, Ebu Davud, II, 216, İbn Mace, Il, 887, İbn Abdulberr, 90, Tezkire, 10. Bu Sahife’yi Rif’at Fevzi Abdulmuttalib neşretmiştir. Kahire, 1406/1986.<br />
<strong>[9]</strong> İbn Abdulberr, 95.<br />
<strong>[10]</strong> Muhtasar Hadis Tarihi, 52.<br />
<strong>[11]</strong> Darimi, I, 127, İbn Abdulberr, 92.<br />
<strong>[12]</strong> İsabe, VII, 433.<br />
<strong>[13]</strong> Usud, VI, 321, Tezkire, 37, İsabe, VII, 432, Tehzib, XII, 265.<br />
<strong>[14]</strong> Ma’rife, 55, Tedrib, I, 83, Bais, 23. Krşz., Ma’rife, 53-54, 56, Kifaye, 398, Tedrib, I, 82-84, Bais, 23-24.<br />
<strong>[15]</strong> Usud, VI, 321.<br />
<strong>[16]</strong> Bkz., İbn Sa’d, II, 362, Usud, VI, 321, Tezkire, 36 ve devamı, İsabe, VII, 431 ve devamı, Tehzib, XII, 262 ve devamı.<br />
<strong>[17]</strong> Darimi, I, 127, İbn Abdulberr, 92.<br />
<strong>[18]</strong> Muhtasar Hadis Tarihi, 47.<br />
<strong>[19]</strong> Dibac, I, 112.<br />
<strong>[20]</strong> Usud, III, 342, Bidaye, IX, 5, Tehzib, V, 328.<br />
<strong>[21]</strong> Usud, III, 342.<br />
<strong>[22]</strong> İsabe, IV, 186.<br />
<strong>[23]</strong> Bkz., Usud, III, 341, Nevevi, I, 279, Tezkire, 37, İsabe, IV, 182.<br />
<strong>[24]</strong> Dibac, I, 112.<br />
<strong>[25]</strong> Usud, I, 307.<br />
<strong>[26]</strong> Müslim, II, 885.<br />
<strong>[27]</strong> İsabe, I, 435, Tehzib, II, 42, İs’af, 185.<br />
<strong>[28]</strong> Tezkire, 43.<br />
<strong>[29]</strong> Bkz., Cerh, I, 492, Usud, I, 307, Nevevi, I, 142, Tezkire, 43, İsabe, I, 434.<br />
<strong>[30]</strong> Müslim, II, 885, Tezkire, 43, GAS, I, 85.<br />
<strong>[31]</strong> Nevevi, I, 331, Vefeyat, III, 255.<br />
<strong>[32]</strong> Tezkire, 62.<br />
<strong>[33]</strong> Bidaye, IX, 101.<br />
<strong>[34]</strong> Takdime, 45, Nevevi, I, 331, İs’af, 205.<br />
<strong>[35]</strong> İbn Sa’d, V, 179, İbn Abdulberr, 96.<br />
<strong>[36]</strong> Tezkire, 62.<br />
<strong>[37]</strong> Fesevi, I, 552, Tezkire, 62, Duvel, I, 65, Bidaye, IX, 102.<br />
<strong>[38]</strong> Nevevi, I, 331.<br />
<strong>[39]</strong> Tedrib, II, 399.<br />
<strong>[40]</strong> Bkz., İbn Sa’d, V, 179, Cerh, VI, 395, Safve, II, 85, Nevevi, I, 331, Vefeyat, III, 255, Tezkire, 62, Bidaye, IX, 101, Tehzib, VII, 180, İs’af, 205.<br />
<strong>[41]</strong> Bkz., İbn Sa’d, V, 179, Cerh, VI, 395, Safve, II, 85, Nevevi, I, 331, Vefeyat, III, 255, Tezkire, 62, Bidaye, IX, 101, Tehzib, VII, 180, İs’af, 205.<br />
<strong>[42]</strong> Bidaye, IX, 101.<br />
<strong>[43]</strong> Tezkire, 40, Tehzib, V, 276.<br />
<strong>[44]</strong> Usud, III, 291, İsabe, IV, 141.<br />
<strong>[45]</strong> İbn Sa’d, II, 366, Nevevi, I, 274, Tezkire, 40, İsabe, IV, 146.<br />
<strong>[46]</strong> İsabe, IV, 142.<br />
<strong>[47]</strong> İsabe, IV, 150, Nevevi, I, 276.<br />
<strong>[48]</strong> Nevevi, I, 276, Fecr, 148.<br />
<strong>[49]</strong> İbn Sa’d, II, 365.<br />
<strong>[50]</strong> Nevevi, I, 275, Ğaye, I, 425, İsabe, IV, 152.<br />
<strong>[51]</strong> Şezerat, I, 114, Muhtasar Hadis Tarihi, 47.<br />
<strong>[52]</strong> Bkz., Usud, III, 292 ve devamı, Nevevi, I, 275 ve devamı, Tezkire, 40, İsabe, IV, 148 ve devamı, İs’af, 199. Tefsiru’l-Kur’an isimli eseri 1317, İstanbul’da neşredilmiştir. Bkz., Serkis, 158.<br />
<strong>[53]</strong> Şezerat, I, 182, Muhtasar Hadis Tarihi, 52.<br />
<strong>[54]</strong> Kehhale, XIII, 153, Zirikli, IX, 98.<br />
<strong>[55]</strong> Muhtasar Hadis Tarihi, 53.<br />
<strong>[56]</strong> Tehzib, Xl, 67, Şezerat, I, 182.<br />
<strong>[57]</strong> Muhtasar Hadis Tarihi, 56.<br />
<strong>[58]</strong> Bkz., Cerh, VIII, 107, Nevevi, Il, 140, Tehzib, Xl, 67, Muhtasar Hadis Tarihi, 56.<br />
<strong>[59]</strong> Bkz., Cerh, VIII, 107, Nevevi, Il, 140, Tehzib, Xl, 67, Muhtasar Hadis Tarihi, 56.<br />
<strong>[60]</strong> İlk olarak 1373/1953’de Şam’da neşredilen bu eser, Kemal Kuşçu tarafından 1967, İstanbul’da “Muhtasar Hadis, Tarihi ve Sahife-i Hemmam b. Mühebbih” adıyla, Dr. Talat Koçyiğt tarafından 1967 Ankara’da “Hemmam ibn Münebbihin Sahifesi” adıyle türkçeye tercüme edilmiştir.<br />
<strong>[61]</strong> Fuhum, 365.<br />
<strong>[62]</strong> GAS, I, 84, Tehzib, IV, 198.<br />
<strong>[63]</strong> Bkz., Cerh, III, 154, Usud, Il, 454, İsabe, III, 179, Tehzib, IV, 236.<br />
<strong>[64]</strong> GAS, I, 84, Tehzib, IV, 198.<br />
<strong>[65]</strong> İbn Sa’d, VII, 17, Usud, I, 151.<br />
<strong>[66]</strong> İs’af, 183.<br />
<strong>[67]</strong> Bkz. Tehzib, I, 376, Tezkire, 45, Cerh, I, 286.<br />
<strong>[68]</strong> Bkz., Muhtasar Hadis Tarihi, 37.<br />
<strong>[69]</strong> Vefeyat, II, 72, Zirikli, II, 242.<br />
<strong>[70]</strong> Bkz., Buldan, V, 345.<br />
<strong>[71]</strong> Maarif, 195, Nevevi, I, 161, Tezkire, 71.<br />
<strong>[72]</strong> Nevevi, I, 161, Vefeyat,II, 69, Tezkire, 71, Bidaye, IX, 266.<br />
<strong>[73]</strong> Maarif, 195, Hilye, II, 147, Şezerat, I, 136.<br />
<strong>[74]</strong> İbn Sa’d, VII, 172.<br />
<strong>[75]</strong> İbn Sa’d, VII, 158, Darimi, I, 94, Kifaye, 206, İbn Abdulberr, 105.<br />
<strong>[76]</strong> Bkz., Meşahir, 88, Nevevi, I, 162, Tehzib, ll, 266.<br />
<strong>[77]</strong> Bkz. Cerh, II, 40, Nevevi, I, 161, lbn Receb, 353-355, Tezkire, 71, Tehzib, II, 263-264.<br />
<strong>[78]</strong> Bkz. Cerh, II, 40, Nevevi, I, 161, lbn Receb, 353-355, Tezkire, 71, Tehzib, II, 263-264.<br />
<strong>[79]</strong> Fihrist, 51, Hediyye, I, 265, GAS, I, 592.<br />
<strong>[80]</strong> Kerkük, 1329-1331, Tekritlizade H. Hasani.<br />
<strong>[81]</strong> GAS, I, 592.<br />
<strong>[82]</strong> GAS, I, 592.<br />
<strong>[83]</strong> GAS, I, 592.<br />
<strong>[84]</strong> İstanbul, 1306, Kırk Sual.<br />
<strong>[85]</strong> Hediyye, I, 265.<br />
<strong>[86]</strong> GAS, I, 592.<br />
<strong>[87]</strong> Hediyye, I, 265.<br />
<strong>[88]</strong> Hediyye, I, 265., Suppl., I, 101, GAS, I, 592.<br />
<strong>[89]</strong> Usud, III, 385, İsabe, IV, 233.<br />
<strong>[90]</strong> Tezkire, 13.<br />
<strong>[91]</strong> Küçükkalay, 91.<br />
<strong>[92]</strong> Hilye, I, 124, Ğaye, I, 458.<br />
<strong>[93]</strong> Maarif, 109, Tezkire, 15.<br />
<strong>[94]</strong> İbn Abdulberr, 91.<br />
<strong>[95]</strong> İbn Sa’d, II, 342, Hilye, I, 125, Usud, III, 385, Ğaye, I, 458, Tehzib, VI, 27.<br />
<strong>[96]</strong> İbn Sa’d, Il, 342.<br />
<strong>[97]</strong> Usud, III, 389.<br />
<strong>[98]</strong> Fesevi, Il, 533, Usud, III, 388.<br />
<strong>[99]</strong> Maarif, 109, Küçükkalay, 21.<br />
<strong>[100]</strong> Tezkire, 13.<br />
<strong>[101]</strong> Küçükkalay, 28.<br />
<strong>[102]</strong> Küçükkalay, 59.<br />
<strong>[103]</strong> Bkz., İbn Sa’d, VI, 11, Usud, III, 386, Nevevi, I, 288, Tezkire, 13, İsabe, IV, 234.<br />
<strong>[104]</strong> İbn Abdulberr, 91.<br />
<strong>[105]</strong> Usud, III, 182, İsabe, IV, 18, Tehzib, V, 151.<br />
<strong>[106]</strong> Buhari, IV, 30, 77.<br />
<strong>[107]</strong> Bkz., lbn Sa’d, IV, 301, VI, 21, Usud, III, 182, Nevevi, I, 261, İsabe, IV, 18, Tehzib, V, 151. Şezerat, I, 96.<br />
<strong>[108]</strong> Buhari, IV, 30, 77.<br />
<strong>[109]</strong> Tezkire, 41.<br />
<strong>[110]</strong> Usud, III, 349, Nevevi, I, 281.<br />
<strong>[111]</strong> Darimi, I, 125, Usud, III, 349, Benna, I, 172, Ebu Davud, III, 318.<br />
<strong>[112]</strong> Darimi, I, 125, İbn Abdulberr, 89, Usud, III, 349, Benna, I, 172.<br />
<strong>[113]</strong> Fecr, 190, Koçyiğit, 96.<br />
<strong>[114]</strong> Darimi, I, 127, İbn Abdulberr, 91.<br />
<strong>[115]</strong> Usud, III, 349.<br />
<strong>[116]</strong> İsabe, IV, 194.<br />
<strong>[117]</strong> Bkz., Usud, III, 349, Nevevi, I, 281, Tezkire, 41, İsabe, IV, 193, Tehzib, V, 337, İs’af,200.<br />
<strong>[118]</strong> Darimi, I, 127, İbn Abdulberr, 91. Usud, III, 350, GAS, I, 84.<br />
Bu yazı belgelerlegercektarih.net ve sorularlaislamiyet.com sitesinde ki yazıdan faydalanılarak hazırlanmıştır</p>The post <a href="https://ateistlerecevap.org/hadisler-ne-zaman-yazilmaya-basladi/" data-wpel-link="internal">Hadisler Ne Zaman Yazılmaya Başladı?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ateistlerecevap.org/hadisler-ne-zaman-yazilmaya-basladi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kurdun Yaptığını Yapmak</title>
		<link>https://ateistlerecevap.org/kurdun-yaptigini-yapmak/</link>
					<comments>https://ateistlerecevap.org/kurdun-yaptigini-yapmak/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ateistlere Cevaplar]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 11 Sep 2018 12:30:24 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Tefekkür]]></category>
		<category><![CDATA[Mehmet Kırkıncı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.ateistlerecevap.org/?p=2745</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bir adamın elsiz olduğunu ve bir pazarda her çeşit el satıldığını farzedi­niz. O farazi pazara giden bu adam, insan eli satılan dükkana vardığında, bu elin üzerinde yüz elli bin lira etiketini ve yanıbaşında kurt eli satılan dükkanda ise kurt elinin üzerinde yüz elli lira etiketini müşahade etse, elbetteki ne pahasına olursa olsun insan eline müşteri [&#8230;]</p>
The post <a href="https://ateistlerecevap.org/kurdun-yaptigini-yapmak/" data-wpel-link="internal">Kurdun Yaptığını Yapmak</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/09/Kurdun-yaptigini-yapmak.png" data-wpel-link="internal"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-2746" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/09/Kurdun-yaptigini-yapmak.png" alt="Kurdun-yaptığını-yapmak" width="1080" height="1080" srcset="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/09/Kurdun-yaptigini-yapmak.png 1080w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/09/Kurdun-yaptigini-yapmak-300x300.png 300w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/09/Kurdun-yaptigini-yapmak-1024x1024.png 1024w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/09/Kurdun-yaptigini-yapmak-150x150.png 150w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/09/Kurdun-yaptigini-yapmak-768x768.png 768w" sizes="(max-width: 1080px) 100vw, 1080px" /></a><br />
Bir adamın elsiz olduğunu ve bir pazarda her çeşit el satıldığını farzedi­niz. O farazi pazara giden bu adam, insan eli satılan dükkana vardığında, bu elin üzerinde yüz elli bin lira etiketini ve yanıbaşında kurt eli satılan dükkanda ise kurt elinin üzerinde yüz elli lira etiketini müşahade etse, elbetteki ne pahasına olursa olsun insan eline müşteri olacak ve onu satın almak isteyecektir.<br />
Şimdi, bu adam yüz elli bin lirayı ödeyerek insan elini aldıktan sonra, o el ile kurdun elinin yaptığı işi yapsa ne kadar divânelik etmiş olacaktır.<br />
İşte, kendisine takılan bu cihanbaha cihâzat-ı insaniye ile hayvanatın yaptığı işleri işleyen bir kimsenin, ne derece hasarete düştüğünü bu misâlle kıyas ediniz!..<br />
Yazar: Mehmed Kırkıncı</p>The post <a href="https://ateistlerecevap.org/kurdun-yaptigini-yapmak/" data-wpel-link="internal">Kurdun Yaptığını Yapmak</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ateistlerecevap.org/kurdun-yaptigini-yapmak/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Şiir ile ilgili hadisler çelişiyor mu? Şiir haram mı, değil mi?</title>
		<link>https://ateistlerecevap.org/siir-ile-ilgili-hadisler-celisiyor-mu-siir-haram-mi-degil-mi/</link>
					<comments>https://ateistlerecevap.org/siir-ile-ilgili-hadisler-celisiyor-mu-siir-haram-mi-degil-mi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ateistlere Cevaplar]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 04 Sep 2018 19:22:12 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sözde Çelişkili Hadisler(!)]]></category>
		<category><![CDATA[Şiir Haram Mı?]]></category>
		<category><![CDATA[Şiir İle İlgili Hadisler Çelişiyor Mu?]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.ateistlerecevap.org/?p=2738</guid>

					<description><![CDATA[<p>(Yazı instagram hesabımızda ki görsellerin üzerinde ki yazı gönderiye buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz) Açıklamaya geçmeden önce bir şeye değinmek istiyorum. Malum sayfa sahtekarlığına ve iftiralarına devam ediyor bizde vakit buldukça cevap veriyoruz. Acaba bunlar gerçekten Allah&#8217;tan korkuyorlar mı? Çünkü gerçek manada Allah korkusu olan birisi bunları çelişki diye sunup hadisleri itibarsızlaştırmaya çalışmaz, sahtekarlık yapmaz, insanların aklını [&#8230;]</p>
The post <a href="https://ateistlerecevap.org/siir-ile-ilgili-hadisler-celisiyor-mu-siir-haram-mi-degil-mi/" data-wpel-link="internal">Şiir ile ilgili hadisler çelişiyor mu? Şiir haram mı, değil mi?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/09/01-1.png" data-wpel-link="internal"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-2739" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/09/01-1.png" alt="" width="1080" height="810" /></a><br />
<a href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/09/1.png" data-wpel-link="internal"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter  wp-image-2741" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/09/1.png" alt="" width="713" height="535" srcset="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/09/1.png 1080w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/09/1-300x225.png 300w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/09/1-1024x768.png 1024w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/09/1-768x576.png 768w" sizes="(max-width: 713px) 100vw, 713px" /></a></p>
<p style="text-align: center;">(Yazı instagram hesabımızda ki görsellerin üzerinde ki yazı gönderiye <a href="https://www.instagram.com/p/BnUGgOmng6O" data-wpel-link="external" rel="nofollow external noopener noreferrer"><strong>buraya tıklayarak</strong></a> ulaşabilirsiniz)</p>
<p><span style="font-size: 14pt;">Açıklamaya geçmeden önce bir şeye değinmek istiyorum. Malum sayfa sahtekarlığına ve iftiralarına devam ediyor bizde vakit buldukça cevap veriyoruz. Acaba bunlar gerçekten Allah&#8217;tan korkuyorlar mı? Çünkü gerçek manada Allah korkusu olan birisi bunları çelişki diye sunup hadisleri itibarsızlaştırmaya çalışmaz, sahtekarlık yapmaz, insanların aklını karıştırıp fitne çıkarmaz. Acaba işin doğrusuna erişme imkanları yoktur bu yüzden mi yanlış şeyler paylaşıyorlar, doğru bilgiye ulaşma imkanları mı yoktur diye iyi niyetli bir şekilde düşündüm ve Google&#8217;de sadece &#8220;Şiir yazmak günah mı?&#8221;, &#8220;Peygamber Efendimiz şiir yazılmasını yasakladı mı?&#8221;, &#8220;Şiir ile ilgili hadisler&#8221; bide bir önceki resimde ki hadisi aratıp bir çok bilgiye ulaştım ve dakikalar içinde tarihi bir çok bilgiye ve hadise ulaştım anladım ki bilgiye ulaşma imkanları var her gün instagramda dolaşma imkanı olanların Google&#8217;ye girme imkanı da vardır diye düşünüyorum. </span><br />
<span style="font-size: 14pt;">Ve anladım ki bunlar bile bile hakkı gizliyorlar bile bile sahtekarlık yapıp insanların akıllarını bulandırıyorlar &#8220;Biz Kur&#8217;an Müslümanıyız&#8221; diyenlerin acaba şu ayetten haberi var mı? &#8220;Hakkı batılla karıştırıp da bile bile hakkı gizlemeyin (Bakara/42)&#8221; hiç zannetmiyorum&#8230; Ateistler ile hadis inkarcıları arasında pek fark yoktur birisi ayetleri cımbızlar Kur&#8217;anı inkar eder diğeri hadisleri cımbızlar sünneti/hadisi inkar eder&#8230; </span><br />
<span style="font-size: 14pt;">Şimdi hadislerin açıklamasına geçelim. </span><br />
<span style="font-size: 14pt;">&#8220;Şairlere ise, haddi aşan azgınlar uyarlar. Görmez misin ki onlar, her vadide şaşkın şaşkın dolaşırlar ve yapmadıkları şeyleri söylerler. (Şuara/224-226)&#8221; Şimdi ayette Allah şairler hakkında olumsuz şeyler söylüyor onların peşinden gidenlerin haddi aşan azgınlar olduğunu bildiriyor. Bu sahtekarlar bu ayetleri görünce hemen yerinden fırlar ve derler ki &#8220;Ayetin kimden bahsettiğine bak bir sonra ki ayete de bak bir sonraki ayette şöyle diyor &#8220;Ancak iman edip salih amel işleyen, Allah’ı çok anan ve haksızlığa uğratıldıktan sonra öçlerini alanlar başka. Zulmedenler hangi akıbete uğrayacaklarını göreceklerdir. (Şuara/227)&#8221; Yani eğer şair olan kişi düzgün şiir yazarsa salih amel işlerse Allah&#8217;ı çok anar İslam&#8217;ın yasaklarına karşı çıkmadan şiir yazarsa sorun yok. Ama İslam&#8217;ın yasakladığı şekilde şiir yazarsa, Allah&#8217;ın yasakladığı şekilde şiir yazarsa o zaman o şairin arkasından gidenler haddi aşanlar olur. Normal şekilde şiir yazarsan sorun olmaz.&#8221; </span><br />
<span style="font-size: 14pt;">Üç aşağı beş yukarı size böyle bir açıklama yaparlar ama iş hadislere gelince leş görmüş çakal gibi saldırırlar ve bile bile hakkı gizlerler. Hadislerde de durum ayette ki ile birebir aynı eğer şiir sizi Allah&#8217;tan uzaklaştırıyorsa, İmani yükümlülüklerinizi yapmanıza mani oluyorsa, sizi harama günaha sevk ediyorsa, içerisinde Allah&#8217;ın yasakladığı şeyleri barındırıyorsa haramdır ama bunun aksine sizi iyiliğe yönlendiriyor, imanınızı kuvvetlendiriyor, İslam&#8217;ı daha düzgün yaşamanızı sağlıyor, sizi İslami olarak olumlu yönde geliştiriyorsa sıkıntı yoktur. </span><br />
<span style="font-size: 14pt;">Bide Peygamber Efendimizin hayatından şiir ile ilgili kesitlere yer verelim;</span><br />
<span style="font-size: 14pt;">&#8220;Şiir de (normal) söz gibidir; güzeli güzel, çirkini çirkindir.&#8221; (1)</span><br />
<span style="font-size: 14pt;">&#8220;Allah Resûlü, Hassân b. Sâbit&#8217;i (Peygamberimizin şairi), “Onları (şiirinle) hicvet, Cebrail seninle birliktedir.” diyerek şiire teşvik etmiştir.&#8221;(2)</span><br />
<span style="font-size: 14pt;">&#8220;Yine, “Şairlere ancak azgınlar uyar.” (az önce bahsi geçen ayet) âyeti inince Kâ&#8217;b b. Mâlik, Peygamber Efendimize (sav) gelerek, “Allah Teâlâ şiir hakkında bildiğin âyeti indirmiştir, sen bu konuda ne dersin?” diye sormuş, bu soruya Hz. Peygamber, “Hiç şüphesiz mümin (hem) kılıcı, (hem de) dili ile cihad eder.” (3) karşılığını vererek dil ile cihadın önemine dikkat çekmiştir.&#8221;</span><br />
<span style="font-size: 14pt;">&#8220;Aynı şekilde o, “En değerli cihad, zalim yöneticinin karşısında doğruyu dile getirmektir.” (4) buyurmuştur.</span><br />
<span style="font-size: 14pt;">&#8220;Şiirden bir kısmı, şübhesiz hikmettir&#8221; (5)</span><br />
<span style="font-size: 14pt;">&#8220;&#8230;Çünkü Ümeyye&#8217;nin bu dizelerinde yerin ve göğün yaratılışı, melekler ve benzeri diğer Arap şairlerinin ele almadığı konular işlenmektedir. Bu dizeler Hz. Peygamber&#8217;in o kadar hoşuna gitmiştir ki, Şerîd&#8217;in sözlerini bitirmesinin ardından, “Ümeyye neredeyse şiirlerinin diliyle Müslüman olmuş.” demiştir.&#8221; (6)</span><br />
<span style="font-size: 14pt;">&#8220;Seleme ibnu&#8217;1-Ekva&#8217; (R) şöyle demiştir: Bizler Rasûlullah(S)&#8217;ın maiyyetinde Hayber gazasına çıkmıştık. Bir gece yürüdü­ğümüz sırada kaafileden bir adam Âmir ibnu&#8217;l-Ekva&#8217;a hitaben:</span><br />
<span style="font-size: 14pt;">— Yâ Âmir! Bize kısa vezinli şiirlerinden biraz dinletsen ya! dedi.</span><br />
<span style="font-size: 14pt;">Selemetu&#8217;bnu Ekva&#8217;: Âmir, şâir bir kimse idi, dedi. Bu istek üze­rine Âmir, bineğinden aşağıya indi ve kaafileyi şu beyitleri söyleye­rek yürütüyordu:</span><br />
<span style="font-size: 14pt;">Yâ Allah! Sen olmayaydın biz doğru yolu bulmaz, sadaka da vermez, namaz da kılmazdık. Hayâtımız Sen&#8217;in rızân yolunda fe­da olsun, işlediğimiz günâhları mağfiret eyle! Düşmanlarla karşıla­şırsak ayaklan sabit kıl. Üzerimize sekînet ve metanet indir. Biz kıtale çağırıldığımız zaman hemen savaşa geliriz. O düşmanlar bizim üzeri­mize (yiğitlikle değil) bağırmakla hamle yapmışlardır.</span><br />
<span style="font-size: 14pt;">Bu şiir üzerine Rasûlullah:</span><br />
<span style="font-size: 14pt;">— &#8220;Şiir inşâd edip develeri yollandıran kimdir?&#8221; diye sordu. Sahâbîler:</span><br />
<span style="font-size: 14pt;">— Âmir ibnu&#8217;I-Ekva&#8217;dır, dediler. Rasûlullah:</span><br />
<span style="font-size: 14pt;">— &#8220;Allah Âmir&#8217;e rahmet eylesin!&#8221; diye duâ etti.&#8221; (7)</span><br />
<span style="font-size: 14pt;">“Yüzden fazla Peygamber (s.a.v.)’in sohbetinde bulundum. Peygamber (s.a.v.)’in ashabı karşılıklı şiirler okurlar, cahiliye dönemine ait bazı şeyleri müzakere ederlerdi. Peygamberimiz (s.a.v.)’de susar ve bazan da onlarla birlikte gülümserdi.” (8)</span><br />
<span style="font-size: 14pt;">Daha bunlar gibi onlarca örnek var ama bu sahtekarların işine gelmez bunları görmek ve anlamak. </span><br />
<span style="font-size: 14pt;">Özet yapıp bitirelim;</span><br />
<span style="font-size: 14pt;">Binaenaleyh şiir ve şarkı söyleyip yazmakta herhangi bir sakınca yoktur, yeter ki İslâm&#8217;ın getirdiği ölçüler dahilinde olsun. Bu daireyi aşan ve hesaba katmayan her türlü tasarruf haramdır.</span><br />
<span style="font-size: 14pt;">Mesela İslâm dini içkiyi, zulmü ve iffetsizliği yasaklamıştır. Dolayısıyla bu gibi şeyleri öven ve insanlara menhiyatı tavsiye eden şiir ve şarkılar, dinen haramdır. Yine aynı şekilde muayyen bir kadını vasfeden, bir zalimi öven şiir ve şarkılar da yasaklanmıştır.</span><br />
<span style="font-size: 14pt;">Biraz ağır konuştum ama olsun aslında bunlara az bile de neyse.</span><br />
<span style="font-size: 14pt;"> Selametle&#8230;</span><br />
<span style="font-size: 14pt;">1- Suyuti/4939, Taberani</span><br />
<span style="font-size: 14pt;">2- Buhârî, Bed’ü’l-halk, 6 / Müslim, Fedâilü’s-sahâbe, 153</span><br />
<span style="font-size: 14pt;">3- İbn Hanbel, III, 456.</span><br />
<span style="font-size: 14pt;">4- Ahmed bin Hanbel, 5/251; İbn Mâce, Fiten 20, hadis no: 4011-4012; Tirmizî, Fiten 13, hadis no: 2175; Ebu Dâvud, Melâhim 17</span><br />
<span style="font-size: 14pt;">5- Buhari Edeb 90</span><br />
<span style="font-size: 14pt;">6- (Müslim, 41/Şiir, 1 (II, 1767), nr: 1; İbn Mâce, 33/Edeb, 41 (II, 1236); İbn Hanbel, IV, 388, 389, 390)</span><br />
<span style="font-size: 14pt;">7- Buhari Edeb 90/172</span><br />
<span style="font-size: 14pt;">8- Müsned: 20096, Tirmizi 70/2850</span></p>The post <a href="https://ateistlerecevap.org/siir-ile-ilgili-hadisler-celisiyor-mu-siir-haram-mi-degil-mi/" data-wpel-link="internal">Şiir ile ilgili hadisler çelişiyor mu? Şiir haram mı, değil mi?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ateistlerecevap.org/siir-ile-ilgili-hadisler-celisiyor-mu-siir-haram-mi-degil-mi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Allah Şeytanı Kötülük Yapması İçin Mi Yarattı?</title>
		<link>https://ateistlerecevap.org/allah-seytani-kotuluk-yapmasi-icin-mi-yaratti/</link>
					<comments>https://ateistlerecevap.org/allah-seytani-kotuluk-yapmasi-icin-mi-yaratti/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ateistlere Cevaplar]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 28 Aug 2018 11:54:12 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sorular]]></category>
		<category><![CDATA[Allah Şeytanı Kötülük Yapması İçin Mi Yarattı?]]></category>
		<category><![CDATA[Allah Şeytanı Neden yarattı]]></category>
		<category><![CDATA[Allah Şeytanı Niye Yarattı?]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.ateistlerecevap.org/?p=2728</guid>

					<description><![CDATA[<p>Yazının Görsel Haline Ulaşmak İçin BURAYA TIKLAYIN Eğer İslam ile ilgili bir mesele hakkında konuşuyorsak İslam’ın konuyla ilgili verdiği bilgilere bakmamız lazım İslam’ın bize verdiği bilgilere göre Şeytan bir “CİN’dir” yine İslam’ın bize verdiği bilgilere göre Cinler de İnsan gibidir. Yerler, içerler, uyurlar, cinsiyetleri vardır, evlenirler, çocukları olur, onların da insan gibi ÖZGÜR İRADELERİ VARDIR, [&#8230;]</p>
The post <a href="https://ateistlerecevap.org/allah-seytani-kotuluk-yapmasi-icin-mi-yaratti/" data-wpel-link="internal">Allah Şeytanı Kötülük Yapması İçin Mi Yarattı?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/08/Allah-Seytani-Kotuluk-Yapmasi-Icin-Mi-Yaratti-2.jpg" data-wpel-link="internal"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-2729" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/08/Allah-Seytani-Kotuluk-Yapmasi-Icin-Mi-Yaratti-2.jpg" alt="Allah-Şeytanı-Kötülük-Yapması-İçin-Mi-Yarattı-2" width="957" height="718" srcset="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/08/Allah-Seytani-Kotuluk-Yapmasi-Icin-Mi-Yaratti-2.jpg 957w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/08/Allah-Seytani-Kotuluk-Yapmasi-Icin-Mi-Yaratti-2-300x225.jpg 300w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/08/Allah-Seytani-Kotuluk-Yapmasi-Icin-Mi-Yaratti-2-768x576.jpg 768w" sizes="(max-width: 957px) 100vw, 957px" /></a><br />
Yazının Görsel Haline Ulaşmak İçin <a href="https://grafik.ateistlerecevap.org/allah-seytani-kotuluk-yapmasi-icin-mi-yaratti-gorselleri/" data-wpel-link="external" rel="nofollow external noopener noreferrer"><span style="color: #800000;"><strong>BURAYA TIKLAYIN</strong></span></a><br />
Eğer İslam ile ilgili bir mesele hakkında konuşuyorsak İslam’ın konuyla ilgili verdiği bilgilere bakmamız lazım İslam’ın bize verdiği bilgilere göre <strong>Şeytan bir “CİN’dir</strong>” yine İslam’ın bize verdiği bilgilere göre Cinler de İnsan gibidir. Yerler, içerler, uyurlar, cinsiyetleri vardır, evlenirler, çocukları olur, onların da insan gibi ÖZGÜR İRADELERİ VARDIR, neyi seçerlerse ondan sorumlu olurlar, kendileri bir yol seçerse o seçtiği yoldan onlar sorumlu olur, dinen onlarda sorumludurlar, özetle insanla hemen hemen aynıdır. Yani Şeytanda da özgür irade vardır çünkü Şeytan bir Cindir.</p>
<h1><span style="font-size: 18pt;">Peki Allah cinleri ve insanları ne için yarattı?</span></h1>
<p>Yine İslam’ın bize bu konu ile ilgili verdiği bilgilere bakalım. “Ben cinleri ve insanları, ancak bana kulluk etsinler diye yarattım.(Zariyat/56)” Yani cinlerin yaratılış amacı Allah’a kulluk etmektir. Şeytanda bir cin olduğuna göre demek ki şeytanın yaratılış amacı kötülük yapması değil Allah’a kulluk etmesiymiş. Mesele aslında bu kadar basit İslam’da olmayan bir şeyi varmış gibi anlatıyorlar insanlarda araştırma zahmetine girmeden hemen inanıyor.</p>
<h1><span style="font-size: 18pt;">Peki Şeytan Neden Kötülük Yapıyor? Ya da Allah neden izin verdi?</span></h1>
<p>Az önce de söyledik şeytan cindir ve cinlerin de insan gibi özgür iradesi vardır şeytanda kendi ÖZGÜR İRADESİ ile kötülük yapmayı tercih etti. Ve Allah’tan müsaade istedi dedi ki<span style="color: #003366;"><strong> “Rabbim! Öyle ise onların tekrar diriltilecekleri güne kadar bana mühlet ver. Allah da, &#8220;O halde sen vakti (yalnızca benim tarafımdan) bilinen güne (kıyamete) kadar mühlet verilenlerdensin&#8221; dedi.(Hicr/36-38)</strong></span> Şeytan önce isyan etti sonra Allah onu huzurundan kovdu sonra Şeytan insanları doğru yoldan saptırmaya çalışmak için Allah’tan MÜSAADE istedi Allah’ta müsaade verdi.</p>
<h1><span style="font-size: 18pt;">Peki Allah müsaade etmeseydi insanlar kötülük yapmayacak mıydı?</span></h1>
<p><span style="color: #800080;"><strong>Eğer şeytana müsaade verilmeseydi bu defa da şeytanın görevini insanın kendi nefsi üstlenecekti.</strong></span> Yani insan her türlü imtihan edilecekti hatta şeytanın bizzat kendisi bile bir imtihandaydı çünkü cinlerde bizzat imtihandadır ama şeytan bu imtihanı kaybetti ve kendi <strong>ÖZGÜR İRADESİYLE</strong> kötülük yapma yolunu seçti kendi seçtiği yoldan dolayı kimseyi suçlama gibi bir lüksü yoktur hatta şeytan bunu ateistlerden kat be kat daha iyi biliyor Şeytan bu şekilde yalan yanlış şeyler söyleyip Şeytan adına konuşan ateistleri gördükçe belki kendi kendine şunu söylüyordur<br />
<span style="color: #800000;"><strong> “Bunca yıllık Şeytan’ım böyle yalan görmedim 🙂 ben bile hatırlamıyorum böyle bir şey dediğimi bunlar beni bile dolandır, benden daha kötüleri de varmış” </strong></span><br />
deyip belki de gülüyordur. İslam’da olmayan bir şeyi varmış gibi anlatıp insanları kandırmaya çalışıyorlar böylelerine uymayın arkadaşlar, araştırın, okuyun, dinleyin&#8230; Bu kadar açıklamanın yeterli olduğunu düşünüyorum başka bir yazı da görüşmek ümidiyle Selametle&#8230; Beğenip Paylaşmayı ve bize de dua etmeyi unutmayın 🙂</p>The post <a href="https://ateistlerecevap.org/allah-seytani-kotuluk-yapmasi-icin-mi-yaratti/" data-wpel-link="internal">Allah Şeytanı Kötülük Yapması İçin Mi Yarattı?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ateistlerecevap.org/allah-seytani-kotuluk-yapmasi-icin-mi-yaratti/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ne yeryüzüne sığdım, ne de gökyüzüne. Ama mü&#039;min kulumun kalbine sığdım</title>
		<link>https://ateistlerecevap.org/ne-yeryuzune-sigdim-ne-de-gokyuzune-ama-mumin-kulumun-kalbine-sigdim-2/</link>
					<comments>https://ateistlerecevap.org/ne-yeryuzune-sigdim-ne-de-gokyuzune-ama-mumin-kulumun-kalbine-sigdim-2/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ateistlere Cevaplar]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 25 Aug 2018 19:56:14 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Uydurma Hadisler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.ateistlerecevap.org/?p=2670</guid>

					<description><![CDATA[<p>&#160; Ne yeryüzüne sığdım, ne de gökyüzüne. Ama mü&#8217;min kulumun kalbine sığdım Zerkeşî: Bunu mülhidler (inançsızlar) uydurdu, demiştir. Bunun manası: Müminin kalbi, iman şuuruyla elde ettiği marifetullah / Allah&#8217;ı isim ve sıfatlarıyla tanıması, Onun muhabbetiyle dolup taşması ve bu yönüyle, Allah&#8217;ın zikrini hep içinde taşıması demektir. Bu mana doğrudur. Fakat hadis alimleri tarafından bunun sağlam [&#8230;]</p>
The post <a href="https://ateistlerecevap.org/ne-yeryuzune-sigdim-ne-de-gokyuzune-ama-mumin-kulumun-kalbine-sigdim-2/" data-wpel-link="internal">Ne yeryüzüne sığdım, ne de gökyüzüne. Ama mü'min kulumun kalbine sığdım</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/08/Ne-goge-sigdim.jpg" data-wpel-link="internal"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-2672" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/08/Ne-goge-sigdim.jpg" alt="Ne yeryüzüne sığdım, ne de gökyüzüne. Ama mü'min kulumun kalbine sığdım" width="718" height="718" srcset="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/08/Ne-goge-sigdim.jpg 718w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/08/Ne-goge-sigdim-300x300.jpg 300w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/08/Ne-goge-sigdim-150x150.jpg 150w" sizes="(max-width: 718px) 100vw, 718px" /></a><br />
&nbsp;</p>
<h1>Ne yeryüzüne sığdım, ne de gökyüzüne. Ama mü&#8217;min kulumun kalbine sığdım</h1>
<p>Zerkeşî: Bunu mülhidler (inançsızlar) uydurdu, demiştir. Bunun manası: Müminin kalbi, iman şuuruyla<br />
elde ettiği marifetullah / Allah&#8217;ı isim ve sıfatlarıyla tanıması, Onun muhabbetiyle dolup taşması ve bu<br />
yönüyle, Allah&#8217;ın zikrini hep içinde taşıması demektir. Bu mana doğrudur. Fakat hadis alimleri tarafından<br />
bunun sağlam bir aslının / kaynağının olmadığına işaret edilmiştir. (bk. Aclunî 2/195). Özetle böyle bir hadis yoktur.<br />
[appbox googleplay com.ateistlere.cevaplar]The post <a href="https://ateistlerecevap.org/ne-yeryuzune-sigdim-ne-de-gokyuzune-ama-mumin-kulumun-kalbine-sigdim-2/" data-wpel-link="internal">Ne yeryüzüne sığdım, ne de gökyüzüne. Ama mü'min kulumun kalbine sığdım</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ateistlerecevap.org/ne-yeryuzune-sigdim-ne-de-gokyuzune-ama-mumin-kulumun-kalbine-sigdim-2/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ne yeryüzüne sığdım, ne de gökyüzüne. Ama mü&#039;min kulumun kalbine sığdım</title>
		<link>https://ateistlerecevap.org/ne-yeryuzune-sigdim-ne-de-gokyuzune-ama-mumin-kulumun-kalbine-sigdim/</link>
					<comments>https://ateistlerecevap.org/ne-yeryuzune-sigdim-ne-de-gokyuzune-ama-mumin-kulumun-kalbine-sigdim/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ateistlere Cevaplar]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 25 Aug 2018 19:56:14 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Uydurma Hadisler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.ateistlerecevap.org/?p=2670</guid>

					<description><![CDATA[<p>&#160; Ne yeryüzüne sığdım, ne de gökyüzüne. Ama mü&#8217;min kulumun kalbine sığdım Zerkeşî: Bunu mülhidler (inançsızlar) uydurdu, demiştir. Bunun manası: Müminin kalbi, iman şuuruyla elde ettiği marifetullah / Allah&#8217;ı isim ve sıfatlarıyla tanıması, Onun muhabbetiyle dolup taşması ve bu yönüyle, Allah&#8217;ın zikrini hep içinde taşıması demektir. Bu mana doğrudur. Fakat hadis alimleri tarafından bunun sağlam [&#8230;]</p>
The post <a href="https://ateistlerecevap.org/ne-yeryuzune-sigdim-ne-de-gokyuzune-ama-mumin-kulumun-kalbine-sigdim/" data-wpel-link="internal">Ne yeryüzüne sığdım, ne de gökyüzüne. Ama mü'min kulumun kalbine sığdım</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/08/Ne-goge-sigdim.jpg" data-wpel-link="internal"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-2672" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/08/Ne-goge-sigdim.jpg" alt="Ne yeryüzüne sığdım, ne de gökyüzüne. Ama mü'min kulumun kalbine sığdım" width="718" height="718" srcset="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/08/Ne-goge-sigdim.jpg 718w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/08/Ne-goge-sigdim-300x300.jpg 300w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/08/Ne-goge-sigdim-150x150.jpg 150w" sizes="(max-width: 718px) 100vw, 718px" /></a><br />
&nbsp;</p>
<h1>Ne yeryüzüne sığdım, ne de gökyüzüne. Ama mü&#8217;min kulumun kalbine sığdım</h1>
<p>Zerkeşî: Bunu mülhidler (inançsızlar) uydurdu, demiştir. Bunun manası: Müminin kalbi, iman şuuruyla<br />
elde ettiği marifetullah / Allah&#8217;ı isim ve sıfatlarıyla tanıması, Onun muhabbetiyle dolup taşması ve bu<br />
yönüyle, Allah&#8217;ın zikrini hep içinde taşıması demektir. Bu mana doğrudur. Fakat hadis alimleri tarafından<br />
bunun sağlam bir aslının / kaynağının olmadığına işaret edilmiştir. (bk. Aclunî 2/195). Özetle böyle bir hadis yoktur.<br />
[appbox googleplay com.ateistlere.cevaplar]The post <a href="https://ateistlerecevap.org/ne-yeryuzune-sigdim-ne-de-gokyuzune-ama-mumin-kulumun-kalbine-sigdim/" data-wpel-link="internal">Ne yeryüzüne sığdım, ne de gökyüzüne. Ama mü'min kulumun kalbine sığdım</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ateistlerecevap.org/ne-yeryuzune-sigdim-ne-de-gokyuzune-ama-mumin-kulumun-kalbine-sigdim/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Afrika&#039;da ki kabileye götürülen televizyon</title>
		<link>https://ateistlerecevap.org/afrikada-ki-kabileye-goturulen-televizyon-2/</link>
					<comments>https://ateistlerecevap.org/afrikada-ki-kabileye-goturulen-televizyon-2/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ateistlere Cevaplar]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 23 Aug 2018 10:01:38 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sorular]]></category>
		<category><![CDATA[Tefekkür]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.ateistlerecevap.org/?p=2662</guid>

					<description><![CDATA[<p>Hayalen Afrika&#8217;nın en ücra bir köyüne yolculuk yapalım. Hayatında televizyon görmemiş bu insanlara, uzaktan kumandalı bir televizyonu hediye olarak beraberimizde götürelim. Bir haftalığına köydeki zeki insanları toplayıp seküler bilimin determinist yaklaşımını anlatalım. Daha sonra da televizyonun bilimsel olarak nasıl çalıştığına ilişkin bir teori geliştirmelerini isteyelim. İçlerinden zeki olanı şöyle bir bilimsel teoriyle gelsin: &#8220;Televizyon dediğiniz [&#8230;]</p>
The post <a href="https://ateistlerecevap.org/afrikada-ki-kabileye-goturulen-televizyon-2/" data-wpel-link="internal">Afrika'da ki kabileye götürülen televizyon</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/08/01.png" data-wpel-link="internal"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-2663 size-large" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/08/01-1024x768.png" alt="Afrikada ki kabileye götürülen televizyon" width="640" height="480" /></a><br />
Hayalen Afrika&#8217;nın en ücra bir köyüne yolculuk yapalım. Hayatında televizyon görmemiş bu insanlara, uzaktan kumandalı bir televizyonu hediye olarak beraberimizde götürelim. Bir haftalığına köydeki zeki insanları toplayıp<br />
seküler bilimin determinist yaklaşımını anlatalım. Daha sonra da televizyonun bilimsel olarak nasıl çalıştığına ilişkin bir teori geliştirmelerini isteyelim. İçlerinden zeki olanı şöyle bir bilimsel teoriyle gelsin: &#8220;Televizyon dediğiniz ekran kutusunda gördüğümüz görüntünün nedeni uzaktan kumandadır. İnanmıyorsanız, tezimizi test ediniz. Her seferinde kumandaya bastığınızda ekranda bir görüntü çıkıyor ve tekrar basınca görüntü kayboluyor. O halde, görüntünün sebebi kumandadır.”<br />
Muhtemelen,, birçok insan bu teoriyi kabul etmek zorunda kalacaktır. Ancak televizyondaki programların çok yüksek<br />
ilim ve hikmet içerdiğini görenler böyle bir teoriyi kabul etmekte zorluk çekecekler. Onlar,bkumandanın bu denli<br />
yüksek ilim ve hikmet sahibi olduğunu makul görmediklerinden bu teoriye şiddetle karşı çıkacaklar. Yani televizyondaki görüntüyü izleyebilmemiz için arka planda birçok işlev vardır önce görüntüler kaydedilir, montajı yapılır, sonra özel sistemler aracılığıyla ve Uydu vasıtasıyla o görüntüler/sinyaller televizyon antenine aktarılır o antende televizyona aktarır ve Televizyonun içindeki sistem o sinyalleri görüntüye dönüştürerek bizlere sunar. Eğer biz desek ki bunların hepsini kumanda yapıyor o zaman ahmaklık etmiş oluruz ÇÜNKÜ:<br />
&nbsp;<br />
Çünkü; o kumanda da bunu yapacak ilim irade kudret yoktur arka planda aklı, iradesi, şuuru olan insanlar var bu görüntüleri onlar hazırlıyor özel sistemler kurarak bize aktarıyor kumanda ise bizim görüntüyü izlememizde sadece bir VESİLE/ARACI yani biz televizyon ekranındaki görüntüyü nasıl kumandadan bilmiyorsak &#8220;Bunun arkasında aklı, iradesi, şuuru olan birisi var bu görüntüleri bu sistemleri kumanda yapamaz bu işin arkasında bir ekip var&#8221; diyorsak aynen böylede tadı dilime, kokusu burnuma, güzelliği gözüme, vitamini vücuduma tesir eden, ağaçta yetişen bir elmayı, portakalı, armudu, narı ve daha nicesini o aklı, iradesi olmayan ağaç yapamaz bana bunları ancak beni tanıyan beni bilen bana RAHMET eden biri verebilir bu işin arkaplanında da büyük bir ilim iradare kudret var dememiz lazım.</p>
<h2>Dil ne bilir şekeri şerbeti. Aldığın lezzeti baldan mı sandın?<br />
Ne arı ne ağaç verir nimeti, Elmayı narı daldan mı sandın?</h2>The post <a href="https://ateistlerecevap.org/afrikada-ki-kabileye-goturulen-televizyon-2/" data-wpel-link="internal">Afrika'da ki kabileye götürülen televizyon</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ateistlerecevap.org/afrikada-ki-kabileye-goturulen-televizyon-2/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Afrika&#039;da ki kabileye götürülen televizyon</title>
		<link>https://ateistlerecevap.org/afrikada-ki-kabileye-goturulen-televizyon/</link>
					<comments>https://ateistlerecevap.org/afrikada-ki-kabileye-goturulen-televizyon/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ateistlere Cevaplar]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 23 Aug 2018 10:01:38 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sorular]]></category>
		<category><![CDATA[Tefekkür]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.ateistlerecevap.org/?p=2662</guid>

					<description><![CDATA[<p>Hayalen Afrika&#8217;nın en ücra bir köyüne yolculuk yapalım. Hayatında televizyon görmemiş bu insanlara, uzaktan kumandalı bir televizyonu hediye olarak beraberimizde götürelim. Bir haftalığına köydeki zeki insanları toplayıp seküler bilimin determinist yaklaşımını anlatalım. Daha sonra da televizyonun bilimsel olarak nasıl çalıştığına ilişkin bir teori geliştirmelerini isteyelim. İçlerinden zeki olanı şöyle bir bilimsel teoriyle gelsin: &#8220;Televizyon dediğiniz [&#8230;]</p>
The post <a href="https://ateistlerecevap.org/afrikada-ki-kabileye-goturulen-televizyon/" data-wpel-link="internal">Afrika'da ki kabileye götürülen televizyon</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/08/01.png" data-wpel-link="internal"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-2663 size-large" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/08/01-1024x768.png" alt="Afrikada ki kabileye götürülen televizyon" width="640" height="480" /></a><br />
Hayalen Afrika&#8217;nın en ücra bir köyüne yolculuk yapalım. Hayatında televizyon görmemiş bu insanlara, uzaktan kumandalı bir televizyonu hediye olarak beraberimizde götürelim. Bir haftalığına köydeki zeki insanları toplayıp<br />
seküler bilimin determinist yaklaşımını anlatalım. Daha sonra da televizyonun bilimsel olarak nasıl çalıştığına ilişkin bir teori geliştirmelerini isteyelim. İçlerinden zeki olanı şöyle bir bilimsel teoriyle gelsin: &#8220;Televizyon dediğiniz ekran kutusunda gördüğümüz görüntünün nedeni uzaktan kumandadır. İnanmıyorsanız, tezimizi test ediniz. Her seferinde kumandaya bastığınızda ekranda bir görüntü çıkıyor ve tekrar basınca görüntü kayboluyor. O halde, görüntünün sebebi kumandadır.”<br />
Muhtemelen,, birçok insan bu teoriyi kabul etmek zorunda kalacaktır. Ancak televizyondaki programların çok yüksek<br />
ilim ve hikmet içerdiğini görenler böyle bir teoriyi kabul etmekte zorluk çekecekler. Onlar,bkumandanın bu denli<br />
yüksek ilim ve hikmet sahibi olduğunu makul görmediklerinden bu teoriye şiddetle karşı çıkacaklar. Yani televizyondaki görüntüyü izleyebilmemiz için arka planda birçok işlev vardır önce görüntüler kaydedilir, montajı yapılır, sonra özel sistemler aracılığıyla ve Uydu vasıtasıyla o görüntüler/sinyaller televizyon antenine aktarılır o antende televizyona aktarır ve Televizyonun içindeki sistem o sinyalleri görüntüye dönüştürerek bizlere sunar. Eğer biz desek ki bunların hepsini kumanda yapıyor o zaman ahmaklık etmiş oluruz ÇÜNKÜ:<br />
&nbsp;<br />
Çünkü; o kumanda da bunu yapacak ilim irade kudret yoktur arka planda aklı, iradesi, şuuru olan insanlar var bu görüntüleri onlar hazırlıyor özel sistemler kurarak bize aktarıyor kumanda ise bizim görüntüyü izlememizde sadece bir VESİLE/ARACI yani biz televizyon ekranındaki görüntüyü nasıl kumandadan bilmiyorsak &#8220;Bunun arkasında aklı, iradesi, şuuru olan birisi var bu görüntüleri bu sistemleri kumanda yapamaz bu işin arkasında bir ekip var&#8221; diyorsak aynen böylede tadı dilime, kokusu burnuma, güzelliği gözüme, vitamini vücuduma tesir eden, ağaçta yetişen bir elmayı, portakalı, armudu, narı ve daha nicesini o aklı, iradesi olmayan ağaç yapamaz bana bunları ancak beni tanıyan beni bilen bana RAHMET eden biri verebilir bu işin arkaplanında da büyük bir ilim iradare kudret var dememiz lazım.</p>
<h2>Dil ne bilir şekeri şerbeti. Aldığın lezzeti baldan mı sandın?<br />
Ne arı ne ağaç verir nimeti, Elmayı narı daldan mı sandın?</h2>The post <a href="https://ateistlerecevap.org/afrikada-ki-kabileye-goturulen-televizyon/" data-wpel-link="internal">Afrika'da ki kabileye götürülen televizyon</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ateistlerecevap.org/afrikada-ki-kabileye-goturulen-televizyon/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Hadislerin Yazılması Yasaklandı Mı?</title>
		<link>https://ateistlerecevap.org/hadislerin-yazilmasi-yasaklandi-mi/</link>
					<comments>https://ateistlerecevap.org/hadislerin-yazilmasi-yasaklandi-mi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ateistlere Cevaplar]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 01 Aug 2018 14:06:53 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Hadisler]]></category>
		<category><![CDATA[Hadislerin Yazılması Yasak Mı?]]></category>
		<category><![CDATA[Hadislerin Yazılmasının Yasaklanması]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.ateistlerecevap.org/?p=2642</guid>

					<description><![CDATA[<p>Hadisler hakkında reformistlerden şu iddiayı hep duyarsınız &#8220;Hadisler Peygamberin vefatından 200 sene sonra yazılmaya başlandı, bide zaten Peygamber hadislerin yazılmasını yasakladı böyle sözlere nasıl itibar edelim&#8221; Bu iddia tamamiyle yalan ve eksiktir. Hadislerin yazılmasını yasaklayan hadisin aslı şudur “Benden [Kur’an’dan başka] bir şey yazmayınız! Kim benden Kur’an’dan başka bir şey yazmışsa onu imha etsin” (Müslim, Zuhd,72)&#8221; [&#8230;]</p>
The post <a href="https://ateistlerecevap.org/hadislerin-yazilmasi-yasaklandi-mi/" data-wpel-link="internal">Hadislerin Yazılması Yasaklandı Mı?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/08/Hadislerin-Yazilmasi-Yasaklandi-mi.png" data-wpel-link="internal"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-2644 size-large" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/08/Hadislerin-Yazilmasi-Yasaklandi-mi-1024x1024.png" alt="Hadislerin yazılması yasaklandı mı? Peygamber Efendimiz Yasakladı mı?" width="640" height="640" srcset="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/08/Hadislerin-Yazilmasi-Yasaklandi-mi-1024x1024.png 1024w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/08/Hadislerin-Yazilmasi-Yasaklandi-mi-300x300.png 300w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/08/Hadislerin-Yazilmasi-Yasaklandi-mi-150x150.png 150w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/08/Hadislerin-Yazilmasi-Yasaklandi-mi-768x768.png 768w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/08/Hadislerin-Yazilmasi-Yasaklandi-mi.png 1080w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" /></a><br />
Hadisler hakkında reformistlerden şu iddiayı hep duyarsınız <strong>&#8220;Hadisler Peygamberin vefatından 200 sene sonra yazılmaya başlandı, bide zaten Peygamber hadislerin yazılmasını yasakladı böyle sözlere nasıl itibar edelim&#8221;</strong> Bu iddia tamamiyle <strong>yalan ve eksiktir.</strong><br />
Hadislerin yazılmasını yasaklayan hadisin aslı şudur<strong> <span style="font-size: 12pt;">“Benden [Kur’an’dan başka] bir şey yazmayınız! Kim benden Kur’an’dan başka bir şey yazmışsa onu imha etsin” (Müslim, Zuhd,72)&#8221;</span></strong><br />
Daha önceleride söylemiştim tekrar tekrar söyleyeyim <span style="color: #003366;"><strong>ateistler ile hadis inkarcılarının aralarında pek bir fark yoktur birsi cımbızlama yapıp Kuran’ı, İslam’ı diğer hadisleri inkar ediyor.</strong></span> Reformistlere işlerine gelmeyen bir ayet söyleyin hemen atılırlar “Cımbızlama yapma diğer ayetlere de bak” ama iş hadislere gelince bunu uygulamazlar işlerine gelen hadisi alır işlerine gelmeyeni almazlar hadisleri topluca değerlendirseler aslında mesele çözülecek.<br />
Önce bir meseleye açıklık getirelim hadisler peygamber efendimiz vefat ettikten 200 yıl sonra yazılmaya başlanmadı bu tamamiyle uydurma bir iddiadır şimdi biraz özet bilgi vereceğim detayına başka bir yazıda değineceğim inşaAllah.<br />
İslâmî kaynakların verdiği bilgiye göre, hadisleri Hz. Peygamber (asm)’den ilk duyup hıfzeden sahâbe neslinin birbir aradan çekildiğini (vefat ettiğini) ve yerlerine kendileri gibi sünneti bilen hafızların bırakılmadığını, ayrıca bid‘atlerin de yayılmaya başladığını gören halîfe Ömer b. Abdulaziz (ö.101/719), bütün vâli ve âlimlere mektup göndererek hadislerin yazıya geçirilmesini emretmiştir. Emrin gereğini ilk gerçekleştiren ünlü âlim imam Zührî (ö.124/741) olmuştur (1).<br />
Burada altı çizilmesi gereken nokta şudur: Zührî’nin gerçekleştirdiği faaliyet -devlet eliyle yaptırılan- resmi tedvîndir. Daha önceleri fertler bazında gayri resmi (devlet eliyle olmayan) kitabet/hadisleri yazıyla kaydetme ve tedvin etme işi hep var olagelmiştir. Abdullah b. Amr b. el-‘As&#8217;ın (ö.63/682) bin hadisi ihtiva eden &#8220;es-Sahifetu’s-Sâdıka&#8221;sı ile Hemmâm b. Münebbih’in (ö.101/719) hocası Ebû Hureyre’den aldığı hadisleri içeren yüz otuz sekiz hadislik sahifesi bunlar arasında en meşhur olanlarıdır (2).<br />
Kaldı ki, Hz. Peygamber (asm) tarafından bizzat yazdırılmış olan bazı vesikalar, mektupların varlığı, yine -yukarıda iki örnek verildiği üzere- onun zamanında bazı sahabilerce yazılmış hadis sahifelerinin bulunduğu bu gün ilmî olarak ispatlanmış ve neşredilmiş bulunmaktadır (3).<br />
<span style="color: #800080;"><strong>Yani 200 sene sonra yazılması meselesi devlet eliyle yaptırılan ilk resmi tedvindir. Devlet eliyle yaptırılmayan gayri resmi olan hadis yazımı zaten hep vardı o yüzden bu iddia yanlış ve eksiktir.</strong></span><br />
Bin hadis ihtiva eden &#8220;es-Sahifetu’s-Sâdıka&#8221; sahibi Abdullah b. Amr b. As’ın anlattığı şu olay hadislerin yazıya geçirilmesine dair verilen izin bakımından manidardır:<br />
“Resulullah’dan duyduğum her şeyi ezberlemek maksadıyla yazıyordum. Kureyş beni bundan nehyetti ve ‘Resulullah (a.s.m) kızgınlık ve sükûnet hallerinde konuşan bir insan iken, sen ondan duyduğun her şeyi nasıl yazarsın?’ dediler. Bunun üzerine yazmaktan vazgeçtim. Sonra durumu Resulullah’a arzettim. Eliyle ağzına işaret ederek; ‘Yaz, canım kudret elinde olan Allah’a yemin ederim ki buradan haktan başka bir şey çıkmaz.’ buyurdu.”(Ebu Davud, ilim,3).<br />
Hz.Ebu Hureyre’nin şu ifadeleri de Hz. Peygamber (asm) zamanında hadislerin ezberlenmesi yanında yazıldığını da göstermektedir:<br />
<span style="color: #003366;"><strong>“Resulullah’ın ashabı içinde Abdullah b. Amr hariç, benden daha fazla hadis rivayet eden kimse yoktur, Abdullah <span style="color: #003300;">YAZAR</span>, ben yazmazdım.”(Buharî, ilim, 39).</strong></span><br />
Başlangıçta -hadisin yazılması ile ilgili- görülen bazı tereddütler neticede ortadan kalkmış ve hadislerin yazıya geçirilmesinin cevazına fikir birliği sağlanmıştır(4).<br />
Hattâbî bu konuda şu açıklamayı yapıyor:<br />
&#8220;Hadislerin yazı ile tesbiti ile ilgili bu yasağın İslâmiyetin ilk yıllarına ait olup sonradan kaldırılmış olması icab eder.<br />
Çünkü o yıllarda Hz. Peygambere Kur&#8217;an âyetleri inmeye devam ediyordu. İnen âyetler vahiy kâtipleri tarafından kaydediliyordu. Kur&#8217;an âyetlerinin yazı ile tespit edildiği o günlerde bir taraftan da hadislerin yazı ile tespit edilmesine izin verilmesi halinde Kur&#8217;an âyetleri ile hadislerin karışarak bir sayfaya yazılması ihtimali vardı. Böyle bir sakıncanın bulunmaması halinde ilmin yazı ile tesbitinin yasaklanması düşünülemez.<br />
Nitekim Hz. Peygamber Efendimizin daha sonraki yıllarda ümmetine &#8220;Sizden benim bu sözümü dinleyenler, burada bulunmayanlara iletsin.”[Buhari/İlim-9] buyurması, bu yasağın daha sonraki yıllarda kalktığını gösterir.<br />
Özetle:<br />
Alimlerimiz, hadislerin yazılmasını yasaklamayı ifade eden hadis rivayeti ile, hadislerin yazılmasına izin veren ve fiilen yazıldığını gösteren sahih hadis rivayetlerini bir arada değerlendirip sonucu birkaç ihtimale dayandırmışlardır:<br />
<strong>Birincisi</strong>; yasak emri, Kur’an’ın nazil olduğu ilk döneme aittir. Yazmaya ruhsat ise, diğer zamanlar içindir.<br />
<strong>İkincisi</strong>; yasak emri, Kur&#8217;an&#8217;la birebir aynı sahife ya da levha üzerine hiçbir şeyin yazılmamasını kastetmektedir. Çünkü satır aralarına veya kenarlara yazılacak kelime ve cümleler, insana Kur&#8217;ân-ı Kerîm&#8217;denmiş gibi bir hüküm verdirebilirdi. Ruhsat ise, Kur’an’la aynı sayfada yazılmama durumuyla ilgilidir.<br />
<strong>Üçüncüsü</strong>; yasak, hadisleri ezberlemeden sadece yazıya dökenler içindir. O zaman hem yazı yazanlar az, hem doğru yazanlar nadir olduğu için, hadisleri ezberlemeden sadece yazıyla kaydedenlerin yanlış yazacakları endişesiyle yasak konmuştur. Ruhsat ise, ezber ile yazmayı birlikte yapanlara yöneliktir.<br />
Kabul gören genel ifade, karışma tehlikesinin bulunduğu zaman genel olarak yasaklanmış, bu tehlike ortadan kalkınca da izin verilmiş olmasından ibarettir.(5)<br />
Son olarak zayıfta olsa bir hadisi nakledelim (zayıf ve uydurma farklı şeylerdir):<br />
“Ensar’dan bir adam Hz. Peygamber (asm)’in mescidinde oturur, Hz. Peygamber (asm)’den hadis dinler, (hadis dinlemek) hoşuna gider ama ezberleyemezdi. Hz. Peygamber (asm)’e bu durumdan yakındı ve şöyle dedi: “Ya Resulallah! Ben sizden hadis dinliyorum, hoşuma gidiyor, fakat ezberleyemiyorum.”<br />
Bunun üzerine Hz. Peygamber (asm) “Elinin yardımına müracaat et.” buyurdu ve eliyle yazıyı işaret etti.” (Tirmizi, ilim, 12)<br />
Bu kadar açıklamanın yeterli olduğunu düşünüyorum Selametle 🙂<br />
Kaynaklar:<br />
1: İbn Hacer, Fethu’l-Barî, 1/208<br />
2: Çakan, İsmail Lütfü, Hadis Edebiyatı, s.12<br />
3: M. Hamidullah, el-Vesaiku’s-siyasiye; Çakan, a.g.e<br />
4: İbn Salah, Ulumu’l-Hadis, s.161<br />
5: İbn Kesîr, İhtisâru Ulûmi&#8217;l-hadîs, A. Şâkir neşri, Mısır, 1951, s. 132 vd.</p>The post <a href="https://ateistlerecevap.org/hadislerin-yazilmasi-yasaklandi-mi/" data-wpel-link="internal">Hadislerin Yazılması Yasaklandı Mı?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ateistlerecevap.org/hadislerin-yazilmasi-yasaklandi-mi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Mustafa İslamoğlu Patentli Yalanlar Serisi Güncellenmiş!</title>
		<link>https://ateistlerecevap.org/mustafa-islamoglu-patentli-yalanlar-serisi-guncellenmis/</link>
					<comments>https://ateistlerecevap.org/mustafa-islamoglu-patentli-yalanlar-serisi-guncellenmis/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ateistlere Cevaplar]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 31 Jul 2018 09:53:31 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Hadisler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.ateistlerecevap.org/?p=2639</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bir gün biri hokkabazlığın tarihini yazacak olursa, hiç şüphem yok seni “tarihin en usta hokkabazları” listesinin başına koyacaktır! Gelmiş geçmiş hokkabazların hiç birisi, cehaleti bilgi, yalanı hakikat diye pazarlamada senin yanına bile yaklaşamaz… (Bu yazının PDF nüshasını indirebilirsiniz. İndirmek için buraya tıklayınız.) Hayatın yalan senin; söylediklerin, yazdıkların, anlattıkların, jestlerin, mimiklerin… Utanma hissinden mahrum bırakılmış bir insandan beklenebilecek [&#8230;]</p>
The post <a href="https://ateistlerecevap.org/mustafa-islamoglu-patentli-yalanlar-serisi-guncellenmis/" data-wpel-link="internal">Mustafa İslamoğlu Patentli Yalanlar Serisi Güncellenmiş!</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div class="entry-featured">
<div class="entry-thumb"><a href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/07/ebubekir-sifil-mustafa-islamoglu-hadis-nushalari-yalani.jpg" data-wpel-link="internal"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-2640" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/07/ebubekir-sifil-mustafa-islamoglu-hadis-nushalari-yalani.jpg" alt="" width="800" height="533" srcset="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/07/ebubekir-sifil-mustafa-islamoglu-hadis-nushalari-yalani.jpg 800w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/07/ebubekir-sifil-mustafa-islamoglu-hadis-nushalari-yalani-300x200.jpg 300w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/07/ebubekir-sifil-mustafa-islamoglu-hadis-nushalari-yalani-768x512.jpg 768w" sizes="(max-width: 800px) 100vw, 800px" /></a></div>
</div>
<div class="entry-content content">
Bir gün biri hokkabazlığın tarihini yazacak olursa, hiç şüphem yok seni “tarihin en usta hokkabazları” listesinin başına koyacaktır! Gelmiş geçmiş hokkabazların hiç birisi, cehaleti bilgi, yalanı hakikat diye pazarlamada senin yanına bile yaklaşamaz…<br />
<em>(Bu yazının PDF nüshasını indirebilirsiniz. İndirmek için buraya tıklayınız.)</em><br />
Hayatın yalan senin; söylediklerin, yazdıkların, anlattıkların, jestlerin, mimiklerin… Utanma hissinden mahrum bırakılmış bir insandan beklenebilecek her anormallik sende; hem de “dip” seviyesinde.. Görmeyi bilenler için “ibretlik”sin!<br />
Hadis meselesini hadsizce dolamışsın yine o çatal diline; bir yığın yalan, iftira ve iptizal eşliğinde.. Şaşırmadım, çünkü sen, din adına yalan söylemeye, iftira pazarlamaya borçlusun şöhretini. Hadisten bahsederken de ağzından dökülen; yalandan, iftiradan, hıyanetten başkası olmuyor. Allah’tan korkmasaydım, hesap günü endişesi taşımasaydım “mesleğini icra etmiş yine hokkabaz; vazifesini yapmış” der geçerdim..<br />
Burada yeni haberdar olduğum herzelerine cevap verecek olmam, seni ciddiye aldığımı göstermiyor tabii ki; sen benim nazarımda bir hokkabazdan bir gram fazlası değilsin. Birkaç dakikalık konuşmaya[1] onca yalanı sığdırmak ancak senin gibi profesyonel bir hokkabazın harcı olabilirdi.. İşte bu tiyatral yeteneğine aldanarak yalanlarını hakikat, zavallılığını marifet zannedebilecek insanlar arasında belki senin gerçek yüzünü gören birileri olur, bütün meselem bu!..<br />
İğrenç yalanlarını aynı sırayla suratına çarpayım:</p>
<h2><strong>I.</strong></h2>
<p>Hadislerin uzun yolculuklarla (rıhle) toplanıp kitaplara kaydedildiğini inkâr sadedinde F. Sezgin hocanın <em>Buhârî’nin Kaynakları</em>‘nı referans gösteriyorsun. Gösteriye başladığın ilk dakikada sirkatini söylüyorsun aslında! Zira</p>
<ol>
<li>İmam el-Buhârî’nin hadis toplamak için rıhle yapmadığını, <em>Sahîh</em>‘ini, kendisinden önce oluşturulmuş yazılı kaynaklardan istifadeyle, “masa başı faaliyeti”yle oluşturduğunu söylemek için elde mevcut <em>Sahîh-i Buhârî </em>nüshalarına dayanmaktan başka yol yoktur. Senin çapın böyle bir çalışmayı kaldırmaz, biliyorum. Sezgin hoca böyle yaparak oluşturmuştur mezkûr eserini. Peki, suratını şekilden şekle sokarak “Yok! Yok işte..” dediğin nüshalar güvenilir değilse, o nüshalardan hareketle oluşturulmuş bir bilgiyi hangi ahlak ve ilim ölçüsüne dayanarak “güvenilir” kabul ettin?</li>
<li>Fuat Sezgin hoca hadislerin bize kadar intikal tarzı konusunda vehim ve yalanlar üzerine kurulu istişrak faaliyetinin ipliğini pazara çıkarmak için yazılı kaynak ve sistemli tasnif vakıasını –olması gerektiği gibi– h. I. asrın sonları ile II. asrın başlarına kadar götürürken, ahir ömründe bir nadanın bu çabayı, Hz. Peygamber (s.a.v)’in sünnet ve hadisine çemkirmek için arsızca istismar, hatta tahrif ettiğine şahit olsa ne yapardı acaba? İmam Ahmed’in <em>Müsned</em>‘ini tahkik ederken bir kısım hadisleri çıkardığı iftiranı duyunca şaşkınlıktan küçük dilini yutan rahmetli Şu’ayb Arnaût hoca gibi “Kezzâb, kezzâb!” mı derdi, yoksa “Bir doktora görünsün; belli ki denge problemi var” deyip geçer miydi, bilemiyorum…</li>
</ol>
<p>Tarafgir ve hatta “düşmanca” tavrıyla malum ve meşhur Ignaz Goldziher bile “Müellifleri tarafından kıymetli olduklarına, kendilerine has ölçülere göre hükmolunup seçilen hadisler ve binlerce hikemî sözler, bizzat bu müellifler tarafından uzun seyahatler neticesinde toplanmıştır. Buhârî, İslam aleminin her tarafında bin kadar şeyh[2] ile temasa gelmişti…” diyerek “rıhle” vakıasını itirafa mecbur olmuşken, sen hangi tohumun meyvesisin ki, “250 yıl sonra biri çıkıp sözüm ona tek tek gezerek topluyor. Bunun koca bir yalan olduğunu, hadisleri tek tek gezerek toplama rivayetinin koca bir yalan olduğunu; at, eşek, deve sırtında binlerce mil giderek (ki buna “rıhle” denir hadis ilminde) hadis topladıkları iddia edilen insanların, basbayağı bunları masa başında başkalarının yazdığı kitapları bire bir kopya ederek yazdığını geçenlerde kaybettiğimiz Fuat Sezgin hoca <em>Buhârî’nin Kaynakları </em>adlı ezber bozan kitabında isbat etmiştir” diyebiliyorsun?<br />
Kendisi artık hayatta değil; Sezgin hocanın konu hakkında söylediklerini ona niyabeten senin gözüne ben sokmuş olayım:<br />
“Buhârî’nin hangi tarihte <em>Sahîh</em>‘ini telif ettiğini bilmiyoruz. Umumiyetle <em>at-Târîh al-kabîr</em>‘ini ve muhtelif mevzulara dair küçük hacimli kitaplarını te’lifinden sonra <em>Sahîh</em>‘iyle meşgul olduğunu tahmin ve bunu on altı senede, kaynaklarını birlikte taşımak suretiyle muhtelif ülkelerdeki seyahatları esnasında meydana getirdiğini biliyoruz…”[3]
“Talab al-ilm veya talab al-hadis diye İslamî edebiyatta mühim bir şey ifade eden faaliyet sadece hadislerin cem’inden ibaret bulunmayıp diğer taraftan cem’olunmuş veya malum hadislerin rivayet selahiyetini ele geçirmeyi de hedef ediniyordu. Samâ’ ve kırâat gibi tahammül al-ilm’in doğrudan doğruya şeyh ile tilmizin temasını zaruri kılan kaidelerinin yanında, şeyh ile tilmizin birbirlerini görmeden, uzak mesafeler ötesinde birbirlerinden rivayet edebilme imkânını veren icâza, mukātaba ve sair nevilerin ortaya çıkmış olmasına rağmen, anlaşılıyor ki asırlar boyunca kitabların veya hadislerin rivayetini esas ravisinden almaya karşı gösterilen rağbet asla zayıflamamıştı.”[4]
Şimdi cevap ver arsız hokkabaz! <em>Buhârî’nin Kaynakları </em>isimli kitabı okudun mu sen gerçekten? Şayet okuduysan “nerenle” okudun?<br />
“Rıhle” ile ilgili olarak bir başka eserinde de Sezgin hoca şunları söyler:<br />
“Hadis ilmine dair kitapların, özellikle de “Tabakātu’l-Muhaddisîn” tarzı eserlerin bize, muhaddislerin, ilim talebi için gerçekleştirdiği meşakkatli yolculuklara (rıhle) dair zikrettiği pek çok kıssa, bu yolculukların, olabildiğince fazla kitabın ve hadisin rivayet iznini (icâzet) mümkün en efdal veçhiyle, yani “semâ’” ve “kırâat” suretiyle almak amacıyla yapılan “ilim yolculukları” olduğunu anlatmaktadır. Bu haberler “kıssa” formundadır ve yanlış anlamalara yol açmıştır. Bu yanlış anlama, muhaddislerin, İslam aleminin dört bir yanına dağılmış bulunan ravilerin hafızasında bulunan hadisleri ilk defa kitaplarda toplamak zorunda bulunduğu şeklinde olmuştur…”[5]
Bu eserinde hususi olarak İmam el-Buhârî’nin rıhleleri hakkında söyledikleri ise şöyle: “Hadis öğrenimi faaliyetine, diğer meşhur muhaddislerin yaptığı gibi erken yaşlarda başladı. 16 yaşına geldiğinde hacc için Mekke’ye gitti; Mekke ve Medine ulemasından hadis dinledi. Daha sonra Mısır’a gitti. İlim talebi amacıyla Hadis ilminin önemli merkezlerine yaptığı, 16 yıl süren rıhleden sonra, memleketine “meşhur bir alim” olarak döndü…”[6]
Evet, ortada “koca bir yalan” var, bu konuda haklısın. Ama bu, senin yalan ve iftira imalathanesine dönmüş ağzından çıkan ve tıynetini ele veren iğrenç bir yalan…</p>
<h2><strong>II.</strong></h2>
<p>“Buhârî’nin <em>Sahîh</em>‘ine bakalım örnek olarak. Yani “orijinali var mı?” diye sordunuz. Kitabın müellif nüshası yok. Yani Buhârî’nin eliyle yazdığı nüsha yok ortada. (…) Peki, ondan kopyalayanlar olmuş. Fîrabrî[7] nüshası diye bir nüshadan bahsediliyor kaynaklarda, Nesefî nüshası diye bir nüshadan.. Kopya nüsha. Peki Fîrabrî ve Nesefî’nin ondan kopyaladığı kitapların orijinalleri var mı? O da yok. Peki, onlardan kopyalayan daha çok insandan bahsediliyor; peki o kopyalayanların bir tanesinin orijinali var mı? Maalesef o da yok. Peki o yok, o yok, o yok, o yok… Peki nereye kadar yok? Buhârî’den beş yüz yıl yaklaşık sonrasına kadar yok. 1301 ölümlü olan Yûnînî diye bir adam çıkıyor. Diyor ki bize: “Bu, Buhârî’nin topladığı hadisler: <em>Sahîh.</em> Böyle bir kitap!.. Buhârî hicrî 256’da vefat etti. Arasında yaklaşık 500 yıl var. Ve 500 yıl sonra biri çıkıyor, “Bu, Buhârî’nin <em>Sahîh </em>kitabıdır” diyor. İnanırsanız!..” diyorsun.<br />
Tahminen hicrî VIII. yüzyıla ait olduğunu ve bilinmeyen bir kaynaktan istinsah edildiğini bizzat söylediğin bir nüshayı <em>Hasan el-Basrî’nin Kader Risalesi </em>diye bir yığın gevezelikle “müellif nüshası” diye pazarlayacak kadar ilimden ve ahlaktan yoksun biri için <em>Sahîh-i Buhârî</em>‘nin müellif nüshasının elde mevcut olup olmamasının ne önemi olur ki? Bütün derdi “meslek icrası” olan ve fakat bunu yaparken dahi üçüncü-beşinci elden çalışmalardan kopyala-yapıştır yapmaktan başka hüneri olmayan sen, <em>Buhârî</em> nüshaları hakkında önündeki nota bakarak konuşurken dahi kirli bir cehalet saçıyorsun.<br />
el-Yûnînî’ye (701/1302) gelene kadar hiçbir <em>Buhârî  </em>nüshasının mevcut olmadığı yalanı, “yalan sahnesi”ne dönmüş yüzüne yakışsa da, hakikatle bağdaşmıyor. Ben yine senin profesyonel hokkabazlığına aldanabilecekler için meseleyi özetleyeyim:<br />
<em>Sahîh-i Buhârî</em> –diğer pek çok eser için de bahis konusu olduğu gibi– bize kadar üç farklı yoldan gelmiştir:</p>
<h3>1. Eserin rivayetlerinin yazmaları:</h3>
<p><strong>A.</strong> Ebû Zeyd el-Mervezî’nin (371/981) İmam el-Buhârî’nin birinci kuşak talebesi el-Firebrî’den (320/932) bizzat dinleyerek oluşturduğu, modern tekniklerle 380-391/980-1000 yıllarına tarihlenen nâkıs bir nüsha el’an mevcuttur.[8]
<strong>B.</strong> Yine el-Firebrî’ye ait nüshayı bizzat el-Firebrî’den alan 3 ravisinden dinleyerek ve nüsha farklılıklarını belirterek nakletmiş olan Ebû Zerr el-Herevî’ye (434/1042) ait nüsha, İbnu’s-Seken, el-Asîlî, es-Sicilmâsî, en-Nefzâvî, İbn Manzûr, es-Sıkıllî, es-Sadefî… rivayetleri olarak parça parça da olsa günümüze ulaşmıştır.[9]
<strong>C.</strong> el-Firebrî’nin bir diğer ravisi Ebû Muhammed es-Serahsî’ye (381/991) ait nüsha İstanbul’dadır.[10]
Bunlar dışında dünyanın çeşitli kütüphanelerinde varlığı tesbit edilmiş bulunan 492/1098, 507/1113, 534/1139, 551/1156, 556/1160, 571/1175, 576/1180, 591/1194, 593/1196 tarihli nüshalar malumdur.[11]
<h3><em>2. Sahîh </em>üzerine yapılmış çok çeşitli çalışmalar</h3>
<p><strong>A.</strong><em> Sahîh</em>‘i bizzat el-Buhârî’den alan en-Nesefî ve el-Firebrî’ye talebelik etmiş olan el-Hattâbî’nin (388/998) ilk <em>Buhârî </em>şerhi olan <em>A’lâmu’l-Hadîs</em>‘i elimizde.<br />
<strong>B.</strong> ed-Dârekutnî’nin (385/995) <em>et-Tetebbu’ ve’l-İlzâmât</em>‘ı, el-Hâkim en-Nîsâbûrî’nin (405/1014) <em>el-Medhal</em>‘i, Abdülganî b. Sa’îd’in (409/1018) <em>Keşfu’l-Evhâm</em>‘ı ve Ebû Ali el-Ğassânî’nin <em>Takyîdu’l-Mühmel</em>‘i;<br />
<strong>C.</strong> el-Hâkimu’l-Kebîr (378/988), el-Hattâbî, ed-Dâvudî (402/1011), İbnu’t-Temîmî (?), İbnu’s-Sâbûnî (1031) ve İbn Ebî Sufre (435/1043) tarafından <em>Sahîh-i Buhârî </em>üzerine yazılmış erken dönem şerhleri.<br />
<strong>D.</strong> <em>Sahîhân </em>(el-Buhârî ve Müslim) hadislerini tekrarlarını atarak bir araya toplamak maksadıyla el-Cevzakî (388/998), İbn Şahtîr (402/1011), İbnu’l-Karrâb (414/1023), el-Berkanî (425/1033), Ebû Müslim el-Buhârî (468/1075), İbn Futûh el-Humeydî (488/1095), en-Nu’mânî (488/1095), el-Beğavî (516/1122), İbnu’l-Haddâd (517/1123), el-Murrî (536/1141), İbn Hübeyre (560/1164), Abdülhakk el-İşbilî (581/1185), Ömer b. Bedr el-Mevsılî (588/1192) ve İbn Ebî Hucce (642/1244) tarafından yapılan “Cem” çalışmaları<br />
<strong>E.</strong> el-Aynî (855/1451) ve İbn Hacer’e (852/1448) gelene kadar kaleme alınmış 30’dan fazla şerh, 10’dan fazla kısmî şerh/hâşiye, 10 civarında müşkilini beyan, en az 5 adet seçme çalışması, en az 5 adet teracim ve  “sülâsiyât” şerhi, en az 7 adet ricâl tanıtımı, en az 5 ihtisar çalışması.<br />
<strong>F.</strong> el-İsmâ’îlî (371/981), el-Ğıtrîfî (377/987), ed-Dabbî (378/988), İbn Merdûye (410/1019), Ebû Nu’aym (430/1038) ve el-Berkānî’nin (425/1033) <em>Sahîh-i Buhârî </em>üzerine;<br />
<strong>G.</strong> İbnu’l-Ahrem (344/955), el-Mâsercîsî (365/975), el-Berkānî, İbn Mencûye (428/1036), Ebû Zerr el-Herevî (431/1039), el-Hallâl (439/1047), el-Mîlencî’nin (486/1093) <em>Sahîhân</em>üzerine yazdığı “Müstahrec”ler.<br />
<strong>H.</strong> Ebû Zerr el-Herevî ile el-Hâkimu’n-Nîsâbûrî’nin <em>Sahîhân </em>üzerine yazdığı “Müstedrek”ler…<br />
Evet, bütün bunlar tarih boyunca <em>Sahîh-i Buhârî</em> üzerine yapılmış –pek çoğu da basılmış– çalışmalar olarak bu eserin “tevatüren nakledildiği” gerçeğini haykırıp dururken, tek bir yazma nüshanın bulunmayışını diline dolamak neyin çabasıdır? Bugün elimizde bulunan <em>Sahîh-i Buhârî </em>nüshalarının güvenilmez olduğunu söylemeye çalışıyorsan, buna senin çapın da gücün de yetmez.</p>
<h3>3. Hıfz</h3>
<p>Sadece <em>Sahîh-i Buhârî</em>‘nin değil, diğer hadis musannefatının da –tıpkı Kur’an gibi– “ezberlenerek” nesilden nesile aktarıldığı, bu sahayla iştigal edenlerin malumudur. Hadis tarihiyle veya genel olarak İslamî ilimlerin tarihiyle ilgili herhangi bir kaynakta konuyla ilgili mebzul miktarda bilgi bulmak için ilave bir çabaya dahi gerek yoktur. Esasen başka herhangi bir kültürde kolay kolay göremeyeceğimiz şifahî rivayet melekesi, daha isabetli bir tabirle “hıfzederek muhafaza etme” hassasiyeti, bundan önceki 2 maddede kısaca zikrettiğim eserlerin nakil tarzından tamamen bağımsız/kopuk değildir.[12] Adı geçen eserlerin müelliflerinin istisnasız hepsi, <em>Sahîh-i Buhârî </em>üzerine çalışma yaparken “buluntu” nüshalardan[13] değil, sened zinciriyle kendilerini İmam el-Buhârî’ye bağlayan, hoca-talebe ilişkisi içinde aldıkları nüshalar üzerinden yürütmüşlerdir çalışmalarını. Elde mevcut herhangi bir şerhin giriş kısmına bakmakla bile bu husus kolayca teyit edilebilir.<br />
İşbu şifahi rivayetlerin, İmam el-Buhârî’den itibaren ulaştığı tevatür dolayısıyladır ki, elde hiçbir yazılı nüsha bulunmasaydı bile, bugün <em>Sahîh-i Buhârî </em>adıyla tedavülde bulunan eserin İmam el-Buhârî’ye aidiyeti konusunda en küçük bir şüphe duymayacaktık.<br />
Anlayacağın hokkabaz efendi, el-Buhârî’den yaklaşık 500 yıl sonra el-Yûnînî’nin elinde gördüğümüz <em>Sahîh-i Buhârî </em>nüshası hüdayi nabit ortaya çıkmadı. Kendisini İmam el-Buhârî’ye bağlayan o sened zincirleri olmasaydı bu ümmetin uleması el-Yûnînî’ye Mustafa İslamoğlu muamelesi yapardı!..<br />
el-Yûnînî hakkında hafız ez-Zehebî diyor ki: “(…) Kendisinden çok istifade ettiğimiz hocamız. (…) Baalbek ve Dimaşk’ta kendisinden çok ilim/rivayet aldım. (…) <em>Sahîh-i Buhârî</em>‘yi istinsah ve tahrir etti. İstinsah ettiği nüshayı aslıyla 1 senede mukabele ettiğini ve 11 kere dinlettiğini bana söylemişti…”[14]
ez-Zehebî’nin bir başka eserinde de şu bilgileri buluyoruz: “(…) <em>es-Sahîh</em>‘i İbnu’z-Zebîdî’den dinledi. Bu zat bu eseri rivayet eden en âlicenap kişiydi. İbnu’s-Sabbâh, Mükrem, İbnu’l-Lettî, el-Erbilî, Abdülvâhid b. Ebi’l-Madâ’, Ca’fer el-Ma’medânî, İbnu’l-Mukayyir, İbnu’r-Ravvâc, İbnu’l-Cümeyzî ve daha birçok kimseden de dinledi. Ebû Ali İbnu’l-Cevâlîkî ve bir grup alim Bağdat’tan, Mahmûd b. Mende ve bir grup alim Esbehan’dan, Ebu’l-Hattâb b. Dıhye ve bir grup alim Mısır’dan kendisine icazet verdi. (…) <em>es-Sahîh</em>‘i kopya etti, pek çok nüsha üzerinden kontrolünü gerçekleştirdi ve birçok defa aslıyla mukabele etti. Sonra o nüshayı İbn Mâlik’e[15] okudu…”[16]
İslamî rivayet sisteminde her bir eser, sahibinden itibaren bir sonraki nesle bir yandan imlâ, semâ’, kırâat, arz vd. usullerle aktarılırken, aynı zamanda mukabele edilmiş kopya nüshalar da oluşuyordu. <em>Sahîh-i Buhârî</em> de aynı şekilde musannıfından itibaren el-Yûnînî’ye gelene kadar zaten hoca-talebe ilişkisi içinde ve icazet sistemiyle aktarılmıştır. Bu aktarım hem eserin bu iş için akdedilen özel meclislerde okunması hem de her bir aşamasında asıl nüsha ile istinsah edilen nüshanın mukabele edilmesi suretiyle gerçekleşmiştir.<br />
Bu söylediklerim aynen el-Yûnînî’nin mesaisi için de geçerlidir. Acaba el-Yûnînî o meşhur çalışmayı hangi nüshaları esas alarak gerçekleştirmişti?<br />
Şu nüshaları:</p>
<ul>
<li>Ebû Zerr el-Herevî (434/1043) nüshası: el-Firebrî’ye üç ayrı raviyle (el-Müstemlî, es-Serahsî, el-Küşmîhenî) bağlanan bu nüsha el-Yûnînî’ye, Abdülcelîl (459/1067) tarikiyle İbn Hutay’e (560/1164) üzerinden ulaşmaktadır. Türkiye ve Fas’ta tesbit edilmiş kopyaları mevcuttur.</li>
<li>el-Asîlî (392/1002) nüshası: el-Firebrî’ye iki ayrı ravi (el-Cürcânî ve el-Mervezî) üzerinden bağlanan ve meşhur Mâlikî fakih ve muhaddisi İbn Abdilberr (463/1070) tarafından nakledilmiş olan nüshadır.</li>
<li>İbn Asâkir (571/1175) nüshası: 80 cilt halinde basılmış bulunan[17] ünlü <em>Târîhu Medîneti Dimaşk </em>isimli eserin müellifi olan İbn Asâkir’in bu nüshası, el-Firebrî’ye, el-Küşmîhenî ve İbn Şebbûye üzerinden ulaşmaktadır.</li>
<li>es-Sem’ânî (602/1205) nüshası: “Ebu’l-Vakt” diye bilinen hadis hafızı Abdülevvel b. Îsâ el-Herevî’nin es-Serahsî üzerinden el-Firebrî’ye ulaşan senediyle naklettiği bu nüsha, <em>el-Ensâb </em>başta olmak üzere birçok meşhur eserin sahibi es-Sem’ânî tarafından Ebu’l-Vakt’a okunmak suretiyle oluşturulmuştur.[18]</li>
</ul>
<p>Şunu da eklemiş olayım: <em>Sahîh-i Buhârî</em> nüshaları arasında karşılaştırma çalışması yapmak el-Yûnînî’ye mahsus değildir. es-Sâğânî (650/1252) gibi el-Yûnînî’den önce bu çalışmaları yapanlar olduğu gibi, es-Sehârenpûrî (1297/1880) gibi ondan sonra da yapanlar olmuştur.<br />
Bütün bunlar senin için bir şey ifade ediyor mu bay hokkabaz?</p>
<h2><strong>III.</strong></h2>
<p>“Ondan[19] onlarca yıl sonra iki kişi daha çıkıyor mesela. Aynî diye biri Buhârî’nin <em>Sahîh</em>‘ini şerh ettiğini söylüyor; “Bu da Buhârî’nin kitabı” diyor. Yine İbn Hacer el-Askalânî diye biri, <em>Fethu’l-Bârî </em>diye bir şerh yazıyor Buhârî’nin kitabına. “Bu da Buhârî” diyor. Ve biz üçünü[20] yan yana koyuyoruz; ama arasında tonlarca fark buluyoruz. Dolayısıyla hangisi Buhârî’nin kitabı?” diyorsun ya;<br />
el-Yûnînî’den “onlarca yıl sonra”[21] ortaya çıktığını söylediğin el-Aynî ve İbn Hacer’den önce <em>Sahîh-i Buhârî </em>üzerine –bir kısmını yukarıda özetle ifade ettiğim– düzinelerce çalışma yapıldığı ve bunların önemli bir bölümü de matbu olduğu halde, arada kocaman bir boşluk varmış gibi konuşman hem cehalet hem hıyanet.. Ama ben burada başka bir nokta üzerinde duracağım: Şu “tonlarca fark” meselesi!<br />
Şimdi cevap ver hokkabaz:</p>
<ol>
<li>el-Yûnînî ile İbn Hacer ve el-Aynî arasında “buluyoruz” dediğin o “tonlarca fark” nedir? Buna dair birkaç, evet sadece “birkaç” örnek ver ki, pişkince söylediğin yalanlara kanan insanlara “Evet, bu üç metnin üçü de el-Buhârî’ye ait olamaz” dedirtecek kadar birbirini nakzetsin!</li>
<li>İbn Hacer <em>Fethu’l-Bârî</em>‘yi telif ederken <em>Sahîh-i Buhârî </em>metnin ihtiva ettiği hadisleri bablara bütün olarak koymak yerine, üstünde duracağı kelimeleri/cümleleri şerhine parça parça almıştı. Günümüzde mevcut baskılarda ise Buhârî hadislerini her babda kâmilen buluyoruz. Sen hangi baskıyı esas aldın “İbn Hacer’in esas aldığı Buhârî metni budur” derken? Ve niçin o baskı?</li>
<li>İbn Hacer ve el-Aynî gibi şarihlerin mufassal şerhleri de, konu hakkında özel olarak kaleme alınmış –İbn Abdilhâdî’nin <em>el-İhtilâf Beyne Ruvâti’l-Buhârî</em>‘si gibi– monografiler de elimizde.[22]</li>
<li>İbn Hacer ve el-Aynî’nin şerhlerini –üstelik de el-Yûnînî edisyonu ile karşılaştırmalı şekilde!!– eline alıp incelemiş numarası yaparak sokaktaki insanı kandırman mümkün olabilir. Senin böyle numaralarda ne kadar usta olduğunu biliyorum. Onun için mesela “esas aldıkları rivayet aynı (Ebû Zerr el-Herevî rivayeti) olduğu halde neden “hasılı tahsil” pahasına bu iki şerhi karşılaştırdın da, mesela en-Nesefî rivayetini esas alan el-Kastallânî şerhini bahse konu etmedin” diye bir soruya muhatap olsan, eminim ki o meşhur kıvraklığınla bunun da altından kalkarsın sen!!</li>
<li>Hazır bu kopyayı da vermişken şöyle sorayım o zaman: el-Aynî veya İbn Hacer şerhiyle el-Kastallânî şerhi arasında, <em>Sahîh-i Buhârî</em>‘nin eldeki nüshalarının mevsukiyetini ciddi biçimde zedeleyecek birkaç örnek ver de, kamuoyu senin arsız bir sahtekâr olmadığını görsün!</li>
</ol>
<h2><strong>IV.</strong></h2>
<p>“Ahmed b. Hanbel’in <em>Müsned</em>‘i on yedinci yüzyılda, on yedinci yüzyılın son çeyreğinde ortaya çıkıncaya kadar, hicrî 241 yılında vefat etmiş olan Ahmed b. Hanbel’in <em>Müsned</em>‘i yok ortada! Yani o öldükten ne kadar sonra diyelim, yaklaşık 900-1000 yıl sonra önümüze bir kitap çıkarıyorlar; “Bu Ahmed b. Hanbel’in <em>Müsned</em>‘idir” diyorlar. İnanırsanız” diyorsun.<br />
Geri zekâlı bir insan dahi, mahcup olmamak için, konu hakkında ağzını açmadan önce gidip literatüre şöyle bir bakar. Ama senin ar damarın çürümüş olduğu için mahcup olamıyorsun, utanamıyorsun.<br />
İmam Ahmed’in <em>Müsned</em>‘i ile ilgili söyleyeceklerim de <em>Sahîh-i Buhârî</em> hakkında söylediklerimden farklı olmayacak. Bu eserin de bize kadar nakli 3 şekilde olmuştur: Yazma metinler, üzerine yapılan çalışmalar ve hafıza.</p>
<ol>
<li>
<h3>Yazma metinler.</h3>
</li>
</ol>
<p>XVII. yüzyılın son çeyreğinde ortaya çıktığını söylediğin <em>Müsned</em>‘in, 6/12, 7/13, 8/14, 9/15, 10/16. asırlara ait yazma nüshaları el’an çeşitli kütüphanelerde mevcut.[23]
<ol start="2">
<li>
<h3>Üzerine yapılan çalışmalar.</h3>
</li>
</ol>
<p>* <em>Müsned</em>‘deki hadisleri alfabetik sıraya koyarak zikreden bir eser ile, muhtevalarına göre bablara dağıtıldığı bir çalışmanın yazmaları Sezgin hoca tarafından zikredilmiştir.[24]
* Bir diğer “tebvîb” çalışmasının yazması Tübingen’dedir.[25]
* Nûruddîn el-Heysemî (807/1405) <em>Müsned</em>‘de bulunup da <em>Kütüb-i Sitte</em>‘de bulunmayan hadisleri (zevâid) <em>Gâyetu’l-Maksad</em> isimli eserinde toplamıştır. (“el-Heysemî” adını iyi biliyorsun. <em>Üç Muhammed </em>adlı o ucube kitapta bu hadis hafızının –bilahare burada zikrettiğim eserini de ihtiva eden ve “zevâid” edebiyatının en muhteşem örneğini oluşturan <em>Mecma’u’z-Zevâid </em>isimli muhalled eserini, “rivayet adına eline geçen her şeyi içine alan” diye nitelendirmiştin. Ta o zaman ettiğin lafların adamı olmadığını görmüş, uyarmıştım seni; hatırlıyorsun değil mi?..)<br />
* İbn Hacer el-Askalânî, <em>Müsned</em>‘deki hadisler üzerine “etrâf” çalışması yapmış, yani bu eserdeki hadislerin metinlerini ilk kelimelerini esas alarak alfabetik sıraya koymuştur.[26]
Bunlar dışında matbu eserler arasında İbnu’l-Cevzî’nin (597/1201) <em>Câmi’u’l-Mesânîd</em>‘i[27]ile İbn Kesîr’in (774/1373) <em>Câmi’u’l-Mesânîd ve’s-Sünen</em>‘i[28] de <em>Müsned</em>‘in muhtevasını aktaran eserler arasında ilk akla gelenlerdir. Her iki müellif de anılan eserlerinde muhtevalarını aktardıkları temel kaynakları, müelliflerine varan sened zincirleriyle almışlardır. Söz konusu senedler eserlerin baş taraflarında mezkûrdur.</p>
<h2><strong>V.</strong></h2>
<p>“Hadisler hadis kitabına girinceye kadar başına gelen, pişmiş tavuğun başına gelmemiş. (…) Siyasî, sosyal, ekonomik, dinsel, kabilevî nedenlerle hadisler yamuluyor yolda gelirken…” diye başlayıp devam eden herzeleri yemek için kendine sordurduğun “Hadis kitaplarının orijinalleri elimizde var mı? En eski nüshalar hangi tarihlere aittir?” sorusuna suratını bin bir şekle sokarak verdiğin cevaptan da hemen anlaşılacağı gibi, senin derdin hadis kitaplarının orijinal nüshaları falan değil; sıkıntın hadislerin bizzat kendisi!<br />
Hadis/sünnet konusundaki karın ağrın müzmin bir maraz haline dönüştüğü için sen, o meş’um ağzını her açtığında utanç verici biçimde biraz daha batacaksın “hızlân” bataklığına ve çırpındıkça daha da gömüleceksin, ta ki helak olup gidene kadar.<br />
Benim derdim, önce mahkeme-i kübraya “münker karşısında susmuş insan” olarak çıkmamak; ikinci olarak da senin zehirli ağına düşmek üzere olanlardan velev bir kişiye olsun senin gerçek yüzünü gösterebilmek. Onun için uzun bir cevap verme ihtiyacı hissettim.<br />
Yoksa salt “akademik/entelektüel saik”le bir kimse böyle bir soru sorsa ya da kendisine sorulan soruya cevap arasa, sadece takdir edilir. Ve dahi insafa davet etmek için de sorulur: Dünya üzerinde 1000-1200 sene öncesinden günümüze salimen gelmiş kaç yazma eser gösterilebilir?..<br />
Vesselâmu alâ menittebe’a’l-hüdâ…<br />
&nbsp;</p>
<h2>Yazmalardan Birkaç Örnek</h2>
<div id="attachment_5897" class="wp-caption aligncenter"><img loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-5897 jetpack-lazy-image jetpack-lazy-image--handled" src="https://i0.wp.com/ebubekirsifil.com/cdn/ZWJ1YmVraXJzaWZpbGNvbQ/01.jpg?resize=483%2C610&amp;ssl=1" sizes="(max-width: 483px) 100vw, 483px" srcset="https://i0.wp.com/ebubekirsifil.com/cdn/ZWJ1YmVraXJzaWZpbGNvbQ/01.jpg?w=483&amp;ssl=1 483w, https://i0.wp.com/ebubekirsifil.com/cdn/ZWJ1YmVraXJzaWZpbGNvbQ/01.jpg?resize=238%2C300&amp;ssl=1 238w, https://i0.wp.com/ebubekirsifil.com/cdn/ZWJ1YmVraXJzaWZpbGNvbQ/01.jpg?resize=100%2C126&amp;ssl=1 100w" alt="" width="483" height="610" data-recalc-dims="1" data-lazy-src="1" /></p>
<p class="wp-caption-text"><em>Sahîh-i Buhârî</em>‘nin Alphonse Mingana koleksiyonundaki el-Mervezî nüshasının ilk sayfası.</p>
</div>
<p>&nbsp;</p>
<div id="attachment_5901" class="wp-caption aligncenter"><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-5901 size-full jetpack-lazy-image jetpack-lazy-image--handled" src="https://i0.wp.com/ebubekirsifil.com/cdn/ZWJ1YmVraXJzaWZpbGNvbQ/02.jpg?resize=845%2C599&amp;ssl=1" sizes="(max-width: 845px) 100vw, 845px" srcset="https://i0.wp.com/ebubekirsifil.com/cdn/ZWJ1YmVraXJzaWZpbGNvbQ/02.jpg?w=845&amp;ssl=1 845w, https://i0.wp.com/ebubekirsifil.com/cdn/ZWJ1YmVraXJzaWZpbGNvbQ/02.jpg?resize=300%2C213&amp;ssl=1 300w, https://i0.wp.com/ebubekirsifil.com/cdn/ZWJ1YmVraXJzaWZpbGNvbQ/02.jpg?resize=768%2C544&amp;ssl=1 768w, https://i0.wp.com/ebubekirsifil.com/cdn/ZWJ1YmVraXJzaWZpbGNvbQ/02.jpg?resize=100%2C71&amp;ssl=1 100w" alt="" width="845" height="599" data-recalc-dims="1" data-lazy-src="1" /></p>
<p class="wp-caption-text">Alphonse Mingana koleksiyonundaki el-Mervezî nüshasının iç sayfalarından bir örnek.</p>
</div>
<div id="attachment_5902" class="wp-caption aligncenter"><img loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-5902 jetpack-lazy-image jetpack-lazy-image--handled" src="https://i2.wp.com/ebubekirsifil.com/cdn/ZWJ1YmVraXJzaWZpbGNvbQ/03.jpg?resize=833%2C599&amp;ssl=1" sizes="(max-width: 833px) 100vw, 833px" srcset="https://i2.wp.com/ebubekirsifil.com/cdn/ZWJ1YmVraXJzaWZpbGNvbQ/03.jpg?w=833&amp;ssl=1 833w, https://i2.wp.com/ebubekirsifil.com/cdn/ZWJ1YmVraXJzaWZpbGNvbQ/03.jpg?resize=300%2C216&amp;ssl=1 300w, https://i2.wp.com/ebubekirsifil.com/cdn/ZWJ1YmVraXJzaWZpbGNvbQ/03.jpg?resize=768%2C552&amp;ssl=1 768w, https://i2.wp.com/ebubekirsifil.com/cdn/ZWJ1YmVraXJzaWZpbGNvbQ/03.jpg?resize=100%2C72&amp;ssl=1 100w" alt="" width="833" height="599" data-recalc-dims="1" data-lazy-src="1" /></p>
<p class="wp-caption-text">Alphonse Mingana koleksiyonundaki el-Mervezî nüshasının son sayfası.</p>
</div>
<div id="attachment_5903" class="wp-caption aligncenter"><img loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-5903 jetpack-lazy-image jetpack-lazy-image--handled" src="https://i0.wp.com/ebubekirsifil.com/cdn/ZWJ1YmVraXJzaWZpbGNvbQ/04.jpg?resize=1031%2C628&amp;ssl=1" sizes="(max-width: 1031px) 100vw, 1031px" srcset="https://i0.wp.com/ebubekirsifil.com/cdn/ZWJ1YmVraXJzaWZpbGNvbQ/04.jpg?w=1191&amp;ssl=1 1191w, https://i0.wp.com/ebubekirsifil.com/cdn/ZWJ1YmVraXJzaWZpbGNvbQ/04.jpg?resize=300%2C183&amp;ssl=1 300w, https://i0.wp.com/ebubekirsifil.com/cdn/ZWJ1YmVraXJzaWZpbGNvbQ/04.jpg?resize=768%2C468&amp;ssl=1 768w, https://i0.wp.com/ebubekirsifil.com/cdn/ZWJ1YmVraXJzaWZpbGNvbQ/04.jpg?resize=1024%2C624&amp;ssl=1 1024w, https://i0.wp.com/ebubekirsifil.com/cdn/ZWJ1YmVraXJzaWZpbGNvbQ/04.jpg?resize=100%2C61&amp;ssl=1 100w, https://i0.wp.com/ebubekirsifil.com/cdn/ZWJ1YmVraXJzaWZpbGNvbQ/04.jpg?resize=1031%2C628&amp;ssl=1 1031w" alt="" width="1031" height="628" data-recalc-dims="1" data-lazy-src="1" /></p>
<p class="wp-caption-text"><em>Sahîh-i Buhârî</em>‘nin VI. cüzünün Milli Kütüphane-1123’de kayıtlı nüshasının ilk sayfası.</p>
</div>
<div id="attachment_5904" class="wp-caption aligncenter"><img loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-5904 jetpack-lazy-image jetpack-lazy-image--handled" src="https://i1.wp.com/ebubekirsifil.com/cdn/ZWJ1YmVraXJzaWZpbGNvbQ/05.jpg?resize=1031%2C628&amp;ssl=1" sizes="(max-width: 1031px) 100vw, 1031px" srcset="https://i1.wp.com/ebubekirsifil.com/cdn/ZWJ1YmVraXJzaWZpbGNvbQ/05.jpg?w=1191&amp;ssl=1 1191w, https://i1.wp.com/ebubekirsifil.com/cdn/ZWJ1YmVraXJzaWZpbGNvbQ/05.jpg?resize=300%2C183&amp;ssl=1 300w, https://i1.wp.com/ebubekirsifil.com/cdn/ZWJ1YmVraXJzaWZpbGNvbQ/05.jpg?resize=768%2C468&amp;ssl=1 768w, https://i1.wp.com/ebubekirsifil.com/cdn/ZWJ1YmVraXJzaWZpbGNvbQ/05.jpg?resize=1024%2C623&amp;ssl=1 1024w, https://i1.wp.com/ebubekirsifil.com/cdn/ZWJ1YmVraXJzaWZpbGNvbQ/05.jpg?resize=100%2C61&amp;ssl=1 100w, https://i1.wp.com/ebubekirsifil.com/cdn/ZWJ1YmVraXJzaWZpbGNvbQ/05.jpg?resize=1031%2C628&amp;ssl=1 1031w" alt="" width="1031" height="628" data-recalc-dims="1" data-lazy-src="1" /></p>
<p class="wp-caption-text">Aynı nüshanın son sayfası. Soldaki son sayfanın köşesine Şemsuddîn Ebû Abdillâh Muhammed b. Abdiddâim’in (775/1374) kırâat, orada bulunanların da semâ’ ettiği kaydı düşülmüş. Bu kayıt <em>Sahîh-i Buhârî</em>‘nin diğer cüzlerine ait nüshnalarda da var.</p>
</div>
<div id="attachment_5905" class="wp-caption aligncenter"><img loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-5905 jetpack-lazy-image jetpack-lazy-image--handled" src="https://i1.wp.com/ebubekirsifil.com/cdn/ZWJ1YmVraXJzaWZpbGNvbQ/06.jpg?resize=1031%2C750&amp;ssl=1" sizes="(max-width: 1031px) 100vw, 1031px" srcset="https://i1.wp.com/ebubekirsifil.com/cdn/ZWJ1YmVraXJzaWZpbGNvbQ/06.jpg?w=1269&amp;ssl=1 1269w, https://i1.wp.com/ebubekirsifil.com/cdn/ZWJ1YmVraXJzaWZpbGNvbQ/06.jpg?resize=300%2C218&amp;ssl=1 300w, https://i1.wp.com/ebubekirsifil.com/cdn/ZWJ1YmVraXJzaWZpbGNvbQ/06.jpg?resize=768%2C559&amp;ssl=1 768w, https://i1.wp.com/ebubekirsifil.com/cdn/ZWJ1YmVraXJzaWZpbGNvbQ/06.jpg?resize=1024%2C745&amp;ssl=1 1024w, https://i1.wp.com/ebubekirsifil.com/cdn/ZWJ1YmVraXJzaWZpbGNvbQ/06.jpg?resize=100%2C73&amp;ssl=1 100w, https://i1.wp.com/ebubekirsifil.com/cdn/ZWJ1YmVraXJzaWZpbGNvbQ/06.jpg?resize=1031%2C750&amp;ssl=1 1031w" alt="" width="1031" height="750" data-recalc-dims="1" data-lazy-src="1" /></p>
<p class="wp-caption-text"><em>Müsned</em>‘in ilk cüzünün, (Feyzullah Efendi) bir nüshasının semâ’ kayıtlarının bulunduğu ilk sayfası. En üstte bu cüzün İbnu’n-Neccârî’ye (690/1291) okunduğu kayıtlı. Bu zat meşhur müsnid Fahruddîn Ebu’l-Hasen Ali b. Ahmed es-Sâlihî el-Hanbelî’dir. Sayfanın alt tarafındaki kayıtta bu cildin 656/1258 yılında semâ’ edildiği, mecliste kıraatın Şemsuddîn Muhammed b. Abdirrahîm b. Abdilvâhid (688/1289) tarafından yapıldığı, en altında ise bu nüshanın Abdurrahman b. Muhammed b. Ahmed el-Makdisî (682/1283) tarafından tashih edildiği belirtiliyor.</p>
</div>
<div id="attachment_5906" class="wp-caption aligncenter"><img loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-5906 jetpack-lazy-image jetpack-lazy-image--handled" src="https://i0.wp.com/ebubekirsifil.com/cdn/ZWJ1YmVraXJzaWZpbGNvbQ/07.jpg?resize=1031%2C742&amp;ssl=1" sizes="(max-width: 1031px) 100vw, 1031px" srcset="https://i0.wp.com/ebubekirsifil.com/cdn/ZWJ1YmVraXJzaWZpbGNvbQ/07.jpg?w=1268&amp;ssl=1 1268w, https://i0.wp.com/ebubekirsifil.com/cdn/ZWJ1YmVraXJzaWZpbGNvbQ/07.jpg?resize=300%2C216&amp;ssl=1 300w, https://i0.wp.com/ebubekirsifil.com/cdn/ZWJ1YmVraXJzaWZpbGNvbQ/07.jpg?resize=768%2C553&amp;ssl=1 768w, https://i0.wp.com/ebubekirsifil.com/cdn/ZWJ1YmVraXJzaWZpbGNvbQ/07.jpg?resize=1024%2C737&amp;ssl=1 1024w, https://i0.wp.com/ebubekirsifil.com/cdn/ZWJ1YmVraXJzaWZpbGNvbQ/07.jpg?resize=100%2C72&amp;ssl=1 100w, https://i0.wp.com/ebubekirsifil.com/cdn/ZWJ1YmVraXJzaWZpbGNvbQ/07.jpg?resize=1031%2C742&amp;ssl=1 1031w" alt="" width="1031" height="742" data-recalc-dims="1" data-lazy-src="1" /></p>
<p class="wp-caption-text"><em>Müsned</em>deki, “Aşere-i Mübeşşere” ve “Ehl-i Beyt” rivayetlerini muhtevi cüzün Feyzullah Efendi-514 ‘deki nüshasının ilk sayfası.</p>
</div>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-5907 size-full jetpack-lazy-image jetpack-lazy-image--handled" src="https://i0.wp.com/ebubekirsifil.com/cdn/ZWJ1YmVraXJzaWZpbGNvbQ/08.jpg?resize=1031%2C786&amp;ssl=1" sizes="(max-width: 1031px) 100vw, 1031px" srcset="https://i0.wp.com/ebubekirsifil.com/cdn/ZWJ1YmVraXJzaWZpbGNvbQ/08.jpg?w=1270&amp;ssl=1 1270w, https://i0.wp.com/ebubekirsifil.com/cdn/ZWJ1YmVraXJzaWZpbGNvbQ/08.jpg?resize=300%2C229&amp;ssl=1 300w, https://i0.wp.com/ebubekirsifil.com/cdn/ZWJ1YmVraXJzaWZpbGNvbQ/08.jpg?resize=768%2C585&amp;ssl=1 768w, https://i0.wp.com/ebubekirsifil.com/cdn/ZWJ1YmVraXJzaWZpbGNvbQ/08.jpg?resize=1024%2C780&amp;ssl=1 1024w, https://i0.wp.com/ebubekirsifil.com/cdn/ZWJ1YmVraXJzaWZpbGNvbQ/08.jpg?resize=100%2C76&amp;ssl=1 100w, https://i0.wp.com/ebubekirsifil.com/cdn/ZWJ1YmVraXJzaWZpbGNvbQ/08.jpg?resize=1031%2C786&amp;ssl=1 1031w" alt="" width="1031" height="786" data-recalc-dims="1" data-lazy-src="1" /></p>
<div id="attachment_5908" class="wp-caption aligncenter"><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-5908 size-full jetpack-lazy-image jetpack-lazy-image--handled" src="https://i0.wp.com/ebubekirsifil.com/cdn/ZWJ1YmVraXJzaWZpbGNvbQ/09.jpg?resize=1031%2C754&amp;ssl=1" sizes="(max-width: 1031px) 100vw, 1031px" srcset="https://i0.wp.com/ebubekirsifil.com/cdn/ZWJ1YmVraXJzaWZpbGNvbQ/09.jpg?w=1266&amp;ssl=1 1266w, https://i0.wp.com/ebubekirsifil.com/cdn/ZWJ1YmVraXJzaWZpbGNvbQ/09.jpg?resize=300%2C219&amp;ssl=1 300w, https://i0.wp.com/ebubekirsifil.com/cdn/ZWJ1YmVraXJzaWZpbGNvbQ/09.jpg?resize=768%2C562&amp;ssl=1 768w, https://i0.wp.com/ebubekirsifil.com/cdn/ZWJ1YmVraXJzaWZpbGNvbQ/09.jpg?resize=1024%2C749&amp;ssl=1 1024w, https://i0.wp.com/ebubekirsifil.com/cdn/ZWJ1YmVraXJzaWZpbGNvbQ/09.jpg?resize=100%2C73&amp;ssl=1 100w, https://i0.wp.com/ebubekirsifil.com/cdn/ZWJ1YmVraXJzaWZpbGNvbQ/09.jpg?resize=1031%2C754&amp;ssl=1 1031w" alt="" width="1031" height="754" data-recalc-dims="1" data-lazy-src="1" /></p>
<p class="wp-caption-text">Aynı cüzün VIII/XIV, IX/XV ve X/XVI. asırları ait semâ’ kayıtları.</p>
</div>
<div id="attachment_5909" class="wp-caption aligncenter"><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-5909 size-full jetpack-lazy-image jetpack-lazy-image--handled" src="https://i1.wp.com/ebubekirsifil.com/cdn/ZWJ1YmVraXJzaWZpbGNvbQ/10.jpg?resize=1031%2C786&amp;ssl=1" sizes="(max-width: 1031px) 100vw, 1031px" srcset="https://i1.wp.com/ebubekirsifil.com/cdn/ZWJ1YmVraXJzaWZpbGNvbQ/10.jpg?w=1270&amp;ssl=1 1270w, https://i1.wp.com/ebubekirsifil.com/cdn/ZWJ1YmVraXJzaWZpbGNvbQ/10.jpg?resize=300%2C229&amp;ssl=1 300w, https://i1.wp.com/ebubekirsifil.com/cdn/ZWJ1YmVraXJzaWZpbGNvbQ/10.jpg?resize=768%2C585&amp;ssl=1 768w, https://i1.wp.com/ebubekirsifil.com/cdn/ZWJ1YmVraXJzaWZpbGNvbQ/10.jpg?resize=1024%2C780&amp;ssl=1 1024w, https://i1.wp.com/ebubekirsifil.com/cdn/ZWJ1YmVraXJzaWZpbGNvbQ/10.jpg?resize=100%2C76&amp;ssl=1 100w, https://i1.wp.com/ebubekirsifil.com/cdn/ZWJ1YmVraXJzaWZpbGNvbQ/10.jpg?resize=1031%2C786&amp;ssl=1 1031w" alt="" width="1031" height="786" data-recalc-dims="1" data-lazy-src="1" /></p>
<p class="wp-caption-text">Nûruddîn el-Heysemî’nin <em>Ğâyetu’l-Maksad</em>‘ının ikinci kısmının Feyzullah Efendi-515’deki nüshası.</p>
</div>
<div id="attachment_5910" class="wp-caption aligncenter"><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-5910 size-full jetpack-lazy-image jetpack-lazy-image--handled" src="https://i1.wp.com/ebubekirsifil.com/cdn/ZWJ1YmVraXJzaWZpbGNvbQ/11.jpg?resize=1031%2C820&amp;ssl=1" sizes="(max-width: 1031px) 100vw, 1031px" srcset="https://i1.wp.com/ebubekirsifil.com/cdn/ZWJ1YmVraXJzaWZpbGNvbQ/11.jpg?w=1101&amp;ssl=1 1101w, https://i1.wp.com/ebubekirsifil.com/cdn/ZWJ1YmVraXJzaWZpbGNvbQ/11.jpg?resize=300%2C239&amp;ssl=1 300w, https://i1.wp.com/ebubekirsifil.com/cdn/ZWJ1YmVraXJzaWZpbGNvbQ/11.jpg?resize=768%2C611&amp;ssl=1 768w, https://i1.wp.com/ebubekirsifil.com/cdn/ZWJ1YmVraXJzaWZpbGNvbQ/11.jpg?resize=1024%2C815&amp;ssl=1 1024w, https://i1.wp.com/ebubekirsifil.com/cdn/ZWJ1YmVraXJzaWZpbGNvbQ/11.jpg?resize=100%2C80&amp;ssl=1 100w, https://i1.wp.com/ebubekirsifil.com/cdn/ZWJ1YmVraXJzaWZpbGNvbQ/11.jpg?resize=1031%2C820&amp;ssl=1 1031w" alt="" width="1031" height="820" data-recalc-dims="1" data-lazy-src="1" /></p>
<p class="wp-caption-text"><em>Ğâyetu’l-Maksad</em>‘ın ferağ kaydı. Yıl: 779/1378. Yan tarafta bizzat müellifine okunmak suretiyle müellif aslıyla mukabelesinin yapıldığı belirtiliyor.</p>
</div>
<div id="attachment_5911" class="wp-caption aligncenter"><img loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-5911 jetpack-lazy-image jetpack-lazy-image--handled" src="https://i1.wp.com/ebubekirsifil.com/cdn/ZWJ1YmVraXJzaWZpbGNvbQ/12.jpg?resize=1031%2C783&amp;ssl=1" sizes="(max-width: 1031px) 100vw, 1031px" srcset="https://i1.wp.com/ebubekirsifil.com/cdn/ZWJ1YmVraXJzaWZpbGNvbQ/12.jpg?w=1222&amp;ssl=1 1222w, https://i1.wp.com/ebubekirsifil.com/cdn/ZWJ1YmVraXJzaWZpbGNvbQ/12.jpg?resize=300%2C228&amp;ssl=1 300w, https://i1.wp.com/ebubekirsifil.com/cdn/ZWJ1YmVraXJzaWZpbGNvbQ/12.jpg?resize=768%2C583&amp;ssl=1 768w, https://i1.wp.com/ebubekirsifil.com/cdn/ZWJ1YmVraXJzaWZpbGNvbQ/12.jpg?resize=1024%2C778&amp;ssl=1 1024w, https://i1.wp.com/ebubekirsifil.com/cdn/ZWJ1YmVraXJzaWZpbGNvbQ/12.jpg?resize=100%2C76&amp;ssl=1 100w, https://i1.wp.com/ebubekirsifil.com/cdn/ZWJ1YmVraXJzaWZpbGNvbQ/12.jpg?resize=1031%2C783&amp;ssl=1 1031w" alt="" width="1031" height="783" data-recalc-dims="1" data-lazy-src="1" /></p>
<p class="wp-caption-text"><em>Müsned</em>‘in Feyzullah Efendi-518’deki bir diğer cüzü. Sağdaki sayfada yer alan semâ’ kaydı, nüshanın kıraat edildiği meclislerin sonuncusunun h. 590’lı yıllarda akdedildiğini söylüyor. Soldaki sayfada ise bir başka meclisin 668/1270 yılında tamamlandığı kayıtlı.</p>
</div>
<p><b>Bitirirken iğneyi kendimize batıralım:</b><br />
Burada fotoğrafını verdiğim yazmalar düzinelercesi arasından rastgele aldığım örneklerdir. Türkiye’deki yazma eser kütüphanelerinde titiz bir fihristleme çalışmasının henüz tam olarak yapılamadığını biliyoruz. Kültür Bakanlığı’ndan vakit geçirmeden bu hayatî alana el atmasını bekliyoruz.<br />
Böyle bir çalışmanın gerçekleşmesi halinde pek çok eserin varlığının gün yüzüne çıkacağı kesindir. Aynı durum şu veya bu oranda dünyadaki İslamî yazmaların bulunduğu pek çok kütüphane için de geçerlidir.<br />
Bir yandan bu gerçek, diğer yandan da Muhammed Zâhid el-Kevserî, Şu’ayb el-Arnaût, Fuat Sezgin vb. gibi yazma eserler alanında vukufiyet kesbetmiş mütehassıslar yetiştirme konusundaki aymazlığımız Mustafa İslamoğlu gibi tiplerin tahrifat ve tahribatına zemin oluşturuyor ne yazık ki…<br />
<strong>Ebubekir Sifil – 30 Temmuz 2018</strong></p>
<h1><strong>Kaynakça/Dipnotlar</strong></h1>
<hr />
[1] https://www.youtube.com/watch?v=psY4-Q7xB0U</p>
<hr />
[2] Hadis terminolojisinde “şeyh”, kendisinden hadis alınan ravi hakkında kullanılan (bir nevi “hoca” anlamında) bir tabirdir.</p>
<hr />
[3] Sezgin, <em>Buhârî’nin Kaynakları</em>, 169.</p>
<hr />
[4] Sezgin, <em>a.g.e.</em>, 32.</p>
<hr />
[5] Sezgin, <em>Târîhu’t-Turâs</em>, I/2, 136.</p>
<hr />
[6] Sezgin, <em>Târîhu’t-Turâs</em>, I/2, 221.</p>
<hr />
[7] Bu nisbeyi de “Fîrabrî” şeklinde –birinci “i”yi uzatarak– telaffuz ediyorsun; yanlış! Doğrusu “Firebrî” olacak.[8] Alphonse Mingana’nın (1973) şahsî kütüphanesinde mahfuz bulunan bu nüshanın durumu ve hususiyetleri için bkz. Abdülvahap Özsoy, <em>Buhârî Nüshaları ve Nüsha Farklılıkları</em>, 156 vd.</p>
<hr />
[9] Muhammed el-Menûnî, “Sahîhu’l-Buhârî fi’d-Dirâsâti’l-Mağribiyye”, <em>Mecelletu Da’veti’l-Hakk</em>, I, 511 vd. el-Menûnî adı geçen makalesinde şu veya bu oranda günümüze ulaşmış bulunan 11 nüsha hakkında bilgi vermektedir. Ayrıca bkz. Cum’a Fethî Abdülhalîm, <em>Rivâyâtu’l-Câmi’i’s-Sahîh</em>, 374 vd.;</p>
<hr />
[10] Sezgin, <em>Buhârî’nin Kaynakları</em>, 190.</p>
<hr />
[11] Abdülvahap Özsoy, <em>Buhârî Nüshaları ve Nüsha Farklılıklarının Mahiyeti Üzerine</em>, 156.</p>
<hr />
[12] İslamî rivayet kültüründe ezberin yeri/önemi ve hafızasıyla isimlerle ilgili anekdotlar için bkz. İbn Hilâl el-Askerî, <em>el-Hass alâ Talebi’l-İlm</em>; el-Hatîbu’l-Bağdâdî, <em>el-Hass alâ Hıfzi’l-Hadîs</em>; İbnu’l-Cevzî, <em>el-Hass alâ Hıfzi’l-İlm</em>…</p>
<hr />
[13] Hadis tarihinde “vicâde” denilen buluntu nüshalardan rivayetin pek tensip ve tenezzül edilen bir şey olmadığı yine ehlinin malumudur. Vicâde’lerden yapılan nakillerin makbuliyeti için belli şartlar bulunmalıdır. Konunun detayları için Usul-i Hadis kaynaklarına başvurulmalıdır.</p>
<hr />
[14] ez-Zehebî, <em>el-Mu’cemu’l-Kebîr</em>, II, 40.</p>
<hr />
[15] <em>Elfiye </em>sahibi meşhur Nahiv alimi.</p>
<hr />
[16] ez-Zehebî, <em>Zeylu Târîhi’l-İslâm</em>, 18.</p>
<hr />
[17] Ömer b. Ğarâme el-Amravî tahkikiyle, Dâru’l-Fikr, Beyrut-1415/1995.</p>
<hr />
[18] Bkz. Arafat Aydın-Ali Albayrak, “Sahîh-i Buhârî Nüshalarına Dair Yani Bulgular: Bulak Baskısı, Yûnînî Yazmaları ve Abdullah b. Sâlim el-Basrî Nüshası”, <em>İslâm Araştırmaları Dergisi</em>, sayı: 35, yıl: 20169-10; el-Kastallânî, <em>İrşâdu’s-Sârî</em>, I, 40; el-Kettânî, <em>er-Risâletu’l-Müstetrafe</em>, 25 vd.</p>
<hr />
[19] el-Yûnînî’den.</p>
<hr />
[20] el-Yûnînî nüshası ile el-Aynî ve İbn Hacer şerhleri.</p>
<hr />
[21] Aslında yaklaşık bir buçuk asır sonra!</p>
<hr />
[22] Ebû Mes’ûd ed-Dimaşkî’nin <em>Etrâfu’s-Sahîhayn</em>‘da ve Ebû Ali el-Ğassânî’nin<em>Takyîdu’l-Mühmel</em>‘in sonunda yatığı gibi, farklı maksatlarla kaleme alındıkları halde nüsha ihtilaflarına da değinen eserler de mevcuttur.</p>
<hr />
[23] Sezgin, <em>Târîhu’t-Turâs</em>, I/2, 220-1.</p>
<hr />
[24] Sezgin, <em>a.g.e.</em>, I/2, 221.</p>
<hr />
[25] Brockelmann, <em>Târîhu’l-Edebi’l-Arabî</em>, III, 311.</p>
<hr />
[26] <em>İtrâfu’l-Müsnidi’l-Mu’telî </em>adını verdiği bu çalışma da matbudur.</p>
<hr />
[27] İmam Ahmed’in <em>Müsned</em>‘i, <em>Sahîhân</em> ve <em>Sünen-i Tirmizî</em>‘deki hadislerin, sahabî ravilerinin alfabetik sırasına göre dizilmesiyle oluşturulmuştur; 8 cilt halinde matbudur.</p>
<hr />
<p class="cf-tweet-this cf-tt-target cf-tt-out-of-bounds cf-tt-out-of-bounds-bottom cf-tt-element-attached-bottom cf-tt-element-attached-center cf-tt-target-attached-top cf-tt-target-attached-center cf-tt-abutted cf-tt-abutted-top">[28] Ahmed b. Hanbel, Ebû Ya’lâ ve el-Bezzâr’ın <em>Müsned</em>‘leri, <em>Kütüb-i Sitte</em> ve et-Taberânî’nin iki <em>Mu’cem</em>‘indeki hadislerin sahabî ravilerinin alfabetik dizilimine göre zikredildiği bu eser de 37 cilt halinde basılmıştır. İbn Kesîr’in ömrü vefa etmediği için tamamlayamadığı Ebû Hureyre (r.a) müsnedlerinin bir kısmı da bu baskıda Abdüsselâm b. Muhammed Allûş tarafından eserin sonuna ilave edilmiştir.</p>
<p>Kaynak: https://ebubekirsifil.com/s/mustafa-islamoglu/patentli-yalanlar-serisi/
</p></div>The post <a href="https://ateistlerecevap.org/mustafa-islamoglu-patentli-yalanlar-serisi-guncellenmis/" data-wpel-link="internal">Mustafa İslamoğlu Patentli Yalanlar Serisi Güncellenmiş!</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ateistlerecevap.org/mustafa-islamoglu-patentli-yalanlar-serisi-guncellenmis/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İki Bayram Arası Düğün Olmaz mı?</title>
		<link>https://ateistlerecevap.org/iki-bayram-arasi-dugun-olmaz-mi/</link>
					<comments>https://ateistlerecevap.org/iki-bayram-arasi-dugun-olmaz-mi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ateistlere Cevaplar]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 29 Jul 2018 18:56:20 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Hurafeler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.ateistlerecevap.org/?p=2636</guid>

					<description><![CDATA[<p>Halk arasında konuşulan bazı meseleler yarım ve yanlış anlaşılmıştır. Bunlardan birisi de &#8220;İki bayram arasında düğün yapılmaz, nikâh kıyılmaz.&#8221; düşüncesidir. Şartlar ve imkânlar hazır olduğu zaman, senenin bütün gün ve saatlerinde düğün yapılabilir, evlenilebilir, nikâh kıyılabilir. Yani nikâh için belli bir zaman ve vakit yoktur. &#8220;Nikâh şu gün caiz olur, şu gün caiz olmaz.&#8221; diye [&#8230;]</p>
The post <a href="https://ateistlerecevap.org/iki-bayram-arasi-dugun-olmaz-mi/" data-wpel-link="internal">İki Bayram Arası Düğün Olmaz mı?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/07/iki-bayram-arasi-dugun-olmaz.jpg" data-wpel-link="internal"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-2637" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/07/iki-bayram-arasi-dugun-olmaz.jpg" alt="İki Bayram Arası Düğün Olmaz" width="718" height="718" srcset="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/07/iki-bayram-arasi-dugun-olmaz.jpg 718w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/07/iki-bayram-arasi-dugun-olmaz-300x300.jpg 300w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/07/iki-bayram-arasi-dugun-olmaz-150x150.jpg 150w" sizes="(max-width: 718px) 100vw, 718px" /></a><br />
Halk arasında konuşulan bazı meseleler yarım ve yanlış anlaşılmıştır. Bunlardan birisi de &#8220;İki bayram arasında düğün yapılmaz, nikâh kıyılmaz.&#8221; düşüncesidir.<br />
Şartlar ve imkânlar hazır olduğu zaman, senenin bütün gün ve saatlerinde düğün yapılabilir, evlenilebilir, nikâh kıyılabilir. Yani nikâh için belli bir zaman ve vakit yoktur. &#8220;Nikâh şu gün caiz olur, şu gün caiz olmaz.&#8221; diye bir şart yoktur.<br />
Ancak bu nikah işini yaparken namazlarımızı aksatmamak şartıyla yapmamız lazım örneğin Cuma günü cuma namazı vaktinde nikah yapıp namaza gitmek engellenirse caiz olmaz.<br />
&nbsp;</p>The post <a href="https://ateistlerecevap.org/iki-bayram-arasi-dugun-olmaz-mi/" data-wpel-link="internal">İki Bayram Arası Düğün Olmaz mı?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ateistlerecevap.org/iki-bayram-arasi-dugun-olmaz-mi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Merdiven Altından Geçmek Uğursuzluk Mudur?</title>
		<link>https://ateistlerecevap.org/merdiven-altindan-gecmek-ugursuzluk-mudur/</link>
					<comments>https://ateistlerecevap.org/merdiven-altindan-gecmek-ugursuzluk-mudur/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ateistlere Cevaplar]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 29 Jul 2018 18:52:40 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Hurafeler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.ateistlerecevap.org/?p=2633</guid>

					<description><![CDATA[<p>Halk arasında dolaşan ve İslam’a atfedilen bir çok hurafe ve yanlış bilgiler vardır. Bunlardan birisi de “Merdiven altından geçmeyi uğursuzluk saymaktır.” Ancak böyle bir şey İslam’da yoktur bu halk arasında dolaşan bir hurafedir böyle şeylere itibar etmeyin inanmayın böyle şeyleri yapmayın yaymayın, böyle bir şey duyduğunuz zaman söyleyen kişiyi hemen uyarın ve dinimizde böyle bir [&#8230;]</p>
The post <a href="https://ateistlerecevap.org/merdiven-altindan-gecmek-ugursuzluk-mudur/" data-wpel-link="internal">Merdiven Altından Geçmek Uğursuzluk Mudur?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/07/Merdiven-altindan-gecmek-ugursuzluk-mudur.jpg" data-wpel-link="internal"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-2634" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/07/Merdiven-altindan-gecmek-ugursuzluk-mudur.jpg" alt="Merdiven-altından-geçmek-uğursuzluk-mudur" width="718" height="718" srcset="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/07/Merdiven-altindan-gecmek-ugursuzluk-mudur.jpg 718w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/07/Merdiven-altindan-gecmek-ugursuzluk-mudur-300x300.jpg 300w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/07/Merdiven-altindan-gecmek-ugursuzluk-mudur-150x150.jpg 150w" sizes="(max-width: 718px) 100vw, 718px" /></a><br />
Halk arasında dolaşan ve İslam’a atfedilen bir çok hurafe ve yanlış bilgiler vardır. Bunlardan birisi de “Merdiven altından geçmeyi uğursuzluk saymaktır.”<br />
Ancak böyle bir şey İslam’da yoktur bu halk arasında dolaşan bir hurafedir böyle şeylere itibar etmeyin inanmayın böyle şeyleri yapmayın yaymayın, böyle bir şey duyduğunuz zaman söyleyen kişiyi hemen uyarın ve dinimizde böyle bir şey olmadığını anlatın.</p>The post <a href="https://ateistlerecevap.org/merdiven-altindan-gecmek-ugursuzluk-mudur/" data-wpel-link="internal">Merdiven Altından Geçmek Uğursuzluk Mudur?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ateistlerecevap.org/merdiven-altindan-gecmek-ugursuzluk-mudur/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ankebut 13 ve Fatır 18 ayetleri çelişiyor mu? Bir kişi başkasının günahını yüklenir mi yüklenmez mi?</title>
		<link>https://ateistlerecevap.org/ankebut-13-ve-fatir-18-ayetleri-celisiyor-mu/</link>
					<comments>https://ateistlerecevap.org/ankebut-13-ve-fatir-18-ayetleri-celisiyor-mu/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ateistlere Cevaplar]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 26 Jul 2018 10:58:33 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sözde Çelişkili Ayetler(!)]]></category>
		<category><![CDATA[Ankebut 13 ve Fatır 18]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.ateistlerecevap.org/?p=2610</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ankebut 13 ayeti ile Fatır 18 ve Necm 38 ayetleri çelişiyor mu? Bir kişi başkasının günahını yüklenir mi yüklenmez mi? Fatır Suresi 18. ayette &#8220;Hiç bir günahkâr, başkasının günahını yüklenmez&#8230;” buyurularak genel kaide verilmiştir. Mesela, bir genç zina ettiyse babası bundan mesul değildir. Ya da bir adam faizle kredi çektiyse hanımı bu günahtan sorumlu değildir. [&#8230;]</p>
The post <a href="https://ateistlerecevap.org/ankebut-13-ve-fatir-18-ayetleri-celisiyor-mu/" data-wpel-link="internal">Ankebut 13 ve Fatır 18 ayetleri çelişiyor mu? Bir kişi başkasının günahını yüklenir mi yüklenmez mi?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/07/ANkebut-13-ve-Fatir-18-ayetleri-celisiyor-mu.jpg" data-wpel-link="internal"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-2611 size-full" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/07/ANkebut-13-ve-Fatir-18-ayetleri-celisiyor-mu.jpg" alt="" width="600" height="320" /></a></p>
<h1 style="font-size: 18px;"><span style="color: #008080;"><strong>Ankebut 13 ayeti ile Fatır 18 ve Necm 38 ayetleri çelişiyor mu? Bir kişi başkasının günahını yüklenir mi yüklenmez mi?</strong></span></h1>
<div class="su-note"  style="border-color:#e5e54c;border-radius:3px;-moz-border-radius:3px;-webkit-border-radius:3px;"><div class="su-note-inner su-u-clearfix su-u-trim" style="background-color:#FFFF66;border-color:#ffffff;color:#333333;border-radius:3px;-moz-border-radius:3px;-webkit-border-radius:3px;">Andolsun, onlar mutlaka kendi yüklerini ve kendi yükleriyle beraber nice ağır yükleri yükleneceklerdir. Uydurmakta oldukları şeylerden de kıyamet günü şüphesiz, sorguya çekileceklerdir. (Ankebut-13)</div></div>
<div class="su-note"  style="border-color:#e5e54c;border-radius:3px;-moz-border-radius:3px;-webkit-border-radius:3px;"><div class="su-note-inner su-u-clearfix su-u-trim" style="background-color:#FFFF66;border-color:#ffffff;color:#333333;border-radius:3px;-moz-border-radius:3px;-webkit-border-radius:3px;"> Hiçbir günahkâr başka bir günahkârın yükünü yüklenmez&#8230;  (Fatır-18)ve(Necm-38)</div></div>
Fatır Suresi 18. ayette &#8220;Hiç bir günahkâr, başkasının günahını yüklenmez&#8230;” buyurularak genel kaide verilmiştir. <strong>Mesela, bir genç zina ettiyse babası bundan mesul değildir. Ya da bir adam faizle kredi çektiyse hanımı bu günahtan sorumlu değildir.</strong> Yani günah yükünü yüklenmez. Ankebut Suresi 13. ve Nahl Suresi 25. ayetlerde kastedilen ise,  <strong>şerre sebeplik edenin, kaynak olanın, kötülüğe ön ayaklık yapanın fazladan üzerine alacağı günah yüküdür</strong>. (bkz. Taberi, XIV, 94-95; Razi, XX, 18) Yani, genç zina etti ama onu zina etmek için bir kadınla baş başa bırakan, &#8216;hayatını yaşa evladım, bize söyleme ama her zevki tat&#8217; diye çocuğunu zinaya sevk eden ya da çocuğuna İslam&#8217;ı anlatmyan zinanın haram olduğu çocuğuna anlatmayan babası ise, çocuğun günahının bir kısmını o da yüklenir. Ya da eşine kredi çekmesi hususunda baskı yapıyorsa ve eşini harama sevk ediyorsa adamın yüklendiği günahın bir kısmını ona sebep olmaktan dolayı eşi de üzerine alır.<br />
<div class="su-note"  style="border-color:#e5e54c;border-radius:3px;-moz-border-radius:3px;-webkit-border-radius:3px;"><div class="su-note-inner su-u-clearfix su-u-trim" style="background-color:#FFFF66;border-color:#ffffff;color:#333333;border-radius:3px;-moz-border-radius:3px;-webkit-border-radius:3px;">&#8220;Kıyamet günü kendi günahlarını ve ilimsizce saptırdıkları kimselerin günahlarından bir kısmını taşımaları için (bunu söylerler)&#8230;” (Nahl Suresi, 16/25)</div></div>
<div class="su-note"  style="border-color:#dada0d;border-radius:10px;-moz-border-radius:10px;-webkit-border-radius:10px;"><div class="su-note-inner su-u-clearfix su-u-trim" style="background-color:#f4f427;border-color:#fffff3;color:#332c2c;border-radius:10px;-moz-border-radius:10px;-webkit-border-radius:10px;">Şüphesiz ki onlar, kendi yüklerini ve kendi yükleriyle birlikte (bir kısım) yükleri (daha) taşıyacaklar ve atmış oldukları iftiralarından dolayı kıyamet gününde muhakkak sorulacaklardır.” (Ankebut Suresi, 29/13)</div></div>
<div class="su-note"  style="border-color:#dada0d;border-radius:10px;-moz-border-radius:10px;-webkit-border-radius:10px;"><div class="su-note-inner su-u-clearfix su-u-trim" style="background-color:#f4f427;border-color:#fffff3;color:#332c2c;border-radius:10px;-moz-border-radius:10px;-webkit-border-radius:10px;">Şu ayet konumuzu çok güzel özetliyor: Kim güzel bir (işte) aracılık ederse, ona o işin sevabından bir pay vardır. Kim de kötü bir (işte) aracılık ederse, ona da o kötülükten bir pay vardır. Allah&#8217;ın her şeye gücü yeter. (Nisa/85)</div></div>
Birde Peygamber Efendimizin bir hadisini paylaşalım: <strong>&#8220;Kim islamda iyi bir çığır açarsa açtığı çığırın ecri ve kendisinden sonra, onunla (o çığırla) amel edenlerin ecirleri, sevaplarından hiçbir şey eksilmeden ona aittir. Kim de İslam&#8217;da (Müslümanlar içinde) kötü bir çığır açarsa, açtığı çığırın günahı ve kendisinden sonra onunla amel edenlerin günahları, günahlarından bir şey eksilmeden ona aittir.” (Riyâzu&#8217;s-Salihîn, 19, bab. 172. hadis, s. 158)</strong> hadisinde anlatılan da budur. Son olarak özet geçelim. Necm/38, Fatır/18 de Birisi bir suç işledi diye, kalkıp onun aile efradına, yakınlarına vs. zarar verilemeyeceğini ifade etmektedir. Yani birisinin hatası başkalarına teşmil edilemez. Bir Müslümanın hatasından dolayı diğerleri hatalı gösterilemez. Birinin adam öldürmesinden kabilesi sorumlu tutulamaz.<br />
<strong> Demek ki, başkasının günah işlemesine neden olmak ile kendi günahından başkasının sorumlu olması farklıdır.</strong><br />
Beğenmeyi yorum yapmayı ve paylaşmayı unutmayın Bide hayr duası ederseniz hiç fena olmaz 🙂</p>The post <a href="https://ateistlerecevap.org/ankebut-13-ve-fatir-18-ayetleri-celisiyor-mu/" data-wpel-link="internal">Ankebut 13 ve Fatır 18 ayetleri çelişiyor mu? Bir kişi başkasının günahını yüklenir mi yüklenmez mi?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ateistlerecevap.org/ankebut-13-ve-fatir-18-ayetleri-celisiyor-mu/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ölü ailesinin kendisi için ağlamasından dolayı azaba uğratılır hadisinin açıklaması</title>
		<link>https://ateistlerecevap.org/olu-kendisine-feryad-ve-figanla-aglanmasi-sebebiyle-kabrinde-azab-olunur-hadisinin-aciklamasi/</link>
					<comments>https://ateistlerecevap.org/olu-kendisine-feryad-ve-figanla-aglanmasi-sebebiyle-kabrinde-azab-olunur-hadisinin-aciklamasi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ateistlere Cevaplar]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 26 Jul 2018 10:44:25 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Hadisler]]></category>
		<category><![CDATA[Sözde Çelişkili Hadisler(!)]]></category>
		<category><![CDATA[Çelişkili Hadisler]]></category>
		<category><![CDATA[Kur'an'la Çelişen Hadisler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.ateistlerecevap.org/?p=2601</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ölü, kendisine feryâd ve figânla ağlanması se­bebiyle kabrinde azâb olunur hadisinin açıklaması Daha önce de söylemiştim hadis inkarcıları ile ateistlerin aralarında pek bir fark yoktur birisi cımbızlama yapıp yalan yanlış aktarıp Kur’an-ı, İslam’ı inkar ediyor diğeri hadisleri. İkisinin de yöntemi aynı yani. Yanda (ya da yukarıda) ki fotoğrafta ki yazıda ki hadisin bir cümlesini cımbızlıyorlar [&#8230;]</p>
The post <a href="https://ateistlerecevap.org/olu-kendisine-feryad-ve-figanla-aglanmasi-sebebiyle-kabrinde-azab-olunur-hadisinin-aciklamasi/" data-wpel-link="internal">Ölü ailesinin kendisi için ağlamasından dolayı azaba uğratılır hadisinin açıklaması</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a href="https://www.ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/07/Ölü-kendisine-feryâd-ve-figânla-ağlanması-se­bebiyle-kabrinde-azâb-olunur-hadisi-hakkında.png" data-wpel-link="internal"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-2666" src="https://www.ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/07/Ölü-kendisine-feryâd-ve-figânla-ağlanması-se­bebiyle-kabrinde-azâb-olunur-hadisi-hakkında.png" alt="Ölü, kendisine feryâd ve figânla ağlanması se­bebiyle kabrinde azâb olunur hadisi hakkında" width="1080" height="1080" /></a></p>
<h1 style="font-size: 18px;">Ölü, kendisine feryâd ve figânla ağlanması se­bebiyle kabrinde azâb olunur hadisinin açıklaması</h1>
<p><a href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/07/1.png" data-wpel-link="internal"><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-2618 size-medium alignleft" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/07/1-300x300.png" alt="" width="300" height="300" srcset="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/07/1-300x300.png 300w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/07/1-150x150.png 150w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/07/1.png 718w" sizes="(max-width: 300px) 100vw, 300px" /></a><br />
Daha önce de söylemiştim hadis inkarcıları ile ateistlerin aralarında pek bir fark yoktur birisi cımbızlama yapıp yalan yanlış aktarıp Kur’an-ı, İslam’ı inkar ediyor diğeri hadisleri. İkisinin de yöntemi aynı yani. Yanda (ya da yukarıda) ki fotoğrafta ki yazıda ki hadisin bir cümlesini cımbızlıyorlar altına da bir tane ayeti yapıştırıyorlar bu şekilde paylaşıp bu konu ile ilgili bilgisi olmayanların aklına şüphe sokuyorlar ve <span style="color: #bf0046;"><strong>Peygambersiz bir din oluşturma hedeflerine doğru ilerliyorlar.</strong> </span>Tabi bunu okuyanlarda hiç araştırma zahmetine girmiyorlar maalesef.<br />
Buhari de bu konu ile ilgili bap bile var, zaten Buhari bizzat kendisi bu hadisin açıklamasını yapıyor ama onlar sadece işlerine gelen kısmı alıp cımbızlama yapıyorlar. Önce hadisi verelim “Ölü, kendisine feryâd ve figânla ağlanması se­bebiyle kabrinde azâb olunur” Şimdi gelelim hadisin açıklamasına. Buhari bu hadisi daha nakletmeden önce açıklamasını yapıyor ve şöyle diyor “Bu azâblanmaya sebeb olan ağlama, sağlığında Ölülere feryâdla ağlama, ölünün kendi âdeti ve hayât yolundan olduğu zamandır Çünkü Yüce Allah: &#8220;Ey îmân edenler, kendilerinizi ve aile ferdlerinizi ateşten koruyun&#8221;buyurmuştur (Tahrim: 6)<br />
Buhari’nin açıklamasının devamı da var ancak bu kadarı bile yeterli aslında. Anlamayanlar için biz daha detaylı bir şekilde anlatalım.<br />
“Hayâtında ölülere feryâdla ağlayıcılık eden bir adam, çocuklarını da bu çirkin âdete alıştırmış ve kendisi ölünce, bu alışık aile halkı bu defa da kendisine feryâdla ağlayacaklarından, iyi terbiyeleri ve çirkin işlerden korunmalarıyla vazifeli bulunduğu ailesi ferdlerini iyi terbiyeleri şöyle dursun, ağlayıcılık gibi bir mekruha alıştırmış bulunduğundan kendi kötü eseri olarak azâb olunur demek olur.&#8221;<br />
Yani kişi hayattayken ailesine <strong><span style="color: #bf0046;">“Ölünün arkasından feryad etmeyin, isyan etmeyin bu kötü ve günah bir iştir, dinimiz bunu yasaklamıştır ölülerin arkasından isyan etmeyin, feryad etmeyin, saçızını başınızı yolmayın”</span></strong> demişse <strong><span style="color: #008080;">bu kişiye azap edilmez çünkü o üzerine düşen vazifeyi yapmıştır</span></strong> ancak kişi bunları söylemediyse, ailesine bunları anlatmadıysa, üstüne birde kendisi yaşarken bunları yapıyorsa ya da ailesine yaptırıyorsa ya da kendisi böyle bir iş yaparak ailesine kötü örnek olup onların da bunu yapmasına sebep oluyorsa, kendi yaptığı şeyi meşru bir şeymiş gibi gösteriyorsa şu ayetlere göre<br />
<div class="su-note"  style="border-color:#dada0d;border-radius:10px;-moz-border-radius:10px;-webkit-border-radius:10px;"><div class="su-note-inner su-u-clearfix su-u-trim" style="background-color:#f4f427;border-color:#fffff3;color:#332c2c;border-radius:10px;-moz-border-radius:10px;-webkit-border-radius:10px;">“Ey iman edenler! Kendinizi ve ailenizi, yakıtı insanlar ve taşlar olan ateşten koruyun (Tahrim: 6)” </div></div>
ve<br />
<div class="su-note"  style="border-color:#dada0d;border-radius:10px;-moz-border-radius:10px;-webkit-border-radius:10px;"><div class="su-note-inner su-u-clearfix su-u-trim" style="background-color:#f4f427;border-color:#fffff3;color:#332c2c;border-radius:10px;-moz-border-radius:10px;-webkit-border-radius:10px;">“Kim güzel bir (işte) aracılık ederse, ona o işin sevabından bir pay vardır. Kim de kötü bir (işte) aracılık ederse, ona da o kötülükten bir pay vardır. (Nisa: 85)“</div></div>
ayetlerine göre kişi günaha girer azaba uğrar. Çünkü Tahrim suresinde ki ayette kişinin ailesinden sorumlu olduğu yani onlara doğruyu yanlışı, iyiyi kötüyü, günahı sevabı anlatması lazım ailesini cehennem azabından koruması lazım. Kişi bunları yapmaz iyiyi, doğruyu anlatmayıp ailesini kötülükten, günahtan sakındırmazsa emre karşı itaatsizlik ettiği için ceza görmeyi hak eder. Nisa suresin de ki ayette bu açıklamayı destekler çünkü o ayette <strong>“Kim de kötü bir (işte) aracılık ederse, ona da o kötülükten bir pay vardır.</strong>” diyor yani o kişi yaşarken az önce ki saydığımız şeyleri yaparsa ya da yapan ailesini gördüğü halde onlara bunun yanlış bir şey olduğunu anlatmazsa kötü bir işe aracılık etmiş olur ve yine bu ayetlere göre o da günaha girmiş olur ve yine bu ayetlere göre azaba müstehak olur.<br />
Yani arkadaşlar Kur’an ayeti ile söylenen hadis arasında hiçbir şekilde çelişki yoktur ikisi de aynı şey söylüyor ikisi de birbirini destekliyor. Belki akıllara şu soru gelebilir bi ayette kimse başkasının günahını yüklenmez diyor öbüründe, günaha sebep olunca o kişi de günaha girer diyor ayetler çelişmiyor mu?<br />
diyebilir bunun için de sayfamızda ki <a href="https://www.ateistlerecevap.org/2018/07/ankebut-13-ve-fatir-18-ayetleri-celisiyor-mu.html" data-wpel-link="internal">“Çelişkili Ayetler (!) Ankebut 13 ve Fatır 18”</a><br />
Yazımızı okuyabilirler yazıyı bu yazının sonunda paylaştık isteyenler oradan okuyabilir  isteyende <a href="https://www.ateistlerecevap.org/2018/07/ankebut-13-ve-fatir-18-ayetleri-celisiyor-mu.html" data-wpel-link="internal">buraya tıklayarak</a> okuyabilir.<br />
Arkadaşlar birileri size çıkıpta  <strong>“Bize Kur’an yeter, Biz Kur’an müslümanıyız, sahih hadisler Kur’an’la çelişiyor” diyorsa size</strong><strong>tavsiyem o insandan uzak durun</strong>. Size Kur’an’la çelişiyor diye bir hadis sunarlarsa hemen hadisin öncesine, sonrasına, açıklamasına bakın, diğer hadislerle beraber değerlendirin, mesela bunlara işlerine gelmeyen bir ayet sunun ilk söyleyecekleri şey şu olur <strong>&#8220;Cımbızlama yapma diğer ayetlere de bakarsan bu ayetin şu ayette açıklamasının olduğunu görürsün&#8221;</strong> ancak iş hadislere gelince bunu yapmazlar cımbızlama yaparlar işlerine gelen kısmı alıp insanlara yalan yanlış bilgiler sunarlar. İşlerine gelmeyen kısım ise hiç umurlarında olmaz.<br />
<a href="https://www.ateistlerecevap.org/2018/07/ankebut-13-ve-fatir-18-ayetleri-celisiyor-mu.html" data-wpel-link="internal"><strong>Çelişkili olduğu iddia edilen ayetler ile ilgili yazıyı buraya tıklayarak okuyabilirsiniz</strong></a>.</p>
<h1 style="font-size: 10px;">Ölü ailesinin kendisi için ağlamasından dolayı azaba uğratılır</h1>
<p>&nbsp;</p>The post <a href="https://ateistlerecevap.org/olu-kendisine-feryad-ve-figanla-aglanmasi-sebebiyle-kabrinde-azab-olunur-hadisinin-aciklamasi/" data-wpel-link="internal">Ölü ailesinin kendisi için ağlamasından dolayı azaba uğratılır hadisinin açıklaması</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ateistlerecevap.org/olu-kendisine-feryad-ve-figanla-aglanmasi-sebebiyle-kabrinde-azab-olunur-hadisinin-aciklamasi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yaratanların en güzeli ayeti &#124; Muminun:14 ayetinin açıklaması</title>
		<link>https://ateistlerecevap.org/yaratanlarin-en-guzeli-ayeti-muminun14-ayetinin-aciklamasi-2/</link>
					<comments>https://ateistlerecevap.org/yaratanlarin-en-guzeli-ayeti-muminun14-ayetinin-aciklamasi-2/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ateistlere Cevaplar]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 23 Jul 2018 09:42:19 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sorular]]></category>
		<category><![CDATA[Sözde Çelişkili Ayetler(!)]]></category>
		<category><![CDATA[Muminun:14]]></category>
		<category><![CDATA[Saffat 125]]></category>
		<category><![CDATA[Yaratanların en güzeli ayeti]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.ateistlerecevap.org/?p=2598</guid>

					<description><![CDATA[<p>Önce ayetin mealini verelim Ateistler bu ve buna benzer ayetleri delil getirerek “Madem yaratıcı bir tane Allah neden burada yaratanların/yaratıcıların en güzeli diyor? demek ki Allah’ta biliyor ki birden fazla yaratıcı var&#8230;” gibi bir iddia da bulunuyorlar. Kur’an’da bu şekilde birkaç ayette daha böyle bir ifade kullanılır. Açıklamaya geçmeden önce şunu söylemek istiyorum Kur’an’da onlarca [&#8230;]</p>
The post <a href="https://ateistlerecevap.org/yaratanlarin-en-guzeli-ayeti-muminun14-ayetinin-aciklamasi-2/" data-wpel-link="internal">Yaratanların en güzeli ayeti | Muminun:14 ayetinin açıklaması</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><script>var pfHeaderImgUrl = '';var pfHeaderTagline = '';var pfdisableClickToDel = 0;var pfHideImages = 0;var pfImageDisplayStyle = 'right';var pfDisablePDF = 0;var pfDisableEmail = 0;var pfDisablePrint = 0;var pfCustomCSS = '';var pfBtVersion='2';(function(){var js,pf;pf=document.createElement('script');pf.type='text/javascript';pf.src='//cdn.printfriendly.com/printfriendly.js';document.getElementsByTagName('head')[0].appendChild(pf)})();</script><a class="printfriendly" style="color: #6d9f00; text-decoration: none;" title="Printer Friendly and PDF" href="https://www.printfriendly.com" data-wpel-link="external" rel="nofollow external noopener noreferrer"><img decoding="async" class="alignright" style="border: none; -webkit-box-shadow: none; box-shadow: none;" src="//cdn.printfriendly.com/buttons/printfriendly-pdf-email-button-md.png" alt="Print Friendly and PDF" /></a><br />
<a href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/07/Yaratanlarim-en-guzeli-ayeti.jpg" data-wpel-link="internal"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-2599 size-large" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/07/Yaratanlarim-en-guzeli-ayeti-1024x768.jpg" alt="" width="640" height="480" /></a><br />
Önce ayetin mealini verelim<br />
<div class="su-note"  style="border-color:#1b846e;border-radius:10px;-moz-border-radius:10px;-webkit-border-radius:10px;"><div class="su-note-inner su-u-clearfix su-u-trim" style="background-color:#359e88;border-color:#ffffff;color:#ffffff;border-radius:10px;-moz-border-radius:10px;-webkit-border-radius:10px;">“Yaratanların en güzeli olan Allah’ın şânı ne yücedir!” [Muminun:14]</div></div>
Ateistler bu ve buna benzer ayetleri delil getirerek “Madem yaratıcı bir tane Allah neden burada yaratanların/yaratıcıların en güzeli diyor? demek ki Allah’ta biliyor ki birden fazla yaratıcı var&#8230;” gibi bir iddia da bulunuyorlar. Kur’an’da bu şekilde birkaç ayette daha böyle bir ifade kullanılır. Açıklamaya geçmeden önce şunu söylemek istiyorum Kur’an’da onlarca ayette şirkten sakındırıldığı halde, <span style="color: #008080;"><strong>Kur’an’ın en temel konusu Allah’ın varlığı ve birliği, ondan başka ilah olmadığı, tek yaratıcının O olduğunun anlatılması olmasına rağmen bir çok ayette bu noktaya vurgu yapılırken yapılıyor</strong></span> olmasına rağmen çıkıpta “Allah’ta biliyor ki birden fazla yaratıcı var&#8230;” gibi bir iddia da bulunmak ne kadar mantıklı bir yaklaşım sizce?<br />
Peki bu ayetlerin manası nedir?<br />
Ayetteki yaratanların en güzeli ifadesinin Arapçası Ahsenü&#8217;l-Hâlikîn dir. Burada ki “Hâlk&#8221;/“yaratma”” kelimesi Arapça’da <strong>yoktan var etmek</strong> anlamında kullanıldığı gibi, <strong>&#8220;güzelce ölçüp biçmek, yapmak, inşa etmek&#8221;</strong> anlamında da kullanılır. İkinci anlamıyla yaratma kelimesi hem Allah hem de insanlar için kullanılabilir.<br />
Mesela; <span style="color: #008000;"><strong>&#8220;Hamd olsun Allah&#8217;a ki, gökleri ve yeri yarattı.&#8221;(Enam, 6/1)</strong></span> mealindeki ayette geçen &#8220;HLK&#8221; fiili, daha önce bir modeli olmaksızın, Allah&#8217;ın onları yoktan var ettiği anlamında kullanılmıştır. Bu tür halk/yaratma, Allah&#8217;a mahsustur. <strong><span style="color: #008000;">&#8220;Yaratan ile hiç bir şey yaratamayan bir olur mu? Hiç mi düşünmüyorsunuz?&#8221; (Nahl, 16/17)</span></strong> mealindeki ayette geçen &#8220;HLK&#8221; fiili, daha önce bir modeli olmaksızın, Allah&#8217;ın onları yoktan var ettiği anlamında kullanılmıştır. Bu tür halk/yaratma, Allah&#8217;a mahsustur.<br />
<span style="color: #008000;"><strong>&#8220;Yaratan ile hiç bir şey yaratamayan bir olur mu? Hiç mi düşünmüyorsunuz?&#8221; (Nahl, 16/17)</strong> </span>mealindeki ayette bu gerçeğe vurgu yapılmıştır. Hz. İsa (as) ile ilgili olan: <strong><span style="color: #008000;">&#8220;Hani bir vakit sen, benim iznimle, çamurdan/ topraktan kuş şekline benzer bir şey halk ediyordun.&#8221;</span></strong> mealindeki ayette ise, &#8220;HLK&#8221; fiili, <span style="color: #800080;"><strong>bir maddeden bir şey yapmak, inşa etmek anlamında, insan için kullanılmıştır</strong></span>. (bk. Isfahanî, Mufredatu&#8217;l-Kur&#8217;an, &#8220;HLK&#8221; maddesi).<br />
Buna göre, &#8220;Ahsenü&#8217;l-Hâlıkîn&#8221; gibi tabirler, insan aklının algılamasına yardım eden bir düzeyi göz önünde bulunduran bir ifade tarzıdır. İşte Kur&#8217;an, kullandığı bu gibi ifadelerle, insanlara ders veriyor ve Allah&#8217;ın yaratması ile insanların ustalığı arasında yerden göğe kadar fark olduğunu bildiriyor. Değişik elementleri ihtiva eden toprağı insan ele aldığı zaman, ondan kerpiç, tuğla, çömlek, sütun ve benzeri şeyler meydana getirir. Hâlbuki Allah aynı topraktan insan gibi bir mucize varlık yaratıyor. Hayat hâlk ediyor. Nabzı atan ve kalbi çalışan canlılar yaratıyor.<br />
<span style="font-size: 24pt;"><strong>Özet yapıp bitirelim</strong></span><br />
&#8216;Yaratma&#8217; eylemini, yoktan var etme anlamında kullandığımızda Allah&#8217;tan başkası için yaratma eylemini kullanamayız. &#8216;Yaratma&#8217; eylemini, &#8220;ortaya bir iş koyma, bir şey icat etme&#8221; anlamında kullandığımızda ise, Allah Teâlâ&#8217;yı iş yapanların en güzeli şeklinde ifade etmiş oluruz. &#8220;Hâlk”/”yaratma fiilinin Arap örfünde kullanımı bu anlamda olduğu için Kur&#8217;an-ı Kerim&#8217;de de (Mü&#8217;minûn, 14; Saffât, 125) bu şekilde kullanılmıştır. <span style="color: #008080;"><strong>Yani bu ayetler de geçen anlamı yoktan var etmek değil ortada bulunan, elde olan şeylerden yeni şeyler meydana getirmek anlamında kullanılmış ve iş yapanların, bir şeyler meydana getirenin en güzelinin Allah olduğu vurgulanmıştır.</strong></span><br />
Yani durum ateistlerin-deistlerin iddialarında ki gibi değil. Allah burada başka “Tanrı” var demiyor. Mesela siz bir şey icat edersiniz örneğin bir araba yaparsınız ve dersiniz ki “Bu arabayı ben yarattım” burada ki yaratma kelimesi yoktan var ettim anlamında değildir eldeki şeyler ile yeni bir şey üretmektir. Tabi bu yaratmak tabirini kullanmak doğru değil bunun yerine “Bu arabayı ben yaptım, ben icat ettim, ben hazırladım” gibi cümleler kurmamız daha doğru bir davranıış olur.<br />
İnsanın bu ayeti okuduktan sonra şunu da bir düşünmesi gerekir kanaatimce <span style="color: #993300;"><strong>“Ben şu evi nasıl yaptıysam, şu dünya hânesini de birisi yapmıştır. Ben tabloya bir tavus kuşu resmi çizdim ve çok güzel oldu, bu kuşun canlısı benim çizdiğimden daha da mükemmel tabloda ki bir resmin bile sanatçısı varken, hakiki tavuş kuşunun sanatçısı hiç olmaz olur mu?”</strong> </span>diyerek, kendindeki vehmi/zahiri yaratıcılıktan hareketle, “en güzel Yaratıcının” Rabbi olduğunu daha iyi idrak etmelidir. Buna göre âyeti; “Allah, takdir eden ve bi­çim verenlerin en güzelidir.” şeklinde anlamak lazım. Bu kadar açıklama yeterli olmuştur diye düşünüyorum. Selametle&#8230;</p>
<hr />
<p><span style="font-size: 10pt;">saffat 125 saffat 125 sorularla islamiyet saffat-125. yaratanların en iyisini bırakıp da ba&#8217;l&#8217;e mi taparsınız saffat 125 ayeti saffat suresi 125. ayet tefsir saffat suresi 125 saffat 125 tefsiri müminun 14 müminun 14 tefsir müminun 14 tefsiri müminun suresi 14. ayet tefsiri müminun suresi 12-14.ayetler müminun suresi 12 14 ayet tefsiri yaratıcıların en güzeli yaratıcıların en güzeli ayet yaratanların en güzeli allah yaratanların en güzeli olan allah</span></p>The post <a href="https://ateistlerecevap.org/yaratanlarin-en-guzeli-ayeti-muminun14-ayetinin-aciklamasi-2/" data-wpel-link="internal">Yaratanların en güzeli ayeti | Muminun:14 ayetinin açıklaması</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ateistlerecevap.org/yaratanlarin-en-guzeli-ayeti-muminun14-ayetinin-aciklamasi-2/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yaratanların en güzeli ayeti &#124; Muminun:14 ayetinin açıklaması</title>
		<link>https://ateistlerecevap.org/yaratanlarin-en-guzeli-ayeti-muminun14-ayetinin-aciklamasi/</link>
					<comments>https://ateistlerecevap.org/yaratanlarin-en-guzeli-ayeti-muminun14-ayetinin-aciklamasi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ateistlere Cevaplar]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 23 Jul 2018 09:42:19 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sorular]]></category>
		<category><![CDATA[Sözde Çelişkili Ayetler(!)]]></category>
		<category><![CDATA[Muminun:14]]></category>
		<category><![CDATA[Saffat 125]]></category>
		<category><![CDATA[Yaratanların en güzeli ayeti]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.ateistlerecevap.org/?p=2598</guid>

					<description><![CDATA[<p>Önce ayetin mealini verelim Ateistler bu ve buna benzer ayetleri delil getirerek “Madem yaratıcı bir tane Allah neden burada yaratanların/yaratıcıların en güzeli diyor? demek ki Allah’ta biliyor ki birden fazla yaratıcı var&#8230;” gibi bir iddia da bulunuyorlar. Kur’an’da bu şekilde birkaç ayette daha böyle bir ifade kullanılır. Açıklamaya geçmeden önce şunu söylemek istiyorum Kur’an’da onlarca [&#8230;]</p>
The post <a href="https://ateistlerecevap.org/yaratanlarin-en-guzeli-ayeti-muminun14-ayetinin-aciklamasi/" data-wpel-link="internal">Yaratanların en güzeli ayeti | Muminun:14 ayetinin açıklaması</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><script>var pfHeaderImgUrl = '';var pfHeaderTagline = '';var pfdisableClickToDel = 0;var pfHideImages = 0;var pfImageDisplayStyle = 'right';var pfDisablePDF = 0;var pfDisableEmail = 0;var pfDisablePrint = 0;var pfCustomCSS = '';var pfBtVersion='2';(function(){var js,pf;pf=document.createElement('script');pf.type='text/javascript';pf.src='//cdn.printfriendly.com/printfriendly.js';document.getElementsByTagName('head')[0].appendChild(pf)})();</script><a class="printfriendly" style="color: #6d9f00; text-decoration: none;" title="Printer Friendly and PDF" href="https://www.printfriendly.com" data-wpel-link="external" rel="nofollow external noopener noreferrer"><img decoding="async" class="alignright" style="border: none; -webkit-box-shadow: none; box-shadow: none;" src="//cdn.printfriendly.com/buttons/printfriendly-pdf-email-button-md.png" alt="Print Friendly and PDF" /></a><br />
<a href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/07/Yaratanlarim-en-guzeli-ayeti.jpg" data-wpel-link="internal"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-2599 size-large" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/07/Yaratanlarim-en-guzeli-ayeti-1024x768.jpg" alt="" width="640" height="480" /></a><br />
Önce ayetin mealini verelim<br />
<div class="su-note"  style="border-color:#1b846e;border-radius:10px;-moz-border-radius:10px;-webkit-border-radius:10px;"><div class="su-note-inner su-u-clearfix su-u-trim" style="background-color:#359e88;border-color:#ffffff;color:#ffffff;border-radius:10px;-moz-border-radius:10px;-webkit-border-radius:10px;">“Yaratanların en güzeli olan Allah’ın şânı ne yücedir!” [Muminun:14]</div></div>
Ateistler bu ve buna benzer ayetleri delil getirerek “Madem yaratıcı bir tane Allah neden burada yaratanların/yaratıcıların en güzeli diyor? demek ki Allah’ta biliyor ki birden fazla yaratıcı var&#8230;” gibi bir iddia da bulunuyorlar. Kur’an’da bu şekilde birkaç ayette daha böyle bir ifade kullanılır. Açıklamaya geçmeden önce şunu söylemek istiyorum Kur’an’da onlarca ayette şirkten sakındırıldığı halde, <span style="color: #008080;"><strong>Kur’an’ın en temel konusu Allah’ın varlığı ve birliği, ondan başka ilah olmadığı, tek yaratıcının O olduğunun anlatılması olmasına rağmen bir çok ayette bu noktaya vurgu yapılırken yapılıyor</strong></span> olmasına rağmen çıkıpta “Allah’ta biliyor ki birden fazla yaratıcı var&#8230;” gibi bir iddia da bulunmak ne kadar mantıklı bir yaklaşım sizce?<br />
Peki bu ayetlerin manası nedir?<br />
Ayetteki yaratanların en güzeli ifadesinin Arapçası Ahsenü&#8217;l-Hâlikîn dir. Burada ki “Hâlk&#8221;/“yaratma”” kelimesi Arapça’da <strong>yoktan var etmek</strong> anlamında kullanıldığı gibi, <strong>&#8220;güzelce ölçüp biçmek, yapmak, inşa etmek&#8221;</strong> anlamında da kullanılır. İkinci anlamıyla yaratma kelimesi hem Allah hem de insanlar için kullanılabilir.<br />
Mesela; <span style="color: #008000;"><strong>&#8220;Hamd olsun Allah&#8217;a ki, gökleri ve yeri yarattı.&#8221;(Enam, 6/1)</strong></span> mealindeki ayette geçen &#8220;HLK&#8221; fiili, daha önce bir modeli olmaksızın, Allah&#8217;ın onları yoktan var ettiği anlamında kullanılmıştır. Bu tür halk/yaratma, Allah&#8217;a mahsustur. <strong><span style="color: #008000;">&#8220;Yaratan ile hiç bir şey yaratamayan bir olur mu? Hiç mi düşünmüyorsunuz?&#8221; (Nahl, 16/17)</span></strong> mealindeki ayette geçen &#8220;HLK&#8221; fiili, daha önce bir modeli olmaksızın, Allah&#8217;ın onları yoktan var ettiği anlamında kullanılmıştır. Bu tür halk/yaratma, Allah&#8217;a mahsustur.<br />
<span style="color: #008000;"><strong>&#8220;Yaratan ile hiç bir şey yaratamayan bir olur mu? Hiç mi düşünmüyorsunuz?&#8221; (Nahl, 16/17)</strong> </span>mealindeki ayette bu gerçeğe vurgu yapılmıştır. Hz. İsa (as) ile ilgili olan: <strong><span style="color: #008000;">&#8220;Hani bir vakit sen, benim iznimle, çamurdan/ topraktan kuş şekline benzer bir şey halk ediyordun.&#8221;</span></strong> mealindeki ayette ise, &#8220;HLK&#8221; fiili, <span style="color: #800080;"><strong>bir maddeden bir şey yapmak, inşa etmek anlamında, insan için kullanılmıştır</strong></span>. (bk. Isfahanî, Mufredatu&#8217;l-Kur&#8217;an, &#8220;HLK&#8221; maddesi).<br />
Buna göre, &#8220;Ahsenü&#8217;l-Hâlıkîn&#8221; gibi tabirler, insan aklının algılamasına yardım eden bir düzeyi göz önünde bulunduran bir ifade tarzıdır. İşte Kur&#8217;an, kullandığı bu gibi ifadelerle, insanlara ders veriyor ve Allah&#8217;ın yaratması ile insanların ustalığı arasında yerden göğe kadar fark olduğunu bildiriyor. Değişik elementleri ihtiva eden toprağı insan ele aldığı zaman, ondan kerpiç, tuğla, çömlek, sütun ve benzeri şeyler meydana getirir. Hâlbuki Allah aynı topraktan insan gibi bir mucize varlık yaratıyor. Hayat hâlk ediyor. Nabzı atan ve kalbi çalışan canlılar yaratıyor.<br />
<span style="font-size: 24pt;"><strong>Özet yapıp bitirelim</strong></span><br />
&#8216;Yaratma&#8217; eylemini, yoktan var etme anlamında kullandığımızda Allah&#8217;tan başkası için yaratma eylemini kullanamayız. &#8216;Yaratma&#8217; eylemini, &#8220;ortaya bir iş koyma, bir şey icat etme&#8221; anlamında kullandığımızda ise, Allah Teâlâ&#8217;yı iş yapanların en güzeli şeklinde ifade etmiş oluruz. &#8220;Hâlk”/”yaratma fiilinin Arap örfünde kullanımı bu anlamda olduğu için Kur&#8217;an-ı Kerim&#8217;de de (Mü&#8217;minûn, 14; Saffât, 125) bu şekilde kullanılmıştır. <span style="color: #008080;"><strong>Yani bu ayetler de geçen anlamı yoktan var etmek değil ortada bulunan, elde olan şeylerden yeni şeyler meydana getirmek anlamında kullanılmış ve iş yapanların, bir şeyler meydana getirenin en güzelinin Allah olduğu vurgulanmıştır.</strong></span><br />
Yani durum ateistlerin-deistlerin iddialarında ki gibi değil. Allah burada başka “Tanrı” var demiyor. Mesela siz bir şey icat edersiniz örneğin bir araba yaparsınız ve dersiniz ki “Bu arabayı ben yarattım” burada ki yaratma kelimesi yoktan var ettim anlamında değildir eldeki şeyler ile yeni bir şey üretmektir. Tabi bu yaratmak tabirini kullanmak doğru değil bunun yerine “Bu arabayı ben yaptım, ben icat ettim, ben hazırladım” gibi cümleler kurmamız daha doğru bir davranıış olur.<br />
İnsanın bu ayeti okuduktan sonra şunu da bir düşünmesi gerekir kanaatimce <span style="color: #993300;"><strong>“Ben şu evi nasıl yaptıysam, şu dünya hânesini de birisi yapmıştır. Ben tabloya bir tavus kuşu resmi çizdim ve çok güzel oldu, bu kuşun canlısı benim çizdiğimden daha da mükemmel tabloda ki bir resmin bile sanatçısı varken, hakiki tavuş kuşunun sanatçısı hiç olmaz olur mu?”</strong> </span>diyerek, kendindeki vehmi/zahiri yaratıcılıktan hareketle, “en güzel Yaratıcının” Rabbi olduğunu daha iyi idrak etmelidir. Buna göre âyeti; “Allah, takdir eden ve bi­çim verenlerin en güzelidir.” şeklinde anlamak lazım. Bu kadar açıklama yeterli olmuştur diye düşünüyorum. Selametle&#8230;</p>
<hr />
<p><span style="font-size: 10pt;">saffat 125 saffat 125 sorularla islamiyet saffat-125. yaratanların en iyisini bırakıp da ba&#8217;l&#8217;e mi taparsınız saffat 125 ayeti saffat suresi 125. ayet tefsir saffat suresi 125 saffat 125 tefsiri müminun 14 müminun 14 tefsir müminun 14 tefsiri müminun suresi 14. ayet tefsiri müminun suresi 12-14.ayetler müminun suresi 12 14 ayet tefsiri yaratıcıların en güzeli yaratıcıların en güzeli ayet yaratanların en güzeli allah yaratanların en güzeli olan allah</span></p>The post <a href="https://ateistlerecevap.org/yaratanlarin-en-guzeli-ayeti-muminun14-ayetinin-aciklamasi/" data-wpel-link="internal">Yaratanların en güzeli ayeti | Muminun:14 ayetinin açıklaması</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ateistlerecevap.org/yaratanlarin-en-guzeli-ayeti-muminun14-ayetinin-aciklamasi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Biz sizden bir din fazla reddediyoruz saftasına cevap.</title>
		<link>https://ateistlerecevap.org/biz-sizden-bir-din-fazla-reddediyoruz-saftasina-cevap/</link>
					<comments>https://ateistlerecevap.org/biz-sizden-bir-din-fazla-reddediyoruz-saftasina-cevap/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ateistlere Cevaplar]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 22 Jul 2018 16:36:31 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[capsler]]></category>
		<category><![CDATA[Sorular]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.ateistlerecevap.org/?p=2592</guid>

					<description><![CDATA[<p>“Bence temelde ikimiz de dinsiziz. Sadece ben, senden bir tane fazla dini daha reddediyorum.” Ateistlerin-Deistlerin meşhur iddilarından birisi de budur belki de en saçma olanı da budur. Bu yazı da İslam doğru dindir, hak dindir, tek dindir vs. konusuna girmeyeceğim sadece iddialarının mantıki açıdan ne kadar saçma olduğunu göstereceğim (İnşaAllah). Gelin önce sadece bir tane [&#8230;]</p>
The post <a href="https://ateistlerecevap.org/biz-sizden-bir-din-fazla-reddediyoruz-saftasina-cevap/" data-wpel-link="internal">Biz sizden bir din fazla reddediyoruz saftasına cevap.</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/07/Biz-sizden-bir-din-fazla-reddediyoruz-safsatasi.jpg" data-wpel-link="internal"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-2594 size-large" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/07/Biz-sizden-bir-din-fazla-reddediyoruz-safsatasi-1024x768.jpg" alt="Biz sizden bir din fazla reddediyoruz safsatası" width="640" height="480" /></a><br />
“Bence temelde ikimiz de dinsiziz. Sadece ben, senden bir tane fazla dini daha reddediyorum.” Ateistlerin-Deistlerin meşhur iddilarından birisi de budur belki de en saçma olanı da budur. Bu yazı da İslam doğru dindir, hak dindir, tek dindir vs. konusuna girmeyeceğim sadece iddialarının mantıki açıdan ne kadar saçma olduğunu göstereceğim (İnşaAllah).<br />
Gelin önce sadece bir tane “şeyin” ne kadar önemli olduğuna bakalım bu bir tane her şey olabilir. Örneğin normal şartlarda bir insan da 46 tane kromozom vardır bazı durumlarda bu sayı 45 veya 47 olabiliyor. 45 tane olduğunda Turner Sendromu ile karşılaşıyorsunuz ve normal şartların dışına çıkıyorsunuz. Ya da kromozom sayınız &#8220;1 tane” fazla olduğunda Down Sendormlu oluyorsunuz ve bunlar normal bir insana nazaran günlük yaşantınızı büyük oran da etkileyecek şeyler (Yanlış anlaşılmasın burada o kardeşlerimiz hakkında olumsuz hiçbir şey söylemiyoruz.)<br />
Başka örnekler verelim. Mesela sadece &#8220;1 oy” ile girdiğiniz seçimi (iktidar/başkanlık/- milletvekilliği vs.) kaybedebilirsiniz bu bir tane oy çok büyük şeyleri değiştirir. Ya da birisi size silah sıkıyor ve sadece 1 cm ile kafanızı kıl payı sıyıyor ve siz ölümden dönüyorsunuz.<br />
Biraz daha ileriye gidelim ve sadece &#8220;1 dakika” içerisinde Dünya&#8217;da neler oluyor bunları inceleyelim.<br />
1. Beş tane deprem oluyor.<br />
2. 360 tane yıldırım düşüyor<br />
3. 250 tane bebek doğuyor.<br />
4. 55 bin varil petrol tüketiliyor.<br />
5. Güneş uzay boşluğuna 60 milyon ton madde saçıyor.<br />
6. Bir sinekkuşu 4.000 defa kanat çırpacak.<br />
7. Vücudunuzdaki her bir hücrenin içerisinde 6<br />
milyon kimyasal reaksiyon meydana gelecek.<br />
8. 1.800 yıldız patlayacak.<br />
9. 107 kişi ölüyor<br />
Daha bu istatistikler uzaaaar gider. Sonuç olarak 1 sayısını asla küçük görmeyin.<br />
Gelin bi de bu iddianın mantıki açıdan geçersizliğini ve saçmalığını anlatalım.</p>
<blockquote><p>2+2=4 bu işleminin doğru sonucu bu.<br />
2+2<strong>≠</strong>1,2,3,5,6,7,8,9&#8230;.. sonsuz.<br />
(<strong>≠</strong> işareti eşit değil demek)<strong><span style="color: #008080;"> Biz bir tane doğruyu kabul edip sonsuz tane yanlışı reddediyoruz ateistler-deistler ise yanlış olan çoğunluk olduğu için, içinde doğrunun da bulunduğu tüm seçenekleri inkar ediyor</span>. <span style="color: #800080;">Yani 2+2 sorusunun yanlış olan cevabı sonsuz tane diye, onlar içinde doğru cevap olan “4” sayısının da bulunduğu tüm seçenekleri inkar ediyor.</span></strong><br />
Evet bizden bir tane fazla inkar ediyorlar ama o bir tane doğru tüm herşeyi değiştiriyor&#8230;</p></blockquote>
<p>Mesela hiç çocuğu olamayan bir çiftin yanına gidip &#8220;Üzülmeyin ya aramızda bir fark yok sadece biz sizden bir tane fazla çocuk sahibiyiz” desek bu ne kadar mantıklı olur?<br />
Ya da &#8220;Evi olmayan birisine gidip üzüldüğün eşye bak kardeşim ya ikimizde aynıyız benim senden sadece bir tane fazla evim var” demek sizce ne kadar mantıklı?<br />
İşte bir sayısı bu kadar önemli bir sayı ve &#8220;Bence temelde ikimiz de dinsiziz. Sadece ben, senden bir tane fazla dini daha reddediyorum.” demek bu kadar aptalca bir şey 🙂 O bir tane bizim SONSUZ hayatımızı etkileyecek derece de önemli bir şey&#8230;</p>The post <a href="https://ateistlerecevap.org/biz-sizden-bir-din-fazla-reddediyoruz-saftasina-cevap/" data-wpel-link="internal">Biz sizden bir din fazla reddediyoruz saftasına cevap.</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ateistlerecevap.org/biz-sizden-bir-din-fazla-reddediyoruz-saftasina-cevap/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Nazar Boncuğu Takmak Caiz Mi?</title>
		<link>https://ateistlerecevap.org/nazar-boncugu-takmak-caiz-mi/</link>
					<comments>https://ateistlerecevap.org/nazar-boncugu-takmak-caiz-mi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ateistlere Cevaplar]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 19 Jul 2018 10:33:20 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Hurafeler]]></category>
		<category><![CDATA[Nazar Boncuğu Takmak Caiz Mi?]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.ateistlerecevap.org/?p=2588</guid>

					<description><![CDATA[]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/07/nazar-boncugu-2.png" data-wpel-link="internal"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-2589" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/07/nazar-boncugu-2.png" alt="Nazar Boncuğu Takmak" width="1200" height="1200" srcset="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/07/nazar-boncugu-2.png 1200w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/07/nazar-boncugu-2-300x300.png 300w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/07/nazar-boncugu-2-1024x1024.png 1024w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/07/nazar-boncugu-2-150x150.png 150w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/07/nazar-boncugu-2-768x768.png 768w" sizes="(max-width: 1200px) 100vw, 1200px" /></a></p>The post <a href="https://ateistlerecevap.org/nazar-boncugu-takmak-caiz-mi/" data-wpel-link="internal">Nazar Boncuğu Takmak Caiz Mi?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ateistlerecevap.org/nazar-boncugu-takmak-caiz-mi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Türbelere Çaput bağlamak (Hurafedir)</title>
		<link>https://ateistlerecevap.org/turbelere-caput-baglamak-hurafedir/</link>
					<comments>https://ateistlerecevap.org/turbelere-caput-baglamak-hurafedir/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ateistlere Cevaplar]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 18 Jul 2018 22:01:48 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Hurafeler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.ateistlerecevap.org/?p=2584</guid>

					<description><![CDATA[<p>Türbeye Çaput bağlamak: Çaput bağlama hurafesi, Kuzey ve Orta Asya uluslaranın eski dinleri olan ŞAMANİZM&#8217;e mahsus bir uygulamadır. Türkler müslüman olduktan sonra da bu âdetlerini büsbütün bırakmamışlardır. Evliya saydıkları ulu kişilerin türbelerine, orada biten ağaçlara, ya da o yörede bulunan bazı kayalara, bazı ağaçlara çaput bağlamak suretiyle eski adetlerini müslümanlaştırmak istemişlerdir. Oysa böyle bir âdet [&#8230;]</p>
The post <a href="https://ateistlerecevap.org/turbelere-caput-baglamak-hurafedir/" data-wpel-link="internal">Türbelere Çaput bağlamak (Hurafedir)</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<figure id="attachment_2585" aria-describedby="caption-attachment-2585" style="width: 800px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/07/Turbelere-caput-baglamak.png" data-wpel-link="internal"><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-2585" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/07/Turbelere-caput-baglamak.png" alt="Türbeye Çaput bağlamak" width="800" height="800" srcset="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/07/Turbelere-caput-baglamak.png 1000w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/07/Turbelere-caput-baglamak-300x300.png 300w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/07/Turbelere-caput-baglamak-150x150.png 150w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/07/Turbelere-caput-baglamak-768x768.png 768w" sizes="(max-width: 800px) 100vw, 800px" /></a><figcaption id="caption-attachment-2585" class="wp-caption-text">Türbelere-çaput-bağlamak</figcaption></figure>
<h1><strong>Türbeye Çaput bağlamak:</strong></h1>
<p>Çaput bağlama hurafesi, Kuzey ve Orta Asya uluslaranın eski dinleri olan<br />
ŞAMANİZM&#8217;e mahsus bir uygulamadır.<br />
Türkler müslüman olduktan sonra da bu âdetlerini büsbütün bırakmamışlardır. Evliya saydıkları ulu kişilerin türbelerine, orada biten ağaçlara, ya da o yörede<br />
bulunan bazı kayalara, bazı ağaçlara çaput bağlamak suretiyle eski adetlerini müslümanlaştırmak istemişlerdir.<br />
Oysa böyle bir âdet<br />
İslâm&#8217;da yoktur.<br />
İslam’la bir alakası olmayan bu adeti<br />
uygulamak çok büyük bir yanlıştır<br />
ve caiz değildir. Çaput bağlamak hurafe ve bidattır. Bunu yapanlar günahkar olurlar.</p>The post <a href="https://ateistlerecevap.org/turbelere-caput-baglamak-hurafedir/" data-wpel-link="internal">Türbelere Çaput bağlamak (Hurafedir)</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ateistlerecevap.org/turbelere-caput-baglamak-hurafedir/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Türbelere Çaput bağlamak (Hurafedir)</title>
		<link>https://ateistlerecevap.org/turbelere-caput-baglamak-hurafedir/</link>
					<comments>https://ateistlerecevap.org/turbelere-caput-baglamak-hurafedir/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ateistlere Cevaplar]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 18 Jul 2018 22:01:48 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Hurafeler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.ateistlerecevap.org/?p=2584</guid>

					<description><![CDATA[<p>Türbeye Çaput bağlamak: Çaput bağlama hurafesi, Kuzey ve Orta Asya uluslaranın eski dinleri olan ŞAMANİZM&#8217;e mahsus bir uygulamadır. Türkler müslüman olduktan sonra da bu âdetlerini büsbütün bırakmamışlardır. Evliya saydıkları ulu kişilerin türbelerine, orada biten ağaçlara, ya da o yörede bulunan bazı kayalara, bazı ağaçlara çaput bağlamak suretiyle eski adetlerini müslümanlaştırmak istemişlerdir. Oysa böyle bir âdet [&#8230;]</p>
The post <a href="https://ateistlerecevap.org/turbelere-caput-baglamak-hurafedir/" data-wpel-link="internal">Türbelere Çaput bağlamak (Hurafedir)</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<figure id="attachment_2585" aria-describedby="caption-attachment-2585" style="width: 800px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/07/Turbelere-caput-baglamak.png" data-wpel-link="internal"><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-2585" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/07/Turbelere-caput-baglamak.png" alt="Türbeye Çaput bağlamak" width="800" height="800" srcset="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/07/Turbelere-caput-baglamak.png 1000w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/07/Turbelere-caput-baglamak-300x300.png 300w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/07/Turbelere-caput-baglamak-150x150.png 150w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/07/Turbelere-caput-baglamak-768x768.png 768w" sizes="(max-width: 800px) 100vw, 800px" /></a><figcaption id="caption-attachment-2585" class="wp-caption-text">Türbelere-çaput-bağlamak</figcaption></figure>
<h1><strong>Türbeye Çaput bağlamak:</strong></h1>
<p>Çaput bağlama hurafesi, Kuzey ve Orta Asya uluslaranın eski dinleri olan<br />
ŞAMANİZM&#8217;e mahsus bir uygulamadır.<br />
Türkler müslüman olduktan sonra da bu âdetlerini büsbütün bırakmamışlardır. Evliya saydıkları ulu kişilerin türbelerine, orada biten ağaçlara, ya da o yörede<br />
bulunan bazı kayalara, bazı ağaçlara çaput bağlamak suretiyle eski adetlerini müslümanlaştırmak istemişlerdir.<br />
Oysa böyle bir âdet<br />
İslâm&#8217;da yoktur.<br />
İslam’la bir alakası olmayan bu adeti<br />
uygulamak çok büyük bir yanlıştır<br />
ve caiz değildir. Çaput bağlamak hurafe ve bidattır. Bunu yapanlar günahkar olurlar.</p>The post <a href="https://ateistlerecevap.org/turbelere-caput-baglamak-hurafedir/" data-wpel-link="internal">Türbelere Çaput bağlamak (Hurafedir)</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ateistlerecevap.org/turbelere-caput-baglamak-hurafedir/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Müslümanlar Kabe&#039;ye mi tapıyor?</title>
		<link>https://ateistlerecevap.org/muslumanlar-kabeye-mi-tapiyor/</link>
					<comments>https://ateistlerecevap.org/muslumanlar-kabeye-mi-tapiyor/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ateistlere Cevaplar]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 14 Jul 2018 15:48:56 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[capsler]]></category>
		<category><![CDATA[Sorular]]></category>
		<category><![CDATA[Müslümanlar Kabe'ye mi tapıyor?]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.ateistlerecevap.org/?p=2575</guid>

					<description><![CDATA[<p>Müslümanlar Kabe&#8217;ye mi tapıyor? Böyle bir iddia ortaya atarak kendilerini rezil duruma düşürmelerine bakıp gülsek mi, yoksa bu kadar düşük bir zeka seviyesinde oldukları için üzülüp ağlasak mı bilemedim. Önce gelin bi putun anlamı ne demek ona bakalım Kimi ilkel toplumlarda, doğaüstü gücü ve etkisi olduğuna inanılan, tanrı olarak tapılan, genellikle canlı bir varlığı, özellikle [&#8230;]</p>
The post <a href="https://ateistlerecevap.org/muslumanlar-kabeye-mi-tapiyor/" data-wpel-link="internal">Müslümanlar Kabe'ye mi tapıyor?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/07/Muslumanlar-kabeye-mi-tapiyor.jpg" data-wpel-link="internal"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-2577" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/07/Muslumanlar-kabeye-mi-tapiyor.jpg" alt="" width="1120" height="630" srcset="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/07/Muslumanlar-kabeye-mi-tapiyor.jpg 1120w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/07/Muslumanlar-kabeye-mi-tapiyor-300x169.jpg 300w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/07/Muslumanlar-kabeye-mi-tapiyor-1024x576.jpg 1024w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/07/Muslumanlar-kabeye-mi-tapiyor-768x432.jpg 768w" sizes="(max-width: 1120px) 100vw, 1120px" /></a><br />
<a href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/07/1.jpg" data-wpel-link="internal"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-2576 size-large" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/07/1-1024x768.jpg" alt="" width="640" height="480" /></a></p>
<h1>Müslümanlar Kabe&#8217;ye mi tapıyor?</h1>
<p>Böyle bir iddia ortaya atarak kendilerini rezil duruma düşürmelerine bakıp gülsek mi, yoksa bu kadar düşük bir zeka seviyesinde oldukları için üzülüp ağlasak mı bilemedim. Önce gelin bi putun anlamı ne demek ona bakalım</p>
<div class="vmod">
<div class="lr_dct_sf_sen Uekwlc XpoqFe">
<div>
<div class="PNlCoe XpoqFe">
<blockquote>
<div data-dobid="dfn">Kimi ilkel toplumlarda, doğaüstü gücü ve etkisi olduğuna inanılan, <span style="color: #008080;"><strong>tanrı olarak tapılan</strong></span>, genellikle canlı bir varlığı, özellikle insanı gösteren, tahtadan, taştan, topraktan yapılmış yontu. (Wikipedia)</div>
</blockquote>
<div data-dobid="dfn">Evet putun anlamı böyle peki asıl sorulması gereken soruyu soralım</div>
<h1 data-dobid="dfn">Müslümanlar gerçekten de Kabe&#8217;ye mi tapıyor?</h1>
</div>
<div data-dobid="dfn">
Aklı başında hiç bir Müslüman Kabe’ye tapmaz.<br />
Namaz kılan kimse secdeye varmakla seccadeye değil, Allah’a taptığı gibi, Kabe’yi tavaf eden kimse de bu <strong>tavafla Kabe’ye değil, Allah’a tapar.</strong><br />
&#8211; Gözle görünmeyen Allah, hakiki Mabud olarak, yeryüzünün ilk mabedi olan Kabe’yi inşa ettirmiş ve insanların kulluklarını onu tavaf etmelerini emretmiştir. Kabe bir kıbledir, bir yöndür, bir yapıdır tapılan şey değildir. orası sadece ortak bir nokta ortak bir yöndür. Görselde ki putperest o taşa tapıyor ama biz  Kabe&#8217;ye TAPMIYORUZ o yöne yöneliyoruz. Bu konu çok açık olduğu için fazla izaha gerek yoktur. Bu konuda tereddüdü olan, putperestliğin ne olduğunu araştırıp öğrendikten sonra, Kabe’nin onunla bir ilişkisinin olmadığını görecektir. Konuyla alakalı diğer bir soruya gelelim</p>
<h1>Müslümanlar neden Kabe&#8217;ye yöneliyorlar?</h1>
<p>Müslümanlar Allah emrettiği için Kâbe&#8217;ye yönelerek namazlarını kılmaktadır. Amaç Kâbe&#8217;ye tapmak değil, Allah&#8217;ın emrini yerine getirmektir. Mesela İslamiyet&#8217;in ilk yıllarında Mescid-i Aksa&#8217;ya yönelerek namaz kılınıyordu. Daha sonra Rabbimiz Kâbe&#8217;ye yönelmemizi emredince, Müslümanlar bu emre itaat edip Kâbe&#8217;ye yönelmişlerdir.<br />
Kâbe sadece oradaki taş binadan ibaret değildir. Kâbe, yer altından gökyüzene kadar uzanan nurani bir direk gibidir. Puta tapanların niyeti tapınmaktır. <span style="color: #008080;"><strong>Kâbe&#8217;ye yönelenlerin niyeti taşa tapınmak değil, <span style="color: #993366;">tapındıkları Allah&#8217;ın emrine uymak ve emredilen yöne yönelmektir.</span></strong></span><br />
Kâbe&#8217;ye yönelmenin hikmetlerinden birisi, Müslümanların namaz kılarken hepsinin bir yöne doğru yönelmesini sağlamaktır. Düşünün mescide gittiğinizde herkes bir ayrı bir yöne yönelmiş; bir birlikten söz edilemez. Ancak hepsi bir yöne yönelince ve bu namaz da cemaatle kılınan namaz olunca, birlik ve bütünlüğün namazdaki güzelliğini anlamış oluruz.<br />
Capsde ki taşı öpen adam hakkında da birkaç şey söylemenin faydalı olacağını düşünüyorum. Bu konuyu tarihte yaşanmış bir olay çok güzel özetliyor. İslam&#8217;ın ikinci halifesi Hz.Ömer hac ziyareti yapıyor ve<br />
Abdullah b. Sercis anlatıyor: “Hz. Ömer’in Hacerülesved’i öptüğünü gördüm; sonra şöyle dedi:</p>
<blockquote><p><strong>“Ben seni öpüyorum, ama senin ne zararı ne de yararı olmayan bir taş olduğunu çok iyi bilirim. Ve muhakkak ki benim Rabbim Allah’tır. Eğer Resulullah’ın/Allah’ın elçisinin seni öptüğünü görmeseydim, seni öpmezdim.”</strong><em>(Müslim, Hac, 25248-251; Buharî, Hac,57).</em></p></blockquote>
<p>Yani ne Kabe&#8217;nin ne de Hacerülesved taşının taş olması itibari ile hiçbir değeri yoktur. İslam inancında hiçbir zaman putçuluğa yer verilmemiştir.<br />
Konu daha basit nasıl anlatılır bilmiyorum. Arkadaşlar bir inanışa bir dine bir yaratıcıya inanmıyor olabilirsiniz. İnanmamanın da ötesinde şiddetle karşı çıkıyor olabilirsiniz ama bunu yaparken aptallık yapmayın, insanlığınızdan, zekanızdan, aklınızdan ödün vermeyin bunları bir kenara atmayın. Kendinizi altı boş saçma saçma şeyler ile meşgul edip sırf Allah&#8217;ı inkar etmek için bahane aramaya çalışıp kendinizi küçük düşürmeyin. Sultan Süleyman&#8217;a kalmayan bu Dünya size de kalmaz bize de o yüzden biraz aklınızı kullanın çocuk gibi davranmayın asrın şımarık yüzüne aldanmayın&#8230; Selametle&#8230;<br />
&nbsp;
</p></div>
<div class="PNlCoe XpoqFe">
<div data-dobid="dfn"></div>
<div data-dobid="dfn"></div>
</div>
</div>
</div>
<div class="lr_dct_sf_sen Uekwlc XpoqFe"></div>
</div>The post <a href="https://ateistlerecevap.org/muslumanlar-kabeye-mi-tapiyor/" data-wpel-link="internal">Müslümanlar Kabe'ye mi tapıyor?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ateistlerecevap.org/muslumanlar-kabeye-mi-tapiyor/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Dört şey dört şeye doymaz: Toprak yağmura, kadın erkeğe, göz bakmaya, âlim ilme doymaz [Uydurma]</title>
		<link>https://ateistlerecevap.org/dort-sey-dort-seye-doymaz-toprak-yagmura-kadin-erkege-goz-bakmaya-alim-ilme-doymaz/</link>
					<comments>https://ateistlerecevap.org/dort-sey-dort-seye-doymaz-toprak-yagmura-kadin-erkege-goz-bakmaya-alim-ilme-doymaz/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ateistlere Cevaplar]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 25 Jun 2018 20:11:47 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Hadisler]]></category>
		<category><![CDATA[Uydurma Hadisler]]></category>
		<category><![CDATA[Dört şey dört şeye doymaz]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.ateistlerecevap.org/?p=2570</guid>

					<description><![CDATA[<p>Dört şey dört şeye doymaz: Toprak yağmura, kadın erkeğe, göz bakmaya, âlim ilme doymaz.&#8221; [1] İbnü&#8217;l-Cevzî bunu &#8220;Mevzuat&#8221; kitabında [2]  zikretmiştir.[3] [1] bkz. İbnü&#8217;l-Cevzî, Mevzuat 1/234-236; Zehebi, Mizan: 1/542; Sehavî, Makasıd: s.47; İbnü&#8217;d-Deyba&#8217;, Temyiz s.24; Aliyyü&#8217;1-Karî, Kübra: s.118; Aclunî, Keşf. 1/116; Hut, Esne&#8217;t Metalib: s.51. [2] İbnü&#8217;l-Cevzî, Mevzuat 1/234-236 [3] Hafız Zehebî, Mizanü&#8217;l-Î&#8217;tidaî&#8217;&#38;e (1/542) bu [&#8230;]</p>
The post <a href="https://ateistlerecevap.org/dort-sey-dort-seye-doymaz-toprak-yagmura-kadin-erkege-goz-bakmaya-alim-ilme-doymaz/" data-wpel-link="internal">Dört şey dört şeye doymaz: Toprak yağmura, kadın erkeğe, göz bakmaya, âlim ilme doymaz [Uydurma]</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/06/Dort-sey-dort-seye-doymaz.png" data-wpel-link="internal"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-2571" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/06/Dort-sey-dort-seye-doymaz.png" alt="Dört-şey-dört-şeye-doymaz" width="718" height="718" srcset="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/06/Dort-sey-dort-seye-doymaz.png 718w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/06/Dort-sey-dort-seye-doymaz-300x300.png 300w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/06/Dort-sey-dort-seye-doymaz-150x150.png 150w" sizes="(max-width: 718px) 100vw, 718px" /></a><br />
Dört şey dört şeye doymaz: Toprak yağmura, kadın erkeğe, göz bakmaya, âlim ilme doymaz.&#8221; [1] İbnü&#8217;l-Cevzî bunu &#8220;Mevzuat&#8221; kitabında [2]  zikretmiştir.[3]
[1] bkz. İbnü&#8217;l-Cevzî, Mevzuat 1/234-236; Zehebi, Mizan: 1/542; Sehavî, Makasıd: s.47; İbnü&#8217;d-Deyba&#8217;, Temyiz s.24; Aliyyü&#8217;1-Karî, Kübra: s.118; Aclunî, Keşf. 1/116; Hut, Esne&#8217;t Metalib: s.51.<br />
[2] İbnü&#8217;l-Cevzî, Mevzuat 1/234-236<br />
[3] Hafız Zehebî, Mizanü&#8217;l-Î&#8217;tidaî&#8217;&amp;e (1/542) bu -uydurma* ha­disi Huseyn b. Ulvan el-Kelbî&#8217;nin biyografisinde onun tarikiyle nakletmiş,   sonra da şöyle demiştir: &#8220;Ben de derim ki: Yalancı da yalana doymaz.&#8221;</p>The post <a href="https://ateistlerecevap.org/dort-sey-dort-seye-doymaz-toprak-yagmura-kadin-erkege-goz-bakmaya-alim-ilme-doymaz/" data-wpel-link="internal">Dört şey dört şeye doymaz: Toprak yağmura, kadın erkeğe, göz bakmaya, âlim ilme doymaz [Uydurma]</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ateistlerecevap.org/dort-sey-dort-seye-doymaz-toprak-yagmura-kadin-erkege-goz-bakmaya-alim-ilme-doymaz/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Talebe alimin önüne oturunca, Allah ona yetmiş rahmet kapısı açar&#8230; Sözü hadis mi?</title>
		<link>https://ateistlerecevap.org/talebe-alimin-onune-oturunca-allah-ona-yetmis-rahmet-kapisi-acar-sozu-hadis-mi/</link>
					<comments>https://ateistlerecevap.org/talebe-alimin-onune-oturunca-allah-ona-yetmis-rahmet-kapisi-acar-sozu-hadis-mi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ateistlere Cevaplar]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 23 Jun 2018 20:57:45 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Hadisler]]></category>
		<category><![CDATA[Uydurma Hadisler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.ateistlerecevap.org/?p=2565</guid>

					<description><![CDATA[<p>Talebe alimin önüne oturunca, Allah ona yetmiş rahmet kapısı açar. Talebe, onun yanından kalktığında annesinden doğduğu gibi günahsız kalkar. Allah, ona her harfe karşılık yetmiş şehid sevabı verir, her hadise karşılık bir senelik ibadet yazar. Bu söz tamamen UYDURMADIR itibar etmeyin.</p>
The post <a href="https://ateistlerecevap.org/talebe-alimin-onune-oturunca-allah-ona-yetmis-rahmet-kapisi-acar-sozu-hadis-mi/" data-wpel-link="internal">Talebe alimin önüne oturunca, Allah ona yetmiş rahmet kapısı açar… Sözü hadis mi?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/06/Talebe-alimin-onune-oturunca.png" data-wpel-link="internal"><img loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-2566" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/06/Talebe-alimin-onune-oturunca.png" alt="Talebe alimin önüne oturunca, Allah ona yetmiş rahmet kapısı açar. Talebe, onun yanından kalktığında annesinden doğduğu gibi günahsız kalkar. Allah, ona her harfe karşılık yetmiş şehid sevabı verir, her hadise karşılık bir senelik ibadet yazar." width="718" height="718" srcset="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/06/Talebe-alimin-onune-oturunca.png 718w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/06/Talebe-alimin-onune-oturunca-300x300.png 300w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/06/Talebe-alimin-onune-oturunca-150x150.png 150w" sizes="(max-width: 718px) 100vw, 718px" /></a><br />
Talebe alimin önüne oturunca, Allah ona yetmiş rahmet kapısı açar. Talebe, onun yanından kalktığında annesinden doğduğu gibi günahsız kalkar. Allah, ona her harfe karşılık yetmiş şehid sevabı verir, her hadise karşılık bir senelik ibadet yazar.</p>
<h2 style="text-align: center;"><span style="font-size: 24pt; color: #008080;"><strong>Bu söz tamamen UYDURMADIR itibar etmeyin.</strong></span></h2>The post <a href="https://ateistlerecevap.org/talebe-alimin-onune-oturunca-allah-ona-yetmis-rahmet-kapisi-acar-sozu-hadis-mi/" data-wpel-link="internal">Talebe alimin önüne oturunca, Allah ona yetmiş rahmet kapısı açar… Sözü hadis mi?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ateistlerecevap.org/talebe-alimin-onune-oturunca-allah-ona-yetmis-rahmet-kapisi-acar-sozu-hadis-mi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>&#034;Şeyhi Olmayanın Şeyhi Şeytandır&#034; diye bir hadis var mı?</title>
		<link>https://ateistlerecevap.org/seyhi-olmayanin-seyhi-seytandir-diye-bir-hadis-var-mi/</link>
					<comments>https://ateistlerecevap.org/seyhi-olmayanin-seyhi-seytandir-diye-bir-hadis-var-mi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ateistlere Cevaplar]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 23 Jun 2018 20:33:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Hadisler]]></category>
		<category><![CDATA[Uydurma Hadisler]]></category>
		<category><![CDATA[Şeyhi olmayanın Şeyhi Şeytandır]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.ateistlerecevap.org/?p=2559</guid>

					<description><![CDATA[<p>&#8220;Şeyhi olmayanın şeyhi şeytandır.&#8221; Halkarasında dillerde hadis diye dolaşan ve Rasûlullah&#8217;ın hadisiyle hiçbir ilgisi olmayan bu söz, Bayezid Bistamî&#8217;ye âit olup Kuşeyrî Risâlesi&#8217;nde şu şekilde yer almaktadır: &#8220;Üstâdı bulunmayanın imamı şeytandır.&#8221; (Abdülkerim Kuşeyrî, Kuşeyrî Risâlesi, çev. Süleyman Uludağ, İst. 1991, s. 592). Halk arasında ise, ilk şekliyle şöhret bulmuştur. Yine benzer bir uydurma hadis şöyledir: [&#8230;]</p>
The post <a href="https://ateistlerecevap.org/seyhi-olmayanin-seyhi-seytandir-diye-bir-hadis-var-mi/" data-wpel-link="internal">"Şeyhi Olmayanın Şeyhi Şeytandır" diye bir hadis var mı?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<figure id="attachment_2560" aria-describedby="caption-attachment-2560" style="width: 518px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/06/eyhi-olmayanin-seyhi-seytandir.png" data-wpel-link="internal"><img loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-2560" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/06/eyhi-olmayanin-seyhi-seytandir.png" alt="Şeyhi olmayanın Şeyhi Şeytandır" width="518" height="518" srcset="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/06/eyhi-olmayanin-seyhi-seytandir.png 518w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/06/eyhi-olmayanin-seyhi-seytandir-300x300.png 300w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/06/eyhi-olmayanin-seyhi-seytandir-150x150.png 150w" sizes="(max-width: 518px) 100vw, 518px" /></a><figcaption id="caption-attachment-2560" class="wp-caption-text">Şeyhi olmayanın Şeyhi Şeytandır</figcaption></figure>
<h1><span style="font-size: 18pt;">&#8220;Şeyhi olmayanın şeyhi şeytandır.&#8221;</span></h1>
<p>Halkarasında dillerde hadis diye dolaşan ve Rasûlullah&#8217;ın hadisiyle hiçbir ilgisi<br />
olmayan bu söz, Bayezid Bistamî&#8217;ye âit olup Kuşeyrî Risâlesi&#8217;nde şu şekilde yer<br />
almaktadır: &#8220;Üstâdı bulunmayanın imamı şeytandır.&#8221; (Abdülkerim Kuşeyrî, Kuşeyrî<br />
Risâlesi, çev. Süleyman Uludağ, İst. 1991, s. 592). Halk arasında ise, ilk<br />
şekliyle şöhret bulmuştur. Yine benzer bir uydurma hadis şöyledir: &#8220;Şeyhi<br />
olmayanın dini de olmaz.&#8221; Akşemseddin, bu rivâyeti kaynak belirtmeden Makamatu&#8217;l-Evliyâ<br />
adlı eserinde şeyhin önemini anlatırken zikretmiştir (A. İhsan Yurd-Mustafa<br />
Kaçalin, Akşemseddin&#8217;in Hayatı ve Eserleri, s. 332). Kaynakların hiçbirinde yer<br />
almayan bu rivâyet uydurmadır (208). Hadis diye nakledilen benzer bir uydurma da<br />
şudur: &#8220;Kavmi içindeki şeyh, ümmeti içindeki peygamber gibidir.&#8221;</p>The post <a href="https://ateistlerecevap.org/seyhi-olmayanin-seyhi-seytandir-diye-bir-hadis-var-mi/" data-wpel-link="internal">"Şeyhi Olmayanın Şeyhi Şeytandır" diye bir hadis var mı?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ateistlerecevap.org/seyhi-olmayanin-seyhi-seytandir-diye-bir-hadis-var-mi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Allah Neden İnsanın Cinselliği İle İlgili Kurallar Koyuyor?</title>
		<link>https://ateistlerecevap.org/allah-neden-insanin-cinselligi-ile-ilgili-kurallar-koyuyor/</link>
					<comments>https://ateistlerecevap.org/allah-neden-insanin-cinselligi-ile-ilgili-kurallar-koyuyor/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ateistlere Cevaplar]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 18 Jun 2018 19:34:30 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[capsler]]></category>
		<category><![CDATA[Ateist Capslere Cevap]]></category>
		<category><![CDATA[Capslere Cevap]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.ateistlerecevap.org/?p=2553</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ateist Capslere Cevap-1 Allah tabiki de insanlara emir ve yasaklar verecek. (homo sapiens dediği insan) Hayvanların iradeleri yok, bizim gibi düşünme yetenekleri yok, sorumlu değiller onlara emir ve yasak göndermek mantıksız olmaz mı? Gerçi ateistler hayvan olduklarını da kabul ediyorlar da neyse :). Aynı şekilde bitkide de güç, kuvvet, irade, şuur vs. yok ona da [&#8230;]</p>
The post <a href="https://ateistlerecevap.org/allah-neden-insanin-cinselligi-ile-ilgili-kurallar-koyuyor/" data-wpel-link="internal">Allah Neden İnsanın Cinselliği İle İlgili Kurallar Koyuyor?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-2554 size-large" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/06/1-1024x768.png" alt="Ateist capslere cevap-1" width="640" height="480" srcset="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/06/1-1024x768.png 1024w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/06/1-300x225.png 300w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/06/1-768x576.png 768w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/06/1.png 1080w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" /></p>
<h1><span style="font-size: 24pt;"><strong>Ateist Capslere Cevap-1</strong></span></h1>
<p>Allah tabiki de insanlara emir ve yasaklar verecek. (homo sapiens dediği insan) Hayvanların iradeleri yok, bizim gibi düşünme yetenekleri yok, sorumlu değiller onlara emir ve yasak göndermek mantıksız olmaz mı? Gerçi ateistler hayvan olduklarını da kabul ediyorlar da neyse :). Aynı şekilde bitkide de güç, kuvvet, irade, şuur vs. yok ona da böyle bir emir yasak vs. yüklememesi lazım. Meleklerde de özgür irade vs. yok. Geriye kalıyor insanlar. Milyonlarca galaksinin, trilyonlarca yıldızın, trilyonlarca gezegenin tesadüfen oluştuğuna inan ve şaşırmayan ateistin Allah&#8217;ın insana emir ve yasak vermesine şaşırması da ayrı bir ironi 🙂<br />
&nbsp;<br />
Bunu da geçtim Dünyada insanlardan önce cinler vardı. Onlar da bizim gibi sorumlular onlarda bizim gibiler yani Allah sadece insanlara emir ve yasaklar vermiyor. Bunu da geçtim Allah zaten hep küçük şeyler ile (tabiri caizse) uğraşıyor. Kainatta ki herşey maddelerden meydana geliyor Allah kainattaki her hangi bir şeye müdahale ettiği zaman zaten onun kuarklarını yönetmiş oluyor. Kuarklar maddenin en küçük yapı taşı olduğu için dolayısıyla zaten Allah küçük şeylerle uğraşmış oluyor. Yani insanı bu galaksiler ile karşılaştırıp küçük gösterip koskoca yaratıcı bu küçük varlıklar ile mi uğraşıyor demek tamamen saçmalıktır. Bunu da geçelim Dünya dışında insan dışında varlıklar olmadığına dair bir delil yok.<br />
Kur’an’ın ifadelerinde, uzaylıların veya başka gezegenlerde başka insanların veya canlıların yaşadığına dair bir açıklık yoktur. Yalnız, oralarda meleklerin ve ruhanilerin varlığından söz edilmektedir. Bununla beraber, ruhanilerin ve meleklerin yaşadığı gezegenler yanında, insan gibi varlıkların hayat şartlarına sahip bazı yıldızlarda hayat sürmeleri imkânsız değildir. Yani Dünya dışında başka bir yerde canlı yaşamıyor gibi kesin bir hüküm de söz konusu değil. İnsanı bu galaksiler ile karşılaştırıp küçük gösterip koskoca yaratıcı bu küçük varlıklar ile mi uğraşıyor demek tamamen saçmalıktır çünkü Allah zaten hep küçük varlıklar ile uğraşıyor bu yüzden bu caps tamamiyle saçmadır mantıksızdır.<br />
Gelelim uçkur meselesine. Cinsellik gerek hayvan gerekse de insan için hayatın içinde ki önemli bir faktördür çünkü bunun sonucunda nesil devam ediyor soy devam ediyor. İnsanlar karşı cinse duygular besliyorlar. Bunun sonucunda evlilik oluyor soy devam ediyor (özetle), eğer bu kadar önemli bir faktörde sınırlandırmalar getirilmezse hem toplumun ahlakı çöker hem de büyük sorunlar ortaya çıkar. Evlilik dışı işkiler mi dersiniz, çöpe atılan bebekler mi dersiniz, okul tuvaletinde doğum yapan lise ve üniversite öğrencileri mi dersiniz, sokak ortasında ahlaksızlık yapanlarını mı dersiniz, aile içi ilişkiler mi dersiniz&#8230; ki bunların hepsi yaşandı ve yaşanıyor ve sonucunda büyük şeyler oluyor. Eğer bunlara bir sınır koymazsanız önüne geçemeyeceğiniz sorunlar ortaya çıkar.<br />
&nbsp;<br />
Selehaddin Eyyubinin güzel bir sözü var</p>
<blockquote><p>“Bir milleti savaş olmaksızın yıkmak isterseniz, çıplaklığı ve zinayı genç nesilde yayın.”</p></blockquote>
<p>Çok güzel bir söz. Allah’ta bunları bildiği için ve <span style="color: #008080;"><strong>insanlara hitap ettiği için</strong></span> doğal olarak bunlara da sınırlandırmalar getiriyor, hem erkek hem de kadın için kurallar koyuyor eğer iki cinste bu kurallara uyarsa az önce ki saydığımız olayların hiçbiri yaşanmaz. Erkek harama bakmasın, kadın da mahrem yerlerini açmasın. Aynı şekilde kadın harama bakmasın erkekte mahrem yerlerini açmasın olay bu kadar basit. Bu kadar açıklamanın yeterli olduğunu düşünüyorum inşaAllah faydalı bir yazı olmuştur.</p>The post <a href="https://ateistlerecevap.org/allah-neden-insanin-cinselligi-ile-ilgili-kurallar-koyuyor/" data-wpel-link="internal">Allah Neden İnsanın Cinselliği İle İlgili Kurallar Koyuyor?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ateistlerecevap.org/allah-neden-insanin-cinselligi-ile-ilgili-kurallar-koyuyor/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Dinler Savaş Sebebi Mi?</title>
		<link>https://ateistlerecevap.org/dinler-savas-sebebi-mi/</link>
					<comments>https://ateistlerecevap.org/dinler-savas-sebebi-mi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ateistlere Cevaplar]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 14 Jun 2018 19:09:21 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sorular]]></category>
		<category><![CDATA[Din ve Savaş]]></category>
		<category><![CDATA[Dinler savaş kaynağı mı?]]></category>
		<category><![CDATA[Dinler savaş sebebi mi?]]></category>
		<category><![CDATA[Dinler ve Savaş]]></category>
		<category><![CDATA[Savaşların kaynağı din mi?]]></category>
		<category><![CDATA[Savaşların sebebi din mi?]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.ateistlerecevap.org/?p=2548</guid>

					<description><![CDATA[<p>Dinler savaş kaynağı mı?  Ateist ve Deistlerin iddilarından birisi de Dünya’da ki savaşların sebebinin Dinler olmasıymış(!). Bu yüzden Dinler topluma zarar veriyormuş(!) Ve ortadan kaldırılmaları lazımmış Kendilerinin iddiları bu yönde ama biz birde Gelin işin aslına astarına bir bakalım gerçektende böyle mi? Dünya’da bugüne kadar birçok savaş oldu kimisi din için, kimisi toprak için, kimisi [&#8230;]</p>
The post <a href="https://ateistlerecevap.org/dinler-savas-sebebi-mi/" data-wpel-link="internal">Dinler Savaş Sebebi Mi?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/06/Savaslarin-nedeni-dinler-mi.png" data-wpel-link="internal"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-2549" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/06/Savaslarin-nedeni-dinler-mi.png" alt="Savaşların-nedeni-dinler-mi" width="920" height="518" srcset="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/06/Savaslarin-nedeni-dinler-mi.png 920w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/06/Savaslarin-nedeni-dinler-mi-300x169.png 300w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/06/Savaslarin-nedeni-dinler-mi-768x432.png 768w" sizes="(max-width: 920px) 100vw, 920px" /></a></p>
<h1><span style="font-size: 14pt;">Dinler savaş kaynağı mı? </span></h1>
<p>Ateist ve Deistlerin iddilarından birisi de Dünya’da ki savaşların sebebinin Dinler olmasıymış(!). Bu yüzden Dinler topluma zarar veriyormuş(!) Ve ortadan kaldırılmaları lazımmış Kendilerinin iddiları bu yönde ama biz birde Gelin işin aslına astarına bir bakalım gerçektende böyle mi?<br />
Dünya’da bugüne kadar birçok savaş oldu kimisi din için, kimisi toprak için, kimisi kadın için, kimisi inat uğruna vs. Savaşların dışında aileler arası kavgalar. Akrabalar arası kavgalar. Sonucu ölümle ya da yaralanma ile biten birçok şiddet eylemi oldu.<br />
Bir kadının sebep olduğu savaşı (örn. Truva Savaşı) öne çıkarıp kadınlar ortadan kaldırılmalı diyen bir tane ateist-deist görmedim ben bu güne kadar. Ya da bir kadın başka birisiyle evlilik dışı ilişki yaşıyor ve bunu ailesi öğreniyor baba, eş yada abi-kardeş durumu kaldıramayıp hem o kadını hemde o erkeği öldürüyor ama sırf bu yüzden kadınları ortadan kaldıralım diyen ateist görmedimben hiç. Ya da genç bir kız sevgilisi ile evlilik dışı ilişkide bulunuyor bunu öğrenen baba ya kızı ya da çocuğu öldürüyor, bunu gören erkeğin ailesi de gidip kızın babasını öldürüyor ve aileler arası kavga çıkıyor ölümler oluyor vs. bir kısmı toprağa bir kısmı hapise gidiyor ama ben bu sebepten kızları ortadan kaldıralım diyen bir tane bile ateist görmedim bugüne kadar.<br />
Ya da Dünya’da tecavüzler oluyor tacizler oluyor vs. Erkek kadına tecavüz ediyor ya da taciz ediyor, az da olsa kadında erkeğe yapıyor. Bunu yapmalarının nedeni ne peki? çok çok azı dışında (Psikolojik) tek sebebi CİNSELLİK. Ama sırf bu sebepten dolayı herkesi hadım edelim cinselliği ortadan kaldıralım diyen bir tane bile ateist-deist görmedim ben. Ya da başka bir kavga sebebi toprak kavgası. Bu yüzden aileler birbiri ile adeta savaş içine girip birbirlerini öldürüyor yaralıyor. Kardeşler birbirini öldürüyor ama sırf bu yüzden özel mülkü yada mirası ortadan kaldıralım diyen ateist hiç görmedim. Başka bir savaş sebebi ise devlet ve toprakları aslında bunu anlatmaya bile gerek yok Dünya’da ki savaşların büyük bir bölümü bu yüzden çıktı.<br />
Örneğin<br />
1. Dünya savaşında 17 milyon<br />
1918-1922 yılları arasındaki Rus iç savaşında 3 milyon,<br />
1909-1916 yılları arasında Meksika iç savaşında 1 milyon,<br />
1936-1939 yılları arasındaki İspanya iç savaşında 600 bin,<br />
1914 öncesi çeşitli sömürge müdahalelerinde yaklaşık 1,5 milyon,<br />
İkinci Dünya Savaşı’nda yaklaşık 65-75 milyon, (Bu savaşlarda zarar gören yaralananları saymıyorum bile)<br />
Bu savaşları örnek gösterip insanlığı ya da devletleri milletleri ülke sınırlarını sınır güvenliğini vs. ortadan kaldıralım diyen bir ateist-deist görmedim hiç. ÇÜNKÜ savaş falan bahane tek dertleri DİN.<br />
Ya da büyük bir savaş sebebi de doğal kaynaklardır bu günümüzde bile devam ediyor. Örneğin Petrol yüzünden, altın yüzünden, diğer değerli madenler ve doağal kaynaklar yüzünden bir sürü insan ölüyor savaşlar çıkıyor insanlar evinden barkından ediliyor ama bunu sebep gösterip altını-petrolü-doğal kaynakları ortadan kaldıralım diyen hiç ateist-deist görmedim ben. Ya da en önemli kavga, savaş vs. sebebi PARA ama bunu delil gösterip sebep olarak öne çıkarıp haydi parayı ortadan kaldıralım diyen ateist-deist görmedim hiç bugüne kadar. Çünkü onların derdi doğrular değil, savaşlar bahane tek dertleri DİN(LER) (İslam)<br />
Bu örnekler ve savaşlar daha uzaaaaaar gider. Ama siz ateistlerin-deistlerin bunları sebep gösterip saydığım şeyleri ortadan kaldırmak istediklerini göremezsiniz. Bide şuna bakalım gerçekten Dünya’da ki savaşların büyük çoğunluğunun sebebi DİN Mİ? Bu konuda Charles Phillips ve Alan Axelrod’un yazdığı savaşlar konusundaki en geniş ansiklopedilerden olan Encyclopedia of Wars’ı inceleyelim. Phillips ve Axelrod’un listelediği 1763 savaş içinden sadece 123 tanesinin -yani %7’sinden daha azının- nedenleri dini nedenler. Üstelik dini savaşların neden olduğu ölüm miktarı bu savaşlardaki toplam ölümlerin sadece %2’si.<br />
Bu %7’lik kısma bile tam anlamıyla din yüzünden çıkmış savaşlar diyemeyiz O dinin ana kaynağı pekala saptırılıp, ayetleri-kuralları bağlamından koparılıp, insanlar savaşa teşvik ettirilmiş de diyebiliriz. Zaten %7’lik oran ve bu savaşlarda ölen insanların kalan savaş türlerinde ölenlerin sayısının %2’si etmesi bile yeterli bu iddiayı çürütmeye.<br />
Ama dediğim gibi o kişiler dinlerini yanlış anlamış veya birileri onları saptırmış, kuralları bağlamından koparmış da olabilir o %7’lik savaşlarda. Kısacası olabilir, edebilir ihtimallerini yok saysak bile (ki bence saymamalıyız) savaşların çoğu din yüzünden çıkmamıştır. Bu iddiada yine çürüktür&#8230;<br />
<iframe loading="lazy" width="640" height="360" src="https://www.youtube.com/embed/7wThTjgDXIs?feature=oembed" frameborder="0" allow="autoplay; encrypted-media" allowfullscreen></iframe></p>
<hr />
<h1><span style="font-size: 14pt;">Dinler savaş sebebi mi? </span></h1>
<h1><span style="font-size: 14pt;">Savaşların kaynağı din mi? </span></h1>
<h1><span style="font-size: 14pt;">Savaşların sebebi din mi?</span></h1>
<p>&nbsp;</p>The post <a href="https://ateistlerecevap.org/dinler-savas-sebebi-mi/" data-wpel-link="internal">Dinler Savaş Sebebi Mi?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ateistlerecevap.org/dinler-savas-sebebi-mi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Efendimiz (sav)’in Vefatından Sonra Devesinin Yas Tuttuğunu Anlatan Rivayet</title>
		<link>https://ateistlerecevap.org/efendimiz-savin-vefatindan-sonra-devesinin-yas-tuttugunu-anlatan-rivayet/</link>
					<comments>https://ateistlerecevap.org/efendimiz-savin-vefatindan-sonra-devesinin-yas-tuttugunu-anlatan-rivayet/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ateistlere Cevaplar]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 14 Jun 2018 12:05:24 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Hadisler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.ateistlerecevap.org/?p=2544</guid>

					<description><![CDATA[<p>بسم الله الرحمن الرحيم الحمد لله رب العالمين، والصلاة والسلام على سيدنا محمد وعلى آله وصحبه أجمعين Siyer kaynaklarında Peygamber (s.a.v) Efendimiz’in binek olarak kullandığı birçok merkep, katır ve devenin adı zikredilmiştir. Merkepler arasında “Ya’fûr” hakkında şöyle bir kıssa anlatılır: Efendimiz (s.a.v), Hayber’de ganimet olarak aldığı, kendisini görür görmez “Sen Allah’ın Peygamberisin” diyen bu merkebe [&#8230;]</p>
The post <a href="https://ateistlerecevap.org/efendimiz-savin-vefatindan-sonra-devesinin-yas-tuttugunu-anlatan-rivayet/" data-wpel-link="internal">Efendimiz (sav)’in Vefatından Sonra Devesinin Yas Tuttuğunu Anlatan Rivayet</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-1035" src="https://muslumanca.ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/06/ebubekir-sifil-efendimizin-sav-vefat.png" alt="" width="1200" height="630" /></p>
<div class="entry-content content">
<div>بسم الله الرحمن الرحيم<br />
الحمد لله رب العالمين، والصلاة والسلام على سيدنا محمد وعلى آله وصحبه أجمعين</div>
<p>Siyer kaynaklarında Peygamber (s.a.v) Efendimiz’in binek olarak kullandığı birçok merkep, katır ve devenin adı zikredilmiştir.<br />
Merkepler arasında “Ya’fûr” hakkında şöyle bir kıssa anlatılır:<br />
Efendimiz (s.a.v), Hayber’de ganimet olarak aldığı, kendisini görür görmez “Sen Allah’ın Peygamberisin” diyen bu merkebe kendisi bindiği gibi, başka işlerinde de kullanmıştır. Soyundan geldiği 70 merkebin İsrailoğulları nebilerine hizmet ettiği söylenen bu merkep, oldukça sür’atli, aynı zamanda sadık ve uysalmış. Efendimiz (s.a.v) yanına geldiğinde O’na selam verir, Efendimiz (s.a.v) tarafından, davet etmek istediği kişiye gönderdiğinde o kişinin evine gidince başıyla kapıyı çalar, o kişi de Efendimiz (s.a.v)’in kendisini çağırdığını anlar, Ya’fûr’un sırtına binerek Efendimiz (s.a.v)’in çağrısına icabet edermiş. Efendimiz (s.a.v) vefat ettiğinde bu merkep, kendisini bir kuyuya atarak intihar etmiş!<br />
Ya’fur’la ilgili olarak anlatılan bu olayların hiç birisi sahih değildir. rivayet sahih değildir. İbn Hibbân Kitâbu’d-Du’afâ’da <sup id="footnote_plugin_tooltip_1" class="footnote_plugin_tooltip_text">1)</sup> zikrettiği bu rivayet hakkında, “aslı yoktur” demiştir.<br />
Efendimiz (s.a.v)’in develerinden “Kasvâ” veya “Adbâ” yahut “Ced’â” hakkında da benzeri bir kıssa zikredilir. <sup id="footnote_plugin_tooltip_2" class="footnote_plugin_tooltip_text">2)</sup><br />
Buna göre Bu deve, Efendimiz (s.a.v) vefat edince başını alıp çöllere gitmiş, yemeden içmeden kesilmiş ve çölde o hal üzere ölmüştür. <sup id="footnote_plugin_tooltip_3" class="footnote_plugin_tooltip_text">3)</sup><br />
Ulema bu rivayetin senedli bir naklinin bulunmadığına dikkat çekmiştir. Ali el-Kârî şöyle der: “Bu kıssayı nakledenin kim olduğunu bilmiyorum.”<sup id="footnote_plugin_tooltip_4" class="footnote_plugin_tooltip_text">4)</sup> Kadı Iyâd’ın adı geçen eserindeki hadislerin kaynaklarını belirtmek üzere yazdığı Menâhilu’s-Safâ isimli eserinde (s. 130) İmam es-Süyûtî de bu rivayeti zikrettikten sonra altını boş bırakmış, herhangi bir kaynak zikretmemiştir.</p>
<blockquote><p>Sonuç olarak her iki kıssanın da aslı yoktur; bu kıssaların “vakıa” gibi zikredilmesi doğru değildir. Esasen Efendimiz (s.a.v)’in mucizeleriyle ilgili olsun, O’na karşı duyulan muhabbetin derinliğine ilişkin olsun, elimizdeki sahih rivayetler bizi bu türlü aslı olmayan rivayetlerden müstağni kılmaktadır.<br />
Vallâhu a’lem.</p></blockquote>
<p><strong class="cf-tweet-this cf-tt-target cf-tt-enabled cf-tt-abutted cf-tt-abutted-top cf-tt-out-of-bounds cf-tt-out-of-bounds-bottom cf-tt-element-attached-bottom cf-tt-element-attached-center cf-tt-target-attached-top cf-tt-target-attached-center">Ebubekir Sifil – 16 Kasım 2017</strong>
</div>The post <a href="https://ateistlerecevap.org/efendimiz-savin-vefatindan-sonra-devesinin-yas-tuttugunu-anlatan-rivayet/" data-wpel-link="internal">Efendimiz (sav)’in Vefatından Sonra Devesinin Yas Tuttuğunu Anlatan Rivayet</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ateistlerecevap.org/efendimiz-savin-vefatindan-sonra-devesinin-yas-tuttugunu-anlatan-rivayet/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Matematik bilen canlılar ve değişim örnekleri</title>
		<link>https://ateistlerecevap.org/matematik-bilen-canlilar-ve-degisim-ornekleri/</link>
					<comments>https://ateistlerecevap.org/matematik-bilen-canlilar-ve-degisim-ornekleri/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ateistlere Cevaplar]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 14 Jun 2018 11:52:13 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Tefekkür]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.ateistlerecevap.org/?p=2537</guid>

					<description><![CDATA[<p>Çiçek Açma Zamanını Bilen Bitkiler Herkes kış mevsiminde kupkuru bir dala dönüşen bitkilerin bahar mevsimi ile tomurcuklanıp, önce yeşil yapraklara ve ardından rengarenk, muhteşem kokulu çiçeklere dönüştüğüne şahit olur. Adeta ölü konumundaki ağaçlar, insanların gözleri önünde yeniden canlanırlar. Bu muhteşem değişim bilim adamlarının önemli araştırma konularından biridir. Akıl ve şuur sahibi olmadıkları halde bitkiler zamana [&#8230;]</p>
The post <a href="https://ateistlerecevap.org/matematik-bilen-canlilar-ve-degisim-ornekleri/" data-wpel-link="internal">Matematik bilen canlılar ve değişim örnekleri</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div><img decoding="async" class="attachment-medium size-medium wp-post-image" src="http://hayvanlaralemi.net/wp-content/uploads/2013/09/122892_canlilarin-mukemmel-matematik-hesaplari-ve-300x102.jpg" sizes="(max-width: 300px) 100vw, 300px" srcset="http://hayvanlaralemi.net/wp-content/uploads/2013/09/122892_canlilarin-mukemmel-matematik-hesaplari-ve-300x102.jpg 300w, http://hayvanlaralemi.net/wp-content/uploads/2013/09/122892_canlilarin-mukemmel-matematik-hesaplari-ve.jpg 740w" alt="" /></div>
<div class="shortcodes">
<h2>Çiçek Açma Zamanını Bilen Bitkiler</h2>
<p><a href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/06/Ilginccanlilar21.jpg" data-wpel-link="internal"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-2541" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/06/Ilginccanlilar21.jpg" alt="" width="740" height="253" srcset="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/06/Ilginccanlilar21.jpg 740w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/06/Ilginccanlilar21-300x103.jpg 300w" sizes="(max-width: 740px) 100vw, 740px" /></a><br />
Herkes kış mevsiminde kupkuru bir dala dönüşen bitkilerin bahar mevsimi ile tomurcuklanıp, önce yeşil yapraklara ve ardından rengarenk, muhteşem kokulu çiçeklere dönüştüğüne şahit olur. Adeta ölü konumundaki ağaçlar, insanların gözleri önünde yeniden canlanırlar. Bu muhteşem değişim bilim adamlarının önemli araştırma konularından biridir.<br />
Akıl ve şuur sahibi olmadıkları halde bitkiler zamana bağlı olarak hareket ederler. Belirli faaliyetleri için belirli zamanları seçerler. Bunu da güneş ışığındaki değişimlere bağlı olarak yaparlar. İçlerine yerleştirilmiş biyolojik saat güneş ışığı ile kurulur ve bitki ritmik hareketler yapmaya başlar. Bu ritmik hareketler, bitkinin yaşaması ve neslinin devamı için, hep en uygun zamanlamayla gerçekleşir. Hareketlerin başarıyla tamamlanabilmesi içinse birçok kompleks işlemin kusursuz bir şekilde meydana gelmesi gerekir.<br />
Bitkilerin çiçeklenmesi yılın belli bir zamanında çoğunlukla da ilkbaharda olur. Çünkü bu dönem bitki için en uygun zamandır. Bitkilerin bu zaman ayarlamalarını yapan biyolojik saatleri, güneş ışığının yapraklara düşme süresini bile hesaplar. Her bitkinin biyolojik saati bunu bitkinin kendi yapısal özelliğine göre yapar. Bu şekilde bir zaman ayarlaması yapan bitkiler ne zaman ekilirlerse ekilsinler, her zaman yılın aynı zamanlarında çiçek açarlar. Ancak bitki bu zamanlamayı nasıl yapar? İşte bu sorunun cevabını bilim adamları uzun süredir araştırmaktadır. Gün uzunluğu, hava sıcaklığı ve su miktarı gibi filizlenmeyi etkileyen faktörler bitkideki uzun mesafeli bir sinyali tetikleyerek yapraktan, çiçeklenmenin meydana geldiği en uçtaki filize kadar tüm damar sistemini dolaşır. Bu sinyalin mahiyeti bilim adamlarınca hala çözülememiştir. Araştırmalar bu sinyali verenin bitkinin yaprağındaki Flowering Locus T (FT) geninin ürettiği Flowering Locus T (FT) adında bir protein olduğunu bulmuşlardır. Bu protein, bitkinin damar sistemi içinde çiçek açmasına neden olan diğer genleri harekete geçirerek en uç filize doğru yol alır.<br />
FT proteini bir bitkinin yaprağında üretildiği yerden filizlere doğru ilerlerken CONSTANS adı verilen diğer bir gen tarafından tetiklenir, aksi takdirde FT proteini üretilmez. Bu nedenle CONSTANS yapraklarda kilit gen olarak tanımlanır ve gün uzunluğundaki değişimlere göre bitkinin çiçeklenme zamanını tespit eder. Modern bilimin çok yeni anlamış olduğu ‘bu kompleks program’ ağaçlar tarafından on binlerce yıldan beri bilinmektedir. Kuşkusuz bitkilerin hücrelerine gerekli olan bilgileri yerleştiren, her şeyi eksiksiz yaratan, her türlü yaratmadan haberdar olan Yüce Allah’tır. Allah bu gerçeği bir ayette şöyle haber verir:</p>
<p align="left">“Görmedin mi, Allah, gökten su indirdi, böylece yeryüzü yemyeşil   donatıldı. Şüphesiz Allah, lütfedicidir, her şeyden haberdardır.” (Hac Suresi, 63)</p>
<h2>Sayı Saymayı Bilen Ağustos Böcekleri:</h2>
<p><a href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/06/Ilginccanlilar.jpg" data-wpel-link="internal"><img loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-2540 alignleft" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/06/Ilginccanlilar.jpg" alt="" width="466" height="361" srcset="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/06/Ilginccanlilar.jpg 466w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/06/Ilginccanlilar-300x232.jpg 300w" sizes="(max-width: 466px) 100vw, 466px" /></a>Her yazın sonuna doğru ortaya çıkan ağustos böcekleri böcekler arasında en gürültücü sese sahip canlılardır. Bu böceklerin kendilerine özgü sesleri sadece erkek ağustos böceklerine aittir. Bunun nedeni; dişilerin dikkatini çekerek yerlerini belirlemektir. Çünkü ağustos böceklerinin üremek için toprağın altından çıktıktan sonra maksimum 3 hafta kadar kısa bir süreleri vardır. Bu süre içerisinde dişilerin dikkatini çekerek çiftleşecek ve ardından öleceklerdir.<br />
Dişiler çiftleşmeden sonra ince dallara ve ağaç gövdelerine yarıklar açarak yumurtalarını bırakırlar. Yumurtadan çıkan yavrular yere düşer düşmez hızlıca toprağın alt kısımlarına gömülürler. Larva halindeki böcekler yeraltında uzun yıllar kalarak kendilerini sellerden ve su basmasından koruyacak yuvaları inşa ederler. Burada yıllar boyu ağaç köklerini emerek sağ kalırlar. Bu dönemden sonra ani bir mucize gerçekleşir: yaklaşık 20 yıl toprak altında kalan yavruların hepsi aynı anda topraktan yüzeye doğru çıkarlar. Daha da ilginci hep aynı anda yeryüzüne çıkan ağustos böcekleri bunu doğumlarını takip eden sadece asal sayılı yıllarda yaparlar. (11, 13, 17, 19 yılları gibi).<br />
Ağustos böceklerini çok ilginç kılan özellikleri adeta sayı saymayı bilmeleridir. Bu minik canlıların yıllık yaşam döngülerini nasıl bir asal sayıya denk getirdiklerini hala hiç kimse bilemez. Bu matematiksel zamanlamanın diğer birçok canlıda olan çift sayılı çiftleşme döngülerine rastlamamasının, olası avcı potansiyeline denk gelmemeleri için olduğu tahmin edilmektedir. Çünkü ağustos böcekleri trilyonlarla ifade edilecek sayılarda aynı anda ve tek gecede topraktan çıkarlar. Ancak bunu diğer canlıların çift sayılı döngülerinde yapmış olsalar veya rastgele günlerde yapmış olsalar diğer canlılara yem olur ve nesilleri büyük tehlike altında olabilirdi. Bu asal sayı döngüsüyle mükemmel bir zamanlama elidmiş ve popülasyonunun azalması engellenmiş olur.<br />
Kuşkusuz insanların dahi mükemmel bir organizasyon ve iletişim sistemleri olmadan asla sahip olamayacağı bu özelliğin, hiçbir düşünme yetisi ve donanımı olmayan bu minik canlılarda bulunması Allah’ın bu canlılara ilham etmesinin bir sonucudur. Ayette şöyle buyrulur:<br />
<strong>“Göklerin ve yerin yaratılması ile onlarda her canlıdan türetip-yayması O’nun ayetlerindendir…”</strong> (Şura Suresi, 29)</p>
<h2>Dekoratör Örümcekler:</h2>
<p>Örümcekler salgıladıkları ipek liflerini, ağ çerçevesinin kesişen kenarlarına keskin açılarla döşer. Bu sayede örümceğin avlanma alanı çizilmiş olur. Örümceklerin ağlarını incelediğimizde ağın merkezinden çevredeki dallara ya da yeşilliklere bağlanmış olan her ipliğin, üzerinden geçtiği her sarmal eğri ile yaptığı açının “sabit” olduğunu görürüz. Özellikle bahçe örümceklerinin ağlarında gözlemlenebilen bu özel geometrik yapı, örümceğe avlanmak için büyük bir avantaj sağlar. Sarmal eğrilerden meydana gelen bu ağlar, görünmezlik ve geniş yakalama alanının eşsiz bir kombinasyonu olduğundan, uçan böcekleri yakalamada çok etkilidir. Ağı oluşturan sarmal eğriler merkezden çevreye doğru sürekli büyümelerine rağmen, ağın genel görünümünde hiçbir değişiklik meydana gelmez. Bu nedenle ağdaki her sarmal eğri, ağın boşlukta kapladığı alanı sürekli olarak sabit bir oranda genişlettiğinden ortaya çıkan şekil, uçan bir böceğin yakalanması için kullanılabilecek en mükemmel yapıdır.<br />
Çoğunlukla daire şeklinde ağlar dokuyan örümcekler aynı zamanda bu ağlarını dekore ederler. Örümceklerin ağlarını bu şekilde neden güzelleştirdikleri henüz tam olarak anlaşılamamıştır. Bu uzmanlık isteyen konu ile ilgili önde gelen iddialardan birisi örümceklerin ağın üzerinde kendilerinin oturduğu yer olan merkez bölümünü, çok daha az görünür olacak şekilde yapmaları ve belki de hayvanların görüp kazayla onlara zarar vermelerini önlemek içindir. Başka bir teori ise yapılan dekorasyonun kurbanlarını kendine çekmesidir. Bilim adamlarının açıklayamadığı ise örümceğin bu ağı örerken nasıl hesap yaptığı ve nasıl bir strateji planladığıdır. Beyin benzeri bir yapıdan yoksun olan örümcek, böyle üstün bir tekniği nasıl kullanabilir? Şüphesiz örümceğin böyle bir tekniği kullanabilmesini ona ilham eden Allah’tır.</p>
<h2>Uçan En Küçük Böcek</h2>
<p><a href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/06/Ilginccanlilar3.jpg" data-wpel-link="internal"><img loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-2539 alignleft" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/06/Ilginccanlilar3.jpg" alt="" width="474" height="265" srcset="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/06/Ilginccanlilar3.jpg 474w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/06/Ilginccanlilar3-300x168.jpg 300w" sizes="(max-width: 474px) 100vw, 474px" /></a>Uçan en küçük böcek asalak yabanarısıdır. Kanat genişliği 1 mm olan bu küçük böceklerin beyaz lahana kelebeğinin yumurtalarından havalanırken çekilen fotoğrafları bu canlıların tam bir akrobat olduklarını ortaya koymuştur. Asalak yabanarılarının havaya sıçramaları, etrafta zarif kanat çırpmaları, kimi zaman önce yüzleri, kimi zaman da ayakları üzerine olacak şekildeki yaptıkları iniş hareketleri hızlı kameralar ile çekilmiş, bu canlıların dünyanın en ilginç böceklerinden biri olduğu görülmüştür. Kanatlarını saniyede 350 kez çırpabilen bu canlılar,  1 gramın 1/40.000’ı olan ağırlıkları ile hiç hissettirmeden kelebeklerin veya başka böceklerin üzerinde seyahat edebilirler. Bu minik canlı küçük bir kelebeğin üzerinde, kelebeğin birleşik gözlerinin altındaki yüz tüylerinin altında adeta bir benek gibi görünecek kadar küçüktür.</p>
<h2>Manta Balığının Zarif Yüzme Tekniği:</h2>
<p>Manta balığının deniz altında kelebekler gibi görünen zarif yüzme şekli, adeta insanı hipnotize eden inceliğe sahiptir. Bu canlılar yüzüş şekilleri ile deniz altında verimli denizaltı araçlarına ihtiyacı olan mühendislerin imrendiği bir balıktır. 5 metre genişliğe kadar büyüyebilen bu canlıların kendine hakim, nazik hareketleri denizaltı araçları için büyük bir ilham kaynağıdır. Çünkü birçok balık yüzerken bedenini bir yandan diğer yana hareket ettirir. Manta Balığı sert ve gergindir. Fakat bu onların son derece sessiz ve verimli bir biçimde yüzmelerine engel olmaz. Nitekim en iyi denizaltı araçlarının dönme yarıçapı beden uzunluklarının 0.7’si kadarken manta balığının dönmesi için beden uzunluğunun sadece 0.27’sini kullanması yeterlidir. Bu küçük hareketle bir savaş uçağı gibi manevra yapabilirler. Manta balıkların  yüzüş biçimleri, bu yüzüşe uygun olan vücut yapılarını yaratan tüm alemlerin Hakimi olan Allah’tır. Kuran’da şöyle buyrulur:<br />
“Göklerde ve yerde olanların tümü Allah’ı tesbih etmiştir. O, üstün ve güçlü (aziz) olandır, hüküm ve hikmet sahibidir. Göklerin ve yerin mülkü O’nundur. Diriltir ve öldürür. O, her şeye güç yetirendir.” (Hadid Suresi, 1-2)</p>
<h2>Uçuş Rekortmeni  Bataklık Çulluğu:</h2>
<p><a href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/06/Ilginccanlilar41.jpg" data-wpel-link="internal"><img loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-2538 alignleft" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/06/Ilginccanlilar41.jpg" alt="ilginç canlılar" width="503" height="323" srcset="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/06/Ilginccanlilar41.jpg 503w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/06/Ilginccanlilar41-300x193.jpg 300w" sizes="(max-width: 503px) 100vw, 503px" /></a>Göç eden kuşlar içinde, dünyanın en uzun mesafesini, en  hızlı şekilde  uçan kuş, bataklık çulluğudur. Aslında Antartika deniz kırlangıcı daha yavaş fakat daha uzun mesafe uçabilir, fakat bataklık çulluğu hem hız hem de kat ettiği mesafe açısından birinci sıradadır. Bilim adamları bataklık çulluğunun hiç durmadan 6.700 km.yi saatte yaklaşık 100 km. hızla uçtuğunu tespit etmişlerdir. Bu kuşların bazıları İsveç’ten havalandıktan sonra Orta Afrika’ya (6.700 km.ye) 3.5 günde ulaşırlar. Kuşkusuz bu büyük bir başarıdır. Bu kuşların sahip olduğu özellikler üstün yaratış ve sonsuz merhamet sahibi Allah’ın dilemesi ve yarattıklarını koruyup gözetmesiyle mümkün olur. Ayette şöyle buyrulur:<br />
<strong>“Onlar, üstlerinde dizi dizi kanat açıp kapayarak uçan kuşları görmüyorlar mı? Onları Rahman (olan Allah’)tan başkası (boşlukta) tutmuyor. Şüphesiz O, herşeyi hakkıyla görendir.”</strong> (Mülk Suresi, 19)
</div>The post <a href="https://ateistlerecevap.org/matematik-bilen-canlilar-ve-degisim-ornekleri/" data-wpel-link="internal">Matematik bilen canlılar ve değişim örnekleri</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ateistlerecevap.org/matematik-bilen-canlilar-ve-degisim-ornekleri/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Tırtıldan Kelebeğe, Kozadan İpeğe</title>
		<link>https://ateistlerecevap.org/tirtildan-kelebege-kozadan-ipege/</link>
					<comments>https://ateistlerecevap.org/tirtildan-kelebege-kozadan-ipege/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ateistlere Cevaplar]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 07 Jun 2018 07:14:07 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Tefekkür]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.ateistlerecevap.org/?p=2529</guid>

					<description><![CDATA[<p>TIRTILDAN KELEBEĞE, KOZADAN İPEĞE Minicik bir böcek milyonlarca yıldır yeryüzünde bilinen en sağlam ipliği üretiyor. Bu böceğin yumurtaları bir yıl uyuyarak canlanmayı bekliyor, yeni doğanları ise kısa sürede ilk ağırlığının 30.000 katına çıkarak mucizevi bir gelişim gösteriyor. Binlerce yıldır insanların &#8220;en güzel ve en narin&#8221; olarak değerlendirdikleri, nadide kumaşların dokunduğu ipliği üretmek için kendini ördüğü [&#8230;]</p>
The post <a href="https://ateistlerecevap.org/tirtildan-kelebege-kozadan-ipege/" data-wpel-link="internal">Tırtıldan Kelebeğe, Kozadan İpeğe</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p class="style3" align="center"><strong>TIRTILDAN KELEBEĞE, KOZADAN İPEĞE</strong></p>
<p align="left">Minicik bir böcek milyonlarca yıldır yeryüzünde bilinen en sağlam ipliği üretiyor. Bu böceğin yumurtaları bir yıl uyuyarak canlanmayı bekliyor, yeni doğanları ise kısa sürede ilk ağırlığının 30.000 katına çıkarak mucizevi bir gelişim gösteriyor. Binlerce yıldır insanların &#8220;en güzel ve en narin&#8221; olarak değerlendirdikleri, nadide kumaşların dokunduğu ipliği üretmek için kendini ördüğü bir kozanın içine hapsediyor. Bu süre içinde böceğin kendisi de bambaşka bir görünüm kazanarak bir mucizenin adını alıyor: İpek Böceği Mucizesi</p>
<p>Yumuşaklığı ve parlaklığıyla yüzyıllardır en çok tercih edilen kumaş olan ipek, ipek böceği tırtıllarının ördüğü kozalardan yapılır. Bu mucizevi canlılar ilginç bir şekilde yalnızca dut yaprağı yerler. Dut ağacı yapraklarından başka hiçbir şeyle beslenmezler.<br />
<a href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/06/9_clip_image002.jpg" data-wpel-link="internal"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-2531" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/06/9_clip_image002.jpg" alt="" width="217" height="289" /></a></p>
<p align="left">İpek böceği tırtılları gelişimlerini tamamlayınca, kelebek olmak için koza örmeye başlarlar. Sonunda da kendilerini, bu incecik ipek ipliklerden örülmüş kozalarına hapsedip, uykuya dalarlar. Önce görünürde yalnızca minik bir tırtılla başlayan bu sürecin sonunda tırtıl kaybolurken ortaya ipekten örülmüş bir koza ile bir kelebek çıkmaktadır. Peki bu olay nasıl gerçekleşmektedir? Şimdi bu mucizevi süreci en başından inceleyelim.</p>
<p><span class="style3"><br />
<strong>Altın Kadar Değerli İpeğin Tarihi</strong></span></p>
<p align="left">Tarihi kayıtlara göre, ipek ilk defa Çin&#8217;de bulunmuştur. M.Ö. 206&#8217;da başlayan Han Hanedanı dönemlerinde, daha önce pek önemli olmayan ipek, ülkenin gelir kaynağı haline gelerek uygarlığın önemli simgelerinden biri olmuştur. İpek, değerli bir madde olduğu anlaşıldıktan sonra para birimi olarak da kullanılmıştır. Devletin ödemelerinde ve yapılan hizmete karşılık ödül olarak verilen ipek, tıpkı altın gibi saklanmış ve gittikçe değer kazanmıştır. Başka ülkelerle Çin arasındaki anlaşmalar ipekle çözüm bulmuştur. O dönemde dünya ticaretinin dolaştığı tek kervan yolu olan &#8220;İpek Yolu&#8221; da adını, taşınan en değerli ticaret malı olan ipekten almıştır.</p>
<p><span class="style3"><strong>Tırtıldan Kelebeğe</strong></span></p>
<p align="left">İpek böceklerinin yeryüzünde birçok farklı türü (ırkı) bulunmaktadır. Bazı farklılıklar dışında hepsinde ortak olan dönemler; yumurta dönemi, larva dönemi, koza örme devresi ve ergin-kelebek dönemidir.</p>
<p><span class="style3"><strong>Bir Sene Bekleyebilen Yumurtalar</strong></span></p>
<p align="left">İpek böceklerinin bir türü (univoltin ırk) sadece ilkbaharda yumurtlar ve bu türün verdiği yumurtalar diğer ilkbahara kadar bekler. Başka bir tür (bivoltin ırk) ise yumurtalar ikinci yumurtlama için beklemeye girmeden, 11–12 günlük kuluçka devresi geçirerek yumurtadan çıkarlar. İkinci neslin verdiği yumurtalar ise bekleme dönemine girerek kışı geçirir ve ilkbaharda tekrar canlanırlar. Hindistan, Tayland gibi yetiştirildiği bölgelerin sıcak olması nedeniyle multivoltin ırklardan bir yılda 7–8 nesil elde edilebilir. Burada ilk akla gelen soru kuşkusuz, bir yumurtanın bir yıl nasıl canlı kalabildiğidir. Tıpkı tohumların toprağa ekilip nem, sıcaklık, karanlık gibi uygun koşullar sağlandığında filizlenerek bitki, ağaç haline gelmesi ve bu ana kadar uykuda olması gibi, ipek böceği yumurtaları da bir sonraki ilkbahar mevsimine kadar uykuda kalırlar. Vakti geldiğinde ise harekete geçerler. Bu durumu, tuşuna basarak komut verilen bir cihazın çalışmaya başlamasına benzetebiliriz. İpek böceği yumurtaları da bir yılın sonunda onları yaratan Allah&#8217;ın emriyle canlanırlar. Yüce Rabbimiz Kuran&#8217;da ilminin herşeyi kuşattığını şu şekilde bildirmiştir: <strong>&#8220;Allah, yedi göğü ve yerden de onların benzerini yarattı. Emir, bunların arasında durmadan iner; sizin gerçekten Allah&#8217;ın herşeye güç yetirdiğini ve gerçekten Allah&#8217;ın ilmiyle herşeyi kuşattığını bilmeniz, öğrenmeniz için.&#8221; </strong>(Talak Suresi, 12)</p>
<p><span class="style3"><strong>Deri Değiştiren Larvalar</strong></span></p>
<p align="left">Yumurtadan çıkan larvalar, iklim ve hava şartlarına bağlı olarak süresi değişen larva döneminde 4 defa deri değiştirirler.</p>
<p>Larvalar yem yeme safhasında çok iştahlıdırlar ve sürekli taze dut yaprağı yerler. Adeta yaşayacakları bir sonraki dönemde inzivaya çekileceklerini biliyor gibi karınlarını iyice doyururlar. Başları vücutlarına oranla küçük olan larvaların derilerinin parlaklığı ve gerginliği artar. Deri değiştirme (uyku) safhasının başlangıcında yemek yemeyi keserler ve durgunlaşırlar. Dinlenmek için yer ararlar. İpeğimsi bir madde salgılayarak yapraklar üzerine tutunurlar, başlarını yukarı kaldırarak hareketsiz bir şekilde dururlar. Deri değiştiren larvaların vücudu ise büyümüştür. Başları da vücutlarına oranla artık daha büyüktür. Yem yeme safhasında parlak ve gergin olan deri, deri değiştirme sonrası gevşer, buruşur ve solgunlaşır.<br />
9–10 günlük bir ipek böceği hemen hemen yumurtadan çıkış ağırlığının 10.000 katına ulaşmıştır. Üstelik bu gelişme 20–25 gün gibi kısa bir süre içerisinde oluşmuştur. Bu mucizevi gelişmeyi anlamak için gözünüzde yeni doğmuş bir bebeği canlandırın. Yaklaşık 3 kg ağırlığında doğan bebek, 20–25 gün sonra devasa bir boyuta ulaşarak 30.000 kg haline gelse her halde bu mucize karşısında şaşkınlığımızı gizleyemezdik. Ancak milyonlarca yıldır bu dönemleri geçiren ipek böceği larvaları bu mucizenin canlı birer örneğidirler. Böcek erginleştiğinde genellikle 7.-9. günlerde yem yemeyi keser, tedirginleşir, başını yukarı kaldırarak sallamaya ve oldukça nemli bir sıvı salgılamaya başlar. Göğüs ve karın bölgesinin yarı şeffaf olması nedeniyle vücudunun hemen hemen %40&#8217;ını kaplayacak şekilde genişlemiş olan ipek bezleri deri altında fark edilebilir. Sindirim kanalının boşaldığı ve larvanın kehribar rengini aldığı bu aşamada ipekböcekleri artık koza örmeye hazırdır ve askıya alınmaları için toplanmaları gerekir.</p>
<p align="center"><a href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/06/9_clip_image004.jpg" data-wpel-link="internal"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-2532" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/06/9_clip_image004.jpg" alt="" width="434" height="289" srcset="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/06/9_clip_image004.jpg 434w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/06/9_clip_image004-300x200.jpg 300w" sizes="(max-width: 434px) 100vw, 434px" /></a></p>
<p><strong>Koza Örme Devresi Başlıyor</strong></p>
<p align="left">Yumurtadan çıkan ipek böceği tırtılı; önce büyük bir titizlikle seçtiği &#8220;askı&#8221; olarak kullanacağı dallardan birine çıkarak kendini aynı iplikle oraya bağlar. Daha sonra salgıladığı ipeğe sarılmaya ve koza örmeye başlar. Multivoltin ırklarda 2–3 gün, uni ve bivoltin ırklarda 3–4 gün içerisinde koza örme işlemi biter. İpek böceği, ipliğini çıkardığı sürece, başını 8 çizer gibi sürekli oynatır, kozanın bir bölümünden diğer bölümüne geçerek örme işlemine devam eder. Başı dönmeden ve dengesini hiç kaybetmeden yaptığı bu hareketi, 3–4 gün süresince toplam yaklaşık 130.000 kez tekrarlamaktadır. Bu rutin hareketi yapan tırtılın boynunun ya tutulması, ya da işlevini yitirmesi gerekirken, o büyük bir çaba ile üretimine devam eder. İpek üretimi sona erdiğinde ve bezler boşaldığı zaman artık çok zayıflamış olan tırtılın ya ölmesi, ya da hastalanması gerekir ancak tırtıl başkalaşıma uğrayarak, bir iki gün içinde daha güçlü bir yapıda olan &#8220;krizalite&#8221; dönüşür. Koza örmenin 4. veya 5. gününde krizalit haline dönüşen ipekböceği, 8–14 gün süren krizalit devresinde metamorfoza uğrayarak kelebek haline dönüşür. Burada ise yine başka bir mucize gerçekleşmiştir. Bir tırtıl kendi salgıladığı maddeyle kendini sarmalayarak gözden kaybolur, saklanmadan önce yerde yürüyerek ilerleyen bu böcek iki hafta içinde ise uçabilen bir kelebek olarak dışarı çıkar. Kelebek alkali yapıdaki salyası yardımıyla kozayı delerek dışarı çıkar. Yani kelebek haline gelen tırtıl, bir kozada olduğunu, buradan çıkma vaktinin geldiğini, buradan çıkmak için özel bir sıvıya ihtiyacı olacağını, kozayı delmek için bu sıvının sahip olması gereken formülü ve bunu vücudunda nasıl üreteceğini de adeta &#8220;bilmektedir&#8221;. Kuşkusuz bir kelebeğin tüm bu bilgileri bilmesi imkansızdır; ona, bu bilgileri alemleri yoktan var eden Yüce Rabbimiz ilham etmektedir.</p>
<p align="center"><span class="style3"><strong>Kozadan İpeğe</strong></span></p>
<p align="left">Kozayı örme ve tamamlama işlemi, gece gündüz durmaksızın 3–4 gün sürmektedir. Birkaç mm.lik boyuyla, günlerce ara vermeden çalışan bu tırtıl olağanüstü bir güç göstermektedir. Bunu insanlar ile kıyaslayarak daha iyi anlayabiliriz. Örneğin; insan günlük uykusunu almadığında hem zihnen, hem de bedenen güçsüzleşmesine rağmen, ipek böceğinde herhangi bir bitkinlik görülmemektedir. Yumurtadan tırtıla, tırtıldan kelebeğe giden bu döngünün içinde hayatını sürdüren ipek böceği, dünyanın en sağlam ipliğini üretir.</p>
<p>İpek, bilinen en sağlam doğal ipliktir, ancak bilim adamları henüz bu sağlamlıkta bir iplik üretmeyi başaramamışlardır. Son yıllarda araştırmalarını hızlandıran bilim adamları, ipekböceklerinin nasıl bu kadar sağlam iplikler yapabildiklerinin sırrına ulaşmaya çalışıyorlar. Uzmanlar, bulgularının doğruluğunun kanıtlanması halinde, çok sağlam koruyucu giysi ve spor malzemeleri üretiminin yanı sıra kemik dokusu için de laboratuvarda yapay ipek üretilebileceğini belirtiyorlar. Araştırmalara göre; ipek üretiminin sırrı, ipekböceklerinin salgı bezlerindeki ipek proteinlerinin, suda çözünebilirliğini nasıl kontrol ettiklerinde yatıyor. Tüm süreç, su miktarıyla kontrol altında tutuluyor. Organizma ipek bezine protein gönderiyor, ancak bunu yaparken oraya ne kadar su bıraktığını denetliyor. Bu hassas ölçüler de ipeğin sağlamlığında rol oynuyor. Uzmanlar, ipeğin tıp alanında, tahrip olmuş diz bağlarının onarılması ve yapay kemik dokusu oluşturulmasında kullanılabileceğini söylüyorlar.<br />
Her aşaması mucizelerle dolu olan ipek böceklerinin ipek üretmeleri çok çarpıcı yaratılış mucizelerinden biridir. Allah&#8217;ın ilhamıyla hareket eden ipek böceklerinin ürettikleri bu sağlam doğal iplik, bilim adamlarına da ilham kaynağı olmaktadır. Sağlam olduğu kadar estetik görünümüyle de dikkat çeken ipeğin, Kuran&#8217;da cennet ehline mükafat olarak sunulduğundan bahsedilmektedir.<br />
.<br />
<strong>&#8220;Artık Allah, onları böyle bir günün şerrinden korumuş ve onlara parıltılı bir aydınlık ve bir sevinç vermiştir. Ve sabretmeleri dolayısıyla cennetle ve ipekle ödüllendirmiştir.&#8221;</strong> (İnsan Suresi, 11–12)<br />
&nbsp;</p>
<p class="style3"><strong>KELEBEKLERİN BAZI ÖZELLİKLERİ</strong></p>
<p align="left">Kelebeklerin kanatlarındaki renklerin ve desenlerin bir süs olarak yaratılmış olmalarının yanında, bu canlılar için başka pek çok hayati fonksiyonu vardır.</p>
<p>Kelebek kanatlarındaki renk oluşumu son derece ilgi çekicidir. Bir kelebeğin kanatlarının üzerindeki pullar vasıtasıyla ışık yansır ve ortaya &#8220;gerçekte olmayan&#8221;, ama akıl almaz bir simetri ve güzellik sergileyen renkler çıkar. &#8220;Gerçekte olmayan&#8221; diyoruz; neden mi?</p>
<p align="center"><a href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/06/9_clip_image006.jpg" data-wpel-link="internal"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-2533" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/06/9_clip_image006.jpg" alt="" width="425" height="319" srcset="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/06/9_clip_image006.jpg 425w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/06/9_clip_image006-300x225.jpg 300w" sizes="(max-width: 425px) 100vw, 425px" /></a></p>
<p align="left">Kelebekler, vücutlarına kıyasla oldukça geniş bir yüzeye sahip olan kanatlarının güzelliğiyle bilinirler. Peki, kelebek kanatlarındaki bu muhteşem desenler ve renkler nasıl ortaya çıkmaktadır? Kelebekler aslında saydam olan bir çift zar kanada sahiptirler. Bunlar, yoğunlukları farklı pullarla kaplı olduğu için zar kanatların saydamlıkları belli olmaz. Kelebek kanatlarının aerodinamiğini (hava akımlarından faydalanarak yapılan hareketler) artıran, onlara rengini veren işte bu pullardır. Dokunulduğu anda yerlerinden kopacak kadar hassas olan pulların, kelebeğin kanadına saplanan sivri uçları vardır. Bu sayede pullar dökülmeden durabilirler. Kanadın üstüne bir damın kiremitleri gibi dizilmiş olan her pulcuk ya kimyasal pigmentlerle ya da sabun köpüğündeki gibi, üstüne düşen ışığı gökkuşağı renklerine kıran yapısı ile renk kazanır. Ayrıca laboratuar araştırmaları, farklı renklerin farklı kimyasal maddelere bağlı olduklarını da göstermiştir. Örneğin &#8220;pteridin&#8221; denilen boya maddesinin türevleri kelebeklerde genelde görülen pembe, beyaz ve sarı renkleri sağlayan maddelerdir. Çok sık rastlanan &#8220;melanin&#8221; adlı boya maddesi ise kanatlardaki siyah beneklerde bulunur. Ayrıca kelebeklerin kanatlarındaki renkler her zaman göründükleri gibi değildirler. Örneğin yeşil renkli pullar, siyah ve sarı pulların karışımından oluşmaktadır. Kelebeklerin kanatları üzerinde yapılan son incelemeler, pigmentlerin pulcuklarda sentezlendiğini ve melanin üretimi için gerekli olan enzimlerin pulcukların üst derisinde bulunduğunu göstermiştir.</p>
<p>Kelebeklerdeki bu çok değişken renkler yalnızca boya maddelerinden kaynaklanmaz. Kelebeğin kanatlarındaki pulların yapısı, düzeni, yansıma, kırılma gibi ışık olaylarının ortaya çıkmasına ve muhteşem güzellikteki renklerin doğmasına neden olur. Örneğin, Stilpnotio Salicis kelebeğinin hava kabarcıklarıyla dolu yarı saydam pulları vardır. Bu pullarda boya maddesi bulunmamasına rağmen, içlerinden geçen ışık, kelebeğin satene benzer bir görünüm almasını sağlar.<br />
Argynnis kelebeğinin kanat pullarının yüzeyi inanılmayacak kadar yumuşaktır ve bu yumuşaklık gümüşi yansımalar doğurur. Bazı kelebeklerde birbiri üstüne gelen iki pul tabakasının farklı dizilişleri de değişik ışık yansımaları meydana getirebilir, mesela kelebeğin siyah ya da kahverengi değil de mavi görünmesini sağlayabilir.<br />
Kelebeklerin kanat yapısını, sadece renklerini göz önüne alarak incelediğimizde bile pek çok mucizeyle karşılaşırız. Böyle olağanüstü güzellikteki bir görünümün varlığı hiç kuşkusuz tüm bunları yaratan Allah&#8217;ın üstün kudretinin ve sonsuz sanatının delillerinden biridir.<br />
Ayrıca kelebeklerin kanatlarındaki renklerin ve desenlerin bir süs olarak yaratılmış olmalarının yanında, bu canlılar için başka pek çok hayati fonksiyonu da vardır.</p>
<p align="center"><span class="style3"><br />
<strong>Işığı Emen Siyah Benekler</strong></span></p>
<p align="left">Bazı kelebeklerde özellikle kanatların gövdeye yakın kısımlarında pullardan oluşmuş büyükçe koyu renkli benekler vardır. Her iki kanatta simetrik olarak yer alan bu benekler kelebeklerin uçabilmesi için çok önemli bir fonksiyona sahiptir. Uçmak için gerekli olan vücut sıcaklığına ulaşabilmek için kelebekler bu beneklerden faydalanırlar. Nasıl mı?</p>
<p>Pullar renklerine göre ısıyı maksimum veya minimum seviyeye getirebilme özelliğine sahiptirler. Güneşin altında, sanki belli bir açıyı tutturmaya çalışıyormuş gibi kanatlarını açıp kapayan kelebekleri hepimiz görmüşüzdür. İşte bu hareketi yaparak güneş ışığını almaya çalışan kelebeklere gövdelerindeki siyah benekler yardımcı olur. Gövdesini ısıtması gereken kelebek güneş ışınlarının bu beneklere gelmesini ayarlayacak şekilde kanatlarını açıp kapatır, böylece bedenini kolaylıkla ısıtmış olur.<br />
Açık arazide güneşin altında kalan kelebeklerin rengi diğerlerine göre daha açıktır, ormanlık arazidekilerin rengi ise daha koyudur.<br />
Lepidoptera kelebekleriyse kanatlarında pul olmadığı için ışığı yansıtamazlar, bu yüzden saydamdırlar. Bu kelebek türünü uçarken görebilmek mümkündür ama bir yere konduklarında görmek hemen hemen imkansızdır. Bu da kelebek için mükemmel bir korunma teşkil eder. Allah tüm canlılarda olduğu gibi kelebekleri de bütün ihtiyaçlarını tam olarak karşılayabilecekleri sistemlerle birlikte yaratmıştır ve bunların hepsi birbirine bağlı olan, biri olmazsa öbürü olmaz sistemlerdir.<br />
<span class="style3"><strong>Kelebeklerdeki Yalancı Gözler</strong></span><br />
<a href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/06/9_clip_image008.jpg" data-wpel-link="internal"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-2534" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/06/9_clip_image008.jpg" alt="" width="357" height="237" srcset="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/06/9_clip_image008.jpg 357w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/06/9_clip_image008-300x199.jpg 300w" sizes="(max-width: 357px) 100vw, 357px" /></a></p>
<p align="left">Pek çok kelebeğin üzerinde büyük bir canlının gözlerini çağrıştıran koyu renkli yuvarlak desenler vardır. Yine kanatların üzerindeki renkli pulcuklardan meydana gelen bu gözler, kelebeklerin en ö-nemli savunma mekanizmasını o-oluştururlar. Kelebekler dinlenirken kanatlarını kapalı pozisyonda tutarlar. Herhangi bir düşmanla karşılaşma ya da ufak bir dokunuş sonucunda kanatlar ani olarak açılır ve kanat zeminindeki iri ve koyu renkli parlak göz desenleri ortaya çıkar. Bu sayede düşmana gereken mesaj iletilmiş olur.</p>
<p><span class="style3"><strong>Kelebeklerin Kamuflajı</strong></span><br />
Kelebeklerin sahte gözler dışında kamuflaj yetenekleri de şaşırtıcıdır. Kamuflaj yapan kelebekler çalının rengini görmekte, tespitler yapıp, bunları analiz etmekte, çok iyi işleyen bir sistemle vücutlarında ürettikleri renklerle çalının rengine bürünmekte, düşmanının zevklerinden haberdar olan başka bir türse onun hoşuna gitmeyecek renklere bürünerek uyarı mesajları vermektedir.<br />
<a href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/06/9_clip_image010.jpg" data-wpel-link="internal"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-2535" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/06/9_clip_image010.jpg" alt="" width="356" height="253" srcset="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/06/9_clip_image010.jpg 356w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/06/9_clip_image010-300x213.jpg 300w" sizes="(max-width: 356px) 100vw, 356px" /></a><br />
Kelebek tüm bunları Allah &#8216; ın ilhamı sayesinde yapmaktadır. Yeryüzündeki tüm tasarımlar Rahman olan Allah&#8217;a aittir. Akıl sahibi insanlara düşen Allah&#8217;ın yaratması üzerinde detaylı olarak düşünmektir.<br />
<strong>Yerde sizin için üretip- türettiği çeşitli renklerdekileri de (faydanıza verdi). Şüphesiz bunda, öğüt alıp düşünen bir topluluk için ayet vardır.</strong> (Nahl Suresi, 13)</p>The post <a href="https://ateistlerecevap.org/tirtildan-kelebege-kozadan-ipege/" data-wpel-link="internal">Tırtıldan Kelebeğe, Kozadan İpeğe</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ateistlerecevap.org/tirtildan-kelebege-kozadan-ipege/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Nautilus&#039;un Sarmal Kabuğu</title>
		<link>https://ateistlerecevap.org/nautilusun-sarmal-kabugu/</link>
					<comments>https://ateistlerecevap.org/nautilusun-sarmal-kabugu/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ateistlere Cevaplar]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 30 May 2018 21:32:56 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Tefekkür]]></category>
		<category><![CDATA[Nautilus]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.ateistlerecevap.org/?p=2408</guid>

					<description><![CDATA[<p>Eşit açılı sarmalın doğadaki varlığını gösteren en ünlü örnek, Nautilus adındaki deniz kabuklusudur. Nautilus’un kabuğu eşit açılı sarmal şekle göre büyür. Dolayısıyla bu canlının kabuğunda hacimsel bir genişleme meydana gelmesine rağmen kabuğunun şeklinde hiçbir değişiklik olmaz. Bu canlının kabuğunda gözlemlenen bu özel geometrik şeklin haricinde üzerinde durulması gereken önemli bir nokta daha vardır; kabuğa anlattığımız [&#8230;]</p>
The post <a href="https://ateistlerecevap.org/nautilusun-sarmal-kabugu/" data-wpel-link="internal">Nautilus'un Sarmal Kabuğu</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div class="design-home-images-one-title left margin-top-20"><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full" src="https://i.ytimg.com/vi/qmE2gZMYC8A/maxresdefault.jpg" width="1280" height="720" /></div>
<div class="design-home-images-one-text left">
<div class="shortcodes">
Eşit açılı sarmalın doğadaki varlığını gösteren en ünlü örnek, Nautilus adındaki deniz kabuklusudur. Nautilus’un kabuğu eşit açılı sarmal şekle göre büyür. Dolayısıyla bu canlının kabuğunda hacimsel bir genişleme meydana gelmesine rağmen kabuğunun şeklinde hiçbir değişiklik olmaz. Bu canlının kabuğunda gözlemlenen bu özel geometrik şeklin haricinde üzerinde durulması gereken önemli bir nokta daha vardır; kabuğa anlattığımız biçimde geometrik şeklini veren içindeki canlıdır. Bu canlının bir yaratılış harikası olan kabuğunu nasıl yaptığını yakından incelediğimizde hayranlık uyandıran bir durumla karşılaşırız.</p>
<h2><a href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/05/Nautilus.jpg" data-wpel-link="internal"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-2409" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/05/Nautilus.jpg" alt="" width="1038" height="576" srcset="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/05/Nautilus.jpg 1038w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/05/Nautilus-300x166.jpg 300w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/05/Nautilus-1024x568.jpg 1024w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/05/Nautilus-768x426.jpg 768w" sizes="(max-width: 1038px) 100vw, 1038px" /></a></h2>
<h2>Nautilus Sarmal Evini Nasıl İnşa Ediyor?</h2>
<p>Nautilus’un kabuğunun içinde, sedef duvarlarla bölünmüş bir sürü odacığın oluşturduğu içsel bir sarmal uzanır. Hayvan büyüdükçe, sarmal kabuğun ağız kısmında, bir öncekinden daha büyük bir odacık inşa eder ve arkasındaki kapıyı bir sedef tabakasıyla örterek daha geniş olan bu yeni bölüme ilerler. Kabuğun içindeki boş odacıkları da gaz ya da hava ile doldurduğundan, kabuğun tümü suda kolaylıkla yüzebilmektedir.<sup>1</sup></p>
<h2>Bu Yöntemi Kullanan Tek Canlı Nautilus mudur?</h2>
<p>Nautilus’ün haricinde ‘Haliotis Parvus’, ‘Dolium Perdix’, ‘Murex’, ‘Fusus Antiquus’ ve ‘Scalaria Pretiosa’ türü deniz canlıları da kabuklarını eşit açılı bir sarmal meydana gelecek şekilde altın orana bağlı olarak inşa etmektedirler. Ayrıca fosil halinde bulunan ‘ammonit’ adındaki deniz kabuklusunda da yine aynı tip büyüme gözlenmektedir.<sup>2</sup><br />
Açıktır ki Yüce Allah bu küçük canlıları sarmal kabuklarını inşa edebilmeleri için gereken matematiksel bir bilgi ve beceri ile yaratmıştır. Bu canlılar Kuran’da,<b> “…Allah, her şey için bir ölçü kılmıştır.” </b>(Talak Suresi, 3) ayetiyle bildirilen gerçeği kendi kabuklarında tecelli ettirerek, Allah’ın eşsiz yaratma kudretini açıkça göstermektedirler.<br />
1.            H.E. Huntley, ‘The Divine Proportion: A Study in Mathematical Beauty, New York, Dover Publication, s. 166/Crosbie Morrison, ‘Along The Track’, Whitecombe and Tombs, Melbourne<br />
2.            http://www.spirasolaris.ca/sbb4d2c.html
</div>
</div>The post <a href="https://ateistlerecevap.org/nautilusun-sarmal-kabugu/" data-wpel-link="internal">Nautilus'un Sarmal Kabuğu</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ateistlerecevap.org/nautilusun-sarmal-kabugu/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sivrisinek Mucizesi</title>
		<link>https://ateistlerecevap.org/sivrisinek-mucizesi/</link>
					<comments>https://ateistlerecevap.org/sivrisinek-mucizesi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ateistlere Cevaplar]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 26 May 2018 19:59:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Tefekkür]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.ateistlerecevap.org/?p=2398</guid>

					<description><![CDATA[<p>SİVRİSİNEK MUCİZESİ Kuran&#8217;da Allah sık sık insanları, doğayı incelemeye ve burada yaratılmış olan &#8220;ayetleri&#8221; görmeye çağırır. Çünkü evrendeki canlı-cansız tüm varlıklar, &#8220;yaratılmış&#8221; olduklarını gösteren işaretlerle doludur ve kendilerini &#8220;Yaratanın&#8221; güç, bilgi ve sanatını göstermek için vardırlar. İnsan, aklını kullanarak bu işaretleri görmek ve Allah’ı tanımakla sorumludur. Tüm canlılar böyleyken, bir de Allah&#8217;ın özel olarak dikkat [&#8230;]</p>
The post <a href="https://ateistlerecevap.org/sivrisinek-mucizesi/" data-wpel-link="internal">Sivrisinek Mucizesi</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p class="style3" align="center"><strong>SİVRİSİNEK MUCİZESİ</strong></p>
<p align="left"><strong> <div class="su-note"  style="border-color:#e5e54c;border-radius:3px;-moz-border-radius:3px;-webkit-border-radius:3px;"><div class="su-note-inner su-u-clearfix su-u-trim" style="background-color:#FFFF66;border-color:#ffffff;color:#333333;border-radius:3px;-moz-border-radius:3px;-webkit-border-radius:3px;">&#8220;Şüphesiz Allah, bir (dişi) sivrisineği de, ondan üstün olanı da, (herhangi bir şeyi) örnek vermekten çekinmez. Böylece iman edenler, kuşkusuz bunun Rablerinden gelen bir gerçek olduğunu bilirler; inkâr edenler ise, ‘Allah, bu örnekle neyi amaçlamış?’ derler. (Oysa Allah,) Bununla birçoğunu saptırır, birçoğunu da hidayete erdirir. Ancak O, fasıklardan başkasını saptırmaz.’’ (Bakara Suresi, 26) </div></div></strong></p>
<p>Kuran&#8217;da Allah sık sık insanları, doğayı incelemeye ve burada yaratılmış olan &#8220;ayetleri&#8221; görmeye çağırır. Çünkü evrendeki canlı-cansız tüm varlıklar, &#8220;yaratılmış&#8221; olduklarını gösteren işaretlerle doludur ve kendilerini &#8220;Yaratanın&#8221; güç, bilgi ve sanatını göstermek için vardırlar. İnsan, aklını kullanarak bu işaretleri görmek ve Allah’ı tanımakla sorumludur.</p>
<p align="center"><a href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/05/8_clip_image001_0000.jpg" data-wpel-link="internal"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-2400" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/05/8_clip_image001_0000.jpg" alt="" width="250" height="250" srcset="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/05/8_clip_image001_0000.jpg 250w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/05/8_clip_image001_0000-150x150.jpg 150w" sizes="(max-width: 250px) 100vw, 250px" /></a></p>
<p align="left">Tüm canlılar böyleyken, bir de Allah&#8217;ın özel olarak dikkat çektiği bazı canlılar vardır. Sivrisinek, bunlardan biridir.</p>
<p>Değersiz ve sıradan bir canlı gibi görülen sivrisinek bile aslında Allah&#8217;ın ayetlerini taşıması bakımından dikkat edilmesi, incelenmesi, üzerinde düşünülmesi gereken bir varlıktır. İşte bu nedenle de Allah &#8220;sivrisineği de, ondan üstün olanı da, (herhangi bir şeyi) örnek vermekten çekinmez.&#8221;<br />
<span class="style3"><strong><u>Sivrisineğin Olağanüstü Macerası</u></strong></span></p>
<p align="left">Sivrisineklerle ilgili olarak genelde bilinen, onların kan emici yaratıklar oldukları ve kanla beslendikleridir. Oysa bu pek de doğru bir bilgi değildir. Çünkü sivrisineklerin tamamı değil sadece dişileri kan emer. Ayrıca dişilerin kan emme sebepleri beslenme ihtiyaçları değildir. Hem dişiler hem de erkeklerin besinleri çiçek özleridir. Dişilerin, erkeklerden farklı olarak kan emmelerinin tek nedeni, taşıdıkları yumurtaların olgunlaşmak için kanda bulunan proteinlere ihtiyaç duymalarıdır. Başka bir deyişle dişi sivrisinek sadece türünün devamını sağlamak için kan emer.</p>
<p>Sivrisineklerin diğer özelliklerine geçmeden önce bir noktanın sürekli hatırda tutulmasında fayda vardır. Allah’ın ayette dikkat çektiği bu canlıdaki kusursuz tasarım, şuurlu ve bilinçli davranışlar incelendiğinde sivrisineklerin tesadüfen oluşamayacakları gerçeği açıkça görülmektedir. Sivrisinekler de yeryüzündeki bütün canlılar gibi Allah tarafından yaratılmışlardır.<br />
Sivrisineğin en olağanüstü ve hayranlık uyandırıcı özelliklerinden bir tanesi de gelişim sürecidir. Bir canlının küçük bir kurttan, çeşitli değişiklikler geçirerek sivrisineğe dönüşümünün kısa öyküsü şöyledir:<br />
Olgunlaşan sivrisinek yumurtaları, yaz ya da sonbahar aylarında, nemli yaprakların üzerine veya kurumuş gölcüklere dişi sivrisinek tarafından bırakılırlar. Anne sivrisinek ilk önce karnının altındaki hassas alıcılar yardımıyla, zeminde yumurtalar için uygun koşullar arar. Gereken özelliklere sahip bir yer bulduğunda yumurtlamaya başlar. Uzunlukları 1 milimetreyi dahi bulmayan yumurtalar tek tek ya da gruplar halinde olmak üzere sırayla dizilirler. Bazı türler ise yumurtalarını bir sal oluştururcasına birbirine yapışmış şekilde bırakırlar. Bu yumurta gruplarının bazılarında 300 kadar yumurta bulunur.<br />
Anne sivrisineğin özenle yerleştirdiği beyaz renkli yumurtalar hemen koyulaşmaya başlar ve bir-iki saat içinde de tamamen simsiyah hale gelirler. Bu koyu renk, böceklerin ve kuşların kendilerini fark etmelerini engellediğinden yumurtalar için önemli bir koruma sağlar. Yumurtalardan başka bazı larvalar da bulundukları mekana göre renk değişimine uğrarlar ve bu sayede korunurlar.<br />
Çeşitli etkenlerden faydalanarak renk değiştirmek oldukça karmaşık kimyasal işlemlerin sonucunda gerçekleşir. Elbette ki sivrisineklerin değişik evrelerindeki renk değişimlerinden ne yumurtaların, ne larvaların, ne de anne sivrisineğin haberi yoktur. Bu canlıların böyle bir sistemi kendilerinin oluşturması ya da bu sistemin tesadüfen ortaya çıkmış olması da söz konusu değildir. Sivrisinekler ilk ortaya çıktıkları andan itibaren bu sistemlerle birlikte yaratılmışlardır.<br />
<span class="style3"><strong><u>Yumurtadan Çıkış</u></strong></span></p>
<p align="left">Kuluçka dönemi tamamlandığında kurtçuklar hemen hemen aynı zamanda yumurtadan çıkmaya başlarlar. Aralıksız bir şekilde beslenen kurtçuklar süratle büyürler. Kısa bir zamanda derileri daha fazla büyümelerini engelleyecek kadar gerginleşir. Bu ilk deri değişimi zamanının geldiğinin bir göstergesidir. Bu evrede, oldukça sert ve gevrek olan deri kolayca kırılır. Sivrisinek kurtçuğu, gelişimini tamamlayıncaya kadar iki kez daha deri değiştirecektir.</p>
<p>Kurtçukların beslenmesi için tasarlanmış olan yöntem oldukça ilginçtir. Kurtçuklar, tüylerden oluşan yelpaze biçimindeki iki uzantıyla su içinde küçük girdaplar oluşturarak, bakteri ve diğer mikroorganizmaların ağızlarına doğru akmalarını sağlarlar. Su içinde başaşağı duran kurtçukların solunumu ise dalgıçların kullandığı &#8220;şnorkel&#8221; benzeri bir hava hortumuyla sağlanır. Vücutlarında salgılanan yapışkan bir salgı da suyun hava aldıkları deliklerden içeri kaçmasını engeller. Görüldüğü gibi bu canlı, birçok hassas dengenin birarada işlemesi sayesinde yaşamını sürdürmektedir. Hava hortumu olmasa sivrisinek kurtçuğu yaşayamayacak, yapışkan salgı olmasa hortum suyla dolacaktır. Bu iki sistemin birbirinden farklı zamanlarda oluşması sivrisineğin bu evrede ölmesi demektir. Bu da sivrisineğin bütün sistemleriyle eksiksiz ortaya çıktığını yani yaratıldığını kanıtlar.<br />
Kurtçuklar bir kez daha deri değiştirmişlerdir. Son deri değiştirme diğerlerinden oldukça farklıdır. Bu evrede kurtçuklar gerçek bir sivrisinek olmak için son aşama olan &#8220;pupa&#8221; dönemine girmişlerdir. İçinde bulundukları kılıf iyice gerginleşmiştir. Bu da pupanın artık bu kılıftan kurtulma zamanının geldiğini gösterir. Kılıfın içinden öylesine farklı bir canlı çıkar ki, bunların aynı canlının farklı gelişim evreleri olduğuna inanmak gerçekten zordur. Görüldüğü gibi bu değişim, ne kurtçuğun, ne dişi sivrisineğin tasarlayamayacağı kadar karmaşık ve hassas bir işlemdir&#8230;<br />
Bu son değişim sırasında bir boru aracılığıyla suyun üstüne uzanmış olan solunum delikleri kapanacağından, hayvan havasız kalma tehlikesiyle yüz yüze gelir. Ama yeni çıkan canlının solunumu artık bu kanaldan değil, baş tarafında beliren iki boru aracılığıyla yapılacaktır. Bu yüzden kılıf değiştirmeye başlamadan önce bunlar su yüzüne çıkar. Pupa kozasının içindeki sivrisinek artık iyice gelişmiş tir. Bir anten biçimindeki duyargaları, hortumları, ayakları, göğsü, kanatları, karnı ve başının büyük bölümünü kaplayan gözleri ile sivrisinek artık uçmaya hazırdır.<br />
Pupanın kozası baş taraftan yırtılır. Bu aşamada en büyük tehlike kozanın içine su girmesidir. Ancak yırtılan kozanın baş tarafı, sineğin kafasının su ile temasını engelleyecek yapıda özel bir yapışkan sıvıyla kaplanmıştır. Bu an çok önemlidir; en ufak bir rüzgar bile suya düşüp ölmesine yol açacağı için sivrisinek suya sadece ayakları değerek çıkmak zorundadır. Bunu başarır.</p>
<p align="center"><a href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/05/8_clip_image003_0000.jpg" data-wpel-link="internal"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-2399" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/05/8_clip_image003_0000.jpg" alt="" width="301" height="207" /></a></p>
<p align="left">Acaba ilk sivrisinek böyle bir dönüşümü geçirecek &#8220;yeteneğe&#8221; nasıl ulaşmıştır? Bir kurtçuk, kendi kendine, üç kez deri değiştirip bir sivrisineğe dönüşmeye &#8220;karar&#8221; mı vermiştir?</p>
<p>Elbette hayır, açıktır ki, Allah&#8217;ın örnek verdiği bu canlı özel olarak bu şekilde yaratılmıştır.<br />
Sivrisineğin &#8220;kan emme&#8221; tekniği ise akıllara durgunluk verecek kadar detaylı yapıların birlikte işlemesiyle oluşan kompleks bir sisteme bağlıdır.<br />
Hedef üzerine konan sivrisinek, hortumundaki dudakçıklar aracılığıyla önce bir nokta seçer. Sivrisineğin bir şırıngaya benzeyen iğnesi özel bir kılıfla korunmuştur. Kan emme işlemi sırasında işte bu kılıf iğneden sıyrılır.<br />
Deri, sanıldığı gibi iğnenin basınçla deriye batırılması yöntemiyle delinmez. Buradaki asıl görev, bıçak keskinliğindeki üst çene ve üzerinde geriye doğru eğimli dişlerin bulunduğu alt çeneye düşmektedir. Alt çene testere gibi ileri-geri hareket eder ve deri üst çenenin yardımıyla adeta kesilir. Açılan yarıktan içeri sokulan iğne kan damarına ulaşınca delme işlemine son verilir. Sivrisinek artık kan emmeye başlayacaktır.<br />
Ancak bilindiği gibi insan vücudu, damarlardaki en ufak bir zedelenme karşısında kanı anında pıhtılaştırarak, o bölgedeki kan akışını durduran bir enzime sahiptir. Aslında bu enzimin sivrisinek için büyük bir problem oluşturması gerekmektedir. Çünkü sineğin açtığı deliğe de vücut anında tepki gösterecek, o noktadaki kan hemen pıhtılaşmaya başlayacak ve yara onarılacaktır. Tabii ki bu da sivrisineğin hiç kan emememesi demektir.<br />
Ama sivrisinek için bu sorun tamamen ortadan kaldırılmıştır. Sivrisinek kan emmeye başlamadan önce, vücudunda salgıladığı özel bir sıvıyı soktuğu canlının damarında açtığı deliğin içine bırakmaktadır. Bu sıvı, kandaki pıhtılaşmayı sağlayan enzimi etkisiz hale getirir. Böylece, pıhtılaşma sorunu olmadan, sivrisinek besinine ulaşabilir. Sivrisineğin soktuğu yerde oluşan kaşıntı ve şişmeye neden olan da işte bu pıhtılaşmayı engelleyici sıvıdır.<br />
Bu, kuşkusuz olağanüstü bir işlemdir ve karşımıza şu soruları çıkarır:</p>
<div align="left">
<ol start="1" type="1">
<li>Sivrisinek, insan vücudunda bu tür bir pıhtılaştırıcı enzim olduğunu nereden bilmektedir?</li>
<li>Bu enzime karşı kendi vücudunda bir salgı geliştirmesi için, enzimin içeriğini (kimyasını) bilmek zorundadır. Bu nasıl olabilir?</li>
<li>Böyle bir bilgiye ulaşsa(!) bile, nasıl olup da kendi vücudunda böyle bir salgı üretip, bunu iğnesine aktaracak &#8220;teknik donanım&#8221;ı oluşturabilir?</li>
</ol>
</div>
<p align="left">Aslında bütün bu soruların cevabı basittir: Sivrisinek bunların hiçbirini başaramaz. Ne bunun için gerekli akla, ne kimya bilgisine, ne de salgıyı üretecek &#8220;laboratuvar&#8221; donanımına sahiptir. Bahsettiğimiz varlık, bir kaç milimetre büyüklüğünde akılsız ve bilinçsiz bir sinektir, o kadar!&#8230;</p>
<p>Onu böyle inanılmaz, olağanüstü ve hayranlık verici bir sisteme sahip kılan ise, insanı da sivrisineği de yaratan, &#8220;göklerin, yerin ve her ikisi arasındakilerin Rabbi olan&#8221; Allah&#8217;tır.</p>The post <a href="https://ateistlerecevap.org/sivrisinek-mucizesi/" data-wpel-link="internal">Sivrisinek Mucizesi</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ateistlerecevap.org/sivrisinek-mucizesi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Akıllı bir insan neden Ateist olamaz?</title>
		<link>https://ateistlerecevap.org/akilli-bir-insan-neden-ateist-olamaz/</link>
					<comments>https://ateistlerecevap.org/akilli-bir-insan-neden-ateist-olamaz/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ateistlere Cevaplar]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 23 May 2018 02:32:18 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sorular]]></category>
		<category><![CDATA[İnsan neden ateist olamaz]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.ateistlerecevap.org/?p=2383</guid>

					<description><![CDATA[<p>Akıllı bir insan neden ateist olamaz? Biz bu yazımızda Allah’tan ya da dinlerden bahsetmeyeceğiz sadece bir YARATICININ olup olamayacağını konuşacağız tekrar söylüyorum konumuz İslam değil bir yaratıcı var mı yok mu bu,  deizm, Yahudilik, Hristiyanlık vs. değil. İnsan düşünebilen, akıl yürütebilen, bir şeyler üretebilen bir varlık iken onu diğer canlılardan ayıran en büyük özelliği olan [&#8230;]</p>
The post <a href="https://ateistlerecevap.org/akilli-bir-insan-neden-ateist-olamaz/" data-wpel-link="internal">Akıllı bir insan neden Ateist olamaz?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h1><a href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/05/Akilli-bir-insan-neden-ateist-olamaz-1.png" data-wpel-link="internal"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-2386" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/05/Akilli-bir-insan-neden-ateist-olamaz-1.png" alt="" width="1280" height="720" srcset="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/05/Akilli-bir-insan-neden-ateist-olamaz-1.png 1280w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/05/Akilli-bir-insan-neden-ateist-olamaz-1-300x169.png 300w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/05/Akilli-bir-insan-neden-ateist-olamaz-1-1024x576.png 1024w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/05/Akilli-bir-insan-neden-ateist-olamaz-1-768x432.png 768w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/05/Akilli-bir-insan-neden-ateist-olamaz-1-1200x675.png 1200w" sizes="(max-width: 1280px) 100vw, 1280px" /></a></h1>
<h1 style="text-align: center;"><span style="font-family: comic sans ms, sans-serif;">Akıllı bir insan neden ateist olamaz?</span></h1>
<p>Biz bu yazımızda <strong>Allah’tan ya da dinlerden bahsetmeyeceğiz</strong> sadece bir YARATICININ olup olamayacağını konuşacağız tekrar söylüyorum <strong>konumuz İslam değil</strong> bir yaratıcı var mı yok mu bu,  deizm, Yahudilik, Hristiyanlık vs. değil.<br />
İnsan düşünebilen, akıl yürütebilen, bir şeyler üretebilen bir varlık iken onu diğer canlılardan ayıran en büyük özelliği olan aklını kullanmaması çok abes bir iştir. Şimdi bir düşünelim</p>
<ul>
<li>Biz nasıl var olduk?</li>
<li>Bizi kim yarattı ya da ne yarattı?</li>
<li>Bizim var olmamıza sebep olan sebepler nasıl meydana geldi?</li>
<li>Bizim amacımız ne gayemiz ne?</li>
</ul>
<p>İnsan bedeni yeryüzünde ki en karmaşık makinadır. Hayatımız boyunca bu makine ile görür, İşitir nefes alır yürür konuşur zevk alırız. Bedenimiz kemikleri kasları damarları iç organları ile mükemmel bir düzen ve tasarıma sahiptir bu Tasarımın detayına inildiğinde ise daha da şaşırtıcı gerçekler ile karşılaşılır birbirinden farklı gibi görünen vücut parçalarının tamamı aynı malzemelerden oluşmaktadır. Hücrelerden&#8230;<br />
Vücudumuzdaki her şey milimetrenin binde biri büyüklüğündeki hücrelerden oluşur Bu hücrelerin kimi bir araya gelerek kemikleri kimi sinirleri kimi karaciğeri kimi midemizin içyapısını Kimi derimizi kimi ise gözümüzün kornea tabakasının oluşturur hücreler vücudun hangi parçasını oluşturuyorlarsa bu bölgede ihtiyaç duyulan boyuta ve şekle sahip olurlar.<br />
Bu kadar farklı görevler üstlenmiş olan hücreler nasıl ve ne zaman meydana gelmişlerdir. İşte bu soruya verilecek cevap, bizi her anı mucizelerle dolu olan bir olaya götürecektir. Bugün senin bedenini oluşturan yaklaşık 100 trilyon hücrenin tamamı, tek bir hücreden su olarak meydana gelmiştir. Şu an sahip olduğun hücrelerle aynı yapıya sahip olan bu tek hücrede annenin yumurta hücresi ile babanın sperm hücresinin birleşmesiyle ortaya çıkmıştır.<br />
İnsan bedenini oluşturan 60 70 kiloluk et ve Kemik kütlesinin özü başlangıçta bir damla suda toplanmıştır. Akıl sahibi Duyan gören işiten vücut yapısı olarak oldukça karmaşık bir yapıda olan insanın bir damla sudan meydana gelmesi Şüphesiz ki olağanüstü bir gelişimin sonucudur. Bu gelişim ise Elbette başıboş bir sürecin rastgele oluşan tesadüflerin değil ancak bilinçli bir yaratılışın sonucunda gerçekleşmektedir.<br />
Şimdi soruyorum sana kardeşim bu aklı şuuru olmayan atomlar hücreler neye göre birleşerek seni yani bir insanı oluşturdu? Şöyle bir düşünelim. Okulda bir sınıfta, tahtaya bir insan, hayvan veya çiçek resmi çizilmiş olsun. Tahtadaki çizilmiş resmi, muhakkak birisinin çizmesi lazımdır. Tebeşirin veya kalemin kendi kendine kalkıp, tahtaya çizilmiş olan bir insan resmini, hayvan veyahut ta çiçek resmini çizemeyeceği herkesin malumudur. Öyle ise bunların canlılarını da yani bir çiçeği de, herhangi bir hayvanı da insanoğlunu da, şüphesiz akıllı şuurlu, bilen, yapabilen birisinin yapması, yaratması lazım gelmez mi?.<br />
&nbsp;</p>
<ul>
<li>Benim vücudumda ki damarların uzunluğu Dünyayı defalarca sarabilecek derecede uzunlukta bu damarlar nasıl meydana geldi?</li>
<li>Bende bir Göz var et parçası bana tüm dünyayı gösteriyor bu nasıl meydana geldi?</li>
<li>Bende bir burun var güzel güzel kokular alıyor, bende bir kulak var bütün sesleri duyuyor, bende bir dil var dünyadaki o çok güzel olan nimetleri tatmama yarıyor, bendeki dil izi başka bir insanda yok herkesin dil izi farklı tıpkı parmak izlerim gibi… Hepsi de et parçası ama görevleri farklı bunlara farklı görevleri yapmasını söyleyen kim?</li>
<li>Benim parmaklarım var ve bana özel yapılmış benden başka kimsede yok aynı şekilde Dünyada ki hiçbir insanın parmak izi birbirinin aynısı değil bu nasıl olabiliyor?</li>
<li>Bende bir böbrek var 100-200 gram ağırlığında ve bir avuç içi kadar yer kaplıyor, birde diyaliz makinesi var kilolarca ağırlıkta çok fazla yer kaplıyor taşınması çok zor elektrik gitse çalışmıyor ve böbrek kadar güzel çalışmıyor. Kilolarca ağırlıktaki makine, çok fazla yer kaplayan, çok pahalı olan bu makine bende ki 100-200 gram ağırlığında ki böbreğin yaptığı görevi yapamıyor bu makinenin bir mühendisi varda makineden çok daha mükemmel olan böbreğimin nasıl olurda mühendisi olmaz?</li>
</ul>
<p>&nbsp;</p>
<blockquote><p>Madem mevcudat var ve inkâr edilmez. Hem, her mevcut san’atlı ve hikmetli vücuda geliyor. Hem madem kadîm (eskiden beri var olan) değil, yeniden oluyor. Herhalde, bu mevcudu, meselâ bu hayvanı, ya diyeceksin ki, esbab-ı âlem (Sebepler) onu meydana getiriyor. Yani esbabın içtimaında o mevcut vücut buluyor veyahut o kendi kendine teşekkül ediyor; veyahut tabiat muktezası olarak, tabiatın tesiriyle (evrim de bu seçeneğe dahil) vücuda geliyor; veyahut bir Kadîr-i Zülcelâlin kudretiyle icad edilir.</p></blockquote>
<p>Madem aklen bu dört yoldan başka yol yoktur. Hepsini sırasıyla inceleyip değerlendirelim bakalım</p>
<h1><span style="color: #008080;">Birinci Yol: Sebepler</span></h1>
<p>Mesela bir eczaneye girdiniz ve orada yüzlerce şişede bulunan ilaçları gördünüz. Onlardan birkaç tanesine baktığınızda anlarsınız ki bunlar bazı kimyasal bileşimlerin bir ölçüye göre bir araya getirilmesinden meydana gelmiştir. Çok hassas ayarlarla bir miktar ondan bir miktar öbüründen bir çok madde kullanılarak hastalıklara şifa olan o ilaç meydana getirilmiş.<br />
Şimdi soruyorum size Acaba hiçbir cihette imkân ve ihtimal var mı ki, o şişelerden alınan çok hassas ölçülerde ki ilaç ham maddeleri, garip bir tesadüf veya fırtınalı bir havanın çarpmasıyla, her birisinden alınan miktar kadar, yalnız o miktar aksın, beraber gitsinler ve toplanıp o ilacı meydana getirsinler? Acaba bundan daha hurafe, muhal, bâtıl bir şey var mı? Eşek muzaaf bir eşekliğe girse, sonra insan olsa, “Bu fikri kabul etmem” diye kaçacaktır.<br />
O ilaçlar da çok ince çok hassas ayarlar vardır mesela içerisinde ki maddelerden birini eksik koysanız ya da fazla koysanız o hastalığınıza şifa verecek olan ilaç sizin için zehir hükmünde olur ve iyileşeceğim derken zehirlenip ölürsünüz.</p>
<h2><span style="color: #800080;">Peki, bu evren nasıl var oldu?</span></h2>
<p>19. yüzyılın başlarına dek hakim olan görüş, evrenin sonsuz boyutlara sahip olduğu, sonsuzdan beri var olduğu ve sonsuza kadar da var olacağı şeklindeydi. <strong><em>“Statik evren modeli” </em></strong>adı verilen bu anlayışa göre, evren için herhangi bir başlangıç veya son söz konusu değildi.<br />
Materyalist felsefenin de temelini oluşturan bu görüş, evreni sabit, durağan ve değişmez bir maddeler bütünü olarak kabul ederken, bir Yaratıcının varlığını da reddediyordu.<br />
Her şey, hatta henüz yaratılmamış olan “gökler ve yer” bile, tek bir noktadayken büyük patlama ile yaratılmış ve birbirlerinden ayrılarak evrenin bugünkü şeklini meydana getirmişlerdir. Materyalizm, maddeyi mutlak varlık sayan, maddeden başka hiçbir şeyin varlığını kabul etmeyen bir düşünce sistemidir. Tarihi eski Yunan’a kadar uzanan, ama özellikle 19. yüzyılda yaygınlaşan bu düşünce sistemi, Karl Marx’ın diyalektik materyalizmiyle ünlenmişti.<br />
yüzyıldaki durağan evren modeli, başta belirttiğimiz gibi, materyalist felsefeye zemin sağlamıştı. Materyalist felsefeci George Politzer, bu evren modeline dayanarak, “Felsefenin Başlangıç İlkeleri” adlı kitabında; “evrenin yaratılmış bir şey” olmadığını öne sürmüştü ve şöyle demişti: <strong><em>“Eğer yaratılmış olsaydı, o takdirde Tanrı tarafından belli bir anda ve yoktan var edilmiş olması gerekirdi.”</em></strong><br />
Politzer evrenin yoktan var edilmediğini iddia ederken 19. yüzyılın durağan evren modeline dayanıyor ve dolayısıyla bilimsel bir iddia ortaya attığını sanıyordu. Oysa 20. yüzyılda gelişen bilim ve teknoloji, materyalistlere zemin sağlayan durağan evren modeli gibi ilkel anlayışları kökünden yıkmıştır. 21. yüzyılın eşiğinde olduğumuz şu dönemde, evrenin bir başlangıcı olduğu, yok iken bir anda <strong>büyük bir patlama</strong>yla yaratıldığı modern fizik tarafından pek çok deney, gözlem ve hesapla ispatlanmış durumdadır.<br />
Ayrıca, evrenin, materyalistlerin iddia ettikleri gibi sabit ve durağan olmadığı, tam tersine sürekli bir hareket ve değişim içinde olduğu, genişlediği saptanmıştır. Bugün bu gerçekler bütün bilim dünyası tarafından kabul edilmektedir. (Detaylı bilgi için <a href="https://www.ateistlerecevap.org/2018/01/islamiyet-ve-big-bang-evren-nasil-olustu-big-bang-ve-islam.htm" data-wpel-link="internal">“Bigbang ve İslam yazımızı buraya tıklayarak okuyabilirsiniz”</a>)<br />
Evrenin genişleme hızı, evrenin şu anki yapısının oluşabilmesi açısından son derece kritik bir değere sahiptir. Eğer genişleme hızı çok az daha yavaş olsaydı, bütün evren, daha Güneş Sistemleri tam anlamıyla düzenlenemeden tekrar içine çökmüş olacaktı. Eğer evren biraz daha hızlı genişliyor olsaydı, madde ne galaksileri ne de yıldızları bir daha asla oluşturamayacak biçimde boşlukta dağılıp gidecekti. Her iki durum da, canlılığın ve bizlerin var olamaması anlamına geliyordu. Ancak bunların hiçbiri gerçekleşmemiş ve evrenin genişleme hızının sahip olduğu son derece hassas değer sayesinde şimdiki evren ortaya çıkmıştır. Peki, bu denge ne kadar hassastır?<br />
Avustralya’daki Adelaide Üniversitesi’nden ünlü matematiksel fizik profesörü Paul Davies, bu soruyu cevaplamak için uzun hesaplar yapmış ve inanılmaz bir sonuca ulaşmıştır Davies’e göre, kainatın yaratıldığı büyük patlamanın ardından gerçekleşen genişleme hızı eğer milyar kere milyarda bir oranda (1/1018) bile farklı olsaydı, evren ortaya çıkamazdı. Milyar kere milyarda bir ifadesi rakamsal olarak şöyle yazılır:<br />
“0,000000000000000001”.<br />
Yani bu derece astronomik küçüklükte bir farklılık dahi evrenin var olamaması demekti. Bu nedenle Big Bang herhangi bir patlama değil, her yönüyle çok iyi hesaplanmış ve düzenlenmiş bir oluşumdur.<br />
Ortada bu kadar hassas bir ayar var miyarda bir ihtimal de ki fark bile evrenin içine çökmesine sebep olacak ve şu anda biz olmayacaktık şimdi soruyorum daha bir eczane de ki ilaçların bile tesadüfen bir araya gelemeyeceğini kabul eden bir insan bu kâinatın nasıl tesadüfen meydana geldiğini düşünür? (<a href="https://www.ateistlerecevap.org/2018/03/allahin-varliginin-ve-birliginin-delilleri-detayli.html" data-wpel-link="internal">Daha detaylı bilgi için burada ki yazımız okunabilir</a>)<br />
Bizce 1. Seçenek yani sebeplerin meydana getirmesi fikri elenmiştir. Şimdi ikince seçeneğe geçelim ve acaba her şey tesadüfen mi oluşuyor onu bir inceleyelim.</p>
<h1><span style="color: #008080;">İkinci Yol: Tesadüf</span></h1>
<p>Birkaç örnek ile açıklayalım daha detaylı bilgi için (<a href="https://www.ateistlerecevap.org/2018/03/yaratilista-tesadufun-payi-tesaduf-hakkinda.html" data-wpel-link="internal">Buraya tıklayarak “Yaratılışta Tesadüfün Hissesi var mı?”</a> yazımızı,<a href="https://www.ateistlerecevap.org/2018/05/hucrelerin-tesadufen-olusmasi-ihtimali-var-mi.html" data-wpel-link="internal"> Buraya Tıklayarak “Hücreler Tesadüfen oluşabilir mi?”</a> yazımızı. <a href="https://www.evrim.ateistlerecevap.org/tek-bir-protein-molekulunun-tesadufen-olusma-olasiligi/" data-wpel-link="external" rel="nofollow external noopener noreferrer">Buraya Tıklayarak da “Protein ve Tesadüf” yazımızı okuyabilirsiniz</a>).<br />
<strong> Misal:</strong>Art arda altı kez atılan bir zarın ilk önce 1, sonra 2, sonra 3, sonra 4, sonra 5 ve daha sonra da 6 gelmesi olasılığı (1/6)<sup>6</sup>yani 46.656 ihtimalde 1′dir. İnsanın kulak kemiklerinin sayısı ise altıdır. Bu altı kemiğin <strong>tesadüf</strong>en ortaya çıktığı kabul edilse bile, bu kemiklerin şu andaki mevcut sıralarıyla dizilme ihtimali 46.656′da 1 ihtimaldir. Bu sadece bir insandaki kulak kemiklerinin <strong>tesadüf</strong>en dizilme ihtimalidir. Bir de bu dizilişin şu anda yeryüzünde bulunan 7 milyar insanda aynı şekilde olduğu düşünülür ve bütün insanların aynı şekle sahip olmalarının ihtimalini bulmak istersek, 46.656 rakamını 7 milyar kere çarpacağız. İşte eğer sonucu telaffuz edebilirseniz, bu kadar ihtimalde bir ihtimaldir. <strong>Yaratıcıyı inkâr eden neyi kabul etmek zorunda olduğuna bir baksın ve bundan utansın!</strong><br />
<strong> Misal:</strong>Yine elimize bir zar alıp attığımızda o zarın 4 gelme ihtimali altıda birdir. İki zarı aynı anda atsak, ikisinin de 4 gelme ihtimali 36′da birdir. İki zarı iki defa atıp her ikisinde de iki zarın 4 gelme ihtimali ise 1.296′da birdir. Dört defa peş peşe attığımızda her iki zarın da her defasında 4 gelme ihtimali ise 1.679.616′da birdir. Acaba iki zarın dört defa peş peşe 4 gelme ihtimali 1.679.616′da bir ise, bir insanın vücudunda bulunan 206 kemiğin birbirine uygun olarak gelme ihtimali acaba kaçta kaçtır? Yani şunu düşünelim: Faraza bütün kemiklerim <strong>tesadüf</strong>en yaratıldığını düşünüyoruz. Bizler bu kemikleri aldık ve bir torbaya koyduk. Her defasında bir kemik çekeceğiz ve iskeletimizin dizilişini oluşturmaya çalışacağız. Yanlış bir kemik çektiğimizde, o ana kadar çektiğimiz doğru kemikleri tekrar torbaya koyup baştan başlayacağız. Acaba 206 kemiği doğru olarak çekebilme ihtimalimiz kaçta kaçtır? Trilyonlarla ifade edilemeyecek kadar çok… Ve şunu unutmayın, biz bu hesabı kemiklerin <strong>tesadüf</strong>en yaratıldığını kabul ederek yaptık. Bir de kemiklerin <strong>tesadüf</strong>en yaratılmasını hesaplamaya kalksak… Bir de bunu bir insanda değil bütün insanlarda yapsak… Ve buna bir de diğer hayvanları eklesek… Acaba böyle bir ihtimal hesaplanabilir ve rakamlarla ifade edilebilir mi?<br />
<strong> Misal:</strong>Şimdi Ayasofya Camisi’nin tabiat olayları tarafından kendi kendine, mimarı olmadan yapıldığını düşünelim. Bu nasıl olabilir? Kuzeyden esen rüzgâr 10,7 ton su getirir, buraya döker. Güneydoğudan esen rüzgâr 4,3 ton kadar demir getirir. Batıdan esen rüzgâr 11,5 ton kireç, doğudan esen rüzgâr 2,37 ton tuğla… Diğer bir taraftan esen rüzgâr ise tuğlaları dizer. Başka bir rüzgâr çimentoyu yerleştirir ve böylece Ayasofya Camii meydana gelir. Yine bir rüzgâr tarladaki dikenleri toplar. Bunlar, koyunlar üzerlerinden geçerken tüylerini koparıp halı dokurlar ve halı caminin içine düşer. Diğer bir rüzgâr, oduncular yemek yerken baltalarını alıp ağaçları keser ve bir marangozhaneden geçerken uygunca doğrar. Kazara çiviler bunun üzerine gelir, çekiçler çarpar ve minber caminin içine kendiliğinden düşer… Herhâlde Ayasofya Camisi’nin ustasını inkâr edip camiyi <strong>tesadüf</strong>e havale ettiğimizde bundan daha mantıklı bir açıklama olamaz.<br />
Örnekler daha da çoğaltılabilir zaten Birinci ihtimalde az çok üzerinde durmuştuk tesadüfen olamayacak kadar hassas olduğuna. Şimdi gelelim üçüncü ihtimale.<br />
&nbsp;</p>
<h1><span style="color: #008080;">Üçüncü Yol: Tabiat Yapıyor (Evrimde bunun içinde)</span></h1>
<p>&nbsp;</p>
<blockquote><p>Eğer mevcudatta, hususan zîhayatta görünen basîrane, hakîmane olan san&#8217;at ve icad, Şems-i Ezelî&#8217;nin kalem-i kader ve kudretine verilmezse, belki kör, sağır, düşüncesiz olan tabiata ve kuvvete isnad edilse lâzım gelir ki; tabiat, icad için herşeyde hadsiz manevî makine ve matbaaları bulundursun; veyahud herşeyde, kâinatı halk ve idare edecek bir kudret ve hikmet dercetsin. Çünkü nasıl şemsin cilveleri ve akisleri, zemin yüzündeki zerrecik cam parçalarında ve katrelerde görünüyor. Eğer o misali ve aksî güneşçikler, semadaki tek güneşe isnat edilmese, lâzım gelir ki; bir kibrit başı yerleşmeyen bir zerrecik cam parçasında tabiî, fıtrî ve güneşin hasiyetlerine mâlik, zahiren küçük, manen çok derin bir güneşin haricî vücudunu kabul ederek, zerrat-ı zücaciye adedince tabiî güneşleri kabul etmek lâzım geldiği gibi.. -aynen bu misal gibi- mevcudat ve zîhayat doğrudan doğruya Şems-i Ezelî&#8217;nin cilve-i esmasına verilmezse, herbir mevcudda, hususan herbir zîhayatta hadsiz bir kudret ve irade ve nihayetsiz bir ilim ve hikmet taşıyacak bir tabiatı, bir kuvveti, âdeta bir ilahı içinde kabul etmek lâzım gelir. Bu tarz-ı fikir ise, kâinattaki muhalatın en bâtılı, en hurafesidir. Hâlık-ı Kâinat&#8217;ın san&#8217;atını, mevhum, ehemmiyetsiz, şuursuz bir tabiata veren insan, elbette yüz defa hayvandan daha hayvan, daha şuursuz olduğunu gösterir. (Lem&#8217;alar ( 182 ))</p></blockquote>
<p>Burada anlatılmak isteneni günümüz Türkçesi ile biraz daha açalım. Bundan önceki iki yolu eledik ve dedik ki tabiat yapmış olur eğer gerçekten böyle bir şeyi kabul edersek şunların olması lazım gelir: Tabiat, tabiatta ki her şeyi meydana getirme gücüne sahiptir hadsiz ve nihayetsiz derece de muntazam ve mükemmel bir güce sahip olması gerekir. Çünkü mesela Güneş doğduğunda yeryüzünde ki her şeye onun parlaklığı yansır ve yansıma özelliği olan her şeyde güneşin bir yansıması gözükür. Eğer biz o anda güneşi devreden çıkarır güneşin varlığını kabul etmezsek yeryüzünde ki güneşin yansımasından kaynaklanan bütün ışığı o ışığı yansıtan maddeye vermiş oluruz dolayısıyla o ışığın kaynağı o madde deriz ve gücü ondan biliriz dolayısıyla her maddeyi bir güneş kabul ederiz. Bu misalden de anlaşılacağı gibi eğer bir yaratıcıyı kabul etmezsek kâinattaki her zerreye her atoma hadsiz güç, kudret, idare, şuur, hikmet, ilim vermemiz gerekir ve adeta kâinattaki her zerreyi farkında olmasakta bir İlah kabul ederiz “yani bizim ilahımız –haşa- Atomlar olur zerreler olur” ve böyle bir şeyi kabul eden insan kâinattaki en aptalca ve batılca şeyi yapmış olur ve elbette yüz defa hayvandan daha hayvan, daha şuursuz olduğunu gösterir. (Daha detaylı bilgi için <a href="https://www.ateistlerecevap.org/2017/05/beni-tabiat-ana-yaratms-olamaz.html" data-wpel-link="internal">buraya tıklayarak “Tabiat Ananın Kocası Kim?”</a> yazımızı okuyabilirsiniz.)<br />
Şimdi geldik işin en güzel yerine ve neredeyse bütün ateistlerin delil olarak getirdiği “EVRİME” bu yazıda evrim vardır yoktur yada evrimden kastın ne olduğuna dair vs. bir şey söylemeyeceğim evrimin kesinlikle olduğunu kabul edelim hatta bunu “Entropi Kanunu” gibi bir kanun kabul edelim (<a href="https://www.evrim.ateistlerecevap.org/evrim-teorisi-ve-entropi-kanunu-hakkinda/" data-wpel-link="external" rel="nofollow external noopener noreferrer">Evrim ve Entropi kanunu ile ilgili yazımız</a>) yani inkar edilemez bir gerçek olduğunu kabul edelim ve ona göre bir yaratıcının olup olmadığını inceleyelim.<br />
&nbsp;<br />
Benim gördüğüm kadarıyla bilgisiz ateistler ki çok büyük bir kesimi böyle- evrimi delil getirerek yaratıcıyı devreden çıkarıyor çoğu ünlü evrimci ateist bilim insanı evrimi delil getirerek bir yaratıcıyı devreden çıkarmıyorlar Çünkü onlar da gayet iyi biliyor ki evrim YARATICI nın olmadığını göstermez (İslam(Allah) değil yaratıcı). Nasıl mı şöyle:<br />
“Örneğin orta da bir menemen var ve ben bu menemenin nasıl yapıldığını size özetle anlatayım domates koyuyorsun, tuz koyuyorsun, yağ koyuyorsun, ateşte pişiriyorsun… Özetle tarifi bu. Evrimi delil getirerek yaratıcıyı devreden çıkaran ateistler diyor ki biz aklımızla(bilimle) menemenin nasıl yapıldığını açıklarız, açıkladık (EVRİM) o zaman bunu yapana gerek yoktur yani bir şeyin nasıl yapıldığı açıklanıyorsa onu yapana ihtiyaç yok demektir, o yüzden bu menemen TESADÜFEN, KENDİ KENDİNE oluşmuştur. Ama biz deriz ki “Biz bilimle onun nasıl yapıldığını araştırır(menemenin nasıl yapıldığını öğrenir) bunu yapan arka planda ki gücü ararız (Menemeni yapan aşçı gibi)” şimdi aklı, mantığı, zekası, vicdanı olan bir ateiste bu menemeni gösterip tesadüfen olsak bize ne der “Ne içtin kardeşim aşçı olmadan menemen mi olur hiç kendi kendine olur mu?” der. Daha bir menemenin dahi tesadüfen meydana gelemeyeceğini söyleyen ateist şu koca kâinatın, onun içinde ki yıldızların galaksilerin Dünya’nın ve canlılığın ve en önemlisi de İNSANIN tesadüfen oluştuğunu düşünür ve söyler ve böylece bin derece muhal olan bir düşünceyi savunur. Bak ateist kardeşim  sen evrim diyerek (en iyi ihtimalle) canlılığın nasıl meydana geldiğini açıklarsın (Menemenin tarifi gibi) ama onu açıklayabiliyor olman onu yapan biri (Aşçı) olmadığı anlamına gelmez.”</p>
<h1><span style="color: #008080;">Dördüncü Yol: Yaratıcı</span></h1>
<p>Yani AKILLI, Mantıklı bir insan hiçbir şekilde Yaratıcıyı-Tanrıyı inkâr edemez buna istediği ismi versin; Allah desin, Yehova desin, Uzaylı desin, İnek desin, Put desin, Spagetti Tanrısı desin ne isterse desin ama bu bir YARATICIYI inkâr edebileceğini göstermez. Buraya kadar verdiğimiz bilgiler ışığında bir insan ancak DEİST olabilir ateist olamaz Bir sonra ki yazımızda bir insan neden deist olamaz konusuna değinmeye çalışacağız inşallah. Selametle</p>The post <a href="https://ateistlerecevap.org/akilli-bir-insan-neden-ateist-olamaz/" data-wpel-link="internal">Akıllı bir insan neden Ateist olamaz?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ateistlerecevap.org/akilli-bir-insan-neden-ateist-olamaz/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Denizlerin güzel ve süslü canlıları</title>
		<link>https://ateistlerecevap.org/denizlerin-guzel-ve-suslu-canlilari/</link>
					<comments>https://ateistlerecevap.org/denizlerin-guzel-ve-suslu-canlilari/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ateistlere Cevaplar]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 17 May 2018 00:04:25 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Tefekkür]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.ateistlerecevap.org/?p=2362</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bu dikkat çekici canlı Siphonophore (Sifonofor) görünenin aksine tek bir  organizmadan oluşmuyor. Zooids adı verilen bir arada yaşayan çok sayıda küçük canlıların birleşiminden oluşuyor. &#160; Fizyolojik olarak birbirine bağlanmış pek çok “zooid”den oluşan koloni hayvanıdır. Her bir zooid, bağımsız olmak yerine birbirine yapışık yaşıyor. Ayrıca, bunlar birbirlerini bulup kolonileşmiyor da, bir tane zooid’den tomurcuklanarak zincirleme ortaya [&#8230;]</p>
The post <a href="https://ateistlerecevap.org/denizlerin-guzel-ve-suslu-canlilari/" data-wpel-link="internal">Denizlerin güzel ve süslü canlıları</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Bu dikkat çekici canlı Siphonophore (Sifonofor) görünenin aksine tek bir  organizmadan oluşmuyor. Zooids adı verilen bir arada yaşayan çok sayıda küçük canlıların birleşiminden oluşuyor.<br />
<a href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/05/zooids.gif" data-wpel-link="internal"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-2363" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/05/zooids.gif" alt="" width="482" height="265" /></a><br />
&nbsp;<br />
Fizyolojik olarak birbirine bağlanmış pek çok “zooid”den oluşan koloni hayvanıdır.<br />
<a href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/05/Siphonophores3.jpg" data-wpel-link="internal"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-2364" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/05/Siphonophores3.jpg" alt="" width="920" height="481" srcset="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/05/Siphonophores3.jpg 920w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/05/Siphonophores3-300x157.jpg 300w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/05/Siphonophores3-768x402.jpg 768w" sizes="(max-width: 920px) 100vw, 920px" /></a><br />
Her bir zooid, bağımsız olmak yerine birbirine yapışık yaşıyor.<br />
<a href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/05/caly-1_high2.jpg" data-wpel-link="internal"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-2365" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/05/caly-1_high2.jpg" alt="" width="558" height="518" srcset="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/05/caly-1_high2.jpg 558w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/05/caly-1_high2-300x278.jpg 300w" sizes="(max-width: 558px) 100vw, 558px" /></a><br />
Ayrıca, bunlar birbirlerini bulup kolonileşmiyor da, bir tane zooid’den tomurcuklanarak zincirleme ortaya çıkıyorlar.<br />
<a href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/05/Screen-Shot-2014-06-30-at-9.55.58-AM.jpg" data-wpel-link="internal"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-2366" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/05/Screen-Shot-2014-06-30-at-9.55.58-AM.jpg" alt="" width="750" height="500" srcset="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/05/Screen-Shot-2014-06-30-at-9.55.58-AM.jpg 750w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/05/Screen-Shot-2014-06-30-at-9.55.58-AM-300x200.jpg 300w" sizes="(max-width: 750px) 100vw, 750px" /></a><br />
Koloninin tamamının bir hayvan olarak tanımlanmasının sebebi, zooidlerin özelleşmiş görevleri olması.<br />
<a href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/05/h1335_06272014_14-44-48_0039.jpg" data-wpel-link="internal"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-2367" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/05/h1335_06272014_14-44-48_0039.jpg" alt="" width="800" height="441" srcset="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/05/h1335_06272014_14-44-48_0039.jpg 800w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/05/h1335_06272014_14-44-48_0039-300x165.jpg 300w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/05/h1335_06272014_14-44-48_0039-768x423.jpg 768w" sizes="(max-width: 800px) 100vw, 800px" /></a><br />
Sifanoforlarla beraber yaşayan zooidler, muhteşem görüntüler ortaya çıkarıyor.<br />
<a href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/05/Marrus_orthocannax_521_357_80auto.jpg" data-wpel-link="internal"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-2368" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/05/Marrus_orthocannax_521_357_80auto.jpg" alt="" width="587" height="402" srcset="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/05/Marrus_orthocannax_521_357_80auto.jpg 521w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/05/Marrus_orthocannax_521_357_80auto-300x206.jpg 300w" sizes="(max-width: 587px) 100vw, 587px" /></a><br />
Bir başka Sifonofor ve zooidler<br />
<a href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/05/37395479610_7d222b6cc0_b.jpg" data-wpel-link="internal"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-2369" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/05/37395479610_7d222b6cc0_b.jpg" alt="" width="920" height="518" srcset="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/05/37395479610_7d222b6cc0_b.jpg 920w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/05/37395479610_7d222b6cc0_b-300x169.jpg 300w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/05/37395479610_7d222b6cc0_b-768x432.jpg 768w" sizes="(max-width: 920px) 100vw, 920px" /></a><br />
Zooidlerle birlikte yaşayan bir başka tür ise Physalia physalis – fizalyalardır.<br />
<a href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/05/Sipho_Physalia_C_Dunn.jpg" data-wpel-link="internal"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-2370" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/05/Sipho_Physalia_C_Dunn.jpg" alt="" width="417" height="518" srcset="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/05/Sipho_Physalia_C_Dunn.jpg 417w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/05/Sipho_Physalia_C_Dunn-242x300.jpg 242w" sizes="(max-width: 417px) 100vw, 417px" /></a><br />
Fizalyalar sifonoforlar olarak bilinen denizanalarıyla akraba bir gruba dahil.<br />
<a href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/05/photo_by_larry_madin__woods_hole_oceanographic_institution.jpg" data-wpel-link="internal"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-2371" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/05/photo_by_larry_madin__woods_hole_oceanographic_institution.jpg" alt="" width="550" height="379" srcset="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/05/photo_by_larry_madin__woods_hole_oceanographic_institution.jpg 550w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/05/photo_by_larry_madin__woods_hole_oceanographic_institution-300x207.jpg 300w" sizes="(max-width: 550px) 100vw, 550px" /></a><br />
Bu gruptaki hayvanların özelliği, tek bir organizma gibi durmalarına rağmen aslında bir koloni olmaları.<br />
<a href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/05/Portuguese-man-o-war-on-sea-surface.jpg" data-wpel-link="internal"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-2372" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/05/Portuguese-man-o-war-on-sea-surface.jpg" alt="" width="650" height="432" srcset="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/05/Portuguese-man-o-war-on-sea-surface.jpg 650w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/05/Portuguese-man-o-war-on-sea-surface-300x199.jpg 300w" sizes="(max-width: 650px) 100vw, 650px" /></a><br />
Sifonoforların, başka hayvanlarda olduğu gibi organları meydana getiren özel dokuları yok. Onun yerine, farklı görevlerde uzmanlaşmış genetik olarak özdeş bireylerden oluşuyorlar.<br />
<a href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/05/Portugees-Oorlogsschip_Kwal.jpg" data-wpel-link="internal"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-2373" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/05/Portugees-Oorlogsschip_Kwal.jpg" alt="" width="777" height="518" srcset="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/05/Portugees-Oorlogsschip_Kwal.jpg 777w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/05/Portugees-Oorlogsschip_Kwal-300x200.jpg 300w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/05/Portugees-Oorlogsschip_Kwal-768x512.jpg 768w" sizes="(max-width: 777px) 100vw, 777px" /></a><br />
Bireylerin bazıları dokunaçları meydana getirirken, bazıları da beslenme birimlerini, yüzerlik ya da üremeyle ilgili yapıları oluşturuyor.<br />
<figure id="attachment_2374" aria-describedby="caption-attachment-2374" style="width: 774px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/05/Physalia_physalis_cumbuco_brasilia.jpg" data-wpel-link="internal"><img loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-2374" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/05/Physalia_physalis_cumbuco_brasilia.jpg" alt="" width="774" height="518" srcset="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/05/Physalia_physalis_cumbuco_brasilia.jpg 774w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/05/Physalia_physalis_cumbuco_brasilia-300x201.jpg 300w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/05/Physalia_physalis_cumbuco_brasilia-768x514.jpg 768w" sizes="(max-width: 774px) 100vw, 774px" /></a><figcaption id="caption-attachment-2374" class="wp-caption-text">SONY DSC</figcaption></figure>
Fizalyalar, parlak renkleri ve uçucu yapısıyla insanı daha yakından bakmaya itiyor. Ama dikkatli olmakta fayda var; bu narin yaratık fazla yaklaşanları oldukça can yakıcı bir biçimde sokuyor.<br />
<a href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/05/manowar.jpg" data-wpel-link="internal"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-2375" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/05/manowar.jpg" alt="" width="500" height="375" srcset="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/05/manowar.jpg 500w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/05/manowar-300x225.jpg 300w" sizes="(max-width: 500px) 100vw, 500px" /></a><br />
“Portekiz savaş gemisi” olarak da bilinen hayvanın denizcilikle ilgili bu adının kökeni, pupa seyrinde camdan yapılmış bir yelkenliye benzemesinden geliyor.<br />
<a href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/05/1024px-Portuguese_Man_O_War_Miami_March_2008.jpg" data-wpel-link="internal"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-2376" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/05/1024px-Portuguese_Man_O_War_Miami_March_2008.jpg" alt="" width="691" height="518" srcset="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/05/1024px-Portuguese_Man_O_War_Miami_March_2008.jpg 691w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/05/1024px-Portuguese_Man_O_War_Miami_March_2008-300x225.jpg 300w" sizes="(max-width: 691px) 100vw, 691px" /></a><br />
Bazen karaya vurma pahasına da olsa rüzgârda sürüklenerek yol almasının nedeni de biçimidir.<br />
<a href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/05/ANZANG-Matthew-Smith-850x455-1.jpg" data-wpel-link="internal"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-2377" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/05/ANZANG-Matthew-Smith-850x455-1.jpg" alt="" width="850" height="455" srcset="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/05/ANZANG-Matthew-Smith-850x455-1.jpg 850w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/05/ANZANG-Matthew-Smith-850x455-1-300x161.jpg 300w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/05/ANZANG-Matthew-Smith-850x455-1-768x411.jpg 768w" sizes="(max-width: 850px) 100vw, 850px" /></a><br />
Allah’ın böyle güzel canlıları, karanlık ortamda yaratması, aklının, sanatının, gücünün büyüklüğünü bize göstermektedir. Kendilerinin haberleri olmayan bu canlıların bu kadar güzel olmaları, sadece Allah’ın dilemesiyle olabilir.<br />
Kaynak: https://featuredcreature.com/deep-sea-siphonophore-creature-made-creatures/</p>The post <a href="https://ateistlerecevap.org/denizlerin-guzel-ve-suslu-canlilari/" data-wpel-link="internal">Denizlerin güzel ve süslü canlıları</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ateistlerecevap.org/denizlerin-guzel-ve-suslu-canlilari/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Dağlama ile tedavi Caiz mi? Dağlama ile ilgili hadisler birbiri ile çelişiyor mu?</title>
		<link>https://ateistlerecevap.org/daglama-ile-tedavi-caiz-mi-daglama-ile-ilgili-hadisler-birbiri-ile-celisiyor-mu/</link>
					<comments>https://ateistlerecevap.org/daglama-ile-tedavi-caiz-mi-daglama-ile-ilgili-hadisler-birbiri-ile-celisiyor-mu/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ateistlere Cevaplar]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 11 May 2018 22:09:23 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sözde Çelişkili Hadisler(!)]]></category>
		<category><![CDATA[Dağlama ile ilgili hadisler]]></category>
		<category><![CDATA[Dağlama ile tedavi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.ateistlerecevap.org/?p=2339</guid>

					<description><![CDATA[<p>Konu ile ilgili çelişkili olduğu iddia edilen bazı Hadisler: [stextbox id=&#8217;warning&#8217;]Peygamberimiz (a.s.m) Uhud Gazvesinde yaralandığı zaman, önce suyla yıkamışlar, kanın durmadığını görünce Hz. Fatıma, bir parça hasır yakarak yaranın üzerine koymuş ve kan durmuştur.(Buharî, Tıp, 27). Câbir (r.a)&#8217;den rivayet olunduğuna göre; Peygamber (s.a), ok yarasından dolayı Sa&#8217;d b. Muaz&#8217;ı dağlamıştır.[Müslim, selâm 74;Tirmizî, tıb 11; İbn [&#8230;]</p>
The post <a href="https://ateistlerecevap.org/daglama-ile-tedavi-caiz-mi-daglama-ile-ilgili-hadisler-birbiri-ile-celisiyor-mu/" data-wpel-link="internal">Dağlama ile tedavi Caiz mi? Dağlama ile ilgili hadisler birbiri ile çelişiyor mu?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h2>Konu ile ilgili çelişkili olduğu iddia edilen bazı Hadisler:</h2>
<p style="text-align: center;">[stextbox id=&#8217;warning&#8217;]Peygamberimiz (a.s.m) Uhud Gazvesinde yaralandığı zaman, önce suyla yıkamışlar, kanın durmadığını görünce Hz. Fatıma, bir parça hasır yakarak yaranın üzerine koymuş ve kan durmuştur<em>.(<span style="font-size: 10pt;">Buharî, Tıp, 27</span>).</em></p>
<p style="text-align: center;">Câbir (r.a)&#8217;den rivayet olunduğuna göre; Peygamber (s.a), ok yarasından dolayı Sa&#8217;d b. Muaz&#8217;ı dağlamıştır.<span style="font-size: 10pt;">[Müslim, selâm 74;Tirmizî, tıb 11; İbn Mâce, tıb 24; Ahmed b. Hanbel, IV, 65, V, 378.Sünen-i Ebu Davud Terceme ve Şerhi, Şamil Yayınevi: 13/498</span>][/stextbox]
<p style="text-align: center;"><em><strong>ve</strong></em><br />
[stextbox id=&#8217;warning&#8217;]“Şifa üç şeydedir: Bal şerbeti, kan aldırma, ateşle dağlama. Ancak ümmetimi dağlamaktan menediyorum” (<span style="font-size: 10pt;">Buhari, Tıbb 3</span>)</p>
<p style="text-align: center;">&#8220;Hastalığını iyileştirmesi için vücudunu dağlattıran veya (kendisine) okutup üflettiren Allah&#8217;a tevekkül etmemiştir&#8221;[<span style="font-size: 10pt;">Ahmed b. Hanbel, IV, 249, 251</span>][/stextbox]
<h2></h2>
<h2><span style="color: #008080;">Özet Açıklama:</span></h2>
<p>Peygamberimiz (asm) devrinde modern cerrahiden söz etmek mümkün değildir. Tedavi metotları olarak,<em> hacamat, bal şerbeti, ateşle dağlama </em>ön planda ki tedavi yöntemlerinden biridir.<br />
Peygamberimiz (asm)’in bunu kullandığına dair sahih rivayetler olduğu gibi, bundan hoşlanmadığı, hatta yasakladığına dair sahih rivayetler de vardır. <em>(bk. Mecmau’z-Zevaid, 5/91, 97)</em><br />
<strong>Dağlama</strong>, eskiden beri Araplar arasında kullanılan bir tedavî metodu olmasına rağmen, hastaya fazla acı çektirdiği için Araplar arasında<em> “Dağlama en son tedavi şeklidir.” </em>sözü meşhur olmuştur<em>. (bk. İbn Hacer, ilgili hadisin şerhi).</em><br />
Dağlama yöntemiyle yapılan tedavinin, bazı hadislerde tavsiye ve hatta tatbikatına rastlandığı hâlde, bazı hadislerde de yasaklandığı görülür. Bu durumu, âlimler, <em><strong>&#8220;ıstırap veren, tehlikeli ve maharet isteyen bir tedavi metodu olması nedeniyle, mecbur kalmadıkça, ehil kişi bulmadıkça başvurulmaması gerekir Bir hastalığı daha hafif ve daha kolay yoldan tedavi imkânı varken dağlama ile tedavi etmek yasaklanmıştır. Ancak dağlamadan başka tedavi im­kânı kalmadığı zaman tedavi için dağlama yoluna başvurmakta şer&#8217;î bir sa­kınca yoktur.&#8221;</strong> </em>şeklinde yorumlarlar.<br />
&nbsp;</p>
<h2><span style="color: #800080;"><strong>Detaylı Açıklama:</strong></span></h2>
<p>Bir hastalığı daha hafif ve daha kolay yoldan tedavi imkânı varken dağlama ile tedavi etmek yasaklanmıştır. Ancak dağlamadan başka tedavi im­kânı kalmadığı zaman tedavi için dağlama yoluna başvurmakta şer&#8217;î bir sa­kınca yoktur.<br />
Hattâbî, Hz. Peygamber&#8217;in dağlamayı yasaklamasına sebep olarak iki ayrı önemli sebep daha gösterir:<br />
1) Hz. Peygamber&#8217;in dağlama yoluyla tedaviyi yasaklamasının bir se­bebi de cahiliye araplannın, &#8220;Nerede olsanız, sağlam kaleler içinde bulun­sanız yine ölüm sizi bulur” (Nisa/78) kaziyye-i ilâhiyesine aykırı olarak, ölüm ve ka­lımı Allah&#8217;ın irade ve kazasına değiî de tamamen maddî sebeplere bağlama­ları ve dağlamanın ölüme karşı kesin bir çare olabileceğine dair inançları idi.<br />
Oysa bütün tedavi yöntemleri kesin sonuç almak için yeterli ve mutlak sebep değil, ancak şifa için Allah&#8217;ın izni ve iradesi dahilinde birer vasıtadan ibaretti.<br />
Hz. Peygamber işte bu sözü geçen yanlış inançla kendisine başvurulan dağlama ile tedavi yolunu yasaklamıştı.<br />
2) Hz. Peygamber&#8217;in bu tedavi yolunu yasaklamasının diğer bir sebebi de onların daha hastalık gelmeden önce hastalıktan korunmak maksadıyla kendilerini dağlamayı bir adet haline getirmiş olmalarıydı. Oysa zaruret ol­madan vücudu dağlattırmak mekruhtur.<br />
Bir ihtimal uğruna böylesine tehlikeli bir tedavi yolunu göze almanın yanlışlığını açıklamak icap ediyordu. İşte Hz. Peygamber&#8217;in dağlama ile il­gili olarak getirdiği yasağın bir sebebi de bu idi.<br />
<strong>Bu mevzuda İbn Kuteybe şöyie diyor:</strong><br />
&#8220;Bazı hadisler arasında çelişki bulunduğunu iddia eden sapık mezhep sahipleri bu iddialarını ispat için şöyle diyorlar:<br />
Siz Rasûlullah&#8217;ın, &#8220;Hastalığını iyileştirmesi için vücudunu dağlattıran veya (kendisine) okutup üflettiren Allah&#8217;a tevekkül etmemiştir&#8221;[<span style="font-size: 10pt;">Ahmed b. Hanbel, IV, 249, 251.</span>] buyurdu­ğunu rivayet ettiniz, sonra da Rasûlullah&#8217;ın Es&#8217;ad b. Zürâre&#8217;yi dağladığını ve; &#8220;Sizin tedavi olduğunuz şeylerde bir hayır varsa şüpesiz hacamatçının kan akıtmak için neşterle vücudu yarmasında veya ateşle dağlamasındadır.&#8221;[<span style="font-size: 10pt;">Buharî, tıb 4.]</span> buyurduğunu rivayet ettiniz. Bu ise birinci hadisin hilâfınadır.<br />
<strong>Cevap:</strong> Biz deriz ki, burada herhangi bir uyuşmazlık yoktur. Her bir hadisin yeri vardır. Oraya konulduğu zaman uyuşmazlık ortadan kalkar. Dağlamak iki çeşittir:<br />
Birisi, Acemlerin pek çoğunun yaptığı gibi hastalığa yakalanmamak, has­ta olmamak için sağlam birisini dağlamaktır. Onlar çocuklarını ve gençleri­ni kendilerinde hastalık olmadığı halde dağlarlar. Bu dağlamanın onların (ço­cukların) sıhhatini koruyacağını ve hastalıkları onlardan uzaklaştıracağını zannederler.<br />
İşte Rasûlullah&#8217;ın (s.a) iptal ettiği ve hakkında, &#8220;Dağlanan tevekkül etmemiştir&#8221; dediği husus da budur. Çünkü o sıhhatli olduğu halde dağlan­mak ve tabiatını ateşle korkutmakla kendisinden Allah&#8217;ın kaderini uzaklaş-tırabileceğini zannetmektedir. Eğer Allah&#8217;a tevekkül etmiş olsaydı, O&#8217;nun (c.c) kazasından insanı kurtaracak hiçbir şey olmadığını bilirdi ve sıhhatli olduğu halde tedavi olmaz ve hastalıktan kurtulmak için hastalık olmayan yeri dağîamazdı.<br />
Diğer dağlamaya gelince; yara iltihaplandığı ve kan akıp kesilmediği zaman yarayı dağlama, karında ve bedende su toplandığı zaman damarların dağlanması da böyledir.<br />
İşte Rasûlullah&#8217;ın, &#8220;Muhakkak onda şifa vardır&#8221; dediği dağlama bu­dur. (Resulullah) Es&#8217;ad b.Zürâre&#8217;yi, boynunda hissettiği bir hastalıktan do­layı dağlamıştır. Bu ise birinci gibi değildir. Çünkü hastalığa yakalanınca te­davi olan bir kimseye &#8220;tevekkül etmemiştir&#8221; denilemez.<br />
Halbuki Rasûlullah (s.a) tedavi olunmasını emretmiş ve, &#8220;Her hastalı­ğın ilacı vardır&#8221; [<span style="font-size: 10pt;">Buharî, tıb 1; Ahmed b. Hanbel, I, 377, 413, III, 156, IV, 278.</span>] buyurmuştur. İlaç mutlaka şifa vereceğinden değil, sade­ce bu ilaç ile Allah&#8217;ın kendisine afiyet vermesi umularak içilir. Çünkü Alla-hu Teâlâ herşey için bir sebep kılmıştır.&#8221; <span style="font-size: 10pt;">[İbn Kuleybe, Hadis Müdafaası, 432-434.]</span><br />
Bu konuda âlimlerce verilen izahlardan şu netice alınır:<br />
Dağlamanın yasak olduğu durumlar:<br />
1- Dağlamaktan başka tedavi mümkün iken,<br />
2- Dağlamak tehlikeli iken,<br />
3- Şifayı Allah&#8217;dan değil de dağlamaktan beklerken,<br />
4- Sağlıklı olduğu halde hastalanmamak için ve bir tedbir mahiyetinde olmak üzere dağlamak.<br />
Yukarıdaki maddelerde yazılı durumlarda dağlamak da dağlanmak da yani kişinin kendi nefsini dağlaması veya başkasını dağlaması yasaktır.<br />
Hastalıktan kurtulmanın başka çaresi görülmüyorsa zaruret halinde ve son çare olarak dağlama yoluna gidebilir.[Hatiboğlu Haydar, Sünen-i İbn Mâce Tercemesi ve Şerhi, IX, 251-252.Sünen-i Ebu Davud Terceme ve Şerhi, Şamil Yayınevi: 13/498-500.]
&nbsp;</p>The post <a href="https://ateistlerecevap.org/daglama-ile-tedavi-caiz-mi-daglama-ile-ilgili-hadisler-birbiri-ile-celisiyor-mu/" data-wpel-link="internal">Dağlama ile tedavi Caiz mi? Dağlama ile ilgili hadisler birbiri ile çelişiyor mu?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ateistlerecevap.org/daglama-ile-tedavi-caiz-mi-daglama-ile-ilgili-hadisler-birbiri-ile-celisiyor-mu/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bakara 223 &#034;Eşleriniz sizin nesil yetiştiren tarlanızdır.&#034; Ayetinin Açıklaması-Tefsiri</title>
		<link>https://ateistlerecevap.org/bakara-223-esleriniz-sizin-nesil-yetistiren-tarlanizdir-ayetinin-aciklamasi-tefsiri/</link>
					<comments>https://ateistlerecevap.org/bakara-223-esleriniz-sizin-nesil-yetistiren-tarlanizdir-ayetinin-aciklamasi-tefsiri/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ateistlere Cevaplar]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 10 May 2018 13:33:57 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Ayetler]]></category>
		<category><![CDATA[Bakara 223]]></category>
		<category><![CDATA[Bakara 223 ateist]]></category>
		<category><![CDATA[Bakara 223 Diyanet]]></category>
		<category><![CDATA[Bakara 223 Mehmet Okuyan]]></category>
		<category><![CDATA[Bakara 223 Nüzul Sebebi]]></category>
		<category><![CDATA[Bakara 223 Tefsir]]></category>
		<category><![CDATA[Bakara 223 Tefsiri]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.ateistlerecevap.org/?p=2323</guid>

					<description><![CDATA[<p>Rivayet edildiğine göre Yahudiler, bir kimse karısının önüne arkasından yaklaşarak cinsel birleşmede bulunursa, doğacak çocuğu şaşı olur, derler ve bunun Tevrat&#8217;ta olduğunu söylerlermiş. Resulullah (asm)&#8217;a bu aktarılmış ve bu konuda bilgi istenmiş, &#8220;Yahudiler yalan söylüyorlar.&#8221; buyurmuş ve bunun üzerine bu âyet inmiş: &#8220;Ey erkekler kadınlarınız sizin tarlanızdır&#8230;&#8221; HARS: Aslında ziraat gibi ekin ekmek demek olup ekin yeri, [&#8230;]</p>
The post <a href="https://ateistlerecevap.org/bakara-223-esleriniz-sizin-nesil-yetistiren-tarlanizdir-ayetinin-aciklamasi-tefsiri/" data-wpel-link="internal">Bakara 223 "Eşleriniz sizin nesil yetiştiren tarlanızdır." Ayetinin Açıklaması-Tefsiri</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<table class="tr-caption-container" style="margin-left: auto; margin-right: auto; text-align: center;" cellspacing="0" cellpadding="0" align="center">
<tbody>
<tr>
<td style="text-align: center;"><a style="margin-left: auto; margin-right: auto;" href="https://4.bp.blogspot.com/-yLeWyBgucTc/Wb5T-L60KOI/AAAAAAAAIv0/NFucxm6TtpMZURLV2Vznown4oAJPUYodwCLcBGAs/s1600/Bakara%2B223.png" data-wpel-link="external" rel="nofollow external noopener noreferrer"><img loading="lazy" decoding="async" title="Bakara 223 &quot;Eşleriniz sizin nesil yetiştiren tarlanızdır.&quot; ayetini açıklar mısınız?" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2017/09/Bakara223.png" alt="Bakara 223 &quot;Eşleriniz sizin nesil yetiştiren tarlanızdır.&quot; ayetini açıklar mısınız?" width="640" height="360" border="0" data-original-height="720" data-original-width="1280" /></a></td>
</tr>
<tr>
<td class="tr-caption" style="text-align: center;"></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;"></div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;"><div class="su-note"  style="border-color:#e5e54c;border-radius:3px;-moz-border-radius:3px;-webkit-border-radius:3px;"><div class="su-note-inner su-u-clearfix su-u-trim" style="background-color:#FFFF66;border-color:#ffffff;color:#333333;border-radius:3px;-moz-border-radius:3px;-webkit-border-radius:3px;">&#8220;Eşleriniz sizin nesil yetiştiren tarlanızdır. Tarlanıza dilediğiniz şekilde varın. Kendiniz için ilerisini düşünerek hazırlık yapın. Allah&#8217;ın haram kıldığı şeylerden korunun ve O&#8217;nun huzuruna varacağınızı iyi bilin. (Ey Resulüm)! Mü&#8217;minleri müjdele!&#8221; (Bakara, 2/223)</div></div></div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #666666; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">Rivayet edildiğine göre Yahudiler, bir kimse karısının önüne arkasından yaklaşarak cinsel birleşmede bulunursa, doğacak çocuğu şaşı olur, derler ve bunun Tevrat&#8217;ta olduğunu söylerlermiş. Resulullah (asm)&#8217;a bu aktarılmış ve bu konuda bilgi istenmiş, <strong>&#8220;Yahudiler yalan söylüyorlar.&#8221;</strong> buyurmuş ve bunun üzerine bu âyet inmiş: &#8220;Ey erkekler kadınlarınız sizin tarlanızdır&#8230;&#8221;<br />
<br style="box-sizing: inherit;" />HARS: Aslında ziraat gibi ekin ekmek demek olup ekin yeri, ekilecek tarla anlamına isim de olur ki burada bu mânâdadır. Bu ifade ile kadının kadınlık organı bir yere, erkeğin spermi tohuma, doğacak çocuk da bitecek ürüne(mahsule) benzetilerek bir istiâre yapılmış ve bununla Allah&#8217;ın emrettiği ekin yeri açıklanmıştır ki o zaman da anlam şu olur:</div>
<div style="box-sizing: inherit; color: #434343;">
<div class="su-note"  style="border-color:#e5e54c;border-radius:3px;-moz-border-radius:3px;-webkit-border-radius:3px;"><div class="su-note-inner su-u-clearfix su-u-trim" style="background-color:#FFFF66;border-color:#ffffff;color:#333333;border-radius:3px;-moz-border-radius:3px;-webkit-border-radius:3px;">&#8220;Kadınlar sizin ekinliğinizdir, siz onlara insan ve Müslüman tohumları ekip ürün olarak nesil, döl yetiştireceksiniz. Öyle ise tarlanıza (tarla anlamı unutulmamak ve ekin yerinden olmak şartıyla) dilediğiniz taraftan, hangi pozisyonda isterseniz gidiniz. Ve bununla birlikte kendiniz için ilerisini gözetip ona göre ihtiyatlı bulununuz, sadece şehvetinizi söndürmekle meşgul olmayıp geleceğiniz için salih ameller ile hazırlık görünüz. Ve Allah&#8217;a isyandan sakınınız da eğri yola gitmeyiniz. Ve biliniz ki, siz mutlaka Allah&#8217;a kavuşacak, O&#8217;nun huzuruna çıkacaksınız. Dolayısıyla yüzünüzü güldürecek şeyler kazanın da rezil olacağınız şeylerden kaçının.&#8221; (Elmalılı M. Hamdi Yazır, Kur&#8217;an-ı Kerim Tefsiri)</div></div>
&nbsp;
</div>
<div></div>
<div>Anahtar kelime alanı: <span style="font-size: 12px;">bakara 223 bakara 223 diyanet bakara 223 arapça bakara 223 ateist bakara 223 mehmet okuyan bakara 223 ekşi bakara 223 nuzul sebebi bakara 223 elmalılı tefsiri bakara 223 ayet bakara 223 ayet tefsiri bakara 223 mustafa islamoğlu bakara 223 yaşar nuri bakara 223 elmalılı bakara suresi 223 anlami bakara 223 üncü ayet bakara suresi 222 ve 223 ayetler bakara 223 kuran meali kuran bakara 223 bakara 223 meal bakara 223 mealleri bakara 223 sure bakara suresi 223 bakara suresinin 223 bakara 223 tefsir bakara 223 tefsiri bakara suresi 223 tefsiri bakara 222 ve 223 bakara suresi 222 ve 223</span></div>The post <a href="https://ateistlerecevap.org/bakara-223-esleriniz-sizin-nesil-yetistiren-tarlanizdir-ayetinin-aciklamasi-tefsiri/" data-wpel-link="internal">Bakara 223 "Eşleriniz sizin nesil yetiştiren tarlanızdır." Ayetinin Açıklaması-Tefsiri</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ateistlerecevap.org/bakara-223-esleriniz-sizin-nesil-yetistiren-tarlanizdir-ayetinin-aciklamasi-tefsiri/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Hücrelerin tesadüfen oluşması ihtimali var mı?</title>
		<link>https://ateistlerecevap.org/hucrelerin-tesadufen-olusmasi-ihtimali-var-mi-2/</link>
					<comments>https://ateistlerecevap.org/hucrelerin-tesadufen-olusmasi-ihtimali-var-mi-2/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ateistlere Cevaplar]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 09 May 2018 16:17:07 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sorular]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.ateistlerecevap.org/?p=2318</guid>

					<description><![CDATA[<p>Günümüzün evrim felsefesinin temelini teşkil eden tesadüfçü görüş, Milattan Önce 5. asırda Leucippus ve Democritus’la başlamış ve doğmuş, değişik versiyonlar ve adlar altında günümüze kadar ulaşmıştır. Yani çoğu insan tarafından sanıldığı gibi yeni ve orijinal bir düşünce tarzı değildir. Tesadüf terimi fizik, biyoloji, felsefe ve diğer bilimlerde sıkça kullanılan ve üzerinde çok konuşulup tartışılan bir [&#8230;]</p>
The post <a href="https://ateistlerecevap.org/hucrelerin-tesadufen-olusmasi-ihtimali-var-mi-2/" data-wpel-link="internal">Hücrelerin tesadüfen oluşması ihtimali var mı?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/05/hucrelerin-tesadufen-olusma-ihtimali-var-mi.png" data-wpel-link="internal"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-2319" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/05/hucrelerin-tesadufen-olusma-ihtimali-var-mi.png" alt="" width="1280" height="720" srcset="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/05/hucrelerin-tesadufen-olusma-ihtimali-var-mi.png 1280w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/05/hucrelerin-tesadufen-olusma-ihtimali-var-mi-300x169.png 300w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/05/hucrelerin-tesadufen-olusma-ihtimali-var-mi-1024x576.png 1024w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/05/hucrelerin-tesadufen-olusma-ihtimali-var-mi-768x432.png 768w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/05/hucrelerin-tesadufen-olusma-ihtimali-var-mi-1200x675.png 1200w" sizes="(max-width: 1280px) 100vw, 1280px" /></a><br />
Günümüzün evrim felsefesinin temelini teşkil eden tesadüfçü görüş, Milattan Önce 5. asırda Leucippus ve Democritus’la başlamış ve doğmuş, değişik versiyonlar ve adlar altında günümüze kadar ulaşmıştır. Yani çoğu insan tarafından sanıldığı gibi yeni ve orijinal bir düşünce tarzı değildir.<br />
Tesadüf terimi fizik, biyoloji, felsefe ve diğer bilimlerde sıkça kullanılan ve üzerinde çok konuşulup tartışılan bir kavramdır. Tesadüf kelimesi, gelişigüzellik, rast gelelik, ya da rastlantı demektir. Bu tâbir, her hangi bir varlığın plan ve programsız ve bir yaratıcısı olmadan kendiliğinden  ortaya çıkması manasında kullanılmaktadır.<br />
Hücreler canlıların temel birimleridir. Gerek, bitki, gerek hayvan ve gerekse insan olsun, bütün canlıların her biri binlerce hücreden meydana gelmiştir. Hücreler çok  kompleks ve son derece organize olmuş yapılardır. Adeta büyük bir şehir  kadar, pek çok maksada göre plan ve programlı şekilde yapılmıştır.<br />
Değil hücrelerin tesadüfen teşekkülü, hücrelerin en küçük yapı birimlerinden olan proteinlerin bile tesadüfen ortaya çıkması mümkün değildir. Proteinler amino asitlerin birleşmesiyle hasıl olmaktadırlar. En küçük bir protein, en az 300-400 amino asidin birleşmesiyle ortaya çıkar. Canlılarla bilinen 20 çeşit amino asit vardır. Bir de bu amino asitler sağ ve sol el yapısına sahiptir. Canlılarda sadece sol el amino asitleri bulunur. Dolayısıyla canlı organizmanın teşkilinde sadece sol el şeklindeki amino asitler bir araya gelmek mecburiyetindedir.<br />
400 amino asitli bir proteinin sadece sol el amino asitlerinden meydana geldiği göz önüne alınırsa, böyle bir yapının, 2<sup>400</sup> = 10<sup>-120</sup> izomeri vardır. Yani, burada işe yarar bir proteinin meydana gelme şansı, 1 rakamının önünde 120 sıfırlı bir sayının içinde sadece bir ihtimaldir. Bu kadar hassas yapıdaki bir proteinin laboratuar şartlarında bile sun’i olarak elde edilememektedir.<br />
Bu rakamın matematik  ifadesi, bir sayısının 120 sıfırlı bir sayıya bölümü ile elde edilen değeridir ve bunun istatistik sonucu sıfırdır. Yani, bir proteinin tesadüfen meydana gelmesi bilimsel olarak mümkün değildir.<br />
Kaldı ki, hücre sadece proteinlerden meydana gelmiş de değildir. Hücre, üstün bir şuur, yüksek bir irade, geniş bir bilimsel kavrayış ve son derece mükemmel ve eşsiz bir plan ve programla yaratılmış olan proteinlerin ve diğer moleküllerin organize edilmelerinden meydana gelmiştir.<br />
İşin bir başka yönü de hücrenin canlı, yani hayat sahibi oluşudur. Onun bu hayat yönünü tesadüfle açıklamak asla mümkün değildir. Yani, hayat özelliği, canlıları teşkil eden atomlarda ve onların teşkil ettiği moleküllerde mevcut değildir.<br />
Tek bir proteinin dahi tesadüfen oluşması imkânsız iken, canlıların yapılarında görev alan binlerce farklık proteinin tesadüfen oluşup, bir araya gelerek hücreleri teşkil ettiğini iddia etmek bilimsel değildir. Sadece, evrim inancına dayalı bir kabuldür.<br />
Prof. Dr. Adem Tatlı<br />
Buraları da okuyabilirsiniz&#8230;</p>
<blockquote class="wp-embedded-content" data-secret="idfA3Qai1T"><p><a href="https://www.evrim.ateistlerecevap.org/miller-urey-deneyi-hakkinda-bilgi/" data-wpel-link="external" rel="nofollow external noopener noreferrer">&#8220;Miller-Urey Deneyi&#8221; hakkında bilgi  Deneyi&#8221; hakkında bilgi</a></p></blockquote>
<p><iframe class="wp-embedded-content" sandbox="allow-scripts" security="restricted" src="https://www.evrim.ateistlerecevap.org/miller-urey-deneyi-hakkinda-bilgi/embed/#?secret=idfA3Qai1T" data-secret="idfA3Qai1T" width="600" height="338" title="&#8220;&#8220;Miller-Urey Deneyi&#8221; hakkında bilgi  Deneyi&#8221; hakkında bilgi&#8221; &#8212; Evrim - Ateistlere Cevap" frameborder="0" marginwidth="0" marginheight="0" scrolling="no"></iframe></p>
<blockquote class="wp-embedded-content" data-secret="Li7lm6c03z"><p><a href="https://www.evrim.ateistlerecevap.org/tek-bir-protein-molekulunun-tesadufen-olusma-olasiligi/" data-wpel-link="external" rel="nofollow external noopener noreferrer">Tek bir Protein Molekülünün Tesadüfen Oluşma Olasılığı&#8230;</a></p></blockquote>
<p><iframe class="wp-embedded-content" sandbox="allow-scripts" security="restricted" src="https://www.evrim.ateistlerecevap.org/tek-bir-protein-molekulunun-tesadufen-olusma-olasiligi/embed/#?secret=Li7lm6c03z" data-secret="Li7lm6c03z" width="600" height="338" title="&#8220;Tek bir Protein Molekülünün Tesadüfen Oluşma Olasılığı&#8230;&#8221; &#8212; Evrim - Ateistlere Cevap" frameborder="0" marginwidth="0" marginheight="0" scrolling="no"></iframe></p>The post <a href="https://ateistlerecevap.org/hucrelerin-tesadufen-olusmasi-ihtimali-var-mi-2/" data-wpel-link="internal">Hücrelerin tesadüfen oluşması ihtimali var mı?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ateistlerecevap.org/hucrelerin-tesadufen-olusmasi-ihtimali-var-mi-2/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Hücrelerin tesadüfen oluşması ihtimali var mı?</title>
		<link>https://ateistlerecevap.org/hucrelerin-tesadufen-olusmasi-ihtimali-var-mi/</link>
					<comments>https://ateistlerecevap.org/hucrelerin-tesadufen-olusmasi-ihtimali-var-mi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ateistlere Cevaplar]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 09 May 2018 16:17:07 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sorular]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.ateistlerecevap.org/?p=2318</guid>

					<description><![CDATA[<p>Günümüzün evrim felsefesinin temelini teşkil eden tesadüfçü görüş, Milattan Önce 5. asırda Leucippus ve Democritus’la başlamış ve doğmuş, değişik versiyonlar ve adlar altında günümüze kadar ulaşmıştır. Yani çoğu insan tarafından sanıldığı gibi yeni ve orijinal bir düşünce tarzı değildir. Tesadüf terimi fizik, biyoloji, felsefe ve diğer bilimlerde sıkça kullanılan ve üzerinde çok konuşulup tartışılan bir [&#8230;]</p>
The post <a href="https://ateistlerecevap.org/hucrelerin-tesadufen-olusmasi-ihtimali-var-mi/" data-wpel-link="internal">Hücrelerin tesadüfen oluşması ihtimali var mı?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/05/hucrelerin-tesadufen-olusma-ihtimali-var-mi.png" data-wpel-link="internal"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-2319" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/05/hucrelerin-tesadufen-olusma-ihtimali-var-mi.png" alt="" width="1280" height="720" srcset="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/05/hucrelerin-tesadufen-olusma-ihtimali-var-mi.png 1280w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/05/hucrelerin-tesadufen-olusma-ihtimali-var-mi-300x169.png 300w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/05/hucrelerin-tesadufen-olusma-ihtimali-var-mi-1024x576.png 1024w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/05/hucrelerin-tesadufen-olusma-ihtimali-var-mi-768x432.png 768w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/05/hucrelerin-tesadufen-olusma-ihtimali-var-mi-1200x675.png 1200w" sizes="(max-width: 1280px) 100vw, 1280px" /></a><br />
Günümüzün evrim felsefesinin temelini teşkil eden tesadüfçü görüş, Milattan Önce 5. asırda Leucippus ve Democritus’la başlamış ve doğmuş, değişik versiyonlar ve adlar altında günümüze kadar ulaşmıştır. Yani çoğu insan tarafından sanıldığı gibi yeni ve orijinal bir düşünce tarzı değildir.<br />
Tesadüf terimi fizik, biyoloji, felsefe ve diğer bilimlerde sıkça kullanılan ve üzerinde çok konuşulup tartışılan bir kavramdır. Tesadüf kelimesi, gelişigüzellik, rast gelelik, ya da rastlantı demektir. Bu tâbir, her hangi bir varlığın plan ve programsız ve bir yaratıcısı olmadan kendiliğinden  ortaya çıkması manasında kullanılmaktadır.<br />
Hücreler canlıların temel birimleridir. Gerek, bitki, gerek hayvan ve gerekse insan olsun, bütün canlıların her biri binlerce hücreden meydana gelmiştir. Hücreler çok  kompleks ve son derece organize olmuş yapılardır. Adeta büyük bir şehir  kadar, pek çok maksada göre plan ve programlı şekilde yapılmıştır.<br />
Değil hücrelerin tesadüfen teşekkülü, hücrelerin en küçük yapı birimlerinden olan proteinlerin bile tesadüfen ortaya çıkması mümkün değildir. Proteinler amino asitlerin birleşmesiyle hasıl olmaktadırlar. En küçük bir protein, en az 300-400 amino asidin birleşmesiyle ortaya çıkar. Canlılarla bilinen 20 çeşit amino asit vardır. Bir de bu amino asitler sağ ve sol el yapısına sahiptir. Canlılarda sadece sol el amino asitleri bulunur. Dolayısıyla canlı organizmanın teşkilinde sadece sol el şeklindeki amino asitler bir araya gelmek mecburiyetindedir.<br />
400 amino asitli bir proteinin sadece sol el amino asitlerinden meydana geldiği göz önüne alınırsa, böyle bir yapının, 2<sup>400</sup> = 10<sup>-120</sup> izomeri vardır. Yani, burada işe yarar bir proteinin meydana gelme şansı, 1 rakamının önünde 120 sıfırlı bir sayının içinde sadece bir ihtimaldir. Bu kadar hassas yapıdaki bir proteinin laboratuar şartlarında bile sun’i olarak elde edilememektedir.<br />
Bu rakamın matematik  ifadesi, bir sayısının 120 sıfırlı bir sayıya bölümü ile elde edilen değeridir ve bunun istatistik sonucu sıfırdır. Yani, bir proteinin tesadüfen meydana gelmesi bilimsel olarak mümkün değildir.<br />
Kaldı ki, hücre sadece proteinlerden meydana gelmiş de değildir. Hücre, üstün bir şuur, yüksek bir irade, geniş bir bilimsel kavrayış ve son derece mükemmel ve eşsiz bir plan ve programla yaratılmış olan proteinlerin ve diğer moleküllerin organize edilmelerinden meydana gelmiştir.<br />
İşin bir başka yönü de hücrenin canlı, yani hayat sahibi oluşudur. Onun bu hayat yönünü tesadüfle açıklamak asla mümkün değildir. Yani, hayat özelliği, canlıları teşkil eden atomlarda ve onların teşkil ettiği moleküllerde mevcut değildir.<br />
Tek bir proteinin dahi tesadüfen oluşması imkânsız iken, canlıların yapılarında görev alan binlerce farklık proteinin tesadüfen oluşup, bir araya gelerek hücreleri teşkil ettiğini iddia etmek bilimsel değildir. Sadece, evrim inancına dayalı bir kabuldür.<br />
Prof. Dr. Adem Tatlı<br />
Buraları da okuyabilirsiniz&#8230;</p>
<blockquote class="wp-embedded-content" data-secret="idfA3Qai1T"><p><a href="https://www.evrim.ateistlerecevap.org/miller-urey-deneyi-hakkinda-bilgi/" data-wpel-link="external" rel="nofollow external noopener noreferrer">&#8220;Miller-Urey Deneyi&#8221; hakkında bilgi  Deneyi&#8221; hakkında bilgi</a></p></blockquote>
<p><iframe class="wp-embedded-content" sandbox="allow-scripts" security="restricted" src="https://www.evrim.ateistlerecevap.org/miller-urey-deneyi-hakkinda-bilgi/embed/#?secret=idfA3Qai1T" data-secret="idfA3Qai1T" width="600" height="338" title="&#8220;&#8220;Miller-Urey Deneyi&#8221; hakkında bilgi  Deneyi&#8221; hakkında bilgi&#8221; &#8212; Evrim - Ateistlere Cevap" frameborder="0" marginwidth="0" marginheight="0" scrolling="no"></iframe></p>
<blockquote class="wp-embedded-content" data-secret="Li7lm6c03z"><p><a href="https://www.evrim.ateistlerecevap.org/tek-bir-protein-molekulunun-tesadufen-olusma-olasiligi/" data-wpel-link="external" rel="nofollow external noopener noreferrer">Tek bir Protein Molekülünün Tesadüfen Oluşma Olasılığı&#8230;</a></p></blockquote>
<p><iframe class="wp-embedded-content" sandbox="allow-scripts" security="restricted" src="https://www.evrim.ateistlerecevap.org/tek-bir-protein-molekulunun-tesadufen-olusma-olasiligi/embed/#?secret=Li7lm6c03z" data-secret="Li7lm6c03z" width="600" height="338" title="&#8220;Tek bir Protein Molekülünün Tesadüfen Oluşma Olasılığı&#8230;&#8221; &#8212; Evrim - Ateistlere Cevap" frameborder="0" marginwidth="0" marginheight="0" scrolling="no"></iframe></p>The post <a href="https://ateistlerecevap.org/hucrelerin-tesadufen-olusmasi-ihtimali-var-mi/" data-wpel-link="internal">Hücrelerin tesadüfen oluşması ihtimali var mı?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ateistlerecevap.org/hucrelerin-tesadufen-olusmasi-ihtimali-var-mi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Müteşabih ayetlerin olduğunu bildiren ayetler (Âl-i İmran, 3/7) Kur&#039;an&#039;ın apaçık bir kitap olduğunu bildiren ayet (Nahl, 16/89) çelişmiyor mu?</title>
		<link>https://ateistlerecevap.org/mutesabih-ayetlerin-oldugunu-bildiren-ayetle-al-i-imran-3-7-kuranin-apacik-bir-kitap-oldugunu-bildiren-ayet-nahl-16-89-celismiyor-mu-2/</link>
					<comments>https://ateistlerecevap.org/mutesabih-ayetlerin-oldugunu-bildiren-ayetle-al-i-imran-3-7-kuranin-apacik-bir-kitap-oldugunu-bildiren-ayet-nahl-16-89-celismiyor-mu-2/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ateistlere Cevaplar]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 09 May 2018 11:03:22 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sözde Çelişkili Ayetler(!)]]></category>
		<category><![CDATA[Al-i İmran 7]]></category>
		<category><![CDATA[Nahl 89]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.ateistlerecevap.org/?p=2312</guid>

					<description><![CDATA[<p>[stextbox id=&#8217;warning&#8217;]Lütfen Yazıyı Sonuna Kadar Okuyun![/stextbox] [stextbox id=&#8217;alert&#8217;] &#8220;Sana kitabı indiren O&#8217;dur. Onun (Kur&#8217;an) bir kısım âyetleri muhkem­dir, ki bunlar kitabın esasıdır; diğerleri ise müteşâbihtir. Kalplerinde eğrilik bulunanlar, fitne çıkarmak ve onu (kişisel arzularına göre) te&#8217;vil etmek için on­daki müteşâbihlerin peşine düşerler. Halbuki onun te&#8217;vilini ancak Allah bilir; bir de ilimde yüksek payeye erişenler. Derler [&#8230;]</p>
The post <a href="https://ateistlerecevap.org/mutesabih-ayetlerin-oldugunu-bildiren-ayetle-al-i-imran-3-7-kuranin-apacik-bir-kitap-oldugunu-bildiren-ayet-nahl-16-89-celismiyor-mu-2/" data-wpel-link="internal">Müteşabih ayetlerin olduğunu bildiren ayetler (Âl-i İmran, 3/7) Kur'an'ın apaçık bir kitap olduğunu bildiren ayet (Nahl, 16/89) çelişmiyor mu?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;">[stextbox id=&#8217;warning&#8217;]Lütfen Yazıyı Sonuna Kadar Okuyun![/stextbox]
[stextbox id=&#8217;alert&#8217;]
<strong>&#8220;Sana kitabı indiren O&#8217;dur. Onun (Kur&#8217;an) bir kısım âyetleri muhkem­dir, ki bunlar kitabın esasıdır; diğerleri ise müteşâbihtir. Kalplerinde eğrilik bulunanlar, fitne çıkarmak ve onu (kişisel arzularına göre) te&#8217;vil etmek için on­daki müteşâbihlerin peşine düşerler. Halbuki onun te&#8217;vilini ancak Allah bilir; bir de ilimde yüksek payeye erişenler. Derler ki: Ona inandık, hepsi Rabbimiz katındandır. (Bu inceliği) yalnız aklıselim sahipleri düşünüp anlar.&#8221; </strong><em>(Âl-i İmran, 3/7)</em><br />
<strong>&#8220;Yine o gün her ümmetten kendileri hakkında birer tanık çıkaracağız; seni de bu kimseler hakkında tanık yapacağız. Bu ki­tabı sana her konuda açıklama getiren bir rehber, bir hidayet ve rahmet kay­nağı, Allah&#8217;a gönülden bağlananlar için bir müjde olarak indirdik.&#8221;</strong><em> (Nahl, 16/89)</em><br />
[/stextbox]
&#8211; Birinci ayette (Âl-i İmran, 3/7) Kur’an’daki mesajları barındıran ifadelerin iki kısma ayrıldığına; bunlardan bir kısmı manası açık, anlaşılabilir <strong>(muhkem) </strong>olduğuna; diğer kısmı ise, manası derin ve bu derinlikten kaynaklanan bir kapalılığı olduğuna ve değişik manalara ihtimali olan <strong>(müteşabih)</strong> ifadeler olduğuna vurgu yapılmıştır.<br />
Bu ifadelerden anlaşılıyor ki, Kur’an’daki müteşabih ifadeler, muhkem ifadelerinden farklı olarak, ancak ilimde derinleşmiş râsıh alimler tarafından bilinebilecek ifadelerdir.<br />
<strong>Selef alimleri </strong>ayetteki <strong>“Allah”</strong> lafaza-i celalde vakıf yapmış  ve  ayetten <strong>“Müteşabihleri sadece Allah bilir.”</strong> manasının çıkardıkları bilinmektedir. Biz <strong>Halef alimleri</strong>nin görüşlerinin daha makbul olduğunu düşünüyoruz. Bizim ifadelerimiz buna göre değerlendirilmelidir.<br />
İkinci ayette <em>(Nahl, 16/89) </em>ise, Kur’an’ın ifade tarzına dair değil, muhtevasının geniş kapsamına işaret edilmiştir. Bu ayette ise<strong> “her şeyin apaçık anlatıldığı” değil, “her şeyin açıklandığı”</strong>na vurgu yapılmıştır. Bunu şöyle anlamak mümkündür:<br />
<strong>a)</strong> Bu ayette zikredilen<strong> “her şeyin açıklanması”</strong>ndan maksat, (gerçek anlamda her şey değil) insanların muhtaç olduğu helal-haram, ceza-mükâfat gibi hakikatlerdir. <em>(Taberi)</em><br />
Kur’an’da, vahyin  temel mesajları olan <strong>dinin emir ve yasaklarıyla</strong> ilgili her şeyin açıklaması vardır<em> (Taberî, ilgili ayetin tefsiri).</em> Ancak bu açıklamaların bir kısmı <strong>açıkça</strong>, diğer bir kısmı da <strong>işaret yoluyla</strong> ifade edilmiştir.<em>(Semarkandî, ilgili ayetin tefsiri).</em><br />
<strong>b) </strong>Bu ayette zikredilen hususlar, müteşabih kısmıyla değil, açık olarak ifade edilen muhkem denilen kısmıyla alakalı olup bunlara işaret edilmiştir. Ayetin sibakı / önceki ifadeleri bunu desteklemektedir.<br />
Ayetin meali: <strong>“O gün her ümmetin içinden kendilerine birer şahit göndereceğiz. Seni de hepsinin üzerine şahit olarak getireceğiz. Ayrıca bu Kitab&#8217;ı da sana, her şey için bir açıklama, bir hidayet ve rahmet kaynağı ve Müslümanlar için bir müjde olarak indirdik.”</strong> şeklindedir.<br />
Görüldüğü gibi, ayetin önceki ifadeleri ahiretle alakalıdır. Ceza ve mükâfat yeri olan <strong>ahirette bütün insanlar müteşabihlerden değil, yalnız muhkemlerden sorumlu olacaklardır.</strong> Yeter ki derinleşmiş olan alimler dışındaki insanlar bu müteşabihlerin manasını Allah’ın ilmine havale etsinler ve Allah’ın muradının hak olduğuna iman etmiş olsunlar.<br />
<strong>&#8211; Bunu biraz daha açıklayabiliriz:</strong><br />
* Kur’an’da muhkem ve müteşabih kavramları farklı yönleriyle söz konusu edilmiştir. Buna göre, bizim konumuzdaki iki ayetten biri olan Âl-i İmran suresinin 7. ayetinde, Kur’an’ın bir kısmının muhkem bir kısmının ise müteşabih olduğu ifade edilmiştir. Bunların ne anlama geldiğine biraz önce işaret edilmiştir.<br />
* <strong>&#8220;(Bu kur’an) ayetleri muhkem kılınmış bir kitaptır.&#8221; </strong><em>(Hûd, 11/1) </em>mealindeki ayette, Kur’an’ın tamamının nazım örgüsü ve harika üslubu bakımından sağlam, mükemmel (muhkem) olduğu ifade edilmiştir.<br />
* <strong>&#8220;Allah sözün en güzelini, birbiriyle uyumlu / müteşabih ve  ikişerli  bir kitap olarak indirdi.&#8221; </strong><em>(Zümer, 39/23) </em>mealindeki ayette ise, Kur’an’ın tamamının müteşabih, anlam bakımından birbiriyle uyumlu, ifade tarzı bakımından birbirine benzeşen bir kitap olduğuna işaret edilmiştir.<br />
<strong>İşte Nahl suresinin 89. ayetinde, Kur’an’ın muhkem olan konularına işaret edilmiştir.</strong><br />
<strong>c) Fahruddin Razi’ye göre,</strong> Kur’an’ın bu ayetinde her şeyin apaçık olduğu değil, her şeyin açıklandığı beyan edilmiştir. İlimler dini ve gayr-ı dini olmak üzere iki kısımdır. Dini olmayan ilmin Kur’an’da yeri yoktur. Dini olan ilimler de iki kısımdır: <strong>Usul ilimleri</strong> / temel esaslarla ilgili ilimler;<strong> Furu ilimleri </strong>/ detayların bilgisi. Usul ilimlerinin tamamı Kur’an’da mevcuttur. Furu denilen detaylar ise, <strong>“Beraet-i zimmet asıldır.”</strong> kaidesi gereğince, insanların ihtiyaç duyduğu her şey Kur’an’da vardır. Kur’an’da olmayan şeylerden insanlar sorumlu değildir. <em>(Razi; Zemahşeri)</em><br />
<strong>d) Dil bilimcilerine göre, </strong>ayette söz konusu edilen<strong> “TİBYAN” </strong>kelimesi, bir masdar ismi olup<strong> “beyan”</strong> anlamına gelir. Beyan ise, açık olmak değil, açıklamak manasınadır.<em>(Razi)</em> Şunu da çok iyi biliyoruz ki, her açıklaması yapılan şey, herkes için açık-seçik anlamına gelmez.<br />
<strong>e) İbn Mesud’a göre</strong> ayette yer alan “<strong>her şeyin beyanı”</strong> ifadesi dini ve dünyevi her türlü ilmin içermesi anlamına gelir. <em>(İbn Kesir)</em> Buna göre insanların din ve dünya ile ilgli ihtiyaç duyduğu her ilim, her şeyin açıklaması vardır.<em> (İbn Kesir)</em><br />
Demek ki, her şeyin açıklanması, her şeyin açık-seçik olarak herkes tarafından bilinecek türden olması anlamına gelmez. İnsanların faydasına olan her ilim Kur’an’da açıklanmıştır. Ancak bir kısmı, açık-seçik olarak, bir kısmı da remiz ve işaretler nevinden yer almıştır. Hadislerin beyan ettiği, sahabelerin anladığı, İslam ümmetinin kavradığı bütün ilimlerin kaynağı Kur’an’dır.<em> (krş. İbn Aşur)</em><br />
<strong>Özetlersek; </strong>bütün bu açıklamalardan anlaşılan şudur: <strong>Soruda geçen iki ayet arasında bir çelişki yoktur.</strong> Biz bu açıklamalarımızda görünürde sorun teşkil eden iki kavramın üzerinde durduk. <strong>Birisi,</strong> soruda yer alan açıklık kavramı. <strong>Diğeri </strong><em>“her şeyin Kur’an’da olduğu” </em>ifadesi.<br />
Âl-i İmran suresindeki ayette, ayetlerin bir kısmı muhkem olup<em> -prensip olarak-</em>alimler tarafından kolaylıkla anlaşılabileceğine, diğer bir kısmı ise müteşabih olup, ancak ilimde derinleşmiş alimler tarafından anlaşılabileceğine işaret edilmiştir.<br />
Nahl suresindeki ayette ise, ayetlerin muhkem veya müteşabih özelliklerine değil, onların muhtevasına / içeriğine işaret edilmiştir.</p>The post <a href="https://ateistlerecevap.org/mutesabih-ayetlerin-oldugunu-bildiren-ayetle-al-i-imran-3-7-kuranin-apacik-bir-kitap-oldugunu-bildiren-ayet-nahl-16-89-celismiyor-mu-2/" data-wpel-link="internal">Müteşabih ayetlerin olduğunu bildiren ayetler (Âl-i İmran, 3/7) Kur'an'ın apaçık bir kitap olduğunu bildiren ayet (Nahl, 16/89) çelişmiyor mu?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ateistlerecevap.org/mutesabih-ayetlerin-oldugunu-bildiren-ayetle-al-i-imran-3-7-kuranin-apacik-bir-kitap-oldugunu-bildiren-ayet-nahl-16-89-celismiyor-mu-2/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Müteşabih ayetlerin olduğunu bildiren ayetler (Âl-i İmran, 3/7) Kur&#039;an&#039;ın apaçık bir kitap olduğunu bildiren ayet (Nahl, 16/89) çelişmiyor mu?</title>
		<link>https://ateistlerecevap.org/mutesabih-ayetlerin-oldugunu-bildiren-ayetle-al-i-imran-3-7-kuranin-apacik-bir-kitap-oldugunu-bildiren-ayet-nahl-16-89-celismiyor-mu/</link>
					<comments>https://ateistlerecevap.org/mutesabih-ayetlerin-oldugunu-bildiren-ayetle-al-i-imran-3-7-kuranin-apacik-bir-kitap-oldugunu-bildiren-ayet-nahl-16-89-celismiyor-mu/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ateistlere Cevaplar]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 09 May 2018 11:03:22 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sözde Çelişkili Ayetler(!)]]></category>
		<category><![CDATA[Al-i İmran 7]]></category>
		<category><![CDATA[Nahl 89]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.ateistlerecevap.org/?p=2312</guid>

					<description><![CDATA[<p>[stextbox id=&#8217;warning&#8217;]Lütfen Yazıyı Sonuna Kadar Okuyun![/stextbox] [stextbox id=&#8217;alert&#8217;] &#8220;Sana kitabı indiren O&#8217;dur. Onun (Kur&#8217;an) bir kısım âyetleri muhkem­dir, ki bunlar kitabın esasıdır; diğerleri ise müteşâbihtir. Kalplerinde eğrilik bulunanlar, fitne çıkarmak ve onu (kişisel arzularına göre) te&#8217;vil etmek için on­daki müteşâbihlerin peşine düşerler. Halbuki onun te&#8217;vilini ancak Allah bilir; bir de ilimde yüksek payeye erişenler. Derler [&#8230;]</p>
The post <a href="https://ateistlerecevap.org/mutesabih-ayetlerin-oldugunu-bildiren-ayetle-al-i-imran-3-7-kuranin-apacik-bir-kitap-oldugunu-bildiren-ayet-nahl-16-89-celismiyor-mu/" data-wpel-link="internal">Müteşabih ayetlerin olduğunu bildiren ayetler (Âl-i İmran, 3/7) Kur'an'ın apaçık bir kitap olduğunu bildiren ayet (Nahl, 16/89) çelişmiyor mu?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;">[stextbox id=&#8217;warning&#8217;]Lütfen Yazıyı Sonuna Kadar Okuyun![/stextbox]
[stextbox id=&#8217;alert&#8217;]
<strong>&#8220;Sana kitabı indiren O&#8217;dur. Onun (Kur&#8217;an) bir kısım âyetleri muhkem­dir, ki bunlar kitabın esasıdır; diğerleri ise müteşâbihtir. Kalplerinde eğrilik bulunanlar, fitne çıkarmak ve onu (kişisel arzularına göre) te&#8217;vil etmek için on­daki müteşâbihlerin peşine düşerler. Halbuki onun te&#8217;vilini ancak Allah bilir; bir de ilimde yüksek payeye erişenler. Derler ki: Ona inandık, hepsi Rabbimiz katındandır. (Bu inceliği) yalnız aklıselim sahipleri düşünüp anlar.&#8221; </strong><em>(Âl-i İmran, 3/7)</em><br />
<strong>&#8220;Yine o gün her ümmetten kendileri hakkında birer tanık çıkaracağız; seni de bu kimseler hakkında tanık yapacağız. Bu ki­tabı sana her konuda açıklama getiren bir rehber, bir hidayet ve rahmet kay­nağı, Allah&#8217;a gönülden bağlananlar için bir müjde olarak indirdik.&#8221;</strong><em> (Nahl, 16/89)</em><br />
[/stextbox]
&#8211; Birinci ayette (Âl-i İmran, 3/7) Kur’an’daki mesajları barındıran ifadelerin iki kısma ayrıldığına; bunlardan bir kısmı manası açık, anlaşılabilir <strong>(muhkem) </strong>olduğuna; diğer kısmı ise, manası derin ve bu derinlikten kaynaklanan bir kapalılığı olduğuna ve değişik manalara ihtimali olan <strong>(müteşabih)</strong> ifadeler olduğuna vurgu yapılmıştır.<br />
Bu ifadelerden anlaşılıyor ki, Kur’an’daki müteşabih ifadeler, muhkem ifadelerinden farklı olarak, ancak ilimde derinleşmiş râsıh alimler tarafından bilinebilecek ifadelerdir.<br />
<strong>Selef alimleri </strong>ayetteki <strong>“Allah”</strong> lafaza-i celalde vakıf yapmış  ve  ayetten <strong>“Müteşabihleri sadece Allah bilir.”</strong> manasının çıkardıkları bilinmektedir. Biz <strong>Halef alimleri</strong>nin görüşlerinin daha makbul olduğunu düşünüyoruz. Bizim ifadelerimiz buna göre değerlendirilmelidir.<br />
İkinci ayette <em>(Nahl, 16/89) </em>ise, Kur’an’ın ifade tarzına dair değil, muhtevasının geniş kapsamına işaret edilmiştir. Bu ayette ise<strong> “her şeyin apaçık anlatıldığı” değil, “her şeyin açıklandığı”</strong>na vurgu yapılmıştır. Bunu şöyle anlamak mümkündür:<br />
<strong>a)</strong> Bu ayette zikredilen<strong> “her şeyin açıklanması”</strong>ndan maksat, (gerçek anlamda her şey değil) insanların muhtaç olduğu helal-haram, ceza-mükâfat gibi hakikatlerdir. <em>(Taberi)</em><br />
Kur’an’da, vahyin  temel mesajları olan <strong>dinin emir ve yasaklarıyla</strong> ilgili her şeyin açıklaması vardır<em> (Taberî, ilgili ayetin tefsiri).</em> Ancak bu açıklamaların bir kısmı <strong>açıkça</strong>, diğer bir kısmı da <strong>işaret yoluyla</strong> ifade edilmiştir.<em>(Semarkandî, ilgili ayetin tefsiri).</em><br />
<strong>b) </strong>Bu ayette zikredilen hususlar, müteşabih kısmıyla değil, açık olarak ifade edilen muhkem denilen kısmıyla alakalı olup bunlara işaret edilmiştir. Ayetin sibakı / önceki ifadeleri bunu desteklemektedir.<br />
Ayetin meali: <strong>“O gün her ümmetin içinden kendilerine birer şahit göndereceğiz. Seni de hepsinin üzerine şahit olarak getireceğiz. Ayrıca bu Kitab&#8217;ı da sana, her şey için bir açıklama, bir hidayet ve rahmet kaynağı ve Müslümanlar için bir müjde olarak indirdik.”</strong> şeklindedir.<br />
Görüldüğü gibi, ayetin önceki ifadeleri ahiretle alakalıdır. Ceza ve mükâfat yeri olan <strong>ahirette bütün insanlar müteşabihlerden değil, yalnız muhkemlerden sorumlu olacaklardır.</strong> Yeter ki derinleşmiş olan alimler dışındaki insanlar bu müteşabihlerin manasını Allah’ın ilmine havale etsinler ve Allah’ın muradının hak olduğuna iman etmiş olsunlar.<br />
<strong>&#8211; Bunu biraz daha açıklayabiliriz:</strong><br />
* Kur’an’da muhkem ve müteşabih kavramları farklı yönleriyle söz konusu edilmiştir. Buna göre, bizim konumuzdaki iki ayetten biri olan Âl-i İmran suresinin 7. ayetinde, Kur’an’ın bir kısmının muhkem bir kısmının ise müteşabih olduğu ifade edilmiştir. Bunların ne anlama geldiğine biraz önce işaret edilmiştir.<br />
* <strong>&#8220;(Bu kur’an) ayetleri muhkem kılınmış bir kitaptır.&#8221; </strong><em>(Hûd, 11/1) </em>mealindeki ayette, Kur’an’ın tamamının nazım örgüsü ve harika üslubu bakımından sağlam, mükemmel (muhkem) olduğu ifade edilmiştir.<br />
* <strong>&#8220;Allah sözün en güzelini, birbiriyle uyumlu / müteşabih ve  ikişerli  bir kitap olarak indirdi.&#8221; </strong><em>(Zümer, 39/23) </em>mealindeki ayette ise, Kur’an’ın tamamının müteşabih, anlam bakımından birbiriyle uyumlu, ifade tarzı bakımından birbirine benzeşen bir kitap olduğuna işaret edilmiştir.<br />
<strong>İşte Nahl suresinin 89. ayetinde, Kur’an’ın muhkem olan konularına işaret edilmiştir.</strong><br />
<strong>c) Fahruddin Razi’ye göre,</strong> Kur’an’ın bu ayetinde her şeyin apaçık olduğu değil, her şeyin açıklandığı beyan edilmiştir. İlimler dini ve gayr-ı dini olmak üzere iki kısımdır. Dini olmayan ilmin Kur’an’da yeri yoktur. Dini olan ilimler de iki kısımdır: <strong>Usul ilimleri</strong> / temel esaslarla ilgili ilimler;<strong> Furu ilimleri </strong>/ detayların bilgisi. Usul ilimlerinin tamamı Kur’an’da mevcuttur. Furu denilen detaylar ise, <strong>“Beraet-i zimmet asıldır.”</strong> kaidesi gereğince, insanların ihtiyaç duyduğu her şey Kur’an’da vardır. Kur’an’da olmayan şeylerden insanlar sorumlu değildir. <em>(Razi; Zemahşeri)</em><br />
<strong>d) Dil bilimcilerine göre, </strong>ayette söz konusu edilen<strong> “TİBYAN” </strong>kelimesi, bir masdar ismi olup<strong> “beyan”</strong> anlamına gelir. Beyan ise, açık olmak değil, açıklamak manasınadır.<em>(Razi)</em> Şunu da çok iyi biliyoruz ki, her açıklaması yapılan şey, herkes için açık-seçik anlamına gelmez.<br />
<strong>e) İbn Mesud’a göre</strong> ayette yer alan “<strong>her şeyin beyanı”</strong> ifadesi dini ve dünyevi her türlü ilmin içermesi anlamına gelir. <em>(İbn Kesir)</em> Buna göre insanların din ve dünya ile ilgli ihtiyaç duyduğu her ilim, her şeyin açıklaması vardır.<em> (İbn Kesir)</em><br />
Demek ki, her şeyin açıklanması, her şeyin açık-seçik olarak herkes tarafından bilinecek türden olması anlamına gelmez. İnsanların faydasına olan her ilim Kur’an’da açıklanmıştır. Ancak bir kısmı, açık-seçik olarak, bir kısmı da remiz ve işaretler nevinden yer almıştır. Hadislerin beyan ettiği, sahabelerin anladığı, İslam ümmetinin kavradığı bütün ilimlerin kaynağı Kur’an’dır.<em> (krş. İbn Aşur)</em><br />
<strong>Özetlersek; </strong>bütün bu açıklamalardan anlaşılan şudur: <strong>Soruda geçen iki ayet arasında bir çelişki yoktur.</strong> Biz bu açıklamalarımızda görünürde sorun teşkil eden iki kavramın üzerinde durduk. <strong>Birisi,</strong> soruda yer alan açıklık kavramı. <strong>Diğeri </strong><em>“her şeyin Kur’an’da olduğu” </em>ifadesi.<br />
Âl-i İmran suresindeki ayette, ayetlerin bir kısmı muhkem olup<em> -prensip olarak-</em>alimler tarafından kolaylıkla anlaşılabileceğine, diğer bir kısmı ise müteşabih olup, ancak ilimde derinleşmiş alimler tarafından anlaşılabileceğine işaret edilmiştir.<br />
Nahl suresindeki ayette ise, ayetlerin muhkem veya müteşabih özelliklerine değil, onların muhtevasına / içeriğine işaret edilmiştir.</p>The post <a href="https://ateistlerecevap.org/mutesabih-ayetlerin-oldugunu-bildiren-ayetle-al-i-imran-3-7-kuranin-apacik-bir-kitap-oldugunu-bildiren-ayet-nahl-16-89-celismiyor-mu/" data-wpel-link="internal">Müteşabih ayetlerin olduğunu bildiren ayetler (Âl-i İmran, 3/7) Kur'an'ın apaçık bir kitap olduğunu bildiren ayet (Nahl, 16/89) çelişmiyor mu?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ateistlerecevap.org/mutesabih-ayetlerin-oldugunu-bildiren-ayetle-al-i-imran-3-7-kuranin-apacik-bir-kitap-oldugunu-bildiren-ayet-nahl-16-89-celismiyor-mu/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Eskilerin Masalları hangi masallar? Kalem Suresi 15.Ayet açıklaması</title>
		<link>https://ateistlerecevap.org/eskilerin-masallari-hangi-masallar-kalem-suresi-15-ayet-aciklamasi/</link>
					<comments>https://ateistlerecevap.org/eskilerin-masallari-hangi-masallar-kalem-suresi-15-ayet-aciklamasi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ateistlere Cevaplar]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 09 May 2018 08:13:54 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Ayetler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.ateistlerecevap.org/?p=2308</guid>

					<description><![CDATA[<p>&#160; Ayette yer alan “Esatiru’l-Evvelin” ifadesi, “Eskilerin Hikâyeleri, masalları”anlamına gelir. [stextbox id=&#8217;info&#8217;]Bununla demek istediler ki: Kuran, Allah tarafından indirilen bir vahiy değil; eski insanların -kitaplarda yazılan- efsaneleri türünden bir şeydir. Muhammed de bu eski hurafeleri alıp Allah’a nispet etmiştir. (bk. el-Kasımi, el-Meraği, el-Cezairi,  es-Sabuni/safve, V. Zuhayli, ilgili ayetin tefsiri)[/stextbox] Alimlerin beyanlarından anladığımız kadarıyla, ayette -mealen- yer alan “eskilerin masalları” ifadesi, geçmiş [&#8230;]</p>
The post <a href="https://ateistlerecevap.org/eskilerin-masallari-hangi-masallar-kalem-suresi-15-ayet-aciklamasi/" data-wpel-link="internal">Eskilerin Masalları hangi masallar? Kalem Suresi 15.Ayet açıklaması</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/05/kalem-suresi-15.png" data-wpel-link="internal"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-2305" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/05/kalem-suresi-15.png" alt="" width="1280" height="720" srcset="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/05/kalem-suresi-15.png 1280w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/05/kalem-suresi-15-300x169.png 300w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/05/kalem-suresi-15-1024x576.png 1024w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/05/kalem-suresi-15-768x432.png 768w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/05/kalem-suresi-15-1200x675.png 1200w" sizes="(max-width: 1280px) 100vw, 1280px" /></a><br />
<div class="su-box su-box-style-noise" id="" style="border-color:#3b0000;border-radius:10px"><div class="su-box-title" style="background-color:#6e2e28;color:#FFFFFF;border-top-left-radius:8px;border-top-right-radius:8px">Sorunun Detayı</div><div class="su-box-content su-u-clearfix su-u-trim" style="border-bottom-left-radius:8px;border-bottom-right-radius:8px"> Kalem suresi 2.inen sure olması rağmen surenin 15. ayeti &#8220;Ona âyetlerimiz okunduğu zaman: “(Bunlar) evvelkilerin masalları.” dedi.&#8221; Bunlar hangi &#8220;masallar&#8221;? Kur&#8217;an da bahsedilen kıssalar önceki peygamberle ilgilidir. Kafirler bu ayetlere masallar diyerek reddetmişlerdir. Fakat Kalem Suresi 2. inen ayetse bu ayeti nasıl anlamalıyız? Henüz inen &#8220;masal&#8221; diye itham edilebilecek sureler yok.</div></div>
&nbsp;<br />
Ayette yer alan <strong>“Esatiru’l-Evvelin”</strong> ifadesi, <strong>“Eskilerin Hikâyeleri, masalları”</strong>anlamına gelir.<br />
[stextbox id=&#8217;info&#8217;]Bununla demek istediler ki: Kuran, Allah tarafından indirilen bir vahiy değil; eski insanların -kitaplarda yazılan- efsaneleri türünden bir şeydir. Muhammed de bu eski hurafeleri alıp Allah’a nispet etmiştir. (bk. el-Kasımi, el-Meraği, el-Cezairi,  es-Sabuni/safve, V. Zuhayli, ilgili ayetin tefsiri)[/stextbox]
Alimlerin beyanlarından anladığımız kadarıyla, ayette -mealen- yer alan <strong>“eskilerin masalları”</strong> ifadesi, <strong>geçmiş peygamberlerin kıssalarıyla ilgili değildir.</strong><br />
<strong>Yaklaşık 20 civarında tefsire baktık, hiç birinde söz konusu ifadeyi “peygamberler kıssalar” olarak yorumlayan bir bilgiye rastlayamadık.</strong><br />
Bu konuda anlamamıza vesile olan en önemli bir nokta şudur:<br />
Kuran’ın ayetleri için <strong>“eskilerin masalları, hurafeleri” </strong>diyenlerin maksadı, belli bir masal, efsane değildir. Onların maksadı, genel olarak “her eskide” olduğu gibi, müşriklerin “eskilerinde de” var olup kendilerine kadar ulaşan ve onlarca da <strong>aslı astarı olmayan masallar</strong> olarak kabul edilen ancak hala ortada dolaşan hurafelerin toplamından oluşan hurafe kültürüdür.<br />
Özellikle, seyahat ettikleri İran, Şam ve benzeri bölgelerden öğrendikleri bir çok masalımsı hikayeleri de Mekke’ye taşımışlardı.<br />
Hz. Muhammed’in Allah’ın sözü olduğunu bildirdiği Kuran’a inanmayanlar, -onun belli- kıssaları, ayetleri için değil, vahiy olduğunu inkâr etmek için onu da eski masallara benzeterek inkâra devam etmişlerdi.<br />
Nitekim, yine Mekke’de inen Nahl suresinde de bu ifadeye yer verilmiştir: <strong>“Onlara ‘Rabbiniz ne indirdi?’ denildiği zaman, “(sözkonusu Kur’an Allah’ın indirdiği söz değil, bilakis O), “Öncekilerin masalları (türünden bir şeydir)” dediler.” </strong>(Nahl, 16/24)<br />
Burada görüldüğü gibi, itirazlarının hedefi, Kuran’ın muhtevası değil, onun vahiy kimliğini inkârdır. Bu sebeple, onlar için önemli olan ayet sayısının az veya çok olması, peygamber kıssaları ihtiva edip etmemesi değil, -bir tek ayet olsa bile- bunun kaynağının semavi, ilahi olmadığını iddia etmektir.<br />
<strong>“Onlardan seni Kuran okurken dinleyenler de vardır. Fakat Biz onu lâyık olduğu şekilde anlamalarına mani olmak için, onların kalplerine kat kat örtüler gerdik. Kulaklarının içine de, gereği gibi işitmelerini engelleyen ağırlıklar koyduk. Artık onlar her türlü mucize ve belgeyi de görseler yine iman etmezler. O kadar ki yanına geldikleri zaman seninle münakaşaya girişerek “Bu, eskilerin masallarından başka bir şey değildir.”</strong> derler (Enam, 6/25) mealindeki bu Mekki ayette de onların bu hedeflerine işaret edilmiştir.</p>The post <a href="https://ateistlerecevap.org/eskilerin-masallari-hangi-masallar-kalem-suresi-15-ayet-aciklamasi/" data-wpel-link="internal">Eskilerin Masalları hangi masallar? Kalem Suresi 15.Ayet açıklaması</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ateistlerecevap.org/eskilerin-masallari-hangi-masallar-kalem-suresi-15-ayet-aciklamasi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Eskilerin Masalları hangi masallar? Kalem Suresi 15.Ayet açıklaması</title>
		<link>https://ateistlerecevap.org/eskilerin-masallari-hangi-masallar-kalem-suresi-15-ayet-aciklamasi/</link>
					<comments>https://ateistlerecevap.org/eskilerin-masallari-hangi-masallar-kalem-suresi-15-ayet-aciklamasi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ateistlere Cevaplar]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 09 May 2018 08:13:54 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Ayetler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.ateistlerecevap.org/?p=2308</guid>

					<description><![CDATA[<p>&#160; Ayette yer alan “Esatiru’l-Evvelin” ifadesi, “Eskilerin Hikâyeleri, masalları”anlamına gelir. [stextbox id=&#8217;info&#8217;]Bununla demek istediler ki: Kuran, Allah tarafından indirilen bir vahiy değil; eski insanların -kitaplarda yazılan- efsaneleri türünden bir şeydir. Muhammed de bu eski hurafeleri alıp Allah’a nispet etmiştir. (bk. el-Kasımi, el-Meraği, el-Cezairi,  es-Sabuni/safve, V. Zuhayli, ilgili ayetin tefsiri)[/stextbox] Alimlerin beyanlarından anladığımız kadarıyla, ayette -mealen- yer alan “eskilerin masalları” ifadesi, geçmiş [&#8230;]</p>
The post <a href="https://ateistlerecevap.org/eskilerin-masallari-hangi-masallar-kalem-suresi-15-ayet-aciklamasi/" data-wpel-link="internal">Eskilerin Masalları hangi masallar? Kalem Suresi 15.Ayet açıklaması</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/05/kalem-suresi-15.png" data-wpel-link="internal"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-2305" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/05/kalem-suresi-15.png" alt="" width="1280" height="720" srcset="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/05/kalem-suresi-15.png 1280w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/05/kalem-suresi-15-300x169.png 300w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/05/kalem-suresi-15-1024x576.png 1024w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/05/kalem-suresi-15-768x432.png 768w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/05/kalem-suresi-15-1200x675.png 1200w" sizes="(max-width: 1280px) 100vw, 1280px" /></a><br />
<div class="su-box su-box-style-noise" id="" style="border-color:#3b0000;border-radius:10px"><div class="su-box-title" style="background-color:#6e2e28;color:#FFFFFF;border-top-left-radius:8px;border-top-right-radius:8px">Sorunun Detayı</div><div class="su-box-content su-u-clearfix su-u-trim" style="border-bottom-left-radius:8px;border-bottom-right-radius:8px"> Kalem suresi 2.inen sure olması rağmen surenin 15. ayeti &#8220;Ona âyetlerimiz okunduğu zaman: “(Bunlar) evvelkilerin masalları.” dedi.&#8221; Bunlar hangi &#8220;masallar&#8221;? Kur&#8217;an da bahsedilen kıssalar önceki peygamberle ilgilidir. Kafirler bu ayetlere masallar diyerek reddetmişlerdir. Fakat Kalem Suresi 2. inen ayetse bu ayeti nasıl anlamalıyız? Henüz inen &#8220;masal&#8221; diye itham edilebilecek sureler yok.</div></div>
&nbsp;<br />
Ayette yer alan <strong>“Esatiru’l-Evvelin”</strong> ifadesi, <strong>“Eskilerin Hikâyeleri, masalları”</strong>anlamına gelir.<br />
[stextbox id=&#8217;info&#8217;]Bununla demek istediler ki: Kuran, Allah tarafından indirilen bir vahiy değil; eski insanların -kitaplarda yazılan- efsaneleri türünden bir şeydir. Muhammed de bu eski hurafeleri alıp Allah’a nispet etmiştir. (bk. el-Kasımi, el-Meraği, el-Cezairi,  es-Sabuni/safve, V. Zuhayli, ilgili ayetin tefsiri)[/stextbox]
Alimlerin beyanlarından anladığımız kadarıyla, ayette -mealen- yer alan <strong>“eskilerin masalları”</strong> ifadesi, <strong>geçmiş peygamberlerin kıssalarıyla ilgili değildir.</strong><br />
<strong>Yaklaşık 20 civarında tefsire baktık, hiç birinde söz konusu ifadeyi “peygamberler kıssalar” olarak yorumlayan bir bilgiye rastlayamadık.</strong><br />
Bu konuda anlamamıza vesile olan en önemli bir nokta şudur:<br />
Kuran’ın ayetleri için <strong>“eskilerin masalları, hurafeleri” </strong>diyenlerin maksadı, belli bir masal, efsane değildir. Onların maksadı, genel olarak “her eskide” olduğu gibi, müşriklerin “eskilerinde de” var olup kendilerine kadar ulaşan ve onlarca da <strong>aslı astarı olmayan masallar</strong> olarak kabul edilen ancak hala ortada dolaşan hurafelerin toplamından oluşan hurafe kültürüdür.<br />
Özellikle, seyahat ettikleri İran, Şam ve benzeri bölgelerden öğrendikleri bir çok masalımsı hikayeleri de Mekke’ye taşımışlardı.<br />
Hz. Muhammed’in Allah’ın sözü olduğunu bildirdiği Kuran’a inanmayanlar, -onun belli- kıssaları, ayetleri için değil, vahiy olduğunu inkâr etmek için onu da eski masallara benzeterek inkâra devam etmişlerdi.<br />
Nitekim, yine Mekke’de inen Nahl suresinde de bu ifadeye yer verilmiştir: <strong>“Onlara ‘Rabbiniz ne indirdi?’ denildiği zaman, “(sözkonusu Kur’an Allah’ın indirdiği söz değil, bilakis O), “Öncekilerin masalları (türünden bir şeydir)” dediler.” </strong>(Nahl, 16/24)<br />
Burada görüldüğü gibi, itirazlarının hedefi, Kuran’ın muhtevası değil, onun vahiy kimliğini inkârdır. Bu sebeple, onlar için önemli olan ayet sayısının az veya çok olması, peygamber kıssaları ihtiva edip etmemesi değil, -bir tek ayet olsa bile- bunun kaynağının semavi, ilahi olmadığını iddia etmektir.<br />
<strong>“Onlardan seni Kuran okurken dinleyenler de vardır. Fakat Biz onu lâyık olduğu şekilde anlamalarına mani olmak için, onların kalplerine kat kat örtüler gerdik. Kulaklarının içine de, gereği gibi işitmelerini engelleyen ağırlıklar koyduk. Artık onlar her türlü mucize ve belgeyi de görseler yine iman etmezler. O kadar ki yanına geldikleri zaman seninle münakaşaya girişerek “Bu, eskilerin masallarından başka bir şey değildir.”</strong> derler (Enam, 6/25) mealindeki bu Mekki ayette de onların bu hedeflerine işaret edilmiştir.</p>The post <a href="https://ateistlerecevap.org/eskilerin-masallari-hangi-masallar-kalem-suresi-15-ayet-aciklamasi/" data-wpel-link="internal">Eskilerin Masalları hangi masallar? Kalem Suresi 15.Ayet açıklaması</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ateistlerecevap.org/eskilerin-masallari-hangi-masallar-kalem-suresi-15-ayet-aciklamasi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>“Bir şeyde (uğursuzluk) olsaydı, bu atta, kadında, meskende olurdu.” Hadisinin Detaylı Açıklaması&#8230;</title>
		<link>https://ateistlerecevap.org/bir-seyde-ugursuzluk-olsaydi-hadisinin-detayli-aciklamasi/</link>
					<comments>https://ateistlerecevap.org/bir-seyde-ugursuzluk-olsaydi-hadisinin-detayli-aciklamasi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ateistlere Cevaplar]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 07 May 2018 02:48:10 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Hadisler]]></category>
		<category><![CDATA[Hadis]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.ateistlerecevap.org/?p=2299</guid>

					<description><![CDATA[<p>[stextbox id=&#8217;info&#8217;]Lütfen yazıyı sonuna kadar okuyunuz.[/stextbox] Peygamber Efendimiz Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: [stextbox id=&#8217;warning&#8217;]“Bir şeyde (uğursuzluk) olsaydı, bu atta, kadında, meskende olurdu.” (Buhârî, Cihad 47, Nikah 17; Müslim, Selam 119; Muvattâ, İsti&#8217;zân 2[/stextbox] 1)Bu ve buna benzer rivayetler, Hz. Peygamberin (ﷺ) Araplarda mevcut olan uğursuzluk inancını reddettiğini gösteren hadislerdendir. Uğursuzluk inancı, farklı şekiller altında çok yaygın olması [&#8230;]</p>
The post <a href="https://ateistlerecevap.org/bir-seyde-ugursuzluk-olsaydi-hadisinin-detayli-aciklamasi/" data-wpel-link="internal">“Bir şeyde (uğursuzluk) olsaydı, bu atta, kadında, meskende olurdu.” Hadisinin Detaylı Açıklaması…</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;">[stextbox id=&#8217;info&#8217;]Lütfen yazıyı sonuna kadar okuyunuz.[/stextbox]
<p>Peygamber Efendimiz Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki:<br />
[stextbox id=&#8217;warning&#8217;]<strong>“Bir şeyde (uğursuzluk) olsaydı, bu atta, kadında, meskende olurdu.” </strong>(Buhârî, Cihad 47, Nikah 17; Müslim, Selam 119; Muvattâ, İsti&#8217;zân 2[/stextbox]
1)Bu ve buna benzer rivayetler, Hz. Peygamberin (<strong>ﷺ)</strong> <strong>Araplarda mevcut olan uğursuzluk inancını reddettiğini </strong>gösteren hadislerdendir. Uğursuzluk inancı, farklı şekiller altında çok yaygın olması sebebiyle, Resulullah (<strong>ﷺ</strong>) bunu ortadan kaldırmak adına pek çok açıklamalarda bulunmuş, tavırlar takınmıştır.<br />
&#8211; Bu hadisten anlaşılması gereken hakikat şudur:<br />
Araplar, kuşların uçmasından, horozun ötmesine kadar her şeyde uğursuzluk olabileceğini düşünüyorlardı. Hz. Peygamber (<strong>ﷺ)</strong> bu yaygın ve yanlış kanaati ortadan kaldırmak için her fırsatta <strong>“uğursuzluk” diye bir şeyin mevcut olmadığını </strong>belirtiyordu.<br />
Aynı ifadeyi tekrar etmek yerine farklı ifadelerin kullanılması muhataplar üzerinde daha etkili olduğu için peygamberimiz de bu üslubu benimsemişti.<br />
İşte bu hadiste de kullanılan ifadelerde de “uğursuzluk” diye bir şeyin olmadığını belirtmek için <strong>“Bir şeyde (uğursuzluk) olsaydı, bu atta, kadında, meskende olurdu.”</strong> diye buyurmuştur.<br />
Bu tespitte önemli bazı noktalar vardır:<br />
<strong>a)</strong> Uğursuzluk demek, meydana geldiğinde kişiye zarar veren şey demektir. İnsanların en fazla zarar görmesi muhtemel olanlar, insanların en yakınında bulunan kadın, mesken ve attır. Bunlarda uğursuzluk aramazken, kalkıp havada uçan kuşta aramak akıl dışı bir düşüncedir.<br />
<strong>b)</strong> Uğursuzluk, mademki insana zarar veren bir şeydir. O halde, insanlar için en değerli olan kadın, at ve meskende olmalıdır. Oysa Araplar bunlarda fazla bir uğursuzluk aramıyorlardı. Demek ki en değerli varlıklarda uğursuzluğu aramayıp, insan için o kadar da değerli olmayan <strong>“kuşun kanat çırpması, horozun ötmesi”</strong> gibi başka şeylerde aramak sağlıklı bir tutum değildir.<br />
<strong>c) </strong>İnsanların hayatındaki huzur ve mutluluğun kaynağı, kadın, at (binit) ve meskendir. Şayet bunlardan biri zararlı olmaya başlarsa, ondan uzak durmakta fayda vardır. Huzursuzluğun kaynağı olan şeyden uzaklaşmak manevi bir işaret bir sinyal olabilir. Kader-i ilahi ileride daha büyük zararlara vesile olabilen söz konusu hayat arkadaşlarından ayrılması için bir uyarı niteliğini taşıyabilir.<br />
<strong>d)</strong> Bir rivayete göre, Ebu Hüreyre’nin böyle bir şey söylediğini işiten Hz. Aişe, Hz. Peygamberin <strong>“Yahudilerin böyle düşündüklerini”</strong> söylediğini, Ebu Hüreyre’nin sonradan geldiği için bu konuşmanın ilk cümlelerini duymadığını belirtmiş ve bu bilginin yanlış olduğuna dikkat çekmiştir. (bk. İbn Hacer, 6/61)<br />
&#8211; Başka bir rivayette, Hz. Aişe:<br />
[stextbox id=&#8217;warning&#8217;]<strong>“Peygamberimizin: “cahiliye devrinde bu üç şeyde uğursuzluk olduğunu” belirtmişti, Ebu Hureyre bunu duymadığı için yanlış anlamıştı.” </strong>demiştir. (İbn Hanbel, 6/150, 240; Tahavi, Müşkilu’l-asar, 1/341)[/stextbox]
<span style="font-size: 20px;"><strong>Akla şu soru gelebilir “Neden erkek değil de kadın?”</strong></span><br />
Hadiste üç şeye vurgu yapılıyor At(binit-Araç-araba vs.) mesken (ev-barınak) ve Kadın. İnsan hayatında en önemli şey barınacağı bir yerdir yani ÖN PLANDADIR, ondan sonraki önemli şeylerden biri de bir araçtır (bisiklet-araba-motor vs.) Araplar hiç akla gelmeyecek olan kuşun uçmasında bile uğursuzluk ararken ön planda olan bu şeyler de uğursuzluk aramamaları saçmalıktır nitekim Peygamberimiz de buna vurgu yapmıştır.<br />
Peki kadın demesinin amacı ne? <strong>İslam&#8217;a göre kadın toplumun mihenk taşıdır can damarıdır.</strong> Çocuk eğitimini aile de genelde kadın üstlenir çünkü çocukla en çok o vakit geçirir. Kadın İstanbul&#8217;u fetheden Fatih Sultan Mehmet gibi bir çocuk da yetiştirebilir, 6 milyon insanın öldürülmesinden sorumlu olan Adolf Hitler gibi bir çocukta yetiştirebilir (İsimler sadece TEMSİLİDİR). Başka bir örnek verelim mesela otobüstesiniz ve otobüs baya kalabalık orada bir kadın çıkıp &#8220;Şu erkek beni taciz etti&#8221; diyor ve o erkekte çıkıp &#8220;Hayır kadın beni taciz etti&#8221; diyor sizce hangisinin sözüne daha çok önem verilir? Tabi ki de kadının peki orada kadın onu söyledikten sonra o erkeği ne yaparlar? orasını sizin hayal gücünüze bırakıyorum&#8230;<br />
Ya da bi genç kız yada kadın farketmez ailesine ithafen bir erkeği hedef gösterip bu beni rahatsız ediyor/Taciz ediyor gibi bir itham da bulunsa ne olur? O erkeğin düşeceği durumu siz düşünün <strong>kan davası çıkar-aileler arası çatışma çıkar-işin sonucunda ölümler olur</strong> aynı şeyi bir erkek dile getirse sizde biliyorsunuz ki bu saydıklarımızın hiçbiri olmaz(bu gibi olaylar haberlere de konu oldu hatta bir genç kız bir akrabası ile zina edip hamile kalınca suçu okuldan birine atıyor ve babası gidip o çocuğu masum olduğu halde öldürüyor işin aslı sonradan anlaşılıyor bir kişi mezarda bir kişi hapiste&#8230;)<br />
Örnekler daha da çoğaltılabilir. Yani anlayacağınız kadın bir lafı ile binlerin ölmesine ya da yaşamasına ve çok büyük şeylere sebep olabilir <strong>(Tarihte de örnekleri var örn: Truva Savaşı-Atilla&#8217;nın(MS.434-453) karısı için Savaşı(galya seferi-Cengiz(Timuçin) Han&#8217;ın (MS.1162-1227) karısı için Savaşı(merkitlerle savaşı)</strong> bugün bile kadın üzerinden bir çok algı operasyonu yapılıp toplumda kargaşa çıkarılmaya çalışılıyor toplumun düzeni bozulmaya çalışılıyor.<br />
Uğursuzluk dediğimiz şey, gerçekleşmesi sonucunda ortaya kötü şeylerin çıktığı inanışlardır şimdi eğer illa bir şeyde uğursuzluk <strong>OLSAYDI</strong> bu kadar değerli ve ön planda olan kadın da mı olurdu yoksa kümeste ki horozun ötmesinde mi? Sırf bunu bildiği ve dile getirdiği için peygamber efendimiz mi suçludur yoksa bunu insanlara yanlış lanse edip az önce bahsettiğimiz gibi kadın üzerinden kargaşa çıkarıp toplumun düzenini bozmaya çalışanlar ya da hadisleri itibarsızlaştırmaya çalışanlar mı suçludur? kararı vicdanınıza bırakıyorum&#8230;</p>The post <a href="https://ateistlerecevap.org/bir-seyde-ugursuzluk-olsaydi-hadisinin-detayli-aciklamasi/" data-wpel-link="internal">“Bir şeyde (uğursuzluk) olsaydı, bu atta, kadında, meskende olurdu.” Hadisinin Detaylı Açıklaması…</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ateistlerecevap.org/bir-seyde-ugursuzluk-olsaydi-hadisinin-detayli-aciklamasi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Doğada ki &#034;Simetri ve Uyum Sanatı&#034;</title>
		<link>https://ateistlerecevap.org/dogada-ki-simetri-ve-uyum-sanati/</link>
					<comments>https://ateistlerecevap.org/dogada-ki-simetri-ve-uyum-sanati/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ateistlere Cevaplar]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 05 May 2018 04:33:32 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Tefekkür]]></category>
		<category><![CDATA[Doğada ki Uyum]]></category>
		<category><![CDATA[Doğada ki Uyum ve Simetri]]></category>
		<category><![CDATA[Doğada Simetri]]></category>
		<category><![CDATA[Simetri Sanatı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.ateistlerecevap.org/?p=2279</guid>

					<description><![CDATA[<p>Uyum ve Simetri Sanatı İçinde yaşamımızı sürdürdüğümüz dünyada ve dünyanın yer aldığı evrende çok büyük bir uyum vardır. Pencereden dışarıya sadece bir göz attığımızda bile bu uyumun pek çok deliliyle karşılaşırız; gökyüzündeki bulutlar, ağaçlar, çiçekler, hayvanlar ve bunlara benzer tüm örneklerde kusursuz bir düzen ve simetri söz konusudur. Doğaya baktığımızda her bitkinin ya da hayvanın [&#8230;]</p>
The post <a href="https://ateistlerecevap.org/dogada-ki-simetri-ve-uyum-sanati/" data-wpel-link="internal">Doğada ki "Simetri ve Uyum Sanatı"</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h1><a href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/05/f5b7e286f5bb.jpg" data-wpel-link="internal"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-2290" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/05/f5b7e286f5bb.jpg" alt="" width="640" height="426" srcset="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/05/f5b7e286f5bb.jpg 640w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/05/f5b7e286f5bb-300x200.jpg 300w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" /></a></h1>
<h1 class="style1" style="text-align: center;">Uyum ve Simetri Sanatı</h1>
<p align="left">İçinde yaşamımızı sürdürdüğümüz dünyada ve dünyanın yer aldığı evrende çok büyük bir uyum vardır. Pencereden dışarıya sadece bir göz attığımızda bile bu uyumun pek çok deliliyle karşılaşırız; gökyüzündeki bulutlar, ağaçlar, çiçekler, hayvanlar ve bunlara benzer tüm örneklerde kusursuz bir düzen ve simetri söz konusudur.</p>
<p align="left">Doğaya baktığımızda her bitkinin ya da hayvanın kendi türüne özgü renk ve desenlere sahip olduğunu görürüz. Üstelik bu renk ve desenlerin her birinin canlılar için farklı anlamları vardır; tehlike uyarısı,çiftleşme çağrısı, kızgınlık ve bunlar gibi pek çok kavram hayvanlar arasında renkler ve desenler ile anlam kazanır.</p>
<p align="left">Her şeyin kendi kendine gelişen tesadüflerin sonucunda ortaya çıktığını iddia eden evrim teorisi, doğada sergilenen sanat, renk çeşitliliği ve uyum karşısında tam bir çıkmaz içindedir. Evrimcilerin canlılardaki tasarım karşısında içine düştükleri durumu teorinin kurucusu olan Charles Darwin de itiraf etmek zorunda kalmıştır. Darwin canlılardaki renklerin neden özel anlamlarının olduğunu anlayamadığını şöyle ifade etmektedir:</p>
<p align="left">[stextbox id=&#8217;download&#8217;]Zorlandığım nokta, neden bazı tırtılların oldukça güzel ve sanatsal bir şekilde renkli olduklarıdır. Bazıları tehlikelerden korunmak için renklendirilmişlerdir. Sadece fiziksel şartlar için böylesine parlak renklerinin olmasını zorlukla anlayabiliyorum&#8230; Eğer birisi, erkek kelebekler cinsiyet seçimi ile güzel bir görünüm almalarına rağmen neden aynı sebeplerle tırtılları kadar güzel olmadıklarını sorarlarsa nasıl cevap verirsin? Ben buna cevap veremem… Francis Darwin, Life and Letters,Vol.II, s. 275 [/stextbox]
<p align="left">Yine Charles Darwin başka bir ifadesinde kendi teorisi ile ilgili olarak içine düştükleri çelişkiyi şu şekilde ifade eder:</p>
<p align="left">[stextbox id=&#8217;download&#8217;]Parlak renklilik, erkek balıkların kuluçkaya yatması, parlak dişi kelebekler, bu güzelliğin doğal seleksiyonun kontrolü altında gerçekleştiğini düşünemiyorum.  Francis Darwin, Life and Letters,Vol.II, s. 305[/stextbox]
<a href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/05/renk_clip_image001.jpg" data-wpel-link="internal"><img loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-2280 alignright" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/05/renk_clip_image001.jpg" alt="" width="170" height="225" /></a></p>
<p align="left">Elbette ki doğadaki renklerin, düzenin ve simetrinin doğal seleksiyonla oluşması imkansızdır. Bu noktada evrimin öne sürdüğü &#8220;doğal seleksiyon&#8221; kavramını incelemekte yarar vardır: Bilindiği gibi doğal seleksiyon evrim teorisinin hayali mekanizmalarından bir tanesidir. Buna göre doğadaki canlılardan ortama en iyi uyum sağlayanlar hayatta kalır, güçsüz olanlar ve çevre koşullarına uyum sağlayamayanlarsa elenir.</p>
<p align="left">Evrimci iddiaya göre bir canlı için faydalı olan bir değişim, diğerlerinin arasından seçilerek o canlıda kalıcı hale gelir ve bu şekilde bir sonraki nesle aktarılır.</p>
<p align="left">Böyle bir mekanizmayla doğadaki canlıların renklerinin, desenlerinin, desenlerindeki simetrinin oluşması elbette mümkün değildir. Bu, son derece açık bir gerçektir. Teorinin kurucusu olmasına rağmen Darwin de hayali doğal seleksiyon mekanizmasının böyle bir düzeni oluşturamayacağını itiraf etmek zorunda kalmıştır. Bundan başka J. Hawkes, New York Times Magazine&#8217;de yayınlanan &#8220;Nine Tentalizing Mysteries of Nature&#8221; adlı makalesinde doğal seleksiyonun anlamsızlığını şöyle sorgulamaktadır.</p>
<p align="left">[stextbox id=&#8217;download&#8217;]Kuşları, balıkları, çiçekleri vb. göz kamaştırıcı güzelliği salt doğal seleksiyona borçlu olduğumuza inanmakta güçlük çekiyorum. Dahası, insan bilinci öyle bir düzeneğin ürünü olabilir mi? Nasıl olur da uygarlık nimetlerinin yaratıcısı insan beyni; Sokrates, Leonardo da Vinci, Shakespeare, Newton ve Einstein gibileri ölümsüzleştiren yaratıcı imgelem (muhayyile), &#8220;yaşam savaşımı&#8221; denen orman yasasının bize bir armağanı olsun ? J. Hawkes, Nine Tentalizing Mysteries of Nature, New York Times Magazine, 1957, s.33 [/stextbox]
<p align="left">Evrimcilerin bu itiraflarından da anlaşıldığı gibi, kendi teorilerinin ne derece çıkmazda olduğunu kendileri de bilmektedir. Zaten yeryüzünde şimşeklerin çakması, yağmurların yağması sonucunda tesadüfen meydana gelmiş bir hücrenin, zaman içinde rengarenk canlılara dönüştüğü iddiası akıl sahibi hiçbir insanın savunabileceği bir iddia değildir. Düşünün ki, bir bilimadamı çıksa ve tek bir hücre, örneğin bir bakteri hücresini alsa, en uygun laboratuvar şartlarını sağlasa, gereken her türlü malzemeyi kullansa, milyonlarca yıl (olmaz ama olduğunu varsayalım) bu hücrenin evrimleşmesi için çaba harcasa, sonunda ne elde eder? Bir bakteriyi göz alıcı renkleriyle bir tavus kuşuna, veya üzerindeki kusursuz desenlerle bir leopara, ya da kadife görünümündeki kırmızı yapraklarıyla bir güle dönüştürebilir mi? Elbette böyle bir şey akıl sahibi insanlarca ne düşünülebilir, ne de iddia edilebilir. Ama evrim teorisinin iddiası tam olarak budur.</p>
<h2 align="center"><span class="style1">Evrimin Renk Çıkmazı</span></h2>
<p align="left">Canlıların sahip olduğu renklerin ve renk değiştirme sistemlerinin doğal seleksiyonla oluşamayacağını bir örnek üzerinde görelim. Bukalemunları ele alarak düşünelim. Onlar ortamın renklerine uyum sağlayabilen, bulundukları ortama göre renk değiştirebilen canlılardır. Yeşil bir yaprağın üzerindeyken yeşil bir renk alır, kahverengi bir dalın üzerine geçtiğindeyse derisi çok kısa bir süre içinde kahverengi olur. Renk değiştirme işleminin nasıl oluştuğunu birlikte düşünelim.<br />
Bir canlının derisinin rengini değiştirmesi, vücudunda meydana gelen son derece karmaşık işlemler sonucunda gerçekleşir. Bir insanın kendi rengini ya da başka bir canlının rengini değiştirmesi mümkün değildir. Çünkü insan vücudunda buna uygun sistemler yoktur. Böyle bir sistemi bir insanın kendi kendine oluşturması da mümkün değildir. Çünkü bu üretilip yerine takılacak bir teknik alet değildir. Kısacası bir canlının renginin değişebilmesi için o canlının renk değiştirme mekanizmasıyla birlikte var olması şarttır.</p>
<p align="left">Yeryüzündeki ilk bukalemunu düşünelim&#8230; Eğer bu canlıda renk değiştirme özelliği olmasaydı neler olurdu? Öncelikle bukalemun saklanamayacağı için kolay bir av olurdu. Bundan başka kolay fark edileceği için avlanması da son derece güçleşirdi. Bu da, başka bir savunma sistemi olmayan bukalemunun ölmesine ya da aç kalmasına ve bir süre sonra da türünün yok olmasına neden olurdu. Ama bugün dünyada hala bukalemunların bulunması, böyle bir olayın gerçekleşmediğinin en önemli delilidir. O halde bukalemunlar, ilk ortaya çıktıkları andan itibaren bu kusursuz sisteme sahiptiler. <a href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/05/renk_clip_image002.jpg" data-wpel-link="internal"><img loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-2281 alignright" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/05/renk_clip_image002.jpg" alt="" width="160" height="155" /></a></p>
<p align="left">Evrimciler bukalemunların bu sistemi zaman içinde geliştirdiklerini iddia ederler. Bu durumda akla bazı sorular gelecektir. Bukalemun renk değiştirmek için bu kadar kompleks bir sistem geliştireceğine neden daha basit bir savunma sistemi geliştirmeyi tercih etmemiştir? Neden bu kadar çok savunma çeşidi varken renk değiştirmeyi seçmiştir? Renk değiştirmek için gerekli olan kimyasal işlemlerin oluştuğu mekanizma bukalemunda nasıl var olmuştur? Böyle bir mekanizmayı bir sürüngenin akletmesi ve ardından gerekli sistemleri vücudunda oluşturmasına imkan var mıdır? Ayrıca bir sürüngenin hücrelerindeki DNA&#8217;lara renk değişimi için gerekli bilgiyi kodlaması mümkün müdür?</p>
<p align="left">Elbette böyle bir şey asla mümkün olamaz. Bu sorulara ve benzerlerine verilen cevaplardan elde edilen sonuç tektir: Bir canlının kendi rengini değiştirebilecek kadar kompleks bir sisteme kendi kendine sahip olması mümkün değildir.</p>
<p align="left">Sadece renk değişimi sistemleri değil, canlılardaki renk ve desen çeşitliliği de üzerinde önemle durulması gereken bir konudur. Papağanlardaki canlı renklerin, balıklardaki renk zenginliğinin, kelebeklerin kanatlarındaki simetrinin, çiçeklerdeki göz alıcı desenlerin ve diğer canlıların renklerinin kendi kendine oluşması imkansızdır. Böylesine kusursuz desenler, canlıların yaşamında çok önemli görevleri olan renk ve şekiller apaçık bir yaratılışın delilleridir. Çevremizdeki renklerin oluşumunda üstün bir tasarım olduğu açıkça ortadadır.</p>
<p align="left"><a href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/05/renk_clip_image003.jpg" data-wpel-link="internal"><img loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-2282 alignleft" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/05/renk_clip_image003.jpg" alt="" width="130" height="123" /></a>Bunu şöyle bir örnekle belirginleştirelim: Herhangi bir ürün için bir tasarım yaptığımızı ve bu tasarımın da karelerden oluştuğunu düşünelim. Bu karelerden birini çizebilmek için bile küçük bir hesaplama yaparak, dört kenarı birbirine eşit olacak, ayrıca dört açısı da her zaman 90 derece olacak şekilde bir ayarlama yapmamız gerekir. Kareyi ancak bu ayarlamalardan sonra çizebiliriz. Görüldüğü gibi tek bir karenin çizimi için bile bir akıl gereklidir.</p>
<p align="left">Aynı mantığı çevremizdeki canlılara uyarlayarak düşünelim. Canlılarda tam anlamıyla kusursuz bir uyum, düzen ve plan vardır. Bir karenin çiziminde akıl gerektiğini anlayabilen bir kişi, evrendeki düzenin, uyumun, renklerin, şekillerin ortaya çıkışının da çok üstün bir aklın ürünü olduğunu hemen anlayacaktır. Bu durumda evren gibi bir sistemin tesadüfen oluştuğunu iddia etmenin akli ve ilmi yönden hiçbir dayanağı yoktur. Tüm evren sonsuz güç sahibi Allah tarafından yaratılmıştır. Allah yarattığı her şeyi en güzel yapandır.</p>
<h2 align="center"><span class="style1">Doğada ki simetri Allah&#8217;ın sanatıdır Tesadüfen Oluşamaz!</span></h2>
<p align="left"><a href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/05/renk_clip_image004.jpg" data-wpel-link="internal"><img loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-2283 alignright" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/05/renk_clip_image004.jpg" alt="" width="200" height="245" /></a>Evrendeki uyumu sağlayan en dikkat çekici konulardan biri de kuşkusuz ki simetridir. Canlılar simetrik bir yapıya sahiptirler. Doğada gördüğümüz herhangi bir şey; örneğin bir tohum, bir meyve ya da herhangi bir yaprak incelenecek olursa yapılarındaki simetrinin varlığı hemen görülecektir. Yapraklı bir bitkiyi ele alalım. Yapraklar gövdenin etrafına bir spiral gibi dolanırlar. Bu da belirgin bir simetri oluşturur. Aynı şekilde bir tohumun çekirdeklerinin yerleştirilişinde de, yaprağın damarlarının dizilişinde de belirgin bir düzenlilik hakimdir.</p>
<p align="left"><a href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/05/renk_clip_image005.jpg" data-wpel-link="internal"><img loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-2284 alignleft" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/05/renk_clip_image005.jpg" alt="" width="170" height="221" /></a>Doğadaki simetriye başka bir örnek olarak kelebek kanatlarını verebiliriz. Kelebeklerin her iki kanadında da aynı renk tonu ve aynı desen vardır. Bir kanatta bulunan desen diğer kanatta da aynı yerde olacak şekilde mevcuttur.<br />
Çevremizde bulunan birkaç örnekte özetlediğimiz simetrinin daha pek çok çeşidini görebiliriz. Ancak önemli olan şudur: Verilen örneklerde elde edilen ortak bir sonuç vardır. Canlılarda benzersiz bir düzenlilik, daha doğrusu muhteşem bir sanat söz konusudur. Evrenin hiçbir şekilde tesadüfen oluşamayacağının en büyük delillerinden biri de bu düzenlilik ve inceliklerle donatılmış sanattır. Prof. Cemal Yıldırım evrimci olmasına rağmen Evrim Kuramı ve Bağnazlık adlı kitabında bu gerçeği şöyle ifade etmektedir:</p>
<p align="left">[stextbox id=&#8217;info&#8217;]Canlılarda üstelik belli bir amaca yönelik görünen bu düzeni, şans ya da rastlantı ürünü saymak inandırıcı olmaktan uzaktır. Cemal Yıldırım, Evrim Kuramı ve Bağnazlık, Bilgi Yayınevi, Ocak 1989, s.108 [/stextbox]

<a href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/05/4.jpg" data-wpel-link="internal"><img loading="lazy" decoding="async" width="300" height="251" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/05/4-300x251.jpg" class="attachment-medium size-medium" alt="" srcset="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/05/4-300x251.jpg 300w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/05/4.jpg 619w" sizes="(max-width: 300px) 100vw, 300px" /></a>
<a href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/05/111.jpg" data-wpel-link="internal"><img loading="lazy" decoding="async" width="300" height="240" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/05/111-300x240.jpg" class="attachment-medium size-medium" alt="" srcset="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/05/111-300x240.jpg 300w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/05/111.jpg 647w" sizes="(max-width: 300px) 100vw, 300px" /></a>
<a href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/05/67546_canlilardaki_uyum_ve_simetri.jpg" data-wpel-link="internal"><img loading="lazy" decoding="async" width="300" height="260" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/05/67546_canlilardaki_uyum_ve_simetri-300x260.jpg" class="attachment-medium size-medium" alt="" srcset="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/05/67546_canlilardaki_uyum_ve_simetri-300x260.jpg 300w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/05/67546_canlilardaki_uyum_ve_simetri.jpg 598w" sizes="(max-width: 300px) 100vw, 300px" /></a>
<a href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/05/f5b7e286f5bb.jpg" data-wpel-link="internal"><img loading="lazy" decoding="async" width="300" height="200" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/05/f5b7e286f5bb-300x200.jpg" class="attachment-medium size-medium" alt="" srcset="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/05/f5b7e286f5bb-300x200.jpg 300w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/05/f5b7e286f5bb.jpg 640w" sizes="(max-width: 300px) 100vw, 300px" /></a>
<a href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/05/flower_symmetry.jpg" data-wpel-link="internal"><img loading="lazy" decoding="async" width="300" height="225" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/05/flower_symmetry-300x225.jpg" class="attachment-medium size-medium" alt="" srcset="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/05/flower_symmetry-300x225.jpg 300w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/05/flower_symmetry.jpg 500w" sizes="(max-width: 300px) 100vw, 300px" /></a>
<a href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/05/kar-tanesi.jpg" data-wpel-link="internal"><img loading="lazy" decoding="async" width="300" height="267" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/05/kar-tanesi-300x267.jpg" class="attachment-medium size-medium" alt="" srcset="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/05/kar-tanesi-300x267.jpg 300w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/05/kar-tanesi.jpg 583w" sizes="(max-width: 300px) 100vw, 300px" /></a>
<a href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/05/simm.jpg" data-wpel-link="internal"><img loading="lazy" decoding="async" width="300" height="200" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/05/simm-300x200.jpg" class="attachment-medium size-medium" alt="" srcset="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/05/simm-300x200.jpg 300w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/05/simm.jpg 640w" sizes="(max-width: 300px) 100vw, 300px" /></a>
<a href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/05/1313236566_d6818cc3e48e39e809ab7a11dee2530e_271042791.jpg" data-wpel-link="internal"><img loading="lazy" decoding="async" width="300" height="222" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/05/1313236566_d6818cc3e48e39e809ab7a11dee2530e_271042791-300x222.jpg" class="attachment-medium size-medium" alt="" srcset="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/05/1313236566_d6818cc3e48e39e809ab7a11dee2530e_271042791-300x222.jpg 300w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/05/1313236566_d6818cc3e48e39e809ab7a11dee2530e_271042791.jpg 565w" sizes="(max-width: 300px) 100vw, 300px" /></a>
<a href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/05/guzel-kelebek.jpg" data-wpel-link="internal"><img loading="lazy" decoding="async" width="300" height="201" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/05/guzel-kelebek-300x201.jpg" class="attachment-medium size-medium" alt="" srcset="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/05/guzel-kelebek-300x201.jpg 300w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/05/guzel-kelebek.jpg 400w" sizes="(max-width: 300px) 100vw, 300px" /></a>

<p align="left">Evrendeki her şey Allah tarafından büyük bir düzen ve sanatla yaratılmıştır. Allah her şeyi kontrolü altında tutandır:</p>
<p align="left">[stextbox id=&#8217;alert&#8217;]Sizin ilâhınız bir tek ilâhtır. O’ndan başka ilâh yoktur. O, Rahmân’dır, Rahîm’dir. Şüphesiz, göklerin ve yerin yaratılışında, gece ile gündüzün birbiri ardınca gelişinde, insanlara yarar sağlayacak şeylerle denizde seyreden gemilerde, Allah’ın gökyüzünden indirip kendisiyle ölmüş toprağı dirilttiği yağmurda, yeryüzünde her çeşit canlıyı yaymasında, rüzgârları ve gökle yer arasındaki emre amade bulutları evirip çevirmesinde elbette düşünen bir topluluk için deliller vardır. (Bakara Suresi, 163-164)[/stextbox]The post <a href="https://ateistlerecevap.org/dogada-ki-simetri-ve-uyum-sanati/" data-wpel-link="internal">Doğada ki "Simetri ve Uyum Sanatı"</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ateistlerecevap.org/dogada-ki-simetri-ve-uyum-sanati/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kuran-ı Kerim&#039;in Allah kelamı olduğunun delilleri nelerdir?</title>
		<link>https://ateistlerecevap.org/kuran-i-kerimin-allah-kelami-oldugunun-delilleri-nelerdir/</link>
					<comments>https://ateistlerecevap.org/kuran-i-kerimin-allah-kelami-oldugunun-delilleri-nelerdir/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ateistlere Cevaplar]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 27 Apr 2018 21:15:27 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sorular]]></category>
		<category><![CDATA[Buranda ki Bilimsel Deliller]]></category>
		<category><![CDATA[Kuran'ın delilleri]]></category>
		<category><![CDATA[Kuranın Mucizesi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.ateistlerecevap.org/?p=2254</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kuranı Kerimin mucizeliği konusunda şimdiye kadar, hiçbir tereddüde, hiçbir şüpheye meydan bırakmayacak şekilde, pekçok şey söylenmiş ve pekçok şey yazılmıştır. Biz, sual-cevap sütununun müsaadesi ölçüsünde ve hülâsa mahiyetinde birkaç ana başlığı zikretmekle yetineceğiz. Kur&#8217;ân-ı Kerim&#8217;in, Efendimiz veya başka biri tarafından tertib edildiği iddiası birkaç gözü dönmüş cahiliye insanıyla, günümüzün, Kur&#8217;ân düşmanı müsteşrikleri tarafından sık sık [&#8230;]</p>
The post <a href="https://ateistlerecevap.org/kuran-i-kerimin-allah-kelami-oldugunun-delilleri-nelerdir/" data-wpel-link="internal">Kuran-ı Kerim'in Allah kelamı olduğunun delilleri nelerdir?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/04/kuranin-Allah-kelami-oldugunun-kanitlari.png" data-wpel-link="internal"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-2255" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/04/kuranin-Allah-kelami-oldugunun-kanitlari.png" alt="" width="1280" height="720" srcset="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/04/kuranin-Allah-kelami-oldugunun-kanitlari.png 1280w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/04/kuranin-Allah-kelami-oldugunun-kanitlari-300x169.png 300w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/04/kuranin-Allah-kelami-oldugunun-kanitlari-1024x576.png 1024w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/04/kuranin-Allah-kelami-oldugunun-kanitlari-768x432.png 768w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/04/kuranin-Allah-kelami-oldugunun-kanitlari-1200x675.png 1200w" sizes="(max-width: 1280px) 100vw, 1280px" /></a><br />
Kuranı Kerimin mucizeliği konusunda şimdiye kadar, hiçbir tereddüde, hiçbir şüpheye meydan bırakmayacak şekilde, pekçok şey söylenmiş ve pekçok şey yazılmıştır. Biz, sual-cevap sütununun müsaadesi ölçüsünde ve hülâsa mahiyetinde birkaç ana başlığı zikretmekle yetineceğiz.<br />
Kur&#8217;ân-ı Kerim&#8217;in, Efendimiz veya başka biri tarafından tertib edildiği iddiası birkaç gözü dönmüş cahiliye insanıyla, günümüzün, Kur&#8217;ân düşmanı müsteşrikleri tarafından sık sık ortaya atılan bir mevzudur ve bununla bilgisiz, görgüsüz kimselerin zihinlerinin bulandırılması hedeflenmektedir. Kanaatimce, dünün müşrikleri gibi, bugünün müşrikleri de, bu mevzuda düşünmeden garazlı davranıyor ve garazlı konuşuyorlar. Zira Kur&#8217;ân, kim tarafından olursa olsun, insafla ele alındığı zaman bir beşere mal edilemeyecek kadar muallâ ve ilâhî olduğu anlaşılacaktır. Şimdi bu ciddî mevzuun derinlemesine tahlilini dev adamların devâsâ kitaplarına havale edip sadece birkaç ana başlığı hatırlatacağız:<br />
1 . Bir kere Kur&#8217;ân&#8217;ın üslubuyla hadislerin üslubu birbirlerinden o kadar farklıdır ki; Arablar, Efendimizin Kur&#8217; ân dışı beyanlarını, kendi muhavere ve konuşma tarzlarına uygun buluyorlardı ama, Kur&#8217;ân karşısında hayret ve hayranlıktan kendilerini alamıyorlardı.<br />
2. Hadisleri okurken, arkasında düşünen, konuşan, Allah haşyetiyle iki büklüm olan bir insan imajı sezilir. Oysa ki, Kur&#8217;ân&#8217;ın sesinde yüksek bir celâdet, heybetli bir edâ ve cebbar bir şive hissedilir. Bir insan beyanında, birbirinden öyle çok farklı iki üslubu birden tasavvur etmek ne makuldür ne de mümkün.<br />
3. Mektep-medrese görmemiş ümmî bir insanın -O ümmîye ruhlar feda olsun- eksiksiz, kusursuz; ferdî, ailevî, içtimâî, iktisâdî ve hukukî bir sistem getirip vaz&#8217; etmesi, herşeyden evvel düşünce ve aklın bedâhetine terstir. Hele bu sistem, asırlar boyu, dost-düşman bir sürü millet tarafından tatbik edilecek kadar harika ve bugüne kadar tazeliğini korumuşsa.<br />
4. Kur&#8217;ân&#8217;da varlık, hayat ve bunlarla alâkalı ibadet , hukuk ve iktisad gibi mevzular birbiriyle öyle dengeli ve yerli yerince ele alınmıştır ki; bunları görmemezlikten gelerek onu beşer kelâmı farzetmek, bir bakıma onun mübelliğini beşer kabul etmemek demektir. Zira, yukarıdaki meselelerin bir teki bile, süreklilik ve zaman üstü olma gibi, hususiyetleriyle en büyük dâhilerin dahi altından kalkamayacağı ağır meselelerdir. Böyle, yüzlerce meselesinden herbiri, birkaç dâhinin üstesinden gelemeyeceği zengin muhtevalı bir kitabı, mektep-medrese görmemiş bir ümmîye isnad etmek mücerred bir iddiadır.<br />
5. Kur&#8217;ân, geçmişe-geleceğe dair verdiği haberler itibariyle de hârikadır ve katiyyen beşer kelâmı olamaz. Bugün, yeni yeni keşiflerle ortaya çıkarılan, geçmiş kavimlerin yaşayış tarzları, iyi veya kötü akıbetleri kelimesi kelimesine asırlârca evvel Kur&#8217;ân-ı Kerim&#8217;in haber verdiği gibi çıkmıştır. İşte, Hz. Sâlih, Hz. Lüt ve Hz. Musa gibi peygamberler, işte onların kavimleri ve işte herbiri başlı başına birer ibret meşheri olan meskenleri..!<br />
Kur&#8217;ân&#8217;ın, geçmişe dair verdiği haberlerin katiyyet ve doğruluğu kadar, geleceğe aid ihbarâtı da o ölçüde önemli ve başlı başına bir mucizedir. Mesela: senelerce evvel Mekke&#8217;nin fethedileceğini ve Kâbe&#8217;ye emniyet içinde girileceğini &#8220;Allah dilediğinde, güven içinde başlarınızı traş ederek ve saçlarınızı kısaltarak korkmadan Mescid-i Haram’â gireceksiniz&#8221; (Fetih suresi/27) ayetiyle haber verdiği gibi, İslâm&#8217;ın bütün bâtıl sistemlere galebe çalacağını da &#8220;O, Resûlünü, hidayet ve hak dinle gönderdi ki bütün dinlere galebe çalsın. Şâhid olarak.Allah yeter&#8221; (Fetsh/28) beyanıyla ilân etti. Kezâ, o gün Roma&#8217;lılar karşısında savaş galibi görünen Sâsânilerin yenileceğini ve aynı zamanda, Bedir gâlibiyetiyle müslümanların da sevineceğini &#8220;Rum yenildi (bölgenize) en yakın bir yerde. Onlar bu mağlubiyetden sonra (yeniden) galebe çalacaklar. Birkaç yıl içinde. Bundan önce de sonra da iş Allah&#8217;a aiddir. O gün mü&#8217;minler de sevinirler.&#8221; (Rum/2-4) müjdesiyle duyurmuşdu; vakti gelince Kur&#8217;ân&#8217;ın haber verdiği gibi çıktı. Bunun gibi, &#8220;Ey Resûl, Rabbinden sana indirileni duyur; eğer bunu yapmazsan O&#8217;nun elçiliğini yapmamış olursun. Allah seni (insanlardan gelen kötülüklerden) koruyacaktır&#8221; (Maide/67) ayetiyle de, en yakınındaki amcasından, düşman millet ve düşman devletlere kadar çevresi düşmanlıklarla sarılı olduğu halde, hayatını emniyet içinde geçireceği va&#8217;dolunmuşdu ve öyle de oldu.<br />
Değişik ilim dallarının inkişâfıyla, âfâk ve enfüsün yâni insan mâhiyeti ve mekânların didik didik edileceğini, ilmî buluş ve tesbitlerin, yeni yeni keşiflerin insanoğlunu inanmaya zorlayacağını &#8220;Biz onlara, ufuklarda ve kendi nefislerinde mucizelerimizi göstereceğiz ki, o (Kur&#8217;ân ve Kur&#8217;ân&#8217;ın getirdikleri)nin gerçek olduğu onlara iyice belli olsun. Rabbinin herşeye şâhid olması yetmez mi?&#8221; (Fussilet/53) mucizevî beyanıyla ifâde etmişti ki, günümüzde süratle o noktaya doğru gidilmektedir. Ayrıca, Kur&#8217;ân, nazil olduğu günden bu yana &#8220;Deki: And olsun, eğer insanlar ve cinler şu Kur&#8217;ân&#8217;ın bir benzerini getirmek için toplansalar, yine O&#8217;nun benzerini getiremezler. Birbirlerine arka verseler de.&#8221; (İsra/88) deyip, hasımlarının damarlarına dokundurduğu halde, bir-iki küçük hezeyanın dışında, kimsenin ona nazire yapmaya teşebbüs etmemesi ve edememesi, onun verdiği haberi doğrulamakda ve mucize olduğunu ilan etmektedir.<br />
Kur&#8217;ân-ı Kerim&#8217;in nâzil olduğu ilk yıllarda, müslümanlar az, zayıf, iktidarsız ve geleceğe aid hiçbir düşünceleri yoktu. Ne bir devlet, ne dünya hakimiyeti ne de yeryüzündeki sistemleri altüst edecek dinamikleri hâvi yeni dinin güç kaynağı adına hiçbirşey bilmiyorlardı. Oysa ki, Kur&#8217;ân &#8220;Allah sizden, inanıp iyi işler yapanlara va&#8217;deti ki; onlardan öncekilerini nasıl hükümrân kıldıysa, onları da yeyüzünde hükümran kılacak ve kendileri için seçip beğendiği dinlerini sağlama bağlayacak ve korkularının ardından da onları güvene erdirecektir.&#8221; (Nur/55) ayetiyle onlara, bu yüksek hedefleri gösteriyor ve cihanın hakimi olacakları müjdesini veriyordu. Daha bunlar gibi, müslümanlığın ve müslümanların geleceği, zafer ve hezimetleri, terakkî ve tedennîleriyle alâkalı pekçok ayetler varki, hepsini burada zikretmemiz mümkün değil. Kur&#8217;ân-ı Kerim&#8217;in gelecekle alâkalı verdiği haberlerin büyük bir bölümünü, değişik ilim dallarının varacakları nihâi hudutlarla ilgili olan ayetler teşkil eder. İlmî tesbitlerle alâkalı, kısa fezlekeler halinde, Kur&#8217;ân&#8217;ın verdiği haberler o kadar hârika ve o kadar erişilmezdir ki, onun bu mevzudaki beyanlarını kulak ardı etmek mümkün olmayacağı gibi, bu mevzudaki beyanlarıyla ona beşer kelâmı demek de mümkün değildir. Yüzlerce âyetin sarâhat, delâlet ve işaret yoluyla ifâde ettikleri harikalara dair pekçok eser yazıldığından, bu meselenin tafsilâtını o eserlere havale ederek, misâl teşkil edecek birkaç ayetin işaret ve delâlet ettikleri hususları kaydedip geçeceğiz.<br />
1. Kâinatın Yaratılışı Kâinatın yaratılışıyla alâkalı olarak &#8220;İnkâr edenler, gökler ve yer bitişik bir durumdayken, onları birbirinden ayırdığımızı, sonra da bütün canlıları sudan yarattığımızı görüp düşünmüyorlar mı? Halâ imân etmeyecekler mi?&#8221; (Enbiya/30) ayetinin anlattığı yüksek hakikat, teferruatına dair farklı mütalâalar ileri sürülse bile ilk hilkatla alâkalı değişmeyen en sabit bir prensiptir. Ayette anlatılan, bitişik olma ve ayrılma, ister gazlardan müteşekkil kitlenin, nebulolara ayrılması, ister güneş sistemi gibi sistemlere bölünüp şekillenmesi ve manzumelerin ortaya çıkması, isterse bir sehâbiye ve bir dumanın bölünüp, parçalanıp, zabt-ü rabt altına alınması şeklinde olsun netîce değişmez. Âyet, kullandığı malzeme ve seçtiği üslup itibariyle, ilmî araştırmalar için hep bir ışık kaynağı olmuş, bütün faraziye ve nazariyelerin eskiyip atılmasına karşılık o, tazeliğini korumuş, bugünlere gelmiş ulaşmış ve yarınlara hakim olmaya da namzed görünmektedir.<br />
2. Astronomi Kur&#8217;ân-ı Kerim&#8217;de astronomiye esas teşkil edecek o kadar çok âyet vardır ki, bunların biraraya getirilerek teker teker tahlil edilmeleri, cildler ister. Biz bir-iki âyetin işaretiyle iktifâ edeceğiz. &#8220;Allah o zattır ki, gökleri, görebildiğiniz bir direk olmaksızın yükseltti; sonra da iradesini (tekvin) arşına yöneltti. Artık hepsi belli bir süreyle kayıtlı olarak akıp gitmektedir.&#8221; (Ra&#8217;d/2) Âyet, göklerin yükseltilmesini, genişleyip büyümesini hatırlattığı gibi, herşeyin nizam içinde baş başa, omuz omuza olmasını da (bilebileceğimiz cinsten bir direk olmaksızın) sözüyle ifade etmektedir. Evet, kubbe-ı âsumânı tutup, dağılmasına meydan vermeyen, görebileceğimiz cinsten bir direk yok ama, yine de bütün bütün direksiz değil. Zira, kütlelerin dağılmaması ve gelip birbirine çarpmaması için, görülsün görülmesin mevcut nizama esas teşkil edebilecek kanun, kaide, prensip mânâsında böyle bir direğin vücudu zarurîdir. Kur&#8217;ân bu ifadesiyle bizlere, kütlelerarası ile&#8217;1-merkez (merkez çek) an&#8217;il-merkez (merkez kaç) prensibini düşündürmektedir ki, bunun, Newton&#8217;un çekim kanununa veya Einstein&#8217;in (hayyiz)&#8217;ine* uyup uymaması birşey ifade etmez. Hele âyetin, Güneş ve Ay&#8217;ın akıp gittiğini ifade etmesi çok enteresandır ve üzerinde durulmaya değer. Rahmân suresindeki &#8220;Güneş ve Ay&#8217;ın hareketleri. tamamen bir hesaba bağlıdır&#8221; (Rahman/5), Enbiya suresindeki &#8220;Geceyi, gündüzü, Güneşi, Ay&#8217;ı yaratan O&#8217;dur. Bunların herbiri bir yörüngede yüzmektedirler&#8221; (Enbsya/33), Yâsin suresindeki &#8220;Güneş kendine mahsus yörüngede akıp gitmektedir&#8221; dedikten sonra &#8220;Bunların herbiri belli bir yörüngede döner dururlar&#8221; (Yasin/38-40) diyerek, Güneş, Ay ve sair gezegenlerin bir nizama göre yaratıldıklarını, bir âhengi temsil ettiklerini ve riyazî bir gerçeğe dayalı bulunduklarını apaçık dile getirmektedir. Yerin Yuvarlaklığı &#8220;Geceyi gündüzün üstüne, gündüzü de gecenin üstüne doluyor&#8221; (Zümer/5) ayeti, kullandığı malzeme itibariyle, gece ve gündüzün birbirini takib etmesini, sarığın başa sarılması gibi, ışık ve karanlığın, Yerküre&#8217;nin başına &#8220;sarık gibi dolanması&#8221; sözüyle anlatıyor.<br />
Bir diğer âyette ise &#8220;Arkasından da yeryüzünü mücessem kat-ı nâkıs (yâni yerküreyi elips şeklinde), söbüleştirdi&#8221; (Naziat/30) diyerek müşahidlere peygamberlik buudunda varılmış en nihâi noktayı göstermektedir. Mekân genişlemesi hususunda: &#8220;Semâyı biz kendi elimizle kurduk ve sürekli genişletmekteyiz&#8221; (Zariyat/47) Bu genişleme ister Einsteine&#8217;nin anladığı mânâda, ister Edwin Hubble&#8217;in Güneş sisteminin dahil olduğu galaksiden, nebulozların uzaklaşması şeklinde olsun fark etmez. Önemli olan Kur&#8217;ân&#8217;ın, ana teme parmak basıp, tecrübî ilimlerin çok önünde zirveleri tutup onlara ışık neşretmesidir.<br />
3. Meteoroloji Hava akımları, bulutların kesâfet kazanması, havanın elektriklenmesi, şimşeklerin çakması ve yıldırımların meydana gelmesi Kur&#8217;ân-ı Kerim&#8217;de, yer yer ilâhî nimetleri hatırlatma ve yer yer de insanları tehdid etme sadedinde çokça zikredilen hususlardan biri. Meselâ &#8220;Baksana, Allah bulutları sürüyor, sonra toparlayıp birleştiriyor, sonra da üstüste yığıyor.. Bir de bakıyorsun bunun arkasından yağmur ortaya çıkıyor. Doluyu da yukarıda dağlar gibi olanlardan indiriyor; onunla dilediğini vuruyor, dilediğinden de onu öteye çeviriyor&#8221; (Nur/43) Heryerde olduğu gibi, burada da Kur&#8217;ân yağmur vak&#8217;asının nihâî durumunu ihtâr ederek, fezâyı velveleye veren, bulut, yağmur, şimşek ve yıldırımlar gibi ürperten, haşyet veren hadiselerin arkasındaki in&#8217;amperver eli göstermek ve ruhları ona karşı uyanık olmaya çağırmakta aynı anda, belli disiplinlere bağlı olarak yağmur ve dolunun meydana geliş keyfiyetlerini ve sonra da yeryüzüne inmelerini öyle garib bir biçimde anlatmaktadır ki; böyle bir anlatış tarzından hemen herkes bugün bilinene ters düşmeyecek şekilde yağmur ve dolunun meydana geliş keyfiyetlerini anlar ve Kur&#8217;ân&#8217;ın beyanına hayranlık duyar. Kur&#8217;ân, iki ayrı çeşit elektriğin birbirini çekmesi, aynı cinsten elektrik yükünün birbirini itmesi , rüzgârların devreye girerek birbirini iten bu bulutları birleştirmesi; yerden yukarıya yükselen pozitif yüklü akımların fezadaki mevcut elektrikle birleşmesi neticesinde elektriklenmenin meydana gelmesi ve bu noktada buharın su damlaları halinde yere inmesi gibi teferruâtla meşgul olmaz.<br />
O ana vak&#8217;a ve asıl tem üzerinde durur; teferruata ait diğer meselelerin izah ve isimlendirilmelerini zamanın tefsirine bırakır. Hicr suresindeki &#8220;Aşılayıcı rüzgârları gönderip onunla gökyüzünden su indirip size takdim ettik (yoksa) siz o suyu depo edemezdiniz&#8221; (Hacr/22) ayeti, bu hususa ayrı bir buud ilâve ederek ağaçların ve çiçeklerin aşılanmasında rüzgârların fonksiyonuna dikkati çektiği gibi onların bilhassa, bulutları aşılama vazifesini de ihtar etmektedir. Oysa ki, Kur&#8217;ân nâzil olduğu zaman, ne otun, ağacın, çiçeğin ne de bulutların aşılanma ihtiyaçları bilinmediği gibi, rüzgârların çelik-çavak bu önemli vazifeyi gördüklerinden de hiç kimse haberdar değildi&#8230;<br />
4. Fizik Varlığın ana unsuru madde ve onun çift ve tek olma gibi hususiyetleri de Kur&#8217;ân-ı Kerim&#8217;in ele alıp anlattığı mevzulardandır. Meselâ, Zâriyat suresinde &#8220;iyice düşünesiniz diye biz herşeyi çift olarak yarattık&#8221; (Zariyat/49) herşeyin çift olarak yaratıldığı ve Kur&#8217;ân&#8217;ın kullandığı malzeme itibariyle, bunun önemli bir esas ve âlem-şümul bir prensip olduğu anlaşılmakta. Şuarâ suresindeki ayette ise&#8221; Yeryüzüne bakmıyorlar mı? Biz onda nice içaçıcı çiftler yaratıp yetiştirdik&#8221; (şuara/7)denilerek, her sene gözümüzün önünde haşr-ü neşr olan yüzbinlerce çifte dikkat çekilmekte ve Allâh&#8217;ın nimetleri hatırlatılmakta. Yâsin suresindeki ayet ise, daha şümullü ve daha enteresan. &#8220;Ne yücedir o Allah’ki toprağın bitirdiklerinden, (onların) kendilerinden ve daha bilmedikleri nice şeylerden hep çiftler yaratmıştır&#8221; (Yasin/36) şeklindeki beyanıyla, bugün bilip tesbit edebildiğimiz çift yaratıkların yanında, henüz bilemediğimiz birçok çiftlerin varlığı da, ihtar edilmektedir.<br />
Evet, Allah, insanlardaki erkeklik ve dişilikten, otların, ağaçların çift olma esasına; atomlar, atomlardaki elektron ve çekirdek ikiliğinden, madde -anti madde zıd eşliliğine kadar, canlı-cansız, yerde-gökte değişik keyfiyet ve buudda ne kadar çift varsa, umum nimetlerini tâdâd sadedinde, kendinden başka herşeyin çift olduğunu zikredip bizleri düşünmeye davet ediyor. Sırf birer misal teşkil etsin diye, yukarıda zikrettiğimiz âyetlerden başka, pekçok ilâhî beyan var ki, herbirisi başlı başına birer mucize olması itibariyle, hem Kur&#8217;ân&#8217;ın Allah kelâmı olduğuna hem de Peygamberimizin O&#8217;nun elçisi bulunduğuna apaçık delâlet etmektedir. Evet, Kur&#8217;ân yeryüzünde hayatın ortaya çıkışından, bitkilerin aşılanma ve üremelerine, hayvan topluluklarının yaratılmasından hayatlarını onlarla devam ettirdikleri bir kısım sırlı düsturlara, bal arısı ve karıncanın esrarlı dünyalarından kuşların uçuş keyfiyetine, hayvan sütünün hasıl olma yollarından insanın anne karnında geçirdiği safhalara kadar pekçok mevzuda, kendine has ifade tarzıyla, öyle veciz, öyle muhtevâlı, öyle hâkim bir üslupla ele aldığı şeyleri takib etmektedir ki; bizim yorumlarımız bir yana, ne zaman onlara müracaat edilse hep taze, genç ve ilimlerin varabilecekleri en son hedefleri tutmuş oldukları görülecektir. Şimdi, bir kitap, binlerce insanın, bilmem kaç asırlık çalışmaları neticesinde varabildikleri noktaların dahi ötesine parmak basıyor, mevzua hakim bir üslupla o mevzuun hülâsasını veriyorsa, o kitabı, değil ondört asır evvelki bir insana, günümüzün mütefennin yüzlerce, binlerce dâhisinin mesâisine vermek dahi mümkün değildir. Hele o kitap, Kur&#8217;ân gibi muhtevası zengin, ifadeleri çarpıcı, üslubu âli, şivesi de ilâhi olursa&#8230;<br />
Şimdi dönüp muhatabımıza soralım, ümmîliği mucize o Zât, mektebin, medresenin, kitabın bilinmediği o cahilî vasatta, canlılarda sütün meydana geliş keyfiyetini kimden öğrendi? Rüzgârların aşılayıcı olduğunu, nebatât ve bulutları telkih ettiğini, yağmur ve dolunun meydana gelme noktalarını nasıl bilebildi? Yerkürenin elipsî olduğunu O&#8217;na kim ta&#8217;lim etti? Mekân genişlemesini hangi rasathanede ve hangi dev teleskoplarla tesbit edebildi? Atmosferin yapı taşlarını ve yukarılara doğru çıktıkça oksijenin azlığını hangi laboratuvarda öğrendi? Hangi röntgen şualarıyla cenînin anne karnında geçirdiği safhaları aynı aynıya tesbit etti? Sonra da bütün bu bilgilerin teferruâtına vâkıf, mütehassıs bir ilim adamı edasıyla, tereddüdsüz, fütursuz ve kendinden gayet emin bir tarzda muhatablarına anlattı?..<br />
5. Kur&#8217;ân-ı Kerim, Efendimizin vazife, mes&#8217;uliyet ve selâhiyetlerini anlatıp O&#8217;na yol gösterdiği gibi, yer yer de seviyesine uygun olarak O&#8217;na itâbda bulunmakta ve ikaz edip ırgalamaktadır.<br />
Meselâ: Bir defa münafıklara, izin vermemesi gerekirken izin verdiğinden dolayı &#8220;Allah seni affetsin, doğru söyleyenler sana iyice belli olup ve yalan söyleyenleri bilmezden önce niçin onlara izin verdin?&#8221; (Tevbe/43) şeklinde tenbihde bulunduğu gibi, Bedir esirleri hakkındaki tatbikatından dolayı da &#8220;Yeryüzünde tam yerleşip istikrar kazanıncaya kadar hiçbir peygambere esirler sahibi olmak yakışmaz. Siz geçici dünya malını istiyorsunuz, Allah ise (sizin için) ahireti istiyor. Allah daima üstün ve hikmet sahibidir&#8230; (Enfâl/67) &#8220;Eğer Allah&#8217;tan (affınıza dair) bir yazı ve takdir geçmemiş olsaydı, aldığınız fidyeden dolayı size mutlaka büyük bir azab dokunurdu.&#8221; (Enfal/68) mahiyetinde itabda bulunmuştu. Bir keresinde, Allah&#8217;ın dilemesine havale etmeden, &#8220;yarın bu işi yaparım&#8221; dediği için &#8220;Hiçbir şey için bunu yarın yapacağım deme. Ancak Allah dilerse(de). Unuttuğun zaman Rabbini an ve &#8220;Umarım Rabbim beni bundan daha doğru bir bilgiye ulaştırır de&#8221; (Kehf/23-24) emir ve tenbihinde bulunmuş, bir başka sefer &#8220;insanlardan korkup çekiniyordun; oysa asıl çekinmeye lâyık olan Allah idi&#8221; (Ahzsb/37) itab işmâm eder mahiyette sadece AIlah&#8217;tan korkulması lâzım geldiğini ihtar etmişti. Zevcelerini bir meseledeki tavırlarına karşı bal şerbeti içmemeye yemin edince &#8220;Ey Peygamber! Eşlerinin rızasını arıyarak Allah&#8217;ın sana helâl kıldığı şeyi niçin haram kılıyorsun? Allah çok gafûr ve rahimdir&#8221; (Tahrim/1) diyerek sertçe ikaz ediyordu.<br />
Daha bunlar gibi, pekçok âyetle, bir taraftan O&#8217;nun vazife, mes&#8217;uliyet ve selâhiyetlerinin sınırları belirlenirken, diğer taraftan az dahi olsa bu sınırlara riâyet edilmediği, vazife ve mes&#8217;uliyetin mukarrabine göre yerine getirilmediği zamanlarda O&#8217;na itab edilmiş, tenbihde bulunulmuş ve yeryer sertçe uyarmalar yapılmıştır. Şimdi hiç akıl kabul edermi ki, bir insan bir kitap telif etsin, sonra da o kitabın muhtelif yerlerine kendi hakkında, itab, kınama, ikaz ve ihtar ifade eden âyetler yerleştirsin. Hâşâ!&#8230; O kitap Allah kitabı, O zât da O&#8217;nun şerefli mübelliğidir&#8230;<br />
6. Kur&#8217;ân-ı Kerim, bir belâğat harikasıdır ve bu sahada eşi menendi yoktur. Bu itibarla da onu bir beşere maletmek mümkün değildir. Efendimiz (sav) Peygamberlikle ortaya çıktığı zaman, kitleleri arkasından sürükleyen bir sürü şâir, edib ve söz üstâdı vardı. Bunlar pekçoğu itibariyle de O&#8217;na muârız idiler. Yeryer kafa kafaya verip düşünüyor; Kur&#8217;ân&#8217;ı bir kalıba yerleştirmek, birşeye benzetmek ve ne olursa olsun mutlaka hakkından gelmek istiyorlardı. Hatta, zaman zaman hristiyan ve yahudi âlimleriyle de görüşüyor, onların düşüncelerini alıyorlardı . Ne pahasına olursa olsun Kur&#8217;ân çağlayanını durdurmak ve kurutmak için akıllarına gelen herşeyi yapma kararındaydılar. Bütün bu engellere ve engellemelere, akla hayâle gelmedik karşı koymalara aldırmadan yoluna devam eden Hz. Muhammed (sav), bilumum inkârlara, ilhadlara karşı sadece ve sadece Kur&#8217;ân&#8217;la muâraza ediyor ve mücadelesini de zaferle noktalıyordu. Hem de bunca hasıma rağmen.<br />
Evet, o gün, hristiyan ve yahudi ulemasıyla beraber, belâğatın dev temsilcileri, tek cebhe olup etrafı velveleye verdikleri bir dönemde, Kur&#8217;ân o üstün ifade gücü, o büyüleyici beyanı, o başdöndürücü üslûbu, o insanın içini ürperten ledünniliği ve ruhâniliğiyle muhatablarının gönlüne girdi; arşı, ferşi çınlatacak bir ses, bir soluk oldu yükseldi.. bir mübâriz gibi hasımlarını muârazaya çağırdı, tehdit etti, meydan okudu &#8220;siz de Kur&#8217;ân&#8217;a benzer bir kitap, hiç olmazsa onun bir suresine denk birşey, daha da olmazsa aynı ağırlıkta bir âyet ortaya koyun; yoksa savulun gidin!..&#8221; dediği ve o günden bugüne de &#8220;Eğer kulumuz Muhammed&#8217;e (sav) indirdiğimizden şüphe içindeyseniz, haydi onun gibi bir sûre getiriniz ve eğer doğru iseniz; Allah&#8217;tan başka bütün yardımcılarınızı da çağırınız.&#8221; (Bakara/23) &#8220;De ki: and olsun, eğer insanlar ve cinler şu Kur&#8217;ân’ın bir benzerini getirmek için toplansalar, yine onun benzerini getiremezler. Birbirlerine arka çıkıp yardım etseler de&#8221; (İsra/88) &#8220;Yoksa onu uydurdu mu diyorlar? De ki: Öyle ise siz de onun benzeri on uydurulmuş (dahi olsa) sure getiriniz. (Hatta) eğer doğru iseniz, Allah&#8217;dan başka çağırabildiklerinizi de çağırınız&#8221; (Hıld/13) ayetleriyle aynı şeyleri tekrar edip durduğu halde, bir-iki hezeyanın dışında, Kur&#8217;ân&#8217;ın bu meydan okuyuşuna cevab verilmemesi, onun. kaynağının beşerî olmadığını gösterir. Zira, tarih şahitdir ki, Kur&#8217;ân&#8217;ın muârızları O&#8217;na ve O&#8217;nun mübelliğine her türlü kötülük yapmayı denedikleri halde, Kur&#8217;ân&#8217;a nazire yapmayı akıllarından bile geçirmediler. Böyle birşeye güçleri yetseydi, nazire ile Kur&#8217;ân&#8217;ın sesini kesecek, tehlikelerle dolu muharebe yoluna girmeyeceklerdi.<br />
Evet, o koca belâğat üstadları, şeref, haysiyet hatta ırz, namus gibi en değerli şeylerini tehlikeye atıp muharebe yolunu seçmeleri, Kur&#8217;ân&#8217;a nazire yapılamamasının en açık delîlidir. Eğer nazire yapmak mümkün olsaydı, münazara yolunu muharebe yoluna tercîh edecek ve geleceklerini katiyyen tehlikeye atmayacaklardı. Arab şâir ve nâşirlerinin, Kur&#8217;ân&#8217;ın benzerini getirememeleri tahakkuk edince, ona hristiyan ve yahudiler arasında menşe&#8217; aramak beyhude ve bir çaresizlik ifadesidir. Hem, hristiyan ve yahudiler bu muhteva ve bu ifade zenginliğinde bir kitap hazırlayıp ortaya koymaya güçleri yetseydi, ne diye onu başkasına nisbet edeceklerdi. &#8220;Biz yaptık&#8221; der ve onunla övünürlerdi&#8230; Kaldı ki, dünden bugüne, dikkatsiz veya garazlı bir iki müsteşrik ve müşrike bedel, bir sürü ilim adamı, araştırmacı ve mütefekkir Kur&#8217;ân&#8217;ın muhteva zenginliği, ifade gücü karşısında hayranlıklarını gizleyememiş ve onu alkışlamışlardır. Charles Milles; Kur&#8217;ân&#8217;ın üslubundaki zenginlik itibariyle tanzîr ve tercüme edilmeyecek kadar yüksek bir edâya sahib olduğunu&#8230; Victor İmberdes; Kur&#8217;an&#8217;ın, bütün hukuk esaslarına kaynak olabilecek zengin bir muhtevaya sahib bulunduğunu&#8230; Ernest Renan; Kur&#8217;ân&#8217;ın dînî bir inkılâb kadar edebî bir inkılâb da yaptığını&#8230; Gustave Le Bon; Kur&#8217;ân&#8217;la gelen İslâm&#8217;ın en saf, en hâlis bir tevhid anlayışını dünyaya tebliğ ettiğini&#8230; CI. Huart; Kur&#8217;ân&#8217;ın Allah kelâmı olup, vahiy yoluyla Hz. Muhammed&#8217;e (sav) tebliğ edildiğini&#8230; H. Holman; Hz.Muhammed (sav)&#8217;in Allah&#8217;ın son peygamberi, İslâmiyetin de vahyedilmiş dinlerin en sonuncusu bulunduğunu&#8230; Emile Dermenyhem; Kur&#8217;an&#8217;ın, Peygamber (A.S.)&#8217;in birinci mucizesi olduğunu, edebî güzelliği itibariyle de erişilmez bir muamma olduğunu&#8230; Arthur Bellegri; Hz. Muhammed&#8217;in (sav) tebliğ ettiği Kur&#8217;ân&#8217;ın bizzat Allah&#8217;ın eseü olduğunu.,. Jean Paul Roux; Peygamberimizin en güçlü mucizesinin melek vasıtasıyla gönderilen Kur&#8217;ân-ı Kerim olduğunu&#8230; Raymond Charles; Kur&#8217;ân&#8217;ın, hükmü hâlâ devam eden ve Allah&#8217;ın bir elçi vasıtasıyla müminlere tebliğ ettiği beyanların en canlısı olduğunu&#8230; Dr. Maurice; Kur&#8217;an&#8217;ın her türlü tenkîdin fevkinde bir mucize, bir harika olduğunu hatta daha da ileri giderek, edebiyatla ilgilenenler için Kur&#8217;ân&#8217;ın bir edebî kaynak, lisan mütehassısları için lâfızlar hazinesi ve şairler için bir ilham menbaı bulunduğunu&#8230; Manuel King; Kur&#8217;ân&#8217;ın, peygamberimizin peygamberliği süresince Allah&#8217;dan aldığı emirlerin mecmuu bulunduğunu&#8230; Mr. Rodwell; İnsanın Kur&#8217;ân&#8217;ı okudukça hayretler içinde kaldığını ifâde eder ve onu takdirlerle alkışlarlar. Sadece birer cümleciklerini alıp naklettiğimiz bu seçkin ilim adamı ve mütefekkirler gibi, daha yüzlerce düşünür ve araştırmacı bilgilerinin vüs&#8217;ati nisbetinde, aynı hakikatlara parmak basmış ve Kur&#8217;ân karşısında takdirle iki büklüm olmuşlardır. Binlerce mütehassıs ve üstad kalemlerden çıkmış çok ciddi eserlerin yanında, Kur&#8217;ân hakkında söz söylemek bize düşmezdi ama, başta sâhib-i Kur&#8217;ân&#8217;ın, sonra da kalem erbâbıbın bağışlayacağı mülâhazasıyla, yaptıkları hizmete iştirak arzusuyla bu cür&#8217;ette bulunduk.<br />
Ek Olarak Şurayı Da Okuyabilirsiniz:<br />
<a href="https://www.ateistlerecevap.org/2017/12/kurani-kerimde-bilimsel-kesifler-varmi.html" data-wpel-link="internal">Kuranı Kerimde Bilimsel Keşifler Var Mı?</a><br />
<iframe loading="lazy" width="640" height="360" src="https://www.youtube.com/embed/4pT_HWAfdEA?feature=oembed" frameborder="0" allow="autoplay; encrypted-media" allowfullscreen></iframe><br />
<iframe loading="lazy" width="640" height="360" src="https://www.youtube.com/embed/zrBiNcvyxhI?feature=oembed" frameborder="0" allow="autoplay; encrypted-media" allowfullscreen></iframe><br />
<iframe loading="lazy" width="640" height="360" src="https://www.youtube.com/embed/IOUsRXY4OBs?feature=oembed" frameborder="0" allow="autoplay; encrypted-media" allowfullscreen></iframe></p>The post <a href="https://ateistlerecevap.org/kuran-i-kerimin-allah-kelami-oldugunun-delilleri-nelerdir/" data-wpel-link="internal">Kuran-ı Kerim'in Allah kelamı olduğunun delilleri nelerdir?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ateistlerecevap.org/kuran-i-kerimin-allah-kelami-oldugunun-delilleri-nelerdir/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Hadislerin yazılması, toplanması / tedvini, günümüze kadar ulaştırılması ve sünnetin bağlayıcılığı hakkında detaylı açıklama&#8230;</title>
		<link>https://ateistlerecevap.org/hadislerin-yazilmasi-toplanmasi-tedvini-gunumuze-kadar-ulastirilmasi-ve-sunnetin-baglayiciligi-hakkinda-detayli-aciklama/</link>
					<comments>https://ateistlerecevap.org/hadislerin-yazilmasi-toplanmasi-tedvini-gunumuze-kadar-ulastirilmasi-ve-sunnetin-baglayiciligi-hakkinda-detayli-aciklama/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ateistlere Cevaplar]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 27 Apr 2018 20:59:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Hadisler]]></category>
		<category><![CDATA[Sorular]]></category>
		<category><![CDATA[Hadisler Kaça Ayrılır]]></category>
		<category><![CDATA[Hadislerin Bağlayıcılığı]]></category>
		<category><![CDATA[Kuran ve Hadis]]></category>
		<category><![CDATA[Peygambere İtaat]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.ateistlerecevap.org/?p=2247</guid>

					<description><![CDATA[<p>İslâm âlimlerinin hepsi, Kur’ân’ı açıklamada Peygamber (asm) sünnetini birinci kaynak olarak görmüşlerdir. Bunun dayandığı bir gerçek var mı? Evet, peygamberlik görevi sadece Kur’ân’ı getirmekle bitmez; onu açıklamak, izah etmek ve nasıl tatbik edileceğini göstermek, onun görev sınırları içindedir. Meselâ şu âyetler onun İlâhî görevlerinden bir kısmını belirtiyor: [stextbox id=&#8217;info&#8217;]“Hak dini onlara açıklasın diye, her peygamberi [&#8230;]</p>
The post <a href="https://ateistlerecevap.org/hadislerin-yazilmasi-toplanmasi-tedvini-gunumuze-kadar-ulastirilmasi-ve-sunnetin-baglayiciligi-hakkinda-detayli-aciklama/" data-wpel-link="internal">Hadislerin yazılması, toplanması / tedvini, günümüze kadar ulaştırılması ve sünnetin bağlayıcılığı hakkında detaylı açıklama…</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/04/Hadislerin-toplanmasi-yazilmasi.png" data-wpel-link="internal"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-2252" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/04/Hadislerin-toplanmasi-yazilmasi.png" alt="" width="1280" height="720" srcset="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/04/Hadislerin-toplanmasi-yazilmasi.png 1280w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/04/Hadislerin-toplanmasi-yazilmasi-300x169.png 300w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/04/Hadislerin-toplanmasi-yazilmasi-1024x576.png 1024w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/04/Hadislerin-toplanmasi-yazilmasi-768x432.png 768w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/04/Hadislerin-toplanmasi-yazilmasi-1200x675.png 1200w" sizes="(max-width: 1280px) 100vw, 1280px" /></a><br />
<em>İslâm âlimlerinin hepsi, Kur’ân’ı açıklamada Peygamber (asm) sünnetini birinci kaynak olarak görmüşlerdir. Bunun dayandığı bir gerçek var mı?</em><br />
Evet, peygamberlik görevi sadece Kur’ân’ı getirmekle bitmez; onu açıklamak, izah etmek ve nasıl tatbik edileceğini göstermek, onun görev sınırları içindedir. Meselâ şu âyetler onun İlâhî görevlerinden bir kısmını belirtiyor:<br />
[stextbox id=&#8217;info&#8217;]<strong>“Hak dini onlara açıklasın diye, her peygamberi biz kendi kavminin lisanıyla gönderdik.”</strong><em>(İbrahim,14/4)</em>[/stextbox]
[stextbox id=&#8217;info&#8217;]<strong>“O kimseler ki, yanlarındaki Tevrat ve İncil’de vasıflarını yazılı buldukları ümmî peygamber olan Resulullaha uyarlar. O peygamber ise kendilerini iyiliğe sevk edip kötülükten sakındırır; temiz ve güzel nimetleri onlara helâl, habis olanları ise haram kılar; daha önce kendilerine yüklediğimiz ağır yükleri ve üzerlerindeki bağları onlardan kaldırır. İşte ona îmân eden, ona hürmet eden, düşmanlarına karşı ona yardımda bulunan ve onunla indirilmiş olan nûra uyanlar, kurtuluşa erenlerin tâ kendisidir.”</strong><em>(A&#8217;raf, 7/157)</em>[/stextbox]
[stextbox id=&#8217;info&#8217;]<strong>“Allah ve Resulü bir meselede hükmünü verdiği zaman, bir mü’min erkeğin yahut bir mü’min kadının artık işlerinde başka bir yolu seçme hakkı yoktur. Kim Allah’a ve Resulüne isyan ederse, apaçık bir sapıklığa düşmüştür.”</strong><em>(Ahzab, 33/36)</em>[/stextbox]
[stextbox id=&#8217;info&#8217;]<strong>“Hayır! Rabbine and olsun ki, onlar, aralarındaki anlaşmazlıklar için senin hükmüne müracaat edip, sonra da verdiğin hükme gönüllerinde hiçbir sıkıntı duymaksızın tam bir teslimiyetle râzı olup uymadıkça iman etmiş olmazlar.”</strong><em>(Nisa, 4/65)</em>[/stextbox]
[stextbox id=&#8217;info&#8217;]<strong>“Peygambere itaat eden Allah’a itaat etmiş olur. Kim bundan yüz çevirirse, seni öylelerinin üzerine muhâfız olarak göndermedik; sen ancak doğru yolu gösterip tebliğ etmekle mükellefsin.”</strong><em>(Nisa, 4/80)</em>[/stextbox]
[stextbox id=&#8217;info&#8217;]<strong>“Peygamber size ne emretmişse alın, neyi yasaklamışsa ondan da kaçının. Allah’tan korkun. Muhakkak ki Allah’ın azâbı pek şiddetlidir.”</strong><em>(Haşir, 59/7)</em>[/stextbox]
[stextbox id=&#8217;info&#8217;]<strong>“De ki: Eğer Allah’ı seviyorsanız bana uyun ki Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın. Allah çok bağışlayıcı, çok merhamet edicidir.”</strong><em>(Âl-i İmran, 3/31)</em>[/stextbox]
Evet, buna benzer âyetler Peygamberimizin (asm) görevini, sadece Kur’ân’ı insanlara getirmekle sınırlı olmadığını belirtiyor.<em> Bunu biraz açabilir miyiz?</em><br />
<strong>1. Efendimizin (asm) bir görevi özet şeklinde olan âyetleri açıklamaktır:</strong>Meselâ Kur’ân <strong>“Namaz kılın” </strong>diyor, ama namaz nasıl kılınacak? <strong>“Rükû ve sücud yapın”</strong> diyor, ama rükû ve sücud nasıl yapılacak, teferruat vermiyor. Kıyam nasıl yapılacak, ayrıntı yok. İşte Peygamberimiz (asm) <strong>“Ben nasıl namaz kılıyorsam öyle kılın”</strong> diyerek âyet-i kerimeyi şekil ve muhteva olarak açıklıyor ve nasıl tatbik edilebileceğini gösteriyor. Namaz, oruç, zekât, hac gibi Kur’ân-ı Kerimde mücmel (özet) olarak gelip açıklanmayan emirleri Peygamberimiz açıklıyor.<br />
<strong>2. Efendimizin görevleri arasında, anlaşılması zor olan âyetleri açıklamak da vardır.</strong><br />
Meselâ âyet-i kerîmede,<br />
[stextbox id=&#8217;info&#8217;]<strong>“Onlara karşı gücünüzün yettiği her türlü kuvveti ve cihad için ayrılıp eğitilmiş atları hazır tutun ki, onunla Allah’ın ve sizin düşmanlarınızı ve bunlardan başka sizin bilemediğiniz, fakat Allah’ın bildiği düşmanlarınızı korkutasınız.”</strong><em> (Enfâl, 8/60)</em>[/stextbox]
buyuruluyor. Bu âyette <strong>“Kuvvet ve savaş atlarını hazır bulundurun.”</strong> tabiri geçiyor. Sahabe Peygamberimize sormuş: <strong>“Kuvvet nedir?”</strong> Peygamberimiz (asm), <strong>“Bilin, kuvvet atmaktır, kuvvet atmaktır, kuvvet atmaktır.” </strong>diye üç defa tekrar etmiştir. Her devrin değişen atma vasıtalarına süratle, vakit kaybetmeden ayak uydurmamızı emir buyurmuştur.<br />
<strong>3. </strong>Sonra Kur’ân-ı Kerimin mutlak ve âm (sınırsız ve genel ifadeli olan) âyetlerini takyitle tahsis ediyor, yani onlara sınır getiriyor. Meselâ,<br />
[stextbox id=&#8217;info&#8217;]<strong>“Allah alışverişi helâl, faizi ise haram kıldı.”</strong><em>(Bakara, 2/275)</em>[/stextbox]
buyuruyor. Bu âyet-i kerîmeye göre her şeyin alışverişi helâldir. Ama Peygamberimiz (asm) buna bir sınır getirerek domuzun ve içkinin alışverişini yasaklamıştır. Demek meşru alışverişin sınırlarını bu şekilde açıklamış oluyor.<br />
Diğer bir örnek ise şu âyet-i kerimedir:<br />
[stextbox id=&#8217;info&#8217;]<strong>“İman eden ve imanlarına zulüm bulaştırmamış olanlar, korkudan emin olmak işte onların hakkıdır ve doğru yola eriştirilenler de onlardır.”</strong><em>(En&#8217;am, 6/82)</em>[/stextbox]
Sahabe bu âyet gelince telâşlanıp Peygamberimize sormuş:<em> “Hepimiz nefsimize zulmediyoruz. Yâ Resulallah, bizde zulme düşmeyen var mı?” </em>Peygamber (asm.) <strong>“Şirk pek büyük bir zulümdür.”</strong> âyetini hatırlatarak, buradaki <strong>zulmün şirk olduğunu</strong> açıklamıştır. Dolayısıyla bu neviden olan <strong>Kur’ân-ı Kerim&#8217;deki anlaşılması zor olan âyetleri Peygamberimiz (asm) açıklıyor.</strong><br />
<strong>4. Sonra Kur’ân’da olan meseleler ayrıca Peygamberimiz (asm) tarafından tekraren teyit ve te’kid edilmiştir.</strong> Böylece onun daha iyi anlaşılması sağlanmıştır. Bu da bu sadette söylenebilir.<br />
<strong>5. Peygamberimizin bir de şâri’ yönü, yani, Kur’ân’da olmayan hükümleri koyma yetkisi var.</strong> Meselâ, yiyeceklerden haram olanların isimleri iki âyet-i kerimede belirtilir. Ama onların hiçbirisinde eşek eti geçmez. Peygamberimiz (asm) Hayber Seferi sırasında, ehlî (evcil) eşek etini haram etmiştir.<br />
<strong><em>&#8211; Bunlar niçin Kur’ân’da açıklanmamış da Peygamberimize bırakılmıştır?</em></strong><br />
Kur’ân bütün teferruatı verseydi ciltlerle dolu bir kitap olurdu. Halbuki bu da Kur’ân’dan istifademizi zorlaştırır. Bu bakımdan meselelerin bir kısmının açıklamasını Peygamberimize bırakmıştır. Peygamberimize bıraktırmasının da ayrıca birtakım maslahatları var. Çünkü birtakım meseleler zaman içerisinde neshedilmiş, yürürlükten kalkmıştır.<br />
Hem hadislerin bir kısmı bize zayıf hadisler şeklinde gelmiştir. Bu zayıf hadislerle amel ihtilâf getirmiştir. İhtilâf ise ümmet için rahmettir. Halbuki Kur’ân-ı Kerim&#8217;de kesin olarak bütün bu meseleleri zikretmiş olsaydı, orada ihtilâf etme şartımız azalırdı. Dinimizin gelişen zamana ve toplum şartlarına göre esnekliği azalabilirdi. Halbuki dinimizin üstün bir yönü -kanatimce- zamana ve zemine göre yeni yorumlara imkân tanımasıdır. Bu güzel birşeydir.<br />
Hattâ dahası var; Peygamberimiz (asm) de âlimlere bir marj bırakmıştır. Dinimizin güzelliği bu. Âlimler Kur’ân-ı Kerim ve Sünnetten hareketle hüküm koymada birtakım temel kaideler belirtmiş ve usul koymuştur. Âlimler bu usullerle yeni meseleleri yoruma kavuşturuyor. Böylece başka şeriata ve kültür sistemine ihtiyaç hasıl olmadan, kanun alma ihtiyacı duymadan yeni şartlara göre kanunlarımızı kendimiz koyabiliyoruz. Nitekim Osmanlının son dönemlerine kadar bütün ortaya çıkan yeni ihtiyaçlarımız kendi değerlerimiz çerçevesinde kanunlaştırılmış, Kur’ân ve Sünnetten çıkartılmıştır.<br />
<strong>Halkımız hadislerle Kur’ân-ı Kerimi nasıl öğrenecek?</strong> Meselâ Yâsin Sûresini hepimiz çok okuyoruz. “Peygamberimiz acaba bu sûreyi nasıl tefsir etmiş” diye öğrenmek istesek, bunu nereden bulacağız. Bir usulü, yöntemi var mı bunun?<br />
Öncelikle Kur’ân, Kur’ân ile tefsir edilir. Çünkü bir âyet diğer bir âyeti açıklar. Bir konu bir yerde bir yönü anlatılır, diğer bir yerde diğer bir yönü anlatılır ve hakeza. Fakat Peygamberimizin de Kur’ân’la ilgili çokça tefsiri vardır. Buharî’nin en geniş bölümlerinden birisi Tefsir’dir. Tirmizî’nin en geniş bölümlerinden birisi yine Tefsir bölümüdür. Kaldı ki Buharî ve Tirmizî’de yer almayan tefsire müteallik hadisler, başka kaynaklarımızda verilmiştir.<br />
Ben bazan matematiği uygulayarak diyorum ki: <strong>bir doğru iki noktadan geçer. </strong>Aynı şekilde Kur’ân-ı Kerimden çıkaracağımız bir mânâda Kur’ân-ı Kerim çıkış noktasıdır. İkinci bir nokta olarak Hadise atıf yapmazsak, o zaman o tek noktadan binlerce görüş çıkabilir. Halbuki din nedir? Tevhid, birlik, beraberlik dinidir. O âyetten herkes kendi kafasına göre bir yorum değil, gerçeğe uygun yorum çıkaracaktır. Acaba Peygamber (asm) ne demiştir, ona bakacağız. Peygamber sözlerinde yoksa, acaba Sahabe ne demiştir, Tabiîn ne demiştir, Etbeuttabiîn ne demiştir, onlara bakacağız. Onlar Kur’ân’ı aslına uygun şekilde anlama şansına bizden daha çok sahipti.<br />
<em><strong>&#8211; Hadislere ne derece güvenilir?</strong></em><br />
Hadislere güvenmemek için bir sebep yok. Daha önce de belirttiğimiz gibi, Kur’ân-ı Kerim insanları Peygamberimize (asm) yöneltiyor, <strong>“Onun getirdiğini alın, onun yasakladıklarından kaçının” </strong>diyor. Yani Kur’ân ikinci bir kaynağı olarak devamlı şekilde Peygamberimizi nazara veriyor.<br />
İkincisi Peygamberimiz (asm) kendisini öne sürüyor, Sünnetine dikkat çekiyor ve Sünnetle bu işin yürüyeceğini Peygamber Efendimiz (asm) ifade ediyor. Meselâ Peygamberimiz Hz. Muaz’ı Yemen’e gönderiyor.<strong> “Orada ne ile amel edeceksin?”</strong> diyor. Hz. Muaz <strong>“Kur’ân’la amel edeceğim.”</strong> diyor. <strong>“Kur’ân’da bulamazsan?”</strong> diye soruyor Peygamberimiz.<strong> “Sizin sünnetinizle,”</strong> diyor Hz. Muaz. <strong>“Sizin sünnetinizde bulamazsam, içtihadımla” </strong>diyor. Peygamberimiz (asm) bundan çok memnun kalıyor. İslâm ulemasının hepsinin elinde delildir bu hadis. İçtihadın gerekli olması hususunda, Sünnetin delil olması hususunda bu delildir. Dolayısıyla Resulullahın sağlığında Sahabe ikinci kaynak olarak hadisi bilmektedir.<br />
Hz. Ömer anlatıyor: “Ben emsalim bir kardeşimle münavebe yaptım. Bir gün o tarlaya gidiyor tarla işlerini yürütüyor, ben Resulullaha gidiyorum, orada Resulullahı dinliyorum. Akşam gelince emsalim olan kardeşime o gün Resulullahtan gördüğümü, duyduğumu anlatıyorum. Ertesi gün ben tarlaya gidiyorum, emsalim kardeşim Resulullahı takibe gidiyor, duyduğunu, gördüğünü akşam bana anlatıyor. Böylece Peygamberimizi her gün yakından takip etme fırsatı buluyoruz.”<br />
Bir Sahabî diyor ki: “Ben Resulullahtan her duyduğumu yazardım. Bana dediler ki, ‘Resulullah da bir insandır. Bazan öfkeli halde konuşur, bazan sükûn halinde konuşur. Herşeyini yazmak doğru değildir.’ Bunun üzerine vazgeçtim. Ama duyduklarım aklımda kalmaz hale geldi. Onun için yine Peygambere gidip durumu anlattım. ‘Yâ Resulallah, senden güzel şeyler işitiyor ve bunları yazıyordum. Fakat Ensar böyle böyle söyledi. Bunun üzerine vazgeçtim. Ama şimdi yazmayınca da rahatsızım, ne yapayım?’ dedim. Resulullah mübarek ağzını göstererek <strong>‘Bundan haktan başka birşey çıkmaz, yaz’</strong> buyurdu.”<br />
Yine Resulullaha uğrayanlar oluyor ve hafızalarından şikâyet ediyorlar. Peygamberimiz onlara <strong>“Sağ elini yardıma çağır.” </strong>buyuruyor, yazmalarını söylüyor.<br />
Bir başka şey daha söyleyeyim. Enes (r.a.) çok hadis rivayet edenlerin arasında yer alır ve Müksirûn denilen yedi kişiden biridir. Müstedrek’te rastladığım bir hadiste Hz. Enes diyor ki: <strong>“Ben Resulullah&#8217;tan gündüzleri hadis yazar, geceleri tashih etmesi için ona okurdum.” </strong>Yani, Peygamberimiz (asm) onun yazdıklarını düzeltiveriyor. Ondan sonra hadis ilminde talebelerin öğrendiği hadisleri hocalara götürüp okuması, arz etmesi söz konusu olmuştur. Talebe yazdığını, ezberlediğini hocanın önünde okur, hoca onu tashih ederdi ve öyle icazet alınırdı.<br />
<em><strong>&#8211; Bütün hadislere Kur’ân tefsiridir diyebilir miyiz?</strong></em><br />
Evet. Peygamberimiz (a.s.m.) yaşayışı ile Kur’ân-ı Kerimi pratiğe dökmüştür. Dolayısıyla Kur’ân’ın insanlardan istediği ideal hayat tarzı ve şekli Peygamberimiz (asm)&#8217;de kendini göstermektedir. Bunu eğer kulluk noktasından ele alırsak, Allah’a karşı kulluğumuzun nasıl olması gerektiğini en mükemmel şekilde Peygamberimiz (asm) göstermiştir. İbadetlerin hepsini Peygamberimiz en mükemmel şekilde yerine getirmiştir. Peygamberimizin kulluğu, Kur’ân-ı Kerim&#8217;in bizden istediği kulluğun en mükemmel şeklidir, bütün yönleriyle. Beşerî münasebetler de öyle. İnsanlarla ve komşularıyla olan münasebetlerinde en güzel örnekleri göstermiştir. Karı koca münasebetlerinde en güzel karı koca münasebetlerini ortaya koymuştur. Çocuk terbiyesinde, çocuklara karşı nasıl davranılması gerektiğini göstermiştir.<br />
Demek ki Peygamberimiz (a.s.m.) bütün hayatının her safhasında, her kesitinde, her karesinde en güzel örnek olarak Kur’ân-ı Kerim&#8217;in idealini temsil etmiştir, yaşamıştır, göstermiştir. Müslümanlar bunu imkânları nispetinde aynen Peygamber (asm)&#8217;den alabilirler. Bir hadiste Hz. Ayşe Peygamberimiz ahlakını<strong>“Onun ahlâkı Kur’ân ahlâkıydı.”</strong> diye ifade ediyor. Dolayısıyla Peygamberimiz (asm) ahlâk yönüyle de Kur’ân-ı Kerim&#8217;in ahlâkını şerh etmiştir, açıklamıştır. Belki hepsini kelama dökmemiştir, ama fiile dökmüştür. Onun her sözü, her fiili ve her davranışı, Kur’ân-ı Kerim&#8217;in ruhunun tefsiridir.<br />
<strong>Diğer yandan, eski milletlerle ilgili kıssalara da açıklama getirmiştir. </strong>Hz. İbrahim (as)’in bazı Kur’ân’da olmayan meselelerini Peygamberimiz (asm)&#8217;in hadislerinde bulabiliyoruz. Demek ki, Kur’ân’ın temas ettiği, insanlığa getirmek istediği, vermek istediği, hukuk olsun, ahlâk olsun, yaşayış tarzı olsun, bütün derslerin hepsini Peygamberimiz (asm)&#8217;in hayatında, bazan sözleriyle, bazan fiilleriyle, bazan tahlilleriyle bulabiliyoruz.<br />
Şimdi Kur’ân-ı Kerim&#8217;de <strong>“Yiyin, için, israf etmeyin&#8230;”</strong> buyuruluyor. Başka bir âyette de, tebziri yasaklıyor. <strong>tebzir,</strong> israfın kardeşidir. Şimdi bu iki âyeti daha iyi anlamak için Peygamberimizin uygulamasına bakalım:<br />
Efendimiz (asm) israfa gayet net bir sınırlama getirmiştir ki, bunun en canlı örneği abdesttir. Abdest alırken suyu israf etmemek için ölçülü kullanırdı. Üç avuç suyla organları yıkamayı emir buyurmuştur. Fazlası mekruhtur. Bu miktarla sınırlamış Peygamberimiz (asm). Sahabe şaşırıyor ve diyor: “Yâ Resulallah, suyun tasarrufu için mi?” “Hayır,” diyor Peygamberimiz. <strong>“Nehir kenarında olsan bile organlarını üçer defa yıkayacaksın.”</strong><br />
Ben hadislerde gördüm, Ebu ed-Derdâ’dan gelen bir rivayet: “Bir gün Peygamberimiz bir yere giderken nehre rastlamış. Oradan bir kap su getirmişler Peygamberimize. O da onunla abdest almış ve bir miktar su artmış. Biz olsak o suyu şöyle etrafa serpiveririz. Halbuki Peygamberimiz (asm) buyuruyor ki:<br />
<strong>&#8220;Gidin, bunu nehre boşaltın. Ola ki ileride bir canlının kursağına gıda olur.”</strong><br />
Bir de, fazla yesek, fazla konuşsak, zamanımızı boş yere geçirsek, israf yapmış oluruz. Bunlar da bizim <strong>geri gelmeyecek israflarımız.</strong> Veya bir kibrit çöpünün yakılması da israftır. Bunlar da mekruhtur. Günde beş defa abdest alırken suyun israf edilmemesiyle, tabiata karşı saygı dersi verilmiştir. İsrafın hayatın diğer alanlarında da ciddî bir mesele olduğu, abdest örneğiyle ders veriliyor.<br />
Şimdi, <strong>“İsraf etmeyiniz”</strong> âyet-i kerimesinin açıklanmasına bakınız. Demek âyet-i kerimeyi okuduğumuz zaman bu âyetlerin hadis-i şeriflerde nasıl açıklandığına bakmamız lâzım. Hadis kültürümüz ne kadar geniş olursa Kur’ân-ı Kerimi o nisbette anlamış oluruz.<br />
Ben sonuç itibarıyla şöyle bir şey söyleyebilir miyim? Kur’an-ı Kerim&#8217;den bir ayet okuduğumuz zaman, bunun anlamını meallerden ve tefsirlerden öğrenmeye çalışacağız. Ancak bununla yetinmeyeceğiz, hadis kültürümüzü çoğaltacağız. Bol miktarda hadis öğrenerek bunlarla hayatımızı şekillendireceğiz. Bu şekilde Kur’ân’ı okuduğumuzda onun anlamını Efendimizden bizzat öğrenmiş gibi olacağız.<br />
İşte bunu anlayan âlimlerimiz, meselâ Taberî, bir âyetle ilgili aklına ne kadar hadis gelmişse hepsini yazmıştır. Taberî tefsirinde çok hadis naklediyor diye bazıları tenkit bile etmiş. Kırk ciltlik tefsirinin büyük bir bölümü hadislerle doludur. Ama hadislere baktığımız zaman, âyetleri daha iyi anlıyoruz. Çünkü hadisin verdiği nur başka, kendi tefekkürümüzle çıkartacağımız mânâ başka. Benim görüşüm,<strong> Kur’an-ı Kerimi hadislerle anlamaya yönelmek en güzeli.</strong><br />
<strong>HADÎSLERİN YAZILMASINA İZİN VEREN RİVAYETLER</strong><br />
Hadîslerin yazılmasına ruhsat veren, yazıldığını gösteren rivayetler çoktur. Bunlardan biri, yazdığı hadîsler, kitap halinde sonraki nesillere intikal eden Abdullah İbnu Amr (radıyallahu anh) &#8216;a aittir. Der ki:<br />
“Ben Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselam) &#8216;den işittiğim şeyleri, ezberlemek arzusuyla yazıyordum. Kureyş beni menederek: <em>&#8216;Sen Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)&#8217;dan her duyduğunu yazıyorsun, halbuki Resûlullah (aleyhissalâtu vesselam) bir insandır, öfke ve rıza, her iki hâlde de konuşur.&#8217;</em>dediler. Bunun üzerine yazmaktan vazgeçtim. Ancak durumu da Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselam)&#8221;e arzettim. Resûlullah (aleyhissalâtu vesselam) parmağıyla mübarek ağızlarına işaret buyurarak:<strong> </strong><br />
<strong>&#8216;Yaz,  Nefsimi elinde tutan Allah&#8217;a kasem ederim, buradan haktan başka bir şey çıkmaz.&#8217; </strong>dedi.&#8221;<br />
Abdullah İbnu Amr (radıyallahu anh)&#8217;ın sistemli şekilde hadîs yazdığını te&#8217;yid eden bir rivayet Ebu Hüreyre (radıyallahu anh)&#8217;ye aittir ve üstelik Buhâri&#8217;de kaydedilmiş bulunmaktadır. Ebu Hüreyre (radıyallahu anh) şöyle buyurur:<br />
<strong>&#8220;Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselam)&#8217;den çok hadîs (bilmede) Abdullah İbnu Amr hâriç, bana yetişen yoktur. O, beni geçer, zira o yazardı, ben ise yazmazdım.&#8221;</strong><br />
Hadîslerin yazılması hususunda ruhsat ifade eden rivayetler bundan ibaret değildir. Hafızasından şikâyet edenlere Resûlullah (aleyhissalâtu vesselam)ın: <strong>&#8220;Sağ elinizi yardıma çağırın&#8221;, &#8220;İlmi yazı ile bağlayın&#8221; </strong>gibi tavsiyeleri, bazı konuşmaların yazılı metnini isteyenlere yazılı verilmesi, hepsi de hadîsten ibaret olan uzunluğu birkaç satırdan bir kaç sayfaya ulaşan ve sayısı üç yüzü bulan pek çok &#8220;mektup (yani yazılı vesika)&#8221; ların varlığı Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm)&#8217;in, hadîslerin yazılması hususundaki ruhsatına yeterli delillerdir. Sadece mektuplar değerlendirilse bile Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm)&#8217;in Kur&#8217;ân&#8217;dan başka bir şeyin yazılmasına sistematik, ısrarlı bir muhalefette bulunmadığı, tam tersine, medenî hayatta yazının geniş çapta kullanılmasına büyük ehemmiyet verdiği anlaşılır.<br />
<strong>EBU HÜREYRE&#8217;NİN SAHİFE-İ SAHÎHA&#8217;SI:</strong><br />
Bazı rivayetler Ebu Hüreyre (radıyallahu anh)&#8217;nin, Resûlullah (aleyhissalâtu vesselam)&#8217;dan işittiği hadîslerini yazdığını ifâde etmektedir. Bu sahifenin ismi <strong>Sahife-i Sahîha</strong>&#8216;dır. El-Hasan İbnu Amr İbnu Umeyye ed-Damri anlatıyor: &#8220;Uz. Ebu Hüreyre (radıyallahu anh)&#8217;nin yanında bir hadîs rivayet ettim. Ancak o : &#8221; &#8216;Böyle bir hadîs yok&#8221; diye inkâr etti. Bunu kendisinden işittiğimi söyledim. O vakit: &#8220;Bunu benden işitmişsen o bende yazılıdır&#8221; dedi ve elimden tutarak beni evine götürdü. Orada bana Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm) &#8216;in hadîslerinin yazılı bulunduğu pek çok kitap &#8216; &#8216;kütüben kesireten&#8221; gösterdi. Rivayet ettiğim hadîsi burada buldu ve:<strong> &#8220;Ben sana demedim mi? Eğer ben bir hadîs rivayet etti isem. o, yanımda yazılı olarak mevcuttur. &#8220;</strong> dedi.<br />
<strong>HADİSLERİN TOPLANMASI:</strong><br />
Hadîs tarihinin ikinci mühim devresini<strong> &#8220;tedvinü&#8217;s-sünne&#8221; </strong>dediğimiz çalışmalar teşkil eder. Zaman olarak ikinci hicrî asrı içine alır.<br />
<em><strong>&#8211; TEDVÎN NEDİR?</strong></em><br />
<strong>Tedvin,</strong> lügat olarak cem edip kitap hâline koymak mânasına gelir. Bir hadîs ıstılahı olarak, hadîslerin resmen yazılıp kitap haline konması demektir. Burada &#8220;resmen&#8221; tabirinin bilhassa ehemmiyeti var. Zira, önceki bahislerde de görüldüğü üzere, hadîslerin yazılması, ferdi ve hususî olarak Resûlullah (aleyhissalâtu vesselam) devrinde başlamış bir faaliyettir. Hatta bizzat RASÜLULLAH (aleyhissalâtu vesselam) tarafından pek çok yazılı vesîka bırakılmıştır ve hepsine de &#8220;sünnet&#8221; denilmektedir.<br />
Ama bunların hiçbiri tedvin kelimesiyle ifade edilen <strong>&#8220;yazma&#8221;</strong> işine girmez. Çünkü tedvînde hadîslerin tamamının yazılması söz konusudur. Öyle ise <strong>tedvîn</strong>in daha mükemmel bir tarifini: <strong>&#8220;Hadîslerin hepsine şâmil olan ve devlet eliyle yürütülen ikinci hicrî asırdaki yazma faaliyetidir.&#8221;</strong> şeklinde yapabiliriz.<br />
<em><strong>&#8211; TEDVİN NASIL BAŞLADI?</strong></em><br />
<strong>Tedvîn işi,</strong> Emevi halifelerinden <strong>Ömer İbnu Abdilaziz</strong>&#8216;le başlar. Dindarlığı ve Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)&#8217;ın sünnetine düşkünlüğü ile meşhur olan Ömer İbnu Abdilaziz (rahimehulllah), sünneti bilen Ashab neslinin, arkadan da büyük alimlerin çeşitli sebeplerle birer birer hayattan çekilmelerini görerek hadîsin kaybolacağından endişe eder. Tehlikeyi önlemek için her tarafdaki mevcut âlimleri hadîslerin yazılması işine sevk etmeyi düşünür. Bu maksatla, halife sıfatıyla valilere emirler, tamimler gönderir.<br />
Ömer İbnu Abdilaziz&#8217;in gönderdiği bu mektuplardan bir tanesinin metni Buhârî&#8217;de mevcuttur. Bu, Medine valisi Ebu Bekr İbnu Hazm&#8217;a gönderilen mektuptur:<br />
<em>“Beldende Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselam) &#8216;le ilgili rivayetleri araştır, topla ve yaz. Ben ilmin (hadîslerin) yok olmasından ve âlimlerin tükenmesinden korkuyorum. Bu iş yapılırken sâdece Resûlullah (aleyhissalâtu vesselam)&#8217;in sünneti kabul edilsin. Âlimler mescid gibi herkese açık ve malum yerlerde oturup tedrisatta bulunarak ilmi yaysınlar, bilmeyenlere öğretsinler. Zira ilim gizli kalmadıkça yok olmaz.&#8221;</em><br />
İbnu Sa&#8217;d&#8217;ın kaydettiği rivayette Ömer İbnu Abdilaziz (rahimehullah) İbnu Hazm&#8217;a yazdığı mektupta şu ziyadede bulunmuştur:<br />
<strong>&#8220;&#8230;.câri, bilinen bir sünnet veya Amra bintu Abdirrahmân&#8217;ın rivayetleri kabul edilsin&#8230;&#8221;</strong><br />
Dârimi&#8217;nın rivayetinde şu ziyâde mevcut:<br />
<strong>“Sizce (veya bölgenizde) Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselam) &#8216;den sabit ve sahih olan rivayetlerle Hz. Ömer&#8217;den sabit olan rivayetleri yaz.&#8221;</strong><br />
Ebu Nuaym&#8217;m Târîhu İsfehan&#8217;da kaydettiğine göre Ömer İbnu Abdilaziz, mektubu, bütün İslâm beldelerine göndermiştir.<br />
Şu halde tedvin işinden bahseden muhtelif rivayetleri göz önüne alarak konu hakkında daha bütün bir fikre varabilmekteyiz.<br />
Hadîslerin tedvininde Halîfe Ömer İbnu Abdilaziz&#8217;in bu teşebbüsünü takdir edebilmek için; Tedvin&#8217;de en büyük hizmeti geçen ve bu faaliyete ismini veren Muhammed İbnu Şihâb ez-Zührf&#8217;nin şu itirafını bir kere daha kaydetmek ister:<br />
<em>“Bizi bu ümera (idareciler) mecbur edinceye kadar ilmin yazılmasını uygun bulmuyorduk. (Ümerânın müdâhale ve icbarıyla bu işe girişince) hiçbir Müslümanı yazmaktan men etmemek gerektiğine inandık.&#8221;</em><br />
<strong>HADİSLERİN TOPLANMASINA SEVKEDEN SEBEPLER</strong><br />
Hadîslerin yazılıp kitaplar halinde bir yerde toplanmasına sevkeden gerçek âmilleri daha yakından görmekte fayda var:<br />
<strong>1.</strong> Alimlerin ittifakıyla bunlardan biri, Ömer İbnu Abdilazîz&#8217;in mektubunda da ifâde edilen husustur: <strong>Ulemânın inkırazı ile hadîslerin yok olma endişesi:</strong> Bu gerçekten mühim bir husustur. Her ne kadar hadîsler ferdî olarak yazılıyor idiyse de çoğunlukla &#8220;Ezberlenmek için&#8221; yazılıyordu ve ezberlenince yakılıyordu veya ölürken, kendisinden yazılanların imhası tavsiye ediliyordu. Yukarıda Zühri’den kaydettiğimiz rivayet bile, hadîslerin yazılması hususunda, ilmî çevrelerdeki tereddüdü anlamaya kâfidir.<br />
Üstelik bu dönem, siyasî çalkantıların, iç kargaşaların sıkça görüldüğü bir devredir. 95. hicrî yılında <strong>Haccâc-ı Zâlim</strong> tarafından öldürülen, devrin meşhur muhaddisi <strong>Said İbnu Cübeyr</strong>&#8216;in kaybı bile Ömer İbnu Abdilaziz&#8217;i &#8220;hadîsler kaybolacak&#8221; diye korkutmaya yeterli bir hâdisedir. Kaldı ki, aynı hâdiseler Talk İbnu Habîb&#8217;in ölümüne sebep olur, meşhurlardan Mücâhid kıl payı idamdan kurtulursa da hapse atılır.<br />
<strong>2.</strong> Ömer İbnu Abdilaziz&#8217;in mektubuna açık bir şekilde aksetmemiş olsa bile, tedvine sevkeden ikinci mühim âmil, siyasî ve mezhebi ihtilaflar sebebiyle hadîs uydurma faaliyetlerinin artmasıdır. Bu hususu, Zührî (rahimehullah)&#8217;in şu sözleri tevsik ve teyîd eder:<br />
<em>&#8220;Eğer şark cihetinden gelen ve nezdimizde meçhul ve merdûd olan hadîsler olmasaydı, ne tek hadîs yazardım ne de yazılmasına izin verirdim.&#8221;</em><br />
<strong>Suyûtî Hazretleri,</strong> hadîs uydurma faaliyetlerinin tedvindeki rolüne şöyle parmak basmıştır:<br />
<em>&#8220;Ulemanın çeşitli beldelere dağıtıldığı, Haricîlerin ve RâfızîIerin uydurma ve bidatlarının çoğaldığı bir vakitte, sünnet. Sahabe &#8216;nin akvâli ve fâbiî&#8217;nin fetvalarıyla karışık olarak tedvin edildi.&#8221;</em><br />
<strong>TEDVÎN&#8217;İN CEREYAN TARZI:</strong><br />
Rivayetler, Ömer İbnu Abdilazîz&#8217;in, meseleyi bir tamimle bırakmayıp, tedvîn çalışmalarını titizlikle takip ettiğini göstermektedir. Meselâ merkezde, bu işte çalışacak, hususî katipler tutulmuştur. Söz gelimi Hişâm İbnu Abdilmelik, Zühri&#8217;nin emrine iki kâtip vermiştir. Bunlar tam bir yıl boyu Zührî&#8217;nin hadîslerini yazmışlardır.<br />
Tedvin faaliyetlerine, halife Ömer İbnu Abdilazîz (rahimehullah) bizzat katılmış, elinde defter kalem namazlara devam etmiş, namazlardan sonra teşkil edilen ders halkalarına oturarak Avn İbnu Abdillah&#8217;dan, Yezîb İbnu&#8217;r-Rakkâşî&#8217;den hadîs yazmıştır.<br />
Tedvin sırasında, sâdece Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)&#8217;a nisbet edilen rivayetler değil, Sahabe hazerâtından ve Tâbiîn&#8217;den rivayet edilen<strong> âsâr</strong> da bâzı muhaddislerce<strong> &#8220;sünnet&#8221; </strong>mefhumuna dâhil edilerek yazılmıştır.<br />
Halife&#8217;nin emriyle taşrada yazılan hadîsler defterler hâlinde merkeze gönderilmekte, orada çoğaltılarak tekrar İslâm beldelerine yollanmaktaydı. Bu mühim hususu tevsik eden bir rivayet Zührî&#8217;den gelmektedir:<br />
<em>&#8220;Ömer İbnu Abdilaziz (rahimehullah) Sünnet&#8217;in cem edilmesini emretti. Biz de onu defter defter yazdık. Ömer İbnu Abdilazîz (rahimehullah) üzerinde hâkimiyeti bulunan her bir yere bunlardan bir defter yolladı.&#8221;</em><br />
Bu yollanan defterlerin, merkezdeki aslî nüshalardan çoğaltılan tâli nüshalar olduğu muhakkaktır.<br />
Bazı rivayetler, merkezde toplanan hadîslerin, ulemâ nezâretinde belli bir kontroldan geçirildiğini ifâde etmektedir: Ebu&#8217;z-Zinâd Abdullah İbnu&#8217;z-Zekvân anlatıyor: &#8220;Ömer İbnu Abdilazîz&#8217;in fükahâyı topladığını gördüm. Ulema ona pek çok sünnet toplamıştı. (Bunları fukahâ ile birlikte okuyor) kendisiyle amel olunmayan bir sünnet zikredilince: &#8220;Bu fazladandır, üzerine amel yoktur.&#8221; diyordu.&#8221;<br />
Yukarıda, merkezden taşraya gönderildiği belirtilen nüshaların bu kontrol muamelesinden sonra istinsah edilmiş olabileceği söylenebilir.<br />
<strong>Tedvin</strong> faaliyetlerinin mühim bir hususiyeti, hadîslerin, sünen, sahîh veya müsned gibi herhangi bir tasnîf tarzında yazılmamış olmasıdır. Burada hadîsleri yazıya geçirmek, yazı ile tesbît etmek esas alınmıştır, şu veya bu tarzda şu veya bu maksada uygun olması değil. Bu sebeple, merfiı, mevkut ve maktu rivayetler sahîhi, baseni ve zayıfıyla birlikte iç içe, yan yana yazılmıştır. Bunların temyîz ve tanzimi müteakip asırda tebvîb devrî&#8217;nde ele alınacaktır.<br />
<strong>EBU BEKR İBNU HAZM&#8217;İN ROLÜ:</strong><br />
Medine Valisi Ebu Bekr İbnu Hazm, devrinin büyük bir hadîs âlimi olmasına rağmen Ömer İbnu Abdilazîz&#8217;in emrine icabet ederek şahsen hadîs yazdığına dâir elimizde kayıt yoktur. O, vali sıfatıyla ulemâyı bu faaliyete icbar etmekle yetinmiş olabilir. Nitekim bu işi canıgönülden benimseyip birinci derecede rol oynayan Zühri, bir Medîne âlimidir ve Ebu Bekr İbnu Hazm&#8217;ın emriyle işe başlamış olması şüphe götürmeyen bir husustur.<br />
Tedvin işinin meyvesini tam olarak görmeye Ömer İbnu Abdilazîz&#8217;in ömrü vefa etmemiş olsa da onun devrinde tedvîn edilenlerin istinsah edilerek taşra vilâyetlere gönderilecek bir seviyeyi bulduğunu bizzat Zührî&#8217;den intikal eden bir rivayete istinaden az önce kaydettik. <strong>Bu sebeple İslâm âlimleri, ilk tedvîn işinin Ömer İbnu Abdilazîz (rahimehullâh) zamanında, birinci hicrî asrın son yıllarında ele alındığında ittifak ederler.</strong><br />
<em>İlave bilgi için tıklayınız:</em><br />
<em>&#8211; <a dir="ltr" href="https://www.google.com/url?q=http://www.sorularlaislamiyet.com/soru/197883/hadislerin-bir-cok-raviden-gectigini-dikkate-alirsak-hadislere-neden-guvenelim-ve-neden-hadis-inkarciligi-yapmayalim&amp;sa=U&amp;ei=wTFcUdW4HuuM7Aa_sYGIBw&amp;ved=0CCIQFjAJ&amp;client=internal-uds-cse&amp;usg=AFQjCNHNxJ98RLAUMm7NUxSHYko1U0GwHw" target="_top" rel="noopener noreferrer nofollow external" data-wpel-link="external">Hadislerin bir çok raviden geçtiğini dikkate alırsak, hadislere neden güvenelim?..</a></em><br />
<strong>* * * </strong><br />
<strong>Sünnet ve Hadislerin Bağlayıcılığı</strong><br />
Bu konuyu Kur’an-ı Kerim, hadis-i şerifler ve alimlerin görüşleri doğrultusunda ele alarak işleyeceğiz.<br />
<strong>1. Kur’an-ı Kerim:</strong> Hz. Peygamber (asm)’a Kur’an-ı Kerim dışında(1) vahiy geldiğini gösteren ayetler vardır.<br />
Bunlardan bazıları şunlardır:<br />
<strong>a.</strong> <strong>Kendi içinizden size ayetlerimizi okuyan, sizi kötülüklerden arındıran, size Kitab’ı ve Hikmet’i talim edip, bilmediklerinizi öğreten</strong>,(2) <strong>Allah’ın kendisine Kitab’ı ve Hikmet’i bildirdiği,</strong>(3) ifade edilen ayetlerde, Hz. Peygamber (asm)’a Kitab ile beraber bir de Hikmet’in verildiği anlaşılıyor.<br />
Atıf, ma’tufa hem benzerlik hem de muğayeretlik/aykırılık manasını taşımaktadır. Bu itibarla, Kitab’tan kasıt Kur’an-ı Kerim olduğuna göre Hikmet’in başka bir şey olması lazım. Bunun da sünnet olma ihtimali hepsinden önce gelir.(4) Atıftan ma’tufa olan farklılığı bu benzerlik noktası ise ikisinin de Allah’ın bildirmesiyle olmasıdır ki ikisinin de kaynağı vahiydir.(5)<br />
<strong>b. “Hatırlayın ki, Allah size iki taifeden birinin sizin olduğunu vaat ediyordu. Siz de kuvvetsiz olanın sizin olmasını istiyordunuz.”</strong>(6) ayetinde belirtilen vaat, önceden Müslümanlara verilmiş ama ne olduğu ayette bildirilmemiştir. Bu da başka bir vahiyle haber verildiğinin delilidir.<br />
<strong>c. “Peygamber, eşlerinden birine gizlice bir şey söylemişti. Fakat eşi bu sözü başkalarına haber verip, Allah da bunu Peygamber’e açıklayınca, Peygamber bir kısmını bildirip, bir kısmından da vazgeçmiştir. Peygamber bunu ona haber verince eşi, “Bunu sana kim bildirdi?” dedi. Peygamber, “Bilen, her şeyden haberdar olan Allah bana haber verdi” dedi.”</strong>(7) ayeti açıkça Kur’an dışında vahiy olduğunun delilidir. Zira verilen sırrın ifşasına dair bir açıklama Kur&#8217;an da olmadığı halde Hz.Peygamber (asm) bunu bilmektedir. Öyleyse bunu kendi kendine bilemeyeceğine ve Allah’ın bildirdiği ifade edildiğine göre, Kur&#8217;an içine girmemiş bir vahyin varlığı açıkça ortaya çıkmaktadır.<br />
<strong>2. Hadis-i şerifler:</strong><br />
<strong>a.</strong> Mikdad b. Ma’dikerib’in rivayetine göre Resulullah (asm), şöyle buyurmuştur: <strong>“&#8230;Bana Kitab ve onunla beraber onun gibisi verildi.”</strong>(8)<br />
<strong>b.</strong><strong> Kudsi Hadisler:</strong> (9) Bu tür hadislerde geçen, “Resulullah (asm), Rabbinden rivayet ettiği hadiste şöyle buyurdu”, “Resulullah’ın (asm), rivayet ettiği hadiste Allah Teala şöyle buyurdu” denilmesi ve hadislerin <strong>“Ey kullarım”</strong> diye başlaması Hz. Peygamber (asm)’e Kur’an dışında vahiy geldiğinin delillerindendir.<br />
<strong>c.</strong><strong>Cibril Hadisi:</strong> (10) diye bilinen meşhur hadise. Cebrail (a.s) beşer suretinde gelmiş ve bazı sualler sorarak cevap almış, Hz. Peygamber (asm) de ashabına, bunun Cebrail (a.s) olduğunu ve dini öğretmek için geldiğini bildirmiştir.<br />
<strong>d.</strong> Hz. Peygamber’in (asm), şüphesiz Rabbim Allah, bana vahyetti,(11) ben emrolundum, nehyolundum,(12) gibi ifadeleri ve Cebrail (a.s)’ın bazı şeyleri kendisine öğrettiğini bildirmesi de,(13) Kur’an dışında vahyin varlığına açık delillerindendir.(14)<br />
Ayrıca bir Yahudi’nin sorularına cevap veren Hz. Peygamber (asm)’in<strong> “Aslında bunları bilmiyordum. Ancak Allah onları bana bildirdi.”</strong>(15) buyurması da konuyu destekleyen diğer bir husustur.<br />
<strong>3. Alimlerin görüşleri:</strong><br />
Ashab-ı Kiram (r.a.) Peygamber Efendimiz (asm)’ın uygulamalarından, izahlarından ve ifadelerinden Kur&#8217;an dışında vahiy aldığını biliyorlardı. Bunu birçok defalar ifade etmişlerdir. Alimler de Kur&#8217;an, hadis ve ashabın ifadeleri doğrultusunda sünnetin kaynağı hakkında fikir ve beyanda bulunmuştur; hepsi olmasa bile sünnetin kaynağının vahye dayandığını ifade etmişlerdir.<br />
Hz. Aişe (r.a) validemiz, Hz. Hatice (ra) hakkında vahiy geldiğini ifade eder ve O’na cennetten bir köşk verildiğinin bildirildiğini söyler.<br />
Rivayetlerde geçen, Cibril, Kur’an’ı indirdiği gibi sünneti de indirdi.(16) Ayrıca komşuya iyi davranmayı, abdest almayı, namaz kılmayı, telbiyenin yüksek sesle yapılmasını, kutlu akik vadisinde namaz kılınmasını, namazların vakitlerini, ümmet-i Muhammed’in (a.s.m) gireceği cennet kapısını, seyyidü’s-şüheda olan Hz. Hamza (r.a)’ın adının sema ehli tarafından levhalaştırılması(17) gibi bilgilerin Cibril (a.s) vasıtasıyla alması da Kur&#8217;an dışında vahiy olduğunu gösterir.<br />
Tavus ise, bizzat vahiy yoluyla inmiş bulunan diyetlere dair bir yazılı metine sahip olduğunu ve zekat ve diyetle ilgili hükümlerin vahiyle geldiğini belirtir.(18)<br />
Evzâi, “Sana Resulullah (asm)&#8217;dan bir hadis ulaştığında sakın ha başka bir şeyle hükmetme; Çünkü Resulullah (asm), Yüce Allah’tan bir tebliğciydi.” diyerek,(19) sünnetin vahye istinad ettiğini ifade etmiştir.<br />
Daha önce de ifade ettiğimiz gibi, bu konuda önemli açıklamaları olanlardan biri de İmam Şafii’dir.(20) Konuyu ilmine güvendiği bir zata dayandırdığı ve kendisinin de kabul ettiği anlayışa göre Sünnet; ya vahiydir, ya vahyin beyanıdır, ya da Allah’ın kendisine tevdi etmiş olduğu bir durumdur. Bu da kendisine has kıldığı nübüvvete ve buna dayalı olarak ilham ettiği hikmete dayanır. Şu halde hangi durum esas alınırsa alınsın, Allah, insanların Rasullah’a itaatını emretmiş, sünnetin gereği ile amel etmelerini istemiştir. Sünnet’in Kur&#8217;an’ı açıklaması, ya Allah’tan gelen Risalet yoluyla, ya ilhamla ya da kendine verilmiş “emir” ile gerçekleşir.<br />
Aynı kanaatleri paylaşan İbn Hazm, <strong>Sünneti, vahy-i gayri metluv</strong> olarak ifade eder ve <strong>vahy-i metluv</strong> olan <strong>Kur&#8217;an’a</strong> uymamız gerektiği gibi, ikinci vahiy olan sünnet’e de uymamızın esas olduğunu belirtir. Zira bağımlılığı ve Allah’tan olmaları bakımından ikisi de aynıdır .(21)<br />
Gazali Hazretleri de <strong>sünnetin</strong> vahye istinad ettiğini ifade ile<strong> vahy-i gayri metluv </strong>olduğunu belirtir.(22)<br />
Sünnetin tamamı vahiy olarak kabul edilirse, Hz. Peygamberin (asm) nasıl Kur&#8217;an-ı Kerim’i değiştiremiyorsa, sünneti de değiştiremeyeceği anlamı kendiliğinden ortaya çıkmaktadır.(23)<br />
<strong>Kur&#8217;an gibi,</strong> sünnetin de tamamı vahye istinad ediyor, anlayışı içinde, önemli bir husus ortaya çıkmaktadır. Şayet, Hz. Peygamber (asm), her hadise ve olayda, Kur&#8217;an ayeti gibi, sünnet vahyini bekliyorsa, bu durumda O’nun içtihatları, istişareleri nasıl değerlendirilecektir. Elbette vahyi beklediği zamanlar olmuş, ama hayatın her safhasını böyle düşünmek ve değerlendirmede bulunmak bizi sıkıntıya sokacaktır.<br />
İşte bu gibi durumlar bazı alimleri, sünnetin tamamının değil de bir kısmının vahye, bir kısmının da içtihat ve istişare gibi durumlara dayandığı kanaatine sevk etmiştir.<br />
<strong>Mesela İbn Kuteybe, sünnet’in kaynağını üçe ayırarak şöyle der</strong>:<br />
<strong>a) </strong>Cebrail’in Allah’tan getirdiği sünnet.(24)<br />
<strong>b) </strong>Allah’ın Resulüne (asm) bıraktığı; re’yini açıklamasını istediği sünnet.(25)<br />
<strong>c) </strong>Resulullah (asm)’ın, bize âdab için kıldığı sünnet. Bunlar yapıldığında sevap alınıp, terkinde ise ceza olmayan sünnettir.(26)<br />
Benzer görüşü benimseyen Hanefilerden Serahsi, Hz. Peygamber (asm)’ın, re’y ve içtihat sonucu ulaştığı neticelerin, vahiy mesabesinde olduğunu belirtir:<br />
<strong>Vahiy iki kısımdır:</strong><br />
<strong>1. Zahir vahiy:</strong> Bu da üçe ayrılır.<br />
<strong>a) </strong>Melek lisanıyla gelen, kulakla algılanan ve Allah’tan geldiği kesin bilinen vahiy. Bu kısım Kur&#8217;an vahyidir.<br />
<strong>b)</strong> Kelamsız, melek tarafından yapılan işaretle Hz.Peygamber (asm)’e açıklanan vahiydir.(27)<br />
<strong>c)</strong> İlhamdır. Bu da, Resulullah (a.s.M)’ın kalbinin en ufak bir kuşkuya mahal kalmayacak şekilde ilahi te’yide mazhar olmasıdır. Onun kalbine bir nur doğar, meselenin hükmü açıkça belli olur.<br />
<strong>2. Batınî vahiy:</strong> Buna “ma yüşbihu’l-vahy” diyen Serahsi, Resulullah’ın (asm), re’y ve içtihadı sonucu ulaştığı hükümler olduğunu söyler. O’nun hata üzere bırakılmaması, devamlı vahyin kontrolünde olması gibi hususlar, bu kısımdan olan hükümleri de vahiy mesabesinde kılmaktadır. Ümmetten diğerlerinin içtihadı ise, yanılma ihtimallerinin olması ve bu yanılmalarının vahiyle düzeltilme imkanı bulunmaması sebebiyle Hz. Peygamber (a.s.m)&#8217;in içtihadı mesabesinde değildir.(28)<br />
Serahsi’nin bu açıklaması neticede Hz. Peygamber (asm)’ın bütün davranışlarının vahye dayandığı O’nun tashihinden geçtiği anlamına gelmektedir. Zira, Hz. Peygamber (asm)’ın davranışı veya sözü ya doğrudur, ya da yanlıştır. Hayatı boyunca düzeltilmişse tamam. Aynen kalmışsa onun doğru olduğu ortaya çıkar. Zira yanlışın Allah tarafından devam ettirilmesi mümkün değildir.<br />
<strong>Şatıbi ise şöyle der:</strong><br />
Hadis ya saf Allah’tan gelen bir vahiydir, ya da Hz. Peygamber (asm) tarafından yapılmış bir içtihattır. Ancak bu durumda onun içtihadı Kitap ya da sünnetten sahih bir vahye dayandırılmış ve onun kontrolünden geçmiştir. Hz. Peygamber (asm)’in içtihadında hata yapabileceği görüşü benimsense bile, o asla hatası üzerinde bırakılmaz, derhal tashih edilir. Sonunda mutlaka doğruya döner. Dolayısıyla ondan sadır olan hiçbir şeyde hata ihtimali yoktur.(29)<br />
Bu ifadelerden hareketle diyebilir ki, sünnetin tamamı vahiydir, diyenler pek de ifrat etmiş olmuyorlar. Zira, neticede sünnetin tamamı vahyin kontrolünden geçiyor, ya ibka ediliyor ya da tashih ediliyordu. Yani vahyin kontrolüne girmemiş bir uygulamanın varlığını kabul edemeyeceğimize göre netice olarak hepsinin vahye dayandığını rahatlıkla söyleyebiliriz. Ancak sünnetin tamamının vahye dayandığını söylerken bununla Rasulullah (asm)’ın devrinde tesbiti yapılan ve bize kadar sahih olarak gelen sünnetleri kastettiğimizi de belirtelim.<br />
<strong>4. Vahyi Takriridir</strong><br />
Sünnet’i tarif ederken bir kısmının da takriri sünnet dediğimiz, Hz. Peygamber (a.s.m) huzurunda yapılıp da gördüğü veya duyduğu halde susması veya tasvip buyurmasıdır.(30) Yani Ashabı Kiram gerek önceki Cahiliye döneminden kalma bazı uygulamaları, gerekse kendi anlayış ifadeleri olarak yaptıkları konuşma, davranış gibi hususlardan birini Hz. Peygamber (asm), gördüğünde veya duyduğunda onları bazen düzeltiyor, bazen değiştiriyor, bazen da seslenmiyordu. Ashabı Kiram O’nun bu susmasını tasvip olarak değerlendiriyordu. Zira ümmetin yaptığı bir hatayı aynen bırakması, Hz. Peygamber (asm) adına uygun olmazdı. Bu sebeple O’nun susmaları bile o fiil veya sözün yanlış olmadığı anlamına geliyordu.<br />
Ashab (r.a), Hz. Peygamber (asm)’ın kontrolünde olduğu gibi, Resulullah (asm) da İsmet sıfatının(31) bir gereği olarak, devamlı vahyin kontrolü altındaydı. Dolayısıyla O’nun hatasının düzeltilmeden bırakılmayacağı(32) ve bu uyarının da geciktirilmeden hemen yapılacağı(33) bilinmelidir. Bu özelliğiyle Hz. Peygamber (asm) bütün insanlardan ve içtihada ehil olanlardan ayrılmaktadır.<br />
Daha peygamber olarak görevlendirilmeden önce bile bazı davranışlarından dolayı ikaz edildiği bilinmektedir.(34)<br />
Bir defasında, Kureyş çocukları ile oyun oynarken izarını çıkarıp taş taşımak istemiş, ancak bu durumdan şiddetle menedilmiştir. Yine zemzem kuyusunun tamiri için amcası Ebu Talib’e yardım maksadıyla izarını çıkarıp üzerine taşı koymak istemiş, fakat baygınlık geçirmiştir. Kendine geldiğinde ise, üzerinde beyaz elbise olan birinin örtünmesini istediğini söylemiştir.(35)<br />
Vücudunun görülmesi uygun olmayan hususlar için muhafaza edildiği gibi, o günün toplumunda görülen bazı nahoş uygulamalardan da korunmuştur. Kendi ifadesiyle, düğün gibi yerlerde yapılan oyun ve eğlencelere bakmak istemiş, ancak onları duyamamış ve uyuya kalmış, ondan sonra da peygamberlikle vazifeleninceye kadar kötülüğe bulaşmamıştır.(36)<br />
Henüz peygamber değilken ve ümmetine ve insanlığa örnekliği kesin olarak belirtilmemişken, böyle koruma altında olan bir zatın, bütün yönleriyle ümmetine ve insanlığa nümune olduğu bir dönemde muhafaza edilmemesi, hatalı ve eksik bir durum varsa düzeltilmemesi(37) düşünülebilir mi?<br />
Nitekim Kur&#8217;an-ı Kerim’de bunun misallerini görmekteyiz. Hz. Peygamber (asm) vahyi muhafaza için endişe etmiş, ancak Allah Teala, buna mahal olmadığını bildirerek endişesini gidermiştir.(38)<br />
İnsanların hidayete gelmeleri, Allah’ın emrine uymaları hususunda O’nun vazifesinin yalnız tebliğ olduğu, vahyin ancak Allah’ın dilemesiyle olacağı, sonucu Allah’ın dilemesine bağlı olduğu(39) gibi hususlarda uyarılmış; mağfiret dilediği amcası Ebu Talib hakkında, ikaz edilerek dua etmekten men edilmiştir.(40)<br />
Diğer taraftan, Uhud Savaşı&#8217;ndan sonra düşmanlarına lanette bulunmaktan(41) ve Hz. Hamza (r.a)’a yapılan muamelelerden sonra müsle yapmak arzusundan(42) da vazgeçirilmiştir.<br />
Ayrıca, Bedir Savaşı&#8217;nda elde edilen esirlerle ilgili fidye karşılığı salıverilme fikrinden dolayı uyarılmış,(43) münafıklarla ilgili onları kazanma arzusuyla yaptığı uygulamadan men edilmiş(44), esirlerin arzusu için Allah’ın helal kıldığı şeyi kendine haram kılması sebebiyle de ikaz edilmiştir.(45)<br />
Bu ve benzeri ayetler Hz. Peygamber (asm)’ın yaptığı bazı tasarruflarının rızayı İlahi’ye muvafık olmadığı durumlarda tashih edildiğinin açk göstergeleridir. Allah Teala, O’nu, önce muhayyer bırakıyor ve içtihat etmesini, ashabıyla istişare eylemesini istiyor. Sonuçta Allah’ın rızasına uygun ise öylece kalıyor, değilse tashih ediliyordu. Nitekim, önce müşrik çocuklarının babaları hükmünde olduğunu beyan edip, sonra cennetlik olduklarını söylemesi, ilk önceleri kelerin, meshe uğramış Yahudiler olduğunu söylemesi sonra bu görüşünden vahyin uyarısıyla vazgeçmesi, kabir azabı hakkındaki görüşün Yahudi fitnesi olduğunu söyledikten sonra, vahyin uyarısıyla kabir azabının varlığını beyan edip, dualarında ondan Allah’a sığınması gibi hususlar,(46) Kur&#8217;an vahyi dışında da kendisinin uyarılıp tashih edildiğini göstermektedir.<br />
İşte Resulullah (asm)’ın huzurunda yapılan veya haberdar olduğu bir fiil, hareket veya sözü yanlış olarak devam ettirmesi mümkün olmadığı ve bu tür takriri sünnetin ümmet için örnek olması kesin olduğu gibi, Allah’ın huzurunda Resulullah (asm)’ın yaptığı davranış ve fiillerin de yanlış olarak devam etmesi söz konusu değildir ve bütün hayatı boyunca ondan sudur eden her şey daha da evleviyetle bizim için örnektir.<br />
Şu halde, Alim, Habir, Semi, Basir, Hakim olan Allah (c.c), Peygamber Efendimiz (asm)’den sadır olan her türlü söz, fiil ve davranışı ya tashih etmiştir, ya da aynen devam ettirmiştir. Bu dokunmayıp devam ettiği şeylere ister Hanefi ulamasının dediği gibi <strong>batınî vahiy</strong> diyelim,(47) isterse <strong>takriri vahiy</strong> diyelim, neticede Hz. Peygamber (a.s.m)’in sünnetinin vahye dayandığını ifade edebiliriz.<br />
Bundan hareketle, Hz. Peygamber (asm)’in içinde bulunduğu toplumun bazı örf ve adetlerini aynen devam ettirmesi, Allah’ın kontrolünden geçtiği ve bir nevi<strong>vahyi takriri </strong>olması sebebiyle, onlara sadece birer adet ve gelenek olarak bakmanın doğru olmayacağını düşünüyoruz. Zaten o uygulamaların temelden Hz. İbrahim (a.s) veya başka peygamberlere dayandığını önceden ifade etmiştik.<br />
Şu halde Hz. Peygamber (asm)’in sergilediği davranış ve hareketler, aynıyla Cahiliye de bulunsa bile, yanlış olsaydı, mutlaka vahiy tarafından tashih edilecekti. Tashih edilmeyenler ise tasvip edilmiş demektir denilebilir.<br />
Peygamber Efendimize İtaat ve İttiba ile ilgili Ayetler:<br />
1) -(Ey Muhammed! Onlara) Deki: “Allah’ı seviyorsanız, bana tabi olunuz ki, Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın&#8230;”(Al-i İmran / 31)<br />
2)-(Ve yine) de ki: “Allah’a ve Rasule itaat edin; eğer yüz çevirirlerse, şüphesiz Allah kafirleri sevmez.” (Al-i İmran / 32)<br />
3) -“Allah’a ve Peygambere itaat edin ki rahmet olunasınız.” (Al-i İmran /132)<br />
4 Ey iman edenler! Allah’a itaat edin. Peygambere ve sizden olan emir sahiplerine de itaat edin&#8230;” (Nisa / 59)<br />
5)-“Her kim Allah’a ve Peygambere itaat ederse,” (Nisa / 69)<br />
6)-“Her kim o Peygambere itaat ederse, Allah’a itaat etmiş olur.” (Nisa / 80)<br />
7) -“Ey iman edenler! Allah’a ve Rasulüne itaat ediniz&#8230;.” (Enfal / 20)<br />
8) -“Allah’a ve Rasulüne itaat edin ve birbirinizle çekişmeyin&#8230;” (Enfal / 46)<br />
10) -“Oysa aralarında hüküm vermesi için Allah’a ve Peygamberine davet olunan mü’minlerin sözü ise, “işittik ve itaat ettik” demeleridir&#8230;” (Nur / 51)<br />
11) -“Kim, Allah’a ve Peygamberine itaat eder ve O’ndan korkar, sakınırsa, işte kurtuluşa erenler de bunlardır.” (Nur / 52)<br />
12) -“(Ey müslümanlar!) Namazı dosdoğru kılın; zekatı verin ve Peygambere itaat edin ki rahmet olunasınız.” (Nur / 56)<br />
13) -“İçinizden kim Allah’a ve Rasulüne itaat eder ve salih amel işlerse,&#8230;” (Ahzab / 31)<br />
14) -“&#8230;kim Allah’a ve Rasulüne itaat ederse büyük bir kurtuluşa ermiş olur.” (Ahzab / 71)<br />
15) -“&#8230;Peygamber size neyi verirse, onu alın; neden sizi nehyederse, ondan da sakının&#8230;” (Haşr / 7)<br />
16 ) -“Allah’a itaat edin; Rasüle de itaat edin.” (Teğabun / 12)<br />
<u><em><strong>DİPNOTLAR:</strong></em></u><br />
<em>1. <strong>“O kendilğinden konuşmaz. Onun konuşması ancak, bildirilen bir vahiy ile dir.”  </strong>ayetinden kastedilenin yalnız Kur’an olduğu söyleniyorsa da, sünneti de ithtiva ettiğini belirten alimlerimiz vardır. Mesela, Elmalılı bu ayeti “O, yani Kur’an veya Onun nutku ancak bir vahiydir. Başka türlü söylenemez. Yalnızca vahyolunur.” diye tefsir ederek Sünnetinde vahiy edildiğine işaret etmiştir. (Yazır, Hak Dini VII, 457); Krş. Kurtubî, Tefsir, XVII,84-85; Aydınlı, Abdullah, Sünnetin Kaynağı Hakkında, Din Öğretimi dergisi, Sayı 37, Ank, 1992, s.48; Kırbaşoğlu, Sünnet, 236 vd.<br />
2. Bakara, 48; Ali İmran, 164.<br />
3. Nisa, 113; Cuma, 2.<br />
4. Hikmet’ten kastın sünnet olduğunu söyleyenler için bk. Hasan el-Basrî, Katade, Yahya b. Kesir, (Suyuti, Miftahu’l-Cenne, s.23); İmam eş-Şafii, er Risâle, 32,78,93.<br />
5. Kur’an ve Sünnet’in vahiy olması, aralarındaki farkın ne olduğu sorusunu akla getirmiştir. Aralarında mahiyet farkı olmadığı bu ayetten anlaşılıyor. Ancak biri <strong>vahy-i metluv,</strong> diğeri <strong>vahy-i gayri metluv</strong>dur. Suyuti bu hususu şöyle özetler: Allah’ın kelamı iki kısımdır. Allah Cibrile, “Peygamber’e Allah sana şunu şunu emrediyor, de.” Buyurur. Cibril’de muradı İlahiyi anlar ve Peygamber’e iletir. Bu aynen bir hükümdarın güvendiği birisini kendi namına elçi olarak tebasına göndermesi ve elçinin de hükümdarın arzusunu kendi ifadesiyle iletmesi gibidir. Diğeri ise Allah Cibril’e “Peygamber’e git ve şu kitabı ona oku” buyurur. O da aynen harfi harfine ona okur. İşte Kur’an vahyi ikinci kısma, sünnet vahyi birinci kısma benzemektedir. Bu yüzden Sünnetin manasıyla rivayetinin de caiz olduğunu söyler. Suyuti, el-İtkân, I,45; bk, Subhi es-Salih, Hadis İlimleri, s.261-262; Karaman, Hadis Usulü, s.9-10.<br />
6. Enfal, 7.<br />
7. Tahrim, 3.<br />
8. Hadisin başında, Kur’an’da bulduğumuzu alırız, onda olmayanı almayız diyecek bir takım insanların geleceğinin bildirilmesi, sonra da sünnetin verildiğinin belirtilmesi konumuz açısından önemlidir. bk. Ebu Davud, Sünne, 6.<br />
9. Kudsi, ilahi veya rabbani, adıyla ifade edilen bu hadisler, Allah’a (c.c) nisbetle söylenmiştir. Hem lafzı hem de manasının Allah’a ait olduğu veya aynı diğer hadisler gibi manası Allah’tan, lafzı Peygamberimiz (asm)&#8217;den olduğu ancak ümmetin dikkatini çekmek açısından böyle ifade edildiği gibi anlayışlar vardır. bk. El-Hadis, ve’l-Muhaddisun, s.18; Kavaidu’t-Tahdis, s.64 vd.<br />
10. bk, Buhari, İman, 37; Müslim, İman, 1; Ebu Davut, Sünnet, 16; Tirmizi, İman,4.<br />
11. Müslim, Cennet, 63-64; bk, Aydınlı, Sünnetin Kaynağı, s.50-51; Toksarı, Sünnet, s.98-99; Ebu Davud, Edeb, 48.<br />
12. Müslim, İman, 32-36; bk, el-Münavî, Feyzu’l-Kadir, VI, 289-290.<br />
13. Örnek için bk, Müslim, Cenaiz, 1; Tirmizi, İmam, 18; Cihad, 32.<br />
14. Bazı araştırmacılar, vahy ifadesinin geçtiği hadisleri, mana ile rivayet edildiğinden, genel olarak hadislerin vahyedildiğine delil teşkil etmeyeceğini iddia etse bile (Erul, Bünyamin, İslamiyat, C.1, s.1, s.55 vd.) bir başka makalesinde, Yüce Allah’ın Kur&#8217;an dışında, Hz. Peygamber (asm) ile iletişim içinde olmadığını söylememiz mümkün değildir. Diyerek, Rasulullah (asm)’ın tebliğ, talim, tezkiye ve beyan ile görevlendirildiğini söyler. Ancak buna Hikmet demenin daha doğru olacağını söyler. (Erul, Bünyamin, İslamiyat, C.III, s.1., s.184.<br />
15. Müslim, Hayız, 34.<br />
16. Buhari, Nikah, 108.<br />
17. Sırasıyla bk, Suyuti, Miftah, 29; Müsned, II, 85,160; Buhari, Edeb, 28; Müslim, 1,140; Ebu Davud, Menasik, 24,27; Tirmizi, Hac, 14; Ebu Davud, Salat, 2; Buhari, Bedu’l-Halk, 6; Ebu Davud, Sünnet, 9; Müsned, I, 191; İbn Hişam, Sire, III, 101-102.<br />
18. Suyuti, Miftah, 29.<br />
19. Abdülğani Abdülhalik, Hucce, 337; Sünnet’in vahye dayandığı hususunda icma olduğu söylenir. bk, a.e., s.338; Hasan b. Atıyye’nin de Sünnet’in Kur’an gibi vahye dayandığını söylediği rivayet edilir. Darimi, Mukaddime, 49.<br />
20. Vahyi Metluv Kur&#8217;an, vahyi ğayri mevlut sünnet tir diyen Şafii hazretleri, Sünnetin Kur&#8217;an’ı Kerim’de geçen “hikmet” olduğunu söyler. (er-Risale, 3-4,10; el-Ümm, V, 127,128.)<br />
21. İbn Hazım, el-İhkam, 93; Krş. Kırbaşoğlu, Sünnet, s.260-261.<br />
22. Gazali, Mustasfa, I, 83; Hattabi’nin de aynı kanaatte olduğu hk. bk. Hattabi, Mealimu’s-Sünen, V, 10.<br />
23. Çakan, İ.Lütfi, Hadislerde Görülen İhtilaflar ve Çözüm Yolları, İst, 1982, s.96.<br />
24. Bir kadının teyzesiyle ve halasıyla aynı nikah altında bulunamayacağını ifade eden hadis bu kabildendir. Buhari, Nikah, 27; Müslim, Nikah, 37-38.<br />
25. İpek elbise giymek haram olduğu halde, hastalığından dolayı Abdurrahman b. Avf’a (r.a) Hz. Peygamber’in müsaade etmesini misal verir. bk. Buhari, Cihad, 91; Libas, 29; Müslim, Libas, 24-26.<br />
26. İbn Kuteybe, Ebu Muh. Abdullah, Te’vilu Muhtelifi’l-Hadis, Beyrut, 1972, s.196 vd.<br />
27. Ruhu’l-Kudüs kalbime üfledi, gibi ifadeler bu kabilden vahiydir. İbn Mace, Ticaret, 2; Beyhaki, Sünen, VII, 76; Suyuti, Miftah, 30.<br />
28. Serahsi, Şemsuddin, Usulü’s-Serahsi, Beyrut, 1973, II, 90-96.<br />
29. Şatıbi, Muvafakat, IV, 19; Benzer görüşler için bkz, Abdülgani, Hucce, s.334 vd.<br />
30. bk, Aydınlı, Istılah, 148; Ayrıca bk. Buhari, İ’tisam, 24.<br />
31. Peygamberlerin sıfatlarından olan ismet, Onların küfürden, Allah’ı bilmemekten, yalan söylemekten, hata etmekten, yanılgıya düşmekten, ihmalden, şeriatın tafsilatını bilmemekten uzak olduğu, bunlardan masum bulunduğu demektir. Hata üzere devam etmelerinin de mümkün olmadığı anlamındadır. bk, Gazali, Mustasfa, II, 212-214; Sâbûni, Maturidiyye Akâidi, trc. Bekir Topaloğlu, Ank. 1979, s.212-212; Yazır, Hak Dini, IX, 6357; Abdülgani, Hucce, 108 vd.<br />
32. Serahsi, Usul, II, 68.<br />
33 Sabuni, Maturidiyye, 121; Abdülğani, Hucce, s.222; İbn Teymiyye’nin Peygamberlerin hata üzere bırakılmayacağı görüşü için bkz. Abdülcelil İsa, İctihadü’r-Rasül, Mısır, ts. S.33.<br />
34. Allah’ü Teala’nın, O’nu (a.s.m) Cahiliye pisliklerinden muhafaza etmesi hk. bk. İbn sa’d, Tabakat, I, 121; Ebu Nuaym, Delâil, I, 129; Beyhakî, Delaîl, I, 313.<br />
35. Ebu Nuaym, Delail, I, 147; Ayrıca bkz, Buhari, I, 96; Müslim, I, 268; Beyhaki, Delail, I, 313-314.<br />
36. bk. Taberi, Tarih, II, 196; Ebu Nuaym, Delail, I, 143; Beyhaki, Delail, I, 315; Bir defasında O’nu (a.s.m) zorla bir eğlenceye götürmüşler, ancak O kaybolmuş, daha sonra ortaya çıkınca demiş ki; Beyaz ve uzun boylu bir adam bana; “Ey Muhammed! Sakın o puta el sürme, geriye dön” dedi. Krş. Müsned, II, 68-69; Köksal, İslam Tarihi, II,117-121.<br />
37. Geniş bilgi için bk. Serahsi, Usul, II, 91; Gazali, Mustasfa, II,214; Sabunî, Maturidiyye, s.121; Abdülğani, Hucce, 221-222; Abdülcelil İsa, İctihad, s.31-33; Çakan, İhtilaflar, s.96,113; Erdoğan, Sünnet, 192 vd.<br />
38. Kıyamet, 16-17.<br />
39. Sırasıyla bk. Gaşiye, 21-22; Hud, 12; Kehf, 23; Kasas, 56; Yunus, 99; Şuara, 3.<br />
40. Tevbe, 113.<br />
41. Tirmizi, Tefsir, sure 3/12; Ali İmran, 128; Abdülcelil İsa, İctihad, s.95.<br />
42. Hz. Hamza’nın Kulak burun gibi organları kesilmiş, ciğeri sökülmüştü. İbn Hişam, Sire, III, 101-103. Ayet için bk. Nahl, 126-127.<br />
43. Enfal, 67-68. bk. Abdülğani, Hucce, 185.<br />
44. Tevbe, 88, 84; bk. İbn Kesir, Tefsir, II, 378; Abdülcelil İsa, s.105.<br />
45. Tahrim, 1-2.<br />
46. bk. Abdülcelil İsa, İçtihad, s.59-66.<br />
47. bk. Serahsi, II, 90-91; Tehanevi, Muh.Ali b. Ali, Keşşafu İstilahati’l-Fünün, İst, 1984, II, 1523.</em><br />
<i>Selam ve dua ile&#8230;<br />
Kaynak: Sorularlaİslamiyet.com</i><br />
Anahtar Kelime Alanı: hadisler hadisler kısa hadislerle kuran tefsiri hadisler buhari hadisler kaça ayrılır hadisler ayet midir hadisler ayetler hadisler ayetleri nesh eder mi hadisler arapça ve anlamları hadisler buhari müslim hadisler bize nasıl ulaşmıştır hadisler bilinmeyen buhari&#8217;den hadisler hadis çeşitleri hadis çeşitleri şeması hadis çeşitleri ve tanımları hadisler farz mıdır hadisler gerçek midir hadisler günümüze nasıl geldi hadisler gerçekten doğrumu hadisler hakkında bilgi hadisler hikayeler hadisler hakkında ayetler hadisler hangi dönemde yazılmıştır h.z muhammed hadisleri hadisler ışığında günlük hayat hadisler ışığında değerlerimiz hadisler ışığında hadisler ile ilgili sözler hadisler ile ilgili ayetler hadisler ile ilgili hikayeler hadisler ilk ne zaman yazıldı hadisler-i şerifler peygamberimizin i hadisleri hadisler kurana aykırı olabilir mi hadisler kimin cümleleridir hadisler kaynaklı hadisler konularına göre k.kerimle ilgili hadisler hadisler listesi hadis literatürü hadis listesi hadislerin lafzen ve manen rivayeti hadisler müslim hadisler nasıl yazıldı hadisler ne kadar doğru hadisler neden var hadisler ne zaman yazıldı hadisler ne zaman toplandı hadisler nedir hadisler ne zaman yapılmıştır hadisler ne işe yarar peygamber efendimiz n hadisleri hadisler okunuşu ve anlamı hadisler olmasaydı hadisler örnekleri hadisler önemli hadislerin önemi hadislerin özellikleri hadisler peygamberden kaç yıl sonra yazıldı hadisler peygamber efendimizin hadisler peygamberimizle ilgili hadisler ravilerin sayısı bakımından kaça ayrılır hadisler riyazüs salihin hadisler sahih hadisler sahih mi hadisler sorularla islamiyet hadisi şerifler ve anlamları hadisler tirmizi hadisler tirmizi buhari hadisler tasnif edilirken hangi esaslar göz önüne alınmıştır hadisler uydurma mıdır hadis usulü hadis usulü özet hadis usulü pdf hadisler ve islam hadisler ve kaynakları hadisler ve sünnetler hadisler ve mealleri hadisler yasaklandımı</p>The post <a href="https://ateistlerecevap.org/hadislerin-yazilmasi-toplanmasi-tedvini-gunumuze-kadar-ulastirilmasi-ve-sunnetin-baglayiciligi-hakkinda-detayli-aciklama/" data-wpel-link="internal">Hadislerin yazılması, toplanması / tedvini, günümüze kadar ulaştırılması ve sünnetin bağlayıcılığı hakkında detaylı açıklama…</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ateistlerecevap.org/hadislerin-yazilmasi-toplanmasi-tedvini-gunumuze-kadar-ulastirilmasi-ve-sunnetin-baglayiciligi-hakkinda-detayli-aciklama/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Hadislerde geçen &#034;Tüm köpeklerin öldürülmesi&#034; olayını nasıl anlamalıyız? Hadis Hakkında Açıklama&#8230;</title>
		<link>https://ateistlerecevap.org/hadislerde-gecen-tum-kopeklerin-oldurulmesi-olayini-nasil-anlamaliyiz-aciklama/</link>
					<comments>https://ateistlerecevap.org/hadislerde-gecen-tum-kopeklerin-oldurulmesi-olayini-nasil-anlamaliyiz-aciklama/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ateistlere Cevaplar]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 26 Apr 2018 23:22:24 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Hadisler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.ateistlerecevap.org/?p=2239</guid>

					<description><![CDATA[<p>Rivayetlerden anlaşıldığı kadarıyla, öldürme emri bildiğimiz köpekler için tahsis edilmiş bir emir değildir. Bu emir bütün yırtıcı hayvanlarla ilgilidir. Buharî ve Müslim&#8217;in sahihinde şöyle bir hadis vardır: [stextbox id=&#8217;download&#8217;]&#8220;Beş tane hayvan &#8220;fasık&#8221;dır ki, Mekke&#8217;nin harem bölgesinde de öldürülebilir. Bunlar; fare, akrep, karga, çaylak ve yırtıcı köpektir.&#8221; (Bir rivayette: kişi ihramda da olsa bunları öldürebilir.) (Buhârî, Bedu&#8217;l-halk, 16; [&#8230;]</p>
The post <a href="https://ateistlerecevap.org/hadislerde-gecen-tum-kopeklerin-oldurulmesi-olayini-nasil-anlamaliyiz-aciklama/" data-wpel-link="internal">Hadislerde geçen "Tüm köpeklerin öldürülmesi" olayını nasıl anlamalıyız? Hadis Hakkında Açıklama…</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Rivayetlerden anlaşıldığı kadarıyla, öldürme emri bildiğimiz köpekler için tahsis edilmiş bir emir değildir. Bu emir bütün yırtıcı hayvanlarla ilgilidir. Buharî ve Müslim&#8217;in sahihinde şöyle bir hadis vardır:<br />
[stextbox id=&#8217;download&#8217;]<strong>&#8220;Beş tane hayvan &#8220;fasık&#8221;dır ki, Mekke&#8217;nin harem bölgesinde de öldürülebilir. Bunlar; fare, akrep, karga, çaylak ve yırtıcı köpektir.&#8221; </strong>(Bir rivayette: kişi ihramda da olsa bunları öldürebilir.) <em>(Buhârî, Bedu&#8217;l-halk, 16; Müslim, Hac, 9: 66-72).</em>[/stextbox]
Bazı rivayetlerde yılan da vardır. Hadiste geçen anahtar kelimeler şunlardır: <strong>Fasık:</strong> Bu kelimenin sözlük anlamı; yoldan sapmaktır. Fasık adam, Allah&#8217;ın emir ve yasaklarının belirlediği çizginin dışına çıkan kimse demektir. Bu hayvanlara <strong>&#8220;fasık&#8221; </strong>adının verilmesi, bunların insanlara, diğer canlılara v.s. ye zarar vermekle, hayvanlar aleminin büyük çoğunluğunun yolundan dışarı çıkmaları sebebiyledir.<em> (bk. Nevevî, Şerhu Müslim, ilgili hadisin şerhi).</em><br />
<strong>El-Kelb el-Akur: </strong>Yırtıcı köpek demektir. Gördüğümüz kadarıyla bütün rivayetlerde köpek için bu vasıf kullanılmıştır. Bu da öldürme emrinin normal köpekler hakkında olmadığı, köpeğin köpek olduğu için böyle bir cezaya hedef olmadığını göstermektedir. Nitekim İmam Nevevî, bu hadisi açıklarken, şu görüşlere yer verir:<br />
[stextbox id=&#8217;download&#8217;]&#8221;Cumhura/âlimlerin büyük çoğunluğuna göre, hadiste geçen <strong>&#8216;el-Kelb el-Akur&#8217;</strong> (yırtıcı köpek) kelimesi, bütün yırtıcı hayvanlar için geçerlidir. Çünkü köpeğin vasfı olarak geçen <strong>&#8216;el-akur&#8217;</strong>kelimesi, yırtıcı anlamına gelir. Buna göre, hadiste geçen <strong>&#8216;yırtıcı köpek&#8217;</strong> tabiri, aslan, kaplan, kurt gibi genellikle yırtıcı hayvanlardan sayılanların hepsi için geçerlidir.&#8221; <em>(bk. Nevevî, Şerhu Müslim, ilgili hadisin şerhi).</em>[/stextbox]
Hz. Peygamber (a.s.m)&#8217;in Ebu Leheb&#8217;in oğlu Utbe için ettiği beddua meşhurdur.<br />
[stextbox id=&#8217;download&#8217;]&#8221;Allah&#8217;ım! Ona köpeklerinden bir köpeği musallat et!&#8221;[/stextbox]
diye beddua etmiş ve bir gece bir aslan gelip kervanın arasında bulunan Utbe&#8217;yi alıp parçalamıştı<em>. (bk. İbn Battal, Şerhu&#8217;l-Buharî-el-Mektebetu&#8217;ş-Şamile, VIII/80).</em><br />
İmam Malik de şöyle der: İhram&#8217;da olan bir kimse, kendisine eziyet veren hayvanları/haşereleri öldürmesi caizdir. Eziyet etmeyenleri öldürmesi ise caiz değildir.<em> (el-Mektebetu&#8217;ş-Şamile, IV/252).</em> İmam Malik&#8217;e göre, hadiste söz konusu edilen <strong>&#8220;yırtıcı köpek&#8221;</strong>ten maksat; <strong>aslan, kaplan, sırtlan kurt</strong> gibi insanlara saldıran, parçalayan her türlü yırtıcı hayvanlardır. <em>(İbn Kudame, el-Şerhu&#8217;l-Kebir; el-Mektebetu&#8217;ş-Şamile, III/302).</em><br />
Aslında Malikilere göre, yırtıcı kurt gibi insana saldıran, eziyet eden bütün hayvanlar &#8220;yırtıcı köpek&#8221; anlamındadır ve öldürülmeleri caizdir.<strong><em> </em>Fakat eziyet etmeyenleri öldürmek asla caiz değildir.</strong> <em>(İbn Kudame, a.g.e; el-Mektebetu&#8217;ş-Şamile, IV/14). </em>Ünlü âlimlerden İbnu Abdilber&#8217;e göre, zararlı olmadıkça hiçbir köpek öldürülmez. Çünkü Hz. Peygamber (a.s.m), canlıları silaha hedef yapmayı yasaklamıştır. Üstelik köpeğe su vermenin faziletiyle ilgili hadis mevcuttur.<br />
Hadiste <strong>&#8220;Her ciğer sahibine su vermenin ecri vardır.&#8221;</strong> buyurulmuştur. Ayrıca her tarafta bunca âlim dine aykırı fiillere işlere göz yummayan uyanık kimseler olduğu halde, köpekleri öldürme adeti yoktur. Ben, Müslümanların hiçbir fakihinin, köpek beslemeyi adaleti cerh eden, şahitliğe mani olan bir hal görmedim. Sadece Şafii mezhebi, ihtiyaç olmadığı halde köpek beslemeyi haram saymıştır&#8221; der. <em>(Canan, Kütübü sitte,13/ 516)</em><br />
Söz konusu hadis şöyledir: Hz. Ebu Hüreyre (r.a.) anlatıyor: Hz. Peygamber (a.s.m) şöyle buyurdu:<br />
[stextbox id=&#8217;download&#8217;]
<strong>“Bir adam yolda yürürken çok susadı. Derken bir kuyuya rastladı. İçine girip su içti. Dışarı çıktığında susuzluktan soluyup toprağı yemekte olan bir köpek gördü. Adam kendi kendine: ‘Bu köpek de benim gibi susamış’ deyip tekrar kuyuya indi, mestini su ile doldurup ağzıyla tutarak dışarı çıktı ve köpeğe su verdi. Allah onun bu davranışından memnun kaldı ve kendisini affetti.&#8221;</strong> Hz. Peygamber (asm)‘in yanında bulunanlardan bazıları:<br />
<em>‘Ey Allah’ın resûlü! Yani hayvanlar(a yaptığımız iyilikler)için de bize bir ücret var mı?’ </em>dediler. Allah’ın Resûlü:<br />
<strong>‘Evet! Her yaş ciğer <em>(sahibi olan canlılara yapılan iyilikler)</em>için bir ücret vardır.’ </strong>buyurdu.&#8221;<em>( Buhârî, Şirb, 9, Vudu, 33; Müslim, selam, 153; Ebu Dâvud, cihad, 47).</em><br />
[/stextbox]
Diğer bir rivayette ise Efendimiz (asm) şöyle buyurmuştur:<br />
[stextbox id=&#8217;download&#8217;]<strong>“Kötü yolda olan bir kadın, sıcak bir günde, bir kuyunun etrafında dönen bir köpek gördü, susuzluktan dilini çıkarmış soluyordu. Kadıncağız mestini çıkarıp onunla onu suladı. Bu yüzden bağışlandı.”</strong><em>(Müslim, Tevbe, 155).</em>[/stextbox]
Bu hadislerden de açıkça anlaşıldığı gibi, İslam&#8217;da Allah&#8217;ın yarattığı bütün canlılara karşı merhamet esastır. Hanefî mezhebinin meşhur fıkıh kaynağı el-Mebsut&#8217;ta şu görüşlere yer verilmiştir:<br />
[stextbox id=&#8217;download&#8217;]&#8221; Hadiste ifade edilen yırtıcı köpek&#8221;ten maksat kurt, aslan gibi eziyet veren yırtıcı hayvanlardır. İmam Şafinin dediği gibi, hadiste anlatılan şey şudur: Zararlı, saldırgan olan yırtıcı hayvanlardan başkasını öldürmek caiz değildir.&#8221;<em> (el-Mebsut- el-Mektebetu&#8217;ş-Şamile V/159).</em>[/stextbox]
Nitekim, Şafii mezhebenin ünlü bilgini İbn Hacer el-Heytemi, yırtıcı köpeğin öldürülmesi konusunda şunları söyler:<br />
[stextbox id=&#8217;download&#8217;]&#8221;Yırtıcı köpeği aç bırakarak ölüme terk etmek caiz değildir. Bilakis, öldürülecekse, mümkün olduğunca en güzel bir şekilde öldürmek gerekir.&#8221; (bk. Tuhfetu&#8217;l-Muhtac; el-Mektebetu&#8217;ş-Şamile, IV/252).[/stextbox]
El-Beycermî&#8217;nin ifadesi bu konuda daha açıktır:<br />
[stextbox id=&#8217;download&#8217;]&#8221;Yalnız faydalı olan köpekler değil, zararı olmadığı, saldırgan ve yırtıcılığa soyunmadığı sürece bütün köpeklerin canı muhteremdir, dokunulamaz.&#8221; (Haşyetu&#8217;l-Beycermî Ala&#8217;l-Menhec; el-Mektebetu&#8217;ş-Şamile, I/474).[/stextbox]
Buna göre Peygamber Efendimiz (asm)&#8217;in öldürülmelerine izin verdiği hayvanlar, vahşi, yırtıcı ve saldırgan hayvanlardır.</p>The post <a href="https://ateistlerecevap.org/hadislerde-gecen-tum-kopeklerin-oldurulmesi-olayini-nasil-anlamaliyiz-aciklama/" data-wpel-link="internal">Hadislerde geçen "Tüm köpeklerin öldürülmesi" olayını nasıl anlamalıyız? Hadis Hakkında Açıklama…</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ateistlerecevap.org/hadislerde-gecen-tum-kopeklerin-oldurulmesi-olayini-nasil-anlamaliyiz-aciklama/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>&#034;Ümmetimin ihtilafı rahmettir.&#034; Hadisi Hakkında Açıklama</title>
		<link>https://ateistlerecevap.org/ummetimin-ihtilafi-rahmettir-hadisi-hakkinda-aciklama/</link>
					<comments>https://ateistlerecevap.org/ummetimin-ihtilafi-rahmettir-hadisi-hakkinda-aciklama/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ateistlere Cevaplar]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 26 Apr 2018 23:00:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Hadisler]]></category>
		<category><![CDATA[İhtilaf kaç çeşittir?]]></category>
		<category><![CDATA[İhtilafta Rahmet Olur mu?]]></category>
		<category><![CDATA[Ümmetimin İhtilafı Rahmmettir Hadisi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.ateistlerecevap.org/?p=2236</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bazı hadislere “uydurma” deyip geçenler, daha çok o hadisteki manayı, hadisin ne maksatla söylendiğini bilemeyen, idrak edemeyen kimselerdir. Hâl böyle olunca, meselenin mahiyetini bilemeden o hususta fikir yürütenlerin sözlerinin bir kıymetinin olmadığı hatırdan çıkarılmamalıdır. Peygamberimiz (asm)&#8217;den rivayet edilen hadisler İslâm ulemasınca çok sıkı bir inceleme, araştırma sonunda bize kadar gelmiştir. Sadece bir hadisi öğrenmek için Medine’den kalkıp [&#8230;]</p>
The post <a href="https://ateistlerecevap.org/ummetimin-ihtilafi-rahmettir-hadisi-hakkinda-aciklama/" data-wpel-link="internal">"Ümmetimin ihtilafı rahmettir." Hadisi Hakkında Açıklama</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><em><strong>Bazı hadislere “uydurma” deyip geçenler, </strong>daha çok o hadisteki manayı, hadisin ne maksatla söylendiğini bilemeyen, idrak edemeyen kimselerdir. </em>Hâl böyle olunca, meselenin mahiyetini bilemeden o hususta fikir yürütenlerin sözlerinin bir kıymetinin olmadığı hatırdan çıkarılmamalıdır.<br />
Peygamberimiz (asm)&#8217;den rivayet edilen hadisler İslâm ulemasınca çok sıkı bir inceleme, araştırma sonunda bize kadar gelmiştir. Sadece bir hadisi öğrenmek için Medine’den kalkıp Mısır’a seyahat eden Ebû Eyyup el-Ensârî’nin gayreti bu meseleyi ispata kâfidir. Daha sonra devam eden asırlar boyunca, yaklaşık dört-beş asırlık bir devrede, hadis âlimleri gecelerini gündüzlerine katarak hadislerin sıhhati hususunda çalışmalar yapmışlardır. Hadis olarak duydukları her şeyi hemen kabul etmemişler; kim rivayet etmiş, nasıl bir rivayet silsilesi takip etmiş, hepsini teker teker incelemişler. Hattâ bu rivayet silsilesinin farklılığından dolayı hadisler derecelendirilmiş, buna göre hadis kitapları hazırlanmıştır.<br />
<strong>Bazı hadisler vardır ki,</strong> manası aynı olmakla beraber farklı şekilde rivayet edilegelmiştir. Yine bazı hadisler de vardır ki, hadis ilminin ıstılâhlarına göre sıhhat derecesine göre<em> “merfu, münkati, mürsel, zaif” </em>şeklinde sıralanmıştır. Hadis âlimleri ilk anda anlaşılamayan bu çeşit hadisleri hadis ilminin kendi esasları çerçevesinde, bazı âyet ve hadislerin mana bütünlüğü içinde anlamaya çalışmışlar, ona göre izah ve açıklamalar getirmişlerdir.<br />
İşte <strong>“Ümetimin ihtilâfı rahmettir.”</strong> meâlindeki hadisi şerif, yukarıda sözünü ettiğimiz hususlara girmektedir. Bu hadis-i şerife İslâm tarihi boyunca çeşitli itirazlarda bulunulmuş. Hadis âlimleri onlara gerekli cevabı vererek, itirazlarının manasızlığını ortaya koymuşlardır.<br />
Bu nevi hadis-i şeriflere bir örnek olması açısından, bu hususta hadis âlimlerinin sözlerini ve açıklamalarını biraz genişçe vermek istiyoruz. Tâ ki, her anlamadığı hadise <em>“mevzudur”</em> deyip geçenler bu hususta ihtiyatlı olsunlar.<br />
İmam Aclûnî’nin<em> &#8220;Keşfü’l-Hafâ&#8221;</em> isimli bir eseri vardır. Bu eser, hakkında münakaşa edilen ve hadis olarak duyulmuş olan sözlerin hadis olup olmadıklarını inceliyor. Hadis sahasında yapılmış en orijinal bir çalışmadır. Bu hadis hakkında hadis âlimlerinin şu izahlarına yer verilir: İmam Beyhakî Medhal’de İbni Abbas’tan şu meâlde bir hadis rivayet eder:</p>
<blockquote><p><strong>“Ashabım semadaki yıldızlar gibidir. Hangisinden hadis alırsanız, doğruyu bulursunuz. Ashabın ihtilâfı sizin için rahmettir.” </strong><em>(el-Aclûnî, Keşfü’l-Hafâ, I/64; el-Münâvî, Feyzü’l-Kadîr, I/210-212)</em></p></blockquote>
<p>Yine Beyhakî aynı yerde şu hadise yer vermektedir:</p>
<blockquote><p><strong>“Muhammed’in (a.s.m.) Ashabının ihtilâfı Allah’ın kulları için bir rahmettir.”</strong></p></blockquote>
<p>Aynı meâldeki hadisin varlığını, Taberânî, Deylemî, Ebû Naîm, ez-Zerkeşi, İbni Hacer gibi hadis âlimleri de belirtirler. Büyük hadis âlimi Hattabî ise şöyle der:</p>
<blockquote><p>“Bu hadis-i şerife iki kişi itirazda bulunmuştur. Birisi deli, öbürü de dinsizdir. Bunlar el-Musilî ile Câhiz’dir. Bunlar şöyle diyorlar: <em>‘Eğer ihtilâf rahmet olsaydı, ittifak azap olurdu.”</em></p></blockquote>
<p>Bunun bir saçmalıktan ibaret olduğunu belirten Hattabi “ihtilâf”ı şöyle anlatır:</p>
<blockquote><p><em><strong>“İhtilâf üç çeşittir. </strong>Birincisi ve ikincisi Allah’ın zat ve sıfatındaki ihtilâftır ki, birisi küfür, diğeri bid’attir. Bir de vecihleri bulunan fıkha ait fer’i meselelerdeki ihtilâftır. İşte buradaki ihtilâf ümmet için rahmettir.”</em></p></blockquote>
<p>Ömer bin Abdülaziz ise şöyle der:</p>
<blockquote><p><em><strong>“Ashab-ı Kiram ihtilâf etmemiştir.’ </strong>sözü hiç hoşuma gitmiyor. Şayet onlar ihtilâf etmeseydi hiçbir meselede ruhsat çıkmazdı.”</em></p></blockquote>
<p>İmam Nevevî ise, Sahih-i Müslim şerhinde, bir vesileyle ihtilaf konusuna değinir ve bu hususa şu izahı getirir:</p>
<blockquote><p><em>“Bir şeyin rahmet olması, onun zıddının azap olmasını gerektirmez. Bu hadiste de böyle bir şey yersizdir. Bunu ancak cahiller veya bilmez görünenler söyler. Cenab-ı Hak şöyle buyurur:</em><br />
<strong>‘Rahat edesiniz diye geceyi sizin için yaratması Onun rahmetindedir.’</strong><br />
<em>Geceye <strong>‘rahmet’ </strong>denmiştir, bundan gündüzün azap olması manası çıkmaz.” (bk. Şerhu Müslim, 11/91-92; Aclunî, a.y)</em></p></blockquote>
<p>Yine bazı âlimler, “Ümmetim dalâlet üzerinde toplanmaz.” hadisini zikrederek, “Bundan ümmetin ihtilâfının rahmet olmadığı manası anlaşılmamalı” derler.<br />
Hadisteki ihtilâftan hangi mananın kasdedildiği hususunda da âlimler şöyle derler:<br />
“Buradaki ihtilâftan murad, dinin asıl meselelerindeki ihtilâf olmayıp, fer’î meselelerdeki ihtilâftır. Çünkü dinin asıllarındaki ihtilâf dalâlettir <em>(Kadı İyaz, Sübki). </em>Bu meseledeki ihtilâftan maksat, ümmetin sanat, makam, mevki ve mertebelerindeki ihtilâftır. Bu da ümmet için rahmettir. Çünkü farklı sanatların bulunması herkese faydalıdır.<em> (İmam Harameyn).</em>”<br />
Hadis âlimlerinin bu husustaki birleştikleri nokta <strong>fer’î meselelerdeki ihtilâftır.</strong>Bunun da adı ictihaddır. Müctehidlerin ise dinin asıllarında değil de, fer’î meselelerdeki ihtilâflarından, yani farklı ictihadda bulunmalarından mezhepler meydana gelmiştir. Mezheplerin farklı farklı olması da Müslümanlar için bir rahmet olmuştur. Çünkü her Müslüman, kendi şartlarına göre bir mezhebi taklit ederek amel ve ibadetini yapmıştır.<br />
<em><strong>Müctehidler bir meselede ihtilâfa düşseler,</strong> isâbet edenler iki sevap alırken, yanılmış olanlar bir sevap alırlar.</em> Dinî meseledeki doğruyu ararken yanılmaları dahi onlara bir günah kazandırmamakta, sevap kazandırmaktadır. Bu meseledeki daha geniş izahı Feyzü’l-Kadir’in birinci cildinin 210-212 sayfalarına bakılabilir.<br />
<strong>“Ümmetimin ihtilâfı rahmettir.” </strong>meâlindeki hadis-i şerif, <em>“hakka hizmetteki ihtilâf, farklı görüş beyanı, değişik yorumlarda bulunma”</em> tarzında anlaşıldığında mevzu biraz daha umumileşmektedir. Çünkü Müslümanlar aynı esas ve gerçeklere inanmakla beraber her fert müstakil bir şahsiyet ve düşünce yapısına sahiptir. Bunun için de hâdiseleri değerlendirirken farklı açılardan yaklaşılabilir, yorumlanabilir.<br />
<strong>Müslümanlar meselelerini istişare yoluyla halledeceklerine göre</strong>, herkes samimi bir şekilde fikirlerini açıklar, bilgisi ve ihtisası dahilinde görüşlerini beyan eder. İşte bu yönüyle ihtilâf maddî ve mânevî inkişafın kaynağı olur. Bediüzzaman bu hadis-i şerifi <em>&#8220;Mektubat&#8221;</em> isimli eserinde izah ederken, meseleyi üç suâl, üç cevap çerçevesinde ele almakta ve misallerle anlatmaktadır. Bu izahı özetleyerek verelim:<br />
Suâl ve cevap şöyle:<br />
<em>&#8211; Hadiste, “Ümmetimin ihtilafı rahmettir” denilmiş. İhtilâf ise tarafgirlik gerektirir. Bu nasıl rahmet olur?</em><br />
<strong>Hadiste ifade edilen <em>“ihtilâf” </em>müsbet olanıdır. </strong>Hakka hizmette bulunan, İslâmî hakikatleri muhtaç olanlara ulaştırmaya çalışan kimseler belli ölçülerde fikir alış-verişinde bulunacaklardır. Fakat bu arada herkes mesleğinin ve hizmet tarzının tamir ve revacına çalışmalıdır. Başkasının fikir ve hizmetini tahrip ve iptal etmeye değil, tamamlanmasına ve ıslâhına gayret etmelidir. Bu müsbet tarafı. Menfî ihtilâf ise, kin, haset ve düşmanca hisler besleyerek birbirlerinin tahribine çalışırlar. Hadis, bunu reddetmektedir. Çünkü birbirleriyle boğuşanlar müsbet hareket edemezler.<br />
<em><strong>İkinci suâl: </strong>Tarafgirlik hastalığı mazlum halkı zâlim kimselerin şerrinden kurtarır. </em>Çünkü bir kasabanın ileri gelenleri birleşseler mazlum halkı ezerler. Şayet taraftarlık olsa mazlumlar bir tarafa iltica ederek kendilerini kurtarırlar.<br />
<strong>Bu mesele de şöyle izah ediliyor:</strong><br />
<em><strong>Şayet tarafgirlik hak nâmına olsa,</strong> bu durum haklı ve mazlumlara bir melce, sığınak olabilir.</em> Halbuki şimdiki garaz dolu ve nefis hesabına yapılan taraftarlık haklılara değil, haksızlara sığınak olmuştur. Onların dayanacakları nokta şekline girmiştir. Çünkü bu çeşit insanların yanına şeytan gelse, onun fikrine yardım edip taraftar olsa, ona rahmet okur. Eğer karşı tarafa melek gibi bir adam gelse, ona lânet okuyacak derecede bir haksızlık gösterir.Dolayısıyla bu çeşit ihtilafta rahmet olmadığı gibi, müsbet manada bir neticeye varılmaz.<br />
<strong>Üçüncü mesele de şöyle:</strong><br />
Hakikat hesabına yapılan fikrî tartışmalarda maksat ve esasta birleşilmekle beraber, vesilelerde ihtilaf edilir, farklı düşünülür. Bu tartışma, gerçeklerin her köşesini açığa çıkardığı gibi, hakka ve hakikate de hizmet eder. Fakat tarafgir bir şekilde ve garaz dolu firavunlaşmış nefis hesabına ve kendini beğenerek yapılan fikrî bir tartışmadan hakikat parıltıları değil, belki fitne ateşleri çıkar. Çünkü bu tarz fikrî bir tartışmaya giren kimselerin fikirlerinin aynı noktada birleşmesi mümkün değildir. Çünkü hak namına yapılmadığı için, tartışmalar aşırı bir hal alır, sonsuza kadar devam edip gider. Tedavisi mümkün olmayan çatlaklara, yaralara sebep olur. Çünkü maksatta ittifak edilmemiştir.<br />
Özetleyerek verdiğimiz bu izahlardan sonra Bediüzzaman bu hususta bütün mü’minlere şu ikazı yapar:</p>
<blockquote><p><em>“Ey ehl-i îman! Zillet içinde esaret altına girmemek isterseniz, aklınızı başınıza alınız. İhtilafınızdan istifade eden zalimlere karşı, <strong>[Mü’minler ancak kardeştir, meâlindeki âyet-i kerimenin] kal’a-i kudsiyesi içine giriniz, tahassün ediniz [sığınınız]. </strong>Yoksa ne hayatınızı muhafaza ve ne de hukukunuzu müdafaa edebilirsiniz. Malumdur ki, iki kahraman birbiriyle boğuşurken iki çocuk ikisini de dövebilir. Bir mizanda (terazide) iki dağ biribirine karşı müvazenede bulunsa [tartılsa] bir küçük taş müvazenelerini bozup onlarla oynayabilir, birini yukarı, birini aşağı indirir.&#8221;</em><br />
<em>&#8220;“İşte, ey ehl-i iman! İhtiraslarınızdan ve husumet-kârâne [düşmanca] tarafgirliklerinizden kuvvetiniz hiçe iner, az bir kuvvetle ezilebilirsiniz. Hayat-ı içtimaiyenizle alakanız varsa, <strong>[Mü’minin mü’mine münasebeti, taşları birbirine destek olan sarsılmaz bir bina gibidir.] </strong>mealindeki hadiste belirtilen düstur-u âliyeyi düstur-u hayat yapınız. Şefâlet-i dünyeviyeden ve şekavet-i uhreviyeden [dünyada sefaletten ve âhirette azaptan] kurtulunuz.” (Mektubat.s. 247-249)</em></p></blockquote>
<p>Bu kadar izahtan ve açıklamalardan sonra artık bu hadise<em> “mevzudur, uydurmadır” </em>deyip geçmek, bilgisizlikten başka bir şey olmasa gerekir. Zaten hiçbir hadis âlimi de bu hadise “mevzu” dememiştir. Hakkında şüphe edilen hadislere nasıl bakmamız gerektiği hususunda Bediüzzaman’ın Sözler isimli eserinin <em>“Yirmi Dördüncü Söz, Üçüncü Dal</em>”ında işlenen “On İki Aslı” gözden geçirmekte büyük fayda vardır.</p>The post <a href="https://ateistlerecevap.org/ummetimin-ihtilafi-rahmettir-hadisi-hakkinda-aciklama/" data-wpel-link="internal">"Ümmetimin ihtilafı rahmettir." Hadisi Hakkında Açıklama</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ateistlerecevap.org/ummetimin-ihtilafi-rahmettir-hadisi-hakkinda-aciklama/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Evren gerçekten de Kusursuz mu? Bu kusursuzluğun kıstasları nelerdir?</title>
		<link>https://ateistlerecevap.org/evren-gercekten-de-kusursuz-mu-bu-kusursuzlugun-kistaslari-nelerdir-2/</link>
					<comments>https://ateistlerecevap.org/evren-gercekten-de-kusursuz-mu-bu-kusursuzlugun-kistaslari-nelerdir-2/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ateistlere Cevaplar]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 22 Apr 2018 12:44:36 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sorular]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.ateistlerecevap.org/?p=2202</guid>

					<description><![CDATA[<p>&#160; Bir şeyin güzel veya çirkin olmasının ölçüsü, o şeyin mükemmel olup olmadığına bağlıdır. Bir şeyin mükemmelliği ise, o şeyin kendi varlığının amacı doğrultusunda hizmet edip etmemesine bağlıdır. Bir şeyin yaratılış amacına uygun hizmet edip etmediği ise, o şeyin dışa yansıyan konumunun düzenli olup olmamasına bakar. Bir şeyin düzenli olup olmaması ise, içinde bulunduğu kütlenin [&#8230;]</p>
The post <a href="https://ateistlerecevap.org/evren-gercekten-de-kusursuz-mu-bu-kusursuzlugun-kistaslari-nelerdir-2/" data-wpel-link="internal">Evren gerçekten de Kusursuz mu? Bu kusursuzluğun kıstasları nelerdir?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<blockquote><p>&nbsp;<br />
<a href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/04/evren-gercekten-de-kusursuz-mu.png" data-wpel-link="internal"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-2203 size-full" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/04/evren-gercekten-de-kusursuz-mu.png" alt="Evren gerçektende kusursuz mu" width="1280" height="720" srcset="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/04/evren-gercekten-de-kusursuz-mu.png 1280w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/04/evren-gercekten-de-kusursuz-mu-300x169.png 300w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/04/evren-gercekten-de-kusursuz-mu-1024x576.png 1024w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/04/evren-gercekten-de-kusursuz-mu-768x432.png 768w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/04/evren-gercekten-de-kusursuz-mu-1200x675.png 1200w" sizes="(max-width: 1280px) 100vw, 1280px" /></a></p></blockquote>
<p>Bir şeyin güzel veya çirkin olmasının ölçüsü, o şeyin mükemmel olup olmadığına bağlıdır. Bir şeyin mükemmelliği ise, o şeyin kendi varlığının amacı doğrultusunda hizmet edip etmemesine bağlıdır. Bir şeyin yaratılış amacına uygun hizmet edip etmediği ise, o şeyin dışa yansıyan konumunun düzenli olup olmamasına bakar. Bir şeyin düzenli olup olmaması ise, içinde bulunduğu kütlenin veya kitlenin hak-hukukuna riayet edip etmemesine göre değer alır.<br />
Mesela, bir gözün mükemmelliği onun -yaratılış amacı olan- varlıkları görmesidir. Varlıkları görmesi ise, mevcut güneş ışıklarının yansıma kanunlarına ayak uydurmasıyla mümkündür. Buna göre eşyayı gören bir göz, sadece kendi mükemmelliğine değil, aynı zamanda güneşin, atmosferin ve güneş sisteminin de mükemmelliğine delalet etmektedir. Çünkü, gözün düzgün görebilmesi için, bu sistemin mükemmel işlemesi gerekir. Gözün az veya çok ışıklar karşısında elastikî bir esnekliğe sahip olması yanında, görme eyleminin gerçekleşmesi için gereken ışık dalgalarının, ışığın kırılma kanunlarının, görme frekanslarının iyi ayarlanması gerekir.<br />
Keza bir kulağın mükemmelliği onun yaratılış gayesi olan sesleri işitmesine bağlıdır. Sesleri işitmesi için kulağın mevcut sistemde yaratılması yanında, içinde bulunduğu atmosfer sisteminde de kulakların duymasını sağlayan bir frekansın ayarlanması şarttır. Madem, mevcut olan sistem bu amacın gerçekleşmesine hizmeti ediyor, öyleyse mükemmel bir sistem işliyor.<br />
Mesela, yer çekim kanunu olmasaydı, sadece feza boşluğuna atılmak gibi bir tehlikeyle karşı karşıya kalmazdık, aynı zamanda bir lokma ekmeği bile yutamazdık. Yani, iç sistemimizin düzgün çalışması da bu yer çekim kanunun varlığına ve tabii ki bu kanunu yaratan Allah’a borçludur. Bu bir mükemmelliktir. Kâinatın bütün unsurları, bütün sistemleri milyarla seneden beri aynı mükemmellikte çalışıyor. Aksi takdirde şimdiye kadar elli defa kıyamet kopmuştu.<br />
Güzellik ve çirkinlik, mükemmellik ve noksanlık gibi olguların iki yönü vardır. <strong>Birincisi, </strong>bizzat varlıklarında mevcut olan durum. <strong>İkincisi; </strong>başkasına göre aldığı pozisyon&#8230;<br />
Yukarıda arz edilen kriterler çerçevesinde kâinata baktığımızda, onun bizzat mükemmel  ve kusursuz işleyen bir sistem olduğunu göreceğiz. Bunun en büyük şahidi, mevcut fennî ilimlerin uzun süre yapılan araştırmalar sonucunda ortaya koyduğu gerçeklerdir. İmam Gazalî’nin özetlediği gibi, mevcut fen bilimlerinin her biri çok harika bir araştırma sonucu vardığı yargı şudur:<br />
[stextbox id=&#8217;download&#8217;]“<strong>Mevcut olan nizam ve intizamdan daha güzeli, daha mükemmeli imkân dahilinde değildir.</strong>”[/stextbox]
Soruda ifade edildiği üzere, insanların bakış açısına göre görülen manzaraların çirkin veya güzel olması, göreceliği olan bir husustur. Üzüntü içinde olan bir kimsenin herkesi, hatta bütün dünyayı ağlıyor görmesi; buna mukabil neşeli bir kimsenin de herkesi, hatta bütün varlıkları neşeli görmesi, göreceli ve değişken bir durumdur.<br />
Kâinatta asıl olan güzelliktir. Çirkin olarak görülen bazı olgular ise, bu güzelliklerin güzelliğini göstermek için varlığa serpiştirilmiş ve güzelliklerin görünmesine vesile oldukları için de göreceli güzellikler sırasına terfi etmişlerdir. Ontolojik mekanizma içerisinde bunların varlığı gerçekten çok azdır. Örneğin, zikzaklar çizen bir kuyruklu yıldızın bu hareketi noksan / çirkin görülebilir. Fakat, bu hareket bir yandan düzgün hareket eden milyonlarca gök cisimlerinin güzelliklerinin anlaşılmasına katkı sağladığı gibi, diğer yandan bu zikzakları çizen kuyruklu yıldızlarda var olan çok güzel bir manevra kabiliyetini de göstermektedir.<br />
Keza, insanların sindirim sistemine yüzeysel bakan kimse, oralardaki kıvrımları, eğeri-büğrü kavşak yolları bir düzensizlik sayabilir. Fakat işin ehli olanlar bunun böyle olmadığını çok iyi bilirler.<br />
[stextbox id=&#8217;info&#8217;]<strong>“Gaybın anahtarları Allah’ın yanındadır. Onları, ondan başkası bilmez. O, (Allah) karada ve denizde ne varsa bilir. Hiçbir yaprak düşmez ki Allah onu bilmesin. Yerin karanlıklarında olan her tane, kuru ve yaş ne varsa hepsi apaçık bir kitaptadır.”</strong><em>(Enam, 6/ 59)</em>[/stextbox]
mealindeki ayette, her şeyin düzeni, dizaynı Allah’ın ilim ve hikmetiyle yapıldığı, bu sebeple de her şeyin güzel ve mükemmel olduğuna işaret edilmiştir.<br />
[stextbox id=&#8217;info&#8217;]<strong>“İnsanların elleriyle işledikleri sebebiyle karada ve denizde fesat ortaya çıktı.”</strong><em>(Rum, 30/41)</em>[/stextbox]
mealindeki ayette ise, dünyada görülen olumsuz durumların büyük bir müsebbibi insanlar olduğuna vurgu yapılmıştır. Bu gün ayetin on beş asır önce vurguladığı bu gerçek, işin uzmanları tarafından kabul edilmiş ve bu aymazlığa dur demek için kollar sıvanmıştır.<br />
<strong>Sonuç olarak diyebiliriz ki,</strong> bütün kâinat lisan-ı halleriyle<br />
[stextbox id=&#8217;info&#8217;]<strong>“Yedi göğü birbiri üstünde (bir ahenk ve nizam içinde) yaratan O’dur. Sen, Rahmân olan Allah’ın yaratışın da hiçbir uyumsuzluk göremezsin. Gözünü (göğe çevir de bir bak!) Bir bozukluk / noksanlık görebiliyor musun? Sonra gözü iki defa daha çevir, bak! Göz, umduğunu bulmadan bitkin ve perişan bir halde sana dönecektir (hiçbir kusur bulmadım diyecektir).”</strong><em>(Mülk, 67/3-4)</em>[/stextbox]
mealindeki ayetleri okuyorlar ve şuurlu olanlara okutturuyorlar&#8230; Rabbim bizlere de okumayı nasip etsin âmîn.<br />
<em>İlave bilgi için tıklayınız:</em><br />
<em>&#8211; <a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/node/40467" target="_blank" rel="noopener noreferrer nofollow external" data-wpel-link="external">Kur&#8217;an&#8217;da her şeyin mükemmel olduğu söyleniyor. Gerçekten her şey en güzel ve en mükemmel olarak mı yaratılmıştır?</a></em></p>The post <a href="https://ateistlerecevap.org/evren-gercekten-de-kusursuz-mu-bu-kusursuzlugun-kistaslari-nelerdir-2/" data-wpel-link="internal">Evren gerçekten de Kusursuz mu? Bu kusursuzluğun kıstasları nelerdir?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ateistlerecevap.org/evren-gercekten-de-kusursuz-mu-bu-kusursuzlugun-kistaslari-nelerdir-2/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Evren gerçekten de Kusursuz mu? Bu kusursuzluğun kıstasları nelerdir?</title>
		<link>https://ateistlerecevap.org/evren-gercekten-de-kusursuz-mu-bu-kusursuzlugun-kistaslari-nelerdir/</link>
					<comments>https://ateistlerecevap.org/evren-gercekten-de-kusursuz-mu-bu-kusursuzlugun-kistaslari-nelerdir/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ateistlere Cevaplar]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 22 Apr 2018 12:44:36 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sorular]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.ateistlerecevap.org/?p=2202</guid>

					<description><![CDATA[<p>&#160; Bir şeyin güzel veya çirkin olmasının ölçüsü, o şeyin mükemmel olup olmadığına bağlıdır. Bir şeyin mükemmelliği ise, o şeyin kendi varlığının amacı doğrultusunda hizmet edip etmemesine bağlıdır. Bir şeyin yaratılış amacına uygun hizmet edip etmediği ise, o şeyin dışa yansıyan konumunun düzenli olup olmamasına bakar. Bir şeyin düzenli olup olmaması ise, içinde bulunduğu kütlenin [&#8230;]</p>
The post <a href="https://ateistlerecevap.org/evren-gercekten-de-kusursuz-mu-bu-kusursuzlugun-kistaslari-nelerdir/" data-wpel-link="internal">Evren gerçekten de Kusursuz mu? Bu kusursuzluğun kıstasları nelerdir?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<blockquote><p>&nbsp;<br />
<a href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/04/evren-gercekten-de-kusursuz-mu.png" data-wpel-link="internal"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-2203 size-full" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/04/evren-gercekten-de-kusursuz-mu.png" alt="Evren gerçektende kusursuz mu" width="1280" height="720" srcset="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/04/evren-gercekten-de-kusursuz-mu.png 1280w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/04/evren-gercekten-de-kusursuz-mu-300x169.png 300w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/04/evren-gercekten-de-kusursuz-mu-1024x576.png 1024w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/04/evren-gercekten-de-kusursuz-mu-768x432.png 768w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/04/evren-gercekten-de-kusursuz-mu-1200x675.png 1200w" sizes="(max-width: 1280px) 100vw, 1280px" /></a></p></blockquote>
<p>Bir şeyin güzel veya çirkin olmasının ölçüsü, o şeyin mükemmel olup olmadığına bağlıdır. Bir şeyin mükemmelliği ise, o şeyin kendi varlığının amacı doğrultusunda hizmet edip etmemesine bağlıdır. Bir şeyin yaratılış amacına uygun hizmet edip etmediği ise, o şeyin dışa yansıyan konumunun düzenli olup olmamasına bakar. Bir şeyin düzenli olup olmaması ise, içinde bulunduğu kütlenin veya kitlenin hak-hukukuna riayet edip etmemesine göre değer alır.<br />
Mesela, bir gözün mükemmelliği onun -yaratılış amacı olan- varlıkları görmesidir. Varlıkları görmesi ise, mevcut güneş ışıklarının yansıma kanunlarına ayak uydurmasıyla mümkündür. Buna göre eşyayı gören bir göz, sadece kendi mükemmelliğine değil, aynı zamanda güneşin, atmosferin ve güneş sisteminin de mükemmelliğine delalet etmektedir. Çünkü, gözün düzgün görebilmesi için, bu sistemin mükemmel işlemesi gerekir. Gözün az veya çok ışıklar karşısında elastikî bir esnekliğe sahip olması yanında, görme eyleminin gerçekleşmesi için gereken ışık dalgalarının, ışığın kırılma kanunlarının, görme frekanslarının iyi ayarlanması gerekir.<br />
Keza bir kulağın mükemmelliği onun yaratılış gayesi olan sesleri işitmesine bağlıdır. Sesleri işitmesi için kulağın mevcut sistemde yaratılması yanında, içinde bulunduğu atmosfer sisteminde de kulakların duymasını sağlayan bir frekansın ayarlanması şarttır. Madem, mevcut olan sistem bu amacın gerçekleşmesine hizmeti ediyor, öyleyse mükemmel bir sistem işliyor.<br />
Mesela, yer çekim kanunu olmasaydı, sadece feza boşluğuna atılmak gibi bir tehlikeyle karşı karşıya kalmazdık, aynı zamanda bir lokma ekmeği bile yutamazdık. Yani, iç sistemimizin düzgün çalışması da bu yer çekim kanunun varlığına ve tabii ki bu kanunu yaratan Allah’a borçludur. Bu bir mükemmelliktir. Kâinatın bütün unsurları, bütün sistemleri milyarla seneden beri aynı mükemmellikte çalışıyor. Aksi takdirde şimdiye kadar elli defa kıyamet kopmuştu.<br />
Güzellik ve çirkinlik, mükemmellik ve noksanlık gibi olguların iki yönü vardır. <strong>Birincisi, </strong>bizzat varlıklarında mevcut olan durum. <strong>İkincisi; </strong>başkasına göre aldığı pozisyon&#8230;<br />
Yukarıda arz edilen kriterler çerçevesinde kâinata baktığımızda, onun bizzat mükemmel  ve kusursuz işleyen bir sistem olduğunu göreceğiz. Bunun en büyük şahidi, mevcut fennî ilimlerin uzun süre yapılan araştırmalar sonucunda ortaya koyduğu gerçeklerdir. İmam Gazalî’nin özetlediği gibi, mevcut fen bilimlerinin her biri çok harika bir araştırma sonucu vardığı yargı şudur:<br />
[stextbox id=&#8217;download&#8217;]“<strong>Mevcut olan nizam ve intizamdan daha güzeli, daha mükemmeli imkân dahilinde değildir.</strong>”[/stextbox]
Soruda ifade edildiği üzere, insanların bakış açısına göre görülen manzaraların çirkin veya güzel olması, göreceliği olan bir husustur. Üzüntü içinde olan bir kimsenin herkesi, hatta bütün dünyayı ağlıyor görmesi; buna mukabil neşeli bir kimsenin de herkesi, hatta bütün varlıkları neşeli görmesi, göreceli ve değişken bir durumdur.<br />
Kâinatta asıl olan güzelliktir. Çirkin olarak görülen bazı olgular ise, bu güzelliklerin güzelliğini göstermek için varlığa serpiştirilmiş ve güzelliklerin görünmesine vesile oldukları için de göreceli güzellikler sırasına terfi etmişlerdir. Ontolojik mekanizma içerisinde bunların varlığı gerçekten çok azdır. Örneğin, zikzaklar çizen bir kuyruklu yıldızın bu hareketi noksan / çirkin görülebilir. Fakat, bu hareket bir yandan düzgün hareket eden milyonlarca gök cisimlerinin güzelliklerinin anlaşılmasına katkı sağladığı gibi, diğer yandan bu zikzakları çizen kuyruklu yıldızlarda var olan çok güzel bir manevra kabiliyetini de göstermektedir.<br />
Keza, insanların sindirim sistemine yüzeysel bakan kimse, oralardaki kıvrımları, eğeri-büğrü kavşak yolları bir düzensizlik sayabilir. Fakat işin ehli olanlar bunun böyle olmadığını çok iyi bilirler.<br />
[stextbox id=&#8217;info&#8217;]<strong>“Gaybın anahtarları Allah’ın yanındadır. Onları, ondan başkası bilmez. O, (Allah) karada ve denizde ne varsa bilir. Hiçbir yaprak düşmez ki Allah onu bilmesin. Yerin karanlıklarında olan her tane, kuru ve yaş ne varsa hepsi apaçık bir kitaptadır.”</strong><em>(Enam, 6/ 59)</em>[/stextbox]
mealindeki ayette, her şeyin düzeni, dizaynı Allah’ın ilim ve hikmetiyle yapıldığı, bu sebeple de her şeyin güzel ve mükemmel olduğuna işaret edilmiştir.<br />
[stextbox id=&#8217;info&#8217;]<strong>“İnsanların elleriyle işledikleri sebebiyle karada ve denizde fesat ortaya çıktı.”</strong><em>(Rum, 30/41)</em>[/stextbox]
mealindeki ayette ise, dünyada görülen olumsuz durumların büyük bir müsebbibi insanlar olduğuna vurgu yapılmıştır. Bu gün ayetin on beş asır önce vurguladığı bu gerçek, işin uzmanları tarafından kabul edilmiş ve bu aymazlığa dur demek için kollar sıvanmıştır.<br />
<strong>Sonuç olarak diyebiliriz ki,</strong> bütün kâinat lisan-ı halleriyle<br />
[stextbox id=&#8217;info&#8217;]<strong>“Yedi göğü birbiri üstünde (bir ahenk ve nizam içinde) yaratan O’dur. Sen, Rahmân olan Allah’ın yaratışın da hiçbir uyumsuzluk göremezsin. Gözünü (göğe çevir de bir bak!) Bir bozukluk / noksanlık görebiliyor musun? Sonra gözü iki defa daha çevir, bak! Göz, umduğunu bulmadan bitkin ve perişan bir halde sana dönecektir (hiçbir kusur bulmadım diyecektir).”</strong><em>(Mülk, 67/3-4)</em>[/stextbox]
mealindeki ayetleri okuyorlar ve şuurlu olanlara okutturuyorlar&#8230; Rabbim bizlere de okumayı nasip etsin âmîn.<br />
<em>İlave bilgi için tıklayınız:</em><br />
<em>&#8211; <a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/node/40467" target="_blank" rel="noopener noreferrer nofollow external" data-wpel-link="external">Kur&#8217;an&#8217;da her şeyin mükemmel olduğu söyleniyor. Gerçekten her şey en güzel ve en mükemmel olarak mı yaratılmıştır?</a></em></p>The post <a href="https://ateistlerecevap.org/evren-gercekten-de-kusursuz-mu-bu-kusursuzlugun-kistaslari-nelerdir/" data-wpel-link="internal">Evren gerçekten de Kusursuz mu? Bu kusursuzluğun kıstasları nelerdir?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ateistlerecevap.org/evren-gercekten-de-kusursuz-mu-bu-kusursuzlugun-kistaslari-nelerdir/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ölümsüz Denizanası (Turritopsis Dohrnii) Bu Hayvan &#034;Her can ölümü tadacaktır&#034; ayetine zıt değil mi?</title>
		<link>https://ateistlerecevap.org/olumsuz-denizanasi-turritopsis-dohrnii-bu-hayvan-her-can-olumu-tadacaktir-ayetine-zit-degil-mi-2/</link>
					<comments>https://ateistlerecevap.org/olumsuz-denizanasi-turritopsis-dohrnii-bu-hayvan-her-can-olumu-tadacaktir-ayetine-zit-degil-mi-2/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ateistlere Cevaplar]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 15 Apr 2018 16:26:53 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sorular]]></category>
		<category><![CDATA[Deniz Anası Ölümsüz Mü?]]></category>
		<category><![CDATA[Ölümsüz Deniz Anası]]></category>
		<category><![CDATA[Turritopsis Dohrnii]]></category>
		<category><![CDATA[Turritopsis Dohrnii İslam]]></category>
		<category><![CDATA[Turritopsis Dohrnii Ölümsüz Mü?]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.ateistlerecevap.org/?p=2195</guid>

					<description><![CDATA[<p>Lütfen Yazıyı Sonuna kadar okuyun ya da aslında meselenin İslamla zıt olmadığını anladığınız yere kadar okuyun ( eğer fazla yazı okumaktan sıkılıyorsanız) eğer bu şekilde okumayacaksanız şimdiden okumayı bırakın. Cevap 1: “Bilim adamlarının, Turritopsis Dohrnii olarak adlandırdıkları bir tür denizanası, ölmüyor!” şeklindeki bilginin sınırlarını tespit etmek, yani bu ölümsüzlük süresinin ne anlama geldiğini söylemek zordur. Böyle [&#8230;]</p>
The post <a href="https://ateistlerecevap.org/olumsuz-denizanasi-turritopsis-dohrnii-bu-hayvan-her-can-olumu-tadacaktir-ayetine-zit-degil-mi-2/" data-wpel-link="internal">Ölümsüz Denizanası (Turritopsis Dohrnii) Bu Hayvan "Her can ölümü tadacaktır" ayetine zıt değil mi?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/04/lumsuz-Denizanasi-Turritopsis-Dohrnii-Bu-Hayvan-Her-can-olumu-tadacaktir-ayetine-zit-degil-mi.png" data-wpel-link="internal"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-2196" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/04/lumsuz-Denizanasi-Turritopsis-Dohrnii-Bu-Hayvan-Her-can-olumu-tadacaktir-ayetine-zit-degil-mi.png" alt="" width="1280" height="720" srcset="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/04/lumsuz-Denizanasi-Turritopsis-Dohrnii-Bu-Hayvan-Her-can-olumu-tadacaktir-ayetine-zit-degil-mi.png 1280w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/04/lumsuz-Denizanasi-Turritopsis-Dohrnii-Bu-Hayvan-Her-can-olumu-tadacaktir-ayetine-zit-degil-mi-300x169.png 300w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/04/lumsuz-Denizanasi-Turritopsis-Dohrnii-Bu-Hayvan-Her-can-olumu-tadacaktir-ayetine-zit-degil-mi-1024x576.png 1024w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/04/lumsuz-Denizanasi-Turritopsis-Dohrnii-Bu-Hayvan-Her-can-olumu-tadacaktir-ayetine-zit-degil-mi-768x432.png 768w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/04/lumsuz-Denizanasi-Turritopsis-Dohrnii-Bu-Hayvan-Her-can-olumu-tadacaktir-ayetine-zit-degil-mi-1200x675.png 1200w" sizes="(max-width: 1280px) 100vw, 1280px" /></a><br />
Lütfen Yazıyı Sonuna kadar okuyun ya da aslında meselenin İslamla zıt olmadığını anladığınız yere kadar okuyun ( eğer fazla yazı okumaktan sıkılıyorsanız) eğer bu şekilde okumayacaksanız şimdiden okumayı bırakın.<br />
<strong>Cevap 1:</strong><br />
<strong>“Bilim adamlarının, Turritopsis Dohrnii olarak adlandırdıkları bir tür denizanası, ölmüyor!”</strong> şeklindeki bilginin sınırlarını tespit etmek, yani bu ölümsüzlük süresinin ne anlama geldiğini söylemek zordur. Böyle bir denizanasının binlerce yıl yaşadığı tespit edilmiş midir? Böyle bir şeyin gerçek olması durumunda, Kur’an’la çelişir bir tarafının olup olmadığı hususuna gelelim:<br />
Kur’an şöyle buyuruyor:<br />
&#8211;   <strong> “Her nefis ölümü tadacaktır.” </strong>(Al-i İmran, 3/185; Enbiya, 21/35, Ankebut, 29/57)<br />
&#8211;   <strong> “Allah’ın Zât-ı Akdesi dışında her şey helak/yok olacaktır. Hüküm O’nundur ve hepiniz O’nun huzuruna götürüleceksiniz.” </strong>(Kasas, 28/88).<br />
&#8211;  <strong>  “Yerin üstünde bulunan herkes fânidir.” </strong>(Rahman, 55/26).<br />
Bu ve benzeri ayetlerde <strong>“bütün canlıların öleceği, her şeyin yok olacağı, sonra Allah’ın huzuruna varılacağı” </strong>hükümlerini görmekteyiz.<br />
&#8211; Bazı örneklerle, <strong>“bilimin gerçek verileriyle, Kur’an’ın doğruları arasında asla bir çelişkinin olmayacağı”</strong> hükmünü pekiştirmeye çalışalım:<br />
<strong>a.</strong> <strong>Turritopsis Dohrnii </strong>adlı denizanasının hücre yapısını değiştirerek hayata devam etmesi, onun hiçbir zaman ölmeyeceği anlamına gelmez. İnsanlar da her zaman hücrelerini değiştiriyorlar. Altı ayda bir hücrelerinin büyük çoğunluğu, altı yılda bir de yaklaşık bütün hücreleri ölüp yeniden diriliyor ve bir haşir numunesini gösteriyorlar.<br />
<strong>b. </strong>Güneş de füzyon olayıyla ömrünü sürdürmektedir. Güneş’in yaşamının çoğunda enerji, proton &#8211; proton zincirleme tepkimesi diye adlandırılan aşamalardan oluşur. Bu aşamalarda hidrojeni helyuma çeviren nükleer füzyon meydana gelir. Çekirdek, füzyon ile önemli derecede ısı oluşturulan tek yerdir. Güneş enerjisinin %99’u burada oluşmaktadır.<br />
Güneş bir anakol yıldızı oluğu için şu anda korda nükleer yanma ile üretilen enerji, çekimsel çökmeyi tamamıyla durdurabilmektedir. Yani bir denge durumu vardır. Yıldız anakolda kaldığı sürece bu denge hali devam eder. Her saniye, on beş milyon derece sıcaklığındaki Güneş merkezinde, yaklaşık altı yüz ton hidrojen helyuma dönüşüyor.<br />
Ancak, bilimsel çalışmalar gösteriyor ki, her yıldızın belli bir ömrü olduğu gibi Güneş’in de belli bir ömrü vardır, sonsuza değin enerji yaymayacaktır, bir gün o da kendi konumuna göre bir nevi ölüme mahkum olacaktır (Uzay ve Astronomi). Turritopsis Dohrnii adlı denizanasının uzun ömürlü olması, onun ölümsüz olduğu anlamına gelmez.<br />
<strong>c. </strong>Göklerde, Hz. İsa, yerde Hz. Hızır, normal hayat standartlarının dışına çıkmış, binlerce yıldır hayatlarını sürdürmektedir, fakat yine de bir gün öleceklerdir. Turritopsis Dohrnii adlı denizanasını da bu standart çerçevesinde değerlendirmek gerekir. (Yrd. Doç. Dr. Niyazi Beki)<br />
<strong>Cevap 2:</strong><br />
<strong>Denizanası </strong>grubundan <strong>Turritopsis Dohrnii</strong> türü, açık denizlerde ve okyanuslarda bulunuyor. Jelatinimsi bir vücut yapısına sahip olan bu denizanasının hayat devresi, kelebeğin veya eğrelti otlarının hayat devresini andırmaktadır.<br />
Nasıl ki, kelebeğin hayat devresi; yumurta ile başlayıp, bir tırtıl devresi geçirmekte ve sonunda kelebek olarak hayatını devam ettirmektedir. Kelebeğin ölümüyle hayatı son bulmamakta, yumurtasıyla bir bakıma onun hayatı devam etmektedir.<br />
Aynı şekilde, bir eğrelti otunun hayat devresi, sporla başlamakta, bu spor çimlenip 5-10 kuruş büyüklüğünde, protal adı verilen bitkiyi hasıl etmekte, o protalin üzerinde erkek ve dişi organların gelişmesiyle sperm ve yumurta hücreleri teşekkül etmekte, bu sperm ve yumurta hücrelerinin birleşmesiyle de eğrelti otu bitkisi hasıl olmaktadır. Bu eğrelti otu spor vermesiyle hayat çemberi devam etmektedir.<br />
Bu <strong>denizanasının</strong> da hayat devresi, poliple başlamakta, daha sonra bundan medusa adı verilen  ve serbedst yüzen deniz anaları teşekkül eder. Bu medusadan plamula adı verilen yapılar hasıl olmakta, bundan da stolonlu fertler hasıl olmakta, daha sonra bu stolonlu yapılar  polip fertlerini vermekte, onlardan da toplu polipler teşekkül etmektedir. Böylece denizanasının hayat devresi tamamlanmış olmaktadır.<br />
Burada olgun fertlerin fıtri hayatının kesin süresi bilinemediğinden, ingilizce<strong>“Nearly immortal” (hemen hemen ölümsüz) </strong>tâbiri kullanılmaktadır.<br />
Bu konu medyada,<strong> “ölümsüz hayat”</strong> olarak takdim edildi. Bir de üstelik bunun, Kur’an-ı Kerim’deki <strong>“Her nefis ölümü tadacaktır”</strong> âyetine ters düştüğü dillendirilmeye çalışıldı.<br />
Bu <strong>denizanasının</strong> fıtri ömrünün bilinmediği ifade ediliyor. Ancak, bu fertlerin başka canlılar tarafından yenmiş olmasıyla, onların her birinin hayatı son bulacaktır.<br />
<strong>Yukarıdaki âyetin mânâsı mutlaktır. Yani, her canlının öleceği ifade edilmekte, fakat bunun için belirli bir devir ve süre belirtilmemektedir. Dolayısıyla, kıyametin kopması esnasında canlıların hayatının son bulması halinde de bu âyetin işaret ettiği mânâ tahakkuk etmiş olacaktır. Bu bakımdan, bilimsel veriler olarak ileriye sürülen değerlendirmelerin, âyetin ruhuna aykırı bir tarafı yoktur. </strong>(Prof. Dr. Adem Tatlı)</p>
<hr />
<p>deniz anası ölümsüz mü ölümsüz olan bir denizanası ölümsüz olan bir denizanası türü oha diyorum ölümsüz denizanası ölümsüz denizanası ölümsüz denizanası turritopsis nutricula ölümsüz denizanaları dünyadaki tek ölümsüz canlı deniz anası denizanaları ölümsüz müdür ölümsüz olan bir denizanası türü vardır ölümsüz denizanası vikipedi turritopsis dohrnii ölümsüz mü turritopsis dohrnii wiki turritopsis dohrnii türkçe turritopsis dohrnii jellyfish turritopsis dohrnii for sale turritopsis dohrnii life cycle turritopsis dohrnii wikipedia turritopsis dohrnii video turritopsis dohrnii genome turritopsis dohrnii lifespan turritopsis dohrnii facts turritopsis dohrnii research turritopsis dohrnii teo en ming turritopsis dohrnii habitat turritopsis dohrnii size turritopsis dohrnii bbc turritopsis dohrnii biology turritopsis dohrnii hakkında bilgi turritopsis dohrnii ölümsüz</p>The post <a href="https://ateistlerecevap.org/olumsuz-denizanasi-turritopsis-dohrnii-bu-hayvan-her-can-olumu-tadacaktir-ayetine-zit-degil-mi-2/" data-wpel-link="internal">Ölümsüz Denizanası (Turritopsis Dohrnii) Bu Hayvan "Her can ölümü tadacaktır" ayetine zıt değil mi?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ateistlerecevap.org/olumsuz-denizanasi-turritopsis-dohrnii-bu-hayvan-her-can-olumu-tadacaktir-ayetine-zit-degil-mi-2/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ölümsüz Denizanası (Turritopsis Dohrnii) Bu Hayvan &#034;Her can ölümü tadacaktır&#034; ayetine zıt değil mi?</title>
		<link>https://ateistlerecevap.org/olumsuz-denizanasi-turritopsis-dohrnii-bu-hayvan-her-can-olumu-tadacaktir-ayetine-zit-degil-mi/</link>
					<comments>https://ateistlerecevap.org/olumsuz-denizanasi-turritopsis-dohrnii-bu-hayvan-her-can-olumu-tadacaktir-ayetine-zit-degil-mi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ateistlere Cevaplar]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 15 Apr 2018 16:26:53 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sorular]]></category>
		<category><![CDATA[Deniz Anası Ölümsüz Mü?]]></category>
		<category><![CDATA[Ölümsüz Deniz Anası]]></category>
		<category><![CDATA[Turritopsis Dohrnii]]></category>
		<category><![CDATA[Turritopsis Dohrnii İslam]]></category>
		<category><![CDATA[Turritopsis Dohrnii Ölümsüz Mü?]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.ateistlerecevap.org/?p=2195</guid>

					<description><![CDATA[<p>Lütfen Yazıyı Sonuna kadar okuyun ya da aslında meselenin İslamla zıt olmadığını anladığınız yere kadar okuyun ( eğer fazla yazı okumaktan sıkılıyorsanız) eğer bu şekilde okumayacaksanız şimdiden okumayı bırakın. Cevap 1: “Bilim adamlarının, Turritopsis Dohrnii olarak adlandırdıkları bir tür denizanası, ölmüyor!” şeklindeki bilginin sınırlarını tespit etmek, yani bu ölümsüzlük süresinin ne anlama geldiğini söylemek zordur. Böyle [&#8230;]</p>
The post <a href="https://ateistlerecevap.org/olumsuz-denizanasi-turritopsis-dohrnii-bu-hayvan-her-can-olumu-tadacaktir-ayetine-zit-degil-mi/" data-wpel-link="internal">Ölümsüz Denizanası (Turritopsis Dohrnii) Bu Hayvan "Her can ölümü tadacaktır" ayetine zıt değil mi?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/04/lumsuz-Denizanasi-Turritopsis-Dohrnii-Bu-Hayvan-Her-can-olumu-tadacaktir-ayetine-zit-degil-mi.png" data-wpel-link="internal"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-2196" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/04/lumsuz-Denizanasi-Turritopsis-Dohrnii-Bu-Hayvan-Her-can-olumu-tadacaktir-ayetine-zit-degil-mi.png" alt="" width="1280" height="720" srcset="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/04/lumsuz-Denizanasi-Turritopsis-Dohrnii-Bu-Hayvan-Her-can-olumu-tadacaktir-ayetine-zit-degil-mi.png 1280w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/04/lumsuz-Denizanasi-Turritopsis-Dohrnii-Bu-Hayvan-Her-can-olumu-tadacaktir-ayetine-zit-degil-mi-300x169.png 300w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/04/lumsuz-Denizanasi-Turritopsis-Dohrnii-Bu-Hayvan-Her-can-olumu-tadacaktir-ayetine-zit-degil-mi-1024x576.png 1024w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/04/lumsuz-Denizanasi-Turritopsis-Dohrnii-Bu-Hayvan-Her-can-olumu-tadacaktir-ayetine-zit-degil-mi-768x432.png 768w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/04/lumsuz-Denizanasi-Turritopsis-Dohrnii-Bu-Hayvan-Her-can-olumu-tadacaktir-ayetine-zit-degil-mi-1200x675.png 1200w" sizes="(max-width: 1280px) 100vw, 1280px" /></a><br />
Lütfen Yazıyı Sonuna kadar okuyun ya da aslında meselenin İslamla zıt olmadığını anladığınız yere kadar okuyun ( eğer fazla yazı okumaktan sıkılıyorsanız) eğer bu şekilde okumayacaksanız şimdiden okumayı bırakın.<br />
<strong>Cevap 1:</strong><br />
<strong>“Bilim adamlarının, Turritopsis Dohrnii olarak adlandırdıkları bir tür denizanası, ölmüyor!”</strong> şeklindeki bilginin sınırlarını tespit etmek, yani bu ölümsüzlük süresinin ne anlama geldiğini söylemek zordur. Böyle bir denizanasının binlerce yıl yaşadığı tespit edilmiş midir? Böyle bir şeyin gerçek olması durumunda, Kur’an’la çelişir bir tarafının olup olmadığı hususuna gelelim:<br />
Kur’an şöyle buyuruyor:<br />
&#8211;   <strong> “Her nefis ölümü tadacaktır.” </strong>(Al-i İmran, 3/185; Enbiya, 21/35, Ankebut, 29/57)<br />
&#8211;   <strong> “Allah’ın Zât-ı Akdesi dışında her şey helak/yok olacaktır. Hüküm O’nundur ve hepiniz O’nun huzuruna götürüleceksiniz.” </strong>(Kasas, 28/88).<br />
&#8211;  <strong>  “Yerin üstünde bulunan herkes fânidir.” </strong>(Rahman, 55/26).<br />
Bu ve benzeri ayetlerde <strong>“bütün canlıların öleceği, her şeyin yok olacağı, sonra Allah’ın huzuruna varılacağı” </strong>hükümlerini görmekteyiz.<br />
&#8211; Bazı örneklerle, <strong>“bilimin gerçek verileriyle, Kur’an’ın doğruları arasında asla bir çelişkinin olmayacağı”</strong> hükmünü pekiştirmeye çalışalım:<br />
<strong>a.</strong> <strong>Turritopsis Dohrnii </strong>adlı denizanasının hücre yapısını değiştirerek hayata devam etmesi, onun hiçbir zaman ölmeyeceği anlamına gelmez. İnsanlar da her zaman hücrelerini değiştiriyorlar. Altı ayda bir hücrelerinin büyük çoğunluğu, altı yılda bir de yaklaşık bütün hücreleri ölüp yeniden diriliyor ve bir haşir numunesini gösteriyorlar.<br />
<strong>b. </strong>Güneş de füzyon olayıyla ömrünü sürdürmektedir. Güneş’in yaşamının çoğunda enerji, proton &#8211; proton zincirleme tepkimesi diye adlandırılan aşamalardan oluşur. Bu aşamalarda hidrojeni helyuma çeviren nükleer füzyon meydana gelir. Çekirdek, füzyon ile önemli derecede ısı oluşturulan tek yerdir. Güneş enerjisinin %99’u burada oluşmaktadır.<br />
Güneş bir anakol yıldızı oluğu için şu anda korda nükleer yanma ile üretilen enerji, çekimsel çökmeyi tamamıyla durdurabilmektedir. Yani bir denge durumu vardır. Yıldız anakolda kaldığı sürece bu denge hali devam eder. Her saniye, on beş milyon derece sıcaklığındaki Güneş merkezinde, yaklaşık altı yüz ton hidrojen helyuma dönüşüyor.<br />
Ancak, bilimsel çalışmalar gösteriyor ki, her yıldızın belli bir ömrü olduğu gibi Güneş’in de belli bir ömrü vardır, sonsuza değin enerji yaymayacaktır, bir gün o da kendi konumuna göre bir nevi ölüme mahkum olacaktır (Uzay ve Astronomi). Turritopsis Dohrnii adlı denizanasının uzun ömürlü olması, onun ölümsüz olduğu anlamına gelmez.<br />
<strong>c. </strong>Göklerde, Hz. İsa, yerde Hz. Hızır, normal hayat standartlarının dışına çıkmış, binlerce yıldır hayatlarını sürdürmektedir, fakat yine de bir gün öleceklerdir. Turritopsis Dohrnii adlı denizanasını da bu standart çerçevesinde değerlendirmek gerekir. (Yrd. Doç. Dr. Niyazi Beki)<br />
<strong>Cevap 2:</strong><br />
<strong>Denizanası </strong>grubundan <strong>Turritopsis Dohrnii</strong> türü, açık denizlerde ve okyanuslarda bulunuyor. Jelatinimsi bir vücut yapısına sahip olan bu denizanasının hayat devresi, kelebeğin veya eğrelti otlarının hayat devresini andırmaktadır.<br />
Nasıl ki, kelebeğin hayat devresi; yumurta ile başlayıp, bir tırtıl devresi geçirmekte ve sonunda kelebek olarak hayatını devam ettirmektedir. Kelebeğin ölümüyle hayatı son bulmamakta, yumurtasıyla bir bakıma onun hayatı devam etmektedir.<br />
Aynı şekilde, bir eğrelti otunun hayat devresi, sporla başlamakta, bu spor çimlenip 5-10 kuruş büyüklüğünde, protal adı verilen bitkiyi hasıl etmekte, o protalin üzerinde erkek ve dişi organların gelişmesiyle sperm ve yumurta hücreleri teşekkül etmekte, bu sperm ve yumurta hücrelerinin birleşmesiyle de eğrelti otu bitkisi hasıl olmaktadır. Bu eğrelti otu spor vermesiyle hayat çemberi devam etmektedir.<br />
Bu <strong>denizanasının</strong> da hayat devresi, poliple başlamakta, daha sonra bundan medusa adı verilen  ve serbedst yüzen deniz anaları teşekkül eder. Bu medusadan plamula adı verilen yapılar hasıl olmakta, bundan da stolonlu fertler hasıl olmakta, daha sonra bu stolonlu yapılar  polip fertlerini vermekte, onlardan da toplu polipler teşekkül etmektedir. Böylece denizanasının hayat devresi tamamlanmış olmaktadır.<br />
Burada olgun fertlerin fıtri hayatının kesin süresi bilinemediğinden, ingilizce<strong>“Nearly immortal” (hemen hemen ölümsüz) </strong>tâbiri kullanılmaktadır.<br />
Bu konu medyada,<strong> “ölümsüz hayat”</strong> olarak takdim edildi. Bir de üstelik bunun, Kur’an-ı Kerim’deki <strong>“Her nefis ölümü tadacaktır”</strong> âyetine ters düştüğü dillendirilmeye çalışıldı.<br />
Bu <strong>denizanasının</strong> fıtri ömrünün bilinmediği ifade ediliyor. Ancak, bu fertlerin başka canlılar tarafından yenmiş olmasıyla, onların her birinin hayatı son bulacaktır.<br />
<strong>Yukarıdaki âyetin mânâsı mutlaktır. Yani, her canlının öleceği ifade edilmekte, fakat bunun için belirli bir devir ve süre belirtilmemektedir. Dolayısıyla, kıyametin kopması esnasında canlıların hayatının son bulması halinde de bu âyetin işaret ettiği mânâ tahakkuk etmiş olacaktır. Bu bakımdan, bilimsel veriler olarak ileriye sürülen değerlendirmelerin, âyetin ruhuna aykırı bir tarafı yoktur. </strong>(Prof. Dr. Adem Tatlı)</p>
<hr />
<p>deniz anası ölümsüz mü ölümsüz olan bir denizanası ölümsüz olan bir denizanası türü oha diyorum ölümsüz denizanası ölümsüz denizanası ölümsüz denizanası turritopsis nutricula ölümsüz denizanaları dünyadaki tek ölümsüz canlı deniz anası denizanaları ölümsüz müdür ölümsüz olan bir denizanası türü vardır ölümsüz denizanası vikipedi turritopsis dohrnii ölümsüz mü turritopsis dohrnii wiki turritopsis dohrnii türkçe turritopsis dohrnii jellyfish turritopsis dohrnii for sale turritopsis dohrnii life cycle turritopsis dohrnii wikipedia turritopsis dohrnii video turritopsis dohrnii genome turritopsis dohrnii lifespan turritopsis dohrnii facts turritopsis dohrnii research turritopsis dohrnii teo en ming turritopsis dohrnii habitat turritopsis dohrnii size turritopsis dohrnii bbc turritopsis dohrnii biology turritopsis dohrnii hakkında bilgi turritopsis dohrnii ölümsüz</p>The post <a href="https://ateistlerecevap.org/olumsuz-denizanasi-turritopsis-dohrnii-bu-hayvan-her-can-olumu-tadacaktir-ayetine-zit-degil-mi/" data-wpel-link="internal">Ölümsüz Denizanası (Turritopsis Dohrnii) Bu Hayvan "Her can ölümü tadacaktır" ayetine zıt değil mi?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ateistlerecevap.org/olumsuz-denizanasi-turritopsis-dohrnii-bu-hayvan-her-can-olumu-tadacaktir-ayetine-zit-degil-mi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Uçan Kertenkelenin Şaşırtıcı Kamuflaj Tekniği</title>
		<link>https://ateistlerecevap.org/ucan-kertenkelenin-sasirtici-kamuflaj-teknigi/</link>
					<comments>https://ateistlerecevap.org/ucan-kertenkelenin-sasirtici-kamuflaj-teknigi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ateistlere Cevaplar]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 12 Apr 2018 10:27:08 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Tefekkür]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.ateistlerecevap.org/?p=2174</guid>

					<description><![CDATA[<p>Uçan Kertenkelenin Şaşırtıcı Kamuflaj Tekniği Güneydoğu Asya’daki Borneo Adası’nda Uçan ejder olarak da bilinen Ejderha Kertenkelesi yırtıcılardan kaçmak için hayranlık uyandıran bir yöntem kullanır. 20-30 cm boyundaki bu kertenkelelerin gövdelerinin iki tarafında zar yapısında kanatlar yer alır. Hayvan bu kanatları gererek planör gibi 10 metreyi aşan mesafelere uçuş yapabilir, bir ağaçtan diğerine uçarak kendilerini tehdit [&#8230;]</p>
The post <a href="https://ateistlerecevap.org/ucan-kertenkelenin-sasirtici-kamuflaj-teknigi/" data-wpel-link="internal">Uçan Kertenkelenin Şaşırtıcı Kamuflaj Tekniği</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h1><a href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/04/kertenkelee.jpg" data-wpel-link="internal"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter  wp-image-2181" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/04/kertenkelee.jpg" alt="" width="620" height="412" srcset="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/04/kertenkelee.jpg 780w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/04/kertenkelee-300x199.jpg 300w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/04/kertenkelee-768x510.jpg 768w" sizes="(max-width: 620px) 100vw, 620px" /></a></h1>
<h1 class="entry-title">Uçan Kertenkelenin Şaşırtıcı Kamuflaj Tekniği</h1>
<p><a href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/04/02-Ucan-kertenkele-231x300-1.jpg" data-wpel-link="internal"><img loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-2175 alignright" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/04/02-Ucan-kertenkele-231x300-1.jpg" alt="" width="231" height="300" /></a>Güneydoğu Asya’daki Borneo Adası’nda Uçan ejder olarak da bilinen Ejderha Kertenkelesi yırtıcılardan kaçmak için hayranlık uyandıran bir yöntem kullanır.<br />
<span id="more-3648"></span>20-30 cm boyundaki bu kertenkelelerin gövdelerinin iki tarafında zar yapısında kanatlar yer alır. Hayvan bu kanatları gererek planör gibi 10 metreyi aşan mesafelere uçuş yapabilir, bir ağaçtan diğerine uçarak kendilerini tehdit eden şeylerden hızla uzaklaşabilirler. Bu süzülme tekniğinde o kadar başarılıdır ki, ağaçtan kontrolsüz olarak düşse bile derhal kendini topar ve süzülmeye başlar. Bu kanatları kullanmadığında varlıkları hareketlerine hiçbir zaman kısıtlama getirmez. Dinlenirken veya gezinirken ince deri kanatlar bedenlerinin yanlarında arkaya doğru katlanır. Kanatlar eğer ağır ya da hantal bir yapıda olsaydı kaçamaz, kolaylıkla düşmanlarına yem olabilirdi.<br />
Kertenkelenin uçuşu mükemmel bir iniş tekniği ile tamamlanmıştır. Hayvan ne kadar uzaktan ve yüksekten atlarsa atlasın bir ağacın gövdesine dikey konumda bile yumuşak bir iniş gerçekleştirir. Kertenkele bu teknikten yoksun yaratılmış olsaydı uçuş özelliği bir işe yaramayacak, bir hayvana yem olmasa bile düşerek canından olabilecekti.<br />
<strong> </strong></p>
<h6><span style="font-size: 20px;"><strong>Uçuş Şeklinden Kanatlarının Rengine Kadar Hikmetli Bir Yaratılış Örneği</strong></span></h6>
<p>Bu hayvana Allah hayranlık uyandırıcı iki özellik daha vermiştir. Yaprakların rengini taklit etmekle kalmayıp, yaprak gibi düşebilmeyi de becerir ve bu sayede avcı kuşların saldırılarından korunur.<br />
<a href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/04/03-Ucan-Kertenkele-225x300-1.jpg" data-wpel-link="internal"><img loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-2176 alignright" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/04/03-Ucan-Kertenkele-225x300-1.jpg" alt="" width="225" height="300" /></a>Avustralyalı ve Malezyalı bilim adamlarından oluşan bir araştırma ekibi Borneo’ya gidip farklı iki bölgede uçan kertenkeleleri, video çekimleri yaparak gözlemlediler.<br />
Ekibin gözlemlerine göre, adada farklı bölgelerde yaşayan kertenkelelerin kanatlarında farklı renkler bulunmaktaydı. Bir bölgedeki kanatlarda kırmızıya çalan paslanmış renkler bulunmaktayken, diğer bir bölgedeki mesela; mangrov sahilindeki ormanda yaşayan kertenkelelerin kanat renkleri koyu kahverengi ve yeşile çalıyordu.<br />
Çok şaşırtıcı olan şey kanat renkleriyle yaşadıkları bölgedeki ağaç yapraklarının renklerinin tam bir uyum içinde olmasıydı. Üstelik kertenkelenin rengi ağaçların üzerindeki yapraklarla değil, ağaçlardan düşen yapraklarla aynı renkteydi.<br />
O bölgedeki Mangrov ağaç yapraklarının rengi parlak yeşil renktedir ama yere düşmeden kısa bir süre önce kırmızı renge dönüşürler. Büyük bir mucize olarak buradaki kertenkelelerin kanat renkleri de kırmızıdır ve uçarlarken ağaçtan aşağı düşen yaprak görüntüsündedirler. Bu sayede havadayken kamufle olarak bir saldırıya uğramaktan korunurlar.</p>
<div id="attachment_3659" class="wp-caption aligncenter">
<figure id="attachment_2177" aria-describedby="caption-attachment-2177" style="width: 920px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/04/Fazladan3-1024x428-1.jpg" data-wpel-link="internal"><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-2177 size-full" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/04/Fazladan3-1024x428-1.jpg" alt="Bölgelere göre kertenkelelerin kanat rengiyle o bölgedeki ağaç yapraklarının rengi birbirleriyle uyum içindedir. En solda kanatlarının üzeri kırmızı olan kertenkele ve yanında ağaçlardan düşen kırmızı renkli yapraklar görülüyor. Sağda ise yeşil kanatlı kertenkele kanadı ve yaşadığı yerdeki yeşil ağaç yaprakları görülüyor." width="920" height="385" srcset="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/04/Fazladan3-1024x428-1.jpg 920w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/04/Fazladan3-1024x428-1-300x126.jpg 300w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/04/Fazladan3-1024x428-1-768x321.jpg 768w" sizes="(max-width: 920px) 100vw, 920px" /></a><figcaption id="caption-attachment-2177" class="wp-caption-text">Bölgelere göre kertenkelelerin kanat rengiyle o bölgedeki ağaç yapraklarının rengi birbirleriyle uyum içindedir. En solda kanatlarının üzeri kırmızı olan kertenkele ve yanında ağaçlardan düşen kırmızı renkli yapraklar görülüyor. Sağda ise yeşil kanatlı kertenkele kanadı ve yaşadığı yerdeki yeşil ağaç yaprakları görülüyor.</figcaption></figure>
</div>
<h1><strong>Uçan Kertenkeledeki Akıllı Plan: Kamuflaj</strong></h1>
<p>Uçan keledeki kamuflaj özelliği başlı başına bir akıl ve sanat gösterisidir. Bununla birlikte kamuflaj, aynı zamanda bir savaş stratejisidir. İnsanlar tarih boyunca bu yöntemle kendilerini ve teçhizatlarını gizleyerek düşmana karşı başarı sağlamıştır. Bu savaş taktiği ve akıl kullanmanın yanında eğitim, beceri ve yaratıcılık da gerektirmektedir. Dolayısıyla, her insanın kolaylıkla becerebileceği bir şey değildir.<br />
&nbsp;<br />
<a href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/04/06-kamuflaj-1024x640-1.jpg" data-wpel-link="internal"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-2178" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/04/06-kamuflaj-1024x640-1.jpg" alt="" width="829" height="518" srcset="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/04/06-kamuflaj-1024x640-1.jpg 829w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/04/06-kamuflaj-1024x640-1-300x187.jpg 300w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/04/06-kamuflaj-1024x640-1-768x480.jpg 768w" sizes="(max-width: 829px) 100vw, 829px" /></a>Oysaki uçan kertenkeleler dallar arasında iken bulundukları ortamdan kesinlikle ayırt edilemeyecek şekilde bu işi başarırlar. Üstelik, insan yapısı kamuflaj tekniklerinden çok farklı ve benzersiz olarak,  bir yaprağın havadaki hareketlerini andıran bir uçuş tekniği ile bulundukları ortamda fark edilemez hale gelirler.<br />
Bu durumda şu sorular akla gelmektedir: İnsanların bile akıl, bilgi ve beceri kullanarak yapmakta zorlandıkları bir şeyi, kertenkelenin inanılmaz estetik ve plan içerisinde başarması nasıl mümkün olmaktadır? Ya da şöyle soralım: Kamuflaj yaparak kaçmak, avlanmak, tuzak kurmak tamimiyle bilinçli ve akıllı bir harekettir, bunlar bilinçsiz ve şuursuz kertenkelelere değil, insanlara özgü özelliklerdir, o halde, sıçramasını uçmasını yadırgamadığımız hayvanların (ki bunlar da çok dikkat çekecek bir tasarımlardır), plan yaparak gizlenmesini nasıl doğal karşılayabiliriz? Ayrıca, bu hayvanlar kendi vücutlarında meydana gelen renk veya şekil değişikliklerini ya da duruş pozisyonlarını dışarıdan görmedikleri halde,  (kertenkelenin ağaçtan düşen yapraklarla aynı renkte olan sırtını görmeyi bile başaramadığını hatırlayın) nasıl olurda bulundukları ortama bu kadar uyum sağlayabilirler? Ve bunu nereden bilmektedirler? Kaldı ki, ne olmak istediklerine karar verseler bile bunu nasıl başarabilmektedirler?<br />
Bir başka soru: Tüm fiziksel planlamayı ve uygulamayı biran için göz ardı etsek bile, kertenkelenin kamuflajı tam anlamıyla sağlamak için kuru yaprak düşününü andıracak bir süzülme tekniğini geliştirebilecek bir iradeye ve zekâya ne şekilde sahip olduklarını, nasıl açıklarız? İnsan bile, zeki bir varlık olmasına rağmen böyle bir iradeye sahip değilken, bir hayvan nasıl olurda, bilinçli bir şekilde, yaptığı işin başarıya ulaşacağını da umarak hem uçuş hem de kusursuz bir iniş tekniği kullanabilir?<br />
<a href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/04/01-Banner-Ucan-kertenkele.jpg" data-wpel-link="internal"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-2179" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/04/01-Banner-Ucan-kertenkele.jpg" alt="" width="882" height="350" srcset="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/04/01-Banner-Ucan-kertenkele.jpg 882w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/04/01-Banner-Ucan-kertenkele-300x119.jpg 300w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/04/01-Banner-Ucan-kertenkele-768x305.jpg 768w" sizes="(max-width: 882px) 100vw, 882px" /></a><br />
Aslında bu soruların cevabı açıktır. Hayvanlar harika sistemlerle donatılmışlardır. Bir örümcek sahip olduğu ağ sayesinde beslenir, bir leopar hızlı koştuğu için avını yakalar ya da bir kertenkele yapraklara uyumlu kanatları olduğu için av olmaktan kurtulur… Bu hayvanların hiçbiri bu kadar mükemmel bir sistemi kuracak ve yaşatacak akla ve güce sahip değillerdir. Zaman içinde küçük değişimler geçirerek bugünkü kusursuz durumlarına da gelmiş olamazlar. Eğer evrimcilerin iddia ettiği gibi, yavaş yavaş bir gelişim olsaydı, sahip oldukları ölümcül derecede önemli sistemler daha oluşmadan yok olup giderlerdi.<br />
Uçan kertenkelenin kullandığı uçuş ve gizlenme tekniği bir bütündür. Yaprak gibi süzülme, iniş tekniği, kanatların hafif ve katlanabilir olması, sırtının renginin yapraklarla uyumu, sistemin başarılı biçimde işleyişi için gerekli özelliklerdir.  Bunlardan birinin eksik olması durumunda diğer özellikleri bir işe yaramayacak kertenkelenin hayatı tehlikeye girecektir. Yani sistemin daha ilkelinin ya da yarımının bir faydası yoktur.</p>
<div class="wp-video">
<div id="mep_0" class="mejs-container wp-video-shortcode mejs-video" tabindex="0" role="application" aria-label="Video oynatıcı">
<div class="mejs-inner">
<div class="mejs-controls">
<div class="mejs-button mejs-volume-button mejs-mute"></div>
<p><iframe loading="lazy" src="https://player.vimeo.com/video/98966790" width="640" height="360" frameborder="0" allowfullscreen="allowfullscreen"></iframe>
</div>
</div>
</div>
</div>
<p>Her biri akıl ve sanat ürünü olan bu canlılar; bilinçsiz, tesadüfi ve şuursuz doğa şartlarının (doğal afetlerin) ürünü de olamazlar. Kaldı ki, mükemmel olan sadece tek bir canlının oluşması değil, tüm canlıların yaşamlarını sürdürecek şekilde birbiriyle uyumlu olarak var olmalarıdır.<br />
Doğada gördüğümüz bu müthiş denge bize göstermektedir ki; tüm canlılar, uçan kertenkelede olduğu gibi hayatta kalabilmek için en ideal şekilde, bugünkü mükemmel şekilleriyle bir anda yaratılmışlardır. Bu üstün aklın, gücün ve sanatın sahibi de, yeri, göğü ve ikisi arasındaki her şeyi yaratan Allah’tır.<br />
<a href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/04/kertenkelee3-560x420-1.jpg" data-wpel-link="internal"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-2184" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/04/kertenkelee3-560x420-1.jpg" alt="" width="560" height="420" srcset="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/04/kertenkelee3-560x420-1.jpg 560w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/04/kertenkelee3-560x420-1-300x225.jpg 300w" sizes="(max-width: 560px) 100vw, 560px" /></a><br />
<figure id="attachment_2185" aria-describedby="caption-attachment-2185" style="width: 500px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/04/kertenkelee4.jpg" data-wpel-link="internal"><img loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-2185" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/04/kertenkelee4.jpg" alt="" width="500" height="338" srcset="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/04/kertenkelee4.jpg 500w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/04/kertenkelee4-300x203.jpg 300w" sizes="(max-width: 500px) 100vw, 500px" /></a><figcaption id="caption-attachment-2185" class="wp-caption-text">flying lizard, Tangkoko, north Sulawesi</figcaption></figure>
<a href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/04/kertenkelee2.jpg" data-wpel-link="internal"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-2183" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/04/kertenkelee2.jpg" alt="" width="518" height="518" srcset="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/04/kertenkelee2.jpg 518w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/04/kertenkelee2-300x300.jpg 300w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/04/kertenkelee2-150x150.jpg 150w" sizes="(max-width: 518px) 100vw, 518px" /></a> <a href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/04/kertenkelee1.jpg" data-wpel-link="internal"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-2182" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/04/kertenkelee1.jpg" alt="" width="500" height="374" srcset="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/04/kertenkelee1.jpg 500w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/04/kertenkelee1-300x224.jpg 300w" sizes="(max-width: 500px) 100vw, 500px" /></a> <a href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/04/kertenkelee.jpg" data-wpel-link="internal"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-2181" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/04/kertenkelee.jpg" alt="" width="780" height="518" srcset="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/04/kertenkelee.jpg 780w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/04/kertenkelee-300x199.jpg 300w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/04/kertenkelee-768x510.jpg 768w" sizes="(max-width: 780px) 100vw, 780px" /></a> <a href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/04/kamuflaj-630x420-1.jpg" data-wpel-link="internal"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-2180" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/04/kamuflaj-630x420-1.jpg" alt="" width="630" height="420" srcset="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/04/kamuflaj-630x420-1.jpg 630w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/04/kamuflaj-630x420-1-300x200.jpg 300w" sizes="(max-width: 630px) 100vw, 630px" /></a><br />
<strong>Kaynak:</strong></p>
<blockquote><p>http://www.sciencealert.com/flying-dragons-mimic-falling-leaves-to-escape-predators</p></blockquote>The post <a href="https://ateistlerecevap.org/ucan-kertenkelenin-sasirtici-kamuflaj-teknigi/" data-wpel-link="internal">Uçan Kertenkelenin Şaşırtıcı Kamuflaj Tekniği</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ateistlerecevap.org/ucan-kertenkelenin-sasirtici-kamuflaj-teknigi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yarasalarda ki Frekans Ustalığı</title>
		<link>https://ateistlerecevap.org/yarasalarda-ki-frekans-ustaligi/</link>
					<comments>https://ateistlerecevap.org/yarasalarda-ki-frekans-ustaligi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ateistlere Cevaplar]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 11 Apr 2018 23:34:16 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Tefekkür]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.ateistlerecevap.org/?p=2166</guid>

					<description><![CDATA[<p>Yarasalar su dalgalarını nasıl takip ederler? Yarasalara yol ve av haritası çıkaran süper hızlı ses kaslarının yapısı nasıldır? Yarasalar biyolojik sonarla avının yerini nasıl belirler? 200 cins ve 17 familya içinde 900 – 1000 farklı türü olan yarasa, Allah’ın çeşitlilik sanatının kusursuz örneklerinden biridir. Dünyanın her bölgesinde yaşayan bu canlıların özellikle tropikal bölgelerde sayıları daha [&#8230;]</p>
The post <a href="https://ateistlerecevap.org/yarasalarda-ki-frekans-ustaligi/" data-wpel-link="internal">Yarasalarda ki Frekans Ustalığı</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/04/012641700_1509529121-bat-removal-and-control-hanging-near-home-3pbk27.jpg" data-wpel-link="internal"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-2170" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/04/012641700_1509529121-bat-removal-and-control-hanging-near-home-3pbk27.jpg" alt="" width="640" height="360" srcset="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/04/012641700_1509529121-bat-removal-and-control-hanging-near-home-3pbk27.jpg 640w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/04/012641700_1509529121-bat-removal-and-control-hanging-near-home-3pbk27-300x169.jpg 300w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" /></a></p>
<ul>
<li>Yarasalar su dalgalarını nasıl takip ederler?</li>
<li>Yarasalara yol ve av haritası çıkaran süper hızlı ses kaslarının yapısı nasıldır?</li>
<li>Yarasalar biyolojik sonarla avının yerini nasıl belirler?</li>
</ul>
<p>200 cins ve 17 familya içinde 900 – 1000 farklı türü olan yarasa, Allah’ın çeşitlilik sanatının kusursuz örneklerinden biridir. Dünyanın her bölgesinde yaşayan bu canlıların özellikle tropikal bölgelerde sayıları daha fazladır. Çoğunlukla geceleri aktif olan yarasaların Allah koklama ve tat alma duyularını oldukça gelişmiş olarak yaratmıştır. Meyveyle beslenenler dışında, yarasaların görme duyuları ise fazla gelişmemiştir. Ancak çıkardıkları yüksek frekanslı ses dalgaları yardımıyla yönlerini bulurlar. Yüce Allah yarasalarda bu mükemmel iletişim kurma tekniğini bu canlının hayatını devam ettirmek için yaratmıştır.</p>
<h2 class="baslik2"><strong>Yarasalar Su Dalgalarını Takip Ederek Kurbağaları Yakalarlar</strong></h2>
<p><a href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/04/kurbaga-683x1024-1.jpg" data-wpel-link="internal"><img loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-2167 alignleft" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/04/kurbaga-683x1024-1.jpg" alt="" width="346" height="518" srcset="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/04/kurbaga-683x1024-1.jpg 346w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/04/kurbaga-683x1024-1-200x300.jpg 200w" sizes="(max-width: 346px) 100vw, 346px" /></a>Tungara kurbağasının dişi kurbağaya su göletinin içinde serenat yaparken oluşturduğu su dalgaları, kurbağanın yarasalar tarafından daha kolay avlanmasına sebep olur. Her ne kadar  Güney Amerika bölgesinde sığ sularda yaşayan Tungara kurbağası yarasayı fark ettiği anda ses çıkarmaktan vazgeçip sessiz kalsa da, su dalgaları birkaç saniye daha devam etmektedir.</p>
<p class="TRAnaMetin">Yankı, yarasa için adeta doğal bir sonar yapar, böylece kurbağayı bulunduğu noktaya kadar tespit etmesine yardımcı olur. Yarasa çıkan sese doğru ilerlediğinde, kurbağa üstüne yaklaşan yarasayı fark ettiği anda susmasına rağmen, ses dalgalarının birkaç saniye daha devam etmesi sonucu kurbağayı o bulanık suda nokta atışı yapar gibi tespit edebilir.</p>
<p class="TRAnaMetin">Yarasalar, Allah’ın onlara verdiği muazzam bir özellik olan sonar sistemlerini kullanarak, kurbağanın aldığı tedbirlere rağmen su dalgalarını müthiş bir hassasiyetle algılayıp kurbağanın yerini tespit edebilirler. Allah, bütün canlıları yaratırken onların bulundukları ortamda rahat yaşayabilecekleri özellikleri onların bedenlerinde yaratmıştır. Allah, sonsuz merhamet sahibidir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p class="ayet">Sizin İlahınız tek bir İlah’tır; O’ndan başka İlah yoktur; O, Rahman’dır, Rahim’dir (bağışlayan ve esirgeyendir). (Bakara Suresi, 163)</p>
<h2 class="baslik2"><strong>Yarasalara Yol ve Av Haritası Çıkaran Süper Hızlı Ses Kasları</strong></h2>
<p class="TRAnaMetin">Güney Danimarka Üniversitesi ve Pennsylvania Üniversitesi araştırmacıları, yaptıkları araştırmalarda Avrasya bölgesinde yaşayan Daubenton yarasalarının ekolokasyon (*) seslerini şimdiye kadar tespit edilmiş en hızlı kasları kullanarak çıkarttıklarını tespit etti.</p>
<p class="TRAnaMetin">Süper hıza sahip kaslar, normal vücut kaslarımızdan 100 kat daha hızlı kasılabilir, insan vücudunda en hızlı kasılan göz kaslarından 20 kat daha yüksek performans sergilerler.</p>
<p class="TRAnaMetin">Ayrı bir deneyle yarasaların bu sesleri nasıl çıkardıklarını anlamak için ses üreten kasların performansı ölçülmüş, bu sayede aynı bir motorlu taşıta uygulanan hız testi gibi, kasların ne miktarda kuvvet ürettikleri ortaya konmuştur. Yarasalarda ‘süper hızlı kas tipi’ bulunduğu için saniyede 190 Herz ölçeğinde kuvvet üretebildikleri tespit edilmiştir.</p>
<p class="TRAnaMetin">Aşırı yüksek performansta ses üreten bu kaslar, çıngıraklı yılan ve bazı balık türlerinde de mevcuttur.</p>
<p class="TRAnaMetin">Bilimsel çalışmaları yürüten ekipten Coen Elemans bu yeni bulgular için şunları söylemiştir: <i>“Güzel melodiler şakıyan kuşlarda da bu tür kaslara rastlamıştık. Fakat ilk kez bunları bir memelide görüyoruz”</i></p>
<p class="TRBaslik3">Yarasa kanatlarındaki ince kaslar uçuş sırasında hassas ayar yapmaya ve kanat derisinin güçlenmesine yardımcı olur</p>
<p class="TRAnaMetin">Uçuş esnasında yarasaların kanat derilerinde gömülü saç teli inceliğindeki kaslar, kanatların sertliğini ve kanat çırpma sırasında farklı noktalarda kanadın eğimini değiştirmeye yarar.</p>
<p class="TRAnaMetin">Yeni araştırmalar yarasaların kanat derisi üzerinde aynı bir ağ gibi yapılanmış saç teli inceliğindeki kasların uçarken kanatların şekil ve sertliğini biçimlendirdiğini ortaya koydu. Bu bulgular zar şeklindeki kanatların hassas aerodinamik yapısı hakkında yeni bilgiler edinmemizi sağladı.</p>
<h2 class="TRAnaMetin"><strong>Brown Üniversitesi Biyoloji bölümünden Jorn Cheney bu fiziksel harikayı bize şöyle açıklıyor</strong></h2>
<p class="TRAnaMetinBold"><span lang="FR">“Aerodinamik performans kanadın şekline bağlıdır. Uçuşun başlangıç anında zar kanatların şekli düz olabilir, fakat yükselme başladıkça düz kalmaz. Aerodinamik yüke karşılık olarak biçim değiştirmesi gerekecektir.”</span></p>
<p class="TRAnaMetinBold"><span lang="FR">“Kanadın aldığı şekil ve açı hayvanın yere çakılması gibi büyük bir risk veya çok başarılı bir sonuçla neticelenebilmesi nedeniyle çok önemli. Yarasa kanatlarında bulunan kaslar kemiklerin genel şeklini de kontrol edebildiği için çok sayıda biçim alabilmektedir.”</span></p>
<p class="TRAnaMetin">Saç teli kalınlığındaki bu kaslar (<i>plagiopatagiales</i>) yüz yıldan daha uzun bir süredir biliniyor olmalarına rağmen, işlevlerinin ne olduğu tam olarak ortaya konmamıştı.</p>
<p class="TRAnaMetin">Cheney kasların kanada şekil vermekte yetersiz kalacağını düşünüyordu. Cheney’e göre iki olasılık vardı. Ya kaslar birlikte aktif hale gelip güç oluşturuyor veya farklı biçimli zayıf kaslar sadece esneme algılayıcıları olarak görev yapıyordu.</p>
<p><a href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/04/yarasa1-696x350-1.jpg" data-wpel-link="internal"><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-2168 alignleft" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/04/yarasa1-696x350-1.jpg" alt="" width="644" height="324" srcset="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/04/yarasa1-696x350-1.jpg 696w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/04/yarasa1-696x350-1-300x151.jpg 300w" sizes="(max-width: 644px) 100vw, 644px" /></a>Sorunun cevabını deneyler ortaya koyacaktı. Cheney, Jamaika meyve yarasasının kanatlarında bulunan kasların bir kısmına algılayıcılar yerleştirdi ve laboratuvarın rüzgar tünelinde uçuşunu filme aldı.<br />
&nbsp;<br />
&nbsp;</p>
<p class="TRAnaMetin">Verilerden üç farklı bulgu ortaya çıktı, hepsi <i>plagiopatagiales</i> kaslarının derinin sertliğine etki ettiğini gösteriyordu. Kaslar aşağı çırparken sertleşiyor, yukarı çırparken gevşiyordu.</p>
<p class="TRAnaMetin">Deney sonuçlarını değerlendiren Brown Üniversitesi’nden Biyoloji profesörü Sharon Swartz  “Bu tipik kanat çırpma hareketi yarasaların kaslarını uçuş sırasında açık ve kapalı konuma getirdiklerini gösteriyor” diyerek sonucu teyit etmiştir.</p>
<p class="TRAnaMetin">Bir diğer tespit kasların tek ve ayrı hareket etmedikleridir. Bunun yerine bir arada eşzamanlı hareket ederek, kanadın sertleşmesi için birlikte toplu güç uygulamaktadırlar.</p>
<p class="TRAnaMetin">Son olarak, Cheney farklı uçuş hızları ve zamanlamanın kasları aktif hale getirdiğini gözlemledi; yarasalar hızlanarak uçtuklarında, kaslar yukarı ve aşağı vuruşlar sırasında daha hızlı gerginleşiyorlardı. İşte tüm bu bulgular, kasların pasif olarak hareket etmediklerini, -uçuş şartlarına göre- aktif ve toplu hareketler yaptıklarını ortaya koymuştur.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-2902 alignright td-animation-stack-type0-1" src="http://www.evrenvebilim.com/wp-content/uploads/2017/12/yarasa2.jpg" sizes="(max-width: 444px) 100vw, 444px" srcset="http://www.evrenvebilim.com/wp-content/uploads/2017/12/yarasa2.jpg 900w, http://www.evrenvebilim.com/wp-content/uploads/2017/12/yarasa2-300x184.jpg 300w, http://www.evrenvebilim.com/wp-content/uploads/2017/12/yarasa2-768x471.jpg 768w, http://www.evrenvebilim.com/wp-content/uploads/2017/12/yarasa2-696x427.jpg 696w, http://www.evrenvebilim.com/wp-content/uploads/2017/12/yarasa2-685x420.jpg 685w" alt="" width="444" height="272" /></p>
<p class="TRAnaMetin">Bir hayvanın ona uçuş becerisi, manevra kabiliyeti ve güç kazandıran kas yapısı ve işlevleri dahil, yaşadığımız sürece karşımıza çıkan herşey Rabbimiz tarafından manen “okumamız” için bize gönderilen bir mesaj özelliği taşımaktadır. Öğrenilen her yeni bilgi, düşünmek, hamd etmek, Rabbimiz’in ilim ve sanatını daha derin kavrayıp, O’na yakınlaşmak için bir yoldur.</p>
<p class="TRAnaMetin"><strong>Allah bir Kuran ayetinde şöyle bildirmektedir:</strong></p>
<p class="ayet">İnsanlardan, hayvanlardan ve davarlardan da renkleri böyle değişik olanlar vardır. <u>Kulları içinde ise Allah’tan ancak alim olanlar ‘içleri titreyerek korkar’</u>. Şüphesiz Allah, üstün ve güçlü olandır, bağışlayandır. (Fatır Suresi, 28)</p>
<h2 class="baslik2"><strong>Yarasalar Biyolojik Sonarla Avının Yerini Belirler</strong></h2>
<p class="TRAnaMetin">Yarasalar, böcekleri yakalamadan önce, ekolokasyonla yerlerini belirlemek için saniyede 190 çağrı üretirler. Saldırının son aşaması ‘terminal uğultu’ diye adlandırılır. Verilere göre, yarasalar saniyede 400 çağrıya kadar hızlı ses üretebilmektedir.</p>
<p class="TRAnaMetin">Biyologlar, serbest uçuş yapan yarasalarda bu seslerin üretilmesinden sonra, yankının kulaklarına dönme süresini de hesaplamışlardır. Yüksek ses hızı, sesin yankılanarak geri dönüşü esnasında herhangi bir karışıklık yaşanmamasında en önemli etkendir.</p>
<p><a href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/04/yarasa3.jpg" data-wpel-link="internal"><img loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-2169 alignleft" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/04/yarasa3.jpg" alt="" width="260" height="310" srcset="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/04/yarasa3.jpg 260w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/04/yarasa3-252x300.jpg 252w" sizes="(max-width: 260px) 100vw, 260px" /></a>Tüm canlıları bu eşsiz özelliklerle donatan Yüce Allah’tır. Bir canlının bedeninde yaratılan her detay Rabbimiz’in sonsuz kudretini, tüm evreni sarıp kuşatan sınırsız ilmini ve aklını bir kez daha göstermektedir. Her yeni bilgi derin düşünmek, şükretmek için bir vesiledir. Allah bir Kuran ayetinde şöyle buyurmaktadır:</p>
<p class="ayet">Onlar, ayakta iken, otururken, yan yatarken Allah’ı zikrederler ve göklerin ve yerin yaratılışı konusunda düşünürler.  (Ve derler ki:) “Rabbimiz, sen bunu boşuna yaratmadın.  Sen pek yücesin, bizi ateşin azabından koru.”  (Al-i İmran Suresi, 191)</p>
<h2 class="baslik2"><strong>Yarasaların Yön Bulma Yetenekleri</strong></h2>
<p class="TRAnaMetin">Yarasalar, etraflarındaki cisimleri algılamak için, yüksek titreşimli ses dalgaları yayarlar. İnsanlar tarafından duyulamayan bu dalgaların yankıları yarasa tarafından algılanır ve böylece hayvan içinde bulunduğu ortamın bir tür ‘harita’sını çıkartır. Yani yarasanın havada uçan küçücük bir sineği algılaması, çıkardığı seslerin sineğe çarpıp geri dönmesiyle oluşan yankıya dayanır. Yarasanın sonarla yön bulması, yaydığı seslerin kendisine geri dönme süreleri arasındaki farkı hesaplaması sayesinde mümkün olmaktadır.</p>
<p class="TRAnaMetin">Doppler etkisi denen fizik kuralına göre, hareket halindeki bir cisme çarpan sesin frekansı değişir. Yarasa sanki Doppler etkisini bilirmişçesine, hareketli cisimlere doğru yolladığı ses dalgalarını değiştirir. İşte bu noktada yarasa sonarının olağanüstü bir yönü daha ortaya çıkar. Allah yarasanın işitme sistemini yalnızca kendi sesini duyacak biçimde yaratmıştır. Kuran’da Allah şöyle buyurmuştur:</p>
<p class="ayet">“Sizin için hayvanlarda da elbette ibretler vardır” (Nahl Suresi, 66)</p>
<p class="TRAlintiItalik">* Ekolokasyon veya biyosonar; yarasa, yunus ve balina gibi bazı memelilerin kullandığı biyolojik sonardır. Ekolokasyonla hayvan sadece uzaklığı değil biçim ve büyüklüğü de saptayabilir.</p>
<p class="ayet">Aklı ve bilinci olmayan yarasaların hayret ve hayranlık uyandıran davranışları tüm canlıların hakimi olan Allah’ın gücü ve denetimi altında gerçekleşir. Çünkü Allah’ın Kuran’da bildirdiği gibi: “Sizin yaratılışınızda ve türetip-yaydığı canlılarda kesin bilgiyle inanan bir kavim için ayetler vardır.” (Casiye Suresi, 4)</p>The post <a href="https://ateistlerecevap.org/yarasalarda-ki-frekans-ustaligi/" data-wpel-link="internal">Yarasalarda ki Frekans Ustalığı</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ateistlerecevap.org/yarasalarda-ki-frekans-ustaligi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Deve İdrarı Hadisi Hakkında Detaylı Açıklama&#8230;</title>
		<link>https://ateistlerecevap.org/deve-idrari-hadisi-hakkinda-detayli-aciklama/</link>
					<comments>https://ateistlerecevap.org/deve-idrari-hadisi-hakkinda-detayli-aciklama/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ateistlere Cevaplar]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 08 Apr 2018 12:30:55 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sorular]]></category>
		<category><![CDATA[Deve İdrarı Bilimsel]]></category>
		<category><![CDATA[Deve İdrarı Hadisi]]></category>
		<category><![CDATA[Deve İdrarı Hadisi Klinik Mi]]></category>
		<category><![CDATA[Deve İdrarı İçmek Caiz Mi?]]></category>
		<category><![CDATA[Deve İdrarı Tartışması]]></category>
		<category><![CDATA[Deve Sidiği Hadisi]]></category>
		<category><![CDATA[Deve Sidiği Hadisi Diyanet]]></category>
		<category><![CDATA[Deve Sidiği İçilir mi]]></category>
		<category><![CDATA[Deve Sidiği Polemiği]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.ateistlerecevap.org/?p=2139</guid>

					<description><![CDATA[<p>Lütfen yazıyı bilinç altınıza DEVE SİDİĞİ algısını kodlayarak ve kendinizi DEVE SİDİĞİ içilmesinin iğrenç oluşuna programlayarak okumayınız. Ön yargılarınızı bir kenara bırakarak düzgünce anlayarak okuyunuz. Yazı içerisinde onlarca kaynaktan alınmış bilgileri barıdırmaktadır gerek yazının sonunda gerekse de içerisinde kaynaklar belirtilecektir Eğer siz de kilometrelerce uzaklıktaki yerlere kuantum dolanıklık teorisiyle ışınlanılabileceğini bilimsel içerikli kitaplarda okuduğunda ya [&#8230;]</p>
The post <a href="https://ateistlerecevap.org/deve-idrari-hadisi-hakkinda-detayli-aciklama/" data-wpel-link="internal">Deve İdrarı Hadisi Hakkında Detaylı Açıklama…</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/04/Deve-Idrari-hadisi-hakkinda-aciklama.png" data-wpel-link="internal"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-2158 size-full" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/04/Deve-Idrari-hadisi-hakkinda-aciklama.png" alt="Deve İdrarı Hadisi Detaylı Açıklama" width="920" height="518" srcset="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/04/Deve-Idrari-hadisi-hakkinda-aciklama.png 920w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/04/Deve-Idrari-hadisi-hakkinda-aciklama-300x169.png 300w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/04/Deve-Idrari-hadisi-hakkinda-aciklama-768x432.png 768w" sizes="(max-width: 920px) 100vw, 920px" /></a><br />
Lütfen yazıyı bilinç altınıza DEVE SİDİĞİ algısını kodlayarak ve kendinizi DEVE SİDİĞİ içilmesinin iğrenç oluşuna programlayarak okumayınız. Ön yargılarınızı bir kenara bırakarak düzgünce anlayarak okuyunuz. Yazı içerisinde onlarca kaynaktan alınmış bilgileri barıdırmaktadır gerek yazının sonunda gerekse de içerisinde kaynaklar belirtilecektir<br />
Eğer siz de kilometrelerce uzaklıktaki yerlere kuantum dolanıklık teorisiyle ışınlanılabileceğini bilimsel içerikli kitaplarda okuduğunda ya da bi fizik profesöründen dinlediğinde çene hareketlerini ağır çekime ala ala: “<em>Vaaayyy be!..Bilim nereye uçuyor böyle…</em>” diyen ancak bir siyer kitabında peygamber aleyhisselamın mucizelerini okuduğunda ise “<em>Hiç olur mu; böyle hurafeler, anca üfürükçü kadın hezeyanlarında ya da mitolojik senaryolarda bulunur… Biraz realist olun yahu!..</em>” diye nutuk çekenlerdenseniz; rica edeceğim, siz iki kere okuyun bu yazıyı… Zira amentünüz olan bilimin mührüyle “<strong>cicili bicili</strong>” tasdik damgası bile almış klinik bir hadiseden bahsedeceğiz size.<strong>[1]</strong><br />
&nbsp;<br />
Önce mevzubahis hadisi okuyalım;</p>
<ul>
<li><strong>&#8220;Ureyne ve Ukeyle kabilelerinden bir grup Medine’ye gelerek Müslüman oldular. Medine’nin havası onlara dokununca Peygamber onlara deve idrarını içmelerini öğütledi. ”</strong><em>(Buhari Tıp5/1, Hanbel, 3/107,163).</em></li>
</ul>
<p>Ayetlerin &#8220;sebebi nüzulü&#8221; olduğu gibi, hadislerin de &#8220;sebebi vürudü&#8221; vardır.<br />
Peygamberimiz bir söz söylemiş, bir tavsiyede bulunmuş, bir şeyi yasaklamışsa muhatabına ve olaya bakmadan mesele anlaşılmaz.<br />
Aynı soruyu soran pek çok sahabiye farklı cevaplar verdiği çok olmuştur.<br />
Mesela; Allah katında en hayırlı amel nedir?&#8221; sorusuna farklı zamanlarda farklı kişilere farklı cevaplar verdiği olmuştur.<br />
Birine, Allah yolunda cihad etmek, başka birine ana babana iyilik etmektir demiştir.(Bu konuya farklı bir yazıda değineceğiz inşaAllah)<br />
Kendisine gelen ve çare soran bir hastaya deve idrarı tavsiye etmesi, o günün tıbbi imkanları da göz önünde bulundurularak anlaşılmalıdır.<br />
Tarihten, dinden hadisten, Kur&#8217;an dan gelen pek çok bilgiyi, birikimi otomatikman, araştırmadan reddetmek materyalist felsefenin açmazlarından biridir, bağnazlık olsa olsa budur…<br />
Sanki Peygamberimiz herkese günde üç öğün deve idrarı için demiş gibi bir algıyla, kibirle reddetmek, alay etmek, alay edilecek durumlara düşmeyi netice verir… ki yazımızda bunu göstereceğiz inşaAllah.<br />
Bu olay o insanlara o an için tavsiye edilmiştir, herkese illa deve idrarı içeceksiniz diye KESİN bir hüküm yoktur, ortada zaruri bir durum var ve bu zaruri durumun giderilmesi için tavsiye edilmiş bir hükümdür. Orada nöbetçi eczane olmadığı için yada Hastalığın tedavisinde kullanılan drogların analizinin bundan 14 asır önce uçsuz bucaksız çöl kumları üzerinde inşa edilmiş farmakokinetik, botanik, zoolojik AR-GE çalışmalarının yapıldığı laboratuvarlarda yapıldığını düşünemeyeceğimize göre, ilaç etken maddesini ekstre edebilmek için en ilkel yöntemlerin bile tababet olarak adlandırıldığı bir dönemde tedavi için tek yolun bitkisel ve hayvansal drogların (<em>ilaç hammaddeleri</em>) doğrudan tüketimi olduğunu dile getirmeye gerek bile yoktur sanırım. Zaruretten dolayı hastalıklarının geçmesi, acılarının azalması için eskiden beridir tedavi yöntemi olarak kullanılan (ileride değineceğiz) bir şeyi söylüyor Peygamber Efendimiz. Zaruret durumunda haramlar helal olabiliyor; örneğin boğazımıza bir şey takıldı boğulacağız etrafta helal bir içecek yoktur o anda boğazımız düzelecek miktarda haram olan içkiden içsek günah olmaz ya da açlıktan öleceğiz etrafta domuz etinden başka yiyecek bir şey yoktur zaruretten dolayı ölmemizi engelleyecek kadar(fazlası değil) domuz eti yersek yine haram olmaz onlarda orada zaruretten dolayı mecburiyetten böyle bir tedavi yöntemine başvuruyorlar. Tekrar edelim bu kesin bir hüküm değildir yani bütün ümmete gidin deve idrarı için denmiyor ya da böyle bir şey tavsiye dilmiyor.<br />
İdrar ile tedavi yöntemi kadim Mısır, Roma veya eski Yunan’da kullanılmış bir tedavi yöntemidir. Günümüz tıp bilimi ise ismine “zooterapi” ismini vermektedir.<br />
Bugün ABD’de halen “Bufalo” idrarı damıtılarak çeşitli ilaçlar yapıldığını biliyoruz. Eski Hint hekimliği kaynaklarına baktığımızda ise keçi, koyun, fil, at, eşek, deve gibi hayvanların idrarından elde edilen tıbbi içeriklerin tedavi için dışarıdan tatbik yöntemiyle kullanıldığını da görebilmek mümkündür.<br />
Sadece onlarda değil Osmanlı dönemine ait Tıbbi kayıtlarda da idrar ile tedaviler yapıldığına rastlanılmıştır. Osmanlı dönemi müelliflerinden Bâli Efendi, “Tercüme-i Ay’nul” isimli eserinde sarhoş olmuş ayılmakta güçlük çeken kimselerin, sara nöbeti geçiren kimselere “Deve İdrarı” tatbik edildiğinde bu etkinin giderileceğini beyan etmiştir.<br />
Deve idrarı ise Arap yarım adasında kullanılan bir idrar türüdür ve muhteviyatı ile bazı hastalıkların mücadelesinde kullanıldığı bilinmektedir.<br />
Deve idrarı yoğun olarak mineral ve tuz ihtiva eden bir idrar çeşididir ve yoğun in vitro ortamında kanser hücrelerinin yaşama şansının olmadığı bilim adamlarınca ispatlanmıştır.<br />
Ayrıca mantara karşı önleyici bir etkisi bulunan deve idrarının kanda ki trombositlerin kümeler haline gelmesinin önüne geçtiği de bilimsel testler sonucunda ortaya çıkmıştır. <strong>[2]</strong><br />
&nbsp;</p>
<h1>Gelin işin bilimsel boyutuna biraz daha detaylı değinelim;</h1>
<p><strong>Ege bölgesinde idrarla tedavi</strong><br />
İyileşmek için her türlü pis kokulu şurupları kendi irademizle tıpış tıpış içen bizler, içtiğimiz şurupların terkibi kadar kimyasal dolu idrarın kötü ve iğrenç çağrışımlarının başka alternatif bir tedavisi olmayan hastalığın pençesinde kıvranmaktan daha korkunç olduğunu söyleyemeyiz. Kaldı ki bugün bile Ege’nin köylerinde arı sokması gibi basit ve tedavisi çok kolay bir hastalığın olası risklerinden korunmak için ilaç yokluğunda amonyak içerdiği için idrarla tedavi edildiğini biliyoruz.<br />
Bugün; 21.asırda, uzay çağında, teknolojik gelişmelerin şahikalarında gezinirken, her eczanede amonyak bulmak manavda domates bulmak kadar kolayken, acil müdahale için arının soktuğu bölgeye idrar yapılmak suretiyle amonyak ihtiyacının karşılandığı bir sır değil.<br />
Niçin bu hadis inkarcılığının çığırtkanlığını yapan, boğazlarını yırtarcasına yaygarayı basan zevat, Türkiye’nin “<em>çağdaş ve muasır medeniyet çizgisine</em>” en yakın bölgesi olan Batının köylerindeki bu tradisyonel (geleneksel) tıp uzantısı uygulamanın kritiğini yapma cesareti gösteremiyorlar dersiniz? Çünkü bu pazardan onların hadis inkarcılığına malzeme çıkmaz da, ondan. Yoksa herkes bilir ki çarenin, alternatif çözümlerin bulunmadığı şartlarda olağanın ve normalize yöntemlerin dışına çıkılabilir. Kaldı ki 1 değil, 2 değil, 3 değil… Tam 14 asır öncesinin mahrumiyetini düşünün. Tarihi vakalar mercek altına alınırken 21.asrın gözlüğünü çıkarmazsanız sadece barbarlık, sadece ilkellik, sadece vahşet çarpar gözünüze, 7.asrın vakasını irdeleyecekseniz bir zahmet 7. asrın aparatlarıyla analiz yapacaksınız. 7.asrın çorak ve yoksun toprağında yetişen noksan yöntemleri, 21.asrın münbit ve verimli arazisine ekerseniz sararıp solar, elinizde kalır. Yok eğer tarihi verileri illa da 21.asrın alfabesiyle okuyacağım, 7. asrın alfabesini tanımıyorum derseniz A yazan metni B okursunuz.<br />
<a href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/04/ethno.jpg" data-wpel-link="internal"><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-2142 " src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/04/ethno.jpg" alt="Deve idrarının bazı hastalıkların tedavisinde kullanıldığı uluslararası bir dergi olan Journal of Ethno-Pharmacology isimli dergide de geçmekte." width="234" height="312" /></a></p>
<p style="text-align: center;"><span style="font-size: 14px;">Deve idrarının bazı hastalıkların tedavisinde kullanıldığı uluslararası bir dergi olan </span><span style="font-size: 14px;">Journal of Ethno-Pharmacology isimli dergide de geçmekte.</span></p>
<p><strong>Deve idrarı uluslararası dergide</strong><br />
Bitmedi; deve idrarı yalnızca Buhari’de geçmiyor, bu meselenin üzerine bunca bedevilik, ilkellik etiketi yapıştırıldıktan sonra nerede geçtiğini öyle kolay tahmin edemezsiniz, zorlamayın. Ulusal Akademik Ağ ve Bilgi Merkezi (Ulakbim) indeksine göre bilimsel kudreti en ileri seviye kategorisinde yani A kategorisinde olan bir dergide: “<strong>Journal of Ethnopharmacology</strong>” dergisinde. Yani kenar kıyı köşe dergisi ya da gazete müsveddesinde değil, Ulusal ve Uluslararası düzeyde bilimsel yetkinliğini tescillemiş akademik bir dergide. Ayrıca Müslüman bilim adamlarının çalışmalarından oluşmayan; ideolojik fanatikliğin tesirinde kalmış olamayacak bir heyetin edite, redakte ettiği bir dergide…<br />
Deve idrarının <strong>Hepa-c1c7</strong> türü kanserlerini kaynak organizma dışı kullanımda tedavi edici etki gösterdiği ve <strong>sitokrom – p450-1a1</strong> enziminin sentezini inhibe ettiği yazıyor, derginin 2011’de çıkan nüshasında. Bu sitokrom p450-1a1 enzimi kanser oluşturucu etkisiyle biliniyor zaten. Kanser oluşturucu molekülü diskalifiye ediyor, kanser tahribatını da restore ediyor.<br />
Bu 21.asrın dahi kronik bir çözüm sunamadığı ontolojik vakalara dair kısmi çözüm önerisine 1400 sene öncesinde dillendirilmiş bir hadiste değil de mesela Galen’in vatanı antik Yunan’da ya da alternatif tıp diyarı Hint coğrafyasında belki de yeni kıta yerlilerinde rastlanılmış olsaydı neler olurdu dersiniz? Ben söyleyeyim: Tıp, eczacılık ve diğer Sağlık Bilimleri fakültelerinde tümör lezyonları ya da metastaz konularında tedavi seçeneklerinin tarihi gelişim süreci işlenirken slaytların ilk sayfalarında Hint, Yunan tababetinin ya da Avrupa yerlilerinin alternatif tıp mucizelerinin ballandıra ballandıra anlatıldığı sunum göze çarpacaktı… Fakat iş hadis literatürü fobisine takılınca iki tip tepki anomalisi gözlemleniyor: ya bilmezden gelmek ya da müfredata ur gibi tasallut etmiş İslamofobi güdümlü saldırı refleksi.<br />
<strong>İbn-i Sina’da deve idrarıyla tedavi</strong><br />
Batı’daki adı <strong>Avicenna</strong> olan <strong>İbni Sina</strong> deyince göğsümüz bir ayrı kabarır değil mi? Hatta modernist kesimlerin bile bi dertleri yoktur bu dahi tıpçıyla. Peki Avrupa’ da ve Asya’da asırlarca ders kitabı olarak okutulan “<strong>el-Kanun</strong>” da ne geçiyor biliyor musunuz : “<strong>Deve idrarıyla tedavi</strong>“.<br />
Ayrıca herkes bilir ki netice alınamayan alternatif tıp tedavileri en geç bir iki asır sonra tarihin sayfalarına gömülür, yaşamları uzun olmaz. Ama bedevi, hadari Arapların bu deve idrarı tedavisini peygamber aleyhisselamdan binlerce yıl öncesinde bile tercih ettiklerini biliyoruz. Tradisyonel (geleneksel) tıp gücünü pozitif farmakovijilanstan alır; yani olumlu klinik geri dönüt. Bu şekilde bir tedavi neticesiz olmuş olsa binlerce yıl niçin halkın tercihi olsun? <strong>Herhalde idrar içme fantazisi yüzünden değil!</strong><br />
Bununla birlikte o dönemin mahrumiyet vahasından çıkmış bulunmaktayız bu asırda. Artık UUN, sitokrom p450-1a1 sentezini inhibe eden enzim ve diğer idrar bileşenlerini laboratuvarların in-vitro ortamlarında ekstrakte edebiliyoruz, sentezleyebiliyoruz. Bu yüzden alternatif çözüm olanakları varken kalkıp da zorunlu bir tedavi tercihi olan deve idrarı içme teşebbüsünde bulunmak ancak belahet ve cehalettir. Kimse “<em>Hadi deve idrarının klinik faydalarından yararlanalım</em>” diyerek kalkıp idrar içecek kadar ucube olmamalı bu asırda, çünkü tekrar tekrar belirtiyorum: <strong>O dönemin yoksunluk şartlarında değiliz şimdi, artık tedavi edici molekülleri başka tıbbi kanallardan elde edebiliyoruz.</strong> Benim sözüm 14 asır önceki alternatif tıbbi yöntemleri 21.asrın şımarık, ekabir ve asırlar arası başkalaşımı göremeyecek kadar kör yaklaşımıyla, rahat, yumuşak koltuğunun gevşeticiliğine gömülerek, zihninde bilim adına yalnızca ortaokulda gördüğü Fen Bilgisi dersinin “<em>Maddenin tanecikli yapıda olduğu</em>” bilgi kırıntısı olduğu halde uluslararası arenada bilimsellik bulvarında at koşturan akademik camiların kabul ettiği tradisyonel tıbbın orasını burasını karalamaya çalışanlara…<br />
<strong>Fekal Mikrobiyota Transplantasyonu</strong><br />
Rasulullah sağlık problemleri olmayan Medine halkına deve idrarı tavsiyesinde bulunmamıştır, Medine’ye gelip hastalanmış bir heyete o günün tıbbi donanım, ekipman, materyal, kümülatif sıhhi bilgi sığlığı standartlarında alternatifi olmayan bir tradisyonel tıp tedavisini önermiştir.<br />
Bugün; yani insanoğlunun neredeyse ölümden başka her türlü kronik rahatsızlığa çare buluşuna ramak kaldığı bir devrin arefesinde, baş döndürücü fenni gelişmeler kuşağında biz bile ‘<strong>Fekal Mikrobiyota Transplantasyonu</strong>‘ gerçekleştiriyoruz. Yani özür diliyorum; folklorik tabirle “<strong>dışkı nakli</strong>“.<br />
21.asırda bile insanlık, dışkı içerisindeki geniş spektrumlu bakterilerin katalize ettiği reaksiyonlara muhtaçken siz dünyanın öküzün boynunda durduğu şayiasına inanacak kadar bilimsellikten fersah fersah uzakta olan bir çağda, Rasulullah’ın gelen hasta heyet için keçi kılından yapılmış çadırların içine <strong>kalitatif</strong> analiz yapan bir biyokimya ar-ge laboratuvarı kurup idrardan <strong>UUN (Uriner Urea Nitrogen)</strong> yapmasını mı bekliyordunuz?<br />
Bugün burundan mideye, mideden de ince bağırsağa uzatılan bir boru ile <strong>dışkı </strong><em>(gaita)</em> nakli yani <strong>Fekal Mikrobiyota Transplantasyonu</strong> yapılıyor. Burnunuzun ve midenizin içinden dışkı geçiriyorlar yani. Şimdiye kadar 1400 sene öncesinin teknik imkansızlığı içinde ölmemek için deve idrarı içmeye mecbur kalan Ortaçağlıları eleştiren bizim uzay ve teknoloji çağı mealistleri dışkının idrardan daha az iğrenç olduğunu mu düşünüyorlar? Dışkı 21. asrı bile kendisine mecbur ediyorsa, zaruret durumunda idrar taa 7.asrı niye kendisine mecbur etmesin? İpe un sermeyi bırakın da, önce koruyucu-önleyici hekimlik tedavi seçenekleri arasında deve idrarı terapisini tavsiye eden tıbbın babası; bugünkü tıpçıların deontoloji ve meslek ahlakı vizyonlu yeminlerine ismini veren Hipokrat’ı eleştirin.<br />
Batıda Avicenna ismiyle meşhur olmuş İbn-i Sina’nın asırlarca tüm dünyada ders kitabı olarak okutulan “<strong>el-Kanun</strong>” kitabında deve idrarı bileşenlerinin tedavi edici etki gösterdiği hastalıklar için idrarı önermesini eleştirin. Fakat modernist üstadlarınız gözünde puan kaybedersiniz o zaman değil mi; Hipokrat dönemi tıbbi imkanları kısıtlıydı dersiniz, değil mi.. Peki Peygamber aleyhisselamın yaşadığı 7.asırda rekombinant DNA teknolojisi filan mı keşfedilmişti ki, Hipokratı hedef tahtasına oturtmayan sizler, Rasulullah’ın hayatı boyunca tek bir defa tek bir heyete, tek bir hastalığa zorunluluk güdümlü olarak önerdiği geleneksel tıb kanallarını eleştiri haysiyetini paspas yapacak bi yılışıklıkla ağzınızda geveliyorsunuz!<br />
Bir doktor ağır travmalı kronik bir klinik vakaya <em>kuvvetli hipnosedatif etkili narkotik analjezik</em> verdi diye, doktorun tüm vakalarda ağır etkili bu ilaçlardan verdiğini, vereceğini iddia etmek kadar gülünç ve bir o kadar da kasıtlı bir iddia: “<strong>İdrar içmenin sünnet olduğu</strong>” iddiası, doktorun analjezikleri sadece özel bir hastaya ve hastalığa uygulamış olması, anesteziyi genele uygulanan bir metod yapmayacağı gibi, Rasulullah’ın tek bir heyete tıbbi çaresizlik durumunda idrarı tavsiye etmesi, onu Rasulullahın sünneti yapmaz.<br />
<strong>Journal of Ethno-Pharmacology dergisinde yayımlanan deve idrarı ile ilgili bilimsel makalenin özet kısmının tercümesi</strong><br />
<strong>Çalışmanın özeti</strong>: Deve idrarı, Hepa 1c1c7 hücre dizisinde AhR bağımlı bir mekanizma yoluyla sitokrom P450 1a1 gen ekspresyonunu inhibe eder.<br />
<strong>Çalışmanın Amacı</strong>: Deve idrarı içmek birçok kanser vakasının tedavisinde geleneksel olarak kullanılmakta fakat mekanizması hala net olarak bilinmemekte. Bu yüzden 3 farklı deve (bakire, emziren ve hamile) idrarı farede hepatoma (karaciğer kanseri) Hepa 1c1c7 hücre dizisindeki (karaciğer kanserine neden olduğu bilinen hücre dizisi) Cyp1a1’i (sitokrom p450 enzimlerinin en önemli bileşenlerinden biri, çevresel kanserojenlere sürekli maruz kalmak, ekstrahepatik dokulardaki CYP1A1 ekspresyon seviyesini, aril hidrokarbon reseptörü (AhR) vasıtasıyla arttırmaktadır. Bir çok kanser oluşum mekanizmasında rol oynamaktadır) module etmek için incelendi.<br />
<strong>Materyal ve Metod</strong>: 3 farklı deve idrarı inek idrarıyla PCR kullanılarak karşılaştırdı.<br />
<strong>Sonuç</strong>: Deve idrarlarının tümü Cyp1a1İn TCDD tarafından ekspresyonunu inhibe etti. (TCDD: 2, 3, 7, 8-tetrachlorodibenzo-p-dioxin: Cyp1a1’i en güçlü indükleyen ve karsinojen olduğu bilinen kimyasal). Önemli olarak; bakire deve idrarı Cyp1a1 ekspresyonunu engellemekte en yüksek aktiviteyi gösterdi, onu emziren deve idrarı izledi. Bu çalışma deve idrarının TCDD’nin neden olduğu toksik etkileri engellediğinin ilk kanıtıdır. Bu etki Ctp1a1 ekspresyonunun Ahr bağımlı bir mekanizmayla hem transkripsiyonel hem posttranskripsiyonel seviyelerde inhibe edilmesiyle oluşur.​<br />
The Growth Inhibitory Potential and Antimetastatic Effect of Camel Urine on Breast Cancer<br />
Cells In Vitro and In Vivo.<br />
Romli F., Abu N., Khorshid FA., Syed Najmuddin SU., Keong YS., Mohamad NE., Hamid M., Alitheen<br />
NB., Nik Abd Rahman NM.<br />
<strong>Çalışmanın özeti</strong>: Deve idrarının meme kanseri hücreleri üzerinde in vivo ve invitro büyüme önleyici ve antimetastatik etkisi. Kulağa pek hoş gelmese de deve idrarı uzun yıllardır Orta Doğu’da ateş, soğuk algınlığı hatta kanser gibi pek çok hastalığı tedavi edeceğine inanarak tüketilmekte. Genelde birkaç damla deve idrarı sütle karıştırılarak veya direkt olarak tüketiliyor. Bu çalışma, deve idrarının 4T1 kanser hücre dizisindeki in vitro ve in vivo büyüme potansiyelini ve metastatik kabiliyetini inhibe etme etkilerini incelemeyi amaçlıyor. MTT sonuçlarına göre deve idrarının 4T1 hücre dizisine karşı hücre öldürücü etkisi olduğu ve bunun doz bağımlı olduğu saptandı. Deve idrarının potansiyelini tam olarak anlaşılması için, in vivo çalışmada, 4T1 hücreli aşılanmış farelere, 2 farklı dozda deve idrarı uygulandı. Çalışma sonucunda her iki grupta da kontrol grubuna göre tümör boyutunda küçülme olduğu gözlemlendi. Bunlara ek çeşitli analizlerle de deve idrarının in vivo ortamda 4T1 hücre dizisine karşı metastazı engelleyici etkisi saptandı. Özet olarak deve idrarının antikanser etkisi farklı çalışmalarda da savunulmuştur. in vivo çalışmada daha yoğun deve idrarının kullanılması daha iyi sonuçlar vermiştir. Bu proje, deve idrarının T41 hücre dizisindeki büyümeyi ve metastazı inhibe etmek için kullandığı mekanizmaları ortaya koymuştur. <strong>[3]</strong><br />
Hayvan idrarı ile tedavi konusunda bir çok yazı, makale, kitap bulabilirsiniz örneğin bunlardan bir tanesi<br />
<strong>“Natural Benefits Of Urine Therapy”</strong> dir.<br />
Hitler döneminde Nazi doktorları yapılan bazı araştırmalarda deri hastalıkları için hayvan idrarını tavsiye eden araştırmalar yapıldığı da Alman araştırmacılar tarafından dile getirildiği J. Bhurani’nin kaleme almış olduğu “Natural Benefits Of Urine Therapy” isimli eserde konu edilmiştir.<br />
Viking dönemlerinde ise denizcilerin sıklıkla yakalandığı bir hastalık türü olan Skorbit hastalığı için ağır diş lezyonlarında idrar kullanılması tavsiye edildiği de birçok tarihçi tarafından kaleme alınan eserlerde göze çarpmaktadır.<br />
İran’lı bilim adamı Jagdish R. Bhurani’nin yaptığı açıklamalara göre idrar tedavisi sonucu aşağıdaki hastalıklara çare bulabileceğini bilimsel olarak ispatladığını iddia etmiştir.<br />
“Tedavi edilemeyen Kronik Hastalıklardan Tıp bilimi, Kanser, HIV / AIDS, Diyabet, Safra Kesesi taşları,<br />
Serebral Palsi, Zihinsel Engellilik-Özürlülük, Motor Nöron Hastalığı,<br />
Musküler Distrofi, Nefritik Sendromu, Kronik Böbrek Yetmezliği, felç,<br />
Saç Dökülmesi “Diffüz Disk Dehidratasyon”, Akut Bel Spondiloz “ALS” <strong>[4]</strong><br />
<a href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/04/yyy.png" data-wpel-link="internal"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-2143" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/04/yyy.png" alt="" width="650" height="96" srcset="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/04/yyy.png 650w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/04/yyy-300x44.png 300w" sizes="(max-width: 650px) 100vw, 650px" /></a></p>
<h3><strong>Gelin size önceden kanser olan(</strong><strong>foliküler lenfoma ve Prostat</strong><strong>) olan sonrada idrar tedavisi ile sağlığına kavuşan Johnun yaşadıklarını anlatalım;</strong></h3>
<p>John Bettens inanılmaz yoğun, kariyer odaklı bir ceza savunma avukatıydı. John&#8217;un kanser yolculuğu, Mart 2003&#8217;te prostat kanseri teşhisi konulduğunda başladı. Tedavi seçeneklerini değerlendirdikten sonra,<br />
GELENEKSEL TEDAVİ ve radyoterapi tedavilerini reddetti.<br />
Nisan 2007&#8217;de, John&#8217;a foliküler lenfoma teşhisi konuldu.<br />
John&#8217;un deyişiyle:</p>
<p style="font-weight: inherit;"><em style="font-weight: inherit;">“Boynumun kenarında bir yumru görünmesi sadece 36 saat sürdü. Önceden uyarı almadım. Bu, vücudumun ikinci bir kanser barındırdığı konusunda uyarımdı.”</em></p>
<p>Mart ve Mayıs 2007 arasında, boynunda biyopside bu genişlemiş düğüm vardı, daha sonra<br />
cerrahi bir işlemle çıkarıldı ve tekrar biyopsi yapıldı. Biyopsiler, düğümü kanserli olarak gösterdi.<br />
Bu prosedürleri takiben, yine bu kanser için bir monoklonal antikorun kullanımı ile birlikte kemoterapiye başlayan John herhangi bir geleneksel terapiyi reddetmiştir.<br />
2007&#8217;nin geri kalanı boyunca ve Şubat 2008&#8217;e kadar, boynu, göğsü ve karnında<br />
olduğu doğrulanmış olan kanserin ilerlemesini izlemek için bir dizi BT taraması yaptı. Bu süre zarfında boyun<br />
ve göğüste genişlemiş düğümler büyük oranda değişmeden kalmıştır, ancak midede bulunanlar boyut olarak artmıştır. Tarama sonuçlarına göre bazı düğümler “önemli ölçüde hastalıklı” idi. 2007&#8217;nin ikinci yarısında,<br />
durumunun bakteriyel kökenli olabileceği inancıyla yoğun bir üç aylık antibiyotik kürüne başladı. Ancak bu<br />
tedavi başarısız oldu.<br />
<strong>İdrar tedavisi rejimi</strong><br />
Şubat 2008&#8217;in sonlarında doktorlarından biri (her zamanki GP&#8217;si ya da onun hematologları) ile<br />
birlikte 2004&#8217;ten beri prostat kanseri ile ilgili olarak danışmanlık yapmış olanlardan biri,<br />
idrar tedavisini tavsiye ederek, başarısını desteklemek için herhangi bir bilimsel kanıtın o an olmadığını belirtti. Anekdot olarak, lenfomanın tedavisinde başarılı olduğunu biliyordu. Tavsiye edilen rejim,<br />
idrar yolunu temizlemek için küçük bir miktar İŞLENDİKTEN sonraki idrarın 250 ml&#8217;sini içmekti. John<br />
bu terapiyi denemeye karar verdi.<br />
<strong>Terapi başarısı</strong><br />
Sonuçlar olağanüstü ve CT taraması ile doğrulandı. Şekil 1,<br />
2 Nisan 2007 ve 10 Şubat 2012 arasında mide, göğüs ve boyundaki lenfadenopatinin ilerlemesini göstermektedir. Ağustos 2008&#8217;e kadar göğsündeki düğümlerin büyüklüğü<br />
büyük oranda değişmeden kalmıştır. Bu, Aralık 2008&#8217;e kadar boyun düğümleri için de geçerliydi.<br />
Bu tarihlerin ötesinde, hem göğüs hem de boyun düğümleri küçülmeye başladı.<br />
Şekil 1: <a href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/04/john.png" data-wpel-link="internal"><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-2141 alignleft" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/04/john.png" alt="" width="384" height="246" srcset="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/04/john.png 557w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/04/john-300x192.png 300w" sizes="(max-width: 384px) 100vw, 384px" /></a><br />
&nbsp;<br />
&nbsp;<br />
&nbsp;<br />
&nbsp;<br />
&nbsp;<br />
&nbsp;<br />
&nbsp;<br />
12 Şubat 2008&#8217;de başlayan dönem, Şubat 2008&#8217;in sonlarında John&#8217;un idrar tedavisini başlattığı dönemdir. 2008 yılının Şubat ayında, karnın içinde yer alan en büyük düğüm, 3 cm çapındaydı. Mayıs 2008 itibariyle, düğüm çapı 2 cm&#8217;ye düşmüştü ve Ağustos 2008&#8217;e kadar 1 cm daha daraldı. Bir Şubat 2010 taramasında, göğüste veya boynunda hiçbir düğüm bulunmadığı (bu durumun ya algılanamayacağı ya da önemsiz ya da önemsiz olduğu düşünülebilir) ve karındaki en büyük tümör  sadece 6 mm x 4 mm boyutlarında ölçülmüştür. John&#8217;un Şubat 2012&#8217;ye kadar BT taraması daha yoktu. Sonuç: karın, göğüs veya boyunda lenfadenopati saptanamadı.<br />
John şu sonuca varır:</p>
<p style="font-weight: inherit;"><em style="font-weight: inherit;">“Benim görüşüme göre, dört yıllık süre boyunca, ancak özellikle ilk sekiz ayda, sonuçlar ,idrar tedavisi ve görüntü kullanımı ile lenfatik sistemimden saptanabilir herhangi bir kanserin azaltılması ve nihai olarak ortadan kaldırılması arasında güçlü bir ilişki olduğunu gösteriyor. Bunlar, bu dönemde iyileşme rejimimde yaptığım tek değişiklikti.”</em></p>
<p>John, bilimsel desteğin bu tür kanser için iyi tanınan bir tanı aracı olan BT taramalarından geldiğini savunuyor. Taramalar, saptanabilir herhangi bir kanserin azaltılmasını ve nihai olarak yok edilmesini gösterdi ve bu  azalma ve eliminasyon, idrarın terapi olarak kullanıldığı süre ile ilişkiliydi. Hematolog ve &#8216;geleneksel&#8217; GP<br />
başarısı için bir açıklama sunamazken,<br />
John kararlı bir şekilde: <em>“Görüş açımdan, idrarın, imgenin ve ikisinin de fark yaratan inancımın sarsılmaz olduğunu düşünüyorum. Bu kendiliğinden gerileme değildi. Bu sonuç için dört yıl boyunca gerçekten çok çalıştım.” </em><br />
John Bettens’in bu olaydan sonra ise daha da ileri giderek idrar tedavisi yöntemi ile kanser hücrelerini yok ettiğini iddia etmiş ve bunun için ABD’de bir patent dahi almış ve bilim çevrelerinden de ortaya koyduğu bu şaşırtıcı idrar tedavi yöntemine hiç bir itiraz gelmemiştir.<br />
<a href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/04/patent.png" data-wpel-link="internal"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-2144 size-full" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/04/patent.png" alt="patent" width="768" height="279" srcset="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/04/patent.png 768w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/04/patent-300x109.png 300w" sizes="(max-width: 768px) 100vw, 768px" /></a><br />
<strong>John ile ilgili yazının kaynakları: (5)</strong><br />
Gelin şimdide National Center for Biotechnology Information (Ulusal Biyoteknoloji Bilgi Merkezi) daki bir makaleyi okuyalım</p>
<h1>Deve idrar bileşenleri in-vitro anti-kanser özelliklerini göstermektedir:</h1>
<p><strong>ETNOFARMAKOLOJİK İLİŞKİ:</strong><br />
Deve idrarı (CU), Arap Yarımadası&#8217;nda kanser de dahil olmak üzere çeşitli hastalıkları tedavi etmek için yaygın olarak kullanılırken, tam olarak etki mekanizması tanımlanmamıştır. Bu çalışmanın amacı, deve idrarının in-vitro (sıklıkla biyoloji ve tıp alanlarında kullanılan ve &#8220;laboratuvar ortamında ya da yapay koşullarda&#8221; manası taşıyan bir terimdir.) insan hücreleri üzerinde anti-kanser etkisine sahip olup olmadığını araştırmaktır.<br />
<strong>MALZEMELER VE YÖNTEMLER:</strong><br />
AnnexinV / PI testi, apoptozu değerlendirmek için kullanıldı ve immünoblot analizi, farklı apoptotik ve onkojenik proteinler üzerindeki CU&#8217;nun etkisini belirledi. Ayrıca, sitotoksisite ve hücre döngüsü üzerindeki etkiyi ve sitokinlerin üretimini araştırmak için akış sitometrisi ve Elispot kullanılmıştır.<br />
<strong>SONUÇLAR:</strong><br />
Deve idrarı, tüm non-tumorijen hücre epitelyal ve normal fibroblast hücreleri epitelyal ve fibroblast hücreleri üzerinde sadece marjinal etki ile, tüm değil, insan kanser hücre dizilerine karşı sitotoksisite gösterdi. İlginç bir şekilde, 216 mg / ml liyofilize CU, hücre proliferasyonunu inhibe etti ve göğüs kanseri ve medulloblastomalar dahil olmak üzere farklı kanser hücrelerinde apoptosisin% 80&#8217;inden fazlasını tetikledi. Apoptoz, bu hücrelerde Bcl-2 azalması yoluyla intrinsik yoldan indüklendi. Dahası, CU, kanser destekleyici proteinleri survivin, β-katenin ve siklin D1&#8217;i aşağı regüle etti ve sikline bağımlı kinaz inhibitörü p21&#8217;in seviyesini arttırdı. Ek olarak, CU&#8217;nun, periferal kan mononükleer hücrelerine karşı sitotoksik etkisi olmadığını ve IFN-y&#8217;yi indükleyerek ve Th2 sitokinleri IL-4&#8217;ü inhibe ederek güçlü bir immüno-indükleyici aktiviteye sahip olduğunu gösterdik.<br />
<strong>SONUÇLAR:</strong><br />
&nbsp;<br />
CU(Deve idrarı)&#8217;nun in vitro spesifik ve etkili anti-kanser ve güçlü immün modülatör özellikleri vardır.<strong>(6)</strong><br />
<figure id="attachment_2145" aria-describedby="caption-attachment-2145" style="width: 209px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/04/nasa-1.jpg" data-wpel-link="internal"><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-2145" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/04/nasa-1.jpg" alt="" width="209" height="258" srcset="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/04/nasa-1.jpg 420w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/04/nasa-1-243x300.jpg 243w" sizes="(max-width: 209px) 100vw, 209px" /></a><figcaption id="caption-attachment-2145" class="wp-caption-text">Kanser tedavisinde kullanılmak üzere Deve idrarından üretilen kapsül şeklindeki ilaç için Amerika Patent Ofisinden Patent alındığını gösteren belge…</figcaption></figure>
“Ulusal Havacılık ve Uzay Dairesi” yani “NASA” dahi idrar hakkında bir araştırma yapma ihtiyacı hissetmiştir. NASA’nın laboratuvar verilerine dayanan raporunda, idrarda faydalı maddelerin bulunduğu ortaya konmuştur.<strong>[7]</strong><br />
<figure id="attachment_2147" aria-describedby="caption-attachment-2147" style="width: 238px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/04/nasa-2.jpg" data-wpel-link="internal"><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-2147 " src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/04/nasa-2.jpg" alt="" width="238" height="305" srcset="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/04/nasa-2.jpg 404w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/04/nasa-2-234x300.jpg 234w" sizes="(max-width: 238px) 100vw, 238px" /></a><figcaption id="caption-attachment-2147" class="wp-caption-text">Idrar ile alakalı NASA raporunun ilk sayfası…</figcaption></figure>
Sağlık alanıyla alakalı kaleme aldığı kitaplarla tanınan Harald W. Tietze’nin ilk baskısı 1996’da yapılan ve “International Bestseller” olan yani Dünya çapında en çok satan kitaplar arasına giren “Urine The Holy Water” yani “Kutsal Su Idrar” başlıklı kitabında, idrar tedavisinin faydalarından bahsedilir ve tedavinin en sık uygulandığı ülkenin Almanya olduğu yazar<strong>.[8]</strong><br />
Kitabın 44. sayfasında “Deve idrarı”nın kalp ve dolaşım sistemi hastalıklarına iyi geldiği yazmaktadır.<strong>[9]</strong><br />
<figure id="attachment_2148" aria-describedby="caption-attachment-2148" style="width: 218px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/04/kitap.jpg" data-wpel-link="internal"><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-2148" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/04/kitap.jpg" alt="" width="218" height="313" srcset="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/04/kitap.jpg 361w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/04/kitap-209x300.jpg 209w" sizes="(max-width: 218px) 100vw, 218px" /></a><figcaption id="caption-attachment-2148" class="wp-caption-text">Harald W. Tietze’nin ilk baskısı 1996’da yapılan ve “International Bestseller” olan kitabı…</figcaption></figure>
***<br />
<figure id="attachment_2149" aria-describedby="caption-attachment-2149" style="width: 348px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/04/a.jpg" data-wpel-link="internal"><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-2149 size-full" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/04/a.jpg" alt="" width="348" height="230" srcset="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/04/a.jpg 348w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/04/a-300x198.jpg 300w" sizes="(max-width: 348px) 100vw, 348px" /></a><figcaption id="caption-attachment-2149" class="wp-caption-text">2. Dünya Idrar Terapi Konferansı Mayıs 1999’da Almanya’da yapıldı…<strong style="font-size: 16px;"> </strong></figcaption></figure>
Dr. Johann Abele ise 1995 yılında yayınlanan kitabında 5 milyon Almanın şifa bulmak için idrar kullandığını ifade eder.<strong>[10]</strong><br />
<a href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/04/abele.jpg" data-wpel-link="internal"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-2150" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/04/abele.jpg" alt="" width="352" height="236" srcset="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/04/abele.jpg 747w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/04/abele-300x201.jpg 300w" sizes="(max-width: 352px) 100vw, 352px" /></a><br />
&nbsp;<br />
Birçok makalenin yer aldığı “Holistic Health Healing &amp; Astrosciences” adlı kitabın ikinci cildinde <strong>“Idrar Terapisinin Mucizeleri”</strong> başlıklı makalede, Idrar terapisinin<strong> soğuk algınlığından kansere ve eklem iltihabından AIDS’e kadar</strong> birçok hastalığı tedavi etme potansiyeline sahip olduğu yazar.<strong>[11]</strong><br />
<figure id="attachment_2151" aria-describedby="caption-attachment-2151" style="width: 198px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/04/as.jpg" data-wpel-link="internal"><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-2151" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/04/as.jpg" alt="" width="198" height="278" srcset="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/04/as.jpg 346w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/04/as-214x300.jpg 214w" sizes="(max-width: 198px) 100vw, 198px" /></a><figcaption id="caption-attachment-2151" class="wp-caption-text">“Holistic Health Healing &amp; Astrosciences” adlı kitap…</figcaption></figure>
<strong> Y</strong><strong>azının ortalarında da belirttiğim gibi idrarın birçok hastalığı tedavi ettiğine dair geniş bir literatür oluşmuştur. Bunlardan birkaçını daha sunalım sizlere:</strong><br />
<a href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/04/1.jpg" data-wpel-link="internal"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-2152" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/04/1.jpg" alt="" width="206" height="320" srcset="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/04/1.jpg 206w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/04/1-193x300.jpg 193w" sizes="(max-width: 206px) 100vw, 206px" /></a><br />
<em>Almanca bir kitap: Carmen Thomas, Ein ganz besonderer Saft, Urin, </em><strong><em>(Çok Özel bir Su, Idrar)</em></strong><em>, VGS Verlagsgesellschaft, Köln 1993. Bu kitap </em><strong><em>“Çişteki mucize”</em></strong><em> başlığıyla türkçeye de çevrildi. Leman Çalışkan’ın tercüme ettiği bu kitap, 1995 yılında </em><strong><em>“Doğan Kitap”</em></strong><em> tarafından basıldı. Hatta </em><strong><em>Pakize Suda</em></strong><em>“Hürriyet”teki köşesinde bir nevi tanıtımını da yaptı. (Bakınız; http://www.hurriyet.com.tr/cisteki-mucize-4828428 )</em><br />
***<a href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/04/2.jpg" data-wpel-link="internal"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-2153" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/04/2.jpg" alt="" width="190" height="271" srcset="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/04/2.jpg 363w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/04/2-210x300.jpg 210w" sizes="(max-width: 190px) 100vw, 190px" /></a><br />
<em>Almanca bir kitap: Flora Peschek-Bِöhmer, Urin-Therapie – ein Tabu wird gebrochen, Heilerfolge bei vielen Krankheiten und Beschwerden, </em><strong><em>(Idrar Terapisi-Bir tabu yıkılıyor, Birçok Hastalık ve Rahatsızlıklarda Şifa Başarıları)</em></strong><em>, Heyne Verlag, 1995.</em><br />
***<br />
<a href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/04/3.jpg" data-wpel-link="internal"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-2154" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/04/3.jpg" alt="" width="205" height="286" srcset="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/04/3.jpg 300w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/04/3-215x300.jpg 215w" sizes="(max-width: 205px) 100vw, 205px" /></a><br />
<em>Almanca bir kitap: Gennadi Malachow: Urin-Therapie, </em><strong><em>(Idrar Terapisi)</em></strong><em>, Verlag Phِönix, 1999.</em><br />
***<a href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/04/4.jpg" data-wpel-link="internal"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-2155" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/04/4.jpg" alt="" width="254" height="348" srcset="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/04/4.jpg 378w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/04/4-219x300.jpg 219w" sizes="(max-width: 254px) 100vw, 254px" /></a><br />
<em>Ingilizce bir kitap: John W. Armstrong, The Water Of Life: A Treatise on Urine Therapy </em><strong><em>(Hayat Suyu: Idrar Terapisi üzerine bir Araştırma)</em></strong><em>, Published by True Health Publishing Co. By Health Science Press, Rustington, Sussex, 1948.</em><br />
***<a href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/04/5.jpg" data-wpel-link="internal"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-2156" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/04/5.jpg" alt="" width="210" height="247" srcset="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/04/5.jpg 441w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/04/5-255x300.jpg 255w" sizes="(max-width: 210px) 100vw, 210px" /></a><br />
<em>Coen van der Kroon, idrar terapisi için bir kılavuz bile neşretti; Coen van der Kroon, The Golden Fountain: The Complete Guide to Urine Therapy </em><strong><em>(Altın Çeşme: Idrar Terapisi için Tam Kılavuz), </em></strong><em>Publisher: Amethyst Books, 1995.</em><br />
***<br />
İdrarın tıbbi olarak gerçekten de büyük önemi olduğu tüm dünya da kabul görmektedir. Örneğin ABD eski başkanı Barack Obama, İngiliz maceracı Bear Grylls ile birlikte vahşi doğada hayatta kalma programına iklim değişikliğine dikkat çekmek için katılmış ve Amerikan NBC televizyonu da bu programı tüm dünyaya yayınlamıştı.<br />
Bear Grylls’in başkan Obama’ya idrarını içmesini tavsiye etmesi elbette ki vahşi doğa da hiç bir gıda bulamadığınızda hayatta kalmak için yapmanız gereken son eylem olduğunu gösterebilmek içindi.<br />
Londra Üniversitesinden Doktor Kevin Fong, hayatta kalabilmek için idrarın içilebileceğini söylüyor. Ancak panik ve kriz anlarında idrarın şifa değil zehir olabileceğini de söylüyor. Yani örneğin ormanda kayboldunuz, panik içerisindesiniz, günlerdir aç kaldınız ve ölüm korkusu sardı… Bu durumda içtiğiniz idrar sizi ölüme daha çok yaklaştıracaktır.<br />
Doktor Kevin Fong’un söylediğine göre ise sakin bir beden yapısındayken idrar içilebilir.  Başkan Obama’ya kendi idrarını içirmeye çalışan vahşi yaşam uzmanı Bear Grylls’in tavsiyesi de vahşi doğa da hayatta kalma dersine örnek olması içindi…<br />
<a href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/04/6.jpg" data-wpel-link="internal"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-2157" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/04/6.jpg" alt="" width="600" height="298" srcset="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/04/6.jpg 600w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/04/6-300x149.jpg 300w" sizes="(max-width: 600px) 100vw, 600px" /></a><br />
Gördüğünüz gibi, idrarın birçok hastalığa iyi geldiği yapılan araştırmalarla sabittir. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz ise 1400 küsur sene evvel hastalanan birkaç kişiye bunu tavsiye etmekle adeta bir mucize göstermiştir, diyebiliriz. Hz. Peygamber aleyhisselatu vesselam Efendimiz bunu söyleyince “alay” edenler, batıyla neden alay etmiyor? Işte bu aşağılık kompleksinin bir tezahürüdür. Bütün dünya eski medeniyetlerden kalma yazılı metinleri bulmak için arkeolojik çalışmalar yaparken, bizim hadis inkarcıları elimizin altında bulunan ve hazine kıymetinde olan kaynakları atmakla iftihar ediyor. Bunun adı kelimenin tam manasıyla “barbarlık”tır… tekrar tekrar belirtelim bu hadiste “hepimiz deve idrarı içelim” şeklinde bir emir falan yok.<br />
&nbsp;<br />
<span style="font-family: helvetica, arial, sans-serif;">Yazıdaki Kaynaklar:</span><br />
1-1.1: http://www.bizimkose.com/06/24/deve-idrari-hadisinin-izdusumu-klinik-mi-hadarilik-mi?<br />
2: http://www.kursadberkkan.net/deve-sidigi-sifa-mi-bilimsel-tespitler-ne-diyor<br />
3: http://www.bizimkose.com/06/24/deve-idrari-hadisinin-izdusumu-klinik-mi-hadarilik-mi?<br />
4: http://www.kursadberkkan.net/deve-sidigi-sifa-mi-bilimsel-tespitler-ne-diyor<br />
5: http://rometosantiagoproject.com.au/johns-stor<br />
http://urinetherapy.info/johns-story<br />
https://au.linkedin.com/in/johnbettens<br />
6: https://www.ncbi.nlm.nih.gov/pubmed/22922085<br />
7: David F. Putnam, Composition and Concentrative Properties of Human Urine, NASA Contractor Report, Temmuz 1971. Rapor için bakınız;<br />
https://ntrs.nasa.gov/archive/nasa/casi.ntrs.nasa.gov/19710023044.pdf<br />
8: [ Harald W. Tietze, Urine The Holy Water, Harald W. Tietze Publishing: 2003, 3rd edition (3. baskı. 1. baskı: 1996), P/L, Australia, sayfa 15.]
9: Harald W. Tietze, Urine The Holy Water, Harald W. Tietze Publishing: 2003, 3rd edition (3. baskı. 1. baskı: 1996), P/L, Australia, sayfa 44.<br />
10: Dr. Johann Abele, Die Eigenharnbehandlung-Erfahrungen und Beobachtungen, (Idrar Terapisi-Deneyler ve Gözlemler), Haug-Verlag, 1995.<br />
11: Dr. B.D. Sharma, Holistic Health Healing &amp; Astrosciences (An International Sourcebook), Holistic Health &amp; Healing in 21st Century, cild 2, B. Jain Publishers: 2003, sayfa 279.<br />
&nbsp;<br />
<span style="font-family: helvetica, arial, sans-serif;">Yararlanılan Kaynaklar:</span></p>
<ol>
<li><span style="font-family: helvetica, arial, sans-serif;">https://www.sciencedirect.com/science/article/pii/S1658361216000238</span></li>
<li><span style="font-family: helvetica, arial, sans-serif;">https://www.omicsonline.org/open-access/therapeutic-applications-of-camels-milk-and-urine-against-cancer-current-development-efforts-and-future-perspectives-1948-5956-1000461.php?aid=89852&amp;view=mobile</span></li>
<li><span style="font-family: helvetica, arial, sans-serif;">https://www.sorularlaislamiyet.com</span></li>
<li><span style="font-family: helvetica, arial, sans-serif;">http://www.arastirmaciyazarlar.com.tr/haber_detay.asp?haberID=5094</span></li>
<li><span style="font-family: helvetica, arial, sans-serif;">http://www.kursadberkkan.net/deve-sidigi-sifa-mi-bilimsel-tespitler-ne-diyor/</span></li>
<li><span style="font-family: helvetica, arial, sans-serif;">http://www.musellem.net/deve-idrari-hadisi-uydurma-degil-adeta-bir-mucizedir/</span></li>
<li><span style="font-family: helvetica, arial, sans-serif;">http://belgelerlegercektarih.net/deve-idrari-hadisi-uydurma-degil-adeta-bir-mucizedir/</span></li>
</ol>
<p>&nbsp;<br />
<iframe loading="lazy" width="640" height="360" src="https://www.youtube.com/embed/t2SYEjH5piU?feature=oembed" frameborder="0" allow="autoplay; encrypted-media" allowfullscreen></iframe><br />
Deve idrarı üzerine yapılan bilimsel araştırmalar ile ilgili İngilizce ama çok detaylı bir çalışma var onu okumanızı tavsiye ederim slayt gösterisi olarak aşağıda sundum:<br />
<iframe loading="lazy" src="https://www.slideshare.net/slideshow/embed_code/key/s0q8mvMHIH6TAF" width="479" height="511" frameborder="0" marginwidth="0" marginheight="0" scrolling="no" style="border:1px solid #CCC; border-width:1px; margin-bottom:5px; max-width: 100%;" allowfullscreen> </iframe> </p>
<div style="margin-bottom:5px"> <strong> <a href="https://www.slideshare.net/kingabid/scientific-studies-on-camel-urine-pdf" title="Scientific studies on Camel urine" target="_blank" data-wpel-link="external" rel="nofollow external noopener noreferrer">Scientific studies on Camel urine</a> </strong> from <strong><a href="https://www.slideshare.net/kingabid" target="_blank" data-wpel-link="external" rel="nofollow external noopener noreferrer">Caller To Islam / الداعية الإسلامي</a></strong> </div>
<p><strong>Anahtar Kelimeler:</strong> <span style="font-size: 14px;">deve idrarı hadisi deve idrarı tartışması deve idrarı cübbeli deve idrarı hadisi klinik mi deve idrarı içen araplar deve idrarı bilimsel deve idrarı içmek caiz mi deve idrarı içen türkler deve idrarı içen deve idrarı neye yarar deve idrarı deve idrarı içmek deve idrarı ayet deve idrarı içen arap deve idrarı içen adam deve idrarı diyanet deve idrarı ekşi deve idrarı içmek ekşi sözlük deve idrarı içmek ekşi deve idrarı faydaları deve idrarı içmek faydaları rüyada deve idrarı görmek deve idrarı neye iyi gelir deve idrarı hacılar) deve idrarı helal mi deve idrarı içen hacılar deve sütü ve idrarı hadis deve idrarı ile ilgili hadisler deve idrarıyla ilgili hadis helal deve idrarı deve idrarı içen 2 türk hastanelik oldu deve idrarı ile ilgili hadis deve idrarı içmek sünnet mi deve idrarı içme hadisi deve idrarı içilir mi deve idrarı kanser deve idrarı mide kanseri deve idrarı içilirmi deve idrarı ne işe yarar deve idrarı sorularla islamiyet deve idrarı sedef deve idrarı içmek şifadır deve idrarı hadisi şerif umrede deve idrarı içen iki türk hastanelik oldu deve sütü ve idrarı ile ilgili hadis deve sütü ve idrarı deve sidiği hadisi deve sidiği zararları deve sidiği polemiği deve sidiği içilir mi deve sidiği içen araplar deve sidiği ekşi deve sidiği nerede satılır deve sidiği hadisi diyanet deve sidiği bilimsel deve sidiği ebubekir sifil deve sidiği deve sidiği faydası deve sidiği ayet deve idrarı ayet deve sidiği içen adam deve sidiği cübbeli ahmet hoca deve sidiği caner taslaman deve sidiği canlı yayın deve sidiği cübbeli deve sidigi icmek caiz mi deve sidiği diye kendi deve sidiği diye kendi sidiğini deve sidiği diye kendi sidiğini satan adam deve sidiği diye kendi sidiğini sattı deve sidiği diyanet deve idrarı diyanet deve sidiği egzama deve sidiği edip yüksel deve sidiği ekşi sözlük deve idrarı ekşi deve sidiği fiyatı deve sidiği fetva meclisi deve sidiği faydaları bilimsel deve sidigi faydalımı rüyada deve sidiği görmek deve sidigi neye iyi gelir deve sidiği hadisi arapça deve sidiği hangi hastalığa iyi gelir deve sidiği hadisi cübbeli deve sidiği hadisi sahih mi deve sidiği hadisi cübbeli ahmet hoca deve sidiği hadisi fetva meclisi deve sidiği haber deve idrarı hacılar) deve sidiği içmek deve sidiği içme deve sidiği içen iki türk deve sidiği içmek sünnet mi deve sidiği içtiler deve sidiği içmek sünnettir deve sidiği için hadisi deve sidiği kuranda geçiyormu deve idrarı kanser kuran deve sidiği deve sidiği meselesi deve idrarı mide kanseri deve sidiği içilirmi deve sidiği sünnet mi deve sidiği neye yarar deve idrarı ne işe yarar deve idrarı neye yarar peygamber deve sidiği deve sidiği satın al deve sidiği sorularla islamiyet deve sidiği satan adam deve idrarı sedef deve sidiği şifadır hadisi deve sidiği şifadır deve sidiği şifadır diyen akademisyen deve sidiği şifa deve sidiği şifa mıdır deve sidiği içmek şifadır deve sidiği tartışması deve sidiği ile tedavi deve sidiği ve sütü karıştırarak içen adam deve sidiği video deve sütü ve sidiği deve sidiği yararları deve sidiği youtube deve sidiği yerine kendi deve idrarı faydaları deve sidiği ne işe yarar</span></p>The post <a href="https://ateistlerecevap.org/deve-idrari-hadisi-hakkinda-detayli-aciklama/" data-wpel-link="internal">Deve İdrarı Hadisi Hakkında Detaylı Açıklama…</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ateistlerecevap.org/deve-idrari-hadisi-hakkinda-detayli-aciklama/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Enam/32 ve Enbiya/16 (Duhan/38) Ayetleri Çelişmiyor mu? &#034;Dünya hayatı oyun ve oyalamacadan ibarettir.&#034; ayeti ile, &#034;Biz dünyayı bir oyun olsun diye yaratmadık.&#034; ayetlerini nasıl anlamak gerekir?</title>
		<link>https://ateistlerecevap.org/enam-32-ve-enbiya-16-duhan-38-ayetleri-celismiyor-mu-dunya-hayati-oyun-ve-oyalamacadan-ibarettir-ayeti-ile-biz-dunyayi-bir-oyun-olsun-diye-yaratmadik/</link>
					<comments>https://ateistlerecevap.org/enam-32-ve-enbiya-16-duhan-38-ayetleri-celismiyor-mu-dunya-hayati-oyun-ve-oyalamacadan-ibarettir-ayeti-ile-biz-dunyayi-bir-oyun-olsun-diye-yaratmadik/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ateistlere Cevaplar]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 07 Apr 2018 01:08:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sözde Çelişkili Ayetler(!)]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.ateistlerecevap.org/?p=2137</guid>

					<description><![CDATA[<p>“Dünya hayatı bir oyun ve eğlenceden  ibarettir.”(Enam, 6/32) “Biz göğü, yeri ve aralarında olan varlıkları oyuncak olsun diye yaratmadık.”(Enbiya, 21/16) ve (Duhan/38) Dünyanın üç ayrı yüzü vardır: Birincisi, Allah’ın kudret kalemiyle yazılan bir kitap görünümündedir. İmtihana tabi tutulan insanların bu kitabı okuyarak Allah’ı tanımaları, ona kulluk etmeleri gerekir. Çünkü, her eserin bir müessiri, her sanatın bir [&#8230;]</p>
The post <a href="https://ateistlerecevap.org/enam-32-ve-enbiya-16-duhan-38-ayetleri-celismiyor-mu-dunya-hayati-oyun-ve-oyalamacadan-ibarettir-ayeti-ile-biz-dunyayi-bir-oyun-olsun-diye-yaratmadik/" data-wpel-link="internal">Enam/32 ve Enbiya/16 (Duhan/38) Ayetleri Çelişmiyor mu? "Dünya hayatı oyun ve oyalamacadan ibarettir." ayeti ile, "Biz dünyayı bir oyun olsun diye yaratmadık." ayetlerini nasıl anlamak gerekir?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><b><strong>“Dünya hayatı bir oyun ve eğlenceden  ibarettir.”</strong></b>(Enam, 6/32)<br />
<b><strong>“Biz göğü, yeri ve aralarında olan varlıkları oyuncak olsun diye yaratmadık.”</strong></b>(Enbiya, 21/16) ve (Duhan/38)</p>
<p style="font-weight: 400;"><b><strong>Dünyanın üç ayrı yüzü vardır:</strong></b></p>
<p style="font-weight: 400;"><b><strong>Birincisi,</strong></b> Allah’ın kudret kalemiyle yazılan bir kitap görünümündedir. İmtihana tabi tutulan insanların bu kitabı okuyarak Allah’ı tanımaları, ona kulluk etmeleri gerekir. Çünkü, her eserin bir müessiri, her sanatın bir sanatkârı, her kitabın bir yazarı olduğu gibi, şu kâinat kitabının da bir yazarı, şu hârika sanat tablolarının da bir sanatkârı, şu muhteşem eserlerin de bir sahibi vardır ki, Yüce Yaratıcı&#8217;dır.</p>
<p style="font-weight: 400;"><b><strong>İkinci yüzü:</strong></b> Ahiret için mahsulatın ekildiği bir tarla, amellerin yazıldığı bir defter, imtihanın yapıldığı bir salon hükmündedir.</p>
<p style="font-weight: 400;">Enbiya ve Duhan suresindeki ayetin verdiği mesaj dünyanın bu iki yönüne dikkat çekmeye yöneliktir.</p>
<p style="font-weight: 400;">Bu pencereden bakıldığında ayetin mesajını şöyle anlamak gerekir:<em> “Bu dünya ciddi bir okuldur, bir mekteptir, bir üniversitedir&#8230; Sakın tembellik edip de imtihanı kaybetmeyin. İmtihan çok ciddidir, ilave bir bütünleme sınavı da asla söz konusu değildir&#8230;”</em></p>
<p style="font-weight: 400;"><b><strong>Dünyanın üçüncü yüzü ise,</strong></b> onun fani, geçici bir han olmasından kaynaklanmaktadır.</p>
<p style="font-weight: 400;">Enam suresinin ayeti, dünyanın bu konumuna dikkat çekmekte ve insanların buna kanmamasını istemektedir. Çünkü, dünyanın bu yönü nefsânî, heva ve hevese bakan bir oyun ve eğlence yeri olarak boy göstermektedir. Allah’a, ahirete giden yolları tıkayan ve dolayısıyla gayr-ı ciddi insanların oyuncağı olan bir eğlence merkezi hükmündedir.</p>
<p style="font-weight: 400;">Gerçekten bu yönüyle şu dünya hayatı bir anlık bir lezzetten ibarettir. Öyle gaddardır ki, bir lezzet verse bin elem takar çektirir, bir üzüm yedirse yüz tokat vurur.</p>
<p style="font-weight: 400;">Herkes bu açıdan hayatına bakarsa görür ki, şu geçen hayat bir uykudur, bir rüya gibi geçmiş, geri kalan ömür ise bir rüzgâr gibi uçar gider.</p>
<p style="font-weight: 400;">The post <a href="https://ateistlerecevap.org/enam-32-ve-enbiya-16-duhan-38-ayetleri-celismiyor-mu-dunya-hayati-oyun-ve-oyalamacadan-ibarettir-ayeti-ile-biz-dunyayi-bir-oyun-olsun-diye-yaratmadik/" data-wpel-link="internal">Enam/32 ve Enbiya/16 (Duhan/38) Ayetleri Çelişmiyor mu? "Dünya hayatı oyun ve oyalamacadan ibarettir." ayeti ile, "Biz dünyayı bir oyun olsun diye yaratmadık." ayetlerini nasıl anlamak gerekir?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ateistlerecevap.org/enam-32-ve-enbiya-16-duhan-38-ayetleri-celismiyor-mu-dunya-hayati-oyun-ve-oyalamacadan-ibarettir-ayeti-ile-biz-dunyayi-bir-oyun-olsun-diye-yaratmadik/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bakara 73. Ayet Açıklaması. Neden ölüyü diriltmek için kesilen hayvanın parçasıyla vuruldu?</title>
		<link>https://ateistlerecevap.org/bakara-73-ayet-aciklamasi-neden-oluyu-diriltmek-icin-kesilen-hayvanin-parcasiyla-vuruldu/</link>
					<comments>https://ateistlerecevap.org/bakara-73-ayet-aciklamasi-neden-oluyu-diriltmek-icin-kesilen-hayvanin-parcasiyla-vuruldu/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ateistlere Cevaplar]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 28 Mar 2018 19:57:29 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Ayetler]]></category>
		<category><![CDATA[Bakara 67-73 Tefsir]]></category>
		<category><![CDATA[Bakara 73 74 Tefsir]]></category>
		<category><![CDATA[Bakara 73 Ayet Tefsiri]]></category>
		<category><![CDATA[Bakara 73 Tefsir]]></category>
		<category><![CDATA[Bakara 73 Tefsiri]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.ateistlerecevap.org/?p=2122</guid>

					<description><![CDATA[<p>&#160; Konuyla ilgili ayetlerin meali: [stextbox id=&#8217;info&#8217;] &#8220;Hani siz bir adam öldürmüştünüz de peşinden katilin kim olduğu hakkında birbirinizle kavgaya tutuşup suçu üzerinizden atmıştınız. Halbuki Allah sizin gizlediğinizi meydana çıkaracaktı. Bunun üzerine dedik ki: &#8216;Kestiğiniz sığırın bir parçasıyla o maktûlün cesedine vurun&#8217; (Vurulunca da o diriliverdi.) İşte Allah bunu nasıl dirilttiyse ölüleri de öyle diriltir. [&#8230;]</p>
The post <a href="https://ateistlerecevap.org/bakara-73-ayet-aciklamasi-neden-oluyu-diriltmek-icin-kesilen-hayvanin-parcasiyla-vuruldu/" data-wpel-link="internal">Bakara 73. Ayet Açıklaması. Neden ölüyü diriltmek için kesilen hayvanın parçasıyla vuruldu?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;<br />
<a href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/Bakara-suresi-73-74.ayetler-aciklamasi-tefsiri.png" data-wpel-link="internal"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-2123 size-full" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/Bakara-suresi-73-74.ayetler-aciklamasi-tefsiri.png" alt="Bakara 73" width="1280" height="720" srcset="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/Bakara-suresi-73-74.ayetler-aciklamasi-tefsiri.png 1280w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/Bakara-suresi-73-74.ayetler-aciklamasi-tefsiri-300x169.png 300w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/Bakara-suresi-73-74.ayetler-aciklamasi-tefsiri-1024x576.png 1024w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/Bakara-suresi-73-74.ayetler-aciklamasi-tefsiri-768x432.png 768w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/Bakara-suresi-73-74.ayetler-aciklamasi-tefsiri-1200x675.png 1200w" sizes="(max-width: 1280px) 100vw, 1280px" /></a><br />
Konuyla ilgili ayetlerin meali:<br />
[stextbox id=&#8217;info&#8217;]
<strong>&#8220;Hani siz bir adam öldürmüştünüz de peşinden katilin kim olduğu hakkında birbirinizle kavgaya tutuşup suçu üzerinizden atmıştınız. Halbuki Allah sizin gizlediğinizi meydana çıkaracaktı. Bunun üzerine dedik ki: &#8216;Kestiğiniz sığırın bir parçasıyla o maktûlün cesedine vurun&#8217; (Vurulunca da o diriliverdi.) İşte Allah bunu nasıl dirilttiyse ölüleri de öyle diriltir. Aklınızı iyice kullanasınız diye âyetlerini size gösterir.&#8221;</strong><br />
(Bakara Suresi, 2/73, 74)<br />
[/stextbox]
Bu olayda bir çok hikmet vardır: Bunlardan birkaçı şöyle açıklanabilir:<br />
<strong>a. Ölünün dirilmesi bir mucizedir. </strong>Mucize de olsa, bunu bir sebebe bağlı olarak gerçekleştirmek insanların zihninde daha tutarlı bir yer edinir. Bu sırdandır ki, Efendimiz (a.s.m) de bir yiyecek veya su ile ilgili bereket mucizesini gösterirken, bunu bir miktar yiyecek veya su üzerinden gerçekleştirmiştir. Bu husus, İlahî hikmete de daha uygundur.<br />
<strong>b.</strong> <strong>Zihinlerde zıtların birbirilerini güçlü bir şekilde çağrıştırması söz konusudur. </strong>Ölmüş bir hayvanın etiyle, ölen bir kimsenin diriltilmesi, hayat ile ölüm bağlantısını kuvvetli bir şekilde ortaya koyar. Bu olay, -bu açıdan- dünya hayatına düşkün ve hesap günü konusunda oldukça vurdumduymaz olan Yahudilerin ölümden sonraki hayata ciddi iman etmeleri ve ona göre hazırlanmalarını sağlamaya yönelik bir derstir.<br />
<strong>c. </strong>Bu olayın gerekçesi olarak Kur’an’da anlatıldığı üzere, Yahudilerden öldürülen bir kimsenin katili bulunamıyordu. Bu konuda değişik görüşler ve tartışmalar yaşanıyordu. İnek konusundaki ısrarlı sorulardan da anlaşılacağı gibi, gerçek katilin bulunmasını isteyenler yanında -katil ve yakınları gibi- onun ortaya çıkmasını istemeyenler de vardı. Her iki tarafın da itiraz edemeyecek bir tablonun oluşması hikmete en uygun olanıdır. Bu açıdan bakıldığında, -katilinin adını söyleyecek- <strong>ölünün gözle görünen bir sebebe bağlı olarak diriltilmesi, vahiy bağlantısını daha güçlü gösterdiği için </strong>daha da kuvvetli bir görünüm arz edecektir. Çünkü, sebepsiz bir şekilde ölünün dirilmesi durumunda, katilin ortaya çıkmasını istemeyenler tarafından “bu bir hortlama olabilir, bunun hezeyanlarına güven olmaz” diye itiraz edebilirlerdi. Halbuki, boğazlanmış/ölmüş bir inek parçasının vurulmasıyla ölünün dirilmesi, gözle görülen  bir harikalık yumağıdır. Çünkü, ölü bir et parçasının dirilme gücü olmadığına göre, bu işin arkasında Allah’ın kudretini kabul etme zorunluluğu vardır.<br />
<strong>d. </strong>Yahudiler, Mısırda gördükleri putperestlikten oldukça etkilenmişlerdir. Buzağıya tapmaları ve daha sonra -puta tapan bir topluluğu görünce- Hz. Musa (as)’a<strong> “Ne olur biz de böyle gözle görünen bazı ilahları edinelim!” </strong>şeklinde öneride bulunmaları, puta tapma düşüncesinin Yahudilerin iliklerine kadar işlediğini göstermektedir. Bu batıl ilahların başında Mısır’da gördükleri <strong>inek-perestlik</strong> safsatasıdır. Bu çarpıcı mucize olayda<strong> ilah diye baktıkları bir ineğin kesilmesi, aslında onlara bunun bir ilah olmadığı fikrini zihinlerinde canlandırmaya ve bu konuda kalıcı mesaj vermeye yöneliktir.</strong> Yahudilerin, kesilmesi istenen inek hakkındaki -ardı arkası kesilmez- soruları, onların bir ilah gibi görmeye alışık oldukları bu hayvanın öldürülmesine taraftar olmadıklarını gösteren önemli bir ipucudur.  Kur’an’da,  bir <strong>“ineğin kesilmesi”</strong>penceresinden <strong>“inek-perestlik”</strong> fikrinin öldürüldüğüne işaret edilmiştir.<br />
&nbsp;<br />
&nbsp;</p>
<hr />
<p>Anahtar kelime alanımız: bakara 73 tefsir bakara 73 tefsiri bakara 73 ayet tefsiri bakara 73 74 bakara 73 mustafa islamoğlu bakara 73 mehmet okuyan bakara 73 islamoğlu bakara 67 73 bakara suresi 73.ayet tefsiri bakara 72 73 bakara 73 bakara 73 ayet bakara suresi 73 ayet dinle bakara suresi 73 ayeti bakara suresi 73 üncü ayet surah baqarah ayat 73 bakara suresi 73 ayet bakara 73 meal bakara suresi 73. ayet okunuşu bakara suresi 73. ayet bakara 71 73</p>The post <a href="https://ateistlerecevap.org/bakara-73-ayet-aciklamasi-neden-oluyu-diriltmek-icin-kesilen-hayvanin-parcasiyla-vuruldu/" data-wpel-link="internal">Bakara 73. Ayet Açıklaması. Neden ölüyü diriltmek için kesilen hayvanın parçasıyla vuruldu?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ateistlerecevap.org/bakara-73-ayet-aciklamasi-neden-oluyu-diriltmek-icin-kesilen-hayvanin-parcasiyla-vuruldu/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İslamiyet&#039;ten Önce Hangi Dinler Vardı?</title>
		<link>https://ateistlerecevap.org/islamiyetten-once-hangi-dinler-vardi/</link>
					<comments>https://ateistlerecevap.org/islamiyetten-once-hangi-dinler-vardi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ateistlere Cevaplar]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 27 Mar 2018 15:07:23 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sorular]]></category>
		<category><![CDATA[İslam Gelmeden Önce Mekke Nasıldı]]></category>
		<category><![CDATA[İslam Gelmeden Önceki Dinler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.ateistlerecevap.org/?p=2117</guid>

					<description><![CDATA[<p>Araplar İslamiyet öncesi Arap Yarımadası&#8217;nda göçebe olarak yaşıyorlardı. Geçimlerini ise hayvancılıkla sağlıyorlar, ayrıca bazı Araplar da Arabistan&#8217;ın iç kesimindeki vahalarda tarımcılık yapıyorlardı. Bunların yanında önemli geçim kaynaklarından biri de çöl adeti olan kervan soygunlarıydı. Arapların İslam öncesi örgütlenme biçimleriyse Bedevi klasik sistemidir. Bu sisteme göre kabilenin saygın üyelerinden oluşan bir meclis bulunurdu. Kabile yaşamında kurallar daha çok [&#8230;]</p>
The post <a href="https://ateistlerecevap.org/islamiyetten-once-hangi-dinler-vardi/" data-wpel-link="internal">İslamiyet'ten Önce Hangi Dinler Vardı?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/slamdan-once-hangi-dinler-vardi.png" data-wpel-link="internal"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-2119" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/slamdan-once-hangi-dinler-vardi.png" alt="" width="1280" height="720" srcset="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/slamdan-once-hangi-dinler-vardi.png 1280w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/slamdan-once-hangi-dinler-vardi-300x169.png 300w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/slamdan-once-hangi-dinler-vardi-1024x576.png 1024w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/slamdan-once-hangi-dinler-vardi-768x432.png 768w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/slamdan-once-hangi-dinler-vardi-1200x675.png 1200w" sizes="(max-width: 1280px) 100vw, 1280px" /></a></p>
<p class="transition visible">Araplar İslamiyet öncesi Arap Yarımadası&#8217;nda göçebe olarak yaşıyorlardı. Geçimlerini ise hayvancılıkla sağlıyorlar, ayrıca bazı Araplar da Arabistan&#8217;ın iç kesimindeki vahalarda tarımcılık yapıyorlardı. <em>Bunların yanında önemli geçim kaynaklarından biri de çöl adeti olan kervan soygunlarıydı.</em> Arapların İslam öncesi örgütlenme biçimleriyse Bedevi klasik sistemidir.</p>
<p>Bu sisteme göre kabilenin saygın üyelerinden oluşan bir meclis bulunurdu. Kabile yaşamında kurallar daha çok ataların adetlerine göre şekilleniyordu ve toprakta özel mülkiyet yoktu. Otlaklar, su başları, hatta yer yer sürüler kabilenin ortak malı durumundaydı. Mekke ise bulunduğu konum itibarıyla ticaret merkezi halini almış ve burada yerleşik hayata geçilmeye başlanmıştır. Yerleşik yaşam, ticaretin gelişmesi ve bu yolla edinilen kişisel servet kabile yaşantısının çöküşünü hızlandırıyordu. Kabile bağları gevşedi. Kabileler arası dayanışmanın yerini ticari kaygılar ve daha fazla kazanma anlayışı aldı. Mekke&#8217;nin gitgide şehirleşmesi, kabile üyeleri ve kabileler arasında doğan hiyerarşi nedeniyle burada ayrı bir yönetim biçimi ortaya çıktı. Bu yönetim biçiminde şehir, bir meclis tarafından yönetiliyordu. Meclis ise yetkileri babadan oğula geçen ve yetkili olanların yetki alanları birbirinden ayrı on reisten meydana geliyordu.</p>
<p class="transition visible">Tapınılan <strong>Kabe </strong>sayesinde Mekke kutsal kent kabul ediliyordu. Şehir yönetimi tarafından ticaretin gelişmesi için kabileler arasında barış ilan ediliyor ve bu dönemde kabileler Mekke&#8217;deki tapınağı ziyaret ederek hac ziyaretlerini yerine getiriyorlardı. Ekonominin temelini oluşturan kervanlara, yani ticarete yönelik soygun ve talanlar bu dönemlerde azalsa da devam ediyordu. Süren savaşlar ve parçalanmaya yüz tutsa da kabilecilik ticaretin ve toplumsal yaşamın önündeki en büyük engeldir. Yaşamı ve kabileler arası ilişkileri düzenleyecek bir örgüte ihtiyaç duyulmaktaydı. Bu örgütte devlet olacaktı.</p>
<p><strong>Arabistan&#8217;da kabile yaşamı kökünden sarsılıyordu.</strong> Ama gelişen bir kölecilik yaşanmıyordu. İlkel komünal toplumdan sonra doğal gelişim seyri içinde yaşanacak evre, köleci toplumdu. Oysa Arabistan&#8217;da köleci ilişkiler gelişmemiş, yani köle emeği toplumsal üretimin ve gelişimin temelini hiçbir zaman oluşturmamıştır. Sosyal yaşam içerisinde köleler ve köle sahipleri bulunmasına karşın, köleler daha çok ev işlerinde, kervanların korunmasında ve cariye olarak kullanılmaktaydı. Üretimde köle emeğinin kullanılması çok ender görülen bir şeydi.<br />
<strong>Dinsel anlamda ise, İslamiyet öncesi egemen olan din putperestlikti.</strong> Her kabilenin, her biri bir tanrıyı simgeleyen çok sayıda putu vardı. Putlar genellikle kadın, kuş, aslan vb. şekillerde tasvir edilmişti. Tüm kabilelerce kutsal kabul edilen Kabe&#8217;nin içi putlarla doluydu. Arabistan&#8217;da Kabe dışında bu dönemde yüz kadar daha tapınak bulunuyordu. Yahudilik ve Hristiyanlık da zamanla tüccarlar aracılığıyla Arabistan&#8217;a girmişti. Ancak Araplar kendilerine yabancı gördükleri bu dinlere ilgi göstermemişlerdi. Bu dinler Arabistan&#8217;da tek tük taraftar bulmaktan öteye gidememişti. İslamiyet, Hristiyanlıktan farklı olarak bu tarihsel koşullar içerisinde var oldu. Hristiyanlık doğduğunda Roma devleti Köleci bir devletti. Hristiyanlık da bu köleci devletin otoritesini reddederek ezilen kesimlere umut taşıyarak var olmuştu. Oysa İslamiyet&#8217;in çıktığı koşullarda Arap Yarımadası&#8217;nda kabile ilişkileri yıkılmaya yüz tutmasına karşın hala egemendi. Bu nedenle de gelişim çizgisi Hristiyanlıktan farklı bir hat izleyecekti.<br />
Bilindiği gibi Peygamberimiz, Miladî 570 (veya 571) yılı Rebiulevvel ayının 12&#8217;sine rastlayan bir Pazartesi günü dünyayı şereflendirdiler. (Hamidullah, 1/39) O dönemde Arabistan&#8217;da mevcut olan dinleri ve inançları araştırdığımızda ve Kur&#8217;ân–ı Kerim&#8217;den de bizzat anladığımıza göre, karşımıza çeşitli garip inançlar çıkmaktadır. Bunların başlıcaları şunlardır:<br />
<b>1. Haniflik:</b> Hz. İbrahim (a.s.)&#8217;ın dininin kalıntılarını devam ettiren kişilerdi. Arapların çoğunun, putperestlik yaygınlaşıncaya kadar bu inanca mensup oldukları kabul edilmektedir. Hz. İsmâil (a.s.) vasıtasıyla Haniflik inancını kabul etmişlerdi. Hz. Peygamberin doğumu esnasında mevcut bulunan Hanifler, Allah&#8217;ın birliğine inanırlar, putlara ibadeti reddederler, hesaba inanırlar, birçok cahiliyye âdetini kabul etmezlerdi. Siyasî, askerî herhangi bir ağırlıkları yoktu.<br />
<b>2. Yıldızlara Tapma:</b> Yemen&#8217;de, Arap Yarımadası&#8217;nda (bazılarına göre Şam civarında) Horrân vadilerinde ve Yukarı Irak&#8217;ta yıldızlara tapan insanlar vardı. Bunlara <strong>Sabiîler</strong>denirdi. Yıldızlara tapmanın Araplar arasında ne zaman ve nasıl başladığını kesin olarak bilmememize rağmen, Kur&#8217;ân–ı Kerim&#8217;de (Neml, 27/2024) değinilen Süleyman (a.s.) ile Seba kraliçesi (Belkıs bint Şurahil) kıssasından bu inancın Hz. Süleyman zamanında da mevcud olduğunu anlamaktayız. Bunlar, Hz. Peygamber (s.a.s.) zamanına kadar varlıklarını sürdürmüşlerdir. Nitekim, Kur&#8217;ân–ı Kerim&#8217;de bunlar hakkında şöyle buyurulmaktadır:<br />
[stextbox id=&#8217;info&#8217;]<strong>&#8220;Gece, gündüz, Güneş ve Ay O&#8217;nun (Allah&#8217;ın) âyetlerindendir. Eğer gerçekten Allah&#8217;a tapıyorsanız, Güneşe ve Aya secde etmeyin; onları yaratan Allah&#8217;a secde edin.&#8221;</strong> (Fussılet, 41/37)[/stextbox]
<p class="transition visible">Ancak bunlar, o dönemde azınlıkta olup, kayda değer herhangi bir siyâsî ve askerî ağırlıkları yoktu.</p>
<p><b>3. Mecusilik:</b> Bahreyn ve Irak&#8217;ta mecûsiliğe inanan bazı gruplar vardı. Ateşe tapıyorlardı. Mecusi İran İmparatoru bunları himaye ediyordu. Daha sonraları İslâm inançlarına bazı fitneler sokmak ve Müslümanlar arasında fitne tohumları yaymakta Yahudilerle birlikte önemli rol oynadılar.<br />
<b>4. Hristiyanlık:</b> Yarımada&#8217;nın kuzeyinde Tağlib, Kuda&#8217;a, Gassân kabileleri arasında ve Güney Yemen&#8217;de bazı Hristiyan gruplar vardı. Bunların da siyasî ve askerî herhangi bir ağırlıkları yoktu. Yarımada&#8217;nın içinde de yer yer bazı Hristiyan gruplara rastlanmaktaydı. Hristiyanlık, Arabistan&#8217;a Habeşliler ve Romalıların işgalleri sonucu M. 340 yıllarından itibaren girmiştir. (Mübarekfurî 1980, 47)<br />
<b>5. Yahudilik:</b> Yemen, Vadi&#8217;l–Kurâ, Hayber, Teymâ ve Yesrib&#8217;de (İslâm öncesi Medine) Yahudiler vardı. Bunlar, diğer inanç gruplarına göre askerî, siyâsî ve iktisâdî ağırlığa sahipti. Kendilerini Allah&#8217;ın seçkin milleti kabul ediyor ve Allah&#8217;ın insanları onlarla yöneteceğine inanıyorlardı. Bu sebeple, beklenilen son peygamberin kendilerinden biri olacağı beklentisi içindeydiler. Arabistan&#8217;a, ülkelerinin M.Ö. 587 yılında Buhtünnasır tarafından işgal edilmesi üzerine göç etmişlerdi. (a.g.e., 46)<br />
<b>6. Putpereslik:</b> Arap Yarımadasının her tarafına yayılmış, diğer bütün inançlardan daha fazla etkiye sahip ve daha çok yaygındı. Arabistan&#8217;a bu inancın ne zaman sokulduğu, nasıl yaygın hale geldiği konusunda değişik görüşler vardır. Bunlardan en yaygın olanı, putperestliği Arabistan&#8217;a Amr b. Luhay adında birinin soktuğudur. Huza&#8217;a kabilesinin reisi olan bu zat, dinlere olan ilgisi ve doğruluğuyla tanınmış biriydi. Devrin insanları onu büyük âlimlerden birisi olarak görmekteydiler.</p>
<p class="transition visible">Bir tür cild hastalığına yakalanan Amr&#8217;a, Şam bölgesinde bulunan Horrân&#8217;a gitmesi ve orada bulunan şifalı bir suyla yıkanması tavsiye edilir. Bu tavsiyeye uyarak oraya giden Amr, o suyla yıkanır, iyileşir. Orada insanların putlara taptıklarını görür, bundan hoşlanır. Hubel adlı putu alıp beraberinde Mekke&#8217;ye getirip Kâbe&#8217;ye diker ve ona tapmaya başlar. Kavminin de ona tapmasını ister. Zamanla bu durum Araplar arasında o derece yaygınlaşır ki, her kabilenin taptığı bir putu olur. <em><strong>Peygamberimiz Mekke&#8217;yi fethettiğinde Kâbe&#8217;de 360 put vardı ve Peygamberimiz bunların hepsini kırdırıp, Kâbe&#8217;yi putlardan temizlemişti. </strong></em></p>
<p>Başka bir rivâyete göre ise, Hz. İsmail&#8217;in çocukları çoğalıp, geçim nedeniyle Mekke&#8217;nin dışına çıkmaya mecbur olduklarından, Mekke&#8217;den çıkışlarında, babaları İsmail&#8217;in hatırasını taşıyan Harem toprağından bir miktar götürüyor, sonra bu toprağı korumak için ona aşırı saygı gösteriyorlardı. Bu iş zamanla gelişerek, onu kutsal kabul edip, ona ibadete dönüştü. Böylece putperestliğin temeli atılmış oldu ve gün geçtikçe şekillenerek gelişti.<br />
Hz. Peygamber&#8217;in yetiştiği asıl muhit olan Hicaz bölgesinde en yaygın inanç bu putperestlik olduğu için, Peygamberimiz mücadelesini öncelikle putperestliğe karşı vermiştir. Bazılarının adları Kur&#8217;ân&#8217;da da geçen bu putların meşhurları şunlardı:<br />
<strong>Menât:</strong> Mekke ile Medine arasında, deniz sahiline yakın el–Musellel denilen bir yerdeydi. Ensar kabileleri, Sa&#8217;d, Huza&#8217;a vb. buna tapardı.<br />
<strong>Lât: </strong>Taif&#8217;te idi. Taifliler buna taparlardı. Peygamberimiz, Mekke&#8217;nin fethinden sonra Ebû Süfyan b. Harb ve Muğîre b. Şu&#8217;be&#8217;yi gönderip onu kırdırdı.<br />
<strong>Uzzâ: </strong>Gatafan, Gânî ve Bahîle kabilelerinin putuydu. Peygamberimiz, Hz. Halid&#8217;i gönderip, onu kırdırmıştır.<br />
<strong>Hubel: </strong>Kureyş&#8217;in en büyük putuydu. Kırmızı akikten yapılmıştı.<br />
Bunların dışında <strong><em>İs&#8217;af, Naile, Vedd, Suva&#8217;, Yağûs ve Ya&#8217;ûk</em></strong> vb. adlarla meşhur başka putları daha vardı. Ki, bunlardan bazıları eski Arap şiirlerinde geçmektedir. Örneğin: Amr b. Humame ed–Dusî, Zülkeffeyn adlı putu yaktığı zaman şu beyti söylemiştir:<br />
[stextbox id=&#8217;download&#8217;]<em><strong>&#8220;Ey Zulkeffeyn, ben senin babandan kalma değilim./ Benim doğumum senin doğumundan öncedir./ Ben senin kalbine ateş doldurdum.&#8221; </strong></em>(Şükrî, 2/209)[/stextbox]
<p class="transition visible">Araplar, putlarını taştan ağaçtan vb. maddelerden yaptıkları gibi, yiyecek maddelerinden de yaparlardı. Meselâ, Hanife Oğulları kabilesi hurma ve undan yapmış oldukları büyük bir putu, kıtlık zamanında yedikleri için rakib kabilenin şairi tarafından şöyle kınanmışlardır:</p>
[stextbox id=&#8217;info&#8217;]<em><strong>&#8220;Hanife oğulları, kıtlık ve açlık zamanı tanrılarını yedi.&#8221;</strong></em> (Kal&#8217;acî 1998, 16)[/stextbox]
<p class="transition visible">Yine başka birisi evinin bahçesine diktiği putuna bir tilkinin gelip bevlettiğini görünce, buna çok sinirlenmiş, bu saygısızlık karşısında kendisini koruyamayanın nasıl tanrı olabileceğini, tepesi atarak şöyle dile getirmiştir:</p>
[stextbox id=&#8217;info&#8217;]<strong>&#8220;Tilkinin başına işediği, tanrı mıdır? / Dikkat edin, tilkilerin başına işedikleri aşağılanmıştır.&#8221; </strong>(a.g.e)[/stextbox]
<p class="transition visible">Bu ve benzeri şiirlerle, Kur&#8217;ân–ı Kerim&#8217;deki bazı âyetlerden anladığımıza göre putperestlik Araplardan bir çoğunu tatmin etmiyordu. Onlar, asıl itibariyle Hz. İsmail ve dolayısıyla da Hz. İbrahim&#8217;in (a.s.) inancına sahip olduklarından, bir Yüce Allah&#8217;ın varlığına inanıyorlardı. Nitekim Kur&#8217;ân–ı Kerim&#8217;de bazı âyetlerde bu hususa işaret edilmektedir: Meselâ:</p>
[stextbox id=&#8217;info&#8217;]<strong>&#8220;Şayet onlara: &#8216;Gökleri ve yeri yaratan kimdir?&#8217; diye soracak olursan, elbette &#8216;Allah&#8217;tır&#8217; diye cevap vereceklerdir.&#8221;</strong> (Lokman, 31/25)[/stextbox]
[stextbox id=&#8217;info&#8217;]<strong>&#8220;Biz onlara sırf bizi Allah&#8217;a yaklaştırsınlar diye ibadet ediyoruz.&#8217; (derler.)&#8221;</strong> (Zümer, 39/3)[/stextbox]
<p class="transition visible">Görüldüğü gibi Araplar, bu hususta bir çelişki içerisindeydiler. Kur&#8217;ân–ı Kerim&#8217;de birçok âyette bu çelişkiye dikkat çekilmiştir. Meselâ:</p>
[stextbox id=&#8217;info&#8217;]
<strong>&#8220;Yaratan (Allah), hiç yaratamayan (putlar)a benzer mi? Hâlâ aklınızı kullanmayacak mısınız?&#8221;</strong> (Nahl, 16/17)<br />
<strong>&#8220;O müşriklerin Allah&#8217;tan başka ibadet edip yalvardıkları sahte tanrılar ise, hiçbir şey yaratamazlar. Zaten kendileri yaratılmaktadırlar.&#8221;</strong> (Nahl, 16/20)<br />
[/stextbox]
<p class="transition visible"><strong>Arapların putlara ibadet ve merasim şekillerini de kısaca şöyle sıralayabiliriz:</strong></p>
<p class="transition visible">Putun huzurunda yalvarmak, yakarmak, belâ ve musibetler anında yardım etmesini, sıkıntılarını gidermesini istemek; Kâbe&#8217;deki putları ziyaret etmek, onların etrafında tavaf etmek, onlara secde etmek, yakarmak; putlar adına, onlara yakın olmak için kurban kesmek, ki Kur&#8217;ân–ı Kerim&#8217;de:</p>
[stextbox id=&#8217;info&#8217;]
<strong>&#8220;&#8230; putlara ait sunaklarda kesilen hayvanların etleri … size haram kılındı&#8230;&#8221; </strong>(Maide, 5/3) [/stextbox]
<p class="transition visible">buyurularak, böyle bir davranış şiddetle yasaklanmıştır.</p>
<p>Putperest Araplar, yiyecek ve içeceklerinden, yahut da ekin ve hayvanlardan bir miktarını putlara ve Allah&#8217;a verirlerdi, Kur&#8217;ân–ı Kerim, bunu da dile getirmekte ve yasaklamaktadır:<br />
[stextbox id=&#8217;info&#8217;]
<strong>&#8220;Allah&#8217;ın yarattığı ekinlerden ve hayvanlardan kendilerince Allah&#8217;a bir hisse ayırdılar da, kendi batıl iddialarınca: &#8216;Şu, Allah&#8217;ın&#8217; dediler, ‘şu da (ulûhiyette ortak edindikleri) putlarımızın.&#8217; Ortakları için ayırdıkları, Allah&#8217;ın hissesine konulmaz, ama Allah&#8217;a ait olanlar ortaklarının hissesine aktarılır. Bunlar ne kötü hüküm veriyorlar!’” </strong>(En&#8217;am, 6/136)<br />
[/stextbox]
<p class="transition visible">Araplar, putlara adak da adarlardı. Önemli bir işe veya yolculuğa karar verdikleri zaman, Kâbe&#8217;ye gelir, putlara kurban keserler; orada bulunan kâhin, içinde fal oklarının bulunduğu torbayı çıkarır ve o oklardan çekerdi. Bunlardan bazısında <strong>&#8220;yap&#8221;,</strong> bazısında <strong>&#8220;yapma&#8221;</strong>, bazısında da <strong>&#8220;boş&#8221;</strong> yazılıydı. &#8220;Yap&#8221; çıkarsa yapmak istediklerini yaparlar; yapma çıkarsa &#8220;vazgeçerler&#8221;, &#8220;boş&#8221; çıkarsa, bir daha çekerlerdi. İslâm, bunları da yasaklamıştır. İslâm&#8217;da, herhangi bir iş konusunda karar verilemediği zaman, istişare ve istihare usûlü vardır.</p>
<p>O günün Arapları, öldükten sonra dirilmeye, âhirete inanmıyorlardı. Nitekim bir gün, Kureyş ileri gelenlerinden Ümeyye ibn Halef, çürümüş kemikleri eline alıp, Peygamberimizin huzuruna gelerek, bunları elinde ufalar ve havaya saçarak, aklınca Peygamberimizi (s.a.s.) mat etmek için: <strong>&#8220;Ey Muhammed, Allah&#8217;ın bunu da dirilteceğini sanıyor musun?&#8221; </strong>diye sormuştu. Peygamberimiz de cevap olarak, <strong>&#8220;Evet. Allah (c.c.), seni öldürecek, sonra diriltecek ve sonra ateşe atacaktır.&#8221; </strong>cevabını vermişti ki, bu husus, Kur&#8217;ân–Kerim&#8217;de şöyle dile getirilmiştir:<br />
[stextbox id=&#8217;info&#8217;]<strong>&#8220;İnsan şunu hiç görüp düşünmedi mi: Biz kendisini bir nutfeden yaratmışken, yaman bir hasım kesildi Bize. Nasıl yaratıldığını unutarak, bir de misâl fırlattı Bize: &#8216;Çürümüş vaziyetteki o kemikleri kim diriltecek!&#8217; diye. De ki: &#8216;Onları ilk defa yaratan diriltir; hem O, yaratmanın her türlüsünü bilir.'&#8221; </strong>(Yasin, 36/77–79)[/stextbox]
<p class="transition visible">Bütün bu bozuk inançlara rağmen, o dönem insanlarından Haniflik ve Hristiyanlıktan etkilenerek âhiret ve hesaba inananların da olduğunu görmekteyiz. Nitekim, Cahiliye dönemi şairlerinden el–Ahnes ibn Şihâb et– Temîmî bir şiirinde şöyle der:</p>
[stextbox id=&#8217;info&#8217;]<strong><em>&#8220;Kuşkusuz Allah&#8217;ın, kulunu güzel işleri sebebiyle hesap günü ödüllendireceğini bildim.&#8221;</em></strong> (Kal&#8217;acî, 18)[/stextbox]
<hr />
<p>Anahtar kelime alanı: islam gelmeden önce mekke nasıldı islam gelmeden önce arapların yaşadığı ortama ne ad verilir islam gelmeden önceki arap toplumunun yaşadığı döneme ne denir islam gelmeden önce ölenler islam gelmeden önce arapların yaşadığı ortam islam gelmeden önceki döneme ne ad verilir islam gelmeden önce arapların yaşadığı ortama ne ad verilirdi islamiyet gelmeden önce arap yarımadasının durumu islamiyet gelmeden önceki dönem hangi adla anılıyordu islamiyet gelmeden önce arabistanın durumu nasıldı islamiyet gelmeden önce peygamberimiz hangi dine inanırdı islamiyet gelmeden önce arap yarımadasının inançları islamiyet gelmeden önce allah&#8217;a inanan insanlar islam dini gelmeden önce arabistan&#8217;da hangi dinler vardı islam dini gelmeden önce arap yarımadası ve çevre devletlerin dinleri islam dini gelmeden önce arabistan yarımadasında nasıl bir yaşam vardı islamiyet gelmeden önceki dönem islamiyet gelmeden önce arabistan&#8217;da hangi dinler hakimdi arabistan&#8217;da islamiyet gelmeden önceki devre ne ad verilirdi islamiyet gelmeden önceki insanlar ne olacak</p>The post <a href="https://ateistlerecevap.org/islamiyetten-once-hangi-dinler-vardi/" data-wpel-link="internal">İslamiyet'ten Önce Hangi Dinler Vardı?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ateistlerecevap.org/islamiyetten-once-hangi-dinler-vardi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İslam&#039;da Mut&#039;a Nikahı Var mıdır? Caiz midir?</title>
		<link>https://ateistlerecevap.org/islamda-muta-nikahi-var-midir-caiz-midir/</link>
					<comments>https://ateistlerecevap.org/islamda-muta-nikahi-var-midir-caiz-midir/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ateistlere Cevaplar]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 23 Mar 2018 18:38:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sorular]]></category>
		<category><![CDATA[İslam'da Muta Nikahı]]></category>
		<category><![CDATA[Muta Nikahı Ne Demek]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.ateistlerecevap.org/?p=2101</guid>

					<description><![CDATA[<p>Mut&#8217;a; yararlanılan şey; umre ile haccı birleştirme; boşanan kadına verilen elbise ve baş örtüsü gibi eşya; bir kadınla geçici olarak evlenme. Çoğulu &#8220;muteun&#8221; dur. Aynı kökten metâ`; yararlanma, yiyecek giyecek gibi yararlı olan her şey demektir. Çoğulu &#8220;emtia&#8221;dır. &#8220;Temettu&#8221; ve &#8220;istimtâ&#8221; ise; bir şeyden uzunca süre yararlanmak, onu lezzetli bulmak, zevk almak anlamlarına gelir. Yararlanılacak [&#8230;]</p>
The post <a href="https://ateistlerecevap.org/islamda-muta-nikahi-var-midir-caiz-midir/" data-wpel-link="internal">İslam'da Mut'a Nikahı Var mıdır? Caiz midir?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/slamda-Muta-Nihaki-var-mi.png" data-wpel-link="internal"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-2102" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/slamda-Muta-Nihaki-var-mi.png" alt="" width="1280" height="720" srcset="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/slamda-Muta-Nihaki-var-mi.png 1280w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/slamda-Muta-Nihaki-var-mi-300x169.png 300w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/slamda-Muta-Nihaki-var-mi-1024x576.png 1024w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/slamda-Muta-Nihaki-var-mi-768x432.png 768w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/slamda-Muta-Nihaki-var-mi-1200x675.png 1200w" sizes="(max-width: 1280px) 100vw, 1280px" /></a><br />
Mut&#8217;a; yararlanılan şey; umre ile haccı birleştirme; boşanan kadına verilen elbise ve baş örtüsü gibi eşya; bir kadınla geçici olarak evlenme. Çoğulu &#8220;muteun&#8221; dur. Aynı kökten metâ`; yararlanma, yiyecek giyecek gibi yararlı olan her şey demektir. Çoğulu &#8220;emtia&#8221;dır. &#8220;Temettu&#8221; ve &#8220;istimtâ&#8221; ise; bir şeyden uzunca süre yararlanmak, onu lezzetli bulmak, zevk almak anlamlarına gelir. Yararlanılacak şey anlamında, metâ` ve mut`a eş anlamlı kelimelerdir.<br />
Mut`anın bir fıkıh terimi olarak iki anlamı vardır. Boşanan kadına iddet süresince yararlanması için verilen şey ve geçici evlilik.<br />
1. Mehir miktarı belirlenmeksizin yapılan nikâh akdinden sonra, henüz cinsel birleşme olmadan boşanma veya fesih yoluyla evlilik sona ererse, kadına mut`a denilen elbise ve baş örtüsü gibi bazı şeyler verilir. Bunlar mehir yerine geçen bir çeşit &#8220;teselli hediyesi&#8221; dir.<br />
Kur`ân-ı Kerim`de şöyle buyurulur:<br />
&#8220;Kadınlara yaklaşmadan ve onlara mehir takdir etmeden boşarsanız, sizin için bir sorumluluk yoktur. Bu durumda zengin kendi imkânına göre, yoksul da kendi imkânına göre, usûlüne uygun bir şekilde onlara, yararlanacakları bir şeyler verin. Bu, iyilikte bulunanların üzerine bir borçtur.&#8221; (el-Bakara, 2/236);<br />
&#8220;Boşanan kadınların örfe göre bir takım eşyalar alma hakkı vardır.&#8221;(el-Bakara, 2/241);<br />
&#8220;Ey iman edenler! Mü`min kadınları nikâhlar, sonra da cinsel birleşmeden önce onları boşarsanız, artık sizin, onların üzerinde iddet sayma hakkınız yoktur. Onlara hemen mut`alarını (yararlanacakları bazı şeyleri) verin ve onları güzellikle serbest bırakın.&#8221; (el-Ahzâb, 33/49).<br />
Bu âyetlerde yer alan &#8220;metea&#8221; veya &#8220;emtea&#8221; fiilleri; birisini bir şeyden yararlandırmak, boşanan kadınlara mut`a vermek anlamlarına gelir (Rağıb el-Isfehânî, el-Müfredât, s. 461).<br />
2. Mut`a evliliği anlamında kullanılır. Bu anlamda mut`a; evlenme engeli bulunmayan bir kadınla, belli bir süre içinde ve belli bir mal karşılığında, &#8220;senin cinsî yönlerinden şu kadar süre ve şu kadar bedel ile yararlanayım&#8221; diyerek icap ve kabulde bulunmaktır.<br />
İslâm`ın ilk devirlerinde zaruret gereği izin verilmiş olan bu evlilik şekli, sonradan neshedilerek ebedî olarak yasaklanmış ve belli bir süreyi kapsayan nikâh akitleri batıl kılınmıştır. Çünkü bu çeşit bir nikâh akdiyle, evlilikten beklenen amaçlar elde edilemez (Muhammed Ali es-Sâbûnî, Tefsîru Âyâti`l-Ahkâm, I, 457).<br />
Mut`a nikâhı anlamında bir de &#8220;geçici (muvakkat) nikâh&#8221; vardır. Bu da bâtıl bir nikâhtır. Aralarındaki ayrılık hemen hemen lâfız farkından öteye gitmez. Meselâ; geçici nikâhta, süreyle birlikte, evlilik ifade eden nikâh ve tezvic sözleri; mut`ada ise; temettu, veya istimta`, yani &#8220;kadının cinsel yönlerinden yararlanma&#8221; anlamı ifade eden sözler kullanılır. Diğer yandan mut`a nikâhında, şahit ve süre sınırlaması şart değildir. Geçici nikâhta ise bunlar şarttır (İbn Âbidin, Reddü`l-Muhtâr, İstanbul 1984, III, 51, vd).<br />
Kur`an-ı Kerim`de mut`a nikâhının esaslarını belirleyen açık bir âyet yoktur. Konu ile bağlantı kurulabilen şu âyettir:<br />
&#8220;Evli kadınlarla evlenmeniz de haram kılındı. Sahibi bulunduğunuz cariyeler müstesna. Bunlar Allah`ın üzerinize farz kıldığı hükümlerdir. Bunların dışında iffetli olarak zina etmeksizin mallarınızla evlenmek istemeniz size helâl kılındı. Onlarla cinsel temasta bulunduğunuzda, ücretlerini (mehir-mut`a) verin. Mehir takdir edildikten sonra birbirinizi razı etmenizde bir sakınca yoktur. Şüphesiz ki Allah, her şeyi çok iyi bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.&#8221; (en-Nisâ, 4/24).<br />
Ayetteki &#8220;ücret&#8221;, mehir olarak değerlendirilmiştir. Bununla, mehirden sözeden diğer âyetler arasında benzerlik vardır.<br />
&#8220;Birbirinizle kaynaşıp başbaşa kalmışken ve onlar (karınız) sizden kuvvetli bir ahid almışken, verdiğinizi (mehri) nasıl geri alabilirsiniz?&#8221; (en-Nisâ, 4/21),<br />
&#8220;Kadınların mehirlerini gönül hoşluğu ile verin. Eğer kendi istekleriyle mehrin bir bölümünü size bağışlarsa onu âfiyetle yeyin.&#8221; (en-Nisâ, 4/4).<br />
&#8220;Kadınlara verdiklerinizden (mehir) herhangi bir şeyi geri almanız size helâl değildir.&#8221; (el-Bakara, 2/229).<br />
Yukarıdaki ilk âyetin genel anlamının mut`a nikâhını da kapsadığı öne sürülmüştür. Bu çeşit nikâhın İslâm`ın ilk yıllarında meşrû kılındığında şüphe yoktur. Ancak daha sonra neshedilmiştir. İmam Şâfiî ve âlimlerden bir grup, mut`anın önce mübah kılındığını, sonra neshedildiğini, sonra yine mübah kılınıp, neshedildiğini, yani bunun iki defa tekrar edildiğini söylemiştir. Diğer bazı bilginler, ikiden fazla, bazıları ise bir defa mübah kılınıp arkasından neshedildiğini ve bundan sonra da artık mübah kılınmadığını belirtmişlerdir (İbn Kesîr, Tefsîru`l-Kur`âni`l-Azîm, İstanbul 1985, II, 225).<br />
Ayetteki &#8220;istemta`tüm (yararlandınız)&#8221; kelimesine, &#8220;dehaltüm (cinsel temasta bulundunuz)&#8221; anlamı verilmiştir. Şiîler ise bu kelimeye, mut`a nikâhı anlamı vermiştir.<br />
İbn Abbas ve Sahabeden bir grup, mut`anın zarûret sebebiyle mübah kılındığını söylemiştir. Diğer yandan İbn Abbas, Übey b. Ka`b, Saîd b. Cübeyr ve es-Süddî mut`a âyetini, &#8220;Belli bir vakte kadar&#8221; ilâvesiyle şu şekilde okudukları nakledilir: &#8220;Onlarla belli bir vakte kadar, cinsel temasta bulunduğunuz da süre dolunca mehirlerini verin.&#8221; (en-Nisâ, 4/24).<br />
İslâm hukukçuları mut`a evliliğinin haram olduğu konusunda görüş birliği içindedir. Şiîlerden başka, cumhurun görüşüne karşı çıkan olmamıştır. Şiîlerin bu konudaki sözleri Kitap, sünnet ve icmâa ters düştüğü için reddedilmiştir. Şöyle ki;<br />
1) Şîa; &#8220;Onlarla cinsel temasta bulunduğunuzda, mehirlerini bir hak olarak verin.&#8221; âyetini mut`aya delil getirir. Halbuki bu âyet, meşru nikâhla evlenip, cinsel temastan sonra, kadının mehre hak kazandığından söz etmekte, bir önceki cümlede, &#8220;Bunların dışında iffetli olarak zina etmeksizin mallarınızla evlenmek istemeniz&#8221; ifadeleri yer alır. Burada zina, sifah ile ifade buyurulmuştur. Sifah veya müsâfeha; sırf suyunu boşaltmak; yani aile yuvası kurarak çocuk sahibi olmak amacı bulunmaksızın sırf cinsel temas ve şehveti gidermek için evlenmek anlamını içerir. Bu durum yasaklanınca, geçici veya mut`a nikâhı, başka bir deyimle &#8220;metres edinmek&#8221; de bu yasak kapsamına girer.<br />
2) Şianın dayandığı başka bir âyet de şöyledir: &#8220;Mehrin belirlenmesinden sonra karşılıklı anlaşmak suretiyle birbirinizi razı etmenizde bir sakınca yoktur.&#8221; (en-Nisâ, 4/24). Onlara göre, bu âyetten maksat, mut`a akdinde belirlenen süre bittikten sonra, erkeğin ücreti, kadının da süreyi arttırarak akdi uzatmalarıdır.<br />
Halbuki, bu âyet, mehrin belirlenmesinden sonra, karşılıklı anlaşmak sûretiyle, belirlenenden az veya daha çok vermekte bir sakınca bulunmadığını bildirmektedir (el-Alûsî, Rûhu`l-Meânî, Kahire t.y., V, 5; Fahruddin er-Râzî, et-Tefsîru`l-Kebîr, y. ve t.y., X, 45, 46; Elmalılı, Hak Dini Kur`an Dili, İstanbul 1936, II, 1327-1329).<br />
Daha önce de belirttiğimiz gibi İslâm`ın ilk dönemlerinde mut`a caizdi. Tirmizî`nin naklettiği şu hadis bunu açıkça ifade eder; ancak daha sonra bu cevaz hükmünün neshedildiğini de belirtir. İbn Abbas`tan (r.a) nakledildiğine göre şöyle demiştir: &#8220;Mut`a, İslâm`ın ilk döneminde vardı. Bir kimse tanımadığı bir beldeye geldiği zaman, orada kalacağı süre içinde, eşyasını koruyacak ve kendisine hizmet edecek bir kadınla evlenirdi. Bunun üzerine, şu âyet indi: &#8220;Ve onlar ırzlarını korurlar. Ancak eşleri ve sahip oldukları câriyeler bunun dışındadır. Bunlarla olan cinsel ilişkilerinden dolayı kınanmazlar.&#8221; (el-Mü`minûn, 23/5, 6). İbn Abbas bu âyet inince şöyle demiştir: &#8220;Bu iki evlilik dışında bütün yollar haram kılınmıştır.&#8221; (Tirmizî, Nikâh, 29. H. No: 1122, III, 430).<br />
Bu âyetle, evliliğin meşrû yolu iki olarak belirlenmiş, bunun dışındaki yollar kapatılmıştır. Mut`a nikâhı bu iki şeklin dışında kalan bir yoldur (el-Cassâs, Ahkâmü`l-Kur`ân, Kahire, t.y., III, 99).<br />
Mut`a bir nikâh olarak kabul edilemez. Dilde ve bir fıkıh terimi olarak nikâh ile mut`a birbirinin yerine kullanılamaz. Bu iki terim arasındaki farkları şu şekilde belirlemek mümkündür:<br />
1) Nikâh akdinin bir takım özellikleri vardır ki, onlar olmayınca nikâh olmaz. Meselâ; sürenin geçmesi bu akdi etkilemez. Mut`a da ise, belirlenen süre sona erince, boşama tasarrufuna gerek olmaksızın mut`a kendiliğinden ortadan kalkar.<br />
2) Nikâh akdinde, cinsel birleşme olduktan sonra eşler boşanırlarsa kadının iddet beklemesi gerekir. Kocanın ölümü hâlinde ise cinsel birleşme olsun veya olmasın iddet gerekli olur (bk. el-Bakara, 2/228, 234). Mut`a da ise, erkeğin ölümü iddeti gerektirmez. Belki kadının hamile olup olmadığını belirlemek için bir hayız süresince bekletilir (bk. İbn Kesîr, a.g.e., II, 226; &#8220;İstibrâ&#8221; madd).<br />
3) Sahih nikâh akdi miras hakkı doğurur (bk. en-Nisâ, 4/12). Mut`ada ise miras cereyan etmez.<br />
4) Nikâh akdi meydana geldikten sonra, ölüm, boşama veya dinden çıkma gibi bir sebep bulunmadıkça sona ermez. Mut`a nikâhı ise, sürenin dolmasıyla, kendiliğinden ortadan kalkar.<br />
Nikâhla mut`a arasındaki bu farklar, mut`anın nikâh niteliğinde olmadığını gösterir. Mut`anın; nikâh veya câriye edinme (mülk-i yemin) özelliğinin bulunmadığı sabit olunca da hakkında şu âyetin uygulanması gerekir:<br />
&#8220;Kim nikâhlı eşi veya sahip olduğu câriyesinin ötesine geçmek isterse, işte onlar haddi aşan mütecavizlerdir.&#8221; (el-Mü`minûn, 23/7; ayrıntı için bk. el-Cassâs, a.g.e., III, 98 vd).<br />
Mut`anın yasaklandığını bildiren sünnet delili:<br />
Mut`anın tam olarak hangi tarihte yasaklandığı belirli değildir. Buhari`deki rivayette onun Hayber günü yasaklandığı (Buharî, Nikâh, 7/16); Müslim`deki rivayette Mekke`nin fethinde nehyedildiği (Müslim, Nikâh, 22); Müslim`in başka bir rivâyetinde Huneyn savaşının bir kolu olan Evtas savaşı sırasında yasaklandığı (Müslim, Nikâh, 3, H.18); İbn Mâce ve Ebû Dâvud`un Sünenlerindeki hadislerde ise Vedâ haccı sırasında nehyedildiği (İbn Mâce, Nikâh, 44; Ebû Dâvud, Nikâh, 14, H.No: 2072) bildirilmektedir.<br />
Hz. Ali`den (r.a). şöyle dediği rivayet edilmiştir:<br />
&#8220;Nebî (s.a.s), Hayber gününde mut&#8217;a nikâhını ve evcil eşeklerin etini yasaklamıştır.&#8221; (Buhârî, Nikâh, 31; Müslim, Nikâh, 29-32; İbn Mâce, Nikâh, 44).<br />
Semre b. Ma`bed el-Cühenî`den çeşitli yollarla nakledilen bir hadîs, mut`anın sonsuza kadar yasaklandığını belirtmektedir. Rasûlullah (s.a.s) ile birlikte Mekke fethine katılan Seleme, orada Allah elçisinin izin vermesi üzerine bir câriye ile mut`a yapmış, rivâyete göre bir veya üç gün câriye ile beraber olduktan sonra, sabahleyin Rasûlullah`ın (s.a.s) Hacer-i Esved ile Kâbe kapısı arasında durarak şöyle buyurduğunu nakletmiştir:<br />
&#8220;Ey insanlar, ben size kadınlarla mut&#8217;a yapmanız konusunda izin vermiştim. Şüphesiz Allah, onu kıyamet gününe kadar haram kılmıştır. Kimin yanında (mut&#8217;a nikahı ile tuttuğu) kadın varsa, onu serbest bıraksın. Onlara verdiklerinizden hiçbir şey geri almayınız.&#8221; (Müslim, Nikâh, 19, 22, 24; İbn Mâce, Nikâh, 44; Dârimî, Nikâh, 16; Ahmed b. Hanbel, Müsned, III, 406).<br />
Bazı rivayetlerde bu yasaklamanın Vedâ haccı sırasında yapıldığı belirtilir (bk. İbn Mâce, Nikâh, 44, H. No: 1962).<br />
Mut`anın ne zaman yasaklandığını bildiren hadisler arasındaki bu çelişkiler, hadisçiler tarafından giderilerek, mut`anın birkaç kez yasaklanıp serbest bırakıldığı belirlenmiştir. İmam Nevevî`ye göre, mut`a hakkındaki nehy ve serbest bırakma iki kez vuku bulmuştur. O şöyle der: &#8220;Hayber`den önce helaldi. Hayber`de yasaklandı. Mekke fethinde mübah kılındı. Evtas vak`ası da Mekke`nin fethini müteakip olmuştur. Bundan üç gün sonra da mut`a ebediyyen haram kılınmıştır.&#8221; (en-Nevevî, Şerhu Sahihi`l-Müslim, IX, 193, Alûsî, a.g.e., V, 5, 6).<br />
Mut`a Konusunda Sahabe Uygulaması:<br />
Hz. Ömer`in halifeliği sırasında, mut`anın hükmü üzerinde bazı tereddütler olunca, Hz. Ömer, mut`anın haram olduğunu ilân etmiş ve hiçbir sahabî O`na karşı çıkmamıştır. O, halife seçildiği gün yaptığı konuşmada şöyle demiştir:<br />
&#8220;Rasûlullah (s.a.s) bize üç defa mut`a yapmaya izin verdi, sonra bunu haram kıldı. Allah`a yemin olsun ki, evli bir kimsenin mut`a yaptığını bilsem, Rasûlullah`ın, mut`ayı, haram kıldıktan sonra, yeniden helâl kıldığına dair bana dört şahit getirmezse, onu taşla recmederim.&#8221; (İbn Mâce, Nikâh, 44, H.No: 1963).<br />
Hz. Ali`ye göre mut`a Hz. Peygamber tarafından Hayber günü yasaklanmıştır (bk. Buhârî, Nikâh, 29-32).<br />
İbn Abbas`ın Mut`aya İlişkin Görüşü:<br />
Mut`anın neshedilmediğini öne sürenler bu görüşlerini İbn Abbas`a dayandırmak istedikleri görülür. Şîa mut`a ile ilgisi kurulan en-Nisa sûresi 24. ayette İbn Mes`ud ve Ubey b. Ka`b`ın okuyuşlarında &#8220;ilâ ecelim müsemmâ (belli bir süreye kadar evlenme)&#8221; ilâvesi şâz bir kıraattır. İbn Abbas`ın da bu kıraatı benimsediği nakledilir. Bu yüzden İbn Abbas`ın; &#8220;Onlarla belli bir süreye evlendiğinizde, süre dolunca mehirlerini verin.&#8221; (en-Nisa, 4/24) âyetini &#8220;belli bir süreye kadar&#8221; ilâvesiyle birlikte te`vil ederek, mut`ayı helal gördüğü ileri sürülür. Kimileri de ibn Abbas`ın, mut`ayı yalnız seferde zarûret halinde mübah gördüğünü söylerler (el-Cassâs, a.g.e., III, 95; Alûsî, a.g.e., V, 5, 6).<br />
Saîd b. Cübeyr İbn Abbas`a; &#8220;Senin fetvan aldı yürüdü ve onun hakkında şairler şiir söyledi.&#8221; diyerek, bir beyit okuduğu zaman o buna hayret ederek şöyle demiştir: Sübhânellah, ben böyle bir fetvâ vermedim. &#8220;Mut`a; murdar ölmüş hayvan eti, kan ve domuz eti gibi bir şeydir. Bu yüzden ancak zarûret hâlinde helâl olur.&#8221; (Alûsî, a.g.e., V, 6; el-Cassâs, a.g.e., III, 95).<br />
Atâ`, İbn Abbas (r.a)`ın şöyle dediğini nakletmiştir: &#8220;Allah, Hz. Ömer`e rahmet etsin. Mut`a, Allah`ın Muhammed Ümmetine bir rahmetinden başka bir şey değildir. Hz. Ömer bunu yasaklamasaydı, çok az kimse dışında zinaya düşen olmazdı.&#8221; (el-Cassâs, a.g.e., III, 96). Abdullah b. Vehb`in naklettiği bir haberde de bir adam İbn Abbas`a gelerek şöyle der: &#8220;Câriyemle ve arkadaşlarımla bir seferde iken, cariyemi arkadaşlarıma helal kıldım ve ondan faydalandılar (yestemtiûne)&#8221; der. İbn Abbas bunun üzerine; &#8220;Bu apaçık bir zinadır (sifâh)&#8221; diye cevap verir. (el-Cassâs, a.g.e., III, 96, 97).<br />
İbn Abbas`tan nakledilen bu görüşlerin sonucunu şu şekilde değerlendirmek mümkündür:<br />
1) İbn Abbas, bazı rivayetlerde yolculuk ve zaruret kaydını koymaksızın mut`ayı helâl göstermektedir.<br />
2) Ölü eti ve domuz etini zarûretten dolayı yemede olduğu gibi, mut`ayı da zarûret hâlinde olduğunu söylemektedir.<br />
3) Mut`a nikâhının neshedildiği kanaatindedir. Bunları şu şekilde cevaplayabiliriz:<br />
İbn Abbas`ın, en-Nisa Sûresi 24 ncü âyeti te`vil ederek mut`a nikâhını helal kabul etmesi kendisi için delil olamaz. Çünkü âyette, yukarıda da açıklandığı gibi mut`anın mübahlığına dair bir delalet yoktur. Aksine ayet mut`anın haramlığını kapsamaktadır.<br />
Onun mut`ayı ölü ve domuz etine benzetmesi ve zaruret hâlinde onlar gibi meşrû sayması isabetli bir kıyas değildir. Çünkü haramları helâl kılan zarûret mut`ada söz konusu olmaz. Zarûretten dolayı ölü veya domuz etinin helal olması nefsin telef olmasından korkulduğu içindir. Halbuki cinsel temastan uzak kalmakla, nefsin veya bir uzvun telef olmasından korkulmaz. Diğer yandan, Allah elçisi evlenme imkânı bulamayan bekârlara oruç tutmalarını tavsiye buyurmuştur. Yukarıdaki zarûret halinde mut`ayı mubah gören rivayette bir vehim olabilir. Çünkü İbn Abbas gibi bir zatın meseleyi kavramamış olması düşünülemez.<br />
Sonuç olarak, bu konuda İbn Abbas`tan nakledilen en sağlam rivayet, Tirmizî`nin de rivayet ettiği gibi, O`nun mut`a nikâhını, haram kabul ettiği ve önceki kanaatinden döndüğü görüşüdür. Tercihe şayan görüşte budur (Ayrıntı için bk. el-Cassâs, a.g.e., III, 99, 97 vd.; Alûsî, a.g.e., V, 5 vd.; İbn Kesîr, a.g.e., III, 226; Fahruddin er-Râzî, et-Tefsiru`l-Kebîr, X, 48 vd.; İbn Âbidîn, Reddü`l-Muhtâr, İstanbul 1984, III, 51 vd.; Elmalılı, Hak Dini Kur`an Dili, İstanbul 1936, II, 1327-1329, IV, 3429, 3430).<br />
(Hamdi DÖNDÜREN)<br />
&nbsp;<br />
&nbsp;<br />
&nbsp;<br />
&nbsp;<br />
&nbsp;<br />
&nbsp;<br />
&nbsp;<br />
&nbsp;<br />
&nbsp;<br />
&nbsp;<br />
&nbsp;</p>
<hr />
<p>Anahtar kelime alanımız: muta nikahı ne demek muta nikahı nedir muta nikahı ayeti muta nikahı nasıl kıyılır muta nikahı akdi muta nikahı şia muta nikahı caferilik muta nikahı yapmak isteyenler muta nikahı iran muta nikahı ateist muta nikahı buhari muta nikahı büyük haramdır muta nikahı belgeseli muta nikahı nasıl bozulur muta nikahı caiz mi muta nikahı caiz mi diyanet muta nikahı caiz gören mezhep muta nikahı nerden çıktı muta nikahı nasıl ortaya çıkmıştır muta nikahı ilk ne zaman çıktı muta nikahı diyanet muta nikahı dinen caiz midir muta nikahı doğru mu muta nikahı dindeki yeri muta nikahı ehlibeyt muta nikahı ehli sünnet muta nikahı ebubekir sifil muta nikahı fetva meclisi muta nikahı fetvası muta nikahı fetva hayrettin karaman muta nikahı fetvası muta nikahı günahmı muta nikahı günah mıdır muta nikahı geçen ayet muta nikahı gerçeği muta nikahı hayrettin karaman muta nikahı hükmü muta nikahı hakkında bilgi muta nikahı hangi mezhepte vardır muta nikahı hadis muta nikahı haram mı muta nikahı hz muhammed ıran muta nıkahı muta nikahı ile ilgili ayet muta nikahı ile ilgili hadisler muta nikahı islamda var mı muta nikahı kuran muta nikahi kim kaldirdi muta nikahı kimlerde var muta nikahı mehmet okuyan muta nikahı mustafa öztürk muta nikahı mumsema muta nikahı mezhep muta nikahı muhammed muta nikahı neden yasaklandı muta nikahı pdf muta nikahı peygamberimiz peygamberimiz muta nikahı yapmış mıdır muta nikahı sorularla islamiyet muta nikahı sempozyumu muta nikahı hadisi şerif muta nikahı ihsan şenocak muta nikahı tarihçesi muta nikahı tarihi muta nikahı kim tarafından yasaklandı muta nikahı yasaklanması muta nikahı zina mıdır muta nikahı ne zaman yasaklandı muta nikahı ne zaman haram kılındımuta nikahı nasıl kıyılır muta nikahı ne demek iran muta evleri muta nikahı iran muta nikahı şartları iran da muta nikahı muta nikahı caiz mi muta nikah muta nikahı kimlerle yapılır muta nikahı nedir diyanet muta nikahı ile ilgili ayet kuranda muta nikahı</p>The post <a href="https://ateistlerecevap.org/islamda-muta-nikahi-var-midir-caiz-midir/" data-wpel-link="internal">İslam'da Mut'a Nikahı Var mıdır? Caiz midir?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ateistlerecevap.org/islamda-muta-nikahi-var-midir-caiz-midir/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yeni Nesil Droneler Nasıl Yapılıyor?</title>
		<link>https://ateistlerecevap.org/yeni-nesil-droneler-nasil-yapiliyor/</link>
					<comments>https://ateistlerecevap.org/yeni-nesil-droneler-nasil-yapiliyor/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ateistlere Cevaplar]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 22 Mar 2018 06:50:12 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Tefekkür]]></category>
		<category><![CDATA[Biomimetik]]></category>
		<category><![CDATA[Biomimikri]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.ateistlerecevap.org/?p=2097</guid>

					<description><![CDATA[<p>Biomimikri yani doğa taklidi, bilimin birçok alanında ilham kaynağı olmayı sürdürüyor. Drone denen uçan robotlar da hayvanlardan esinlenilerek geliştiriliyor. Baykuşların bir sineği nasıl sessizce yakaladıkları, bazı deniz kuşlarının havada günlerce kalırken nasıl uyudukları drone’ları geliştirmenin temel araştırmaları.  Uçan robotlar ve taklit ettikleri hayvanlar Interface Focus dergisinde yayınlanan yeni çalışmada yer aldı. Konu editörü Prof. Dr. David Lentink, Kaliforniya’daki Stanford [&#8230;]</p>
The post <a href="https://ateistlerecevap.org/yeni-nesil-droneler-nasil-yapiliyor/" data-wpel-link="internal">Yeni Nesil Droneler Nasıl Yapılıyor?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/animal-flight-and-flying-drones-01-696x465-1.jpg" data-wpel-link="internal"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-2099" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/animal-flight-and-flying-drones-01-696x465-1.jpg" alt="" width="696" height="465" srcset="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/animal-flight-and-flying-drones-01-696x465-1.jpg 696w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/animal-flight-and-flying-drones-01-696x465-1-300x200.jpg 300w" sizes="(max-width: 696px) 100vw, 696px" /></a><br />
<strong>Biomimikri yani doğa taklidi, bilimin birçok alanında ilham kaynağı olmayı sürdürüyor. Drone denen uçan robotlar da hayvanlardan esinlenilerek geliştiriliyor. Baykuşların bir sineği nasıl sessizce yakaladıkları, bazı deniz kuşlarının havada günlerce kalırken nasıl uyudukları drone’ları geliştirmenin temel araştırmaları. </strong><span id="more-60555"></span><br />
Uçan robotlar ve taklit ettikleri hayvanlar Interface Focus dergisinde yayınlanan yeni çalışmada yer aldı. Konu editörü Prof. Dr. David Lentink, Kaliforniya’daki Stanford Üniversitesi’nde makine mühendisliği asistanı… Lentink, bu özel sayının “yeni hava robotlarının geliştirilmesine ilham vermeyi ve hayvanların uçuş sistemlerinin durumunu göstermeyi” amaçlandığını söyledi.<br />
İnsanlar 18. yüzyıldan beri uçan makineler inşa ediyor olsalar da, bu yeni çalışmalar kuşların, böceklerin ve yarasaların uçmayı nasıl algıladıkları, nasıl alçaldıkları ve güvenli iniş yaptıkları, manevraları hangi sistemlerle yaptıkları gibi konularda halen önemli bilgiler olduğunu gösteriyor. Drone denen uçaklar bir süredir çeşitli amaçlarla kullanılıyor. Ancak uzmanlar, bu robotların uçuşlarının geliştirilmesinin kolay olmadığını belirtiyor. Neyse ki, bilim adamlarının ilham alabileceği çok sayıda uçan hayvan var! Yaklaşık 10 bin kuş türü, 4 bin yarasa türü…</p>
<h3>Kuşların vücut ve beyin sistemleri inceleniyor</h3>
<div class="td-g-rec td-g-rec-id-content_inline"></div>
<p><a href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/kus-e1482582372484.png" data-wpel-link="internal"><img loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-2098 alignright" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/kus-e1482582372484.png" alt="" width="400" height="447" srcset="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/kus-e1482582372484.png 400w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/kus-e1482582372484-268x300.png 268w" sizes="(max-width: 400px) 100vw, 400px" /></a>Lentink, “Çoğu kişi uçakların nasıl tasarlanacağını bildiğimiz için, uçuş hakkında bilmek zorunda olduğumuz her şeyi biliyoruz. Ancak çeşitli görevleri yerine getirebilen küçük, manevra kabiliyetine sahip uçan robotlar için artan talep, bilimsel bir rönesansa yol açtı ve araştırmacıları hayvan aerodinamiği ve biyolojisi hakkındaki birçok soruyu araştırmaya yöneltti. Örneğin, baykuşlar nasıl sessizce sinek yakalayabiliyorlar? Bilim adamlarından oluşan bir ekip baykuş kanatlarında, gürültüyü giderebilecek bir tasarım olduğunu keşfetti. Geniş kanat boyutlarının ve kanatların şeklinin, dokusunun ve stratejik olarak yerleştirilmiş tüy saçaklarının, baykuşların sessizce süzülmesine yardımcı olmak için birlikte çalıştığını fark ettiler.”</p>
<h3>Sinekler de ilham kaynağı</h3>
<p>Bir diğer araştırmacı grubu, durmadan günlerce uçabilen bir deniz kuşunun havada nasıl uyuyabildiklerini araştırdı. Bilim adamları, bu kuşların uçuş esnasında beyin aktivitesinin ilk kayıtlarını topladılar ve hayvanların aynı anda hem uçup hem beyinlerini dinlendirmek için “mikro-uyku” yapabildiklerini keşfettiler.<br />
Araştırmalar yalnızca kuşlarla da sınırlı değil. Bazı bilim adamları, meyve sineklerinin kanatları hasar görse dahi nasıl uçabildiklerini keşfetti. Sinekler, kanat ve beden hareketlerini ayarlayarak yarım kanatla dahi uçabiliyor.<br />
Lentink, dronların daha sessiz hale gelmeleri gerektiğini söylüyor: “Daha verimli olmaları ve havada uzun süre kalabilmeleri gerekiyor. Hâlâ gerçekleşmesi gereken bir çok mühendislik var: İlk adımların şu an atılmakta olması gerçekten heyecan verici. Bu alanda büyük bir gelecek olduğunu görebiliyoruz.”<br />
<em>www.livescience.com ve bilgiustam.com</em></p>The post <a href="https://ateistlerecevap.org/yeni-nesil-droneler-nasil-yapiliyor/" data-wpel-link="internal">Yeni Nesil Droneler Nasıl Yapılıyor?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ateistlerecevap.org/yeni-nesil-droneler-nasil-yapiliyor/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İslamda Irkçılık&#8230;&#124; İslam&#039;ın Irkçılık Hakkında ki Görüşleri</title>
		<link>https://ateistlerecevap.org/islamda-irkcilik-islamin-irkcilik-hakkinda-ki-gorusleri/</link>
					<comments>https://ateistlerecevap.org/islamda-irkcilik-islamin-irkcilik-hakkinda-ki-gorusleri/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ateistlere Cevaplar]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 21 Mar 2018 21:53:37 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sorular]]></category>
		<category><![CDATA[Irkçılık Hadis]]></category>
		<category><![CDATA[İslam Dininde Irkçılık]]></category>
		<category><![CDATA[İslam'da Irkçılık]]></category>
		<category><![CDATA[İslam'da Irkçılık Ayet ve Hadis]]></category>
		<category><![CDATA[İslam'da Irkçılık var mı?]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.ateistlerecevap.org/?p=2092</guid>

					<description><![CDATA[<p>Peygamber efendimiz şöyle buyurmuştur: “Allah indinde en şerefliniz takvâca en ileri olanınızdır. Arabın Arap olmayan (acem)üzerine bir üstünlüğü yoktur. Arap olmayanın da Arap üzerine bir üstünlüğü yoktur. Beyaz derili olanın siyah derili üzerine bir üstünlüğü yoktur, siyah derili olanın da beyaz derili üzerine bir üstünlüğü yoktur. Üstünlük sadece takvâ iledir.&#8221; Irkçılığı men eden âyet-i kerime: “Ey [&#8230;]</p>
The post <a href="https://ateistlerecevap.org/islamda-irkcilik-islamin-irkcilik-hakkinda-ki-gorusleri/" data-wpel-link="internal">İslamda Irkçılık…| İslam'ın Irkçılık Hakkında ki Görüşleri</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/islamin-irkciliga-bakis-acisi.png" data-wpel-link="internal"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-2093 size-full" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/islamin-irkciliga-bakis-acisi.png" alt="İslam'ın ıkçılığa bakış açısı nasıldır?" width="1280" height="720" srcset="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/islamin-irkciliga-bakis-acisi.png 1280w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/islamin-irkciliga-bakis-acisi-300x169.png 300w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/islamin-irkciliga-bakis-acisi-1024x576.png 1024w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/islamin-irkciliga-bakis-acisi-768x432.png 768w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/islamin-irkciliga-bakis-acisi-1200x675.png 1200w" sizes="(max-width: 1280px) 100vw, 1280px" /></a><br />
Peygamber efendimiz şöyle buyurmuştur:<br />
<strong>“Allah indinde en şerefliniz takvâca en ileri olanınızdır. Arabın Arap olmayan <em>(acem)</em>üzerine bir üstünlüğü yoktur. Arap olmayanın da Arap üzerine bir üstünlüğü yoktur. Beyaz derili olanın siyah derili üzerine bir üstünlüğü yoktur, siyah derili olanın da beyaz derili üzerine bir üstünlüğü yoktur. Üstünlük sadece takvâ iledir.&#8221;</strong></p>
<p class="transition visible">Irkçılığı men eden âyet-i kerime:</p>
<p><b>“Ey insanlar! Muhakkak ki biz, sizi bir erkekle bir dişiden yarattık. Ve sizi millet millet, kabile kabile yaptık ki, tanışıp kaynaşasınız. Allah katında en şerefliniz Ondan en çok korkanınızdır.”</b><em>(Hucurat, 49/13)</em></p>
<p class="transition visible">Aynı surede şöyle buyulur:</p>
<p><b>“Ancak müminler birbirinin kardeşidirler. Öyle ise, kardeşlerinizin aralarını ıslah edin.”</b></p>
<p class="transition visible">Allah ne Türkleri, ne Kürtleri değil, ancak, mü’minleri birbiriyle kardeş ediyor. <em>Mü’min olmayan bir insan, mü’min babasına varis olamıyor.</em> İman gidince, maddî, uzvî ve ırkî bağlılık bir işe yaramıyor.</p>
<p><strong>“Kendi nefsi için istediğini mü’min kardeşi için de istemeyen (kâmil) mü’min olamaz.”</strong><em>(bk. Müslim, İman, 71; İbn Mâce, Sunne, 9)</em></p>
<p class="transition visible">buyuran Allah Resulü (a.s.m.), bu âyetin amel ve his âlemimize nasıl aksedeceği hususunda yol gösteriyor bize&#8230;</p>
<p class="transition visible">Müminler birbirlerini böylesine sevmeleri gerektiği halde, şu veya bu sebeple aralarına kin ve husumet girerse, bu takdirde ne yapacaklardır? Âyet-i kerimenin devamı şunu emreder: <strong>“Kardeşlerinizin arasını ıslah edin.”</strong> Onları sulha, sükûna kavuşturun. Düşmanlıklarını, dostluğa, muhabbete, uhuvvete çevirin&#8230;</p>
<p class="transition visible">Evet, Kur&#8217;an’ın hükmüne göre müminler kardeş. Hepsi bir tek aile. Tek cephe&#8230; Onların arasına nifak sokanlar ise, bilerek veya bilmeyerek karşı cephe namına çalışmış olmuyorlar mı? Zaten tatbikat da böyle. Aramıza tefrika sokmak isteyenler, tarihî hasımlarımız&#8230; Haçlı zihniyeti&#8230; Küfür örgütleri&#8230; Nifak locaları&#8230;</p>
<p class="transition visible">Onlar vazifelerini yapıyorlar. Tıpkı şeytan gibi. Ateşin vazifesi yakmaktır. Ama, elimizi korumak da bize düşüyor. Bugün aramıza sokulmak istenen bu fitneye karşı çıkmak ve müminler arasındaki muhabbet bağlarını arttırmak büyük bir cihat&#8230; Bizi, düşman kardeşler hâline getirmek isteyenlerin heveslerini kursaklarında koymak, hepimiz için, en ileri bir vecibe&#8230;</p>
<p class="transition visible">Hud sûresinden ulvî bir ders:</p>
<p><strong>&#8220;Nuh (as) &#8216;Ey Rabbim! Şüphesiz oğlum da benim ailemdendir (benim ehlimdendir).”</strong><br />
diye, tufan hâdisesinden onun kurtulmasını istediğinde, İlâhî cevap şöyle gelir:</p>
<p style="padding-left: 30px;"><strong>“Ey Nuh, o senin ailenden (ehlinden) değildir.”</strong><em>(Hud, 11/45)</em></p>
<p class="transition visible">ve Nuh (as) oğlunu gemiye almaktan men edilir&#8230; Demek ki; insanın, inanmayan, isyan eden oğlu onun ehli sayılmıyor.</p>
<p class="transition visible">Öyle ise inanmayan ırkdaşı da onun dostu, kardeşi olamaz. Bu hakikati hiçbir tevile imkân vermeyecek kadar net biçimde ortaya koyan bir Allah kelâmı:</p>
<p><strong>“Ey iman edenler, babalarınızı ve kardeşlerinizi, eğer küfrü imana tercih etmişlerse dost edinmeyin! Sizden kim onları dost edinirse işte onlar, zalimlerin ta kendisidir.”<em> </em></strong><em>(Tevbe, 9/23)</em></p>
<p class="transition visible"><strong>“Ancak müminler birbirinin kardeşidirler.</strong>” âyet-i kerimesinde ders verilen ince ruhun, derin şuurun bir başka ifadesi. İnanmayan babanız sizin dostunuz değil, inanmayan kardeşiniz de sizin dostunuz değil…</p>
<p class="transition visible"><em>&#8211; Ve onları dost edinmek zalimlik.<br />
&#8211; Onları dost edinen insan, hakikati çiğnemiş, zulmetmiştir.<br />
&#8211; Allah’ın ona bir ihsanı olan sevgi hissini yanlış yerde kullanmış, zulmetmiştir…<br />
&#8211; Yanlış bir tercihle kendisini cehenneme sokmaya sebep olmuş, nefsine zulmetmiştir.<br />
&#8211; Onun sevgi hanesinde küffar, mü’mine ağır basmış ve o adam bu büyük adaletsizliği işlemekle zalim olmuştur.</em></p>
<p class="transition visible"><a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/article/1323/mahser.html" data-wpel-link="external" rel="nofollow external noopener noreferrer"><strong>Mahşer, </strong></a>mutlak aziz olan Allah’ın huzurunda herkesin zilletini ilân ettiği müstesna meydan… ‘Maliki yevmiddin’ olan Allah haber veriyor:</p>
<p><strong>“O gün ne mal, ne evlât bir fayda vermez. Allah’a kalb-i selim ile gelenler müstesna&#8230;”</strong><em>(Şuara, 26/88-89)</em></p>
<p class="transition visible">Irk yakınlığının en birinci basamağı, en ileri seviyesi evlâtla baba arasındaki münasebet değil midir? Bu âyet, bu yakınlığın o meydanda para etmeyeceğini haber veriyor bize… Artık hangi ırkçılıktan bahsediyoruz… O gün kimsenin ne malına, ne mülküne, ne de kazandığı evlât sayısına bakılmayacak…</p>
<p class="transition visible"><em><strong>O gün tek geçer akçe var</strong>: Kalb-i selim. Allah’a teslim olmuş, O’nun her emrine ram olmuş temiz ve halis bir kalp…</em> O’ndan başkasına bağlanmamış bir gönül. Bu gönül kimde bulunursa bulunsun, Arap&#8217;ta olsun, Acem&#8217;de olsun makbuldür. Ve cennet, kalb-i selim sahiplerinin varacağı mükâfat menzili. Orada her mü’mine, ihlâsına, ameline, ahlâkına, gayretine, himmetine göre makam verilecek… Ondaki bütün tabakalar bu esaslara göre. Orada her ırkın ayrı bir makamı yok…</p>
<p>&nbsp;</p>
<hr />
<p>Anahtar kelimler alanı: islamda ırkçılık islamda irkçılık islamda ırkçılık ayet islamda ırkçılık hadis islamda ırkçılık vaaz islamda ırkçılık yoktur vaaz islamda ırkçılık ile ilgili vaaz islamda ırkçılık vaazı islamda ırkçılık pdf islamda ırkçılık var mı islam dininde ırkçılık islam dini ırkçılık islam&#8217;a göre ırkçılık islamda ırkçılık ile ilgili ayetler islamda ırkçılık nedir islamda ırkçılık var mıdır islamda ırkçılık yoktur ırkçılık ırkçılık nedir irkçılık ideolojik bir düşünce değil aksine psikolojik bir hastalıktır ırkçılık ile ilgili sözler ırkçılık hadis ırkçılıkla ilgili ayetler irkçılık ve önyargı konulu harika bir kısa film irkçılık ne demek irkçılık ile ilgili hadis ırkçılık ayet ırkçılık ayaklarımın altındadır ırkçılık anlamı ırkçılık aptallıktır ırkçılık ayrımı ırkçılık ateşi ırkçılık bir takım şarlatanların ırkçılık belgeseli ırkçılık bir ideoloji değil ırkçılık bizim genlerimizde yok ırkçılık bir insanlık suçudur ırkçılık beyin<br />
&nbsp;</p>The post <a href="https://ateistlerecevap.org/islamda-irkcilik-islamin-irkcilik-hakkinda-ki-gorusleri/" data-wpel-link="internal">İslamda Irkçılık…| İslam'ın Irkçılık Hakkında ki Görüşleri</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ateistlerecevap.org/islamda-irkcilik-islamin-irkcilik-hakkinda-ki-gorusleri/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yaratılışta Tesadüfün Payı&#8230; Tesadüf Hakkında</title>
		<link>https://ateistlerecevap.org/yaratilista-tesadufun-payi-tesaduf-hakkinda/</link>
					<comments>https://ateistlerecevap.org/yaratilista-tesadufun-payi-tesaduf-hakkinda/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ateistlere Cevaplar]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 20 Mar 2018 13:31:12 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sorular]]></category>
		<category><![CDATA[Tefekkür]]></category>
		<category><![CDATA[Tesadüf İle İlgili Cümleler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.ateistlerecevap.org/?p=2088</guid>

					<description><![CDATA[<p>Yazının sonunda ki videoyu izlemeyi unutmayın Kâinattaki muhteşem sanat, fevkalade hikmet ve sürekli düzenlilik tesadüfüşiddetle reddediyor. Bu yüksek hakikati, matematiğin uygulama dallarından biri olan ihtimaller hesabıyla da göstermek mümkündür Önce şansa bağlılık veya rastgelelik diyebileceğimiz tesadüf kavramını kısaca açıklayalım. Herhangi bir olayın veya varlığın hiçbir kasıt, irade, tercih ve ilim kullanmadan rastgele meydana gelmesi tesadüftür. Gelin şimdi işin mantıksal boyutuna hep [&#8230;]</p>
The post <a href="https://ateistlerecevap.org/yaratilista-tesadufun-payi-tesaduf-hakkinda/" data-wpel-link="internal">Yaratılışta Tesadüfün Payı… Tesadüf Hakkında</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<figure id="attachment_2089" aria-describedby="caption-attachment-2089" style="width: 1280px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/Hersey-tesaduf-olabilir-mi.png" data-wpel-link="internal"><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-2089 size-full" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/Hersey-tesaduf-olabilir-mi.png" alt="Yaratılışta tesadüfün hissesi var mı?" width="1280" height="720" srcset="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/Hersey-tesaduf-olabilir-mi.png 1280w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/Hersey-tesaduf-olabilir-mi-300x169.png 300w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/Hersey-tesaduf-olabilir-mi-1024x576.png 1024w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/Hersey-tesaduf-olabilir-mi-768x432.png 768w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/Hersey-tesaduf-olabilir-mi-1200x675.png 1200w" sizes="(max-width: 1280px) 100vw, 1280px" /></a><figcaption id="caption-attachment-2089" class="wp-caption-text">Yaratılışta tesadüfün hissesi var mı?</figcaption></figure>
Yazının sonunda ki videoyu izlemeyi unutmayın<br />
<em>Kâinattaki muhteşem sanat, fevkalade hikmet ve sürekli düzenlilik <strong>tesadüfü</strong>şiddetle reddediyor.</em> Bu yüksek hakikati, matematiğin uygulama dallarından biri olan ihtimaller hesabıyla da göstermek mümkündür Önce şansa bağlılık veya rastgelelik diyebileceğimiz <strong>tesadüf</strong> kavramını kısaca açıklayalım. <em>Herhangi bir olayın veya varlığın hiçbir kasıt, irade, tercih ve ilim kullanmadan rastgele meydana gelmesi <strong>tesadüftür.</strong></em><br />
<span style="font-size: 20px; color: #008080; font-family: 'comic sans ms', sans-serif;"><strong>Gelin şimdi işin mantıksal boyutuna hep beraber bakalım;</strong></span><br />
<strong>1. Misal:</strong> Art arda altı kez atılan bir zarın ilk önce 1, sonra 2, sonra 3, sonra 4, sonra 5 ve daha sonra da 6 gelmesi olasılığı (1/6)<sup>6</sup> yani 46.656 ihtimalde 1′dir. İnsanın kulak kemiklerinin sayısı ise altıdır. Bu altı kemiğin tesadüfen ortaya çıktığı kabul edilse bile, bu kemiklerin şu andaki mevcut sıralarıyla dizilme ihtimali 46.656′da 1 ihtimaldir. Bu sadece bir insandaki kulak kemiklerinin tesadüfen dizilme ihtimalidir. Bir de bu dizilişin şu anda yeryüzünde bulunan 7 milyar insanda aynı şekilde olduğu düşünülür ve bütün insanların aynı şekle sahip olmalarının ihtimalini bulmak istersek, 46.656 rakamını 7 milyar kere çarpacağız. İşte eğer sonucu telaffuz edebilirseniz, bu kadar ihtimalde bir ihtimaldir. <strong>Allah’ı inkâr eden neyi kabul etmek zorunda olduğuna bir baksın ve bundan utansın!</strong><br />
<strong>2. Misal:</strong> Yine elimize bir zar alıp attığımızda o zarın 4 gelme ihtimali altıda birdir. İki zarı aynı anda atsak, ikisinin de 4 gelme ihtimali 36′da birdir. İki zarı iki defa atıp her ikisinde de iki zarın 4 gelme ihtimali ise 1.296′da birdir. Dört defa peş peşe attığımızda her iki zarın da her defasında 4 gelme ihtimali ise 1.679.616′da birdir. Acaba iki zarın dört defa peş peşe 4 gelme ihtimali 1.679.616′da bir ise, bir insanın vücudunda bulunan 206 kemiğin birbirine uygun olarak gelme ihtimali acaba kaçta kaçtır? Yani şunu düşünelim: Faraza bütün kemiklerim tesadüfen yaratıldığını düşünüyoruz. Bizler bu kemikleri aldık ve bir torbaya koyduk. Her defasında bir kemik çekeceğiz ve iskeletimizin dizilişini oluşturmaya çalışacağız. Yanlış bir kemik çektiğimizde, o ana kadar çektiğimiz doğru kemikleri tekrar torbaya koyup baştan başlayacağız. Acaba 206 kemiği doğru olarak çekebilme ihtimalimiz kaçta kaçtır? Trilyonlarla ifade edilemeyecek kadar çok… Ve şunu unutmayın, biz bu hesabı kemiklerin tesadüfen yaratıldığını kabul ederek yaptık. Bir de kemiklerin tesadüfen yaratılmasını hesaplamaya kalksak… Bir de bunu bir insanda değil bütün insanlarda yapsak… Ve buna bir de diğer hayvanları eklesek… Acaba böyle bir ihtimal hesaplanabilir ve rakamlarla ifade edilebilir mi?<br />
<strong>3. Misal:</strong> Şimdi Ayasofya Camisi’nin tabiat olayları tarafından kendi kendine, mimarı olmadan yapıldığını düşünelim. Bu nasıl olabilir? Kuzeyden esen rüzgâr 10,7 ton su getirir, buraya döker. Güneydoğudan esen rüzgâr 4,3 ton kadar demir getirir. Batıdan esen rüzgâr 11,5 ton kireç, doğudan esen rüzgâr 2,37 ton tuğla… Diğer bir taraftan esen rüzgâr ise tuğlaları dizer. Başka bir rüzgâr çimentoyu yerleştirir ve böylece Ayasofya Camii meydana gelir. Yine bir rüzgâr tarladaki dikenleri toplar. Bunlar, koyunlar üzerlerinden geçerken tüylerini koparıp halı dokurlar ve halı caminin içine düşer. Diğer bir rüzgâr, oduncular yemek yerken baltalarını alıp ağaçları keser ve bir marangozhaneden geçerken uygunca doğrar. Kazara çiviler bunun üzerine gelir, çekiçler çarpar ve minber caminin içine kendiliğinden düşer… Herhâlde Ayasofya Camisi’nin ustasını inkâr edip camiyi tesadüfe havale ettiğimizde bundan daha mantıklı bir açıklama olamaz.<br />
Şimdi cami ile hücremizi mukayese edelim: Bu cami 1200 metrekare, bizim hücremiz ise 5-10 mikron. Bu camiye 5-10 çeşit malzeme, bizim hücremize ise 30.000 çeşit bileşim lazım. Bu camiye lazım olan maddeler kilolar, tonlarla ifade ediliyor; hücrede ise maddeler mikrogram ile ifade edilecek kadar hassas, zerre kadar değişme olsa hücre bozulur.<br />
<strong>Şimdi soruyoruz ey Ateist! Caminin kendi kendine meydana gelmesini kabul edemezken ve buna gülerken, bundan daha acayip bir muhal olan bir hücrenin kendi kendine oluşabileceğine nasıl imkân veriyorsun?</strong><br />
<strong>4. Misal:</strong> Bir maymunu daktilonun karşısına oturtalım. Maymun daktilonun tuşlarına rastgele dokunsun, böyle rastgele yapılan hamleler neticesinde anlamlı bir kelimenin oluşması mümkün müdür?  Ya anlamlı bir cümlenin oluşması?  Ya da anlamlı bir sayfanın?  Peki, anlamlı bir kitabın oluşması ihtimal dâhilinde midir?  Elbette hayır! Böyle bir maymunu daktilo başına oturtsak, ‘A’ harfini yazma ihtimali 29`da 1′dir. “AT” yazma ihtimali ise (1/29.29), yani 841′de 1′dir. Mesela 7 harfli “TESADÜF” kelimesini yazma ihtimali (1/29<sup>7</sup>) yani 17.249.876.309′de 1′dir. Bu ise  imkânsızdır.<br />
<strong>Acaba insan ve diğer canlılar, yedi harfli bir kelimeden daha mükemmel değil midir? Canlıları bir kenara bırakarak tek bir DNA’ya baksak, bir DNA molekülünde yaklaşık olarak 3.5 milyar nükleotid, yani 3.5 milyar harf bulunur. Yedi harften oluşan bir kelimenin tesadüfen oluşma ihtimali 17.249.876.309′de 1 ise acaba bir tek DNA’daki 3.5 milyar harfin tesadüfen oluşma ihtimali nedir?</strong><br />
<strong>5. Misal:</strong> Dünya üzerindeki bütün elverişli atomları kullanmak şar­tıyla, dünyanın yaratılışından bu yana kadar geçen zaman içinde bir tek proteini tesadüfen elde edebilme ihtimali 1/10<sup>161</sup> dir. Yani 10 rakamını 161 defa kendisiyle çarpın ya da 10 ra­kamının sağına 161 tane sıfır koyun. İşte bir proteinin tesadüfen oluşma ihtimali, bu kadar ihtimalden sadece bir ihtimaldir.<br />
Fa­kat iş bu kadarla da bitmiyor. Zira en küçük bir canlı için 238 protein daha gerekmektedir. Bu kadar proteinin tesadüfen oluşma ihtimalini telaffuz etmek isterseniz, trilyon kelimesini 9.975 defa tekrarlamanız gerekir ki bu yaklaşık iki saatinizi alır, sonra çıkan rakamı 10 ile çarpınız. İşte bir canlıdaki proteinle­rin tesadüfen oluşması ihtimali bu kadar ihtimalden bir ihtimal­dir.<br />
<strong>Hâl böyleyken, kâinatın tesadüfler sonucu meydana gel­diğini iddia edenin aklından şüphe edilmez mi?</strong><br />
<span style="font-size: 20px; font-family: 'comic sans ms', sans-serif; color: #008080;"><strong>Gelin şimdide bilim adamlarının bu konu hakkinda ki görüşlerini okuyalım sizinle; </strong></span></p>
<ol>
<li>&#8220;Evren hakkında yapılan bilimsel bir araştırmanın sonucu tek bir cümleyle özetlenebilir: Evren, matematik bilgisi sonsuz bir varlık tarafından dizayn edilmiş olarak görülüyor.&#8221; <span class="hadisno">(Sir James Jeans, The Mysterious Universe, Cambridge University Press, 1932, s. 140)</span></li>
<li>&#8220;Bu muazzam ve harikulade evreni, çok geriye ve çok ileriye bakabilme kabiliyeti bulunan insan da dahil olmak üzere, kör tesadüf veya zaruretin eseri olarak görmek çok güç, hatta imkansızdır.&#8221;<span class="hadisno">(Robert B. Downs, Dünyayı Değiştiren Kitaplar, Tur Yayınları, Istanbul 1980, s. 289)</span></li>
<li>Eğer yıldızlar birbirlerine biraz daha yakın olsalar, astrofizik çok da farklı olmazdı. Yıldızlarda, nebulalarda ve diğer gök cisimlerinde süregiden temel fiziksel işlemlerde hiçbir değişim gerçekleşmezdi. Uzak bir noktadan bakıldığında, galaksimizin görünüşü de şimdikiyle aynı olurdu. Tek fark, gece çimler üzerine uzanıp da izlediğim gökyüzünde çok daha fazla sayıda yıldız bulunması olurdu. Ama pardon, evet; bir fark daha olurdu: <u>Bu manzarayı seyredecek olan &#8220;ben&#8221; olmazdım&#8230;</u> Uzaydaki bu devasa boşluk, bizim varlığımızın bir ön şartıdır. <span class="hadisno">(George Greenstein, The Symbiotic Universe, s. 21)</span></li>
<li>&#8220;Doğanın temel değişmezleri ve yaşamın ortaya çıkmasına neden olan ilk koşullar, şaşırtıcı bir kesinlikle ayarlanmıştır. Evrenin ne denli akılalmaz bir incelikle ayarlanmış gibi göründüğü hakkında bir fikir vermek için Yer&#8217;den Mars gezegeni üzerinde bir çukura topunu göndermeyi başarabilen bir golf oyuncusunun becerisini düşünmek yeter!&#8221; <span class="hadisno">(Jean Guitton, Tanrı ve Bilim, Simavi Yayınları, 1993, s. 54)</span></li>
<li>Çevre, temel özellikleriyle (yani canlıları oluşturan çeşitli kimyasallar ve fiziko-kimyasal işlemler ile hidrosferin fiziksel ve kimyasal özellikleri yönünden) yaşam için olabilecek en uygun çevredir.<span class="hadisno">(Lawrence Henderson, The Fitness of the Environment, Boston: Beacon Press, 1958, önsöz)</span></li>
<li>&#8220;Eğer Dünya üzerinde şimdi olduğunun yarısı kadar deniz olsaydı, o zaman su buharı miktarı da şimdikinin yarısı kadar olacaktı, dolayısıyla biz de kuru toprakları beslemek için şu an sahip olduğumuz nehirlerimizin ancak yarısına sahip olacaktık, çünkü su buharının miktarı, üzerinden yükseldiği yüzeyin genişliğiyle bağlantılıdır. Dolayısıyla Yaratıcı, bunu öyle bir şekilde düzenlemiştir ki, denizler, karalar için gereken su buharını temin etmeye yetecek bir genişliğe sahiptir.&#8221; <span class="hadisno">(John Ray, The Wisdom of God Manifested in the Word of Creation, 1701; Michael Denton, Nature&#8217;s Destiny, s. 73)</span></li>
<li>
<p class="hadis">&#8220;Eğer akışkanlığı daha yüksek olsaydı, su, hayat için uygun bir temel olma özelliğini kesinlikle yitirirdi. Örneğin akışkanlığı sıvı hidrojen kadar yüksek olsaydı, canlıların yapıları, tahrip edici etkiler karşısında çok daha şiddetli hareketlere maruz kalacaktı&#8230; Hassas moleküler yapıların su tarafından desteklenmesi mümkün olmayacak, canlı hücresinin son derece hassas olan yapısı yaşamını sürdüremeyecekti&#8230;</p>
<p class="hadis">Öte yandan, suyun akışkanlığı biraz daha az olsaydı, (proteinler, enzimler gibi) makromoleküllerin ve özellikle mitokondri gibi özelleşmiş yapılar ile küçük organellerin kontrollü hareketleri imkansız hale gelecekti. Aynı şekilde hücre bölünmesi de imkansızlaşacaktı. Hücrenin tüm yaşamsal faaliyetleri fiili olarak donacak ve bizim bildiğimize benzer bir hücre yaşamı mümkün olmayacaktı. Hücrelerin embriyogenez (anne rahmindeki gelişim) sırasındaki hareket etme ve sürünme yeteneklerine bağlı olan daha yüksek organizmaların gelişimi ise, suyun akışkanlığının çok az bile daha düşük olması durumunda, kesinlikle gerçekleşemeyecekti.&#8221; <span class="hadisno">(Michael Denton, Nature&#8217;s Destiny, s. 33)</span></p>
</li>
<li>Bitkiler, sayılarının arttığı bölgelerde bir süre sonra çoğalmayı durdururlar. Evrimcilerin iddialarının tam tersine -güçlü olanın korunması, zayıf olanın yok olması gerekirken- bitkiler yaşamak için mücadele etmeye girişmezler. Çevrelerindeki bitki örtüsünün yoğunluğunu adeta hisseder ve nüfuslarını kontrol altında tutarlar. Bu kontrolü sağlamak için de daha az tohum üretmeye başlarlar. Tehlike ortadan kalkıp üreme ihtiyacı doğduğunda ise yeniden ürettikleri tohum miktarını artırırlar. <span class="hadisno">(Dr. Lee Spetner, Not By Chance, Shattering the Modern Biology of Evolution, s. 16)</span></li>
<li>&#8220;Bitki aleminin tarihinde yüksek seviyeli bitkilerin açıkça aniden ve birdenbire gelişimleri kadar bana daha olağanüstü gelen bir olay yoktur.&#8221; <span class="hadisno">(Francis Darwin, Charles Darwin&#8217;in Hayatı ve Mektupları, 1887, sf. 248)          </span></li>
<li>&#8220;&#8230;Ancak ben hala önyargısızca, bitki fosili kayıtlarında özel bir yaratılışın olduğunu düşünüyorum. Eğer bununla birlikte, bu sınıflandırmanın hiyerarşisi için başka bir açıklama bulunabilirse, bu evrim teorisinin matem çanı olur. Orkidenin, su mercimeğinin, palmiye ağacının aynı atadan geldiğini düşünebilir misiniz? Ve bu faraziye için herhangi bir delile sahip miyiz? Evrimciler buna bir cevap hazırlamalıdırlar. Ancak birçoğu sorgulamadan önce çökecektir.&#8221; <span class="hadisno">(W. R. Bird, Origin of Species Revisited, s. 233)                                                  </span></li>
<li>&#8220;Bir meşe palamutu ayçiçeğine değil de meşe ağacına dönüşmesi gerektiğini nasıl biliyor?&#8230; Yaklaşık 40 yıl önce biyologlar canlı organizmalarda bilginin önemli bir rol oynadığını öğrenmeye başladıklarında biyoloji bilimi de çok önemli bir mesafe almış oldu. Organizmada ona nasıl işlev görmesi, nasıl büyümesi, nasıl yaşaması ve nasıl üremesi gerektiğini söyleyen bilginin yerini keşfettik. Bilgi bitkinin içerisinde olduğu gibi tohumun içerisinde de mevcuttur. Tavuğun içerisinde olduğu gibi yumurtanın içerisinde de mevcuttur. Yumurta bilgiyi tavuğa geçirir, tavuk yumurtaya, bu böyle sürer gider.&#8221; <span class="hadisno">(Dr. Lee Spetner, Not By Chance, Shattering The Modern Theory of Evolution, sf. 23</span></li>
<li>&#8220;Birçok içgüdü o kadar harikadır ki büyük ihtimalle gelişimleri okuyucuya teorimin tamamını yıkmak için yeterli bir engel olarak gözükecektir.&#8221;<span class="hadisno"> (Animal Mind, sf. 22, [Charles Darwin, Türlerin Kökeni, 1859])</span></li>
<li>&#8220;Sorun, canlıların niye birbirlerine yardım ettikleridir. Darwin&#8217;in teorisine göre, her canlı kendi varlığını sürdürmek ve üreyebilmek için bir savaş vermektedir. Başkalarına yardım etmek, o canlının sağ kalma olasılığını azaltacağına göre, uzun vadede evrimde bu davranışın elenmesi gerekirdi. Oysa canlıların özverili olabilecekleri gözlenmiştir.&#8221; <span class="hadisno">(Bilim ve Teknik Dergisi, sayı: 190, s. 4)</span></li>
<li>&#8221;bana göre bütün bunların arkasında çok güçlü bir delil var. öyle görünüyor ki biri doğanın rakamlarını, evreni yaratmak için hassas bir ayara oturtmuş.&#8221;  paul davies, superforce, s. 243.</li>
<li>&#8221;tanrı bu tasarımı ne maksatla üretmiştir sorusuna cevap ararken insancı ilke ve biyolojik organizmaların gerekleriyle ilgili oluşumların göz önünde bulundurulması gerekir. evrende bilinçli yaşamın oluşması için gerekli doğa kanunlarının hassas ayarı açıkça tanrı’nın evreni böyle bir hayat ve bilincin gelişmesi için tasarladığı sonucunu çıkarır. bu demek oluyor ki evrendeki varlığımız tanrı’nın planının merkezi bir parçasıdır.&#8221;paul davies, the mind of god, s. 213</li>
<li>&#8221;bilim, evrendeki her şeyin akıl ve mantık çerçevesinde işlediğini öngören bir varsayımın üzerinde temellenir. mucizelere yer yoktur. bu, doğa kanunlarını ve fiziksel evrenin işleyişini düzenleyen bir aklın var olduğu anlamına gelir. ateistlere göre doğanın kanunlarının herhangi bir gerekçesi yoktur ve evren tamamen anlamsız bir dizi rastlantı üzerine bina edilmiştir. bir bilim adamı olarak bu düşünceyi kabul etmem mümkün değil. evrenin doğasını ve işleyişini belirleyen, her şeyin kökeninde yer alan ve hiç değişmeyen bir akıl olmalıdır.&#8221; paul davies, ‘what happened before the big bang’, ed: russell stannard, god for the 21st century, templeton foundation press, great britain (2000), s. 12.</li>
<li>Isaac Newton şöyle yazmıştır:<br />
<em>“Güneş’ten, gezegenlerden ve kuyruklu yıldızlardan oluşan bu çok hassas sistem, sadece akıl ve güç sahibi bir Varlık’ın amacından ve hâkimiyetinden kaynaklanabilir… O, bunların hepsini yönetmektedir ve bu egemenliği dolayısıyladır ki O’na, ‘Üstün Kuvvet Sahibi Rab’denir.” </em>(Michael A. Corey, God and the New Cosmology: The Anthropic Design Argument, Maryland: Rowman &amp; Littlefield Publishers, Inc., 1993, s. 259)</li>
<li>Prof. Michael Denton, Doğanın Kaderi) adlı kitabında bu konuda şunları söylemektedir:<br />
<blockquote><p><em>“Son derece çarpıcı olan bir başka gerçek, evrenin sadece bizim varlığımıza ve biyolojik ihtiyaçlarımıza olağanüstü derecede uygun olması değil, aynı zamanda bizim onu anlamamıza da son derece uygun olmasıdır… Güneş Sistemimizin bir galaktik kolun kıyısında bulunması, bizim geceleri gökyüzünü inceleyerek uzak galaksileri görebilmemizi ve evrenin genel yapısı hakkında bilgi sahibi olmamızı sağlamaktadır. Eğer bir galaksinin merkezinde yer alsaydık, hiçbir zaman bir spiral galaksinin yapısını gözlemleyemez ya da evrenin yapısı hakkında bir fikir sahibi olamazdık. (Michael Denton, Nature’s Destiny, s. 262)</em></p></blockquote>
<p>&nbsp;</li>
<li>
<ol start="20">
<li>yüzyılın tanınmış bilim adamlarından Isaac Asimov, ışığın dalga boylarındaki bu hassas ayarın önemini şöyle açıklar:</li>
</ol>
<blockquote><p><em>“Dalga boylarının kısa olması oldukça önemlidir. Işık dalgalarının düz çizgi yolu boyunca seyretmesi ve keskin gölgelere yol açmaları çevremizdeki olağan cisimlerden daha küçük oluşlarındandır. Karşılarına çıkan cisim, dalga boyundan daha büyük olmadığı takdirde, o cisimlerin çevresini dolaşıp içine alabilir. Örneğin, bakteriler bile ışığın bir dalga boyu uzunluğundan çok daha büyüktürler; böylece, ışık onları mikroskop altında keskin biçimde belirler.” </em>(Isaac Asimov, Asimov’s Guide to Science, (Türkçe baskı: Asimov Bilim Rehberi, E Yayınları, 1986, s. 485)</p></blockquote>
<p>&nbsp;</li>
</ol>
<p>Kâinatın yaratılışını tesadüfle ve evrimle izah edemeyeceklerini çok iyi bilenler, meseleyi dar bir sahaya çekmeyi tercih ettiler ve insanın yaratılışı üzerinde kalem oynatmaya, tahminler yürütmeye kalkıştılar. Bir hayli şahsî ve indî görüş çıktı ortaya. Kimi, insanın maymundan geldiğini iddia etti. Kimi, kurbağadan; kimi, tarla faresinden. Bir başkası insanın, tek bir türün evrimleşmesiyle değil, ancak iki türün ortak mahsulü olarak ortaya çıktığını savundu ve bu türleri ayı ve kurt olarak ilân etti.<br />
<em>Doğrusu, her gün ayrı bir hayvanın kapısını çalan bu grubun, nerede konaklayacakları merak edilmekte. </em></p>
<hr />
<p>&nbsp;<br />
<iframe loading="lazy" src="https://player.vimeo.com/video/64300428" width="640" height="360" frameborder="0" allowfullscreen="allowfullscreen"></iframe></p>The post <a href="https://ateistlerecevap.org/yaratilista-tesadufun-payi-tesaduf-hakkinda/" data-wpel-link="internal">Yaratılışta Tesadüfün Payı… Tesadüf Hakkında</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ateistlerecevap.org/yaratilista-tesadufun-payi-tesaduf-hakkinda/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Allah&#039;ın Varlığının ve Birliğinin Delilleri [DETAYLI]</title>
		<link>https://ateistlerecevap.org/allahin-varliginin-ve-birliginin-delilleri-detayli/</link>
					<comments>https://ateistlerecevap.org/allahin-varliginin-ve-birliginin-delilleri-detayli/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ateistlere Cevaplar]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 12 Mar 2018 15:31:23 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sorular]]></category>
		<category><![CDATA[Tefekkür]]></category>
		<category><![CDATA[Allah'ın Varlığının Delilleri]]></category>
		<category><![CDATA[Allah'ın Varlığının Delilleri Kısaca]]></category>
		<category><![CDATA[Allah’ın Varlığının Ve Birliğinin Delilleri]]></category>
		<category><![CDATA[ateistlere allah'ın ispatı]]></category>
		<category><![CDATA[ateistlere cevaplar]]></category>
		<category><![CDATA[Ateizm ve Din]]></category>
		<category><![CDATA[Big bang teorisi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.ateistlerecevap.org/?p=2076</guid>

					<description><![CDATA[<p>Selamun aleyküm kardeşler bu yazımızda Allah&#8217;ın Varlığının ve Birliğinin Delillerini bir araya getirdik yazı baya uzun oldu ancak faydalı olacaktır inşaalah. Alt tarafta konu başlıklarını yazdık onlara tıklayarak direk o bölüme atlayabilirsiniz yada hepsini okuyabilirsiniz tavsiyem hepsini okumanız yönündedir bu yazıyı tamamen okuduğunuz zaman bir iki kitap bitirmiş kadar olacaksınız o yüzden yanınıza not defterinizi [&#8230;]</p>
The post <a href="https://ateistlerecevap.org/allahin-varliginin-ve-birliginin-delilleri-detayli/" data-wpel-link="internal">Allah'ın Varlığının ve Birliğinin Delilleri [DETAYLI]</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Selamun aleyküm kardeşler bu yazımızda Allah&#8217;ın Varlığının ve Birliğinin Delillerini bir araya getirdik yazı baya uzun oldu ancak faydalı olacaktır inşaalah. Alt tarafta konu başlıklarını yazdık onlara tıklayarak direk o bölüme atlayabilirsiniz yada hepsini okuyabilirsiniz tavsiyem hepsini okumanız yönündedir bu yazıyı tamamen okuduğunuz zaman bir iki kitap bitirmiş kadar olacaksınız o yüzden yanınıza not defterinizi de almayı unutmayın 🙂<br />
&nbsp;<br />
<a href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/Allahin-varliginin-ve-birliginin-delilleri.png" data-wpel-link="internal"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-2077" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/Allahin-varliginin-ve-birliginin-delilleri.png" alt="" width="640" height="360" srcset="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/Allahin-varliginin-ve-birliginin-delilleri.png 640w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/Allahin-varliginin-ve-birliginin-delilleri-300x169.png 300w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" /></a><br />
<div class="su-list" style="margin-left:0px">
<ul>
<li><i class="sui sui-star" style="color:#333"></i> <a href="#evren">Allah’ın Varlığına Evrenden Deliller</a></li>
<li><i class="sui sui-star" style="color:#333"></i> <a href="#insan">Allah’ın Varlığına İnsandan Deliller</a></li>
<li><i class="sui sui-star" style="color:#333"></i> <a href="#hayvan">Allah’ın Varlığına Hayvanlardan Deliller</a></li>
<li><i class="sui sui-star" style="color:#333"></i> <a href="#bitki">Allah’ın Varlığına Bitkilerden Deliller</a></li>
<li><i class="sui sui-star" style="color:#333"></i> <a href="#mikro">Allah’ın Varlığına Mikro Dünyadan Deliller</a></li>
<li><i class="sui sui-star" style="color:#333"></i> <a href="#ozet">Allah’ın Varlığına Deliller Genel Özet</a></li>
</ul>
</div>
<h1 style="text-align: center;"><span style="font-size: 20px;"><a name="evren"></a><span style="font-family: 'andale mono', monospace;"><strong><span style="font-size: 28px; color: #993366;">Allah’ın Varlığına Evrenden Deliller</span></strong></span></span></h1>
<p style="color: #faf8f8; font-family: Arial, Helvetica, sans-serif; font-size: 13px; font-weight: bold; text-align: center;"><span class="style1" style="color: #008080; font-family: 'andale mono', monospace; font-size: 20px;">EVRENİN HESAPLANAMAYAN BÜYÜKLÜĞÜ</span><span style="color: #000000; font-family: 'andale mono', monospace; font-size: 14px;"><br />
</span></p>
<p style="color: #faf8f8; font-family: Arial, Helvetica, sans-serif; font-size: 13px; font-weight: bold;" align="left"><span style="color: #000000; font-family: 'andale mono', monospace; font-size: 14px;">Muhteşem büyüklükteki evrenin sahip olduğu hassas dengeler, bu kusursuz düzenin Allah’ın üstün yaratışı sonucunda var olduğunu kanıtlamaktadır.</span></p>
<p style="color: #faf8f8; font-family: Arial, Helvetica, sans-serif; font-size: 13px; font-weight: bold;" align="left"><span style="color: #000000; font-family: 'andale mono', monospace; font-size: 14px;">Bilimsel gelişmelerin bizlere işaret ettiği çok önemli bir nokta var. Evrenin muhteşem büyüklüğü!Evrenin büyüklüğü üzerinde düşündüğümüzde karşımıza çok  muazzam boyutlar çıkar. </span><br />
<span style="color: #000000; font-family: 'andale mono', monospace; font-size: 14px;">Dünya gezegeni, bildiğimiz gibi Güneş Sisteminin bir parçasıdır. Bu sistem, evrenin içindeki diğer yıldızlara göre orta-küçük bir yıldız olan Güneş&#8217;in etrafında dönmekte olan dokuz gezegenden ve onların elli dört uydusundan oluşur. Dünya, bu sistemde Güneş&#8217;e en yakın üçüncü gezegendir. </span><a href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/0919cf890e6fccbc80d49cbce47cdfd528aa7bad.jpeg" data-wpel-link="internal"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-1973" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/0919cf890e6fccbc80d49cbce47cdfd528aa7bad.jpeg" alt="" width="462" height="260" srcset="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/0919cf890e6fccbc80d49cbce47cdfd528aa7bad.jpeg 788w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/0919cf890e6fccbc80d49cbce47cdfd528aa7bad-300x169.jpeg 300w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/0919cf890e6fccbc80d49cbce47cdfd528aa7bad-768x432.jpeg 768w" sizes="(max-width: 462px) 100vw, 462px" /></a><span style="color: #000000; font-family: 'andale mono', monospace; font-size: 14px;">Güneş&#8217;in çapı, Dünya&#8217;nın çapının 103 katı kadardır. Bunu bir benzetmeyle açıklayalım; eğer çapı 12.200 km. olan Dünya&#8217;yı bir misket büyüklüğüne getirirsek, Güneş de bildiğimiz futbol toplarının iki katı kadar büyüklükte yuvarlak bir küre haline gelir. Ama asıl ilginç olan, aradaki mesafedir. Gerçeklere uygun bir model kurmamız için, misket büyüklüğündeki Dünya ile top büyüklüğündeki Güneş&#8217;in arasını yaklaşık 280 metre yapmamız gerekir. Güneş Sisteminin en dışında bulunan gezegenleri ise kilometrelerce öteye taşımamız gerekecektir.</span><br />
<span style="color: #000000; font-family: 'andale mono', monospace; font-size: 14px;">Ancak bu kadar dev bir boyuta sahip olan Güneş Sistemi, içinde bulunduğu Samanyolu Galaksisine oranla oldukça küçük boyutlardadır. Çünkü Samanyolu Galaksisinin içinde, Güneş gibi ve çoğu ondan daha büyük olmak üzere yaklaşık 250 milyar yıldız vardır. Bu yıldızların içinde Güneş&#8217;e en yakın olanı Alpha Centauri&#8217;dir. Eğer Alpha Centauri&#8217;yi az önce yaptığımız ölçeğe, yani Dünya&#8217;nın misket büyüklüğünde olduğu ve Güneş ile Dünya&#8217;nın arasının 280 metre tuttuğu ölçeğe yerleştirirsek, onu Güneş&#8217;in 78 bin kilometre uzağına koymamız gerekir!</span><br />
<span style="color: #000000; font-family: 'andale mono', monospace; font-size: 14px;">Modeli biraz daha küçültelim. Dünya&#8217;yı gözle zor görülen bir toz zerresi kadar yapalım. O zaman Güneş ceviz büyüklüğünde olacak ve Dünya&#8217;ya üç metre mesafede yer alacaktır. Bu ölçek içinde Alpha Centauri&#8217;yi ise Güneş&#8217;ten 640 kilometre uzağa koymamız gerekir. </span></p>
<p style="color: #faf8f8; font-family: Arial, Helvetica, sans-serif; font-size: 13px; font-weight: bold;" align="left"><span style="color: #000000; font-family: 'andale mono', monospace; font-size: 14px;">Samanyolu Galaksisi, işte aralarında bu denli devasa mesafeler bulunan 250 milyar yıldızı barındırır. Spiral şeklindeki bu galaksinin kollarının birisinde, bizim Güneşimiz yer almaktadır.</span><br />
<span style="color: #000000; font-family: 'andale mono', monospace; font-size: 14px;">Ancak ilginç olanı, Samanyolu Galaksisinin de uzayın geneli düşünüldüğünde çok &#8220;küçük&#8221; bir yer kapladığıdır. Çünkü uzayda başka galaksiler de vardır, hem de tahminlere göre, yaklaşık 300 milyar kadar. Bu galaksilerin arasındaki boşluklar ise, Güneş ile Alpha Centauri arasındaki boşluğun milyonlarca katı kadardır. </span><br />
<span style="color: #000000; font-family: 'andale mono', monospace; font-size: 14px;">George Greenstein, bu şaşkınlık uyandıran büyüklükle ilgili, The Symbiotic Universe (Simbiyotik Evren) adlı kitabında şöyle yazar:“Eğer yıldızlar birbirlerine biraz daha yakın olsalar, astrofizik çok da farklı olmazdı. Yıldızlarda, nebulalarda ve diğer gök cisimlerinde süregiden temel fiziksel işlemlerde hiçbir değişim gerçekleşmezdi. Uzak bir noktadan bakıldığında, galaksimizin görünüşü de şimdikiyle aynı olurdu. Tek fark, gece çimler üzerine uzanıp da izlediğim gökyüzünde çok daha fazla sayıda yıldız bulunması olurdu. Ama pardon, evet; bir fark daha olurdu: Bu manzarayı seyredecek olan &#8220;ben&#8221; olmazdım&#8230; Uzaydaki bu devasa boşluk, bizim varlığımızın bir ön şartıdır.” (George Greenstein, The Symbiotic Universe. s. 21)Greenstein, bunun nedenini de açıklar; uzaydaki büyük boşluklar, bazı fiziksel değişkenlerin tam insan yaşamına uygun biçimde şekillenmesini sağlamaktadır. Ayrıca Dünya&#8217;nın, uzay boşluğunda gezinen dev gök cisimleriyle çarpışmasını engelleyen etken de, evrendeki gök cisimlerinin arasının bu denli büyük boşluklarla dolu oluşudur.</span></p>
<p style="color: #faf8f8; font-family: Arial, Helvetica, sans-serif; font-size: 13px; font-weight: bold;" align="left"><span style="color: #000000; font-family: 'andale mono', monospace; font-size: 14px;">Evrenin bu büyüklüğünü ve muhteşem düzenini kusursuz bir uyum içinde yoktan vareden alemlerin Rabbi olan Allah’tır. Evrenin büyüklüğü ve sahip olduğu hassas dengeler, Allah&#8217;ın üstün yaratma sanatının apaçık delilleridir. Modern bilimin ulaştığı bu sonuç ise, Kuran&#8217;da bundan 14 yüzyıl önce haber verilmiş olan bir gerçeğin doğrulanmasından ibarettir.<strong>Gerçekten sizin Rabbiniz, altı günde gökleri ve yeri yaratan, sonra arşa istiva eden Allah&#8217;tır. Gündüzü, durmaksızın kendisini kovalayan geceyle örten, güneşe, aya ve yıldızlara Kendi buyruğuyla baş eğdirendir. Haberiniz olsun, yaratmak da, emir de (yalnızca) O&#8217;nundur. Alemlerin Rabbi olan Allah ne yücedir. (Araf Suresi, 54)</strong></span></p>
<p style="color: #faf8f8; font-family: Arial, Helvetica, sans-serif; font-size: 13px; font-weight: bold;" align="center"><span class="style1" style="color: #008080; font-family: 'andale mono', monospace; font-size: 28px;">VAN ALLEN KUŞAKLARI </span><br />
<span style="color: #000000; font-family: 'andale mono', monospace; font-size: 14px;"><a href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/deliller_clip_image002.jpg" data-wpel-link="internal"><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-1967 alignright" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/deliller_clip_image002.jpg" alt="" width="248" height="150" /></a></span></p>
<p style="color: #faf8f8; font-family: Arial, Helvetica, sans-serif; font-size: 13px; font-weight: bold;" align="left"><span style="color: #000000; font-family: 'andale mono', monospace; font-size: 14px;">&#8220;Van Allen Kuşakları&#8221; denilen ve Dünya&#8217;nın manyetik alanından kaynaklanan bir tabaka, gezegenimize gelen zararlı ışınlara karşı bir kalkan görevi görür. Güneş&#8217;ten ve diğer yıldızlardan sürekli olarak yayılan bu ışınlar, insanlar için öldürücü etkiye sahiptir. Özellikle Güneş&#8217;te sık sık meydana gelen ve &#8220;parlama&#8221; adı verilen enerji patlamaları, Van Allen Kuşakları olmasa, Dünya&#8217;daki tüm yaşamı yok edebilecek güçtedir. </span></p>
<p style="color: #faf8f8; font-family: Arial, Helvetica, sans-serif; font-size: 13px; font-weight: bold;" align="left"><span style="color: #000000; font-family: 'andale mono', monospace; font-size: 14px;">Van Allen Kuşakları&#8217;nın yaşamımız açısından önemini Dr. Hugh Ross şöyle anlatmaktadır: </span><br />
<span style="color: #000000; font-family: 'andale mono', monospace; font-size: 14px;">Dünya, Güneş Sistemi&#8217;ndeki gezegenler arasında en yüksek yoğunluğa sahiptir. Bu geniş nikel-demir çekirdeği büyük bir manyetik alandan sorumludur. Bu manyetik alan Van Allen radyasyon koruyucu tabakasını meydana getirir. Bu tabaka yeryüzünü radyasyon bombardımanından korur. Eğer bu koruyucu tabaka olmasaydı Dünya&#8217;da hayat mümkün olmazdı. </span></p>
<p style="color: #faf8f8; font-family: Arial, Helvetica, sans-serif; font-size: 13px; font-weight: bold;" align="left"><span style="color: #000000; font-family: 'andale mono', monospace; font-size: 14px;">Manyetik alanı olan ve kayalık bölgelerden oluşan diğer tek gezegen Merkür&#8217;dür. Fakat bu manyetik alanın gücü Dünya&#8217;nınkinden 100 kat daha azdır. Van-Allen radyasyon koruyucu tabakası Dünya&#8217;ya özeldir.</span><br />
<span style="color: #000000; font-family: 'andale mono', monospace; font-size: 14px;">Geçtiğimiz yıllarda tespit edilen bir parlamada açığa çıkan enerjinin, Hiroşima&#8217;ya atılanın benzeri 100 milyar atom bombasına eş değer olduğu hesaplanmıştır. Parlamadan 58 saat sonra pusulaların ibrelerinde aşırı hareketler gözlenmiş, Dünya atmosferinin 250 km üstünde sıcaklık sıçrama yapıp 2500° C&#8217;ye yükselmiştir. Kısacası, Dünya&#8217;nın üzerinde, kendisini sarıp kuşatan ve dış tehlikelere karşı koruyan mükemmel bir sistem işler. </span></p>
<p style="color: #faf8f8; font-family: Arial, Helvetica, sans-serif; font-size: 13px; font-weight: bold;" align="center"><span class="style1" style="color: #008080; font-family: 'andale mono', monospace; font-size: 28px;">EVRENİN GENİŞLEME HIZINDAKİ MUCİZEVİ ÖLÇÜ</span></p>
<p style="color: #faf8f8; font-family: Arial, Helvetica, sans-serif; font-size: 13px; font-weight: bold;" align="left"><span style="color: #000000; font-family: 'andale mono', monospace; font-size: 14px;">Evrenin genişleme hızı, evrenin şu anki yapısının oluşabilmesi açısından son derece kritik bir değere sahiptir. Eğer genişleme hızı çok az daha yavaş olsaydı, bütün evren, daha Güneş Sistemleri tam anlamıyla düzenlenemeden tekrar içine çökmüş olacaktı. Eğer evren biraz daha hızlı genişliyor olsaydı, madde ne galaksileri ne de yıldızları bir daha asla oluşturamayacak biçimde boşlukta dağılıp gidecekti. Her iki durum da, canlılığın ve bizlerin var olamaması anlamına geliyordu.Ancak bunların hiçbiri gerçekleşmemiş ve evrenin genişleme hızının sahip olduğu son derece hassas değer sayesinde şimdiki evren ortaya çıkmıştır. Peki bu denge ne kadar hassastır? </span></p>
<p style="color: #faf8f8; font-family: Arial, Helvetica, sans-serif; font-size: 13px; font-weight: bold;" align="left"><span style="color: #000000; font-family: 'andale mono', monospace; font-size: 14px;">Avustralya&#8217;daki Adelaide Üniversitesi&#8217;nden ünlü matematiksel fizik profesörü Paul Davies, bu soruyu cevaplamak için uzun hesaplar yapmış ve inanılmaz bir sonuca ulaşmıştır Davies&#8217;e göre, kainatın yaratıldığı büyük patlamanın ardından gerçekleşen genişleme hızı eğer milyar kere milyarda bir oranda (1/1018) bile farklı olsaydı, evren ortaya çıkamazdı. Milyar kere milyarda bir ifadesi rakamsal olarak şöyle yazılır:</span><br />
<span style="color: #000000; font-family: 'andale mono', monospace; font-size: 14px;">&#8220;0,000000000000000001&#8221;. </span></p>
<p style="color: #faf8f8; font-family: Arial, Helvetica, sans-serif; font-size: 13px; font-weight: bold;" align="left"><span style="color: #000000; font-family: 'andale mono', monospace; font-size: 14px;">Yani bu derece astronomik küçüklükte bir farklılık dahi evrenin var olamaması demekti. Bu nedenle Big Bang herhangi bir patlama değil, her yönüyle çok iyi hesaplanmış ve düzenlenmiş bir oluşumdur.</span></p>
<p style="color: #faf8f8; font-family: Arial, Helvetica, sans-serif; font-size: 13px; font-weight: bold;" align="center"><span class="style1" style="color: #008080; font-family: 'andale mono', monospace; font-size: 28px;">GÖK CİSİMLERİNİN ARALARINDAKİ MESAFELER</span></p>
<p style="color: #faf8f8; font-family: Arial, Helvetica, sans-serif; font-size: 13px; font-weight: bold;" align="left"><span style="color: #000000; font-family: 'andale mono', monospace; font-size: 14px;"><a href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/deliller_clip_image003.jpg" data-wpel-link="internal"><img loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-1968 alignleft" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/deliller_clip_image003.jpg" alt="" width="250" height="173" /></a>Dünya gezegeni, bildiğimiz gibi Güneş Sistemi&#8217;nin bir parçasıdır. Güneş Sistemi ise, kusursuz bir planın ve mükemmel dengelerin bulunduğu bir mekandır. Güneş&#8217;in çapı, Dünya&#8217;nın çapının 103 katı kadardır. Bunu bir benzetmeyle açıklayalım: Eğer çapı 12.200 km olan Dünya&#8217;yı bir misket büyüklüğüne getirirsek, Güneş de bildiğimiz futbol toplarının iki katı kadar büyüklükte yuvarlak bir küre haline gelir. Asıl ilginç olan, aradaki mesafedir. Gerçeklere uygun bir model kurmamız için, misket büyüklüğündeki Dünya ile top büyüklüğündeki Güneş&#8217;in arasını yaklaşık 280 metre yapmamız gerekir. Güneş Sistemi&#8217;nin en dışında bulunan gezegenleri ise kilometrelerce öteye taşımamız gerekecektir. </span><br />
<span style="color: #000000; font-family: 'andale mono', monospace; font-size: 14px;">Gök cisimlerinin uzaydaki dağılımı ve aralarındaki bu devasa boşluklar Dünya&#8217;da canlı hayatının var olabilmesi için zorunludur. Gök cisimleri arasındaki mesafeler Dünya&#8217;daki yaşamı destekleyecek biçimde pek çok evrensel güçle uyumlu bir hesap içinde düzenlenmiştir. Bu mesafeler, gezegenlerin yörüngelerini hatta varlıklarını doğrudan etkiler. Bu mesafeler biraz daha az olsaydı, yıldızlar arası kütle çekim güçleri gezegenlerin yörüngelerini kararsız hale getirecekti. Bu kararsızlık ise gezegenlerde çok uç sıcaklık değişimlerine yol açacaktı. Eğer uzaklıklar biraz daha fazla olsaydı, süpernovalarla uzaya fırlatılan ağır elementlerin dağılımı çok seyrek olacak ve Dünya gibi dağlık gezegenler oluşamayacaktı. </span><br />
<span style="color: #000000; font-family: 'andale mono', monospace; font-size: 14px;">Yıldızlar arasındaki şu an var olan boşluklar bizimki gibi bir gezegen sisteminin var olabilmesi için en ideal mesafeye sahiptir. </span></p>
<p style="color: #faf8f8; font-family: Arial, Helvetica, sans-serif; font-size: 13px; font-weight: bold;" align="center"><span class="style1" style="color: #008080; font-family: 'andale mono', monospace; font-size: 28px;">ATOMDA SAKLI OLAN BÜYÜK GÜÇ </span></p>
<p style="color: #faf8f8; font-family: Arial, Helvetica, sans-serif; font-size: 13px; font-weight: bold;" align="left"><span style="color: #000000; font-family: 'andale mono', monospace; font-size: 14px;"><a href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/deliller_clip_image004.jpg" data-wpel-link="internal"><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-1969 alignright" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/deliller_clip_image004.jpg" alt="" width="182" height="182" /></a>Allah, sonsuz kudretiyle evrenin en güçlü kuvvetini evrenin en küçük parçası olan atomların içine sığdırmıştır. Bu durum Allah&#8217;ın yaratma sanatının en büyük delillerinden biridir.19. yüzyılın ilk yarısından bu yana yüzlerce bilim adamı atomun sırlarını ortaya çıkarabilmek için gece gündüz çalıştılar. Atomun şekli, hareketi, yapısı gibi çeşitli özelliklerini gün ışığına çıkaran bu çalışmalar, maddeyi ezeli ve ebedi bir varlık olarak kabul eden klasik fiziği temellerinden yıktı ve modern fiziğin temellerini attı. </span><br />
<span style="color: #000000; font-family: 'andale mono', monospace; font-size: 14px;">Son derece küçük olan bu parçacıklar, kendi içlerinde mükemmel bir organizasyona sahiptirler. Ancak atomdaki mucizevi yön bu kadarla kalmaz; atom aynı zamanda içinde çok muazzam bir enerjiyi de barındırır. </span></p>
<p style="color: #faf8f8; font-family: Arial, Helvetica, sans-serif; font-size: 13px; font-weight: bold;" align="center"><span class="style1" style="color: #008080; font-family: 'andale mono', monospace; font-size: 28px;">Çekirdekte Saklı Güç</span></p>
<p style="color: #faf8f8; font-family: Arial, Helvetica, sans-serif; font-size: 13px; font-weight: bold;" align="left"><span style="color: #000000; font-family: 'andale mono', monospace; font-size: 14px;">Atom çekirdeğinin içinde, protonları ve nötronları birbirine bağlayan çok güçlü bir kuvvet vardır. Bu kuvvete, &#8220;Güçlü Nükleer Kuvvet&#8221; adı verilir. Nükleer enerji, çekirdekteki bu kuvvetin serbest bırakılmasıyla ortaya çıkar. Bu kuvvet üzerinde bir oynama yapılmadığı zaman kimseye bir zararı yoktur, ama insan müdahalesiyle milyonları öldüren bir güç haline gelebilmektedir. Atomun çekirdeğinde bulunan ve milyonlarca kişinin hayatını tehlikeye sokabilecek olan bu olağanüstü kuvveti, &#8220;fisyon&#8221; (nükleer parçalanma) ve &#8220;füzyon&#8221; (nükleer kaynaşma) tepkimeleri açığa çıkarmaktadır. </span></p>
<p style="color: #faf8f8; font-family: Arial, Helvetica, sans-serif; font-size: 13px; font-weight: bold;" align="left"><span style="color: #000000; font-family: 'andale mono', monospace; font-size: 14px;">Atomun içinde saklı olan bu güç öylesine büyüktür ki, insanlık bu enerjinin keşfiyle artık okyanusları birleştiren dev kanallar açabilmekte, dağları oyabilmekte, suni iklimler üretebilmekte ve bunlar gibi daha birçok faydalı işi yapabilmektedir. Ama şunu da belirtmek gerekir ki, atomun içinde saklı olan güç, bir yandan bu şekilde insanlığa hizmet ederken, diğer yandan da insanlık için çok büyük bir tehlike oluşturmaktadır. Öyle ki bu gücün kötüye kullanımıyla, 2. Dünya Savaşı sırasında Hiroşima ve Nagasaki’de on binlerce insan birkaç saniye gibi çok kısa bir süre içinde hayatlarını kaybettiler. Yakın geçmişte de, Rusya&#8217;daki Çernobil Nükleer Santrali&#8217;nde meydana gelen bir kaza, çok sayıda insanın ölmesine ya da sakat kalmasına yol açmıştı.</span></p>
<p style="color: #faf8f8; font-family: Arial, Helvetica, sans-serif; font-size: 13px; font-weight: bold;" align="left"><span style="color: #000000; font-family: 'andale mono', monospace; font-size: 14px;">Bu kadar küçük bir tanenin içine bu kadar büyük bir enerji sığdırılması olağanüstü bir mucizedir. Allah insanlara sonsuz gücünü, yarattığı varlıklarda göstermekte, dilediği gücü dilediği yerde var etmektedir. İnsanlara da sonsuz ilminden ancak dilediği kadarını vermektedir. </span></p>
<p style="color: #faf8f8; font-family: Arial, Helvetica, sans-serif; font-size: 13px; font-weight: bold;" align="center"><span class="style1" style="color: #008080; font-family: 'andale mono', monospace; font-size: 28px;">ELEKTRONLARIN YÖRÜNGESİ</span></p>
<p style="color: #faf8f8; font-family: Arial, Helvetica, sans-serif; font-size: 13px; font-weight: bold;" align="left"><span style="color: #000000; font-family: 'andale mono', monospace; font-size: 14px;">Allah gördüğümüz ve göremediğimiz her yeri sonsuz bir sanatla yaratmış ve bizim haberimiz bile olmadığı halde yarattığı sayısız nimetleri bizim emrimize vermiştir.<strong>&#8220;Allah, gerçekten kendisinden başka ilah olmadığına şahitlik etti; melekler ve ilim sahipleri de O&#8217;ndan başka ilah olmadığına adaletle şahitlik ettiler. O&#8217;ndan başka İlah yoktur.&#8221; (Al-i İmran Suresi,18)</strong></span></p>
<p style="color: #faf8f8; font-family: Arial, Helvetica, sans-serif; font-size: 13px; font-weight: bold;" align="left"><span style="color: #000000; font-family: 'andale mono', monospace; font-size: 14px;">Atomu oluşturan parçacıkların kendi eksenleri etrafında olağanüstü bir hızla dönüşlerine &#8220;spin&#8221; adı verilir. Evrendeki pek çok sistemde spin hareketi önemli bir rol oynar. Atomun içindeki parçacıklardan uzaydaki yıldızlara kadar bütün sistemler bu hareket üzerine kurulmuştur. Parçacıkların spin hareketi ise ilk kez 1925 yılında fark edilmiş ve bu dönüş &#8220;Pauli Dışlama İlkesi&#8221; olarak anılmaya başlanmıştır. Bu ilkeye göre, iki benzer parçacık aynı duruma sahip olamazlar, yani belirsizlik ilkesinin tanımladığı sınırlar içinde hem aynı konumda, hem de aynı hızda bulunamazlar. Bu kuralı şu şekilde açıklayabiliriz: Bildiğiniz gibi atom son derece küçük bir yapıdır ve o küçük yapının içinde de çok karmaşık bir trafik vardır. Eğer bu yapıyı oluşturan birbirine benzer parçacıklar aynı hızda ve aynı yönde hareket etselerdi ne olurdu, bir düşünelim:</span></p>
<p><span style="color: #000000; font-family: 'andale mono', monospace; font-size: 14px;">Öncelikle protonu oluşturan 3 kuarkı ele alalım. 3 kuark aynı anda, aynı hızda ve aynı yönde hareket ettikleri takdirde, artık 3 kuark diye bir şey kalmaz, hepsi de tek bir kuark halini alırlar. Böyle bir durumda da protonların oluşması mümkün olmaz ve çekirdek, dolayısıyla atom oluşamaz. Çünkü kuark bir enerjiden ibarettir ve aynı yönde ve aynı hızda hareket eden 3 ayrı enerji olabilmesi mümkün değildir. Bunların bir şekilde birbirlerinden ayrılmaları gerekir. Bu ayrım da ancak hareket farklılıklarıyla oluşabilmektedir. Ancak bu şartla, kuarklar (enerji paketçikleri), nötronları ve protonları oluşturabilirler. Şayet, kuarkların hepsi aynı yönde ve aynı hızda hareket etselerdi, ne protonlar, ne nötronlar, ne de çekirdek oluşabilirdi. Sonuç olarak, atomlar, moleküller dolayısıyla da madde var olamazdı.</span></p>
<p style="color: #faf8f8; font-family: Arial, Helvetica, sans-serif; font-size: 13px; font-weight: bold;" align="left"><span style="color: #000000; font-family: 'andale mono', monospace; font-size: 14px;">Şimdi, cevaplanması gereken çok önemli bir soru vardır ki bu soru bizi en başa döndürmektedir: Neden tüm parçacıklar bu stratejiye uymakta, yani itaat etmektedirler? Neden tek bir parçacık bile bu kurala itiraz etmemektedir? Tüm bu parçacıkların, burada saydıklarımızı uygulayabilecek şuur, akıl, irade ve zekaları mı vardır? Elbette hayır. Kütlesi bile olmayan, sadece enerjiden ibaret olan bu parçacıkların, hiç şüphesiz ne kendilerine ait bir akılları, ne de müstakil bir iradeleri olabilir. Burada karşımıza çıkan, Allah&#8217;ın sonsuz aklı, sonsuz gücü ve sonsuz ilmidir. Allah, tüm bu parçacıklara, boyun eğdirmiş ve böylece evreni yaratmıştır. Allah bir ayette bu gerçeği bize şöyle bildirmektedir:<strong>&#8220;&#8230; Hayır, göklerde ve yerde her ne varsa O&#8217;nundur, tümü O&#8217;na gönülden boyun eğmişlerdir.&#8221; (Bakara Suresi, 116)</strong></span></p>
<p style="color: #faf8f8; font-family: Arial, Helvetica, sans-serif; font-size: 13px; font-weight: bold;" align="center"><span class="style1" style="color: #008080; font-family: 'andale mono', monospace; font-size: 28px;">GALAKSİNİN EN KONFORLU YERİ</span></p>
<p style="color: #faf8f8; font-family: Arial, Helvetica, sans-serif; font-size: 13px; font-weight: bold;" align="left"><span style="color: #000000; font-family: 'andale mono', monospace; font-size: 14px;"><strong>&#8221; &#8230; Güneş&#8217;i ve Ay&#8217;ı sizin emrinize verdi; yıldızlar da O&#8217;nun emriyle emre hazır kılınmıştır.&#8221; (Nahl Suresi, 12)</strong></span><br />
<span style="color: #000000; font-family: 'andale mono', monospace; font-size: 14px;">Samanyolu Galaksisi, evrendeki yaklaşık 300 milyar galaksiden sadece bir tanesidir. 300 milyar galaksi&#8230; Bir çırpıda söylenebilen bu rakamı bir düşünün&#8230; Eğer her bir saniyede bir galaksi sayacak olsanız tümünü saymanız yaklaşık 10.000 yıl sürecektir. Dahası, 10.000 yıllık dönemde tek bir saniye olarak sayacağınız galaksimizin içindeki yıldız sayısı yaklaşık 200 milyardır. Güneş ise bu yıldızlardan sadece bir tanesidir.</span></p>
<p style="color: #faf8f8; font-family: Arial, Helvetica, sans-serif; font-size: 13px; font-weight: bold;" align="left"><span style="color: #000000; font-family: 'andale mono', monospace; font-size: 14px;">Güneş&#8217;in tüm özellikleri dünyadaki yaşam için ayarlanmıştır: Ortalama büyüklükte bir yıldız olması; dünyaya uygun mesafede bulunması; yaydığı ışığın özellikleri; içerdiği element oranının bizim için uygun olması gibi. Isı ve ışık kaynağımız olan Güneş&#8217;in tüm özellikleri Allah&#8217;ın rahmetiyle bizler için ayarladığı seviyededir. Evrenin yaratıcısı Yüce Allah bir Kuran ayetinde şöyle bildirmektedir: </span><br />
<span style="color: #000000; font-family: 'andale mono', monospace; font-size: 14px;"><strong>&#8221; &#8230; Güneş&#8217;i ve Ay&#8217;ı sizin emrinize verdi; yıldızlar da O&#8217;nun emriyle emre hazır kılınmıştır.&#8221; (Nahl Suresi, 12)</strong></span></p>
<p style="color: #faf8f8; font-family: Arial, Helvetica, sans-serif; font-size: 13px; font-weight: bold;" align="left"><span style="color: #000000; font-family: 'andale mono', monospace; font-size: 14px;">Galaksideki tüm yıldızlar -Dünyamızın Güneş etrafında döndüğü gibi- galaksinin merkezi etrafında dönmektedir. Bu merkez etrafında dönen yaklaşık 300 milyar yıldızın her birinin yörüngesi farklıdır. Güneş ve elbette onunla beraber biz de, bu merkez etrafında sürekli olarak dönmekteyiz. Güneş&#8217;in bu merkez etrafındaki tek bir turu tamamlamasının yaklaşık olarak 230 milyon yıl sürdüğü hesaplanıyor.</span></p>
<p style="color: #faf8f8; font-family: Arial, Helvetica, sans-serif; font-size: 13px; font-weight: bold;" align="center"><span class="style1" style="color: #008080; font-family: 'andale mono', monospace; font-size: 28px;">Korunan Güneş</span></p>
<p style="color: #faf8f8; font-family: Arial, Helvetica, sans-serif; font-size: 13px; font-weight: bold;" align="left"><span style="color: #000000; font-family: 'andale mono', monospace; font-size: 14px;">Güneş&#8217;in yörüngesini araştıran astronomi profesörü Guillermo Gonzalez Güneş&#8217;in bu yolculuğunda galaksideki tehlikeli bölgelerden korunduğunu fark etti. Gonzalez, Güneş&#8217;in bu özel yörüngesinin altında, onu benzeri yıldızlardan ayıran bazı özgün nitelikler yattığını belirtiyor. Böylece Güneş&#8217;in konumu, galaksinin yaşamı destekleyebilecek özellikte görünen çok ender yerlerinden biri olarak göze çarpıyor. </span><br />
<span style="color: #000000; font-family: 'andale mono', monospace; font-size: 14px;">Gonzalez bu açıdan Güneş Sistemimizin &#8220;Yerleşilebilir Galaktik Bölge&#8221; olarak tanımladığı bölgede yer aldığını belirtiyor. Ve ekliyor: &#8220;Gezegenimizdeki tüm canlılar -en basit bakteriden en kompleks yapıda canlılara kadar hepsi- varlıklarını bu faktörlerin eşsiz dengesine borçludur&#8221;. </span></p>
<p style="color: #faf8f8; font-family: Arial, Helvetica, sans-serif; font-size: 13px; font-weight: bold;" align="left"><span style="color: #000000; font-family: 'andale mono', monospace; font-size: 14px;">Gonzalez&#8217;in tehlikelerine dikkat çektiği iki bölge galaksimizin merkezi ve galaksimizin dışında yer alan spiral kollardır. (Birçok galaksi spiral şekildedir. Bu galaksilerdeki yıldızlar, bir helezonu oluşturan çizgilerdeki gibi dizilirler. Kollar ise galaksinin en dışında yer alan kollarıdır)</span></p>
<p style="color: #faf8f8; font-family: Arial, Helvetica, sans-serif; font-size: 13px; font-weight: bold;" align="left"><span style="color: #000000; font-family: 'andale mono', monospace; font-size: 14px;">Buna göre, eğer galaksinin merkezine yakın olsaydık; Galaksinin merkezinde Güneş&#8217;in tam 3 milyon katı kütleye sahip bir kara delik bulunmaktadır. Bu karadelik muhteşem çekim kuvvetiyle etrafındaki tüm yıldızları yutarak onları yemektedir. Bilim adamları bu büyüklükte bir karadeliğin Dünyamızı yutmasının sadece bir saniye süreceğini belirtmektedirler. </span></p>
<p style="color: #faf8f8; font-family: Arial, Helvetica, sans-serif; font-size: 13px; font-weight: bold;" align="left"><span style="color: #000000; font-family: 'andale mono', monospace; font-size: 14px;">Galaksinin merkezinde bu çok tehlikeli çekim kuvvetinin yanısıra, bizim için çok zararlı olan radyasyon da yayılmaktadır. Bu radyasyon, dev yıldızları oluşturan maddenin, karadeliğin kütlesine katılırken sıkıştırılıp aşırı ısınmasından kaynaklanmaktadır.</span></p>
<p style="color: #faf8f8; font-family: Arial, Helvetica, sans-serif; font-size: 13px; font-weight: bold;" align="left"><span style="color: #000000; font-family: 'andale mono', monospace; font-size: 14px;">Eğer bu bölgeye yakın olsaydık, yüksek radyasyondan dolayı yeryüzünde yaşam mümkün olmazdı. Galaksinin merkezinden yayılan zararlı gamma ışınları, X-ışınları ve kozmik ışınlar tek bir canlı hücre dahi bırakmazdı. Ancak Güneş Sistemimiz galaksinin merkezine yaklaşık 28.000 ışık yılı (266. 000.000.000.000.000 km-İkiyüzaltmışaltı katrilyon kilometre) uzaktadır ve tüm bu zararlı etkilerden uzakta ve güvendedir. </span></p>
<p style="color: #faf8f8; font-family: Arial, Helvetica, sans-serif; font-size: 13px; font-weight: bold;" align="left"><span style="color: #000000; font-family: 'andale mono', monospace; font-size: 14px;">Eğer galaksinin spiral kollarında olsaydık;Güneş, galaksinin merkezindeki tehlikelerden korunduğu gibi galaksinin dış çemberinde yer alan spiral kollardan da korunmaktadır. Bu spiral kollar çok sayıda yıldızın doğum yeridir. Burada devasa büyüklükte birçok yıldız bulunur ve toplam kütleleriyle galaksinin spiral kollarını yoğun bir çekim alanı haline getirir. Bu kollar özellikle Güneş Sistemindeki kuyruklu yıldızları etkileyerek Dünya için tehlike oluşturabilirler. </span></p>
<p style="color: #faf8f8; font-family: Arial, Helvetica, sans-serif; font-size: 13px; font-weight: bold;" align="left"><span style="color: #000000; font-family: 'andale mono', monospace; font-size: 14px;">Güneş Sisteminde trilyonlarca kuyruklu yıldız bulunur. Bunlar sistemin en dışında yer alır ve tüm sistemi bir küre gibi kuşatırlar. Bu kuyruklu yıldızlar normalde Güneş&#8217;in etrafında yörüngededirler, ancak Güneş dışında bir kütlenin devreye girmesi durumunda yörüngeden çıkabilirler. </span><br />
<span style="color: #000000; font-family: 'andale mono', monospace; font-size: 14px;">Eğer Güneş Sistemi galaksinin spiral kollarında olsaydı, bu kolların güçlü çekim kuvveti kuyruklu yıldızları yörüngelerinden kolaylıkla fırlatır, bu durumda dünyamız her an kuyruklu yıldızların bombardımanı altında kalırdı. </span><br />
<span style="color: #000000; font-family: 'andale mono', monospace; font-size: 14px;">Ancak Gonzalez&#8217;in bildirdiğine göre güneşin iki özelliği bizi bu bombardımandan korumaktadır. Birincisi Güneş&#8217;in hızıdır. Güneş&#8217;in hızı spiral kolların hızına yakındır. İkisi de galaksi merkezinde yaklaşık aynı hızla dönmektedirler. Böylece Güneş&#8217;le spiral kolların yörüngesinin sık kesişmesi engellenmiş olur. Burada bizim yaşamamız için çok özel bir denge bulunduğu ortaya çıkmaktadır. Çünkü Gonzalez yıldızların %95&#8217;inin hızının spiral kollara uyumsuz olduğunu belirtmektedir. Güneş&#8217;in sahip olduğu bu özel hız sayesinde spiral kolların tehlikeli çekim etkilerinden korunuruz. </span></p>
<p style="color: #faf8f8; font-family: Arial, Helvetica, sans-serif; font-size: 13px; font-weight: bold;" align="left"><span style="color: #000000; font-family: 'andale mono', monospace; font-size: 14px;">Güneş&#8217;in bizi spiral kollardan koruyan ikinci mucizevi özelliği yörüngesinin şeklidir. Güneş, yaşıtı olan yıldızlardaki gibi elips değil, çember şekilli bir yörüngeye sahiptir. Gonzalez bu konuda şunları söylemektedir:</span><br />
<span style="color: #000000; font-family: 'andale mono', monospace; font-size: 14px;">&#8220;Eğer Güneş&#8217;in galaksi merkezi etrafındaki yörüngesi biraz daha az çembersel olsaydı, Güneş&#8217;in spiral kolların içinden geçme ihtimali yükselirdi.&#8221; </span></p>
<p style="color: #faf8f8; font-family: Arial, Helvetica, sans-serif; font-size: 13px; font-weight: bold;" align="center"><span class="style1" style="color: #008080; font-family: 'andale mono', monospace; font-size: 28px;">SUYUN ŞAŞIRTICI ÖZELLİKLERİ</span></p>
<p style="color: #faf8f8; font-family: Arial, Helvetica, sans-serif; font-size: 13px; font-weight: bold;" align="left"><span style="color: #000000; font-family: 'andale mono', monospace; font-size: 14px;">Suyun ısıyla ilgili (termal) özellikleri dünya üzerindeki canlı yaşamının sürekliliğinde büyük rol oynar. Bunlardan birkaç tanesini şöyle sıralayabiliriz: Bilinen tüm sıvılar, ısıları düştükçe büzüşür, hacim kaybederler. Hacim azalınca, yoğunluk artar ve böylece soğuk olan kısımlar daha ağır hale gelir. Bu yüzden, sıvı maddelerin katı halleri, sıvı hallerine göre daha ağırdır. Su ise, bilinen tüm sıvıların aksine, belirli bir ısıya (+4°C&#8217;ye) düşene kadar büzüşür, daha sonra birdenbire genleşmeye başlar. Donduğunda ise daha da genleşir. Bu nedenle suyun katı hali, sıvı halinden daha hafiftir. Buz, aslında &#8220;normal&#8221; fizik kurallarına göre suyun dibine batması gerekirken, su üstünde yüzer. </span></p>
<p style="color: #faf8f8; font-family: Arial, Helvetica, sans-serif; font-size: 13px; font-weight: bold;" align="left"><span style="color: #000000; font-family: 'andale mono', monospace; font-size: 14px;">Suyun bu özelliği dünya üzerindeki denizler açısından çok önemlidir. Bu özellik olmasa, yani buz suyun üzerinde yüzmese, dünya üzerindeki suyun çok büyük bir bölümü tamamen donacak, göllerde ve denizlerde hiçbir canlı kalmayacaktı. </span></p>
<p style="color: #faf8f8; font-family: Arial, Helvetica, sans-serif; font-size: 13px; font-weight: bold;" align="left"><span style="color: #000000; font-family: 'andale mono', monospace; font-size: 14px;">Buz eridiğinde ya da su buharlaştığında, etraftan ısı çekilir. Bunun tersi gerçekleştiğinde ise, dışarıya ısı verilir. Bu, &#8220;gizli ısı&#8221; olarak bilinen bir kavramdır. Tüm sıvıların gizli ısıları vardır. Ancak suyun gizli ısısı, bilinen tüm sıvıların en yükseği sayılabilir. Ayrıca suyun &#8220;termal kapasitesi&#8221;, yani suyun ısısını bir derece artırmak için gereken ısı miktarı, bilinen diğer sıvıların çok büyük bölümünden daha yüksektir.</span></p>
<p style="color: #faf8f8; font-family: Arial, Helvetica, sans-serif; font-size: 13px; font-weight: bold; text-align: center;"><span class="style1" style="color: #008080; font-family: 'andale mono', monospace; font-size: 28px;">ATEŞTEKİ TASARIM</span><br />
<span style="color: #000000; font-family: 'andale mono', monospace; font-size: 14px;"><a href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/deliller_clip_image006.jpg" data-wpel-link="internal"><img loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-1970 alignright" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/deliller_clip_image006.jpg" alt="" width="160" height="239" /></a></span></p>
<p style="color: #faf8f8; font-family: Arial, Helvetica, sans-serif; font-size: 13px; font-weight: bold;" align="left"><span style="color: #000000; font-family: 'andale mono', monospace; font-size: 14px;">Canlılara enerji sağlayan en temel reaksiyon, karbon ve hidrojen bileşiklerinin oksitlenmesi, yani yanmasıdır. Ancak bu noktada ilginç bir soru sorulabilir: Bizim vücudumuz temelde karbon ve hidrojen bileşiklerinden oluşmaktadır. Peki nasıl olup da vücudumuz okside olmaz? Ya da daha açık bir ifadeyle, neden vücudumuz bir anda kibrit çöpü gibi tutuşup yanmaz?</span><br />
<span style="color: #000000; font-family: 'andale mono', monospace; font-size: 14px;">Vücudumuzun oksijenle temas ettiği halde yanmaması, gerçekten şaşılacak bir durumdur.</span></p>
<p style="color: #faf8f8; font-family: Arial, Helvetica, sans-serif; font-size: 13px; font-weight: bold;" align="left"><span style="color: #000000; font-family: 'andale mono', monospace; font-size: 14px;">Bu şaşılacak durumun nedeni, oksijenin normal ısılardaki moleküler formu olan O2 molekülünün büyük ölçüde &#8220;asal&#8221;, yani reaksiyona girmeyen bir yapıya sahip oluşudur. Ama bu durumda bir başka soru daha ortaya çıkar; madem O2 kolay kolay reaksiyona girmeyen bir moleküldür, o halde bu molekül bizim vücudumuzun içinde nasıl reaksiyona sokulmaktadır?</span></p>
<p style="color: #faf8f8; font-family: Arial, Helvetica, sans-serif; font-size: 13px; font-weight: bold;" align="left"><span style="color: #000000; font-family: 'andale mono', monospace; font-size: 14px;">19. yüzyıldan beri merak edilen bu sorunun cevabı, son yarım yüzyıl içindeki gelişmeler sonucunda anlaşılmıştır. Biyokimyasal gözlemler, insan vücudundaki bazı özel enzimlerin, sadece oksijenin atmosferde bulunan formu olan O2&#8217;yi reaksiyona sokmakla görevli olduğunu ortaya çıkarmıştır. Hücrelerimizdeki bu özel enzimler, son derece karmaşık işlemler sonucunda, vücudumuzdaki demir ve bakır atomlarını katalizör (hızlandırıcı) olarak kullanmakta ve böylece oksijeni reaktif hale getirmektedirler.</span></p>
<p><span style="color: #000000; font-family: 'andale mono', monospace; font-size: 14px;">Yani ortada çok ilginç bir durum vardır: Oksijen yakıcı bir elementtir ve normalde bizim bedenimizi de yakması beklenmelidir. Bunu engellemek için, oksijenin atmosferdeki formu olan O2 ilginç bir biçimde &#8220;asal&#8221; kılınmıştır, yani kolay kolay reaksiyona girmemektedir. Ama bedenimizin enerji elde etmesi için de, oksijenin yakıcılığına ihtiyacı vardır. Onun için hücrelerimizin içine, bu asal gazı son derece reaktif hale getiren karmaşık bir enzim sistemi yerleştirilmiştir.</span><br />
<span style="color: #000000; font-family: 'andale mono', monospace; font-size: 14px;">Bu arada yeri gelmişken belirtmek gerekir ki, söz konusu enzim sistemi, canlılığın rastlantılarla oluştuğunu iddia eden evrim teorisinin asla açıklayamadığı bir tasarım harikasıdır.Bedenimizin aniden tutuşmasını engellemek için alınmış bir başka tedbir daha vardır. Bu, İngiliz kimyager Nevil Sidgwick&#8217;in ifadesiyle &#8220;karbonun karakteristik asallığı&#8221;dır. Bir başka deyişle, karbon atomu da normal ısılarda kolay kolay oksijenle reaksiyona girmez.</span><br />
<span style="color: #000000; font-family: 'andale mono', monospace; font-size: 14px;">Kimyasal dille ifade edilen bu özelliği, aslında hepimiz günlük hayatta çok yakından yaşamışızdır. Soğuk bir havada odun ya da kömür kullanarak ateş yakmaya çalıştığımızda yaşadığımız zorluk, karbonun söz konusu &#8220;karakteristik asallığı&#8221;dır. Ateşi yakabilmek için bir hayli uğraşmamız, odunun ya da kömürün ısısını iyice yükseltmemiz gerekir. Ama ateş bir kez alev aldıktan sonra da, karbon hızla reaksiyona girer ve büyük bir enerji açığa çıkar. Bu yüzden bir yangını başlatmak (kibrit vs. gibi özel ateş kaynakları olmadıkça) son derece zordur. Ama yangın bir kez başladıktan sonra da çok büyük bir ısı oluşur ve bu ısı etraftaki diğer karbon bileşiklerini de tutuşturur. </span></p>
<p style="color: #faf8f8; font-family: Arial, Helvetica, sans-serif; font-size: 13px; font-weight: bold;" align="left"><span style="color: #000000; font-family: 'andale mono', monospace; font-size: 14px;">Bu durum incelendiğinde, ateşte son derece etkileyici bir tasarım olduğu görülür. Oksijenin ve karbonun kimyasal özellikleri öyle ayarlanmıştır ki, bunlar sadece çok yüksek bir ısıda reaksiyona girip ateş oluştururlar. Eğer böyle olmasaydı, Dünya üzerindeki yaşam imkansız hale gelirdi. Eğer oksijenin ve karbonun reaksiyona girme eğilimleri biraz daha fazla olsaydı, hava sıcaklığı biraz arttığında insanların, ağaçların, hayvanların bir anda tutuşup yanmaları sıradan bir vaka haline gelirdi. Örneğin çölde yürüyen bir insan, sıcaklık gün ortasında en yüksek dereceye çıktığı anda, bir kibrit çöpü gibi bir anda alevlere boğulabilirdi. Bitkiler ve hayvanlar da aynı tehlikeyle yüzyüze kalırdı. Elbette böyle bir Dünya&#8217;da yaşamdan söz etmek biraz zor olurdu.Eğer oksijenin ve karbonun karakteristik asallıkları daha fazla olsaydı, bu sefer de Dünya üzerinde ateş yakmak çok zor, belki de imkansız hale gelirdi. Ateşin olmadığı bir ortamda ise, insanların ısınması ve teknoloji geliştirmesi mümkün olamazdı. Çünkü bilindiği gibi teknoloji metallere dayanır ve metaller de ancak çok yüksek ısılarda yumuşayıp şekillendirilebilirler. </span></p>
<p style="color: #faf8f8; font-family: Arial, Helvetica, sans-serif; font-size: 13px; font-weight: bold;" align="left"><span style="color: #000000; font-family: 'andale mono', monospace; font-size: 14px;">Özetle, karbon da oksijen de, bizim yaşamımıza en uygun olacak biçimde yaratılmışlardır. Bu iki elementin özellikleri, bizlere ateş yakabilme ve bu ateşi en uygun biçimde kullanma imkanı vermektedir. Dahası, Dünya&#8217;nın her bir yanı, çok bol miktarda karbon içeren, dolayısıyla ateş yakmak için kolaylıkla kullanabildiğimiz ağaçlarla doldurulmuştur. Tüm bunlar, ateşin ve malzemelerinin de insan yaşamına en uygun biçimde yaratıldığını göstermektedir. Nitekim Allah, insanlara Kuran&#8217;da şöyle buyurmaktadır:<strong>“Ki O (Allah), size yeşil ağaçtan bir ateş kılandır; siz de ondan yakıyorsunuz.” (Yasin Suresi, 80)</strong></span></p>
<p style="color: #faf8f8; font-family: Arial, Helvetica, sans-serif; font-size: 13px; font-weight: bold;" align="center"><span class="style1" style="color: #008080; font-family: 'andale mono', monospace; font-size: 28px;">DÜNYAYI KORUYAN YENİ KALKAN:UZAY FIRTINALARI KALKANI</span></p>
<p style="color: #faf8f8; font-family: Arial, Helvetica, sans-serif; font-size: 13px; font-weight: bold;" align="left"><span style="color: #000000; font-family: 'andale mono', monospace; font-size: 14px;"><a href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/deliller_clip_image007.jpg" data-wpel-link="internal"><img loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-1971 alignright" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/deliller_clip_image007.jpg" alt="" width="300" height="186" /></a>Uzay çalışmaları, Dünyamız’ın ve evrenin yoktan var edilmiş olduğunu ortaya koyan yeni bilimsel keşifleri ortaya çıkarıyor. Kısa zaman önce NASA’nın uzay mekiği ile ilgili yaptığı çalışmalar sırasında Dünya’nın etrafındaki atmosferin koruyucu kalkan özelliğine sahip olduğu keşfedildi. Ayrıca atmosferin dönüşümlü bir sisteme sahip olduğu da bu çalışmalar sırasında ortaya kondu.</span></p>
<p style="color: #faf8f8; font-family: Arial, Helvetica, sans-serif; font-size: 13px; font-weight: bold;" align="left"><span style="color: #000000; font-family: 'andale mono', monospace; font-size: 14px;">Bilimsel gözlemler atmosferimizin dış kısmında uzay fırtınalarının yarattığı enerjiyi bir ısı kalkanı gibi emen bir koruyucu alanın mevcut olduğunu ortaya koymuştur. Gezegenimizi çevreleyen bu kalkan tabaka elektrik yüklü gaz ya da plazma bulutu oluşturup yeryüzünde yaşamı imkansız kılabilecek uzay fırtınası enerjisinin, atmosferin daha alt katmanlarına ulaşmasını engellemekte ve bu sayede Dünya&#8217;daki yaşamın sürmesi için hayati öneme sahip olan bir görevi yerine getirmektedir. </span></p>
<p style="color: #faf8f8; font-family: Arial, Helvetica, sans-serif; font-size: 13px; font-weight: bold;" align="left"><span style="color: #000000; font-family: 'andale mono', monospace; font-size: 14px;">Elektrik yüklü plazma bulutu o kadar sıcaktır ki; bu bulutu oluşturan tanecikler ısı yayarak bazen orta ve üst yörüngelerdeki uyduların çalışmalarını engellemektedir. Günümüze kadar, uzay fırtınalarının oluşturduğu enerji taneciklerinin, Güneş&#8217;in meydana getirdiği rüzgarlar tarafından tutulduğu düşünülüyordu. Ancak bu görüşün aksine, NASA&#8217;nın “Image” adı verilen uzay mekiğinin çalışmaları sırasında ortaya konan bu yeni keşif, atmosferin üst katmanlarından biri olan iyonosferin uzay fırtınalarına aktif olarak etki ettiğini kesin olarak ortaya çıkardı.</span><br />
<span style="color: #000000; font-family: 'andale mono', monospace; font-size: 14px;">Dünyamız son derece hassas dengelere bağlı bu mucizevi durum sayesinde uzay fırtınalarından korunmaktadır. Bu özel korumalı sistem elbette ki kendi kendine oluşmamıştır. Evrendeki mükemmel düzen Rabbimiz&#8217;in kusursuz yaratışıyla meydana gelmiştir.</span></p>
<p style="color: #faf8f8; font-family: Arial, Helvetica, sans-serif; font-size: 13px; font-weight: bold;" align="left"><span style="color: #000000; font-family: 'andale mono', monospace; font-size: 14px;">Fırtına kalkanı sayesinde zararlarından korunduğumuz bir diğer tehlike de güneş rüzgarlarıdır. Saniyede yaklaşık 400 kilometre hızla esen güneş rüzgarları Dünya&#8217;nın manyetik alanından hızla geçip ilerleyen elektrik yüklü parçalardan oluşur. Bu yolculuk esnasında milyonlarca amperlik korkunç bir elektrik akımı ortaya çıkar. Bu elektrik akımı da dünyanın gözle görülemeyen manyetik alan çizgilerine doğru akar ve özellikle kutup bölgelerinde trilyonlarca watt’lık enerji, atmosfere pompalanır. Dünyamızın fırtına kalkanı olmasaydı, bu çok büyük elektrik akımından gelen ısı, Dünyadaki yaşamı imkansız hale getirecekti.Dünyanın manyetik alanı sayesinde, güneş rüzgarlarının atmosferimize doğrudan çarpması ve zamanla meydana gelecek aşınmalar engellenmiş olmaktadır.</span></p>
<p style="color: #faf8f8; font-family: Arial, Helvetica, sans-serif; font-size: 13px; font-weight: bold;" align="left"><span style="color: #000000; font-family: 'andale mono', monospace; font-size: 14px;">Herşeyden haberdar olan Rabbimiz&#8217;in yarattığı eşsiz sistem sayesinde güneş rüzgarları manyetosfere çarpar ve gezegenimizin etrafını kuşatırlar. Bu patlamalar, Güneş’teki patlamalar ile birlikte daha büyük bir hıza ve yoğunluğa ulaşır, ardından uzay fırtınalarının da bu patlamaya eklenmesiyle çarpmanın şiddeti çok daha büyük bir boyuta ulaşır. Tüm bu yoğun fırtına bombardımanına maruz kalan Dünyamız, Allah’ın üstün yaratışının delillerinden olan bu kalkan sayesinde korunmaktadır.</span></p>
<p style="color: #faf8f8; font-family: Arial, Helvetica, sans-serif; font-size: 13px; font-weight: bold;" align="center"><span class="style1" style="color: #008080; font-family: 'andale mono', monospace; font-size: 28px;">GÖKYÜZÜ KORUNMUŞ BİR TAVANDIR</span></p>
<p style="color: #faf8f8; font-family: Arial, Helvetica, sans-serif; font-size: 13px; font-weight: bold;" align="left"><span style="color: #000000; font-family: 'andale mono', monospace; font-size: 14px;">Gökyüzünü seyreden insanlardan çoğunun aklına atmosferin koruyucu yapısı gelmeyebilir ancak atmosferimiz sanki Dünyamızı korumak için mücadele eden şuurlu bir varlık gibi hareket eder. Tüm bilimsel gözlemler, Dünya&#8217;daki yaşamın atmosferin bu özelliği sayesinde korunduğunu kanıtlamaktadır. Bu da, Allah’ın kusursuz yaratışı ile atmosferi hizmetimize verdiğini bize göstermektedir. </span></p>
<p style="color: #faf8f8; font-family: Arial, Helvetica, sans-serif; font-size: 13px; font-weight: bold;" align="left"><span style="color: #000000; font-family: 'andale mono', monospace; font-size: 14px;">Burada dikkati çeken çok önemli bir konu da, Allah’ın atmosferde yarattığı bu mükemmel sistemi Kuran-ı Kerim’de bildirmiş olmasıdır. 21. yüzyıl biliminin yeni tespit ettiği atmosferin koruyucu bir kalkan oluşturması hakkındaki bir Kuran ayeti şöyledir: <strong>“Gökyüzünü korunmuş bir tavan kıldık; onlar ise bunun ayetlerinden yüz çeviriyorlar.” (Enbiya Suresi, 32)</strong></span></p>
<p style="color: #faf8f8; font-family: Arial, Helvetica, sans-serif; font-size: 13px; font-weight: bold;" align="left"><span style="color: #000000; font-family: 'andale mono', monospace; font-size: 14px;">Atmosferin Kuran’da bildirilen bir diğer önemli özelliği de, dönüşümlü bir sisteme sahip olmasıdır. </span><br />
<span style="color: #000000; font-family: 'andale mono', monospace; font-size: 14px;">Atmosferin en dıştaki iki tabakası iyonosfer ve manyetosferdir. İyonosfer, yeryüzünden yayınlanan radyo dalgalarını yeryüzüne geri yansıtarak yayınların uzak mesafelerden de algılanmasını sağlar. Manyetosfer ise, Güneş’ten ve diğer yıldızlardan yayılan zararlı radyoaktif parçacıkları, yeryüzüne ulaşmadan uzaya geri döndürür. </span><br />
<span style="color: #000000; font-family: 'andale mono', monospace; font-size: 14px;">Bütün bunlar, atmosferde son derece özel bir geri döndürme sistemi olduğunu gösterir. </span><br />
<span style="color: #000000; font-family: 'andale mono', monospace; font-size: 14px;">Dünya&#8217;da canlılığın devamı için en uygun ortamın hazırlanmış olması Allah’ın kusursuz ve uyumlu yaratışının delillerindendir. </span></p>
<p style="color: #faf8f8; font-family: Arial, Helvetica, sans-serif; font-size: 13px; font-weight: bold;" align="left"><span style="color: #000000; font-family: 'andale mono', monospace; font-size: 14px;">Allah Kuran&#8217;da tüm yarattıklarının sahibi olduğunu ve herşeyin Kendisi&#8217;ne gönülden boyun eğdiklerini bildirmiştir. Bakara Suresi&#8217;ndeki ayetlerde Rabbimiz şöyle buyurmaktadır: </span><br />
<span style="color: #000000; font-family: 'andale mono', monospace; font-size: 14px;"><strong>“&#8230; göklerde ve yerde ne varsa O’nundur, tümü O’na gönülden boyun eğmişlerdir. Gökleri ve yeri (bir örnek edinmeksizin) yaratandır. O, bir işin olmasına karar verirse “OL” der, o da hemen oluverir.” (Bakara Suresi, 116-117)</strong></span></p>
<p style="color: #faf8f8; font-family: Arial, Helvetica, sans-serif; font-size: 13px; font-weight: bold;" align="center"><span class="style1" style="color: #008080; font-family: 'andale mono', monospace; font-size: 28px;">DÜNYA&#8217;NIN YARATILIŞINDAKİ MÜKEMMEL UYUM</span></p>
<p style="color: #faf8f8; font-family: Arial, Helvetica, sans-serif; font-size: 13px; font-weight: bold;" align="left"><span style="color: #000000; font-family: 'andale mono', monospace; font-size: 14px;">Dünya&#8217;nın &#8220;korunmuş tavan&#8221;ını oluşturan manyetik alanın var olması için, Ay&#8217;ın ve komşu gezegenlerin büyüklükleri ve Dünya&#8217;ya olan uzaklıkları da önemlidir. Komşu gezegenlerden birinin şimdikinden büyük olması, o gezegene büyük bir çekim kuvveti kazandıracaktı. Komşu gezegenin sahip olacağı bu büyük çekim kuvveti, Dünya&#8217;nın çekirdeğindeki katı ve sıvı kısımlardaki hareket hızını değiştirecek, bugünkü şekilde bir manyetik alanın oluşmasına engel olacaktı. &#8220;Dünya güneş çevresinde dönerken öyle bir yörünge çizer ki, her 18 milde doğru bir çizgiden ancak 2.8 mm ayrılır. Dünyanın çizdiği bu yörünge kıl payı şaşmaz, çünkü; yörüngeden 3 mm&#8217;lik bir sapma bile büyük felaketler doğururdu: sapma 2.8 yerine 2.5 olsaydı yörünge çok genişolurdu ve hepimiz donardık, sapma 3.1 mm olsaydı hepimiz kavrularak ölürdük.&#8221; (Bilim ve Teknik Dergisi, Temmuz 1983)</span><br />
<span style="color: #000000; font-family: 'andale mono', monospace; font-size: 14px;">Evrendeki tüm cisimlerin böyle bir uyum içinde yörüngelerine sadık kalarak hareket etmeleri, ortada muhakkak kontrollü bir sistemin var olduğunu hissettirir. Böyle büyük bir sistemin başı boş işlemesi mümkün değildir.</span><br />
<span style="color: #000000; font-family: 'andale mono', monospace; font-size: 14px;">Evrendeki cisimlerin hızlarını da hesaba kattığımızda, tüm veriler daha da karmaşıklaşır. Örneğin Dünya saatte 1.670 km. hızla kendi ekseni etrafında döner. Bugün insanlar tarafından üretilmişolan en hızlı merminin saatte ortalama 1.800 km. sürate sahip olduğu düşünülürse dünyanın devasa boyutlarına rağmen süratinin ne denli büyük olduğu anlaşılır. </span></p>
<p style="color: #faf8f8; font-family: Arial, Helvetica, sans-serif; font-size: 13px; font-weight: bold;" align="left"><span style="color: #000000; font-family: 'andale mono', monospace; font-size: 14px;">Dünya&#8217;nın Güneş etrafındaki hızı ise merminin yaklaşık 60 katıdır: saatte 108.000 km. Bu süratle yol alabilen bir araç yapılabilseydi, bu araç Dünya&#8217;nın çevresini 22 dakikada dolaşabilirdi.Dünya&#8217;nın ekseni yörüngesine 23 derecelik bir açıyla eğim yapar. Mevsimler bu eğim sayesinde oluşur. Bu eğim şimdiki değerinden daha fazla ya da daha az olsaydı, mevsimler arasındaki sıcaklık farkı aşırı boyutlara ulaşacağından yeryüzü üzerinde dayanılmaz sıcaklıkta yazlar ve aşırı soğuk kışlar yaşanırdı.</span></p>
<p style="color: #faf8f8; font-family: Arial, Helvetica, sans-serif; font-size: 13px; font-weight: bold;" align="left"><span style="color: #000000; font-family: 'andale mono', monospace; font-size: 14px;">Bütün bu bilgilerin bize gösterdiği, etrafımızda son derece hassas ve &#8220;yaşam için gerekli&#8221; dengelerden oluşan mükemmel sistemler olduğudur. Tüm bu sistemleri yaratarak insanın hizmetine veren de alemlerin Rabbi olan Allah&#8217;tır. Allah&#8217;ın bu kusursuz yaratışı Kuran&#8217;da şöyle haber verilir:<strong>&#8220;O, biri diğeriyle &#8216;tam bir uyum&#8217;içinde yedi gök yaratmış olandır. Rahman&#8217;ın yaratmasında hiçbir &#8216;çelişki ve uygunsuzluk&#8217;göremezsin. İşte gözü(nü) çevirip-gezdir; herhangi bir çatlaklık (bozukluk ve çarpıklık) görüyor musun? Sonra gözünü iki kere daha çevirip-gezdir; o göz umudunu kesmiş bir halde bitkin olarak sana dönecektir.&#8221; (Mülk Suresi, 3-4)</strong></span></p>
<h1 style="text-align: center;"><a name="insan"></a><span style="color: #993366;"><strong>Allah&#8217;ın Varlığının ve Birliğinin İnsanlarda ki Delilleri</strong></span></h1>
<p><a href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/insan-anatomi.jpg" data-wpel-link="internal"><br />
<img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-1990" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/insan-anatomi.jpg" alt="" width="616" height="449" srcset="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/insan-anatomi.jpg 711w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/insan-anatomi-300x219.jpg 300w" sizes="(max-width: 616px) 100vw, 616px" /></a></p>
<h3 class="style1" style="text-align: center;"><span style="font-size: 20px; color: #008080;">İNSANDAKİ VARLIK DELİLLERİ</span></h3>
<p><span class="style1">İNSANIN YARATILIŞI</span></p>
<p align="left">İnsan, hayatı boyunca sahip olduğu bedenle görür, işitir, nefes alır, yürür, koşar ve zevk alır. İnsan bedenini oluşturan kemikler, kaslar, damarlar, iç organlar mükemmel bir düzene sahiptir. Bu düzen incelendiğinde ise, daha da şaşırtıcı gerçeklerle karşılaşılır. Birbirinden farklı gibi görünen bu vücut parçalarının tamamı aynı malzemelerden oluşmaktadır. Bu malzeme hücredir.Hücre, bir organın örneğin kemiğin en küçük parçasıdır. Bir hücre o kadar küçüktür ki, bir milyon tane hücre biraraya gelse ancak bir iğne ucu kadar yer kaplar.<br />
İnsan bedenini oluşturan 60-70 kiloluk et ve kemik kütlesinin özü, insanın doğumundan 9 ay 10 gün önce tek bir hücrede toplanmıştır. Bu hücre, anneden gelen yumurta hücresiyle babadan gelen sperm hücresinin annenin bedeninde birleşmesiyle oluşur.</p>
<p align="center"><span class="style1" style="color: #008080; font-size: 20px;"><strong>Hedefe Kilitlenmiş Kusursuz Bir Ordu</strong></span></p>
<p align="left">Sperm ve yumurta hücrelerinin anne bedeninde birleşmesi, yani annedeki bir yumurtanın döllenmesi için her seferinde yaklaşık 300 milyonluk bir sperm ordusu babanın vücudunda hazır hale getirilir. Bu sayının bu kadar yüksek olmasının nedeni, yumurtanın döllenmesini engelleyecek herhangi bir durumu ortadan kaldırmaya yöneliktir.</p>
<p align="left">Döllenme işlemi için erkek bedeninden atılan spermlere çeşitli bezlerden salgılanan sıvıların oluşturduğu bir karışım eşlik eder. Meni denen bu salgılar ve sperm karışımında sadece spermlerin dölleme yeteneği vardır. Kuran&#8217;da meniden karmaşık bir su olarak şöyle söz edilir:<strong>&#8220;Şüphesiz, Biz insanı karmaşık olan bir damla sudan yarattık. Onu deniyoruz. Bundan dolayı onu işiten ve gören yaptık.&#8221; (İnsan Suresi, 2)</strong></p>
<p align="left">Spermin yapısında döllenmeyi kolaylaştırıcı özellikler bulunur. Spermin baş, orta, kuyruk bölümleri vardır. Metrenin milyonda biri kadar olan baş bölümüne bir hücreyi bir insana dönüştüren babadan gelen tüm bilgi sığdırılmıştır. Spermin bir diğer önemli parçası da kuyruktur. Kuyruk sürekli bir kamçı hareketi yaparak yumurta hücresine ulaşmayı sağlar.</p>
<p align="center"><span class="style1" style="color: #008080; font-size: 20px;"><strong>Yeni Bir İnsanın Oluşumunda Rol Oynayan Yumurta Hücresi </strong></span></p>
<p align="left">Döllenmenin kolaylıkla gerçekleşebilmesi için kadın bedeninde de birçok sistem hazırlanmıştır. Yumurta, yumurtalık adı verilen ve her detayıyla bu iş için yaratılmış bir organda üretilir. Yumurtalıklar, rahimin sağında ve solunda yer alır ve rahme ince tüplerle bağlıdırlar. Yumurtalıkta üretilen yumurta daha sonra bu tüplerin özel yaratılışı sayesinde spermle buluşur. Bu tüplerin içindeki küçük tüycükler ileri geri hareket ederek hareketleriyle yumurtayı sperme doğru ilerletirken spermi de yumurtaya doğru ilerletirler. Döllenme bu tüpün içinde gerçekleşir.<br />
Yumurtanın dış kısmı içinde yağ, şeker ve protein bulunan bir zarla çevrilidir. Bu zar, yumurtaya sperme doğru yapacağı hareket için gereken enerjiyi sağlar. Peki küçücük hücre, daha yumurtalıkta üretildiği anda böyle bir yola çıkacağını ve bu yolculuk sırasında kendisine enerji gerekeceğini bilebilir mi?</p>
<p align="center"><span class="style1"><strong><span style="color: #008080; font-size: 20px;">Bebeğin Büyümesi İçin Yaratılmış En Güvenli Yer: ANNE RAHMİ</span> </strong></span></p>
<p align="left"><a href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/insan_clip_image001.jpg" data-wpel-link="internal"><img loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-1978 alignleft" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/insan_clip_image001.jpg" alt="" width="150" height="173" /></a>Rahim, kaslardan yapılmış sağlam duvarlı içi boş bir organdır. Hamilelik boyunca rahimin hacmi 20-25 kat artar. Böylece kadının döllenmiş yumurtasının içinde büyüyüp gelişebileceği en uygun yer halini alır. Döllenmiş yumurta, yumurtalıktan rahme kadar olan tüpte bir yandan bölünerek çoğalırken, diğer yandan da ilerlemesine devam eder. Hücre topluluğu bu yolun herhangi bir yerinde yerleşmez. Gelişimi için en güvenli yer olan rahimi seçer ve buraya tutunur. Allah, Kuran&#8217;da bu gerçeği şöyle bildirir:<strong>&#8220;Yaratan Rabbin adıyla oku. O, insanı bir &#8220;alak&#8221;tan yarattı. Oku, Rabbin en büyük kerem sahibidir.&#8221; (Alak Suresi, 1-3)</strong></p>
<p align="left">&#8220;Alak&#8221; kelimesinin Arapça&#8217;daki anlamı, &#8220;bir yere asılıp tutunan şey&#8221; demektir. Hatta alak kelimesi asıl olarak deriye yapışarak oradan kan emen sülükleri tanımlamak için kullanılır.</p>
<p align="left">Döllenmiş yumurta da tam olarak ayette bildirildiği gibi rahim duvarına asılıp tutunmaktadır. Bundan 1400 sene öncesinde indirilmiş olan Kuran&#8217;da, anne karnında gelişmekte olan hücreyi bu özelliğiyle tarif eden bir kelime kullanılması, Kuran&#8217;ın mucizelerinden biridir. O dönemin bilim düzeyi ile keşfedilmesi mümkün olmayan bu bilginin, asırlar önce Kuran&#8217;da bildirilmiş olması Kuran&#8217;ın Alemlerin Rabbi olan Allah tarafından indirildiğini bir kez daha tasdik etmektedir.</p>
<p align="left">Sadece bir hücre topluluğu olan bu minik et parçası (alak), nasıl olur da gelişimi için en uygun yeri seçer? Bu şuurlu davranış, insan vücudunda gerçekleşen işlemlerin üstün bir aklın kontrolünde gerçekleştiğini gösterir:<br />
<strong>&#8220;Döl yataklarında size dilediği gibi suret veren O&#8217;dur. O&#8217;ndan başka ilah yoktur; üstün ve güçlü olandır, hüküm ve hikmet sahibidir.&#8221; (Al-i İmran Suresi, 6)</strong></p>
<p align="center"><span class="style1" style="color: #008080; font-size: 20px;"><strong>Hücreler Farklı Gruplara Ayrılıyor!</strong></span></p>
<p align="left">Rahime tutunan ve birbirinin aynı olan hücreler belli bir süre sonra bölünerek çoğalır. Her geçen gün bazı hücreler diğerlerinden farklı bir yapıya bürünmeye başlar. Bütün hücreler adeta görev yerine dağılan işçiler gibi bölük bölük hareket ederler. Bu yoğun faaliyet sonucunda bazı hücreler kemik, bazısı deri, bazısı da kas hücresi olacaklardır.</p>
<p align="left">Bu hazırlığın nasıl yapılacağı, hangi hücrenin hangi dokuyu, hangi organı meydana getireceği her hücre grubuna ayrı ayrı ilham edilmiştir. Başta birbirinin aynı olan hücrelerin çoğalmasıyla vücutta yaklaşık 200 tür hücre oluşur. Bu oluşumda hiçbir karışıklık olmaz; her hücre nerede nasıl davranacağını çok iyi bilir. Bu kusursuz düzeni sağlayan ve hücrelere neler yapacaklarını ilham eden, her şeyin hakimi olan yüce Allah&#8217;tır.</p>
<p align="center"><span class="style1" style="color: #008080; font-size: 20px;"><strong>İki Canlı Arasındaki Hayat Köprüsü: Plasenta</strong></span></p>
<p align="left"><a href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/insan_clip_image002.jpg" data-wpel-link="internal"><img loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-1979 alignright" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/insan_clip_image002.jpg" alt="" width="250" height="145" /></a>Plasenta anneyle bebek arasındaki besin, oksijen ve diğer maddelerin alışverişini sağlayan yapıdır. Üstelik plasenta yeni hücre gruplarının yani dokuların oluşması için gerekli olan besinleri özenle seçerek, bebeğe taşır. Plasenta bu işlemin tam tersine yani bebekten anne karnına atık maddelerin taşınması işlemini de ustalıkla yerine getirir. Bu şekilde beslenen bebeğin gelişimi sonucunda son derece orantılı, uyumlu bir yapı ortaya çıkar. Bu uyumlu gelişmelerin bütün vücut parçalarında aynı şekilde gerçekleşmesi şarttır. Örneğin; sadece göze ait 40 farklı parça vardır. Gözün fonksiyonlarını yerine getirebilmesi için orantılı bir büyümenin olması, parçalar arasındaki bağlantının sağlam olması, hepsinin kendi yerinde bulunması gerekir. Aksi halde göz, işlevlerini yerine getiremez.</p>
<p align="center"><span class="style1" style="color: #008080; font-size: 20px;"><strong>Kemiklerin Kasla Sarılması</strong></span></p>
<p align="left">Çok yakın bir zamana kadar kemiklerle kasların birlikte ortaya çıkarak anne karnında geliştikleri sanılıyordu. Ancak yapılan son araştırmalar çok farklı ve insanların hiç farkında olmadıkları bir gerçeği ortaya koydu. Şöyle ki; anne karnındaki bebekte kıkırdak dokunun sertleşmesiyle önce kemik oluşur, daha sonra kas hücreleri kemiklerin etrafındaki dokulardan oluşup kemiği sararlar.Oysa bilimin yeni keşfettiği bu gerçek, Kuran&#8217;da 1400 sene önce insanlara bildirilmiştir: <strong>&#8220;Sonra o su damlasını bir alak (hücre topluluğu) olarak yarattık; ardından o alak&#8217;ı bir çiğnem et parçası olarak yarattık; daha sonra o çiğnem et parçasını kemik olarak yarattık; böylece kemiklere de et giydirdik; sonra bir başka yaratışla onu inşa ettik. Yaratıcıların en güzeli olan Allah, ne yücedir. &#8221; (Müminun Suresi, 14)</strong></p>
<p align="left"><a href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/insan_clip_image003.jpg" data-wpel-link="internal"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-1980" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/insan_clip_image003.jpg" alt="" width="500" height="127" srcset="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/insan_clip_image003.jpg 500w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/insan_clip_image003-300x76.jpg 300w" sizes="(max-width: 500px) 100vw, 500px" /></a></p>
<p align="center"><span class="style1" style="font-size: 24px; color: #008080;"><strong>Bebeğin Hayat Suyu: Amniyon Suyu</strong></span></p>
<p align="left">Bebek, gelişimini tamamladığı 9 ayı anne karnında içi sıvı dolu bir kesede geçirir. Bu sıvı amniyon sıvısıdır. Bu sıvı pek çok özelliği ile bebeği dış dünyaya hazırlar. Bebek bu sıvı içinde dış dünyaya alışmak için hareket eder. Düzenli olarak bu sıvıyı içer, dili tat almaya, bağırsakları emilime, böbrekleri de süzme işine alıştırılır. Bu sıvı aynı zamanda dışarıdan gelecek darbelere karşı da bebeği korur. Çünkü, sıvılara herhangi bir yönden gelen basınç her tarafa eşit olarak dağıtılır.</p>
<p align="left">Amniyon sıvısı anne sağlığı için de önemlidir. Sıvı içinde yüzen bebek anne rahmine ağırlık yapmaz ve bu sayede normal gelişimini tamamlayabilir.</p>
<p align="center"><span class="style1" style="color: #008080; font-size: 20px;"><strong>Yeni Bir Dünyaya Doğru…</strong></span></p>
<p align="left"><a href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/insan_clip_image004.jpg" data-wpel-link="internal"><img loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-1981 alignleft" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/insan_clip_image004.jpg" alt="" width="150" height="182" /></a>Bebeğin, yeni bir dünya için tüm hazırlıkları tamamlandığında amniyon sıvısı da doğum için hazırlık yapmaya başlar. Rahim ağzını genişletecek su kesecikleri oluşturur. Bu keseler hem rahmin ağzını genişleterek, bebeğin doğum esnasında sıkışmasını engeller hem de doğum başlangıcında delinip içlerindeki sıvılarla bebeğin geçeceği yolu kayganlaştırıp mikropları öldürürler.</p>
<p align="left">Bu arada bebek de dışarı çıkış için en uygun hali yani başın rahim boynuna sokulduğu pozisyonu alır. Peki bebek doğum için en uygun pozisyonun bu olduğunu, daha önemlisi doğum zamanın geldiğini nasıl bilir? Henüz şuuru tam oluşmamış bir varlığın böylesine şuurlu davranışlar sergilemesi elbette onun, kendi iradesiyle değil, yaratıcısı olan Allah&#8217;ın ilhamıyla hareket ettiğinin apaçık göstergesidir. Allah, bunu Kuran&#8217;da şöyle bildirir:<strong>Ey insanlar, eğer dirilişten yana bir kuşku içindeyseniz, gerçek şu ki, biz sizi topraktan yarattık, sonra bir damla sudan, sonra bir alak&#8217;tan (embriyo), sonra yaratılış biçimi belli belirsiz bir çiğnem et parçasından; size (kudretimizi) açıkça göstermek için. Dilediğimizi, adı konulmuş bir süreye kadar rahimlerde tutuyoruz. Sonra sizi bebek olarak çıkarıyoruz, sonra da erginlik çağına erişmeniz için (sizi büyütüyoruz). Sizden kiminizin hayatına son verilmekte, kiminiz de, bildikten sonra hiçbir şey bilmeme durumuna gelmesi için ömrün en aşağı ucuna (yaşlılığa) geri çevrilmektedir. Yeryüzünü kupkuru ölü gibi görürsün, fakat biz onun üzerine suyu indirdiğimiz zaman titreşir, kabarır ve her güzel çiftten (ürünler) bitirir. (Hac Suresi, 5)</strong></p>
<p class="style1" align="center">SAVUNMA SİSTEMİ MUCİZESİ</p>
<div align="center"></div>
<div align="center">
<table border="0" width="78%" cellpadding="0">
<tbody>
<tr>
<td>
<p align="center"><a href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/insan_clip_image013-1.jpg" data-wpel-link="internal"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-2328 size-full" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/insan_clip_image013-1.jpg" alt="x" width="350" height="323" srcset="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/insan_clip_image013-1.jpg 350w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/insan_clip_image013-1-300x277.jpg 300w" sizes="(max-width: 350px) 100vw, 350px" /></a><br />
&#8220;Fagositoz&#8221; olarak adlandırılan bu olayda makrofaj çok sayıdaki bakteriyi yutmak için uzanıyor (üstte). Bakteriler makrofajın bir uzantısı tarafından sarılmış durumda (sağ üstte). Ve bir hücre tarafından yutuluyorlar (sağda). Daha sonra makrofaj içindeki güçlü kimyasal maddeler saldırganı parçalarına ayırıp yok etmektedirler. Bir diğer deyişle makrofaj düşmanı yutmakta, sindirmekte ve açığa çıkan maddeleri kullanmaktadır.</p>
</td>
</tr>
</tbody>
</table>
</div>
<p align="left"><span class="style1"><strong>1 SAVAŞ BAŞLIYOR</strong></span> Virüsler bedende yayılırken bir kaç tanesi makrofajlar tarafından yutulur. Makrofajlar virüsün antijenlerini ayırarak kendi yüzeylerine yerleştirirler. Kan dolaşımında bulunan milyonlarca yardımcı T hücresinden çok azı bu özel antijeni &#8216;okuma&#8217; yeteneğine sahiptir. Makrofaja bağlanan bu T hücreleri etkin hale geçerler.</p>
<p align="left"><span class="style1"><strong>2 SAVUNMA HÜCRELERİ ÇOĞALIYOR</strong></span> Yardımcı T hücreleri etkin hale geçince çoğalmaya başlarlar. Daha sonra az sayıdaki, düşman virüse duyarlı olan öldürücü T hücrelerini ve B hücrelerini uyarırlar B hücrelerinin sayısı artarken yardımcı T hücreleri onlara antikor yapmaları için işaret verir.</p>
<p align="left"><span class="style1"><strong>3 HASTALIĞIN YENİLMESİ</strong></span> Bu sırada virüslerin bir kısmı hücrelerin içine girmişlerdir. Virüsler sadece hücre içinde çoğalabilir. Öldürücü T hücreleri salgıladıkları kimyasal maddelerle bu hücrelerin zarlarını delerek ölümlerine neden olur, böylece hücre içindeki virüsün çoğalmasını önlerler. Antikorlar da doğrudan virüsün yüzeyine bağlanarak onu nötralize eder hücrelere girişini önler ve içine sızılan hücreleri yok edecek kimyasal tepkimeler başlatırlar.</p>
<p align="left"><span class="style1"><strong>4 SAVAŞ SONRASI</strong></span> Hastalık yenilgiye uğratılınca baskılayıcı T hücreleri tüm saldırı sistemini durdururlar. Bellek T ve B hücreleri, eğer tekrar aynı virüsle karşılaşılırsa hemen harekete geçmek üzere, kan ve lenf sisteminde kalırlar.</p>
<p align="center"><span style="color: #008080; font-size: 20px;"><strong><span class="style1">GÖZDEKİ KUSURSUZ TASARIM</span></strong></span><br />
<a href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/insan_clip_image014.jpg" data-wpel-link="internal"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-1983" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/insan_clip_image014.jpg" alt="" width="300" height="61" /></a></p>
<p align="left">Bu cümleyi siz okuyup bitirinceye kadar gözünüzde yaklaşık yüz milyar (100.000.000.000) işlem yapıldı. Dünyanın bu en ilginç, en hızlı ve en kusursuz bilgi transferi, her an kesintisiz devam ediyor.</p>
<p align="left">Gözleriniz olmasaydı bir rengin, bir şeklin, bir manzaranın, bir insan yüzünün, güzellik denen kavramın nasıl bir şey olduğunu hiçbir zaman hayalinizde canlandıramazdınız. Fakat, gözleriniz var ve bu sayede etrafınızı görüyor, şu anda da bu yazıyı okuyorsunuz. Bunun ne kadar büyük bir mucize olduğu, çoğu insan gibi belki bugüne kadar sizin de aklınıza gelmemişti.</p>
<p align="left">Dış dünyadaki ışık parçacıkları, gözünüzün önündeki şeffaf kornea tabakasından, sonra iris denen çember şeklindeki dokudan, daha sonra da odaklama yapan mercekten geçiyor ve gözün arka tarafındaki retinaya düşüyor. Retina, organik hücrelerden oluşmasına rağmen, üzerine düşen bu görüntüyü, dünyanın en hızlı bilgisayar işlemcisinden çok daha hızlı bir biçimde yorumlayarak &#8220;bilgi&#8221;ye yani elektrik sinyallerine dönüştürüyor. Elektrik sinyalleri haline gelen görüntü, sinirler aracılığıyla beyindeki görme merkezine iletiliyor. Bu merkezdeki hücreler ise, bu bilgiyi yeniden yorumlayarak tekrar görüntü haline getiriyor.</p>
<p align="left">Gözün mükemmel yapısı, elbette burada özetlediğimizden çok daha fazla detaya sahip. Örneğin mercek, ışınları retina üzerine odaklarken, sürekli olarak kalınlığını ayarlıyor. Bu &#8220;otomatik odaklama&#8221; sistemi sayesinde, 20 cm uzaktaki elinize baktıktan hemen sonra, 100 m uzaklıktaki bir ağaca bakabiliyor ve anında net bir görüntü elde edebiliyorsunuz. Eğer merceğin böyle bir özelliği (ve bu iş için etrafına yerleştirilmiş onlarca minik kas) olmasaydı, sadece belirli bir mesafedeki cisimleri net görebilecektiniz. Daha uzak ve daha yakındaki maddeler ise her zaman çok bulanık görünecekti. Kısacası, göz, &#8220;otomatik odaklama&#8221; özelliğine sahip olan -ve son 10 yıl içinde geliştirilen- modern kameraların yaptığı işi, milyonlarca yıldır yapıyor. Üstelik hiçbir kamera göz kadar kusursuz odaklama yapamıyor.</p>
<p align="left">Gözün parçalarından biri olan iris dokusu ise daha farklı bir ayarlamayı üstlenmiş durumda. İris, gözünüze rengini veren doku, ama asıl işlevi göze girecek ışık miktarını belirlemek. Biraz loş bir ortama girdiğinizde, iris hemen genişliyor ve ortasındaki &#8220;göz bebeği&#8221; büyüyerek retinaya daha fazla ışık girmesini sağlıyor. Güneşe çıktığınızda ise tam tersi gerçekleşiyor ve iris, kamaşmayı en aza indirmek için, çok hızlı bir biçimde daralıyor. Eğer iris böyle bir işleve sahip olmasıydı, sadece belirli bir ışıkta etrafı iyi görebilirdiniz. Biraz daha loş bir ortam zifiri karanlık haline gelir, biraz daha aydınlıkta gözleriniz tamamen kamaşırdı.</p>
<p align="center"><span class="style1"><strong>Göz Kapakları</strong></span></p>
<p align="left">Göz kapakları, gözün korunması için yaratılmış olan en önemli parçalardan birisidir. Göz kapaklarının görevi, göz küresini korumakla birlikte &#8220;kornea&#8221;yı her an belli bir nem oranında tutmaktır. Göz kapaklarının iç kısmında bulunan damarlar, uykuda oksijen alamayan gözün dış tabakasını beslerler.<br />
Herkes gün içinde hiç farkında olmadan binlerce kez gözlerini kırpar. Bu hareket istem dışı olarak yapılır ve bu sayede gözler yoğun ışık temasından ve yabancı maddelerden korunur. Bu işlemin hiçbir çaba sarf etmeden yapılması da çoğu insanın farkında olmadığı bir nimettir.</p>
<p align="center"><span class="style1"><strong>Göz Bebeği</strong></span></p>
<p align="left">Göze giren ışık miktarı, göz bebeği açıklığının derecesine göre yaklaşık 30 kat değişebilir. Örneğin bir flaş patlaması ile 0.1 saniyede yapılacak değişim sonucunda göz bebeği hemen ayarlanıp ışığı kırar.<br />
Elbette tüm bu saydıklarımız gözde çok üstün bir &#8220;tasarım&#8221; olduğunu ispatlamaktadır. Bu öyle bir sistemdir ki, tek bir parçası, örneğin sadece gözyaşı bezleri ya da korneanın şeffaflığı olmasa, göz hiçbir işe yaramaz. Yani, gözün işlev görmesi için bütün temel parçalarının (yaklaşık 40 ayrı dokunun) aynı anda, gereken yerde, gereken işlev ve yapıda olması gerekir. Bu denli kompleks bir tasarımın &#8220;evrim&#8221;le, yani bir rastlantılar zinciriyle oluşması ise elbette ki imkansızdır. Açık olan gerçek, gözün üstün bir aklın eseri olduğudur. Bu Rabbimiz&#8217;in benzeri olmayan aklıdır. Allah, insanlara yol gösterici olarak indirdiği kitabında şöyle bildirir:<strong>&#8220;Allah, sizi annelerinizin karnından hiçbir şey bilmezken çıkardı ve umulur ki şükredersiniz diye işitme, görme (duyularını) ve gönüller verdi.&#8221; (Nahl Suresi, 78)</strong></p>
<p align="center"><span class="style1">En Mükemmel Göz Damlası:Gözyaşı</span></p>
<p align="left"><img loading="lazy" decoding="async" src="http://allahinvarlikdelilleri.imanisiteler.com/insan_clip_image015.jpg" width="120" height="159" align="right" hspace="5" />Çoğu insanın, &#8220;yalnızca ağlandığında akan tuzlu su&#8221; zannettiği gözyaşı, durumdan duruma değişen yapısıyla son derece özel bir sıvıdır. Gözyaşının ilk görevi gözü mikroplara karşı korumaktır. İçinde bulunan &#8220;lizozom&#8221; enzimi birçok bakteri türünü parçalayabilme ve mikrop öldürme özelliğine sahiptir. Lizozom sayesinde göz, enfeksiyonlardan korunur. Bu madde, binaları mikroplardan temizlemek için kullanılan kuvvetli bir dezenfektan olan &#8220;fenik asit&#8221;ten bile daha etkilidir. Bu kadar güçlü olduğu halde bu enzimin göze hiçbir zarar vermemesi büyük bir mucizedir.</p>
<p align="left">İçinde böyle son derece güçlü bir dezenfektan bulunan gözyaşı, gözün kimyasal yapısına en uygun şekilde yaratılmıştır. Bu yağlama-nemlendirme sistemi sayesinde gözünüz kurumaz. Eğer bu sistem var olmasa ya da eksik çalışsaydı, o zaman göz ile göz kapağı arasında sürekli bir sürtünme olur, gözünüz birkaç dakika içinde kurur, göz kapaklarınız yapışır ve oldukça acılı bir süreç sonucunda kör olurdunuz.</p>
<p align="center"><span style="font-size: 20px; color: #008080;"><strong><span class="style1">İSKELETİN YARATILIŞI</span></strong></span></p>
<p align="left">Gülme, koşma, yürüme, oturma, kalkma, ayakta durma, yatma, yazı yazma&#8230; Her insan bütün bu işlemleri kemikleri sayesinde yapar. Kemikleri sayesinde yürür, yine onlar sayesinde ayakta durur, yatar, güler, kemikleri sayesinde yemek yer. İnsan bedeninin çatısı 206 tane sert parçanın biraraya gelmesiyle oluşmuştur. İnsan vücudunda bulunan ve her biri farklı fonksiyonlara sahip olan kemikler, Allah&#8217;ın yaratma sanatının yüceliğini bize gösterirler.</p>
<p align="left">Kemik dokusu çoğu kimsenin zannettiği gibi cansız değildir. Kemik dokusu vücutta kalsiyum, fosfat gibi birçok önemli mineralin bankasıdır. Vücudun ihtiyacına göre bu mineralleri depo eder veya daha önceden depo ettiklerini vücuda verir. Bütün bunların yanı sıra kırmızı kan hücrelerinin üretimi de kemik iliği tarafından yapılır.</p>
<p align="center"><span class="style1"><strong>İskeletin Mükemmel İşlevi</strong></span></p>
<p align="left">İskelet bütün olarak mükemmel bir işleve sahip olmasının yanında, onu oluşturan kemikler de üstün bir yapıya sahiptir. Vücudun taşınması ve korunması gibi önemli bir görevi üstlenen kemiklerimiz, bu işi rahatlıkla yerine getirebilecek kapasite ve sağlamlıkla yaratılmıştır. Hatta bu yönde oldukça geniş bir güvenlik payı bırakılmış ve vücudun muhatap olacağı zor durumlar da hesaba katılmıştır. Örneğin; uyluk kemiği, dikey durumda bir ton ağırlığı kaldırabilecek kapasitededir. Nitekim atılan her adımda bu kemiğimize vücut ağırlığımızın üç katı yük binmektedir. Hatta sırıkla yüksek atlama yapan bir atlet yere inerken kalça kemiğinin her santimetrekaresi 1400 kiloluk bir basınca maruz kalır. O halde, kemik denen ve bir tek hücrenin bölünmesi sonucunda ortaya çıkan bu yapıyı, bu kadar kuvvetli kılan nedir?</p>
<p align="left">Kemiklerin iç yapısı , insanların binalarda ve köprülerde kullandığı kafes yapı sistemine benzer bir yapıda inşa edilmiştir. Önemli bir farkla; kemik içindeki sistem, insanın geliştirdiğinden çok daha üstün ve karmaşıktır. Bu sayede kemikler, hem son derece sağlam, hem de insanın rahatlıkla kullanabileceği hafiflikte olurlar. Eğer aksi olsaydı, yani kemiklerin içi, dışı gibi sert ve tamamen dolu olsaydı, hem kemiklerin ağırlığı insanın taşıyabileceğinin çok üzerinde olurdu, hem de kemiğin yapısı gevrek ve sert olup en küçük bir darbede çatlayabilir veya kırılabilirdi.</p>
<p align="center"><span class="style1"><strong>Tasarım Harikası Kemiklerimiz</strong></span></p>
<p align="left">Kemiklerimizin bu mükemmel tasarımı, bizim son derece rahat bir hayat sürmemizi, çok zor hareketleri kolaylıkla ve hiç acı duymadan yapabilmemizi sağlamaktadır. İnsana düşen kuşkusuz bu mükemmel bedeni onun için yaratmış ve emrine vermiş olan Allah&#8217;ı bilmesi ve O&#8217;na şükredici olmasıdır. İnsan vücudundaki kemiklerin esneklikleri ihtiyaca göre değişebilir. Örneğin kadınlarda leğen kuşağı kemikleri, hamileliğin son aylarına doğru gevşer ve birbirinden biraz ayrılırlar. Bu son derece önemli bir ayrıntıdır, çünkü bu gevşeme sayesinde bebeğin başı doğum sırasında ezilmeden dışarı çıkabilir. Acaba leğen kemiği, dünyaya yeni gelecek bir canlının başının ezilmemesi için kendisini daha esnek bir hale getirmeye nasıl karar vermektedir? Böylesine önemli bir ayarlama, evrimin yani tesadüflerin bir hediyesi asla olamaz. Açık olan tek gerçek vardır. Tüm bunların cevabı kusursuz ve planlı bir yaratılıştır.</p>
<p align="left">Kemiklerin esnekliğine başka bir örnek olarak bebekleri verelim. Bebeklerin kafatası ve diğer kemikleri çok yumuşaktır ve birbirleri üzerinde az da olsa hareket edebilirler. Bu esneklik sayesinde bebeğin başı doğumda bir hasar görmeden çıkabilir. Eğer bu kafatası kemikleri doğum sırasında sert olsaydı, anne karnından çıkarken çatlayabilir hatta kırılarak bebeğin beyninde büyük hasarlara yol açabilirdi. Bu aşamada tekrar kaçınılmaz bazı sorularla karşılaşıyoruz. Acaba bebeğin kafatası kemiklerinin doğum sırasında karşılacakları tehlikeyi kim, nereden bilmekte, bu önlem nasıl alınmaktadır? Açıktır ki annenin de, çocuğun da böyle bir engelle karşılaşacaklarından haberleri yoktur. Üstelik haberleri de olsa herhangi bir şekilde müdahalede bulunamazlar. Bebeğe ve annesine hayat veren de, onlar için böyle bir sistemi yaratan da kuşkusuz üstün ilim sahibi olan Allah&#8217;tır.</p>
<p align="center"><span class="style1"><strong>İskeletin Hareket Kabiliyeti</strong></span></p>
<p align="left">İskeletlerin hareket kabiliyeti de üzerinde durulması gereken önemli bir ayrıntıdır. Her adım atışımızda omurgamızı meydana getiren omurlar birbiri üstünde hareket eder. Bu sürekli hareket ve sürtünme, omurların aşınmasına neden olabilir. Oysa bunu önlemek için her bir omur arasına disk denilen dayanıklı kıkırdaklar yerleştirilmiştir. Bu diskler amortisör görevi yapar. Dahası her adım atışta, vücut ağırlığı yüzünden yerden vücuda bir tepki kuvveti gelir. Bu kuvvet, omurganın sahip olduğu amortisörler ve &#8220;kuvvet dağıtıcı&#8221; kıvrımlı şekli sayesinde, vücuda zarar vermez. Eğer tepkiyi azaltan esneklik ve özel yapı olmasaydı, ortaya çıkan kuvvet doğrudan kafatasına iletilirdi ve her adım attığımızda beynimiz sarsılırdı.</p>
<p align="left">Tüm bunlar insan bedeninin çok mükemmel bir tasarımın, daha doğrusu bir yaratılışın ürünü olduğunu göstermektedir. İnsan bu mükemmel tasarım sayesinde birbirinden çok farklı hareketleri büyük bir hız ve rahatlık içinde yerine getirir. Oysa böyle olmayabilirdi. Çok daha sert, çok daha kaba bir iskeletimiz olabilirdi. Örneğin tüm bacağımızın tek bir uzun kemikten meydana geldiğini düşünün. Böyle bir durumda yürümek büyük bir sorun haline gelecek, son derece hantal ve hareketsiz bir bedenimiz olacaktı. Bir yere oturmak bile güçleşecek, bu tür hareketler sırasındaki zorlamalar nedeniyle bacak kemiği kolaylıkla kırılabilir hale gelecekti.<br />
Oysa yapmak istediğimiz her harekete izin veren, dahası bunları kolaylaştıran ve güvenli hale getiren bir iskeletimiz vardır. Fakat biz ne iskeletimizin tasarımını yaptık, ne de kemiklerimizi meydana getirdik. Bunları herhangi bir tesadüfi güç ya da doğal bir süreç de meydana getirmedi. Bunları bizim için en mükemmel şekilde yaratan Allah&#8217;tır. Rabbimiz bizleri bu gerçek üzerinde düşünmeye şöyle davet eder:<strong>&#8220;&#8230; Kemiklere de bir bak nasıl biraraya getiriyoruz, sonra da onlara et giydiriyoruz?&#8221; (Bakara Suresi, 259)</strong></p>
<p><span class="style1">KANIN HAYATİ FONKSİYONU<a href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/insan_clip_image016.jpg" data-wpel-link="internal"><img loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-1984 alignright" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/insan_clip_image016.jpg" alt="" width="120" height="169" /></a></span></p>
<p align="left">Kan bedenimize canlılık vermek için yaratılmış bir yaşam sıvısıdır. Vücudumuzda dolaştığı sürece onu ısıtır, soğutur, besler, korur, enerji verir ve içindeki zehirli maddelerin atılmasını sağlar. Bedenimizdeki haberleşmenin neredeyse tamamını üstlenir. Ayrıca damarlarda oluşan her yırtığı anında kapatır. Sistem böylelikle kendini sürekli olarak yeniler. 60 kg ağırlığındaki bir insanın damarlarında ortalama 5 lt kan dolaşır. Kalp, bu miktarı bedende rahatlıkla bir dakikada dolaştırabilir. Hatta fiziksel bir zorlanma sırasında ya da spor yaparken, bir dakikada bu miktarın beş katını dolaştırabilir.</p>
<p align="center"><span class="style1"><strong>Oksijen Taşıyıcısı</strong></span></p>
<p align="left">Soluduğumuz hava, yaşamın en gerekli maddesidir. Ateşin, odunu yakabilmesi için nasıl oksijene gereksinimi varsa, hücrelerin de enerji üretimi sırasında şekeri parçalayabilmek için oksijene gereksinimleri vardır. Bunun için, oksijenin akciğerlerden kaslara ulaştırılması gereklidir. İşte, karmaşık bir boru hattına benzetebileceğimiz kan dolaşım sistemimiz de bu görevi üstlenir. Oksijeni taşıma görevini, alyuvarların içindeki hemoglobin molekülü yerine getirir. Yassı, yuvarlak ve her iki yanı basık bir yapıda olan alyuvarların yalnızca biri neredeyse 300 milyon hemoglobin taşır.</p>
<p align="left">Alyuvarların, kusursuz bir çalışma sistemi vardır. Oksijeni taşımakla kalmayıp, onu gerektiği yerde de bırakabilirler. Bunu da en gerekli yer ve zamanda, örneğin çok çalışan bir kas hücresinin yanından geçerken yaparlar. Alyuvarlar, oksijeni bu şekilde gerekli dokulara verirken, şekerin yakılması sonucunda açığa çıkan karbondioksiti de alarak akciğere taşır ve orada bırakırlar. Bunun ardından hemen yeniden oksijenle bağlanır ve onu yeniden gerekli dokulara taşırlar.</p>
<p align="center"><span class="style1"><strong>İdeal Bir Tasarıma Sahip Olan Hücreler</strong></span></p>
<p align="left">Alyuvarlar, miktar bakımından diğer kan hücrelerine göre çoğunluktadır. Yetişkin bir erkeğin damarlarında 30 milyar alyuvar yüzer. Bu sayıdaki alyuvarlarla bir futbol sahasının neredeyse yarısı kaplanabilir. Kanımıza, dolayısıyla tenimize renk veren hücreler alyuvarlardır. Alyuvarlar yassı disklere benzerler. Esneklikleri sayesinde de en dar kılcal damarlardan ya da en küçük gözeneklerden bile geçebilirler. Alyuvarların bu esneklik özelliği olmasaydı, vücudun pek çok noktasında takılı kalırlardı. Bunun sebebi kılcal damarların yalnızca 4-5 mikrometre kalınlığında olmasıdır. (1 mikrometre=milimetrenin binde biri). Oysa alyuvarların çapları 7.5 mikrometredir.<br />
Alyuvarlar böylesine büyük bir esneme özelliğinde yaratılmamış olsalardı ne olurdu? Bu sorunun cevabını şeker hastalığını araştıranlar bilir. Şeker hastalarının kan hücreleri genellikle esnekliklerini yitirir. Bu nedenle, hastaların gözlerindeki hassas dokular esnek olmayan kan hücreleri tarafından tıkanır. Bu tıkanma ise zaman içinde körlüğe yol açabilir.</p>
<p align="center"><span class="style1"><strong>Mükemmel bir Ulaşım Sistemi</strong></span></p>
<p align="left">Kandaki hücrelerin dışında, vücuda giren birçok madde de kanın plazma denen kısmında taşınır. Bu sıvı, kan hücreleri içermediği için sarı berrak bir renktedir. Plazma, beden ağırlığının %5&#8217;ni oluşturur ve bunun da %90&#8217;dan fazlası sudur. İçinde tuzlar, mineraller, karbonhidratlar, yağlar ve yüzlerce değişik türde protein yüzer. Kandaki proteinlerin bazıları taşıyıcı proteinlerdir. Bunlar yağları kendi üzerlerine bağlayıp onları gerekli dokulara ulaştırır. Eğer yağlar proteinler tarafından bu şekilde taşınmasaydı, birbirleriyle birleşir ve kanda, çorbadaki yağ öbekleri gibi, denetimsiz bir şekilde yüzerlerdi. Bu durum ise ölümcül sağlık sorunları meydana getirirdi.<br />
Bedendeki özel haberci görevini ise plazmada dolaşan hormonlar üstlenir. Hormonlar, organlar ve hücreler arasında kimyasal mesajlar taşıyarak haberleşmeyi sağlar.</p>
<p align="left">Albümin, sayıca en fazla olan plazma proteinidir ve bedende bir anlamda taşıyıcılık görevi yapar. Kolesterol gibi yağları, hormonları, zehirli bir safra kesesi maddesi olan sarı bilirubini ve penisilin gibi ilaçları kendine bağlar. Zehirleri karaciğerde bırakır, besin maddelerini ve hormonları ise gerekli oldukları yerlere götürür.</p>
<p align="center"><span class="style1"><strong>Özel Denetim Mekanizmaları</strong></span></p>
<p align="left">Besin maddelerinin, atardamarlardan gerekli oldukları dokulara ulaşabilmesi için, doku duvarını aşması gerekir. Doku duvarı, çok küçük gözeneklere sahip olsa da, hiçbir madde kendiliğinden bu duvardan geçemez. İşte bu sorunu çözen ve besinleri doku duvarından geçiren etken, kan basıncıdır. Ancak besin maddelerinin dokulara gerektiğinden fazla geçmesi durumunda ise, bu kez dokuda enfeksiyon oluşacaktır. Bu nedenle, kan basıncını dengelemek için, sıvıyı kana geri çeken bir mekanizma kurulmuştur. Bu görevi yine albümin üstlenir. Albümin, doku duvarlarındaki küçük gözeneklerden geçmek için fazla büyüktür ve kandaki yüksek yoğunluğu nedeniyle, suyu bir sünger gibi emer. Albümin olmasaydı beden, adeta suda beklemiş bir fasulye gibi şişerdi.</p>
<p align="center"><span class="style1"><strong>Vücuttaki Termostat</strong></span></p>
<p align="left">Kan; zehirler, gazlar, akyuvarlar ve vitaminler gibi maddelerin yanında, ısı da taşır. Isı, hücrelerdeki enerji kazanımı sırasında yan ürün olarak açığa çıkar. Isıyı bedenin geneline dağıtmanın ve beden sıcaklığını dış ortam sıcaklığına göre ayarlamanın yaşamsal önemi vardır. Eğer vücudumuzun ısı dağıtım sistemi olmasaydı, örneğin kol gücüyle yaptığımız bir iş sonucunda kollarımız aşırı derecede ısınır, diğer bölgelerimiz ise soğuk kalırdı. Böyle bir yapı ise metabolizmaya büyük zarar verirdi.İşte bu nedenle ısı bedene dağıtılır. Isının bedene dağılımı kan dolaşımı yoluyla olur. Beden geneline yayılan bu ısının düşürülmesi için de terleme mekanizması devreye girer</p>
<p align="left">Dahası, deri altındaki kan damarları genişler ve böylece kanın taşıdığı ısıyı havaya bırakması kolaylaştırılır. Bu nedenle koştuğumuz ya da yüksek tempolu başka bir fiziksel iş yaptığımız zaman, damarların genişlemesi sonucunda yüzümüz kızarır.Bütün canlı türlerine hayat veren bu madde Allah&#8217;ın yaratışının açık delillerinden bir tanesidir. Allah bir ayetinde şöyle buyurmaktadır:<strong>&#8220;İşte Rabbiniz olan Allah budur. O&#8217;ndan başka ilah yoktur. Herşeyin yaratıcısıdır, öyleyse O&#8217;na kulluk edin. O, herşeyin üstünde bir vekildir.&#8221; (Enam Suresi, 102)</strong></p>
<p align="center"><span class="style1">DAMARLARIMIZDAKİ MÜKEMMEL TASARIM</span></p>
<p align="left"><a href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/insan_clip_image017.gif" data-wpel-link="internal"><img loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-1985 alignleft" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/insan_clip_image017.gif" alt="" width="150" height="335" /></a>Vücudumuzdaki damar sistemi, gelişmiş bir ülkenin, sahip olduğu kara yolu ağıyla kıyaslanmayacak kadar karmaşıktır. Damarlar, kalp ve kan ile birlikte dolaşım sistemini oluştururlar. Toplam 100 bin kilometreden fazla uzunluğuyla vücudumuzun her tarafına dağılan damarlarımız muazzam bir kara yolu ağına benzetilebilir. Ufak bir hesap yaparsak bu sayının önemini daha iyi anlayabiliriz: Bir insanın sahip olduğu damarlar uç uca eklendiğinde, dünyanın çevresini iki buçuk defa dolanacak bir uzunluğa erişir. Şunu da hatırlatalım ki, vücudumuzdaki damar sistemi, gelişmiş bir ülkenin, örneğin Amerika&#8217;nın sahip olduğu karayolu ağıyla kıyaslanmayacak kadar karmaşıktır. Karayolları belirli bir genişlikte yapılır; günün farklı saatlerindeki değişen trafik yoğunluğuna göre şerit sayısı artmaz veya azalmaz. Oysa damarlarımızın iç genişliği sabit değildir; yani damarlarımız bizim faaliyetlerimize uyumlu olarak daralır veya genişler, böylece kan basıncının düzenlenmesinde önemli rol oynarlar. İşte bu mükemmel sistem sayesinde, vücudun farklı ortamlara göre değişen ihtiyaçları otomatik olarak sağlanır. Kan damarlarının, spor yaparken genişleyerek artan kan ihtiyacını temin etmesi veya yaralanma sonrasında daralarak kanamayı azaltması sözü edilen kusursuz sistemin bir sonucudur.</p>
<p align="center"><span class="style1"><strong>Damarların genişlemesi ve daralması</strong></span></p>
<p align="left">Peki damarlar nasıl oluyor da ne zaman genişlemeleri ya da ne zaman daralmaları gerektiğini anlıyorlar? Bu sorunun cevabının insan hayatı açısından çok önemli olduğu ortadadır. 100 bin kilometrelik damar şebekesinin herhangi bir noktasında meydana gelebilecek en ufak bir hatanın, telafisi mümkün olmayan olumsuzluklar doğuracağı açıktır.</p>
<p align="left">Bilim adamları on yıl öncesine kadar, damarın içinde çok karmaşık birtakım işlemler olduğunu tahmin ediyorlar; fakat yukarıdaki sorunun cevabını veremiyorlardı. Yapılan araştırmaların sonuçları kimyasal bir habercinin varlığını ortaya çıkardı. Bu haberci nitrik oksit (NO) molekülüydü. Damarlara genişlemeleri &#8220;talimatını veren&#8221; işte bu iki atomlu moleküldü. Damarlarımızın derinliklerinde nitrik oksit üreten muhteşem tesislerin sahip olduğu yapı mükemmelliklerle doludur.</p>
<p align="center"><span class="style1">KOKU VE HAFIZA</span></p>
<p align="left">Kokuların, insan hafızasındaki anıları harekete geçirdiği herkesçe bilinir. İnsan, bir şeyi kokladığında, kokuya ait moleküller burna girer. Bitkilerin koku molekülleri uçucudur, bu yüzden çok düşük bir sıcaklıkta dahi gaz haline dönüşerek havada yayılırlar. Çok hafif bir rüzgar bu kokuları buruna taşır.<br />
Burnun arka kısmına ulaşan koku molekülleri nemli bir dokuyla karşılaşırlar. Bu doku nöron adı verilen ve koku algılayan 5 milyon adet hücreden oluşur. Bu 5 milyon hücreden her biri ucunda reseptörler olan püskülümsü uzantıları dalgalandırarak koku moleküllerini yakalar. Bu duyargaların diğer ucu hücrenin içine yapışıktır. Koku molekülü bu tuzağa yakalandığında seri bir sinyal hücre içinde dolaşarak beynin alt tarafındaki koklama merkezine gerekli mesajı ulaştırır. Bütün bu işlemler bir saniyeden çok daha kısa bir zamanda gerçekleşir. Daha sonra sinyaller buradan çıkarak beynin duygu ve motivasyonla ilgili olduğu sanılan bölümüne (limbik sistem) giderler. Bu sinyal sonucunda kokunun neye ait olduğu, güzel mi yoksa çirkin mi olduğu anlaşılır. Eğer tanıdık bir kokuyla karşılaşıldıysa, o kokunun kaynağıyla ile ilgili hafıza bilgileri yeniden canlanır. Mesela limon kokusu aldığımızda aklımıza bir limonata gelebilir, ya da baharat kokuları aldığımızda iştah açıcı yemekler düşünmeye başlayabiliriz. Çok açıktır ki her biri, tüm varlıkları birbiriyle mükemmel bir uyum içinde yaratan, üstün ilim ve sanat sahibi olan Allah&#8217;ın birer eseridir. Bütün kokuları ve onları algılayan organları yaratan Allah, insan ruhunu da bu kokulardan etkilenecek şekilde yaratmıştır. <strong>&#8220;Yere gelince, onu da (yaratılmış bütün) varlıklar için alçalttı-koydu. Onda meyveler ve salkımlı hurmalıklar var. Yapraklı taneler ve güzel kokulu bitkiler. Şu halde Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz?&#8221; (Rahman Suresi, 10-13)</strong></p>
<p align="center"><span class="style1">VÜCUDUMUZDAKİ ARITMA SİSTEMİ</span></p>
<p align="left">Böbrekler; sadece 5-7 cm boyunda olan, hiçbir bakım gerektirmeyen ve vücudumuzun ihtiyaçlarına tam olarak uygun bir filtre vazifesi gören, hayati öneme sahip organlardır. Son derece karmaşık laboratuvar işlemleri gerçekleştiren böbrekler, herşeyi kusursuz bir düzen içinde yaratan Allah&#8217;ın benzersiz eserlerinden biridir. <a href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/insan_clip_image018.gif" data-wpel-link="internal"><img loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-1986 alignleft" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/insan_clip_image018.gif" alt="" width="202" height="459" /></a>İnsan vücudunda sürekli faaliyet halinde olan 100 trilyon hücre bulunmaktadır. Hücrelerin bu faaliyetleri sonucunda ortaya atık maddeler çıkar. Üre, ürik asit ve keratin gibi maddelerden oluşan bu atık maddeler son derece zehirlidir. Eğer vücuttan uzaklaştırılmazlarsa vücut fonksiyonları kısa sürede bozulur, vücudumuz zehirlenir ve ölüm kaçınılmaz olur.</p>
<p align="left">İşte bu noktada insan vücudundaki kusursuz tasarım bir kere daha ortaya çıkmaktadır. Nasıl motorlarda egzoz gazının tahliyesi için özel sistemler tasarlanmışsa, vücudun günlük çalışması sırasında ortaya çıkan zararlı maddelerin uzaklaştırılması için de çok özel bir sistem yaratılmıştır. Bu sistem, boşaltım sistemidir.</p>
<p align="left">Hücreler, tıpkı zehirli atıklarını arıtan fabrikalar gibi, bünyelerinde üretilen atık maddeleri kan plazmasına bırakırlar. Bu durum vücudu baştan başa kat eden kan nehrinin, 100 trilyon fabrikanın atığıyla kirlenmesi demektir. Bu kirlilik insan hayatı için oldukça zararlıdır. Bu nedenle hızla kirlenen kanın bir an önce temizlenmesi gerekir.</p>
<p align="left">Ancak ortada önemli bir problem vardır. Kirlenen kanın içinde üre, ürik asit gibi zehirli maddelerin yanı sıra, aminoasitler, vitaminler, su ve glikoz gibi vücudun ihtiyacı olan maddeler de vardır. Öyleyse kanı temizleyecek sistemin basit bir süzme işlemi yapması yeterli olmayacaktır. Bu sistemin faydalı maddeleri tanıyıp muhafaza etmesinin yanı sıra, yalnızca zararlı maddeleri diğerlerinden ayırarak uzaklaştıracak kompleks bir arıtma tesisi gibi çalışması da gerekmektedir.</p>
<p class="style1" align="center"><strong>Kanın böbreklerde temizlenmesi</strong></p>
<p align="left">Vücutta dolaşmakta olan kan, böbreklerde önce süzme işlemine tabi tutulur. Bu işlemin gerçekleşmesi için böbreklerin içine küçük küçük birçok süzgeç yerleştirilmiştir. Bu süzgeçlerin sayısı ve işlevleri düşünüldüğünde çok açık bir yaratılış mucizesiyle karşılaşılır. Tek bir böbreğin içinde 1.200.000 adet süzgeç vardır. Bu mikro süzgeçlere nefron adı verilir. Bir nefron, bowman kapsülü (nefronun ucunda bulunan, yarı küre şeklinde, kılcal damarlardan oluşan bir yapıdır), glomerulus, malpigi cisimciği ve böbrek damarlarından oluşur. 1.200.000 süzgecin her biri binlerce mikro deliği olan mükemmel bir tasarıma sahiptir.</p>
<p align="left">Kalpten çıkan kanın yaklaşık dörtte biri, böbrek atardamarları aracılığıyla böbreklere gelir. Bu, dakikada bir litreden fazla kan demektir. Kanı getiren damar, böbreğe girer girmez sayısız ince damara ayrılır. Bu ince damarlardan her biri, bir mikro süzgece bağlıdır. Kalbin yaptığı basınç sayesinde kan hızla süzgeç yüzeyine çarpar, zararlı maddeler ve su süzgecin diğer tarafına geçer. Proteinler ve kan hücreleri bu süzgeçten geçemeyecek kadar büyük oldukları için geride kalırlar. Böylece süzgecin diğer tarafına geçmeyen kan süzülmüş ve temizlenmiş olur. Yaklaşık yumruğumuz büyüklüğündeki bir et parçasının içine 1.200.000 adet süzgeç yerleştirilmiştir. Bu süzgeçlerin her birinde aynı detaylı tasarım eksiksiz olarak mevcuttur.</p>
<p align="center"><span class="style1">NASIL NEFES ALIYORUZ?</span></p>
<p align="left"><a href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/insan_clip_image020.jpg" data-wpel-link="internal"><img loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-1987 alignright" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/insan_clip_image020.jpg" alt="" width="250" height="167" /></a>Nefes alıp verme düzeninizi hiçbir zaman kontrol etmiyorsunuz. Çünkü bazı hücreleriniz bu kontrolü sizin yerinize yapıyor. Eğer nefes alma düzeni bizim kontrol ve dikkatimize bırakılmış olsa, nefes almayı unuttuğumuzda, uykuya daldığımızda ya da başka bir işle meşgul olduğumuzda nefessizlikten ölebilirdik.Her insan için hayati bir öneme sahip olan nefes alma işlemi, solunum merkezi tarafından düzenlenir. Bu merkez bir mercimek tanesi büyüklüğünde olup beynimizin bir uzantısı olan &#8220;beyin sapı&#8221; denen yerdedir ve başlıça üç grup sinir hücresinden oluşur:</p>
<ul type="disc">
<li>
<div align="left">Birinci grup hücreler solunumun temel ritmini belirlerler ve içimize hava çekmemiz için emir verirler. Böylece ihtiyacımız olan havayı içimize çekmiş oluruz.</div>
</li>
<li>
<div align="left">İkinci grup hücreler ise solunumun hızını ve gidişatını belirlerler. Ancak ikinci grup hücreler devreye girdiğinde, birinci grup hücrelerin faaliyetini bir sinyalle durdururlar. Böylece akciğerin hava dolum bölümü kontrol edilir ve nefes alıp vermemiz hızlanır.</div>
</li>
<li>
<div align="left">Üçüncü grup hücreler ise normal nefes düzeninde aktif değildirler. Ancak yüksek oranlarda soluk alıp vermek gerektiği zaman devreye girerler, karın kaslarımıza sinyal gönderip solunuma katılmalarını sağlarlar.</div>
</li>
</ul>
<p align="left">Tüm bu anlatılanlar hayatta kalmamız için yeterli midir? Hayır.<br />
Solunum kimyasal olarak da kontrol edilir. Bizim nefes alıp vermemizin amacı kandaki oksijen ve karbondioksit miktarlarının belirli bir oranda kalması içindir. Bu orandaki değişiklikler ise solunum merkezindeki bir grup hücreyi harekete geçirir ve solunumdaki bozulan değerler, olması gereken düzeye çok hassas değişiklikler ile getirilir.</p>
<p>Kandaki oksijen miktarının solunum merkezine doğrudan bir etkisi yoktur. Ancak beynin dışında, şah damarı gibi bazı büyük damarlarda bulunan çok hassas alıcılar, kandaki oksijen belli bir düzeyin altına indiğinde solunum merkezine sinyaller gönderirler böylece solunumda çok hassas değişikliklerle gerekli düzeltmeler yapılır.<br />
Bizim hayatta kalmak için ne kadar oksijene ihtiyacımız olduğunu bir grup hücre nasıl bilmektedir? Bilimin ancak son 20 yılda ortaya çıkardığı bu akıl almaz mekanizmayı hücreler ilk insandan bu yana nasıl bilmektedirler?<br />
Üstelik bu öylesine hassas bir mekanizmadır ki, hayatımız boyunca otururken, koşarken ya da uyurken hiç hata yapmaz. Vücudumuzdaki 100 trilyon hücreye her an tam ihtiyacı olan oksijen taşınır ve zararlı olan karbondioksit ve hidrojen iyonu gibi atıklar derhal uzaklaştırılır.</p>
<p align="center"><span class="style1">BEYNİMİZ</span></p>
<p align="left">Anneden gelen yumurta ve babadan gelen sperm hücresinin birleşmesi ile yepyeni bir insanı oluşturacak ilk hücre meydana gelir. Bu mucivezi gelişimin ilk aşamasında hücreler bölünmeye başlar ve zamanla gelişir. Anne karnında başlangıçta bir et parçası görünümünde olan hücreler bölünmeye devam ederek ve gruplanarak, ışığa karşı hassas göz hücrelerini, acıyı, tatlıyı, ağrıyı, sıcağı, soğuğu algılayacak sinir hücrelerini, ses titreşimlerini hissedecek kulak hücrelerini ve gıdaları sindirecek sindirim sistemi hücrelerini ve daha birçoklarını oluşturmaya devam ederler.</p>
<p align="left">Embriyonun anne karnındaki gelişiminde 5. haftadan itibaren oluşan omurilikte çok süratli bir üretimle saniyede 5000 tane nöron adlı özel sinir hücresi üretilmeye başlanacaktır. Bu bölgede daha sonra beyin oluşacaktır. (Science Vie, Mart 1995, sayı: 190, s. 88)</p>
<p align="left">Beyin hücrelerinin büyük kısmı embriyonun ilk beş ayında oluşur ve hepsi doğumdan önce beyindeki gereken konumlarını almış olurlar. Büyük bir hızla oluşan hücreler bir süre sonra merkezi sinir sisteminin kollarını oluşturmak üzere, daha uzaklara göç etmeye başlarlar. Ancak bu aşamada her bir nöronun, sinir sistemi içinde kendisi için ayrılmış olan hedef yeri tam olarak bulması şarttır. Bu yüzden genç nöronların yollarını bulabilmeleri için mutlaka bir rehbere ihtiyaçları vardır. Bu rehberler, omuriliğin ve beynin gelişme alanı arasında bir tür kablo şeklinde uzanan özel hücrelerdir.</p>
<p align="left">Nöronlar üretildikleri yerden çıkıp bu rehberlere tutunarak göç ederler. Ve kendileri için ayrılmış olan yerleri anlar, oraya yerleşirler ve hemen ardından uzantılar meydana getirerek diğer nöronlarla bağlantı kurarlar.<br />
Bu hücreler oluşur oluşmaz bilmedikleri bir yere doğru sadece kendilerine ilham edilen bilgiler doğrultusunda programlanmışcasına hareket ederler. Açıktır ki, beynin ve sinir sisteminin oluşumu sırasında yaşanan hiçbir olayın tesadüflerle meydana gelmesi mümkün değildir. Çünkü tek bir aşamadaki farklılık zincirleme olarak tüm sistemi aksatır. Nöronların meydana gelmesi ve bir sinir ağına dönüşmeleri beynin ve ona bağlı çalışan sinir sisteminin oluşum aşamalarından yalnızca bir tanesidir. Değil evrimcilerin iddia ettiği gibi beynin tamamının tesadüfen oluşması, tek bir nöronun bile rastlantılarla meydana gelmesi mümkün değildir.Nöronları bu özelliklerle yaratan, gerektiği anda gerektiği şekle sokan, gidecekleri yerlere onları tek tek yerleştiren Allah&#8217;tır. Her insan kendisinin de bu aşamalardan geçirildiğini bilmeli ve Rabbimizin kendisine bir insan olarak yaratmasındaki ihtişamı görerek şükretmelidir. Allah&#8217;ın herşeyin Yaratıcısı olduğunu, göklerde ve yerde O&#8217;ndan başka bir güç sahibi olmadığını aklından bir an bile çıkarmamalıdır:<strong>&#8220;&#8230; Seni topraktan, sonra bir damla sudan yaratan, sonra da seni düzgün (eli ayağı tutan, gücü kuvveti yerinde) bir adam kılan (Allah)ı inkar mı ettin? Fakat, O Allah benim Rabbimdir ve ben Rabbime hiç kimseyi ortak koşmam.&#8221; (Kehf Suresi, 37-38)</strong></p>
<p align="center"><span class="style1">KONUŞMA MUCİZESİ</span></p>
<p align="left">Yaptığınız her konuşmanın, mucizevi bir sistem sayesinde gerçekleştiğini hiç düşündünüz mü?</p>
<p>Birşeyler söylemek istediğiniz anda beyninizden gelen bir dizi emir ses tellerinize, dilinize ve oradan da çene kaslarınıza gider. Beynin konuşma merkezlerini içeren bölge, konuşma işleminizde rol alacak tüm kaslarınıza gerekli emirleri gönderir.İlk önce, akciğerleriniz &#8220;sıcak hava&#8221; sağlar. Sıcak hava, konuşmanın hammaddesidir. Hava burnunuzdan girer, burun boşluğu, boğaz, nefes borusundan sonra bronş tüplerine, oradan da akciğerlerinize geçer. Havadaki oksijen akciğerlerinizde kana karışır. Bu sırada karbondioksit de dışarı verilir.</p>
<p align="left">Ciğerlerinizden geri dönen hava, boğazınızdan geçerken, ses telleri denen iki doku kıvrımı arasından geçer. Bu teller, bir tür perdeye benzer ve bağlı oldukları küçük kıkırdakların etkisine göre hareket ederler. Siz konuşmadan önce ses telleriniz açık vaziyettedir. Konuşmanız sırasında teller biraraya getirilir ve soluk verdiğinizde çıkan hava ile titreştirilir. Ağız ve burun yapınız, sesinizin kendine özgü niteliklerini verir. Siz kelimeleri arka arkaya sıralayıp konuşurken diliniz damağınıza belirli miktarda yaklaşıp uzaklaşmakta, dudaklarınız da büzülüp yayılmaktadır. Bu işlemlerde birçok kasınız, büyük bir hızla hareket etmektedir.Konuşabilmeniz için bu işlemlerin her birinin eksiksiz gerçekleşmesi gerekir. Bu olağanüstü işlemler, akıl almaz bir hız içinde ve kusursuzca gerçekleşirken sizin bunlardan haberiniz bile olmaz.</p>
<p align="center"><span style="font-size: 20px; color: #008080;"><strong><span class="style1">HAYAT BOYU SÜREN KOPYALAMA: DNA</span></strong></span></p>
<p align="left"><a href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/insan_clip_image021.jpg" data-wpel-link="internal"><img loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-1988 alignright" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/insan_clip_image021.jpg" alt="" width="221" height="199" /></a>Bütün bir gün boyunca, siz hiç farkında değilken vücudunuzda sizin yaşamınızın problemsiz olarak devam etmesi için akıl almaz bir titizlik ve sorumluluk anlayışı içinde sayısız işlem yapılır, kusursuz bir denetim altında tedbirler alınır.</p>
<p align="left">Hücreler bölünerek çoğalırlar. Öyle ki, insan vücudu başlangıçta tek bir hücre iken bu hücre bölünür ve sonuçta 2-4-8-16-32&#8230; oranında bir katlanmayla çoğalmaya başlar.</p>
<p align="left">Peki bu bölünme işlemi sonucunda DNA&#8217;ya ne olur? Hücrede tek bir DNA zinciri vardır. Halbuki yeni doğan hücrenin de bir DNA&#8217;ya ihtiyacı olacağı açıktır.<br />
Bu açığı gidermek için DNA, her aşaması ayrı bir mucize olan ilginç bir seri işlem yapar. Sonuçta, hücrenin bölünmesinden kısa bir süre önce kendisinin bir kopyasını çıkarır ve bunu yeni hücreye aktarır!&#8230;<br />
Hücrenin bölünmesi ile ilgili yapılan gözlemlerin gösterdiğine göre hücre, bölünmeden önce belirli bir büyüklüğe ulaşmak zorundadır. Bu belirli büyüklük sınırını aştığı anda ise bölünme süreci kendiliğinden başlar. Hücrenin şekli bölünmeye uygun şekilde yayvanlaşmaya başlarken, DNA da az önce belirttiğimiz gibi kendini eşler.<br />
Bunun anlamı şudur: Hücre bir bütün olarak bölünmeye &#8220;karar vermekte&#8221; ve hücrenin içindeki farklı parçalar bu bölünme kararına uygun olarak davranmaya başlamaktadırlar. Hücrenin böylesine kollektif bir işi başaracak bilince sahip olmadığı açıktır. Bölünme işlemi, gizli bir emir ile başlar ve başta DNA olmak üzere hücrenin tümü buna göre hareket eder. DNA, kendini çoğaltmak için önce karşılıklı iki parçaya ayrılır.</p>
<p>Bu olay oldukça ilginç bir şekilde gerçekleşir. Yapısı sarmal bir merdivene benzeyen<br />
DNA molekülü, bu merdivenin basamaklarının ortasından fermuar gibi ikiye ayrılır. Artık DNA iki yarım parçaya bölünmüştür. Her iki parçanın da eksik olan yarıları ortamda hazır bulunan malzemelerle tamamlanır. Böylece iki yeni DNA molekülü üretilmiş olur. Operasyonun her kademesinde enzim denilen ve adeta gelişmiş robotlar gibi çalışan uzman proteinler görev yapar. Kopyalama sırasında ortaya çıkan yeni DNA molekülleri denetleyici enzimler tarafından defalarca kontrol edilir. Yapılmış bir hata varsa -ki bu hatalar son derece hayati olabilir- derhal tespit edilir ve düzeltilir. Hatalı şifre kopartılıp yerine doğrusu getirilir ve monte edilir. Bütün bu işlemler öyle baş döndürücü bir hızla yapılır ki, dakikada 3.000 basamak nükleotid üretilirken bir yandan da tüm bu basamaklar görevli enzimler tarafından defalarca kontrol edilir ve gereken düzeltmeler yapılır. Büyük bir hızla üretilen yeni DNA molekülünde, dış etkiler sonucunda normale göre daha fazla hatalar yapılabilir. Bu sefer hücredeki ribozomlar, DNA&#8217;dan gelen emir doğrultusunda DNA onarım enzimleri üretmeye başlarlar. Böylece DNA kendi kendini korur ve hem kendisini hem soyun devamını güvence altına alır.<br />
İşin en ilginç yönü de, DNA&#8217;nın hem üretimini sağlayan hem de yapısını denetleyen bu enzimlerin, yine DNA&#8217;da kayıtlı olan bilgilere göre ve DNA&#8217;nın emir ve kontrolünde üretilmiş proteinler olmasıdır. Ortada içiçe geçmiş öyle muhteşem bir sistem vardır ki, böyle bir sistemin kademe kademe oluşan tesadüflerle bu hale gelmesi hiçbir şekilde mümkün değildir. Çünkü enzimin olması için DNA&#8217;nın olması, DNA&#8217;nın olması için de enzimin olması, her ikisinin olması içinse hücrenin de, zarından diğer bütün kompleks organellerine kadar eksiksiz olarak var olması gerekir.</p>
<p align="center"><span class="style1">KARACİĞER;VÜCUDUMUZDAKİ BAĞIMSIZ FABRİKA</span></p>
<p align="left">Karaciğerinizin tek bir hücresinde 500 farklı kimyasal işlem gerçekleştirilir. Milisaniyeler (saniyenin binde biri) içinde kusursuz aşamalarla gerçekleşen bu işlemlerin çoğu laboratuvar koşullarında hala taklit edilememektedir. Karaciğer hücresi, yediğimiz besinlerin hepsini hücrelerimizin kullanabileceği enerji olan şekere, yani glikoza çevirir. Kullanılmayan şekeri yağa çevirip depolar. Şekerin yokluğunda ise proteinleri ve yağları şekere çevirip hücrelere sunar.</p>
<p align="left">Biz, canımızın istediği her türde yiyeceği yerken, karaciğer bu yiyecekleri vücudumuzun gereksinimine göre harcar, dönüştürür veya depolar. Üstelik ilk insandan bu yana trilyonlarca karaciğer hücresi aynı şuurla ve şaşırmadan hareket etmektedir.</p>
<p align="center"><span class="style1"><strong>Karaciğerin Kendini Yenileme Yeteneği</strong></span></p>
<p align="left">Karaciğer insan vücudundaki kendi kendini yenileme yeteneğine sahip tek organdır. Karaciğerin %70 kadarı alınsa bile bir-iki hafta içinde tekrar işlevlerini yerine getirecek büyüklüğüne ulaşır.<br />
Karaciğer hücreleri herhangi bir zarar veya hasar gördükleri zaman hiç beklenmedik bir faaliyete girerek birdenbire çoğalmaya başlarlar. Bu olayda hayranlık uyandıran nokta, hücrelerin inanılmaz bir hızda bölünmesi ve bu sırada normal görevlerini de aksatmadan yerine getirmeleridir. Görev yerine getirildikten sonra hücre bölünmesinin ne zaman duracağına ortak bir kararla aniden son verilmesi ise daha da şaşırtıcıdır.</p>
<p align="center"><span class="style1">DİLDEKİ KOMPLEKS SİSTEMLER</span></p>
<p align="left"><a href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/insan_clip_image022.jpg" data-wpel-link="internal"><img loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-1989 alignright" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/insan_clip_image022.jpg" alt="" width="150" height="189" /></a>Profesör Joseph Brand tat duyusu üzerinde yaptığı çalışmalarla tanınmış bir bilim adamıdır. Brand&#8217;a göre, dilimizin üzerine konulan bir şeyin tadını algılamamız sadece 0.2-0.5 saniye sürmektedir. Gözümüzü kapayıp açmamızdan daha kısa olan bu zaman zarfında nelerin gerçekleştiği yüzyıllardır araştırılmaktadır. Günümüzde ise tat alma işleminin yalnızca ana hatları anlaşılabilmiş durumdadır.Tat alma, yediğimiz besinlere ait tat bileşiklerinin tükürük içinde erimeleriyle başlar. Tuzlu gıdaların tadının daha hızlı alınmasının nedeni, tuzun tükürük içinde diğerlerine göre daha çabuk erimesidir. Hatta besinlerin kokusunun alınmasıyla tükürük bezleri salgılanmaya başlar ve dil tat almaya hazır hale gelir. Tat almadaki her detay gibi, bu aşama da önemlidir. Düşünün ki bu salgı olmasaydı, kuru besinlerin tadını alamayacaktık. Bu salgı, sindirim ve savunma sistemlerine yardımcı olan protein ve enzimler içermektedir. Bu salgının üzerinde yapılan tüm araştırmalar bu sıvının yapısının oldukça kompleks olduğunu ortaya koymaktadır.</p>
<p align="left">Yiyeceklerden gelen tat molekülleri ile dildeki tat hücreleri arasındaki haberleşme, hücrenin tepesindeki mikrovillus denilen tüy benzeri yapılarda kurulur. Mikrovilluslar (tat tüycükleri) tat gözeneği olarak isimlendirilen minik açıklıklardan dilin üzerini kaplayan mukoza zarına çıkarlar. Tat hücrelerinin reseptörleri, tat tüycüklerinin üzerinde yer alırlar. Dikkat edin, tat gözeneğinin çapı ortalama olarak milimetrenin binde dördü kadardır.<br />
Tat bileşikleri, aynı zamanda haberci moleküllerdir; görevleri, taşıdıkları mesajı, tat hücresinin zarının üzerindeki reseptörlere veya iyon kanallarına iletmektir. Bu aşamada, hücresel ve moleküler seviyede gelişen olaylar, Miami Üniversitesi&#8217;nden Profesör Stephen Roper&#8217;in ifadelerindeki gibi henüz araştırma safhasındadır. Pek çok farklı tat bileşiğine karşılık, farklı haberleşme yolları mevcuttur. Yani tatlı, ekşi, acı, tuzlu gibi farklı tatlar için değişik iletişim ağları kurulur. Diğer bir ifadeyle, tat hücreleri birden çok sayıda haberleşme yöntemine sahiptirler ve günümüzde bunların sadece bir kısmı kaba hatlarıyla anlaşılabilmiştir.</p>
<p align="center"><span class="style1">VÜCUDUMUZDAKİ SU MİKTARINI AYARLAYAN GİZLİ İŞLEMCİ</span></p>
<p align="left">Eğer terleme ya da su içmeme nedeniyle bir miktar su kaybına uğrarsak, kandaki su yoğunluğu düşecektir. Eğer vücudunuza özel bir sistem kurulmamış olsa, kanınızdaki su yoğunluğu ne kadar düşerse düşsün, sizin bundan haberiniz olmayacak ve bir süre sonra farkında olmadan susuzluktan ölecektiniz. Peki kanınızdaki su miktarının düştüğü nasıl anlaşılır ve gerekli tedbirler nasıl alınır?</p>
<p>Beynin hipotalamus bölgesine çok özel algılayıcılar yerleştirilmiştir. Bu algılayıcılar her saniye, hatta siz bu yazıyı okurken dahi, kanınızda bulunan su miktarını ölçerler. Eğer kanda bulunan su miktarının düştüğünü tespit ederlerse hemen alarma geçerler.Hipotalamusta bulunan algılayıcı hücreler, kandaki su miktarının düştüğünü tespit ettikleri anda, dahiyane bir yola başvururlar. Hipofiz bezinde saklı tutulan antidiüretik hormon (ADH) çok özel bir mesajcı molekülü kullanmaya karar verir. Bu mesaj, böbrekteki milyonlarca mikro kanalcığın etrafında bulunan hücreler için yazılmıştır. Ve bu hücrelere &#8220;idrar sıvısında bulunan su moleküllerini yakalayın&#8221; emrini vermektedir.<br />
Bu haberleşme sistemi sayesinde idrarda bulunan su moleküllerinin büyük bir bölümü arıtılır ve tekrar kana karıştırılır. Sonuçta idrar miktarı azaltılmış ve vücuda belli ölçüde su kazandırılmış olur.<br />
Eğer gereğinden fazla su içmişsek bu sefer mekanizma tam tersine işler. Kandaki su yoğunluğu yükselir. Bu yükselme sonucu hipotalamusta bulunan algılayıcılar, ADH hormonunun salgılanması işlemini yavaşlatırlar. ADH hormonu azalınca böbreklerde suyun geri emilimi de azalır. İdrar sıvısı artar ve kandaki su miktarı dengede tutulmuş olur.</p>
<p align="left">ADH hormonunun bir özelliği de kan damarlarını kasabilmesi ve böylece kan basıncını artırabilmesidir. Bu da çok özel tasarlanmış bir güvenlik -sigorta sistemidir ve insanın özel bir yaratılışla var edildiğinin bir başka delilidir. Bu güvenlik-sigorta sisteminin de çalışabilmesi için yine geniş çaplı bir planlama yapılmıştır. Kalbin kulakçık bölgesinin içine ve kalbe gelen damarların içine kan basıncını ölçen çok özel alıcılar yerleştirilmiştir. Bu alıcılardan çıkan kablolar yani sinirler de hipofiz bezine bağlanmışlardır. Normal kan basıncı altında bu alıcılar sürekli olarak uyarılmakta ve hipofiz bezine durmaksızın bir elektrik akımı göndermektedirler. Bu elektrik sinyallerinin hipofize ulaşması, ADH hormonunun salgılanmasını engellemektedir. Bu sistemi, kızıl ötesi ışınlar kullanarak yapılan alarm sistemlerine benzetebiliriz. Eğer hırsız farkında olmadan bu ışın demetlerinden birine temas ederse ışık kaynağı ve alıcı arasındaki bağlantı kesilir ve alarm çalmaya başlar.Ciddi bir kanama durumunda insan çok kan kaybeder ve damarlarında bulunan kan miktarı azalır. Bu da kan basıncının düşmesi anlamına gelir ki, düşük kan basıncı hasta açısından çok tehlikeli sonuçlara yol açabilir.</p>
<p align="left">Kan basıncı düştüğü anda damarların ve kalbin içinde bulunan reseptörlerin hipofize gönderdikleri sinyal de kesilir. Bu da hipofizin alarm durumuna geçmesine ve ADH hormonu salgılamasına neden olur. ADH hormonu derhal kan damarlarının etrafında bulunan kasların kasılmasına neden olur ve bu işlem kan basıncının yükselmesini sağlar. Bu çok kompleks, birbirine bağımlı çalışan ve birçok parçadan oluşan sistemin, üzerinde düşünülmesi gereken birçok detayı vardır.</p>
<p align="center"><span class="style1">KOD ADI:ŞİFRE ÇÖZÜCÜ</span></p>
<p align="left">Vücudumuzdaki sindirim işleminin başladığını anlayan pankreas, aynı zamanda yediğimiz yiyeceklerin çeşitlerini de ayırt edebilir. Sindirim işlemi başladığı anda ise yediğiniz farklı yiyeceklere göre, farklı sindirim enzimleri üretebilir. Örneğin makarna, ekmek gibi karbonhidratlı besinler yediğiniz zaman pankreasın salgıladığı enzim, karbonhidrat parçalayıcı özelliğe sahiptir. Bu besinler on iki parmak bağırsağına ulaştığında, pankreas karbonhidrat parçalayıcı özellikteki &#8220;amilaz&#8221; isimli enzimi üretir.Eğer kırmızı et, balık ve tavuk gibi besinler yerseniz, pankreas, proteinli yiyecek yediğinizi hemen anlar. Yine bu besinler on iki parmak bağırsağına ulaştığında bu sefer proteinleri parçalayacak farklı enzimler olarak &#8220;tripsin, kimotripsin, karboksipeptidaz, ribonükleaz ve deoksiribonükleaz&#8221; üretir ve bu enzimler protein moleküllerine saldırır. Eğer yemeğinizin yağ oranı fazlaysa bu enzimlerle beraber &#8220;lipaz&#8221; isimli, yağları sindiren bir enzim daha devreye girer.</p>
<p align="left">Görüldüğü gibi bir organ, yediğiniz yemeğin nelerden oluştuğunu anlayıp, daha sonra bu besinlerin sindirilmesi için gerekli olan kimyasal sıvıları ayrı ayrı üretmekte ve bunları sadece gerektiği anlarda salgılamaktadır. Pankreas, karbonhidrat molekülü için protein parçalayıcı veya yağ molekülü için karbonhidrat parçalayıcı sıvı salgılamaz. Ürettiği karmaşık sıvıların kimyasal formüllerini unutmaz. Karışımı oluşturan herhangi bir maddeyi kazara eksik tutmaz. Sağlıklı insanlarda, pankreas ömür boyu doğru şekilde hizmet eder durur.</p>
<p>Şimdi gerçekleşen bu olayı mikro düzeyde tekrar inceleyerek karşımızdaki mucizenin boyutlarını daha iyi görelim.</p>
<p align="center"><span style="font-size: 20px; color: #008080;"><strong><span class="style1">Hücrelerin Mektuplaşması</span></strong></span></p>
<p align="left">Midede sindirim devam ederken mide hücreleri boş durmazlar. Bu hücrelerden bazıları midede sindirilen besinin bir süre sonra onikiparmak bağırsağına ulaşacağını bilmektedirler. Bu hücreler hayatlarını besinlerin insan için en iyi şekilde sindirilmesine adamışlardır. İçlerindeki sorumluluk duygusu ile harekete geçen mide hücreleri pankreas hücrelerine mektup yazmaya (hormon salgılamaya) ve bu hücreleri yardıma çağırmaya karar verirler. Ardından yazdıkları mektupları kan yolu ile pankreasa gönderirler.</p>
<p>Kana bırakılan mektup vücut içinde yolculuk eder. Bu yolculuk sırasında pankreasa gelindiği zaman, pankreas hücreleri mektubu tanır ve hemen açarlar. Burada ilginç bir nokta kan yoluyla hemen hemen bütün vücudu dolaştığı halde- mektubun diğer organların hücreleri tarafından açılmaması ve özellikle okunmamasıdır. Bütün hücreler bu mektubun pankreas için yazıldığını, kendilerini muhatap almadığını bilirler. Çünkü mektubun üzerinde pankreasın adresi vardır.</p>
<p align="left">Mucize yalnızca adresin doğru yazılması ile sınırlı değildir. Mide hücresinin gönderdiği mektubun içinde bir de mesaj vardır. İnsan vücudunun derinliklerinde, birbirlerinden çok uzakta bulunan iki küçük canlı (hücre) mektuplaşmakta ve haberleşmektedir. Birbirlerini hiç görmedikleri halde birbirlerinin hangi dilden anladıklarını bilmektedirler. Dahası bu haberleşme bir amaç uğrunadır. İki hücre birlik olmuş ve yediğiniz besinlerin sindirilmesi için plan yapmaktadırlar. Şüphesiz bu gerçek bir mucizedir.</p>
<p align="left">Kendisine ulaşan mektubu (kolesistokinin hormonunu) okuyan pankreas hiç beklemeden bu mektuptaki emre itaat eder. Hemen besinlerin sindirilmesi için gerekli enzimleri salgılamaya başlar. Eğer on iki parmak bağırsağına ulaşan besin protein ise protein parçalayan bir enzim üretir. Eğer besin karbonhidrat ağırlıklı ise bu sefer karbonhidrat parçalayan bir enzim üretir ve bu enzimi onikiparmak bağırsağına gönderir.</p>
<p align="center"><span style="font-size: 20px;"><strong><span class="style1" style="color: #008080;">ZAMAN AYARLAMASI VE CİNSİYET AYRIMI YAPABİLEN HORMONLAR</span></strong></span></p>
<p align="left">Beynin hipotalamus bölgesi doğumdan itibaren çok özel bir işlemi yerine getirmek için yıllarca bekler. En doğru zaman, yani çocukluktan ergenlik çağına geçme zamanı geldiğinde hipotalamusun içinde adeta bir saat alarmı çalar. Bu, hipotalamusun yeni bir göreve başlama alarmıdır. Aslında bu saat benzetmesi, bilim adamlarının mevcut bir olayı açıklamak ve anlaşılır bir hale getirmek için kullandıkları bir açıklamadır. Hipotalamus içinde elbette bir saat yoktur. Ancak bir et parçası yıllarca bekleyip, en doğru an geldiğinde harekete geçiyorsa, bunun için en uygun benzetme hipotalamusun içinde bir saat olduğudur.</p>
<p align="left">Söz konusu alarmın çalışmasıyla birlikte hipotalamus özel bir hormon (GnRH) salgılar. Bu hormon da hipofiz bezine iki hormonun salgılanması emrini verir. Hormonların salgılanması için en ideal zaman gelmiştir. Salgılanan hormonlar Folikül Uyarıcı Hormon (FSH) ve Luteinleştirici Hormon (LH)&#8217; dur.Bu iki hormonun çok önemli görevleri ve mucizevi yetenekleri vardır. Her ikisi de erkek ve kadın bedeninin farklılaşma ve fiziksel olgunlaşma sürecini başlatırlar. Bu çok önemli bir ayrıntıdır; çünkü FSH ve LH hormonları bu değişimi sağlayacak bölgelere uygun olarak tasarlanmışlardır. Ve iki hormon da ne yapmaları gerektiğini çok iyi bilircesine hareket ederler.</p>
<p align="left">FSH hormonu kadın bedeninde, yumurtalığın içinde bulunan yumurta hücrelerinin olgunlaşmalarını ve gelişmelerini sağlar. Bir başka görevi de, bu bölgeden çok önemli bir başka hormonun, östrojen hormonunun salgılanmasını sağlamaktır. Ve yine aynı formülle erkek bedeninde de salgılanır. Ancak bu sefer bambaşka etkilere yol açar. Testis hücrelerini uyarır ve sperm üretimini başlatır. LH hormonunun kadın bedenindeki görevi, olgunlaşan yumurtanın serbest bırakılmasını sağlamaktır. Ayrıca kadınlarda progesteron isimli bir başka hormonun salgılanmasını sağlar. Bu hormonunun erkek bedeninde farklı bir görevi vardır. Testislerde bulunan bir grup özel hücreyi uyarır ve testosteron isimli hormonun salgılanmasını sağlar. Bu hormonların farklı cinslerin bedenlerinde aynı formül ile üretilmeleri ve her cinste birbirlerinden tamamen farklı etkilere sahip olmaları elbette çok düşündürücüdür.</p>
<p align="center"><span style="font-size: 20px;"><strong><span class="style1" style="color: #008080;">TASARIM HARİKASI BURUN</span></strong></span></p>
<p align="left">Koku havada molekül olarak dolaşır. Nefes alırken havadaki oksijenin yanı sıra bu moleküller de burna girer. Havayla taşınan &#8220;koku molekülleri&#8221; koku epitelindeki alıcılara ulaştığında burada bulunan hücreler uyarılır. Uyarılan hücre beyne bir elektrik sinyali gönderir. Beyin koku molekülü ile değil yalnızca kendisine ulaşan elektrik sinyali ile muhatap olur. Elektrik sinyali için beynin yaptığı yorumu insan koku olarak algılar.</p>
<p>Burun güzel kokulu çiçeklerin ya da iştah açıcı yemeklerin kokularını algılamamızı sağlamanın ötesinde de, çok önemli işlevleri olan bir organımızdır. Soluduğumuz hava ile birlikte havadan aldığı oksijeni, vücudumuzun bütün hücrelerine taşıyan kan arasındaki temel bağlantı yollarından biridir. Kısacası burun hem koklama organı, hem de solunum yollarının başlangıcı olarak büyük önem taşır. İki bölümden oluşan burnun içinde &#8220;silya&#8221; denen tüycükler ve &#8220;mukus&#8221; adı verilen bir salgı vardır. Hava burundan içeri girdiğinde bunlarla karşılaşır ve hemen analize tabi tutulur. Havadaki moleküller ayrıştırılarak incelenir ve beyne iletilerek kokunun ne olduğu belirlenir ve ona göre tepki verilir. Bu işlemlerin hepsi sadece 30 saniye gibi çok kısa bir süre içerisinde gerçekleşir.<br />
Burnun içinde aerodinamik açıdan da kusursuz bir tasarım söz konusudur. Hava içeri girdiğinde doğrudan nefes borusuna gitmez. Burun, adeta bir klima gibi çok özel filtre sistemleriyle dışarıdan gelen kirli, sıcak, soğuk ya da nemli havayı akciğerler için hazır hale getirir. Burundaki özel kıvrımlı yapı sayesinde hava burada bir tur dönüş yapar. Böylece burun çeperinde bulunan tüycüklere ve damar ağına daha fazla temas etmiş olur. İşte bu kıvrımlı sistem sayesinde burun günde 15 m3 havayı süzer, temizler, nemlendirir ve ısıtır. Bu miktar yaklaşık olarak bir odanın içindeki havaya eşittir.Fakat burada kirli hava denince akla sadece tozlu hava gelmemelidir. Havayla birlikte gelen tozun yanı sıra bakteri, polenler vs. gibi yaklaşık 20 milyar yabancı maddenin vücuda girmesi burundaki özel sistem sayesinde engellenmiş olur. Tozlarını ve her türlü zararlı bakterilerini burundaki klima sisteminde bırakan hava, bu işlemden sonra her burun deliğinde üçer tane bulunan kıvrımlı yapıların üstünden geçer. Burundaki tüycüklere takılan yabancı maddeler bu defa da buradaki mukusun antibakteriyel etkisiyle zararsız hale getirilir. Hava bu kıvrımlara çarpınca yön değiştirir ve burun boşluğunun duvarına çarpar. Buraya çarptığında mukus sıvısı içinde tutulur. Solunum havasının yabancı cisimlerden temizlenmesi çok kapsamlı ve çok hassas işlemlerdir. En ufak bir hataya, unutmaya ve atlamaya izin verilmez. Çünkü bir bakterinin ya da zararlı bir cismin akciğer gibi hassas bir organa geçebilmesi, insanın sağlığında olumsuz etkiler oluşturabilir. Ancak herşeye rağmen zararlı cisimlerin burundan geçmeyi başarması ihtimaline karşı, ikinci bir koruma mekanizması daha vardır. Şayet burun boşluğunu geçebilen cisimler olursa, bunlar da solunum yollarında tutulurlar.</p>
<p style="text-align: center;"><a name="hayvan"></a><span style="font-size: 28px; color: #993366;"><strong>Hayvanlarda ki Deliller</strong></span><br />
<a href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/HAYVANLAR-ALEMI.jpg" data-wpel-link="internal"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-2012" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/HAYVANLAR-ALEMI.jpg" alt="" width="702" height="336" srcset="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/HAYVANLAR-ALEMI.jpg 702w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/HAYVANLAR-ALEMI-300x144.jpg 300w" sizes="(max-width: 702px) 100vw, 702px" /></a></p>
<p><span class="style1">CANLILARDAKİ OLAĞANÜSTÜ DAYANIŞMA</span></p>
<p align="left">Canlıların tehlike halinde kurdukları işbirliklerinin kendiliklerinden gerçekleştirdiklerini söylemek akıl sahibi bir insan için mümkün değildir. Bu canlıların herbirine sahip oldukları yetenekleri veren ve nasıl davranacaklarını ilham yoluyla öğreten Allah&#8217;tır.</p>
<p align="left"><a href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/hayvan_clip_image001.jpg" data-wpel-link="internal"><img loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-1993 alignleft" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/hayvan_clip_image001.jpg" alt="" width="200" height="143" /></a>Hayvanların topluluk halinde yaşamalarının en büyük avantajlardan biri, tehlikelere karşı daha fazla korunma sağlanmasıdır. Çünkü topluluk içinde yaşayan hayvanlardan herhangi biri tehlikeyi sezdiğinde sessizce olay yerinden kaçmak yerine var gücüyle çevresindeki diğer hayvanları da uyarır. Her bir canlı türünün kendine özgü bir uyarı şekli vardır. Örneğin tavşanlar ve bazı geyikler tehlikeyi sezdiğinde çevresindeki hayvanları uyarmak için kuyruklarını diker, ceylanlar ise ilginç bir zıplama dansı yaparlar.</p>
<p align="left">Birçok küçük kuş, düşmanlarını fark ettiğinde hemen öterek alarm verir. Sarı asma kuşu gibi türler alarm verirken dar frekans aralığı olan ve yüksek perdeden bir ses çıkartır. İnsan kulağı bunu ince bir ıslık gibi algılar. Bu sesin en önemli özelliği ise kaynağının yönünün anlaşılmamasıdır. Bu, sürüsünü uyaran kuş için önemli bir avantajdır. Çünkü kuş aslında düşmanı gördüğünde çığlık atarak bütün dikkati üzerine çekmeyi göze almaktadır. Ama sesin yönü belli olmadığı için tehlike nispeten azalmaktadır. Koloniler halinde yaşayan böceklerde de, tehlikeyi ilk sezen böcek bütün koloniyi uyarır. Ancak tehlikeyi haber veren böceğin salgıladığı alarm kokusu düşmanın da dikkatini çeker. Dolayısıyla kolonisini tehlikeye karşı uyaran böcek ölümü de göze almış olur.</p>
<p align="left">Çayır köpekleri büyük koloniler halinde yaşar. Adeta bir kent haline dönüşmüş olan yuvaları, yaklaşık 30 hayvanın yaşadığı bölümlere ayrılmıştır. Bu kentteki hayvanların tümü birbirini tanır. Her zaman tünel dışında ve girişlerde bulunan tepeciklerin üzerinde her yönü görebilecek şekilde arka ayakları üzerinde dikilmiş nöbet tutan hayvanlar bulunur. Nöbetçilerden biri bir düşman görürse, ıslık şeklinde bir dizi havlama sesi çıkarır. Bu uyarı, diğer nöbetçiler tarafından yinelenir ve uyarı, tüm kent tarafından duyularak alarm haline geçilmesini sağlar.</p>
<p>Burada öncelikle dikkat çekilmesi gereken bir nokta vardır. Canlıların birbirlerini fedakarca girişimlerle uyarması elbette düşündürücüdür. Ancak daha da önemlisi bu hayvanların her birinin birbirlerini &#8220;anlıyor&#8221; olmasıdır. Yukarıda söz ettiğimiz canlılardan biri, örneğin tavşan kuyruğunu havaya kaldırdığı zaman, etrafındaki diğer canlılar onun bir tehlike sinyali verdiğini hemen kavrar ve buna göre önlem alırlar.</p>
<p align="left">Burada göz ardı edilemeyecek derecede şuurlu davranışlar söz konusudur. Bunun tek açıklaması canlılara yaptıkları bu akıllı davranışları öğretenin ve uygulatanın, herşeyin yaratıcısı olan, yarattıklarını koruyup kollayan, sonsuz şefkat ve merhamet sahibi olan Allah olduğudur.</p>
<p align="center"><span class="style1"><strong>Canlılar Tehlikelere Birlikte Karşı Koyarlar</strong></span></p>
<p align="left"><a href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/hayvan_clip_image002.jpg" data-wpel-link="internal"><img loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-1994 alignright" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/hayvan_clip_image002.jpg" alt="" width="250" height="127" /></a>Sürü halinde yaşayan birçok hayvan türü tehlike anında birbirlerini uyarmanın yanı sıra tehlikeye de birlikte karşı koyarlar. Örneğin küçük kuşlar, doğan veya baykuş gibi yırtıcı kuşlar bölgelerine girdiğinde topluca bu hayvanların çevresini sarar. Bu arada çevredeki diğer kuşları da bölgeye çekmek için özel bir ses çıkartırlar. Küçük kuşların topluca gösterdikleri saldırgan hareketler, yırtıcı kuşları genellikle bölgeden uzaklaştırır.</p>
<p align="left">Birarada uçan bir kuş sürüsü de aynı şekilde tüm sürü üyeleri için bir koruma sağlar. Örneğin sürü halinde uçan sığırcıklar aralarında geniş bir mesafe bırakarak uçarlar. Ancak bir doğan gördüklerinde aralarındaki boşlukları kapatırlar. Böylelikle doğanın sürünün ortasına dalmasını zorlaştırırlar, kaldı ki doğan bunu yapsa bile başarılı olamaz, kanatlarını sakatlar ve avlanamaz.Genel olarak bir zebra sürüsü saldırıya uğradığında sürünün lideri olan zebra geride kalır ve dişiler ile taylar önde koşar. Erkek zebra arkada zigzaglar çizerek koşar, çifteler atar, hatta geri dönüp saldırgan hayvanları kovaladığı bile olur.</p>
<p align="left"><a href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/hayvan_clip_image003.jpg" data-wpel-link="internal"><img loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-1995 alignleft" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/hayvan_clip_image003.jpg" alt="" width="200" height="118" /></a>Misk sığırları da bir saldırganla karşılaştıklarında kaçmak yerine kendilerine bir güvenlik çemberi oluştururlar. Tüm grup üyeleri düşmana arkalarını dönmeden geri geri giderek bir daire haline gelirler. Yavrular bu dairenin merkezindedir ve annelerinin uzun tüylerinin altında saklanır. Yetişkinler yavruların çevresini kuşatarak onları tam bir koruma altına alır. Saldırganların üzerine atılan bir misk sığırı saldırıdan sonra yavruları koruyan dairenin dağılmaması için yerine geri döner.</p>
<p align="left">Elbette canlıların bu iş birliklerini kendi iradeleriyle gerçekleştirdiklerini söylemek akıl sahibi bir insan için mümkün değildir. Bu gerçekler karşısında varılması gereken sonuç şudur: Doğadaki herşey sonsuz ilim ve kudret sahibi bir Yaratıcı&#8217;nın eseridir. O Yaratıcı tüm canlıları, insanları, hayvanları, böcekleri, bitkileri, canlı cansız tüm varlıkları yaratan Allah&#8217;tır. O, üstün bir kudret, şefkat, merhamet, akıl, ilim ve hikmet sahibidir. İnsana düşen ise, Allah&#8217;ın ayetleri üzerinde hakkıyla düşünmektir. Ayetlerde şöyle buyrulmaktadır:<strong>&#8220;Şu halde hamd göklerin Rabbi, yerin Rabbi ve alemlerin Rabbi Allah&#8217;ındır. Göklerde ve yerde büyüklük O&#8217;nundur. O, üstün ve güçlüdür, hüküm ve hikmet sahibidir.&#8221; (Casiye Suresi, 36-37) </strong></p>
<p align="center"><span style="font-size: 20px;"><strong><span class="style1" style="color: #008080;">CANLILARDA MÜKEMMEL SAVUNMA TAKTİĞİ: KAMUFLAJ </span></strong></span></p>
<p align="left">Her canlı, kendisini savunabileceği farklı yeteneklerle birlikte var edilmiştir. Kimisi çok hızlı ve çeviktir; düşmanlarından kaçarak kurtulur. Kimisi yerinden kımıldayamaz; ama sağlam zırhlarla kaplıdır. Kimisi, kendisini yılana benzeten tırtıl gibi olağanüstü &#8220;korkutma&#8221; becerilerine sahiptir. Bazıları, zehirli, yakıcı ya da kötü kokulu gazlar püskürtür. Bir kısmı da, ölü taklidi yapabilecek yetenekte yaratılmışlardır. Allah bazı canlıları bulundukları ortamda gizlenebilecekleri şekle ve desenlere sahip olarak yaratmıştır. Bir yaprak ile ya da bir ağacın desenleri ile olağanüstü benzerlikte bedenlere sahip olan canlılar bu sayede düşmanlarından gizlenmeyi başarırlar. Allah&#8217;ın bu hayvanlara verdiği &#8220;kamuflaj&#8221; yeteneği o kadar mükemmeldir ki konuyla ilgili birçok resmin bir bitkiye mi, yoksa bir hayvana mı ait olduğunu anlamak veya o ortamın içinde canlıyı seçebilmek neredeyse imkansızdır. İlerleyen satırlarda verilecek örneklerde de açıkça görüleceği gibi kamuflaj özel biçimde planlanıp, &#8220;yaratılmış&#8221; bir savunma mekanizmasıdır.</p>
<p align="left">Kamuflaj Allah&#8217;ın yarattığı evrende hiçbir &#8216;çelişki ve uygunsuzluk&#8217; olmadığını ve O&#8217;nun güç, akıl ve ilminin sonsuz olduğunu gösteren örneklerden yalnızca bir tanesidir. Mülk Suresi&#8217;nde Allah kainattaki kusursuz uyumu şöyle belirtmiştir:<strong>&#8220;&#8230; Rahman&#8217;ın yaratmasında hiçbir &#8216;çelişki ve uygunsuzluk&#8217; göremezsin. İşte gözü(nü) çevirip-gezdir; herhangi bir çatlaklık (bozukluk ve çarpıklık) görüyor musun? Sonra gözünü iki kere daha çevirip-gezdir; o göz (uyumsuzluk bulmaktan) umudunu kesmiş bir halde bitkin olarak sana dönecektir.&#8221; (Mülk Suresi, 3-4)</strong></p>
<p align="center"><a href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/Screenshot_1.png" data-wpel-link="internal"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-1997" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/Screenshot_1.png" alt="" width="525" height="145" srcset="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/Screenshot_1.png 471w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/Screenshot_1-300x83.png 300w" sizes="(max-width: 525px) 100vw, 525px" /></a></p>
<p class="style1" align="center">Resimlerdeki yılanları fark edebiliyor musunuz?</p>
<p align="center"><span class="style1"><strong>Kurumuş Yaprak mı? Kelebek mi?</strong></span></p>
<p align="left"><a href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/hayvan_clip_image007.jpg" data-wpel-link="internal"><img loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-1998 alignleft" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/hayvan_clip_image007.jpg" alt="" width="200" height="150" /></a>İlk bakışta kurumuş bir yaprak sanılabilecek bu resim aslında bir kelebeğe ait. Damarlardan, çürümüş bölgelere ve tonlamalara kadar her türlü ayrıntıyı üzerinde taşıyan bu yaprak benzeri kanatlar, kelebekler için çok güzel bir korunma sağlıyor.</p>
<p align="left">Kelebeğin yaprağa böylesine olağanüstü bir şekilde (yaprağın damarları ve kurumuş kısımları bile ihmal edilmeden)benzemesine &#8220;rastlantı&#8221; deyip geçmek elbette mümkün değil. Kelebeğin kendi kendini &#8220;yapraklaştırdığını&#8221; kabul etmekse aynı oranda mantık dışı bir iddiadır.</p>
<p align="center"><span class="style1"><strong>Mevsime ve Zemine Göre Değişen Tüy Rengi</strong></span></p>
<p align="left"><a href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/hayvan_clip_image008.gif" data-wpel-link="internal"><img loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-1999 alignleft" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/hayvan_clip_image008.gif" alt="" width="223" height="144" /></a></p>
<p align="left">Ortama göre renk değiştirme olayı, hayvanların vücutlarında yaratılmış olan oldukça karmaşık mekanizmalar sayesinde gerçekleşmektedir. Güneşte kalan insan derisinin kızarıp-koyulaşmasına benzetilebilecek bu mekanizmalar, hayvanların deri ve tüylerinde renk değişikliklerine yol açmaktadır.<br />
Önemli olan, bu tüy değişiminin hayvan için büyük bir korunma mekanizması oluşturmasıdır. Kışın karlı günlerinde beyaz, diğer mevsimlerde toprak renginde olan tüyler, kamuflaj yönünde büyük avantaj sağlar.<br />
Bunun tersi de olabilir ve hayvan kışın toprak rengi ya da yazın bembeyaz kalabilirdi. Ya da hiç renk değiştirmeyebilirdi. Kısacası renklerin mevsimlere göre değişmesinde açık bir akıl ve hesap vardır. Vücudumuzun güneşte yanmasını engelleyemememiz (özel korunma yöntemleri hariç) gibi hayvanlar da vücutlarındaki değişimi kontrol kabiliyetine sahip değillerdir. Bir hayvanın bunu kendisinin hesaplayıp kontrol etmesi mümkün değildir. Kuşkusuz ki Allah bu canlıları, böylesine bir korunma mekanizması ile birlikte yaratmıştır.</p>
<p align="center"><span class="style1"><strong>Yapraklar Arasında Gizlenen Çekirgeler</strong></span></p>
<p align="left"><a href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/hayvan_clip_image009.jpg" data-wpel-link="internal"><img loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-2000 alignleft" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/hayvan_clip_image009.jpg" alt="" width="160" height="129" /></a>Yaprakla beslenen çekirgelerin ömrü doğal olarak yaprakların arasında geçer. Sahip oldukları renk yaprakla birebir benzeştiğinden, en büyük düşmanları olan kertenkele ve kuşların çekirgeleri fark etmeleri genelde mümkün olmaz. Böylece çekirgeler güvenlik içinde yaşamlarını sürdürür ve beslenirler.</p>
<p align="left">Herhalde çekirgelerin yaprakların yanında dura dura &#8220;yapraklaştığını&#8221; kimse iddia edemez. Ya da kendi kendilerini, her nasılsa, &#8220;yapraklaştırdıklarını&#8221;&#8230;<br />
Açıktır ki, yaprak yiyen çekirgeler, yaşamlarını sürdürmeleri için böyle bir kamuflaj özelliği ile birlikte yaratılmışlardır. Bu, herşeyi en güzel yapan Rabbimizin sanatıdır.</p>
<p align="center"><span class="style1">Uçan Sincaplar </span></p>
<p align="left"><a href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/hayvan_clip_image010.gif" data-wpel-link="internal"><img loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-2001 alignleft" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/hayvan_clip_image010.gif" alt="" width="250" height="104" /></a>Sincaplar, daha çok Avrupa kıtasındaki ormanlarda yaşarlar. Boyları 25 cm., yani sizin ellerinizle iki karıştır. Vücutlarının arkasında, hemen hemen kendi boyları kadar uzun yukarı doğru duran, geniş ve gür tüylerden oluşan kuyrukları bulunur. Sincap bu uzun kuyruğu sayesinde dengesi bozulmadan ağaçtan ağaca atlar.Minik sivri tırnakları sayesinde ağaçlara tırmanabilen sincap bir dalın üstünde koşabilir, baş aşağı sallanabilir ve o şekilde ilerleyebilir. Özellikle gri sincaplar bir ağacın en uçtaki dalından 4 metre uzaktaki bir başka ağacın dalına bile rahatlıkla atlayabilirler. Havada uçarken de kollarını ve bacaklarını açarak adeta bir planör gibi hareket ederler. Bu esnada yassılaşan kuyrukları ise hem dengelerini sağlar hem de yönlerini ayarlayan bir dümen görevi görür. Hatta kendilerini 9 metre yükseklikten boşluğa bırakıp dört ayak üzerine yere yumuşak iniş yapabilirler.</p>
<p align="left">Peki ama sincap bu zor hareketleri nasıl başarmaktadır?</p>
<p align="left">Tüm bunlar sincabın arka ayaklarını, mesafeleri çok iyi ayarlayabilen keskin gözlerini, güçlü pençelerini ve denge kurmasına yarayan kuyruğunu kullanması sayesinde olur. Peki hiç düşündünüz mü, sincaba bu özellikleri veren kimdir? Sincap bu şekilde yaşaması gerektiğini nereden biliyor? Sincapların ailece ellerine cetvel alıp ormandaki her ağacın boyunu veya ağaç dallarını ölçmeleri mümkün olmadığına göre, sincaplar ağaçtan ağaca atlarken mesafeleri nasıl ayarlıyorlar? Ayrıca, sincaplar nasıl hiç bir yerlerini sakatlamadan ya da yaralanmadan bu kadar hızlı hareketlerle atlayıp zıplayabiliyorlar?</p>
<p align="left">Elbette bunları yapanlar sincapların kendileri değildir. Hiç kuşkusuz bu sevimli hayvanları sahip oldukları bütün özelliklerle birlikte yaratan ve onlara bunları kullanmayı öğreten yaratıcımız olan Allah&#8217;tır.<strong>&#8220;&#8230; türetip-yaydığı canlılarda kesin bilgiyle inanan bir kavim için ayetler vardır.&#8221; (Casiye Suresi, 4)</strong></p>
<p align="center"><span style="font-size: 20px; color: #008080;"><strong><span class="style1">HAYVANLARIN YUVALARI</span></strong></span></p>
<p align="left"><a href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/hayvan_clip_image011.jpg" data-wpel-link="internal"><img loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-2002 alignright" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/hayvan_clip_image011.jpg" alt="" width="200" height="168" /></a>Hayvanların, özellikle de yavruların korunmasında &#8220;yuvalar&#8221;ın son derece önemli bir fonksiyonu vardır. Bu nedenle birçok canlı türü, şaşırtıcı teknikler kullanarak, çok sayıda mimari detaylara sahip yuvalar inşa ederler. Yuvaların inşasında çok farklı teknikler kullanılır. Hayvanlar çoğu zaman bir mimar gibi plan yapar, gerçek bir duvar ustası gibi çalışır, bir mühendis gibi teknik çözümler getirir, bazen de bir dekoratör gibi yuvalarını dekore eder, süslerler. Çoğu zaman bu usta müteahhitler, yuvalarını hazırlayabilmek için gece gündüz hiç durmadan çalışırlar. Eğer eşleri varsa, iş bölümü yaparak birbirlerine yardım ederler. En çok özen gösterilen yuvalar ise, yeni dünyaya gelecek yavrular için hazırlanan yuvalardır.</p>
<p align="left">Yuvaların hazırlanış teknikleri, bilinci ve zekası olmayan bir canlıdan beklenmeyecek kadar mükemmeldir. Bu yuvaların, hayvanların kendi zekalarıyla tasarlanamayacakları çok açıktır. Çünkü hayvanların bu yuvaları inşa etmeden önce birçok aşamayı planlamış olmaları gerekir. Öncelikle yumurtalarının veya yavrularının güvenliği için bir yuvaya ihtiyaçları olduğunu belirlemeleri gerekir. Daha sonra ise yuva için en uygun yeri tespit etmelidirler, hiçbir canlı yuvasını rastgele bir yere yapmaz.</p>
<p align="left">Yuvanın yapısı ve kullanılan materyaller de bulunulan ortama göre &#8220;özel olarak&#8221; seçilir. Örneğin deniz kuşları su kenarlarında yaşadıkları için, ani su baskınlarına karşı suya gömülmeyen ve suda yüzebilen otlardan oluşan özel yuvalar kurarlar. Kamışlıkların bulunduğu alanlarda yaşayan kuşlar ise, rüzgarda sallandığında yuvadaki yumurtaların düşmemesi için geniş ve derin yuvalar yaparlar. Bunun yanı sıra çöl kuşları, yuvalarını sıcaklığın çevreye göre en az 10°C daha düşük olduğu çalılıkların tepesine kurarlar. Çünkü aksi takdirde yer seviyesinde 45°C olan sıcaklık, yavrular için adeta bir fırın etkisi yaratacak ve kısa sürede ölmelerine sebep olacaktır.</p>
<p align="center"><span class="style1"><strong>Yavrular için özel yuvalar</strong></span></p>
<p align="left">Canlılar için yavrularının yaşamı çok önemlidir; yumurtladıktan veya doğum yaptıktan sonra tek uğraşıları yavrularıdır. Yavruların korunmasına çok büyük bir itina gösterirler. Söz gelimi çulhakuşu, yavrularını korumak için bir tek yuva yapmakla yetinmez, etrafa çok sayıda &#8220;sahte yuva&#8221; kurar. Bunun sebebi, yavruların büyüdüğü asıl yuvayı, sahte yuvalar arasında gizlemek ve düşmanın dikkatini farklı yuvalara çekmektir. Bu elbette ki çulhakuşunun kendi zekasından kaynaklanması mümkün olmayan, son derece ince planlanmış bir yanıltma taktiğidir.</p>
<p align="center"><span style="color: #008080; font-size: 20px;"><strong><span class="style1">ÖRÜMCEKTEKİ DELİLLER</span></strong></span></p>
<p align="left"><a href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/hayvan_clip_image012.jpg" data-wpel-link="internal"><img loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-2003 alignright" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/hayvan_clip_image012.jpg" alt="" width="195" height="136" /></a>Yeryüzünde yüzlerce cins örümcek yaşar. Bu küçük hayvanlar kimi zaman yuvasının statik hesaplarını yapabilen inşaat mühendisi, kimi zaman üstün tasarımlar yapan bir iç mimar, kimi zaman olağanüstü güçlü ve esnek ipler, öldürücü zehirler, eritici asitler üreten bir kimyager, kimi zaman da son derece kurnaz taktiklerle avlanan bir avcı olarak karşımıza çıkarlar.Doğadaki tüm canlılar gibi örümceklerin davranışlarını, örneğin avlanma yöntemlerini, üreme şekillerini, savunma taktiklerini inceleyip, bu konuda detaylı bilgiler edindikçe hayret uyandıran örneklerle karşılaşırız.</p>
<p align="left">Bütün canlılar yaşamlarını sürdürebilmek için akıl gerektirecek davranışlarda bulunurlar. Yetenek, beceri, üstün manevra kabiliyeti gibi tanımlamalarla adlandırılabilecek olan bu davranışların ortak özelliği ise her birinin mutlak surette akıl gerektiren davranışlar olmalarıdır. Bir insanın ancak öğrenme, beceri ve tecrübe gibi özelliklerle kazanacağı yetenekler, bu canlılarda ilk doğdukları andan itibaren vardır. Bu özelliklerin tümünü onlara veren, onları akıllı davranacakları, bilinçli hareket edecekleri şekilde yaratan güç Allah&#8217;tır. Allah tüm doğadaki canlılarda sayısız örneğini gördüğümüz aklın tek sahibidir. Canlılara neler yapmaları gerektiğini ilham eden Allah&#8217;tır.</p>
<p align="center"><span class="style1"><strong>Örümceklerin avlanma yöntemleri</strong></span></p>
<p align="left">Çoğu insan örümcekleri sadece, avlanmak için ağ kuran hayvanlar olarak bilir. Bu eksik bir bilgidir, çünkü birer mimarlık ve mühendislik harikası olan bu ağlar, örümceklerin avlanmak için kullandıkları tek yöntem değildir. Örümcekler, ağ örmenin yanı sıra avlanmak için son derece şaşırtıcı taktikler de kullanırlar.</p>
<p align="left"><span class="style1"><strong>Kement atarak avlanan örümcek</strong></span></p>
<p align="left">Örümcek türleri içinde en ilginç avlanma yöntemlerinden birine &#8220;Bolas&#8221; örümceklerinde rastlanır. Bolas örümcekleri avını kementle yakalar. Bolas örümceğinin avlanması iki aşamalı olarak gerçekleşir. İlk aşamada örümcek, ucunda yapışkan bulunan bir ip hazırlayıp pusuya yatar. Bu yapışkan ip daha sonra bir kement gibi kullanılacaktır. Bu arada örümcek, avını kendisine çekmek için çok özel bir kimyasal madde de yayar. Bu, dişi güvelerin erkeklerini çiftleşmeye çağırmak için salgıladıkları &#8220;feromon&#8221; adlı maddedir. Sahte çağrıya aldanan erkek güve kokunun geldiği kaynağa doğru yönelir. Örümceklerin görme duyusu son derece zayıftır ancak güvenin uçarken çıkardığı titreşimleri algılayabilirler. Bu sayede örümcek, avının kendisine doğru yaklaştığını hisseder. Burada dikkat çekici olan, Bolas örümceğinin hemen hemen kör olduğu halde havada asılı durarak kendi yaptığı bir kement yardımıyla, uçan bir canlıyı yakalayabilmesidir.</p>
<table border="0" width="147" cellpadding="0" align="left">
<tbody>
<tr>
<td>
<p align="left"><a href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/hayvan_clip_image013.jpg" data-wpel-link="internal"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-2004" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/hayvan_clip_image013.jpg" alt="" width="147" height="181" /></a><br />
Bolas örümcekleri insan gözünün algılayamayacağı kadarhızlı bir şekilde kementlerini salladıkları için bu resim ancak özel bir teknik kullanarak çekilebilmiştir.</p>
</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p align="left">Kokuya aldanan kurbanın yaklaşmasıyla birlikte avdaki ikinci aşama başlar. Örümcek ayağını geriye çekerek saldırı pozisyonuna geçer ve aniden insan gözünün algılayamayacağı bir hızla kementini sallar. Güve ipin ucundaki yapışkan topa yakalanır. Örümcek avını yukarı çeker ve hemen onu felç edecek ısırışını gerçekleştirir. Ardından salgıladığı özel bir ipekle güveyi sarmalar. Bu ipeğin özelliği besini uzun süre taze tutabilmesidir. Böylece örümcek avını, daha sonra yemek üzere taze bir şekilde saklar. Bolas örümceği nasıl olup da bu kadar akılcı bir plan çerçevesinde hareket etmektedir?<br />
Söz konusu durum çok özel bir yaratılışın olduğunu bize kanıtlar. Allah, tüm canlıları, bitkileri, hayvanları, böcekleri yaratandır. Allah üstün kudret, ilim, akıl ve hikmet sahibidir. Allah Kuran&#8217;da şöyle buyurmaktadır:<strong>&#8220;Gerçekten hayvanlarda da sizin için bir ders (ibret) vardır&#8221; (Müminun Suresi, 21)</strong></p>
<p><span class="style1">FEDAKARLIK<a href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/hayvan_clip_image014.jpg" data-wpel-link="internal"><img loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-2005 alignright" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/hayvan_clip_image014.jpg" alt="" width="200" height="152" /></a></span></p>
<p align="left">Hayvanlar dünyasının dikkat çekici özelliklerinden biri hayvanlardaki bilinçli ve fedakar davranışlardır. Kuşlar, zebralar, ceylanlar, tavşanlar kısacası bütün hayvanlar yavrularını kendilerini tehlikeye atma pahasına korumaktadırlar. Çünkü Allah onları bu şekilde yaratmıştır. Tüm canlılar Allah&#8217;ın vahyi ile hareket etmektedirler.</p>
<p align="left">Hayvanların yavruları çoğu zaman bakıma ve korunmaya muhtaç olarak doğarlar. Genellikle kör veya tüysüz olan, henüz avlanma yeteneği bulunmayan yavrular eğer ebeveynleri veya sürülerindeki diğer yetişkinler tarafından korunup kollanmazlarsa kısa sürede açlıktan veya soğuktan ölürler. Ancak böyle bir şey olmaz. Çünkü hayvanlar alemindeki yetişkinler yavrularını herşeyi göze alarak korurlar. Gerekirse kendi canlarını da tehlikeye sokarak veya çok zor koşullarda yaşamayı göze alarak büyük fedakarlıklar yaparlar.</p>
<p align="center"><span class="style1" style="font-size: 20px; color: #008080;"><strong>Y</strong><strong>avruların tehlikelerden korunmaları</strong></span></p>
<p align="left"><a href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/hayvan_clip_image015.jpg" data-wpel-link="internal"><img loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-2006 alignleft" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/hayvan_clip_image015.jpg" alt="" width="200" height="182" /></a>Canlılar, yavrularının korunmaları söz konusu olduğunda oldukça tehlikeli ve yırtıcı olabilirler. Aslında, bir saldırı veya tehlike sezdiklerinde, daha çok yavrularını alıp o bölgeden hızla uzaklaşmayı tercih ederler. Kaçmak için fırsat bulamadıklarında ise, tereddüt etmeden kendilerini saldırganın önüne atarlar. Örneğin yarasalar ve kuşlar, yavrularını yuvalarından alan araştırmacılara saldırmaları ile ünlüdürler.</p>
<p align="left">Zebralar gibi iri memeli hayvanlar ise, sürülerine sırtlan gibi düşmanları saldırdığında hemen gruplara ayrılarak tayları ortalarına alırlar ve hızla kaçmaya başlarlar. Yakalandıkları takdirde, sürünün yetişkinleri, bu yırtıcı hayvanlara karşı taylarını cesurca korurlar.Zürafalar ise saldırıya uğradıklarında buzağılarını vücutlarının altına iterler ve ön ayakları ile düşmanlarına sertçe vururlar. Geyikler ve antiloplar genellikle ürkek ve heyecanlı hayvanlardır ve yavruları olmadığı zamanlarda hızla kaçmayı tercih ederler. Ancak, yavrularını tehdit eden tilki ve kurtlara karşı sivri ve keskin toynaklarını kullanmakta tereddüt etmezler.</p>
<p align="left">Daha küçük ve zayıf memeliler ise genellikle yavrularını korumak için onları gizler veya güvenli bir yere taşırlar. Ancak buna fırsatları kalmadığında düşmanlarını yavrularından uzaklaştırmak için saldırganlaşabilirler. Örneğin son derece ürkek bir hayvan olan tavşan, yavrularına saldıran bir düşmanı uzaklaştırmak için büyük riskleri göze alır. Yavrularına bir saldırı olduğunda, hemen yuvasına koşar ve güçlü arka ayaklarıyla düşmanına birkaç çift sert tekme atar. Bu cesareti çoğu zaman yırtıcı bir hayvanı bile geri kaçırmak için yeterli olabilmektedir.</p>
<p align="center"><span class="style1"><strong>Hayatlarını tehlikeye atan hayvanlar</strong></span></p>
<p align="left">Ceylanlar ise, yırtıcı hayvanlar yavrularını kovalamaya başladığında, hemen yavrularının arkasına geçerler. Çünkü yırtıcı hayvanlar, avlarını genellikle arkadan yakalar. Anne ceylan mümkün olduğunca yavrusuna yakın hareket eder. Eğer yırtıcı hayvanlar yakınlaşırlarsa, anne onları uzaklaştırır. Yavrusu takip edilen bir ceylan, toynakları ile çakalları tekmeleyebilir. Saldırganları yavrularından uzaklaştırmak için kasten onların önünde koşar. <a href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/hayvan_clip_image016-1.jpg" data-wpel-link="internal"><img loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-2008 alignright" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/hayvan_clip_image016-1.jpg" alt="" width="250" height="156" /></a></p>
<p align="left">Kuş sürülerinde de yetişkinler, yavruların tamamını koruma görevini üstlenirler. Özellikle martılar bu kuş sürüleri için tehlike oluştururlar. Yetişkin bir veya iki kuş güç gösterisi yaparak martıları kaçırabilirler. Genellikle yetişkin kuşlar yavru kuşları nöbetleşe olarak korurlar ve görevlerini devrettiklerinde daha uzak sularda beslenmek için o bölgeden ayrılırlar. Geyikler, eğer yavrularına saldırmak üzere olan düşmanları ile baş edemeyeceklerini anlarlarsa, kendilerini hiç çekinmeden düşmanlarının önüne atarlar ve av olarak düşmanın kendilerini kovalamasını sağlarlar. Böylelikle düşmanı yavrularından uzaklaştırırlar. Birçok hayvan aynı taktiği kullanır. Örneğin dişi kaplan kendilerine doğru avcı bir hayvanın yaklaştığını gördüğünde, yavrularının yanından ayrılır ve hemen düşmanının dikkatini kendi üzerine çeker. Rakunlar ise düşmanlarının geldiğini gördüklerinde yavrularını en yakındaki ağacın üzerine taşırlar ve daha sonra hızla ağacın üzerinden aşağı inerek düşmanlarının arasına dalarlar. Onları uzun süre peşlerinden sürükler ve yavrularından yeterince uzaklaştırdıklarına kanaatleri geldiğinde, düşmanlarını atlatarak hemen sessizce yavrularının yanına dönerler. Elbette ki bu davranışları her zaman yüzde yüz başarıyla sonuçlanmayabilir. Yavrular kurtulsa bile, ebeveynler yavruları uğruna ölüme gidebilirler.</p>
<p align="center"><span class="style1" style="font-size: 20px; color: #008080;"><strong>Yaralı taklidi yapan kuşlar</strong></span></p>
<p align="left"><a href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/hayvan_clip_image017.jpg" data-wpel-link="internal"><img loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-2009 alignleft" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/hayvan_clip_image017.jpg" alt="" width="159" height="161" /></a>Bazı kuşlar ise &#8220;yaralı taklidi&#8221; yaparlar ve böylelikle düşmanlarının dikkatini yavrularının üzerinden dağıtarak kendi üzerlerine çekerler. Bir düşmanın yaklaştığını gören dişi kuş sessizce yuvasından uzaklaşır. Düşmanının önüne geldiğinde yerde çırpınmaya ve bir kanadını yere vurmaya başlar. Bu esnada da acı dolu çığlıklar atar. Kuş yerde çaresizce çırpınıyor gibi görünür. Ancak her zaman tedbirli davranır ve düşmanın erişebileceği mesafenin ilerisinde durur. &#8220;Yaralı&#8221; kuşu kolay bir av olarak gören yırtıcı hayvan avını yakalamaya çalışırken, yuvadan bir hayli uzaklaştırılmış olur. Avcı yuvasından yeterince uzaklaştığında, dişi kuş bir anda taklit yapmayı bırakır ve saldırgan hayvan tam kuşa yetişmişken dişi kuş aniden havalanır ve kaçar. Bu &#8220;tiyatro gösterisi&#8221; genellikle son derece ikna edicidir. Köpekler, kediler, yılanlar ve hatta diğer kuşlar bile bu oyuna kanarlar. Kuşların &#8220;yaralı kuş&#8221; senaryosuna bugün bile bilim adamları hiçbir açıklama getirememektedirler.</p>
<p align="left">Bir kuş böyle bir senaryoyu kendi kendine hazırlayabilir mi? Bunun için kuşun son derece bilinçli bir varlık olması gerekir. Bu davranış herşeyden önce &#8220;taklit&#8221;, zeka ve yetenek gerektirir. Ayrıca bir hayvanın kendisini tereddütsüzce düşmanının önüne atabilmesi ve kendini kovalatması için son derece cesaretli ve gözü kara olması gerekir. Daha da ilginç olanı bu kuşlar bu davranışı başkalarından görerek yapmazlar. Bu savunma taktiğine ve yeteneğine doğuştan sahiptirler.</p>
<p align="left">Bu hayvanların böylesine bilinçli, şefkatli, merhametli hareket etmesini sağlayan, onları bu özellikleri ile yaratan göklerin ve yerin Rabbi olan Allah&#8217;tır. Allah, bu canlılara ilhamıyla sonsuz şefkat ve merhametinin örneklerini sergilemektedir. Allah Kuran&#8217;da kullarına Kendini şöyle tanıtır:<br />
<strong>&#8220;O Allah ki, yaratandır, (en güzel bir biçimde) kusursuzca var edendir, &#8216;şekil ve suret&#8217; verendir. En güzel isimler O&#8217;nundur. Göklerde ve yerde olanların tümü O&#8217;nu tesbih etmektedir. O, Aziz, Hakim&#8217;dir.&#8221; (Haşr Suresi, 24) </strong></p>
<p align="center"><span class="style1">YUNUSLAR</span></p>
<p align="center"><span class="style1"><strong>Dayanışma Esasına Dayalı Sosyal Yaşam</strong></span></p>
<p align="left">Yunuslar çok büyük gruplar halinde yaşar. Güvenli bir koruma için dişiler ve yavrular böyle bir grubun ortasında yer alır. Grubun hasta üyesi yalnız bırakılmaz, ölene kadar grubun içinde tutulur. Bu güçlü dayanışma bağı, yeni bir yavru gruba katıldığı ilk günden itibaren başlar. Yunus yavruları önce kuyrukları dışarı çıkacak biçimde doğarlar. Bu sayede doğum tamamlanana kadar yavrunun havasızlıktan ölmesi önlenmiş olur. En son yunusun başı doğum kanalından çıkar çıkmaz, ilk nefesini alması için hızla su yüzeyine çıkarılır. Genellikle, yardım amacıyla anne yunusa bir başka dişi yunus da eşlik eder. Dişi yunus doğumdan sonra yavrusunu emzirir. Süt emmek için dudağı olmayan yavru ufak ağız darbeleriyle annesinin karnındaki yarığa dokunarak dışarı fışkıran sütle beslenir. Yavru her gün onlarca litre süt içer. Bu sütün %50&#8217;si yağdan oluşur. (ineklerde ise sütün %15&#8217;i yağdır). Bu sayede, yavrunun vücut ısısını dengelemesi için gerekli olan yağ tabakası hızla oluşur. Hızlı dalışlar esnasında diğer dişiler yavruyu aşağı doğru iterek yardımcı olurlar.</p>
<p align="center"><span class="style1">ÖRÜMCEK</span></p>
<p align="center"><span class="style1"><strong>İpeğin gizli kimyasal yapısı</strong></span></p>
<p align="left">Şöyle bir düşünelim… Küçücük bir canlının ürettiği ip, nasıl oluyor da insanoğlunun yüzyıllarca edindiği bilgi birikimiyle yaptığı kauçuk ya da çelik halatlardan daha üstün özellikler taşıyabilmektedir? Örümcek ipliğini bu kadar üstün yapan ipeğin kimyasal yapısında ve üretim merkezinde gizlidir. Örümcek ipliklerinin hammaddesi, örgülü helezonik aminoasit zincirlerinden oluşan &#8220;keratin&#8221; adlı proteindir. Keratin saç, tırnak, tüy, deri gibi birbirinden çok farklı maddelerin yapı taşıdır ve oluşturduğu tüm maddelerde koruyucu özelliği ile ön plana çıkar. Ayrıca keratinin esnek hidrojen bağlarla bağlanmış aminoasitlerden oluşuyor olması da, bu maddelere çok sağlam bir esneklik kazandırır. Bu esneklik Amerika&#8217;nın ünlü bilim dergilerinden Science News&#8217;da şöyle bir benzetme ile tarif edilmektedir:&#8221;Örümcek ipliğinden oluşmuş insan ölçülerinde balık ağına benzer bir ağ, bir yolcu uçağını yakalayabilir.&#8221;</p>
<p align="left">Örümceklerin kuyruklarında altı bölümden oluşan ve ipek kesesi denilen bir bölge vardır. Keselerin her birinde farklı salgılar üretilir. Bu keselerin salgıları değişik kombinasyonlarda birleşerek, farklı türdeki ipek ipliklerini meydana getirirler. Keseler arasında ise büyük bir uyum vardır. İpek üretimi sırasında örümceğin vücudunda bulunan ve son derece gelişmiş özelliklere sahip pompalar, vana ve basınç sistemleri kullanılır. Üretilen ham ipek, musluk gibi çalışan bölümlerden lif şeklinde dışarı akıtılır.</p>
<p align="left">Örümceklerin ürettikleri ipek olağanüstü bir yapı malzemesidir. gerilme esneklikleri çok fazladır. Bu nedenle örümcek ipeğini kırmak için gereken enerji diğer bütün biyolojik materyallerden on kat daha fazladır.</p>
<p align="center"><span class="style1"><strong>MİDEDE ÜREYEN KURBAĞALAR</strong></span></p>
<p align="left">Avusturalya&#8217;da yaşayan Rheobatrachus Silus türü kurbağaların kullandığı üreme yöntemi, Allah&#8217;ın canlıları ne denli üstün tasarımlarla yarattığının bir başka örneğidir. Dişi Rheobatrachuslar, döllendikten sonra kendi yumurtalarını yutarlar. Ama bu yumurtalarla beslenmek için değil, onları korumak için&#8230; Yumurtalardan çıkan iribaşlar midede kaldıkları 6 hafta boyunca sürekli gelişirler. Peki iribaşlar nasıl olmaktadır da uzun zaman sindirilmeden midede kalabilmektedir?</p>
<p align="left">Allah bunun için kusursuz bir sistem yaratmıştır. Öncelikle anne kurbağalar, bu 6 haftalık üreme mevsiminde yemeyi, içmeyi keserler. Bu sayede mideleri sadece yavrulara tahsis edilmiş olur. Ancak bir diğer tehlike, midenin düzenli olarak salgıladığı hidroklorik asit ve pepsindir. Bu salgıların normalde yavruları çok kısa sürede parçalayıp öldürmesi gerekir. Ancak buna karşı çok özel bir tedbir alınmıştır. Anne karnındaki sıvılar, yumurta kapsüllerinden, daha sonra da iribaşlardan salgılanan &#8220;prostaglandin E2&#8221; adlı salgıyla etkisiz hale getirilir. Böylece yavrular bir asit havuzu içinde yüzmelerine rağmen güvenli bir biçimde büyürler.</p>
<p align="left">Peki ama bu iribaşlar annelerinin midesinde neyle beslenir? Bu soruna karşı da özel bir çözüm yaratılmıştır. Bu türe ait yumurtalar, diğer kurbağa türlerinin yumurtalarına göre oldukça büyüktür. Bunun nedeni ise, yumurtaların içine yavruyu beslemek için protein yönünden çok zengin bir yumurta sarısı tabakası yerleştirilmiş olmasıdır. Bu yumurta sarısı, yavruları 6 hafta boyunca beslemek için yeterlidir. Doğum anı da kusursuzca tasarlanmıştır. Yavrular mideden çıkıp dış dünyaya adım atarken, annenin yemek borusu, aynen doğum sırasındaki gibi genişler. Yavrular dışarı çıktıktan sonra ise anne yemek yemeye başlar ve mide eski haline döner.</p>
<p align="center"><span class="style1">METAMORFOZDAKİ DELİLLER</span></p>
<p align="left"><a href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/hayvan_clip_image018.jpg" data-wpel-link="internal"><img loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-2010 alignright" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/hayvan_clip_image018.jpg" alt="" width="100" height="344" srcset="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/hayvan_clip_image018.jpg 100w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/hayvan_clip_image018-87x300.jpg 87w" sizes="(max-width: 100px) 100vw, 100px" /></a>Bazı canlılar yaşamlarının farklı dönemlerinde, bulundukları ortamın şartlarına uyum göstermelerini sağlayacak fiziksel değişimler geçirirler. Bu farklılaşma sürecine biyolojide metamorfoz (başkalaşım) adı verilir. Bu süreç, biyoloji ve evrimin iddiaları konusunda fazla bilgi sahibi olmayan çevreler tarafından zaman zaman evrim teorisine delil gibi gösterilmeye çalışılır. Metamorfozu &#8220;evrim örneği&#8221; gibi gösteren kaynaklar, konu hakkında bilgisiz kesimleri yanıltmaya yönelik, dar kapsamlı, yüzeysel propaganda kitapları veya bazı cahil kimselerdir. Evrim konusunda otorite sayılan, dolayısıyla evrimin temel açmazları ve çelişkileri konusunda da ayrıntılı bilgi sahibi olan bilim adamları ise bu tür gülünç iddiaları gündeme getirmekten çekinirler. Ne kadar saçma bir iddia olduğunu bilirler çünkü&#8230;</p>
<p align="left">Kelebek, sinek, arı gibi canlılar metamorfoz geçiren canlılardan bazılarıdır. Hayatı suda başlayan daha sonra karada devam eden kurbağalar da metamorfoza bir örnektir. Bu farklılaşmanın evrimle hiçbir ilgisi yoktur. Çünkü evrim teorisi canlılıktaki farklılaşmaları tesadüflerle gerçekleşen mutasyonlarla açıklamaya çalışır.</p>
<p>Oysa metamorfoz evrimin bu temel iddiası ile hiçbir benzerlik taşımayan, tesadüfle, mutasyonla ilgisi olmayan, önceden planlanmış bir süreçtir. Metamorfozu gerçekleştiren etken tesadüf değil, o canlıda daha doğduğu andan itibaren bulunan genetik bilgidir. Örneğin kurbağada, bu canlı henüz sudaki hayatını devam ettirirken, daha sonra karada sürecek yaşamıyla ilgili bilgi, genetik yapısında mevcuttur. Sivrisineğin de pupa ve erişkin hallerindeki yapısı ve fonksiyonları daha larva aşamasındayken genetik şifresinde bulunmaktadır. Bu durum metamorfoz geçiren tüm canlılar için geçerlidir.</p>
<p align="left">Son yıllarda metamorfoz hakkında yapılan bilimsel araştırmalar, metamorfozun farklı genler tarafından kontrol edilen kompleks bir süreç olduğunu göstermiştir. Örneğin kurbağanın başkalaşımında sadece kuyruk ile ilgili işlemler &#8220;bir düzineden fazla gen&#8221; tarafından kontrol edilmektedir. Bunun anlamı bu sürecin, birçok parçanın birbiriyle uyumu sayesinde gerçekleşebildiğidir. Bu özelliğiyle metamorfoz yaratılış ın delili olan &#8220;indirgenemez komplekslik&#8221; özelliği taşıyan biyolojik bir süreçtir.</p>
<p><span class="style1">Böceklerdeki Kimyasal İletişim: FEROMENLER</span></p>
<p align="left">Karıncalar yuvalarını, balarıları da kovanlarını çok uzaklara da gitseler şaşırmadan bulurlar. Bazı böcek larvaları, tehlike anında hemen biraraya toplanarak korunurlar. <a href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/hayvan_clip_image019.gif" data-wpel-link="internal"><img loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-2011 alignleft" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/hayvan_clip_image019.gif" alt="" width="300" height="205" /></a>Pek çok böcek de toplu olarak yaşadıkları alan üzerinde belirgin bir hakimiyete sahiptir. Bunların yanı sıra tüm böcek türlerinde çiftleşmek isteyen erkek ve dişiler uzak mesafelerde de olsalar birbirlerini kolaylıkla bulurlar. Tüm bu davranışlardaki ortak nokta ise, tümünün bir tür haberleşme sistemine sahip olmasıdır.</p>
<p align="left">Böceklerin haberleşmek için kullandıkları işaretin adı feromendir. Feromenin anlamı &#8220;hormon taşıyıcısı&#8221;dır. Bu madde, aynı türün üyeleri arasında kullanılan kimyasal bir maddedir. Genellikle özel bezlerde üretilerek çevreye bırakılırlar. Böceklerin birbirleriyle iletişimini sağlar ve davranışlarında değişikliklere neden olurlar.</p>
<p align="left">Feromenler önceleri hormonlarla eş değer tutulmuştur. Feromenlerin vücut dışına salgılanmaları onları hormonlardan ayıran özelliklerindendir. Feromenlerin çok farklı işlevleri yerine getirenleri olduğu gibi, değişik bileşimlerde olanları da vardır. Yayılma yetenekleri oldukça yüksek olan feromenler 7-8 km gibi muazzam bir uzaklıktan bile etkili olabilmektedir. Uzaklık, sıcaklık, rüzgar ve nem gibi etmenler de feromenlerin etkisini azaltıp çoğaltabilir.</p>
<p align="left">Feromenler; iz bırakma, işaretleme, alarma geçirme, toplanma, birlikte yaşayan böceklerde kraliçe yetiştirilmesine kullanılırlar. Koku yoluyla etkili olan cinsiyet feromenleri de vardır.Feromen kullanarak haberleşen canlılarla ilgili verilecek bilgiler içinde akılda tutulması gereken çok önemli bir nokta vardır: Her türün kullandığı formül kendine özgüdür. Bu formüllerin içerdikleri maddeler ayrıdır. Hem bu maddeyi salgılayan hem de salgılanan madde ile iletilmek istenen mesajı algılayan canlı bu formülden haberdardır. Ayrıca başka türe ait formülleri çözen ve taklit eden canlılar da vardır.<br />
F</p>
<p align="left">eromenler yoluyla hareket eden canlılar arasında en bilinenleri arı, karınca, termit gibi birlikte yaşayan böceklerdir. Bu canlılardan karada yaşayanlar izlerini toprağa bırakırlar. Bu kimyasal izler, böceklerin gezindiği tüm ortamlarda; ağaçlarda, dallarda, yapraklarda ve meyvelerde olabilir. Havadaki izler ise uçan böcekler tarafından bırakılır ve sürekli yenilenmeleri gerekir. Koku yoluyla etkili olan cinsiyet feromenleri bu gruba girer.</p>
<p align="left">Peki bu canlılar yaydıkları bu özel esansları nasıl kullanırlar?</p>
<p align="left">Böcekler boyutlarının küçüklüğü, uçabilme ve hızlı hareket edebilme gibi özellikleri nedeniyle, çok geniş alanlara yayılabilen canlılardır. Bu özellikleri, üremeleri için ilk anda sorun oluşturacakmış gibi görünebilir. Ancak bu durum, feromenler sayesinde ortadan kalkmıştır. Pek çok böcek, kendi türünden bir başka böceğin varlığını, yaydığı feromeni sayesinde keşfedebilir ve onun izini sürebilir. Bir canlı, sadece salgıladığı koku sayesinde kendi türüne ait canlıların yerini tespit edebilmekte, her nerede olursa olsun çiftleşmek için bir eş bulabilmektedir. Ancak bu canlılar, ne böylesine özel kokuları geliştirecek bir ortama sahiptir, ne de özel bir üretim yapacak bilince. Eğer sadece 1-2 cm boyundaki bir böcek çevresindekilerle iletişim kurabilecek bir koku meydana getirebiliyor ve bu kokuyu kilometrelerce öteden ayırt ederek verilen mesajı algılayabiliyorsa, bu bize akıllı bir müdahalenin var olduğunu gösterir. Karşımızdaki her güzellik, her kusursuzluk ve her tasarım örneği de bizi şüphesiz üstün ve güçlü olan, herşeyi en mükemmel şekli ile yaratan bir Yaratıcı&#8217;ya götürmelidir. Bu Yaratıcı, kuşkusuz bu canlılara koku üretme ve bu yolla haberleşme yeteneği veren alemlerin Rabbi olan Allah&#8217;tır.</p>
<p align="center"><span class="style1"><strong>KANGURU YAVRUSUNUN DÜNYAYA GELİŞİ</strong></span></p>
<p align="left">Kanguruların üreme sistemi diğer memelilerden farklıdır. Kanguru embriyosu, normalde rahimde geçirmesi gereken evrenin bir kısmını rahmin dışında tamamlar. Döllenmeden aşağı yukarı 33 gün sonra, henüz bir santimetre boyunda olan kanguru yavrusu dünyaya gelir. Bu aşamayı tüm memeliler anne karnında geçirirken, kanguru yavrusu daha bir santimetre boyundayken dünyaya gelmektedir. Henüz doğru dürüst gelişmemiştir; ön ayakları belli belirsiz bir halde ve arka ayakları da küçük çıkıntılardan ibarettir.</p>
<p align="left">Doğan yavru yaklaşık üç dakikalık yolculuk sonunda annesinin kesesine varır. Diğer memeliler için anne rahmi neyse, küçük kanguru için de bu kese odur. Ama önemli bir fark vardır. Diğerleri dünyaya bebek olarak gelirken, kanguru yavrusu, rahimden çıktığında şekil itibariyle tam bir embriyodur. Ayakları, yüzü ve daha pek çok uzvu henüz son halini almamıştır.</p>
<p align="left">Annesinin kesesine ulaşan yavru dört meme ucundan birine tutunur ve süt emmeye başlar. Bu dönemde anne yeniden çiftleşme sürecine girmiş ve yeni bir yumurta daha oluşmuştur. Döllenmeden 33 gün sonra fasulye büyüklüğündeki yeni bir yavru daha doğar ve aynı kardeşi gibi sürünerek keseye ulaşır.<br />
Bir kanguru yavrularına vereceği sütün hangi oranda hangi besin maddelerini içereceğini hesaplayamaz. Hesaplasa bile bunu kendi vücudunda üretemez. Annenin bu işi bilinçli olarak düzenlemesi imkansızdır. Bu mucize alemlerin Rabbi Allah&#8217;ın üstün yaratışının delillerinden sadece birisidir..</p>
<p><a name="bitki"></a></p>
<h3 class="style1" style="text-align: center;"><span style="font-family: 'arial black', sans-serif; font-size: 20px; color: #008080;">BİTKİLERDEKİ VARLIK DELİLLERİ</span></h3>
<p><span style="font-size: 20px;"><strong><span class="style1" style="font-family: 'courier new', courier, monospace;">TOPRAKTAN LEZZETİN ÇIKARILMASI</span></strong></span><br />
<strong><span style="font-family: 'courier new', courier, monospace;"><a href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/bitki_clip_image001.jpg" data-wpel-link="internal"><img loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-2024 alignright" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/bitki_clip_image001.jpg" alt="" width="220" height="151" /></a></span></strong></p>
<p align="left"><span style="font-family: 'andale mono', monospace;"><strong>Bir meyve ağacında ya da herhangi bir bitkide, insanoğlunun ulaşamayacağı kadar yüksek bir akıl, bilgi ve teknoloji vardır.</strong></span></p>
<p><span style="font-family: 'andale mono', monospace;"><strong>Tohumun içindeki bilgi, oluşturacağı ağacın şekil ve yapısını içermektedir. Bundan daha da ilginç olan, tohumun ağacın üreteceği meyvenin bilgilerine de sahip oluşudur. Meyve ise başlı başına bir mucizedir. Meyvenin en can alıcı özelliği, insanın damak zevkine ve sağlığına tamı tamına uyuyor oluşudur. Her meyve kendine has bir lezzete ve kokuya sahiptir. Ayrıca renkleri de son derece estetik ve çekicidir. Bunun yanı sıra her meyve mükemmel bir &#8220;ambalaj&#8221;la kaplanmıştır; mandalina, portakal ya da muz, hepsi son derece güzel ve soyulması kolay ambalajlara sahiptirler.</strong></span><br />
<span style="font-family: 'andale mono', monospace;"><strong>Örneğin portakal son derece acı olabilirdi. Ya da bildiğimiz güzel tada sahip olurdu, ama çok kötü bir kokusu olabilirdi. Rengi de çamur rengi olabilirdi. Oysa her meyve olabilecek en güzel tad ve kokuya sahiptir ve bu tad ve kokuları topraktan elde ettikleri maddelerle üretmektedirler. Oysa toprak pek iyi kokmaz, tadı ise kötüdür. Ancak ağaç, bu çamur yığını içinden kendisine gerekli olan maddeleri özümsemekte, bunları kimyasal işlemlerden geçirerek tad ve kokular üretmektedir.</strong></span><br />
<span style="font-family: 'andale mono', monospace;"><strong>Burada ikinci bir nokta daha vardır: Ağacın iyi koku ve tad ürettiğini söylüyoruz, ama aslında olay daha da karmaşıktır. Çünkü &#8220;iyi koku&#8221; veya &#8220;iyi tad&#8221; gibi kavramlar insana ait kavramlardır ve ağaç kendi başına bir tad ya da kokunun iyi mi yoksa kötü mü olduğunu bilemez. Bunu bilmesi için, insanın sahip olduğu estetik kavramlara sahip olması gerekmektedir. İnsanın neden lezzet aldığını, hangi tadı beğendiğini, nasıl bir dil yapısına sahip olduğunu öğrenmesi gerekir. Bunları öğrendikten sonra ise, az önce söylediğimiz işi yapacak, yani çamurların içinden topladığı maddelerle mükemmel bir kimya olayı gerçekleştirecektir.</strong></span><br />
<span style="font-family: 'andale mono', monospace;"><strong>Ağacın inanılmaz yeteneği yalnızca koku, tad ya da renkle de sınırlı değildir. Bu tahta parçası insan vücudunun hangi vitaminlere ihtiyaç duyduğunu da bilir ve onları ürettiği meyvenin içine koyar. Hatta bu vitamin takviyesinin mevsimlere göre ayarlandığını görürüz: Kış aylarında ürün veren; portakal, mandalina, greyfurt gibi meyve türleri, yaz meyvelerine göre çok daha fazla C vitamini içerirler. Amaç, kışın soğuğuna karşı insanın ihtiyacı olan C vitamini açığını kapatmakt</strong>ır. </span></p>
<p align="center"><span class="style1" style="font-family: 'andale mono', monospace; font-size: 24px; color: #008080;"><strong>FOTOSENTEZ VE OKSİJEN</strong></span><br />
<span style="font-family: 'andale mono', monospace;"> <a href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/bitki_clip_image002.jpg" data-wpel-link="internal"><img loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-2023 alignright" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/bitki_clip_image002.jpg" alt="" width="170" height="216" /></a></span></p>
<p align="left"><span style="font-family: 'andale mono', monospace;"><strong>Atmosferdeki oksijenin yaklaşık %30&#8217;u karadaki bitkiler tarafından üretilirken, geri kalan %70&#8217;lik bölüm denizlerde ve okyanuslarda bulunan ve fotosentez yapabilen bitkiler ve tek hücreli canlılar tarafından üretilir. Fotosentez denildiğinde çoğu insanın aklına sadece yeşil bitkiler gelir oysa okyanuslar da oksijen kaynağıdır. Burada dikkat çekici olan, karadaki yeşil örtüyü devamlı yok eden insanların oksijenin ana kaynağı olan okyanusları aynı hızla yok edememesidir. Allah&#8217;ın fotosentez yapan farklı canlıları yaratmış olması, bitip tükenmeyen bir enerji kaynağına sahip olmamızı sağlamıştır.</strong></span></p>
<p><span style="font-family: 'andale mono', monospace;"><strong>Biyolojik olarak ihtiyaç duyduğumuz bütün enerjiyi ya doğrudan ya da otçul hayvanlar yoluyla bitkilerden alırız. Güneş ışını saf enerji kaynağıdır; ancak ham olarak o kadar da kullanışlı bir enerji şekli değildir. Bu enerjiyi vücutta doğrudan kullanmak ya da depolamak mümkün değildir. Bu yüzden güneş enerjisinin farklı bir enerji türüne çevrilmesi gerekir. İşte fotosentez bunu yapar. Bu işlem yoluyla bitkiler, güneş enerjisini daha sonra kullanabilecekleri bir enerji şekline dönüştürürler. Fotosentez işlemi yapraklardaki &#8220;fotosentetik reaksiyon&#8221; merkezlerinde meydana gelir. Güneş enerjisi kullanılarak havadaki karbondioksit, nişastaya ve diğer yüksek enerjili karbonhidratlara dönüştürülür. Ortaya çıkan oksijen ise havaya bırakılır. Bitki daha sonra besine ihtiyaç duyduğunda bu karbonhidratlarda depoladığı enerjiyi kullanır. Biz de bu bitkilerle beslenerek enerji ihtiyacımızı karşılarız. Böyle kompleks bir işlem sonucunda tüm canlıların yaşamak için ihtiyaç duydukları besine sahip olmaları, bazı canlıların ihtiyaçlarının diğer canlıların atıkları ile aynı olması Allah&#8217;ın sonsuz ilminin ve aklının bir eseridir:<span style="color: #993366;">Ey insanlar, Allah&#8217;ın üzerinizdeki nimetini anın. Gökten ve yerden sizi rızıklandıran Allah&#8217;ın dışında bir başka yaratıcı var mı? O&#8217;ndan başka İlah yoktur. Öyleyse nasıl olur da çevriliyorsunuz?&#8221; (Fatır Suresi, 3)</span></strong></span></p>
<p align="center"><span class="style1" style="font-family: 'andale mono', monospace; color: #008080; font-size: 24px;"><strong>Fotosentez ve Yaşam</strong></span></p>
<p align="left"><span style="font-family: 'andale mono', monospace;"><strong>Arabanızın motoru güneş enerjisi ile çalışır. Jet uçakları güneş enerjisi sayesinde uçar. Siz de bu yazıyı okurken güneş enerjisi harcamaktasınız&#8230;Elbette biraz önceki ki satırları okuduğunuzda ilk aklınıza gelecek olan, arabanızın benzin ile çalıştığı, jet uçaklarının ise uçak yakıtı kullandıkları olacaktır. Bu yazıyı okumak için ihtiyacınız olan enerjiyi de Güneş&#8217;ten değil, en son öğünde yediğiniz besinlerden aldığınızı düşüneceksiniz. Oysa benzin de, yediğiniz besinler de, hatta yakacak olarak kullanılan odun ve kömür de fotosentezden elde edilen enerjiye sahiptirler. </strong></span></p>
<p align="left"><span style="font-family: 'andale mono', monospace;"><strong><a href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/bitki_clip_image003.jpg" data-wpel-link="internal"><img loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-2017 alignleft" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/bitki_clip_image003.jpg" alt="" width="150" height="193" /></a>Nasıl mı? Bundan milyonlarca sene önce fotosentez yaparak güneş enerjisini bünyelerinde depolayan bitkiler ve bu bitkileri yiyen hayvanlar, toprağın derinliklerinde, yüksek basınç altında, milyonlarca sene bekledikten sonra bildiğimiz &#8220;petrol&#8221;ü meydana getirirler. Kömür ve doğalgaz da yine aynı şekilde oluşur. Kısacası fotosentez sayesinde bitkilerde depolanan güneş enerjisi milyonlarca yıl sonra insanların hizmetine bir başka yolla verilmiş olur. </strong></span></p>
<p align="left"><span style="font-family: 'andale mono', monospace;"><strong>Aynı şekilde yediğimiz besinlerden elde ettiğimiz enerji de, bitkilerin depoladıkları güneş enerjisinden başka bir şey değildir. Hayvansal gıdalardan elde ettiğimiz enerji de, yine o hayvanların bitkilerle beslenerek elde ettikleri enerjidir. Enerjinin kaynağı her zaman Güneş, bu enerjiyi insanın kullanacağı hale getiren sistem ise her zaman fotosentezdir. </strong></span></p>
<p align="left"><span style="font-family: 'andale mono', monospace;"><strong>Şaşırtıcı gelebilir ama günlük hayatımızda kullandığımız pek çok malzeme örneğin kağıt, pamuk ve diğer doğal liflerin neredeyse tamamı fotosentezle üretilen selülozdan oluşur. Hatta yün üretimi bile fotosentezle gelen enerjiye bağlıdır. Bütün bitkisel ve hayvansal ürünler ile petrol gibi organik maddelerden elde edilen sayısız yan ürünün kaynağı fotosentezle işlenen güneş enerjisidir.</strong></span></p>
<p><span style="color: #008000; font-size: 20px; font-family: 'andale mono', monospace;"><strong><span class="style1">KOZALAKLI AĞAÇLAR</span></strong></span><br />
<span style="font-family: 'andale mono', monospace;"> <strong><br />
</strong></span></p>
<p align="left"><span style="font-family: 'andale mono', monospace;"><strong>Kozalaklı ağaçların şekilleri incelendiği zaman insanoğlunun mühendislik hesaplarıyla, kar yüküne karşı aldığı önlemin, ağaçlarda zaten alınmış olduğunu görürüz. Ağacın koni şeklinin oluşturduğu eğim, üzerine düşen karın kolaylıkla yere dökülmesini sağlar. Böylece ağacın üzerinde aşırı miktarda kar toplanmaz; ağaç dallarının kırılması önlenmiş olur. Bu üzerinde düşünülmesi gereken bir noktadır. Soğuk iklimlerde, kar yükünün dallar üzerinde meydana getireceği etkiyi hesaplayan, buna göre ağaç dallarının en ideal açı ile büyümelerini sağlayan, böylece kar yükünün etkisini en aza indiren akıl kime aittir?</strong></span></p>
<p align="left"><span style="font-family: 'andale mono', monospace;"><strong>Ağaca mı? Toprağa mı? Yoksa şuursuz, kör tesadüflere mi? Elbette ağaca bu tasarımı veren, ağacı da, bitki hücrelerini de, toprağı da yoktan var eden Allah&#8217;tır.</strong></span><br />
<span style="font-family: 'andale mono', monospace;"> <strong>Bu tasarımın bir başka harika yönü daha vardır. Söz konusu şekil yağan karın tümünün aşağı düşmesine izin vermez. Ağacın dalları için tehlikeye neden olmayacak miktarda karın dalların üzerinde kalmasına izin verir. Bu da başka bir amaca hizmet eder. Ağacın üzerinde az miktarda tutulan kar, ağacı soğuktan koruyan bir örtü görevi görür ve yapraklardan nemin dışarı çıkmasını azaltarak su kaybını önler.</strong></span><br />
<span style="font-family: 'andale mono', monospace;"> <strong>Bitkiler bu çeşitlilik ve farklı yapılarıyla Yaratıcımız olan Allah&#8217;ın sonsuz ilim ve sanatını sergilerler. Bir ayette şöyle buyrulur: <span style="color: #993366;">&#8220;O, gökleri dayanak olmaksızın yaratmıştır, bunu görmektesiniz. Arzda da, sizi sarsıntıya uğratır diye sarsılmaz dağlar bıraktı ve orada her canlıdan türetip yayıverdi. Biz gökten su indirdik, böylelikle orada her güzel olan çiftten bir bitki bitirdik.&#8221; (Lokman Suresi, 10)</span></strong></span></p>
<p align="center"><span class="style1" style="font-family: 'andale mono', monospace; font-size: 24px; color: #008080;"><strong>TOHUMDAKİ ENGEL TANIMAYAN GÜÇ:FİLİZLENME</strong></span></p>
<p align="left"><span style="font-family: 'andale mono', monospace;"><strong>Tohumların çok önemli bir özelliği vardır. Tohumlar ait oldukları bitkinin her dalına, her yaprağına, bu yaprakların sayısına, şekillerinin nasıl olacağına, kabuğunun ne renkte ve hangi kalınlıkta olacağına, besin ve su taşıyan borularının genişliğine, sayısına, bitkinin uzunluğuna, meyve verip vermeyeceğine, verecekse bu meyvelerin tatlarına, kokularına, şekillerine, renklerine dair bütün bilgilere sahiptirler.Tohumlar tüm bu bilgileri milyonlarca yıldır saklamakta ve sonraki nesillerine eksiksiz olarak aktarmaktadırlar. Bu mucizevi olaya yakından şahit olmak için evlerimizde bulunan sebzeleri, meyveleri ve çiçekleri incelememiz yeterlidir.</strong></span></p>
<p align="center"><span style="font-family: 'andale mono', monospace;"><strong><a href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/bitki_clip_image005.jpg" data-wpel-link="internal"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-2022" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/bitki_clip_image005.jpg" alt="" width="495" height="118" srcset="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/bitki_clip_image005.jpg 495w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/bitki_clip_image005-300x72.jpg 300w" sizes="(max-width: 495px) 100vw, 495px" /></a></strong></span></p>
<p align="center"><span style="color: #008080; font-size: 20px; font-family: 'andale mono', monospace;"><strong><span class="style1">Toprağın yarılması</span></strong></span></p>
<p align="left"><span style="font-family: 'andale mono', monospace;"><strong>Başlı başına bir mucize olan tohumun yeryüzüne çıkışı filizlenme ile olur. Filizlenme ufacık bir tohum tanesinin toprağı yarması demektir. Tohumun, üzerindeki ağır toprak kütlesini yararak filiz vermesi, insanın üzerindeki yüzlerce kiloluk bir örtüyü hiç zorlanmadan delip geçmesine benzer. Peki tohumun bu mucizevi kalkışı nasıl gerçekleşir? Ufacık bir tohum toprağı yaracak kuvveti nereden bulur?Olgunlaşan bir tohum hemen filizlenmez. Tohumun filizlenmesi için uygun sıcaklık, nem ve oksijen gibi pek çok faktörün birarada bulunması gerekmektedir. Bu şartlar biraraya geldiğinde, uyku halindeki tohum canlanmaya başlar.Bir tohumun filizlenmesi için öncelikle suya ihtiyacı vardır. Çünkü olgun tohumlardaki metabolizmanın aktif hale gelmesi, yani büyüme işleminin başlayabilmesi için hücrede sulu bir ortamın olması gerekir. Bu ihtiyaç tohumların ıslanması ile karşılanır. Tohumdaki metabolizmanın harekete geçmesi ile birlikte kök ve filiz de büyür ve hücre bölünmesi başlar. </strong></span></p>
<p align="left"><span style="font-family: 'andale mono', monospace;"><strong>Bu aşamada ise mutlaka oksijene ihtiyaç vardır. Tohum, oksijenli solunumla enerji ve ısı üretimine başlar. Çünkü yeni oluşan bitkinin büyüyebilmesi için enerjiye ihtiyaç vardır. Fakat tohumun henüz kökleri yoktur. Dolayısıyla topraktaki mineralleri alacak durumda değildir. Peki bu durumda tohum, büyümesi için gereken besini nasıl bulmaktadır?</strong></span></p>
<p align="center"><span style="font-family: 'andale mono', monospace;"><strong><a href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/bitki_clip_image006.jpg" data-wpel-link="internal"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-2018" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/bitki_clip_image006.jpg" alt="" width="400" height="126" srcset="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/bitki_clip_image006.jpg 400w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/bitki_clip_image006-300x95.jpg 300w" sizes="(max-width: 400px) 100vw, 400px" /></a></strong></span></p>
<p align="center"><span style="font-size: 24px; color: #008080; font-family: 'andale mono', monospace;"><strong><span class="style1">Tohumun İçindeki Mucizevi Besin Deposu </span></strong></span></p>
<p align="left"><span style="font-family: 'andale mono', monospace;"><strong>Henüz kök salmamış olan tohum topraktaki minarelleri alamaz. Herşeyi kusursuzca yaratan Allah, tohumun içine kökleri gelişene kadar onu besleyecek bir besin deposu yerleştirmiştir. Bu besin deposu tohumun bütün ihtiyaçlarını karşılar. Tohumlar bir bitki olarak kendi besinlerini üretir hale gelinceye kadar, bünyelerindeki bu yedek besinleri kullanırlar.</strong></span></p>
<p align="left"><span style="font-family: 'andale mono', monospace;"><strong>Tohum filizlenmeden önce uyku halindedir. Tohumun uyku halinde kalmasını sağlayan bazı bitki hormonlarıdır. Tohum ıslatıldığında, embriyo hücrelerinde bulunan enzimler faaliyete geçerek yeni bir hormon salgılamaya başlarlar. Bu hormon uyku durumuna son verir ve büyüme enzimleri faaliyete geçer. Tohumun içinde şeker üretilir ve böylece tohumun filizlenmesi için gereken enerji sağlanmış olur. </strong></span></p>
<p align="left"><span style="font-family: 'andale mono', monospace;"><strong><a href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/bitki_clip_image007.jpg" data-wpel-link="internal"><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-2019 alignleft" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/bitki_clip_image007.jpg" alt="" width="284" height="227" /></a>İnsanlar bir tohumu toprağa attıklarında genellikle bütün bu detaylı gelişmelerden hiç haberdar olmazlar. Birkaç gün sonra o tohumun filizlenmesine ve yavaş yavaş bir bitki haline dönüşmesine doğal bir süreç olarak bakarlar. Oysa bir tohumun filizlenmesi için oldukça hassas işlemlerin büyük bir uyum içerisinde gerçekleşmesi gerekir. Ağırlığı &#8220;gram&#8221;larla ifade edilebilen bir tohum, üzerindeki kilolarca ağırlıktaki toprağı delerek yukarı çıkarken hiç zorlanmaz. Tohumun tek amacı toprağın üstüne çıkıp ışığa ulaşmaktır. Çimlenmeye başlayan bitkiler incecik gövdeleriyle sanki üzerlerinde toprağın ağırlığı yokmuşçasına rahatlıkla gün ışığına doğru yönelirler. Tohumdan çıkan her uzantı nereye gitmesi gerektiğini bilir. Filizler toprağın üstüne, güneşe doğru ilerlerken, kökler de toprağın derinliklerine doğru yol alarak topraktaki mineralleri toplamaya koyulurlar.</strong></span></p>
<p align="left"><span style="font-family: 'andale mono', monospace;"><strong>Tohumdaki bu kararlılık ve kendisinden beklenmeyecek derecedeki kuvvet, alemleri yaratan, üstün güç sahibi Allah&#8217;ın eseridir.<span style="color: #993366;">&#8220;Şimdi ekmekte olduğunuz (tohum)u gördünüz mü? Onu sizler mi bitiriyorsunuz, yoksa bitiren Biz miyiz? Eğer dilemiş olsaydık, gerçekten onu bir ot kırıntısı kılardık; böylelikle şaşar-kalırdınız.&#8221; (Vakıa Suresi, 63-65)</span></strong></span></p>
<p class="style1"><span style="font-size: 24px; color: #008080; font-family: 'andale mono', monospace;"><strong>ANEMON BİTKİLERİ VE BALIKLARI</strong></span></p>
<table class=" aligncenter" style="width: 733px;" border="0" cellspacing="0" cellpadding="0">
<tbody>
<tr>
<td style="width: 731px;"><span style="font-family: 'andale mono', monospace;"><strong><a href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/bitki_clip_image008.jpg" data-wpel-link="internal"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-2020" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/bitki_clip_image008.jpg" alt="" width="200" height="179" /></a></strong></span><br />
<span style="font-family: 'andale mono', monospace;"> <strong>Tek bir Anemon bitkisi tüm hayatı boyunca Anemon balıklarını tehlikelerden korumak için yeterli olmaktadır. Bu ortaklık balığa peşindeki avcılardan korunma imkanı sağlar. Buna karşılık olarak da Anemon bitkisi, balığın ardında bıraktığı yiyecek parçalarından faydalanır. Bu canlıları birbirine uyumlu yaratan Allah&#8217;tır</strong></span></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p align="left"><span style="font-family: 'andale mono', monospace;"><strong>Anemon bitkileri duyargalarının üzerinde bulunan çok sayıdaki yakıcı kapsül, kendilerine herhangi bir şey dokunduğu veya sürtündüğü anda hemen açılır ve etkisi çok güçlü olan bir zehir salgılar. Bu, çoğu zaman zehiri alan canlının felç olarak ölmesine sebebiyet verecek kadar güçlü bir sıvıdır. Anemon bitkilerinin etki etmediği canlılar da vardır. Örneğin Anemon balıkları, Anemon bitkilerinin yakıcı kapsüllerinin arasında yaşayabilen nadir canlılardandır. Anemon balıklarının üzerinde bulunan &#8220;saydam madde&#8221; bitkideki bu yakıcı kapsülleri durdurabilecek niteliktedir. Bitkiye yaklaşan balık, gövdesini yavaş yavaş Anemonlar&#8217;a değdirmeye başlar.</strong></span></p>
<p align="left"><span style="font-family: 'andale mono', monospace;"><strong>Üzerindeki saydam madde sayesinde zehirden çok fazla etkilenmeyen anemon balığının amacı yakıcı kapsüllerin üzerinde patlamasını sağlamaktır. Anemon balığı birkaç denemenin sonunda zehire bağışıklık kazanır ve bitkinin dokunaçlarının arasına yerleşir. Yeni doğan ve Anemon bitkilerine karşı hiçbir bağışıklığı bulunmayan balıklar da, diğerlerinin geçtiği aşamalardan tTek bir Anemon bitkisi tüm hayatı boyunca Anemon balıklarını tehlikelerden korumak için yeterli olmaktadır. Bu ortaklık balığa peşindeki avcılardan korunma imkanı sağlar. Buna karşılık olarak da Anemon bitkisi, balığın ardında bıraktığı yiyecek parçalarından faydalanır. Bu canlıları birbirine uyumlu yaratan Allah&#8217;tırek tek geçer. Anemon balıkları bu denemeleri tesadüfen yapmaya karar vermiş olsalayı neler olurdu? İlk seferde ya da daha sonraki denemelerinde balık patlatacağı kapsül sayısını tutturamayacağı için fazla zehir alıp ölürdü. Oysa böyle olmamıştır. İlk ortaya çıktıklarından beri Anemon bitkileri ve balıkları birlikte kusursuz bir uyum içinde yaşamaktadır.</strong></span></p>
<p>&nbsp;<br />
<a name="mikro"></a><br />
<a href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/mikro_clip_image001.jpg" data-wpel-link="internal"><img loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-2029 alignright" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/mikro_clip_image001.jpg" alt="" width="250" height="196" /></a></p>
<p align="left">&#8220;Evet, yalnızım” dediğiniz anda aslında oldukça fazla sayıda canlı ile berabersiniz. Vücudunuzda sizinle birlikte yaşayan ve sizi sürekli olarak koruyan kimi zaman da hastalanmanıza neden olan bakteriler, oturduğunuz koltuktan halınıza, soluduğunuz havaya kadar her yere yayılmış durumdaki akarlar, mutfağınızda birkaç gündür dışarıda beklettiğiniz yiyeceklerde üremeye başlayan küf ve mantarlar… Bunların hepsi kendi yaşam şekilleri, beslenme sistemleri ve çeşitli özellikleri ile apayrı bir alem oluştururlar.</p>
<p align="center"><span class="style1"><strong>BAKTERİLERDEKİ TASARIM</strong></span></p>
<p align="left">Bakteriler gözle görülemezler ancak özel hücre yapıları sayesinde her türlü koşula dayanıklıdır.<br />
Bakteriler, bitkilerden ve hayvanlardan farklı olarak hızlı çoğalan ve biyokimyasal etkileri bakımından canlılar aleminin dengesini sağlamada çok büyük önem taşıyan bir grubu oluştururlar. Hemen hemen her yerde yaşayabilirler, bu nedenle de herhangi bir tür organizmadan çok daha fazla sayıdadırlar. Bu canlılar dünyanın en fazla sayıdaki üyeleridir. Tüm ekosistem bakterilerin faaliyetlerine bağlıdır ve bakteriler insan yaşamını da pek çok şekilde etkilemektedirler.</p>
<p align="left">Günümüz teknolojisini bile çaresiz bırakan bir çeşitlilikleri vardır. Kimi zaman oksijeni bol ortamları tercih ederler, kimi zaman da oksijensiz toprak altında yaşayabilirler. Bir kısmı besinini fotosentez yolu ile sağlarken, bir kısmı da organik maddeleri ayrıştırarak enerji elde ederler. Birbirlerinin aynı olduğu düşünülen bakterilerin bile metabolizmaları incelendiğinde bunların aslında birbirlerinden farklı türler oldukları anlaşılmaktadır.<br />
Bakteriler, canlılar aleminde &#8220;prokaryotlar&#8221; olarak adlandırılırlar. Sahip oldukları tek hücre içinde bir çekirdek ve serbest şekilde dolaşan bilgi bankaları -DNA- bulunmaktadır. Oldukça kompleks bir yapıda hücre zarına ve ribozoma sahiptirler. Yeryüzündeki tüm canlıların yaşamsal işlevlerinin birçoğu, bu prokaryotik hücrelerin etkinliklerine bağlı olarak gerçekleşir.<br />
B</p>
<p align="left">akteriler oldukça yüksek veya düşük sıcaklıklara uyum sağlayabilmekte, toprak altına girebilmekte, havada uçabilmekte, kimyasalların içinde ve okyanusun dibinde yaşayabilmekte ve hatta radyasyona karşı dayanıklı hale gelebilmektedirler.</p>
<table border="0" width="170" cellpadding="0" align="left">
<tbody>
<tr>
<td><a href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/mikro_clip_image002.jpg" data-wpel-link="internal"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-2030" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/mikro_clip_image002.jpg" alt="" width="170" height="142" /></a><br />
Henüz mikroorganizmaların yapısına açıklama getiremeyen evrimciler, bu canlıların yapılarında bulunan estetik görünüme hiçbir anlam veremezler.</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p align="left">Uygun koşullarda bakteriler her 10-30 dakika içinde, sayılarını iki misli arttırırlar. Tek bir bakterinin sayısı önce ikiye, sonra dörde, daha sonra sekize çıkarak çoğalır ve bu işlem bu şekilde devam eder. Bakterilerin bazı çeşitleri –271oC soğuktan ve birkaç saat içinde -190oC dereceden artı 25oC’a geçiş yapan hızlı sıcaklık değişimlerinden etkilenmezler. Bazı türler ise insan için öldürücü olan dozun 2000 kat üzerinde olan bir atom radyasyonuna bile dayanabilmektedir. Bazıları çeşitli hastalıklara neden olurken, bazıları insan ve bitki metabolizmasının yararlı bir üyesi olarak bulunmak zorundadır. (Büyük Larousse Sözlük ve Ansiklopedisi, 3. Cilt, sf. 1237-1238 – 2000 KAT RADYASYON)</p>
<p class="style1">KENDİLERİNİ ŞARTLARA GÖRE AYARLAYABİLEN MİKROORGANİZMALAR</p>
<p align="left">Bakterilerin kendi nesillerini devam ettirebilmek için çok büyük fedakarlıklar yapmaları, gerektiğinde kendi hayatlarını tehlikeye atmaları ve tüm zor koşullara rağmen hayatta kalabilmek için kompleks sistemler geliştirebilecek özelliklere sahip olmaları yaratılmış olduklarının delillerindendir.<br />
Bakteriler biçimce çok değişiktirler ve yaşadıkları ortama göre bir görünüm edinirler. Bir çoğunun “spor” denen dirençli biçimleri vardır ve bu biçime girdiklerinde aşırı sıcağa, soğuğa veya kuraklığa dayanabilirler. Bazı bakterileri yok etmenin güçlüğü bundan doğmaktadır. Peki sporlanma dediğimiz şey ne demektir?</p>
<div align="left">
<table border="0" width="150" cellpadding="0" align="left">
<tbody>
<tr>
<td><a href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/mikro_clip_image003.jpg" data-wpel-link="internal"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-2031" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/mikro_clip_image003.jpg" alt="" width="150" height="102" /></a><br />
3400 yıl önce yapılmış olan Mısır&#8217;daki Luksor Tapınağının dış cephe tuğlalarında ve 720 milyon yıllık kaya tuzu bloklarında sporlanmış halde canlı bakterilere rastlanmıştır.</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Türlerine göre farklı koşullarda yaşayabilen bakteriler, koşullar bozulunca bölünmeye başlarlar. Normal şartlarda bu bölünme sonucunda ana hücreden kalıtsal özellikleri tamamen aynı olan iki yavru hücre meydana gelir. Ancak, koşullar bozulduğunda ya da besin azaldığında vazgeçilen ilk şey bu &#8220;aynılık&#8221; olur. Bir başka deyişle bakteri, şartların güçleştiğini fark ederek bir karar verir ve soyunu devam ettirmek için önlem alır. İkiye bölünme yine gerçekleşir, ama bu kez birbirine eşit olmayan iki hücre meydana gelir. Bu eşitsizliğin nedeni hücrelerden sadece bir tanesinin yaşayacak olmasıdır. Bunlardan büyük olan ana hücredir ve adeta bir koruyucu gibi küçük “kardeşini” içine alır. 10 saat süresince tüm enerjisini kullanarak onu besler ve küçük hücrenin korunmasına yardım edecek olan özel bir protein kılıfının oluşmasını sağlar. Böylece, ikiye bölünen parçalardan birinin içinde gelişen bakteri dayanıklı ve kendini koruyabilen nitelikteki bireyleri oluşturur. Diğeri ise koruyucu özelliklerini diğer kardeşine vererek ölür ve koruyucu bir kılıf haline gelir. İşte meydana gelen bu dayanıklı yapıya &#8220;spor&#8221; adı verilir. Dolayısıyla bakteriler, normal bölünmelerinin dışında, sporlar yoluyla dünyanın her yerine kolayca yayılırlar.</p>
<p class="style1" align="center"><strong>Milyonlarca Yıl Yaşayabilen Bakteriler</strong></p>
</div>
<p align="left">Söz konusu sporlanma işlemi mikroorganizmaların neredeyse tümü tarafından gerçekleştirilen bir korunma şeklidir. Bu canlıların bazıları koşullar uygunsuz bir hale geldiğinde sporlanma yöntemini kullanarak buharlaşma yoluyla havaya yükselir ve bulutların arasında korunma altına alınmayı tercih ederler. Atmosfer, yayılmak veya korunmak isteyen oldukça fazla sayıda küçük canlı spor barındırmaktadır. Kuru ve soğuk havalarda gökyüzünde kalan bu organizmalar bulutların arasında yaşadıkları bu süre içinde adeta uykudadırlar. Bulutların meydana getirdiği yağmurlarla yeryüzüne inerler. Yere dönüşlerinde artık eskisinden farklı bölgelere ulaşıp yeni bir koloni meydana getirebilirler. Bulutlar, aslında nesillerdir orada yaşayan, beslenen, nefes alan, hayatta kalabilmek için çeşitli koşullara uyum sağlayan canlı küçük mikroorganizmalarla doludur. Bakteriler bu canlıların en tedbirli olanlarıdır. Yerden kristalleşerek buharlaşan hava içinde yukarı doğru yükselirken beraberlerinde metan, fosfat, karbon, sülfür dioksit ve diğer besleyici bileşik depolarını, yani besinlerini de götürürler.<br />
Sporlanma adındaki bu şuurlu işlemi gerçekleştirdiklerinde bakteriler çok çeşitli ortamlara rahatça girebilir ve geniş alanlara yayılabilirler. Nitekim, radyoaktif uranyum madenlerinde bile canlı bakteriler bulunmaktadır. 3400 yıl önce yapılmış olan Mısır’daki Luksor tapınağının dış cephe tuğlalarında canlı bakterilere rastlandığı gibi, 200 milyon ve 320 milyon yıllık, hatta 720 milyon yıllık kaya tuzu bloklarında canlı bakteriler bulunmuştur. 20.000 metre yükseklikte bile bakterilere rastlanmıştır. En şaşırtıcı örnek ise çam ağacı reçinesi içinde yakalanmış ve bugüne kadar korunmuş 25 milyon yıllık bir arı fosilinin içinden çıkan bakteri sporlarıdır. Laboratuvarda steril koşullar altında çıkarılan bu sporlar, kültüre alınmışlar ve böylelikle bakteriler oldukça uzun bir aradan sonra yeniden gelişmeye ve üremeye başlamışlardır.</p>
<p><span style="font-size: 20px; color: #008080;"><strong><span class="style1">OKSİJEN SAĞLAYAN MUCİZEVİ TEK HÜCRELİLER:ALGLER(SU YOSUNLARI)</span></strong></span></p>
<p align="left">Bazı canlılar içlerinde porfirinli halkalar bulunan pigmentlere sahiptirler. Bu halkanın özelliği etrafındaki elektronların serbestçe hareket edebiliyor olmasıdır. İşte bu nedenle söz konusu halka kolaylıkla elektron kazanabilir veya kaybedebilir. Dolayısıyla bu halka etrafındaki ışığı ve enerjiyi hemen yakalayabilir. Yeryüzüne gelen güneş ışığı da bu pigmentin kendisine çekebildiği enerjilerden biridir. Güneşin enerjisini yakalayan ve kendi bünyesine alabilen bu pigmente “klorofil” deriz. Eğer bir canlı “klorofile” sahipse, bu canlı “fotosentez” yapabilir.</p>
<table border="0" width="200" cellpadding="0">
<tbody>
<tr>
<td><a href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/mikro_clip_image005.jpg" data-wpel-link="internal"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-2032" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/mikro_clip_image005.jpg" alt="" width="200" height="161" /></a><br />
Algler, klorofil içeren yeşil ve mavi-yeşil renkte ya da kahverengi ve kırmızı olabilmektedirler.</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p align="left">Fotosentezi ne insanlar ne de hayvanlar gerçekleştirebilirler. Bu canlılar, klorofilden yoksundurlar. Bu işlem laboratuvarlarda da yapay olarak gerçekleştirilemez. Klorofilde meydana gelen işlemler ve bu pigmentin mekanizması henüz tam olarak anlaşılamamıştır.</p>
<p align="left">Bu mikroskobik canlılar, fotosentez işlemi ile kendi enerjilerini karşılarken yeryüzünün de büyük bir gereksinimine cevap verirler. %30 oranında karbondioksit gazını içlerine çeker ve gezegenin %70’lik oksijen ihtiyacını karşılarlar. Ayrıca canlı türlerinin %70’i için besin sağlarlar. Bu canlılar, sadece fotosentez yapabilecekleri bir mekanizmaya değil, bedenlerine aldıkları güneş ışığını vücutlarının ışık göremeyen kısımlarına taşımalarını sağlayan özel bölmelere ve mekanizmalara da sahiptirler.</p>
<p align="left">Bu mikro canlılar kendileri için yaratılmış olan mikroskobik bir fabrika ile ekolojik sistemin en önemli gereksinimlerini karşılarlar; oksijen ve besin. Şimdi mikro dünyanın bu kapsamlı işlevlere sahip elemanlarından en önemlisini, yani algleri daha yakından inceleyelim: Algler sığ sularda yaygın olarak bulunan organizmalardır ve güneş ışığı gören her su yüzeyinde yaşayabilirler. Alg hücresi, renkli ve renksiz kısım olarak iki bölümden oluşur. Renksiz kısımda DNA ve bazı alglerde çekirdek bulunurken, bu bölümü çevreleyen renkli kısımda RNA ve renk veren çeşitli pigmentler bulunmaktadır.</p>
<p align="left">Algler içinde bulundukları suyun organik maddelerini büyük miktarda arttırırlar. Bu yolla suda yaşayan organizmaların besinlerini artırmaktadırlar. Dolayısıyla alglerin bulunduğu sular son derece verimli ve diğer canlıların yaşaması için oldukça elverişlidir. Algler aynı zamanda suların yenilenmesi açısından da temizleyici bir rol oynarlar. Suda yaşayan hayvanlara besin olur, onlar için besin üretirler.</p>
<p class="style1">VİRÜSLER</p>
<table style="width: 543px;" border="0" cellpadding="0">
<tbody>
<tr>
<td style="width: 537px;"><a href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/mikro_clip_image006.jpg" data-wpel-link="internal"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-2033" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/mikro_clip_image006.jpg" alt="" width="158" height="171" /></a><br />
Eğer evrenin başlangıcından beri saniyede bir virüs pinpon topunun içine atılıyor olsa idi, şu an ancak topun yarısı dolmuş olurdu.</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p align="left">Mikroskobik canlılar olan virüsler insan vücudunun en büyük düşmanlarıdır. Virüs, insan vücudundaki herhangi bir hücreyi seçer ve onu kendisi için bir sığınak olarak kullanır, burada çoğalır ve kimi zaman ölüme yol açan tahribatta bulunabilir. Bir virüs, proteinden bir kabuk ve kabuğun içinde kendisine ait bilgileri içeren genetik şifrelerden (DNA ve/veya RNA) ibarettir. Tek başına hayat belirtisi gösteren bir fonksiyonu veya organeli yoktur. Enerji üretebilecek veya protein sentezleyebilecek bir sistemi yoktur. Dolayısıyla bu önemli işlevleri yerine getirebilecek canlı bir hücrenin varlığına muhtaçtır. İşte bu nedenle bir virüs milyonlarca yıl hiç bozulmadan ve hiçbir hayat belirtisi göstermeden olduğu yerde kalabilir. Uzun süre bekledikten sonra bir organizma ile karşılaştığında hemen canlanır ve hareketlenir.</p>
<p>Virüsü harekete geçirmek için tek gereken şey içine girip enfeksiyona uğratabileceği savunmasız bir hücrenin sıcaklığı ve nemidir. Bu hücrenin içine yerleştiğinde bazen bir saat içinde kendini 100 kez çoğaltabilir. Bazen bir yıl içinde 20 milyon insanı öldürecek şekilde yeni bir şekle bürünebilir .</p>
<p class="style1" align="center"><span style="font-size: 20px; color: #008080;"><strong>AKARLAR</strong></span></p>
<table style="width: 299px;" border="0" cellpadding="0">
<tbody>
<tr>
<td style="width: 293px;"><a href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/mikro_clip_image007.gif" data-wpel-link="internal"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-2034" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/mikro_clip_image007.gif" alt="" width="329" height="148" /></a><br />
Evlerde, özellikle de halılarda yaşayan akarlar.</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p align="left">Akar ya da mayt olarak adlandırdığımız canlı, herhangi bir böcekten daha farklı özellikler taşımayan, son derece detaylı ve kompleks bir yapıya sahip olan, ama buna rağmen yine de ancak mikroskopla fark edilebilen bir mikro canlıdır. Yaşadığımız evin her yanında, yattığımız yatakta, yerdeki halıda, soluduğumuz havada kısacası yaşamımızı geçirdiğimiz her yerde bulunmaktadır. 5 ile 50 mikron arası boyutlarında olan bu canlıları çıplak gözle göremeyiz.</p>
<p>Bu canlılar ölü deri hücreleri ve kabukları ile beslenirler. Bu nedenle insanların yaşadığı ortamlarda bulunur ve insan aktiviteleri ile çevreye yayılır, hareket ederler. Beslenme malzemelerinin toplandığı yerler ise genellikle yataklar, minderler, mobilyalar ve halılardır.<br />
Normal şartlarda bu ilginç görünüşlü varlıkları görüp fark edebilmeyi istemezsiniz. Çevrenizde o kadar fazla sayıdadırlar ki, yattığınız yatakta bile, ne kadar temiz olursa olsun, ortalama 10,000 tane akar bulunmaktadır. Bu canlılar ürettikleri proteine karşı alerjiniz olmadığınız sürece size zarar vermezler; ısırmaz, sokmaz, hastalık bulaştırmazlar.<br />
Ancak bazı canlılar için zararlıdırlar. Öyle ki, parazit olarak içinde yaşadığı bir arı topluluğunu, arıların üstteki ölü derilerini delerek ve vücut sularını emerek ortadan kaldırabilirler. Bunun gibi pek çok böcek, hayvan ve bitkiye zarar verebilirler. Böcek akarları, böceğin ölümüne veya hastalanmasına sebep olurlar ama aynı zamanda meydana getirdikleri atıklarla toprağın verimini büyük ölçüde artırırlar. Bazıları ise birtakım canlıların asalaklarıdır. Bazı hayvanların kulak kanallarında, akciğerlerinde ve bağırsaklarında yaşarlar. Dolayısıyla akarlar farklı ortamlarda ve insan dışında farklı canlılarla da yaşayabilirler. Everest Dağı’nın 5,000 metre yükseklikteki yamaçlarında yaşayabildikleri gibi, Kuzey Pasifik Okyanusunun 5,200 metre derinliklerinde de yaşayabilmektedirler. Bunun dışında akarlar kaplıcalar, mağaralar, çöller ve tundralar da dahil olmak üzere pek çok yerde bulunabilirler. 10 metre derinlikteki madenlerde, soğuk ve termik kaynaklarda 500oC kadar yüksek ısıya sahip olan yer altı sularında, havuz ve göllerde yaşayabilirler. Farklı ortamlarda yaşayabilen bu farklı türlerinin sayısının 500,000’den fazla olduğu hesaplanmıştır.</p>
<p align="left">Akarlar su içmezler ama havadan ve ortamdan aldıkları nemi emerler. Bu nedenle bulundukları çevredeki nem onlar için önemlidir. %70-80 gibi oldukça yüksek orandaki nemden yaklaşık 27oC sıcaklıktan hoşlanırlar.<br />
Allah; dünyanın düzenini çok ince ve hassas dengelerle kurmuş, küçücük bir mikroorganizmayı koskoca bir yaşamın sebebi kılmıştır. Bunun tek nedeni, insanın karşısında apaçık duran bu yaratılış delilini görebilmesi, etrafında kendisine sunulmuş olanlar ve güç yetiremedikleri karşısındaki acizliğini ve Allah’a olan muhtaçlığını fark edebilmesi ve Allah’ı takdir etmesidir. Allah Kuran’da şöyle buyurmuştur:<br />
<strong>“İşte Rabbiniz olan Allah budur. O&#8217;ndan başka İlah yoktur. Herşeyin Yaratıcısı&#8217;dır, öyleyse O&#8217;na kulluk edin. O, her şeyin üstünde bir vekildir.” (En’am Suresi, 102)</strong></p>
<p class="style1"><span style="font-size: 20px; color: #008080;"><strong>DİATOMLAR</strong></span></p>
<table style="width: 403px;" border="0" cellpadding="0">
<tbody>
<tr>
<td style="width: 397px;"><a href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/mikro_clip_image008.jpg" data-wpel-link="internal"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-2035" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/mikro_clip_image008.jpg" alt="" width="150" height="147" /></a><br />
Sadece bir hücre zarı ve kloroplasttan oluşan tek hücreli bir canlının adeta bir kimya laboratuvarı gibi çalışması ve müthiş bir sanat sergilemesi inananları hayran, evrimcileri ise çaresiz bırakan çok önemli bir gerçektir.</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p align="left">Diatomlar mikroskobik bitkisel alglerdir. En büyükleri 1 milimetre çapında olan bu minik canlılardan 1 cm3 deniz suyunda, yaklaşık 10 bin tane bulunur. Okyanuslardaki canlı organizmaların %90’ını oluşturmalarına rağmen diatomların tümü suda yaşamaz. Bazıları toprak üstünde, yosunlara tutunarak ağaçlarda ve hatta yeteri kadar nem olduğunda tuğla duvarlarda bile yaşayabilir. Bu canlılar için ışık, su, karbondioksit ve gerekli besinlerin olduğu her yer üremek için uygundur.</p>
<p>Yeryüzündeki hemen hemen tüm canlılar, hayatlarını bir anlamda diatomlara borçludurlar. Çünkü yaptıkları fotosentez sayesinde soluduğumuz oksijenin bir kısmını diatomlar üretir. Bu mucizevi mikroskobik canlılar oldukça detaylı bir mekanizmaya sahiptir. Üzerlerinde çok sayıda gözenek vardır. Bu gözenekler besinlerin içeriye girmesine ve gaz değişimi yapmalarına olanak sağlar. Diatomlar oksijen üreten mikro fabrikalar gibi çalışır. Trilyonlarca diatom, bu gaz değişimi sonunda kendi ihtiyaçlarının çok üzerinde oksijen üreterek atmosferdeki oksijen oranına son derece önemli bir katkıda bulunmuş olur.<br />
Bunun yanı sıra denizlerdeki besin zinciri içerisinde de çok önemli bir rol oynarlar. Diatomlar hayvansal planktonları oluşturan küçük canlıların temel besin kaynaklarıdır. Hayvansal planktonlar da daha büyük türler için besin kaynağı olan ringa gibi balıklar tarafından tüketilir. Örneğin oldukça büyük bir canlı olan kambur balina gibi canlılar diatomlarla beslenir. Bir balinanın birkaç saat tok kalabilmesi için birkaç yüz milyar diatom gereklidir.<br />
Diatomların en etkileyici özellikleri ise kendi inşa ettikleri kabuklarıdır. Diatomlar mükemmel mimarlardır. Silisyum içeren kabukları serttir ve muntazam ve son derece simetrik bir görünümleri vardır. Diatomların kendileri için inşa ettikleri bu evler, bazen parıldayan bir kozalağı, bazen bir spirali, bazen de ışıldayan kristal bir avizeyi andırır. İlginç olan ise, yirmi beş binden fazla diatom türü olmasına rağmen hiçbirinin kabuğunun bir diğerine benzememesidir. Tıpkı bir kar tanesinin diğerine benzememesi gibi diatomların görünümleri de birbirlerinden farklıdır.</p>
<p align="left">Diatomların üzerinde bulunan ve besinlerin içeriye girmesine ve gaz değişimine olanak sağlayan gözenekler de üzerlerinde taşıdıkları bu mimari yapıyı inceltir. Sonuçta bu canlıların görünümleri, son derece hassas açılara sahip mükemmel bir matematik ve tasarım harikası olarak karşımıza çıkar. Bu canlının sadece 25 mikron çapında olduğunu hatırlatmakta fayda vardır. 25 mikron ise yaklaşık bir toplu iğne başı kadardır. Bir insanın 25 mikronluk bir alanda böylesine kusursuz bir estetik harikası meydana getirebilmesi neredeyse imkansızdır.</p>
<p align="left">Diatomlarla ilgili dikkat çeken ikinci planlama özelliği ise, üremeleri sırasında ortaya çıkar. Diatomlar inanılmaz hızlarda, bazıları sekiz hatta dört saatte bir bölünerek ürerler. Bu nedenle 10 gün içerisinde bir diatom 1 milyar ayrı birey haline gelebilir. Bu canlıların üreme hızları da özellikle oksijen ürettikleri için son derece önemlidir. Üreme hızlarındaki en küçük bir durağanlık kuşkusuz bu önemli oksijen kaynağının büyük ölçüde azalması anlamına gelecektir. Bu da canlılık için tehdit oluşturabilecek bir durumdur. Ancak Allah’ın yarattığı canlılar üzerindeki rahmetinin ve merhametinin bir tecellisi olarak bu canlılar mutlaka ihtiyaç olan zamanlarda ihtiyaç olan miktarlarda ürer ve yeryüzündeki hassas ekolojik dengeyi sabit tutarlar.</p>
<p align="left">Diatomların kendi besinleri de insanlık için önem taşımaktadır. Bu canlılar fotosentez sayesinde ürettikleri minik yağ parçacıkları şeklindeki besinlerini hücrelerinin içerisinde saklarlar. Bu minik yağ parçacıkları zamanla biraraya gelir, jeolojik ve biyolojik kuvvetlerin de etkisiyle petrol yataklarının oluşmasına neden olur. Bugün kullandığımız petrolün çok büyük bir bölümü tarih öncesi denizlerde ölen diatomlar oluşturmuştur.</p>
<p align="center"><strong><span class="style1" style="color: #008080; font-size: 20px;">BAKTERİ DNA SINDAKİ DELİLLER</span></strong></p>
<p align="left">Bakteri, sahip olduğu yüzlerce değişik özelliğin yanı sıra üstün yaratılışı sergileyen bir DNA’ya sahiptir. Bilinen en küçük bakteri olan theta-x-174’ün DNA’sında 5.375 nükleotid bulunmaktadır. Normal boyutlardaki bir bakteride ise nükleotid sayısı 3 milyon kadardır. Kodlanmış bu bilgiler, bakterinin yaşaması için gereklidir ve bunlarda meydana gelebilecek en küçük bir değişiklik bile bakterinin ölmesine neden olacaktır.</p>
<p align="left">Yüz milyon sayfalık bu bilgi 2-3 mikron büyüklüğündeki bakterinin içinde bulunan DNA’da mevcuttur. 2-3 mikron büyüklüğündeki bu hücrenin içinde bilgi taşıyan bu sarmalın uzunluğu ise 1400 mikrondur. Burada 1 mikronun, 0,001 mm. gibi çok küçük bir birim olduğunu unutmamak gerekir. Özel bir dizayn ile bu müthiş bilgi zinciri, kendisinden binlerce kat küçük bir organizmanın içine sığdırılmıştır. Bu yaratılış harikasının içinde gerçekleşen işlemler ise mükemmel bir organizasyon ve şuurlu bir birlikteliği gösterir. Konuyla ilgili olarak Antropolog Loren Eiseley şu açıklamada bulunmaktadır: “En basit olarak kabul ettiğimiz hücrenin içindeki fizyo-kimyasal organizasyonun detaylarını kavramak bizim kapasitemizi aşmaktadır.” (Loren Eiseley, The Immense Journey, 1957, sf.206 )</p>
<table style="width: 344px;" border="0" cellpadding="0">
<tbody>
<tr style="height: 239.438px;">
<td style="height: 239.438px; width: 338px;"><a href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/mikro_clip_image009.jpg" data-wpel-link="internal"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-2036" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/mikro_clip_image009.jpg" alt="" width="286" height="120" /></a><br />
Escherichia coli bakterisinin tek bir kromozomunda 5.000 gen bulunmaktadır.</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p align="left">Şunu tekrar belirtmekte yarar vardır: Bu derece yüklü bir bilgi, sadece “tek bir” hücrenin yaşaması için gereklidir. Bakterilerin, dünyanın her yanına yayılmış organizmalar olduğu düşünüldüğünde, böylesine bir bilginin her bir bakteri hücresinde aynı özen ve sıralama ile var olduğunu bilmek oldukça hayret vericidir.<br />
Bakteriler çoğalmak için çeşitli mekanizmalar kullanırlar. Bu süreçte, ikiye bölünerek, spor haline gelerek veya eşeyli olarak üreyebilirler. Bu çoğalma işlemi de, bakterinin ne kadar kompleks bir yapıya sahip olduğunun diğer bir delilini teşkil eder. Bakteri hücresi bölünmeden önce kromatin adı verilen yapı bölünür ve yavru hücreler 30 dakika içinde tam büyüklüğe ulaşarak yeniden bölünmek için hazır olurlar. Bakteriyel hücre bölünmesi sırasında akıllıca tasarlanmış bir sistem devrededir. Bu tasarım sırasında meydana gelen DNA kopyalanması ve hücre bölünmesi, indirgenemez kompleksliğe bir örnektir. Yani sistemin çalışabilmesi için, sistemi oluşturan bütün parçaların aynı anda ve eksiksiz olarak birarada bulunmaları gerekmektedir. Böyle bir durumda evrim teorisinin temel iddiası olan kademeli ve tesadüfi gelişim fikri, geçersiz bir hale gelmekte ve çürümektedir. Son yıllarda yapılan çalışmalar bu kompleks sistemin, tahmin edilenden çok daha karmaşık olduğunu ortaya koymaktadır.</p>
<p class="style1" align="center">KÜFLER,MAYALAR,LİKENLERDEKİ DELİLLER</p>
<p align="center"><span class="style1"><strong>Bir Mantar Çeşidi: Küfler </strong></span></p>
<p align="left"><a href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/mikro_clip_image010.gif" data-wpel-link="internal"><img loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-2037 alignleft" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/mikro_clip_image010.gif" alt="" width="149" height="108" /></a>Küfler tek bir çekirdeğe sahip tek hücreli mantarlardır. Bölünerek çoğalan bu canlılarda, bölünen her parça yine küfün kendi içinde gelişir ve gruplaşarak bir koloni haline gelir. Genellikle küf hücreleri bakterilerden büyüktür ve yumurta biçimindedirler. Bir hayvan hücresinde bulunan organellerin çoğuna sahiptirler.</p>
<p>Küfler, tıpkı bakteriler gibi uygun koşullarda hızla gelişerek insan sağlığını tehdit edici bir duruma gelirler. Bu organizmaların bazıları da gıdalarda toksin adı verilen ve insan ve hayvanlarda zehirlenmelere yol açan zehirli maddeler üretirler. Hatta bu maddelerin bazıları kanser yapıcı etkiye sahiptir. Küfler bakterilere kıyasla daha az besin öğesine ihtiyaç duyan ve gelişebildikleri koşullar açısından da düşünüldüğünde daha kötü şartlarda gelişebilen mikroorganizmalar oldukları için çoğu ortamda üreme olanakları bakterilere kıyasla daha fazladır.<br />
Küfler etrafta buldukları organik artıklarla beslendikleri gibi, canlı mikroorganizmaları da besin olarak kullanabilirler. Örneğin bir beyaz küf olan Entomophtorales, toprağın altındaki sularda yaşayan amiplerle beslenir. Çevresinde dolaşan bir amip gördüğü zaman, dokunaçlarıyla onu yakalayarak tüm hücre içini emer, geriye sadece zarını bırakır. Küfler bu yönleriyle etobur özellik de göstermektedirler.<br />
Ancak küfler, elbette sadece zarar verici organizmalar değildirler. Bu canlılar çok geniş alanlarda kullanılabilmekte ve besinlerin üretilmesinden ilaçların yapımına kadar çok yönlü olarak insanlara hizmet vermektedirler. Küfler birtakım organik asitlerin, bağışıklık sistemini bastırıcı ilaçlar da dahil olmak üzere bazı ilaçların ve penisilin gibi çeşitli antibiyotiklerin yapımında kullanılmaktadırlar. Küflerin bu alandaki faydaları büyük önem taşımaktadır. Tek hücreli mantarlar olan küfler sahip oldukları özellikleriyle birlikte elbette ki tesadüfen ortaya çıkmamışlar, Allah&#8217;ın yaratmasıyla var olmuşlardır.</p>
<p align="center"><span class="style1"><strong>Fermentasyonla Besin Üreten Mayalar </strong></span></p>
<p align="left">Mayalar küre, oval ve silindir biçiminde olan tek hücreli mantarlardır. Büyüklükleri 7-17 mikrondur. Dolayısıyla bir gram mayada yaklaşık olarak 15 milyon bağımsız hücre bulunmaktadır. Yaklaşık 600 bilinen maya türü bulunmaktadır.</p>
<p align="center"><span class="style1"><strong>Mantar ve Alglerin Ortak Yaşam Ürünleri: Likenler </strong></span></p>
<p align="left">Bazı mantarlar alglerle ortak yaşarlar. Bu birleşimden meydana gelen yeni canlıya ise &#8220;liken&#8221; adı verilir. Likeni meydana getiren iki canlı da karşılıklı olarak birbirlerinden fayda elde etmektedirler. Mantar, algin gerçekleştirdiği fotosentez işlemi sonucunda besin elde ederken, alg de mantarın kendisine sağladığı su ve mineral sayesinde kurumaktan korunmakta ve kendisi için emin bir yerde yaşamını sürdürmektedir.</p>
<table border="0" width="250" cellpadding="0">
<tbody>
<tr>
<td><a href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/mikro_clip_image011.gif" data-wpel-link="internal"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-2038" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/mikro_clip_image011.gif" alt="" width="250" height="234" /></a><br />
Mantar ve alglerin ortak yaşam ürünü olan likenler.</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p align="left">İki mikroorganizmanın birleşerek meydana getirdiği bu yeni canlı, mineralleri genellikle havadan ve yağmur sularından alır. Canlı, havanın toksik etkisine karşı güçlü değildir, bu nedenle sadece hava kirliliğinin olmadığı yerlerde yaşayabilir. Ancak bir likenin yaşaması için sıcaklık çok büyük bir fark oluşturmaz. Likenler, tropik bölgelerde yaşayabildikleri gibi soğuk kutup bölgelerinde de yaşayabilirler.</p>
<p align="left">Ağaç gövdeleri, dağ tepeleri ve çıplak kayalıklar likenlerin genel olarak yaşadıkları yerlerdir. Bu canlılar kayalıkları istila eden son derece önemli organizmalardır. Likenler toprağın meydana gelişinde oldukça önemli bir rol oynarlar. Burada mantarlara özgü ayrıştırıcı özellik son derece önemlidir. Liken, mantarın bu özelliğini kullanarak kayanın üzerini yavaş yavaş ayrıştırır ve kayanın rüzgar ve yağmur ile parçalara ayrılmasına neden olur. Likenlerin bazıları oldukça sert kayaları bile çözebilecek bir güce sahiptir Bu güç sayesinde parçalara ayrılan kaya, ufalanarak toprağın meydana gelmesini sağlamaktadır. Böylesine ince bir ayrıştırmayı doğada gerçekleştirebilecek başka bir canlı daha yoktur.</p>
<p align="center"><span style="font-size: 20px; color: #008080;"><strong><span class="style1">DEMİR KAYNAĞI BAKTERİLER</span></strong></span></p>
<p align="left">Fotosentez yapıp dünyadaki yaşama büyük oranda katkıda bulunan, bedenimizi koruyan, yeryüzünün en önemli yaşam döngüsünü meydana getiren, ama tüm bu faaliyetlerine rağmen gözle görülemeyen bu varlıkların kusursuz yaratılışlarındaki üstün akıl ve sanatı sergileyecek başka önemli özellikleri de vardır. Örneğin yeryüzündeki demir yataklarının, hatta bedenimizdeki demirin kaynağı da bakterilerdir.</p>
<p align="left">Bazı bakteriler suyun içinde erimiş olarak bulunan demiri sudan ayırma yeteneğine sahiptirler. Bu canlılar, okyanuslarda çözünen demir moleküllerini bu şekilde tüketirler ve bunları kendi vücutlarında yoğunlaştırırlar. Bakterilerin vücudunda yoğunlaşan demir daha sonra okyanus tabanında demir yatakları şekline gelir. Bunlar yüz milyonlarca yıl boyunca dağlara doğru itilir ve buralarda büyük demir yataklarını meydana getirirler. Bu demir yataklarının kazılması ile önemli miktarda demir molekülü havaya karışır. Biz ise farkında olmadan görünmeyen bu demir tozlarını soluruz. Vücudumuza giren bu moleküller bedenimiz için son derece önemlidirler.Vücudumuza küçük demir molekülleri girdiği için kırmızı kan hücrelerimizin demir taşıyan hemoglobin çekirdeği iliğimizi, yani vücudumuzda dolaşan kanın kaynağını meydana getirir.</p>
<p align="left">Bakterilerin bu kimyasal etkileri ile oluşan yeraltı kaynağı sadece demir ile sınırlı değildir. Yeryüzünün en önemli ihtiyaçlarından biri olan petrol de büyük ölçüde bakterilerin ürünüdür. Fermantasyon işleminden hatırlanacağı gibi oksijensiz solunum yapan bakteriler enerjilerini etraftaki organik bileşikleri parçalayarak elde ederler. Söz konusu bakterilerin bu özellikleri, toprak altında milyonlarca yıl önce meydana gelen birikimlerin petrole dönüşmesine yol açmıştır. Bu canlıların petrol üretebilmeleri için bulundukları ortamda oksijenin tükenmesi, sıcaklığın 150 derecenin altına düşmesi ve basıncın birkaç milyon yıl sürmesi gerekmektedir. &#8220;Bakterinin petrol oluşumu sağlaması&#8221; kulağa şaşırtıcı gelebilir. Gerçekten de şaşırtıcıdır, çünkü bu akıllı mikro canlıların uzun yıllar boyunca hiç durmadan böyle bir faaliyette bulunmaları, aslında sadece insanların yararına çalışmak üzere yaratıldıklarının bir delilidir. Mikroorganizmaların sağladıkları faydalar, eksikliğinde acze düşeceğimiz türden hayati ihtiyaçlarımızı karşılamaya yöneliktir.</p>
<p align="left">Son günlerde okyanusların tabanında yapılan araştırmalar, bakteriler hakkında, bilinmeyen bir gerçeği daha ortaya çıkardı. Bilindiği gibi bakteriler fotosentez, nitrojen sabitlemesi ve fermantasyon yoluyla besin zincirinin temel halkasını oluştururlar. Okyanusun 300 metre altında yapılan araştırmalar, bakterilerin görevlerinin bu işlemlerle sınırlı olmadığını gösteren delilleri gün ışığına çıkardı. Yeni keşfedilen ve okyanusun yüzlerce metre altında, taban ortamında yaşayan ve buradaki kayaları yiyen bakterilerin, buradaki canlılığın korunması için temel besin işlevi gördüğü anlaşıldı&#8230;</p>
<p align="left">Bakteriler aynı zamanda yaz boyunca göllerin içindeki canlıların ihtiyacı olan mineral ve besinleri hazırlamakla da sorumludurlar. Göllerde kış boyunca neredeyse ölü olan bitki ve hayvanların yazın tekrar canlanırken ihtiyaç duyacakları tüm besin ve mineraller kışın bakterilerin yaptığı faaliyetler ile sağlanır. Kış boyu bakteriler, suyun dibine çöken organik atıkları yani hayvan ve bitki ölülerini ve artıkları ayrıştırarak minerallere dönüştürürler. Böylelikle bakterilerin içinde bulundukları göller temizlenir. Yapılan bu ayrıştırma işleminde aynı zamanda gölün dibinde çeşitli mineraller de birikmiştir. Böylelikle canlılar baharda uyandıklarında besinlerini de hazır olarak bulurlar. Bakteriler sayesinde hem bulundukları ortamda bir &#8220;bahar temizliği&#8221; yapılmış hem de yazın yeniden canlanan doğa için yeterli miktarda besin hazırlanmıştır. Yarattığı tüm canlılara hesapsız rızık veren Allah, gölde yaşayan birbirinden farklı özelliklere sahip birbirlerinden farklı türdeki sayısız canlı için de bakterileri sebep kılmıştır. Ne bakterilerin başka canlılara sağladıkları bu faydadan haberleri vardır ne de yazın hareketlenen su canlıları, besinlerin kendilerine nereden geldiğini araştırırlar. Onlar sadece kendilerini yaratan Allah&#8217;a teslim olmuşlardır.</p>
<h1 style="text-align: center;"><a name="ozet"></a><span style="color: #993366;"><strong>Allah&#8217;ın Varlığının ve Birliğinin Delilleri ÖZET</strong></span></h1>
<p>&nbsp;<br />
İmkân Delili:<em> İmkân, bir şeyin olması ile olmamasının eşit ihtimale sahip olması demektir. </em>Günlük konuşmalarımızda da <em>&#8220;mümkün&#8221;</em> derken olabilir de olmayabilir de manasını kast ederiz. Yaratılmış olan her varlık bize şu gerçeği haykırır: <em>Benim olmamla olmamam eşit idi. Şu an ben varsam, var olmamı yoklukta kalmama tercih eden biri var demektir. O ise ancak Allah&#8217;tır. </em><br />
Hudus Delili: <em>Hudus, sonradan olma demektir.</em> Hudusun en büyük delili değişmedir. Bir varlıkta değişme varsa, bu hareketin bir ilk noktası olacaktır. İşte o noktadan önce o şey varlık sahasına çıkmamıştı. Henüz yoklukta iken var olmayı kendi kendine irade edemeyeceğine ve buna güç yetiremeyeceğine göre, bu var oluş Allah’ın yaratmasıyla gerçekleşmiş demektir. Maddenin termodinamik kanununa göre sürekli yokluğa doğru kayması, kâinatın durmadan genişlemesi, güneşin süratle tükenişe doğru yol alması gibi hadiseler, bu varlık aleminin bir başlangıcı olduğunu gösteriyor.<br />
San&#8217;at: Atomdan insana, hücreden galaksilere kadar bütün kâinatta, ince ve baş döndürücü bir sanat göze çarpmaktadır. Evet, bir baştan bir başa kâinattaki her eser şu özelliklere sahiptir:</p>
<ul>
<li><em> Büyük sanat değeri taşır.<br />
• Çok kıymetlidir.<br />
• Çok kısa zamanda ve çok kolay yapılmaktadır.<br />
• Çok sayıda olmaktadır.<br />
• Karışık ve çeşit çeşittir.<br />
• Devamlıdır.</em></li>
</ul>
<p>Halbuki, kısa zamanda, çok sayıda, kolay ve karışık yapılan işlerde san&#8217;at ve kıymet olmaması gerekir. Ancak yapan Allah (c.c.) olursa, o zaman her şey değişir ve zıtlar bir araya gelebilir!..<br />
Devir ve Teselsülün Muhal olması: Devrin muhal olduğu şu misalle açıklanıyor. Bir yumurtayı tavuğun yaptığını iddia eden adama soruyorsunuz. <em>Tavuğu kim yaptı? </em>Buna karşılık onun çıktığı yumurtayı gösteriyor. Buna göre tavuğu aradan çıkardığımızda yumurta yumurtayı yapmış oluyor. Bu ise muhaldir. Teselsül ise, bir şeyin silsile hâlinde ta ilk noktasına kadar gidip o ilk varlığı kimin yaptığını sormak suretiyle Allah’ın varlığını ispat metodudur. Yani bu meyveyi şu ağaç yaptı, o bir önceki meyveden oldu, o da bir önceki ağaçtan. Böylece ilk ağaca yahut ilk meyveye kadar varıyor ve soruyoruz: <em>Bunu kim yarattı?.. </em><br />
Kur&#8217;an yolu devir ve teselsülden çok farklıdır. <em>&#8220;Yumurtayı kim yaptı?&#8221;</em> yahut <em>&#8220;Meyveyi kim yaptı?&#8221;</em> sorusunun cevabı, doğrudan doğruya, “Allah yarattı.” diye cevap verilir.<br />
İlim, irade, şefkat, merhamet kavramlarından bir nasibi olmayan, insanı tanımayan, hikmetten, sanattan anlamayan bu sebeplerin (tavuğun ve ağacın) sonucun yaratılmasında hiçbir tesirleri olmadığı ispat edilir. Böylece devir yahut teselsül deliline gerek duyulmaz.<br />
Hikmet ve Gaye Delili: Her varlıkta kendisine mahsus bir gaye, bir maksat, bir fayda takip edildiği göze çarpmakta ve hiçbir şeyde gayesizlik, manasızlık ve israf sayılacak herhangi bir durum müşahede edilmemektedir. Hâlbuki, ne madde aleminde ne bitki ve hayvanat dünyasında ne de eşya ve hadiselerde şuur ve idrak mevcut değildir ki, bu gayeler silsilesi takip edilebilsin. Öyle ise, kâinattaki bu şuurlu işleyişi ve bu hikmet ve gayeleri ancak Allah&#8217;a isnat etmekle makul bir yol tutmuş olabiliriz.<br />
Yardımlaşma Delili: Yağmurun toprağın imdadına, güneşin gözlerin yardımına koşmalarından, ta havanın kanı temizlemesine kadar, bu alem bir yardımlaşma hareketiyle âdeta dolup taşmaktadır. Bu yardımlaşmayı yapan taraflar birbirlerini tanımamakta, bilmemektedirler. Öyle ise bu merhametli icraatı sebeplere vermek mümkün değildir.<br />
Temizlik: Kâinattaki nezafet ve temizlik, başlı başına bir delil olarak, bize Kuddüsismiyle müsemma bir Zat&#8217;ı (c.c.) anlatmaktadır. Toprağı temizleyen bakteriler, böcekler, karıncalar ve nice yırtıcı kuşlar; rüzgâr, yağmur ve kar; denizlerde buzullar ve balıklar; gezegenimizde atmosfer, uzayda kara delikler; bünyemizde kanımızı temizleyen oksijen ve ruhumuzu sıkıntılardan kurtaran manevi esintiler, hep Kuddüsisminden haber vermekte ve o ismin verasındaki Zat-ı Mukaddes&#8217;i göstermektedir.<br />
Simalar: Herhangi bir insanın siması, en ince teferruatına kadar kendisinden evvel geçmiş milyarlarca insandan hiçbirisine birebir benzememektedir. Bu kaide, kendisinden sonra gelecekler için de aynen geçerlidir. Bir cihette birbirinin aynı, diğer cihette birbirinden ayrı milyarlarca resmi küçücük bir alanda çizip, sonra da kendileri gibi olması mümkün, milyarlarca resimden ayırmak ve her şeyi sonsuz ihtimal yolları içinde bir yola ve bir şekle sokmak, elbette ve elbette yarattığı her varlığı, hem de hiç kapalı bir yanı kalmamak üzere bilen ve o varlığa istediği şekli vermeye gücü ve ilmi yeten Cenab-ı Hakk&#8217;ı en sağır kulaklara dahi duyuracak kuvvette bir ilandır.<br />
Fıtrat ve Vicdan Delili: Allah&#8217;ı tanımanın sayılamayacak kadar çok delil ve işaretleri insanın yaratılışında, fıtratında mevcuttur. Bunlardan birkaç örnek: İnsan fıtratı ve vicdanı her nimetin mutlaka şükür istediğini bilir. Bir peygambere kavuşmuş ve hidayete ermişse şükrünü Allah&#8217;a yapar. Aksi hâlde batıl mâbutlara tapar. Bu tapma insan vicdanın insanı zorlamasıyla gerçekleşir.<br />
<em>Güzelliği takdir hissi de insan fıtratında mevcuttur.</em> Sergiler, fuarlar bu his ile gerçekleşir. İnsan bu yaratılışının gereği olarak, şu sema yüzünde sergilenen yıldızları, zemin yüzünde boy gösteren çiçekleri, ağaçları, ormanları dolduran ceylanları, aslanları, denizlerde kaynaşan balıkları seyretmek ve onlardaki İlâhî sanatın mükemmelliğini takdir etmek durumundadır.<br />
Tarih: <em>Dinler tarihi şahittir ki, insanlık hiçbir devrini dinsiz geçirmemiştir. </em>Batıl, hatta gülünç dahi olsa, hemen her devirde bir dine inanmış ve bir manevi sistemi takip etmiştir. İnsan fıtratına inanma duygusunu Allah koymuştur ve insan O’na (Allah’a) inanmakla mükelleftir.<br />
Kur&#8217;an: Kur&#8217;an-ı Kerim&#8217;in Kelamullah olduğunu ispat eden bütün deliller, aynı zamanda Cenab-ı Hakk&#8217;ın varlığını da ispat eder durumdadır. Kur&#8217;an&#8217;ın Allah kelamı olduğuna dair yüzlerce delil vardır. Bunlar, Kur’an ile alakalı İslam kaynaklarında en ince teferruatına kadar mevcuttur. Bütün bu deliller, kendilerine mahsus dilleriyle &#8220;Allah vardır.&#8221; derler.<br />
Peygamberler: Peygamberlerin ve bilhassa Peygamberler Efendisi İki Cihan Serveri&#8217;nin (a.s.m) peygamberliğini ispat eden bütün deliller de yine Cenab-ı Hakk&#8217;ı anlatan delillere dahil edilmelidir. Zira peygamberlerin varlıklarının gayesi, tevhid;yani Allah&#8217;ın varlık ve birliğini ilan etmektir. Öyleyse, her peygamberin kendi peygamberliğini ispat eden bütün delilleri, aynı zamanda, Cenab-ı Hakk&#8217;ın varlığına da delil olmaktadır. Bir peygamberin hak nebi olduğunu ifade eden bütün deliller, aynı kuvvetle, hatta daha da öte bir kuvvetle &#8220;Allah vardır ve birdir.&#8221; demektedir&#8230;<br />
&nbsp;<br />
<strong>Allah’ın varlığının ve birliğinin delilleri</strong><br />
Bütün semavî dinlerin temelini Allah&#8217;ın varlığına inanmak oluşturur. &#8220;Tevhid dini&#8221; olan İslâm&#8217;ın en önemli esası da Allah&#8217;ın varlık ve birliğine iman etmektir. O&#8217;nun varlığını ve birliğini gösteren pek çok deliller vardır. Bu delillerin en büyük dört tanesi şunlardır: Birincisi, şu muhteşem evren ve içindeki her biri birer sanat harikası olan varlıklardır. İkincisi, başta Kur&#8217;ân olarak bütün semavî kitaplardır. Üçüncüsü, başta son peygamber Hazret-i Muhammed (sav) olmak üzere bütün peygamberlerdir. Dördüncüsü, her insanın kalbinde bulunan vicdandır. Kim bu dört kaynağa dikkatlice baksa ve onlardan gelen sese kulak verse, kendini yaratan Rabbini bulur ve tanır. Mesela, vicdanının sesini dinlese &#8220;Muhakkak seni ve her şeyi yaratan, sonsuz kudret ve merhamet sahibi yüce bir yaratıcı var.&#8221; dediğini ve ona olan ihtiyacını işitir.<br />
<strong><br />
KÂİNATTAKİ DELİL</strong><br />
Şimdi bu delillerin en büyüğü olan evrenden ve içindekilerden yola çıkarak bazı örnekler üzerinde duralım: Her insan bilir ki bir bina ustasız yapılamaz. Bir okul müdürsüz, bir şehir valisiz olamaz. Öyleyse şu koca evren de bir ustası olmadan kendiliğinden meydana gelemez. Bir idarecisi ve hâkimi olmadan düzenini devam ettiremez. Demek ki bu kâinatı yoktan var eden büyük bir ustası, düzen ve dengesini bozulmaktan koruyan bir hâkimi vardır. O da Rabbimiz olan Yüce Allah&#8217;tır.<br />
CANLILARDAKİ DELİL<br />
Çevremizde gördüğümüz bütün varlıklar, gâyet mükemmel ve kusursuz yaratılışlara sahiptirler. Özellikle her bir canlı, son derece hassas ölçülerle, iç içe geçen karmaşık sistemlerle ve pek çok harika sanatlarla donatılmış olarak meydana gelirler. Basit, cansız bir hapın üretilmesi için bile ölçülerini tam olarak tutturmak gerekir. Tesadüfler sonucu bir tek aspirin oluşabilir mi? Bir ölçüp tartan olmadan, içindeki malzemeler kendiliklerinden bir araya gelebilirler mi? Madem bir tek aspirin dahi kendiliğinden ortaya çıkamaz, öyleyse ondan çok daha hassas ölçülere, çok daha güzel sanatlara sahip ve üstelik canlı olan menekşe gibi bir çiçek nasıl kendiliğinden ortaya çıkabilir? Öyle güzel bir sanat sadece çok yüce bir sanatkârın eseri olabilir. Kendiliğinden olamaz.<br />
HÜCRELERDEKİ DELİL<br />
Canlıların temel yapı taşları olan hücrelerde öyle büyük bir düzen vardır ki en büyük ve en modern fabrikalarda bulunmaz. Acaba akıl sahibi bir insan, bir kumaş fabrikasının kendiliğinden bütün tezgâhlarıyla beraber ortaya çıkıp kumaş üretmeye başladığını kabul edebilir mi? En basit bir fabrikanın tesadüflerle kurulabileceğini kabul etmeyen bir akıl, milyonlarla küçük parçacıklardan oluşan bir hücrenin kendiliğinden ortaya çıkabileceğini hiç kabul edemez. Bir bilim adamı, bir hücrenin tesadüfen ortaya çıkma olasılığını anlatmak için bunun, bir hurda yığınına kasırga isabet etmesi sonucunda bir Boeing 747 uçağının oluşmasından hiç bir farkı olmadığını belirtmiştir. Demek ki küçücük bir yaratılış mucizesi olan hücrenin ortaya çıkması ancak Allah&#8217;ın sonsuz ilim ve kudretiyle olabilir.<br />
İNSAN VÜCUDUNDAKİ DELİL<br />
İnsan vücudunun yaratılışındaki kusursuzluk da Allah&#8217;ın varlığını çok açık bir şekilde gösterir. Bedenimizin bütün hücreleri ve organları çok karmaşık bir ilişkiler ağı içerisinde, olağan üstü bir uyumla çalışmaktadır. Vücudumuzda bu faaliyetler olup dururken, bütün bu olanlardan bizim neredeyse hiç haberimiz olmaz. İnsanların çok basit bir taklidi olan bir robotun kendiliğinden veya bir süreç içerisinde tesadüfen oluşabileceğine hiç kimse ihtimal verir mi? Elbette vermez. Öyleyse sağlıklı düşünebilen bir insan aklı, en güzel bir sanat olan kendi vücudunun tesadüflerle ortaya çıkacağına ve fonksiyonlarını tesadüflerle yerine getirebileceğine hiç ihtimal veremez. Yüce Rabbimiz de Kur&#8217;ânda, &#8220;Ey insan! Seni yaratan, şekillendirip ölçülü yapan, dilediği bir biçimde seni oluşturan cömert Rabbine karşı seni ne aldattı?&#8221; (İnfitar Sûresi, 6-8) gibi âyetlerle insanı Allah&#8217;ın yarattığı konusunda bizleri ikaz ediyor. İnsan vücuduna diğer bütün canlı varlıkları kıyaslayabiliriz. Hepsi de son derece kusursuz ve karmaşık yaratılışlarıyla sonsuz bir ilim, kudret ve irade sahibi yaratıcının varlığını gösterirler. &#8220;&#8230;Yeryüzünde hiçbir canlı yoktur ki Allah onun perçeminden tutmuş olmasın&#8230;&#8221; (Hud Sûresi, 56. âyet) gibi âyetler bütün canlıları O&#8217;nun yarattığını ve O&#8217;nun idaresi altında olduğunu ifade ediyorlar.<br />
ATOMLARDAKİ DELİL<br />
Bütün varlıklar atomlardan oluşurlar. Her bir atomda çok harika bir sanat, mükemmel bir yapılış ve müthiş bir enerji vardır. Merkezindeki çekirdek ve etrafında dönen elektronlarıyla sanki küçük bir güneş sistemi gibidir. Bu kadar harika özellikler o kadar küçük bir alana sıkıştırılmıştır ki en gelişmiş elektron mikroskoplarıyla bile tam olarak görülemez. Bu kadar mükemmel ve küçücük bir sanat, hiç tesadüfen ortaya çıkabilir mi? Tesadüflerden, güzel sanatlar ve harika eserler değil ancak dağılma ve bozulma meydana gelir. Öyleyse kâinatın küçücük bir modeli gibi olan atomları her şeyi bilen ve her şeye gücü yeten Allah yaratmıştır. Üstelik bütün evren, adeta atomlardan oluşan büyük bir deniz gibidir. Öyleyse bir atomu kim yaratmış ise bütün evreni de o yaratmıştır. Bütün her şeyi Allah&#8217;ın yarattığını anlatan bir Kur&#8217;ân âyeti şöyledir: &#8220;&#8230;O, her şeyi yaratmış ve yarattığı o şeyleri bir ölçüye göre takdir etmiştir.&#8221; (Furkan Sûresi, 2. âyet)<br />
HAYATTAKİ DELİL<br />
Allah&#8217;ın varlığının en büyük bir delili de hayattır. Şu dünyada yaşayan bütün canlılar, hava, su, toprak gibi bazı temel maddelerle yaratılırlar. Özellikle dünyada hayat başlamadan önce bu maddelerde herhangi bir canlılık da yoktu. Tamamen cansız, bu toprak ve su gibi maddelerdeki elementlerin bir araya gelmesi ile oluşan canlı varlıklar hayatı nereden almaktadırlar? Üstelik hayatla beraber gelen sevmek, nefret etmek, görmek, duymak gibi pek çok duygu ve hisler de o maddelerde yoktur. Şu halde bütün âlemdeki sanatların en değerlisi olan hayat gibi bir mucize, ancak ezelî bir hayata sahip olan yüce Allah&#8217;ın yaratmasıyla ortaya çıkabilir. O cansız maddelerden gelmiş olamaz. Bu konuda bir Kur&#8217;an âyeti şöyle der: &#8220;O, size hayat veren, sonra sizi öldürecek, daha sonra da diriltecek olandır&#8230;&#8221; (Hac Sûresi, 66. âyet)<br />
DÜNYADAKİ DELİL<br />
İçinde yaşadığımız dünyada kurulu sisteme baktığımızda onu hayata en uygun bir şekilde düzenleyen bir yaratıcının varlığını fark ederiz. Çünkü etrafımızı dikkatle gözlediğimiz zaman harika bir sistemin kurulmuş olduğunu görürüz. Dünyanın güneş ve kendi ekseni etrafında dönmesi, dört mevsimin art arda gelmesi, gece gündüzün değişmesi, yağmurların yağması, rüzgârların esmesi, canlıların yeryüzünde çoğalması ve beslenmesi gibi çok büyük ve karmaşık olaylar tam bir düzen içerisinde devam eder.<br />
Bununla birlikte dünya, her şeyiyle hayata hizmet edecek şekilde yaratılmıştır. Karalarıyla denizleriyle, dağları ve ırmaklarıyla canlılara en uygun şekildedir. Güneşe olan uzaklığı en ideal mesafededir. Daha yakın veya daha uzak olsa idi dünyada yaşamak mümkün olmazdı. Kendi etrafında ve güneşin etrafında çok büyük hızlarla döndüğü halde üstünde yaşayanları hiç sarsmaz. Bu hâliyle, sanki büyük bir gemi gibi, uzay boşluğu içinde milyarlarca yolcusu ile birlikte seyahat eder. Üstelik bu yolcuların besinleri dışarıdan alınarak depolanmaz. Her şey o gemi içinde yetiştirilip ikram edilir. Çok büyük bir gemiyi içinde bu şekilde yolcularıyla ve ziyafet sofraları kurulmuş bir halde görsek ne düşünürüz? Bu geminin tesadüfen, bir fırtına sonucu uçuşan maddelerin bir araya gelmesiyle oluştuğuna ve içindekilerin de her nasılsa orada kendiliklerinden ortaya çıktıklarına kimse ihtimal verir mi?<br />
İşte dünya en büyük ve en modern gemilerden çok daha büyük ve çok daha hassas ölçülerle yaratılmıştır. Böyle bir gemi elbette sonsuz kudret ve maharet sahibi bir sanatkâr olan Allah&#8217;ın yaratması ile ortaya çıkabilir. Dünya üzerinde görünen Allah&#8217;ın varlık delillerine bir Kur&#8217;an âyeti şöyle işaret eder: &#8220;O, yeri yayıp döşeyen, orada dağlar, nehirler meydana getiren, orada her türlü meyveden (erkekli-dişili) iki eş yaratandır. O geceyi gündüze bürüyor. Şüphesiz bunlarda, düşünen bir kavim için (Allah&#8217;ın varlığını gösteren) deliller vardır.&#8221; (Râd Sûresi, 3. âyet)<br />
KÂİNATIN BAŞLANGICINDAKİ DELİL<br />
Bu kâinat ve içindeki her varlık sonradan meydana gelmiş, yoktan yaratılmıştır. Günümüzde bu gerçek, fen bilimlerince de doğrulanmaktadır. Astronominin tespitlerine göre, bu evren, sıfır noktasında iken büyük bir patlama ile ortaya çıkmıştır. Bu patlama sonrasında oldukça düzenli, hassas dengelere sahip galaksiler, yıldızlar, gezegenler meydana gelmiştir. Bilim adamları bu ilk patlamanın rastgele bir savrulma olamayacağını, aksine bir programa dayalı düzenli bir açılıp genişleme olması gerektiğini söylüyorlar. Çünkü rastgele bir patlamadan böyle harika sanatlarla dolu bir evren ortaya çıkamazdı. Hiçbir şey yokluktan kendiliğinden çıkıp var olamaz. Madem bu âlemin bir başlangıcı vardır. O halde, başlangıcı olmayan ezelî bir yaratıcıya muhtaçtır. O da, Kur&#8217;ân&#8217;ın bize tanıttığı, sonsuz ilim ve kudret sahibi olan Allah&#8217;tır. O, büyük patlama ile kâinatı yoktan var etmiştir. Allahu Teâlâ, Kur&#8217;ân&#8217;da kâinatı bizzat yarattığına ve genişlettiğine şöyle işaret eder: &#8220;Göğü, gücümüzle Biz kurduk; şüphesiz biz onu genişleticiyiz.&#8221; (Zariyat Sûresi, 47. âyet)<br />
Kur&#8217;ân-ı Kerim&#8217;de, &#8220;&#8230;Şüphesiz bunda aklını kullanan bir kavim için (Allah&#8217;ın varlığını gösteren) deliller vardır.&#8221; (Rad Sûresi, 4. âyet) gibi çok âyetler bizleri yaratılmışlar hakkında düşünüp ibret almaya davet ederler. Allah&#8217;ın sanatlarını görüp onlar üzerinde düşünmek akıl sahibi insanlar için hem büyük bir şeref, hem büyük bir görevdir. Bunun farkında olan insan, Allah&#8217;ın kendisine ihsan ettiği akıl ile bir binaya bakıp ustasını gördüğü gibi, yaratılmışlara bakarak da Yaratıcıyı bulabilir.<br />
HER ŞEYİ YARATAN ALLAH&#8217;TIR<br />
Etrafımızdaki varlıkları dikkatle gözden geçirdiğimizde zerrelerden yıldızlara kadar, küçük büyük her şeyde bir ölçüyü, plan ve programı görürüz. Her nereye bakarsak gizli bir kudretin atomlara, hücre yapılarına, canlılara hatta yıldızlara varıncaya kadar ölçüp, biçtiğini, ona göre dikkatlice yaratıp düzen verdiğini anlarız. Bütün evren, adeta büyük bir canlı organizma gibidir. Bütün parçaları mükemmel ölçülerle birbirini tamamlayan kompleks bir yapıda ve muhteşem bir sanat eseri olarak yaratılmıştır. Buna işaretle yüce Allah Kur&#8217;ân&#8217;da: &#8220;Gerçekten biz, her şeyi bir ölçü ve dengede yarattık&#8221; (Kamer Sûresi, 49. âyet) buyurmaktadır.<br />
Madem bu evren bütünüyle onun bir sanat eseridir ve iç içe geçen pek çok varlıklar ve düzenlerle mükemmel bir şekilde yönetilmektedir. O halde içindeki en küçük bir atomu ve atomların birleşmesiyle oluşan bir canlıyı da yaratan odur. Bir tek atomu yaratan Allah olduğu gibi; tuğlaları atomlarla örülmüş şu kâinat binasını yaratan da O&#8217;dur. Çünkü bütünü yaratan kim ise bütünün parçalarını yaratan da odur. Demek ki, atomu yaratan ve ona düzen veren kim ise, yıldızları yaratan ve aralarına dengeyi koyan da elbette odur.<br />
Yeryüzündeki bütün canlılar hücrelerin bir araya gelmesiyle oluşurlar. Hücrelerde ise öyle bir sanat, öyle karmaşık bir yapı ve o kadar hassas ölçüler vardır ki bütün insanlık toplansalar tek bir hücreyi yapamazlar. Bütün mahlûkların en akıllıları ve en kabiliyetlileri olan insanların yapmaktan aciz kaldıkları bir işi her halde kör tesadüfler veya bilinçsiz tabiat kanunları yapamaz. Öyleyse her bir hücreyi sonsuz ilim, irade ve kudret sahibi olan Allah&#8217;tan başkası yaratmış olamaz. O halde, bir hücreyi kim yaratmış ise onlardan oluşan bir canlıyı da hatta bütün canlıları da o yaratmıştır. Çünkü bütün canlılar hücrelerden oluşmaktadır. Bu gerçeği bir Kur&#8217;ân âyeti şöyle ifade eder: &#8220;Gökleri, yeri ve bu ikisi içinde yaydığı canlıları yaratması, onun varlığının delillerindendir&#8230;&#8221; (Şûrâ Sûresi, 29. âyet)<br />
Bilindiği gibi, bir yerin idaresine birden fazla karışan olsa, orası karışır ve düzen bozulur. Hâlbuki evrende, evrenin büyüklüğü nispetinde çok hassas ölçülerle kurulmuş bir düzen var. Hatta iç içe geçerek birbirini tamamlayan sonsuz sayıda düzenler var. Eğer ikinci bir el karışsaydı her şey karmakarışık olur, düzen alt üst olurdu.<br />
Acaba böyle büyük bir evreni yaratan ve bu kadar hassas ve mükemmel bir düzeni kuran bir kudretin yardımcı veya ortağa ihtiyacı olur mu? Farz-ı muhal eğer ikinci bir el karışacak olsa o çok hassas düzen mutlaka bozulurdu. Demek oluyor ki; düzenin varlığı, Allah&#8217;ın sonsuz ilim ve kudretini gösterdiği gibi, bu düzenin mükemmel olarak devamı da başka hiçbir elin karışmadığını gösterir. Bunun içindir ki, Güneş milyonlarca senedir aynı özellikleriyle dünyamızın lambası ve sobası olmaya devam ediyor. Dünya uzaydaki yörüngesinden sapmıyor. Hayat bütün güzellikleri ile sürüyor. Bir âyet meali bahsettiğimiz hakikate şöyle işaret eder: &#8220;Eğer yerde ve gökte Allah&#8217;tan başka ilahlar olsaydı, kesinlikle ikisinin de düzeni bozulurdu&#8230;&#8221;<br />
(Enbiya Sûresi, 22. âyet)<br />
Bütün canlıların kâinatın bir özeti şeklinde yaratılmış olması da her şeyin yaratıcısının Allah olduğunun önemli delillerinden biridir. Şöyle ki: Bir kitabın özetini çıkaracaksanız, mutlaka bütün kitabı okumalısınız. Kitabın bütününü bilmeden güzel bir özet çıkarmanız mümkün değildir. Bir kimsenin bir kitabın mükemmel bir özetini çıkarması o kitabı tam manasıyla bildiğini gösterir. Mesela, çekirdek ağacın mükemmel bir özetidir. Ağacın bütün özellikleri bilinmeden çekirdeğin yapılması da mümkün değildir. Ağacı kim yaratmış ise çekirdeği de muhakkak o yaratmıştır. Bununla beraber bütün kâinatı bilmeyen ağacı da yapamaz. Çünkü bir ağaç bütün diğer canlılar gibi, şu kâinatın bir özüdür ve bütün kâinatla alakası vardır. Örnek olarak ağaçta kullanılan maddelerin hepsi şu evrenden hassas ölçülerle süzülerek toplanmıştır. Ayrıca güneşle, atmosferle, bulut ve yağmurla, kış ve yazla çok ince ve önemli ilişkileri, alış verişleri vardır. Öyleyse kâinatı her yönden bilmeyen biri ağacı yaratamaz. Ağacı bütün özellikleriyle bilmeyen biri çekirdeği yaratamaz.<br />
Bütün bunlar tüm evrenin bütün varlıklarıyla birbirinden ayrılmaz bir bütün olduğunu ve en büyük şey gibi en küçük şeyin de tek bir Allah tarafından yaratıldığını göstermektedir. Kur&#8217;ân bu gerçeği şöyle ifade eder: &#8220;Sizin ilâhınız bir tek ilâhtır. Ondan başka ilâh yoktur&#8230;&#8221; (Bakara Sûresi, 163. âyet)<br />
HAYATI VEREN ALLAH&#8217;TIR<br />
Allah&#8217;ın yarattığı şu evrene dikkatle baktığımızda ilâhî sanatların en büyüklerinin canlı varlıklar olduğunu görürüz. Her bir canlı, hücrelerin alt birimlerinden başlayarak milyarlarca karmaşık sistemlerin organize bir şekilde iç içe geçmesiyle oluşmuştur. Bu da bize o canlının kendiliğinden veya tesadüfen ortaya çıkmadığını, aksine sonsuz ilim ve kudret sahibi bir Allah tarafından<br />
yaratıldığını gösterir.<br />
Üstelik canlılar sahip oldukları hayatı Allah&#8217;tan başka hiç bir yerden almış olamazlar. Çünkü onların yapımında kullanılan toprak su gibi maddelerin hiç birinde hayat yoktur. Öyleyse hayatı veren yalnızca her şeyi yaratan Allah olabilir.<br />
Allah, hayatı kudretinin en büyük mucizesi olarak yaratmıştır. Elbette bu en değerli ve en nazik sanatının çabucak bozulup dağılmasına müsaade etmez. Bu kıymetli sanatın devamını, canlıların rızıklarını temin ederek ve onları koruyucu bazı sistemlerle donatarak sağlar.<br />
Bütün canlılar, kendilerine lazım olan gıdaları kolayca elde edebilecek bir ortamda yaratılırlar. Hayatımız için en gerekli şey olan hava, her tarafımızı sarmıştır. Bütün yeryüzü su kaynaklarıyla donatılmıştır. Topraktan yetişen her türlü besinler canlıların istifadesine sunulmuştur. Bunun yanı sıra bu gıdalara ulaşıp istifade etmelerini sağlayacak organlar verilmiştir.<br />
Bütün bu şefkat ve merhamet dolu düzenler elbette kendiliğinden oluşmuş değildir. Aksine her canlıya hayat veren, onların ihtiyaçlarını gören ve sonsuz merhamet sahibi yüce Allah tarafından kurulmuştur. Allah&#8217;ın her canlıyı rızıklandırıp yaşattığına dair çok âyetlerden birisi şöyledir: &#8220;Nice canlılar vardır ki, rızıklarını taşımazlar (yiyeceklerini temin edemezler). Onları da sizi de Allah rızıklandırır&#8230;&#8221; (Ankebut Sûresi, 60.âyet)<br />
Bundan başka her canlıya, hayatının devamı için kendisini koruyabilecek bazı cihazlar verilmiştir. Daha dünyaya gelmeden mükemmel bir korunma ve savunma sistemiyle donatılarak gönderilirler. Meselâ hayvanlar kendilerine verilen, boynuz, pençe, gaga gibi silahlarla hayatlarını korurlar. Vücudumuzdaki lenf sistemi, mikroplara karşı bir savunma mekanizmasıdır. Beynimiz, önümüze çıkacak bütün zararlara karşı önlem alabilecek en kıymetli bir organımızdır. Refleks denilen bir sistemle canlılar kendilerini, düşünmeye bile gerek kalmadan koruma altına alırlar. Meselâ küçük bir çocuğun yere düşerken anîden ellerini yere koyması ve bu şekilde başını çarpmaktan koruması, hayatını kurtaran bir refleks hareketidir. Ölüm korkusu bile hayatın korunmasına hizmet eder. Eğer bu his olmasaydı, canlılar, hayatlarına mal olacak yanlışlıklara kolayca düşerlerdi.<br />
Canlıları yaratan ve rızıklar vererek yaşatanın Allah olduğu, bir âyette şöyle ifade edilmektedir. &#8220;Allah, sizi yaratan, sonra size rızık veren, sonra sizi öldürecek ve daha sonra da diriltecek olandır&#8230;&#8221; (Rum Sûresi, 40. âyet) Başka bir âyette ise Yüce Allah şöyle buyurmaktadır: &#8220;De ki: &#8220;Size göklerden ve yerden kim rızık verir?&#8221; De ki: &#8220;Allah&#8230;&#8221; (Sebe Sûresi, 24. âyet)<br />
Özetle, canlılara hayatlarını kim verdiyse, her çeşit gıdalarla besleyerek onları yaşatan da O&#8217;dur.<br />
&#8220;O&#8217;ndan başka hiçbir ilâh yoktur. Yaşatır, öldürür&#8230;&#8221;(Duhan Sûresi, 8. âyet)<br />
ALLAH HER AN GÖZETENDİR<br />
Yüce Rabbimizin güzel isimlerinden biri de Basîr&#8217;dir. Yani O her şeyi görendir. Evrendeki denge, bütün varlıkları her an gördüğünün en büyük delilidir. Şu âlem bir an olsun O&#8217;nun kontrolünden çıksa, muhakkak her şey bir kaos içine düşer ve düzen alt üst olur. Çünkü bu büyük ve karmaşık dengenin sürmesi her an Allah&#8217;ın görüp gözetmesi sayesinde olabilir. Kendiliğinden olamaz<br />
Basîr olduğu için bütün varlıklar her an O&#8217;nun gözetimi ve koruması altındadırlar. Allah&#8217;ın güzel isimlerinden olan ve her şeyi gözetip takip eden manasına gelen Rakib; ve koruyup kollayan manasına gelen Hafiz isimleri de bu manayı ifade ederler.<br />
Kâinata baktığımızda her şeyin bir düzen üzere devam ettiğini, işlerin yolundan çıkıp dengenin bozulmadığını görüyoruz. Yıldızlar dökülüp dağılmıyor. Güneşin enerjisi bitip tükenmek bilmiyor. Dünya yörüngesinden çıkmadan yoluna devam ediyor. Canlılık yeryüzünde devam ediyor. Bütün bunlardan anlıyoruz ki, kâinatı yaratan onu görüyor, gözetiyor, koruyup kolluyor. Kendi haline bırakmıyor. Mesela, saatte &#8220;yüz elli kilometre&#8221; hızla giden bir aracın şoförü gözünü yoldan kısa bir süre için çevirse o aracın başına neler gelebileceğini düşünün. Peki, dünyanın uzaydaki hızını hiç düşündünüz mü? Dünya, güneş etrafında 108.000 (km/h) gibi büyük bir süratle dönmektedir. Bu ise, ses hızını aşan bir jetten elli kat fazla, müthiş bir sürattir. Üzerinde seyahat ettiğimiz şu dünya gemisinin, milyonlarca senedir hiçbir sarsıntı vermeden yoluna devam etmesi onu gözeten yüce bir kudret sahibini akıllara gösterir. Eğer bir an kontrolden çıksa başına gelecek trafik kazasının sonucunu hayal dahi edemeyiz. Demek ki hiçbir şey, hiçbir zaman kendi haline bırakılmıyor.<br />
Kontrolsüz kalmıyor.<br />
Allah, bütün canlıları da gözetir. Onları gözetip koruduğuna delil, bir milyonu aşkın bitki ve hayvan türlerinin bütün ihtiyaçlarını gidermesidir. Her birisi kalabalık ordular gibi olan o canlıların, rızıkları, elbiseleri, silahları ve her türlü ihtiyaçları hiç biri unutulmadan karşılanmaktadır. Eğer bütün bunları O Yüce Yaratıcı karşılamasa ve kendi başlarına bırakılmış olsa idiler, aciz kalıp hepsi perişan olurdu. Mesela, insanlara yağmur vermeyip &#8220;Haydi bundan sonra içecek suyunuzu kendiniz temin edin&#8221; deseydi, acaba insanlığın hali ne olurdu? Ya da koyunların elbiseleri olan yünlerini vermeyip &#8220;siz kendi elbisenizi kendiniz karşılayın&#8221; deseydi yeryüzünde bir tek koyun kalır mıydı? Bütün canlıları ve ihtiyaçlarını bu kıyaslamaya dâhil edebiliriz. Demek oluyor ki, Rabbimizin görüp gözetmesi sayesinde bütün canlılar O&#8217;nun şefkatli yardımlarına kavuşurlar. Bunu ifade eden bir âyet şöyledir: &#8220;&#8230;Şüphesiz Allah, kullarını hakkıyla görür&#8230;&#8221; (Mü&#8217;min Sûresi, 44. âyet)<br />
Allah kullarını bela ve sıkıntılardan koruyarak da gözetir. Dünyada hayatın devamını korumaya alan bütün düzenler O&#8217;nun koruyucu olan manasındaki Hafîz isminin bir tecellisidir. Örnek olarak dünyadaki hayat güneşin zararlı ışınlarına karşı ozon tabakası ile korumaya alınmıştır. İnsanlar dualarında, dünyanın musibetlerinden korunmak için O&#8217;ndan yardım isterler. Dünyadaki imtihanın bir gereği olarak müminler de bazen musibetlere düşebilirler. Fakat çok defalar O&#8217;nun yardımlarıyla korunduklarını fark ederek Allah&#8217;a şükrederler. Allah&#8217;ın merhametiyle kullarını koruduğunu bir âyet şöyle ifade eder: &#8220;&#8230;Allah en iyi koruyandır ve O, merhametlilerin merhametlisidir&#8230;&#8221; (Yusuf Sûresi, 64. âyet)<br />
İnsanların işledikleri bütün ameller de Allah&#8217;ın gözetimi altındadır. Allahü Teâlâ, insanları bu dünyaya mühim vazifelerle göndermiştir. Onlara iyilikleri emretmiş, kötülüklerden sakındırmıştır. İnsanların güzel huylar kazanıp kemale ermeleri, ancak O&#8217;nu iyi tanımaları, emir ve yasaklarına uymalarıyla mümkün olur. Bundan dolayı insanların ne gibi davranışlarda bulundukları sürekli Allah&#8217;ın gözetimi altındadır. Kur&#8217;ân-ı Kerim bize bütün davranışlarımızın Allah tarafından görülüp kaydedildiğini pek çok âyetlerle beyan eder. Onlardan biri şöyledir: &#8220;Şüphesiz O, yaptıklarınızı hakkıyla görmektedir.&#8221; (Fussilet Sûresi, 40. âyet.) Bazı âyetler de insanların bütün amellerinin görevli meleklerce kaydedildiğini bildirir: &#8220;İnsan hiçbir söz söylemez ki onun yanında (yaptıklarını) gözetleyen (ve kaydeden) hazır bir melek bulunmasın.&#8221; (Kaf Sûresi, 18. âyet)<br />
O halde bizlere düşen Rabbimiz&#8217;in her yerde hazır olduğunu, bizleri gözetip koruduğunu düşünmek, bütün sıkıntı ve ihtiyaçlarımızda O&#8217;ndan yardım istemektir. Yaptıklarımızın kaydedildiğini bilerek yanlışlıklara düşmekten sakınmaktır.<br />
&nbsp;<br />
<iframe loading="lazy" width="640" height="360" src="https://www.youtube.com/embed/Ll8v7oEIYXE?feature=oembed" frameborder="0" allow="autoplay; encrypted-media" allowfullscreen></iframe><br />
&nbsp;<br />
&nbsp;<br />
&nbsp;</p>
<hr />
<p align="left"><span style="color: #339966;"><strong>Anahtar Kelime Alanımız:</strong></span> <span style="font-size: 16px;">allah&#8217;ın varlığının ve birliğinin delilleri allah&#8217;ın varlığının akli delilleri allah&#8217;ın varlığının delilleri allah&#8217;ın varlığının delilleri nelerdir allah&#8217;ın varlığının mantıksal delilleri allah&#8217;ın varlığının delilleri slayt allah&#8217;ın varlığının ve birliğinin delilleri slayt allah&#8217;ın varlığının bilimsel kanıtları allah&#8217;ın varlığının delilleri ayet allah&#8217;ın varlığının akli ve nakli delilleri allah&#8217;ın varlığının akılla ispatı allah&#8217;ın varlığının ayetlerle delilleri allah&#8217;ın varlığının akıl yoluyla ispatı allah&#8217;ın varlığını aklımızla nasıl anlayabiliriz allah&#8217;ın varlığını aklımızla anlayabilir misiniz allah&#8217;ın varlığını aklımızla anlayabilir miyiz allah&#8217;ın varlığının bir delili allah&#8217;ın varlığının birliğinin delilleri allah&#8217;ın varlığının bilimsel ispatı allah&#8217;ın varlığının belirtileri allah&#8217;ın varlığı bilimsel olarak kanıtlandı allah&#8217;ın varlığına inanmayanlara cevap allah&#8217;ın varlığını kanıtlayan cümleler allah&#8217;ın varlığının delilleri pdf allah&#8217;ın varlığının delilleri kelam allah&#8217;ın varlığının delilleri özet allah&#8217;ın varlığının delilleri nizam delili allah&#8217;ın varlığının en büyük kanıtı allah&#8217;ın varlığının evrendeki delilleri allah&#8217;ın varlığının en büyük ispatı allah&#8217;ın varlığının en büyük delili allah&#8217;ın varlığının en büyük delilleri allah&#8217;ın varlığına en güzel cevap allah&#8217;ın varlığının felsefi delilleri allah&#8217;ın varlığının delilleri felsefe allah&#8217;ın varlığını gösteren deliller allah&#8217;ın varlığını gösteren örnekler allah&#8217;ın varlığını gösteren kanıtlar allah&#8217;ın varlığını gösteren akli deliller allah&#8217;ın varlığını gösteren mucizeler allah&#8217;ın varlığı hakkında deliller allah&#8217;ın varlığının ispatı allah&#8217;ın varlığını ıspatlayan deliller allah&#8217;ın varlığının ispatlayan örnekler allah&#8217;ın varlığının kanıtları allah&#8217;ın varlığının delilleri caner allah&#8217;ın varlığının delili allah&#8217;ın varlığının delilleri kısaca allah&#8217;ın varlığı ve birliğini gösteren örnekler allah&#8217;ın varlığının delilleri maddeler halinde allah&#8217;ın varlığına 3 delil allah&#8217;ın varlığının delilleri ppt allah&#8217;ın varlığına 5 kanıt allah&#8217;ın varlığının delilleri resimli allah&#8217;ın varlığına matematiksel kanıt allah&#8217;ın varlığının delilleri slayt allah&#8217;ın varlığının delilleri temanü allah&#8217;ın varlığını aklımızla nasıl anlayabiliriz allah&#8217;ın varlığının delilleri yazı allah&#8217;ın varlığının delilleri youtube allah&#8217;ın varlığının en büyük delili</span></p>The post <a href="https://ateistlerecevap.org/allahin-varliginin-ve-birliginin-delilleri-detayli/" data-wpel-link="internal">Allah'ın Varlığının ve Birliğinin Delilleri [DETAYLI]</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ateistlerecevap.org/allahin-varliginin-ve-birliginin-delilleri-detayli/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Arı Kovanındaki Mucize ve Yaşam</title>
		<link>https://ateistlerecevap.org/ari-kovanindaki-mucize-ve-yasam/</link>
					<comments>https://ateistlerecevap.org/ari-kovanindaki-mucize-ve-yasam/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ateistlere Cevaplar]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 12 Mar 2018 11:36:50 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Tefekkür]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.ateistlerecevap.org/?p=2049</guid>

					<description><![CDATA[<p>ARI KOVANINDA YAŞAM Sizin yaratılışınızda ve türetip-yaydığı canlılarda kesin bilgiyle inanan bir kavim için ayetler vardır. (Casiye Suresi, 4) Yirmi bin türden oluşan geniş bir familyaya sahip olan arılar, hayvanlar dünyasındaki en çarpıcı mühendislik ve mimarlık bilgisine sahip, sosyal hayatları ile diğer pek çok canlıdan ayrılan, aralarındaki iletişim ile kendilerini inceleyen bilim adamlarını hayretler içinde [&#8230;]</p>
The post <a href="https://ateistlerecevap.org/ari-kovanindaki-mucize-ve-yasam/" data-wpel-link="internal">Arı Kovanındaki Mucize ve Yaşam</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p align="center">
<p class="style1" align="center"><strong>ARI KOVANINDA YAŞAM</strong></p>
<p align="center"><strong>Sizin yaratılışınızda ve türetip-yaydığı canlılarda kesin bilgiyle inanan bir kavim için ayetler vardır. </strong></p>
<p align="center"><strong>(Casiye Suresi, 4)</strong></p>
<p align="left">Yirmi bin türden oluşan geniş bir familyaya sahip olan arılar, hayvanlar dünyasındaki en çarpıcı mühendislik ve mimarlık bilgisine sahip, sosyal hayatları ile diğer pek çok canlıdan ayrılan, aralarındaki iletişim ile kendilerini inceleyen bilim adamlarını hayretler içinde bırakan canlılardır.</p>
<p align="left">Bu sitenin konusu olan balarıları ise diğer arılardan farklı özelliklere sahiptir. Koloniler halinde ağaç kovuklarında veya benzeri kapalı mekanlarda kendilerine yuva yaparlar. Bir arı kolonisi, bir kraliçe, birkaç yüz erkek ve 10-80 bin işçi arıdan oluşur. Görünüş olarak birbirinden farklı olan bu üç arıdan kraliçe arı ve işçi arılar dişidir.</p>
<h4><a href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/vahyetti_clip_image002_0000.jpg" data-wpel-link="internal"><img loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-2050 alignleft" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/vahyetti_clip_image002_0000.jpg" alt="" width="258" height="215" /></a></h4>
<p align="left">Arı kolonilerinin her birinde sadece bir kraliçe bulunur ve bu kraliçe arı diğer dişilere göre daha büyüktür. Temel görevi ise yumurtlamaktır. Üreme sadece kraliçe arı vasıtasıyla olur, onun dışında diğer dişiler erkeklerle çiftleşemezler. Kraliçe, yumurtlamadan başka, koloninin bütünlüğünü ve kovandaki sistemin işleyişini sağlayan önemli maddeler de salgılar.</p>
<p align="left">Erkekler ise, dişilerden iridirler ama ne iğneleri vardır, ne de kendileri için besin toplayabilecek organları. Tek fonksiyonları kraliçeyi döllemektir. Kovanda petek örme, yiyecek toplama, arı sütü üretme, kovan ısısını düzenleme, temizlik, savunma gibi akla gelebilecek tüm işleri ise işçi arılar yaparlar.</p>
<p align="left">Arı kovanındaki hayatın her aşamasında bir düzen vardır. Larvaların bakımından, kovanın genel ihtiyaçlarının teminine kadar her görev hiç aksamadan yerine getirilir. Bu düzenin en belirgin örneklerinden biri de kovandaki yavruların bakımı sırasında ortaya çıkar. Diğer arıların yavrulara gösterdikleri özen ve sergiledikleri özverili davranışlar detaylı olarak incelendiğinde bu konu daha iyi anlaşılacaktır.</p>
<p class="style1">ARILARIN YAVRULARINA GÖSTERDİKLERİ ÖZEN</p>
<p align="left">Bazı canlı türlerinde yavruların bakımı diğerlerine göre daha fazla özen gerektirir. Özellikle yumurta, larva, pupa gibi değişik evrelerden geçerek erişkin hale gelen canlılarda, her evrede farklı yönde bir bakım uygulanır.</p>
<p align="left">Arılar da farklı büyüme evrelerinden geçerler. Arı yavruları, sırasıyla larva ve pupa evrelerini tamamlayarak erişkin hale gelirler. Kraliçe arının yumurtaları bırakması ile başlayan bu dönem boyunca arı yavrularına son derece özenli ve dikkatli bir bakım uygulanır.</p>
<p align="left">Arı kovanlarındaki yavruların bütün sorumluluğu işçi arılara aittir. İşçi arılar öncelikle kraliçenin yumurtlaması için peteklerin içinde özel olarak belirlenmiş bir bölgede kuluçka hücreleri hazırlarlar. Bu hücrelere yumurtlamak için gelen kraliçe arı, hücrenin temizliğini ve uygunluğunu kontrol ettikten sonra her peteğe birer yumurta bırakarak ilerler.</p>
<p align="left">Yumurtaların gelişimi için gerekli olan şartların sağlanmasından, yumurtadan çıkacak larvaların ihtiyaçları olan besin maddelerinin temin edilmesine, hücre sıcaklıklarının sabit tutulmasından, özel hücre kontrollerine kadar pek çok şey özel olarak ayarlanır. İşçi arılar, detaylı metodlar kullanarak larvalara çok dikkatli bir bakım uygularlar.</p>
<p class="style1">İŞÇİ ARILARIN LARVALARA UYGULADIKLARI TİTİZ KONTROL</p>
<p align="left"><a id="1." name="1."></a>Kraliçe arının büyük bir hassasiyetle hücrelere yerleştirdiği arı yumurtaları yaklaşık 3 gün içinde gelişirler. Bu sürenin sonunda hücrelerden beyaz kurt şeklindeki arı larvaları çıkar. Yumurtadan çıkan bu canlıların gözleri, kanatları ve bacakları yoktur. Dış görünüş olarak balarısına hiç benzemezler.</p>
<p align="left"><a id="3." name="3."></a><a id="2." name="2."></a>İşçi arılar bu yeni doğmuş larvaları son derece dikkatli ve özenli bir şekilde beslerler. Öyle ki tek bir larvanın büyüme dönemi boyunca yaklaşık 10.000 kere işçi arılar tarafından ziyaret edildiği tespit edilmiştir. Larvalar yumurtadan çıktıktan sonraki ilk üç günleri boyunca arı sütü ile beslenirler. Larva dönemi arıların sürekli beslendikleri ve beden olarak en çok geliştikleri dönemdir. Arı larvaları bu dönemdeki düzenli beslenme sonucunda 6 gün içerisinde ilk ağırlıklarının 1500 katına kadar ulaşırlar. Encyc. Int. Grolier of Canada Ltd. 1968, USA, Vol.2, s.473</p>
<p align="left">Kovanda bulunan binlerce larvaya karşılık bir o kadar da dadı işçi arı vardır. Sürekli hareket halinde olan bu dadı arılar yumurtaları ve larvaları kolaylıkla kontrol altında tutarlar. Kovanda binlerce arı larvası olmasına ve bu larvaların beslenme şekillerinin günlere göre değişiklik göstermesine rağmen hiç karışıklık çıkmaz. Larvaların hangisinin kaç günlük olduğu, hangisinin ne ile besleneceği gibi detaylar işçi arılar tarafından hiç atlanmaz.</p>
<p align="left">Bu son derece şaşırtıcıdır, çünkü hücrelerde kraliçe arı tarafından farklı dönemlerde bırakılan ve farklı büyüklüklere sahip olan pek çok yumurta vardır. Ve yavru arılar özellikle larva döneminde kaç günlük olduklarına göre bir beslenme programına tabi tutulurlar. Buna rağmen dadı arılar larvaların beslenmesinde bir problem yaşamazlar.<a id="5." name="5."></a><a id="4." name="4."></a></p>
<p align="center"><a href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/vahyetti_clip_image003.jpg" data-wpel-link="internal"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-2051" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/vahyetti_clip_image003.jpg" alt="" width="153" height="120" /></a></p>
<p align="left">Kraliçe arının yumurtaları bırakmasından 3 gün kadar sonra kurt şeklindeki arı larvaları ortaya çıkar. Arı larvaları, 6 gün içinde ilk ağırlıklarının 1500 katına ulaşır ve neredeyse bulundukları hücrelere sığmaz olurlar (solda). Bu noktadan sonra büyüme durur ve pupa aşaması başlar.(sağda)</p>
<p align="center"><a href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/vahyetti_clip_image004.jpg" data-wpel-link="internal"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-2052" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/vahyetti_clip_image004.jpg" alt="" width="69" height="120" /></a></p>
<p align="left">Arı kovanındaki özel hazırlanmış peteklerde büyümeye devam eden larvaların yedinci günlerinde şaşırtıcı bir olay gerçekleşir. Larva yemek yemeyi keser ve bakıcı arılar larvanın bulunduğu hücrenin ağzını mumdan yapılmış, hafif kubbeli bir kapak ile tamamen kapatırlar. Bu sırada larva da kendi ürettiği bir madde ile bulunduğu odanın içinde etrafına koza örerek kendini buraya adeta hapseder.</p>
<p align="left">Arı larvaları bu şekilde pupa evresine bir geçiş yaparlar. Pupa döneminin detaylarına geçmeden önce dikkatle incelenmesi gereken nokta, koza örülen maddenin yapısıdır.</p>
<p align="left">Arı larvalarının kafalarında bulunan çift taraflı ipek bezleri sayesinde ürettikleri bu maddenin özelliği; hava ile temasa geçmesinden kısa bir süre sonra sertleşmesidir. Diğer bir özelliği ise içerdiği &#8220;fibroin&#8221; isimli protein sebebiyle kuvvetli bir bakteri öldürücü ve enfeksiyon önleyici etkisi olmasıdır. Arılar üzerinde araştırma yapan bilim adamları, bu canlıların ördükleri koza sayesinde larvaların mikroplardan korunduklarını tahmin etmektedirler.</p>
<p align="left">Kozanın örülmesinde kullanılan ağ, farklı kimyasal maddelerin belirli oranlarda karışımından oluşmaktadır.</p>
<p align="left">1-Elastik bir protein olan &#8220;Fibroin&#8221; % 53.67. (Bu bileşik, glikol (% 66.5), lösin (% 1.5), arjinin (% 1), tirozin (% 10)&#8217;den meydana gelir.)<br />
2-Jelatin yapısında yine bir protein olan &#8220;Serizin&#8221; % 20.36. (Bu madde serin (% 29), alanin (% 46) ve lösin (% 25)&#8217;den meydana gelmiştir.)<br />
3-Diğer proteinler % 24.43<br />
4-Mum % 1.39<br />
5-Yağ ve reçine % 0.10<br />
<a id="6." name="6."></a>6-Renk maddesi % 0.05</p>
<p align="left">Arı larvalarının koza ördükleri bu ipeğin formülü her arıda aynı şekilde üretilir. Milyonlarca yıldır bütün arı larvaları son dönemlerinde ördükleri kozalarında yukarıdaki formüle sahip olan ipeği kullanır. Ayrıca arı larvaları bu karmaşık yapılı maddeyi her zaman değil, sadece ihtiyaçları olan büyüme dönemlerinde üretmeye başlarlar. Bunlar göz önünde bulundurularak düşünülecek olursa akla pek çok soru gelecektir. Örneğin larvaların vücudundaki bu kimyasal madde nasıl ortaya çıkmıştır? Gözü, kanadı, beyni, olmayan, bir et parçasından farksız, henüz dünyayı hiç görmemiş, nasıl şartlarda bir yaşam süreceğini bilmeyen bir larva kendi başına karar verip, böyle bir şey oluşturabilir mi? Örneğin kimyasal maddenin koruyucu formülünü larvanın kendisi mi bulmuştur? Üretimini larva kendi kendine mi başarmıştır? Bu kimyasal maddeyi larvanın vücuduna kim yerleştirmiştir?</p>
<p align="left">Elbette ki koza örmede kullanılan ipeğin oluşmasını; hareket bile etmeyen, bakımı başka canlılar tarafından sağlanan, göremeyen, duyamayan, sadece çok basit yaşamsal fonksiyonlara sahip olan larvanın kendisi sağlamış olamaz. Böyle bir şeyin iddia edilmesi elbette ki bilimsellikten ve akılcılıktan uzaklaşmak olacaktır. Çünkü bu iddia arı larvasının kimyasal madde oluşturabilecek bilgilere sahip olduğu, matematiksel hesaplar yapabildiği gibi çıkarımların kabul edilmesi demektir. Bu ise bilimsel olmaktan çok hayali bir iddia olacaktır.</p>
<p align="center"><a href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/vahyetti_clip_image005.jpg" data-wpel-link="internal"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-2053" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/vahyetti_clip_image005.jpg" alt="" width="175" height="93" /></a></p>
<p align="left">Yukarda, bakımı başka canlılar tarafından sağlanan arı larvalarının anatomik yapıları görülmektedir. Bir et parçası şeklindeki böyle bir canlının kendi kendine karar vermesi ve gelişmesi için gerekli kimyasal maddeleri üretmesi kuşkusuz imkansızdır.</p>
<p align="center"><a href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/Screenshot_1-1.png" data-wpel-link="internal"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-2054" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/Screenshot_1-1.png" alt="" width="238" height="314" srcset="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/Screenshot_1-1.png 238w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/Screenshot_1-1-227x300.png 227w" sizes="(max-width: 238px) 100vw, 238px" /></a></p>
<p align="left">Yalnız burada vurgulanması gereken son derece önemli bir nokta vardır. Söz konusu canlı şuur sahibi bir canlı olsa da değişen bir şey yoktur. Çünkü hiçbir canlının kendi vücudunda var olmayan bir sistemi kendi kendine oluşturması söz konusu değildir. Örneğin insan, doğadaki akıl sahibi yegane varlıktır. Ama buna rağmen bir insanın çok basit formüllü de olsa bir kimyasal madde üretimini sağlayacak sistemleri kendi vücudunda oluşturması mümkün değildir. Bu durumda akıl ve bilinç sahibi insanların yapamayacağı bir şeyi bir böceğin yapabileceğini iddia etmek de kesinlikle akla ve mantığa sığmayacak bir davranıştır.</p>
<p align="left">&#8220;Larvanın koza üretiminde kullandığı ipek nasıl meydana gelmiştir?&#8221; sorusunun cevabını verebilmek için öncelikle ipeği oluşturan maddeleri tekrar hatırlayalım. Bunlardan biri olan fibroin; glikol, lösin, arjinin ve tirozin maddelerinin belirli oranlarda birleşmesiyle meydana gelen bir maddedir. İpeği oluşturan maddelerden başka biri olan serizin ise serin, alanin ve lösin&#8217;in çok hassas yüzdelerde biraraya gelmesiyle oluşur. Arı larvalarının koza örerken kullandıkları ipeğin yapısındaki maddeler sadece bu kadar değildir. Bundan başka mum, yağ ve reçine gibi maddeler de ipeğin yapısında bulunmaktadır.</p>
<p align="left">Görüldüğü gibi ipeğin oluşması için çok sayıda maddenin belirli oranlarla biraraya gelmesi gerekmektedir. Bir deney yapalım ve ipeği oluşturan maddelerden en basit yapılı olanını ele alarak bu maddenin kendi kendine oluşmasını bekleyelim. Ne kadar beklersek bekleyelim, ne gibi işlemler yaparsak yapalım sonuç asla değişmeyecektir. Ve günlerce, aylarca, yıllarca hatta milyonlarca yıl boyunca beklense de, değil bu maddelerden tek bir tanesi, bu maddeleri oluşturan atomlardan tek bir tanesi bile tesadüfen oluşamayacaktır. Bu durumda koza örmede kullanılan ipeği oluşturan maddelerin her birinin tesadüfen ortaya çıktığını ve daha sonra yine tesadüfen biraraya gelerek ipek oluşturduklarını iddia etmekse tamamen akıl ve mantık ölçülerinden uzaklaşmak olacaktır.</p>
<p align="left">İpeğin oluşumu bir arının yumurtadan çıkıp, uçabilir hale gelmesi için gerekli olan pek çok mekanizmadan sadece bir tanesidir. Larvanın arıya dönüşebilmesi için bütün mekanizmaların aynı anda bir bütünlük içinde çalışması gereklidir. Herhangi bir eksiklik arının gelişememesine yani, ölümüne neden olacaktır. Bu da arı neslinin zaman içinde yok olması demektir. Bu durumda varılan sonuç, arıların evrimcilerin iddia ettikleri gibi zaman içinde kendiliklerinden ortaya çıkmadıkları, bir anda tüm sistemleriyle birlikte var olduklarıdır. Bu da arıların bir Yaratıcı tarafından yaratıldıklarını bize gösterir. Bu Yaratıcı tüm evrene hükmeden, üstün bir aklın sahibi olan Allah&#8217;tır.</p>
<p align="left">Arıların ne gibi özelliklere sahip olmaları gerektiğini belirleyen ve bunların tümünü eksiksiz bir şekilde onlarda var eden, larvaya nasıl koza öreceğini ilham eden, kısacası arıların her hareketine hükmeden Allah&#8217;tır.</p>
<p class="style1"><span style="color: #008080; font-size: 20px;"><strong>PUPA DÖNEMİ</strong></span></p>
<p class="style1">İşçi arıların üzerine mumdan hafif kubbeli bir kapak örmeleriyle birlikte larva, pupa dönemine girer. Arı pupası, bulunduğu hücrenin içinde 12 gün boyunca kalır. Bu süre içinde hücrede dıştan herhangi bir değişiklik gözlenmez. Oysa hücrenin içindeki pupa sürekli büyüme halindedir. Arı yumurtası kraliçe arı tarafından hücreye bırakıldıktan tam üç hafta sonra hücrenin kapağı yırtılır ve içinden uçmaya hazır bir şekilde balarısı çıkar.</p>
<p align="left">Bundan sonra pupanın dış yüzeyi ölü bir kabuk olarak hücrede kalır. Pupadan çıkan balarısı yaklaşık 6 hafta sürecek ömrüne bu hücrenin içinde geçirdiği gelişim evrelerinin sonucunda başlar.Balarısı hücreden ne larvaya ne de pupaya benzemeyen, bambaşka bir canlı olarak çıkar. Balarısının, son aşamanın tamamlanması ile birlikte, yaşamını devam ettirmek için ihtiyaç duyacağı sistemlerde hiçbir eksik olmadan pupadan çıkması, üzerinde önemle durulması gereken bir konudur. Arının herşeyi pupanın, yani küçük kapalı bir mekanın içinde oluşmuştur. Örneğin uzun uçuşlarında kullanacağı özel yapılı kanatları, yapacağı işlere uygun tasarlanmış gözleri, düşmanlarına karşı kullandığı iğnesi, salgı bezleri, balmumu üretmesini sağlayacak sistemi, üreme sistemi, polen toplamaya yarayan tüyleri kısacası bütün vücut sistemleri eksiksiz olarak arının pupa evresini geçirdiği kozanın içinde gelişir.</p>
<p align="center"><a href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/Screenshot_2.png" data-wpel-link="internal"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-2055" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/Screenshot_2.png" alt="" width="312" height="107" srcset="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/Screenshot_2.png 312w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/Screenshot_2-300x103.png 300w" sizes="(max-width: 312px) 100vw, 312px" /></a></p>
<p align="left">Bir arının tüm fiziksel özellikleri, pupa evresindeki kapalı mekanın içinde oluşur. Pupadan çıkan bir arının kanatları, gözleri kısacası tüm vücut sistemi dış dünyadaki yaşamı için hazırdır.</p>
<p align="left">Larvanın pupa içinde nasıl olup da bir arıya dönüştüğünü sorular sorarak inceleyelim. Arı yumurtalarının pupa dönemindeki büyüme evreleri ilk olarak nasıl ortaya çıkmıştır? Bu süreci belirleyen kimdir ya da nedir? Arının kendisi midir, evrimcilerin iddia ettikleri gibi tesadüfler midir, yoksa hepsinin üstünde başka bir güç müdür?</p>
<p align="left">Bu soruların cevabı aslında açıktır. Kozanın içindeki canlının dışarıda neye ihtiyaç duyacağını bilerek kendinde gerekli değişimleri oluşturduğunu iddia etmek anlamsızdır. Kendi kendine gelişen tesadüflerle bir canlıdaki göz, sindirim sistemi, enzim, hormon gibi yapıların oluşması kesinlikle mümkün değildir. Pupanın içine dışarıdan herhangi bir müdahalenin yapılması ise söz konusu bile değildir.</p>
<p align="center"><a href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/vahyetti_clip_image010.jpg" data-wpel-link="internal"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-2056" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/vahyetti_clip_image010.jpg" alt="" width="130" height="84" /></a></p>
<p align="left">Her balarısı, bulunduğu hücrenin içinden bütün vücut yapıları tamamlanmış olarak çıkar. Ne tesadüfler ne de arının kendisi böyle bir oluşumu gerçekleştiremez.</p>
<p align="left">Pupa evresinde arının her organının eksiksiz bir şekilde, tam gerektiği fonksiyonlarla tamamlanmasını sağlayan ne tesadüfler ne de arının kendisidir. Böyle kusursuz bir oluşum ancak üstün bir güç sahibi tarafından gerçekleştirilebilir ki, bu benzersiz gücün sahibi, yaratmada hiçbir ortağı olmayan Allah&#8217;tır.</p>
<p align="center"><a href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/vahyetti_clip_image011.jpg" data-wpel-link="internal"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-2057" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/vahyetti_clip_image011.jpg" alt="" width="113" height="130" /></a></p>
<p align="left">Hücresinin kapağını açarak dışarı çıkan bir arının tüyleri ilk anlarda ıslaktır.<br />
Bir süre sonra bu tüyler kurur ve arı kovan içindeki görevlerini yerine getirmeye başlar.</p>
<p class="style1"><span style="color: #008080;"><strong>KOVANIN EN ÇALIŞKAN ELEMANLARI: İŞÇİ ARILAR</strong></span></p>
<p align="left">Kovandaki işlerin aksamamasında ve düzenin sağlanmasında en büyük etken işçi arılardır. Sayının çokluğu nedeniyle arı kovanlarında yapılması gereken çok fazla iş vardır. Yavru arıların bakımı, temizlik, beslenme, yiyecek toplama ve depolama, güvenlik gibi pek çok işten işçi arılar sorumludur. Kraliçe gibi dişi olan işçi arılar hücrelerinden çıkar çıkmaz, büyük bir hızla kovanın işlerine koyulurlar. İşçi arıların görevlerinin detaylarına geçmeden önce, yaptıkları belli başlı işler şöyle maddelendirilebilir:<br />
1. Kovanın temizliği<br />
2. Arı larvalarının ve yavrularının bakımı<br />
3. Kraliçe arı ve erkek arıların beslenmesi<br />
4. Bal yapılması<br />
5. Peteklerin inşası ve onarım işleri<br />
6. Kovanın havalandırılması<br />
7. Kovanın güvenliği<br />
8. Nektar (bal özü), polen (çiçek tozu), su, reçine gibi malzemelerin toplanması ve depolanması<br />
On binlerce arının yaşadığı kovandaki düzen, her bireyin üzerine düşen görevleri tam olarak yerine getirmesi ile sağlanmaktadır. Peki kovanda nasıl bir düzen vardır? Arılardaki görev dağılımı nasıldır ve neye göre belirlenmektedir?<br />
<a id="14." name="14."></a>Bu soruların cevaplarını araştıran Alman böcek bilimci Gustav Rosch yaptığı bir dizi deney sonucunda, işçi arıların kovanda aldıkları görevlerin yaşlarıyla bağlantılı olduğunu keşfetmiştir. Buna göre işçi arılar hayatlarının ilk 3 haftasında birbirinden tamamen farklı görevler alırlar. Bu dönemler;<br />
&#8211; Birinci dönem: 1. ve 2. gün<br />
&#8211; İkinci dönem: 3-9. günler<br />
&#8211; Üçüncü dönem: 10-16. günler<br />
&#8211; Dördüncü dönem: 17-20. günler<br />
&#8211; Beşinci dönem: 21. gün ve sonrası olarak gruplanabilir.</p>
<table border="1" width="201" cellspacing="0" cellpadding="0">
<tbody>
<tr>
<td>
<div align="center"><a href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/vahyetti_clip_image013.jpg" data-wpel-link="internal"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-2058" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/vahyetti_clip_image013.jpg" alt="" width="200" height="110" /></a><br />
Çok sayıda arının yaşadığı bir kovandaki hemen hemen tüm işlerden işçi arılar sorumludur. Kovandaki düzen de işçi arıların üzerlerine düşen sorumlulukları tam olarak yerine getirmeleri ile sağlanır. On binlerce arıya nasıl davranacaklarını ilham eden, herşeyden haberdar olan Allah&#8217;tır.</div>
</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p align="left">Gerçekte arıların görevlerinin belirlenmesinde sadece yaş etken değildir. Her arının belli sorumlulukları olmasına rağmen acil durumlarda arılar hemen görevlerinde değişiklik yapabilirler. Bu, arı kovanı gibi kalabalık bir topluluk için son derece önemli bir avantajdır. Eğer arılar arasındaki görev dağılımı katı kurallara bağlı olsaydı, beklenmeyen bir olayla karşılaşıldığında koloni zor durumda kalabilirdi. Örneğin kovana büyük bir saldırı olduğunda sadece gardiyan arılar savaşa katılsalardı, diğerleri kendi işlerine devam etselerdi elbette ki bu kovan açısından tehlikeli olurdu. Oysa böyle bir durumda koloninin büyük bir bölümü savunmaya katılır ve öncelikle kovan güvenli hale getirilir.</p>
<p align="left">Aslında arıların ani görev değişimleri sağlık konusunda görev yapan bir kişinin, birdenbire mimarlık ya da mühendislik yapar hale gelmesinden farklı değildir. Burada bir karşılaştırma yapalım ve öncelikle insanlar için düşünelim. Değişik konularda görev alabilen kişiler zeki olarak nitelendirilirler. Bir insan için normal olan bu özellikler bir böcek için söz konusu olduğunda elbette durum değişmektedir. Çünkü insanlar değişik alanlarda eğitim alarak ya da belli bir tecrübe neticesinde bir bilgi birikimi ve deneyim kazanabilirler. Ama burada söz konusu olan arılardır. Arıların yetenekleri ve bilgi birikimleridir. Bunun olağanüstü bir durum olduğu açıktır. Bu durumda şu soruyu sormak gerekir: Arılardaki bilgi birikimi ve yeteneklerin açıklaması nedir? Onlara kim tarafından verilmiştir?</p>
<p align="left">Arılardaki bu yeteneklerin nedeni evrim teorisi savunucularına göre ya tesadüflerdir ya da &#8220;tabiat ana&#8221;nın onlara bir hediyesidir. Evrimciler doğa ya da tabiat ana olarak nitelendirdikleri gücün arıları usta birer mimar, usta birer bakıcı, usta birer bal üreticisi haline getirdiğini iddia ederler. Oysa kuşların, böceklerin, sürüngenlerin, ağaçların, taşların, çimenlerin, çiçeklerin oluşturduğu &#8220;doğa &#8221; kavramı tesadüfleri kullanarak bir arı meydana getiremez. Bir arının kanadını, arılardaki peteklerin hepsini aynı ölçülerde altıgenlerden yapabilecek bir yeteneği, arıların üreme sistemini kısacası arının tek bir vücut parçasını bile yaratamaz. Çünkü doğanın kendisi de Allah tarafından yaratılmıştır. Doğayı oluşturan her parça tüm detaylarıyla birlikte Allah tarafından tasarlanmıştır.</p>
<p align="left">Arılar da yeryüzündeki bütün canlılar gibi Allah&#8217;ın ilhamıyla hareket ederler. Yaptıkları bilinçli hareketlerin, sahip oldukları yeteneklerin tek kaynağı budur.</p>
<p><span class="style1"><strong>İŞÇİ ARILARIN HAYATLARINDAKİ ÖNEMLİ DÖNEMLER</strong></span><br />
<span class="style1"><br />
<strong>Birinci Dönem: Kuluçka Temizleyicisi Arılar</strong></span></p>
<p align="left">İşçi arılar dünyaya gözlerini açar açmaz şaşırtıcı bir şekilde kovan içindeki işlere destek olmaya başlarlar. Onlara yapacakları işi öğreten, yol gösteren eğitmenler bulunmaz. Yumurtadan ilk çıktıkları andan itibaren bilinçli bir şekilde hareket ederler. Her arının görevi bellidir. Hiçbir karışıklık çıkmadan, on binlerce arı tam bir uyum içinde hareket eder ve kovandaki düzeni kısa bir süre içinde sağlar.<a id="15." name="15."></a></p>
<p align="left">Hücresine ilk çıktığında arının vücudu adeta suya düşmüş gibi ıslaktır. Tüyleri birbirine yapışıktır. Öncelikle ayaklarıyla bu tüyleri düzene koyar. Bundan sonra hemen temizliğe girişir. İlk olarak kendisinin çıktığı hücreden başlamak üzere kuluçka hücrelerini temizleyerek, kraliçenin yeniden yumurtlayabileceği hale getirir.</p>
<p align="left">Bir işçi arının kovandaki ilk görevi temizliktir. Pupadan çıkan arı hemen temizliğe başlar. Öncelikle kendi hücresinden başlayarak ilk iki gün boyunca kuluçka hücrelerini temizler. Kraliçe arı sürekli yumurtladığı için yeni hücrelere ihtiyaç vardır. Bu nedenle boşalan hücrelerin hemen temizlenerek yeni yumurtalar için hazırlanması gerekmektedir. İşçi arı temizleyeceği hücrenin içine girer bazen dakikalarca içeride kalır. Bütün hücre duvarlarını yalayarak özenle temizler. İşçi arılar kovandaki ilk iki günlerini temizlik dışında kovanı tanımak için içeride dolaşarak da geçirirler. Yaşamlarının daha sonraki bölümlerinde de işçi arılar kovanın genel temizliğinden sorumlu olacaklardır.</p>
<p align="left">İşçi arıların en önemli görevlerinden biri kovan temizliğidir. Yandaki resimde larvaların boşalttıkları hücrelerin kapaklarını açarak, kraliçenin yumurtlaması için bu hücrelerin uygun olup olmadığını kontrol eden ve temizlik işiyle ilgilenen işçi arılar görülmektedir.</p>
<p><span class="style1"><strong>İkinci dönem: Larva Bakıcısı Arılar</strong></span></p>
<p align="left"><a id="16." name="16."></a>İşçi arılar hayatlarının 3. gününden itibaren larvaları besleme işini üstlenirler. Bu konuyla ilgili her türlü detayla özenli bir şekilde ilgilenirler.</p>
<p align="left">Arı larvalarının bakımı diğer pek çok canlı türüne oranla daha fazla özen ve dikkat ister.</p>
<p align="left">Burada önemli olan nokta larvaların beslenme şekillerinin şartlara göre değişiklik göstermesidir. Larvanın yaşı, ileride kovan içinde ne gibi bir görevinin olacağı gibi etmenler bu beslenme üzerinde rol oynar. Dadı arılar özel bir beslenme listesine uyarak larvaların bakımını yaparlar.</p>
<p align="left">Arılardaki larva bakımı, larvaların yaşlarına göre iki aşamalı olarak gerçekleşir.<br />
1) İşçi arılar hayatlarının 3.-5. günlerini &#8220;larvalardan üç gününü doldurmuş olanları&#8221; beslemekle geçirirler. Onları, polen ve balı karıştırarak yaptıkları &#8216;arı ekmeği&#8217; adı verilen besin ile doyururlar. 3 günlük olmayan larvalar arı ekmeğini sindiremedikleri için, onları da farklı bir yiyecekle beslerler.</p>
<p align="center"><a href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/vahyetti_clip_image017.jpg" data-wpel-link="internal"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-2059" src="http://www.ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/vahyetti_clip_image017.jpg" alt="" width="165" height="100" /></a></p>
<p align="left">Kovanda bulunan larvaların her birinin beslenme şekli, yaşlarına ve kovan içinde alacakları göreve göre değişiklik gösterir. Buna rağmen işçi arılar binlerce arı larvasını hiç karışıklık çıkmadan bir düzen içinde beslerler. Hücrelerdeki larvaları gün boyunca ziyaret eden işçi arılar, larvalara son derece özenli bir bakım uygularlar.</p>
<p align="left">2) Yumurtadan yeni çıkmış larvaların besinleri işçi arıların salgıladığı bir tür süttür. İşçi arılar gelişimlerinin 6. gününe girdiklerinde kafalarının üzerinde bulunan bir çift bez faaliyete geçer. Dadı bezi olarak adlandırılan bu organdan &#8220;arı sütü&#8221; veya &#8220;royal jelly&#8221; (kraliyet jölesi) adı verilen bir sıvı salgılanır. İşte bu sıvı 1-3 günlük arıların besinidir. Arı sütü bilim adamlarını hayretler içinde bırakan çok özel bir maddedir. Çünkü bir larvanın kraliçe veya işçi arı olması tamamen işçi arıların salgıladıkları bu maddeye bağlıdır. Bakıcılar, larvaları sadece yumurtadan çıktıkları ilk 3 gün arı sütü ile beslerler. Larva -yukarıda da belirttiğimiz gibi- daha sonra arı ekmeği verilerek beslenir. Ancak kraliçe adayı olan larvalara hiçbir zaman arı ekmeği verilmez. Kraliçelere diğer arılardan farklı olarak larva dönemi boyunca (6 gün süreyle) arı sütü verilir.</p>
<p align="center"><span class="style1"><strong>Üçüncü Dönem: İnşaat İşçileri Görev Başında</strong></span></p>
<p align="left"><a id="19." name="19."></a>10. günden itibaren arılar kovan dışına çıkarak çevre hakkında bilgi edinirler. Bu onların kovanı ilk terk edişleridir. Bu arada işçilerin karnındaki balmumu bezleri gelişmeye başlar ve 12. günlerinde olgunlaşarak balmumu üretecek hale gelirler. Dadı bezleri ise artık faaliyetlerini durdurmuştur. 12 günlük olan işçiler, arı yavrularını beslemeyi keserler ve birbirine eşit altıgenlerden oluşan peteğin inşasına koyulurlar. (Bu konu son derece önemli olduğu için  bundan sonraki bölümlerde ayrıntılı bir biçimde incelenecektir.)</p>
<table border="1" width="181" cellspacing="0" cellpadding="0">
<tbody>
<tr>
<td>
<div align="center"><a href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/vahyetti_clip_image018.jpg" data-wpel-link="internal"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-2060" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/vahyetti_clip_image018.jpg" alt="" width="180" height="87" /></a>Besinle yüklü bir şekilde kovana dönen arılar, topladıkları besinleri diğer arılara dağıtır ya da peteklere depolarlar.</div>
</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p align="left">Arıların kovan içinde sürekli olarak petek inşa etmeleri gerekmez. Ancak yaşadıkları yer ihtiyaçlarını karşılamadığında veya başka bir yere göç ettiklerinde yeni petekler örerler. Bunun dışında balmumunu genellikle petek tamiratında kullanırlar ki, bu iş çok fazla vakitlerini almaz. Bu dönemde arılar çok önemli üç iş daha yaparlar.</p>
<p align="left"><a id="20." name="20."></a>Bunlardan ikisi, dışarıdan getirilen yiyecekleri diğer arılara dağıtmak ve petek hücrelerine depolamaktır. Arılar kovana dönen nektar toplayıcılarından balı alır, bunu aç arkadaşlarına bölüştürür veya duruma göre bal odalarına depo ederler.</p>
<p><span class="style1"><strong>Kovandaki Büyük Temizlik</strong></span></p>
<p align="left"><a id="21." name="21."></a>İşçi arıların aynı dönemde yaptıkları üçüncü iş ise kovan temizliğidir. Temizlik, kovan sağlığı açısından çok önemlidir. Bu yaştaki arılar, hücrelerden yeni çıkan arıların geride bıraktıkları parçaları, işi biten petek kapakçıklarını, kovan içinde ölmüş olan arıların cesetlerini ve buna benzer pek çok yabancı maddeyi kovanın çıkışına sürükler ve metrelerce uçarak kovandan uzağa atarlar.</p>
<p align="left"><a id="22." name="22."></a>Ancak eğer kovan içinde bulunan şey taşıyamayacakları kadar büyükse bunu &#8220;propolis&#8221; adı verilen bir madde ile kaplarlar. Arılar propolisi bazı ağaçların yapışkan tomurcuklarından alt çeneleri yardımıyla kemirdikleri reçineye ağız salgılarını ekleyerek üretir. Daha sonra arka ayaklarındaki özel keselere yerleştirerek kovana taşırlar. Arı reçinası da denen propolisin özelliği içinde bakteri barınamamasıdır.</p>
<p align="left">Arılar propolisin antibakteriyel özelliğinden çok isabetli bir şekilde yararlanırlar. Kovan içinde öldürdükleri ve dışarı taşıyamayacakları kadar büyük olan böcekleri propolisle kaplayarak bir nevi mumyalama işlemi yaparlar.</p>
<p align="left">Son cümle dikkatle üzerinde düşünülerek okunduğunda şaşırtıcı ayrıntılar taşıdığı görülecektir. Bu ayrıntıların tam anlaşılması için arıların propolosi kullanma şeklini ve yaptıkları işlemleri sırasıyla düşünelim.</p>
<p align="left">Öncelikle arılar bir canlı öldüğünde bedeninde bozulmaların olacağını ve ortaya çıkan maddelerin kovandaki canlılara zarar verebileceğini bilmektedirler. Ayrıca bu bozulmayı engellemek için ölen canlının özel bir kimyasal işleme tabi tutulması gerektiğinin de farkındadırlar. Mumyalama işlemi için de bakteri barındırmama özelliğine sahip bir madde olan propolisi kullanmaktadırlar.</p>
<p align="left">Buraya kadar sıralanmış olan bilgiler ışığında düşünerek şu soruları soralım: Acaba arılar bir canlıda meydana gelebilecek bozulmaları ve bu bozulmanın zararlı etkilerini nasıl yok edebileceklerini nereden bilmektedirler? Üstelik sadece bunları bilmekle kalmayıp propolis gibi bir maddeyi kullanıma geçirmeyi nasıl akletmiş olabilirler? Arılara bunu öğreten kimdir? Bu maddeyi arılar nasıl keşfetmişlerdir? Formülünü nasıl bulup, üretime nasıl geçmişlerdir? Bu formülün bilgisini diğer koloni üyelerine ve kendilerinden sonra gelen nesillere nasıl aktarmışlardır?</p>
<p align="left">Mumyalama işlemi, antiseptik maddenin içeriği ve üretimi veya nerelerde kullanılacağı gibi konularda arıların bir bilgisinin olamayacağı ve vücutlarında bunları üretebilecekleri bir sistemi de kendilerinin meydana getiremeyeceği açıktır. Bütün bunları arılar kendi kendilerine akledemezler. Her aşamasında belli bir akıl ve bilgi gerektiren bu işlemleri arılar tesadüfen de öğrenmiş değildirler. Çünkü tesadüfler, şuurlu ve akılcı hareketler ortaya çıkaramazlar.</p>
<p align="left">Bunlar, tüm bu işlemlerin nasıl yapılacağının arılara başka bir Akıl tarafından öğretilmiş olduğunu gösterir. Bu bilgilerin tümü arılara her şeyin yaratıcısı olan Allah tarafından ilham edilmektedir. Yeryüzündeki herşey gibi arılar da Melik (bütün kainatın sahibi ve mutlak surette hükümdarı) olan Allah&#8217;a boyun eğmişlerdir:</p>
<p align="center"><strong>Hak Melik olan Allah pek Yücedir. O&#8217;ndan başka İlah yoktur; Kerim olan Arş&#8217;ın Rabbi&#8217;dir. (Mü&#8217;minun Suresi, 116)</strong></p>
<p><span class="style1"><strong>Propolisin Çok Yönlü Kullanımı</strong></span></p>
<p align="left"><a id="23." name="23."></a>Arı reçinesinin (propolisin) diğer bir kullanım yeri ise kovan inşaatıdır. Arılar kovandaki çatlak ve delikleri bu maddeyle sıvarlar. Ayrıca sıcaklığın çok yüksek olduğu bazı volkanik arazilerde (İtalya&#8217;nın güneyindeki Salerno arazileri gibi) peteklerin erimemesi için, petek hammaddesi olan balmumuna reçine ekleyerek balmumunun dayanıklılığını artırdıkları da gözlenmiştir.</p>
<p align="left"><a id="24." name="24."></a>Kovan içinde değişik alanlarda kullanılan propolisin toplanması ve taşınması gibi konularda arılar arasında tam anlamıyla bir işbölümü vardır. Propolis taşıyan arının kovana dönüşü polen taşıyan bir arınınkinden farklıdır. Polen taşıyıcısı yükünü koymak için boş bir hücre arar. Propolis taşıyıcısı ise hemen bu maddeye ihtiyaç duyulan inşaat alanına gider ve topladığı maddeyi diğer arılara gösterir. İşçiler propolise ihtiyaç duyduklarında, taşıyıcının yanına giderler ve gereken miktarda maddeyi torbanın içinden alırlar. Hemen balmumu ile karıştırarak yapışkan bir tutkal haline getirirler ve inşaat işlemlerinde kullanırlar. Burada dikkat çekici olan nokta propolis taşıyıcısı arının inşaat işine karışmaması ve bu işle uğraşan arkadaşlarının yükünü almalarını beklemesidir. Arı kolonilerindeki her üyenin belli bir işi vardır. Herkes kendi göreviyle ilgilenir, sadece bir iş aksadığında diğer arılar aksayan işlere destek olur. Bu nedenle arı reçineyi hem toplayıp hem yamamakla veya mumyalamakla, hem de mumyaladığını dışarı taşımakla uğraşmaz. Kovandaki işçi arıların tümü bu işlerin her birini yapabilecek yeteneklere sahip olsalar da, sadece kendi işlerini en iyi şekilde yapıp, diğer işleri o konuda görevlendirilmiş arkadaşlarına bırakırlar.</p>
<p align="center"><strong>Göklerde ve yerde olanlar Allah&#8217;ındır ve (bütün) işler Allah&#8217;a döndürülür.</strong><strong><br />
</strong><strong>(Al-i İmran, 109)</strong></p>
<p align="left">İşçi arıların hayatları incelenirken unutulmaması gereken çok önemli bir nokta vardır. 5-6 haftalık yaşamları boyunca işçi arılarda gerçekleşen görev değişikliklerinin tümü vücutlarında meydana gelen değişimlere bağlıdır. Bazı bezler etkisizleşirken, yeni bezler ortaya çıkmakta ve farklı bir görev için harekete geçmektedir. Örneğin arıların petek yapma dönemlerinde balmumu bezleri gelişir, dadılık dönemlerinde ise larvalar için besin üreten bezleri gelişir. Gardiyanlık dönemleri geldiğindeyse işçi arıların vücutlarındaki salgı bezleri birdenbire zehir salgılamaya başlar. Eğer tesadüfi bir gelişim söz konusu olsaydı, pek çok problem yaşanırdı; daha doğrusu tesadüfi bir gelişimle böyle düzenli bir sistemin meydana gelmesi asla mümkün olmazdı. Örneğin larva besleme döneminde işçi arıların vücudundan arı sütü yerine zehir salgılanabilirdi. Bu durumda larvaların tümü ölür ve arıların da soyu tükenirdi. Ama bütün bu görev değişimleri sırasında hiçbir problem çıkmaz. Herşey çok kontrollü bir şekilde, kusursuz bir düzen içinde gerçekleşir.</p>
<p align="left">İşçi arılar hayatlarının dördüncü dönemlerinde yine bir görev değişikliği yaşarlar.</p>
<p align="center"><span class="style1"><br />
<strong>Dördüncü Dönem: Kovan Bekçileri</strong></span></p>
<p align="left"><a id="25." name="25."></a>Arılar hayatlarının dördüncü dönemlerinde kovan girişinde nöbetçilik yaparlar. Vücutlarında bir değişim olur; iğne bezleri gelişir ve zehir üretmeye başlar. İşte bu dönemdeki arılar, kovan kapısında nöbet tutarak davetsiz misafirlerin içeri girmesini engellerler. Gelen her canlı -arılar bile- kapıdaki nöbetçinin kontrolünden geçerek içeri girebilir. Nöbetçi arının yerinden ayrılması durumunda ise hemen başka bir işçi arı gelir ve kovan kapısındaki nöbeti devralır.</p>
<p align="left">Arıların kovan bekçiliğini, sınır kapılarında giriş yapmaya çalışanlara uygulanan kontrollere benzetebiliriz. Bir ülkenin sınır güvenliği çok önemlidir. Bu nedenle alınan güvenlik önlemleri son derece fazladır. Aynı şekilde kovanlardaki güvenlik önlemleri de son derece sıkıdır. Gardiyan arılar kovana yabancı girişine hiçbir şekilde izin vermezler.</p>
<p align="center"><a href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/Screenshot_3.png" data-wpel-link="internal"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-2061" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/Screenshot_3.png" alt="" width="409" height="110" srcset="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/Screenshot_3.png 409w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/Screenshot_3-300x81.png 300w" sizes="(max-width: 409px) 100vw, 409px" /></a></p>
<p align="left">Solda; Kovan kapısı önünde bekleyen bir gardiyan arı.Sağda; Saldırı kokusunu kovana yayan işçiler.</p>
<p align="left">Bütün arılar dış görünüş olarak birbirlerine çok benzemelerine rağmen kovana giren yabancı arılar hemen teşhis edilir. Bu ayrımı arıların nasıl yaptığını araştıran bilim adamları şaşırtıcı sonuçlar elde etmişlerdir. Arıların birbirini tanımasındaki en önemli etken kovan kokusudur. Her arı kolonisinin kendine özgü, diğer kovanlardan onları ayıran bir kovan kokusu vardır. Arılar birbirlerini bu koku sayesinde ayırt ederler. Kovan kokusunu taşımayan canlılar kovan için tehlike demektir. Bu nedenle kovandan olmayan her canlı, hiç ayrım yapılmadan, kapıdaki nöbetçilerin saldırısına uğrar.</p>
<p align="left">Başka bir kovana girmeye çalışan arılar farklı kokuları nedeniyle nöbetçiler tarafından hemen teşhis edilirler ve yine nöbetçiler tarafından kovandan dışarı atılırlar ya da öldürülürler.<br />
Yabancı bir canlı, kovan girişinde göründüğü zaman, nöbetçi arılar hemen sert tepkiler vermeye başlarlar. Kovan dışından olduğu tespit edilen davetsiz misafire karşı nöbetçiler zehirli iğnelerini kullanırlar. Nöbetçi arıların ilk hamlesinin hemen ardından genelde diğer kovan üyeleri de saldırıya katılırlar.</p>
<p>&nbsp;<br />
<a href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/Screenshot_4.png" data-wpel-link="internal"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-2062" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/Screenshot_4.png" alt="" width="367" height="80" srcset="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/Screenshot_4.png 367w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/Screenshot_4-300x65.png 300w" sizes="(max-width: 367px) 100vw, 367px" /></a></p>
<p align="left">Kovan kokusunu taşımamasına rağmen kovana girmeye çalışan canlılar gardiyan arıların saldırısına uğrar ve kovandan atılır.</p>
<p align="left"><a id="26." name="26."></a>Kovandaki kitlesel saldırıyı ateşleyen sinyal, yabancıya saldıran nöbetçi arının iğnesinden salgılanan kokulu bir kimyasaldır. Bazı durumlarda saldırıyı başlatan kokuların salgılanmasının yanısıra huzursuz olan hayvandaki karakteristik duruş ve uçuş tipleri de kovandaki diğer arılar için alarm sinyali anlamına gelir. Alarm sinyallerinin yayılmasının ardından yüzlerce arı kovan kapısına birikir. Nöbetçi arıdan yayılan koku ne kadar kuvvetli olursa, arılar da o kadar heyecanlı ve savaşçı olurlar.</p>
<p align="left">Kovan saldırıya uğradığında gardiyan arılar hemen kokulu bir madde salgılar (yanda). Bu koku ve arıların duruş biçimi tüm kovanı harekete geçirir. İşçi arılar kendi hayatları pahasına savunur.</p>
<p align="left">Arıların anlaşmasında son derece önemli bir yeri olan bu özel kokular, arılar ilk ortaya çıktıklarından beri kullanılmaktadır. Arılar Allah&#8217;ın kendileri için yaratmış olduğu özel tasarımlara sahip bedenlerinde bu kokuları üretmekte ve bu yolla aralarındaki iletişimi sürdürebilmektedirler.</p>
<p><span class="style1"><strong>İŞÇİ ARILARIN FEDAKARLIĞI</strong></span></p>
<p align="left"><a id="27." name="27."></a>Gardiyanlık yaptıkları bu dönemde işçi arılar aslında kendi hayatlarını riske atmaktadırlar. Çünkü düşmana saldıran arı, iğnesini geri çekemediği zaman ölüm tehlikesi ile karşı karşıya kalır. Balarılarının iğnesi bir kirpinin dikeni gibi küçük oklara sahiptir. Bu yapısı nedeniyle iğne birçok hayvanın etinden geri çekilemeyebilir.</p>
<p><a href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/vahyetti_clip_image025.jpg" data-wpel-link="internal"><img loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-2063 alignleft" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/vahyetti_clip_image025.jpg" alt="" width="113" height="120" /></a></p>
<p align="left">Bir balarısı soktuğu zaman, iğnesindeki çengeller kurbanın etine saplanır ve sonuçta tüm iğne takımı yerinden sökülür ve arı ölümcül şekilde yaralanır. Saldıran arı ayrıldıktan sonra bile, kaslar çengelleri daha da içeri sokacak ve yaranın içine zehir pompalayacak şekilde kasılmaya devam edecektir. Sağdaki resimde arınının bıraktığı iğne görülmektedir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<table border="1" width="174" cellspacing="0" cellpadding="0">
<tbody>
<tr>
<td>
<p align="center"><a href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/vahyetti_clip_image027.jpg" data-wpel-link="internal"><img loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-2064 alignleft" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/vahyetti_clip_image027.jpg" alt="" width="98" height="200" /></a></p>
<p>Yandaki çizimde, kaslar, zehir kesesi gibi yapıların bulunduğu, arının iğne takımı görülüyor</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p align="left">Nöbetçi arılar iğnelerini ancak başka bir arıyı ya da bazı hayvanları soktuklarında geri çekebilirler ve kendilerine bir zarar gelmez. Ama özellikle insanları soktuktan sonra uçmaya çalışırken arıların iğneleri soktukları yerde takılı kalır ve arının karnının arka tarafı yırtılır. Karnın yırtılmış kısmında, zehir salgısı ve onu kontrol eden sinirler vardır. İç organlarındaki bu tahribat sonucunda arı ölür. Ölen arıdan kopan salgı bezinin başka bir özelliği de, arının vücudundan ayrılmış olmasına rağmen kurbanının yarasına belli bir süre daha zehir pompalamaya devam etmesidir.</p>
<p align="center"><span class="style1">  <strong>ARI İĞNESİ</strong></span></p>
<p><a href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/vahyetti_clip_image029.jpg" data-wpel-link="internal"><img loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-2065 alignleft" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/vahyetti_clip_image029.jpg" alt="" width="203" height="138" /></a></p>
<p align="left">Kovanın korunması bütün koloniyi ilgilendiren önemli bir sorumluluktur. Nöbetçi arılar da bu sorumluluğu kendi hayatlarını tehlikeye atarak yerine getirirler. Kovandaki her arı, zamanı gelip de nöbetçilik görevini devraldığında aynı şekilde hareket eder ve kendi canı pahasına da olsa kovanı korur.</p>
<p align="left">Arıların bu fedakar tavırları, evrim savunucularının doğada bir &#8220;yaşam savaşı&#8221; olduğu, her canlının yalnızca kendi soyunu korumaya çalıştığı yönündeki iddialarını yalanlamaktadır.</p>
<p align="center"><span class="style1"><strong>ARILARIN FEDAKAR DAVRANIŞLARININ GERÇEK NEDENİ</strong></span></p>
<p align="left">Evrim teorisinin &#8220;hayatta kalma mücadelesi&#8221; tezine göre fedakarlık, açıklanması imkansız bir davranıştır. Evrimcilerin iddiaları canlıların kendilerini korumak ve hayatta kalabilmek için savaştıkları doğrultusundadır. Oysa doğanın sadece savaşan bireylerden oluştuğunu söylemek mümkün değildir. Çünkü canlılar arasında yardımlaşma, fedakarlık gibi pek çok davranış vardır. Bu durum karşısında bazı evrimciler canlıların tüm neslin devamı için kendilerini feda ettiklerini, yani bu işten çıkarları olduğu için fedakarlık yaptıklarını iddia ederler. Elbette bu iddia kendi içinde pek çok çelişkiyi barındırmaktadır.</p>
<p align="left">Örneğin nöbetçi arılar çoğu zaman kendilerinden çok daha büyük olan eşekarısı gibi canlıların üzerine hiç düşünmeden atılırlar ve savaşırlar. Arıların bütün bunları kendi kendilerini düşünerek yaptıklarını ve bundan bir çıkarlarının olduğunu iddia etmek cevaplanması gereken bazı soruları da beraberinde getirecektir. Arılar bunu yaparken acaba &#8220;kolonideki yavruların korunması&#8221; gibi bir mantık yürütebilirler mi? Arıların geçmiş-gelecek gibi kavramları, bunlara yönelik kaygı ve beklentileri olabilir mi? İşçi arıların kovan savunması yaparken ölmelerinde ne gibi bir çıkarları olabilir?</p>
<p align="left">Elbette ki arıların mantık yürütmesi söz konusu değildir. Arıların bu işten hiçbir çıkarları da yoktur. Zaten çıkarları olsa bile kendi hayatlarını tehlikeye atmalarının bir anlamı yoktur. Nöbetçi arılar sadece kovanı koruma görevi kendilerine verildiği için böyle yaparlar.</p>
<p align="left">Hiçbir akla ve şuura sahip olmayan canlıların bir plan belirleyip, ona göre hareket etmesi, örnek yardımlaşmalar sergilemesi, özveride bulunması tesadüfen meydana gelecek davranışlar değildir. Bunların o canlıya öğretilmiş, diğer bir deyişle Allah tarafından ilham edilmiş olması gerekir.</p>
<p align="left">Bu sitenin konusu olan arılar da yeryüzündeki diğer canlılar gibi Allah&#8217;ın ilhamıyla hareket eder. Evrendeki tüm canlılar, atlar, kuşlar, böcekler, ağaçlar, çiçekler, kaplanlar, filler Allah&#8217;a boyun eğmiştir. Yaptıkları her hareketi Allah&#8217;ın ilhamıyla yapmaktadırlar. Allah Hud Suresi&#8217;nde canlılar üzerindeki hakimiyetini bize şöyle bildirmektedir:</p>
<p align="left"><strong>&#8230;O&#8217;nun alnından yakalayıp denetlemediği hiçbir canlı yoktur. Muhakkak benim Rabbim, dosdoğru bir yol üzerindedir (dosdoğru yolda olanı korumaktadır). (Hud Suresi, 56)</strong></p>
<p align="center"><span class="style1"><br />
<strong>Beşinci Dönem: Besin Toplayıcısı Arılar</strong></span></p>
<p align="left"><a id="28." name="28."></a>İşçi balarılarının hayatlarının son dönemlerindeki görevleri besin toplamaktır. İhtiyaçları olan tüm besin maddelerini çiçeklerden temin ettikleri polen (çiçek tozu) ve nektar (bal özü) sayesinde karşılarlar. Polen protein yönünden zengin bir maddedir, nektar ise hem enerji kaynağıdır, hem de balın ana maddesidir. Arılar kışın besin bulamayacakları için kovanlarına bal depo ederler. Kış için ayrıca polen depo edilmez, yalnız yağmurlu havalarda kullanılmak üzere yavru arılara yetecek kadar polen biriktirilir.</p>
<p><span class="style1"><strong>BALARILARINDA SAVUNMA STRATEJİSİ:<br />
DÜŞMANI YOK ETMEK İÇİN ISI KULLANMA</strong></span><br />
<a href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/vahyetti_clip_image033.jpg" data-wpel-link="internal"><img loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-2067 alignright" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/vahyetti_clip_image033.jpg" alt="" width="150" height="104" /></a><br />
<a href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/vahyetti_clip_image032.jpg" data-wpel-link="internal"><img loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-2066 alignleft" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/vahyetti_clip_image032.jpg" alt="" width="150" height="132" /></a></p>
<p align="left">Avrupa&#8217;dan getirilen balarıları için, Japonya&#8217;daki eşek arıları tam bir baş belasıdır. Yağma için kovana saldıran 30 eşek arısı, üç saat içinde tam 30.000 balarısını öldürebilir. Ancak yerli balarıları yaban arılarına karşı mükemmel bir savunma mekanizmasına sahip olarak yaratılmışlardır. Bir eşek arısı, yeni bir arı kolonisi keşfettiğinde, bunu hemcinslerine duyurmak için özel bir koku salgılar. Kokuyu balarıları da algıladığından, kovanı savunmak üzere hemen girişe toplanmaya başlarlar. Bir eşek arısı yaklaştığında 500 balarısı havalananıp hemen eşek arısınının etrafını sararlar. Bedenlerini hızla titreştirmeye başlarlar. Bu hareket arıların vücut ısılarınının artmasına neden olur. Bu esnada eşek arısı adeta bir fırında pişiriliyormuşçasına ısınır ve sonunda kavrularak ölür.</p>
<p>Bu türden bir saldırının, ısıya duyarlı filmle çekilmiş fotoğrafında, görünen beyaz bölgelerdeki sıcaklık 50 C&#8217;ye kadar çıkmaktadır. Balarılarının dayanabildiği bu sıcaklık eşek arıları için ölüm demektir.<br />
Nature, Vol, 377, No.654. s.334-336, September 1995</p>
<p align="left"><a id="29." name="29."></a>Arılar çiçeklerden topladıkları poleni doğrudan doğruya kullanmaz, &#8220;arı poleni&#8221; veya &#8220;arı ekmeği&#8221; adı verilen bir maddeye dönüştürürler. Bu dönüşüm çiçeklerden toplanan polenlere nektarla birlikte bazı enzimlerin eklenmesiyle sağlanır. Elde edilen bu madde sadece beslenme için kullanılır.</p>
<table border="1" width="150" cellspacing="0" cellpadding="0" align="left">
<tbody>
<tr>
<td><a href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/vahyetti_clip_image034.jpg" data-wpel-link="internal"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-2068" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/vahyetti_clip_image034.jpg" alt="" width="149" height="136" /></a><br />
Polen toplamaya çıkan arıların Mantis, Yusufçuk ve örümcek gibi pek çok tehlikeli düşmanı vardır.</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p align="left">Polen ve nektar toplama görevi 21 günlük işçi arılara düşmektedir. Bu aşamada artık balmumu yapmaya yarayan mum bezleri mum salgılamayı durdurur. İşçi arılar kovan dışına çıkarak yeni ve tehlikeli görevlerine başlarlar. Çiçekler arasında dolaşma görevi tehlikelidir çünkü arıların bütün düşmanları (örümcekler, yusufçuklar gibi) dışarıdadır.</p>
<p align="left">Aynı zamanda arılar, kovan ve yiyecek kaynağı arasında sürekli uçuş halinde oldukları için de bu görev oldukça yorucudur. Uçuş kasları yıpranan arılar kısa bir süre sonra ölürler.</p>
<p align="left">Arıların vücutları polen ve nektar toplamak için tasarlanmış özel sistemlerle donatılmıştır. Arılar, nektarı bal kesesine doldurmak için yutar. Polenler ise nektar gibi yutulmaz, kümeler halinde arıların arka bacaklarının yan taraflarına yapışık olarak açıkta kovana taşınır.</p>
<p align="center"><span class="style1"><br />
<strong>ARILARIN POLEN SEPETLERİ</strong></span></p>
<p align="left"><a id="30." name="30."></a>Arıların arka bacaklarının dış tarafı çok hafif bir çukur oluşturacak şekilde bir tasarıma sahiptir. Vücutlarının bu bölümü adeta polenleri taşımaya yarayan bir kaşık gibidir. Ayrıca bacaklarının çevresinde uzun tüyler vardır. Bu bölüme &#8220;polen kesesi&#8221; adı verilir. Arıların karınlarının alt tarafı ise tamamen yumuşak tüylerle kaplanmıştır. Çiçekten polen toplarken bunların üzerine de çiçek tozları yapışır. İşçi arıların bacaklarındaki fırçayı andıran tüyler ise karınlarının altına yapışan çiçek tozlarını fırçalayarak, bunları polen keselerinde biriktirebilmelerine yarar.</p>
<p align="left">Besin toplayıcılığı yapma zamanı gelen bir balarısı, uçuşa çıkmadan önce enerji kazanabilmek için kursağını bir miktar bal ile doldurur. Bundan başka topladığı polenleri sepete yerleştirmek için de kursağındaki bu baldan kullanır. Polen toplayan arı çiçeğin erkek organı üstüne konduğunda, burada bulunan polenleri çenelerini ve ön ayaklarını kullanarak kazır ve onları yapışkan hale getirmek için de kursağındaki bal ile ıslatır. Arı bu işleri yaparken polenlerin bir kısmı da vücudundaki kılların arasına bulaşır. Bu nedenle arının görüntüsü kimi zaman una bulanmış gibi olur.</p>
<p align="left"><a id="31." name="31."></a>Polenleri, polen kesesine fırçalama işini -bu işlem süpürme olarak da tanımlanabilir- arı uçarken yapar. Bir çiçekten başka bir çiçeğe doğru uçarken bir yandan da arka bacağında bulunan fırçasıyla vücuduna ve arka bacağına yapışmış olan polenleri biraraya toplar.</p>
<p align="left">Sonra aynı işlemi diğer bacağıyla da yapar. Yani arı bir sağ bir sol ayağını kullanarak polenleri toplar ve bacağının dış tarafında bulunan sepetçiğe doğru iter. Bu şekilde polenler birikir. Arı bu işlemi sepetçik doluncaya kadar devam ettirir. En sonunda burada irice ve yoğun bir çiçek tozu topağı oluşur, artık arının polen kesesi dolmuştur. Polenlerin düşmemesi için de arı, ara sıra bacağıyla sepetçiğin dış tarafından vurarak, polenleri sepete iyice yerleştirir ve kovana doğru yola çıkar. Kovana vardığında ise polenleri, özel olarak ayrılmış olan polen hücrelerinden birine yerleştirecektir.</p>
<p align="center"><strong>Göklerin ve yerin anahtarları O&#8217;nundur. O, dilediğine rızkı genişletir-yayar ve kısar da. Çünkü O, herşeyi bilendir. </strong><strong><br />
</strong><strong>(Şura Suresi, 12)</strong></p>
<p align="left"><a id="32." name="32."></a>Pek çok böcek çiçeklerden polen taşır ama hiçbiri arılar kadar verimli sonuç alamaz. Bunun en önemli nedeni arıların polen toplamaya son derece elverişli olan vücut yapılarıdır. Polen toplama işi yoğun bir çalışma gerektirir, çünkü arının uzun süre çalışıp toplayarak kovana taşıdığı polen paketi ancak bir çifttir. Oysa tek bir petek gözünün polenle dolması için ortalama 20 çift polen paketine gereksinim vardır. Bu da arıların hiç durmadan hareket halinde olması demektir.</p>
<p align="left"><a href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/Screenshot_5.png" data-wpel-link="internal"><img loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-2069 alignright" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/Screenshot_5.png" alt="" width="202" height="307" srcset="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/Screenshot_5.png 202w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/Screenshot_5-197x300.png 197w" sizes="(max-width: 202px) 100vw, 202px" /></a></p>
<p>&nbsp;</p>
<p align="left">Arılar arka ayaklarında Allah tarafından yaratılmış olan özel sistemleri kullanarak polen taşırlar. 1-Arı polen fırçasını kullanarak taraklarda birikmiş olan polenleri kazır ve bir bölgede depolar. 2-Polenler daha sonra sepetin içine doğru itilir. 3-Son olarak toplanan polen arının ağzından çıkan bir miktar bal ile nemlendirilerek, yapışkan bir top haline getirilir ve sepete konur.</p>
<p align="left">Arılar çiçeklerden iki ayrı madde toplar. Bu iki maddenin hem içerikleri, hem toplanış biçimleri, hem de kullanım alanları birbirinden çok farklıdır. Çiçeklerdeki nektarı toplayabilmek için de arılar polen taşımak için kullandıklarından daha farklı bir sisteme ihtiyaç duyar. Çünkü çiçeklerin yapılarına göre nektarların bulunduğu yer de değişiklik gösterir. Bazı çiçeklerin nektarları çiçek yapraklarının üzerinde serbestçe görülecek şekildedir ve bu bölgeye böcekler kolayca ulaşabilir. Ancak bazı çiçek türlerinin nektarları ulaşılması daha zor olan, çiçeğin boru şeklinde uzayan dip tarafında bulunur. Bu yüzden böceklerin daha diplere inmesi ve nektarı çiçeğin o bölümünden çıkarması gerekir.</p>
<p align="left">Bu durum pek çok böcek için sorun yaratırken arılar için bir problem oluşturmaz, çünkü arıların derinlerdeki bal özüne ulaşmalarını sağlayan boru biçiminde &#8220;proboscis&#8221; adı verilen bir organları vardır. Proboscis arının çiçeklerden kolay nektar toplamasını sağlar.</p>
<p align="left">Arılar özel ağız yapıları, tüylü vücutları ve polen keseleri sayesinde diğer böceklerden çok daha verimli bir şekilde polen toplar.Resimlerde polen ile keselerini doldurmuş arılar görülmektedir.</p>
<p align="left">Bundan başka bal ve su gibi maddeleri de bu organları ile toplar. Uzun bir burun olarak nitelendirilebilecek olan proboscis, arılar arasındaki besin değişiminde de rol oynar. Bu organ aynı zamanda kraliçe arının salgısının yalanmasında ve diğer arılara aktarılmasında da kullanılır. İşçi arılar proboscislerini kullanmadıkları zamanlarda, ağızlarının alt bölümünde bulunan boşlukta, z harfi görünümünde olacak şekilde içeri doğru katlarlar. Nektar, polen ya da su toplamak istediklerinde ise tekrar açarlar.</p>
<p align="left"><a href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/vahyetti_clip_image039.jpg" data-wpel-link="internal"><img loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-2070 alignleft" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/vahyetti_clip_image039.jpg" alt="" width="178" height="144" /></a></p>
<p align="left">Arılar kusursuz vücut tasarımları sayesinde, diğer böceklerin ulaşamayacağı kadar derinlerde bulunan nektarları dahi çiçeklerden kolaylıkla toplar. Allah, arıları görevlerine uygun özelliklerle birlikte yaratmıştır.</p>
<p align="left">Arı bir çiçeğe konunca nektar damlacıkları önce emme hortumundan sonra da yemek borusundan geçerek &#8220;bal midesi&#8221; adı verilen bölüme akar. Arılar taşıyabilecekleri kadar bal özünü buraya doldurur ve kovana döner. Bu arada balarılarının yaklaşık 50 mm3&#8217;lük bir kapasitesi olan bal keselerini tamamen nektarla doldurabilmeleri için 100 ile 150 arasında çiçeği ziyaret etmeleri gereklidir.</p>
<p align="center"><a href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/vahyetti_clip_image041.jpg" data-wpel-link="internal"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-2071" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/vahyetti_clip_image041.jpg" alt="" width="100" height="161" /></a></p>
<p align="left">Bir işçi arının proboscis&#8217;i (burnu), arının türüne göre 5.3-7.2 mm uzunluğunda olabilir. Bazı çiçeklerin nektarları diğerlerine oranla daha derinlerde bulunur. Bu nedenle arıların bu gibi çiçeklerin tabanlarından nektar çekebilmeleri için uygun özelliklere sahip olan uzun burun yapıları büyük bir avantajdır. Sol üstü çizim resimlerde arı proboscis&#8217;inin açık ve kapalı hali görülmektedir. Yandaki şekilde de görüldüğü gibi arılar proboscislerini kullanmadıkları zamanlarda &#8220;z&#8221; şeklinde içeri doğru katlarlar.</p>
<p align="left"><a id="35." name="35."></a>Arılar arasındaki iş bölümü nektar toplanması ve yerleştirilmesi işlerinde de açıkça görülmektedir. Şöyle ki nektar yüküyle dönen toplayıcı arı bunu hücrelere yerleştirmekle uğraşarak hiç vakit kaybetmez. Bunun yerine bu işle görevlendirilmiş olan arılara nektarı ağız yoluyla aktarır. Midesinde kendisine enerji verecek kadar bal bırakır ve hemen besin kaynağına doğru uçar. Kendisine nektar aktarılan görevli de duruma göre nektarı başka arılara verebilir veya depolayabilir. Bu işlem kovandaki arıların o andaki gıda ihtiyacına bağlıdır.</p>
<p align="center"><a href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/vahyetti_clip_image042.jpg" data-wpel-link="internal"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-2072" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/vahyetti_clip_image042.jpg" alt="" width="152" height="170" /></a></p>
<p align="left"><strong>O Allah ki, yaratandır, (en güzel bir biçimde) kusursuzca var edendir, &#8216;şekil ve suret&#8217; verendir. En güzel isimler O&#8217;nundur. Göklerde ve yerde olanların tümü O&#8217;nu tespih etmektedir. O, Aziz, Hakim&#8217;dir.</strong><strong><br />
</strong><strong>(Haşr Suresi, 24)</strong></p>
<p align="left"><strong>Diğer Görevler</strong>&#8230;</p>
<p align="left">Balarıları besin toplamaya başladıktan ve yetişkin bir arı olduktan sonra her işi yapabilir. Bunun için sadece arıların 3 haftalık olması yeterlidir.</p>
<p align="left"><a id="36." name="36."></a>Daha önce arıların büyüme dönemleri boyunca vücutlarında çeşitli değişikliklerin meydana geldiğinden ve bu değişikliklerle doğru orantılı olarak kovan içindeki görevlerinin değiştiğinden bahsetmiştik. Arıların vücutlarında dönem dönem gerçekleşen bu değişiklikler geri dönülmez değişiklikler değildir. Kovandaki ihtiyaçlar doğrultusunda arıların organları eski fonksiyonlarını tekrar kazanabilir. Örneğin bir saldırı ya da bir yangın sonucunda kovanda herhangi bir tahribat meydana geldiğinde, bunu telafi etmek için artık balmumu üretmeyen yetişkinler birdenbire balmumu üretmeye başlayabilir. Benzer şekilde, larvaların beslenmesinde bir aksaklık ihtimali belirirse bu defa dadılık yapan arıların dışında da, dadı bezleri faaliyete geçen arılar olabilir.</p>
<p align="left">Bundan başka bal stoğu yetersiz olduğunda da daha fazla arı nektar toplamaya çıkabilir veya kovanın acil olarak serinletilmesi gerekiyorsa diğer arılar o sırada yaptıkları işleri bırakıp, hemen bu işe yönelebilir. Kovan büyük bir saldırıya uğradığında arıların çoğu savunmaya katılır, yüzlerce işçi arı kovan girişine birikir ve saldırı hep birlikte geri püskürtülür. Kısacası her arı o anda kovanda ne gibi ihtiyaçların ortaya çıktığını ve buna bağlı olarak nerede, nasıl davranması gerektiğini çok iyi bilir. Şimdiye kadar ele alınan konularda da görüldüğü gibi arıların tüm hareketlerine bir &#8220;bilinç&#8221; hakimdir. Arılar üstlerine düşen görevleri son derece başarılı bir şekilde yerine getirmektedir.</p>
<p align="left">Bu bilgiler doğrultusunda düşünüldüğünde çok önemli bir sonuç ortaya çıkmaktadır. Arıların her türlü özelliklerini (hem davranışsal, hem de fiziksel olarak) kendi iradeleri ile ya da tesadüfen kazandıklarını iddia etmek akla, mantığa ve bilime uymayan bir iddiadır. Arıların tümünün aynı dönemlerde aynı şekilde hareket etmesi, kovandaki düzenin arılar ilk ortaya çıktığından beri hiç değişmeden devam etmesi gibi detaylar arıları yöneten aklın açık göstergelerindendir. Arıların sahip oldukları bilgilerin tümü bu canlılara üstün bir akıl sahibi tarafından verilmektedir. Arılara neler yapmaları gerektiğini, hangi dönemde ne gibi görevlerde bulunacaklarını ilham eden bu aklın sahibi, sonsuz bir ilmin sahibi olan Allah&#8217;tır. Allah herşeyi bir düzen içinde yaratandır.</p>
<p align="left"><strong>O Allah ki, yaratandır, (en güzel bir biçimde) kusursuzca var edendir, &#8216;şekil ve suret&#8217; verendir. En güzel isimler O&#8217;nundur. Göklerde ve yerde olanların tümü O&#8217;nu tesbih etmektedir. O, Aziz, Hakim&#8217;dir. (Haşr Suresi, 24)</strong></p>
<p class="style1" align="center"><strong>KOVANDAKİ ISININ AYARLANMASI</strong></p>
<p align="left">Bazı canlılar yaşadıkları ortamın sıcaklığını dengede tutabilmek için kendi vücut ısılarını kullanırlar. Vücut sıcaklıklarıyla bu ayarlamayı yapabilenler memeli hayvanlar ve kuşlardır. Diğer pek çok canlının (kertenkele, yılan, kurbağa, balık, salyangoz, solucan, ıstakoz, böcek vs.) vücut ısıları ise yaşadıkları bölgenin ısısına göre değişiklik gösterir.</p>
<p align="left"><a id="37." name="37."></a>Bu bilgiler göz önüne alındığında arı kovanlarındaki 35°C&#8217;lik değişmeyen ısı son derece dikkat çekicidir. Çünkü arılar da vücut sıcaklıklarında değişiklik yapamayan canlılardandır. Bu nedenle kovan içindeki sıcaklığı vücut sıcaklıkları ile dengeleyemezler. Ancak hareket etmelerinin sonucunda ortaya çıkan ısı ile kovandaki ısı dengesini sağlarlar. İşçi arıların kovan içindeki en önemli görevlerinden biri de kovandaki ısının ayarlanmasıdır. Balarıları, bulundukları ortam (ağaç kovuğu, kaya arası vs.) ve dışarının ısısı ne olursa olsun kovandaki ısıyı her zaman kontrolleri altında tutarlar. Bahar sonundan sonbahara kadar kovan ısısı 34.5°C-35.5°C arasında korunur. Balarıları ısı değişikliklerinden etkilenen canlılardır. Balmumu üretimleri, balın oluşumu gibi işlemlerin tümü belirli bir sıcaklıkta gerçekleştirilir. Kovandaki ısı değişikliğinden en çok etkilenenlerse yavru arılardır. Bu nedenle kuluçka odalarının sıcaklığına özellikle çok dikkat edilir. Gün içinde gerçekleşen sıcaklık değişikliklerine göre arılar kovan ısısını korumak için çeşitli çalışmalar yaparlar. Örneğin havanın daha soğuk olduğu sabahın erken saatlerinde işçiler petek çevresinde kümelenir ve vücut sıcaklıkları ile yumurtaları ısıtırlar. Gün ilerledikçe ve hava ısınmaya başladıkça arılar tarafından örülen küme yavaş yavaş dağılır. Eğer sıcaklık artmaya devam ederse işçilerin bir bölümü ısıyı düşürmek için kanatlarını yelpaze gibi sallamaya başlar. Hava akımını kovanın girişine ve peteklerin üzerine doğru yönlendirerek kovan ısısını düşürmeye çalışırlar.</p>
<p align="left"><a id="39." name="39."></a><a id="38." name="38."></a>Çok sıcak günlerde ise arılar daha şiddetli bir soğutma yöntemi kullanırlar. Yiyecek toplayan arılar kovan ısısı çok yükseldiğinde polen veya nektar yerine kovana, yakındaki su kaynaklarından aldıkları su damlalarını getirir ve bunları kuluçka hücrelerinin üzerine serperler. Daha sonra kanatlarıyla hava akımı oluşturarak bu damlaların içerisindeki suyu buharlaştırırlar. Bu soğutma sistemiyle kovanın ısısı kısa sürede eski haline döner. Bu konuyla ilgili olarak yapılan bir deneyde, sıcaklığın 50 °C&#8217;ye yükseldiği bir günde kovan tam Güneş&#8217;in altına konulmuş, arıların yakındaki bir su kaynağından sürekli su taşıyarak kovan içi sıcaklığını yaklaşık 35 °C&#8217;de sabit tuttukları gözlenmiştir.</p>
<p align="left"><a id="40." name="40."></a><a id="41." name="41."></a>Arılar kış aylarında ısınmak için de yazın kovanı soğuturken kullandıklarına benzer bir yöntem kullanırlar. Kovan ısısı düştüğünde arılar önce sıkıca birbirlerine kümelenirler. Kalınlığı soğuğun şiddetine göre 2.5 cm ile 7.5 cm arasında olan bu arı kümesi, bir kabuk gibi peteği kaplar. Ana kümeye dahil olmayan arılar iç taraftadır, birbirlerine yakın olmalarına rağmen dışarıdakiler kadar sıkışık değildirler. Bu arılar sürekli hareket ederek dışarıdaki arılar için ısı açığa çıkarırlar.</p>
<p align="left">(Her bir arının 10 °C sıcaklıkta, dakikada 0.1 kalori ısı üretebildiği bilinmektedir.) Arılar daha çok ısı elde etmek için daha fazla hareket ederler. Dışarıdakiler ise büzülerek vücutlarının soğuğa daha az temas etmesini sağlarlar. Kümenin dışında yer alan arıların karınlarına depoladıkları besin bir süre sonra biter. Bunun üzerine iç kısımdaki arılarla diğerleri arasında yer değişimi yaşanır. Arılar arasındaki bu değişim, gerekli olan sıcaklık elde edilene kadar devam eder. Arılar bu yöntemi kullanarak hava sıcaklığı -30 °C&#8217;ye düştüğünde bile kovan ısısını yaklaşık olarak 35 °C&#8217;de tutabilmektedirler.</p>
<p align="left">Şu ana kadar anlaşıldığı gibi, kovan ısısının ayarlanmasında arıların kullandıkları çözümler son derece etkili ve pratiktir. Burada üzerinde düşünülmesi gereken nokta, arıların bu çözümleri nasıl keşfettikleri ve kovanın ısısını nasıl doğru olarak tespit ettikleri konusudur. Bir böceğin sıcaklık konusunda bu kadar hassas ölçümler yapabilmesi son derece şaşırtıcıdır.</p>
<p align="left">Öncelikle sıcaklık ölçümü yapabilmesi için arının vücudunda bir ısı ölçerin bulunması şarttır. Bu durumda termometre hassaslığındaki bu organın arının vücudunda nasıl oluştuğu sorusunun cevabının verilmesi gerekecektir. Arılar bu sisteme tesadüfen sahip olamayacaklarına ve kovan ısısının kaç derecede olacağını, ısının nasıl korunacağını tesadüfen keşfedemeyeceklerine göre bütün bunları arılarda var eden bir güç vardır.</p>
<p align="left">Arıların bütün bunları kendi kendilerine yapmaları imkansızdır. Arılardaki ısı ölçüm sisteminin tasarımı ve bunun vücutlarına yerleştirilmesi, kovanı ne zaman ve nasıl ısıtıp soğutacakları gibi bilgilere arılar kendiliklerinden ulaşmış olamazlar.</p>
<p align="left">Tüm bunlar bizi tek bir sonuca ulaştırır. Arılara, yaptıkları her hareket Yaratıcımız olan üstün güç sahibi Allah tarafından ilham edilmektedir. Sahip oldukları sistemlerin tasarımı da benzersiz sanatını bize yarattığı canlılarda tanıtan Allah&#8217;a aittir.</p>
<p align="center"><span class="style1"><strong>BÖCEKLERİN VERİMLİ UÇUŞLARI</strong></span></p>
<p align="left">Evrimci bir çizgiye sahip olan &#8220;New Scientist&#8221; Dergisi&#8217;nde yayınlanan 12 Ekim 1996 tarihli bir yazıda böceklerin uçuşlarının dikkate değer bir şekilde etkisiz ve verimli olmayan uçuşlar olduğu ve sarfettikleri enerjinin sadece % 6&#8217;sını mekanik enerjiye dönüştürdükleri ifade ediliyordu. Enerjinin geri kalanının ise ısı olarak kaybolduğu iddia ediliyordu.</p>
<p align="left">Bunun üzerine Arizona State Üniversitesi&#8217;nden Jon Harrison ve ekibi aynı konuda araştırmalar yaptılar. Buldukları sonuçlar son derece şaşırtıcıydı. Böceklerin uçuşlarındaki düşük verimin aslında son derece önemli nedenleri vardı. Bu araştırmanın sonuçları Science Dergisi&#8217;nde (1996, vol. 274, s.88) yayınlandı. Bu deneylerde bir arı kovanının bulunduğu yerdeki çevre ısısı değiştirilerek, arıların vücut ısıları, kanat çırpma ve metabolizma hızları ölçüldü. Isı 20 dereceden 40 dereceye yükseldikçe arıların kanat çırpma frekansı % 16, metabolizma hızları ise % 50 azaldı ve göğüs ısısı da buna bağlı olarak sabit kaldı. Arıların düşüş gösteren kanat çırpma frekansları uçuşta bir sorun yaşanmasına neden olmadı. Bütün bunların sonucunda ısı yükseldikçe arının uçuşunun daha etkili ve verimli bir hale geldiği anlaşılmış oldu. Neticede arıların kaslarının sıcak olan günlerde daha çok verimli olduğu ortaya çıktı.</p>
<p align="left">Bunun üzerine Harrison, arıların uçuşlarının soğuk havalarda neden daha az verimli olduğu konusunu araştırdı. Etkisiz ve verimli olmayan uçuşlarda açığa çıkan ısının arıları soğuk günlerde sıcak tutmaya yardımcı olduğu sonucuna vardı. Bu, kovanın ısı düzeninde çok önemli bir yer tutmaktaydı. Yapılan bu detaylı araştırmalar sonucunda ortaya çıkan sonuç arıların kanat kaslarının iki önemli görevi olduğuydu. Bunlardan biri arıların uçmalarını sağlamak, diğeri ise ihtiyaçları olan ısıyı oluşturmaktı. Kanatlardaki bu tasarım sayesinde arı, çevre koşullarına göre hem uçuş etkinliğini hem de ısı üretimini ihtiyacı doğrultusunda değiştirebiliyordu.</p>
<p align="left">Bu örnekte görüldüğü gibi, bilim adamları doğadaki bir canlı üzerinde araştırma yaparken o canlıda tesadüfi oluşumlar, hatalı tasarımlar ararlarsa, doğru bir sonuca ulaşamazlar. Bunları ararken de çok büyük bir zaman kaybına uğrarlar. Oysa bugün kesin olarak görmekteyiz ki, doğada kusursuz tasarımlar vardır. Tüm canlılar, tam ihtiyaçları olan özelliklere sahiptirler. Kuşkusuz bu noktada karşımıza çıkan Allah&#8217;ın sonsuz kudreti ve ilmiyle doğadaki tüm canlıları kusursuzca var ettiğidir. İşte insanlar bu bakış açısıyla araştırma yaptıklarında, yani kusursuzluğu araştırdıklarında, çok daha çabuk sonuca ulaşabilir, doğadaki üstün yaratılış sanatına çok daha yakından şahit olabilirler.</p>
<p class="style1"><strong>İŞÇİ ARILARIN ÖLÜMÜ</strong></p>
<p align="left">Koloninin tüm yükü üzerlerinde bulunan işçi arılar, doğdukları andan itibaren hiç durmadan çalışırlar. Bu yoğun tempo nedeniyle kovandan çıkıp yiyecek toplamaya başladıktan sonra ancak 3-4 hafta kadar yaşayabilirler.</p>
<p align="left"><a id="42." name="42."></a>İşçi arının ölümüne yol açan nedenlerden en önemlisi yiyecek arama işidir. Bu zor işin sonucunda arının beslenme ve balmumu bezleri zarar görür. Ayrıca işçi arı tüylerini kaybeder ve sonunda (toplam olarak yaptığı yaklaşık 800 km.lik bir uçuştan sonra) uçma kasları da tükenir. İşçi arılar genellikle kovandan uzakta ve görev başında iken ölürler.</p>
<p align="left">Sonbaharda yumurtalardan çıkacak yeni bireyler koloninin bakımını üstleneceklerdir. Bu arıların doğumu kışa denk geldiği için kovan dışına çıkmaz ve kendilerinden önceki arıların depoladıkları yiyecekler ile beslenirler.</p>
<p align="left">Koloniyi oluşturan arıların ömürleri kısa olsa da koloniler oldukça uzun süre hayatta kalır. Öyle ki aynı koloni (orman yangını ve kuraklık gibi olağanüstü durumlar hariç) 20 yıl ve bazen daha da fazla süreyle varlığını koruyabilir.</p>
<p class="style1" align="center">The post <a href="https://ateistlerecevap.org/ari-kovanindaki-mucize-ve-yasam/" data-wpel-link="internal">Arı Kovanındaki Mucize ve Yaşam</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ateistlerecevap.org/ari-kovanindaki-mucize-ve-yasam/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Allah&#039;ın Varlığına Mikro Dünyadan Deliller</title>
		<link>https://ateistlerecevap.org/allahin-varligina-mikro-dunyadan-deliller/</link>
					<comments>https://ateistlerecevap.org/allahin-varligina-mikro-dunyadan-deliller/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ateistlere Cevaplar]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 09 Mar 2018 13:03:27 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Tefekkür]]></category>
		<category><![CDATA[Allah'ın Varlığı Nasıl İspatlanır?]]></category>
		<category><![CDATA[Allah'ın Varlığının Delilleri]]></category>
		<category><![CDATA[Allah'ın Varlığının Delilleri Kısaca]]></category>
		<category><![CDATA[Allah’ın Varlığının Ve Birliğinin Delilleri]]></category>
		<category><![CDATA[ateistlere allah'ın ispatı]]></category>
		<category><![CDATA[ateistlere cevaplar]]></category>
		<category><![CDATA[Ateizm ve Din]]></category>
		<category><![CDATA[Big bang teorisi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.ateistlerecevap.org/?p=2028</guid>

					<description><![CDATA[<p> MİKRODÜNYADAKİ VARLIK DELİLLERİ GÖREBİLDİĞİMİZ DÜNYADAN FARKLI BİR ALEM:MİKROORGANİZMALAR &#8220;Evet, yalnızım” dediğiniz anda aslında oldukça fazla sayıda canlı ile berabersiniz. Vücudunuzda sizinle birlikte yaşayan ve sizi sürekli olarak koruyan kimi zaman da hastalanmanıza neden olan bakteriler, oturduğunuz koltuktan halınıza, soluduğunuz havaya kadar her yere yayılmış durumdaki akarlar, mutfağınızda birkaç gündür dışarıda beklettiğiniz yiyeceklerde üremeye başlayan küf [&#8230;]</p>
The post <a href="https://ateistlerecevap.org/allahin-varligina-mikro-dunyadan-deliller/" data-wpel-link="internal">Allah'ın Varlığına Mikro Dünyadan Deliller</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h3 style="text-align: center;"><a href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/kurt-1024x768-440x330-1.jpg" data-wpel-link="internal"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-2039" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/kurt-1024x768-440x330-1.jpg" alt="" width="440" height="330" srcset="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/kurt-1024x768-440x330-1.jpg 440w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/kurt-1024x768-440x330-1-300x225.jpg 300w" sizes="(max-width: 440px) 100vw, 440px" /> </a><span style="color: #008080; font-size: 24px;">MİKRODÜNYADAKİ VARLIK DELİLLERİ</span></h3>
<p><span class="style1">GÖREBİLDİĞİMİZ DÜNYADAN FARKLI BİR ALEM:MİKROORGANİZMALAR</span><br />
<a href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/mikro_clip_image001.jpg" data-wpel-link="internal"><img loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-2029 alignright" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/mikro_clip_image001.jpg" alt="" width="250" height="196" /></a></p>
<p align="left">&#8220;Evet, yalnızım” dediğiniz anda aslında oldukça fazla sayıda canlı ile berabersiniz. Vücudunuzda sizinle birlikte yaşayan ve sizi sürekli olarak koruyan kimi zaman da hastalanmanıza neden olan bakteriler, oturduğunuz koltuktan halınıza, soluduğunuz havaya kadar her yere yayılmış durumdaki akarlar, mutfağınızda birkaç gündür dışarıda beklettiğiniz yiyeceklerde üremeye başlayan küf ve mantarlar… Bunların hepsi kendi yaşam şekilleri, beslenme sistemleri ve çeşitli özellikleri ile apayrı bir alem oluştururlar.</p>
<p align="center"><span class="style1"><strong>BAKTERİLERDEKİ TASARIM</strong></span></p>
<p align="left">Bakteriler gözle görülemezler ancak özel hücre yapıları sayesinde her türlü koşula dayanıklıdır.<br />
Bakteriler, bitkilerden ve hayvanlardan farklı olarak hızlı çoğalan ve biyokimyasal etkileri bakımından canlılar aleminin dengesini sağlamada çok büyük önem taşıyan bir grubu oluştururlar. Hemen hemen her yerde yaşayabilirler, bu nedenle de herhangi bir tür organizmadan çok daha fazla sayıdadırlar. Bu canlılar dünyanın en fazla sayıdaki üyeleridir. Tüm ekosistem bakterilerin faaliyetlerine bağlıdır ve bakteriler insan yaşamını da pek çok şekilde etkilemektedirler.</p>
<p align="left">Günümüz teknolojisini bile çaresiz bırakan bir çeşitlilikleri vardır. Kimi zaman oksijeni bol ortamları tercih ederler, kimi zaman da oksijensiz toprak altında yaşayabilirler. Bir kısmı besinini fotosentez yolu ile sağlarken, bir kısmı da organik maddeleri ayrıştırarak enerji elde ederler. Birbirlerinin aynı olduğu düşünülen bakterilerin bile metabolizmaları incelendiğinde bunların aslında birbirlerinden farklı türler oldukları anlaşılmaktadır.<br />
Bakteriler, canlılar aleminde &#8220;prokaryotlar&#8221; olarak adlandırılırlar. Sahip oldukları tek hücre içinde bir çekirdek ve serbest şekilde dolaşan bilgi bankaları -DNA- bulunmaktadır. Oldukça kompleks bir yapıda hücre zarına ve ribozoma sahiptirler. Yeryüzündeki tüm canlıların yaşamsal işlevlerinin birçoğu, bu prokaryotik hücrelerin etkinliklerine bağlı olarak gerçekleşir.<br />
B</p>
<p align="left">akteriler oldukça yüksek veya düşük sıcaklıklara uyum sağlayabilmekte, toprak altına girebilmekte, havada uçabilmekte, kimyasalların içinde ve okyanusun dibinde yaşayabilmekte ve hatta radyasyona karşı dayanıklı hale gelebilmektedirler.</p>
<table border="0" width="170" cellpadding="0" align="left">
<tbody>
<tr>
<td><a href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/mikro_clip_image002.jpg" data-wpel-link="internal"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-2030" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/mikro_clip_image002.jpg" alt="" width="170" height="142" /></a><br />
Henüz mikroorganizmaların yapısına açıklama getiremeyen evrimciler, bu canlıların yapılarında bulunan estetik görünüme hiçbir anlam veremezler.</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p align="left">Uygun koşullarda bakteriler her 10-30 dakika içinde, sayılarını iki misli arttırırlar. Tek bir bakterinin sayısı önce ikiye, sonra dörde, daha sonra sekize çıkarak çoğalır ve bu işlem bu şekilde devam eder. Bakterilerin bazı çeşitleri –271oC soğuktan ve birkaç saat içinde -190oC dereceden artı 25oC’a geçiş yapan hızlı sıcaklık değişimlerinden etkilenmezler. Bazı türler ise insan için öldürücü olan dozun 2000 kat üzerinde olan bir atom radyasyonuna bile dayanabilmektedir. Bazıları çeşitli hastalıklara neden olurken, bazıları insan ve bitki metabolizmasının yararlı bir üyesi olarak bulunmak zorundadır. (Büyük Larousse Sözlük ve Ansiklopedisi, 3. Cilt, sf. 1237-1238 – 2000 KAT RADYASYON)</p>
<p class="style1">KENDİLERİNİ ŞARTLARA GÖRE AYARLAYABİLEN MİKROORGANİZMALAR</p>
<p align="left">Bakterilerin kendi nesillerini devam ettirebilmek için çok büyük fedakarlıklar yapmaları, gerektiğinde kendi hayatlarını tehlikeye atmaları ve tüm zor koşullara rağmen hayatta kalabilmek için kompleks sistemler geliştirebilecek özelliklere sahip olmaları yaratılmış olduklarının delillerindendir.<br />
Bakteriler biçimce çok değişiktirler ve yaşadıkları ortama göre bir görünüm edinirler. Bir çoğunun “spor” denen dirençli biçimleri vardır ve bu biçime girdiklerinde aşırı sıcağa, soğuğa veya kuraklığa dayanabilirler. Bazı bakterileri yok etmenin güçlüğü bundan doğmaktadır. Peki sporlanma dediğimiz şey ne demektir?</p>
<div align="left">
<table border="0" width="150" cellpadding="0" align="left">
<tbody>
<tr>
<td><a href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/mikro_clip_image003.jpg" data-wpel-link="internal"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-2031" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/mikro_clip_image003.jpg" alt="" width="150" height="102" /></a><br />
3400 yıl önce yapılmış olan Mısır&#8217;daki Luksor Tapınağının dış cephe tuğlalarında ve 720 milyon yıllık kaya tuzu bloklarında sporlanmış halde canlı bakterilere rastlanmıştır.</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Türlerine göre farklı koşullarda yaşayabilen bakteriler, koşullar bozulunca bölünmeye başlarlar. Normal şartlarda bu bölünme sonucunda ana hücreden kalıtsal özellikleri tamamen aynı olan iki yavru hücre meydana gelir. Ancak, koşullar bozulduğunda ya da besin azaldığında vazgeçilen ilk şey bu &#8220;aynılık&#8221; olur. Bir başka deyişle bakteri, şartların güçleştiğini fark ederek bir karar verir ve soyunu devam ettirmek için önlem alır. İkiye bölünme yine gerçekleşir, ama bu kez birbirine eşit olmayan iki hücre meydana gelir. Bu eşitsizliğin nedeni hücrelerden sadece bir tanesinin yaşayacak olmasıdır. Bunlardan büyük olan ana hücredir ve adeta bir koruyucu gibi küçük “kardeşini” içine alır. 10 saat süresince tüm enerjisini kullanarak onu besler ve küçük hücrenin korunmasına yardım edecek olan özel bir protein kılıfının oluşmasını sağlar. Böylece, ikiye bölünen parçalardan birinin içinde gelişen bakteri dayanıklı ve kendini koruyabilen nitelikteki bireyleri oluşturur. Diğeri ise koruyucu özelliklerini diğer kardeşine vererek ölür ve koruyucu bir kılıf haline gelir. İşte meydana gelen bu dayanıklı yapıya &#8220;spor&#8221; adı verilir. Dolayısıyla bakteriler, normal bölünmelerinin dışında, sporlar yoluyla dünyanın her yerine kolayca yayılırlar.</p>
<p class="style1" align="center"><strong>Milyonlarca Yıl Yaşayabilen Bakteriler</strong></p>
</div>
<p align="left">Söz konusu sporlanma işlemi mikroorganizmaların neredeyse tümü tarafından gerçekleştirilen bir korunma şeklidir. Bu canlıların bazıları koşullar uygunsuz bir hale geldiğinde sporlanma yöntemini kullanarak buharlaşma yoluyla havaya yükselir ve bulutların arasında korunma altına alınmayı tercih ederler. Atmosfer, yayılmak veya korunmak isteyen oldukça fazla sayıda küçük canlı spor barındırmaktadır. Kuru ve soğuk havalarda gökyüzünde kalan bu organizmalar bulutların arasında yaşadıkları bu süre içinde adeta uykudadırlar. Bulutların meydana getirdiği yağmurlarla yeryüzüne inerler. Yere dönüşlerinde artık eskisinden farklı bölgelere ulaşıp yeni bir koloni meydana getirebilirler. Bulutlar, aslında nesillerdir orada yaşayan, beslenen, nefes alan, hayatta kalabilmek için çeşitli koşullara uyum sağlayan canlı küçük mikroorganizmalarla doludur. Bakteriler bu canlıların en tedbirli olanlarıdır. Yerden kristalleşerek buharlaşan hava içinde yukarı doğru yükselirken beraberlerinde metan, fosfat, karbon, sülfür dioksit ve diğer besleyici bileşik depolarını, yani besinlerini de götürürler.<br />
Sporlanma adındaki bu şuurlu işlemi gerçekleştirdiklerinde bakteriler çok çeşitli ortamlara rahatça girebilir ve geniş alanlara yayılabilirler. Nitekim, radyoaktif uranyum madenlerinde bile canlı bakteriler bulunmaktadır. 3400 yıl önce yapılmış olan Mısır’daki Luksor tapınağının dış cephe tuğlalarında canlı bakterilere rastlandığı gibi, 200 milyon ve 320 milyon yıllık, hatta 720 milyon yıllık kaya tuzu bloklarında canlı bakteriler bulunmuştur. 20.000 metre yükseklikte bile bakterilere rastlanmıştır. En şaşırtıcı örnek ise çam ağacı reçinesi içinde yakalanmış ve bugüne kadar korunmuş 25 milyon yıllık bir arı fosilinin içinden çıkan bakteri sporlarıdır. Laboratuvarda steril koşullar altında çıkarılan bu sporlar, kültüre alınmışlar ve böylelikle bakteriler oldukça uzun bir aradan sonra yeniden gelişmeye ve üremeye başlamışlardır.</p>
<p><span style="font-size: 20px; color: #008080;"><strong><span class="style1">OKSİJEN SAĞLAYAN MUCİZEVİ TEK HÜCRELİLER:ALGLER(SU YOSUNLARI)</span></strong></span></p>
<p align="left">Bazı canlılar içlerinde porfirinli halkalar bulunan pigmentlere sahiptirler. Bu halkanın özelliği etrafındaki elektronların serbestçe hareket edebiliyor olmasıdır. İşte bu nedenle söz konusu halka kolaylıkla elektron kazanabilir veya kaybedebilir. Dolayısıyla bu halka etrafındaki ışığı ve enerjiyi hemen yakalayabilir. Yeryüzüne gelen güneş ışığı da bu pigmentin kendisine çekebildiği enerjilerden biridir. Güneşin enerjisini yakalayan ve kendi bünyesine alabilen bu pigmente “klorofil” deriz. Eğer bir canlı “klorofile” sahipse, bu canlı “fotosentez” yapabilir.</p>
<table border="0" width="200" cellpadding="0">
<tbody>
<tr>
<td><a href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/mikro_clip_image005.jpg" data-wpel-link="internal"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-2032" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/mikro_clip_image005.jpg" alt="" width="200" height="161" /></a><br />
Algler, klorofil içeren yeşil ve mavi-yeşil renkte ya da kahverengi ve kırmızı olabilmektedirler.</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p align="left">Fotosentezi ne insanlar ne de hayvanlar gerçekleştirebilirler. Bu canlılar, klorofilden yoksundurlar. Bu işlem laboratuvarlarda da yapay olarak gerçekleştirilemez. Klorofilde meydana gelen işlemler ve bu pigmentin mekanizması henüz tam olarak anlaşılamamıştır.</p>
<p align="left">Bu mikroskobik canlılar, fotosentez işlemi ile kendi enerjilerini karşılarken yeryüzünün de büyük bir gereksinimine cevap verirler. %30 oranında karbondioksit gazını içlerine çeker ve gezegenin %70’lik oksijen ihtiyacını karşılarlar. Ayrıca canlı türlerinin %70’i için besin sağlarlar. Bu canlılar, sadece fotosentez yapabilecekleri bir mekanizmaya değil, bedenlerine aldıkları güneş ışığını vücutlarının ışık göremeyen kısımlarına taşımalarını sağlayan özel bölmelere ve mekanizmalara da sahiptirler.</p>
<p align="left">Bu mikro canlılar kendileri için yaratılmış olan mikroskobik bir fabrika ile ekolojik sistemin en önemli gereksinimlerini karşılarlar; oksijen ve besin. Şimdi mikro dünyanın bu kapsamlı işlevlere sahip elemanlarından en önemlisini, yani algleri daha yakından inceleyelim: Algler sığ sularda yaygın olarak bulunan organizmalardır ve güneş ışığı gören her su yüzeyinde yaşayabilirler. Alg hücresi, renkli ve renksiz kısım olarak iki bölümden oluşur. Renksiz kısımda DNA ve bazı alglerde çekirdek bulunurken, bu bölümü çevreleyen renkli kısımda RNA ve renk veren çeşitli pigmentler bulunmaktadır.</p>
<p align="left">Algler içinde bulundukları suyun organik maddelerini büyük miktarda arttırırlar. Bu yolla suda yaşayan organizmaların besinlerini artırmaktadırlar. Dolayısıyla alglerin bulunduğu sular son derece verimli ve diğer canlıların yaşaması için oldukça elverişlidir. Algler aynı zamanda suların yenilenmesi açısından da temizleyici bir rol oynarlar. Suda yaşayan hayvanlara besin olur, onlar için besin üretirler.</p>
<p class="style1">VİRÜSLER</p>
<table style="width: 543px;" border="0" cellpadding="0">
<tbody>
<tr>
<td style="width: 537px;"><a href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/mikro_clip_image006.jpg" data-wpel-link="internal"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-2033" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/mikro_clip_image006.jpg" alt="" width="158" height="171" /></a><br />
Eğer evrenin başlangıcından beri saniyede bir virüs pinpon topunun içine atılıyor olsa idi, şu an ancak topun yarısı dolmuş olurdu.</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p align="left">Mikroskobik canlılar olan virüsler insan vücudunun en büyük düşmanlarıdır. Virüs, insan vücudundaki herhangi bir hücreyi seçer ve onu kendisi için bir sığınak olarak kullanır, burada çoğalır ve kimi zaman ölüme yol açan tahribatta bulunabilir. Bir virüs, proteinden bir kabuk ve kabuğun içinde kendisine ait bilgileri içeren genetik şifrelerden (DNA ve/veya RNA) ibarettir. Tek başına hayat belirtisi gösteren bir fonksiyonu veya organeli yoktur. Enerji üretebilecek veya protein sentezleyebilecek bir sistemi yoktur. Dolayısıyla bu önemli işlevleri yerine getirebilecek canlı bir hücrenin varlığına muhtaçtır. İşte bu nedenle bir virüs milyonlarca yıl hiç bozulmadan ve hiçbir hayat belirtisi göstermeden olduğu yerde kalabilir. Uzun süre bekledikten sonra bir organizma ile karşılaştığında hemen canlanır ve hareketlenir.</p>
<p>Virüsü harekete geçirmek için tek gereken şey içine girip enfeksiyona uğratabileceği savunmasız bir hücrenin sıcaklığı ve nemidir. Bu hücrenin içine yerleştiğinde bazen bir saat içinde kendini 100 kez çoğaltabilir. Bazen bir yıl içinde 20 milyon insanı öldürecek şekilde yeni bir şekle bürünebilir .</p>
<p class="style1" align="center"><span style="font-size: 20px; color: #008080;"><strong>AKARLAR</strong></span></p>
<table style="width: 299px;" border="0" cellpadding="0">
<tbody>
<tr>
<td style="width: 293px;"><a href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/mikro_clip_image007.gif" data-wpel-link="internal"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-2034" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/mikro_clip_image007.gif" alt="" width="329" height="148" /></a><br />
Evlerde, özellikle de halılarda yaşayan akarlar.</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p align="left">Akar ya da mayt olarak adlandırdığımız canlı, herhangi bir böcekten daha farklı özellikler taşımayan, son derece detaylı ve kompleks bir yapıya sahip olan, ama buna rağmen yine de ancak mikroskopla fark edilebilen bir mikro canlıdır. Yaşadığımız evin her yanında, yattığımız yatakta, yerdeki halıda, soluduğumuz havada kısacası yaşamımızı geçirdiğimiz her yerde bulunmaktadır. 5 ile 50 mikron arası boyutlarında olan bu canlıları çıplak gözle göremeyiz.</p>
<p>Bu canlılar ölü deri hücreleri ve kabukları ile beslenirler. Bu nedenle insanların yaşadığı ortamlarda bulunur ve insan aktiviteleri ile çevreye yayılır, hareket ederler. Beslenme malzemelerinin toplandığı yerler ise genellikle yataklar, minderler, mobilyalar ve halılardır.<br />
Normal şartlarda bu ilginç görünüşlü varlıkları görüp fark edebilmeyi istemezsiniz. Çevrenizde o kadar fazla sayıdadırlar ki, yattığınız yatakta bile, ne kadar temiz olursa olsun, ortalama 10,000 tane akar bulunmaktadır. Bu canlılar ürettikleri proteine karşı alerjiniz olmadığınız sürece size zarar vermezler; ısırmaz, sokmaz, hastalık bulaştırmazlar.<br />
Ancak bazı canlılar için zararlıdırlar. Öyle ki, parazit olarak içinde yaşadığı bir arı topluluğunu, arıların üstteki ölü derilerini delerek ve vücut sularını emerek ortadan kaldırabilirler. Bunun gibi pek çok böcek, hayvan ve bitkiye zarar verebilirler. Böcek akarları, böceğin ölümüne veya hastalanmasına sebep olurlar ama aynı zamanda meydana getirdikleri atıklarla toprağın verimini büyük ölçüde artırırlar. Bazıları ise birtakım canlıların asalaklarıdır. Bazı hayvanların kulak kanallarında, akciğerlerinde ve bağırsaklarında yaşarlar. Dolayısıyla akarlar farklı ortamlarda ve insan dışında farklı canlılarla da yaşayabilirler. Everest Dağı’nın 5,000 metre yükseklikteki yamaçlarında yaşayabildikleri gibi, Kuzey Pasifik Okyanusunun 5,200 metre derinliklerinde de yaşayabilmektedirler. Bunun dışında akarlar kaplıcalar, mağaralar, çöller ve tundralar da dahil olmak üzere pek çok yerde bulunabilirler. 10 metre derinlikteki madenlerde, soğuk ve termik kaynaklarda 500oC kadar yüksek ısıya sahip olan yer altı sularında, havuz ve göllerde yaşayabilirler. Farklı ortamlarda yaşayabilen bu farklı türlerinin sayısının 500,000’den fazla olduğu hesaplanmıştır.</p>
<p align="left">Akarlar su içmezler ama havadan ve ortamdan aldıkları nemi emerler. Bu nedenle bulundukları çevredeki nem onlar için önemlidir. %70-80 gibi oldukça yüksek orandaki nemden yaklaşık 27oC sıcaklıktan hoşlanırlar.<br />
Allah; dünyanın düzenini çok ince ve hassas dengelerle kurmuş, küçücük bir mikroorganizmayı koskoca bir yaşamın sebebi kılmıştır. Bunun tek nedeni, insanın karşısında apaçık duran bu yaratılış delilini görebilmesi, etrafında kendisine sunulmuş olanlar ve güç yetiremedikleri karşısındaki acizliğini ve Allah’a olan muhtaçlığını fark edebilmesi ve Allah’ı takdir etmesidir. Allah Kuran’da şöyle buyurmuştur:<br />
<strong>“İşte Rabbiniz olan Allah budur. O&#8217;ndan başka İlah yoktur. Herşeyin Yaratıcısı&#8217;dır, öyleyse O&#8217;na kulluk edin. O, her şeyin üstünde bir vekildir.” (En’am Suresi, 102)</strong></p>
<p class="style1"><span style="font-size: 20px; color: #008080;"><strong>DİATOMLAR</strong></span></p>
<table style="width: 403px;" border="0" cellpadding="0">
<tbody>
<tr>
<td style="width: 397px;"><a href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/mikro_clip_image008.jpg" data-wpel-link="internal"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-2035" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/mikro_clip_image008.jpg" alt="" width="150" height="147" /></a><br />
Sadece bir hücre zarı ve kloroplasttan oluşan tek hücreli bir canlının adeta bir kimya laboratuvarı gibi çalışması ve müthiş bir sanat sergilemesi inananları hayran, evrimcileri ise çaresiz bırakan çok önemli bir gerçektir.</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p align="left">Diatomlar mikroskobik bitkisel alglerdir. En büyükleri 1 milimetre çapında olan bu minik canlılardan 1 cm3 deniz suyunda, yaklaşık 10 bin tane bulunur. Okyanuslardaki canlı organizmaların %90’ını oluşturmalarına rağmen diatomların tümü suda yaşamaz. Bazıları toprak üstünde, yosunlara tutunarak ağaçlarda ve hatta yeteri kadar nem olduğunda tuğla duvarlarda bile yaşayabilir. Bu canlılar için ışık, su, karbondioksit ve gerekli besinlerin olduğu her yer üremek için uygundur.</p>
<p>Yeryüzündeki hemen hemen tüm canlılar, hayatlarını bir anlamda diatomlara borçludurlar. Çünkü yaptıkları fotosentez sayesinde soluduğumuz oksijenin bir kısmını diatomlar üretir. Bu mucizevi mikroskobik canlılar oldukça detaylı bir mekanizmaya sahiptir. Üzerlerinde çok sayıda gözenek vardır. Bu gözenekler besinlerin içeriye girmesine ve gaz değişimi yapmalarına olanak sağlar. Diatomlar oksijen üreten mikro fabrikalar gibi çalışır. Trilyonlarca diatom, bu gaz değişimi sonunda kendi ihtiyaçlarının çok üzerinde oksijen üreterek atmosferdeki oksijen oranına son derece önemli bir katkıda bulunmuş olur.<br />
Bunun yanı sıra denizlerdeki besin zinciri içerisinde de çok önemli bir rol oynarlar. Diatomlar hayvansal planktonları oluşturan küçük canlıların temel besin kaynaklarıdır. Hayvansal planktonlar da daha büyük türler için besin kaynağı olan ringa gibi balıklar tarafından tüketilir. Örneğin oldukça büyük bir canlı olan kambur balina gibi canlılar diatomlarla beslenir. Bir balinanın birkaç saat tok kalabilmesi için birkaç yüz milyar diatom gereklidir.<br />
Diatomların en etkileyici özellikleri ise kendi inşa ettikleri kabuklarıdır. Diatomlar mükemmel mimarlardır. Silisyum içeren kabukları serttir ve muntazam ve son derece simetrik bir görünümleri vardır. Diatomların kendileri için inşa ettikleri bu evler, bazen parıldayan bir kozalağı, bazen bir spirali, bazen de ışıldayan kristal bir avizeyi andırır. İlginç olan ise, yirmi beş binden fazla diatom türü olmasına rağmen hiçbirinin kabuğunun bir diğerine benzememesidir. Tıpkı bir kar tanesinin diğerine benzememesi gibi diatomların görünümleri de birbirlerinden farklıdır.</p>
<p align="left">Diatomların üzerinde bulunan ve besinlerin içeriye girmesine ve gaz değişimine olanak sağlayan gözenekler de üzerlerinde taşıdıkları bu mimari yapıyı inceltir. Sonuçta bu canlıların görünümleri, son derece hassas açılara sahip mükemmel bir matematik ve tasarım harikası olarak karşımıza çıkar. Bu canlının sadece 25 mikron çapında olduğunu hatırlatmakta fayda vardır. 25 mikron ise yaklaşık bir toplu iğne başı kadardır. Bir insanın 25 mikronluk bir alanda böylesine kusursuz bir estetik harikası meydana getirebilmesi neredeyse imkansızdır.</p>
<p align="left">Diatomlarla ilgili dikkat çeken ikinci planlama özelliği ise, üremeleri sırasında ortaya çıkar. Diatomlar inanılmaz hızlarda, bazıları sekiz hatta dört saatte bir bölünerek ürerler. Bu nedenle 10 gün içerisinde bir diatom 1 milyar ayrı birey haline gelebilir. Bu canlıların üreme hızları da özellikle oksijen ürettikleri için son derece önemlidir. Üreme hızlarındaki en küçük bir durağanlık kuşkusuz bu önemli oksijen kaynağının büyük ölçüde azalması anlamına gelecektir. Bu da canlılık için tehdit oluşturabilecek bir durumdur. Ancak Allah’ın yarattığı canlılar üzerindeki rahmetinin ve merhametinin bir tecellisi olarak bu canlılar mutlaka ihtiyaç olan zamanlarda ihtiyaç olan miktarlarda ürer ve yeryüzündeki hassas ekolojik dengeyi sabit tutarlar.</p>
<p align="left">Diatomların kendi besinleri de insanlık için önem taşımaktadır. Bu canlılar fotosentez sayesinde ürettikleri minik yağ parçacıkları şeklindeki besinlerini hücrelerinin içerisinde saklarlar. Bu minik yağ parçacıkları zamanla biraraya gelir, jeolojik ve biyolojik kuvvetlerin de etkisiyle petrol yataklarının oluşmasına neden olur. Bugün kullandığımız petrolün çok büyük bir bölümü tarih öncesi denizlerde ölen diatomlar oluşturmuştur.</p>
<p align="center"><strong><span class="style1" style="color: #008080; font-size: 20px;">BAKTERİ DNA SINDAKİ DELİLLER</span></strong></p>
<p align="left">Bakteri, sahip olduğu yüzlerce değişik özelliğin yanı sıra üstün yaratılışı sergileyen bir DNA’ya sahiptir. Bilinen en küçük bakteri olan theta-x-174’ün DNA’sında 5.375 nükleotid bulunmaktadır. Normal boyutlardaki bir bakteride ise nükleotid sayısı 3 milyon kadardır. Kodlanmış bu bilgiler, bakterinin yaşaması için gereklidir ve bunlarda meydana gelebilecek en küçük bir değişiklik bile bakterinin ölmesine neden olacaktır.</p>
<p align="left">Yüz milyon sayfalık bu bilgi 2-3 mikron büyüklüğündeki bakterinin içinde bulunan DNA’da mevcuttur. 2-3 mikron büyüklüğündeki bu hücrenin içinde bilgi taşıyan bu sarmalın uzunluğu ise 1400 mikrondur. Burada 1 mikronun, 0,001 mm. gibi çok küçük bir birim olduğunu unutmamak gerekir. Özel bir dizayn ile bu müthiş bilgi zinciri, kendisinden binlerce kat küçük bir organizmanın içine sığdırılmıştır. Bu yaratılış harikasının içinde gerçekleşen işlemler ise mükemmel bir organizasyon ve şuurlu bir birlikteliği gösterir. Konuyla ilgili olarak Antropolog Loren Eiseley şu açıklamada bulunmaktadır: “En basit olarak kabul ettiğimiz hücrenin içindeki fizyo-kimyasal organizasyonun detaylarını kavramak bizim kapasitemizi aşmaktadır.” (Loren Eiseley, The Immense Journey, 1957, sf.206 )</p>
<table style="width: 344px;" border="0" cellpadding="0">
<tbody>
<tr style="height: 239.438px;">
<td style="height: 239.438px; width: 338px;"><a href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/mikro_clip_image009.jpg" data-wpel-link="internal"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-2036" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/mikro_clip_image009.jpg" alt="" width="286" height="120" /></a><br />
Escherichia coli bakterisinin tek bir kromozomunda 5.000 gen bulunmaktadır.</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p align="left">Şunu tekrar belirtmekte yarar vardır: Bu derece yüklü bir bilgi, sadece “tek bir” hücrenin yaşaması için gereklidir. Bakterilerin, dünyanın her yanına yayılmış organizmalar olduğu düşünüldüğünde, böylesine bir bilginin her bir bakteri hücresinde aynı özen ve sıralama ile var olduğunu bilmek oldukça hayret vericidir.<br />
Bakteriler çoğalmak için çeşitli mekanizmalar kullanırlar. Bu süreçte, ikiye bölünerek, spor haline gelerek veya eşeyli olarak üreyebilirler. Bu çoğalma işlemi de, bakterinin ne kadar kompleks bir yapıya sahip olduğunun diğer bir delilini teşkil eder. Bakteri hücresi bölünmeden önce kromatin adı verilen yapı bölünür ve yavru hücreler 30 dakika içinde tam büyüklüğe ulaşarak yeniden bölünmek için hazır olurlar. Bakteriyel hücre bölünmesi sırasında akıllıca tasarlanmış bir sistem devrededir. Bu tasarım sırasında meydana gelen DNA kopyalanması ve hücre bölünmesi, indirgenemez kompleksliğe bir örnektir. Yani sistemin çalışabilmesi için, sistemi oluşturan bütün parçaların aynı anda ve eksiksiz olarak birarada bulunmaları gerekmektedir. Böyle bir durumda evrim teorisinin temel iddiası olan kademeli ve tesadüfi gelişim fikri, geçersiz bir hale gelmekte ve çürümektedir. Son yıllarda yapılan çalışmalar bu kompleks sistemin, tahmin edilenden çok daha karmaşık olduğunu ortaya koymaktadır.</p>
<p class="style1" align="center">KÜFLER,MAYALAR,LİKENLERDEKİ DELİLLER</p>
<p align="center"><span class="style1"><strong>Bir Mantar Çeşidi: Küfler </strong></span></p>
<p align="left"><a href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/mikro_clip_image010.gif" data-wpel-link="internal"><img loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-2037 alignleft" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/mikro_clip_image010.gif" alt="" width="149" height="108" /></a>Küfler tek bir çekirdeğe sahip tek hücreli mantarlardır. Bölünerek çoğalan bu canlılarda, bölünen her parça yine küfün kendi içinde gelişir ve gruplaşarak bir koloni haline gelir. Genellikle küf hücreleri bakterilerden büyüktür ve yumurta biçimindedirler. Bir hayvan hücresinde bulunan organellerin çoğuna sahiptirler.</p>
<p>Küfler, tıpkı bakteriler gibi uygun koşullarda hızla gelişerek insan sağlığını tehdit edici bir duruma gelirler. Bu organizmaların bazıları da gıdalarda toksin adı verilen ve insan ve hayvanlarda zehirlenmelere yol açan zehirli maddeler üretirler. Hatta bu maddelerin bazıları kanser yapıcı etkiye sahiptir. Küfler bakterilere kıyasla daha az besin öğesine ihtiyaç duyan ve gelişebildikleri koşullar açısından da düşünüldüğünde daha kötü şartlarda gelişebilen mikroorganizmalar oldukları için çoğu ortamda üreme olanakları bakterilere kıyasla daha fazladır.<br />
Küfler etrafta buldukları organik artıklarla beslendikleri gibi, canlı mikroorganizmaları da besin olarak kullanabilirler. Örneğin bir beyaz küf olan Entomophtorales, toprağın altındaki sularda yaşayan amiplerle beslenir. Çevresinde dolaşan bir amip gördüğü zaman, dokunaçlarıyla onu yakalayarak tüm hücre içini emer, geriye sadece zarını bırakır. Küfler bu yönleriyle etobur özellik de göstermektedirler.<br />
Ancak küfler, elbette sadece zarar verici organizmalar değildirler. Bu canlılar çok geniş alanlarda kullanılabilmekte ve besinlerin üretilmesinden ilaçların yapımına kadar çok yönlü olarak insanlara hizmet vermektedirler. Küfler birtakım organik asitlerin, bağışıklık sistemini bastırıcı ilaçlar da dahil olmak üzere bazı ilaçların ve penisilin gibi çeşitli antibiyotiklerin yapımında kullanılmaktadırlar. Küflerin bu alandaki faydaları büyük önem taşımaktadır. Tek hücreli mantarlar olan küfler sahip oldukları özellikleriyle birlikte elbette ki tesadüfen ortaya çıkmamışlar, Allah&#8217;ın yaratmasıyla var olmuşlardır.</p>
<p align="center"><span class="style1"><strong>Fermentasyonla Besin Üreten Mayalar </strong></span></p>
<p align="left">Mayalar küre, oval ve silindir biçiminde olan tek hücreli mantarlardır. Büyüklükleri 7-17 mikrondur. Dolayısıyla bir gram mayada yaklaşık olarak 15 milyon bağımsız hücre bulunmaktadır. Yaklaşık 600 bilinen maya türü bulunmaktadır.</p>
<p align="center"><span class="style1"><strong>Mantar ve Alglerin Ortak Yaşam Ürünleri: Likenler </strong></span></p>
<p align="left">Bazı mantarlar alglerle ortak yaşarlar. Bu birleşimden meydana gelen yeni canlıya ise &#8220;liken&#8221; adı verilir. Likeni meydana getiren iki canlı da karşılıklı olarak birbirlerinden fayda elde etmektedirler. Mantar, algin gerçekleştirdiği fotosentez işlemi sonucunda besin elde ederken, alg de mantarın kendisine sağladığı su ve mineral sayesinde kurumaktan korunmakta ve kendisi için emin bir yerde yaşamını sürdürmektedir.</p>
<table border="0" width="250" cellpadding="0">
<tbody>
<tr>
<td><a href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/mikro_clip_image011.gif" data-wpel-link="internal"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-2038" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/mikro_clip_image011.gif" alt="" width="250" height="234" /></a><br />
Mantar ve alglerin ortak yaşam ürünü olan likenler.</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p align="left">İki mikroorganizmanın birleşerek meydana getirdiği bu yeni canlı, mineralleri genellikle havadan ve yağmur sularından alır. Canlı, havanın toksik etkisine karşı güçlü değildir, bu nedenle sadece hava kirliliğinin olmadığı yerlerde yaşayabilir. Ancak bir likenin yaşaması için sıcaklık çok büyük bir fark oluşturmaz. Likenler, tropik bölgelerde yaşayabildikleri gibi soğuk kutup bölgelerinde de yaşayabilirler.</p>
<p align="left">Ağaç gövdeleri, dağ tepeleri ve çıplak kayalıklar likenlerin genel olarak yaşadıkları yerlerdir. Bu canlılar kayalıkları istila eden son derece önemli organizmalardır. Likenler toprağın meydana gelişinde oldukça önemli bir rol oynarlar. Burada mantarlara özgü ayrıştırıcı özellik son derece önemlidir. Liken, mantarın bu özelliğini kullanarak kayanın üzerini yavaş yavaş ayrıştırır ve kayanın rüzgar ve yağmur ile parçalara ayrılmasına neden olur. Likenlerin bazıları oldukça sert kayaları bile çözebilecek bir güce sahiptir Bu güç sayesinde parçalara ayrılan kaya, ufalanarak toprağın meydana gelmesini sağlamaktadır. Böylesine ince bir ayrıştırmayı doğada gerçekleştirebilecek başka bir canlı daha yoktur.</p>
<p align="center"><span style="font-size: 20px; color: #008080;"><strong><span class="style1">DEMİR KAYNAĞI BAKTERİLER</span></strong></span></p>
<p align="left">Fotosentez yapıp dünyadaki yaşama büyük oranda katkıda bulunan, bedenimizi koruyan, yeryüzünün en önemli yaşam döngüsünü meydana getiren, ama tüm bu faaliyetlerine rağmen gözle görülemeyen bu varlıkların kusursuz yaratılışlarındaki üstün akıl ve sanatı sergileyecek başka önemli özellikleri de vardır. Örneğin yeryüzündeki demir yataklarının, hatta bedenimizdeki demirin kaynağı da bakterilerdir.</p>
<p align="left">Bazı bakteriler suyun içinde erimiş olarak bulunan demiri sudan ayırma yeteneğine sahiptirler. Bu canlılar, okyanuslarda çözünen demir moleküllerini bu şekilde tüketirler ve bunları kendi vücutlarında yoğunlaştırırlar. Bakterilerin vücudunda yoğunlaşan demir daha sonra okyanus tabanında demir yatakları şekline gelir. Bunlar yüz milyonlarca yıl boyunca dağlara doğru itilir ve buralarda büyük demir yataklarını meydana getirirler. Bu demir yataklarının kazılması ile önemli miktarda demir molekülü havaya karışır. Biz ise farkında olmadan görünmeyen bu demir tozlarını soluruz. Vücudumuza giren bu moleküller bedenimiz için son derece önemlidirler.Vücudumuza küçük demir molekülleri girdiği için kırmızı kan hücrelerimizin demir taşıyan hemoglobin çekirdeği iliğimizi, yani vücudumuzda dolaşan kanın kaynağını meydana getirir.</p>
<p align="left">Bakterilerin bu kimyasal etkileri ile oluşan yeraltı kaynağı sadece demir ile sınırlı değildir. Yeryüzünün en önemli ihtiyaçlarından biri olan petrol de büyük ölçüde bakterilerin ürünüdür. Fermantasyon işleminden hatırlanacağı gibi oksijensiz solunum yapan bakteriler enerjilerini etraftaki organik bileşikleri parçalayarak elde ederler. Söz konusu bakterilerin bu özellikleri, toprak altında milyonlarca yıl önce meydana gelen birikimlerin petrole dönüşmesine yol açmıştır. Bu canlıların petrol üretebilmeleri için bulundukları ortamda oksijenin tükenmesi, sıcaklığın 150 derecenin altına düşmesi ve basıncın birkaç milyon yıl sürmesi gerekmektedir. &#8220;Bakterinin petrol oluşumu sağlaması&#8221; kulağa şaşırtıcı gelebilir. Gerçekten de şaşırtıcıdır, çünkü bu akıllı mikro canlıların uzun yıllar boyunca hiç durmadan böyle bir faaliyette bulunmaları, aslında sadece insanların yararına çalışmak üzere yaratıldıklarının bir delilidir. Mikroorganizmaların sağladıkları faydalar, eksikliğinde acze düşeceğimiz türden hayati ihtiyaçlarımızı karşılamaya yöneliktir.</p>
<p align="left">Son günlerde okyanusların tabanında yapılan araştırmalar, bakteriler hakkında, bilinmeyen bir gerçeği daha ortaya çıkardı. Bilindiği gibi bakteriler fotosentez, nitrojen sabitlemesi ve fermantasyon yoluyla besin zincirinin temel halkasını oluştururlar. Okyanusun 300 metre altında yapılan araştırmalar, bakterilerin görevlerinin bu işlemlerle sınırlı olmadığını gösteren delilleri gün ışığına çıkardı. Yeni keşfedilen ve okyanusun yüzlerce metre altında, taban ortamında yaşayan ve buradaki kayaları yiyen bakterilerin, buradaki canlılığın korunması için temel besin işlevi gördüğü anlaşıldı&#8230;</p>
<p align="left">Bakteriler aynı zamanda yaz boyunca göllerin içindeki canlıların ihtiyacı olan mineral ve besinleri hazırlamakla da sorumludurlar. Göllerde kış boyunca neredeyse ölü olan bitki ve hayvanların yazın tekrar canlanırken ihtiyaç duyacakları tüm besin ve mineraller kışın bakterilerin yaptığı faaliyetler ile sağlanır. Kış boyu bakteriler, suyun dibine çöken organik atıkları yani hayvan ve bitki ölülerini ve artıkları ayrıştırarak minerallere dönüştürürler. Böylelikle bakterilerin içinde bulundukları göller temizlenir. Yapılan bu ayrıştırma işleminde aynı zamanda gölün dibinde çeşitli mineraller de birikmiştir. Böylelikle canlılar baharda uyandıklarında besinlerini de hazır olarak bulurlar. Bakteriler sayesinde hem bulundukları ortamda bir &#8220;bahar temizliği&#8221; yapılmış hem de yazın yeniden canlanan doğa için yeterli miktarda besin hazırlanmıştır. Yarattığı tüm canlılara hesapsız rızık veren Allah, gölde yaşayan birbirinden farklı özelliklere sahip birbirlerinden farklı türdeki sayısız canlı için de bakterileri sebep kılmıştır. Ne bakterilerin başka canlılara sağladıkları bu faydadan haberleri vardır ne de yazın hareketlenen su canlıları, besinlerin kendilerine nereden geldiğini araştırırlar. Onlar sadece kendilerini yaratan Allah&#8217;a teslim olmuşlardır.</p>
<p align="left">&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;</p>
<p align="left"><span style="color: #339966;"><strong>Anahtar Kelime Alanımız:</strong></span> <span style="font-size: 14px;">allah&#8217;ın varlığının ve birliğinin delilleri allah&#8217;ın varlığının akli delilleri allah&#8217;ın varlığının delilleri allah&#8217;ın varlığının delilleri nelerdir allah&#8217;ın varlığının mantıksal delilleri allah&#8217;ın varlığının delilleri slayt allah&#8217;ın varlığının ve birliğinin delilleri slayt allah&#8217;ın varlığının bilimsel kanıtları allah&#8217;ın varlığının delilleri ayet allah&#8217;ın varlığının akli ve nakli delilleri allah&#8217;ın varlığının akılla ispatı allah&#8217;ın varlığının ayetlerle delilleri allah&#8217;ın varlığının akıl yoluyla ispatı allah&#8217;ın varlığını aklımızla nasıl anlayabiliriz allah&#8217;ın varlığını aklımızla anlayabilir misiniz allah&#8217;ın varlığını aklımızla anlayabilir miyiz allah&#8217;ın varlığının bir delili allah&#8217;ın varlığının birliğinin delilleri allah&#8217;ın varlığının bilimsel ispatı allah&#8217;ın varlığının belirtileri allah&#8217;ın varlığı bilimsel olarak kanıtlandı allah&#8217;ın varlığına inanmayanlara cevap allah&#8217;ın varlığını kanıtlayan cümleler allah&#8217;ın varlığının delilleri pdf allah&#8217;ın varlığının delilleri kelam allah&#8217;ın varlığının delilleri özet allah&#8217;ın varlığının delilleri nizam delili allah&#8217;ın varlığının en büyük kanıtı allah&#8217;ın varlığının evrendeki delilleri allah&#8217;ın varlığının en büyük ispatı allah&#8217;ın varlığının en büyük delili allah&#8217;ın varlığının en büyük delilleri allah&#8217;ın varlığına en güzel cevap allah&#8217;ın varlığının felsefi delilleri allah&#8217;ın varlığının delilleri felsefe allah&#8217;ın varlığını gösteren deliller allah&#8217;ın varlığını gösteren örnekler allah&#8217;ın varlığını gösteren kanıtlar allah&#8217;ın varlığını gösteren akli deliller allah&#8217;ın varlığını gösteren mucizeler allah&#8217;ın varlığı hakkında deliller allah&#8217;ın varlığının ispatı allah&#8217;ın varlığını ıspatlayan deliller allah&#8217;ın varlığının ispatlayan örnekler allah&#8217;ın varlığının kanıtları allah&#8217;ın varlığının delilleri caner allah&#8217;ın varlığının delili allah&#8217;ın varlığının delilleri kısaca allah&#8217;ın varlığı ve birliğini gösteren örnekler allah&#8217;ın varlığının delilleri maddeler halinde allah&#8217;ın varlığına 3 delil allah&#8217;ın varlığının delilleri ppt allah&#8217;ın varlığına 5 kanıt allah&#8217;ın varlığının delilleri resimli allah&#8217;ın varlığına matematiksel kanıt allah&#8217;ın varlığının delilleri slayt allah&#8217;ın varlığının delilleri temanü allah&#8217;ın varlığını aklımızla nasıl anlayabiliriz allah&#8217;ın varlığının delilleri yazı allah&#8217;ın varlığının delilleri youtube allah&#8217;ın varlığının en büyük delili</span></p>The post <a href="https://ateistlerecevap.org/allahin-varligina-mikro-dunyadan-deliller/" data-wpel-link="internal">Allah'ın Varlığına Mikro Dünyadan Deliller</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ateistlerecevap.org/allahin-varligina-mikro-dunyadan-deliller/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Allah&#039;ın Varlığına Bitkilerden Deliller</title>
		<link>https://ateistlerecevap.org/allahin-varligina-bitkilerden-deliller/</link>
					<comments>https://ateistlerecevap.org/allahin-varligina-bitkilerden-deliller/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ateistlere Cevaplar]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 09 Mar 2018 12:48:24 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Tefekkür]]></category>
		<category><![CDATA[Allah'ın Varlığının Delilleri]]></category>
		<category><![CDATA[Allah'ın Varlığının Delilleri Kısaca]]></category>
		<category><![CDATA[Allah’ın Varlığının Ve Birliğinin Delilleri]]></category>
		<category><![CDATA[ateistlere allah'ın ispatı]]></category>
		<category><![CDATA[ateistlere cevaplar]]></category>
		<category><![CDATA[Ateizm ve Din]]></category>
		<category><![CDATA[Big bang teorisi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.ateistlerecevap.org/?p=2016</guid>

					<description><![CDATA[<p>BİTKİLERDEKİ VARLIK DELİLLERİ TOPRAKTAN LEZZETİN ÇIKARILMASI Bir meyve ağacında ya da herhangi bir bitkide, insanoğlunun ulaşamayacağı kadar yüksek bir akıl, bilgi ve teknoloji vardır. Tohumun içindeki bilgi, oluşturacağı ağacın şekil ve yapısını içermektedir. Bundan daha da ilginç olan, tohumun ağacın üreteceği meyvenin bilgilerine de sahip oluşudur. Meyve ise başlı başına bir mucizedir. Meyvenin en can [&#8230;]</p>
The post <a href="https://ateistlerecevap.org/allahin-varligina-bitkilerden-deliller/" data-wpel-link="internal">Allah'ın Varlığına Bitkilerden Deliller</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h3><a href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/1392904991_59_922.jpg" data-wpel-link="internal"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-2021" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/1392904991_59_922.jpg" alt="" width="544" height="378" /></a></h3>
<h3 class="style1" style="text-align: center;"><span style="font-family: 'arial black', sans-serif; font-size: 20px; color: #008080;">BİTKİLERDEKİ VARLIK DELİLLERİ</span></h3>
<p><span style="font-size: 20px;"><strong><span class="style1" style="font-family: 'courier new', courier, monospace;">TOPRAKTAN LEZZETİN ÇIKARILMASI</span></strong></span><br />
<strong><span style="font-family: 'courier new', courier, monospace;"><a href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/bitki_clip_image001.jpg" data-wpel-link="internal"><img loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-2024 alignright" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/bitki_clip_image001.jpg" alt="" width="220" height="151" /></a></span></strong></p>
<p align="left"><span style="font-family: 'andale mono', monospace;"><strong>Bir meyve ağacında ya da herhangi bir bitkide, insanoğlunun ulaşamayacağı kadar yüksek bir akıl, bilgi ve teknoloji vardır.</strong></span></p>
<p><span style="font-family: 'andale mono', monospace;"><strong>Tohumun içindeki bilgi, oluşturacağı ağacın şekil ve yapısını içermektedir. Bundan daha da ilginç olan, tohumun ağacın üreteceği meyvenin bilgilerine de sahip oluşudur. Meyve ise başlı başına bir mucizedir. Meyvenin en can alıcı özelliği, insanın damak zevkine ve sağlığına tamı tamına uyuyor oluşudur. Her meyve kendine has bir lezzete ve kokuya sahiptir. Ayrıca renkleri de son derece estetik ve çekicidir. Bunun yanı sıra her meyve mükemmel bir &#8220;ambalaj&#8221;la kaplanmıştır; mandalina, portakal ya da muz, hepsi son derece güzel ve soyulması kolay ambalajlara sahiptirler.</strong></span><br />
<span style="font-family: 'andale mono', monospace;"><strong>Örneğin portakal son derece acı olabilirdi. Ya da bildiğimiz güzel tada sahip olurdu, ama çok kötü bir kokusu olabilirdi. Rengi de çamur rengi olabilirdi. Oysa her meyve olabilecek en güzel tad ve kokuya sahiptir ve bu tad ve kokuları topraktan elde ettikleri maddelerle üretmektedirler. Oysa toprak pek iyi kokmaz, tadı ise kötüdür. Ancak ağaç, bu çamur yığını içinden kendisine gerekli olan maddeleri özümsemekte, bunları kimyasal işlemlerden geçirerek tad ve kokular üretmektedir.</strong></span><br />
<span style="font-family: 'andale mono', monospace;"><strong>Burada ikinci bir nokta daha vardır: Ağacın iyi koku ve tad ürettiğini söylüyoruz, ama aslında olay daha da karmaşıktır. Çünkü &#8220;iyi koku&#8221; veya &#8220;iyi tad&#8221; gibi kavramlar insana ait kavramlardır ve ağaç kendi başına bir tad ya da kokunun iyi mi yoksa kötü mü olduğunu bilemez. Bunu bilmesi için, insanın sahip olduğu estetik kavramlara sahip olması gerekmektedir. İnsanın neden lezzet aldığını, hangi tadı beğendiğini, nasıl bir dil yapısına sahip olduğunu öğrenmesi gerekir. Bunları öğrendikten sonra ise, az önce söylediğimiz işi yapacak, yani çamurların içinden topladığı maddelerle mükemmel bir kimya olayı gerçekleştirecektir.</strong></span><br />
<span style="font-family: 'andale mono', monospace;"><strong>Ağacın inanılmaz yeteneği yalnızca koku, tad ya da renkle de sınırlı değildir. Bu tahta parçası insan vücudunun hangi vitaminlere ihtiyaç duyduğunu da bilir ve onları ürettiği meyvenin içine koyar. Hatta bu vitamin takviyesinin mevsimlere göre ayarlandığını görürüz: Kış aylarında ürün veren; portakal, mandalina, greyfurt gibi meyve türleri, yaz meyvelerine göre çok daha fazla C vitamini içerirler. Amaç, kışın soğuğuna karşı insanın ihtiyacı olan C vitamini açığını kapatmakt</strong>ır. </span></p>
<p align="center"><span class="style1" style="font-family: 'andale mono', monospace; font-size: 24px; color: #008080;"><strong>FOTOSENTEZ VE OKSİJEN</strong></span><br />
<span style="font-family: 'andale mono', monospace;"> <a href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/bitki_clip_image002.jpg" data-wpel-link="internal"><img loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-2023 alignright" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/bitki_clip_image002.jpg" alt="" width="170" height="216" /></a></span></p>
<p align="left"><span style="font-family: 'andale mono', monospace;"><strong>Atmosferdeki oksijenin yaklaşık %30&#8217;u karadaki bitkiler tarafından üretilirken, geri kalan %70&#8217;lik bölüm denizlerde ve okyanuslarda bulunan ve fotosentez yapabilen bitkiler ve tek hücreli canlılar tarafından üretilir. Fotosentez denildiğinde çoğu insanın aklına sadece yeşil bitkiler gelir oysa okyanuslar da oksijen kaynağıdır. Burada dikkat çekici olan, karadaki yeşil örtüyü devamlı yok eden insanların oksijenin ana kaynağı olan okyanusları aynı hızla yok edememesidir. Allah&#8217;ın fotosentez yapan farklı canlıları yaratmış olması, bitip tükenmeyen bir enerji kaynağına sahip olmamızı sağlamıştır.</strong></span></p>
<p><span style="font-family: 'andale mono', monospace;"><strong>Biyolojik olarak ihtiyaç duyduğumuz bütün enerjiyi ya doğrudan ya da otçul hayvanlar yoluyla bitkilerden alırız. Güneş ışını saf enerji kaynağıdır; ancak ham olarak o kadar da kullanışlı bir enerji şekli değildir. Bu enerjiyi vücutta doğrudan kullanmak ya da depolamak mümkün değildir. Bu yüzden güneş enerjisinin farklı bir enerji türüne çevrilmesi gerekir. İşte fotosentez bunu yapar. Bu işlem yoluyla bitkiler, güneş enerjisini daha sonra kullanabilecekleri bir enerji şekline dönüştürürler. Fotosentez işlemi yapraklardaki &#8220;fotosentetik reaksiyon&#8221; merkezlerinde meydana gelir. Güneş enerjisi kullanılarak havadaki karbondioksit, nişastaya ve diğer yüksek enerjili karbonhidratlara dönüştürülür. Ortaya çıkan oksijen ise havaya bırakılır. Bitki daha sonra besine ihtiyaç duyduğunda bu karbonhidratlarda depoladığı enerjiyi kullanır. Biz de bu bitkilerle beslenerek enerji ihtiyacımızı karşılarız. Böyle kompleks bir işlem sonucunda tüm canlıların yaşamak için ihtiyaç duydukları besine sahip olmaları, bazı canlıların ihtiyaçlarının diğer canlıların atıkları ile aynı olması Allah&#8217;ın sonsuz ilminin ve aklının bir eseridir:<span style="color: #993366;">Ey insanlar, Allah&#8217;ın üzerinizdeki nimetini anın. Gökten ve yerden sizi rızıklandıran Allah&#8217;ın dışında bir başka yaratıcı var mı? O&#8217;ndan başka İlah yoktur. Öyleyse nasıl olur da çevriliyorsunuz?&#8221; (Fatır Suresi, 3)</span></strong></span></p>
<p align="center"><span class="style1" style="font-family: 'andale mono', monospace; color: #008080; font-size: 24px;"><strong>Fotosentez ve Yaşam</strong></span></p>
<p align="left"><span style="font-family: 'andale mono', monospace;"><strong>Arabanızın motoru güneş enerjisi ile çalışır. Jet uçakları güneş enerjisi sayesinde uçar. Siz de bu yazıyı okurken güneş enerjisi harcamaktasınız&#8230;Elbette biraz önceki ki satırları okuduğunuzda ilk aklınıza gelecek olan, arabanızın benzin ile çalıştığı, jet uçaklarının ise uçak yakıtı kullandıkları olacaktır. Bu yazıyı okumak için ihtiyacınız olan enerjiyi de Güneş&#8217;ten değil, en son öğünde yediğiniz besinlerden aldığınızı düşüneceksiniz. Oysa benzin de, yediğiniz besinler de, hatta yakacak olarak kullanılan odun ve kömür de fotosentezden elde edilen enerjiye sahiptirler. </strong></span></p>
<p align="left"><span style="font-family: 'andale mono', monospace;"><strong><a href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/bitki_clip_image003.jpg" data-wpel-link="internal"><img loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-2017 alignleft" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/bitki_clip_image003.jpg" alt="" width="150" height="193" /></a>Nasıl mı? Bundan milyonlarca sene önce fotosentez yaparak güneş enerjisini bünyelerinde depolayan bitkiler ve bu bitkileri yiyen hayvanlar, toprağın derinliklerinde, yüksek basınç altında, milyonlarca sene bekledikten sonra bildiğimiz &#8220;petrol&#8221;ü meydana getirirler. Kömür ve doğalgaz da yine aynı şekilde oluşur. Kısacası fotosentez sayesinde bitkilerde depolanan güneş enerjisi milyonlarca yıl sonra insanların hizmetine bir başka yolla verilmiş olur. </strong></span></p>
<p align="left"><span style="font-family: 'andale mono', monospace;"><strong>Aynı şekilde yediğimiz besinlerden elde ettiğimiz enerji de, bitkilerin depoladıkları güneş enerjisinden başka bir şey değildir. Hayvansal gıdalardan elde ettiğimiz enerji de, yine o hayvanların bitkilerle beslenerek elde ettikleri enerjidir. Enerjinin kaynağı her zaman Güneş, bu enerjiyi insanın kullanacağı hale getiren sistem ise her zaman fotosentezdir. </strong></span></p>
<p align="left"><span style="font-family: 'andale mono', monospace;"><strong>Şaşırtıcı gelebilir ama günlük hayatımızda kullandığımız pek çok malzeme örneğin kağıt, pamuk ve diğer doğal liflerin neredeyse tamamı fotosentezle üretilen selülozdan oluşur. Hatta yün üretimi bile fotosentezle gelen enerjiye bağlıdır. Bütün bitkisel ve hayvansal ürünler ile petrol gibi organik maddelerden elde edilen sayısız yan ürünün kaynağı fotosentezle işlenen güneş enerjisidir.</strong></span></p>
<p><span style="color: #008000; font-size: 20px; font-family: 'andale mono', monospace;"><strong><span class="style1">KOZALAKLI AĞAÇLAR</span></strong></span><br />
<span style="font-family: 'andale mono', monospace;"> <strong><br />
</strong></span></p>
<p align="left"><span style="font-family: 'andale mono', monospace;"><strong>Kozalaklı ağaçların şekilleri incelendiği zaman insanoğlunun mühendislik hesaplarıyla, kar yüküne karşı aldığı önlemin, ağaçlarda zaten alınmış olduğunu görürüz. Ağacın koni şeklinin oluşturduğu eğim, üzerine düşen karın kolaylıkla yere dökülmesini sağlar. Böylece ağacın üzerinde aşırı miktarda kar toplanmaz; ağaç dallarının kırılması önlenmiş olur. Bu üzerinde düşünülmesi gereken bir noktadır. Soğuk iklimlerde, kar yükünün dallar üzerinde meydana getireceği etkiyi hesaplayan, buna göre ağaç dallarının en ideal açı ile büyümelerini sağlayan, böylece kar yükünün etkisini en aza indiren akıl kime aittir?</strong></span></p>
<p align="left"><span style="font-family: 'andale mono', monospace;"><strong>Ağaca mı? Toprağa mı? Yoksa şuursuz, kör tesadüflere mi? Elbette ağaca bu tasarımı veren, ağacı da, bitki hücrelerini de, toprağı da yoktan var eden Allah&#8217;tır.</strong></span><br />
<span style="font-family: 'andale mono', monospace;"> <strong>Bu tasarımın bir başka harika yönü daha vardır. Söz konusu şekil yağan karın tümünün aşağı düşmesine izin vermez. Ağacın dalları için tehlikeye neden olmayacak miktarda karın dalların üzerinde kalmasına izin verir. Bu da başka bir amaca hizmet eder. Ağacın üzerinde az miktarda tutulan kar, ağacı soğuktan koruyan bir örtü görevi görür ve yapraklardan nemin dışarı çıkmasını azaltarak su kaybını önler.</strong></span><br />
<span style="font-family: 'andale mono', monospace;"> <strong>Bitkiler bu çeşitlilik ve farklı yapılarıyla Yaratıcımız olan Allah&#8217;ın sonsuz ilim ve sanatını sergilerler. Bir ayette şöyle buyrulur: <span style="color: #993366;">&#8220;O, gökleri dayanak olmaksızın yaratmıştır, bunu görmektesiniz. Arzda da, sizi sarsıntıya uğratır diye sarsılmaz dağlar bıraktı ve orada her canlıdan türetip yayıverdi. Biz gökten su indirdik, böylelikle orada her güzel olan çiftten bir bitki bitirdik.&#8221; (Lokman Suresi, 10)</span></strong></span></p>
<p align="center"><span class="style1" style="font-family: 'andale mono', monospace; font-size: 24px; color: #008080;"><strong>TOHUMDAKİ ENGEL TANIMAYAN GÜÇ:FİLİZLENME</strong></span></p>
<p align="left"><span style="font-family: 'andale mono', monospace;"><strong>Tohumların çok önemli bir özelliği vardır. Tohumlar ait oldukları bitkinin her dalına, her yaprağına, bu yaprakların sayısına, şekillerinin nasıl olacağına, kabuğunun ne renkte ve hangi kalınlıkta olacağına, besin ve su taşıyan borularının genişliğine, sayısına, bitkinin uzunluğuna, meyve verip vermeyeceğine, verecekse bu meyvelerin tatlarına, kokularına, şekillerine, renklerine dair bütün bilgilere sahiptirler.Tohumlar tüm bu bilgileri milyonlarca yıldır saklamakta ve sonraki nesillerine eksiksiz olarak aktarmaktadırlar. Bu mucizevi olaya yakından şahit olmak için evlerimizde bulunan sebzeleri, meyveleri ve çiçekleri incelememiz yeterlidir.</strong></span></p>
<p align="center"><span style="font-family: 'andale mono', monospace;"><strong><a href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/bitki_clip_image005.jpg" data-wpel-link="internal"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-2022" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/bitki_clip_image005.jpg" alt="" width="495" height="118" srcset="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/bitki_clip_image005.jpg 495w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/bitki_clip_image005-300x72.jpg 300w" sizes="(max-width: 495px) 100vw, 495px" /></a></strong></span></p>
<p align="center"><span style="color: #008080; font-size: 20px; font-family: 'andale mono', monospace;"><strong><span class="style1">Toprağın yarılması</span></strong></span></p>
<p align="left"><span style="font-family: 'andale mono', monospace;"><strong>Başlı başına bir mucize olan tohumun yeryüzüne çıkışı filizlenme ile olur. Filizlenme ufacık bir tohum tanesinin toprağı yarması demektir. Tohumun, üzerindeki ağır toprak kütlesini yararak filiz vermesi, insanın üzerindeki yüzlerce kiloluk bir örtüyü hiç zorlanmadan delip geçmesine benzer. Peki tohumun bu mucizevi kalkışı nasıl gerçekleşir? Ufacık bir tohum toprağı yaracak kuvveti nereden bulur?Olgunlaşan bir tohum hemen filizlenmez. Tohumun filizlenmesi için uygun sıcaklık, nem ve oksijen gibi pek çok faktörün birarada bulunması gerekmektedir. Bu şartlar biraraya geldiğinde, uyku halindeki tohum canlanmaya başlar.Bir tohumun filizlenmesi için öncelikle suya ihtiyacı vardır. Çünkü olgun tohumlardaki metabolizmanın aktif hale gelmesi, yani büyüme işleminin başlayabilmesi için hücrede sulu bir ortamın olması gerekir. Bu ihtiyaç tohumların ıslanması ile karşılanır. Tohumdaki metabolizmanın harekete geçmesi ile birlikte kök ve filiz de büyür ve hücre bölünmesi başlar. </strong></span></p>
<p align="left"><span style="font-family: 'andale mono', monospace;"><strong>Bu aşamada ise mutlaka oksijene ihtiyaç vardır. Tohum, oksijenli solunumla enerji ve ısı üretimine başlar. Çünkü yeni oluşan bitkinin büyüyebilmesi için enerjiye ihtiyaç vardır. Fakat tohumun henüz kökleri yoktur. Dolayısıyla topraktaki mineralleri alacak durumda değildir. Peki bu durumda tohum, büyümesi için gereken besini nasıl bulmaktadır?</strong></span></p>
<p align="center"><span style="font-family: 'andale mono', monospace;"><strong><a href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/bitki_clip_image006.jpg" data-wpel-link="internal"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-2018" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/bitki_clip_image006.jpg" alt="" width="400" height="126" srcset="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/bitki_clip_image006.jpg 400w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/bitki_clip_image006-300x95.jpg 300w" sizes="(max-width: 400px) 100vw, 400px" /></a></strong></span></p>
<p align="center"><span style="font-size: 24px; color: #008080; font-family: 'andale mono', monospace;"><strong><span class="style1">Tohumun İçindeki Mucizevi Besin Deposu </span></strong></span></p>
<p align="left"><span style="font-family: 'andale mono', monospace;"><strong>Henüz kök salmamış olan tohum topraktaki minarelleri alamaz. Herşeyi kusursuzca yaratan Allah, tohumun içine kökleri gelişene kadar onu besleyecek bir besin deposu yerleştirmiştir. Bu besin deposu tohumun bütün ihtiyaçlarını karşılar. Tohumlar bir bitki olarak kendi besinlerini üretir hale gelinceye kadar, bünyelerindeki bu yedek besinleri kullanırlar.</strong></span></p>
<p align="left"><span style="font-family: 'andale mono', monospace;"><strong>Tohum filizlenmeden önce uyku halindedir. Tohumun uyku halinde kalmasını sağlayan bazı bitki hormonlarıdır. Tohum ıslatıldığında, embriyo hücrelerinde bulunan enzimler faaliyete geçerek yeni bir hormon salgılamaya başlarlar. Bu hormon uyku durumuna son verir ve büyüme enzimleri faaliyete geçer. Tohumun içinde şeker üretilir ve böylece tohumun filizlenmesi için gereken enerji sağlanmış olur. </strong></span></p>
<p align="left"><span style="font-family: 'andale mono', monospace;"><strong><a href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/bitki_clip_image007.jpg" data-wpel-link="internal"><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-2019 alignleft" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/bitki_clip_image007.jpg" alt="" width="284" height="227" /></a>İnsanlar bir tohumu toprağa attıklarında genellikle bütün bu detaylı gelişmelerden hiç haberdar olmazlar. Birkaç gün sonra o tohumun filizlenmesine ve yavaş yavaş bir bitki haline dönüşmesine doğal bir süreç olarak bakarlar. Oysa bir tohumun filizlenmesi için oldukça hassas işlemlerin büyük bir uyum içerisinde gerçekleşmesi gerekir. Ağırlığı &#8220;gram&#8221;larla ifade edilebilen bir tohum, üzerindeki kilolarca ağırlıktaki toprağı delerek yukarı çıkarken hiç zorlanmaz. Tohumun tek amacı toprağın üstüne çıkıp ışığa ulaşmaktır. Çimlenmeye başlayan bitkiler incecik gövdeleriyle sanki üzerlerinde toprağın ağırlığı yokmuşçasına rahatlıkla gün ışığına doğru yönelirler. Tohumdan çıkan her uzantı nereye gitmesi gerektiğini bilir. Filizler toprağın üstüne, güneşe doğru ilerlerken, kökler de toprağın derinliklerine doğru yol alarak topraktaki mineralleri toplamaya koyulurlar.</strong></span></p>
<p align="left"><span style="font-family: 'andale mono', monospace;"><strong>Tohumdaki bu kararlılık ve kendisinden beklenmeyecek derecedeki kuvvet, alemleri yaratan, üstün güç sahibi Allah&#8217;ın eseridir.<span style="color: #993366;">&#8220;Şimdi ekmekte olduğunuz (tohum)u gördünüz mü? Onu sizler mi bitiriyorsunuz, yoksa bitiren Biz miyiz? Eğer dilemiş olsaydık, gerçekten onu bir ot kırıntısı kılardık; böylelikle şaşar-kalırdınız.&#8221; (Vakıa Suresi, 63-65)</span></strong></span></p>
<p class="style1"><span style="font-size: 24px; color: #008080; font-family: 'andale mono', monospace;"><strong>ANEMON BİTKİLERİ VE BALIKLARI</strong></span></p>
<table class=" aligncenter" style="width: 733px;" border="0" cellspacing="0" cellpadding="0">
<tbody>
<tr>
<td style="width: 731px;"><span style="font-family: 'andale mono', monospace;"><strong><a href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/bitki_clip_image008.jpg" data-wpel-link="internal"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-2020" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/bitki_clip_image008.jpg" alt="" width="200" height="179" /></a></strong></span><br />
<span style="font-family: 'andale mono', monospace;"> <strong>Tek bir Anemon bitkisi tüm hayatı boyunca Anemon balıklarını tehlikelerden korumak için yeterli olmaktadır. Bu ortaklık balığa peşindeki avcılardan korunma imkanı sağlar. Buna karşılık olarak da Anemon bitkisi, balığın ardında bıraktığı yiyecek parçalarından faydalanır. Bu canlıları birbirine uyumlu yaratan Allah&#8217;tır</strong></span></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p align="left"><span style="font-family: 'andale mono', monospace;"><strong>Anemon bitkileri duyargalarının üzerinde bulunan çok sayıdaki yakıcı kapsül, kendilerine herhangi bir şey dokunduğu veya sürtündüğü anda hemen açılır ve etkisi çok güçlü olan bir zehir salgılar. Bu, çoğu zaman zehiri alan canlının felç olarak ölmesine sebebiyet verecek kadar güçlü bir sıvıdır. Anemon bitkilerinin etki etmediği canlılar da vardır. Örneğin Anemon balıkları, Anemon bitkilerinin yakıcı kapsüllerinin arasında yaşayabilen nadir canlılardandır. Anemon balıklarının üzerinde bulunan &#8220;saydam madde&#8221; bitkideki bu yakıcı kapsülleri durdurabilecek niteliktedir. Bitkiye yaklaşan balık, gövdesini yavaş yavaş Anemonlar&#8217;a değdirmeye başlar.</strong></span></p>
<p align="left"><span style="font-family: 'andale mono', monospace;"><strong>Üzerindeki saydam madde sayesinde zehirden çok fazla etkilenmeyen anemon balığının amacı yakıcı kapsüllerin üzerinde patlamasını sağlamaktır. Anemon balığı birkaç denemenin sonunda zehire bağışıklık kazanır ve bitkinin dokunaçlarının arasına yerleşir. Yeni doğan ve Anemon bitkilerine karşı hiçbir bağışıklığı bulunmayan balıklar da, diğerlerinin geçtiği aşamalardan tTek bir Anemon bitkisi tüm hayatı boyunca Anemon balıklarını tehlikelerden korumak için yeterli olmaktadır. Bu ortaklık balığa peşindeki avcılardan korunma imkanı sağlar. Buna karşılık olarak da Anemon bitkisi, balığın ardında bıraktığı yiyecek parçalarından faydalanır. Bu canlıları birbirine uyumlu yaratan Allah&#8217;tırek tek geçer. Anemon balıkları bu denemeleri tesadüfen yapmaya karar vermiş olsalayı neler olurdu? İlk seferde ya da daha sonraki denemelerinde balık patlatacağı kapsül sayısını tutturamayacağı için fazla zehir alıp ölürdü. Oysa böyle olmamıştır. İlk ortaya çıktıklarından beri Anemon bitkileri ve balıkları birlikte kusursuz bir uyum içinde yaşamaktadır.</strong></span></p>
<hr />
<p align="left"><span style="color: #339966;"><strong>Anahtar Kelime Alanımız:</strong></span> <span style="font-size: 14px;">allah&#8217;ın varlığının ve birliğinin delilleri allah&#8217;ın varlığının akli delilleri allah&#8217;ın varlığının delilleri allah&#8217;ın varlığının delilleri nelerdir allah&#8217;ın varlığının mantıksal delilleri allah&#8217;ın varlığının delilleri slayt allah&#8217;ın varlığının ve birliğinin delilleri slayt allah&#8217;ın varlığının bilimsel kanıtları allah&#8217;ın varlığının delilleri ayet allah&#8217;ın varlığının akli ve nakli delilleri allah&#8217;ın varlığının akılla ispatı allah&#8217;ın varlığının ayetlerle delilleri allah&#8217;ın varlığının akıl yoluyla ispatı allah&#8217;ın varlığını aklımızla nasıl anlayabiliriz allah&#8217;ın varlığını aklımızla anlayabilir misiniz allah&#8217;ın varlığını aklımızla anlayabilir miyiz allah&#8217;ın varlığının bir delili allah&#8217;ın varlığının birliğinin delilleri allah&#8217;ın varlığının bilimsel ispatı allah&#8217;ın varlığının belirtileri allah&#8217;ın varlığı bilimsel olarak kanıtlandı allah&#8217;ın varlığına inanmayanlara cevap allah&#8217;ın varlığını kanıtlayan cümleler allah&#8217;ın varlığının delilleri pdf allah&#8217;ın varlığının delilleri kelam allah&#8217;ın varlığının delilleri özet allah&#8217;ın varlığının delilleri nizam delili allah&#8217;ın varlığının en büyük kanıtı allah&#8217;ın varlığının evrendeki delilleri allah&#8217;ın varlığının en büyük ispatı allah&#8217;ın varlığının en büyük delili allah&#8217;ın varlığının en büyük delilleri allah&#8217;ın varlığına en güzel cevap allah&#8217;ın varlığının felsefi delilleri allah&#8217;ın varlığının delilleri felsefe allah&#8217;ın varlığını gösteren deliller allah&#8217;ın varlığını gösteren örnekler allah&#8217;ın varlığını gösteren kanıtlar allah&#8217;ın varlığını gösteren akli deliller allah&#8217;ın varlığını gösteren mucizeler allah&#8217;ın varlığı hakkında deliller allah&#8217;ın varlığının ispatı allah&#8217;ın varlığını ıspatlayan deliller allah&#8217;ın varlığının ispatlayan örnekler allah&#8217;ın varlığının kanıtları allah&#8217;ın varlığının delilleri caner allah&#8217;ın varlığının delili allah&#8217;ın varlığının delilleri kısaca allah&#8217;ın varlığı ve birliğini gösteren örnekler allah&#8217;ın varlığının delilleri maddeler halinde allah&#8217;ın varlığına 3 delil allah&#8217;ın varlığının delilleri ppt allah&#8217;ın varlığına 5 kanıt allah&#8217;ın varlığının delilleri resimli allah&#8217;ın varlığına matematiksel kanıt allah&#8217;ın varlığının delilleri slayt allah&#8217;ın varlığının delilleri temanü allah&#8217;ın varlığını aklımızla nasıl anlayabiliriz allah&#8217;ın varlığının delilleri yazı allah&#8217;ın varlığının delilleri youtube allah&#8217;ın varlığının en büyük delili</span></p>The post <a href="https://ateistlerecevap.org/allahin-varligina-bitkilerden-deliller/" data-wpel-link="internal">Allah'ın Varlığına Bitkilerden Deliller</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ateistlerecevap.org/allahin-varligina-bitkilerden-deliller/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Allah&#039;ın Varlığına Hayvanlardaki Deliller</title>
		<link>https://ateistlerecevap.org/allahin-varligina-hayvanlardaki-deliller/</link>
					<comments>https://ateistlerecevap.org/allahin-varligina-hayvanlardaki-deliller/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ateistlere Cevaplar]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 09 Mar 2018 12:33:37 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Tefekkür]]></category>
		<category><![CDATA[Allah'ın Varlığının Delilleri]]></category>
		<category><![CDATA[Allah'ın Varlığının Delilleri Kısaca]]></category>
		<category><![CDATA[Allah’ın Varlığının Ve Birliğinin Delilleri]]></category>
		<category><![CDATA[ateistlere allah'ın ispatı]]></category>
		<category><![CDATA[ateistlere cevaplar]]></category>
		<category><![CDATA[Ateizm ve Din]]></category>
		<category><![CDATA[Big bang teorisi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.ateistlerecevap.org/?p=1992</guid>

					<description><![CDATA[<p>HAYVANLARDAKİ VARLIK DELİLLERİ CANLILARDAKİ OLAĞANÜSTÜ DAYANIŞMA Canlıların tehlike halinde kurdukları işbirliklerinin kendiliklerinden gerçekleştirdiklerini söylemek akıl sahibi bir insan için mümkün değildir. Bu canlıların herbirine sahip oldukları yetenekleri veren ve nasıl davranacaklarını ilham yoluyla öğreten Allah&#8217;tır. Hayvanların topluluk halinde yaşamalarının en büyük avantajlardan biri, tehlikelere karşı daha fazla korunma sağlanmasıdır. Çünkü topluluk içinde yaşayan hayvanlardan herhangi [&#8230;]</p>
The post <a href="https://ateistlerecevap.org/allahin-varligina-hayvanlardaki-deliller/" data-wpel-link="internal">Allah'ın Varlığına Hayvanlardaki Deliller</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h3 class="style1" style="text-align: center;"><span style="font-size: 32px; color: #008080;">HAYVANLARDAKİ VARLIK DELİLLERİ</span></h3>
<p><a href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/HAYVANLAR-ALEMI.jpg" data-wpel-link="internal"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-2012" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/HAYVANLAR-ALEMI.jpg" alt="" width="702" height="336" srcset="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/HAYVANLAR-ALEMI.jpg 702w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/HAYVANLAR-ALEMI-300x144.jpg 300w" sizes="(max-width: 702px) 100vw, 702px" /></a><br />
<span class="style1">CANLILARDAKİ OLAĞANÜSTÜ DAYANIŞMA</span></p>
<p align="left">Canlıların tehlike halinde kurdukları işbirliklerinin kendiliklerinden gerçekleştirdiklerini söylemek akıl sahibi bir insan için mümkün değildir. Bu canlıların herbirine sahip oldukları yetenekleri veren ve nasıl davranacaklarını ilham yoluyla öğreten Allah&#8217;tır.</p>
<p align="left"><a href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/hayvan_clip_image001.jpg" data-wpel-link="internal"><img loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-1993 alignleft" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/hayvan_clip_image001.jpg" alt="" width="200" height="143" /></a>Hayvanların topluluk halinde yaşamalarının en büyük avantajlardan biri, tehlikelere karşı daha fazla korunma sağlanmasıdır. Çünkü topluluk içinde yaşayan hayvanlardan herhangi biri tehlikeyi sezdiğinde sessizce olay yerinden kaçmak yerine var gücüyle çevresindeki diğer hayvanları da uyarır. Her bir canlı türünün kendine özgü bir uyarı şekli vardır. Örneğin tavşanlar ve bazı geyikler tehlikeyi sezdiğinde çevresindeki hayvanları uyarmak için kuyruklarını diker, ceylanlar ise ilginç bir zıplama dansı yaparlar.</p>
<p align="left">Birçok küçük kuş, düşmanlarını fark ettiğinde hemen öterek alarm verir. Sarı asma kuşu gibi türler alarm verirken dar frekans aralığı olan ve yüksek perdeden bir ses çıkartır. İnsan kulağı bunu ince bir ıslık gibi algılar. Bu sesin en önemli özelliği ise kaynağının yönünün anlaşılmamasıdır. Bu, sürüsünü uyaran kuş için önemli bir avantajdır. Çünkü kuş aslında düşmanı gördüğünde çığlık atarak bütün dikkati üzerine çekmeyi göze almaktadır. Ama sesin yönü belli olmadığı için tehlike nispeten azalmaktadır. Koloniler halinde yaşayan böceklerde de, tehlikeyi ilk sezen böcek bütün koloniyi uyarır. Ancak tehlikeyi haber veren böceğin salgıladığı alarm kokusu düşmanın da dikkatini çeker. Dolayısıyla kolonisini tehlikeye karşı uyaran böcek ölümü de göze almış olur.</p>
<p align="left">Çayır köpekleri büyük koloniler halinde yaşar. Adeta bir kent haline dönüşmüş olan yuvaları, yaklaşık 30 hayvanın yaşadığı bölümlere ayrılmıştır. Bu kentteki hayvanların tümü birbirini tanır. Her zaman tünel dışında ve girişlerde bulunan tepeciklerin üzerinde her yönü görebilecek şekilde arka ayakları üzerinde dikilmiş nöbet tutan hayvanlar bulunur. Nöbetçilerden biri bir düşman görürse, ıslık şeklinde bir dizi havlama sesi çıkarır. Bu uyarı, diğer nöbetçiler tarafından yinelenir ve uyarı, tüm kent tarafından duyularak alarm haline geçilmesini sağlar.</p>
<p>Burada öncelikle dikkat çekilmesi gereken bir nokta vardır. Canlıların birbirlerini fedakarca girişimlerle uyarması elbette düşündürücüdür. Ancak daha da önemlisi bu hayvanların her birinin birbirlerini &#8220;anlıyor&#8221; olmasıdır. Yukarıda söz ettiğimiz canlılardan biri, örneğin tavşan kuyruğunu havaya kaldırdığı zaman, etrafındaki diğer canlılar onun bir tehlike sinyali verdiğini hemen kavrar ve buna göre önlem alırlar.</p>
<p align="left">Burada göz ardı edilemeyecek derecede şuurlu davranışlar söz konusudur. Bunun tek açıklaması canlılara yaptıkları bu akıllı davranışları öğretenin ve uygulatanın, herşeyin yaratıcısı olan, yarattıklarını koruyup kollayan, sonsuz şefkat ve merhamet sahibi olan Allah olduğudur.</p>
<p align="center"><span class="style1"><strong>Canlılar Tehlikelere Birlikte Karşı Koyarlar</strong></span></p>
<p align="left"><a href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/hayvan_clip_image002.jpg" data-wpel-link="internal"><img loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-1994 alignright" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/hayvan_clip_image002.jpg" alt="" width="250" height="127" /></a>Sürü halinde yaşayan birçok hayvan türü tehlike anında birbirlerini uyarmanın yanı sıra tehlikeye de birlikte karşı koyarlar. Örneğin küçük kuşlar, doğan veya baykuş gibi yırtıcı kuşlar bölgelerine girdiğinde topluca bu hayvanların çevresini sarar. Bu arada çevredeki diğer kuşları da bölgeye çekmek için özel bir ses çıkartırlar. Küçük kuşların topluca gösterdikleri saldırgan hareketler, yırtıcı kuşları genellikle bölgeden uzaklaştırır.</p>
<p align="left">Birarada uçan bir kuş sürüsü de aynı şekilde tüm sürü üyeleri için bir koruma sağlar. Örneğin sürü halinde uçan sığırcıklar aralarında geniş bir mesafe bırakarak uçarlar. Ancak bir doğan gördüklerinde aralarındaki boşlukları kapatırlar. Böylelikle doğanın sürünün ortasına dalmasını zorlaştırırlar, kaldı ki doğan bunu yapsa bile başarılı olamaz, kanatlarını sakatlar ve avlanamaz.Genel olarak bir zebra sürüsü saldırıya uğradığında sürünün lideri olan zebra geride kalır ve dişiler ile taylar önde koşar. Erkek zebra arkada zigzaglar çizerek koşar, çifteler atar, hatta geri dönüp saldırgan hayvanları kovaladığı bile olur.</p>
<p align="left"><a href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/hayvan_clip_image003.jpg" data-wpel-link="internal"><img loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-1995 alignleft" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/hayvan_clip_image003.jpg" alt="" width="200" height="118" /></a>Misk sığırları da bir saldırganla karşılaştıklarında kaçmak yerine kendilerine bir güvenlik çemberi oluştururlar. Tüm grup üyeleri düşmana arkalarını dönmeden geri geri giderek bir daire haline gelirler. Yavrular bu dairenin merkezindedir ve annelerinin uzun tüylerinin altında saklanır. Yetişkinler yavruların çevresini kuşatarak onları tam bir koruma altına alır. Saldırganların üzerine atılan bir misk sığırı saldırıdan sonra yavruları koruyan dairenin dağılmaması için yerine geri döner.</p>
<p align="left">Elbette canlıların bu iş birliklerini kendi iradeleriyle gerçekleştirdiklerini söylemek akıl sahibi bir insan için mümkün değildir. Bu gerçekler karşısında varılması gereken sonuç şudur: Doğadaki herşey sonsuz ilim ve kudret sahibi bir Yaratıcı&#8217;nın eseridir. O Yaratıcı tüm canlıları, insanları, hayvanları, böcekleri, bitkileri, canlı cansız tüm varlıkları yaratan Allah&#8217;tır. O, üstün bir kudret, şefkat, merhamet, akıl, ilim ve hikmet sahibidir. İnsana düşen ise, Allah&#8217;ın ayetleri üzerinde hakkıyla düşünmektir. Ayetlerde şöyle buyrulmaktadır:<strong>&#8220;Şu halde hamd göklerin Rabbi, yerin Rabbi ve alemlerin Rabbi Allah&#8217;ındır. Göklerde ve yerde büyüklük O&#8217;nundur. O, üstün ve güçlüdür, hüküm ve hikmet sahibidir.&#8221; (Casiye Suresi, 36-37) </strong></p>
<p align="center"><span style="font-size: 20px;"><strong><span class="style1" style="color: #008080;">CANLILARDA MÜKEMMEL SAVUNMA TAKTİĞİ: KAMUFLAJ </span></strong></span></p>
<p align="left">Her canlı, kendisini savunabileceği farklı yeteneklerle birlikte var edilmiştir. Kimisi çok hızlı ve çeviktir; düşmanlarından kaçarak kurtulur. Kimisi yerinden kımıldayamaz; ama sağlam zırhlarla kaplıdır. Kimisi, kendisini yılana benzeten tırtıl gibi olağanüstü &#8220;korkutma&#8221; becerilerine sahiptir. Bazıları, zehirli, yakıcı ya da kötü kokulu gazlar püskürtür. Bir kısmı da, ölü taklidi yapabilecek yetenekte yaratılmışlardır. Allah bazı canlıları bulundukları ortamda gizlenebilecekleri şekle ve desenlere sahip olarak yaratmıştır. Bir yaprak ile ya da bir ağacın desenleri ile olağanüstü benzerlikte bedenlere sahip olan canlılar bu sayede düşmanlarından gizlenmeyi başarırlar. Allah&#8217;ın bu hayvanlara verdiği &#8220;kamuflaj&#8221; yeteneği o kadar mükemmeldir ki konuyla ilgili birçok resmin bir bitkiye mi, yoksa bir hayvana mı ait olduğunu anlamak veya o ortamın içinde canlıyı seçebilmek neredeyse imkansızdır. İlerleyen satırlarda verilecek örneklerde de açıkça görüleceği gibi kamuflaj özel biçimde planlanıp, &#8220;yaratılmış&#8221; bir savunma mekanizmasıdır.</p>
<p align="left">Kamuflaj Allah&#8217;ın yarattığı evrende hiçbir &#8216;çelişki ve uygunsuzluk&#8217; olmadığını ve O&#8217;nun güç, akıl ve ilminin sonsuz olduğunu gösteren örneklerden yalnızca bir tanesidir. Mülk Suresi&#8217;nde Allah kainattaki kusursuz uyumu şöyle belirtmiştir:<strong>&#8220;&#8230; Rahman&#8217;ın yaratmasında hiçbir &#8216;çelişki ve uygunsuzluk&#8217; göremezsin. İşte gözü(nü) çevirip-gezdir; herhangi bir çatlaklık (bozukluk ve çarpıklık) görüyor musun? Sonra gözünü iki kere daha çevirip-gezdir; o göz (uyumsuzluk bulmaktan) umudunu kesmiş bir halde bitkin olarak sana dönecektir.&#8221; (Mülk Suresi, 3-4)</strong></p>
<p align="center"><a href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/Screenshot_1.png" data-wpel-link="internal"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-1997" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/Screenshot_1.png" alt="" width="525" height="145" srcset="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/Screenshot_1.png 471w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/Screenshot_1-300x83.png 300w" sizes="(max-width: 525px) 100vw, 525px" /></a></p>
<p class="style1" align="center">Resimlerdeki yılanları fark edebiliyor musunuz?</p>
<p align="center"><span class="style1"><strong>Kurumuş Yaprak mı? Kelebek mi?</strong></span></p>
<p align="left"><a href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/hayvan_clip_image007.jpg" data-wpel-link="internal"><img loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-1998 alignleft" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/hayvan_clip_image007.jpg" alt="" width="200" height="150" /></a>İlk bakışta kurumuş bir yaprak sanılabilecek bu resim aslında bir kelebeğe ait. Damarlardan, çürümüş bölgelere ve tonlamalara kadar her türlü ayrıntıyı üzerinde taşıyan bu yaprak benzeri kanatlar, kelebekler için çok güzel bir korunma sağlıyor.</p>
<p align="left">Kelebeğin yaprağa böylesine olağanüstü bir şekilde (yaprağın damarları ve kurumuş kısımları bile ihmal edilmeden)benzemesine &#8220;rastlantı&#8221; deyip geçmek elbette mümkün değil. Kelebeğin kendi kendini &#8220;yapraklaştırdığını&#8221; kabul etmekse aynı oranda mantık dışı bir iddiadır.</p>
<p align="center"><span class="style1"><strong>Mevsime ve Zemine Göre Değişen Tüy Rengi</strong></span></p>
<p align="left"><a href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/hayvan_clip_image008.gif" data-wpel-link="internal"><img loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-1999 alignleft" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/hayvan_clip_image008.gif" alt="" width="223" height="144" /></a></p>
<p align="left">Ortama göre renk değiştirme olayı, hayvanların vücutlarında yaratılmış olan oldukça karmaşık mekanizmalar sayesinde gerçekleşmektedir. Güneşte kalan insan derisinin kızarıp-koyulaşmasına benzetilebilecek bu mekanizmalar, hayvanların deri ve tüylerinde renk değişikliklerine yol açmaktadır.<br />
Önemli olan, bu tüy değişiminin hayvan için büyük bir korunma mekanizması oluşturmasıdır. Kışın karlı günlerinde beyaz, diğer mevsimlerde toprak renginde olan tüyler, kamuflaj yönünde büyük avantaj sağlar.<br />
Bunun tersi de olabilir ve hayvan kışın toprak rengi ya da yazın bembeyaz kalabilirdi. Ya da hiç renk değiştirmeyebilirdi. Kısacası renklerin mevsimlere göre değişmesinde açık bir akıl ve hesap vardır. Vücudumuzun güneşte yanmasını engelleyemememiz (özel korunma yöntemleri hariç) gibi hayvanlar da vücutlarındaki değişimi kontrol kabiliyetine sahip değillerdir. Bir hayvanın bunu kendisinin hesaplayıp kontrol etmesi mümkün değildir. Kuşkusuz ki Allah bu canlıları, böylesine bir korunma mekanizması ile birlikte yaratmıştır.</p>
<p align="center"><span class="style1"><strong>Yapraklar Arasında Gizlenen Çekirgeler</strong></span></p>
<p align="left"><a href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/hayvan_clip_image009.jpg" data-wpel-link="internal"><img loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-2000 alignleft" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/hayvan_clip_image009.jpg" alt="" width="160" height="129" /></a>Yaprakla beslenen çekirgelerin ömrü doğal olarak yaprakların arasında geçer. Sahip oldukları renk yaprakla birebir benzeştiğinden, en büyük düşmanları olan kertenkele ve kuşların çekirgeleri fark etmeleri genelde mümkün olmaz. Böylece çekirgeler güvenlik içinde yaşamlarını sürdürür ve beslenirler.</p>
<p align="left">Herhalde çekirgelerin yaprakların yanında dura dura &#8220;yapraklaştığını&#8221; kimse iddia edemez. Ya da kendi kendilerini, her nasılsa, &#8220;yapraklaştırdıklarını&#8221;&#8230;<br />
Açıktır ki, yaprak yiyen çekirgeler, yaşamlarını sürdürmeleri için böyle bir kamuflaj özelliği ile birlikte yaratılmışlardır. Bu, herşeyi en güzel yapan Rabbimizin sanatıdır.</p>
<p align="center"><span class="style1">Uçan Sincaplar </span></p>
<p align="left"><a href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/hayvan_clip_image010.gif" data-wpel-link="internal"><img loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-2001 alignleft" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/hayvan_clip_image010.gif" alt="" width="250" height="104" /></a>Sincaplar, daha çok Avrupa kıtasındaki ormanlarda yaşarlar. Boyları 25 cm., yani sizin ellerinizle iki karıştır. Vücutlarının arkasında, hemen hemen kendi boyları kadar uzun yukarı doğru duran, geniş ve gür tüylerden oluşan kuyrukları bulunur. Sincap bu uzun kuyruğu sayesinde dengesi bozulmadan ağaçtan ağaca atlar.Minik sivri tırnakları sayesinde ağaçlara tırmanabilen sincap bir dalın üstünde koşabilir, baş aşağı sallanabilir ve o şekilde ilerleyebilir. Özellikle gri sincaplar bir ağacın en uçtaki dalından 4 metre uzaktaki bir başka ağacın dalına bile rahatlıkla atlayabilirler. Havada uçarken de kollarını ve bacaklarını açarak adeta bir planör gibi hareket ederler. Bu esnada yassılaşan kuyrukları ise hem dengelerini sağlar hem de yönlerini ayarlayan bir dümen görevi görür. Hatta kendilerini 9 metre yükseklikten boşluğa bırakıp dört ayak üzerine yere yumuşak iniş yapabilirler.</p>
<p align="left">Peki ama sincap bu zor hareketleri nasıl başarmaktadır?</p>
<p align="left">Tüm bunlar sincabın arka ayaklarını, mesafeleri çok iyi ayarlayabilen keskin gözlerini, güçlü pençelerini ve denge kurmasına yarayan kuyruğunu kullanması sayesinde olur. Peki hiç düşündünüz mü, sincaba bu özellikleri veren kimdir? Sincap bu şekilde yaşaması gerektiğini nereden biliyor? Sincapların ailece ellerine cetvel alıp ormandaki her ağacın boyunu veya ağaç dallarını ölçmeleri mümkün olmadığına göre, sincaplar ağaçtan ağaca atlarken mesafeleri nasıl ayarlıyorlar? Ayrıca, sincaplar nasıl hiç bir yerlerini sakatlamadan ya da yaralanmadan bu kadar hızlı hareketlerle atlayıp zıplayabiliyorlar?</p>
<p align="left">Elbette bunları yapanlar sincapların kendileri değildir. Hiç kuşkusuz bu sevimli hayvanları sahip oldukları bütün özelliklerle birlikte yaratan ve onlara bunları kullanmayı öğreten yaratıcımız olan Allah&#8217;tır.<strong>&#8220;&#8230; türetip-yaydığı canlılarda kesin bilgiyle inanan bir kavim için ayetler vardır.&#8221; (Casiye Suresi, 4)</strong></p>
<p align="center"><span style="font-size: 20px; color: #008080;"><strong><span class="style1">HAYVANLARIN YUVALARI</span></strong></span></p>
<p align="left"><a href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/hayvan_clip_image011.jpg" data-wpel-link="internal"><img loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-2002 alignright" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/hayvan_clip_image011.jpg" alt="" width="200" height="168" /></a>Hayvanların, özellikle de yavruların korunmasında &#8220;yuvalar&#8221;ın son derece önemli bir fonksiyonu vardır. Bu nedenle birçok canlı türü, şaşırtıcı teknikler kullanarak, çok sayıda mimari detaylara sahip yuvalar inşa ederler. Yuvaların inşasında çok farklı teknikler kullanılır. Hayvanlar çoğu zaman bir mimar gibi plan yapar, gerçek bir duvar ustası gibi çalışır, bir mühendis gibi teknik çözümler getirir, bazen de bir dekoratör gibi yuvalarını dekore eder, süslerler. Çoğu zaman bu usta müteahhitler, yuvalarını hazırlayabilmek için gece gündüz hiç durmadan çalışırlar. Eğer eşleri varsa, iş bölümü yaparak birbirlerine yardım ederler. En çok özen gösterilen yuvalar ise, yeni dünyaya gelecek yavrular için hazırlanan yuvalardır.</p>
<p align="left">Yuvaların hazırlanış teknikleri, bilinci ve zekası olmayan bir canlıdan beklenmeyecek kadar mükemmeldir. Bu yuvaların, hayvanların kendi zekalarıyla tasarlanamayacakları çok açıktır. Çünkü hayvanların bu yuvaları inşa etmeden önce birçok aşamayı planlamış olmaları gerekir. Öncelikle yumurtalarının veya yavrularının güvenliği için bir yuvaya ihtiyaçları olduğunu belirlemeleri gerekir. Daha sonra ise yuva için en uygun yeri tespit etmelidirler, hiçbir canlı yuvasını rastgele bir yere yapmaz.</p>
<p align="left">Yuvanın yapısı ve kullanılan materyaller de bulunulan ortama göre &#8220;özel olarak&#8221; seçilir. Örneğin deniz kuşları su kenarlarında yaşadıkları için, ani su baskınlarına karşı suya gömülmeyen ve suda yüzebilen otlardan oluşan özel yuvalar kurarlar. Kamışlıkların bulunduğu alanlarda yaşayan kuşlar ise, rüzgarda sallandığında yuvadaki yumurtaların düşmemesi için geniş ve derin yuvalar yaparlar. Bunun yanı sıra çöl kuşları, yuvalarını sıcaklığın çevreye göre en az 10°C daha düşük olduğu çalılıkların tepesine kurarlar. Çünkü aksi takdirde yer seviyesinde 45°C olan sıcaklık, yavrular için adeta bir fırın etkisi yaratacak ve kısa sürede ölmelerine sebep olacaktır.</p>
<p align="center"><span class="style1"><strong>Yavrular için özel yuvalar</strong></span></p>
<p align="left">Canlılar için yavrularının yaşamı çok önemlidir; yumurtladıktan veya doğum yaptıktan sonra tek uğraşıları yavrularıdır. Yavruların korunmasına çok büyük bir itina gösterirler. Söz gelimi çulhakuşu, yavrularını korumak için bir tek yuva yapmakla yetinmez, etrafa çok sayıda &#8220;sahte yuva&#8221; kurar. Bunun sebebi, yavruların büyüdüğü asıl yuvayı, sahte yuvalar arasında gizlemek ve düşmanın dikkatini farklı yuvalara çekmektir. Bu elbette ki çulhakuşunun kendi zekasından kaynaklanması mümkün olmayan, son derece ince planlanmış bir yanıltma taktiğidir.</p>
<p align="center"><span style="color: #008080; font-size: 20px;"><strong><span class="style1">ÖRÜMCEKTEKİ DELİLLER</span></strong></span></p>
<p align="left"><a href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/hayvan_clip_image012.jpg" data-wpel-link="internal"><img loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-2003 alignright" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/hayvan_clip_image012.jpg" alt="" width="195" height="136" /></a>Yeryüzünde yüzlerce cins örümcek yaşar. Bu küçük hayvanlar kimi zaman yuvasının statik hesaplarını yapabilen inşaat mühendisi, kimi zaman üstün tasarımlar yapan bir iç mimar, kimi zaman olağanüstü güçlü ve esnek ipler, öldürücü zehirler, eritici asitler üreten bir kimyager, kimi zaman da son derece kurnaz taktiklerle avlanan bir avcı olarak karşımıza çıkarlar.Doğadaki tüm canlılar gibi örümceklerin davranışlarını, örneğin avlanma yöntemlerini, üreme şekillerini, savunma taktiklerini inceleyip, bu konuda detaylı bilgiler edindikçe hayret uyandıran örneklerle karşılaşırız.</p>
<p align="left">Bütün canlılar yaşamlarını sürdürebilmek için akıl gerektirecek davranışlarda bulunurlar. Yetenek, beceri, üstün manevra kabiliyeti gibi tanımlamalarla adlandırılabilecek olan bu davranışların ortak özelliği ise her birinin mutlak surette akıl gerektiren davranışlar olmalarıdır. Bir insanın ancak öğrenme, beceri ve tecrübe gibi özelliklerle kazanacağı yetenekler, bu canlılarda ilk doğdukları andan itibaren vardır. Bu özelliklerin tümünü onlara veren, onları akıllı davranacakları, bilinçli hareket edecekleri şekilde yaratan güç Allah&#8217;tır. Allah tüm doğadaki canlılarda sayısız örneğini gördüğümüz aklın tek sahibidir. Canlılara neler yapmaları gerektiğini ilham eden Allah&#8217;tır.</p>
<p align="center"><span class="style1"><strong>Örümceklerin avlanma yöntemleri</strong></span></p>
<p align="left">Çoğu insan örümcekleri sadece, avlanmak için ağ kuran hayvanlar olarak bilir. Bu eksik bir bilgidir, çünkü birer mimarlık ve mühendislik harikası olan bu ağlar, örümceklerin avlanmak için kullandıkları tek yöntem değildir. Örümcekler, ağ örmenin yanı sıra avlanmak için son derece şaşırtıcı taktikler de kullanırlar.</p>
<p align="left"><span class="style1"><strong>Kement atarak avlanan örümcek</strong></span></p>
<p align="left">Örümcek türleri içinde en ilginç avlanma yöntemlerinden birine &#8220;Bolas&#8221; örümceklerinde rastlanır. Bolas örümcekleri avını kementle yakalar. Bolas örümceğinin avlanması iki aşamalı olarak gerçekleşir. İlk aşamada örümcek, ucunda yapışkan bulunan bir ip hazırlayıp pusuya yatar. Bu yapışkan ip daha sonra bir kement gibi kullanılacaktır. Bu arada örümcek, avını kendisine çekmek için çok özel bir kimyasal madde de yayar. Bu, dişi güvelerin erkeklerini çiftleşmeye çağırmak için salgıladıkları &#8220;feromon&#8221; adlı maddedir. Sahte çağrıya aldanan erkek güve kokunun geldiği kaynağa doğru yönelir. Örümceklerin görme duyusu son derece zayıftır ancak güvenin uçarken çıkardığı titreşimleri algılayabilirler. Bu sayede örümcek, avının kendisine doğru yaklaştığını hisseder. Burada dikkat çekici olan, Bolas örümceğinin hemen hemen kör olduğu halde havada asılı durarak kendi yaptığı bir kement yardımıyla, uçan bir canlıyı yakalayabilmesidir.</p>
<table border="0" width="147" cellpadding="0" align="left">
<tbody>
<tr>
<td>
<p align="left"><a href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/hayvan_clip_image013.jpg" data-wpel-link="internal"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-2004" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/hayvan_clip_image013.jpg" alt="" width="147" height="181" /></a><br />
Bolas örümcekleri insan gözünün algılayamayacağı kadarhızlı bir şekilde kementlerini salladıkları için bu resim ancak özel bir teknik kullanarak çekilebilmiştir.</p>
</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p align="left">Kokuya aldanan kurbanın yaklaşmasıyla birlikte avdaki ikinci aşama başlar. Örümcek ayağını geriye çekerek saldırı pozisyonuna geçer ve aniden insan gözünün algılayamayacağı bir hızla kementini sallar. Güve ipin ucundaki yapışkan topa yakalanır. Örümcek avını yukarı çeker ve hemen onu felç edecek ısırışını gerçekleştirir. Ardından salgıladığı özel bir ipekle güveyi sarmalar. Bu ipeğin özelliği besini uzun süre taze tutabilmesidir. Böylece örümcek avını, daha sonra yemek üzere taze bir şekilde saklar. Bolas örümceği nasıl olup da bu kadar akılcı bir plan çerçevesinde hareket etmektedir?<br />
Söz konusu durum çok özel bir yaratılışın olduğunu bize kanıtlar. Allah, tüm canlıları, bitkileri, hayvanları, böcekleri yaratandır. Allah üstün kudret, ilim, akıl ve hikmet sahibidir. Allah Kuran&#8217;da şöyle buyurmaktadır:<strong>&#8220;Gerçekten hayvanlarda da sizin için bir ders (ibret) vardır&#8221; (Müminun Suresi, 21)</strong></p>
<p><span class="style1">FEDAKARLIK<a href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/hayvan_clip_image014.jpg" data-wpel-link="internal"><img loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-2005 alignright" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/hayvan_clip_image014.jpg" alt="" width="200" height="152" /></a></span></p>
<p align="left">Hayvanlar dünyasının dikkat çekici özelliklerinden biri hayvanlardaki bilinçli ve fedakar davranışlardır. Kuşlar, zebralar, ceylanlar, tavşanlar kısacası bütün hayvanlar yavrularını kendilerini tehlikeye atma pahasına korumaktadırlar. Çünkü Allah onları bu şekilde yaratmıştır. Tüm canlılar Allah&#8217;ın vahyi ile hareket etmektedirler.</p>
<p align="left">Hayvanların yavruları çoğu zaman bakıma ve korunmaya muhtaç olarak doğarlar. Genellikle kör veya tüysüz olan, henüz avlanma yeteneği bulunmayan yavrular eğer ebeveynleri veya sürülerindeki diğer yetişkinler tarafından korunup kollanmazlarsa kısa sürede açlıktan veya soğuktan ölürler. Ancak böyle bir şey olmaz. Çünkü hayvanlar alemindeki yetişkinler yavrularını herşeyi göze alarak korurlar. Gerekirse kendi canlarını da tehlikeye sokarak veya çok zor koşullarda yaşamayı göze alarak büyük fedakarlıklar yaparlar.</p>
<p align="center"><span class="style1" style="font-size: 20px; color: #008080;"><strong>Y</strong><strong>avruların tehlikelerden korunmaları</strong></span></p>
<p align="left"><a href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/hayvan_clip_image015.jpg" data-wpel-link="internal"><img loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-2006 alignleft" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/hayvan_clip_image015.jpg" alt="" width="200" height="182" /></a>Canlılar, yavrularının korunmaları söz konusu olduğunda oldukça tehlikeli ve yırtıcı olabilirler. Aslında, bir saldırı veya tehlike sezdiklerinde, daha çok yavrularını alıp o bölgeden hızla uzaklaşmayı tercih ederler. Kaçmak için fırsat bulamadıklarında ise, tereddüt etmeden kendilerini saldırganın önüne atarlar. Örneğin yarasalar ve kuşlar, yavrularını yuvalarından alan araştırmacılara saldırmaları ile ünlüdürler.</p>
<p align="left">Zebralar gibi iri memeli hayvanlar ise, sürülerine sırtlan gibi düşmanları saldırdığında hemen gruplara ayrılarak tayları ortalarına alırlar ve hızla kaçmaya başlarlar. Yakalandıkları takdirde, sürünün yetişkinleri, bu yırtıcı hayvanlara karşı taylarını cesurca korurlar.Zürafalar ise saldırıya uğradıklarında buzağılarını vücutlarının altına iterler ve ön ayakları ile düşmanlarına sertçe vururlar. Geyikler ve antiloplar genellikle ürkek ve heyecanlı hayvanlardır ve yavruları olmadığı zamanlarda hızla kaçmayı tercih ederler. Ancak, yavrularını tehdit eden tilki ve kurtlara karşı sivri ve keskin toynaklarını kullanmakta tereddüt etmezler.</p>
<p align="left">Daha küçük ve zayıf memeliler ise genellikle yavrularını korumak için onları gizler veya güvenli bir yere taşırlar. Ancak buna fırsatları kalmadığında düşmanlarını yavrularından uzaklaştırmak için saldırganlaşabilirler. Örneğin son derece ürkek bir hayvan olan tavşan, yavrularına saldıran bir düşmanı uzaklaştırmak için büyük riskleri göze alır. Yavrularına bir saldırı olduğunda, hemen yuvasına koşar ve güçlü arka ayaklarıyla düşmanına birkaç çift sert tekme atar. Bu cesareti çoğu zaman yırtıcı bir hayvanı bile geri kaçırmak için yeterli olabilmektedir.</p>
<p align="center"><span class="style1"><strong>Hayatlarını tehlikeye atan hayvanlar</strong></span></p>
<p align="left">Ceylanlar ise, yırtıcı hayvanlar yavrularını kovalamaya başladığında, hemen yavrularının arkasına geçerler. Çünkü yırtıcı hayvanlar, avlarını genellikle arkadan yakalar. Anne ceylan mümkün olduğunca yavrusuna yakın hareket eder. Eğer yırtıcı hayvanlar yakınlaşırlarsa, anne onları uzaklaştırır. Yavrusu takip edilen bir ceylan, toynakları ile çakalları tekmeleyebilir. Saldırganları yavrularından uzaklaştırmak için kasten onların önünde koşar. <a href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/hayvan_clip_image016-1.jpg" data-wpel-link="internal"><img loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-2008 alignright" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/hayvan_clip_image016-1.jpg" alt="" width="250" height="156" /></a></p>
<p align="left">Kuş sürülerinde de yetişkinler, yavruların tamamını koruma görevini üstlenirler. Özellikle martılar bu kuş sürüleri için tehlike oluştururlar. Yetişkin bir veya iki kuş güç gösterisi yaparak martıları kaçırabilirler. Genellikle yetişkin kuşlar yavru kuşları nöbetleşe olarak korurlar ve görevlerini devrettiklerinde daha uzak sularda beslenmek için o bölgeden ayrılırlar. Geyikler, eğer yavrularına saldırmak üzere olan düşmanları ile baş edemeyeceklerini anlarlarsa, kendilerini hiç çekinmeden düşmanlarının önüne atarlar ve av olarak düşmanın kendilerini kovalamasını sağlarlar. Böylelikle düşmanı yavrularından uzaklaştırırlar. Birçok hayvan aynı taktiği kullanır. Örneğin dişi kaplan kendilerine doğru avcı bir hayvanın yaklaştığını gördüğünde, yavrularının yanından ayrılır ve hemen düşmanının dikkatini kendi üzerine çeker. Rakunlar ise düşmanlarının geldiğini gördüklerinde yavrularını en yakındaki ağacın üzerine taşırlar ve daha sonra hızla ağacın üzerinden aşağı inerek düşmanlarının arasına dalarlar. Onları uzun süre peşlerinden sürükler ve yavrularından yeterince uzaklaştırdıklarına kanaatleri geldiğinde, düşmanlarını atlatarak hemen sessizce yavrularının yanına dönerler. Elbette ki bu davranışları her zaman yüzde yüz başarıyla sonuçlanmayabilir. Yavrular kurtulsa bile, ebeveynler yavruları uğruna ölüme gidebilirler.</p>
<p align="center"><span class="style1" style="font-size: 20px; color: #008080;"><strong>Yaralı taklidi yapan kuşlar</strong></span></p>
<p align="left"><a href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/hayvan_clip_image017.jpg" data-wpel-link="internal"><img loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-2009 alignleft" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/hayvan_clip_image017.jpg" alt="" width="159" height="161" /></a>Bazı kuşlar ise &#8220;yaralı taklidi&#8221; yaparlar ve böylelikle düşmanlarının dikkatini yavrularının üzerinden dağıtarak kendi üzerlerine çekerler. Bir düşmanın yaklaştığını gören dişi kuş sessizce yuvasından uzaklaşır. Düşmanının önüne geldiğinde yerde çırpınmaya ve bir kanadını yere vurmaya başlar. Bu esnada da acı dolu çığlıklar atar. Kuş yerde çaresizce çırpınıyor gibi görünür. Ancak her zaman tedbirli davranır ve düşmanın erişebileceği mesafenin ilerisinde durur. &#8220;Yaralı&#8221; kuşu kolay bir av olarak gören yırtıcı hayvan avını yakalamaya çalışırken, yuvadan bir hayli uzaklaştırılmış olur. Avcı yuvasından yeterince uzaklaştığında, dişi kuş bir anda taklit yapmayı bırakır ve saldırgan hayvan tam kuşa yetişmişken dişi kuş aniden havalanır ve kaçar. Bu &#8220;tiyatro gösterisi&#8221; genellikle son derece ikna edicidir. Köpekler, kediler, yılanlar ve hatta diğer kuşlar bile bu oyuna kanarlar. Kuşların &#8220;yaralı kuş&#8221; senaryosuna bugün bile bilim adamları hiçbir açıklama getirememektedirler.</p>
<p align="left">Bir kuş böyle bir senaryoyu kendi kendine hazırlayabilir mi? Bunun için kuşun son derece bilinçli bir varlık olması gerekir. Bu davranış herşeyden önce &#8220;taklit&#8221;, zeka ve yetenek gerektirir. Ayrıca bir hayvanın kendisini tereddütsüzce düşmanının önüne atabilmesi ve kendini kovalatması için son derece cesaretli ve gözü kara olması gerekir. Daha da ilginç olanı bu kuşlar bu davranışı başkalarından görerek yapmazlar. Bu savunma taktiğine ve yeteneğine doğuştan sahiptirler.</p>
<p align="left">Bu hayvanların böylesine bilinçli, şefkatli, merhametli hareket etmesini sağlayan, onları bu özellikleri ile yaratan göklerin ve yerin Rabbi olan Allah&#8217;tır. Allah, bu canlılara ilhamıyla sonsuz şefkat ve merhametinin örneklerini sergilemektedir. Allah Kuran&#8217;da kullarına Kendini şöyle tanıtır:<br />
<strong>&#8220;O Allah ki, yaratandır, (en güzel bir biçimde) kusursuzca var edendir, &#8216;şekil ve suret&#8217; verendir. En güzel isimler O&#8217;nundur. Göklerde ve yerde olanların tümü O&#8217;nu tesbih etmektedir. O, Aziz, Hakim&#8217;dir.&#8221; (Haşr Suresi, 24) </strong></p>
<p align="center"><span class="style1">YUNUSLAR</span></p>
<p align="center"><span class="style1"><strong>Dayanışma Esasına Dayalı Sosyal Yaşam</strong></span></p>
<p align="left">Yunuslar çok büyük gruplar halinde yaşar. Güvenli bir koruma için dişiler ve yavrular böyle bir grubun ortasında yer alır. Grubun hasta üyesi yalnız bırakılmaz, ölene kadar grubun içinde tutulur. Bu güçlü dayanışma bağı, yeni bir yavru gruba katıldığı ilk günden itibaren başlar. Yunus yavruları önce kuyrukları dışarı çıkacak biçimde doğarlar. Bu sayede doğum tamamlanana kadar yavrunun havasızlıktan ölmesi önlenmiş olur. En son yunusun başı doğum kanalından çıkar çıkmaz, ilk nefesini alması için hızla su yüzeyine çıkarılır. Genellikle, yardım amacıyla anne yunusa bir başka dişi yunus da eşlik eder. Dişi yunus doğumdan sonra yavrusunu emzirir. Süt emmek için dudağı olmayan yavru ufak ağız darbeleriyle annesinin karnındaki yarığa dokunarak dışarı fışkıran sütle beslenir. Yavru her gün onlarca litre süt içer. Bu sütün %50&#8217;si yağdan oluşur. (ineklerde ise sütün %15&#8217;i yağdır). Bu sayede, yavrunun vücut ısısını dengelemesi için gerekli olan yağ tabakası hızla oluşur. Hızlı dalışlar esnasında diğer dişiler yavruyu aşağı doğru iterek yardımcı olurlar.</p>
<p align="center"><span class="style1">ÖRÜMCEK</span></p>
<p align="center"><span class="style1"><strong>İpeğin gizli kimyasal yapısı</strong></span></p>
<p align="left">Şöyle bir düşünelim… Küçücük bir canlının ürettiği ip, nasıl oluyor da insanoğlunun yüzyıllarca edindiği bilgi birikimiyle yaptığı kauçuk ya da çelik halatlardan daha üstün özellikler taşıyabilmektedir? Örümcek ipliğini bu kadar üstün yapan ipeğin kimyasal yapısında ve üretim merkezinde gizlidir. Örümcek ipliklerinin hammaddesi, örgülü helezonik aminoasit zincirlerinden oluşan &#8220;keratin&#8221; adlı proteindir. Keratin saç, tırnak, tüy, deri gibi birbirinden çok farklı maddelerin yapı taşıdır ve oluşturduğu tüm maddelerde koruyucu özelliği ile ön plana çıkar. Ayrıca keratinin esnek hidrojen bağlarla bağlanmış aminoasitlerden oluşuyor olması da, bu maddelere çok sağlam bir esneklik kazandırır. Bu esneklik Amerika&#8217;nın ünlü bilim dergilerinden Science News&#8217;da şöyle bir benzetme ile tarif edilmektedir:&#8221;Örümcek ipliğinden oluşmuş insan ölçülerinde balık ağına benzer bir ağ, bir yolcu uçağını yakalayabilir.&#8221;</p>
<p align="left">Örümceklerin kuyruklarında altı bölümden oluşan ve ipek kesesi denilen bir bölge vardır. Keselerin her birinde farklı salgılar üretilir. Bu keselerin salgıları değişik kombinasyonlarda birleşerek, farklı türdeki ipek ipliklerini meydana getirirler. Keseler arasında ise büyük bir uyum vardır. İpek üretimi sırasında örümceğin vücudunda bulunan ve son derece gelişmiş özelliklere sahip pompalar, vana ve basınç sistemleri kullanılır. Üretilen ham ipek, musluk gibi çalışan bölümlerden lif şeklinde dışarı akıtılır.</p>
<p align="left">Örümceklerin ürettikleri ipek olağanüstü bir yapı malzemesidir. gerilme esneklikleri çok fazladır. Bu nedenle örümcek ipeğini kırmak için gereken enerji diğer bütün biyolojik materyallerden on kat daha fazladır.</p>
<p align="center"><span class="style1"><strong>MİDEDE ÜREYEN KURBAĞALAR</strong></span></p>
<p align="left">Avusturalya&#8217;da yaşayan Rheobatrachus Silus türü kurbağaların kullandığı üreme yöntemi, Allah&#8217;ın canlıları ne denli üstün tasarımlarla yarattığının bir başka örneğidir. Dişi Rheobatrachuslar, döllendikten sonra kendi yumurtalarını yutarlar. Ama bu yumurtalarla beslenmek için değil, onları korumak için&#8230; Yumurtalardan çıkan iribaşlar midede kaldıkları 6 hafta boyunca sürekli gelişirler. Peki iribaşlar nasıl olmaktadır da uzun zaman sindirilmeden midede kalabilmektedir?</p>
<p align="left">Allah bunun için kusursuz bir sistem yaratmıştır. Öncelikle anne kurbağalar, bu 6 haftalık üreme mevsiminde yemeyi, içmeyi keserler. Bu sayede mideleri sadece yavrulara tahsis edilmiş olur. Ancak bir diğer tehlike, midenin düzenli olarak salgıladığı hidroklorik asit ve pepsindir. Bu salgıların normalde yavruları çok kısa sürede parçalayıp öldürmesi gerekir. Ancak buna karşı çok özel bir tedbir alınmıştır. Anne karnındaki sıvılar, yumurta kapsüllerinden, daha sonra da iribaşlardan salgılanan &#8220;prostaglandin E2&#8221; adlı salgıyla etkisiz hale getirilir. Böylece yavrular bir asit havuzu içinde yüzmelerine rağmen güvenli bir biçimde büyürler.</p>
<p align="left">Peki ama bu iribaşlar annelerinin midesinde neyle beslenir? Bu soruna karşı da özel bir çözüm yaratılmıştır. Bu türe ait yumurtalar, diğer kurbağa türlerinin yumurtalarına göre oldukça büyüktür. Bunun nedeni ise, yumurtaların içine yavruyu beslemek için protein yönünden çok zengin bir yumurta sarısı tabakası yerleştirilmiş olmasıdır. Bu yumurta sarısı, yavruları 6 hafta boyunca beslemek için yeterlidir. Doğum anı da kusursuzca tasarlanmıştır. Yavrular mideden çıkıp dış dünyaya adım atarken, annenin yemek borusu, aynen doğum sırasındaki gibi genişler. Yavrular dışarı çıktıktan sonra ise anne yemek yemeye başlar ve mide eski haline döner.</p>
<p align="center"><span class="style1">METAMORFOZDAKİ DELİLLER</span></p>
<p align="left"><a href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/hayvan_clip_image018.jpg" data-wpel-link="internal"><img loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-2010 alignright" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/hayvan_clip_image018.jpg" alt="" width="100" height="344" srcset="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/hayvan_clip_image018.jpg 100w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/hayvan_clip_image018-87x300.jpg 87w" sizes="(max-width: 100px) 100vw, 100px" /></a>Bazı canlılar yaşamlarının farklı dönemlerinde, bulundukları ortamın şartlarına uyum göstermelerini sağlayacak fiziksel değişimler geçirirler. Bu farklılaşma sürecine biyolojide metamorfoz (başkalaşım) adı verilir. Bu süreç, biyoloji ve evrimin iddiaları konusunda fazla bilgi sahibi olmayan çevreler tarafından zaman zaman evrim teorisine delil gibi gösterilmeye çalışılır. Metamorfozu &#8220;evrim örneği&#8221; gibi gösteren kaynaklar, konu hakkında bilgisiz kesimleri yanıltmaya yönelik, dar kapsamlı, yüzeysel propaganda kitapları veya bazı cahil kimselerdir. Evrim konusunda otorite sayılan, dolayısıyla evrimin temel açmazları ve çelişkileri konusunda da ayrıntılı bilgi sahibi olan bilim adamları ise bu tür gülünç iddiaları gündeme getirmekten çekinirler. Ne kadar saçma bir iddia olduğunu bilirler çünkü&#8230;</p>
<p align="left">Kelebek, sinek, arı gibi canlılar metamorfoz geçiren canlılardan bazılarıdır. Hayatı suda başlayan daha sonra karada devam eden kurbağalar da metamorfoza bir örnektir. Bu farklılaşmanın evrimle hiçbir ilgisi yoktur. Çünkü evrim teorisi canlılıktaki farklılaşmaları tesadüflerle gerçekleşen mutasyonlarla açıklamaya çalışır.</p>
<p>Oysa metamorfoz evrimin bu temel iddiası ile hiçbir benzerlik taşımayan, tesadüfle, mutasyonla ilgisi olmayan, önceden planlanmış bir süreçtir. Metamorfozu gerçekleştiren etken tesadüf değil, o canlıda daha doğduğu andan itibaren bulunan genetik bilgidir. Örneğin kurbağada, bu canlı henüz sudaki hayatını devam ettirirken, daha sonra karada sürecek yaşamıyla ilgili bilgi, genetik yapısında mevcuttur. Sivrisineğin de pupa ve erişkin hallerindeki yapısı ve fonksiyonları daha larva aşamasındayken genetik şifresinde bulunmaktadır. Bu durum metamorfoz geçiren tüm canlılar için geçerlidir.</p>
<p align="left">Son yıllarda metamorfoz hakkında yapılan bilimsel araştırmalar, metamorfozun farklı genler tarafından kontrol edilen kompleks bir süreç olduğunu göstermiştir. Örneğin kurbağanın başkalaşımında sadece kuyruk ile ilgili işlemler &#8220;bir düzineden fazla gen&#8221; tarafından kontrol edilmektedir. Bunun anlamı bu sürecin, birçok parçanın birbiriyle uyumu sayesinde gerçekleşebildiğidir. Bu özelliğiyle metamorfoz yaratılış ın delili olan &#8220;indirgenemez komplekslik&#8221; özelliği taşıyan biyolojik bir süreçtir.</p>
<p><span class="style1">Böceklerdeki Kimyasal İletişim: FEROMENLER</span></p>
<p align="left">Karıncalar yuvalarını, balarıları da kovanlarını çok uzaklara da gitseler şaşırmadan bulurlar. Bazı böcek larvaları, tehlike anında hemen biraraya toplanarak korunurlar. <a href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/hayvan_clip_image019.gif" data-wpel-link="internal"><img loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-2011 alignleft" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/hayvan_clip_image019.gif" alt="" width="300" height="205" /></a>Pek çok böcek de toplu olarak yaşadıkları alan üzerinde belirgin bir hakimiyete sahiptir. Bunların yanı sıra tüm böcek türlerinde çiftleşmek isteyen erkek ve dişiler uzak mesafelerde de olsalar birbirlerini kolaylıkla bulurlar. Tüm bu davranışlardaki ortak nokta ise, tümünün bir tür haberleşme sistemine sahip olmasıdır.</p>
<p align="left">Böceklerin haberleşmek için kullandıkları işaretin adı feromendir. Feromenin anlamı &#8220;hormon taşıyıcısı&#8221;dır. Bu madde, aynı türün üyeleri arasında kullanılan kimyasal bir maddedir. Genellikle özel bezlerde üretilerek çevreye bırakılırlar. Böceklerin birbirleriyle iletişimini sağlar ve davranışlarında değişikliklere neden olurlar.</p>
<p align="left">Feromenler önceleri hormonlarla eş değer tutulmuştur. Feromenlerin vücut dışına salgılanmaları onları hormonlardan ayıran özelliklerindendir. Feromenlerin çok farklı işlevleri yerine getirenleri olduğu gibi, değişik bileşimlerde olanları da vardır. Yayılma yetenekleri oldukça yüksek olan feromenler 7-8 km gibi muazzam bir uzaklıktan bile etkili olabilmektedir. Uzaklık, sıcaklık, rüzgar ve nem gibi etmenler de feromenlerin etkisini azaltıp çoğaltabilir.</p>
<p align="left">Feromenler; iz bırakma, işaretleme, alarma geçirme, toplanma, birlikte yaşayan böceklerde kraliçe yetiştirilmesine kullanılırlar. Koku yoluyla etkili olan cinsiyet feromenleri de vardır.Feromen kullanarak haberleşen canlılarla ilgili verilecek bilgiler içinde akılda tutulması gereken çok önemli bir nokta vardır: Her türün kullandığı formül kendine özgüdür. Bu formüllerin içerdikleri maddeler ayrıdır. Hem bu maddeyi salgılayan hem de salgılanan madde ile iletilmek istenen mesajı algılayan canlı bu formülden haberdardır. Ayrıca başka türe ait formülleri çözen ve taklit eden canlılar da vardır.<br />
F</p>
<p align="left">eromenler yoluyla hareket eden canlılar arasında en bilinenleri arı, karınca, termit gibi birlikte yaşayan böceklerdir. Bu canlılardan karada yaşayanlar izlerini toprağa bırakırlar. Bu kimyasal izler, böceklerin gezindiği tüm ortamlarda; ağaçlarda, dallarda, yapraklarda ve meyvelerde olabilir. Havadaki izler ise uçan böcekler tarafından bırakılır ve sürekli yenilenmeleri gerekir. Koku yoluyla etkili olan cinsiyet feromenleri bu gruba girer.</p>
<p align="left">Peki bu canlılar yaydıkları bu özel esansları nasıl kullanırlar?</p>
<p align="left">Böcekler boyutlarının küçüklüğü, uçabilme ve hızlı hareket edebilme gibi özellikleri nedeniyle, çok geniş alanlara yayılabilen canlılardır. Bu özellikleri, üremeleri için ilk anda sorun oluşturacakmış gibi görünebilir. Ancak bu durum, feromenler sayesinde ortadan kalkmıştır. Pek çok böcek, kendi türünden bir başka böceğin varlığını, yaydığı feromeni sayesinde keşfedebilir ve onun izini sürebilir. Bir canlı, sadece salgıladığı koku sayesinde kendi türüne ait canlıların yerini tespit edebilmekte, her nerede olursa olsun çiftleşmek için bir eş bulabilmektedir. Ancak bu canlılar, ne böylesine özel kokuları geliştirecek bir ortama sahiptir, ne de özel bir üretim yapacak bilince. Eğer sadece 1-2 cm boyundaki bir böcek çevresindekilerle iletişim kurabilecek bir koku meydana getirebiliyor ve bu kokuyu kilometrelerce öteden ayırt ederek verilen mesajı algılayabiliyorsa, bu bize akıllı bir müdahalenin var olduğunu gösterir. Karşımızdaki her güzellik, her kusursuzluk ve her tasarım örneği de bizi şüphesiz üstün ve güçlü olan, herşeyi en mükemmel şekli ile yaratan bir Yaratıcı&#8217;ya götürmelidir. Bu Yaratıcı, kuşkusuz bu canlılara koku üretme ve bu yolla haberleşme yeteneği veren alemlerin Rabbi olan Allah&#8217;tır.</p>
<p align="center"><span class="style1"><strong>KANGURU YAVRUSUNUN DÜNYAYA GELİŞİ</strong></span></p>
<p align="left">Kanguruların üreme sistemi diğer memelilerden farklıdır. Kanguru embriyosu, normalde rahimde geçirmesi gereken evrenin bir kısmını rahmin dışında tamamlar. Döllenmeden aşağı yukarı 33 gün sonra, henüz bir santimetre boyunda olan kanguru yavrusu dünyaya gelir. Bu aşamayı tüm memeliler anne karnında geçirirken, kanguru yavrusu daha bir santimetre boyundayken dünyaya gelmektedir. Henüz doğru dürüst gelişmemiştir; ön ayakları belli belirsiz bir halde ve arka ayakları da küçük çıkıntılardan ibarettir.</p>
<p align="left">Doğan yavru yaklaşık üç dakikalık yolculuk sonunda annesinin kesesine varır. Diğer memeliler için anne rahmi neyse, küçük kanguru için de bu kese odur. Ama önemli bir fark vardır. Diğerleri dünyaya bebek olarak gelirken, kanguru yavrusu, rahimden çıktığında şekil itibariyle tam bir embriyodur. Ayakları, yüzü ve daha pek çok uzvu henüz son halini almamıştır.</p>
<p align="left">Annesinin kesesine ulaşan yavru dört meme ucundan birine tutunur ve süt emmeye başlar. Bu dönemde anne yeniden çiftleşme sürecine girmiş ve yeni bir yumurta daha oluşmuştur. Döllenmeden 33 gün sonra fasulye büyüklüğündeki yeni bir yavru daha doğar ve aynı kardeşi gibi sürünerek keseye ulaşır.<br />
Bir kanguru yavrularına vereceği sütün hangi oranda hangi besin maddelerini içereceğini hesaplayamaz. Hesaplasa bile bunu kendi vücudunda üretemez. Annenin bu işi bilinçli olarak düzenlemesi imkansızdır. Bu mucize alemlerin Rabbi Allah&#8217;ın üstün yaratışının delillerinden sadece birisidir..</p>
<hr />
<p align="left"><span style="color: #339966;"><strong>Anahtar Kelime Alanımız:</strong></span> <span style="font-size: 14px;">allah&#8217;ın varlığının ve birliğinin delilleri allah&#8217;ın varlığının akli delilleri allah&#8217;ın varlığının delilleri allah&#8217;ın varlığının delilleri nelerdir allah&#8217;ın varlığının mantıksal delilleri allah&#8217;ın varlığının delilleri slayt allah&#8217;ın varlığının ve birliğinin delilleri slayt allah&#8217;ın varlığının bilimsel kanıtları allah&#8217;ın varlığının delilleri ayet allah&#8217;ın varlığının akli ve nakli delilleri allah&#8217;ın varlığının akılla ispatı allah&#8217;ın varlığının ayetlerle delilleri allah&#8217;ın varlığının akıl yoluyla ispatı allah&#8217;ın varlığını aklımızla nasıl anlayabiliriz allah&#8217;ın varlığını aklımızla anlayabilir misiniz allah&#8217;ın varlığını aklımızla anlayabilir miyiz allah&#8217;ın varlığının bir delili allah&#8217;ın varlığının birliğinin delilleri allah&#8217;ın varlığının bilimsel ispatı allah&#8217;ın varlığının belirtileri allah&#8217;ın varlığı bilimsel olarak kanıtlandı allah&#8217;ın varlığına inanmayanlara cevap allah&#8217;ın varlığını kanıtlayan cümleler allah&#8217;ın varlığının delilleri pdf allah&#8217;ın varlığının delilleri kelam allah&#8217;ın varlığının delilleri özet allah&#8217;ın varlığının delilleri nizam delili allah&#8217;ın varlığının en büyük kanıtı allah&#8217;ın varlığının evrendeki delilleri allah&#8217;ın varlığının en büyük ispatı allah&#8217;ın varlığının en büyük delili allah&#8217;ın varlığının en büyük delilleri allah&#8217;ın varlığına en güzel cevap allah&#8217;ın varlığının felsefi delilleri allah&#8217;ın varlığının delilleri felsefe allah&#8217;ın varlığını gösteren deliller allah&#8217;ın varlığını gösteren örnekler allah&#8217;ın varlığını gösteren kanıtlar allah&#8217;ın varlığını gösteren akli deliller allah&#8217;ın varlığını gösteren mucizeler allah&#8217;ın varlığı hakkında deliller allah&#8217;ın varlığının ispatı allah&#8217;ın varlığını ıspatlayan deliller allah&#8217;ın varlığının ispatlayan örnekler allah&#8217;ın varlığının kanıtları allah&#8217;ın varlığının delilleri caner allah&#8217;ın varlığının delili allah&#8217;ın varlığının delilleri kısaca allah&#8217;ın varlığı ve birliğini gösteren örnekler allah&#8217;ın varlığının delilleri maddeler halinde allah&#8217;ın varlığına 3 delil allah&#8217;ın varlığının delilleri ppt allah&#8217;ın varlığına 5 kanıt allah&#8217;ın varlığının delilleri resimli allah&#8217;ın varlığına matematiksel kanıt allah&#8217;ın varlığının delilleri slayt allah&#8217;ın varlığının delilleri temanü allah&#8217;ın varlığını aklımızla nasıl anlayabiliriz allah&#8217;ın varlığının delilleri yazı allah&#8217;ın varlığının delilleri youtube allah&#8217;ın varlığının en büyük delili</span></p>The post <a href="https://ateistlerecevap.org/allahin-varligina-hayvanlardaki-deliller/" data-wpel-link="internal">Allah'ın Varlığına Hayvanlardaki Deliller</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ateistlerecevap.org/allahin-varligina-hayvanlardaki-deliller/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Allah&#039;ın Varlığına İnsandaki Deliller</title>
		<link>https://ateistlerecevap.org/allahin-varligina-insandaki-deliller/</link>
					<comments>https://ateistlerecevap.org/allahin-varligina-insandaki-deliller/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ateistlere Cevaplar]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 09 Mar 2018 11:26:36 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Tefekkür]]></category>
		<category><![CDATA[Allah'ın Varlığının Delilleri]]></category>
		<category><![CDATA[Allah'ın Varlığının Delilleri Kısaca]]></category>
		<category><![CDATA[Allah’ın Varlığının Ve Birliğinin Delilleri]]></category>
		<category><![CDATA[ateistlere allah'ın ispatı]]></category>
		<category><![CDATA[ateistlere cevaplar]]></category>
		<category><![CDATA[Ateizm ve Din]]></category>
		<category><![CDATA[Big bang teorisi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.ateistlerecevap.org/?p=1977</guid>

					<description><![CDATA[<p>İNSANDAKİ VARLIK DELİLLERİ İNSANIN YARATILIŞI İnsan, hayatı boyunca sahip olduğu bedenle görür, işitir, nefes alır, yürür, koşar ve zevk alır. İnsan bedenini oluşturan kemikler, kaslar, damarlar, iç organlar mükemmel bir düzene sahiptir. Bu düzen incelendiğinde ise, daha da şaşırtıcı gerçeklerle karşılaşılır. Birbirinden farklı gibi görünen bu vücut parçalarının tamamı aynı malzemelerden oluşmaktadır. Bu malzeme hücredir.Hücre, [&#8230;]</p>
The post <a href="https://ateistlerecevap.org/allahin-varligina-insandaki-deliller/" data-wpel-link="internal">Allah'ın Varlığına İnsandaki Deliller</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h3><a href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/insan-anatomi.jpg" data-wpel-link="internal"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-1990" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/insan-anatomi.jpg" alt="" width="616" height="449" srcset="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/insan-anatomi.jpg 711w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/insan-anatomi-300x219.jpg 300w" sizes="(max-width: 616px) 100vw, 616px" /></a></h3>
<h3 class="style1" style="text-align: center;"><span style="font-size: 20px; color: #008080;">İNSANDAKİ VARLIK DELİLLERİ</span></h3>
<p><span class="style1">İNSANIN YARATILIŞI</span></p>
<p align="left">İnsan, hayatı boyunca sahip olduğu bedenle görür, işitir, nefes alır, yürür, koşar ve zevk alır. İnsan bedenini oluşturan kemikler, kaslar, damarlar, iç organlar mükemmel bir düzene sahiptir. Bu düzen incelendiğinde ise, daha da şaşırtıcı gerçeklerle karşılaşılır. Birbirinden farklı gibi görünen bu vücut parçalarının tamamı aynı malzemelerden oluşmaktadır. Bu malzeme hücredir.Hücre, bir organın örneğin kemiğin en küçük parçasıdır. Bir hücre o kadar küçüktür ki, bir milyon tane hücre biraraya gelse ancak bir iğne ucu kadar yer kaplar.<br />
İnsan bedenini oluşturan 60-70 kiloluk et ve kemik kütlesinin özü, insanın doğumundan 9 ay 10 gün önce tek bir hücrede toplanmıştır. Bu hücre, anneden gelen yumurta hücresiyle babadan gelen sperm hücresinin annenin bedeninde birleşmesiyle oluşur.</p>
<p align="center"><span class="style1" style="color: #008080; font-size: 20px;"><strong>Hedefe Kilitlenmiş Kusursuz Bir Ordu</strong></span></p>
<p align="left">Sperm ve yumurta hücrelerinin anne bedeninde birleşmesi, yani annedeki bir yumurtanın döllenmesi için her seferinde yaklaşık 300 milyonluk bir sperm ordusu babanın vücudunda hazır hale getirilir. Bu sayının bu kadar yüksek olmasının nedeni, yumurtanın döllenmesini engelleyecek herhangi bir durumu ortadan kaldırmaya yöneliktir.</p>
<p align="left">Döllenme işlemi için erkek bedeninden atılan spermlere çeşitli bezlerden salgılanan sıvıların oluşturduğu bir karışım eşlik eder. Meni denen bu salgılar ve sperm karışımında sadece spermlerin dölleme yeteneği vardır. Kuran&#8217;da meniden karmaşık bir su olarak şöyle söz edilir:<strong>&#8220;Şüphesiz, Biz insanı karmaşık olan bir damla sudan yarattık. Onu deniyoruz. Bundan dolayı onu işiten ve gören yaptık.&#8221; (İnsan Suresi, 2)</strong></p>
<p align="left">Spermin yapısında döllenmeyi kolaylaştırıcı özellikler bulunur. Spermin baş, orta, kuyruk bölümleri vardır. Metrenin milyonda biri kadar olan baş bölümüne bir hücreyi bir insana dönüştüren babadan gelen tüm bilgi sığdırılmıştır. Spermin bir diğer önemli parçası da kuyruktur. Kuyruk sürekli bir kamçı hareketi yaparak yumurta hücresine ulaşmayı sağlar.</p>
<p align="center"><span class="style1" style="color: #008080; font-size: 20px;"><strong>Yeni Bir İnsanın Oluşumunda Rol Oynayan Yumurta Hücresi </strong></span></p>
<p align="left">Döllenmenin kolaylıkla gerçekleşebilmesi için kadın bedeninde de birçok sistem hazırlanmıştır. Yumurta, yumurtalık adı verilen ve her detayıyla bu iş için yaratılmış bir organda üretilir. Yumurtalıklar, rahimin sağında ve solunda yer alır ve rahme ince tüplerle bağlıdırlar. Yumurtalıkta üretilen yumurta daha sonra bu tüplerin özel yaratılışı sayesinde spermle buluşur. Bu tüplerin içindeki küçük tüycükler ileri geri hareket ederek hareketleriyle yumurtayı sperme doğru ilerletirken spermi de yumurtaya doğru ilerletirler. Döllenme bu tüpün içinde gerçekleşir.<br />
Yumurtanın dış kısmı içinde yağ, şeker ve protein bulunan bir zarla çevrilidir. Bu zar, yumurtaya sperme doğru yapacağı hareket için gereken enerjiyi sağlar. Peki küçücük hücre, daha yumurtalıkta üretildiği anda böyle bir yola çıkacağını ve bu yolculuk sırasında kendisine enerji gerekeceğini bilebilir mi?</p>
<p align="center"><span class="style1"><strong><span style="color: #008080; font-size: 20px;">Bebeğin Büyümesi İçin Yaratılmış En Güvenli Yer: ANNE RAHMİ</span> </strong></span></p>
<p align="left"><a href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/insan_clip_image001.jpg" data-wpel-link="internal"><img loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-1978 alignleft" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/insan_clip_image001.jpg" alt="" width="150" height="173" /></a>Rahim, kaslardan yapılmış sağlam duvarlı içi boş bir organdır. Hamilelik boyunca rahimin hacmi 20-25 kat artar. Böylece kadının döllenmiş yumurtasının içinde büyüyüp gelişebileceği en uygun yer halini alır. Döllenmiş yumurta, yumurtalıktan rahme kadar olan tüpte bir yandan bölünerek çoğalırken, diğer yandan da ilerlemesine devam eder. Hücre topluluğu bu yolun herhangi bir yerinde yerleşmez. Gelişimi için en güvenli yer olan rahimi seçer ve buraya tutunur. Allah, Kuran&#8217;da bu gerçeği şöyle bildirir:<strong>&#8220;Yaratan Rabbin adıyla oku. O, insanı bir &#8220;alak&#8221;tan yarattı. Oku, Rabbin en büyük kerem sahibidir.&#8221; (Alak Suresi, 1-3)</strong></p>
<p align="left">&#8220;Alak&#8221; kelimesinin Arapça&#8217;daki anlamı, &#8220;bir yere asılıp tutunan şey&#8221; demektir. Hatta alak kelimesi asıl olarak deriye yapışarak oradan kan emen sülükleri tanımlamak için kullanılır.</p>
<p align="left">Döllenmiş yumurta da tam olarak ayette bildirildiği gibi rahim duvarına asılıp tutunmaktadır. Bundan 1400 sene öncesinde indirilmiş olan Kuran&#8217;da, anne karnında gelişmekte olan hücreyi bu özelliğiyle tarif eden bir kelime kullanılması, Kuran&#8217;ın mucizelerinden biridir. O dönemin bilim düzeyi ile keşfedilmesi mümkün olmayan bu bilginin, asırlar önce Kuran&#8217;da bildirilmiş olması Kuran&#8217;ın Alemlerin Rabbi olan Allah tarafından indirildiğini bir kez daha tasdik etmektedir.</p>
<p align="left">Sadece bir hücre topluluğu olan bu minik et parçası (alak), nasıl olur da gelişimi için en uygun yeri seçer? Bu şuurlu davranış, insan vücudunda gerçekleşen işlemlerin üstün bir aklın kontrolünde gerçekleştiğini gösterir:<br />
<strong>&#8220;Döl yataklarında size dilediği gibi suret veren O&#8217;dur. O&#8217;ndan başka ilah yoktur; üstün ve güçlü olandır, hüküm ve hikmet sahibidir.&#8221; (Al-i İmran Suresi, 6)</strong></p>
<p align="center"><span class="style1" style="color: #008080; font-size: 20px;"><strong>Hücreler Farklı Gruplara Ayrılıyor!</strong></span></p>
<p align="left">Rahime tutunan ve birbirinin aynı olan hücreler belli bir süre sonra bölünerek çoğalır. Her geçen gün bazı hücreler diğerlerinden farklı bir yapıya bürünmeye başlar. Bütün hücreler adeta görev yerine dağılan işçiler gibi bölük bölük hareket ederler. Bu yoğun faaliyet sonucunda bazı hücreler kemik, bazısı deri, bazısı da kas hücresi olacaklardır.</p>
<p align="left">Bu hazırlığın nasıl yapılacağı, hangi hücrenin hangi dokuyu, hangi organı meydana getireceği her hücre grubuna ayrı ayrı ilham edilmiştir. Başta birbirinin aynı olan hücrelerin çoğalmasıyla vücutta yaklaşık 200 tür hücre oluşur. Bu oluşumda hiçbir karışıklık olmaz; her hücre nerede nasıl davranacağını çok iyi bilir. Bu kusursuz düzeni sağlayan ve hücrelere neler yapacaklarını ilham eden, her şeyin hakimi olan yüce Allah&#8217;tır.</p>
<p align="center"><span class="style1" style="color: #008080; font-size: 20px;"><strong>İki Canlı Arasındaki Hayat Köprüsü: Plasenta</strong></span></p>
<p align="left"><a href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/insan_clip_image002.jpg" data-wpel-link="internal"><img loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-1979 alignright" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/insan_clip_image002.jpg" alt="" width="250" height="145" /></a>Plasenta anneyle bebek arasındaki besin, oksijen ve diğer maddelerin alışverişini sağlayan yapıdır. Üstelik plasenta yeni hücre gruplarının yani dokuların oluşması için gerekli olan besinleri özenle seçerek, bebeğe taşır. Plasenta bu işlemin tam tersine yani bebekten anne karnına atık maddelerin taşınması işlemini de ustalıkla yerine getirir. Bu şekilde beslenen bebeğin gelişimi sonucunda son derece orantılı, uyumlu bir yapı ortaya çıkar. Bu uyumlu gelişmelerin bütün vücut parçalarında aynı şekilde gerçekleşmesi şarttır. Örneğin; sadece göze ait 40 farklı parça vardır. Gözün fonksiyonlarını yerine getirebilmesi için orantılı bir büyümenin olması, parçalar arasındaki bağlantının sağlam olması, hepsinin kendi yerinde bulunması gerekir. Aksi halde göz, işlevlerini yerine getiremez.</p>
<p align="center"><span class="style1" style="color: #008080; font-size: 20px;"><strong>Kemiklerin Kasla Sarılması</strong></span></p>
<p align="left">Çok yakın bir zamana kadar kemiklerle kasların birlikte ortaya çıkarak anne karnında geliştikleri sanılıyordu. Ancak yapılan son araştırmalar çok farklı ve insanların hiç farkında olmadıkları bir gerçeği ortaya koydu. Şöyle ki; anne karnındaki bebekte kıkırdak dokunun sertleşmesiyle önce kemik oluşur, daha sonra kas hücreleri kemiklerin etrafındaki dokulardan oluşup kemiği sararlar.Oysa bilimin yeni keşfettiği bu gerçek, Kuran&#8217;da 1400 sene önce insanlara bildirilmiştir: <strong>&#8220;Sonra o su damlasını bir alak (hücre topluluğu) olarak yarattık; ardından o alak&#8217;ı bir çiğnem et parçası olarak yarattık; daha sonra o çiğnem et parçasını kemik olarak yarattık; böylece kemiklere de et giydirdik; sonra bir başka yaratışla onu inşa ettik. Yaratıcıların en güzeli olan Allah, ne yücedir. &#8221; (Müminun Suresi, 14)</strong></p>
<p align="left"><a href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/insan_clip_image003.jpg" data-wpel-link="internal"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-1980" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/insan_clip_image003.jpg" alt="" width="500" height="127" srcset="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/insan_clip_image003.jpg 500w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/insan_clip_image003-300x76.jpg 300w" sizes="(max-width: 500px) 100vw, 500px" /></a></p>
<p align="center"><span class="style1" style="font-size: 24px; color: #008080;"><strong>Bebeğin Hayat Suyu: Amniyon Suyu</strong></span></p>
<p align="left">Bebek, gelişimini tamamladığı 9 ayı anne karnında içi sıvı dolu bir kesede geçirir. Bu sıvı amniyon sıvısıdır. Bu sıvı pek çok özelliği ile bebeği dış dünyaya hazırlar. Bebek bu sıvı içinde dış dünyaya alışmak için hareket eder. Düzenli olarak bu sıvıyı içer, dili tat almaya, bağırsakları emilime, böbrekleri de süzme işine alıştırılır. Bu sıvı aynı zamanda dışarıdan gelecek darbelere karşı da bebeği korur. Çünkü, sıvılara herhangi bir yönden gelen basınç her tarafa eşit olarak dağıtılır.</p>
<p align="left">Amniyon sıvısı anne sağlığı için de önemlidir. Sıvı içinde yüzen bebek anne rahmine ağırlık yapmaz ve bu sayede normal gelişimini tamamlayabilir.</p>
<p align="center"><span class="style1" style="color: #008080; font-size: 20px;"><strong>Yeni Bir Dünyaya Doğru…</strong></span></p>
<p align="left"><a href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/insan_clip_image004.jpg" data-wpel-link="internal"><img loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-1981 alignleft" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/insan_clip_image004.jpg" alt="" width="150" height="182" /></a>Bebeğin, yeni bir dünya için tüm hazırlıkları tamamlandığında amniyon sıvısı da doğum için hazırlık yapmaya başlar. Rahim ağzını genişletecek su kesecikleri oluşturur. Bu keseler hem rahmin ağzını genişleterek, bebeğin doğum esnasında sıkışmasını engeller hem de doğum başlangıcında delinip içlerindeki sıvılarla bebeğin geçeceği yolu kayganlaştırıp mikropları öldürürler.</p>
<p align="left">Bu arada bebek de dışarı çıkış için en uygun hali yani başın rahim boynuna sokulduğu pozisyonu alır. Peki bebek doğum için en uygun pozisyonun bu olduğunu, daha önemlisi doğum zamanın geldiğini nasıl bilir? Henüz şuuru tam oluşmamış bir varlığın böylesine şuurlu davranışlar sergilemesi elbette onun, kendi iradesiyle değil, yaratıcısı olan Allah&#8217;ın ilhamıyla hareket ettiğinin apaçık göstergesidir. Allah, bunu Kuran&#8217;da şöyle bildirir:<strong>Ey insanlar, eğer dirilişten yana bir kuşku içindeyseniz, gerçek şu ki, biz sizi topraktan yarattık, sonra bir damla sudan, sonra bir alak&#8217;tan (embriyo), sonra yaratılış biçimi belli belirsiz bir çiğnem et parçasından; size (kudretimizi) açıkça göstermek için. Dilediğimizi, adı konulmuş bir süreye kadar rahimlerde tutuyoruz. Sonra sizi bebek olarak çıkarıyoruz, sonra da erginlik çağına erişmeniz için (sizi büyütüyoruz). Sizden kiminizin hayatına son verilmekte, kiminiz de, bildikten sonra hiçbir şey bilmeme durumuna gelmesi için ömrün en aşağı ucuna (yaşlılığa) geri çevrilmektedir. Yeryüzünü kupkuru ölü gibi görürsün, fakat biz onun üzerine suyu indirdiğimiz zaman titreşir, kabarır ve her güzel çiftten (ürünler) bitirir. (Hac Suresi, 5)</strong></p>
<p class="style1" align="center">SAVUNMA SİSTEMİ MUCİZESİ</p>
<div align="center"></div>
<div align="center">
<table border="0" width="78%" cellpadding="0">
<tbody>
<tr>
<td>
<p align="center"><a href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/insan_clip_image013.jpg" data-wpel-link="internal"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-1982" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/insan_clip_image013.jpg" alt="" width="350" height="323" srcset="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/insan_clip_image013.jpg 350w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/insan_clip_image013-300x277.jpg 300w" sizes="(max-width: 350px) 100vw, 350px" /></a><br />
&#8220;Fagositoz&#8221; olarak adlandırılan bu olayda makrofaj çok sayıdaki bakteriyi yutmak için uzanıyor (üstte). Bakteriler makrofajın bir uzantısı tarafından sarılmış durumda (sağ üstte). Ve bir hücre tarafından yutuluyorlar (sağda). Daha sonra makrofaj içindeki güçlü kimyasal maddeler saldırganı parçalarına ayırıp yok etmektedirler. Bir diğer deyişle makrofaj düşmanı yutmakta, sindirmekte ve açığa çıkan maddeleri kullanmaktadır.</p>
</td>
</tr>
</tbody>
</table>
</div>
<p align="left"><span class="style1"><strong>1 SAVAŞ BAŞLIYOR</strong></span> Virüsler bedende yayılırken bir kaç tanesi makrofajlar tarafından yutulur. Makrofajlar virüsün antijenlerini ayırarak kendi yüzeylerine yerleştirirler. Kan dolaşımında bulunan milyonlarca yardımcı T hücresinden çok azı bu özel antijeni &#8216;okuma&#8217; yeteneğine sahiptir. Makrofaja bağlanan bu T hücreleri etkin hale geçerler.</p>
<p align="left"><span class="style1"><strong>2 SAVUNMA HÜCRELERİ ÇOĞALIYOR</strong></span> Yardımcı T hücreleri etkin hale geçince çoğalmaya başlarlar. Daha sonra az sayıdaki, düşman virüse duyarlı olan öldürücü T hücrelerini ve B hücrelerini uyarırlar B hücrelerinin sayısı artarken yardımcı T hücreleri onlara antikor yapmaları için işaret verir.</p>
<p align="left"><span class="style1"><strong>3 HASTALIĞIN YENİLMESİ</strong></span> Bu sırada virüslerin bir kısmı hücrelerin içine girmişlerdir. Virüsler sadece hücre içinde çoğalabilir. Öldürücü T hücreleri salgıladıkları kimyasal maddelerle bu hücrelerin zarlarını delerek ölümlerine neden olur, böylece hücre içindeki virüsün çoğalmasını önlerler. Antikorlar da doğrudan virüsün yüzeyine bağlanarak onu nötralize eder hücrelere girişini önler ve içine sızılan hücreleri yok edecek kimyasal tepkimeler başlatırlar.</p>
<p align="left"><span class="style1"><strong>4 SAVAŞ SONRASI</strong></span> Hastalık yenilgiye uğratılınca baskılayıcı T hücreleri tüm saldırı sistemini durdururlar. Bellek T ve B hücreleri, eğer tekrar aynı virüsle karşılaşılırsa hemen harekete geçmek üzere, kan ve lenf sisteminde kalırlar.</p>
<p align="center"><span style="color: #008080; font-size: 20px;"><strong><span class="style1">GÖZDEKİ KUSURSUZ TASARIM</span></strong></span><br />
<a href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/insan_clip_image014.jpg" data-wpel-link="internal"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-1983" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/insan_clip_image014.jpg" alt="" width="300" height="61" /></a></p>
<p align="left">Bu cümleyi siz okuyup bitirinceye kadar gözünüzde yaklaşık yüz milyar (100.000.000.000) işlem yapıldı. Dünyanın bu en ilginç, en hızlı ve en kusursuz bilgi transferi, her an kesintisiz devam ediyor.</p>
<p align="left">Gözleriniz olmasaydı bir rengin, bir şeklin, bir manzaranın, bir insan yüzünün, güzellik denen kavramın nasıl bir şey olduğunu hiçbir zaman hayalinizde canlandıramazdınız. Fakat, gözleriniz var ve bu sayede etrafınızı görüyor, şu anda da bu yazıyı okuyorsunuz. Bunun ne kadar büyük bir mucize olduğu, çoğu insan gibi belki bugüne kadar sizin de aklınıza gelmemişti.</p>
<p align="left">Dış dünyadaki ışık parçacıkları, gözünüzün önündeki şeffaf kornea tabakasından, sonra iris denen çember şeklindeki dokudan, daha sonra da odaklama yapan mercekten geçiyor ve gözün arka tarafındaki retinaya düşüyor. Retina, organik hücrelerden oluşmasına rağmen, üzerine düşen bu görüntüyü, dünyanın en hızlı bilgisayar işlemcisinden çok daha hızlı bir biçimde yorumlayarak &#8220;bilgi&#8221;ye yani elektrik sinyallerine dönüştürüyor. Elektrik sinyalleri haline gelen görüntü, sinirler aracılığıyla beyindeki görme merkezine iletiliyor. Bu merkezdeki hücreler ise, bu bilgiyi yeniden yorumlayarak tekrar görüntü haline getiriyor.</p>
<p align="left">Gözün mükemmel yapısı, elbette burada özetlediğimizden çok daha fazla detaya sahip. Örneğin mercek, ışınları retina üzerine odaklarken, sürekli olarak kalınlığını ayarlıyor. Bu &#8220;otomatik odaklama&#8221; sistemi sayesinde, 20 cm uzaktaki elinize baktıktan hemen sonra, 100 m uzaklıktaki bir ağaca bakabiliyor ve anında net bir görüntü elde edebiliyorsunuz. Eğer merceğin böyle bir özelliği (ve bu iş için etrafına yerleştirilmiş onlarca minik kas) olmasaydı, sadece belirli bir mesafedeki cisimleri net görebilecektiniz. Daha uzak ve daha yakındaki maddeler ise her zaman çok bulanık görünecekti. Kısacası, göz, &#8220;otomatik odaklama&#8221; özelliğine sahip olan -ve son 10 yıl içinde geliştirilen- modern kameraların yaptığı işi, milyonlarca yıldır yapıyor. Üstelik hiçbir kamera göz kadar kusursuz odaklama yapamıyor.</p>
<p align="left">Gözün parçalarından biri olan iris dokusu ise daha farklı bir ayarlamayı üstlenmiş durumda. İris, gözünüze rengini veren doku, ama asıl işlevi göze girecek ışık miktarını belirlemek. Biraz loş bir ortama girdiğinizde, iris hemen genişliyor ve ortasındaki &#8220;göz bebeği&#8221; büyüyerek retinaya daha fazla ışık girmesini sağlıyor. Güneşe çıktığınızda ise tam tersi gerçekleşiyor ve iris, kamaşmayı en aza indirmek için, çok hızlı bir biçimde daralıyor. Eğer iris böyle bir işleve sahip olmasıydı, sadece belirli bir ışıkta etrafı iyi görebilirdiniz. Biraz daha loş bir ortam zifiri karanlık haline gelir, biraz daha aydınlıkta gözleriniz tamamen kamaşırdı.</p>
<p align="center"><span class="style1"><strong>Göz Kapakları</strong></span></p>
<p align="left">Göz kapakları, gözün korunması için yaratılmış olan en önemli parçalardan birisidir. Göz kapaklarının görevi, göz küresini korumakla birlikte &#8220;kornea&#8221;yı her an belli bir nem oranında tutmaktır. Göz kapaklarının iç kısmında bulunan damarlar, uykuda oksijen alamayan gözün dış tabakasını beslerler.<br />
Herkes gün içinde hiç farkında olmadan binlerce kez gözlerini kırpar. Bu hareket istem dışı olarak yapılır ve bu sayede gözler yoğun ışık temasından ve yabancı maddelerden korunur. Bu işlemin hiçbir çaba sarf etmeden yapılması da çoğu insanın farkında olmadığı bir nimettir.</p>
<p align="center"><span class="style1"><strong>Göz Bebeği</strong></span></p>
<p align="left">Göze giren ışık miktarı, göz bebeği açıklığının derecesine göre yaklaşık 30 kat değişebilir. Örneğin bir flaş patlaması ile 0.1 saniyede yapılacak değişim sonucunda göz bebeği hemen ayarlanıp ışığı kırar.<br />
Elbette tüm bu saydıklarımız gözde çok üstün bir &#8220;tasarım&#8221; olduğunu ispatlamaktadır. Bu öyle bir sistemdir ki, tek bir parçası, örneğin sadece gözyaşı bezleri ya da korneanın şeffaflığı olmasa, göz hiçbir işe yaramaz. Yani, gözün işlev görmesi için bütün temel parçalarının (yaklaşık 40 ayrı dokunun) aynı anda, gereken yerde, gereken işlev ve yapıda olması gerekir. Bu denli kompleks bir tasarımın &#8220;evrim&#8221;le, yani bir rastlantılar zinciriyle oluşması ise elbette ki imkansızdır. Açık olan gerçek, gözün üstün bir aklın eseri olduğudur. Bu Rabbimiz&#8217;in benzeri olmayan aklıdır. Allah, insanlara yol gösterici olarak indirdiği kitabında şöyle bildirir:<strong>&#8220;Allah, sizi annelerinizin karnından hiçbir şey bilmezken çıkardı ve umulur ki şükredersiniz diye işitme, görme (duyularını) ve gönüller verdi.&#8221; (Nahl Suresi, 78)</strong></p>
<p align="center"><span class="style1">En Mükemmel Göz Damlası:Gözyaşı</span></p>
<p align="left"><img loading="lazy" decoding="async" src="http://allahinvarlikdelilleri.imanisiteler.com/insan_clip_image015.jpg" width="120" height="159" align="right" hspace="5" />Çoğu insanın, &#8220;yalnızca ağlandığında akan tuzlu su&#8221; zannettiği gözyaşı, durumdan duruma değişen yapısıyla son derece özel bir sıvıdır. Gözyaşının ilk görevi gözü mikroplara karşı korumaktır. İçinde bulunan &#8220;lizozom&#8221; enzimi birçok bakteri türünü parçalayabilme ve mikrop öldürme özelliğine sahiptir. Lizozom sayesinde göz, enfeksiyonlardan korunur. Bu madde, binaları mikroplardan temizlemek için kullanılan kuvvetli bir dezenfektan olan &#8220;fenik asit&#8221;ten bile daha etkilidir. Bu kadar güçlü olduğu halde bu enzimin göze hiçbir zarar vermemesi büyük bir mucizedir.</p>
<p align="left">İçinde böyle son derece güçlü bir dezenfektan bulunan gözyaşı, gözün kimyasal yapısına en uygun şekilde yaratılmıştır. Bu yağlama-nemlendirme sistemi sayesinde gözünüz kurumaz. Eğer bu sistem var olmasa ya da eksik çalışsaydı, o zaman göz ile göz kapağı arasında sürekli bir sürtünme olur, gözünüz birkaç dakika içinde kurur, göz kapaklarınız yapışır ve oldukça acılı bir süreç sonucunda kör olurdunuz.</p>
<p align="center"><span style="font-size: 20px; color: #008080;"><strong><span class="style1">İSKELETİN YARATILIŞI</span></strong></span></p>
<p align="left">Gülme, koşma, yürüme, oturma, kalkma, ayakta durma, yatma, yazı yazma&#8230; Her insan bütün bu işlemleri kemikleri sayesinde yapar. Kemikleri sayesinde yürür, yine onlar sayesinde ayakta durur, yatar, güler, kemikleri sayesinde yemek yer. İnsan bedeninin çatısı 206 tane sert parçanın biraraya gelmesiyle oluşmuştur. İnsan vücudunda bulunan ve her biri farklı fonksiyonlara sahip olan kemikler, Allah&#8217;ın yaratma sanatının yüceliğini bize gösterirler.</p>
<p align="left">Kemik dokusu çoğu kimsenin zannettiği gibi cansız değildir. Kemik dokusu vücutta kalsiyum, fosfat gibi birçok önemli mineralin bankasıdır. Vücudun ihtiyacına göre bu mineralleri depo eder veya daha önceden depo ettiklerini vücuda verir. Bütün bunların yanı sıra kırmızı kan hücrelerinin üretimi de kemik iliği tarafından yapılır.</p>
<p align="center"><span class="style1"><strong>İskeletin Mükemmel İşlevi</strong></span></p>
<p align="left">İskelet bütün olarak mükemmel bir işleve sahip olmasının yanında, onu oluşturan kemikler de üstün bir yapıya sahiptir. Vücudun taşınması ve korunması gibi önemli bir görevi üstlenen kemiklerimiz, bu işi rahatlıkla yerine getirebilecek kapasite ve sağlamlıkla yaratılmıştır. Hatta bu yönde oldukça geniş bir güvenlik payı bırakılmış ve vücudun muhatap olacağı zor durumlar da hesaba katılmıştır. Örneğin; uyluk kemiği, dikey durumda bir ton ağırlığı kaldırabilecek kapasitededir. Nitekim atılan her adımda bu kemiğimize vücut ağırlığımızın üç katı yük binmektedir. Hatta sırıkla yüksek atlama yapan bir atlet yere inerken kalça kemiğinin her santimetrekaresi 1400 kiloluk bir basınca maruz kalır. O halde, kemik denen ve bir tek hücrenin bölünmesi sonucunda ortaya çıkan bu yapıyı, bu kadar kuvvetli kılan nedir?</p>
<p align="left">Kemiklerin iç yapısı , insanların binalarda ve köprülerde kullandığı kafes yapı sistemine benzer bir yapıda inşa edilmiştir. Önemli bir farkla; kemik içindeki sistem, insanın geliştirdiğinden çok daha üstün ve karmaşıktır. Bu sayede kemikler, hem son derece sağlam, hem de insanın rahatlıkla kullanabileceği hafiflikte olurlar. Eğer aksi olsaydı, yani kemiklerin içi, dışı gibi sert ve tamamen dolu olsaydı, hem kemiklerin ağırlığı insanın taşıyabileceğinin çok üzerinde olurdu, hem de kemiğin yapısı gevrek ve sert olup en küçük bir darbede çatlayabilir veya kırılabilirdi.</p>
<p align="center"><span class="style1"><strong>Tasarım Harikası Kemiklerimiz</strong></span></p>
<p align="left">Kemiklerimizin bu mükemmel tasarımı, bizim son derece rahat bir hayat sürmemizi, çok zor hareketleri kolaylıkla ve hiç acı duymadan yapabilmemizi sağlamaktadır. İnsana düşen kuşkusuz bu mükemmel bedeni onun için yaratmış ve emrine vermiş olan Allah&#8217;ı bilmesi ve O&#8217;na şükredici olmasıdır. İnsan vücudundaki kemiklerin esneklikleri ihtiyaca göre değişebilir. Örneğin kadınlarda leğen kuşağı kemikleri, hamileliğin son aylarına doğru gevşer ve birbirinden biraz ayrılırlar. Bu son derece önemli bir ayrıntıdır, çünkü bu gevşeme sayesinde bebeğin başı doğum sırasında ezilmeden dışarı çıkabilir. Acaba leğen kemiği, dünyaya yeni gelecek bir canlının başının ezilmemesi için kendisini daha esnek bir hale getirmeye nasıl karar vermektedir? Böylesine önemli bir ayarlama, evrimin yani tesadüflerin bir hediyesi asla olamaz. Açık olan tek gerçek vardır. Tüm bunların cevabı kusursuz ve planlı bir yaratılıştır.</p>
<p align="left">Kemiklerin esnekliğine başka bir örnek olarak bebekleri verelim. Bebeklerin kafatası ve diğer kemikleri çok yumuşaktır ve birbirleri üzerinde az da olsa hareket edebilirler. Bu esneklik sayesinde bebeğin başı doğumda bir hasar görmeden çıkabilir. Eğer bu kafatası kemikleri doğum sırasında sert olsaydı, anne karnından çıkarken çatlayabilir hatta kırılarak bebeğin beyninde büyük hasarlara yol açabilirdi. Bu aşamada tekrar kaçınılmaz bazı sorularla karşılaşıyoruz. Acaba bebeğin kafatası kemiklerinin doğum sırasında karşılacakları tehlikeyi kim, nereden bilmekte, bu önlem nasıl alınmaktadır? Açıktır ki annenin de, çocuğun da böyle bir engelle karşılaşacaklarından haberleri yoktur. Üstelik haberleri de olsa herhangi bir şekilde müdahalede bulunamazlar. Bebeğe ve annesine hayat veren de, onlar için böyle bir sistemi yaratan da kuşkusuz üstün ilim sahibi olan Allah&#8217;tır.</p>
<p align="center"><span class="style1"><strong>İskeletin Hareket Kabiliyeti</strong></span></p>
<p align="left">İskeletlerin hareket kabiliyeti de üzerinde durulması gereken önemli bir ayrıntıdır. Her adım atışımızda omurgamızı meydana getiren omurlar birbiri üstünde hareket eder. Bu sürekli hareket ve sürtünme, omurların aşınmasına neden olabilir. Oysa bunu önlemek için her bir omur arasına disk denilen dayanıklı kıkırdaklar yerleştirilmiştir. Bu diskler amortisör görevi yapar. Dahası her adım atışta, vücut ağırlığı yüzünden yerden vücuda bir tepki kuvveti gelir. Bu kuvvet, omurganın sahip olduğu amortisörler ve &#8220;kuvvet dağıtıcı&#8221; kıvrımlı şekli sayesinde, vücuda zarar vermez. Eğer tepkiyi azaltan esneklik ve özel yapı olmasaydı, ortaya çıkan kuvvet doğrudan kafatasına iletilirdi ve her adım attığımızda beynimiz sarsılırdı.</p>
<p align="left">Tüm bunlar insan bedeninin çok mükemmel bir tasarımın, daha doğrusu bir yaratılışın ürünü olduğunu göstermektedir. İnsan bu mükemmel tasarım sayesinde birbirinden çok farklı hareketleri büyük bir hız ve rahatlık içinde yerine getirir. Oysa böyle olmayabilirdi. Çok daha sert, çok daha kaba bir iskeletimiz olabilirdi. Örneğin tüm bacağımızın tek bir uzun kemikten meydana geldiğini düşünün. Böyle bir durumda yürümek büyük bir sorun haline gelecek, son derece hantal ve hareketsiz bir bedenimiz olacaktı. Bir yere oturmak bile güçleşecek, bu tür hareketler sırasındaki zorlamalar nedeniyle bacak kemiği kolaylıkla kırılabilir hale gelecekti.<br />
Oysa yapmak istediğimiz her harekete izin veren, dahası bunları kolaylaştıran ve güvenli hale getiren bir iskeletimiz vardır. Fakat biz ne iskeletimizin tasarımını yaptık, ne de kemiklerimizi meydana getirdik. Bunları herhangi bir tesadüfi güç ya da doğal bir süreç de meydana getirmedi. Bunları bizim için en mükemmel şekilde yaratan Allah&#8217;tır. Rabbimiz bizleri bu gerçek üzerinde düşünmeye şöyle davet eder:<strong>&#8220;&#8230; Kemiklere de bir bak nasıl biraraya getiriyoruz, sonra da onlara et giydiriyoruz?&#8221; (Bakara Suresi, 259)</strong></p>
<p><span class="style1">KANIN HAYATİ FONKSİYONU<a href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/insan_clip_image016.jpg" data-wpel-link="internal"><img loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-1984 alignright" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/insan_clip_image016.jpg" alt="" width="120" height="169" /></a></span></p>
<p align="left">Kan bedenimize canlılık vermek için yaratılmış bir yaşam sıvısıdır. Vücudumuzda dolaştığı sürece onu ısıtır, soğutur, besler, korur, enerji verir ve içindeki zehirli maddelerin atılmasını sağlar. Bedenimizdeki haberleşmenin neredeyse tamamını üstlenir. Ayrıca damarlarda oluşan her yırtığı anında kapatır. Sistem böylelikle kendini sürekli olarak yeniler. 60 kg ağırlığındaki bir insanın damarlarında ortalama 5 lt kan dolaşır. Kalp, bu miktarı bedende rahatlıkla bir dakikada dolaştırabilir. Hatta fiziksel bir zorlanma sırasında ya da spor yaparken, bir dakikada bu miktarın beş katını dolaştırabilir.</p>
<p align="center"><span class="style1"><strong>Oksijen Taşıyıcısı</strong></span></p>
<p align="left">Soluduğumuz hava, yaşamın en gerekli maddesidir. Ateşin, odunu yakabilmesi için nasıl oksijene gereksinimi varsa, hücrelerin de enerji üretimi sırasında şekeri parçalayabilmek için oksijene gereksinimleri vardır. Bunun için, oksijenin akciğerlerden kaslara ulaştırılması gereklidir. İşte, karmaşık bir boru hattına benzetebileceğimiz kan dolaşım sistemimiz de bu görevi üstlenir. Oksijeni taşıma görevini, alyuvarların içindeki hemoglobin molekülü yerine getirir. Yassı, yuvarlak ve her iki yanı basık bir yapıda olan alyuvarların yalnızca biri neredeyse 300 milyon hemoglobin taşır.</p>
<p align="left">Alyuvarların, kusursuz bir çalışma sistemi vardır. Oksijeni taşımakla kalmayıp, onu gerektiği yerde de bırakabilirler. Bunu da en gerekli yer ve zamanda, örneğin çok çalışan bir kas hücresinin yanından geçerken yaparlar. Alyuvarlar, oksijeni bu şekilde gerekli dokulara verirken, şekerin yakılması sonucunda açığa çıkan karbondioksiti de alarak akciğere taşır ve orada bırakırlar. Bunun ardından hemen yeniden oksijenle bağlanır ve onu yeniden gerekli dokulara taşırlar.</p>
<p align="center"><span class="style1"><strong>İdeal Bir Tasarıma Sahip Olan Hücreler</strong></span></p>
<p align="left">Alyuvarlar, miktar bakımından diğer kan hücrelerine göre çoğunluktadır. Yetişkin bir erkeğin damarlarında 30 milyar alyuvar yüzer. Bu sayıdaki alyuvarlarla bir futbol sahasının neredeyse yarısı kaplanabilir. Kanımıza, dolayısıyla tenimize renk veren hücreler alyuvarlardır. Alyuvarlar yassı disklere benzerler. Esneklikleri sayesinde de en dar kılcal damarlardan ya da en küçük gözeneklerden bile geçebilirler. Alyuvarların bu esneklik özelliği olmasaydı, vücudun pek çok noktasında takılı kalırlardı. Bunun sebebi kılcal damarların yalnızca 4-5 mikrometre kalınlığında olmasıdır. (1 mikrometre=milimetrenin binde biri). Oysa alyuvarların çapları 7.5 mikrometredir.<br />
Alyuvarlar böylesine büyük bir esneme özelliğinde yaratılmamış olsalardı ne olurdu? Bu sorunun cevabını şeker hastalığını araştıranlar bilir. Şeker hastalarının kan hücreleri genellikle esnekliklerini yitirir. Bu nedenle, hastaların gözlerindeki hassas dokular esnek olmayan kan hücreleri tarafından tıkanır. Bu tıkanma ise zaman içinde körlüğe yol açabilir.</p>
<p align="center"><span class="style1"><strong>Mükemmel bir Ulaşım Sistemi</strong></span></p>
<p align="left">Kandaki hücrelerin dışında, vücuda giren birçok madde de kanın plazma denen kısmında taşınır. Bu sıvı, kan hücreleri içermediği için sarı berrak bir renktedir. Plazma, beden ağırlığının %5&#8217;ni oluşturur ve bunun da %90&#8217;dan fazlası sudur. İçinde tuzlar, mineraller, karbonhidratlar, yağlar ve yüzlerce değişik türde protein yüzer. Kandaki proteinlerin bazıları taşıyıcı proteinlerdir. Bunlar yağları kendi üzerlerine bağlayıp onları gerekli dokulara ulaştırır. Eğer yağlar proteinler tarafından bu şekilde taşınmasaydı, birbirleriyle birleşir ve kanda, çorbadaki yağ öbekleri gibi, denetimsiz bir şekilde yüzerlerdi. Bu durum ise ölümcül sağlık sorunları meydana getirirdi.<br />
Bedendeki özel haberci görevini ise plazmada dolaşan hormonlar üstlenir. Hormonlar, organlar ve hücreler arasında kimyasal mesajlar taşıyarak haberleşmeyi sağlar.</p>
<p align="left">Albümin, sayıca en fazla olan plazma proteinidir ve bedende bir anlamda taşıyıcılık görevi yapar. Kolesterol gibi yağları, hormonları, zehirli bir safra kesesi maddesi olan sarı bilirubini ve penisilin gibi ilaçları kendine bağlar. Zehirleri karaciğerde bırakır, besin maddelerini ve hormonları ise gerekli oldukları yerlere götürür.</p>
<p align="center"><span class="style1"><strong>Özel Denetim Mekanizmaları</strong></span></p>
<p align="left">Besin maddelerinin, atardamarlardan gerekli oldukları dokulara ulaşabilmesi için, doku duvarını aşması gerekir. Doku duvarı, çok küçük gözeneklere sahip olsa da, hiçbir madde kendiliğinden bu duvardan geçemez. İşte bu sorunu çözen ve besinleri doku duvarından geçiren etken, kan basıncıdır. Ancak besin maddelerinin dokulara gerektiğinden fazla geçmesi durumunda ise, bu kez dokuda enfeksiyon oluşacaktır. Bu nedenle, kan basıncını dengelemek için, sıvıyı kana geri çeken bir mekanizma kurulmuştur. Bu görevi yine albümin üstlenir. Albümin, doku duvarlarındaki küçük gözeneklerden geçmek için fazla büyüktür ve kandaki yüksek yoğunluğu nedeniyle, suyu bir sünger gibi emer. Albümin olmasaydı beden, adeta suda beklemiş bir fasulye gibi şişerdi.</p>
<p align="center"><span class="style1"><strong>Vücuttaki Termostat</strong></span></p>
<p align="left">Kan; zehirler, gazlar, akyuvarlar ve vitaminler gibi maddelerin yanında, ısı da taşır. Isı, hücrelerdeki enerji kazanımı sırasında yan ürün olarak açığa çıkar. Isıyı bedenin geneline dağıtmanın ve beden sıcaklığını dış ortam sıcaklığına göre ayarlamanın yaşamsal önemi vardır. Eğer vücudumuzun ısı dağıtım sistemi olmasaydı, örneğin kol gücüyle yaptığımız bir iş sonucunda kollarımız aşırı derecede ısınır, diğer bölgelerimiz ise soğuk kalırdı. Böyle bir yapı ise metabolizmaya büyük zarar verirdi.İşte bu nedenle ısı bedene dağıtılır. Isının bedene dağılımı kan dolaşımı yoluyla olur. Beden geneline yayılan bu ısının düşürülmesi için de terleme mekanizması devreye girer</p>
<p align="left">Dahası, deri altındaki kan damarları genişler ve böylece kanın taşıdığı ısıyı havaya bırakması kolaylaştırılır. Bu nedenle koştuğumuz ya da yüksek tempolu başka bir fiziksel iş yaptığımız zaman, damarların genişlemesi sonucunda yüzümüz kızarır.Bütün canlı türlerine hayat veren bu madde Allah&#8217;ın yaratışının açık delillerinden bir tanesidir. Allah bir ayetinde şöyle buyurmaktadır:<strong>&#8220;İşte Rabbiniz olan Allah budur. O&#8217;ndan başka ilah yoktur. Herşeyin yaratıcısıdır, öyleyse O&#8217;na kulluk edin. O, herşeyin üstünde bir vekildir.&#8221; (Enam Suresi, 102)</strong></p>
<p align="center"><span class="style1">DAMARLARIMIZDAKİ MÜKEMMEL TASARIM</span></p>
<p align="left"><a href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/insan_clip_image017.gif" data-wpel-link="internal"><img loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-1985 alignleft" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/insan_clip_image017.gif" alt="" width="150" height="335" /></a>Vücudumuzdaki damar sistemi, gelişmiş bir ülkenin, sahip olduğu kara yolu ağıyla kıyaslanmayacak kadar karmaşıktır. Damarlar, kalp ve kan ile birlikte dolaşım sistemini oluştururlar. Toplam 100 bin kilometreden fazla uzunluğuyla vücudumuzun her tarafına dağılan damarlarımız muazzam bir kara yolu ağına benzetilebilir. Ufak bir hesap yaparsak bu sayının önemini daha iyi anlayabiliriz: Bir insanın sahip olduğu damarlar uç uca eklendiğinde, dünyanın çevresini iki buçuk defa dolanacak bir uzunluğa erişir. Şunu da hatırlatalım ki, vücudumuzdaki damar sistemi, gelişmiş bir ülkenin, örneğin Amerika&#8217;nın sahip olduğu karayolu ağıyla kıyaslanmayacak kadar karmaşıktır. Karayolları belirli bir genişlikte yapılır; günün farklı saatlerindeki değişen trafik yoğunluğuna göre şerit sayısı artmaz veya azalmaz. Oysa damarlarımızın iç genişliği sabit değildir; yani damarlarımız bizim faaliyetlerimize uyumlu olarak daralır veya genişler, böylece kan basıncının düzenlenmesinde önemli rol oynarlar. İşte bu mükemmel sistem sayesinde, vücudun farklı ortamlara göre değişen ihtiyaçları otomatik olarak sağlanır. Kan damarlarının, spor yaparken genişleyerek artan kan ihtiyacını temin etmesi veya yaralanma sonrasında daralarak kanamayı azaltması sözü edilen kusursuz sistemin bir sonucudur.</p>
<p align="center"><span class="style1"><strong>Damarların genişlemesi ve daralması</strong></span></p>
<p align="left">Peki damarlar nasıl oluyor da ne zaman genişlemeleri ya da ne zaman daralmaları gerektiğini anlıyorlar? Bu sorunun cevabının insan hayatı açısından çok önemli olduğu ortadadır. 100 bin kilometrelik damar şebekesinin herhangi bir noktasında meydana gelebilecek en ufak bir hatanın, telafisi mümkün olmayan olumsuzluklar doğuracağı açıktır.</p>
<p align="left">Bilim adamları on yıl öncesine kadar, damarın içinde çok karmaşık birtakım işlemler olduğunu tahmin ediyorlar; fakat yukarıdaki sorunun cevabını veremiyorlardı. Yapılan araştırmaların sonuçları kimyasal bir habercinin varlığını ortaya çıkardı. Bu haberci nitrik oksit (NO) molekülüydü. Damarlara genişlemeleri &#8220;talimatını veren&#8221; işte bu iki atomlu moleküldü. Damarlarımızın derinliklerinde nitrik oksit üreten muhteşem tesislerin sahip olduğu yapı mükemmelliklerle doludur.</p>
<p align="center"><span class="style1">KOKU VE HAFIZA</span></p>
<p align="left">Kokuların, insan hafızasındaki anıları harekete geçirdiği herkesçe bilinir. İnsan, bir şeyi kokladığında, kokuya ait moleküller burna girer. Bitkilerin koku molekülleri uçucudur, bu yüzden çok düşük bir sıcaklıkta dahi gaz haline dönüşerek havada yayılırlar. Çok hafif bir rüzgar bu kokuları buruna taşır.<br />
Burnun arka kısmına ulaşan koku molekülleri nemli bir dokuyla karşılaşırlar. Bu doku nöron adı verilen ve koku algılayan 5 milyon adet hücreden oluşur. Bu 5 milyon hücreden her biri ucunda reseptörler olan püskülümsü uzantıları dalgalandırarak koku moleküllerini yakalar. Bu duyargaların diğer ucu hücrenin içine yapışıktır. Koku molekülü bu tuzağa yakalandığında seri bir sinyal hücre içinde dolaşarak beynin alt tarafındaki koklama merkezine gerekli mesajı ulaştırır. Bütün bu işlemler bir saniyeden çok daha kısa bir zamanda gerçekleşir. Daha sonra sinyaller buradan çıkarak beynin duygu ve motivasyonla ilgili olduğu sanılan bölümüne (limbik sistem) giderler. Bu sinyal sonucunda kokunun neye ait olduğu, güzel mi yoksa çirkin mi olduğu anlaşılır. Eğer tanıdık bir kokuyla karşılaşıldıysa, o kokunun kaynağıyla ile ilgili hafıza bilgileri yeniden canlanır. Mesela limon kokusu aldığımızda aklımıza bir limonata gelebilir, ya da baharat kokuları aldığımızda iştah açıcı yemekler düşünmeye başlayabiliriz. Çok açıktır ki her biri, tüm varlıkları birbiriyle mükemmel bir uyum içinde yaratan, üstün ilim ve sanat sahibi olan Allah&#8217;ın birer eseridir. Bütün kokuları ve onları algılayan organları yaratan Allah, insan ruhunu da bu kokulardan etkilenecek şekilde yaratmıştır. <strong>&#8220;Yere gelince, onu da (yaratılmış bütün) varlıklar için alçalttı-koydu. Onda meyveler ve salkımlı hurmalıklar var. Yapraklı taneler ve güzel kokulu bitkiler. Şu halde Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz?&#8221; (Rahman Suresi, 10-13)</strong></p>
<p align="center"><span class="style1">VÜCUDUMUZDAKİ ARITMA SİSTEMİ</span></p>
<p align="left">Böbrekler; sadece 5-7 cm boyunda olan, hiçbir bakım gerektirmeyen ve vücudumuzun ihtiyaçlarına tam olarak uygun bir filtre vazifesi gören, hayati öneme sahip organlardır. Son derece karmaşık laboratuvar işlemleri gerçekleştiren böbrekler, herşeyi kusursuz bir düzen içinde yaratan Allah&#8217;ın benzersiz eserlerinden biridir. <a href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/insan_clip_image018.gif" data-wpel-link="internal"><img loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-1986 alignleft" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/insan_clip_image018.gif" alt="" width="202" height="459" /></a>İnsan vücudunda sürekli faaliyet halinde olan 100 trilyon hücre bulunmaktadır. Hücrelerin bu faaliyetleri sonucunda ortaya atık maddeler çıkar. Üre, ürik asit ve keratin gibi maddelerden oluşan bu atık maddeler son derece zehirlidir. Eğer vücuttan uzaklaştırılmazlarsa vücut fonksiyonları kısa sürede bozulur, vücudumuz zehirlenir ve ölüm kaçınılmaz olur.</p>
<p align="left">İşte bu noktada insan vücudundaki kusursuz tasarım bir kere daha ortaya çıkmaktadır. Nasıl motorlarda egzoz gazının tahliyesi için özel sistemler tasarlanmışsa, vücudun günlük çalışması sırasında ortaya çıkan zararlı maddelerin uzaklaştırılması için de çok özel bir sistem yaratılmıştır. Bu sistem, boşaltım sistemidir.</p>
<p align="left">Hücreler, tıpkı zehirli atıklarını arıtan fabrikalar gibi, bünyelerinde üretilen atık maddeleri kan plazmasına bırakırlar. Bu durum vücudu baştan başa kat eden kan nehrinin, 100 trilyon fabrikanın atığıyla kirlenmesi demektir. Bu kirlilik insan hayatı için oldukça zararlıdır. Bu nedenle hızla kirlenen kanın bir an önce temizlenmesi gerekir.</p>
<p align="left">Ancak ortada önemli bir problem vardır. Kirlenen kanın içinde üre, ürik asit gibi zehirli maddelerin yanı sıra, aminoasitler, vitaminler, su ve glikoz gibi vücudun ihtiyacı olan maddeler de vardır. Öyleyse kanı temizleyecek sistemin basit bir süzme işlemi yapması yeterli olmayacaktır. Bu sistemin faydalı maddeleri tanıyıp muhafaza etmesinin yanı sıra, yalnızca zararlı maddeleri diğerlerinden ayırarak uzaklaştıracak kompleks bir arıtma tesisi gibi çalışması da gerekmektedir.</p>
<p class="style1" align="center"><strong>Kanın böbreklerde temizlenmesi</strong></p>
<p align="left">Vücutta dolaşmakta olan kan, böbreklerde önce süzme işlemine tabi tutulur. Bu işlemin gerçekleşmesi için böbreklerin içine küçük küçük birçok süzgeç yerleştirilmiştir. Bu süzgeçlerin sayısı ve işlevleri düşünüldüğünde çok açık bir yaratılış mucizesiyle karşılaşılır. Tek bir böbreğin içinde 1.200.000 adet süzgeç vardır. Bu mikro süzgeçlere nefron adı verilir. Bir nefron, bowman kapsülü (nefronun ucunda bulunan, yarı küre şeklinde, kılcal damarlardan oluşan bir yapıdır), glomerulus, malpigi cisimciği ve böbrek damarlarından oluşur. 1.200.000 süzgecin her biri binlerce mikro deliği olan mükemmel bir tasarıma sahiptir.</p>
<p align="left">Kalpten çıkan kanın yaklaşık dörtte biri, böbrek atardamarları aracılığıyla böbreklere gelir. Bu, dakikada bir litreden fazla kan demektir. Kanı getiren damar, böbreğe girer girmez sayısız ince damara ayrılır. Bu ince damarlardan her biri, bir mikro süzgece bağlıdır. Kalbin yaptığı basınç sayesinde kan hızla süzgeç yüzeyine çarpar, zararlı maddeler ve su süzgecin diğer tarafına geçer. Proteinler ve kan hücreleri bu süzgeçten geçemeyecek kadar büyük oldukları için geride kalırlar. Böylece süzgecin diğer tarafına geçmeyen kan süzülmüş ve temizlenmiş olur. Yaklaşık yumruğumuz büyüklüğündeki bir et parçasının içine 1.200.000 adet süzgeç yerleştirilmiştir. Bu süzgeçlerin her birinde aynı detaylı tasarım eksiksiz olarak mevcuttur.</p>
<p align="center"><span class="style1">NASIL NEFES ALIYORUZ?</span></p>
<p align="left"><a href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/insan_clip_image020.jpg" data-wpel-link="internal"><img loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-1987 alignright" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/insan_clip_image020.jpg" alt="" width="250" height="167" /></a>Nefes alıp verme düzeninizi hiçbir zaman kontrol etmiyorsunuz. Çünkü bazı hücreleriniz bu kontrolü sizin yerinize yapıyor. Eğer nefes alma düzeni bizim kontrol ve dikkatimize bırakılmış olsa, nefes almayı unuttuğumuzda, uykuya daldığımızda ya da başka bir işle meşgul olduğumuzda nefessizlikten ölebilirdik.Her insan için hayati bir öneme sahip olan nefes alma işlemi, solunum merkezi tarafından düzenlenir. Bu merkez bir mercimek tanesi büyüklüğünde olup beynimizin bir uzantısı olan &#8220;beyin sapı&#8221; denen yerdedir ve başlıça üç grup sinir hücresinden oluşur:</p>
<ul type="disc">
<li>
<div align="left">Birinci grup hücreler solunumun temel ritmini belirlerler ve içimize hava çekmemiz için emir verirler. Böylece ihtiyacımız olan havayı içimize çekmiş oluruz.</div>
</li>
<li>
<div align="left">İkinci grup hücreler ise solunumun hızını ve gidişatını belirlerler. Ancak ikinci grup hücreler devreye girdiğinde, birinci grup hücrelerin faaliyetini bir sinyalle durdururlar. Böylece akciğerin hava dolum bölümü kontrol edilir ve nefes alıp vermemiz hızlanır.</div>
</li>
<li>
<div align="left">Üçüncü grup hücreler ise normal nefes düzeninde aktif değildirler. Ancak yüksek oranlarda soluk alıp vermek gerektiği zaman devreye girerler, karın kaslarımıza sinyal gönderip solunuma katılmalarını sağlarlar.</div>
</li>
</ul>
<p align="left">Tüm bu anlatılanlar hayatta kalmamız için yeterli midir? Hayır.<br />
Solunum kimyasal olarak da kontrol edilir. Bizim nefes alıp vermemizin amacı kandaki oksijen ve karbondioksit miktarlarının belirli bir oranda kalması içindir. Bu orandaki değişiklikler ise solunum merkezindeki bir grup hücreyi harekete geçirir ve solunumdaki bozulan değerler, olması gereken düzeye çok hassas değişiklikler ile getirilir.</p>
<p>Kandaki oksijen miktarının solunum merkezine doğrudan bir etkisi yoktur. Ancak beynin dışında, şah damarı gibi bazı büyük damarlarda bulunan çok hassas alıcılar, kandaki oksijen belli bir düzeyin altına indiğinde solunum merkezine sinyaller gönderirler böylece solunumda çok hassas değişikliklerle gerekli düzeltmeler yapılır.<br />
Bizim hayatta kalmak için ne kadar oksijene ihtiyacımız olduğunu bir grup hücre nasıl bilmektedir? Bilimin ancak son 20 yılda ortaya çıkardığı bu akıl almaz mekanizmayı hücreler ilk insandan bu yana nasıl bilmektedirler?<br />
Üstelik bu öylesine hassas bir mekanizmadır ki, hayatımız boyunca otururken, koşarken ya da uyurken hiç hata yapmaz. Vücudumuzdaki 100 trilyon hücreye her an tam ihtiyacı olan oksijen taşınır ve zararlı olan karbondioksit ve hidrojen iyonu gibi atıklar derhal uzaklaştırılır.</p>
<p align="center"><span class="style1">BEYNİMİZ</span></p>
<p align="left">Anneden gelen yumurta ve babadan gelen sperm hücresinin birleşmesi ile yepyeni bir insanı oluşturacak ilk hücre meydana gelir. Bu mucivezi gelişimin ilk aşamasında hücreler bölünmeye başlar ve zamanla gelişir. Anne karnında başlangıçta bir et parçası görünümünde olan hücreler bölünmeye devam ederek ve gruplanarak, ışığa karşı hassas göz hücrelerini, acıyı, tatlıyı, ağrıyı, sıcağı, soğuğu algılayacak sinir hücrelerini, ses titreşimlerini hissedecek kulak hücrelerini ve gıdaları sindirecek sindirim sistemi hücrelerini ve daha birçoklarını oluşturmaya devam ederler.</p>
<p align="left">Embriyonun anne karnındaki gelişiminde 5. haftadan itibaren oluşan omurilikte çok süratli bir üretimle saniyede 5000 tane nöron adlı özel sinir hücresi üretilmeye başlanacaktır. Bu bölgede daha sonra beyin oluşacaktır. (Science Vie, Mart 1995, sayı: 190, s. 88)</p>
<p align="left">Beyin hücrelerinin büyük kısmı embriyonun ilk beş ayında oluşur ve hepsi doğumdan önce beyindeki gereken konumlarını almış olurlar. Büyük bir hızla oluşan hücreler bir süre sonra merkezi sinir sisteminin kollarını oluşturmak üzere, daha uzaklara göç etmeye başlarlar. Ancak bu aşamada her bir nöronun, sinir sistemi içinde kendisi için ayrılmış olan hedef yeri tam olarak bulması şarttır. Bu yüzden genç nöronların yollarını bulabilmeleri için mutlaka bir rehbere ihtiyaçları vardır. Bu rehberler, omuriliğin ve beynin gelişme alanı arasında bir tür kablo şeklinde uzanan özel hücrelerdir.</p>
<p align="left">Nöronlar üretildikleri yerden çıkıp bu rehberlere tutunarak göç ederler. Ve kendileri için ayrılmış olan yerleri anlar, oraya yerleşirler ve hemen ardından uzantılar meydana getirerek diğer nöronlarla bağlantı kurarlar.<br />
Bu hücreler oluşur oluşmaz bilmedikleri bir yere doğru sadece kendilerine ilham edilen bilgiler doğrultusunda programlanmışcasına hareket ederler. Açıktır ki, beynin ve sinir sisteminin oluşumu sırasında yaşanan hiçbir olayın tesadüflerle meydana gelmesi mümkün değildir. Çünkü tek bir aşamadaki farklılık zincirleme olarak tüm sistemi aksatır. Nöronların meydana gelmesi ve bir sinir ağına dönüşmeleri beynin ve ona bağlı çalışan sinir sisteminin oluşum aşamalarından yalnızca bir tanesidir. Değil evrimcilerin iddia ettiği gibi beynin tamamının tesadüfen oluşması, tek bir nöronun bile rastlantılarla meydana gelmesi mümkün değildir.Nöronları bu özelliklerle yaratan, gerektiği anda gerektiği şekle sokan, gidecekleri yerlere onları tek tek yerleştiren Allah&#8217;tır. Her insan kendisinin de bu aşamalardan geçirildiğini bilmeli ve Rabbimizin kendisine bir insan olarak yaratmasındaki ihtişamı görerek şükretmelidir. Allah&#8217;ın herşeyin Yaratıcısı olduğunu, göklerde ve yerde O&#8217;ndan başka bir güç sahibi olmadığını aklından bir an bile çıkarmamalıdır:<strong>&#8220;&#8230; Seni topraktan, sonra bir damla sudan yaratan, sonra da seni düzgün (eli ayağı tutan, gücü kuvveti yerinde) bir adam kılan (Allah)ı inkar mı ettin? Fakat, O Allah benim Rabbimdir ve ben Rabbime hiç kimseyi ortak koşmam.&#8221; (Kehf Suresi, 37-38)</strong></p>
<p align="center"><span class="style1">KONUŞMA MUCİZESİ</span></p>
<p align="left">Yaptığınız her konuşmanın, mucizevi bir sistem sayesinde gerçekleştiğini hiç düşündünüz mü?</p>
<p>Birşeyler söylemek istediğiniz anda beyninizden gelen bir dizi emir ses tellerinize, dilinize ve oradan da çene kaslarınıza gider. Beynin konuşma merkezlerini içeren bölge, konuşma işleminizde rol alacak tüm kaslarınıza gerekli emirleri gönderir.İlk önce, akciğerleriniz &#8220;sıcak hava&#8221; sağlar. Sıcak hava, konuşmanın hammaddesidir. Hava burnunuzdan girer, burun boşluğu, boğaz, nefes borusundan sonra bronş tüplerine, oradan da akciğerlerinize geçer. Havadaki oksijen akciğerlerinizde kana karışır. Bu sırada karbondioksit de dışarı verilir.</p>
<p align="left">Ciğerlerinizden geri dönen hava, boğazınızdan geçerken, ses telleri denen iki doku kıvrımı arasından geçer. Bu teller, bir tür perdeye benzer ve bağlı oldukları küçük kıkırdakların etkisine göre hareket ederler. Siz konuşmadan önce ses telleriniz açık vaziyettedir. Konuşmanız sırasında teller biraraya getirilir ve soluk verdiğinizde çıkan hava ile titreştirilir. Ağız ve burun yapınız, sesinizin kendine özgü niteliklerini verir. Siz kelimeleri arka arkaya sıralayıp konuşurken diliniz damağınıza belirli miktarda yaklaşıp uzaklaşmakta, dudaklarınız da büzülüp yayılmaktadır. Bu işlemlerde birçok kasınız, büyük bir hızla hareket etmektedir.Konuşabilmeniz için bu işlemlerin her birinin eksiksiz gerçekleşmesi gerekir. Bu olağanüstü işlemler, akıl almaz bir hız içinde ve kusursuzca gerçekleşirken sizin bunlardan haberiniz bile olmaz.</p>
<p align="center"><span style="font-size: 20px; color: #008080;"><strong><span class="style1">HAYAT BOYU SÜREN KOPYALAMA: DNA</span></strong></span></p>
<p align="left"><a href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/insan_clip_image021.jpg" data-wpel-link="internal"><img loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-1988 alignright" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/insan_clip_image021.jpg" alt="" width="221" height="199" /></a>Bütün bir gün boyunca, siz hiç farkında değilken vücudunuzda sizin yaşamınızın problemsiz olarak devam etmesi için akıl almaz bir titizlik ve sorumluluk anlayışı içinde sayısız işlem yapılır, kusursuz bir denetim altında tedbirler alınır.</p>
<p align="left">Hücreler bölünerek çoğalırlar. Öyle ki, insan vücudu başlangıçta tek bir hücre iken bu hücre bölünür ve sonuçta 2-4-8-16-32&#8230; oranında bir katlanmayla çoğalmaya başlar.</p>
<p align="left">Peki bu bölünme işlemi sonucunda DNA&#8217;ya ne olur? Hücrede tek bir DNA zinciri vardır. Halbuki yeni doğan hücrenin de bir DNA&#8217;ya ihtiyacı olacağı açıktır.<br />
Bu açığı gidermek için DNA, her aşaması ayrı bir mucize olan ilginç bir seri işlem yapar. Sonuçta, hücrenin bölünmesinden kısa bir süre önce kendisinin bir kopyasını çıkarır ve bunu yeni hücreye aktarır!&#8230;<br />
Hücrenin bölünmesi ile ilgili yapılan gözlemlerin gösterdiğine göre hücre, bölünmeden önce belirli bir büyüklüğe ulaşmak zorundadır. Bu belirli büyüklük sınırını aştığı anda ise bölünme süreci kendiliğinden başlar. Hücrenin şekli bölünmeye uygun şekilde yayvanlaşmaya başlarken, DNA da az önce belirttiğimiz gibi kendini eşler.<br />
Bunun anlamı şudur: Hücre bir bütün olarak bölünmeye &#8220;karar vermekte&#8221; ve hücrenin içindeki farklı parçalar bu bölünme kararına uygun olarak davranmaya başlamaktadırlar. Hücrenin böylesine kollektif bir işi başaracak bilince sahip olmadığı açıktır. Bölünme işlemi, gizli bir emir ile başlar ve başta DNA olmak üzere hücrenin tümü buna göre hareket eder. DNA, kendini çoğaltmak için önce karşılıklı iki parçaya ayrılır.</p>
<p>Bu olay oldukça ilginç bir şekilde gerçekleşir. Yapısı sarmal bir merdivene benzeyen<br />
DNA molekülü, bu merdivenin basamaklarının ortasından fermuar gibi ikiye ayrılır. Artık DNA iki yarım parçaya bölünmüştür. Her iki parçanın da eksik olan yarıları ortamda hazır bulunan malzemelerle tamamlanır. Böylece iki yeni DNA molekülü üretilmiş olur. Operasyonun her kademesinde enzim denilen ve adeta gelişmiş robotlar gibi çalışan uzman proteinler görev yapar. Kopyalama sırasında ortaya çıkan yeni DNA molekülleri denetleyici enzimler tarafından defalarca kontrol edilir. Yapılmış bir hata varsa -ki bu hatalar son derece hayati olabilir- derhal tespit edilir ve düzeltilir. Hatalı şifre kopartılıp yerine doğrusu getirilir ve monte edilir. Bütün bu işlemler öyle baş döndürücü bir hızla yapılır ki, dakikada 3.000 basamak nükleotid üretilirken bir yandan da tüm bu basamaklar görevli enzimler tarafından defalarca kontrol edilir ve gereken düzeltmeler yapılır. Büyük bir hızla üretilen yeni DNA molekülünde, dış etkiler sonucunda normale göre daha fazla hatalar yapılabilir. Bu sefer hücredeki ribozomlar, DNA&#8217;dan gelen emir doğrultusunda DNA onarım enzimleri üretmeye başlarlar. Böylece DNA kendi kendini korur ve hem kendisini hem soyun devamını güvence altına alır.<br />
İşin en ilginç yönü de, DNA&#8217;nın hem üretimini sağlayan hem de yapısını denetleyen bu enzimlerin, yine DNA&#8217;da kayıtlı olan bilgilere göre ve DNA&#8217;nın emir ve kontrolünde üretilmiş proteinler olmasıdır. Ortada içiçe geçmiş öyle muhteşem bir sistem vardır ki, böyle bir sistemin kademe kademe oluşan tesadüflerle bu hale gelmesi hiçbir şekilde mümkün değildir. Çünkü enzimin olması için DNA&#8217;nın olması, DNA&#8217;nın olması için de enzimin olması, her ikisinin olması içinse hücrenin de, zarından diğer bütün kompleks organellerine kadar eksiksiz olarak var olması gerekir.</p>
<p align="center"><span class="style1">KARACİĞER;VÜCUDUMUZDAKİ BAĞIMSIZ FABRİKA</span></p>
<p align="left">Karaciğerinizin tek bir hücresinde 500 farklı kimyasal işlem gerçekleştirilir. Milisaniyeler (saniyenin binde biri) içinde kusursuz aşamalarla gerçekleşen bu işlemlerin çoğu laboratuvar koşullarında hala taklit edilememektedir. Karaciğer hücresi, yediğimiz besinlerin hepsini hücrelerimizin kullanabileceği enerji olan şekere, yani glikoza çevirir. Kullanılmayan şekeri yağa çevirip depolar. Şekerin yokluğunda ise proteinleri ve yağları şekere çevirip hücrelere sunar.</p>
<p align="left">Biz, canımızın istediği her türde yiyeceği yerken, karaciğer bu yiyecekleri vücudumuzun gereksinimine göre harcar, dönüştürür veya depolar. Üstelik ilk insandan bu yana trilyonlarca karaciğer hücresi aynı şuurla ve şaşırmadan hareket etmektedir.</p>
<p align="center"><span class="style1"><strong>Karaciğerin Kendini Yenileme Yeteneği</strong></span></p>
<p align="left">Karaciğer insan vücudundaki kendi kendini yenileme yeteneğine sahip tek organdır. Karaciğerin %70 kadarı alınsa bile bir-iki hafta içinde tekrar işlevlerini yerine getirecek büyüklüğüne ulaşır.<br />
Karaciğer hücreleri herhangi bir zarar veya hasar gördükleri zaman hiç beklenmedik bir faaliyete girerek birdenbire çoğalmaya başlarlar. Bu olayda hayranlık uyandıran nokta, hücrelerin inanılmaz bir hızda bölünmesi ve bu sırada normal görevlerini de aksatmadan yerine getirmeleridir. Görev yerine getirildikten sonra hücre bölünmesinin ne zaman duracağına ortak bir kararla aniden son verilmesi ise daha da şaşırtıcıdır.</p>
<p align="center"><span class="style1">DİLDEKİ KOMPLEKS SİSTEMLER</span></p>
<p align="left"><a href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/insan_clip_image022.jpg" data-wpel-link="internal"><img loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-1989 alignright" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/insan_clip_image022.jpg" alt="" width="150" height="189" /></a>Profesör Joseph Brand tat duyusu üzerinde yaptığı çalışmalarla tanınmış bir bilim adamıdır. Brand&#8217;a göre, dilimizin üzerine konulan bir şeyin tadını algılamamız sadece 0.2-0.5 saniye sürmektedir. Gözümüzü kapayıp açmamızdan daha kısa olan bu zaman zarfında nelerin gerçekleştiği yüzyıllardır araştırılmaktadır. Günümüzde ise tat alma işleminin yalnızca ana hatları anlaşılabilmiş durumdadır.Tat alma, yediğimiz besinlere ait tat bileşiklerinin tükürük içinde erimeleriyle başlar. Tuzlu gıdaların tadının daha hızlı alınmasının nedeni, tuzun tükürük içinde diğerlerine göre daha çabuk erimesidir. Hatta besinlerin kokusunun alınmasıyla tükürük bezleri salgılanmaya başlar ve dil tat almaya hazır hale gelir. Tat almadaki her detay gibi, bu aşama da önemlidir. Düşünün ki bu salgı olmasaydı, kuru besinlerin tadını alamayacaktık. Bu salgı, sindirim ve savunma sistemlerine yardımcı olan protein ve enzimler içermektedir. Bu salgının üzerinde yapılan tüm araştırmalar bu sıvının yapısının oldukça kompleks olduğunu ortaya koymaktadır.</p>
<p align="left">Yiyeceklerden gelen tat molekülleri ile dildeki tat hücreleri arasındaki haberleşme, hücrenin tepesindeki mikrovillus denilen tüy benzeri yapılarda kurulur. Mikrovilluslar (tat tüycükleri) tat gözeneği olarak isimlendirilen minik açıklıklardan dilin üzerini kaplayan mukoza zarına çıkarlar. Tat hücrelerinin reseptörleri, tat tüycüklerinin üzerinde yer alırlar. Dikkat edin, tat gözeneğinin çapı ortalama olarak milimetrenin binde dördü kadardır.<br />
Tat bileşikleri, aynı zamanda haberci moleküllerdir; görevleri, taşıdıkları mesajı, tat hücresinin zarının üzerindeki reseptörlere veya iyon kanallarına iletmektir. Bu aşamada, hücresel ve moleküler seviyede gelişen olaylar, Miami Üniversitesi&#8217;nden Profesör Stephen Roper&#8217;in ifadelerindeki gibi henüz araştırma safhasındadır. Pek çok farklı tat bileşiğine karşılık, farklı haberleşme yolları mevcuttur. Yani tatlı, ekşi, acı, tuzlu gibi farklı tatlar için değişik iletişim ağları kurulur. Diğer bir ifadeyle, tat hücreleri birden çok sayıda haberleşme yöntemine sahiptirler ve günümüzde bunların sadece bir kısmı kaba hatlarıyla anlaşılabilmiştir.</p>
<p align="center"><span class="style1">VÜCUDUMUZDAKİ SU MİKTARINI AYARLAYAN GİZLİ İŞLEMCİ</span></p>
<p align="left">Eğer terleme ya da su içmeme nedeniyle bir miktar su kaybına uğrarsak, kandaki su yoğunluğu düşecektir. Eğer vücudunuza özel bir sistem kurulmamış olsa, kanınızdaki su yoğunluğu ne kadar düşerse düşsün, sizin bundan haberiniz olmayacak ve bir süre sonra farkında olmadan susuzluktan ölecektiniz. Peki kanınızdaki su miktarının düştüğü nasıl anlaşılır ve gerekli tedbirler nasıl alınır?</p>
<p>Beynin hipotalamus bölgesine çok özel algılayıcılar yerleştirilmiştir. Bu algılayıcılar her saniye, hatta siz bu yazıyı okurken dahi, kanınızda bulunan su miktarını ölçerler. Eğer kanda bulunan su miktarının düştüğünü tespit ederlerse hemen alarma geçerler.Hipotalamusta bulunan algılayıcı hücreler, kandaki su miktarının düştüğünü tespit ettikleri anda, dahiyane bir yola başvururlar. Hipofiz bezinde saklı tutulan antidiüretik hormon (ADH) çok özel bir mesajcı molekülü kullanmaya karar verir. Bu mesaj, böbrekteki milyonlarca mikro kanalcığın etrafında bulunan hücreler için yazılmıştır. Ve bu hücrelere &#8220;idrar sıvısında bulunan su moleküllerini yakalayın&#8221; emrini vermektedir.<br />
Bu haberleşme sistemi sayesinde idrarda bulunan su moleküllerinin büyük bir bölümü arıtılır ve tekrar kana karıştırılır. Sonuçta idrar miktarı azaltılmış ve vücuda belli ölçüde su kazandırılmış olur.<br />
Eğer gereğinden fazla su içmişsek bu sefer mekanizma tam tersine işler. Kandaki su yoğunluğu yükselir. Bu yükselme sonucu hipotalamusta bulunan algılayıcılar, ADH hormonunun salgılanması işlemini yavaşlatırlar. ADH hormonu azalınca böbreklerde suyun geri emilimi de azalır. İdrar sıvısı artar ve kandaki su miktarı dengede tutulmuş olur.</p>
<p align="left">ADH hormonunun bir özelliği de kan damarlarını kasabilmesi ve böylece kan basıncını artırabilmesidir. Bu da çok özel tasarlanmış bir güvenlik -sigorta sistemidir ve insanın özel bir yaratılışla var edildiğinin bir başka delilidir. Bu güvenlik-sigorta sisteminin de çalışabilmesi için yine geniş çaplı bir planlama yapılmıştır. Kalbin kulakçık bölgesinin içine ve kalbe gelen damarların içine kan basıncını ölçen çok özel alıcılar yerleştirilmiştir. Bu alıcılardan çıkan kablolar yani sinirler de hipofiz bezine bağlanmışlardır. Normal kan basıncı altında bu alıcılar sürekli olarak uyarılmakta ve hipofiz bezine durmaksızın bir elektrik akımı göndermektedirler. Bu elektrik sinyallerinin hipofize ulaşması, ADH hormonunun salgılanmasını engellemektedir. Bu sistemi, kızıl ötesi ışınlar kullanarak yapılan alarm sistemlerine benzetebiliriz. Eğer hırsız farkında olmadan bu ışın demetlerinden birine temas ederse ışık kaynağı ve alıcı arasındaki bağlantı kesilir ve alarm çalmaya başlar.Ciddi bir kanama durumunda insan çok kan kaybeder ve damarlarında bulunan kan miktarı azalır. Bu da kan basıncının düşmesi anlamına gelir ki, düşük kan basıncı hasta açısından çok tehlikeli sonuçlara yol açabilir.</p>
<p align="left">Kan basıncı düştüğü anda damarların ve kalbin içinde bulunan reseptörlerin hipofize gönderdikleri sinyal de kesilir. Bu da hipofizin alarm durumuna geçmesine ve ADH hormonu salgılamasına neden olur. ADH hormonu derhal kan damarlarının etrafında bulunan kasların kasılmasına neden olur ve bu işlem kan basıncının yükselmesini sağlar. Bu çok kompleks, birbirine bağımlı çalışan ve birçok parçadan oluşan sistemin, üzerinde düşünülmesi gereken birçok detayı vardır.</p>
<p align="center"><span class="style1">KOD ADI:ŞİFRE ÇÖZÜCÜ</span></p>
<p align="left">Vücudumuzdaki sindirim işleminin başladığını anlayan pankreas, aynı zamanda yediğimiz yiyeceklerin çeşitlerini de ayırt edebilir. Sindirim işlemi başladığı anda ise yediğiniz farklı yiyeceklere göre, farklı sindirim enzimleri üretebilir. Örneğin makarna, ekmek gibi karbonhidratlı besinler yediğiniz zaman pankreasın salgıladığı enzim, karbonhidrat parçalayıcı özelliğe sahiptir. Bu besinler on iki parmak bağırsağına ulaştığında, pankreas karbonhidrat parçalayıcı özellikteki &#8220;amilaz&#8221; isimli enzimi üretir.Eğer kırmızı et, balık ve tavuk gibi besinler yerseniz, pankreas, proteinli yiyecek yediğinizi hemen anlar. Yine bu besinler on iki parmak bağırsağına ulaştığında bu sefer proteinleri parçalayacak farklı enzimler olarak &#8220;tripsin, kimotripsin, karboksipeptidaz, ribonükleaz ve deoksiribonükleaz&#8221; üretir ve bu enzimler protein moleküllerine saldırır. Eğer yemeğinizin yağ oranı fazlaysa bu enzimlerle beraber &#8220;lipaz&#8221; isimli, yağları sindiren bir enzim daha devreye girer.</p>
<p align="left">Görüldüğü gibi bir organ, yediğiniz yemeğin nelerden oluştuğunu anlayıp, daha sonra bu besinlerin sindirilmesi için gerekli olan kimyasal sıvıları ayrı ayrı üretmekte ve bunları sadece gerektiği anlarda salgılamaktadır. Pankreas, karbonhidrat molekülü için protein parçalayıcı veya yağ molekülü için karbonhidrat parçalayıcı sıvı salgılamaz. Ürettiği karmaşık sıvıların kimyasal formüllerini unutmaz. Karışımı oluşturan herhangi bir maddeyi kazara eksik tutmaz. Sağlıklı insanlarda, pankreas ömür boyu doğru şekilde hizmet eder durur.</p>
<p>Şimdi gerçekleşen bu olayı mikro düzeyde tekrar inceleyerek karşımızdaki mucizenin boyutlarını daha iyi görelim.</p>
<p align="center"><span style="font-size: 20px; color: #008080;"><strong><span class="style1">Hücrelerin Mektuplaşması</span></strong></span></p>
<p align="left">Midede sindirim devam ederken mide hücreleri boş durmazlar. Bu hücrelerden bazıları midede sindirilen besinin bir süre sonra onikiparmak bağırsağına ulaşacağını bilmektedirler. Bu hücreler hayatlarını besinlerin insan için en iyi şekilde sindirilmesine adamışlardır. İçlerindeki sorumluluk duygusu ile harekete geçen mide hücreleri pankreas hücrelerine mektup yazmaya (hormon salgılamaya) ve bu hücreleri yardıma çağırmaya karar verirler. Ardından yazdıkları mektupları kan yolu ile pankreasa gönderirler.</p>
<p>Kana bırakılan mektup vücut içinde yolculuk eder. Bu yolculuk sırasında pankreasa gelindiği zaman, pankreas hücreleri mektubu tanır ve hemen açarlar. Burada ilginç bir nokta kan yoluyla hemen hemen bütün vücudu dolaştığı halde- mektubun diğer organların hücreleri tarafından açılmaması ve özellikle okunmamasıdır. Bütün hücreler bu mektubun pankreas için yazıldığını, kendilerini muhatap almadığını bilirler. Çünkü mektubun üzerinde pankreasın adresi vardır.</p>
<p align="left">Mucize yalnızca adresin doğru yazılması ile sınırlı değildir. Mide hücresinin gönderdiği mektubun içinde bir de mesaj vardır. İnsan vücudunun derinliklerinde, birbirlerinden çok uzakta bulunan iki küçük canlı (hücre) mektuplaşmakta ve haberleşmektedir. Birbirlerini hiç görmedikleri halde birbirlerinin hangi dilden anladıklarını bilmektedirler. Dahası bu haberleşme bir amaç uğrunadır. İki hücre birlik olmuş ve yediğiniz besinlerin sindirilmesi için plan yapmaktadırlar. Şüphesiz bu gerçek bir mucizedir.</p>
<p align="left">Kendisine ulaşan mektubu (kolesistokinin hormonunu) okuyan pankreas hiç beklemeden bu mektuptaki emre itaat eder. Hemen besinlerin sindirilmesi için gerekli enzimleri salgılamaya başlar. Eğer on iki parmak bağırsağına ulaşan besin protein ise protein parçalayan bir enzim üretir. Eğer besin karbonhidrat ağırlıklı ise bu sefer karbonhidrat parçalayan bir enzim üretir ve bu enzimi onikiparmak bağırsağına gönderir.</p>
<p align="center"><span style="font-size: 20px;"><strong><span class="style1" style="color: #008080;">ZAMAN AYARLAMASI VE CİNSİYET AYRIMI YAPABİLEN HORMONLAR</span></strong></span></p>
<p align="left">Beynin hipotalamus bölgesi doğumdan itibaren çok özel bir işlemi yerine getirmek için yıllarca bekler. En doğru zaman, yani çocukluktan ergenlik çağına geçme zamanı geldiğinde hipotalamusun içinde adeta bir saat alarmı çalar. Bu, hipotalamusun yeni bir göreve başlama alarmıdır. Aslında bu saat benzetmesi, bilim adamlarının mevcut bir olayı açıklamak ve anlaşılır bir hale getirmek için kullandıkları bir açıklamadır. Hipotalamus içinde elbette bir saat yoktur. Ancak bir et parçası yıllarca bekleyip, en doğru an geldiğinde harekete geçiyorsa, bunun için en uygun benzetme hipotalamusun içinde bir saat olduğudur.</p>
<p align="left">Söz konusu alarmın çalışmasıyla birlikte hipotalamus özel bir hormon (GnRH) salgılar. Bu hormon da hipofiz bezine iki hormonun salgılanması emrini verir. Hormonların salgılanması için en ideal zaman gelmiştir. Salgılanan hormonlar Folikül Uyarıcı Hormon (FSH) ve Luteinleştirici Hormon (LH)&#8217; dur.Bu iki hormonun çok önemli görevleri ve mucizevi yetenekleri vardır. Her ikisi de erkek ve kadın bedeninin farklılaşma ve fiziksel olgunlaşma sürecini başlatırlar. Bu çok önemli bir ayrıntıdır; çünkü FSH ve LH hormonları bu değişimi sağlayacak bölgelere uygun olarak tasarlanmışlardır. Ve iki hormon da ne yapmaları gerektiğini çok iyi bilircesine hareket ederler.</p>
<p align="left">FSH hormonu kadın bedeninde, yumurtalığın içinde bulunan yumurta hücrelerinin olgunlaşmalarını ve gelişmelerini sağlar. Bir başka görevi de, bu bölgeden çok önemli bir başka hormonun, östrojen hormonunun salgılanmasını sağlamaktır. Ve yine aynı formülle erkek bedeninde de salgılanır. Ancak bu sefer bambaşka etkilere yol açar. Testis hücrelerini uyarır ve sperm üretimini başlatır. LH hormonunun kadın bedenindeki görevi, olgunlaşan yumurtanın serbest bırakılmasını sağlamaktır. Ayrıca kadınlarda progesteron isimli bir başka hormonun salgılanmasını sağlar. Bu hormonunun erkek bedeninde farklı bir görevi vardır. Testislerde bulunan bir grup özel hücreyi uyarır ve testosteron isimli hormonun salgılanmasını sağlar. Bu hormonların farklı cinslerin bedenlerinde aynı formül ile üretilmeleri ve her cinste birbirlerinden tamamen farklı etkilere sahip olmaları elbette çok düşündürücüdür.</p>
<p align="center"><span style="font-size: 20px;"><strong><span class="style1" style="color: #008080;">TASARIM HARİKASI BURUN</span></strong></span></p>
<p align="left">Koku havada molekül olarak dolaşır. Nefes alırken havadaki oksijenin yanı sıra bu moleküller de burna girer. Havayla taşınan &#8220;koku molekülleri&#8221; koku epitelindeki alıcılara ulaştığında burada bulunan hücreler uyarılır. Uyarılan hücre beyne bir elektrik sinyali gönderir. Beyin koku molekülü ile değil yalnızca kendisine ulaşan elektrik sinyali ile muhatap olur. Elektrik sinyali için beynin yaptığı yorumu insan koku olarak algılar.</p>
<p>Burun güzel kokulu çiçeklerin ya da iştah açıcı yemeklerin kokularını algılamamızı sağlamanın ötesinde de, çok önemli işlevleri olan bir organımızdır. Soluduğumuz hava ile birlikte havadan aldığı oksijeni, vücudumuzun bütün hücrelerine taşıyan kan arasındaki temel bağlantı yollarından biridir. Kısacası burun hem koklama organı, hem de solunum yollarının başlangıcı olarak büyük önem taşır. İki bölümden oluşan burnun içinde &#8220;silya&#8221; denen tüycükler ve &#8220;mukus&#8221; adı verilen bir salgı vardır. Hava burundan içeri girdiğinde bunlarla karşılaşır ve hemen analize tabi tutulur. Havadaki moleküller ayrıştırılarak incelenir ve beyne iletilerek kokunun ne olduğu belirlenir ve ona göre tepki verilir. Bu işlemlerin hepsi sadece 30 saniye gibi çok kısa bir süre içerisinde gerçekleşir.<br />
Burnun içinde aerodinamik açıdan da kusursuz bir tasarım söz konusudur. Hava içeri girdiğinde doğrudan nefes borusuna gitmez. Burun, adeta bir klima gibi çok özel filtre sistemleriyle dışarıdan gelen kirli, sıcak, soğuk ya da nemli havayı akciğerler için hazır hale getirir. Burundaki özel kıvrımlı yapı sayesinde hava burada bir tur dönüş yapar. Böylece burun çeperinde bulunan tüycüklere ve damar ağına daha fazla temas etmiş olur. İşte bu kıvrımlı sistem sayesinde burun günde 15 m3 havayı süzer, temizler, nemlendirir ve ısıtır. Bu miktar yaklaşık olarak bir odanın içindeki havaya eşittir.Fakat burada kirli hava denince akla sadece tozlu hava gelmemelidir. Havayla birlikte gelen tozun yanı sıra bakteri, polenler vs. gibi yaklaşık 20 milyar yabancı maddenin vücuda girmesi burundaki özel sistem sayesinde engellenmiş olur. Tozlarını ve her türlü zararlı bakterilerini burundaki klima sisteminde bırakan hava, bu işlemden sonra her burun deliğinde üçer tane bulunan kıvrımlı yapıların üstünden geçer. Burundaki tüycüklere takılan yabancı maddeler bu defa da buradaki mukusun antibakteriyel etkisiyle zararsız hale getirilir. Hava bu kıvrımlara çarpınca yön değiştirir ve burun boşluğunun duvarına çarpar. Buraya çarptığında mukus sıvısı içinde tutulur. Solunum havasının yabancı cisimlerden temizlenmesi çok kapsamlı ve çok hassas işlemlerdir. En ufak bir hataya, unutmaya ve atlamaya izin verilmez. Çünkü bir bakterinin ya da zararlı bir cismin akciğer gibi hassas bir organa geçebilmesi, insanın sağlığında olumsuz etkiler oluşturabilir. Ancak herşeye rağmen zararlı cisimlerin burundan geçmeyi başarması ihtimaline karşı, ikinci bir koruma mekanizması daha vardır. Şayet burun boşluğunu geçebilen cisimler olursa, bunlar da solunum yollarında tutulurlar.</p>
<h3 class="style1"> &#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;</h3>
<p><span style="color: #339966;"><strong>Anahtar Kelime Alanımız:</strong></span> <span style="font-size: 14px;">allah&#8217;ın varlığının ve birliğinin delilleri allah&#8217;ın varlığının akli delilleri allah&#8217;ın varlığının delilleri allah&#8217;ın varlığının delilleri nelerdir allah&#8217;ın varlığının mantıksal delilleri allah&#8217;ın varlığının delilleri slayt allah&#8217;ın varlığının ve birliğinin delilleri slayt allah&#8217;ın varlığının bilimsel kanıtları allah&#8217;ın varlığının delilleri ayet allah&#8217;ın varlığının akli ve nakli delilleri allah&#8217;ın varlığının akılla ispatı allah&#8217;ın varlığının ayetlerle delilleri allah&#8217;ın varlığının akıl yoluyla ispatı allah&#8217;ın varlığını aklımızla nasıl anlayabiliriz allah&#8217;ın varlığını aklımızla anlayabilir misiniz allah&#8217;ın varlığını aklımızla anlayabilir miyiz allah&#8217;ın varlığının bir delili allah&#8217;ın varlığının birliğinin delilleri allah&#8217;ın varlığının bilimsel ispatı allah&#8217;ın varlığının belirtileri allah&#8217;ın varlığı bilimsel olarak kanıtlandı allah&#8217;ın varlığına inanmayanlara cevap allah&#8217;ın varlığını kanıtlayan cümleler allah&#8217;ın varlığının delilleri pdf allah&#8217;ın varlığının delilleri kelam allah&#8217;ın varlığının delilleri özet allah&#8217;ın varlığının delilleri nizam delili allah&#8217;ın varlığının en büyük kanıtı allah&#8217;ın varlığının evrendeki delilleri allah&#8217;ın varlığının en büyük ispatı allah&#8217;ın varlığının en büyük delili allah&#8217;ın varlığının en büyük delilleri allah&#8217;ın varlığına en güzel cevap allah&#8217;ın varlığının felsefi delilleri allah&#8217;ın varlığının delilleri felsefe allah&#8217;ın varlığını gösteren deliller allah&#8217;ın varlığını gösteren örnekler allah&#8217;ın varlığını gösteren kanıtlar allah&#8217;ın varlığını gösteren akli deliller allah&#8217;ın varlığını gösteren mucizeler allah&#8217;ın varlığı hakkında deliller allah&#8217;ın varlığının ispatı allah&#8217;ın varlığını ıspatlayan deliller allah&#8217;ın varlığının ispatlayan örnekler allah&#8217;ın varlığının kanıtları allah&#8217;ın varlığının delilleri caner allah&#8217;ın varlığının delili allah&#8217;ın varlığının delilleri kısaca allah&#8217;ın varlığı ve birliğini gösteren örnekler allah&#8217;ın varlığının delilleri maddeler halinde allah&#8217;ın varlığına 3 delil allah&#8217;ın varlığının delilleri ppt allah&#8217;ın varlığına 5 kanıt allah&#8217;ın varlığının delilleri resimli allah&#8217;ın varlığına matematiksel kanıt allah&#8217;ın varlığının delilleri slayt allah&#8217;ın varlığının delilleri temanü allah&#8217;ın varlığını aklımızla nasıl anlayabiliriz allah&#8217;ın varlığının delilleri yazı allah&#8217;ın varlığının delilleri youtube allah&#8217;ın varlığının en büyük delili</span></p>The post <a href="https://ateistlerecevap.org/allahin-varligina-insandaki-deliller/" data-wpel-link="internal">Allah'ın Varlığına İnsandaki Deliller</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ateistlerecevap.org/allahin-varligina-insandaki-deliller/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Allah&#039;ın varlığına Evrenden Deliller</title>
		<link>https://ateistlerecevap.org/allahin-varligina-evrenden-deliller/</link>
					<comments>https://ateistlerecevap.org/allahin-varligina-evrenden-deliller/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ateistlere Cevaplar]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 08 Mar 2018 11:06:34 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Tefekkür]]></category>
		<category><![CDATA[Allah'ın Varlığının Delilleri]]></category>
		<category><![CDATA[Allah'ın Varlığının Delilleri Kısaca]]></category>
		<category><![CDATA[Allah’ın Varlığının Ve Birliğinin Delilleri]]></category>
		<category><![CDATA[ateistlere allah'ın ispatı]]></category>
		<category><![CDATA[ateistlere cevaplar]]></category>
		<category><![CDATA[Ateizm ve Din]]></category>
		<category><![CDATA[Big bang teorisi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.ateistlerecevap.org/?p=1964</guid>

					<description><![CDATA[<p>EVRENDEKİ VARLIK DELİLLERİ EVRENİN HESAPLANAMAYAN BÜYÜKLÜĞÜ Muhteşem büyüklükteki evrenin sahip olduğu hassas dengeler, bu kusursuz düzenin Allah’ın üstün yaratışı sonucunda var olduğunu kanıtlamaktadır. Bilimsel gelişmelerin bizlere işaret ettiği çok önemli bir nokta var. Evrenin muhteşem büyüklüğü!Evrenin büyüklüğü üzerinde düşündüğümüzde karşımıza çok  muazzam boyutlar çıkar.  Dünya gezegeni, bildiğimiz gibi Güneş Sisteminin bir parçasıdır. Bu sistem, evrenin [&#8230;]</p>
The post <a href="https://ateistlerecevap.org/allahin-varligina-evrenden-deliller/" data-wpel-link="internal">Allah'ın varlığına Evrenden Deliller</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h3 class="style1" style="color: #141723; font-family: Arial, Helvetica, sans-serif; text-align: center;"><span style="color: #000000; font-family: 'andale mono', monospace;">EVRENDEKİ VARLIK DELİLLERİ</span></h3>
<p style="color: #faf8f8; font-family: Arial, Helvetica, sans-serif; font-size: 13px; font-weight: bold; text-align: center;"><span class="style1" style="color: #008080; font-family: 'andale mono', monospace; font-size: 28px;">EVRENİN HESAPLANAMAYAN BÜYÜKLÜĞÜ</span><span style="color: #000000; font-family: 'andale mono', monospace; font-size: 14px;"><br />
</span></p>
<p style="color: #faf8f8; font-family: Arial, Helvetica, sans-serif; font-size: 13px; font-weight: bold;" align="left"><span style="color: #000000; font-family: 'andale mono', monospace; font-size: 14px;">Muhteşem büyüklükteki evrenin sahip olduğu hassas dengeler, bu kusursuz düzenin Allah’ın üstün yaratışı sonucunda var olduğunu kanıtlamaktadır.</span></p>
<p style="color: #faf8f8; font-family: Arial, Helvetica, sans-serif; font-size: 13px; font-weight: bold;" align="left"><span style="color: #000000; font-family: 'andale mono', monospace; font-size: 14px;">Bilimsel gelişmelerin bizlere işaret ettiği çok önemli bir nokta var. Evrenin muhteşem büyüklüğü!Evrenin büyüklüğü üzerinde düşündüğümüzde karşımıza çok  muazzam boyutlar çıkar. </span><br />
<span style="color: #000000; font-family: 'andale mono', monospace; font-size: 14px;">Dünya gezegeni, bildiğimiz gibi Güneş Sisteminin bir parçasıdır. Bu sistem, evrenin içindeki diğer yıldızlara göre orta-küçük bir yıldız olan Güneş&#8217;in etrafında dönmekte olan dokuz gezegenden ve onların elli dört uydusundan oluşur. Dünya, bu sistemde Güneş&#8217;e en yakın üçüncü gezegendir. </span><a href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/0919cf890e6fccbc80d49cbce47cdfd528aa7bad.jpeg" data-wpel-link="internal"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-1973" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/0919cf890e6fccbc80d49cbce47cdfd528aa7bad.jpeg" alt="" width="462" height="260" srcset="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/0919cf890e6fccbc80d49cbce47cdfd528aa7bad.jpeg 788w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/0919cf890e6fccbc80d49cbce47cdfd528aa7bad-300x169.jpeg 300w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/0919cf890e6fccbc80d49cbce47cdfd528aa7bad-768x432.jpeg 768w" sizes="(max-width: 462px) 100vw, 462px" /></a><span style="color: #000000; font-family: 'andale mono', monospace; font-size: 14px;">Güneş&#8217;in çapı, Dünya&#8217;nın çapının 103 katı kadardır. Bunu bir benzetmeyle açıklayalım; eğer çapı 12.200 km. olan Dünya&#8217;yı bir misket büyüklüğüne getirirsek, Güneş de bildiğimiz futbol toplarının iki katı kadar büyüklükte yuvarlak bir küre haline gelir. Ama asıl ilginç olan, aradaki mesafedir. Gerçeklere uygun bir model kurmamız için, misket büyüklüğündeki Dünya ile top büyüklüğündeki Güneş&#8217;in arasını yaklaşık 280 metre yapmamız gerekir. Güneş Sisteminin en dışında bulunan gezegenleri ise kilometrelerce öteye taşımamız gerekecektir.</span><br />
<span style="color: #000000; font-family: 'andale mono', monospace; font-size: 14px;">Ancak bu kadar dev bir boyuta sahip olan Güneş Sistemi, içinde bulunduğu Samanyolu Galaksisine oranla oldukça küçük boyutlardadır. Çünkü Samanyolu Galaksisinin içinde, Güneş gibi ve çoğu ondan daha büyük olmak üzere yaklaşık 250 milyar yıldız vardır. Bu yıldızların içinde Güneş&#8217;e en yakın olanı Alpha Centauri&#8217;dir. Eğer Alpha Centauri&#8217;yi az önce yaptığımız ölçeğe, yani Dünya&#8217;nın misket büyüklüğünde olduğu ve Güneş ile Dünya&#8217;nın arasının 280 metre tuttuğu ölçeğe yerleştirirsek, onu Güneş&#8217;in 78 bin kilometre uzağına koymamız gerekir!</span><br />
<span style="color: #000000; font-family: 'andale mono', monospace; font-size: 14px;">Modeli biraz daha küçültelim. Dünya&#8217;yı gözle zor görülen bir toz zerresi kadar yapalım. O zaman Güneş ceviz büyüklüğünde olacak ve Dünya&#8217;ya üç metre mesafede yer alacaktır. Bu ölçek içinde Alpha Centauri&#8217;yi ise Güneş&#8217;ten 640 kilometre uzağa koymamız gerekir. </span></p>
<p style="color: #faf8f8; font-family: Arial, Helvetica, sans-serif; font-size: 13px; font-weight: bold;" align="left"><span style="color: #000000; font-family: 'andale mono', monospace; font-size: 14px;">Samanyolu Galaksisi, işte aralarında bu denli devasa mesafeler bulunan 250 milyar yıldızı barındırır. Spiral şeklindeki bu galaksinin kollarının birisinde, bizim Güneşimiz yer almaktadır.</span><br />
<span style="color: #000000; font-family: 'andale mono', monospace; font-size: 14px;">Ancak ilginç olanı, Samanyolu Galaksisinin de uzayın geneli düşünüldüğünde çok &#8220;küçük&#8221; bir yer kapladığıdır. Çünkü uzayda başka galaksiler de vardır, hem de tahminlere göre, yaklaşık 300 milyar kadar. Bu galaksilerin arasındaki boşluklar ise, Güneş ile Alpha Centauri arasındaki boşluğun milyonlarca katı kadardır. </span><br />
<span style="color: #000000; font-family: 'andale mono', monospace; font-size: 14px;">George Greenstein, bu şaşkınlık uyandıran büyüklükle ilgili, The Symbiotic Universe (Simbiyotik Evren) adlı kitabında şöyle yazar:“Eğer yıldızlar birbirlerine biraz daha yakın olsalar, astrofizik çok da farklı olmazdı. Yıldızlarda, nebulalarda ve diğer gök cisimlerinde süregiden temel fiziksel işlemlerde hiçbir değişim gerçekleşmezdi. Uzak bir noktadan bakıldığında, galaksimizin görünüşü de şimdikiyle aynı olurdu. Tek fark, gece çimler üzerine uzanıp da izlediğim gökyüzünde çok daha fazla sayıda yıldız bulunması olurdu. Ama pardon, evet; bir fark daha olurdu: Bu manzarayı seyredecek olan &#8220;ben&#8221; olmazdım&#8230; Uzaydaki bu devasa boşluk, bizim varlığımızın bir ön şartıdır.” (George Greenstein, The Symbiotic Universe. s. 21)Greenstein, bunun nedenini de açıklar; uzaydaki büyük boşluklar, bazı fiziksel değişkenlerin tam insan yaşamına uygun biçimde şekillenmesini sağlamaktadır. Ayrıca Dünya&#8217;nın, uzay boşluğunda gezinen dev gök cisimleriyle çarpışmasını engelleyen etken de, evrendeki gök cisimlerinin arasının bu denli büyük boşluklarla dolu oluşudur.</span></p>
<p style="color: #faf8f8; font-family: Arial, Helvetica, sans-serif; font-size: 13px; font-weight: bold;" align="left"><span style="color: #000000; font-family: 'andale mono', monospace; font-size: 14px;">Evrenin bu büyüklüğünü ve muhteşem düzenini kusursuz bir uyum içinde yoktan vareden alemlerin Rabbi olan Allah’tır. Evrenin büyüklüğü ve sahip olduğu hassas dengeler, Allah&#8217;ın üstün yaratma sanatının apaçık delilleridir. Modern bilimin ulaştığı bu sonuç ise, Kuran&#8217;da bundan 14 yüzyıl önce haber verilmiş olan bir gerçeğin doğrulanmasından ibarettir.<strong>Gerçekten sizin Rabbiniz, altı günde gökleri ve yeri yaratan, sonra arşa istiva eden Allah&#8217;tır. Gündüzü, durmaksızın kendisini kovalayan geceyle örten, güneşe, aya ve yıldızlara Kendi buyruğuyla baş eğdirendir. Haberiniz olsun, yaratmak da, emir de (yalnızca) O&#8217;nundur. Alemlerin Rabbi olan Allah ne yücedir. (Araf Suresi, 54)</strong></span></p>
<p style="color: #faf8f8; font-family: Arial, Helvetica, sans-serif; font-size: 13px; font-weight: bold;" align="center"><span class="style1" style="color: #008080; font-family: 'andale mono', monospace; font-size: 28px;">VAN ALLEN KUŞAKLARI </span><br />
<span style="color: #000000; font-family: 'andale mono', monospace; font-size: 14px;"><a href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/deliller_clip_image002.jpg" data-wpel-link="internal"><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-1967 alignright" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/deliller_clip_image002.jpg" alt="" width="248" height="150" /></a></span></p>
<p style="color: #faf8f8; font-family: Arial, Helvetica, sans-serif; font-size: 13px; font-weight: bold;" align="left"><span style="color: #000000; font-family: 'andale mono', monospace; font-size: 14px;">&#8220;Van Allen Kuşakları&#8221; denilen ve Dünya&#8217;nın manyetik alanından kaynaklanan bir tabaka, gezegenimize gelen zararlı ışınlara karşı bir kalkan görevi görür. Güneş&#8217;ten ve diğer yıldızlardan sürekli olarak yayılan bu ışınlar, insanlar için öldürücü etkiye sahiptir. Özellikle Güneş&#8217;te sık sık meydana gelen ve &#8220;parlama&#8221; adı verilen enerji patlamaları, Van Allen Kuşakları olmasa, Dünya&#8217;daki tüm yaşamı yok edebilecek güçtedir. </span></p>
<p style="color: #faf8f8; font-family: Arial, Helvetica, sans-serif; font-size: 13px; font-weight: bold;" align="left"><span style="color: #000000; font-family: 'andale mono', monospace; font-size: 14px;">Van Allen Kuşakları&#8217;nın yaşamımız açısından önemini Dr. Hugh Ross şöyle anlatmaktadır: </span><br />
<span style="color: #000000; font-family: 'andale mono', monospace; font-size: 14px;">Dünya, Güneş Sistemi&#8217;ndeki gezegenler arasında en yüksek yoğunluğa sahiptir. Bu geniş nikel-demir çekirdeği büyük bir manyetik alandan sorumludur. Bu manyetik alan Van Allen radyasyon koruyucu tabakasını meydana getirir. Bu tabaka yeryüzünü radyasyon bombardımanından korur. Eğer bu koruyucu tabaka olmasaydı Dünya&#8217;da hayat mümkün olmazdı. </span></p>
<p style="color: #faf8f8; font-family: Arial, Helvetica, sans-serif; font-size: 13px; font-weight: bold;" align="left"><span style="color: #000000; font-family: 'andale mono', monospace; font-size: 14px;">Manyetik alanı olan ve kayalık bölgelerden oluşan diğer tek gezegen Merkür&#8217;dür. Fakat bu manyetik alanın gücü Dünya&#8217;nınkinden 100 kat daha azdır. Van-Allen radyasyon koruyucu tabakası Dünya&#8217;ya özeldir.</span><br />
<span style="color: #000000; font-family: 'andale mono', monospace; font-size: 14px;">Geçtiğimiz yıllarda tespit edilen bir parlamada açığa çıkan enerjinin, Hiroşima&#8217;ya atılanın benzeri 100 milyar atom bombasına eş değer olduğu hesaplanmıştır. Parlamadan 58 saat sonra pusulaların ibrelerinde aşırı hareketler gözlenmiş, Dünya atmosferinin 250 km üstünde sıcaklık sıçrama yapıp 2500° C&#8217;ye yükselmiştir. Kısacası, Dünya&#8217;nın üzerinde, kendisini sarıp kuşatan ve dış tehlikelere karşı koruyan mükemmel bir sistem işler. </span></p>
<p style="color: #faf8f8; font-family: Arial, Helvetica, sans-serif; font-size: 13px; font-weight: bold;" align="center"><span class="style1" style="color: #008080; font-family: 'andale mono', monospace; font-size: 28px;">EVRENİN GENİŞLEME HIZINDAKİ MUCİZEVİ ÖLÇÜ</span></p>
<p style="color: #faf8f8; font-family: Arial, Helvetica, sans-serif; font-size: 13px; font-weight: bold;" align="left"><span style="color: #000000; font-family: 'andale mono', monospace; font-size: 14px;">Evrenin genişleme hızı, evrenin şu anki yapısının oluşabilmesi açısından son derece kritik bir değere sahiptir. Eğer genişleme hızı çok az daha yavaş olsaydı, bütün evren, daha Güneş Sistemleri tam anlamıyla düzenlenemeden tekrar içine çökmüş olacaktı. Eğer evren biraz daha hızlı genişliyor olsaydı, madde ne galaksileri ne de yıldızları bir daha asla oluşturamayacak biçimde boşlukta dağılıp gidecekti. Her iki durum da, canlılığın ve bizlerin var olamaması anlamına geliyordu.Ancak bunların hiçbiri gerçekleşmemiş ve evrenin genişleme hızının sahip olduğu son derece hassas değer sayesinde şimdiki evren ortaya çıkmıştır. Peki bu denge ne kadar hassastır? </span></p>
<p style="color: #faf8f8; font-family: Arial, Helvetica, sans-serif; font-size: 13px; font-weight: bold;" align="left"><span style="color: #000000; font-family: 'andale mono', monospace; font-size: 14px;">Avustralya&#8217;daki Adelaide Üniversitesi&#8217;nden ünlü matematiksel fizik profesörü Paul Davies, bu soruyu cevaplamak için uzun hesaplar yapmış ve inanılmaz bir sonuca ulaşmıştır Davies&#8217;e göre, kainatın yaratıldığı büyük patlamanın ardından gerçekleşen genişleme hızı eğer milyar kere milyarda bir oranda (1/1018) bile farklı olsaydı, evren ortaya çıkamazdı. Milyar kere milyarda bir ifadesi rakamsal olarak şöyle yazılır:</span><br />
<span style="color: #000000; font-family: 'andale mono', monospace; font-size: 14px;">&#8220;0,000000000000000001&#8221;. </span></p>
<p style="color: #faf8f8; font-family: Arial, Helvetica, sans-serif; font-size: 13px; font-weight: bold;" align="left"><span style="color: #000000; font-family: 'andale mono', monospace; font-size: 14px;">Yani bu derece astronomik küçüklükte bir farklılık dahi evrenin var olamaması demekti. Bu nedenle Big Bang herhangi bir patlama değil, her yönüyle çok iyi hesaplanmış ve düzenlenmiş bir oluşumdur.</span></p>
<p style="color: #faf8f8; font-family: Arial, Helvetica, sans-serif; font-size: 13px; font-weight: bold;" align="center"><span class="style1" style="color: #008080; font-family: 'andale mono', monospace; font-size: 28px;">GÖK CİSİMLERİNİN ARALARINDAKİ MESAFELER</span></p>
<p style="color: #faf8f8; font-family: Arial, Helvetica, sans-serif; font-size: 13px; font-weight: bold;" align="left"><span style="color: #000000; font-family: 'andale mono', monospace; font-size: 14px;"><a href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/deliller_clip_image003.jpg" data-wpel-link="internal"><img loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-1968 alignleft" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/deliller_clip_image003.jpg" alt="" width="250" height="173" /></a>Dünya gezegeni, bildiğimiz gibi Güneş Sistemi&#8217;nin bir parçasıdır. Güneş Sistemi ise, kusursuz bir planın ve mükemmel dengelerin bulunduğu bir mekandır. Güneş&#8217;in çapı, Dünya&#8217;nın çapının 103 katı kadardır. Bunu bir benzetmeyle açıklayalım: Eğer çapı 12.200 km olan Dünya&#8217;yı bir misket büyüklüğüne getirirsek, Güneş de bildiğimiz futbol toplarının iki katı kadar büyüklükte yuvarlak bir küre haline gelir. Asıl ilginç olan, aradaki mesafedir. Gerçeklere uygun bir model kurmamız için, misket büyüklüğündeki Dünya ile top büyüklüğündeki Güneş&#8217;in arasını yaklaşık 280 metre yapmamız gerekir. Güneş Sistemi&#8217;nin en dışında bulunan gezegenleri ise kilometrelerce öteye taşımamız gerekecektir. </span><br />
<span style="color: #000000; font-family: 'andale mono', monospace; font-size: 14px;">Gök cisimlerinin uzaydaki dağılımı ve aralarındaki bu devasa boşluklar Dünya&#8217;da canlı hayatının var olabilmesi için zorunludur. Gök cisimleri arasındaki mesafeler Dünya&#8217;daki yaşamı destekleyecek biçimde pek çok evrensel güçle uyumlu bir hesap içinde düzenlenmiştir. Bu mesafeler, gezegenlerin yörüngelerini hatta varlıklarını doğrudan etkiler. Bu mesafeler biraz daha az olsaydı, yıldızlar arası kütle çekim güçleri gezegenlerin yörüngelerini kararsız hale getirecekti. Bu kararsızlık ise gezegenlerde çok uç sıcaklık değişimlerine yol açacaktı. Eğer uzaklıklar biraz daha fazla olsaydı, süpernovalarla uzaya fırlatılan ağır elementlerin dağılımı çok seyrek olacak ve Dünya gibi dağlık gezegenler oluşamayacaktı. </span><br />
<span style="color: #000000; font-family: 'andale mono', monospace; font-size: 14px;">Yıldızlar arasındaki şu an var olan boşluklar bizimki gibi bir gezegen sisteminin var olabilmesi için en ideal mesafeye sahiptir. </span></p>
<p style="color: #faf8f8; font-family: Arial, Helvetica, sans-serif; font-size: 13px; font-weight: bold;" align="center"><span class="style1" style="color: #008080; font-family: 'andale mono', monospace; font-size: 28px;">ATOMDA SAKLI OLAN BÜYÜK GÜÇ </span></p>
<p style="color: #faf8f8; font-family: Arial, Helvetica, sans-serif; font-size: 13px; font-weight: bold;" align="left"><span style="color: #000000; font-family: 'andale mono', monospace; font-size: 14px;"><a href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/deliller_clip_image004.jpg" data-wpel-link="internal"><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-1969 alignright" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/deliller_clip_image004.jpg" alt="" width="182" height="182" /></a>Allah, sonsuz kudretiyle evrenin en güçlü kuvvetini evrenin en küçük parçası olan atomların içine sığdırmıştır. Bu durum Allah&#8217;ın yaratma sanatının en büyük delillerinden biridir.19. yüzyılın ilk yarısından bu yana yüzlerce bilim adamı atomun sırlarını ortaya çıkarabilmek için gece gündüz çalıştılar. Atomun şekli, hareketi, yapısı gibi çeşitli özelliklerini gün ışığına çıkaran bu çalışmalar, maddeyi ezeli ve ebedi bir varlık olarak kabul eden klasik fiziği temellerinden yıktı ve modern fiziğin temellerini attı. </span><br />
<span style="color: #000000; font-family: 'andale mono', monospace; font-size: 14px;">Son derece küçük olan bu parçacıklar, kendi içlerinde mükemmel bir organizasyona sahiptirler. Ancak atomdaki mucizevi yön bu kadarla kalmaz; atom aynı zamanda içinde çok muazzam bir enerjiyi de barındırır. </span></p>
<p style="color: #faf8f8; font-family: Arial, Helvetica, sans-serif; font-size: 13px; font-weight: bold;" align="center"><span class="style1" style="color: #008080; font-family: 'andale mono', monospace; font-size: 28px;">Çekirdekte Saklı Güç</span></p>
<p style="color: #faf8f8; font-family: Arial, Helvetica, sans-serif; font-size: 13px; font-weight: bold;" align="left"><span style="color: #000000; font-family: 'andale mono', monospace; font-size: 14px;">Atom çekirdeğinin içinde, protonları ve nötronları birbirine bağlayan çok güçlü bir kuvvet vardır. Bu kuvvete, &#8220;Güçlü Nükleer Kuvvet&#8221; adı verilir. Nükleer enerji, çekirdekteki bu kuvvetin serbest bırakılmasıyla ortaya çıkar. Bu kuvvet üzerinde bir oynama yapılmadığı zaman kimseye bir zararı yoktur, ama insan müdahalesiyle milyonları öldüren bir güç haline gelebilmektedir. Atomun çekirdeğinde bulunan ve milyonlarca kişinin hayatını tehlikeye sokabilecek olan bu olağanüstü kuvveti, &#8220;fisyon&#8221; (nükleer parçalanma) ve &#8220;füzyon&#8221; (nükleer kaynaşma) tepkimeleri açığa çıkarmaktadır. </span></p>
<p style="color: #faf8f8; font-family: Arial, Helvetica, sans-serif; font-size: 13px; font-weight: bold;" align="left"><span style="color: #000000; font-family: 'andale mono', monospace; font-size: 14px;">Atomun içinde saklı olan bu güç öylesine büyüktür ki, insanlık bu enerjinin keşfiyle artık okyanusları birleştiren dev kanallar açabilmekte, dağları oyabilmekte, suni iklimler üretebilmekte ve bunlar gibi daha birçok faydalı işi yapabilmektedir. Ama şunu da belirtmek gerekir ki, atomun içinde saklı olan güç, bir yandan bu şekilde insanlığa hizmet ederken, diğer yandan da insanlık için çok büyük bir tehlike oluşturmaktadır. Öyle ki bu gücün kötüye kullanımıyla, 2. Dünya Savaşı sırasında Hiroşima ve Nagasaki’de on binlerce insan birkaç saniye gibi çok kısa bir süre içinde hayatlarını kaybettiler. Yakın geçmişte de, Rusya&#8217;daki Çernobil Nükleer Santrali&#8217;nde meydana gelen bir kaza, çok sayıda insanın ölmesine ya da sakat kalmasına yol açmıştı.</span></p>
<p style="color: #faf8f8; font-family: Arial, Helvetica, sans-serif; font-size: 13px; font-weight: bold;" align="left"><span style="color: #000000; font-family: 'andale mono', monospace; font-size: 14px;">Bu kadar küçük bir tanenin içine bu kadar büyük bir enerji sığdırılması olağanüstü bir mucizedir. Allah insanlara sonsuz gücünü, yarattığı varlıklarda göstermekte, dilediği gücü dilediği yerde var etmektedir. İnsanlara da sonsuz ilminden ancak dilediği kadarını vermektedir. </span></p>
<p style="color: #faf8f8; font-family: Arial, Helvetica, sans-serif; font-size: 13px; font-weight: bold;" align="center"><span class="style1" style="color: #008080; font-family: 'andale mono', monospace; font-size: 28px;">ELEKTRONLARIN YÖRÜNGESİ</span></p>
<p style="color: #faf8f8; font-family: Arial, Helvetica, sans-serif; font-size: 13px; font-weight: bold;" align="left"><span style="color: #000000; font-family: 'andale mono', monospace; font-size: 14px;">Allah gördüğümüz ve göremediğimiz her yeri sonsuz bir sanatla yaratmış ve bizim haberimiz bile olmadığı halde yarattığı sayısız nimetleri bizim emrimize vermiştir.<strong>&#8220;Allah, gerçekten kendisinden başka ilah olmadığına şahitlik etti; melekler ve ilim sahipleri de O&#8217;ndan başka ilah olmadığına adaletle şahitlik ettiler. O&#8217;ndan başka İlah yoktur.&#8221; (Al-i İmran Suresi,18)</strong></span></p>
<p style="color: #faf8f8; font-family: Arial, Helvetica, sans-serif; font-size: 13px; font-weight: bold;" align="left"><span style="color: #000000; font-family: 'andale mono', monospace; font-size: 14px;">Atomu oluşturan parçacıkların kendi eksenleri etrafında olağanüstü bir hızla dönüşlerine &#8220;spin&#8221; adı verilir. Evrendeki pek çok sistemde spin hareketi önemli bir rol oynar. Atomun içindeki parçacıklardan uzaydaki yıldızlara kadar bütün sistemler bu hareket üzerine kurulmuştur. Parçacıkların spin hareketi ise ilk kez 1925 yılında fark edilmiş ve bu dönüş &#8220;Pauli Dışlama İlkesi&#8221; olarak anılmaya başlanmıştır. Bu ilkeye göre, iki benzer parçacık aynı duruma sahip olamazlar, yani belirsizlik ilkesinin tanımladığı sınırlar içinde hem aynı konumda, hem de aynı hızda bulunamazlar. Bu kuralı şu şekilde açıklayabiliriz: Bildiğiniz gibi atom son derece küçük bir yapıdır ve o küçük yapının içinde de çok karmaşık bir trafik vardır. Eğer bu yapıyı oluşturan birbirine benzer parçacıklar aynı hızda ve aynı yönde hareket etselerdi ne olurdu, bir düşünelim:</span></p>
<p><span style="color: #000000; font-family: 'andale mono', monospace; font-size: 14px;">Öncelikle protonu oluşturan 3 kuarkı ele alalım. 3 kuark aynı anda, aynı hızda ve aynı yönde hareket ettikleri takdirde, artık 3 kuark diye bir şey kalmaz, hepsi de tek bir kuark halini alırlar. Böyle bir durumda da protonların oluşması mümkün olmaz ve çekirdek, dolayısıyla atom oluşamaz. Çünkü kuark bir enerjiden ibarettir ve aynı yönde ve aynı hızda hareket eden 3 ayrı enerji olabilmesi mümkün değildir. Bunların bir şekilde birbirlerinden ayrılmaları gerekir. Bu ayrım da ancak hareket farklılıklarıyla oluşabilmektedir. Ancak bu şartla, kuarklar (enerji paketçikleri), nötronları ve protonları oluşturabilirler. Şayet, kuarkların hepsi aynı yönde ve aynı hızda hareket etselerdi, ne protonlar, ne nötronlar, ne de çekirdek oluşabilirdi. Sonuç olarak, atomlar, moleküller dolayısıyla da madde var olamazdı.</span></p>
<p style="color: #faf8f8; font-family: Arial, Helvetica, sans-serif; font-size: 13px; font-weight: bold;" align="left"><span style="color: #000000; font-family: 'andale mono', monospace; font-size: 14px;">Şimdi, cevaplanması gereken çok önemli bir soru vardır ki bu soru bizi en başa döndürmektedir: Neden tüm parçacıklar bu stratejiye uymakta, yani itaat etmektedirler? Neden tek bir parçacık bile bu kurala itiraz etmemektedir? Tüm bu parçacıkların, burada saydıklarımızı uygulayabilecek şuur, akıl, irade ve zekaları mı vardır? Elbette hayır. Kütlesi bile olmayan, sadece enerjiden ibaret olan bu parçacıkların, hiç şüphesiz ne kendilerine ait bir akılları, ne de müstakil bir iradeleri olabilir. Burada karşımıza çıkan, Allah&#8217;ın sonsuz aklı, sonsuz gücü ve sonsuz ilmidir. Allah, tüm bu parçacıklara, boyun eğdirmiş ve böylece evreni yaratmıştır. Allah bir ayette bu gerçeği bize şöyle bildirmektedir:<strong>&#8220;&#8230; Hayır, göklerde ve yerde her ne varsa O&#8217;nundur, tümü O&#8217;na gönülden boyun eğmişlerdir.&#8221; (Bakara Suresi, 116)</strong></span></p>
<p style="color: #faf8f8; font-family: Arial, Helvetica, sans-serif; font-size: 13px; font-weight: bold;" align="center"><span class="style1" style="color: #008080; font-family: 'andale mono', monospace; font-size: 28px;">GALAKSİNİN EN KONFORLU YERİ</span></p>
<p style="color: #faf8f8; font-family: Arial, Helvetica, sans-serif; font-size: 13px; font-weight: bold;" align="left"><span style="color: #000000; font-family: 'andale mono', monospace; font-size: 14px;"><strong>&#8221; &#8230; Güneş&#8217;i ve Ay&#8217;ı sizin emrinize verdi; yıldızlar da O&#8217;nun emriyle emre hazır kılınmıştır.&#8221; (Nahl Suresi, 12)</strong></span><br />
<span style="color: #000000; font-family: 'andale mono', monospace; font-size: 14px;">Samanyolu Galaksisi, evrendeki yaklaşık 300 milyar galaksiden sadece bir tanesidir. 300 milyar galaksi&#8230; Bir çırpıda söylenebilen bu rakamı bir düşünün&#8230; Eğer her bir saniyede bir galaksi sayacak olsanız tümünü saymanız yaklaşık 10.000 yıl sürecektir. Dahası, 10.000 yıllık dönemde tek bir saniye olarak sayacağınız galaksimizin içindeki yıldız sayısı yaklaşık 200 milyardır. Güneş ise bu yıldızlardan sadece bir tanesidir.</span></p>
<p style="color: #faf8f8; font-family: Arial, Helvetica, sans-serif; font-size: 13px; font-weight: bold;" align="left"><span style="color: #000000; font-family: 'andale mono', monospace; font-size: 14px;">Güneş&#8217;in tüm özellikleri dünyadaki yaşam için ayarlanmıştır: Ortalama büyüklükte bir yıldız olması; dünyaya uygun mesafede bulunması; yaydığı ışığın özellikleri; içerdiği element oranının bizim için uygun olması gibi. Isı ve ışık kaynağımız olan Güneş&#8217;in tüm özellikleri Allah&#8217;ın rahmetiyle bizler için ayarladığı seviyededir. Evrenin yaratıcısı Yüce Allah bir Kuran ayetinde şöyle bildirmektedir: </span><br />
<span style="color: #000000; font-family: 'andale mono', monospace; font-size: 14px;"><strong>&#8221; &#8230; Güneş&#8217;i ve Ay&#8217;ı sizin emrinize verdi; yıldızlar da O&#8217;nun emriyle emre hazır kılınmıştır.&#8221; (Nahl Suresi, 12)</strong></span></p>
<p style="color: #faf8f8; font-family: Arial, Helvetica, sans-serif; font-size: 13px; font-weight: bold;" align="left"><span style="color: #000000; font-family: 'andale mono', monospace; font-size: 14px;">Galaksideki tüm yıldızlar -Dünyamızın Güneş etrafında döndüğü gibi- galaksinin merkezi etrafında dönmektedir. Bu merkez etrafında dönen yaklaşık 300 milyar yıldızın her birinin yörüngesi farklıdır. Güneş ve elbette onunla beraber biz de, bu merkez etrafında sürekli olarak dönmekteyiz. Güneş&#8217;in bu merkez etrafındaki tek bir turu tamamlamasının yaklaşık olarak 230 milyon yıl sürdüğü hesaplanıyor.</span></p>
<p style="color: #faf8f8; font-family: Arial, Helvetica, sans-serif; font-size: 13px; font-weight: bold;" align="center"><span class="style1" style="color: #008080; font-family: 'andale mono', monospace; font-size: 28px;">Korunan Güneş</span></p>
<p style="color: #faf8f8; font-family: Arial, Helvetica, sans-serif; font-size: 13px; font-weight: bold;" align="left"><span style="color: #000000; font-family: 'andale mono', monospace; font-size: 14px;">Güneş&#8217;in yörüngesini araştıran astronomi profesörü Guillermo Gonzalez Güneş&#8217;in bu yolculuğunda galaksideki tehlikeli bölgelerden korunduğunu fark etti. Gonzalez, Güneş&#8217;in bu özel yörüngesinin altında, onu benzeri yıldızlardan ayıran bazı özgün nitelikler yattığını belirtiyor. Böylece Güneş&#8217;in konumu, galaksinin yaşamı destekleyebilecek özellikte görünen çok ender yerlerinden biri olarak göze çarpıyor. </span><br />
<span style="color: #000000; font-family: 'andale mono', monospace; font-size: 14px;">Gonzalez bu açıdan Güneş Sistemimizin &#8220;Yerleşilebilir Galaktik Bölge&#8221; olarak tanımladığı bölgede yer aldığını belirtiyor. Ve ekliyor: &#8220;Gezegenimizdeki tüm canlılar -en basit bakteriden en kompleks yapıda canlılara kadar hepsi- varlıklarını bu faktörlerin eşsiz dengesine borçludur&#8221;. </span></p>
<p style="color: #faf8f8; font-family: Arial, Helvetica, sans-serif; font-size: 13px; font-weight: bold;" align="left"><span style="color: #000000; font-family: 'andale mono', monospace; font-size: 14px;">Gonzalez&#8217;in tehlikelerine dikkat çektiği iki bölge galaksimizin merkezi ve galaksimizin dışında yer alan spiral kollardır. (Birçok galaksi spiral şekildedir. Bu galaksilerdeki yıldızlar, bir helezonu oluşturan çizgilerdeki gibi dizilirler. Kollar ise galaksinin en dışında yer alan kollarıdır)</span></p>
<p style="color: #faf8f8; font-family: Arial, Helvetica, sans-serif; font-size: 13px; font-weight: bold;" align="left"><span style="color: #000000; font-family: 'andale mono', monospace; font-size: 14px;">Buna göre, eğer galaksinin merkezine yakın olsaydık; Galaksinin merkezinde Güneş&#8217;in tam 3 milyon katı kütleye sahip bir kara delik bulunmaktadır. Bu karadelik muhteşem çekim kuvvetiyle etrafındaki tüm yıldızları yutarak onları yemektedir. Bilim adamları bu büyüklükte bir karadeliğin Dünyamızı yutmasının sadece bir saniye süreceğini belirtmektedirler. </span></p>
<p style="color: #faf8f8; font-family: Arial, Helvetica, sans-serif; font-size: 13px; font-weight: bold;" align="left"><span style="color: #000000; font-family: 'andale mono', monospace; font-size: 14px;">Galaksinin merkezinde bu çok tehlikeli çekim kuvvetinin yanısıra, bizim için çok zararlı olan radyasyon da yayılmaktadır. Bu radyasyon, dev yıldızları oluşturan maddenin, karadeliğin kütlesine katılırken sıkıştırılıp aşırı ısınmasından kaynaklanmaktadır.</span></p>
<p style="color: #faf8f8; font-family: Arial, Helvetica, sans-serif; font-size: 13px; font-weight: bold;" align="left"><span style="color: #000000; font-family: 'andale mono', monospace; font-size: 14px;">Eğer bu bölgeye yakın olsaydık, yüksek radyasyondan dolayı yeryüzünde yaşam mümkün olmazdı. Galaksinin merkezinden yayılan zararlı gamma ışınları, X-ışınları ve kozmik ışınlar tek bir canlı hücre dahi bırakmazdı. Ancak Güneş Sistemimiz galaksinin merkezine yaklaşık 28.000 ışık yılı (266. 000.000.000.000.000 km-İkiyüzaltmışaltı katrilyon kilometre) uzaktadır ve tüm bu zararlı etkilerden uzakta ve güvendedir. </span></p>
<p style="color: #faf8f8; font-family: Arial, Helvetica, sans-serif; font-size: 13px; font-weight: bold;" align="left"><span style="color: #000000; font-family: 'andale mono', monospace; font-size: 14px;">Eğer galaksinin spiral kollarında olsaydık;Güneş, galaksinin merkezindeki tehlikelerden korunduğu gibi galaksinin dış çemberinde yer alan spiral kollardan da korunmaktadır. Bu spiral kollar çok sayıda yıldızın doğum yeridir. Burada devasa büyüklükte birçok yıldız bulunur ve toplam kütleleriyle galaksinin spiral kollarını yoğun bir çekim alanı haline getirir. Bu kollar özellikle Güneş Sistemindeki kuyruklu yıldızları etkileyerek Dünya için tehlike oluşturabilirler. </span></p>
<p style="color: #faf8f8; font-family: Arial, Helvetica, sans-serif; font-size: 13px; font-weight: bold;" align="left"><span style="color: #000000; font-family: 'andale mono', monospace; font-size: 14px;">Güneş Sisteminde trilyonlarca kuyruklu yıldız bulunur. Bunlar sistemin en dışında yer alır ve tüm sistemi bir küre gibi kuşatırlar. Bu kuyruklu yıldızlar normalde Güneş&#8217;in etrafında yörüngededirler, ancak Güneş dışında bir kütlenin devreye girmesi durumunda yörüngeden çıkabilirler. </span><br />
<span style="color: #000000; font-family: 'andale mono', monospace; font-size: 14px;">Eğer Güneş Sistemi galaksinin spiral kollarında olsaydı, bu kolların güçlü çekim kuvveti kuyruklu yıldızları yörüngelerinden kolaylıkla fırlatır, bu durumda dünyamız her an kuyruklu yıldızların bombardımanı altında kalırdı. </span><br />
<span style="color: #000000; font-family: 'andale mono', monospace; font-size: 14px;">Ancak Gonzalez&#8217;in bildirdiğine göre güneşin iki özelliği bizi bu bombardımandan korumaktadır. Birincisi Güneş&#8217;in hızıdır. Güneş&#8217;in hızı spiral kolların hızına yakındır. İkisi de galaksi merkezinde yaklaşık aynı hızla dönmektedirler. Böylece Güneş&#8217;le spiral kolların yörüngesinin sık kesişmesi engellenmiş olur. Burada bizim yaşamamız için çok özel bir denge bulunduğu ortaya çıkmaktadır. Çünkü Gonzalez yıldızların %95&#8217;inin hızının spiral kollara uyumsuz olduğunu belirtmektedir. Güneş&#8217;in sahip olduğu bu özel hız sayesinde spiral kolların tehlikeli çekim etkilerinden korunuruz. </span></p>
<p style="color: #faf8f8; font-family: Arial, Helvetica, sans-serif; font-size: 13px; font-weight: bold;" align="left"><span style="color: #000000; font-family: 'andale mono', monospace; font-size: 14px;">Güneş&#8217;in bizi spiral kollardan koruyan ikinci mucizevi özelliği yörüngesinin şeklidir. Güneş, yaşıtı olan yıldızlardaki gibi elips değil, çember şekilli bir yörüngeye sahiptir. Gonzalez bu konuda şunları söylemektedir:</span><br />
<span style="color: #000000; font-family: 'andale mono', monospace; font-size: 14px;">&#8220;Eğer Güneş&#8217;in galaksi merkezi etrafındaki yörüngesi biraz daha az çembersel olsaydı, Güneş&#8217;in spiral kolların içinden geçme ihtimali yükselirdi.&#8221; </span></p>
<p style="color: #faf8f8; font-family: Arial, Helvetica, sans-serif; font-size: 13px; font-weight: bold;" align="center"><span class="style1" style="color: #008080; font-family: 'andale mono', monospace; font-size: 28px;">SUYUN ŞAŞIRTICI ÖZELLİKLERİ</span></p>
<p style="color: #faf8f8; font-family: Arial, Helvetica, sans-serif; font-size: 13px; font-weight: bold;" align="left"><span style="color: #000000; font-family: 'andale mono', monospace; font-size: 14px;">Suyun ısıyla ilgili (termal) özellikleri dünya üzerindeki canlı yaşamının sürekliliğinde büyük rol oynar. Bunlardan birkaç tanesini şöyle sıralayabiliriz: Bilinen tüm sıvılar, ısıları düştükçe büzüşür, hacim kaybederler. Hacim azalınca, yoğunluk artar ve böylece soğuk olan kısımlar daha ağır hale gelir. Bu yüzden, sıvı maddelerin katı halleri, sıvı hallerine göre daha ağırdır. Su ise, bilinen tüm sıvıların aksine, belirli bir ısıya (+4°C&#8217;ye) düşene kadar büzüşür, daha sonra birdenbire genleşmeye başlar. Donduğunda ise daha da genleşir. Bu nedenle suyun katı hali, sıvı halinden daha hafiftir. Buz, aslında &#8220;normal&#8221; fizik kurallarına göre suyun dibine batması gerekirken, su üstünde yüzer. </span></p>
<p style="color: #faf8f8; font-family: Arial, Helvetica, sans-serif; font-size: 13px; font-weight: bold;" align="left"><span style="color: #000000; font-family: 'andale mono', monospace; font-size: 14px;">Suyun bu özelliği dünya üzerindeki denizler açısından çok önemlidir. Bu özellik olmasa, yani buz suyun üzerinde yüzmese, dünya üzerindeki suyun çok büyük bir bölümü tamamen donacak, göllerde ve denizlerde hiçbir canlı kalmayacaktı. </span></p>
<p style="color: #faf8f8; font-family: Arial, Helvetica, sans-serif; font-size: 13px; font-weight: bold;" align="left"><span style="color: #000000; font-family: 'andale mono', monospace; font-size: 14px;">Buz eridiğinde ya da su buharlaştığında, etraftan ısı çekilir. Bunun tersi gerçekleştiğinde ise, dışarıya ısı verilir. Bu, &#8220;gizli ısı&#8221; olarak bilinen bir kavramdır. Tüm sıvıların gizli ısıları vardır. Ancak suyun gizli ısısı, bilinen tüm sıvıların en yükseği sayılabilir. Ayrıca suyun &#8220;termal kapasitesi&#8221;, yani suyun ısısını bir derece artırmak için gereken ısı miktarı, bilinen diğer sıvıların çok büyük bölümünden daha yüksektir.</span></p>
<p style="color: #faf8f8; font-family: Arial, Helvetica, sans-serif; font-size: 13px; font-weight: bold; text-align: center;"><span class="style1" style="color: #008080; font-family: 'andale mono', monospace; font-size: 28px;">ATEŞTEKİ TASARIM</span><br />
<span style="color: #000000; font-family: 'andale mono', monospace; font-size: 14px;"><a href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/deliller_clip_image006.jpg" data-wpel-link="internal"><img loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-1970 alignright" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/deliller_clip_image006.jpg" alt="" width="160" height="239" /></a></span></p>
<p style="color: #faf8f8; font-family: Arial, Helvetica, sans-serif; font-size: 13px; font-weight: bold;" align="left"><span style="color: #000000; font-family: 'andale mono', monospace; font-size: 14px;">Canlılara enerji sağlayan en temel reaksiyon, karbon ve hidrojen bileşiklerinin oksitlenmesi, yani yanmasıdır. Ancak bu noktada ilginç bir soru sorulabilir: Bizim vücudumuz temelde karbon ve hidrojen bileşiklerinden oluşmaktadır. Peki nasıl olup da vücudumuz okside olmaz? Ya da daha açık bir ifadeyle, neden vücudumuz bir anda kibrit çöpü gibi tutuşup yanmaz?</span><br />
<span style="color: #000000; font-family: 'andale mono', monospace; font-size: 14px;">Vücudumuzun oksijenle temas ettiği halde yanmaması, gerçekten şaşılacak bir durumdur.</span></p>
<p style="color: #faf8f8; font-family: Arial, Helvetica, sans-serif; font-size: 13px; font-weight: bold;" align="left"><span style="color: #000000; font-family: 'andale mono', monospace; font-size: 14px;">Bu şaşılacak durumun nedeni, oksijenin normal ısılardaki moleküler formu olan O2 molekülünün büyük ölçüde &#8220;asal&#8221;, yani reaksiyona girmeyen bir yapıya sahip oluşudur. Ama bu durumda bir başka soru daha ortaya çıkar; madem O2 kolay kolay reaksiyona girmeyen bir moleküldür, o halde bu molekül bizim vücudumuzun içinde nasıl reaksiyona sokulmaktadır?</span></p>
<p style="color: #faf8f8; font-family: Arial, Helvetica, sans-serif; font-size: 13px; font-weight: bold;" align="left"><span style="color: #000000; font-family: 'andale mono', monospace; font-size: 14px;">19. yüzyıldan beri merak edilen bu sorunun cevabı, son yarım yüzyıl içindeki gelişmeler sonucunda anlaşılmıştır. Biyokimyasal gözlemler, insan vücudundaki bazı özel enzimlerin, sadece oksijenin atmosferde bulunan formu olan O2&#8217;yi reaksiyona sokmakla görevli olduğunu ortaya çıkarmıştır. Hücrelerimizdeki bu özel enzimler, son derece karmaşık işlemler sonucunda, vücudumuzdaki demir ve bakır atomlarını katalizör (hızlandırıcı) olarak kullanmakta ve böylece oksijeni reaktif hale getirmektedirler.</span></p>
<p><span style="color: #000000; font-family: 'andale mono', monospace; font-size: 14px;">Yani ortada çok ilginç bir durum vardır: Oksijen yakıcı bir elementtir ve normalde bizim bedenimizi de yakması beklenmelidir. Bunu engellemek için, oksijenin atmosferdeki formu olan O2 ilginç bir biçimde &#8220;asal&#8221; kılınmıştır, yani kolay kolay reaksiyona girmemektedir. Ama bedenimizin enerji elde etmesi için de, oksijenin yakıcılığına ihtiyacı vardır. Onun için hücrelerimizin içine, bu asal gazı son derece reaktif hale getiren karmaşık bir enzim sistemi yerleştirilmiştir.</span><br />
<span style="color: #000000; font-family: 'andale mono', monospace; font-size: 14px;">Bu arada yeri gelmişken belirtmek gerekir ki, söz konusu enzim sistemi, canlılığın rastlantılarla oluştuğunu iddia eden evrim teorisinin asla açıklayamadığı bir tasarım harikasıdır.Bedenimizin aniden tutuşmasını engellemek için alınmış bir başka tedbir daha vardır. Bu, İngiliz kimyager Nevil Sidgwick&#8217;in ifadesiyle &#8220;karbonun karakteristik asallığı&#8221;dır. Bir başka deyişle, karbon atomu da normal ısılarda kolay kolay oksijenle reaksiyona girmez.</span><br />
<span style="color: #000000; font-family: 'andale mono', monospace; font-size: 14px;">Kimyasal dille ifade edilen bu özelliği, aslında hepimiz günlük hayatta çok yakından yaşamışızdır. Soğuk bir havada odun ya da kömür kullanarak ateş yakmaya çalıştığımızda yaşadığımız zorluk, karbonun söz konusu &#8220;karakteristik asallığı&#8221;dır. Ateşi yakabilmek için bir hayli uğraşmamız, odunun ya da kömürün ısısını iyice yükseltmemiz gerekir. Ama ateş bir kez alev aldıktan sonra da, karbon hızla reaksiyona girer ve büyük bir enerji açığa çıkar. Bu yüzden bir yangını başlatmak (kibrit vs. gibi özel ateş kaynakları olmadıkça) son derece zordur. Ama yangın bir kez başladıktan sonra da çok büyük bir ısı oluşur ve bu ısı etraftaki diğer karbon bileşiklerini de tutuşturur. </span></p>
<p style="color: #faf8f8; font-family: Arial, Helvetica, sans-serif; font-size: 13px; font-weight: bold;" align="left"><span style="color: #000000; font-family: 'andale mono', monospace; font-size: 14px;">Bu durum incelendiğinde, ateşte son derece etkileyici bir tasarım olduğu görülür. Oksijenin ve karbonun kimyasal özellikleri öyle ayarlanmıştır ki, bunlar sadece çok yüksek bir ısıda reaksiyona girip ateş oluştururlar. Eğer böyle olmasaydı, Dünya üzerindeki yaşam imkansız hale gelirdi. Eğer oksijenin ve karbonun reaksiyona girme eğilimleri biraz daha fazla olsaydı, hava sıcaklığı biraz arttığında insanların, ağaçların, hayvanların bir anda tutuşup yanmaları sıradan bir vaka haline gelirdi. Örneğin çölde yürüyen bir insan, sıcaklık gün ortasında en yüksek dereceye çıktığı anda, bir kibrit çöpü gibi bir anda alevlere boğulabilirdi. Bitkiler ve hayvanlar da aynı tehlikeyle yüzyüze kalırdı. Elbette böyle bir Dünya&#8217;da yaşamdan söz etmek biraz zor olurdu.Eğer oksijenin ve karbonun karakteristik asallıkları daha fazla olsaydı, bu sefer de Dünya üzerinde ateş yakmak çok zor, belki de imkansız hale gelirdi. Ateşin olmadığı bir ortamda ise, insanların ısınması ve teknoloji geliştirmesi mümkün olamazdı. Çünkü bilindiği gibi teknoloji metallere dayanır ve metaller de ancak çok yüksek ısılarda yumuşayıp şekillendirilebilirler. </span></p>
<p style="color: #faf8f8; font-family: Arial, Helvetica, sans-serif; font-size: 13px; font-weight: bold;" align="left"><span style="color: #000000; font-family: 'andale mono', monospace; font-size: 14px;">Özetle, karbon da oksijen de, bizim yaşamımıza en uygun olacak biçimde yaratılmışlardır. Bu iki elementin özellikleri, bizlere ateş yakabilme ve bu ateşi en uygun biçimde kullanma imkanı vermektedir. Dahası, Dünya&#8217;nın her bir yanı, çok bol miktarda karbon içeren, dolayısıyla ateş yakmak için kolaylıkla kullanabildiğimiz ağaçlarla doldurulmuştur. Tüm bunlar, ateşin ve malzemelerinin de insan yaşamına en uygun biçimde yaratıldığını göstermektedir. Nitekim Allah, insanlara Kuran&#8217;da şöyle buyurmaktadır:<strong>“Ki O (Allah), size yeşil ağaçtan bir ateş kılandır; siz de ondan yakıyorsunuz.” (Yasin Suresi, 80)</strong></span></p>
<p style="color: #faf8f8; font-family: Arial, Helvetica, sans-serif; font-size: 13px; font-weight: bold;" align="center"><span class="style1" style="color: #008080; font-family: 'andale mono', monospace; font-size: 28px;">DÜNYAYI KORUYAN YENİ KALKAN:UZAY FIRTINALARI KALKANI</span></p>
<p style="color: #faf8f8; font-family: Arial, Helvetica, sans-serif; font-size: 13px; font-weight: bold;" align="left"><span style="color: #000000; font-family: 'andale mono', monospace; font-size: 14px;"><a href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/deliller_clip_image007.jpg" data-wpel-link="internal"><img loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-1971 alignright" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/deliller_clip_image007.jpg" alt="" width="300" height="186" /></a>Uzay çalışmaları, Dünyamız’ın ve evrenin yoktan var edilmiş olduğunu ortaya koyan yeni bilimsel keşifleri ortaya çıkarıyor. Kısa zaman önce NASA’nın uzay mekiği ile ilgili yaptığı çalışmalar sırasında Dünya’nın etrafındaki atmosferin koruyucu kalkan özelliğine sahip olduğu keşfedildi. Ayrıca atmosferin dönüşümlü bir sisteme sahip olduğu da bu çalışmalar sırasında ortaya kondu.</span></p>
<p style="color: #faf8f8; font-family: Arial, Helvetica, sans-serif; font-size: 13px; font-weight: bold;" align="left"><span style="color: #000000; font-family: 'andale mono', monospace; font-size: 14px;">Bilimsel gözlemler atmosferimizin dış kısmında uzay fırtınalarının yarattığı enerjiyi bir ısı kalkanı gibi emen bir koruyucu alanın mevcut olduğunu ortaya koymuştur. Gezegenimizi çevreleyen bu kalkan tabaka elektrik yüklü gaz ya da plazma bulutu oluşturup yeryüzünde yaşamı imkansız kılabilecek uzay fırtınası enerjisinin, atmosferin daha alt katmanlarına ulaşmasını engellemekte ve bu sayede Dünya&#8217;daki yaşamın sürmesi için hayati öneme sahip olan bir görevi yerine getirmektedir. </span></p>
<p style="color: #faf8f8; font-family: Arial, Helvetica, sans-serif; font-size: 13px; font-weight: bold;" align="left"><span style="color: #000000; font-family: 'andale mono', monospace; font-size: 14px;">Elektrik yüklü plazma bulutu o kadar sıcaktır ki; bu bulutu oluşturan tanecikler ısı yayarak bazen orta ve üst yörüngelerdeki uyduların çalışmalarını engellemektedir. Günümüze kadar, uzay fırtınalarının oluşturduğu enerji taneciklerinin, Güneş&#8217;in meydana getirdiği rüzgarlar tarafından tutulduğu düşünülüyordu. Ancak bu görüşün aksine, NASA&#8217;nın “Image” adı verilen uzay mekiğinin çalışmaları sırasında ortaya konan bu yeni keşif, atmosferin üst katmanlarından biri olan iyonosferin uzay fırtınalarına aktif olarak etki ettiğini kesin olarak ortaya çıkardı.</span><br />
<span style="color: #000000; font-family: 'andale mono', monospace; font-size: 14px;">Dünyamız son derece hassas dengelere bağlı bu mucizevi durum sayesinde uzay fırtınalarından korunmaktadır. Bu özel korumalı sistem elbette ki kendi kendine oluşmamıştır. Evrendeki mükemmel düzen Rabbimiz&#8217;in kusursuz yaratışıyla meydana gelmiştir.</span></p>
<p style="color: #faf8f8; font-family: Arial, Helvetica, sans-serif; font-size: 13px; font-weight: bold;" align="left"><span style="color: #000000; font-family: 'andale mono', monospace; font-size: 14px;">Fırtına kalkanı sayesinde zararlarından korunduğumuz bir diğer tehlike de güneş rüzgarlarıdır. Saniyede yaklaşık 400 kilometre hızla esen güneş rüzgarları Dünya&#8217;nın manyetik alanından hızla geçip ilerleyen elektrik yüklü parçalardan oluşur. Bu yolculuk esnasında milyonlarca amperlik korkunç bir elektrik akımı ortaya çıkar. Bu elektrik akımı da dünyanın gözle görülemeyen manyetik alan çizgilerine doğru akar ve özellikle kutup bölgelerinde trilyonlarca watt’lık enerji, atmosfere pompalanır. Dünyamızın fırtına kalkanı olmasaydı, bu çok büyük elektrik akımından gelen ısı, Dünyadaki yaşamı imkansız hale getirecekti.Dünyanın manyetik alanı sayesinde, güneş rüzgarlarının atmosferimize doğrudan çarpması ve zamanla meydana gelecek aşınmalar engellenmiş olmaktadır.</span></p>
<p style="color: #faf8f8; font-family: Arial, Helvetica, sans-serif; font-size: 13px; font-weight: bold;" align="left"><span style="color: #000000; font-family: 'andale mono', monospace; font-size: 14px;">Herşeyden haberdar olan Rabbimiz&#8217;in yarattığı eşsiz sistem sayesinde güneş rüzgarları manyetosfere çarpar ve gezegenimizin etrafını kuşatırlar. Bu patlamalar, Güneş’teki patlamalar ile birlikte daha büyük bir hıza ve yoğunluğa ulaşır, ardından uzay fırtınalarının da bu patlamaya eklenmesiyle çarpmanın şiddeti çok daha büyük bir boyuta ulaşır. Tüm bu yoğun fırtına bombardımanına maruz kalan Dünyamız, Allah’ın üstün yaratışının delillerinden olan bu kalkan sayesinde korunmaktadır.</span></p>
<p style="color: #faf8f8; font-family: Arial, Helvetica, sans-serif; font-size: 13px; font-weight: bold;" align="center"><span class="style1" style="color: #008080; font-family: 'andale mono', monospace; font-size: 28px;">GÖKYÜZÜ KORUNMUŞ BİR TAVANDIR</span></p>
<p style="color: #faf8f8; font-family: Arial, Helvetica, sans-serif; font-size: 13px; font-weight: bold;" align="left"><span style="color: #000000; font-family: 'andale mono', monospace; font-size: 14px;">Gökyüzünü seyreden insanlardan çoğunun aklına atmosferin koruyucu yapısı gelmeyebilir ancak atmosferimiz sanki Dünyamızı korumak için mücadele eden şuurlu bir varlık gibi hareket eder. Tüm bilimsel gözlemler, Dünya&#8217;daki yaşamın atmosferin bu özelliği sayesinde korunduğunu kanıtlamaktadır. Bu da, Allah’ın kusursuz yaratışı ile atmosferi hizmetimize verdiğini bize göstermektedir. </span></p>
<p style="color: #faf8f8; font-family: Arial, Helvetica, sans-serif; font-size: 13px; font-weight: bold;" align="left"><span style="color: #000000; font-family: 'andale mono', monospace; font-size: 14px;">Burada dikkati çeken çok önemli bir konu da, Allah’ın atmosferde yarattığı bu mükemmel sistemi Kuran-ı Kerim’de bildirmiş olmasıdır. 21. yüzyıl biliminin yeni tespit ettiği atmosferin koruyucu bir kalkan oluşturması hakkındaki bir Kuran ayeti şöyledir: <strong>“Gökyüzünü korunmuş bir tavan kıldık; onlar ise bunun ayetlerinden yüz çeviriyorlar.” (Enbiya Suresi, 32)</strong></span></p>
<p style="color: #faf8f8; font-family: Arial, Helvetica, sans-serif; font-size: 13px; font-weight: bold;" align="left"><span style="color: #000000; font-family: 'andale mono', monospace; font-size: 14px;">Atmosferin Kuran’da bildirilen bir diğer önemli özelliği de, dönüşümlü bir sisteme sahip olmasıdır. </span><br />
<span style="color: #000000; font-family: 'andale mono', monospace; font-size: 14px;">Atmosferin en dıştaki iki tabakası iyonosfer ve manyetosferdir. İyonosfer, yeryüzünden yayınlanan radyo dalgalarını yeryüzüne geri yansıtarak yayınların uzak mesafelerden de algılanmasını sağlar. Manyetosfer ise, Güneş’ten ve diğer yıldızlardan yayılan zararlı radyoaktif parçacıkları, yeryüzüne ulaşmadan uzaya geri döndürür. </span><br />
<span style="color: #000000; font-family: 'andale mono', monospace; font-size: 14px;">Bütün bunlar, atmosferde son derece özel bir geri döndürme sistemi olduğunu gösterir. </span><br />
<span style="color: #000000; font-family: 'andale mono', monospace; font-size: 14px;">Dünya&#8217;da canlılığın devamı için en uygun ortamın hazırlanmış olması Allah’ın kusursuz ve uyumlu yaratışının delillerindendir. </span></p>
<p style="color: #faf8f8; font-family: Arial, Helvetica, sans-serif; font-size: 13px; font-weight: bold;" align="left"><span style="color: #000000; font-family: 'andale mono', monospace; font-size: 14px;">Allah Kuran&#8217;da tüm yarattıklarının sahibi olduğunu ve herşeyin Kendisi&#8217;ne gönülden boyun eğdiklerini bildirmiştir. Bakara Suresi&#8217;ndeki ayetlerde Rabbimiz şöyle buyurmaktadır: </span><br />
<span style="color: #000000; font-family: 'andale mono', monospace; font-size: 14px;"><strong>“&#8230; göklerde ve yerde ne varsa O’nundur, tümü O’na gönülden boyun eğmişlerdir. Gökleri ve yeri (bir örnek edinmeksizin) yaratandır. O, bir işin olmasına karar verirse “OL” der, o da hemen oluverir.” (Bakara Suresi, 116-117)</strong></span></p>
<p style="color: #faf8f8; font-family: Arial, Helvetica, sans-serif; font-size: 13px; font-weight: bold;" align="center"><span class="style1" style="color: #008080; font-family: 'andale mono', monospace; font-size: 28px;">DÜNYA&#8217;NIN YARATILIŞINDAKİ MÜKEMMEL UYUM</span></p>
<p style="color: #faf8f8; font-family: Arial, Helvetica, sans-serif; font-size: 13px; font-weight: bold;" align="left"><span style="color: #000000; font-family: 'andale mono', monospace; font-size: 14px;">Dünya&#8217;nın &#8220;korunmuş tavan&#8221;ını oluşturan manyetik alanın var olması için, Ay&#8217;ın ve komşu gezegenlerin büyüklükleri ve Dünya&#8217;ya olan uzaklıkları da önemlidir. Komşu gezegenlerden birinin şimdikinden büyük olması, o gezegene büyük bir çekim kuvveti kazandıracaktı. Komşu gezegenin sahip olacağı bu büyük çekim kuvveti, Dünya&#8217;nın çekirdeğindeki katı ve sıvı kısımlardaki hareket hızını değiştirecek, bugünkü şekilde bir manyetik alanın oluşmasına engel olacaktı. &#8220;Dünya güneş çevresinde dönerken öyle bir yörünge çizer ki, her 18 milde doğru bir çizgiden ancak 2.8 mm ayrılır. Dünyanın çizdiği bu yörünge kıl payı şaşmaz, çünkü; yörüngeden 3 mm&#8217;lik bir sapma bile büyük felaketler doğururdu: sapma 2.8 yerine 2.5 olsaydı yörünge çok genişolurdu ve hepimiz donardık, sapma 3.1 mm olsaydı hepimiz kavrularak ölürdük.&#8221; (Bilim ve Teknik Dergisi, Temmuz 1983)</span><br />
<span style="color: #000000; font-family: 'andale mono', monospace; font-size: 14px;">Evrendeki tüm cisimlerin böyle bir uyum içinde yörüngelerine sadık kalarak hareket etmeleri, ortada muhakkak kontrollü bir sistemin var olduğunu hissettirir. Böyle büyük bir sistemin başı boş işlemesi mümkün değildir.</span><br />
<span style="color: #000000; font-family: 'andale mono', monospace; font-size: 14px;">Evrendeki cisimlerin hızlarını da hesaba kattığımızda, tüm veriler daha da karmaşıklaşır. Örneğin Dünya saatte 1.670 km. hızla kendi ekseni etrafında döner. Bugün insanlar tarafından üretilmişolan en hızlı merminin saatte ortalama 1.800 km. sürate sahip olduğu düşünülürse dünyanın devasa boyutlarına rağmen süratinin ne denli büyük olduğu anlaşılır. </span></p>
<p style="color: #faf8f8; font-family: Arial, Helvetica, sans-serif; font-size: 13px; font-weight: bold;" align="left"><span style="color: #000000; font-family: 'andale mono', monospace; font-size: 14px;">Dünya&#8217;nın Güneş etrafındaki hızı ise merminin yaklaşık 60 katıdır: saatte 108.000 km. Bu süratle yol alabilen bir araç yapılabilseydi, bu araç Dünya&#8217;nın çevresini 22 dakikada dolaşabilirdi.Dünya&#8217;nın ekseni yörüngesine 23 derecelik bir açıyla eğim yapar. Mevsimler bu eğim sayesinde oluşur. Bu eğim şimdiki değerinden daha fazla ya da daha az olsaydı, mevsimler arasındaki sıcaklık farkı aşırı boyutlara ulaşacağından yeryüzü üzerinde dayanılmaz sıcaklıkta yazlar ve aşırı soğuk kışlar yaşanırdı.</span></p>
<p style="color: #faf8f8; font-family: Arial, Helvetica, sans-serif; font-size: 13px; font-weight: bold;" align="left"><span style="color: #000000; font-family: 'andale mono', monospace; font-size: 14px;">Bütün bu bilgilerin bize gösterdiği, etrafımızda son derece hassas ve &#8220;yaşam için gerekli&#8221; dengelerden oluşan mükemmel sistemler olduğudur. Tüm bu sistemleri yaratarak insanın hizmetine veren de alemlerin Rabbi olan Allah&#8217;tır. Allah&#8217;ın bu kusursuz yaratışı Kuran&#8217;da şöyle haber verilir:<strong>&#8220;O, biri diğeriyle &#8216;tam bir uyum&#8217;içinde yedi gök yaratmış olandır. Rahman&#8217;ın yaratmasında hiçbir &#8216;çelişki ve uygunsuzluk&#8217;göremezsin. İşte gözü(nü) çevirip-gezdir; herhangi bir çatlaklık (bozukluk ve çarpıklık) görüyor musun? Sonra gözünü iki kere daha çevirip-gezdir; o göz umudunu kesmiş bir halde bitkin olarak sana dönecektir.&#8221; (Mülk Suresi, 3-4)</strong></span></p>
<p align="left">www.ateistlerecevap.org</p>
<hr />
<p align="left"><span style="color: #339966;"><strong>Anahtar Kelime Alanımız:</strong></span> <span style="font-size: 14px;">allah&#8217;ın varlığının ve birliğinin delilleri allah&#8217;ın varlığının akli delilleri allah&#8217;ın varlığının delilleri allah&#8217;ın varlığının delilleri nelerdir allah&#8217;ın varlığının mantıksal delilleri allah&#8217;ın varlığının delilleri slayt allah&#8217;ın varlığının ve birliğinin delilleri slayt allah&#8217;ın varlığının bilimsel kanıtları allah&#8217;ın varlığının delilleri ayet allah&#8217;ın varlığının akli ve nakli delilleri allah&#8217;ın varlığının akılla ispatı allah&#8217;ın varlığının ayetlerle delilleri allah&#8217;ın varlığının akıl yoluyla ispatı allah&#8217;ın varlığını aklımızla nasıl anlayabiliriz allah&#8217;ın varlığını aklımızla anlayabilir misiniz allah&#8217;ın varlığını aklımızla anlayabilir miyiz allah&#8217;ın varlığının bir delili allah&#8217;ın varlığının birliğinin delilleri allah&#8217;ın varlığının bilimsel ispatı allah&#8217;ın varlığının belirtileri allah&#8217;ın varlığı bilimsel olarak kanıtlandı allah&#8217;ın varlığına inanmayanlara cevap allah&#8217;ın varlığını kanıtlayan cümleler allah&#8217;ın varlığının delilleri pdf allah&#8217;ın varlığının delilleri kelam allah&#8217;ın varlığının delilleri özet allah&#8217;ın varlığının delilleri nizam delili allah&#8217;ın varlığının en büyük kanıtı allah&#8217;ın varlığının evrendeki delilleri allah&#8217;ın varlığının en büyük ispatı allah&#8217;ın varlığının en büyük delili allah&#8217;ın varlığının en büyük delilleri allah&#8217;ın varlığına en güzel cevap allah&#8217;ın varlığının felsefi delilleri allah&#8217;ın varlığının delilleri felsefe allah&#8217;ın varlığını gösteren deliller allah&#8217;ın varlığını gösteren örnekler allah&#8217;ın varlığını gösteren kanıtlar allah&#8217;ın varlığını gösteren akli deliller allah&#8217;ın varlığını gösteren mucizeler allah&#8217;ın varlığı hakkında deliller allah&#8217;ın varlığının ispatı allah&#8217;ın varlığını ıspatlayan deliller allah&#8217;ın varlığının ispatlayan örnekler allah&#8217;ın varlığının kanıtları allah&#8217;ın varlığının delilleri caner allah&#8217;ın varlığının delili allah&#8217;ın varlığının delilleri kısaca allah&#8217;ın varlığı ve birliğini gösteren örnekler allah&#8217;ın varlığının delilleri maddeler halinde allah&#8217;ın varlığına 3 delil allah&#8217;ın varlığının delilleri ppt allah&#8217;ın varlığına 5 kanıt allah&#8217;ın varlığının delilleri resimli allah&#8217;ın varlığına matematiksel kanıt allah&#8217;ın varlığının delilleri slayt allah&#8217;ın varlığının delilleri temanü allah&#8217;ın varlığını aklımızla nasıl anlayabiliriz allah&#8217;ın varlığının delilleri yazı allah&#8217;ın varlığının delilleri youtube allah&#8217;ın varlığının en büyük delili</span></p>The post <a href="https://ateistlerecevap.org/allahin-varligina-evrenden-deliller/" data-wpel-link="internal">Allah'ın varlığına Evrenden Deliller</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ateistlerecevap.org/allahin-varligina-evrenden-deliller/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Derin Denizlerde Olup Bitenler</title>
		<link>https://ateistlerecevap.org/derin-denizlerde-olup-bitenler/</link>
					<comments>https://ateistlerecevap.org/derin-denizlerde-olup-bitenler/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ateistlere Cevaplar]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 07 Mar 2018 09:40:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Tefekkür]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.ateistlerecevap.org/?p=1952</guid>

					<description><![CDATA[<p>DERİN DENİZLERDE NELER OLUYOR?  Günümüzde ulaşılan teknoloji ile yapılan araştırmalar sonucunda, uzun yıllar boyunca verimsiz olduğu düşünülen okyanusların derinliklerinde de yaşam olduğu belirlenmiştir. Güneş ışınlarının ulaşabileceğinden çok daha derinlerdeki bu yaşam, oldukça zorlu koşullara rağmen, Yüce Rabbimiz&#8217;in eşsiz yaratışı ile sürmektedir. Uzun yıllar bilim adamları tarafından verimsiz alanlar olarak değerlendirilen derin denizlerin, aslında benzersiz bir [&#8230;]</p>
The post <a href="https://ateistlerecevap.org/derin-denizlerde-olup-bitenler/" data-wpel-link="internal">Derin Denizlerde Olup Bitenler</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p class="style1" style="text-align: center;"><span style="font-size: 24px;"><strong><span style="color: #008080;">DERİN DENİZLERDE NELER OLUYOR?</span></strong></span></p>
<p align="left"><strong> </strong>Günümüzde ulaşılan teknoloji ile yapılan araştırmalar sonucunda, uzun yıllar boyunca verimsiz olduğu düşünülen okyanusların derinliklerinde de yaşam olduğu belirlenmiştir. Güneş ışınlarının ulaşabileceğinden çok daha derinlerdeki bu yaşam, oldukça zorlu koşullara rağmen, Yüce Rabbimiz&#8217;in eşsiz yaratışı ile sürmektedir.<br />
Uzun yıllar bilim adamları tarafından verimsiz alanlar olarak değerlendirilen derin denizlerin, aslında benzersiz bir yaşama ev sahipliği yapmakta olduğunu biliyor muydunuz? Bu denizlerin verimsiz olarak değerlendirilmesinin en önemli nedenlerinden biri, ışıktan tamamen yoksun olmasıdır. Ancak güneş ışınlarının ulaşabileceğinden çok daha derinlerdeki zorlu koşullar yalnızca zifiri karanlıkla sınırlı değildir. Aynı zamanda yüksek basınç, zehirli gazlar, aşırı yüksek ve düşük sıcaklık, yanardağ etkinlikleri gibi birçok olumsuz koşula rağmen, derinlerde yaşayan tüm canlılar bu koşullara kolaylıkla uyum sağlamaktadır.</p>
<p align="center"><a href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/1_clip_image002.jpg" data-wpel-link="internal"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-1953" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/1_clip_image002.jpg" alt="" width="448" height="336" srcset="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/1_clip_image002.jpg 448w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/1_clip_image002-300x225.jpg 300w" sizes="(max-width: 448px) 100vw, 448px" /></a></p>
<p align="left">Daha tam olarak keşfedilememiş olan bu derin dünyada yapılan her araştırma, derin denizlerdeki hayranlık uyandıran yaşamın tanınmasına vesile olmaktadır.</p>
<p class="style1"><span style="color: #008000; font-size: 20px;">DERİN DENİZLERDEKİ BİLİNMEYEN YAŞAM</span></p>
<p align="left">Okyanuslarda derinliğe bağlı olarak sıcaklık, basınç, besin maddelerinin yoğunluğu ve ışık oranı değişir.<br />
Deniz yüzeyinden tabanına doğru inildikçe koşullar farklılık gösterir. Bununla birlikte her derinlikte, ortamın koşullarına uygun yapı ve sistemlere sahip canlılar yaşamlarını sürdürürler.<br />
En derin noktası 11.000 metre, ortalama derinliği ise 5.000 metre olan okyanuslarda, 100 metrenin altına güneş ışığı ulaşmaz. Dolayısıyla buralarda fotosentez imkanı yoktur. Yüksek bir basınç, 2-4°C gibi düşük bir sıcaklık ve sürekli karanlık vardır. Kıt besin kaynakları, sadece üst tabakalardan yağan atıklar ve organik maddelerden oluşur. Kısacası söz konusu olan, insanların alışkın olduğundan tamamen farklı bir ortamdır. Tüm bu zor koşullara rağmen, okyanusların derinliklerinde çeşitli balıklar, birbirlerinden çok farklı omurgasız canlılar ve mikroorganizmalar yaşarlar.<br />
Okyanuslarla ilgili olarak 21. yüzyılın başında keşfedilen bir biyolojik olgu şöyledir: Okyanus dibindeki çamur tabakasında bulunan bazı bakteri ve arkebakteriler metan tüketmektedir. Bu bizim için hayati öneme sahip bir faaliyettir. Bu mikroorganizmaların her yıl yaklaşık 300 milyon ton kadar metan tükettikleri sanılmaktadır. Uzmanlara göre; &#8220;Bu miktar, insanların tarım, çöp gömme ya da fosil yakıt kullanma yollarıyla atmosfere saldıkları metan miktarına eşittir.&#8221; Dolayısıyla 20 Temmuz 2001 tarihli Science dergisinde belirtildiği gibi, &#8220;Bir zamanlar varlığı olanaksız sanılan bu metan yiyen mikropların, şimdi gezegenin karbon dolaşımı açısından çok önemli olduğu görülmektedir.&#8221;<br />
Burada dikkat çekici olan, söz konusu bakteriler arasındaki kusursuz iş birliği ve düzendir. Ancak içinde bulunduğumuz yüzyılın teknolojisiyle anlaşılabilen iş birliği şöyle özetlenebilir: Bakteriler sayesinde (onlardan bazı yapısal farklılıklar taşıyan) arkebakteriler oksijensiz ortamda metanla beslenebilirler; arkebakteriler ise bakterilerin ihtiyacı olan karbonu sağlarlar.<br />
Okyanusların binlerce metre derinliklerinde, oksijenin dahi bulunmadığı çamur katmanında yaşayan bu gözle görülmeyen canlılar durmaksızın insanlar için çalışırlar. Bu tek hücreli canlıların yok olmaları durumunda neler olacağını düşünmek, bunların bizim için önemini açıkça gösterir: Bu mikroorganizmalar ortadan kalktıkları takdirde, açık denizlerin dibinde bulunan büyük miktardaki metan gazı atmosfere karışır, sera etkisi nedeniyle küresel ısınma baş gösterir, dünyanın her yerindeki iklim dengeleri bozulur ve dünya yaşayamayacağımız kadar sıcak bir gezegene dönüşürdü.<br />
2001 yılında anlaşılmıştır ki, okyanusların altındaki yer kabuğunun içinde bazı bakteri türleri yaşamaktadır. Bu mikroorganizmaların doğal yaşam alanı, deniz yüzeyinin binlerce metre altındaki okyanus tabanının 300 metre derinliğe kadar olan bölümüdür. Yaşam alanlarının yanı sıra, söz konusu canlıların faaliyetleri de insanı hayrete düşürmektedir. Bu bakterilerin besin kaynakları kayalardır; kayaları yiyerek beslenirken tüm canlılar açısından çok önemli bir işi daha gerçekleştirirler: Okyanuslarda, elementlerin ve kimyasal maddelerin dolaşımına önemli katkıda bulunurlar. Bu noktada daha dikkatli düşünürsek, yeryüzündeki yaşam için çok önemli olan bu işlemi yapanların, tüm laboratuvarlar ve bilim adamlarının biraraya gelseler bile yapamayacakları bu işi gerçekleştiren varlıkların tek hücreli organizmalar olduğu görülecektir.</p>
<p align="center"><a href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/1_clip_image004.jpg" data-wpel-link="internal"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-1954" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/1_clip_image004.jpg" alt="" width="475" height="356" srcset="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/1_clip_image004.jpg 475w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/1_clip_image004-300x225.jpg 300w" sizes="(max-width: 475px) 100vw, 475px" /></a><br />
<span style="color: #008000; font-size: 20px;"><strong><span class="style1">DERİN DENİZLERİN KEŞFİ</span></strong></span></p>
<p align="left">Güneş&#8217;in canlılara büyük yarar sağlayan ışınları, denizlerde ancak 200-300 metre derinliğe kadar ulaşabilmektedir. Okyanus canlıları da bu nedenle bu aydınlık kuşakta yaşamayı tercih etmektedirler. Aydınlık kuşakta üretilen besinin ve canlı artıklarının bir bölümüyse zamanla okyanusun derinliklerine ulaşır ve daha aşağılardaki canlıların yaşamasını mümkün kılar. (Günümüz teknolojisi ile yapılan ölçümlere göre güneş ışığının % 3-30&#8217;u deniz yüzeyinde yansıtılır. İlk 200 metredeyse ışık spektrumunun mavi ışığı en son olmak üzere 7 rengin tümü ardı ardınca emilir. 1000 metrenin altındaki derinliklerde ise artık hiçbir şekilde ışığa rastlamak mümkün değildir.)<br />
Deniz altında araştırma yapan ilk bilim adamları tüm bu detayları hesaba katarak 600 metreden daha derin yerlerde canlı yaşamı olmadığını ileri sürmüşlerdir. Çünkü eğer derinlerdeki canlılar yalnızca yukarıdaki canlılardan arta kalan yiyecekler sayesinde yaşıyorlarsa, belli bir derinlikten sonra besinler tükenecek ve derinlerdeki canlılar yaşamlarını yitireceklerdi. Ancak ilerleyen yıllarda yapılan araştırmalar, okyanusların en derin yerlerinde bile canlıların yaşadığını göstermiştir.<br />
1977 yılında okyanusların derinliklerinde bulunan sıcak su ağızlarında yapılan araştırmalar sonucunda, derin denizlerde yaşam olduğu belirlenmiştir. O zamana kadar canlı yaşamının imkansız olduğu düşünülmüşse de, bilim adamları bu araştırma sonucunda sıcak su ağızlarında beklemedikleri bir görüntü ile karşılaşmışlardı. Sıcak su ağızları yoğun bir şekilde omurgasız canlılarla çevriliydi. Bu canlıların bir bölümü, daha önceden tanınan midye gibi canlıların çok daha büyükleriyken, bir bölümü de ilk defa karşılaşılan dev tüp solucanlarıydı.<br />
Yapılan keşifte bilim adamlarını en çok şaşırtan, sıcak su ağızlarındaki kompleks yaşam ve canlı çeşitliliğiydi. Ancak bilim adamlarında merak uyandıran konu, güneş ışığı da dahil tüm besin kaynaklarından uzak olan bu ekosistemin nereden beslendiği olmuştur. Bu doğrultuda yapılan araştırmalar sonucunda ise mucize gerçek ortaya çıkmıştır: Okyanusun derinliklerindeki sıcak su ağızlarında besin için ne ışığa ne de suyun yüzeyinden aşağıya çöken besin ve canlı artıklarına ihtiyaç vardır. Sıcak su ağızlarında, kimyasal olarak besin üreten canlılar bulunmaktadır.</p>
<p align="center">
<span style="font-size: 20px; color: #008000;"><strong><span class="style1">Kimyasal Besin Üretimi</span></strong></span></p>
<p align="left">Sıcak su ağızlarındaki harikulade doğal yaşam keşfedilinceye kadar, bu tarz ekosistemlerdeki besin üretiminin ancak ışık enerjisi ile mümkün olduğu düşünülmekteydi. Ancak bu araştırma sonucu keşfedilen bir diğer gerçek, sıcak su ağızlarında yaşayan ve besin üreten canlıların, basit moleküllerdeki kimyasal enerjiden yararlanan bakteriler olduğuydu. &#8220;Kemosentez&#8221; olarak adlandırılan bu işlemde bakteriler, sıcak su içinde çözünmüş hidrojen sülfür, hidrojen ve metan gibi gazlardaki kimyasal enerjiyi kullanıp karbondioksitle suyu birleştirerek besin üretiyorlardı.</p>
<p align="center">
<span style="font-size: 20px;"><strong><span class="style1" style="color: #008000;">Sıcak Su Ağızlarında Ortak Yaşam</span></strong></span></p>
<p align="left">Yapılan araştırmalar sonucu kimyasal enerjiden besin üreten bakterilerin ardından, birçok canlı ve olağanüstü sistem daha keşfedilmiştir. Bunlardan biri de sıcak su ağızlarında yaşayan canlılar arasındaki ortak yaşam ilişkisidir.</p>
<p align="center"><a href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/1_clip_image006.jpg" data-wpel-link="internal"><img loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-1955 alignleft" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/1_clip_image006.jpg" alt="" width="396" height="297" srcset="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/1_clip_image006.jpg 396w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/1_clip_image006-300x225.jpg 300w" sizes="(max-width: 396px) 100vw, 396px" /></a>    <a href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/1_clip_image008.jpg" data-wpel-link="internal"><img loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-1956 alignnone" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/1_clip_image008.jpg" alt="" width="397" height="298" srcset="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/1_clip_image008.jpg 397w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/1_clip_image008-300x225.jpg 300w" sizes="(max-width: 397px) 100vw, 397px" /></a></p>
<p align="left">Ağızdan çıkan sıcak suyun okyanusun soğuk suyu ile karışması sonucu, ağız çevresinde yaşama ve ortak yaşama imkan sağlayan bir ortam oluşur. Sıcak su ağızlarında yaşayan canlıların büyük bir bölümü, sıcaklığı 10-200C arasında değişen bu ılıman bölgede yaşar. Kemosentez yapan bakterilerin aşırı sıcağı sevenleri ise sıcaklığın 1000C&#8217;yi bulduğu bölgelerde yaşar.<br />
Okyanus derinliklerindeki sıcak su ağızlarında yaşayan canlıların başlıcaları, eklembacaklılar, yumuşakçalar ve solucanlardır. Önceleri bu canlıların yaşamlarının av-avcı ilişkisine dayandığı düşünülmüşse de araştırma ilerledikçe bu açıklamanın yeterli olmadığı ve burada yaşayan canlılar arasında ortak yaşam ilişkisi olduğu ortaya çıkmıştır.<br />
Sıcak su ağızlarındaki doğal yaşamın en dikkat çekici canlılarından biri, ne besin alacak bir ağzı ne de aldığı besinleri sindirecek bir sindirim sistemi olmayan dev tüp solucanlarıdır. Araştırmalar sonucunda dev tüp solucanlarının, trofozom adı verilen organında kemosentez yapan bakteriler olduğu ortaya çıkmıştır. Bu doğrultuda bilim adamları sıcak su ağızlarındaki yaşamın önemli bir sırrını aydınlatmışlardır. Dev tüp solucanı kendi hücreleri içinde yaşayan bakterilere kimyasal madde sağlarken, bakteriler de solucana besin sağlıyordu. Bu bilimsel gerçeğin bulunmasının ardından midye ve tarak gibi ağız çevresinde yaşayan diğer pek çok canlının da kemosentez yapan bakterilerle benzer bir ortak yaşam ilişkisi içinde olduğu keşfedilmiştir.</p>
<p align="center">
<span style="font-size: 20px; color: #008000;"><strong><span class="style1">Derin Karanlıklardaki Zorlu Koşullar</span></strong></span></p>
<p align="left">Yeni bir sıcak su ağzı oluştuğu andan itibaren o bölgedeki doğal yaşamda birçok zorlu koşul oluşur. Okyanusun en alt tabakasında yeni bir ağız meydana geldiğinde, buraya ilk yerleşen canlılar kemosentez yapan bakterilerdir. Oldukça fazla sayıda ve hızla çoğalan bu bakteriler, ağız çevresinde kalın bir tabaka oluştururlar. Bu oluşumun ardından diğer canlılar da zamanla ağız çevresine yerleşmeye başlarlar. Besin kaynaklarından bu denli uzak ve soğuk olan bu bölgelere daha sonra sırasıyla karides benzeri amfipod ve kopepodlar, karides ve salyangozlar, tüp solucanları, ıstakozlar, ahtapotlar, midye ve taraklar yerleşir.</p>
<p align="center"><a href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/1_clip_image010.jpg" data-wpel-link="internal"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-1957" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/1_clip_image010.jpg" alt="" width="416" height="312" srcset="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/1_clip_image010.jpg 416w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/1_clip_image010-300x225.jpg 300w" sizes="(max-width: 416px) 100vw, 416px" /></a></p>
<p align="left">Ancak her zaman için bu bölgelerde yaşam koşullarını olumsuz etkileyecek şartlar oluşabilir. Örneğin buradaki canlılar, sıcak su ağzında etkinliğin çok artmasıyla haşlanabilirler. Ya da ağıza su sağlayan kaynağın yön değiştirmesi ya da tıkanmasıyla ağızdaki canlı yaşamı sona erebilir. Bu durumda mevcut besin kaynakları yok olacağı ve suyun ısısı aniden düşeceği için sıcak su ağzının çevresinde yaşayan tüm canlılar büyük zorluklarla ve hayati tehlikelerle karşı karşıya kalırlar. Bu noktada yapılabilecek tek şey yeni bir sıcak su ağzı bulmaktır. Ağız çevresinde yaşayan canlılar ya bir yere tutunarak yaşadıkları ya da çok yavaş hareket ettikleri için yeni bir ağız bulmaları oldukça zordur. Ancak bu duruma rağmen hareket edemeyen canlılar, yüzebilen larvalarının yeni bir ağız bulmaları sayesinde mucizevi bir şekilde soylarını devam ettirirler.</p>
<p align="center">
<span style="font-size: 20px; color: #008000;"><strong><span class="style1">Kuran&#8217;da Bildirilen &#8220;Denizlerdeki Karanlık&#8221;</span></strong></span></p>
<p align="left">Günümüz teknolojisi kullanılarak üretilmiş olan denizaltı gibi araçlar ve çeşitli özel aletler, denizlerin genel coğrafi yapısı, derinliği gibi bilgilere ulaşmakta kullanılan en önemli unsurlardır. Bu araçlar sayesinde yapılan ölçümlere göre, güneş ışığının % 3-30&#8217;u deniz yüzeyinde yansıtılır. İlk 200 metredeyse ışık spektrumunun mavi ışığı en son olmak üzere yedi rengin tümü ardı ardınca emilir. Derin denizlerdeki genel ortam Oceans (Okyanuslar) adlı kitapta şu şekilde tanımlanmaktadır:<br />
Bugün biliyoruz ki, derin denizlerdeki ve okyanuslardaki karanlık, yaklaşık olarak 200 metre ve daha derin yerlerde olur. Bu derinlikte, hemen hemen hiç ışık yoktur. 1000 metrenin altındaki derinliklerde ise artık hiçbir şekilde ışığa rastlamak mümkün değildir. (Danny Elder, John Pernetta, <em>Oceans</em>, Mitchell Beazley Publishers, London, 1991, s. 27.)<br />
Bir insanın teknolojik aletler olmadan 70 metreden daha derine dalması çoğunlukla mümkün değildir. Bununla birlikte bir insanın yardımsız olarak okyanusların 200 metre civarındaki karanlık derinliklerinde yaşaması da kesinlikle mümkün değildir. Bu nedenle bilim adamları denizler hakkındaki detaylı bilgileri çok yakın zamanlarda keşfetmişlerdir. Oysa engin denizlerin karanlık olduğu, Kuran&#8217;da bundan 1400 sene önce Nur Suresi&#8217;nde bildirilmiştir.<br />
Hiçbir teknolojinin, dolayısıyla insanların denizlerin derinliklerine dalacak araçlarının olmadığı bir dönemde, böyle bir bilginin verilmiş olması şüphesiz Kuran mucizelerinden biridir. Denizlerdeki karanlıkların bilgisinin geçtiği Kuran ayetinde şöyle buyrulmaktadır:<br />
<strong>Ya da (inkar edenlerin amelleri) engin bir denizdeki karanlıklara benzer; onun üstünü bir dalga kaplar, onun üstünde bir dalga, onun da üstünde bir bulut vardır. Bir kısmı bir kısmı üzerinde olan karanlıklar; elini çıkardığında onu bile neredeyse göremeyecek. Allah kime nur vermemişse, artık onun için nur yoktur.</strong> (Nur Suresi, 40)</p>
<p align="center"><a href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/1_clip_image011.jpg" data-wpel-link="internal"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-1958" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/1_clip_image011.jpg" alt="" width="392" height="294" srcset="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/1_clip_image011.jpg 392w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/1_clip_image011-300x225.jpg 300w" sizes="(max-width: 392px) 100vw, 392px" /></a><br />
<span style="color: #008080;"><strong><span class="style1" style="font-size: 24px;">Sonuç</span></strong></span></p>
<p align="left">Bilim dünyasında büyük yankı uyandıran sıcak su ağızlarının keşfi, önemli bir gerçeği gözler önüne sermektedir. Bu ağızlarda yaşayan canlıların bir bölümü incelenmiş ve tanımlanmış olsa da % 95&#8217;i henüz tanımlanamamıştır. Sıcak su ağızlarındaki bu yaşam ve canlı çeşitliliği Yüce Rabbimiz&#8217;in evrenin her noktasındaki hakimiyetini, ilmini ve rahmetini sergilemektedir. Evrendeki herşeyi yaratan, evrenin her köşesinde sonsuz aklını tecelli ettiren Yüce Allah&#8217;tır. Allah&#8217;ın ilmiyle her yeri kuşattığı Kuran&#8217;da şu şekilde bildirilmektedir:<br />
<strong>Sizin İlahınız yalnızca Allah&#8217;tır ki, O&#8217;nun dışında İlah yoktur. O, ilim bakımından herşeyi kuşatmıştır.</strong> (Taha Suresi, 98)</p>The post <a href="https://ateistlerecevap.org/derin-denizlerde-olup-bitenler/" data-wpel-link="internal">Derin Denizlerde Olup Bitenler</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ateistlerecevap.org/derin-denizlerde-olup-bitenler/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Mücadele suresinin 12. ve 13. ayetlerinde bahsi geçen &#034;Elçi&#034; ile gizli konuşmadan önce sadaka verilmesi olayı nasıldır?</title>
		<link>https://ateistlerecevap.org/mucadele-12-13-aciklamasi/</link>
					<comments>https://ateistlerecevap.org/mucadele-12-13-aciklamasi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ateistlere Cevaplar]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 06 Mar 2018 08:12:15 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Ayetler]]></category>
		<category><![CDATA[kuran mücadele 12]]></category>
		<category><![CDATA[mücadele 12 ateist]]></category>
		<category><![CDATA[mücadele 12 ayet]]></category>
		<category><![CDATA[mücadele 12 diyanet]]></category>
		<category><![CDATA[mücadele 12 ekşi]]></category>
		<category><![CDATA[mücadele 12 elmalılı]]></category>
		<category><![CDATA[mücadele 12 tefsir]]></category>
		<category><![CDATA[mücadele 12 tefsiri]]></category>
		<category><![CDATA[mücadele 12.ayet tefsiri]]></category>
		<category><![CDATA[mücadele suresi 12-13]]></category>
		<category><![CDATA[mücadele suresi 12. ayet meali]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.ateistlerecevap.org/?p=1947</guid>

					<description><![CDATA[<p>&#160; Bazı alimler, buradaki sadaka verilmesi emrinin, vücub değil de, nedb/müstahab/sünnet ifade ettiğini söylemişlerdir. (Razî, ilgili ayetin tefsiri) Alimlerin önemli bir kısmına göre, Resûlullah ile özel olarak konuşmadan önce sadaka verilmesi hükmünün, kısa bir süre sonra neshedildiğini söylemişlerdir. (Taberî, Razî, İbn Kesir, ilgili ayetin tefsiri) Dolayısıyla bu sadakanın günümüzde verilmesine dair bir hüküm söz konusu değildir. İlgili [&#8230;]</p>
The post <a href="https://ateistlerecevap.org/mucadele-12-13-aciklamasi/" data-wpel-link="internal">Mücadele suresinin 12. ve 13. ayetlerinde bahsi geçen "Elçi" ile gizli konuşmadan önce sadaka verilmesi olayı nasıldır?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/mucadele-suresi-12-13-aciklamsi.png" data-wpel-link="internal"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-1948" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/mucadele-suresi-12-13-aciklamsi.png" alt="" width="1280" height="720" srcset="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/mucadele-suresi-12-13-aciklamsi.png 1280w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/mucadele-suresi-12-13-aciklamsi-300x169.png 300w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/mucadele-suresi-12-13-aciklamsi-1024x576.png 1024w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/mucadele-suresi-12-13-aciklamsi-768x432.png 768w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/mucadele-suresi-12-13-aciklamsi-1200x675.png 1200w" sizes="(max-width: 1280px) 100vw, 1280px" /></a><br />
&nbsp;<br />
<div class="su-box su-box-style-noise" id="" style="border-color:#3b0000;border-radius:10px"><div class="su-box-title" style="background-color:#6e2e28;color:#FFFFFF;border-top-left-radius:8px;border-top-right-radius:8px">Soru Detayı</div><div class="su-box-content su-u-clearfix su-u-trim" style="border-bottom-left-radius:8px;border-bottom-right-radius:8px">Mücadele suresinin 12. ve 13. ayetlerinde bahsi geçen &#8220;Elçi&#8221; ile gizli konuşmadan önce sadaka vermenin hikmeti nedir? Bu ayetler günümüz insanları için ne ifade etmektedir? </div></div>
Bazı alimler, buradaki sadaka verilmesi emrinin, <strong>vücub değil de, nedb/müstahab/sünnet</strong> ifade ettiğini söylemişlerdir. (Razî, ilgili ayetin tefsiri)<br />
Alimlerin önemli bir kısmına göre, Resûlullah ile özel olarak konuşmadan önce sadaka verilmesi hükmünün, kısa bir süre sonra neshedildiğini söylemişlerdir. (Taberî, Razî, İbn Kesir, ilgili ayetin tefsiri)<br />
Dolayısıyla bu sadakanın günümüzde verilmesine dair bir hüküm söz konusu değildir.<br />
İlgili ayetler şöyledir:<br />
[stextbox id=&#8217;info&#8217;]
<strong>“Ey iman edenler! Peygamber ile gizli bir şey konuşacağınız zaman, bu konuşmanızdan önce bir sadaka veriniz. Bu sizin için daha hayırlı ve daha temizdir. Şayet bir şey bulamazsanız, bilin ki Allah bağışlayandır, esirgeyendir.&#8221;</strong><br />
<strong>&#8220;Gizli bir şey konuşmanızdan önce sadakalar vermekten çekindiniz mi? Bunu yapmadığınıza ve Allah da sizi affettiğine göre artık namazı kılın, zekâtı verin Allah’a ve Resulüne itaat edin. Allah yaptıklarınızdan haberdardır.” </strong><em>(Mücadele, 58/12-13)</em><br />
[/stextbox]
Böyle bir davranışta, değişik hikmetlerin olması düşünülebilir. <strong>Bunlar:</strong><br />
[stextbox id=&#8217;warning&#8217;]
<em><strong>1.</strong> Hz. Peygamber ve onunla konuşmanın kıymetine dikkatleri çekmektir. Zîra insan bir şeyi zorlukla elde ettiği zaman, onu gözünde büyütür ve kıymetini daha iyi anlar. Fakat kolaylıkla elde ederse, ona fazla önem vermez.</em><br />
<em><strong>2.</strong> Resûlullah ile konuşmadan önce verilecek böyle bir sadaka sayesinde, fakirlere pek çok faydalar sağlanmış olur.</em><br />
<em><strong>3.</strong> Lüzumsuz sorulardan dolayı boş yere meşgul edilen Hz. Peygamberin, böylelikle yükü hafifletilmiş oldu.</em><br />
<em><strong>4.</strong> Ulu orta çok soru sormaktan sakındırmaya yönelik dikkatler çekilmiştir.</em><br />
<em><strong>5.</strong> Sorularında samimi olanlarla olmayanlar, münafıklarla, gerçekten inananlar birbirinden ayırdedilmiş oldular.</em><br />
[/stextbox]
&#8211; Bu gün de bu gibi terbiye adabı ve edepten dersler çıkarmak mümkündür.<br />
Burada dikkat çeken bir nokta, bu konudaki uygulamanın disipline edilmesine çalışılırken, sırf biçimsel bir düzenleme yapma cihetine gidilmeyip getirilen şeklin aynı zamanda <strong>kamuya yarar sağlamasının hedeflenmiş</strong> olmasıdır. Gerçekten, Kur&#8217;an&#8217;ın hemen her zaman iman konusuyla paralel olarak işlediği <strong>infakın önemine özel bir vurgu</strong> anlamı taşıyan bu düzenlemeyle<em> -en azından teorik düzeyde-</em> <strong>yoksulların hakkıyla ilgili hassas bir denge</strong> de sağlanmıştır. Zira bu usulün işlemesi halinde daha önce olduğu gibi fakirlerin sıra beklemeleri, onların mağduriyete uğramalarından ziyade kendilerine ayrılan <strong>bir fonun kaynağını güçlendirmiş </strong>olacaktı. Fakat asıl hedef gerçekleşince bu usulün bir kural halinde işletilmesine gerek kalmadı.<br />
Müslümanların böyle bir tecrübe yaşamaları, geride, bir yandan <strong>Resûl-i Ekrem&#8217;in hatırasına ve gösterdiği davranış modeline özel bir saygı ve dikkat gösterilmesi gereği, diğer yandan da imkânı olanların ihtiyaç sahiplerini sürekli gözetme vecibesinin</strong> bulunduğu konularında özel bir mesaj ve vurgu bırakmış oldu.<br />
Öte yandan, bu düzenlemeyle münafıkların Resûlullah&#8217;ın huzurunu işgal etmelerinin engellenmesinin veya bunların müminlerden ayırt edilmelerinin de hedeflendiği düşünülebilir. Çünkü onların Peygamber&#8217;i samimi olarak dinlemek gibi bir amaçları olmadığı için, bu uğurda maddî bir fedakârlıkta bulunmayı göze almaları beklenemezdi.<br />
Müminlerin bu konudaki kusurlarının Allah tarafından bağışlandığı, bu düzenlemeyi yeni bir malî yükümlülük şeklinde algılamamaları, ama <strong>mevcut yükümlülüklerini</strong> hakkıyla yerine getirmeye çalışmaları, yani <strong>namazlarını özenle kılıp zekâtlarını vermeleri, Allah ve Resulüne itaaat etmeleri </strong>istenmektedir.</p>The post <a href="https://ateistlerecevap.org/mucadele-12-13-aciklamasi/" data-wpel-link="internal">Mücadele suresinin 12. ve 13. ayetlerinde bahsi geçen "Elçi" ile gizli konuşmadan önce sadaka verilmesi olayı nasıldır?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ateistlerecevap.org/mucadele-12-13-aciklamasi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Allah Neden Kadın Peygamber Göndermemiştir?</title>
		<link>https://ateistlerecevap.org/allah-neden-kadin-peygamber-gondermemistir/</link>
					<comments>https://ateistlerecevap.org/allah-neden-kadin-peygamber-gondermemistir/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ateistlere Cevaplar]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 05 Mar 2018 08:10:14 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sorular]]></category>
		<category><![CDATA[Allah Neden Kadın Peygamber Yollamamıştır?]]></category>
		<category><![CDATA[Kadın Peygamber]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.ateistlerecevap.org/?p=1942</guid>

					<description><![CDATA[<p>Peygamberlik ağır bir yük, güç bir vazifedir. Kadın ise yaratılışı itibarıyla nazik ve zayıf olduğundan, böyle ağır ve zor bir işin üstesinden gelemez. Çünkü peygamberlik devamlı bir şekilde sabır ve mücadele etmek ister. İstisnasız bütün peygamberler hak dini anlatırken, çeşitli belâlara ve sıkıntılara mâruz kalmışlardır. Hz. Âdem (as)&#8217;den Peygamber Efendimize (asm) kadar bütün peygamberlere çeşitli [&#8230;]</p>
The post <a href="https://ateistlerecevap.org/allah-neden-kadin-peygamber-gondermemistir/" data-wpel-link="internal">Allah Neden Kadın Peygamber Göndermemiştir?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/Allah-neden-Kadin-Peygamber-Yollamamistir.png" data-wpel-link="internal"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-1943" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/Allah-neden-Kadin-Peygamber-Yollamamistir.png" alt="" width="1280" height="720" srcset="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/Allah-neden-Kadin-Peygamber-Yollamamistir.png 1280w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/Allah-neden-Kadin-Peygamber-Yollamamistir-300x169.png 300w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/Allah-neden-Kadin-Peygamber-Yollamamistir-1024x576.png 1024w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/Allah-neden-Kadin-Peygamber-Yollamamistir-768x432.png 768w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/Allah-neden-Kadin-Peygamber-Yollamamistir-1200x675.png 1200w" sizes="(max-width: 1280px) 100vw, 1280px" /></a><br />
Peygamberlik ağır bir yük, güç bir vazifedir. Kadın ise yaratılışı itibarıyla nazik ve zayıf olduğundan, böyle ağır ve zor bir işin üstesinden gelemez. Çünkü peygamberlik devamlı bir şekilde sabır ve mücadele etmek ister. İstisnasız bütün peygamberler hak dini anlatırken, çeşitli belâlara ve sıkıntılara mâruz kalmışlardır.<br />
Hz. Âdem (as)&#8217;den Peygamber Efendimize (asm) kadar bütün peygamberlere çeşitli iftira ve hakaretler yapılmış, pek çoğu işkence görmüş; başta Hz. Zekeriya, Hz. Yahya ve Hz. Cercis (aleyhimüsselam) olmak üzere, yüzlercesi de şehid edilmiştir. Peygamberlerin hepsi de bütün bu zulüm ve eziyetlere karşı tam bir sabır ve tahammül göstermişlerdir. <em>Cenâb-ı Hak böyle zor ve ağır bir vazifeyi kadınlara yüklememiştir.</em><br />
Ayrıca kadının biyolojik yapısı bir engeldir. Çünkü, nübüvvet vazifesini ayda on beş gün hayızdan dolayı yapamayacak, imamete geçemeyecek, orucunu tutamayacaktı. Bir de lohusalık durumu var ve hele hamileyken, işleri yürütmesi bütün bütün zorlaşacaktı. Zira çocuğu karnında veya kucağında taşırken, insanları idare edecek ordu kumandanı olacak; strateji tespitinde bulunacak ve fiziki durumunun gereği, bütün boşluklara rağmen, en önde bulunması gerekli olan bir insan kadar çevik hareket edecek&#8230;<br />
Bütün bunlar, kadının peygamberliğini imkânsız kılan şeylerdir. Evet, bunların kadınlar tarafından, kadınlara has arızalarla birlikte yürütülmesinin imkânı yoktur. Efendiler Efendisi (asm) de bu hususa dikkati çekmiş ve onları: <strong>&#8220;Yâni dine ait meseleleri tam yerine getiremeyen ve bazı şeyleri idrak edemeyenler&#8221;</strong> diye anlatmıştır.<br />
Evet, dediğimiz gibi, neredeyse ayın yarısı arızalı&#8230; Keza, çocuk yüzünden ibadetleri kusurlu ve noksan, sonra da peygamberlik! Halbuki peygamber, rehber ve kusursuz bir önderdir. Çünkü herkes onun vaziyetine bakıp durumunu ayarlayacaktır. Herkes kadınlığa ait keyfiyetleri de peygamberlerin saadet hanelerindeki kadınlardan öğrenecektir.</p>The post <a href="https://ateistlerecevap.org/allah-neden-kadin-peygamber-gondermemistir/" data-wpel-link="internal">Allah Neden Kadın Peygamber Göndermemiştir?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ateistlerecevap.org/allah-neden-kadin-peygamber-gondermemistir/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Işık Saçan Canlıları Sizler İçin Derledik</title>
		<link>https://ateistlerecevap.org/isik-sacan-canlilari-sizler-icin-derledik/</link>
					<comments>https://ateistlerecevap.org/isik-sacan-canlilari-sizler-icin-derledik/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ateistlere Cevaplar]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 02 Mar 2018 11:01:17 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Tefekkür]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.ateistlerecevap.org/?p=1911</guid>

					<description><![CDATA[<p>Doğanın eşsiz güzelliklerinden biri olan ışık saçan canlılar hem estetik olarak hem de bilimsel olarak son derece ilginç canlılar. Bu yazımızda ışık saçan canlıların özelliklerini ve bazı ışık saçan canlıları fotoğraflarıyla birlikte derledik. Mikroorganizmalardan devasa canlılara kadar birbirinden ilginç ve muhteşem yaratıklara sahip olan doğayı, hem merakın ve ilginin artması hem de gelişen teknolojinin verdiği imkânlar [&#8230;]</p>
The post <a href="https://ateistlerecevap.org/isik-sacan-canlilari-sizler-icin-derledik/" data-wpel-link="internal">Işık Saçan Canlıları Sizler İçin Derledik</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Doğanın eşsiz güzelliklerinden biri olan ışık saçan canlılar hem estetik olarak hem de bilimsel olarak son derece ilginç canlılar. Bu yazımızda ışık saçan canlıların özelliklerini ve bazı ışık saçan canlıları fotoğraflarıyla birlikte derledik.<br />
<a href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/Microorganism-Bacteria.jpg" data-wpel-link="internal"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-1912" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/Microorganism-Bacteria.jpg" alt="" width="829" height="518" srcset="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/Microorganism-Bacteria.jpg 829w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/Microorganism-Bacteria-300x187.jpg 300w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/Microorganism-Bacteria-768x480.jpg 768w" sizes="(max-width: 829px) 100vw, 829px" /></a><br />
<img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-3485 td-animation-stack-type0-1" src="http://www.evrenvebilim.com/wp-content/uploads/2018/02/Microorganism-Bacteria.jpg" sizes="(max-width: 2560px) 100vw, 2560px" srcset="http://www.evrenvebilim.com/wp-content/uploads/2018/02/Microorganism-Bacteria.jpg 2560w, http://www.evrenvebilim.com/wp-content/uploads/2018/02/Microorganism-Bacteria-300x188.jpg 300w, http://www.evrenvebilim.com/wp-content/uploads/2018/02/Microorganism-Bacteria-768x480.jpg 768w, http://www.evrenvebilim.com/wp-content/uploads/2018/02/Microorganism-Bacteria-1024x640.jpg 1024w, http://www.evrenvebilim.com/wp-content/uploads/2018/02/Microorganism-Bacteria-696x435.jpg 696w, http://www.evrenvebilim.com/wp-content/uploads/2018/02/Microorganism-Bacteria-1068x668.jpg 1068w, http://www.evrenvebilim.com/wp-content/uploads/2018/02/Microorganism-Bacteria-672x420.jpg 672w" alt="" width="2560" height="1600" /><br />
<strong>Mikroorganizmalardan </strong>devasa canlılara kadar birbirinden ilginç ve muhteşem yaratıklara sahip olan doğayı, hem merakın ve ilginin artması hem de gelişen teknolojinin verdiği imkânlar sayesinde bütün güzellikleriyle keşfetmemiz bir süre sonra kaçınılmaz oluyor.<br />
Işık saçan canlılar, kimyasal tepkimelerde açığa çıkan enerjiyi ışığa çevirirken o kadar verimli kullanıyor ki, günlük hayatta kullandığımız floresan lambalarda elektrik enerjisinin <strong><em>%75’i ışık</em></strong>, <em><strong>% 25’i ısı</strong></em>, klasik ampullerde ise <strong><em>% 25’i ışık</em> <em>%75’i ısı</em></strong> olarak açığa çıkarken, ışık saçan canlılar biyoluminesans tepkimeleriyle açığa çıkan enerjinin <em><strong>%98’ine</strong></em> kadarını ışık olarak yayabiliyorlar.<br />
<img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-3501 td-animation-stack-type0-1" src="http://www.evrenvebilim.com/wp-content/uploads/2018/02/bilim-insanlar%C4%B1.jpg" sizes="(max-width: 3500px) 100vw, 3500px" srcset="http://www.evrenvebilim.com/wp-content/uploads/2018/02/bilim-insanları.jpg 3500w, http://www.evrenvebilim.com/wp-content/uploads/2018/02/bilim-insanları-300x225.jpg 300w, http://www.evrenvebilim.com/wp-content/uploads/2018/02/bilim-insanları-768x576.jpg 768w, http://www.evrenvebilim.com/wp-content/uploads/2018/02/bilim-insanları-1024x768.jpg 1024w, http://www.evrenvebilim.com/wp-content/uploads/2018/02/bilim-insanları-80x60.jpg 80w, http://www.evrenvebilim.com/wp-content/uploads/2018/02/bilim-insanları-265x198.jpg 265w, http://www.evrenvebilim.com/wp-content/uploads/2018/02/bilim-insanları-696x522.jpg 696w, http://www.evrenvebilim.com/wp-content/uploads/2018/02/bilim-insanları-1068x801.jpg 1068w, http://www.evrenvebilim.com/wp-content/uploads/2018/02/bilim-insanları-560x420.jpg 560w" alt="" width="3500" height="2625" /></p>
<h4>Işık Saçan Canlılara Örnekler</h4>
<h4>Doğada bulunan bazı ışık saçan canlılara örnekleri görselleriyle birlikte inceleyelim:</h4>
<h3><span style="color: #008080;">►<strong>Mycena Lux-Coeli:</strong> </span><span style="color: #ff6600;">Japonya’nın Wakayama bölgesinde bulunan ve yağmur yağdığında ortaya çıkan bu mantarlar, büyürken yeşil renkte ışık saçarak parlayabilmektedir.</span></h3>
<p><a href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/Mycena-Lux-Coeli.jpg" data-wpel-link="internal"><img loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-1913" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/Mycena-Lux-Coeli.jpg" alt="" width="779" height="518" srcset="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/Mycena-Lux-Coeli.jpg 779w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/Mycena-Lux-Coeli-300x199.jpg 300w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/Mycena-Lux-Coeli-768x511.jpg 768w" sizes="(max-width: 779px) 100vw, 779px" /></a><br />
<img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-3496 td-animation-stack-type0-1" src="http://www.evrenvebilim.com/wp-content/uploads/2018/02/Mycena-Lux-Coeli.jpg" sizes="(max-width: 1170px) 100vw, 1170px" srcset="http://www.evrenvebilim.com/wp-content/uploads/2018/02/Mycena-Lux-Coeli.jpg 1170w, http://www.evrenvebilim.com/wp-content/uploads/2018/02/Mycena-Lux-Coeli-300x199.jpg 300w, http://www.evrenvebilim.com/wp-content/uploads/2018/02/Mycena-Lux-Coeli-768x511.jpg 768w, http://www.evrenvebilim.com/wp-content/uploads/2018/02/Mycena-Lux-Coeli-1024x681.jpg 1024w, http://www.evrenvebilim.com/wp-content/uploads/2018/02/Mycena-Lux-Coeli-696x463.jpg 696w, http://www.evrenvebilim.com/wp-content/uploads/2018/02/Mycena-Lux-Coeli-1068x710.jpg 1068w, http://www.evrenvebilim.com/wp-content/uploads/2018/02/Mycena-Lux-Coeli-632x420.jpg 632w" alt="" width="1170" height="778" /></p>
<h3><span style="color: #008080;">►<strong>Aequorea Victoria</strong> <strong>(Kristal Denizanası)</strong>:</span> <span style="color: #ff6600;">Genellikle Kuzey Amerika sahillerinde görülen ve çok parlak ışık saçabilen bu canlılar su organizmalarındandır.</span></h3>
<p><a href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/gettyimages-516561693-2-1.jpg" data-wpel-link="internal"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-1914" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/gettyimages-516561693-2-1.jpg" alt="" width="777" height="518" srcset="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/gettyimages-516561693-2-1.jpg 777w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/gettyimages-516561693-2-1-300x200.jpg 300w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/gettyimages-516561693-2-1-768x512.jpg 768w" sizes="(max-width: 777px) 100vw, 777px" /></a><br />
<img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-3488 td-animation-stack-type0-1" src="http://www.evrenvebilim.com/wp-content/uploads/2018/02/gettyimages-516561693-2.jpg" sizes="(max-width: 1200px) 100vw, 1200px" srcset="http://www.evrenvebilim.com/wp-content/uploads/2018/02/gettyimages-516561693-2.jpg 1200w, http://www.evrenvebilim.com/wp-content/uploads/2018/02/gettyimages-516561693-2-300x200.jpg 300w, http://www.evrenvebilim.com/wp-content/uploads/2018/02/gettyimages-516561693-2-768x512.jpg 768w, http://www.evrenvebilim.com/wp-content/uploads/2018/02/gettyimages-516561693-2-1024x683.jpg 1024w, http://www.evrenvebilim.com/wp-content/uploads/2018/02/gettyimages-516561693-2-696x464.jpg 696w, http://www.evrenvebilim.com/wp-content/uploads/2018/02/gettyimages-516561693-2-1068x712.jpg 1068w, http://www.evrenvebilim.com/wp-content/uploads/2018/02/gettyimages-516561693-2-630x420.jpg 630w" alt="" width="1200" height="800" /></p>
<h3>►<span style="color: #008080;"><strong>Hawaii Kısa Kuyruklu Mürekkep Balığı</strong>:</span> <span style="color: #ff6600;">Vibrio fischeri isimli bir bakteriyle mutualist ilişkide bulunan bu balık, ışık yayarken aynı zamanda diğer canlıların da yerini algılayabilme özelliğine sahip.</span></h3>
<p><a href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/Hawaii-Kisa-Kuyruklu-Murekkep-Baligi.jpg" data-wpel-link="internal"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-1915" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/Hawaii-Kisa-Kuyruklu-Murekkep-Baligi.jpg" alt="" width="699" height="518" srcset="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/Hawaii-Kisa-Kuyruklu-Murekkep-Baligi.jpg 699w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/Hawaii-Kisa-Kuyruklu-Murekkep-Baligi-300x222.jpg 300w" sizes="(max-width: 699px) 100vw, 699px" /></a><br />
<img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-3489 td-animation-stack-type0-1" src="http://www.evrenvebilim.com/wp-content/uploads/2018/02/Hawaii-K%C4%B1sa-Kuyruklu-M%C3%BCrekkep-Bal%C4%B1%C4%9F%C4%B1.jpg" sizes="(max-width: 1280px) 100vw, 1280px" srcset="http://www.evrenvebilim.com/wp-content/uploads/2018/02/Hawaii-Kısa-Kuyruklu-Mürekkep-Balığı.jpg 1280w, http://www.evrenvebilim.com/wp-content/uploads/2018/02/Hawaii-Kısa-Kuyruklu-Mürekkep-Balığı-300x222.jpg 300w, http://www.evrenvebilim.com/wp-content/uploads/2018/02/Hawaii-Kısa-Kuyruklu-Mürekkep-Balığı-768x569.jpg 768w, http://www.evrenvebilim.com/wp-content/uploads/2018/02/Hawaii-Kısa-Kuyruklu-Mürekkep-Balığı-1024x758.jpg 1024w, http://www.evrenvebilim.com/wp-content/uploads/2018/02/Hawaii-Kısa-Kuyruklu-Mürekkep-Balığı-80x60.jpg 80w, http://www.evrenvebilim.com/wp-content/uploads/2018/02/Hawaii-Kısa-Kuyruklu-Mürekkep-Balığı-696x515.jpg 696w, http://www.evrenvebilim.com/wp-content/uploads/2018/02/Hawaii-Kısa-Kuyruklu-Mürekkep-Balığı-1068x791.jpg 1068w, http://www.evrenvebilim.com/wp-content/uploads/2018/02/Hawaii-Kısa-Kuyruklu-Mürekkep-Balığı-567x420.jpg 567w" alt="" width="1280" height="948" /></p>
<h2><span style="color: #008080;">►<strong>Dinoflagellatlar</strong>:</span> <span style="color: #ff6600;">Kamçılılar grubuna ait bu tek hücreli canlılar, su planktonudur.</span></h2>
<figure id="attachment_1916" aria-describedby="caption-attachment-1916" style="width: 648px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/Dinoflagellatlar.jpg" data-wpel-link="internal"><img loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-1916" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/Dinoflagellatlar.jpg" alt="" width="648" height="518" srcset="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/Dinoflagellatlar.jpg 648w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/Dinoflagellatlar-300x240.jpg 300w" sizes="(max-width: 648px) 100vw, 648px" /></a><figcaption id="caption-attachment-1916" class="wp-caption-text">OLYMPUS DIGITAL CAMERA</figcaption></figure>
<h3><span style="color: #008080;">►<strong>Lampyris Noctiluca (Dişi Ateşböcekleri)</strong></span>:<span style="color: #ff9900;"> Erkek türlerine göre 2 kat daha büyük olan bu ateşböcekleri, kanatlarının olmaması ve ışık saçabilmeleri yönünden de erkek türlerinden ayrılmaktadır.</span></h3>
<p><a href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/Lampyris-Noctiluca.jpg" data-wpel-link="internal"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-1917" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/Lampyris-Noctiluca.jpg" alt="" width="552" height="518" srcset="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/Lampyris-Noctiluca.jpg 552w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/Lampyris-Noctiluca-300x282.jpg 300w" sizes="(max-width: 552px) 100vw, 552px" /></a><br />
<img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-3492 td-animation-stack-type0-1" src="http://www.evrenvebilim.com/wp-content/uploads/2018/02/Lampyris-Noctiluca.jpg" sizes="(max-width: 2450px) 100vw, 2450px" srcset="http://www.evrenvebilim.com/wp-content/uploads/2018/02/Lampyris-Noctiluca.jpg 2450w, http://www.evrenvebilim.com/wp-content/uploads/2018/02/Lampyris-Noctiluca-300x282.jpg 300w, http://www.evrenvebilim.com/wp-content/uploads/2018/02/Lampyris-Noctiluca-768x721.jpg 768w, http://www.evrenvebilim.com/wp-content/uploads/2018/02/Lampyris-Noctiluca-1024x961.jpg 1024w, http://www.evrenvebilim.com/wp-content/uploads/2018/02/Lampyris-Noctiluca-696x653.jpg 696w, http://www.evrenvebilim.com/wp-content/uploads/2018/02/Lampyris-Noctiluca-1068x1003.jpg 1068w, http://www.evrenvebilim.com/wp-content/uploads/2018/02/Lampyris-Noctiluca-447x420.jpg 447w" alt="" width="2450" height="2300" /></p>
<h3><span style="color: #008080;">►<strong>Atolla Wyvillei (Denizanası)</strong>:</span> <span style="color: #ff6600;">Işık yayma özelliğini savunma mekanizması olarak da kullanan ve denizlerin ve okyanusların derinlerinde yaşayan bu canlılar, çok parlak ışık yayabilmektedir.</span></h3>
<p><a href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/Atolla-Wyvillei.jpg" data-wpel-link="internal"><img loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-1918" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/Atolla-Wyvillei.jpg" alt="" width="920" height="460" srcset="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/Atolla-Wyvillei.jpg 920w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/Atolla-Wyvillei-300x150.jpg 300w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/Atolla-Wyvillei-768x384.jpg 768w" sizes="(max-width: 920px) 100vw, 920px" /></a></p>
<h3><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-3493 td-animation-stack-type0-1" src="http://www.evrenvebilim.com/wp-content/uploads/2018/02/Atolla-Wyvillei.jpg" sizes="(max-width: 2000px) 100vw, 2000px" srcset="http://www.evrenvebilim.com/wp-content/uploads/2018/02/Atolla-Wyvillei.jpg 2000w, http://www.evrenvebilim.com/wp-content/uploads/2018/02/Atolla-Wyvillei-300x150.jpg 300w, http://www.evrenvebilim.com/wp-content/uploads/2018/02/Atolla-Wyvillei-768x384.jpg 768w, http://www.evrenvebilim.com/wp-content/uploads/2018/02/Atolla-Wyvillei-1024x512.jpg 1024w, http://www.evrenvebilim.com/wp-content/uploads/2018/02/Atolla-Wyvillei-696x348.jpg 696w, http://www.evrenvebilim.com/wp-content/uploads/2018/02/Atolla-Wyvillei-1068x534.jpg 1068w, http://www.evrenvebilim.com/wp-content/uploads/2018/02/Atolla-Wyvillei-840x420.jpg 840w" alt="" width="2000" height="1000" /><span style="color: #008080;">►<strong>Comb Jelly (Taraklılar)</strong>:</span> <span style="color: #ff6600;">Bu canlıların birçoğunun sırtında dikiş izine benzeyen, ışık üreten hücreler bulunur. Işık yayma özelliklerini savunma mekanizması olarak da kullanmaktadırlar.</span></h3>
<p><a href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/Comb-Jelly.jpg" data-wpel-link="internal"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-1919" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/Comb-Jelly.jpg" alt="" width="918" height="518" srcset="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/Comb-Jelly.jpg 918w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/Comb-Jelly-300x169.jpg 300w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/Comb-Jelly-768x433.jpg 768w" sizes="(max-width: 918px) 100vw, 918px" /></a><br />
<img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-3494 td-animation-stack-type0-1" src="http://www.evrenvebilim.com/wp-content/uploads/2018/02/Comb-Jelly.jpg" sizes="(max-width: 1240px) 100vw, 1240px" srcset="http://www.evrenvebilim.com/wp-content/uploads/2018/02/Comb-Jelly.jpg 1240w, http://www.evrenvebilim.com/wp-content/uploads/2018/02/Comb-Jelly-300x169.jpg 300w, http://www.evrenvebilim.com/wp-content/uploads/2018/02/Comb-Jelly-768x434.jpg 768w, http://www.evrenvebilim.com/wp-content/uploads/2018/02/Comb-Jelly-1024x578.jpg 1024w, http://www.evrenvebilim.com/wp-content/uploads/2018/02/Comb-Jelly-696x393.jpg 696w, http://www.evrenvebilim.com/wp-content/uploads/2018/02/Comb-Jelly-1068x603.jpg 1068w, http://www.evrenvebilim.com/wp-content/uploads/2018/02/Comb-Jelly-744x420.jpg 744w" alt="" width="1240" height="700" /></p>
<h3><span style="color: #008080;">►<strong>Ostracodlar</strong>: <span style="color: #ff6600;">Yalnızca erkek bireylerinin ışık üretebildiği bu canlılar, ışık üretimini dişi canlıları kendilerine çekmek için kullanmaktadır.</span></span></h3>
<p><a href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/Ostracodlar.jpg" data-wpel-link="internal"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-1920" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/Ostracodlar.jpg" alt="" width="920" height="518" srcset="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/Ostracodlar.jpg 920w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/Ostracodlar-300x169.jpg 300w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/Ostracodlar-768x432.jpg 768w" sizes="(max-width: 920px) 100vw, 920px" /></a><br />
<img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-3495 td-animation-stack-type0-1" src="http://www.evrenvebilim.com/wp-content/uploads/2018/02/Ostracodlar.jpg" sizes="(max-width: 1440px) 100vw, 1440px" srcset="http://www.evrenvebilim.com/wp-content/uploads/2018/02/Ostracodlar.jpg 1440w, http://www.evrenvebilim.com/wp-content/uploads/2018/02/Ostracodlar-300x169.jpg 300w, http://www.evrenvebilim.com/wp-content/uploads/2018/02/Ostracodlar-768x431.jpg 768w, http://www.evrenvebilim.com/wp-content/uploads/2018/02/Ostracodlar-1024x575.jpg 1024w, http://www.evrenvebilim.com/wp-content/uploads/2018/02/Ostracodlar-696x391.jpg 696w, http://www.evrenvebilim.com/wp-content/uploads/2018/02/Ostracodlar-1068x600.jpg 1068w, http://www.evrenvebilim.com/wp-content/uploads/2018/02/Ostracodlar-748x420.jpg 748w" alt="" width="1440" height="809" /><br />
Görünen veya görünmeyen yeni keşfedilen veya keşfedilmeyi bekleyen tüm canlıları hiç şüphesiz alemlerin Rabbi olan <strong>Allah</strong> yaratmıştır. Rabbimiz bir ayette şöyle buyurmaktadır;</p>
<h4><em><strong>…Ve daha sizlerin bilmediğiniz neleri yaratmaktadır? </strong><strong>(Nahl Suresi,8. Ayet)</strong></em></h4>The post <a href="https://ateistlerecevap.org/isik-sacan-canlilari-sizler-icin-derledik/" data-wpel-link="internal">Işık Saçan Canlıları Sizler İçin Derledik</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ateistlerecevap.org/isik-sacan-canlilari-sizler-icin-derledik/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Dünyanın En Büyük Pelikanı İlk Uçuşunda</title>
		<link>https://ateistlerecevap.org/dunyanin-en-buyuk-pelikani-ilk-ucusunda/</link>
					<comments>https://ateistlerecevap.org/dunyanin-en-buyuk-pelikani-ilk-ucusunda/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ateistlere Cevaplar]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 01 Mar 2018 10:44:43 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Tefekkür]]></category>
		<category><![CDATA[Biomimetik]]></category>
		<category><![CDATA[Pelikan]]></category>
		<category><![CDATA[Teknolojiye İlham OLan canlılar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.ateistlerecevap.org/?p=1901</guid>

					<description><![CDATA[<p>1967 yılında ABD casus uyduları Hazar Denizi üzerinde hareket eden dev bir cisim belirledi. Yetkililer derhal bu durumdan haberdar edildi. Bir grup araştırmacı Washington’ın dışında Savunma ve İstihbarat Ajansı DIA’nın “Yeşil Oda” olarak adlandırılan bölümünde bu durumu konuşmak amacıyla bir araya geldi. Cisim uçağa benziyordu ama bilinen en büyük yolcu uçağından iriydi. Devasa bir yapıya [&#8230;]</p>
The post <a href="https://ateistlerecevap.org/dunyanin-en-buyuk-pelikani-ilk-ucusunda/" data-wpel-link="internal">Dünyanın En Büyük Pelikanı İlk Uçuşunda</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>1967 yılında ABD casus uyduları Hazar Denizi üzerinde hareket eden dev bir cisim belirledi. Yetkililer derhal bu durumdan haberdar edildi.<br />
Bir grup araştırmacı Washington’ın dışında Savunma ve İstihbarat Ajansı DIA’nın “Yeşil Oda” olarak adlandırılan bölümünde bu durumu konuşmak amacıyla bir araya geldi. Cisim uçağa benziyordu ama bilinen en büyük yolcu uçağından iriydi. Devasa bir yapıya sahipti ama kanatları oldukça küçüktü. Uçması imkansız görünen bu şey odadaki yetkilileri oldukça şaşırtmıştı. Bir ordu albayı, ‘bu bir canavar’ dedi. Bir diğeri ise ‘evet’ diye cevap verdi ve ‘Loch Ness Canavarı’ dedi.” <strong>[1]</strong><br />
Bu cisim gerçekten neydi ve nasıl çalışıyordu? Ruslar onunla ne yapmayı planlıyorlardı? Cevaplar sonraki 10 yıl boyunca yavaş yavaş geldi: O bir ‘<strong>Ekranoplan</strong>’dı. Uçakların yapamadığı bir şeyi “su üzerinde alçak irtifa uçuşu”nu yapıyordu, hem de uzun süreli olarak. Ekranoplan, Rotislav Alexeyev isimli bir Rus tarafından icat etmişti.</p>
<figure id="attachment_1035" class="wp-caption aligncenter">
<figure id="attachment_1902" aria-describedby="caption-attachment-1902" style="width: 640px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/Ekranoplan.jpg" data-wpel-link="internal"><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-1902 size-full" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/Ekranoplan.jpg" alt="Ekranoplan" width="640" height="347" srcset="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/Ekranoplan.jpg 640w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/Ekranoplan-300x163.jpg 300w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" /></a><figcaption id="caption-attachment-1902" class="wp-caption-text">Rus Mühendislerinin Hazar Denizi üzerinde denediği Ekranoplan</figcaption></figure><figcaption class="wp-caption-text">Rus Mühendislerinin Hazar Denizi üzerinde denediği Ekranoplan</figcaption></figure>
<p>Bugün Boeing’teki mühendisler Ekranoplan’dan yola çıkarak suyun biraz üstünde kayan dev bir kargo uçağı dizayn ediyorlar. Bunu yapmak için de kendilerine su kuşlarını örnek alıyorlar, zaten projenin ismi de “Pelikan Projesi”, çünkü mühendisler bu uçağı pelikandan ilham alarak tasarlıyorlar.<br />
Pelikan ve diğer bazı su kuşları hiç güç sarf etmeden kanatları açık biçimde su yüzeyinin hemen üstünde uzun süre süzülerek uçabilirler. Skimmer adıyla da bilinen makas kuşu da bu kuşlardan biridir. Makas kuşu suyla temas ettiğinde tüylerinin birbirine yapışmasını önleyen yağdan yoksundur. Bu nedenle diğer su kuşları gibi avlanmak için dalış yapması imkansızdır. Ancak bu onun için hiçbir zaman bir problem oluşturmaz. Çünkü Yüce Allah onu kusursuz bir tasarım ile yaratmıştır. Kuşun alt gagası üsttekinden daha uzundur ve uçları dokunmaya karşı son derece hassastır. Makas kuşu alt gagasını suya sokarak dakikalarca su yüzeyi üzerinde uçabilir. Bu uçuş sırasında gagasına bir av temas ettiğinde ise hemen onu yakalayabilir.</p>
<figure id="attachment_1037" class="wp-caption alignright"><a href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/pelikan-ucus.jpg" data-wpel-link="internal"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-1903" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/pelikan-ucus.jpg" alt="" width="216" height="187" /></a><figcaption class="wp-caption-text">Pelikan</figcaption></figure>
<p>Acaba uçaklar neden pelikan ya da makas kuşu gibi su üzerinde uçamazlar? Bizler görmeyiz ama altlarındaki hava uçakları taşır. Ancak sıradan bir jet uçağı yere yaklaşınca hava, taşıyıcı yastık etkisini kaybeder ve uçağın altından hızla kaçar. Uçağın alçakta tutunabilmesi için motorlarının çok daha büyük bir güçle çalıştırılması gerekir. Bu ise teknik açıdan hem çok zordur, hem de büyük miktarlarda yakıt gerektirir. Dolayısıyla uçakların mevcut aerodinamik yapılarıyla uzun süre alçak irtifada uçuş yapmaları oldukça zordur. <strong>[2]</strong></p>
<figure id="attachment_1036" class="wp-caption alignleft"><a href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/pelikan.jpg" data-wpel-link="internal"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-1904" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/pelikan.jpg" alt="" width="456" height="305" srcset="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/pelikan.jpg 456w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/pelikan-300x201.jpg 300w" sizes="(max-width: 456px) 100vw, 456px" /></a><figcaption class="wp-caption-text">Pelikan</figcaption></figure>
<p>Bu durumda “Peki ama makas kuşu ve pelikanın su üzerinde uçabilmek için normalden fazla sayıda ve daha hızlı kanat çırpması gerekmiyor mu?” diye düşünebilirsiniz. Ancak bu doğru bir düşünce olmaz, çünkü pelikan da makas kuşu da hiç kanat çırpmaz sadece su üzerinde süzülürler. Çünkü onlar çok özel büyük kanat tasarımlarına ve aerodinamik bir yaratılışa sahiptir. Bu öyle bir yaratılıştır ki tüy yapılarından, içi boş hafif kemiklerine kadar hiçbir yerlerinde en ufak bir kusur yoktur. Bu kusursuz yaratılış onların su üzerindeki ince hava tabakası üzerinde bile tutunarak süzülebilmelerini sağlar. İşte bu nedenle Boeing’in uçak mühendisleri pelikanınki gibi dev kanatlı bir uçak yapmayı düşünmüşlerdir.<br />
Pelikan Projesinin müdürü Blaine Rawdon, “Kuşlar özellikle de pelikanlar yer etkisini mükemmel biçimde kullanıyor” diyor. “Okyanusa yakın bir yerde yaşıyorum ve pelikanların dalgaların üzerinde süzülmesini seyrediyorum. Bazen kanatları neredeyse suya değiyor.” <strong>[3]</strong></p>
<figure id="attachment_1038" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/Pelikan-deniz.jpg" data-wpel-link="internal"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-1905" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/Pelikan-deniz.jpg" alt="" width="600" height="360" srcset="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/Pelikan-deniz.jpg 600w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/Pelikan-deniz-300x180.jpg 300w" sizes="(max-width: 600px) 100vw, 600px" /></a><figcaption class="wp-caption-text">Pelikan</figcaption></figure>
<p>Boeing firması pelikanın kusursuz yaratılışından örnek alarak su üzerinde uçan dünyanın en büyük kargo uçağını tasarlıyor. Pelikan projesi dahilinde tasarlanan bu uçağın kanat açıklığı tam 120 m. boyu ise 150 m. Yani yere konduğu zaman bir futbol sahasına bile sığmıyor. Uçuş menzili ise 18.000 km. Bu, okyanusun üzerinde kıtalararası kesintisiz bir uçuş yapabildiği anlamına geliyor. Üstelik uçuşunu, ağırlığı benzerlerinin tam 10 katı iken ve bir gemiden 10 kat daha hızlı bir şekilde gerçekleştiriyor.<br />
Geleceğin kargo uçağı Pelikan neredeyse suyun 6 metre üzerinde uçabilecek, dünya yüzeyine yakınlığı sürüklenmeyi (hareketin havaya karşı direncini) azaltacak ve kanadın verimini artıracak. Yer etkisi olarak bilinen bu aerodinamik olay, suyun üzerinde uçan ve büyük çaplı yük taşıyan kargo uçağının yüksek oranda yakıt tasarrufu yapmasını sağlayacak.</p>
<figure id="attachment_1039" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/kargo-ucagi-pelikan.jpg" data-wpel-link="internal"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-1906" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/kargo-ucagi-pelikan.jpg" alt="" width="600" height="333" srcset="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/kargo-ucagi-pelikan.jpg 600w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/kargo-ucagi-pelikan-300x167.jpg 300w" sizes="(max-width: 600px) 100vw, 600px" /></a><figcaption class="wp-caption-text">Kargo uçağı Pelikan</figcaption></figure>
<p>Dünyanın en büyük uçak firması ve bu firmada çalışan onlarca uçak mühendisi ile yüzlerce teknik eleman… Pelikanın nasıl uçtuğu üzerinde yapılan araştırmalardan yola çıkarak onu taklit etmeye çalışıyorlar. Bu durum pelikanın tasarımındaki üstünlüğün açık göstergelerinden sadece biridir. Evrimciler kuşların sürüngenlerden türediği iddiasındadır.</p>
<figure id="attachment_1040" class="wp-caption alignright"><a href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/Ucak-deniz-300x260-1.jpg" data-wpel-link="internal"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-1907" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/Ucak-deniz-300x260-1.jpg" alt="" width="300" height="260" /></a><figcaption class="wp-caption-text">Normal bir yolcu uçağı deniz seviyesine yaklaştığında havada duramaz. Boeing’in yeni projelendirdiği uçak ise pelikanlardan örnek alınan tasarımı sayesinde su üzerinde uçabilir.</figcaption></figure>
<p>Ancak kuşlar ve sürüngenler arasındaki yapısal ve metabolik farklılıklar evrimin olmadığını açıkça göstermektedir. Bu iki canlı türü arasında yapılacak basit bir karşılaştırma bile her ikisinin de birbirlerinden çok farklı olduklarını gösterecektir.<br />
Bir kara canlısının kuşa dönüşebilmesi için sadece kanatlarının olması yeterli değildir. Kara canlısı, kuşların uçmak için kullandıkları diğer birçok yapısal mekanizmadan yoksundur. Örneğin, kuşların kemikleri kara canlılarına göre çok daha hafiftir. Akciğerleri çok daha farklı bir yapı ve işleve sahiptir. Değişik bir kas ve iskelet yapısına sahiptirler ve çok daha kompleks bir kalp-dolaşım sistemleri vardır. Bu mekanizmalar, yavaş yavaş, “birikerek” oluşamaz. Kara canlılarının kuşlara dönüştüğü şeklindeki evrimci senaryo bu gibi nedenler nedeniyle tamamen bir safsatadır.</p>
<figure id="attachment_1041" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/pelikan-ucus-1.jpg" data-wpel-link="internal"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-1908" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/pelikan-ucus-1.jpg" alt="" width="778" height="518" srcset="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/pelikan-ucus-1.jpg 778w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/pelikan-ucus-1-300x200.jpg 300w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/03/pelikan-ucus-1-768x511.jpg 768w" sizes="(max-width: 778px) 100vw, 778px" /></a><figcaption class="wp-caption-text">Pelikan</figcaption></figure>
<p>Aslında birçok evrimci bu konudaki iddialarının ne kadar tutarsız olduğunun farkındadır. Bunlardan biri de bir Türk: Engin Korur. Korur, kanatların evrimleşmesinin imkansızlığını şöyle itiraf ediyor:<br />
“Gözlerin ve kanatların ortak özelliği ancak bütünüyle gelişmiş bulundukları takdirde vazifelerini yerine getirebilmeleridir. Başka bir deyişle, eksik gözle görülmez, yarım kanatla uçulmaz. Bu organların nasıl oluştuğu doğanın henüz iyi aydınlanmamış sırlarından birisi olarak kalmıştır.” <strong>[4]</strong><br />
Kuşlar da diğer tüm canlılar gibi sonsuz ilim sahibi olan Allah tarafından, uçuş için gerekli tüm özelliklere sahip olarak yaratılmışlardır.</p>
<blockquote class="td_quote_box td_box_center"><p><span style="font-size: 8px;"><strong>[1]</strong> http://www.popsci.com/popsci/aviation/article/0,12543,410266-1,00.html</span><br />
<span style="font-size: 8px;"><strong>[2]</strong> http://www.popsci.com/popsci/aviation/article/0,12543,410266-2,00.html</span><br />
<span style="font-size: 8px;"><strong>[3]</strong> National Geographic Türkiye, “Değişimin Kanatları”, Aralık 2003, sf.121</span><br />
<span style="font-size: 8px;"><strong>[4]</strong>  Engin Korur, “Gözlerin ve Kanatların Sırrı”, Bilim ve Teknik, Ekim 1984, Sayı 203, s. 2</span></p></blockquote>The post <a href="https://ateistlerecevap.org/dunyanin-en-buyuk-pelikani-ilk-ucusunda/" data-wpel-link="internal">Dünyanın En Büyük Pelikanı İlk Uçuşunda</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ateistlerecevap.org/dunyanin-en-buyuk-pelikani-ilk-ucusunda/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Mercedes&#039;e ilham olan balık: Kutu Balığı</title>
		<link>https://ateistlerecevap.org/mercedese-ilham-olan-balik-kutu-baligi/</link>
					<comments>https://ateistlerecevap.org/mercedese-ilham-olan-balik-kutu-baligi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ateistlere Cevaplar]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 28 Feb 2018 10:22:58 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Tefekkür]]></category>
		<category><![CDATA[İnsana ilham veren canlılar]]></category>
		<category><![CDATA[Kutu Balığı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.ateistlerecevap.org/?p=1893</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kutu Balığı Mercedes’e ilham kaynağı oldu. Çevremizde gördüğümüz bir çok canlıda üstün teknoloji var, bu teknoloji bilim insanlarına ilham kaynağı oluyor. Meşhur otomobil firması Daimler-Chrysler, biyonik bir araba yaptı. Uzun süredir yakıt tasarrufunu artırmayı hedef edinen firma bu amaçla bir araştırma projesi yürütüyordu. Projede amaç aerodinamik açıdan daha uygun bir dış yüzey tasarlamaktı. Bunun için uygun [&#8230;]</p>
The post <a href="https://ateistlerecevap.org/mercedese-ilham-olan-balik-kutu-baligi/" data-wpel-link="internal">Mercedes'e ilham olan balık: Kutu Balığı</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Kutu Balığı Mercedes’e ilham kaynağı oldu. Çevremizde gördüğümüz bir çok canlıda üstün teknoloji var, bu teknoloji bilim insanlarına ilham kaynağı oluyor.</p>
<figure id="attachment_823" class="wp-caption aligncenter"><figcaption class="wp-caption-text"><a href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/02/sari-kutu-baligi-3-300x225-1.jpg" data-wpel-link="internal"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-1894" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/02/sari-kutu-baligi-3-300x225-1.jpg" alt="" width="300" height="225" /></a></figcaption></figure>
<p>Meşhur otomobil firması <strong>Daimler-Chrysler</strong>, biyonik bir araba yaptı. Uzun süredir yakıt tasarrufunu artırmayı hedef edinen firma bu amaçla bir araştırma projesi yürütüyordu. Projede amaç aerodinamik açıdan daha uygun bir dış yüzey tasarlamaktı. Bunun için uygun çözümü ise denizlerde yaşayan kutu balığı (<em>Ostraction meleagris</em>) isimli minik bir canlıda buldular.</p>
<h3><strong>AERODİNAMİK NEDİR?</strong></h3>
<h5><strong><em>“Aerodinamik, hava ile havanın içinde hareket eden katı kütlelerin etkileşimini inceleyen bilim dalıdır. Otomobille ilgili olarak, otomobillerin havanın içinde nasıl hareket ettiğini incelemekte kullanılır. Otomobillerin hava sürtünme katsayısının düşük olması ve havanın içinden daha kolay geçebilmesi, hem aracın dengesini hem de yakıt tüketimini olumlu etkiler. Günümüzde normal otomobillerin sürtünme katsayısı 0.30 civarındadır.”</em></strong></h5>
<p><a href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/02/mercedes-bionic-car-560x420-1.jpg" data-wpel-link="internal"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-1895" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/02/mercedes-bionic-car-560x420-1.jpg" alt="" width="560" height="420" srcset="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/02/mercedes-bionic-car-560x420-1.jpg 560w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/02/mercedes-bionic-car-560x420-1-300x225.jpg 300w" sizes="(max-width: 560px) 100vw, 560px" /></a><br />
Bu ilk bakışta araştırmayı yapanlara şaşırtıcı geldi, çünkü balığın kutu şeklindeki yapısından dolayı olumsuz bir sonuç alacaklarını düşünüyorlardı. Bunun nedeni genellikle damlaya benzeyen şekillerde direncin en aza inmesiydi. Ancak daha detaylı araştırmalar sonucu, kutu balığının bir su damlası ile aerodinamik açıdan aynı uygunlukta olduğunu tespit ettiler. <strong>(1)</strong>Biyonik DCX isimli bu proje geliştirilirken ilk iş olarak bilgisayarda kutu balığının vücut şeklinin modelleri çizildi. Özel canlandırma programlarında hareket halindeki balığın üzerindeki havanın nasıl yer değiştirdiği araştırıldı. Canlandırmalarda balığın su içinde hareket ederken suyun direncini en aza indiren bir vücut şekline sahip olduğu gözlemlendi.<br />
Sonuç olarak,  kutu balığının özel yapısı esas alınarak kendi büyüklüğünde, dünyanın en aerodinamik arabası ortaya çıkarıldı. Elbette bu arabanın en önemli avantajı ciddi bir yakıt tasarrufu sağlamasıdır.<br />
<a href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/02/bionic-car-iskelet-552x420-1.jpg" data-wpel-link="internal"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-1896" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/02/bionic-car-iskelet-552x420-1.jpg" alt="" width="552" height="420" srcset="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/02/bionic-car-iskelet-552x420-1.jpg 552w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/02/bionic-car-iskelet-552x420-1-300x228.jpg 300w" sizes="(max-width: 552px) 100vw, 552px" /></a><br />
Araştırmalar ilerledikçe başka ilginç gerçekler de ortaya çıktı. Balığın vücut yapısı dikkatle incelendiğinde, derisinin sayısız altıgene benzer kemiksi plakalarla kaplı olduğu görüldü. Bu da balığa en düşük ağırlıkta en dayanaklı vücut yapısı özelliğini sağlıyordu. <strong>(2)</strong><br />
Daha sonra balığın bu yapısı dikkate alınarak yapılan araba taslaklarında, araba kapılarının dış panellerinde %40 daha fazla sağlamlık elde edildi. Bununla beraber arabanın bütün yapısı bu tekniğe dayanılarak üretildiğinde, çarpışma güvenliği hiç azalmamasına karşın araç % 30 hafiflemişti. (<strong>3)</strong><br />
<a href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/02/Mercedes-Benz-bionic-car-630x420-1.jpg" data-wpel-link="internal"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-1897" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/02/Mercedes-Benz-bionic-car-630x420-1.jpg" alt="" width="630" height="420" srcset="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/02/Mercedes-Benz-bionic-car-630x420-1.jpg 630w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/02/Mercedes-Benz-bionic-car-630x420-1-300x200.jpg 300w" sizes="(max-width: 630px) 100vw, 630px" /></a><br />
<img loading="lazy" decoding="async" class="size-medium wp-image-545 alignleft td-animation-stack-type0-1" src="http://evrenvebilim.com/wp-content/uploads/2017/02/Mercedes-Benz-bionic-car-300x200.jpg" sizes="(max-width: 300px) 100vw, 300px" srcset="http://www.evrenvebilim.com/wp-content/uploads/2017/02/Mercedes-Benz-bionic-car-300x200.jpg 300w, http://www.evrenvebilim.com/wp-content/uploads/2017/02/Mercedes-Benz-bionic-car-768x512.jpg 768w, http://www.evrenvebilim.com/wp-content/uploads/2017/02/Mercedes-Benz-bionic-car-1024x683.jpg 1024w, http://www.evrenvebilim.com/wp-content/uploads/2017/02/Mercedes-Benz-bionic-car-696x464.jpg 696w, http://www.evrenvebilim.com/wp-content/uploads/2017/02/Mercedes-Benz-bionic-car-1068x712.jpg 1068w, http://www.evrenvebilim.com/wp-content/uploads/2017/02/Mercedes-Benz-bionic-car-630x420.jpg 630w, http://www.evrenvebilim.com/wp-content/uploads/2017/02/Mercedes-Benz-bionic-car.jpg 1536w" alt="" width="300" height="200" />Günümüzdeki birçok arabada sürtünme katsayısı 0.30 iken kutu balığından ilham alınarak hazırlanan arabada bu sayı 0.19’a düşmüştü. Sürtünme katsayısının düşmesi hava direncinin de azalması anlamına geliyordu. Üzerindeki hava direncinin azalmış olması arabanın yakıt sarfiyatını da 100 km.de 4.3 litreye kadar düşürerek son derece ekonomik olmasını sağlamıştı. <strong>(4)</strong><br />
Kutu balığının vücudundaki bu üstün yapı ve şekil Allah’ın eşsiz yaratma sanatının birörneğidir.</p>
<blockquote class="td_quote_box td_box_center"><p><span style="font-size: 8px;"><strong>1)</strong>http://news.mongabay.com/2005/0710-DaimlerChrysler.html</span><br />
<span style="font-size: 8px;"><strong>2)</strong>http://www.worldcarfans.com/news.cfm?newsid=2050607.004/country/gcf</span><br />
<span style="font-size: 8px;"><strong>3)</strong>http://wwwsg.daimlerchrysler.com/SD7DEV/GMS/TEMPLATES/GMS_PRESS_KIT/0,2970,0-1-68938-1-1-text-0-68935,00.html</span><br />
<span style="font-size: 8px;"><strong>4)</strong>http://www.greencarcongress.com/2005/06/daimlerchrysler_1.html</span></p></blockquote>The post <a href="https://ateistlerecevap.org/mercedese-ilham-olan-balik-kutu-baligi/" data-wpel-link="internal">Mercedes'e ilham olan balık: Kutu Balığı</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ateistlerecevap.org/mercedese-ilham-olan-balik-kutu-baligi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Dronelere ilham kaynağı olan canlılar</title>
		<link>https://ateistlerecevap.org/dronelere-ilham-kaynagi-olan-canlilar/</link>
					<comments>https://ateistlerecevap.org/dronelere-ilham-kaynagi-olan-canlilar/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ateistlere Cevaplar]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 27 Feb 2018 15:26:10 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Tefekkür]]></category>
		<category><![CDATA[Drone]]></category>
		<category><![CDATA[tefekkür]]></category>
		<category><![CDATA[Teknolojiye ilham olanlar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.ateistlerecevap.org/?p=1890</guid>

					<description><![CDATA[<p>Yusufçuk böceğinin manevra kabiliyeti, ateş böceğinin yüzde yüz verimle ışık üretmesi, baykuşun tüm kuşlar içinde en sessiz uçuşu gerçekleştirmesi… Birçok canlının sahip olduğu bunlara benzer özellikler, yüzyıllardır insanları hayran bırakmıştır. Öyle ki bu özellikler bilim adamlarına ilham kaynağı olmuş ve yeni bir bilim dalının ortaya çıkmasını da sağlamıştır. &#160; Biyomimetik (biyomimikri), ilk defa Montanalı bir [&#8230;]</p>
The post <a href="https://ateistlerecevap.org/dronelere-ilham-kaynagi-olan-canlilar/" data-wpel-link="internal">Dronelere ilham kaynağı olan canlılar</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/02/bb495582f8_online.jpg" data-wpel-link="internal"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-1891" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/02/bb495582f8_online.jpg" alt="" width="718" height="424" srcset="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/02/bb495582f8_online.jpg 718w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/02/bb495582f8_online-300x177.jpg 300w" sizes="(max-width: 718px) 100vw, 718px" /></a><br />
Yusufçuk böceğinin manevra kabiliyeti, ateş böceğinin yüzde yüz verimle ışık üretmesi, baykuşun tüm kuşlar içinde en sessiz uçuşu gerçekleştirmesi… Birçok canlının sahip olduğu bunlara benzer özellikler, yüzyıllardır insanları hayran bırakmıştır. Öyle ki bu özellikler bilim adamlarına ilham kaynağı olmuş ve yeni bir bilim dalının ortaya çıkmasını da sağlamıştır.<br />
&nbsp;<br />
Biyomimetik (biyomimikri), ilk defa Montanalı bir yazar ve bilim gözlemcisi olan Janine M. Benyus tarafından ortaya atılmış bir kavramdır. Türkçe karşılığı “biyotaklit” olan bu kavram, daha sonra pek çok kişi tarafından yorumlanmış ve uygulamaya geçirilmiştir. “Doğadaki canlılardan taklit” anlamına gelen ve özellikle son dönemlerde teknoloji dünyasında adından sıkça söz edilen bu bilim dalı, insanlara önemli ufuklar açmıştır. Örneğin; Interface Focus dergisinde Aralık 2016’da yer alan son araştırmalara göre Drone adı verilen uçan robotlar yani insansız hava araçları doğadan ilham alınarak tasarlanmaktadır. Droneların geliştirilmesi için örnek alınan bu canlılardan bazıları şöyledir:<br />
<span style="color: #008080;"><strong>Günlerce Uyumadan Uçabilen Kuşlar</strong></span><br />
Bazı kuş türleri, göç esnasında günlerce hatta aylarca hiç dinlenmeden ve uyumadan uçabilir. Bilim adamları da, yıllardır kuşların bunu nasıl başardıklarını araştırmaktadırlar. Önceleri kuşların “tek kürelik uyuma” denilen bir yöntemle bunu başardıkları düşünülüyordu. Bu yönteme göre kuşların tek gözlerini açık tutarak beyinlerinin bir yarım küresini çalıştırdıkları ve bu sırada diğerini dinlendirdikleri sanılıyordu. Fakat son yapılan araştırmalar gösterdi ki korsan kuşu (Fregata minor) denilen kuşlar, aynı anda hem uçup (yükselme ya da süzülme anında) hem de “mikro-uyku” ile beyinlerini dinlendiriyorlar.. İşte bilim adamları da bu kuş türü gibi günlerce hatta aylarca durmadan havada kalabilecek dronelar üzerinde araştırmalarına devam ediyorlar.<br />
<strong><span style="color: #008080;">Sessiz Uçuş Uzmanları: Baykuşlar</span></strong><br />
Baykuşun çok iyi bir gece avcısı olduğunu çoğumuz biliriz. Bu kadar iyi bir avcı olmasının en önemli nedeni hiç gürültü yapmadan uçabilmesidir. Biyologlar, matematikçiler ve mühendisler baykuşların bu harika aerodinamik performansını incelediler ve bu kadar sessiz uçabilmek için gerekli olan birçok özelliğin baykuşta olduğunu keşfettiler. Örneğin; kanatlarının çok geniş olması ve ve kadifemsi yüzey dokusu, birbirine kenetlenmiş pürüzlü tüy yapısı gibi özellikler sayesinde baykuşlar çok sessiz bir şekilde uçabilmektedirler. Bu sessiz uçuş teknolojisini de dronelara uygulamak için çalışmalar yürütülmektedir.<br />
<span style="color: #008080;"><strong>Hasarlı Kanatlara Rağmen Uçan Meyve Sinekleri</strong></span><br />
Dronelar ne kadar yüksek teknoloji ürünü makineler olsalar da, muhakkak hasar görürler. Bu nedenle droneları tasarlayan bilim adamlarının araştırdıkları konulardan biri de, bu uçan makinelerin hasar görseler dahi uçmaya nasıl devam edebilecekleri oldu. Bu sorunun cevabını verebilmek için araştırmacılar bu defa meyve sineklerine odaklandılar ve bir kanadı hasarlı olmasına rağmen uçan mevye sineklerini yüksek hızlı görüntüleme cihazlarıyla incelediler. Çıkan sonuç bilim adamları için ufuk açıcıydı:<br />
Meyve sinekleri, havanın yönüne göre kanat çırpma şekillerini değiştirerek ve hasar gören kanada doğru kendilerini iterek uçuşlarına devam edebiliyorlardı.<br />
<span style="color: #008080;"><strong>Hava Akımından Etkilenmeyen Arılar</strong></span><br />
Uçan canlılar için de, uçan robotlar için de en büyük sorunlardan biri beklenmedik sert rüzgarlardır. Ancak bilim adamları arıların çok rüzgarlı havalarda bile hedefledikleri polen kaynaklarına gidebildiklerini keşfettiler. Bunu nasıl başardıklarını anlamak için de arıları gözlemleyebilecekleri rüzgar tünellerine yerleştirdiler ve arıların uçma anlarını kaydettiler. Araştırmanın sonucu ise mühendislik harikası hesaplamalarla doluydu.<br />
Arılar, karşılarına aniden çıkan sert rüzgarlara karşı uçarken kanat çırpışlarının frekansını, genliğini ve hatta simetrisini değiştirerek havada mukavemet (dayanıklılık) kazanıyordu. Eğer bilim adamları arıların bu tekniklerini dronelara uygulayabilirlerse, dronelar da türbülansa girdiklerinde uçmaya devam edebilecekler.<br />
<span style="color: #008080;"><strong>Önlerine Çıkan Engelleri Ustaca Aşan Güvercinler</strong></span><br />
Yere yakın bir şekilde uçan bir kuşu zorlu bir yolculuk bekler. Uçarken çevreden gelen görsel bilgileri hızlıca işlemesi ve yoluna çıkan engellerden kurtulmak için süratli bir şekilde uçuş ayarlamaları yapması gerekir. İleri doğru uçarken önüne çıkan nesnelere çarpmamak için hızlı manevralar yapan kuşların işte bu başarısını incelemek isteyen bilim adamları güvercinlerin hareketlerini üç boyutlu kaydettiler. Sonuç olarak da güvercinlerin uçtukları yön ile aynı hizadaki boşlukları seçerek hızlı bir şekilde rotalarını ayarladıklarını keşfettiler. Bunu yaparken güvercinlerin kanat çırpışlarında birkaç küçük ayarlama yapmaları yeterli oluyordu.<br />
Bilim adamlarının şimdiki hedefi kuşların bu ustaca yön belirleme ve manevra kabiliyetlerini insansız hava araçlarına uygulayabilmek. Böylece dronelar uçarken hem karşılarına çıkan engelleri kendilerine zarar vermeden aşmış olacak, hem de kendileri için en güvenli yolu hızlıca seçmiş olacak.<br />
<span style="color: #008080;"><strong>Böceklerin Düşerken Gösterdikleri Çeviklik Dronları Daha da Geliştirecek</strong></span><br />
İlginçtir ki bazen araştırmacılar uçuş hakkında bilgi toplamak için uçmayan böceklerden de faydalanırlar. Bu nedenle bilim adamları, birçok böcek türünü incelediler. Bazı böcek türlerinin aşağıya doğru düşerken hızlı bir şekilde kendilerini döndürebildiklerini gözlemlediler. Örneğin küçük çomak böceği nimfası (böceğin yarı ergin hali) kanatsızdır; ama bu böcek herhangi bir yükseklikten aşağı doğru düşerken havada kendini düzelterek yere düzgün bir şekilde inebilir.<br />
Bunu bacak hareketlerini hava akımına göre ayarlayarak yapan söz konusu böceklerin 0,3 saniye içinde kendi etraflarında tamamen döndükleri keşfedildi. Araştırmacılar böcekler tarafından kullanılan bu tekniğin dronelara uygulanmasıyla, droneların havadaki çevikliğinin daha da geliştirilebileceğini düşünüyorlar.<br />
<span style="color: #008080;"><strong>Tüy Dökülmesine Rağmen Kuşlar Uçmaya Nasıl Devam Ediyor?</strong></span><br />
Bir uçakta uçtuğunuzu ve uçarken uçağın kanatlarından parçaların koptuğunu hayal edin. Size mantıksız gelebilir; fakat tüy dökme mevsiminde kuşların yaşadığı tam olarak budur.<br />
Mevsimsel tüy dökülmesi esnasında kuşlar hem yorucu bir işlem olan tüy değişimini yaşıyor hem de tehlikeli de olsa uçmaya devam etmek zorunda kalıyorlar. Bunu nasıl başardıklarını görmek isteyen araştırmacılar karga familyasından bir tür olan küçükkarga kuşlarını mercek altına aldılar.<br />
Tüy dökme işleminin farklı evrelerinde kuşların uçuş aerodinamiklerini incelediler. Çalışma sonunda araştırmacılar kuşların tüy dökme sırasında uçuş verimliliğinin azaldığını kaydettiler. Fakat mucizevi bir şekilde kuşlar, tüylerin eksik olduğu yerlerdeki boşlukları tamamlayacak şekilde kanatlarına pozisyon aldırarak uçmaya devam ediyorlardı. Bilim adamları bu stratejiiyi de dronelara uygulayabilirlerse uçuş esnasında kanadı hasar gören dronelar uçmaya devam edebilecek gibi görünüyor.<br />
<span style="color: #008080;">Tüm Canlılardaki Üstün Özellikleri Yaratan Allah’tır</span><br />
Makalenin başında da belirttiğimiz gibi insanoğlu doğayı taklit ederek gerek vakit ve emek açısından, gerekse maddi kaynakların isabetli kullanılması bakımından çok önemli kazançlar elde etmektedir. Bu konuda örnek olarak verilen canlıların her biri ise çok üstün özelliklerle donatılmıştır. Kuşkusuz canlıları bu özelliklerle yaratan Yüce Allah’tır. Alemlerin Rabbi olan Allah benzersiz yaratandır. Bu gerçek, Kuran’da şöyle bildirilmiştir:<br />
“Gökleri ve yeri (bir örnek edinmeksizin) yaratandır. O, bir işin olmasına karar verirse, ona yalnızca &#8220;Ol&#8221; der, o da hemen olur.” (Bakara Suresi, 117)<br />
http://www.livescience.com/57247-ways-animal-flight-inspires-drone-designs.html<br />
&nbsp;<br />
<a href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/08/ateistlerecevap-org-kapak.png" data-wpel-link="internal"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-2673" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/08/ateistlerecevap-org-kapak.png" alt="Ateistlere Cevap Kapak" width="1120" height="394" srcset="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/08/ateistlerecevap-org-kapak.png 1120w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/08/ateistlerecevap-org-kapak-300x106.png 300w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/08/ateistlerecevap-org-kapak-1024x360.png 1024w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/08/ateistlerecevap-org-kapak-768x270.png 768w" sizes="(max-width: 1120px) 100vw, 1120px" /></a></p>The post <a href="https://ateistlerecevap.org/dronelere-ilham-kaynagi-olan-canlilar/" data-wpel-link="internal">Dronelere ilham kaynağı olan canlılar</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ateistlerecevap.org/dronelere-ilham-kaynagi-olan-canlilar/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Rahman 19-20 ve Furkan 53 İki deniz birbirine karışmıyor mu?</title>
		<link>https://ateistlerecevap.org/rahman-19-20-ve-furkan-53-iki-deniz-birbirine-karismiyor-mu/</link>
					<comments>https://ateistlerecevap.org/rahman-19-20-ve-furkan-53-iki-deniz-birbirine-karismiyor-mu/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ateistlere Cevaplar]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 19 Feb 2018 11:16:31 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sorular]]></category>
		<category><![CDATA[Sözde Çelişkili Ayetler(!)]]></category>
		<category><![CDATA[furkan 53]]></category>
		<category><![CDATA[furkan 53 ateist]]></category>
		<category><![CDATA[furkan 53 hangi deniz]]></category>
		<category><![CDATA[furkan suresi 53. ayetteki deniz]]></category>
		<category><![CDATA[Rahman 19]]></category>
		<category><![CDATA[rahman 19 agnostik]]></category>
		<category><![CDATA[rahman 19 tefsir]]></category>
		<category><![CDATA[rahman suresi 19-20 ayeti]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.ateistlerecevap.org/?p=1821</guid>

					<description><![CDATA[<p>İlgili ayetlerden birinin meali şöyledir: “Birbirleriyle kavuşmak üzere iki denizi salıverdi. İkisi arasında bir berzah/engel vardır; birbirlerinin sınırını geçmezler.” (Rahman, 55/19-20) Öncelikle şunu ifade edelim ki, Kur&#8217;an’ın her bir kelamı ve ayetinde üç hüküm sürekli olarak bulunur. Bu üç hükümü kabul etmek noktasında zorunluluk ölçüleri değişir ve itikatta hüküm buna göre şekillenir. Birinci Hüküm: &#8220;Kur&#8217;an’ın içindeki kelam [&#8230;]</p>
The post <a href="https://ateistlerecevap.org/rahman-19-20-ve-furkan-53-iki-deniz-birbirine-karismiyor-mu/" data-wpel-link="internal">Rahman 19-20 ve Furkan 53 İki deniz birbirine karışmıyor mu?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İlgili ayetlerden birinin meali şöyledir:</p>
<blockquote><p><strong>“Birbirleriyle kavuşmak üzere iki denizi salıverdi. İkisi arasında bir berzah/engel vardır; birbirlerinin sınırını geçmezler.” </strong><em>(Rahman, 55/19-20)</em></p></blockquote>
<p>Öncelikle şunu ifade edelim ki, Kur&#8217;an’ın her bir kelamı ve ayetinde üç hüküm sürekli olarak bulunur. Bu üç hükümü kabul etmek noktasında zorunluluk ölçüleri değişir ve itikatta hüküm buna göre şekillenir.<br />
<u><strong>Birinci Hüküm:</strong></u> <em>&#8220;Kur&#8217;an’ın içindeki kelam ve ayetler gerçekten Allah’ın ayeti ve kelamı mıdır?&#8221; </em>diye bir önerme vardır. Burada ihtilaf ve ayrılık söz konusu değildir. Yani bütün tefsir alimleri Kur&#8217;an içindeki ayet ve kelamların Allah’ın olduğunda müttefiktir. Burası zaruriyattandır, herkes Kur&#8217;an’ın Allah kelamı olduğunu kabul etmek zorundadır. Bu hükümde ihtilaf caiz değil küfürdür.<br />
<u><strong>İkinci Hüküm:</strong></u> Kur&#8217;an’ı Allah’ın kelamı olduğunu kabul ettikten sonra ikinci bir hüküm devreye girer. Bu da acaba <em>&#8220;Allah’ın bu kelam ve ayette kast ettiği mana ve murat doğru ve hak mı dır?&#8221;</em> Yani -haşa- <em>&#8220;Allah acaba burada yanılmış olamaz mı?&#8221; d</em>iye bir soru sorulamaz. Sonsuz ilim sahibi ve hata ve kusurdan münezzeh olan bir Allah’ın yanılması ve batıl bir şey kast etmesi düşünülemez. Allah’ın bu kelamında kast ettiği bütün manalar hak ve doğru demek imanın bir gereğidir.<br />
<strong><u>Üçüncü Hüküm</u>: <em>&#8220;</em></strong><em>Acaba Allah bu ayet ve kelamında hangi manayı kast ediyor?&#8221;</em> Şayet bu kelamını başka bir kelamında izah ediyor isei onu kabul etmek zaruridir. Mesela, falanca surenin beşinci ayeti falanca surenin ikinci ayetinde izah ediliyor, o zaman biz bu ayeti kendi keyfimize göre yorumlayamayız, izah edilen ayetteki hüküm ve manayı kabul etmek farz olur. Ya da manası izah gerektirmeyecek kadar açıksa, aynen kabul etmek yine bize farz olur.<br />
Ancak ayetin manası açık değilse, bir başka ayet ve hadiste de izahı yapılmamış ise, işte burada alim ve müfessirler kendi anlayış ve ilmine göre yorum yapabilirler. Tabi yapılan yorum ve tefsirler yine Arapça dil kurallarına ve tefsir usulune uygun olmak şartı ile makbul ve geçerlidir. Yani kimse keyfi olarak tefsir yapamaz. İşte bu kurallar ve usul içinde yapılan bütün birbirine zıt tefsirler caiz olarak kabul edilmiştir. <em>Bir tefsirin diğer tefsire zıt olması günah da sayılmaz.</em> Burada ihtilaf ve farklılık caizdir. Tarihte üç yüz bine yakın farklı tefsirin olması ve hepsinin de makbul alimlerce yazılması konuya ışık tutar. Müfessirlerin ihtilafının sınırları ve ölçüleri bunlardır.<br />
Bu nedenle, başta mealini verdiğimiz ayete de birden çok anlam verilmiştir. Bilinen anlamıyla <strong>&#8220;iki denizin karışmadığı&#8221;</strong> anlamı ise bunlardan sadece biridir.<br />
Buna göre, tefsir alimlerinin ayete verilen farklı manalar birer yorumdur. Eğer yapılan yorumlar doğruysa, ayetin manaları içine girer. Bir mucize olur. Eğer yorumlar henüz doğrulanmamışsa, <strong>iki ihtimal vardır:</strong></p>
<blockquote><p><em>&#8211; Ya henüz ilim o seviyeye gelmemiştir. İlimlerin gelişmesiyle bunlar tasdik edilecektir.</em><br />
<em>&#8211; Ya da bu kanaatler, bu yorumları yapanlara aittir. Kur’an ile ilgisi yoktur.</em></p></blockquote>
<p>Öyleyse, bir alimin ayetle ilgili bir yorumuna bakarak hemen ayete itiraz etmek, hem ilmi araştırmaya hem de hak ve hakkaniyete uymaz.<br />
<strong>Soruya gelince:</strong><br />
Birbirine açılan, fakat suları kesinlikle birbiriyle karışmayan denizlerin bu özelliği, okyanus bilimciler tarafından çok yakın bir zaman önce keşfedilmiştir. <strong>&#8220;Yüzey gerilimi&#8221;</strong> adı verilen fiziksel bir kuvvet nedeniyle, komşu denizlerin sularının karışmadığı ortaya çıkmıştır. Denizlerin farklı yoğunluklarından kaynaklanan yüzey gerilimi, âdeta bir duvar gibi sularının birbirine karışmasını engeller. <em>(Richard A. Davis, Principles of Oceanography, Addison-Wesley Publishing Company, Don Mills, Ontario, ss. 92-93)</em><br />
Elbette ki insanların, fizikten, yüzey geriliminden, okyanus biliminden haberdar olmadıkları bir devirde bu gerçeğin Kur&#8217;an&#8217;da bildirilmiş olması son derece dikkat çekici bir durumdur.<br />
Ancak bu ve benzeri ayetlerde geçen &#8220;<strong>iki deniz&#8221;</strong> ifadesinden neyin kasdedildiği konusunda bir değil bir çok fikir ileri sürülmüştür:<br />
Hasan-ı Basri ve Katade Hazeratına göre <strong>Akdeniz</strong> ile <strong>Basra Körfezi</strong> arası kasdedilmiştir&#8230; Bunu İmam-ı Taberî rivayet eder&#8230; Onlara göre engel dağ, taş, kara veya herhangi bir şey olabilir. Katade&#8217;ye göre bir denizin taşarak diğerine boşalmamasıdır.<br />
Said bin Cübeyr ve Abdullah bin Abbas&#8217;a göre, göklerdeki deniz ile yerdeki denizdir. İmam-ı Taberî&#8217;nin tercihe şayan bulduğu görüş budur. Açıklaması aşağıda Elmalılı tarafından yapılacaktır kısaca.<br />
Elmalılı merhum burada bazı tefsirlerden yaptığımız açıklamaları toplu şekilde izah etmektedir:<br />
<strong>Evet iki denizi mercetti (salıverdi).</strong> Burada merc müteaddidir, <strong>salıverdi</strong>demektir. Bu da esas itibariye karıştırmak mânâsına gelirse de, bu ayrı bir kullanmadır. Bu iki deniz hakkında misal olmak üzere çeşitli yorumlar yapılmıştır.<br />
<strong>Birincisi, </strong>Furkan Sûresi&#8217;nde geçen,</p>
<blockquote><p> <strong>&#8220;O, iki denizi birbirine salmıştır. Bu, tatlı ve susuzluğu giderici; şu tuzlu ve acıdır. Ve ikisinin arasına birbirine kavuşmalarına engel olan bir perde koymuştur.&#8221;</strong><em>(Furkân, 25/53)</em></p></blockquote>
<p>âyetine mutabık olmak üzere biri tatlı diğeri acı iki derya denilmiş. Mesela Şap denizine Nil, Basra Körfezi&#8217;ne Dicle dökülmüş olduğu gibi, diplerindeki suların birbirlerine kavuşması ile beraber birden bire diğeri ile karışmaksızın bir hayli mesafeleri uzayıp giden büyük sularla temsil edilmiştir. Buradaki <strong>iltikâ (karşılaşma)</strong> fiilî olarak birbirine temas mânâsına gelmektedir.<strong> İltikâ,</strong> temas edecek şekilde yakınlık ve komşuluk olarak da yorumlanabilir. Bu, acı denizin altında veya yakınında yer alan su hazineleri şeklindeki düşünceye de uygun olabilir.<br />
<strong>İkincisi, </strong>her ikisinin suyu da acı olmak üzere bir zamanlar Faris Denizi adı verilen <strong>Hint Okyanusu</strong> ile Rûm denizi denilen <strong>Akdeniz </strong>ile temsil edilmiştir ve aralarındaki engel Arabistan yarımadası veya karşılaşmak üzere bulundukları Süveyş engelidir. Buna göre: <strong>&#8220;O iki deniz, birleşeceklerdir.&#8221;</strong> mânâsına da yorumlanabilir ki, bu da Süveyş kanalının ileride açılacağını göstermektedir.</p>
<blockquote><p><strong>&#8220;İkisinden de inci ve mercan çıkar.&#8221; </strong><em>(Rahmân, 55/22)</em></p></blockquote>
<p>âyeti de bu ikinci mânâya daha yakın bir anlam ifade etmektedir. Zira tatlı sudan inci ve mercan çıkması, biraz tevile dayalıdır.<br />
<strong>Üçüncüsü,</strong> gök denizi ve arz denizi denilmiştir ki denizlerle, bulutlar veya daha geniş bir mânâ kasdedilmiş olabilir.<br />
<strong>Dördüncüsü, </strong>yeri etrafından kuşatan dış denizle yerin kıtaları arasındaki iç deniz ki, bu iki deniz birbirine kavuşurlar. Yer, aralarında bir engel halinde kalır, böylece taşıp da o yeri istilâ edemezler.<br />
<strong>Beşincisi, </strong>&#8220;maşrikayn ve mağribeyn&#8221; (iki doğu ve iki batı)<em>(Rahman, 55/17)</em> de geçtiği üzere acı, tatlı, iç dış, semavî ve arzî hatta hakikat ve mecaz her iki neviyle deniz de demek olabilir ki en genel anlamı budur. Bu suretle işarî mânâ olarak cismanî (maddi) âlem ile ruhanî (manevî) âlem anlamı da bulunabilir ki, aralarında mevcut olan berzah da hayal ve gölge alemi olmuş olur.<br />
Ayette geçen<strong> berzah,</strong> esasen iki şey arasında bulunan engel ve ayırıcı sınır demektir. Coğrafya ıstılahında bilindiği gibi iki deniz arasında bulunan karaya denir. <strong>Berzah,</strong> burada ya bu anlamı ifade etmektedir ya da kudretten herhangi bir sınır mânâsınadır. Aralarında bir berzah bulunduğundan dolayı o iki deniz birbirine geçmezler. O berzahı, o haddi aşıp da diğerinin yerini işgal edecek, özelliğini ortadan kaldıracak bir zulüm ve tecavüz yapmazlar, yapmaya meydan bulmazlar. <em>(Elmalılı Hamdi, Hak Dini, Rahman 19-20. ayetlerin tefsiri)</em></p>The post <a href="https://ateistlerecevap.org/rahman-19-20-ve-furkan-53-iki-deniz-birbirine-karismiyor-mu/" data-wpel-link="internal">Rahman 19-20 ve Furkan 53 İki deniz birbirine karışmıyor mu?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ateistlerecevap.org/rahman-19-20-ve-furkan-53-iki-deniz-birbirine-karismiyor-mu/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Allah Melekleri Neden Yaratmıştır?</title>
		<link>https://ateistlerecevap.org/allah-melekleri-neden-yaratmistir/</link>
					<comments>https://ateistlerecevap.org/allah-melekleri-neden-yaratmistir/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ateistlere Cevaplar]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 15 Feb 2018 11:49:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sorular]]></category>
		<category><![CDATA[Allah Melekleri Neden Yaratmıştır?]]></category>
		<category><![CDATA[Melekler]]></category>
		<category><![CDATA[Meleklerin özellikleri]]></category>
		<category><![CDATA[Meleklerin yaratılmasının sebebi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.ateistlerecevap.org/?p=1772</guid>

					<description><![CDATA[<p>Cevap: 1 Melek denilince aklımıza bir tür gelmemelidir. Hayvanlar ve bitkiler aleminin nasıl çeşitleri vardır. Bunun gibi melek cinsinin de çeşitleri vardır. Örneğin bir yağmur damlasına müekkel olan melek, arşa müekkel olan melek cinsinden değildir. Bir kısım melekler, insanların amellerini yazmakla vazifelidirler. Bu hakikate işaret eden bazı ayetlerde şöyle denilmektedir: &#8220;And olsun insanı biz yarattık ve [&#8230;]</p>
The post <a href="https://ateistlerecevap.org/allah-melekleri-neden-yaratmistir/" data-wpel-link="internal">Allah Melekleri Neden Yaratmıştır?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/02/Allah-melekleri-niye-yaratmistir.png" data-wpel-link="internal"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-1813" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/02/Allah-melekleri-niye-yaratmistir.png" alt="" width="1280" height="720" srcset="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/02/Allah-melekleri-niye-yaratmistir.png 1280w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/02/Allah-melekleri-niye-yaratmistir-300x169.png 300w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/02/Allah-melekleri-niye-yaratmistir-1024x576.png 1024w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/02/Allah-melekleri-niye-yaratmistir-768x432.png 768w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/02/Allah-melekleri-niye-yaratmistir-1200x675.png 1200w" sizes="(max-width: 1280px) 100vw, 1280px" /></a><br />
<strong>Cevap: 1</strong><br />
<strong>Melek</strong> denilince aklımıza bir tür gelmemelidir. Hayvanlar ve bitkiler aleminin nasıl çeşitleri vardır. Bunun gibi melek cinsinin de çeşitleri vardır. Örneğin bir yağmur damlasına müekkel olan melek, arşa müekkel olan melek cinsinden değildir.<br />
Bir kısım melekler, insanların amellerini yazmakla vazifelidirler. Bu hakikate işaret eden bazı ayetlerde şöyle denilmektedir:<br />
<span style="font-size: 14pt; color: #008080;"><strong>&#8220;And olsun insanı biz yarattık ve nefsinin ona ne fısıldadığını biliriz; çünkü Biz ona şahdamarından daha yakınız. Onun sağında ve solunda oturan iki alıcı</strong> (melek, onun sözlerini ve işlerini) <strong>kaydetmektedirler.<em>&#8220;</em></strong><em> (Kaf, 50/16 ve 17; Ayrıca bk. Zuhruf, 43/80; Ra&#8217;d, 13/11)</em></span><br />
Bu ve benzeri ayetlerde, insnaın Allah tarafından yaratıldığı, içinden geçen her şeyin Allah tarafından bilindiği ve Cenab-ı Hakk&#8217;ın insana şah damarından daha yakın olduğu anlatılmakta, daha sonra da melekler tarafından insanın her halinin kaydedildiği dile getirilmektedir ki, ayetin mes&#8217;eleye bu şekildeki yaklaşımı, belli manalara ve bilhasa<strong> &#8220;tevhid&#8221;</strong> şuuruna dikkat çekmektedir. Yani <strong>&#8220;Melekler Cenab-ı Hakk&#8217;ın yardımcıları değildirler. Onlar sadece yaratma hadisesinin şahitleri ve nezâretçileridirler. Başkalarının olmadığı gibi meleklerin de yaratmaya müdahaleleri yoktur.&#8221; </strong>denilmektedir.<br />
<strong>İkincisi:</strong> <strong>&#8220;Biz ona şah damarından daha yakınız.&#8221; </strong>ifadesi ile yine bize, aynı manayı ihtar ediyor.<strong> Şöyle ki: </strong>Cenab-ı Hakk insana şah damarından daha yakındır. Yani daha insan kendisinden habersiz ve vücudunda olabilecek hadiseler henüz vuku bulmamışken, Allah (c.c.) ona, ondan daha yakın; ilmiyle her şeyi bilmekte ve her şeyden haberdar bulunmaktadır. Ayrıca, madem ki Cenab-ı Hakk insana şah damarından daha yakındır; öyle ise insandaki tasarruflarında onun hiçbir vesile ve vasıtaya ihtiyacı yoktur. Meleklere gelince, onlar sadece ilâhi icraatın alkışçıları ve nezâretçileri durumundadırlar.<br />
<strong>Cevap: 2</strong><br />
Melekler insanlar ve cinler gibi Allah’a (c.c) ibadet ve O’nu (c.c) tesbih etmek için yaratılmışlardır. Ve aynı zamanda melekler şuur sahibi olduklarından, Allah’ın (c.c) kâinat kitabındaki isimlerini okuyup tefekkür edip düşünürler.<br />
Kâinatın yaratılışındaki amaç <strong>“ibadet”</strong>tir. Övgü, şükür, minnet duymak, kısaca<strong>“hamd” </strong>etmek ibadetin öz bir şeklidir. <strong>“Hamd”</strong>in en meşhur manası, Allah’ı (c.c) şanına yakışır şekilde anıp, tesbih etmektir.<br />
Allah (c.c)  kâinattaki yaratmış olduğu her şeyle kendini tanıttırmak ve sevdirmek istiyor. Elbette Allah’ın kendisini tanıttırmak ve sevdirmek istemesine karşılık şuurlu ve bilinçli bir kulluk gerekir.<br />
İnsanlar ve cinlerin ise kâinatın her tarafındaki muhteşem eserlerin tamamını görmeye imkânları yeterli gelmez. Fakat melekler kâinatın her yerinde bulunabilirler. Tüm harika eserleri görüp tefekkür edebilir Allah&#8217;ın isimlerini seyredebilirler. Böylece kendilerine has tesbihleri ile Allah’a (c.c) ibadet ederler.<br />
Gökyüzündeki milyarlarca gezegenden biri olan küçücük Yerküresine dikkatle bakıldığında görülüyor ki magma denilen çekirdeğinde çok yüksek derecelerdeki sıcaklığı saklıyor. Yüzeyindeki yedi kıtası ve dev okyanuslarıyla muhteşem görünüyor. Kıtaları ise dağlarla, vadilerle, nehirlerle, bahçelerle süslenmiş. O  bahçeler insanın yüzüne gülümseyen türlü renklerde, şekillerde ve kokularda olan çiçeklerle donatılmış.<br />
Şimdi gözlerimizi gökyüzüne çevirelim. Yıldızlar, gezegenler dünyamızdan çok daha süslü ve muhteşem bir görüntü çiziyor. İnci taneleri gibi dizilmiş bu yıldızları insanlar Hz. Âdem (as)’den beri inceledikleri halde muhteşem donanımlarının ve vazifelerinin acaba kaçta kaçını anlayabilmişlerdir?<br />
Denizlerin dibindeki inci ve mercanların kusursuz sanatını şuursuz balıklar anlayamayacakları gibi, insanların da tüm bu güzelliklere ulaşabilmesi mümkün değildir.<br />
En mükemmel teleskoplarla görülmesi zor olan uzaydaki galaksiler, rengârenk nebulalar, kandil hükmünde olan yıldızlardaki muhteşem sanatlar, Allah&#8217;ı zikredecek şuur sahibi varlıkları gerekli kılar. Tüm bu sanatları görüp anlayıp düşünecek takdir edip hayranlığını dile getirecek şuurlu varlıklar ise meleklerdir.<br />
<strong>Cevap: 3</strong><br />
<span style="color: #008080; font-size: 14pt;"><strong>“Bir şeyin olmasını murad ettiği zaman, Onun işi sadece ‘Ol’ demektir; o da oluverir.”</strong><em>(Yasin, 36/82)</em></span><br />
<span style="color: #008080; font-size: 14pt;"><strong>“Allah, Samed’dir<em> (her şey her cihetle O’na muhtaç olduğu halde, O hiçbir şeye muhtaç olmayandır)</em>!”</strong><em>(İhlas, 112/2)</em></span><br />
<strong>•    Yerlerin ve göklerin yaratıcısı olan Allah, yarattığı hiçbir şeye muhtaç olmadığı gibi meleklerine de muhtaç değildir </strong><br />
Allah (cc) sonsuz kudret sahibidir. Sonsuz kudreti ile tek başına her varlığı yaratır. Yarattıklarını istediği şekilde idare eder.<br />
<strong>•    Meleklerin yaptığı işler, Allah’a yardım değil O’na (c.c) olan ibadetleridir</strong>.<br />
Meleklerin büyük bir kısmı sadece Allah’ı (cc) tespih etmek ile vazifelidir. Kâinattaki düzeni sağlamakla vazifeli olan “amele” melekleri ise hem tabiat kanunları<em> (âdetullah) </em>ile ilgilenir hem de Allah’ı zikretmeye devam ederler.<br />
Amele melekleri zerreden en büyük gezegenlere kadar her varlığın idaresindeki kanunların uygulanmasında bizzat bulunup, hizmet ederler.<br />
Meleklerin bu kanunları uygulamaları, onların ibadetleri hükmündedir. Diledikleri gibi yönetme yetkileri asla yoktur. Meydana gelen her bir durum ve vaziyet Allah’ın (cc) kontrolü altındadır. Her şey Allah’ın yaratması ve düzenlemesi iledir.<br />
<strong>•    Melekler Allah’ın yardımcıları değil, kendisine ait olan mükemmel isim ve sanatlarını görmek için yarattığı hizmetkârlarıdır.</strong><br />
Her güzel güzelliğini görmek ister. Mesela bir sanatkâr eşi benzeri olmayan bir sanat ortaya koyduğunda ondaki güzelliği ilk önce kendisi izlemek ister; ve bundan lezzet alır.<br />
İşte Allah (c.c) hem hayret hem hayranlık uyandıran sanat harikası meleklerini öncelikle kendisi seyreder. Çünkü meleklerdeki yüksek kabiliyet, güzellik ve mükemmellik Allah’a (cc) ait olup sahip Allah’ın (c.c) isimlerinden akseden parıltılardır.<br />
Allah’ın (c.c), meleklerini çalışırken izlemesi, sanatındaki kendi kudretini, rahmetini, idare ve egemenliğini izlemesi demektir. Allah kendi isimlerinin faaliyetlerini meleklerinde seyreder.<br />
Allah’ın (c.c) , meleklerini idare etmesi, ihtiyaçlarını temin etmesi ve bu şekilde onlara lütuflarda bulunmasından gelen bu lezzetin eşi ve benzeri kesinlikle yoktur. Bu lezzet Allah’ın (c.c) kendi yüce zatına layık<strong> “mukaddes bir lezzeti”</strong>olup insan bunu tabirden ve idrakten acizdir.<br />
<strong>•    Allah meleklerine muhteşem kanunlarını işlettirerek, onları kendi isim ve sıfatlarına hayran bıraktırır.</strong><br />
Kâinat Allah’ın hayret verici ve olağan üstü sanat eserleriyle dolu muhteşem bir sergisidir. Her bir sanatkâr sanatındaki incelik ve güzellikleri anlayacak ve takdir edecek seyircilerin bulunmasını ister.<br />
İnsanlar ve cinler ise bu mükemmel sergideki takdir edilmesi gereken pek çok sanatı görebilmek için yetersizdirler. Bunun için Allah kâinat sergisinde isimlerini ve sıfatlarını seyredip takdir etmesi için yerin merkezinden yedi kat semaya kadar her yerde bulunabilen melekleri yaratmıştır.<br />
Melekler memur oldukları işleri yapmakla birlikte bu işlerde Allah’ın isim ve sıfatlarını hayranlıkla izliyorlar. Ve Allah’ı hamdüsena ile tesbih edip, sanatını ve icraatını takdir ediyorlar.<br />
Mesela gök gürültüsü, Ra’d meleğinin Allah’ın kudretini ilan eden bir tesbihi hükmündedir. Hem görevini hem de tesbihini yapar.<br />
<strong>•    Melekler Allah’ın (c.c) izzet ve azametini gösteren perdelerdir.</strong><br />
<strong>&#8220;İşlerinde akılların hayrette kaldığı O Zâ,t her türlü kusurdan nihayet derecede münezzehtir.&#8221;<em> </em></strong><em>(Nevevi)</em><br />
Allah her işi bizzat kendisi yaptığı halde izzet ve azametine zarar gelmemesi için sebepleri kendisine perde yapmıştır. Çünkü insan yüzeysel bakışı ve dar düşüncesiyle bir takım işleri aslında hiç de basit olmadığı halde basit ve abes görebilir. Ve haşa: <strong>“Allah neden böyle küçük işlerle meşgul oluyor?” </strong>düşüncesi ile Allah’ın büyüklüğünü idrak edemez.<br />
Hem çok hikmetleri olduğu halde, ilk bakışta çirkin gibi görünen hadiseler vardır. Allah (cc) bu hadiselerde <strong>“izzetini” </strong>muhafaza için kendisini gizler. Böylece “azameti”nin tenkit edilmesine ve sonsuz “merhameti”nin, merhametsizce eleştirilmesine ve suçlanmasına engel olur.<br />
Çünkü bazı insanlar bu gibi hadiselerin iç yüzündeki güzelliği göremeyip ön yüzündeki çirkinliği Allah’a (cc) <em>-haşa- </em>yakıştıramayarak Allah’ın izzet ve azametini tenkit etmeye kalkarlar. Bundan dolayıdır ki Allah (cc); İzzetine ve azamatine dil uzatılmaması için melekleri ve sebepleri araya perde olarak koymuş böylece insanları bu ağır mesuliyetten kurtarmıştır.<br />
Şu da bilinmelidir ki; melekler Allah’ın (c.c) temiz ve pak perdeleridir. Allah, haksız şikâyetlere maruz kalmamaları için meleklerine de perde olacak sebepler yaratmıştır.<br />
Bir rivayette vardır ki: “Azrail (as) Allah’a (cc) yalvararak demiş ki: <strong>“Ruhları teslim alma vazifesinde senin kulların bana küsecekler, benden şikâyet edecekler.”</strong><br />
Allah (c.c) ona cevaben demiş: <strong>&#8220;Senin vazifene hastalıkları ve musibetleri perde yapacağım. Ta kullarımın şikayetleri onlara gitsin sana gelmesin.”</strong><br />
İşte ölüm geldiğinde nasıl hastalıklar ve musibetler insanlar ile Azrail (as) arasında bir perdedir; Azrail (as) hiç akla gelmez. Aynen öyle de Azrail’in (as)  kendisi de bir perdedir. Ta ki ölümdeki hikmetleri, güzellikleri, faydaları göremeyen insanların haksız isyan ve şikâyetleri Allah’ın (c.c) kusur ve noksandan uzak olan “izzetine” ve “azametine” gitmesin.<br />
<span style="color: #008080; font-size: 14pt;"><strong>“Her kim Allah’a, Allah’ın meleklerine, peygamberlerine, Cebrail ile Mikail’e düşman olursa, iyi bilsin ki Allah da o kâfirlerin düşmanıdır.” </strong><em>(Bakara, 2/98 )</em></span></p>The post <a href="https://ateistlerecevap.org/allah-melekleri-neden-yaratmistir/" data-wpel-link="internal">Allah Melekleri Neden Yaratmıştır?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ateistlerecevap.org/allah-melekleri-neden-yaratmistir/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Nisa/78 ve Nisa/79 ayetleri çelişmiyor mu? Kötülük Allah’tan mı yoksa kuldan mı?</title>
		<link>https://ateistlerecevap.org/nisa-78-ve-nisa-79-ayetleri-celismiyor-mu-kotuluk-allahtan-mi-yoksa-kuldan-mi-2/</link>
					<comments>https://ateistlerecevap.org/nisa-78-ve-nisa-79-ayetleri-celismiyor-mu-kotuluk-allahtan-mi-yoksa-kuldan-mi-2/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ateistlere Cevaplar]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 13 Feb 2018 14:27:48 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sözde Çelişkili Ayetler(!)]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.ateistlerecevap.org/?p=1744</guid>

					<description><![CDATA[]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div class="su-box su-box-style-noise" id="" style="border-color:#3b0000;border-radius:10px"><div class="su-box-title" style="background-color:#6e2e28;color:#FFFFFF;border-top-left-radius:8px;border-top-right-radius:8px">Nisa/78 ve Nisa/79 ayetleri çelişmiyor mu? Kötülük Allah’tan mı yoksa kuldan mı?</div><div class="su-box-content su-u-clearfix su-u-trim" style="border-bottom-left-radius:8px;border-bottom-right-radius:8px">Sorunun Cevabı<div class="su-note"  style="border-color:#1b846e;border-radius:10px;-moz-border-radius:10px;-webkit-border-radius:10px;"><div class="su-note-inner su-u-clearfix su-u-trim" style="background-color:#359e88;border-color:#ffffff;color:#ffffff;border-radius:10px;-moz-border-radius:10px;-webkit-border-radius:10px;">
<div style="box-sizing: inherit; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
</p>
<div style="margin-bottom: 12.0pt; margin-left: 0cm; margin-right: 0cm; margin-top: 0cm;">
<span style="color: #f2f2f2; font-family: &quot;Arial&quot;,sans-serif; font-size: 11.5pt; mso-style-textfill-fill-alpha: 100.0%; mso-style-textfill-fill-color: #F2F2F2; mso-style-textfill-fill-colortransforms: lumm=95000; mso-style-textfill-fill-themecolor: background1; mso-themecolor: background1; mso-themeshade: 242;">Bunun değişik<br />
cevapları sitemizde vardır. Kısa cevabı şudur:<o:p></o:p></span></div>
<div style="-webkit-text-stroke-width: 0px; box-sizing: inherit; font-variant-caps: normal; font-variant-ligatures: normal; margin-bottom: 12.0pt; margin-left: 0cm; margin-right: 0cm; margin-top: 0cm; orphans: 2; text-align: start; text-decoration-color: initial; text-decoration-style: initial; widows: 2; word-spacing: 0px;">
<strong style="box-sizing: inherit;"><span style="color: #f2f2f2; font-family: &quot;Arial&quot;,sans-serif; font-size: 11.5pt; mso-style-textfill-fill-alpha: 100.0%; mso-style-textfill-fill-color: #F2F2F2; mso-style-textfill-fill-colortransforms: lumm=95000; mso-style-textfill-fill-themecolor: background1; mso-themecolor: background1; mso-themeshade: 242;">“İyilik ve kötülük hepsi Allah’tandır.”&nbsp;</span></strong><span style="color: #f2f2f2; font-family: &quot;Arial&quot;,sans-serif; font-size: 11.5pt; mso-style-textfill-fill-alpha: 100.0%; mso-style-textfill-fill-color: #F2F2F2; mso-style-textfill-fill-colortransforms: lumm=95000; mso-style-textfill-fill-themecolor: background1; mso-themecolor: background1; mso-themeshade: 242;">mealindeki ayetin<br />
manası;<strong style="box-sizing: inherit;"><span style="font-family: &quot;Arial&quot;,sans-serif;">&nbsp;iyiliği<br />
de kötülüğü de yaratan Allah’tır,</span></strong>&nbsp;demektir.&nbsp;<strong style="box-sizing: inherit;"><span style="font-family: &quot;Arial&quot;,sans-serif;">“Hayrın<br />
da şerrin de yaratıcısı Allah’tır.”</span></strong>&nbsp;şeklindeki Ehl-i<br />
sünnetin düsturu, bu gibi ayetlerin bir açıklaması hükmündedir.<o:p></o:p></span></div>
<div style="-webkit-text-stroke-width: 0px; box-sizing: inherit; font-variant-caps: normal; font-variant-ligatures: normal; margin-bottom: 12.0pt; margin-left: 0cm; margin-right: 0cm; margin-top: 0cm; orphans: 2; text-align: start; text-decoration-color: initial; text-decoration-style: initial; widows: 2; word-spacing: 0px;">
<strong style="box-sizing: inherit;"><span style="color: #f2f2f2; font-family: &quot;Arial&quot;,sans-serif; font-size: 11.5pt; mso-style-textfill-fill-alpha: 100.0%; mso-style-textfill-fill-color: #F2F2F2; mso-style-textfill-fill-colortransforms: lumm=95000; mso-style-textfill-fill-themecolor: background1; mso-themecolor: background1; mso-themeshade: 242;">“(Ey insanoğlu!) sana gelen her iyilik Allah&#8217;tandır, sana ne<br />
kötülük dokunursa kendindendir.”</span></strong><span style="color: #f2f2f2; font-family: &quot;Arial&quot;,sans-serif; font-size: 11.5pt; mso-style-textfill-fill-alpha: 100.0%; mso-style-textfill-fill-color: #F2F2F2; mso-style-textfill-fill-colortransforms: lumm=95000; mso-style-textfill-fill-themecolor: background1; mso-themecolor: background1; mso-themeshade: 242;">&nbsp;mealindeki ayette ise, Allah’ın yaratmasına değil, insanların<br />
cüzî iradelerine taalluk eden noktasına dikkat çekilmiştir.<o:p></o:p></span></div>
<div style="-webkit-text-stroke-width: 0px; box-sizing: inherit; font-variant-caps: normal; font-variant-ligatures: normal; margin-bottom: 12.0pt; margin-left: 0cm; margin-right: 0cm; margin-top: 0cm; orphans: 2; text-align: start; text-decoration-color: initial; text-decoration-style: initial; widows: 2; word-spacing: 0px;">
<span style="color: #f2f2f2; font-family: &quot;Arial&quot;,sans-serif; font-size: 11.5pt; mso-style-textfill-fill-alpha: 100.0%; mso-style-textfill-fill-color: #F2F2F2; mso-style-textfill-fill-colortransforms: lumm=95000; mso-style-textfill-fill-themecolor: background1; mso-themecolor: background1; mso-themeshade: 242;">Gerek iyilik ve<br />
gerek kötülük olsun, her işin bir insana, bir de Allah bakan tarafı vardır.<br />
İnsan cüzî iradesiyle sebep, vesile olma durumunda; Allah ise, küllî<br />
iradesiyle, her şeyi yaratan Yaratıcı durumundadır. Sebep ile yaratma arasında<br />
bir taksimat yapılırsa şöyle olur; insanoğlunun yaratma noktasına katkıda<br />
bulunacak hiçbir gücü yoktur. İyiliği de kötülüğü de yaratan sadece Allah’tır.<o:p></o:p></span></div>
<div style="-webkit-text-stroke-width: 0px; box-sizing: inherit; font-variant-caps: normal; font-variant-ligatures: normal; margin-bottom: 12.0pt; margin-left: 0cm; margin-right: 0cm; margin-top: 0cm; orphans: 2; text-align: start; text-decoration-color: initial; text-decoration-style: initial; widows: 2; word-spacing: 0px;">
<span style="color: #f2f2f2; font-family: &quot;Arial&quot;,sans-serif; font-size: 11.5pt; mso-style-textfill-fill-alpha: 100.0%; mso-style-textfill-fill-color: #F2F2F2; mso-style-textfill-fill-colortransforms: lumm=95000; mso-style-textfill-fill-themecolor: background1; mso-themecolor: background1; mso-themeshade: 242;">Fiilleri yaratma<br />
noktasına gelinceye kadarki sürecin adı olan&nbsp;<strong style="box-sizing: inherit;"><span style="font-family: &quot;Arial&quot;,sans-serif;">“sebepler dairesi safhasında”</span></strong>&nbsp;ise,<br />
insanın iradesi katkı sağlar. Ancak, iyilikler vücudî/icadî, yaratmaya ihtiyaç<br />
duyduğu için bunda da insanların cüzi iradelerinin fazla bir katkısı yoktur. Örneğin,<br />
bir fakire bir elma vermek bir iyiliktir. Bu iyiliğin %99 u icadî olduğundan<br />
Allah’a aittir. Onu yaratan, olgunlaştıran Allah olduğu gibi, o elmayı fakire<br />
vermesi içi kalbine iyilik yapma duygusunu veren, bu elmayı taşıyan elleri,<br />
ayakları veren de Allah’tır.<o:p></o:p></span></div>
<div style="background: #D4FFAA; box-sizing: inherit; margin-top: 0cm;">
<strong style="box-sizing: inherit;"><span style="color: #434343; font-family: &quot;Arial&quot;,sans-serif; font-size: 11.5pt;">“İyilik de kötülük de hepsi Allah&#8217;tandır.”</span></strong><span style="color: #434343; font-family: &quot;Arial&quot;,sans-serif; font-size: 11.5pt;">&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;"><span style="font-family: &quot;Arial&quot;,sans-serif;">(Nisa,<br />
4/78)</span></em>&nbsp;<o:p></o:p></span></div>
<div style="-webkit-text-stroke-width: 0px; box-sizing: inherit; font-variant-caps: normal; font-variant-ligatures: normal; margin-bottom: 12.0pt; margin-left: 0cm; margin-right: 0cm; margin-top: 0cm; orphans: 2; text-align: start; text-decoration-color: initial; text-decoration-style: initial; widows: 2; word-spacing: 0px;">
<span style="color: #f2f2f2; font-family: &quot;Arial&quot;,sans-serif; font-size: 11.5pt; mso-style-textfill-fill-alpha: 100.0%; mso-style-textfill-fill-color: #F2F2F2; mso-style-textfill-fill-colortransforms: lumm=95000; mso-style-textfill-fill-themecolor: background1; mso-themecolor: background1; mso-themeshade: 242;">ayetinde bu noktaya<br />
dikkat çekilmiştir.<o:p></o:p></span></div>
<div style="-webkit-text-stroke-width: 0px; box-sizing: inherit; font-variant-caps: normal; font-variant-ligatures: normal; margin-bottom: 12.0pt; margin-left: 0cm; margin-right: 0cm; margin-top: 0cm; orphans: 2; text-align: start; text-decoration-color: initial; text-decoration-style: initial; widows: 2; word-spacing: 0px;">
<span style="color: #f2f2f2; font-family: &quot;Arial&quot;,sans-serif; font-size: 11.5pt; mso-style-textfill-fill-alpha: 100.0%; mso-style-textfill-fill-color: #F2F2F2; mso-style-textfill-fill-colortransforms: lumm=95000; mso-style-textfill-fill-themecolor: background1; mso-themecolor: background1; mso-themeshade: 242;">Kötülük yapma işi<br />
ise, ademîdir, yokluğa dayanır, yaratmaya dayalı olmayan noktaları da<br />
içerdiğinden, insanlar onlara sahip çıkabilir ve sahibidir. Mesela; sabah<br />
namazının -değil farzı- iki rekat sünneti dahi dünyaya bedel bir değere sahip<br />
olduğu hadislerde ifade edilmiştir. Buna rağmen, bir insan bu kadar değerli bir<br />
ibadeti -hiçbir güç kullanmadan- yok edebilir. Yatağında yatarak, hiçbir çaba<br />
sarf etmeden bu cihan değer namazı terk etmekle büyük bir kötülük işleyebilir.<br />
İşte bu kötülüğü isteyen kişinin nefsidir, onu işleyen kişinin tembelliğidir.<br />
Bu sebeple bu kötülük insana isnat edilir.<o:p></o:p></span></div>
<div style="background: #D4FFAA; box-sizing: inherit; margin-top: 0cm;">
<strong style="box-sizing: inherit;"><span style="color: #434343; font-family: &quot;Arial&quot;,sans-serif; font-size: 11.5pt;">“Sana gelen her iyilik Allah&#8217;tandır, sana ne kötülük dokunursa<br />
kendindendir&#8230;”</span></strong><span style="color: #434343; font-family: &quot;Arial&quot;,sans-serif; font-size: 11.5pt;">&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;"><span style="font-family: &quot;Arial&quot;,sans-serif;">(Nisa, 4/79)</span></em><o:p></o:p></span></div>
<div style="-webkit-text-stroke-width: 0px; box-sizing: inherit; font-variant-caps: normal; font-variant-ligatures: normal; margin-bottom: 12.0pt; margin-left: 0cm; margin-right: 0cm; margin-top: 0cm; orphans: 2; text-align: start; text-decoration-color: initial; text-decoration-style: initial; widows: 2; word-spacing: 0px;">
<em style="box-sizing: inherit;"><span style="color: #666666; font-family: &quot;Arial&quot;,sans-serif; font-size: 11.5pt;">&nbsp;</span></em><span style="color: #f2f2f2; font-family: &quot;Arial&quot;,sans-serif; font-size: 11.5pt; mso-style-textfill-fill-alpha: 100.0%; mso-style-textfill-fill-color: #F2F2F2; mso-style-textfill-fill-colortransforms: lumm=95000; mso-style-textfill-fill-themecolor: background1; mso-themecolor: background1; mso-themeshade: 242;">ayetinde kötülüğün bu özelliğine işaret edilmiştir.<o:p></o:p></span></div>
<div style="-webkit-text-stroke-width: 0px; box-sizing: inherit; font-variant-caps: normal; font-variant-ligatures: normal; margin-bottom: 12.0pt; margin-left: 0cm; margin-right: 0cm; margin-top: 0cm; orphans: 2; text-align: start; text-decoration-color: initial; text-decoration-style: initial; widows: 2; word-spacing: 0px;">
<span style="color: #f2f2f2; font-family: &quot;Arial&quot;,sans-serif; font-size: 11.5pt; mso-style-textfill-fill-alpha: 100.0%; mso-style-textfill-fill-color: #F2F2F2; mso-style-textfill-fill-colortransforms: lumm=95000; mso-style-textfill-fill-themecolor: background1; mso-themecolor: background1; mso-themeshade: 242;">Bu açıklamalardan<br />
açıkça anlaşılıyor ki,&nbsp;<strong style="box-sizing: inherit;"><span style="font-family: &quot;Arial&quot;,sans-serif;">kötülüğü de iyiliği de yaratan<br />
Allah’tır.</span></strong>&nbsp;İnsan ise gerçek anlamda sadece kötülüğün<br />
sahibidir. Demek ki, insanın iyilikleri mevhûbedir/Allah’ın birer lütfudur,<br />
kötülükleri ise meksûbedir/kendi kazancıdır.<o:p></o:p></span></div>
<div class="MsoNormal">
</div>
<p></div>
</div></div></div></div>The post <a href="https://ateistlerecevap.org/nisa-78-ve-nisa-79-ayetleri-celismiyor-mu-kotuluk-allahtan-mi-yoksa-kuldan-mi-2/" data-wpel-link="internal">Nisa/78 ve Nisa/79 ayetleri çelişmiyor mu? Kötülük Allah’tan mı yoksa kuldan mı?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ateistlerecevap.org/nisa-78-ve-nisa-79-ayetleri-celismiyor-mu-kotuluk-allahtan-mi-yoksa-kuldan-mi-2/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Nisa/78 ve Nisa/79 ayetleri çelişmiyor mu? Kötülük Allah’tan mı yoksa kuldan mı?</title>
		<link>https://ateistlerecevap.org/nisa-78-ve-nisa-79-ayetleri-celismiyor-mu-kotuluk-allahtan-mi-yoksa-kuldan-mi/</link>
					<comments>https://ateistlerecevap.org/nisa-78-ve-nisa-79-ayetleri-celismiyor-mu-kotuluk-allahtan-mi-yoksa-kuldan-mi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ateistlere Cevaplar]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 13 Feb 2018 14:27:48 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sözde Çelişkili Ayetler(!)]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.ateistlerecevap.org/?p=1744</guid>

					<description><![CDATA[]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div class="su-box su-box-style-noise" id="" style="border-color:#3b0000;border-radius:10px"><div class="su-box-title" style="background-color:#6e2e28;color:#FFFFFF;border-top-left-radius:8px;border-top-right-radius:8px">Nisa/78 ve Nisa/79 ayetleri çelişmiyor mu? Kötülük Allah’tan mı yoksa kuldan mı?</div><div class="su-box-content su-u-clearfix su-u-trim" style="border-bottom-left-radius:8px;border-bottom-right-radius:8px">Sorunun Cevabı<div class="su-note"  style="border-color:#1b846e;border-radius:10px;-moz-border-radius:10px;-webkit-border-radius:10px;"><div class="su-note-inner su-u-clearfix su-u-trim" style="background-color:#359e88;border-color:#ffffff;color:#ffffff;border-radius:10px;-moz-border-radius:10px;-webkit-border-radius:10px;">
<div style="box-sizing: inherit; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
</p>
<div style="margin-bottom: 12.0pt; margin-left: 0cm; margin-right: 0cm; margin-top: 0cm;">
<span style="color: #f2f2f2; font-family: &quot;Arial&quot;,sans-serif; font-size: 11.5pt; mso-style-textfill-fill-alpha: 100.0%; mso-style-textfill-fill-color: #F2F2F2; mso-style-textfill-fill-colortransforms: lumm=95000; mso-style-textfill-fill-themecolor: background1; mso-themecolor: background1; mso-themeshade: 242;">Bunun değişik<br />
cevapları sitemizde vardır. Kısa cevabı şudur:<o:p></o:p></span></div>
<div style="-webkit-text-stroke-width: 0px; box-sizing: inherit; font-variant-caps: normal; font-variant-ligatures: normal; margin-bottom: 12.0pt; margin-left: 0cm; margin-right: 0cm; margin-top: 0cm; orphans: 2; text-align: start; text-decoration-color: initial; text-decoration-style: initial; widows: 2; word-spacing: 0px;">
<strong style="box-sizing: inherit;"><span style="color: #f2f2f2; font-family: &quot;Arial&quot;,sans-serif; font-size: 11.5pt; mso-style-textfill-fill-alpha: 100.0%; mso-style-textfill-fill-color: #F2F2F2; mso-style-textfill-fill-colortransforms: lumm=95000; mso-style-textfill-fill-themecolor: background1; mso-themecolor: background1; mso-themeshade: 242;">“İyilik ve kötülük hepsi Allah’tandır.”&nbsp;</span></strong><span style="color: #f2f2f2; font-family: &quot;Arial&quot;,sans-serif; font-size: 11.5pt; mso-style-textfill-fill-alpha: 100.0%; mso-style-textfill-fill-color: #F2F2F2; mso-style-textfill-fill-colortransforms: lumm=95000; mso-style-textfill-fill-themecolor: background1; mso-themecolor: background1; mso-themeshade: 242;">mealindeki ayetin<br />
manası;<strong style="box-sizing: inherit;"><span style="font-family: &quot;Arial&quot;,sans-serif;">&nbsp;iyiliği<br />
de kötülüğü de yaratan Allah’tır,</span></strong>&nbsp;demektir.&nbsp;<strong style="box-sizing: inherit;"><span style="font-family: &quot;Arial&quot;,sans-serif;">“Hayrın<br />
da şerrin de yaratıcısı Allah’tır.”</span></strong>&nbsp;şeklindeki Ehl-i<br />
sünnetin düsturu, bu gibi ayetlerin bir açıklaması hükmündedir.<o:p></o:p></span></div>
<div style="-webkit-text-stroke-width: 0px; box-sizing: inherit; font-variant-caps: normal; font-variant-ligatures: normal; margin-bottom: 12.0pt; margin-left: 0cm; margin-right: 0cm; margin-top: 0cm; orphans: 2; text-align: start; text-decoration-color: initial; text-decoration-style: initial; widows: 2; word-spacing: 0px;">
<strong style="box-sizing: inherit;"><span style="color: #f2f2f2; font-family: &quot;Arial&quot;,sans-serif; font-size: 11.5pt; mso-style-textfill-fill-alpha: 100.0%; mso-style-textfill-fill-color: #F2F2F2; mso-style-textfill-fill-colortransforms: lumm=95000; mso-style-textfill-fill-themecolor: background1; mso-themecolor: background1; mso-themeshade: 242;">“(Ey insanoğlu!) sana gelen her iyilik Allah&#8217;tandır, sana ne<br />
kötülük dokunursa kendindendir.”</span></strong><span style="color: #f2f2f2; font-family: &quot;Arial&quot;,sans-serif; font-size: 11.5pt; mso-style-textfill-fill-alpha: 100.0%; mso-style-textfill-fill-color: #F2F2F2; mso-style-textfill-fill-colortransforms: lumm=95000; mso-style-textfill-fill-themecolor: background1; mso-themecolor: background1; mso-themeshade: 242;">&nbsp;mealindeki ayette ise, Allah’ın yaratmasına değil, insanların<br />
cüzî iradelerine taalluk eden noktasına dikkat çekilmiştir.<o:p></o:p></span></div>
<div style="-webkit-text-stroke-width: 0px; box-sizing: inherit; font-variant-caps: normal; font-variant-ligatures: normal; margin-bottom: 12.0pt; margin-left: 0cm; margin-right: 0cm; margin-top: 0cm; orphans: 2; text-align: start; text-decoration-color: initial; text-decoration-style: initial; widows: 2; word-spacing: 0px;">
<span style="color: #f2f2f2; font-family: &quot;Arial&quot;,sans-serif; font-size: 11.5pt; mso-style-textfill-fill-alpha: 100.0%; mso-style-textfill-fill-color: #F2F2F2; mso-style-textfill-fill-colortransforms: lumm=95000; mso-style-textfill-fill-themecolor: background1; mso-themecolor: background1; mso-themeshade: 242;">Gerek iyilik ve<br />
gerek kötülük olsun, her işin bir insana, bir de Allah bakan tarafı vardır.<br />
İnsan cüzî iradesiyle sebep, vesile olma durumunda; Allah ise, küllî<br />
iradesiyle, her şeyi yaratan Yaratıcı durumundadır. Sebep ile yaratma arasında<br />
bir taksimat yapılırsa şöyle olur; insanoğlunun yaratma noktasına katkıda<br />
bulunacak hiçbir gücü yoktur. İyiliği de kötülüğü de yaratan sadece Allah’tır.<o:p></o:p></span></div>
<div style="-webkit-text-stroke-width: 0px; box-sizing: inherit; font-variant-caps: normal; font-variant-ligatures: normal; margin-bottom: 12.0pt; margin-left: 0cm; margin-right: 0cm; margin-top: 0cm; orphans: 2; text-align: start; text-decoration-color: initial; text-decoration-style: initial; widows: 2; word-spacing: 0px;">
<span style="color: #f2f2f2; font-family: &quot;Arial&quot;,sans-serif; font-size: 11.5pt; mso-style-textfill-fill-alpha: 100.0%; mso-style-textfill-fill-color: #F2F2F2; mso-style-textfill-fill-colortransforms: lumm=95000; mso-style-textfill-fill-themecolor: background1; mso-themecolor: background1; mso-themeshade: 242;">Fiilleri yaratma<br />
noktasına gelinceye kadarki sürecin adı olan&nbsp;<strong style="box-sizing: inherit;"><span style="font-family: &quot;Arial&quot;,sans-serif;">“sebepler dairesi safhasında”</span></strong>&nbsp;ise,<br />
insanın iradesi katkı sağlar. Ancak, iyilikler vücudî/icadî, yaratmaya ihtiyaç<br />
duyduğu için bunda da insanların cüzi iradelerinin fazla bir katkısı yoktur. Örneğin,<br />
bir fakire bir elma vermek bir iyiliktir. Bu iyiliğin %99 u icadî olduğundan<br />
Allah’a aittir. Onu yaratan, olgunlaştıran Allah olduğu gibi, o elmayı fakire<br />
vermesi içi kalbine iyilik yapma duygusunu veren, bu elmayı taşıyan elleri,<br />
ayakları veren de Allah’tır.<o:p></o:p></span></div>
<div style="background: #D4FFAA; box-sizing: inherit; margin-top: 0cm;">
<strong style="box-sizing: inherit;"><span style="color: #434343; font-family: &quot;Arial&quot;,sans-serif; font-size: 11.5pt;">“İyilik de kötülük de hepsi Allah&#8217;tandır.”</span></strong><span style="color: #434343; font-family: &quot;Arial&quot;,sans-serif; font-size: 11.5pt;">&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;"><span style="font-family: &quot;Arial&quot;,sans-serif;">(Nisa,<br />
4/78)</span></em>&nbsp;<o:p></o:p></span></div>
<div style="-webkit-text-stroke-width: 0px; box-sizing: inherit; font-variant-caps: normal; font-variant-ligatures: normal; margin-bottom: 12.0pt; margin-left: 0cm; margin-right: 0cm; margin-top: 0cm; orphans: 2; text-align: start; text-decoration-color: initial; text-decoration-style: initial; widows: 2; word-spacing: 0px;">
<span style="color: #f2f2f2; font-family: &quot;Arial&quot;,sans-serif; font-size: 11.5pt; mso-style-textfill-fill-alpha: 100.0%; mso-style-textfill-fill-color: #F2F2F2; mso-style-textfill-fill-colortransforms: lumm=95000; mso-style-textfill-fill-themecolor: background1; mso-themecolor: background1; mso-themeshade: 242;">ayetinde bu noktaya<br />
dikkat çekilmiştir.<o:p></o:p></span></div>
<div style="-webkit-text-stroke-width: 0px; box-sizing: inherit; font-variant-caps: normal; font-variant-ligatures: normal; margin-bottom: 12.0pt; margin-left: 0cm; margin-right: 0cm; margin-top: 0cm; orphans: 2; text-align: start; text-decoration-color: initial; text-decoration-style: initial; widows: 2; word-spacing: 0px;">
<span style="color: #f2f2f2; font-family: &quot;Arial&quot;,sans-serif; font-size: 11.5pt; mso-style-textfill-fill-alpha: 100.0%; mso-style-textfill-fill-color: #F2F2F2; mso-style-textfill-fill-colortransforms: lumm=95000; mso-style-textfill-fill-themecolor: background1; mso-themecolor: background1; mso-themeshade: 242;">Kötülük yapma işi<br />
ise, ademîdir, yokluğa dayanır, yaratmaya dayalı olmayan noktaları da<br />
içerdiğinden, insanlar onlara sahip çıkabilir ve sahibidir. Mesela; sabah<br />
namazının -değil farzı- iki rekat sünneti dahi dünyaya bedel bir değere sahip<br />
olduğu hadislerde ifade edilmiştir. Buna rağmen, bir insan bu kadar değerli bir<br />
ibadeti -hiçbir güç kullanmadan- yok edebilir. Yatağında yatarak, hiçbir çaba<br />
sarf etmeden bu cihan değer namazı terk etmekle büyük bir kötülük işleyebilir.<br />
İşte bu kötülüğü isteyen kişinin nefsidir, onu işleyen kişinin tembelliğidir.<br />
Bu sebeple bu kötülük insana isnat edilir.<o:p></o:p></span></div>
<div style="background: #D4FFAA; box-sizing: inherit; margin-top: 0cm;">
<strong style="box-sizing: inherit;"><span style="color: #434343; font-family: &quot;Arial&quot;,sans-serif; font-size: 11.5pt;">“Sana gelen her iyilik Allah&#8217;tandır, sana ne kötülük dokunursa<br />
kendindendir&#8230;”</span></strong><span style="color: #434343; font-family: &quot;Arial&quot;,sans-serif; font-size: 11.5pt;">&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;"><span style="font-family: &quot;Arial&quot;,sans-serif;">(Nisa, 4/79)</span></em><o:p></o:p></span></div>
<div style="-webkit-text-stroke-width: 0px; box-sizing: inherit; font-variant-caps: normal; font-variant-ligatures: normal; margin-bottom: 12.0pt; margin-left: 0cm; margin-right: 0cm; margin-top: 0cm; orphans: 2; text-align: start; text-decoration-color: initial; text-decoration-style: initial; widows: 2; word-spacing: 0px;">
<em style="box-sizing: inherit;"><span style="color: #666666; font-family: &quot;Arial&quot;,sans-serif; font-size: 11.5pt;">&nbsp;</span></em><span style="color: #f2f2f2; font-family: &quot;Arial&quot;,sans-serif; font-size: 11.5pt; mso-style-textfill-fill-alpha: 100.0%; mso-style-textfill-fill-color: #F2F2F2; mso-style-textfill-fill-colortransforms: lumm=95000; mso-style-textfill-fill-themecolor: background1; mso-themecolor: background1; mso-themeshade: 242;">ayetinde kötülüğün bu özelliğine işaret edilmiştir.<o:p></o:p></span></div>
<div style="-webkit-text-stroke-width: 0px; box-sizing: inherit; font-variant-caps: normal; font-variant-ligatures: normal; margin-bottom: 12.0pt; margin-left: 0cm; margin-right: 0cm; margin-top: 0cm; orphans: 2; text-align: start; text-decoration-color: initial; text-decoration-style: initial; widows: 2; word-spacing: 0px;">
<span style="color: #f2f2f2; font-family: &quot;Arial&quot;,sans-serif; font-size: 11.5pt; mso-style-textfill-fill-alpha: 100.0%; mso-style-textfill-fill-color: #F2F2F2; mso-style-textfill-fill-colortransforms: lumm=95000; mso-style-textfill-fill-themecolor: background1; mso-themecolor: background1; mso-themeshade: 242;">Bu açıklamalardan<br />
açıkça anlaşılıyor ki,&nbsp;<strong style="box-sizing: inherit;"><span style="font-family: &quot;Arial&quot;,sans-serif;">kötülüğü de iyiliği de yaratan<br />
Allah’tır.</span></strong>&nbsp;İnsan ise gerçek anlamda sadece kötülüğün<br />
sahibidir. Demek ki, insanın iyilikleri mevhûbedir/Allah’ın birer lütfudur,<br />
kötülükleri ise meksûbedir/kendi kazancıdır.<o:p></o:p></span></div>
<div class="MsoNormal">
</div>
<p></div>
</div></div></div></div>The post <a href="https://ateistlerecevap.org/nisa-78-ve-nisa-79-ayetleri-celismiyor-mu-kotuluk-allahtan-mi-yoksa-kuldan-mi/" data-wpel-link="internal">Nisa/78 ve Nisa/79 ayetleri çelişmiyor mu? Kötülük Allah’tan mı yoksa kuldan mı?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ateistlerecevap.org/nisa-78-ve-nisa-79-ayetleri-celismiyor-mu-kotuluk-allahtan-mi-yoksa-kuldan-mi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Zariyat/56 ve Araf/179 ayetleri çelişmiyor mu? Allah cin ve insanları ne için yaratmıştır?</title>
		<link>https://ateistlerecevap.org/zariyat-56-ve-araf-179-ayetleri-celismiyor-mu-allah-cin-ve-insanlari-ne-icin-yaratmistir-2/</link>
					<comments>https://ateistlerecevap.org/zariyat-56-ve-araf-179-ayetleri-celismiyor-mu-allah-cin-ve-insanlari-ne-icin-yaratmistir-2/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ateistlere Cevaplar]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 13 Feb 2018 14:24:19 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sözde Çelişkili Ayetler(!)]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.ateistlerecevap.org/?p=1742</guid>

					<description><![CDATA[]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div class="su-box su-box-style-noise" id="" style="border-color:#3b0000;border-radius:10px"><div class="su-box-title" style="background-color:#6e2e28;color:#FFFFFF;border-top-left-radius:8px;border-top-right-radius:8px">Zariyat/56 ve Araf/179 ayetleri çelişmiyor mu? Allah cin ve insanları ne için yaratmıştır?</div><div class="su-box-content su-u-clearfix su-u-trim" style="border-bottom-left-radius:8px;border-bottom-right-radius:8px">Sorunun Cevabı<div class="su-note"  style="border-color:#1b846e;border-radius:10px;-moz-border-radius:10px;-webkit-border-radius:10px;"><div class="su-note-inner su-u-clearfix su-u-trim" style="background-color:#359e88;border-color:#ffffff;color:#ffffff;border-radius:10px;-moz-border-radius:10px;-webkit-border-radius:10px;">
<div style="box-sizing: inherit; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
</p>
<div style="margin-bottom: 12.0pt; margin-left: 0cm; margin-right: 0cm; margin-top: 0cm;">
<span style="color: #f2f2f2; font-family: &quot;Arial&quot;,sans-serif; font-size: 11.5pt; mso-style-textfill-fill-alpha: 100.0%; mso-style-textfill-fill-color: #F2F2F2; mso-style-textfill-fill-colortransforms: lumm=95000; mso-style-textfill-fill-themecolor: background1; mso-themecolor: background1; mso-themeshade: 242;">Değerli kardeşimiz,<o:p></o:p></span></div>
<div style="-webkit-text-stroke-width: 0px; box-sizing: inherit; font-variant-caps: normal; font-variant-ligatures: normal; margin-bottom: 12.0pt; margin-left: 0cm; margin-right: 0cm; margin-top: 0cm; orphans: 2; text-align: start; text-decoration-color: initial; text-decoration-style: initial; widows: 2; word-spacing: 0px;">
<span style="color: #f2f2f2; font-family: &quot;Arial&quot;,sans-serif; font-size: 11.5pt; mso-style-textfill-fill-alpha: 100.0%; mso-style-textfill-fill-color: #F2F2F2; mso-style-textfill-fill-colortransforms: lumm=95000; mso-style-textfill-fill-themecolor: background1; mso-themecolor: background1; mso-themeshade: 242;">Bu iki ayet arasında<br />
elbette çelişki yoktur:<o:p></o:p></span></div>
<div style="background: #D4FFAA; box-sizing: inherit; margin-top: 0cm;">
<strong style="box-sizing: inherit;"><span style="color: #434343; font-family: &quot;Arial&quot;,sans-serif; font-size: 11.5pt;">“Ben cinleri ve insanları yalnızca bana ibadet etsinler diye<br />
yarattım.”&nbsp;</span></strong><em style="box-sizing: inherit;"><span style="color: #434343; font-family: &quot;Arial&quot;,sans-serif; font-size: 11.5pt;">(Zariyat,<br />
51/56)</span></em><span style="color: #434343; font-family: &quot;Arial&quot;,sans-serif; font-size: 11.5pt;"><o:p></o:p></span></div>
<div style="-webkit-text-stroke-width: 0px; box-sizing: inherit; font-variant-caps: normal; font-variant-ligatures: normal; margin-bottom: 12.0pt; margin-left: 0cm; margin-right: 0cm; margin-top: 0cm; orphans: 2; text-align: start; text-decoration-color: initial; text-decoration-style: initial; widows: 2; word-spacing: 0px;">
<span style="color: #f2f2f2; font-family: &quot;Arial&quot;,sans-serif; font-size: 11.5pt; mso-style-textfill-fill-alpha: 100.0%; mso-style-textfill-fill-color: #F2F2F2; mso-style-textfill-fill-colortransforms: lumm=95000; mso-style-textfill-fill-themecolor: background1; mso-themecolor: background1; mso-themeshade: 242;">mealindeki ayette<br />
insanların ve cinlerin varlık sebebi, Allah’a kulluk olduğuna işaret<br />
edilmiştir.<o:p></o:p></span></div>
<div style="background: #D4FFAA; box-sizing: inherit; margin-top: 0cm;">
<strong style="box-sizing: inherit;"><span style="color: #434343; font-family: &quot;Arial&quot;,sans-serif; font-size: 11.5pt;">“Andolsun, cinlerden ve insanlardan pek çoğunu cehennem için<br />
yarattık ki, onların kalpleri vardır onunla anlamazlar, gözleri vardır fakat<br />
onlarla görmezler; kulakları vardır ama onlarla işitmezler. Bunlar hayvan<br />
gibidirler, hatta daha da şaşkındırlar. İşte onlar gafillerin ta kendileridir.”</span></strong><em style="box-sizing: inherit;"><span style="color: #434343; font-family: &quot;Arial&quot;,sans-serif; font-size: 11.5pt;">&nbsp;(A&#8217;raf, 7/179)</span></em><span style="color: #434343; font-family: &quot;Arial&quot;,sans-serif; font-size: 11.5pt;"><o:p></o:p></span></div>
<div style="-webkit-text-stroke-width: 0px; box-sizing: inherit; font-variant-caps: normal; font-variant-ligatures: normal; margin-bottom: 12.0pt; margin-left: 0cm; margin-right: 0cm; margin-top: 0cm; orphans: 2; text-align: start; text-decoration-color: initial; text-decoration-style: initial; widows: 2; word-spacing: 0px;">
<span style="color: #f2f2f2; font-family: &quot;Arial&quot;,sans-serif; font-size: 11.5pt; mso-style-textfill-fill-alpha: 100.0%; mso-style-textfill-fill-color: #F2F2F2; mso-style-textfill-fill-colortransforms: lumm=95000; mso-style-textfill-fill-themecolor: background1; mso-themecolor: background1; mso-themeshade: 242;">mealindeki ayette<br />
ise, insanlardan ve cinlerden bazılarının bu kulluk görevini yerine<br />
getirmeyeceklerinden dolayı cezayı hak edeceklerine vurgu yapılarak bu iki<br />
varlık uyarılmıştır.<o:p></o:p></span></div>
<div style="-webkit-text-stroke-width: 0px; box-sizing: inherit; font-variant-caps: normal; font-variant-ligatures: normal; margin-bottom: 12.0pt; margin-left: 0cm; margin-right: 0cm; margin-top: 0cm; orphans: 2; text-align: start; text-decoration-color: initial; text-decoration-style: initial; widows: 2; word-spacing: 0px;">
<strong style="box-sizing: inherit;"><span style="color: #f2f2f2; font-family: &quot;Arial&quot;,sans-serif; font-size: 11.5pt; mso-style-textfill-fill-alpha: 100.0%; mso-style-textfill-fill-color: #F2F2F2; mso-style-textfill-fill-colortransforms: lumm=95000; mso-style-textfill-fill-themecolor: background1; mso-themecolor: background1; mso-themeshade: 242;">Bu ayetin anlamı kısaca şudur:</span></strong><span style="color: #f2f2f2; font-family: &quot;Arial&quot;,sans-serif; font-size: 11.5pt; mso-style-textfill-fill-alpha: 100.0%; mso-style-textfill-fill-color: #F2F2F2; mso-style-textfill-fill-colortransforms: lumm=95000; mso-style-textfill-fill-themecolor: background1; mso-themecolor: background1; mso-themeshade: 242;"><o:p></o:p></span></div>
<div style="background: #D4FFAA; box-sizing: inherit; margin-top: 0cm;">
<span style="color: #434343; font-family: &quot;Arial&quot;,sans-serif; font-size: 11.5pt;">“Cinlerden<br />
ve insanlardan yarattığım bazı kimseler var ki, onlar kendilerine verdiğim&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;"><span style="font-family: &quot;Arial&quot;,sans-serif;">(akıl,<br />
kalb, göz, kulak gibi)</span></em>&nbsp;maddi-manevi donanımlarını doğru<br />
kullanmadıkları için&nbsp;<strong style="box-sizing: inherit;"><span style="font-family: &quot;Arial&quot;,sans-serif;">netice itibariyle&nbsp;</span></strong>cehenneme<br />
gireceklerdir”.<o:p></o:p></span></div>
<div style="-webkit-text-stroke-width: 0px; box-sizing: inherit; font-variant-caps: normal; font-variant-ligatures: normal; margin-bottom: 12.0pt; margin-left: 0cm; margin-right: 0cm; margin-top: 0cm; orphans: 2; text-align: start; text-decoration-color: initial; text-decoration-style: initial; widows: 2; word-spacing: 0px;">
<strong style="box-sizing: inherit;"><span style="color: #f2f2f2; font-family: &quot;Arial&quot;,sans-serif; font-size: 11.5pt; mso-style-textfill-fill-alpha: 100.0%; mso-style-textfill-fill-color: #F2F2F2; mso-style-textfill-fill-colortransforms: lumm=95000; mso-style-textfill-fill-themecolor: background1; mso-themecolor: background1; mso-themeshade: 242;">Demek ki, bu ayette Allah kudretini değil, sonsuz ilmini<br />
konuşturmuştur.</span></strong><span style="color: #f2f2f2; font-family: &quot;Arial&quot;,sans-serif; font-size: 11.5pt; mso-style-textfill-fill-alpha: 100.0%; mso-style-textfill-fill-color: #F2F2F2; mso-style-textfill-fill-colortransforms: lumm=95000; mso-style-textfill-fill-themecolor: background1; mso-themecolor: background1; mso-themeshade: 242;">Yani kudretiyle<br />
birilerini zorla cehenneme koyacağını bildirmemiş, bilakis, kulluk için<br />
yaratılan bazı kimselerin kendi özgür iradeleriyle cehenneme götüren yolu<br />
tercih edeceklerini&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;"><span style="font-family: &quot;Arial&quot;,sans-serif;">&#8211;<b>sonsuz ilmiyle</b></span></em><strong><span style="font-family: &quot;Arial&quot;,sans-serif;">&#8211; bildiğini&nbsp;</span></strong>ifade<br />
buyurmuştur.<o:p></o:p></span></div>
<div style="-webkit-text-stroke-width: 0px; box-sizing: inherit; font-variant-caps: normal; font-variant-ligatures: normal; margin-bottom: 12.0pt; margin-left: 0cm; margin-right: 0cm; margin-top: 0cm; orphans: 2; text-align: start; text-decoration-color: initial; text-decoration-style: initial; widows: 2; word-spacing: 0px;">
<span style="color: #f2f2f2; font-family: &quot;Arial&quot;,sans-serif; font-size: 11.5pt; mso-style-textfill-fill-alpha: 100.0%; mso-style-textfill-fill-color: #F2F2F2; mso-style-textfill-fill-colortransforms: lumm=95000; mso-style-textfill-fill-themecolor: background1; mso-themecolor: background1; mso-themeshade: 242;">Bu açıklamalardan<br />
anlaşılıyor ki, ayette yer alan ve<strong style="box-sizing: inherit;"><span style="font-family: &quot;Arial&quot;,sans-serif;">&nbsp;“cehennem için”</span></strong>&nbsp;şeklinde<br />
meal verilen cümlenin gerçek manası:<strong style="box-sizing: inherit;"><span style="font-family: &quot;Arial&quot;,sans-serif;">&nbsp;“&#8230;için”</span></strong>&nbsp;değil,<strong style="box-sizing: inherit;"><span style="font-family: &quot;Arial&quot;,sans-serif;">&nbsp;“netice<br />
itibariyle”</span></strong>dir. Yani, ayette yaratmayı ifade ede<strong style="box-sizing: inherit;"><span style="font-family: &quot;Arial&quot;,sans-serif;">n<br />
“zere’na”&nbsp;</span></strong>fiilinin başındaki&nbsp;<strong style="box-sizing: inherit;"><span style="font-family: &quot;Arial&quot;,sans-serif;">“lam”&nbsp;</span></strong>edatı,<br />
ecliyet ve sebebiyet için değil,&nbsp;<strong style="box-sizing: inherit;"><span style="font-family: &quot;Arial&quot;,sans-serif;">“lam-ı akıbet”</span></strong>&nbsp;olarak<br />
ifade edilen neticeyi bildiren bir edattır.<o:p></o:p></span></div>
<div style="-webkit-text-stroke-width: 0px; box-sizing: inherit; font-variant-caps: normal; font-variant-ligatures: normal; margin-bottom: 12.0pt; margin-left: 0cm; margin-right: 0cm; margin-top: 0cm; orphans: 2; text-align: start; text-decoration-color: initial; text-decoration-style: initial; widows: 2; word-spacing: 0px;">
<span style="color: #f2f2f2; font-family: &quot;Arial&quot;,sans-serif; font-size: 11.5pt; mso-style-textfill-fill-alpha: 100.0%; mso-style-textfill-fill-color: #F2F2F2; mso-style-textfill-fill-colortransforms: lumm=95000; mso-style-textfill-fill-themecolor: background1; mso-themecolor: background1; mso-themeshade: 242;">Nitekim, bazı<br />
müfessirler de bu hakikate işaret etmek için&nbsp;<strong style="box-sizing: inherit;"><span style="font-family: &quot;Arial&quot;,sans-serif;">“Zere’na li cehnneme”</span></strong><em style="box-sizing: inherit;"><span style="font-family: &quot;Arial&quot;,sans-serif;">&nbsp;(cehennem<br />
için yarattık)</span></em>&nbsp;şeklinde meal verilen cümledeki fiilin başında<br />
yer alan&nbsp;<strong style="box-sizing: inherit;"><span style="font-family: &quot;Arial&quot;,sans-serif;">“li”&nbsp;</span></strong>edatının&nbsp;illiyet için değil,<br />
akıbet manasında olduğunu vurgulamışlardır.<em style="box-sizing: inherit;"><span style="font-family: &quot;Arial&quot;,sans-serif;">&nbsp;(bk. Beğavî, Razî, Şa’ravî, ilgili<br />
ayetin tefsiri)</span></em><o:p></o:p></span></div>
<div style="-webkit-text-stroke-width: 0px; box-sizing: inherit; font-variant-caps: normal; font-variant-ligatures: normal; margin-bottom: 12.0pt; margin-left: 0cm; margin-right: 0cm; margin-top: 0cm; orphans: 2; text-align: start; text-decoration-color: initial; text-decoration-style: initial; widows: 2; word-spacing: 0px;">
<span style="color: #f2f2f2; font-family: &quot;Arial&quot;,sans-serif; font-size: 11.5pt; mso-style-textfill-fill-alpha: 100.0%; mso-style-textfill-fill-color: #F2F2F2; mso-style-textfill-fill-colortransforms: lumm=95000; mso-style-textfill-fill-themecolor: background1; mso-themecolor: background1; mso-themeshade: 242;">Benzer bir ifadeyi<br />
de Kasas suresinde görüyoruz:<o:p></o:p></span></div>
<div style="background: #D4FFAA; box-sizing: inherit; margin-top: 0cm;">
<strong style="box-sizing: inherit;"><span style="color: #434343; font-family: &quot;Arial&quot;,sans-serif; font-size: 11.5pt;">“Firavun’un ailesi onu, kendilerine ileride bir düşman ve<br />
başlarına bir&nbsp;</span></strong><em style="box-sizing: inherit;"><b><span style="color: #434343; font-family: &quot;Arial&quot;,sans-serif; font-size: 11.5pt;">dert<br />
olması için&nbsp;</span></b></em><strong><span style="color: #434343; font-family: &quot;Arial&quot;,sans-serif; font-size: 11.5pt;">ırmakta bulup yanlarına aldılar.<br />
Doğrusu Firavun da&nbsp;Haman da&nbsp;askerleri de yanılıyorlardı.”&nbsp;</span></strong><em style="box-sizing: inherit;"><span style="color: #434343; font-family: &quot;Arial&quot;,sans-serif; font-size: 11.5pt;">(Kasas, 28/8)</span></em><span style="color: #434343; font-family: &quot;Arial&quot;,sans-serif; font-size: 11.5pt;"><o:p></o:p></span></div>
<div style="-webkit-text-stroke-width: 0px; box-sizing: inherit; font-variant-caps: normal; font-variant-ligatures: normal; margin-bottom: 12.0pt; margin-left: 0cm; margin-right: 0cm; margin-top: 0cm; orphans: 2; text-align: start; text-decoration-color: initial; text-decoration-style: initial; widows: 2; word-spacing: 0px;">
<span style="color: #f2f2f2; font-family: &quot;Arial&quot;,sans-serif; font-size: 11.5pt; mso-style-textfill-fill-alpha: 100.0%; mso-style-textfill-fill-color: #F2F2F2; mso-style-textfill-fill-colortransforms: lumm=95000; mso-style-textfill-fill-themecolor: background1; mso-themecolor: background1; mso-themeshade: 242;">mealindeki ayette<br />
yer alan “kendilerine ileride&nbsp;<strong style="box-sizing: inherit;"><span style="font-family: &quot;Arial&quot;,sans-serif;">bir düşman ve başlarına&nbsp;</span></strong>bir&nbsp;<strong style="box-sizing: inherit;"><span style="font-family: &quot;Arial&quot;,sans-serif;">dert<br />
olması için</span></strong>&nbsp;ırmakta bulup yanlarına aldılar.” ifadesinde<br />
de&nbsp;<strong style="box-sizing: inherit;"><span style="font-family: &quot;Arial&quot;,sans-serif;">“lam”,</span></strong>&nbsp;akıbet<br />
içindir.&nbsp;<strong style="box-sizing: inherit;"><span style="font-family: &quot;Arial&quot;,sans-serif;">“Olması için”&nbsp;</span></strong>diye meal verilen&nbsp;<strong style="box-sizing: inherit;"><span style="font-family: &quot;Arial&quot;,sans-serif;">“li<br />
yekûne”</span></strong>&nbsp;fiilinin başında bulunan&nbsp;<strong style="box-sizing: inherit;"><span style="font-family: &quot;Arial&quot;,sans-serif;">“lam”</span></strong>&nbsp;da&nbsp;<strong style="box-sizing: inherit;"><span style="font-family: &quot;Arial&quot;,sans-serif;">“ecliyet/nedensellik”</span></strong>&nbsp;için<br />
değil,&nbsp;<strong style="box-sizing: inherit;"><span style="font-family: &quot;Arial&quot;,sans-serif;">akıbet<br />
içindir; sonucun ne olduğunu bildirmek içindir.</span></strong>&nbsp;Çünkü şu<br />
çok açıktır ki,&nbsp;<strong style="box-sizing: inherit;"><span style="font-family: &quot;Arial&quot;,sans-serif;">Firavun ailesi, başlarına dert olsun<br />
diye Musa’yı almamışlar. Ama işin akıbeti ve neticesi itibariyle böyle olmuştur</span></strong><em style="box-sizing: inherit;"><b><span style="font-family: &quot;Arial&quot;,sans-serif;">.</span></b></em><em style="box-sizing: inherit;"><span style="font-family: &quot;Arial&quot;,sans-serif;">&nbsp;(bk.<br />
Beğavî, a.g.y)</span></em><o:p></o:p></span></div>
<div class="MsoNormal">
</div>
<p></div>
</div></div></div></div>The post <a href="https://ateistlerecevap.org/zariyat-56-ve-araf-179-ayetleri-celismiyor-mu-allah-cin-ve-insanlari-ne-icin-yaratmistir-2/" data-wpel-link="internal">Zariyat/56 ve Araf/179 ayetleri çelişmiyor mu? Allah cin ve insanları ne için yaratmıştır?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ateistlerecevap.org/zariyat-56-ve-araf-179-ayetleri-celismiyor-mu-allah-cin-ve-insanlari-ne-icin-yaratmistir-2/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Zariyat/56 ve Araf/179 ayetleri çelişmiyor mu? Allah cin ve insanları ne için yaratmıştır?</title>
		<link>https://ateistlerecevap.org/zariyat-56-ve-araf-179-ayetleri-celismiyor-mu-allah-cin-ve-insanlari-ne-icin-yaratmistir/</link>
					<comments>https://ateistlerecevap.org/zariyat-56-ve-araf-179-ayetleri-celismiyor-mu-allah-cin-ve-insanlari-ne-icin-yaratmistir/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ateistlere Cevaplar]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 13 Feb 2018 14:24:19 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sözde Çelişkili Ayetler(!)]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.ateistlerecevap.org/?p=1742</guid>

					<description><![CDATA[]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div class="su-box su-box-style-noise" id="" style="border-color:#3b0000;border-radius:10px"><div class="su-box-title" style="background-color:#6e2e28;color:#FFFFFF;border-top-left-radius:8px;border-top-right-radius:8px">Zariyat/56 ve Araf/179 ayetleri çelişmiyor mu? Allah cin ve insanları ne için yaratmıştır?</div><div class="su-box-content su-u-clearfix su-u-trim" style="border-bottom-left-radius:8px;border-bottom-right-radius:8px">Sorunun Cevabı<div class="su-note"  style="border-color:#1b846e;border-radius:10px;-moz-border-radius:10px;-webkit-border-radius:10px;"><div class="su-note-inner su-u-clearfix su-u-trim" style="background-color:#359e88;border-color:#ffffff;color:#ffffff;border-radius:10px;-moz-border-radius:10px;-webkit-border-radius:10px;">
<div style="box-sizing: inherit; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
</p>
<div style="margin-bottom: 12.0pt; margin-left: 0cm; margin-right: 0cm; margin-top: 0cm;">
<span style="color: #f2f2f2; font-family: &quot;Arial&quot;,sans-serif; font-size: 11.5pt; mso-style-textfill-fill-alpha: 100.0%; mso-style-textfill-fill-color: #F2F2F2; mso-style-textfill-fill-colortransforms: lumm=95000; mso-style-textfill-fill-themecolor: background1; mso-themecolor: background1; mso-themeshade: 242;">Değerli kardeşimiz,<o:p></o:p></span></div>
<div style="-webkit-text-stroke-width: 0px; box-sizing: inherit; font-variant-caps: normal; font-variant-ligatures: normal; margin-bottom: 12.0pt; margin-left: 0cm; margin-right: 0cm; margin-top: 0cm; orphans: 2; text-align: start; text-decoration-color: initial; text-decoration-style: initial; widows: 2; word-spacing: 0px;">
<span style="color: #f2f2f2; font-family: &quot;Arial&quot;,sans-serif; font-size: 11.5pt; mso-style-textfill-fill-alpha: 100.0%; mso-style-textfill-fill-color: #F2F2F2; mso-style-textfill-fill-colortransforms: lumm=95000; mso-style-textfill-fill-themecolor: background1; mso-themecolor: background1; mso-themeshade: 242;">Bu iki ayet arasında<br />
elbette çelişki yoktur:<o:p></o:p></span></div>
<div style="background: #D4FFAA; box-sizing: inherit; margin-top: 0cm;">
<strong style="box-sizing: inherit;"><span style="color: #434343; font-family: &quot;Arial&quot;,sans-serif; font-size: 11.5pt;">“Ben cinleri ve insanları yalnızca bana ibadet etsinler diye<br />
yarattım.”&nbsp;</span></strong><em style="box-sizing: inherit;"><span style="color: #434343; font-family: &quot;Arial&quot;,sans-serif; font-size: 11.5pt;">(Zariyat,<br />
51/56)</span></em><span style="color: #434343; font-family: &quot;Arial&quot;,sans-serif; font-size: 11.5pt;"><o:p></o:p></span></div>
<div style="-webkit-text-stroke-width: 0px; box-sizing: inherit; font-variant-caps: normal; font-variant-ligatures: normal; margin-bottom: 12.0pt; margin-left: 0cm; margin-right: 0cm; margin-top: 0cm; orphans: 2; text-align: start; text-decoration-color: initial; text-decoration-style: initial; widows: 2; word-spacing: 0px;">
<span style="color: #f2f2f2; font-family: &quot;Arial&quot;,sans-serif; font-size: 11.5pt; mso-style-textfill-fill-alpha: 100.0%; mso-style-textfill-fill-color: #F2F2F2; mso-style-textfill-fill-colortransforms: lumm=95000; mso-style-textfill-fill-themecolor: background1; mso-themecolor: background1; mso-themeshade: 242;">mealindeki ayette<br />
insanların ve cinlerin varlık sebebi, Allah’a kulluk olduğuna işaret<br />
edilmiştir.<o:p></o:p></span></div>
<div style="background: #D4FFAA; box-sizing: inherit; margin-top: 0cm;">
<strong style="box-sizing: inherit;"><span style="color: #434343; font-family: &quot;Arial&quot;,sans-serif; font-size: 11.5pt;">“Andolsun, cinlerden ve insanlardan pek çoğunu cehennem için<br />
yarattık ki, onların kalpleri vardır onunla anlamazlar, gözleri vardır fakat<br />
onlarla görmezler; kulakları vardır ama onlarla işitmezler. Bunlar hayvan<br />
gibidirler, hatta daha da şaşkındırlar. İşte onlar gafillerin ta kendileridir.”</span></strong><em style="box-sizing: inherit;"><span style="color: #434343; font-family: &quot;Arial&quot;,sans-serif; font-size: 11.5pt;">&nbsp;(A&#8217;raf, 7/179)</span></em><span style="color: #434343; font-family: &quot;Arial&quot;,sans-serif; font-size: 11.5pt;"><o:p></o:p></span></div>
<div style="-webkit-text-stroke-width: 0px; box-sizing: inherit; font-variant-caps: normal; font-variant-ligatures: normal; margin-bottom: 12.0pt; margin-left: 0cm; margin-right: 0cm; margin-top: 0cm; orphans: 2; text-align: start; text-decoration-color: initial; text-decoration-style: initial; widows: 2; word-spacing: 0px;">
<span style="color: #f2f2f2; font-family: &quot;Arial&quot;,sans-serif; font-size: 11.5pt; mso-style-textfill-fill-alpha: 100.0%; mso-style-textfill-fill-color: #F2F2F2; mso-style-textfill-fill-colortransforms: lumm=95000; mso-style-textfill-fill-themecolor: background1; mso-themecolor: background1; mso-themeshade: 242;">mealindeki ayette<br />
ise, insanlardan ve cinlerden bazılarının bu kulluk görevini yerine<br />
getirmeyeceklerinden dolayı cezayı hak edeceklerine vurgu yapılarak bu iki<br />
varlık uyarılmıştır.<o:p></o:p></span></div>
<div style="-webkit-text-stroke-width: 0px; box-sizing: inherit; font-variant-caps: normal; font-variant-ligatures: normal; margin-bottom: 12.0pt; margin-left: 0cm; margin-right: 0cm; margin-top: 0cm; orphans: 2; text-align: start; text-decoration-color: initial; text-decoration-style: initial; widows: 2; word-spacing: 0px;">
<strong style="box-sizing: inherit;"><span style="color: #f2f2f2; font-family: &quot;Arial&quot;,sans-serif; font-size: 11.5pt; mso-style-textfill-fill-alpha: 100.0%; mso-style-textfill-fill-color: #F2F2F2; mso-style-textfill-fill-colortransforms: lumm=95000; mso-style-textfill-fill-themecolor: background1; mso-themecolor: background1; mso-themeshade: 242;">Bu ayetin anlamı kısaca şudur:</span></strong><span style="color: #f2f2f2; font-family: &quot;Arial&quot;,sans-serif; font-size: 11.5pt; mso-style-textfill-fill-alpha: 100.0%; mso-style-textfill-fill-color: #F2F2F2; mso-style-textfill-fill-colortransforms: lumm=95000; mso-style-textfill-fill-themecolor: background1; mso-themecolor: background1; mso-themeshade: 242;"><o:p></o:p></span></div>
<div style="background: #D4FFAA; box-sizing: inherit; margin-top: 0cm;">
<span style="color: #434343; font-family: &quot;Arial&quot;,sans-serif; font-size: 11.5pt;">“Cinlerden<br />
ve insanlardan yarattığım bazı kimseler var ki, onlar kendilerine verdiğim&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;"><span style="font-family: &quot;Arial&quot;,sans-serif;">(akıl,<br />
kalb, göz, kulak gibi)</span></em>&nbsp;maddi-manevi donanımlarını doğru<br />
kullanmadıkları için&nbsp;<strong style="box-sizing: inherit;"><span style="font-family: &quot;Arial&quot;,sans-serif;">netice itibariyle&nbsp;</span></strong>cehenneme<br />
gireceklerdir”.<o:p></o:p></span></div>
<div style="-webkit-text-stroke-width: 0px; box-sizing: inherit; font-variant-caps: normal; font-variant-ligatures: normal; margin-bottom: 12.0pt; margin-left: 0cm; margin-right: 0cm; margin-top: 0cm; orphans: 2; text-align: start; text-decoration-color: initial; text-decoration-style: initial; widows: 2; word-spacing: 0px;">
<strong style="box-sizing: inherit;"><span style="color: #f2f2f2; font-family: &quot;Arial&quot;,sans-serif; font-size: 11.5pt; mso-style-textfill-fill-alpha: 100.0%; mso-style-textfill-fill-color: #F2F2F2; mso-style-textfill-fill-colortransforms: lumm=95000; mso-style-textfill-fill-themecolor: background1; mso-themecolor: background1; mso-themeshade: 242;">Demek ki, bu ayette Allah kudretini değil, sonsuz ilmini<br />
konuşturmuştur.</span></strong><span style="color: #f2f2f2; font-family: &quot;Arial&quot;,sans-serif; font-size: 11.5pt; mso-style-textfill-fill-alpha: 100.0%; mso-style-textfill-fill-color: #F2F2F2; mso-style-textfill-fill-colortransforms: lumm=95000; mso-style-textfill-fill-themecolor: background1; mso-themecolor: background1; mso-themeshade: 242;">Yani kudretiyle<br />
birilerini zorla cehenneme koyacağını bildirmemiş, bilakis, kulluk için<br />
yaratılan bazı kimselerin kendi özgür iradeleriyle cehenneme götüren yolu<br />
tercih edeceklerini&nbsp;<em style="box-sizing: inherit;"><span style="font-family: &quot;Arial&quot;,sans-serif;">&#8211;<b>sonsuz ilmiyle</b></span></em><strong><span style="font-family: &quot;Arial&quot;,sans-serif;">&#8211; bildiğini&nbsp;</span></strong>ifade<br />
buyurmuştur.<o:p></o:p></span></div>
<div style="-webkit-text-stroke-width: 0px; box-sizing: inherit; font-variant-caps: normal; font-variant-ligatures: normal; margin-bottom: 12.0pt; margin-left: 0cm; margin-right: 0cm; margin-top: 0cm; orphans: 2; text-align: start; text-decoration-color: initial; text-decoration-style: initial; widows: 2; word-spacing: 0px;">
<span style="color: #f2f2f2; font-family: &quot;Arial&quot;,sans-serif; font-size: 11.5pt; mso-style-textfill-fill-alpha: 100.0%; mso-style-textfill-fill-color: #F2F2F2; mso-style-textfill-fill-colortransforms: lumm=95000; mso-style-textfill-fill-themecolor: background1; mso-themecolor: background1; mso-themeshade: 242;">Bu açıklamalardan<br />
anlaşılıyor ki, ayette yer alan ve<strong style="box-sizing: inherit;"><span style="font-family: &quot;Arial&quot;,sans-serif;">&nbsp;“cehennem için”</span></strong>&nbsp;şeklinde<br />
meal verilen cümlenin gerçek manası:<strong style="box-sizing: inherit;"><span style="font-family: &quot;Arial&quot;,sans-serif;">&nbsp;“&#8230;için”</span></strong>&nbsp;değil,<strong style="box-sizing: inherit;"><span style="font-family: &quot;Arial&quot;,sans-serif;">&nbsp;“netice<br />
itibariyle”</span></strong>dir. Yani, ayette yaratmayı ifade ede<strong style="box-sizing: inherit;"><span style="font-family: &quot;Arial&quot;,sans-serif;">n<br />
“zere’na”&nbsp;</span></strong>fiilinin başındaki&nbsp;<strong style="box-sizing: inherit;"><span style="font-family: &quot;Arial&quot;,sans-serif;">“lam”&nbsp;</span></strong>edatı,<br />
ecliyet ve sebebiyet için değil,&nbsp;<strong style="box-sizing: inherit;"><span style="font-family: &quot;Arial&quot;,sans-serif;">“lam-ı akıbet”</span></strong>&nbsp;olarak<br />
ifade edilen neticeyi bildiren bir edattır.<o:p></o:p></span></div>
<div style="-webkit-text-stroke-width: 0px; box-sizing: inherit; font-variant-caps: normal; font-variant-ligatures: normal; margin-bottom: 12.0pt; margin-left: 0cm; margin-right: 0cm; margin-top: 0cm; orphans: 2; text-align: start; text-decoration-color: initial; text-decoration-style: initial; widows: 2; word-spacing: 0px;">
<span style="color: #f2f2f2; font-family: &quot;Arial&quot;,sans-serif; font-size: 11.5pt; mso-style-textfill-fill-alpha: 100.0%; mso-style-textfill-fill-color: #F2F2F2; mso-style-textfill-fill-colortransforms: lumm=95000; mso-style-textfill-fill-themecolor: background1; mso-themecolor: background1; mso-themeshade: 242;">Nitekim, bazı<br />
müfessirler de bu hakikate işaret etmek için&nbsp;<strong style="box-sizing: inherit;"><span style="font-family: &quot;Arial&quot;,sans-serif;">“Zere’na li cehnneme”</span></strong><em style="box-sizing: inherit;"><span style="font-family: &quot;Arial&quot;,sans-serif;">&nbsp;(cehennem<br />
için yarattık)</span></em>&nbsp;şeklinde meal verilen cümledeki fiilin başında<br />
yer alan&nbsp;<strong style="box-sizing: inherit;"><span style="font-family: &quot;Arial&quot;,sans-serif;">“li”&nbsp;</span></strong>edatının&nbsp;illiyet için değil,<br />
akıbet manasında olduğunu vurgulamışlardır.<em style="box-sizing: inherit;"><span style="font-family: &quot;Arial&quot;,sans-serif;">&nbsp;(bk. Beğavî, Razî, Şa’ravî, ilgili<br />
ayetin tefsiri)</span></em><o:p></o:p></span></div>
<div style="-webkit-text-stroke-width: 0px; box-sizing: inherit; font-variant-caps: normal; font-variant-ligatures: normal; margin-bottom: 12.0pt; margin-left: 0cm; margin-right: 0cm; margin-top: 0cm; orphans: 2; text-align: start; text-decoration-color: initial; text-decoration-style: initial; widows: 2; word-spacing: 0px;">
<span style="color: #f2f2f2; font-family: &quot;Arial&quot;,sans-serif; font-size: 11.5pt; mso-style-textfill-fill-alpha: 100.0%; mso-style-textfill-fill-color: #F2F2F2; mso-style-textfill-fill-colortransforms: lumm=95000; mso-style-textfill-fill-themecolor: background1; mso-themecolor: background1; mso-themeshade: 242;">Benzer bir ifadeyi<br />
de Kasas suresinde görüyoruz:<o:p></o:p></span></div>
<div style="background: #D4FFAA; box-sizing: inherit; margin-top: 0cm;">
<strong style="box-sizing: inherit;"><span style="color: #434343; font-family: &quot;Arial&quot;,sans-serif; font-size: 11.5pt;">“Firavun’un ailesi onu, kendilerine ileride bir düşman ve<br />
başlarına bir&nbsp;</span></strong><em style="box-sizing: inherit;"><b><span style="color: #434343; font-family: &quot;Arial&quot;,sans-serif; font-size: 11.5pt;">dert<br />
olması için&nbsp;</span></b></em><strong><span style="color: #434343; font-family: &quot;Arial&quot;,sans-serif; font-size: 11.5pt;">ırmakta bulup yanlarına aldılar.<br />
Doğrusu Firavun da&nbsp;Haman da&nbsp;askerleri de yanılıyorlardı.”&nbsp;</span></strong><em style="box-sizing: inherit;"><span style="color: #434343; font-family: &quot;Arial&quot;,sans-serif; font-size: 11.5pt;">(Kasas, 28/8)</span></em><span style="color: #434343; font-family: &quot;Arial&quot;,sans-serif; font-size: 11.5pt;"><o:p></o:p></span></div>
<div style="-webkit-text-stroke-width: 0px; box-sizing: inherit; font-variant-caps: normal; font-variant-ligatures: normal; margin-bottom: 12.0pt; margin-left: 0cm; margin-right: 0cm; margin-top: 0cm; orphans: 2; text-align: start; text-decoration-color: initial; text-decoration-style: initial; widows: 2; word-spacing: 0px;">
<span style="color: #f2f2f2; font-family: &quot;Arial&quot;,sans-serif; font-size: 11.5pt; mso-style-textfill-fill-alpha: 100.0%; mso-style-textfill-fill-color: #F2F2F2; mso-style-textfill-fill-colortransforms: lumm=95000; mso-style-textfill-fill-themecolor: background1; mso-themecolor: background1; mso-themeshade: 242;">mealindeki ayette<br />
yer alan “kendilerine ileride&nbsp;<strong style="box-sizing: inherit;"><span style="font-family: &quot;Arial&quot;,sans-serif;">bir düşman ve başlarına&nbsp;</span></strong>bir&nbsp;<strong style="box-sizing: inherit;"><span style="font-family: &quot;Arial&quot;,sans-serif;">dert<br />
olması için</span></strong>&nbsp;ırmakta bulup yanlarına aldılar.” ifadesinde<br />
de&nbsp;<strong style="box-sizing: inherit;"><span style="font-family: &quot;Arial&quot;,sans-serif;">“lam”,</span></strong>&nbsp;akıbet<br />
içindir.&nbsp;<strong style="box-sizing: inherit;"><span style="font-family: &quot;Arial&quot;,sans-serif;">“Olması için”&nbsp;</span></strong>diye meal verilen&nbsp;<strong style="box-sizing: inherit;"><span style="font-family: &quot;Arial&quot;,sans-serif;">“li<br />
yekûne”</span></strong>&nbsp;fiilinin başında bulunan&nbsp;<strong style="box-sizing: inherit;"><span style="font-family: &quot;Arial&quot;,sans-serif;">“lam”</span></strong>&nbsp;da&nbsp;<strong style="box-sizing: inherit;"><span style="font-family: &quot;Arial&quot;,sans-serif;">“ecliyet/nedensellik”</span></strong>&nbsp;için<br />
değil,&nbsp;<strong style="box-sizing: inherit;"><span style="font-family: &quot;Arial&quot;,sans-serif;">akıbet<br />
içindir; sonucun ne olduğunu bildirmek içindir.</span></strong>&nbsp;Çünkü şu<br />
çok açıktır ki,&nbsp;<strong style="box-sizing: inherit;"><span style="font-family: &quot;Arial&quot;,sans-serif;">Firavun ailesi, başlarına dert olsun<br />
diye Musa’yı almamışlar. Ama işin akıbeti ve neticesi itibariyle böyle olmuştur</span></strong><em style="box-sizing: inherit;"><b><span style="font-family: &quot;Arial&quot;,sans-serif;">.</span></b></em><em style="box-sizing: inherit;"><span style="font-family: &quot;Arial&quot;,sans-serif;">&nbsp;(bk.<br />
Beğavî, a.g.y)</span></em><o:p></o:p></span></div>
<div class="MsoNormal">
</div>
<p></div>
</div></div></div></div>The post <a href="https://ateistlerecevap.org/zariyat-56-ve-araf-179-ayetleri-celismiyor-mu-allah-cin-ve-insanlari-ne-icin-yaratmistir/" data-wpel-link="internal">Zariyat/56 ve Araf/179 ayetleri çelişmiyor mu? Allah cin ve insanları ne için yaratmıştır?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ateistlerecevap.org/zariyat-56-ve-araf-179-ayetleri-celismiyor-mu-allah-cin-ve-insanlari-ne-icin-yaratmistir/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yunus 99 ve Tevbe 29 ayetlerine göre Kuranda çelişki olmaz mı?</title>
		<link>https://ateistlerecevap.org/yunus-99-ve-tevbe-29-ayetlerine-gore-kuranda-celiski-olmaz-mi/</link>
					<comments>https://ateistlerecevap.org/yunus-99-ve-tevbe-29-ayetlerine-gore-kuranda-celiski-olmaz-mi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ateistlere Cevaplar]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 13 Feb 2018 14:22:19 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sözde Çelişkili Ayetler(!)]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.ateistlerecevap.org/?p=1740</guid>

					<description><![CDATA[]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div class="su-box su-box-style-noise" id="" style="border-color:#3b0000;border-radius:10px"><div class="su-box-title" style="background-color:#6e2e28;color:#FFFFFF;border-top-left-radius:8px;border-top-right-radius:8px">Yunus 99 ve Tevbe 29 ayetlerine göre Kuranda çelişki olmaz mı?</div><div class="su-box-content su-u-clearfix su-u-trim" style="border-bottom-left-radius:8px;border-bottom-right-radius:8px">Sorunun Cevabı<div class="su-note"  style="border-color:#1b846e;border-radius:10px;-moz-border-radius:10px;-webkit-border-radius:10px;"><div class="su-note-inner su-u-clearfix su-u-trim" style="background-color:#359e88;border-color:#ffffff;color:#ffffff;border-radius:10px;-moz-border-radius:10px;-webkit-border-radius:10px;">
<div style="box-sizing: inherit; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
<span style="color: #f3f3f3;">Değerli kardeşimiz,</span></div>
<div style="box-sizing: inherit; font-family: Arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;">
<span style="color: #f3f3f3;">&nbsp;&nbsp;&nbsp;Yunus Suresi 99. ayetinin meali:<br style="box-sizing: inherit;" />&nbsp;&nbsp;&nbsp;<br style="box-sizing: inherit;" />&nbsp;&nbsp;&nbsp;<span style="box-sizing: inherit; font-weight: 700;">“Eğer Senin Rabbin dileseydi, dünyada ne kadar insan varsa hepsi imana gelirdi. Ama bunu irade etmedi. Şimdi sen mi, imana gelsinler diye insanları zorlayacaksın?”</span><br style="box-sizing: inherit;" />&nbsp;&nbsp;&nbsp;<br style="box-sizing: inherit;" />&nbsp;&nbsp;&nbsp;Tevbe Suresi&#8217;nin 29. ayetinin meali:<br style="box-sizing: inherit;" />&nbsp;&nbsp;&nbsp;<br style="box-sizing: inherit;" /><span style="box-sizing: inherit; font-weight: 700;">&nbsp;&nbsp;&nbsp;“Kendilerine kitap verilenlerden oldukları halde, Allah’a da, âhiret gününe de iman etmeyen, Allah’ın ve Resulü&#8217;nün haram kıldığını haram tanımayan, hak dinini din olarak benimsemeyen kimselerle zelil bir vaziyette tam bir itaatle, cizye verinceye kadar savaşın.”</span><br style="box-sizing: inherit;" />&nbsp;&nbsp;&nbsp;<br style="box-sizing: inherit;" />&nbsp;&nbsp;&nbsp;İlk ayette, insanların özgür iradeleriyle dini seçmelerine imkân verildiği, Allah’ın kimseyi zorlamadığı, eğer dileseydi herkesi zorla iman ettirmeğe gücünün yettiği ifade edilmiştir.<br style="box-sizing: inherit;" />&nbsp;&nbsp;&nbsp;<br style="box-sizing: inherit;" />&nbsp;&nbsp;&nbsp;<span style="box-sizing: inherit; font-weight: 700;">İslam’da barış esastır, “Dinde zorlama yoktur.” prensibi esastır.</span>&nbsp;Savaş hali arızîdir. Bu konuda bir çok ayet vardır.<br style="box-sizing: inherit;" />&nbsp;&nbsp;&nbsp;<br style="box-sizing: inherit;" />&nbsp;&nbsp;&nbsp;İkinci ayet ise, savaş durumuyla ilgilidir. Bu ayet hicretin 9. yılında inmiştir. Bu da gösteriyor ki, İslam’da esas olan barıştır, özgürlüktür, insanların özgür iradeleriyle dini kabul etmeleridir. Bu ayette ilk defa ehlikitaba karşı bir yaptırım uygulanmaya konulmuştur. Bu ayette dikkat çeken şu noktaları göz ardı etmemek gerekir:<br style="box-sizing: inherit;" />&nbsp;&nbsp;&nbsp;<br style="box-sizing: inherit;" />&nbsp;&nbsp;&nbsp;<span style="box-sizing: inherit; font-weight: 700;">&nbsp;a.</span>&nbsp;Bu ayetin hedefinde olanlar ehlikitaptan -özellikle de Yahudilerden- belli gruplardır.&nbsp;<span style="box-sizing: inherit; font-weight: 700;">“Kendilerine kitap verilenlerden oldukları halde&#8230;”</span>&nbsp;ifadesi buna işaret etmektedir.<br style="box-sizing: inherit;" />&nbsp;&nbsp;&nbsp;<br style="box-sizing: inherit;" />&nbsp;&nbsp;&nbsp;<span style="box-sizing: inherit; font-weight: 700;">b.</span><span style="box-sizing: inherit; font-weight: 700;">&nbsp;Bunlar, &#8211;</span>değişik ayetlerde belirtildiği üzere- eskiden beri Müslümanlara karşı düşmanlık yapan, Kureyş müşriklerine<span style="box-sizing: inherit; font-weight: 700;">&nbsp;“Sizin putçuluk dininiz Müslümanların dininden daha iyidir”</span>&nbsp;diyen,&nbsp;<span style="box-sizing: inherit; font-weight: 700;">Uhud Savaşı&nbsp;</span>öncesinde müşrikleri savaşa kışkırtan,&nbsp;<span style="box-sizing: inherit; font-weight: 700;">Hendek Savaşı</span>&nbsp;öncesinde müşriklerle beraber Müslümanlara karşı savaşma anlaşmasını imzalayan, bunlardan bazıları aynı savaş esnasında bilfiil işin içine giren, Müslümanların en sıkıntılı bir durumda oldukları bu Hendek Savaşı esnasında onların kökünü kazımak için her türlü fitne-fesat komiteciliği yapan, hülasa Müslümanlara hayat hakkı tanımaya gönülleri asla razı olmayan fitne unsuru düşman topluluklardır. Ayette bunların Allah’a, ahirete, hak dine imanlarını sorgulayan ifadelerden bunu anlamak mümkündür.<br style="box-sizing: inherit;" />&nbsp;&nbsp;&nbsp;<br style="box-sizing: inherit;" />&nbsp;&nbsp;&nbsp;<span style="box-sizing: inherit; font-weight: 700;">c.&nbsp;</span>Bu ayette şu husus da açıkça görülmektedir: İmanlarını sorgulayan ifadelerden bunların imana gelmedikleri açıkça anlaşılmaktadır. Buna rağmen, ayette&nbsp;<span style="box-sizing: inherit; font-weight: 700;">“İman edinceye kadar onlarla savaşın.”&nbsp;</span>denilmemiştir. Bilakis&nbsp;<span style="box-sizing: inherit; font-weight: 700;">“Cizye vermeyi kabul edinceye kadar savaşın.”</span>&nbsp;şeklinde bir emir söz konusu edilmiştir. Demek oluyor ki, bunları ille de İslam’a girmeye zorlama diye bir şey söz konusu değildir. Tek şart, barış anlaşması çerçevesinde İslam devletine bir şekilde bağlı vatandaş olup ona<span style="box-sizing: inherit; font-weight: 700;">&nbsp;“cizye”&nbsp;</span>adıyla bir vergi vermelerdir. Bu vergi, Müslüman vatandaşların devlete verdiği zekât ve icap ettiğinde vergi adıyla yaptıkları diğer yardımları gibi bir yardımdır. Devlet bu cizyeyi aldığı zaman Müslüman vatandaşlarına baktığı gibi, bu gayrimüslim vatandaşlarına da bakmak zorundadır.<br style="box-sizing: inherit;" />&nbsp; &nbsp;</span></div>
</div></div></div></div>The post <a href="https://ateistlerecevap.org/yunus-99-ve-tevbe-29-ayetlerine-gore-kuranda-celiski-olmaz-mi/" data-wpel-link="internal">Yunus 99 ve Tevbe 29 ayetlerine göre Kuranda çelişki olmaz mı?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ateistlerecevap.org/yunus-99-ve-tevbe-29-ayetlerine-gore-kuranda-celiski-olmaz-mi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bakara 106 ve Fetih 23, Fatır 43 ayetleri çelişmiyor mu? Allah’ın hükmü değişir mi değişmez mi?</title>
		<link>https://ateistlerecevap.org/bakara-106-ve-fetih-23-fatir-43-ayetleri-celismiyor-mu-allahin-hukmu-degisir-mi-degismez-mi-2/</link>
					<comments>https://ateistlerecevap.org/bakara-106-ve-fetih-23-fatir-43-ayetleri-celismiyor-mu-allahin-hukmu-degisir-mi-degismez-mi-2/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ateistlere Cevaplar]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 13 Feb 2018 14:17:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sözde Çelişkili Ayetler(!)]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.ateistlerecevap.org/?p=1736</guid>

					<description><![CDATA[]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div class="su-box su-box-style-noise" id="" style="border-color:#3b0000;border-radius:10px"><div class="su-box-title" style="background-color:#6e2e28;color:#FFFFFF;border-top-left-radius:8px;border-top-right-radius:8px">Bakara 106 ve Fetih 23, Fatır 43 ayetleri çelişmiyor mu? Allah’ın hükmü değişir mi değişmez mi?</div><div class="su-box-content su-u-clearfix su-u-trim" style="border-bottom-left-radius:8px;border-bottom-right-radius:8px">Sorunun Cevabı<div class="su-note"  style="border-color:#1b846e;border-radius:10px;-moz-border-radius:10px;-webkit-border-radius:10px;"><div class="su-note-inner su-u-clearfix su-u-trim" style="background-color:#359e88;border-color:#ffffff;color:#ffffff;border-radius:10px;-moz-border-radius:10px;-webkit-border-radius:10px;">
<div style="margin: 0cm 0cm 12.0pt 0cm;"><span style="color: #f2f2f2; font-family: 'Arial',sans-serif; font-size: 11.5pt; mso-style-textfill-fill-alpha: 100.0%; mso-style-textfill-fill-color: #F2F2F2; mso-style-textfill-fill-colortransforms: lumm=95000; mso-style-textfill-fill-themecolor: background1; mso-themecolor: background1; mso-themeshade: 242;">Değerli kardeşimiz,</span></div>
<div style="background: #D4FFAA; box-sizing: inherit; margin-top: 0cm;"><strong style="box-sizing: inherit;"><span style="color: #262626; font-family: 'Arial',sans-serif; font-size: 11.5pt; mso-style-textfill-fill-alpha: 100.0%; mso-style-textfill-fill-color: #262626; mso-style-textfill-fill-colortransforms: 'lumm=85000 lumo=15000'; mso-style-textfill-fill-themecolor: text1; mso-themecolor: text1; mso-themetint: 217;">“Biz<br />
bir ayetin hükmünü diğer bir ayetle değiştirirsek veya unutturursak (geri<br />
bırakırsak), ondan daha- hayırlısını yahut onun benzerini getiririz.”</span></strong><span style="color: #262626; font-family: 'Arial',sans-serif; font-size: 11.5pt; mso-style-textfill-fill-alpha: 100.0%; mso-style-textfill-fill-color: #262626; mso-style-textfill-fill-colortransforms: 'lumm=85000 lumo=15000'; mso-style-textfill-fill-themecolor: text1; mso-themecolor: text1; mso-themetint: 217;">(Bakar, 2/106)</span></div>
<div style="-webkit-text-stroke-width: 0px; box-sizing: inherit; font-variant-caps: normal; font-variant-ligatures: normal; orphans: 2; text-align: start; text-decoration-color: initial; text-decoration-style: initial; widows: 2; word-spacing: 0px; margin: 0cm 0cm 12.0pt 0cm;"><span style="color: #f2f2f2; font-family: 'Arial',sans-serif; font-size: 11.5pt; mso-style-textfill-fill-alpha: 100.0%; mso-style-textfill-fill-color: #F2F2F2; mso-style-textfill-fill-colortransforms: lumm=95000; mso-style-textfill-fill-themecolor: background1; mso-themecolor: background1; mso-themeshade: 242;">mealindeki ayette <strong style="box-sizing: inherit;"><span style="font-family: 'Arial',sans-serif;"> “vahiy<br />
sözleri” </span></strong>kastedilmiştir. Allah, daha önceki bir<br />
peygamberin şeraitinde olan bazı hükümleri değiştirmiş, yerine başka hükümler<br />
getirmiştir. <br style="box-sizing: inherit;" />Keza, Kur’an’ın indiği dönemde de bu değişiklik zaman ve mekân şartlarına bağlı<br />
olarak gerçekleşmiştir ki,  bu ilahî hikmetin bir gereğidir. <br style="box-sizing: inherit;" />Örneğin; Mekke devrinde şartlar uygun olmadığı için düşmanın bütün eziyetlerine<br />
rağmen, Müslümanların savaşmalarına izin verilmemiştir. Medine’de Müslümanların<br />
lehine şartlar oluşunca kendilerini silahla müdafaa etmek için savaşa izin<br />
verilmiştir. Keza sahabenin iman coşkusuyla çok güçlü olduğu Medine’nin ilk<br />
döneminde bir müminin on kâfirin önünden kaçması yasaklanmıştı. Daha sonra<br />
insanın yapısının gereği olarak onlarda bir zafiyet meydana gelince, Allah bu<br />
hükmünü değiştirdi ve<strong style="box-sizing: inherit;"><span style="font-family: 'Arial',sans-serif;"> “bir müminin iki kâfirin önünden<br />
kaçmasını yasakladı”</span></strong>(Enfal, 8/65-66).<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Yine Hz. İsa (as), Hz. Musa (as)&#8217;ın dininde yasak olan bazı şeylere cevaz<br />
verdi. <strong style="box-sizing: inherit;"><span style="font-family: 'Arial',sans-serif;">“Benden<br />
önce gelen Tevrat’ı doğrulayıcı olarak ve (daha önce) size haram edilenlerden<br />
bir kısmını helâl kılmak üzere gönderildim.”</span></strong>(Ali İmran, 3/50)<br />
mealindeki ayette bu hususa dikkat çekilmiştir.<br style="box-sizing: inherit;" />Allah’ın sözlerinin değiştirilemeyeceğini belirten ayetlerde -vahyin sözleri<br />
değil-, “sünnetullah” denilen Allah’ın kadimden beri yürürlükte olan hükümleri,<br />
kanunları kastedilmiştir. <br style="box-sizing: inherit;" />Aşağıdaki ayetlere dikkatle bakılırsa bu husus rahatlıkla anlaşılabilir:<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Mesela;<strong style="box-sizing: inherit;"><span style="font-family: 'Arial',sans-serif;"><br />
“Allah’ın sözlerini değiştirebilecek hiçbir kuvvet Yoktur.”</span></strong> (Enam,<br />
6/34) mealindeki ayette yer alan <strong style="box-sizing: inherit;"><span style="font-family: 'Arial',sans-serif;">“Allah’ın kelimeleri / sözleri”</span></strong>nden<br />
maksat, Allah’ın -elçileri ile onları yalanlayanlar hakkında- tarih boyunca<br />
gerçekleşen hükmü demektir. Ayette azgın düşmanlar karşısında bulunan -Hz.<br />
Muhammed (asv)’e teselli ve müjde vermek maksadıyla- vurgulanan husus şudur: <br style="box-sizing: inherit;" />“Tarih boyunca sosyolojik bir vaka olarak kâfirler tarafından tekzip edilen ve<br />
eza-cefa gören elçilerin sabretmesi ve ardından da Allah’ın o elçilerine<br />
yardımını göndermesi değişmez ilahî bir kanundur&#8230;”<br style="box-sizing: inherit;" /><strong style="box-sizing: inherit;"><span style="font-family: 'Arial',sans-serif;">“Allah&#8217;ın<br />
sözlerinde asla bir değişme yoktur.”</span></strong> (Yunus, 10/64)<br />
mealindeki ayette de <strong style="box-sizing: inherit;"><span style="font-family: 'Arial',sans-serif;"> “değişmeyen sözler”</span></strong>den<br />
maksat vahiy sözleri değil, Allah hükmü, kanunu, prensibi demektir. Bu ayetin<br />
bağlantı içerisinde olduğu kendisinden önceki ayetlere baktığımızda bunu<br />
kolaylıkla anlarız:</span></div>
<div style="background: #D4FFAA; box-sizing: inherit; margin-top: 0cm;"><strong style="box-sizing: inherit;"><span style="color: #262626; font-family: 'Arial',sans-serif; font-size: 11.5pt; mso-style-textfill-fill-alpha: 100.0%; mso-style-textfill-fill-color: #262626; mso-style-textfill-fill-colortransforms: 'lumm=85000 lumo=15000'; mso-style-textfill-fill-themecolor: text1; mso-themecolor: text1; mso-themetint: 217;">“İyi<br />
bilinmeli ki, Allah’ın dostlarına hiçbir korku yoktur. Ve onlar üzülmeyecekler<br />
de. Onlar, iman edip  Allah’a karşı gelmekten sakınan kimselerdir. Dünya<br />
hayatında da âhirette de onlara müjde vardır. Allah’ın sözlerinde asla bir<br />
değişme yoktur. İşte budur büyük kurtuluş.”</span></strong><span style="color: #262626; font-family: 'Arial',sans-serif; font-size: 11.5pt; mso-style-textfill-fill-alpha: 100.0%; mso-style-textfill-fill-color: #262626; mso-style-textfill-fill-colortransforms: 'lumm=85000 lumo=15000'; mso-style-textfill-fill-themecolor: text1; mso-themecolor: text1; mso-themetint: 217;">(Yunus,<br />
10/62-64).</span></div>
<div style="-webkit-text-stroke-width: 0px; box-sizing: inherit; font-variant-caps: normal; font-variant-ligatures: normal; orphans: 2; text-align: start; text-decoration-color: initial; text-decoration-style: initial; widows: 2; word-spacing: 0px; margin: 0cm 0cm 12.0pt 0cm;"><span style="color: #f2f2f2; font-family: 'Arial',sans-serif; font-size: 11.5pt; mso-style-textfill-fill-alpha: 100.0%; mso-style-textfill-fill-color: #F2F2F2; mso-style-textfill-fill-colortransforms: lumm=95000; mso-style-textfill-fill-themecolor: background1; mso-themecolor: background1; mso-themeshade: 242;">Soruda  yer<br />
alan ayetlerde de aynı husus söz konusudur: <br style="box-sizing: inherit;" />Fatır suresinin 43. ayetini bir önceki ayetle birlikte okuduğumuzda konuyu daha<br />
iyi anlayabiliriz:</span></div>
<div style="background: #D4FFAA; box-sizing: inherit; margin-top: 0cm;"><strong style="box-sizing: inherit;"><span style="color: #f2f2f2; font-family: 'Arial',sans-serif; font-size: 11.5pt; mso-style-textfill-fill-alpha: 100.0%; mso-style-textfill-fill-color: #F2F2F2; mso-style-textfill-fill-colortransforms: lumm=95000; mso-style-textfill-fill-themecolor: background1; mso-themecolor: background1; mso-themeshade: 242;">“</span></strong><strong><span style="color: #262626; font-family: 'Arial',sans-serif; font-size: 11.5pt; mso-style-textfill-fill-alpha: 100.0%; mso-style-textfill-fill-color: #262626; mso-style-textfill-fill-colortransforms: 'lumm=85000 lumo=15000'; mso-style-textfill-fill-themecolor: text1; mso-themecolor: text1; mso-themetint: 217;">Kendilerini<br />
uyaracak bir peygamber geldiği takdirde, milletler içinde, hidâyette en ileri<br />
derecede yer alacaklarına dair var güçleri ile yemin ettiler. Ama kendilerine<br />
bir peygamber gelip uyarınca bu, onların sadece nefretlerini artırdı. Sebebi<br />
ise: dünyada sırf böbürlenip büyüklük taslamak ve bir de kötü bir tuzak kurmak<br />
istekleriydi. Halbuki kötü tuzak, sadece hazırlayanın ayağına dolanır, sadece<br />
onu perişan eder. Onlar daha öncekilerin uğradıkları fecî âkıbetten başka bir<br />
şey mi bekliyorlar? Sen Allah’ın nizamında  hiçbir değişiklik bulamazsın!”</span></strong><span style="color: #262626; font-family: 'Arial',sans-serif; font-size: 11.5pt; mso-style-textfill-fill-alpha: 100.0%; mso-style-textfill-fill-color: #262626; mso-style-textfill-fill-colortransforms: 'lumm=85000 lumo=15000'; mso-style-textfill-fill-themecolor: text1; mso-themecolor: text1; mso-themetint: 217;">(Fatır,<br />
35/42-43).</span></div>
<div style="-webkit-text-stroke-width: 0px; box-sizing: inherit; font-variant-caps: normal; font-variant-ligatures: normal; orphans: 2; text-align: start; text-decoration-color: initial; text-decoration-style: initial; widows: 2; word-spacing: 0px; margin: 0cm 0cm 12.0pt 0cm;"><span style="color: #f2f2f2; font-family: 'Arial',sans-serif; font-size: 11.5pt; mso-style-textfill-fill-alpha: 100.0%; mso-style-textfill-fill-color: #F2F2F2; mso-style-textfill-fill-colortransforms: lumm=95000; mso-style-textfill-fill-themecolor: background1; mso-themecolor: background1; mso-themeshade: 242;">Keza, Fetih<br />
suresinin 23. ayeti, ondan bir önceki 22. ayetle birlikte mütalaa edildiği<br />
zaman bu gerçek rahatça anlaşılabilir:</span></div>
<div style="background: #D4FFAA; box-sizing: inherit; margin-top: 0cm;"><strong style="box-sizing: inherit;"><span style="color: #262626; font-family: 'Arial',sans-serif; font-size: 11.5pt; mso-style-textfill-fill-alpha: 100.0%; mso-style-textfill-fill-color: #262626; mso-style-textfill-fill-colortransforms: 'lumm=85000 lumo=15000'; mso-style-textfill-fill-themecolor: text1; mso-themecolor: text1; mso-themetint: 217;">“Eğer<br />
(o Mekkeli) kâfirler sizlerle savaşsalardı, arkalarını dönüp kaçar, sonra da ne<br />
kendilerini koruyan, ne de destek olan hiç kimse bulamazlardı. Allah’ın öteden<br />
beri câri olan kanunu budur. Ve sen Allah’ın nizamında hiçbir değişiklik<br />
bulamazsın.”</span></strong><span style="color: #262626; font-family: 'Arial',sans-serif; font-size: 11.5pt; mso-style-textfill-fill-alpha: 100.0%; mso-style-textfill-fill-color: #262626; mso-style-textfill-fill-colortransforms: 'lumm=85000 lumo=15000'; mso-style-textfill-fill-themecolor: text1; mso-themecolor: text1; mso-themetint: 217;">(Fetih,<br />
48/22-23).</span></div>
<div style="-webkit-text-stroke-width: 0px; box-sizing: inherit; font-variant-caps: normal; font-variant-ligatures: normal; orphans: 2; text-align: start; text-decoration-color: initial; text-decoration-style: initial; widows: 2; word-spacing: 0px; margin: 0cm 0cm 12.0pt 0cm;"><span style="color: #f2f2f2; font-family: 'Arial',sans-serif; font-size: 11.5pt; mso-style-textfill-fill-alpha: 100.0%; mso-style-textfill-fill-color: #F2F2F2; mso-style-textfill-fill-colortransforms: lumm=95000; mso-style-textfill-fill-themecolor: background1; mso-themecolor: background1; mso-themeshade: 242;">Bütün tefsirlerde bu<br />
ayetlerdeki <strong style="box-sizing: inherit;"><span style="font-family: 'Arial',sans-serif;">“Allah’ın değişmez sözleri”</span></strong> vahiy<br />
sözleri değil, onun hükümleri, kanunları, verdiği sözler manasında<br />
algılanmıştır. Bunun özeti<strong style="box-sizing: inherit;"><span style="font-family: 'Arial',sans-serif;">“Allah’ın hükümleri, kararları değişmez<br />
/ Allah sözünden caymaz.”</span></strong>şeklindedir.<br style="box-sizing: inherit;" />Hulasa; <strong style="box-sizing: inherit;"><span style="font-family: 'Arial',sans-serif;">“değişmez<br />
sözler”</span></strong> Allah’ın verdiği sözlerdir, değişmez<br />
prensipleridir, sünnetullahtır. Örneğin, Allah’ın dostlarına ahirette asla<br />
korku ve üzüntü olmayacaktır. Ama değişen sözler ise, Allah’ın ezelî ilminde<br />
zamana bağlı olarak değişkenlik gösteren hükümlerdir. <br style="box-sizing: inherit;" />Mesela; Allah geceye karar verir ve gece olur, ama sonra gündüze karar verir,<br />
gece gider gündüz gelir. Kışa karar verir kış gelir; sonra bahara karar verir,<br />
kış gider bahar gelir. <br style="box-sizing: inherit;" />İnsanları yaratıp hayat sahibi kılmaya karar verir, insanlar dünyaya gelir ve<br />
canlanır, sonra ölmelerine karar verir, onlar da ölürler, ardından ölmemek üzere<br />
tekrar canlanmalarına karar verir ve dirilip mahşer meydanında toplanırlar.<br style="box-sizing: inherit;" />Keza Allah karar vermiş, Hz. Musa (as)’a Tevrat’ı vermiştir. Sonra karar verip<br />
Hz. İsa (as)’a İncil’i vermiştir. Daha sonra Hz. Muhammed (asv)’a Kur’an’ı<br />
indirmiştir. Bütün bu kararlar, Allah’ın sonradan -hâşâ- düşünüp ortaya koyduğu<br />
kararlar değil, ezelî ilminde var olan kararlardır. </span></div>
<div class="MsoNormal"></div>
</div></div></div></div>The post <a href="https://ateistlerecevap.org/bakara-106-ve-fetih-23-fatir-43-ayetleri-celismiyor-mu-allahin-hukmu-degisir-mi-degismez-mi-2/" data-wpel-link="internal">Bakara 106 ve Fetih 23, Fatır 43 ayetleri çelişmiyor mu? Allah’ın hükmü değişir mi değişmez mi?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ateistlerecevap.org/bakara-106-ve-fetih-23-fatir-43-ayetleri-celismiyor-mu-allahin-hukmu-degisir-mi-degismez-mi-2/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bakara 106 ve Fetih 23, Fatır 43 ayetleri çelişmiyor mu? Allah’ın hükmü değişir mi değişmez mi?</title>
		<link>https://ateistlerecevap.org/bakara-106-ve-fetih-23-fatir-43-ayetleri-celismiyor-mu-allahin-hukmu-degisir-mi-degismez-mi/</link>
					<comments>https://ateistlerecevap.org/bakara-106-ve-fetih-23-fatir-43-ayetleri-celismiyor-mu-allahin-hukmu-degisir-mi-degismez-mi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ateistlere Cevaplar]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 13 Feb 2018 14:17:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sözde Çelişkili Ayetler(!)]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.ateistlerecevap.org/?p=1736</guid>

					<description><![CDATA[]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div class="su-box su-box-style-noise" id="" style="border-color:#3b0000;border-radius:10px"><div class="su-box-title" style="background-color:#6e2e28;color:#FFFFFF;border-top-left-radius:8px;border-top-right-radius:8px">Bakara 106 ve Fetih 23, Fatır 43 ayetleri çelişmiyor mu? Allah’ın hükmü değişir mi değişmez mi?</div><div class="su-box-content su-u-clearfix su-u-trim" style="border-bottom-left-radius:8px;border-bottom-right-radius:8px">Sorunun Cevabı<div class="su-note"  style="border-color:#1b846e;border-radius:10px;-moz-border-radius:10px;-webkit-border-radius:10px;"><div class="su-note-inner su-u-clearfix su-u-trim" style="background-color:#359e88;border-color:#ffffff;color:#ffffff;border-radius:10px;-moz-border-radius:10px;-webkit-border-radius:10px;">
<div style="margin: 0cm 0cm 12.0pt 0cm;"><span style="color: #f2f2f2; font-family: 'Arial',sans-serif; font-size: 11.5pt; mso-style-textfill-fill-alpha: 100.0%; mso-style-textfill-fill-color: #F2F2F2; mso-style-textfill-fill-colortransforms: lumm=95000; mso-style-textfill-fill-themecolor: background1; mso-themecolor: background1; mso-themeshade: 242;">Değerli kardeşimiz,</span></div>
<div style="background: #D4FFAA; box-sizing: inherit; margin-top: 0cm;"><strong style="box-sizing: inherit;"><span style="color: #262626; font-family: 'Arial',sans-serif; font-size: 11.5pt; mso-style-textfill-fill-alpha: 100.0%; mso-style-textfill-fill-color: #262626; mso-style-textfill-fill-colortransforms: 'lumm=85000 lumo=15000'; mso-style-textfill-fill-themecolor: text1; mso-themecolor: text1; mso-themetint: 217;">“Biz<br />
bir ayetin hükmünü diğer bir ayetle değiştirirsek veya unutturursak (geri<br />
bırakırsak), ondan daha- hayırlısını yahut onun benzerini getiririz.”</span></strong><span style="color: #262626; font-family: 'Arial',sans-serif; font-size: 11.5pt; mso-style-textfill-fill-alpha: 100.0%; mso-style-textfill-fill-color: #262626; mso-style-textfill-fill-colortransforms: 'lumm=85000 lumo=15000'; mso-style-textfill-fill-themecolor: text1; mso-themecolor: text1; mso-themetint: 217;">(Bakar, 2/106)</span></div>
<div style="-webkit-text-stroke-width: 0px; box-sizing: inherit; font-variant-caps: normal; font-variant-ligatures: normal; orphans: 2; text-align: start; text-decoration-color: initial; text-decoration-style: initial; widows: 2; word-spacing: 0px; margin: 0cm 0cm 12.0pt 0cm;"><span style="color: #f2f2f2; font-family: 'Arial',sans-serif; font-size: 11.5pt; mso-style-textfill-fill-alpha: 100.0%; mso-style-textfill-fill-color: #F2F2F2; mso-style-textfill-fill-colortransforms: lumm=95000; mso-style-textfill-fill-themecolor: background1; mso-themecolor: background1; mso-themeshade: 242;">mealindeki ayette <strong style="box-sizing: inherit;"><span style="font-family: 'Arial',sans-serif;"> “vahiy<br />
sözleri” </span></strong>kastedilmiştir. Allah, daha önceki bir<br />
peygamberin şeraitinde olan bazı hükümleri değiştirmiş, yerine başka hükümler<br />
getirmiştir. <br style="box-sizing: inherit;" />Keza, Kur’an’ın indiği dönemde de bu değişiklik zaman ve mekân şartlarına bağlı<br />
olarak gerçekleşmiştir ki,  bu ilahî hikmetin bir gereğidir. <br style="box-sizing: inherit;" />Örneğin; Mekke devrinde şartlar uygun olmadığı için düşmanın bütün eziyetlerine<br />
rağmen, Müslümanların savaşmalarına izin verilmemiştir. Medine’de Müslümanların<br />
lehine şartlar oluşunca kendilerini silahla müdafaa etmek için savaşa izin<br />
verilmiştir. Keza sahabenin iman coşkusuyla çok güçlü olduğu Medine’nin ilk<br />
döneminde bir müminin on kâfirin önünden kaçması yasaklanmıştı. Daha sonra<br />
insanın yapısının gereği olarak onlarda bir zafiyet meydana gelince, Allah bu<br />
hükmünü değiştirdi ve<strong style="box-sizing: inherit;"><span style="font-family: 'Arial',sans-serif;"> “bir müminin iki kâfirin önünden<br />
kaçmasını yasakladı”</span></strong>(Enfal, 8/65-66).<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Yine Hz. İsa (as), Hz. Musa (as)&#8217;ın dininde yasak olan bazı şeylere cevaz<br />
verdi. <strong style="box-sizing: inherit;"><span style="font-family: 'Arial',sans-serif;">“Benden<br />
önce gelen Tevrat’ı doğrulayıcı olarak ve (daha önce) size haram edilenlerden<br />
bir kısmını helâl kılmak üzere gönderildim.”</span></strong>(Ali İmran, 3/50)<br />
mealindeki ayette bu hususa dikkat çekilmiştir.<br style="box-sizing: inherit;" />Allah’ın sözlerinin değiştirilemeyeceğini belirten ayetlerde -vahyin sözleri<br />
değil-, “sünnetullah” denilen Allah’ın kadimden beri yürürlükte olan hükümleri,<br />
kanunları kastedilmiştir. <br style="box-sizing: inherit;" />Aşağıdaki ayetlere dikkatle bakılırsa bu husus rahatlıkla anlaşılabilir:<br style="box-sizing: inherit;" /><br style="box-sizing: inherit;" />Mesela;<strong style="box-sizing: inherit;"><span style="font-family: 'Arial',sans-serif;"><br />
“Allah’ın sözlerini değiştirebilecek hiçbir kuvvet Yoktur.”</span></strong> (Enam,<br />
6/34) mealindeki ayette yer alan <strong style="box-sizing: inherit;"><span style="font-family: 'Arial',sans-serif;">“Allah’ın kelimeleri / sözleri”</span></strong>nden<br />
maksat, Allah’ın -elçileri ile onları yalanlayanlar hakkında- tarih boyunca<br />
gerçekleşen hükmü demektir. Ayette azgın düşmanlar karşısında bulunan -Hz.<br />
Muhammed (asv)’e teselli ve müjde vermek maksadıyla- vurgulanan husus şudur: <br style="box-sizing: inherit;" />“Tarih boyunca sosyolojik bir vaka olarak kâfirler tarafından tekzip edilen ve<br />
eza-cefa gören elçilerin sabretmesi ve ardından da Allah’ın o elçilerine<br />
yardımını göndermesi değişmez ilahî bir kanundur&#8230;”<br style="box-sizing: inherit;" /><strong style="box-sizing: inherit;"><span style="font-family: 'Arial',sans-serif;">“Allah&#8217;ın<br />
sözlerinde asla bir değişme yoktur.”</span></strong> (Yunus, 10/64)<br />
mealindeki ayette de <strong style="box-sizing: inherit;"><span style="font-family: 'Arial',sans-serif;"> “değişmeyen sözler”</span></strong>den<br />
maksat vahiy sözleri değil, Allah hükmü, kanunu, prensibi demektir. Bu ayetin<br />
bağlantı içerisinde olduğu kendisinden önceki ayetlere baktığımızda bunu<br />
kolaylıkla anlarız:</span></div>
<div style="background: #D4FFAA; box-sizing: inherit; margin-top: 0cm;"><strong style="box-sizing: inherit;"><span style="color: #262626; font-family: 'Arial',sans-serif; font-size: 11.5pt; mso-style-textfill-fill-alpha: 100.0%; mso-style-textfill-fill-color: #262626; mso-style-textfill-fill-colortransforms: 'lumm=85000 lumo=15000'; mso-style-textfill-fill-themecolor: text1; mso-themecolor: text1; mso-themetint: 217;">“İyi<br />
bilinmeli ki, Allah’ın dostlarına hiçbir korku yoktur. Ve onlar üzülmeyecekler<br />
de. Onlar, iman edip  Allah’a karşı gelmekten sakınan kimselerdir. Dünya<br />
hayatında da âhirette de onlara müjde vardır. Allah’ın sözlerinde asla bir<br />
değişme yoktur. İşte budur büyük kurtuluş.”</span></strong><span style="color: #262626; font-family: 'Arial',sans-serif; font-size: 11.5pt; mso-style-textfill-fill-alpha: 100.0%; mso-style-textfill-fill-color: #262626; mso-style-textfill-fill-colortransforms: 'lumm=85000 lumo=15000'; mso-style-textfill-fill-themecolor: text1; mso-themecolor: text1; mso-themetint: 217;">(Yunus,<br />
10/62-64).</span></div>
<div style="-webkit-text-stroke-width: 0px; box-sizing: inherit; font-variant-caps: normal; font-variant-ligatures: normal; orphans: 2; text-align: start; text-decoration-color: initial; text-decoration-style: initial; widows: 2; word-spacing: 0px; margin: 0cm 0cm 12.0pt 0cm;"><span style="color: #f2f2f2; font-family: 'Arial',sans-serif; font-size: 11.5pt; mso-style-textfill-fill-alpha: 100.0%; mso-style-textfill-fill-color: #F2F2F2; mso-style-textfill-fill-colortransforms: lumm=95000; mso-style-textfill-fill-themecolor: background1; mso-themecolor: background1; mso-themeshade: 242;">Soruda  yer<br />
alan ayetlerde de aynı husus söz konusudur: <br style="box-sizing: inherit;" />Fatır suresinin 43. ayetini bir önceki ayetle birlikte okuduğumuzda konuyu daha<br />
iyi anlayabiliriz:</span></div>
<div style="background: #D4FFAA; box-sizing: inherit; margin-top: 0cm;"><strong style="box-sizing: inherit;"><span style="color: #f2f2f2; font-family: 'Arial',sans-serif; font-size: 11.5pt; mso-style-textfill-fill-alpha: 100.0%; mso-style-textfill-fill-color: #F2F2F2; mso-style-textfill-fill-colortransforms: lumm=95000; mso-style-textfill-fill-themecolor: background1; mso-themecolor: background1; mso-themeshade: 242;">“</span></strong><strong><span style="color: #262626; font-family: 'Arial',sans-serif; font-size: 11.5pt; mso-style-textfill-fill-alpha: 100.0%; mso-style-textfill-fill-color: #262626; mso-style-textfill-fill-colortransforms: 'lumm=85000 lumo=15000'; mso-style-textfill-fill-themecolor: text1; mso-themecolor: text1; mso-themetint: 217;">Kendilerini<br />
uyaracak bir peygamber geldiği takdirde, milletler içinde, hidâyette en ileri<br />
derecede yer alacaklarına dair var güçleri ile yemin ettiler. Ama kendilerine<br />
bir peygamber gelip uyarınca bu, onların sadece nefretlerini artırdı. Sebebi<br />
ise: dünyada sırf böbürlenip büyüklük taslamak ve bir de kötü bir tuzak kurmak<br />
istekleriydi. Halbuki kötü tuzak, sadece hazırlayanın ayağına dolanır, sadece<br />
onu perişan eder. Onlar daha öncekilerin uğradıkları fecî âkıbetten başka bir<br />
şey mi bekliyorlar? Sen Allah’ın nizamında  hiçbir değişiklik bulamazsın!”</span></strong><span style="color: #262626; font-family: 'Arial',sans-serif; font-size: 11.5pt; mso-style-textfill-fill-alpha: 100.0%; mso-style-textfill-fill-color: #262626; mso-style-textfill-fill-colortransforms: 'lumm=85000 lumo=15000'; mso-style-textfill-fill-themecolor: text1; mso-themecolor: text1; mso-themetint: 217;">(Fatır,<br />
35/42-43).</span></div>
<div style="-webkit-text-stroke-width: 0px; box-sizing: inherit; font-variant-caps: normal; font-variant-ligatures: normal; orphans: 2; text-align: start; text-decoration-color: initial; text-decoration-style: initial; widows: 2; word-spacing: 0px; margin: 0cm 0cm 12.0pt 0cm;"><span style="color: #f2f2f2; font-family: 'Arial',sans-serif; font-size: 11.5pt; mso-style-textfill-fill-alpha: 100.0%; mso-style-textfill-fill-color: #F2F2F2; mso-style-textfill-fill-colortransforms: lumm=95000; mso-style-textfill-fill-themecolor: background1; mso-themecolor: background1; mso-themeshade: 242;">Keza, Fetih<br />
suresinin 23. ayeti, ondan bir önceki 22. ayetle birlikte mütalaa edildiği<br />
zaman bu gerçek rahatça anlaşılabilir:</span></div>
<div style="background: #D4FFAA; box-sizing: inherit; margin-top: 0cm;"><strong style="box-sizing: inherit;"><span style="color: #262626; font-family: 'Arial',sans-serif; font-size: 11.5pt; mso-style-textfill-fill-alpha: 100.0%; mso-style-textfill-fill-color: #262626; mso-style-textfill-fill-colortransforms: 'lumm=85000 lumo=15000'; mso-style-textfill-fill-themecolor: text1; mso-themecolor: text1; mso-themetint: 217;">“Eğer<br />
(o Mekkeli) kâfirler sizlerle savaşsalardı, arkalarını dönüp kaçar, sonra da ne<br />
kendilerini koruyan, ne de destek olan hiç kimse bulamazlardı. Allah’ın öteden<br />
beri câri olan kanunu budur. Ve sen Allah’ın nizamında hiçbir değişiklik<br />
bulamazsın.”</span></strong><span style="color: #262626; font-family: 'Arial',sans-serif; font-size: 11.5pt; mso-style-textfill-fill-alpha: 100.0%; mso-style-textfill-fill-color: #262626; mso-style-textfill-fill-colortransforms: 'lumm=85000 lumo=15000'; mso-style-textfill-fill-themecolor: text1; mso-themecolor: text1; mso-themetint: 217;">(Fetih,<br />
48/22-23).</span></div>
<div style="-webkit-text-stroke-width: 0px; box-sizing: inherit; font-variant-caps: normal; font-variant-ligatures: normal; orphans: 2; text-align: start; text-decoration-color: initial; text-decoration-style: initial; widows: 2; word-spacing: 0px; margin: 0cm 0cm 12.0pt 0cm;"><span style="color: #f2f2f2; font-family: 'Arial',sans-serif; font-size: 11.5pt; mso-style-textfill-fill-alpha: 100.0%; mso-style-textfill-fill-color: #F2F2F2; mso-style-textfill-fill-colortransforms: lumm=95000; mso-style-textfill-fill-themecolor: background1; mso-themecolor: background1; mso-themeshade: 242;">Bütün tefsirlerde bu<br />
ayetlerdeki <strong style="box-sizing: inherit;"><span style="font-family: 'Arial',sans-serif;">“Allah’ın değişmez sözleri”</span></strong> vahiy<br />
sözleri değil, onun hükümleri, kanunları, verdiği sözler manasında<br />
algılanmıştır. Bunun özeti<strong style="box-sizing: inherit;"><span style="font-family: 'Arial',sans-serif;">“Allah’ın hükümleri, kararları değişmez<br />
/ Allah sözünden caymaz.”</span></strong>şeklindedir.<br style="box-sizing: inherit;" />Hulasa; <strong style="box-sizing: inherit;"><span style="font-family: 'Arial',sans-serif;">“değişmez<br />
sözler”</span></strong> Allah’ın verdiği sözlerdir, değişmez<br />
prensipleridir, sünnetullahtır. Örneğin, Allah’ın dostlarına ahirette asla<br />
korku ve üzüntü olmayacaktır. Ama değişen sözler ise, Allah’ın ezelî ilminde<br />
zamana bağlı olarak değişkenlik gösteren hükümlerdir. <br style="box-sizing: inherit;" />Mesela; Allah geceye karar verir ve gece olur, ama sonra gündüze karar verir,<br />
gece gider gündüz gelir. Kışa karar verir kış gelir; sonra bahara karar verir,<br />
kış gider bahar gelir. <br style="box-sizing: inherit;" />İnsanları yaratıp hayat sahibi kılmaya karar verir, insanlar dünyaya gelir ve<br />
canlanır, sonra ölmelerine karar verir, onlar da ölürler, ardından ölmemek üzere<br />
tekrar canlanmalarına karar verir ve dirilip mahşer meydanında toplanırlar.<br style="box-sizing: inherit;" />Keza Allah karar vermiş, Hz. Musa (as)’a Tevrat’ı vermiştir. Sonra karar verip<br />
Hz. İsa (as)’a İncil’i vermiştir. Daha sonra Hz. Muhammed (asv)’a Kur’an’ı<br />
indirmiştir. Bütün bu kararlar, Allah’ın sonradan -hâşâ- düşünüp ortaya koyduğu<br />
kararlar değil, ezelî ilminde var olan kararlardır. </span></div>
<div class="MsoNormal"></div>
</div></div></div></div>The post <a href="https://ateistlerecevap.org/bakara-106-ve-fetih-23-fatir-43-ayetleri-celismiyor-mu-allahin-hukmu-degisir-mi-degismez-mi/" data-wpel-link="internal">Bakara 106 ve Fetih 23, Fatır 43 ayetleri çelişmiyor mu? Allah’ın hükmü değişir mi değişmez mi?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ateistlerecevap.org/bakara-106-ve-fetih-23-fatir-43-ayetleri-celismiyor-mu-allahin-hukmu-degisir-mi-degismez-mi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bakara/256 ve Tevbe/ 29 ayetleri çelişmiyor mu? İslam hoşgörü dinimi savaş dinimi?</title>
		<link>https://ateistlerecevap.org/bakara-256-ve-tevbe-29-ayetleri-celismiyor-mu-islam-hosgoru-dinimi-savas-dinimi/</link>
					<comments>https://ateistlerecevap.org/bakara-256-ve-tevbe-29-ayetleri-celismiyor-mu-islam-hosgoru-dinimi-savas-dinimi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ateistlere Cevaplar]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 13 Feb 2018 13:54:12 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sözde Çelişkili Ayetler(!)]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.ateistlerecevap.org/?p=1728</guid>

					<description><![CDATA[]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div class="su-box su-box-style-noise" id="" style="border-color:#3b0000;border-radius:10px"><div class="su-box-title" style="background-color:#6e2e28;color:#FFFFFF;border-top-left-radius:8px;border-top-right-radius:8px">Bakara/256 ve Tevbe/ 29 ayetleri çelişmiyor mu? İslam hoşgörü dinimi savaş dinimi?</div><div class="su-box-content su-u-clearfix su-u-trim" style="border-bottom-left-radius:8px;border-bottom-right-radius:8px">Sorunun Cevabı<div class="su-note"  style="border-color:#1b846e;border-radius:10px;-moz-border-radius:10px;-webkit-border-radius:10px;"><div class="su-note-inner su-u-clearfix su-u-trim" style="background-color:#359e88;border-color:#ffffff;color:#ffffff;border-radius:10px;-moz-border-radius:10px;-webkit-border-radius:10px;">
<div style="margin: 0cm 0cm 12.0pt 0cm;"><span style="color: #f2f2f2; font-family: 'Arial',sans-serif; font-size: 11.5pt; mso-style-textfill-fill-alpha: 100.0%; mso-style-textfill-fill-color: #F2F2F2; mso-style-textfill-fill-colortransforms: lumm=95000; mso-style-textfill-fill-themecolor: background1; mso-themecolor: background1; mso-themeshade: 242;">Değerli kardeşimiz,</span></div>
<div style="background: #D4FFAA; box-sizing: inherit; margin-top: 0cm;"><strong style="box-sizing: inherit;"><span style="font-family: Arial, sans-serif; font-size: 11.5pt;">&#8220;Dinde zorlama<br />
yoktur. Doğru yol, sapıklıktan, hak batıldan ayrılıp belli olmuştur. Artık kim<br />
tağutu reddedip Allah’a iman ederse, işte o, kopması mümkün olmayan en sağlam<br />
tutamağa yapışmıştır. Allah her şeyi işitir, bilir.&#8221;</span></strong><span style="font-family: Arial, sans-serif; font-size: 11.5pt;"> (Bakara,<br />
2/256)</span></div>
<div style="background: #D4FFAA; box-sizing: inherit; margin-top: 0cm;"><strong style="box-sizing: inherit;"><span style="font-family: Arial, sans-serif; font-size: 11.5pt;">&#8220;Kendilerine<br />
kitap verilenlerden oldukları halde, Allah’a da, âhiret gününe de iman etmeyen,<br />
Allah’ın ve Resulünün haram kıldığını haram tanımayan, hak dinini din olarak<br />
benimsemeyen kimselerle zelil bir vaziyette tam bir itaatle, cizye verinceye kadar<br />
savaşın.&#8221;</span></strong><span style="font-family: Arial, sans-serif; font-size: 11.5pt;"> (Tevbe, 9/29)</span></div>
<div style="-webkit-text-stroke-width: 0px; box-sizing: inherit; font-variant-caps: normal; font-variant-ligatures: normal; orphans: 2; text-align: start; text-decoration-color: initial; text-decoration-style: initial; widows: 2; word-spacing: 0px; margin: 0cm 0cm 12.0pt 0cm;"><strong style="box-sizing: inherit;"><span style="color: #f2f2f2; font-family: 'Arial',sans-serif; font-size: 11.5pt; mso-style-textfill-fill-alpha: 100.0%; mso-style-textfill-fill-color: #F2F2F2; mso-style-textfill-fill-colortransforms: lumm=95000; mso-style-textfill-fill-themecolor: background1; mso-themecolor: background1; mso-themeshade: 242;">&#8220;Dinu’l-hakk&#8221;</span></strong><span style="color: #f2f2f2; font-family: 'Arial',sans-serif; font-size: 11.5pt; mso-style-textfill-fill-alpha: 100.0%; mso-style-textfill-fill-color: #F2F2F2; mso-style-textfill-fill-colortransforms: lumm=95000; mso-style-textfill-fill-themecolor: background1; mso-themecolor: background1; mso-themeshade: 242;"> izafeti <strong style="box-sizing: inherit;"><span style="font-family: 'Arial',sans-serif;">“hak dini” </span></strong>demek<br />
olup<strong style="box-sizing: inherit;"><span style="font-family: 'Arial',sans-serif;"> “hak<br />
din”</span></strong>den daha kuvvetlidir. İslâm&#8217;ın hakka teslimiyet esasına<br />
dayandığını Allah’ın hakkını, bütün hakların temeli saydığını, hakların<br />
kutsallığını ifade eder.</span></div>
<div style="-webkit-text-stroke-width: 0px; box-sizing: inherit; font-variant-caps: normal; font-variant-ligatures: normal; orphans: 2; text-align: start; text-decoration-color: initial; text-decoration-style: initial; widows: 2; word-spacing: 0px; margin: 0cm 0cm 12.0pt 0cm;"><span style="color: #f2f2f2; font-family: 'Arial',sans-serif; font-size: 11.5pt; mso-style-textfill-fill-alpha: 100.0%; mso-style-textfill-fill-color: #F2F2F2; mso-style-textfill-fill-colortransforms: lumm=95000; mso-style-textfill-fill-themecolor: background1; mso-themecolor: background1; mso-themeshade: 242;">Bu âyet, Ehl-i<br />
kitabın Allah’a ve âhirete gereğince iman etmediklerini, gerçek dini kabul<br />
etmediklerini bildiriyor: Çünkü onlar Allah’ı kemal sıfatlarıyla muttasıf ve<br />
eksiklerden münezzeh olarak tanımıyorlar, âhiretin gerçek mahiyetini<br />
anlayamıyorlardı.</span></div>
<div style="-webkit-text-stroke-width: 0px; box-sizing: inherit; font-variant-caps: normal; font-variant-ligatures: normal; orphans: 2; text-align: start; text-decoration-color: initial; text-decoration-style: initial; widows: 2; word-spacing: 0px; margin: 0cm 0cm 12.0pt 0cm;"><span style="color: #f2f2f2; font-family: 'Arial',sans-serif; font-size: 11.5pt; mso-style-textfill-fill-alpha: 100.0%; mso-style-textfill-fill-color: #F2F2F2; mso-style-textfill-fill-colortransforms: lumm=95000; mso-style-textfill-fill-themecolor: background1; mso-themecolor: background1; mso-themeshade: 242;">Bunlarla savaşmak<br />
için, evvela onların saldırmaları şarttır. Hz. Peygamber (a.s.m) müşrik<br />
Araplarla, ancak İslâmı imha etmek için silaha sarıldıklarında harbetti.<br />
Hristiyanlar da ancak Müslümanları ortadan kaldırmak için, İslâm devletine<br />
karşı kuvvet hazırlayıp hücum ettikleri zaman, onlara karşı hazırlandı ve karşı<br />
tarafın saldırmaya hazır olmamasını fırsat bilerek baskın yapmadı. Aksine,<br />
harbetmeden geri döndü.</span></div>
<div style="-webkit-text-stroke-width: 0px; box-sizing: inherit; font-variant-caps: normal; font-variant-ligatures: normal; orphans: 2; text-align: start; text-decoration-color: initial; text-decoration-style: initial; widows: 2; word-spacing: 0px; margin: 0cm 0cm 12.0pt 0cm;"><strong style="box-sizing: inherit;"><i><span style="color: #f2f2f2; font-family: 'Arial',sans-serif; font-size: 11.5pt; mso-style-textfill-fill-alpha: 100.0%; mso-style-textfill-fill-color: #F2F2F2; mso-style-textfill-fill-colortransforms: lumm=95000; mso-style-textfill-fill-themecolor: background1; mso-themecolor: background1; mso-themeshade: 242;">Cihadın gayesi </span></i></strong><em><span style="color: #f2f2f2; font-family: 'Arial',sans-serif; font-size: 11.5pt; mso-style-textfill-fill-alpha: 100.0%; mso-style-textfill-fill-color: #F2F2F2; mso-style-textfill-fill-colortransforms: lumm=95000; mso-style-textfill-fill-themecolor: background1; mso-themecolor: background1; mso-themeshade: 242;">gayri müslimleri kuvvet kullanarak İslâma sokmak değil, İslâma<br />
karşı çıkan kuvvet kalmamasını sağlamaktır.</span></em><strong style="box-sizing: inherit;"><i><span style="color: #f2f2f2; font-family: 'Arial',sans-serif; font-size: 11.5pt; mso-style-textfill-fill-alpha: 100.0%; mso-style-textfill-fill-color: #F2F2F2; mso-style-textfill-fill-colortransforms: lumm=95000; mso-style-textfill-fill-themecolor: background1; mso-themecolor: background1; mso-themeshade: 242;"> </span></i></strong><strong style="box-sizing: inherit;"><span style="color: #f2f2f2; font-family: 'Arial',sans-serif; font-size: 11.5pt; mso-style-textfill-fill-alpha: 100.0%; mso-style-textfill-fill-color: #F2F2F2; mso-style-textfill-fill-colortransforms: lumm=95000; mso-style-textfill-fill-themecolor: background1; mso-themecolor: background1; mso-themeshade: 242;">Cizye,</span></strong><span style="color: #f2f2f2; font-family: 'Arial',sans-serif; font-size: 11.5pt; mso-style-textfill-fill-alpha: 100.0%; mso-style-textfill-fill-color: #F2F2F2; mso-style-textfill-fill-colortransforms: lumm=95000; mso-style-textfill-fill-themecolor: background1; mso-themecolor: background1; mso-themeshade: 242;"> İslâm<br />
devletinin, gayri müslim vatandaşlarından aldığı cüz’î bir vergidir.<br />
Müslümanların verdiği zekât nisbetinden fazla değildir. Devletin sunduğu<br />
hizmetler karşılığı olarak alınır.</span></div>
<div style="-webkit-text-stroke-width: 0px; box-sizing: inherit; font-variant-caps: normal; font-variant-ligatures: normal; orphans: 2; text-align: start; text-decoration-color: initial; text-decoration-style: initial; widows: 2; word-spacing: 0px; margin: 0cm 0cm 12.0pt 0cm;"><span style="color: #f2f2f2; font-family: 'Arial',sans-serif; font-size: 11.5pt; mso-style-textfill-fill-alpha: 100.0%; mso-style-textfill-fill-color: #F2F2F2; mso-style-textfill-fill-colortransforms: lumm=95000; mso-style-textfill-fill-themecolor: background1; mso-themecolor: background1; mso-themeshade: 242;">İşte Allah&#8217;a<br />
inanmayan, ahireti hesaba katmayan, Allah ve Resulü&#8217;nün haram kıldığını haram<br />
tanımayan ve hak dinini din edinmeyenlere, yani kendilerine kitap verilmiş<br />
olanların bir kısmına, açıkçası şu üç sıfatla belirlenmiş olan<strong style="box-sizing: inherit;"><span style="font-family: 'Arial',sans-serif;">imansız,<br />
saygısız ve haksız</span></strong> <strong style="box-sizing: inherit;"><span style="font-family: 'Arial',sans-serif;">kimselere karşı savaşınız. </span></strong>Ta<br />
ki, kendi elleriyle getirip cizyeyi versinler, küçülmüş oldukları halde. Yani<br />
hak dini olan İslâm&#8217;ı kabul etmedikleri takdirde, kendilerine kitap verilmiş<br />
iken hakka karşı gelen, o haksız , saygısız ve saldırganların kuvvetleri<br />
tükenip İslâm eli, İslâm himayesi altına girmeyi ve buna karşılık cizye vermeyi<br />
kabul ve taahhüt edinceye, zimmetlerinde kesinleşmiş olan cizyeyi hazır elden,<br />
içinde bulundukları aşağı durumu unutmadan saygılı bir şekilde verecekleri hale<br />
gelinceye kadar savaşın. Ve böylece onlardan nüfus başına vergi alıp, Allah&#8217;a<br />
ve ahirete imandan ayrılmayarak ve harama el uzatmayarak, hakkı hukuku<br />
gözeterek, hak dinin emirlerini yerine getirin. Zira Allah&#8217;ı ve ahireti unutup<br />
onların yaptığını yapacak, haram ve helâl tanımayacak, Allah ve Resulü&#8217;nün<br />
haram kıldığı şeyleri haram saymayacak, kitap ve sünneti gözetmeyecek, hak dini<br />
ile amel etmeyecek olduktan sonra ne savaş yapmaya, ne de cizye almaya hakkınız<br />
olmadığı âşikârdır. Çünkü bu vasıflar cihad edenlerin değil, kendilerine karşı<br />
harb açılacak olanların özellikleridir. Cizye almanın değil, cizye vermenin<br />
sebepleridir. Böylelerinin hakkı zaten galibiyet değil, mağlubiyettir, cizye<br />
almak değil, cizye vermektir.</span></div>
<div style="-webkit-text-stroke-width: 0px; box-sizing: inherit; font-variant-caps: normal; font-variant-ligatures: normal; orphans: 2; text-align: start; text-decoration-color: initial; text-decoration-style: initial; widows: 2; word-spacing: 0px; margin: 0cm 0cm 12.0pt 0cm;"><strong style="box-sizing: inherit;"><span style="color: #f2f2f2; font-family: 'Arial',sans-serif; font-size: 11.5pt; mso-style-textfill-fill-alpha: 100.0%; mso-style-textfill-fill-color: #F2F2F2; mso-style-textfill-fill-colortransforms: lumm=95000; mso-style-textfill-fill-themecolor: background1; mso-themecolor: background1; mso-themeshade: 242;">&#8220;Cizye&#8221;, </span></strong><span style="color: #f2f2f2; font-family: 'Arial',sans-serif; font-size: 11.5pt; mso-style-textfill-fill-alpha: 100.0%; mso-style-textfill-fill-color: #F2F2F2; mso-style-textfill-fill-colortransforms: lumm=95000; mso-style-textfill-fill-themecolor: background1; mso-themecolor: background1; mso-themeshade: 242;">borcunu ödedi demek olan (ceze deynehu) fiilinden bir nevi borç<br />
ödeme anlamını ifade eder. Taahhüt sahibinin kendi ahdi gereğince vereceği<br />
vergi demektir ki, hayatının ve hürriyetlerinin korunması karşılığında<br />
zimmetlerinde terettüp eder ve o şartla ödenmesi gereken bir vergi olur. Bunun<br />
Farsça kelimesinin Arapçası olduğu da söylenmiş ise de bunda şer&#8217;î ve hukuki<br />
açıdan dikkate alınması gereken bir özellik yoktur.</span></div>
<div class="MsoNormal"></div>
</div></div></div></div>The post <a href="https://ateistlerecevap.org/bakara-256-ve-tevbe-29-ayetleri-celismiyor-mu-islam-hosgoru-dinimi-savas-dinimi/" data-wpel-link="internal">Bakara/256 ve Tevbe/ 29 ayetleri çelişmiyor mu? İslam hoşgörü dinimi savaş dinimi?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ateistlerecevap.org/bakara-256-ve-tevbe-29-ayetleri-celismiyor-mu-islam-hosgoru-dinimi-savas-dinimi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Nisa/12 ve Enam/165 Çelişmiyor mu? Allah acele eder mi  etmez mi, hangisi doğru?</title>
		<link>https://ateistlerecevap.org/nisa-12-ve-enam-165-celismiyor-mu-allah-acele-eder-mi-etmez-mi-hangisi-dogru/</link>
					<comments>https://ateistlerecevap.org/nisa-12-ve-enam-165-celismiyor-mu-allah-acele-eder-mi-etmez-mi-hangisi-dogru/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ateistlere Cevaplar]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 13 Feb 2018 13:52:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sözde Çelişkili Ayetler(!)]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.ateistlerecevap.org/?p=1726</guid>

					<description><![CDATA[]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div class="su-box su-box-style-noise" id="" style="border-color:#3b0000;border-radius:10px"><div class="su-box-title" style="background-color:#6e2e28;color:#FFFFFF;border-top-left-radius:8px;border-top-right-radius:8px">Nisa/12 ve Enam/165 Çelişmiyor mu? Allah acele eden ve acele etmeyen olarak gösterilir, hangisi doğru?</div><div class="su-box-content su-u-clearfix su-u-trim" style="border-bottom-left-radius:8px;border-bottom-right-radius:8px">Sorunun Cevabı<div class="su-note"  style="border-color:#1b846e;border-radius:10px;-moz-border-radius:10px;-webkit-border-radius:10px;"><div class="su-note-inner su-u-clearfix su-u-trim" style="background-color:#359e88;border-color:#ffffff;color:#ffffff;border-radius:10px;-moz-border-radius:10px;-webkit-border-radius:10px;">
<div style="margin: 0cm 0cm 12.0pt 0cm;"><span style="font-family: Arial, sans-serif; font-size: 11.5pt;"><span style="color: #f3f3f3;">Değerli<br />
kardeşimiz,</span></span></div>
<div style="-webkit-text-stroke-width: 0px; box-sizing: inherit; font-variant-caps: normal; font-variant-ligatures: normal; orphans: 2; text-align: start; text-decoration-color: initial; text-decoration-style: initial; widows: 2; word-spacing: 0px; margin: 0cm 0cm 12.0pt 0cm;"><span style="color: #f3f3f3;"><strong style="box-sizing: inherit;"><span style="font-family: Arial, sans-serif; font-size: 11.5pt;">a) </span></strong><span style="font-family: Arial, sans-serif; font-size: 11.5pt;">Nisa<br />
suresinin 12. ayetinde yer alan<strong style="box-sizing: inherit;"><span style="font-family: 'Arial',sans-serif;"> “Allah Alimdir, Halimdir.”</span></strong> mealindeki<br />
ifade de yer alan <strong style="box-sizing: inherit;"><span style="font-family: 'Arial',sans-serif;">“Halim” </span></strong>isminin<br />
asıl manası <em style="box-sizing: inherit;"><span style="font-family: 'Arial',sans-serif;">“kullarına<br />
karşı yumuşak olan”</span></em>dır.</span></span></div>
<div style="-webkit-text-stroke-width: 0px; box-sizing: inherit; font-variant-caps: normal; font-variant-ligatures: normal; orphans: 2; text-align: start; text-decoration-color: initial; text-decoration-style: initial; widows: 2; word-spacing: 0px; margin: 0cm 0cm 12.0pt 0cm;"><span style="font-family: Arial, sans-serif; font-size: 11.5pt;"><span style="color: #f3f3f3;">İkinci<br />
derecede bir manası olan <strong style="box-sizing: inherit;"><span style="font-family: 'Arial',sans-serif;">“cezalandırmada acele etmeyen” </span></strong>manasını<br />
alsak yine de Enam suresinin 165. ayetiyle çelişmez. Çünkü, Enam suresinin<br />
165. ayetinde cümlenin meali <strong style="box-sizing: inherit;"><span style="font-family: 'Arial',sans-serif;">“Rabbin süratle cezalandırandır.”</span></strong> manasında<br />
değildir. <strong style="box-sizing: inherit;"><span style="font-family: 'Arial',sans-serif;">“Şüphesiz senin Rabbin, cezası süratli olandır ve şüphesiz<br />
o çok bağışlayandır, çok merhametlidir.”</span></strong> demektir.</span></span></div>
<div style="-webkit-text-stroke-width: 0px; box-sizing: inherit; font-variant-caps: normal; font-variant-ligatures: normal; orphans: 2; text-align: start; text-decoration-color: initial; text-decoration-style: initial; widows: 2; word-spacing: 0px; margin: 0cm 0cm 12.0pt 0cm;"><span style="font-family: Arial, sans-serif; font-size: 11.5pt;"><span style="color: #f3f3f3;">Nisa<br />
suresinde, <strong style="box-sizing: inherit;"><span style="font-family: 'Arial',sans-serif;">“Allah’ın kullarına ceza vermekte acele etmediği”</span></strong>ne<br />
vurgu yapılmıştır.</span></span></div>
<div style="-webkit-text-stroke-width: 0px; box-sizing: inherit; font-variant-caps: normal; font-variant-ligatures: normal; orphans: 2; text-align: start; text-decoration-color: initial; text-decoration-style: initial; widows: 2; word-spacing: 0px; margin: 0cm 0cm 12.0pt 0cm;"><span style="font-family: Arial, sans-serif; font-size: 11.5pt;"><span style="color: #f3f3f3;">Enam<br />
suresinde ise, ilgili ayetin ifadesi, Allah’ın suçlu olan kullarına <strong style="box-sizing: inherit;"><span style="font-family: 'Arial',sans-serif;">“hemen<br />
süratle ceza verdiği”</span></strong> manasına gelmez. Bilakis ayetin<br />
ilgili ifadesi, <strong style="box-sizing: inherit;"><span style="font-family: 'Arial',sans-serif;">“Allah’ın bir kimseyi cezalandırdığı<br />
zaman, cezayı süratle verdiği” </span></strong>anlamına gelir. Yani, Allah<br />
bir kimseye ceza vermek istediği zaman hiç bir güç ona mani olamaz ve o cezayı<br />
erteletemez. Bazı meallerde sorudaki şekliyle verilen mana doğru değildir.</span></span></div>
<div style="-webkit-text-stroke-width: 0px; box-sizing: inherit; font-variant-caps: normal; font-variant-ligatures: normal; orphans: 2; text-align: start; text-decoration-color: initial; text-decoration-style: initial; widows: 2; word-spacing: 0px; margin: 0cm 0cm 12.0pt 0cm;"><span style="color: #f3f3f3;"><strong style="box-sizing: inherit;"><span style="font-family: Arial, sans-serif; font-size: 11.5pt;">b)</span></strong><span style="font-family: Arial, sans-serif; font-size: 11.5pt;"> Önce<br />
şunu karıştırmak çok kötü bir mantık oyunudur. <strong style="box-sizing: inherit;"><span style="font-family: 'Arial',sans-serif;">“Dinde zorlama yoktur.”</span></strong> demek,<br />
hiç kimsenin din-vicdan özgürlüğüne müdahale edilmez demektir.</span></span></div>
<div style="-webkit-text-stroke-width: 0px; box-sizing: inherit; font-variant-caps: normal; font-variant-ligatures: normal; orphans: 2; text-align: start; text-decoration-color: initial; text-decoration-style: initial; widows: 2; word-spacing: 0px; margin: 0cm 0cm 12.0pt 0cm;"><span style="font-family: Arial, sans-serif; font-size: 11.5pt;"><span style="color: #f3f3f3;">&#8211;<br />
İslam dininin <strong style="box-sizing: inherit;"><span style="font-family: 'Arial',sans-serif;">“din-vicdan özgürlüğü”</span></strong> prensibi<br />
değişik ayetlerde farklı ifadelerle açıklanmış ve onun önemine vurgu<br />
yapılmıştır. İlgili ifadelerin bir kısmı<em style="box-sizing: inherit;"><span style="font-family: 'Arial',sans-serif;">-meal olarak-</span></em> şöyledir:</span></span></div>
<div style="background: #D4FFAA; box-sizing: inherit; margin: 0cm 0cm 12.0pt 0cm;"><span style="color: #333333;"><strong style="box-sizing: inherit;"><span style="font-family: Arial, sans-serif; font-size: 11.5pt;">“De ki:<br />
İşte Rabbiniz tarafından hak/gerçek geldi. Artık dileyen iman etsin, dileyen<br />
inkâr etsin.”</span></strong><span style="font-family: Arial, sans-serif; font-size: 11.5pt;"> <em style="box-sizing: inherit;"><span style="font-family: 'Arial',sans-serif;">(Kehf, 18/29)</span></em></span></span></div>
<div style="background: #D4FFAA; box-sizing: inherit; margin: 0cm 0cm 12.0pt 0cm;"><span style="color: #f3f3f3;"><strong style="box-sizing: inherit;"><span style="font-family: Arial, sans-serif; font-size: 11.5pt;">“<span style="color: #333333;">Herkesin</span><br />
<span style="color: #333333;"> kazandığı iyilik kendi lehine, işlediği fenalık kendi aleyhinedir.”</span></span></strong><span style="font-family: Arial, sans-serif; font-size: 11.5pt; color: #333333;"> <em style="box-sizing: inherit;"><span style="font-family: 'Arial',sans-serif;">(Bakara,<br />
2/286)</span></em></span></span></div>
<div style="background: #D4FFAA; box-sizing: inherit; margin: 0cm 0cm 12.0pt 0cm;"><span style="color: #333333;"><strong style="box-sizing: inherit;"><span style="font-family: Arial, sans-serif; font-size: 11.5pt;">“Allah<br />
dileseydi onlar ortak koşamazlardı. Biz seni onlara </span></strong><em style="box-sizing: inherit;"><b><span style="font-family: Arial, sans-serif; font-size: 11.5pt;">(dini zorla kabul ettiren) </span></b></em><strong><span style="font-family: Arial, sans-serif; font-size: 11.5pt;">bir bekçi<br />
yapmadık. Sen onlardan sorumlu bir vekil de değilsin.” </span></strong><em style="box-sizing: inherit;"><span style="font-family: Arial, sans-serif; font-size: 11.5pt;">(Enam, 6/107)</span></em></span></div>
<div style="background: #D4FFAA; box-sizing: inherit; margin-top: 0cm;"><span style="color: #333333;"><strong style="box-sizing: inherit;"><span style="font-family: Arial, sans-serif; font-size: 11.5pt;">“(Resulüm!) Sen insanlara öğüt ver. Şüphesiz sen yanız öğüt<br />
verensin. Sen onlar üzerinde bir  zorba/zorlayıcı değilsin.”</span></strong><em style="box-sizing: inherit;"><span style="font-family: Arial, sans-serif; font-size: 11.5pt;"> (Ğaşiye, 88/21-22)</span></em></span></div>
<div style="-webkit-text-stroke-width: 0px; box-sizing: inherit; font-variant-caps: normal; font-variant-ligatures: normal; orphans: 2; text-align: start; text-decoration-color: initial; text-decoration-style: initial; widows: 2; word-spacing: 0px; margin: 0cm 0cm 12.0pt 0cm;"><span style="font-family: Arial, sans-serif; font-size: 11.5pt;"><span style="color: #f3f3f3;">&#8211;<br />
Bu ve benzeri ayetlerde açıkça din-vicdan özgürlüğüne vurgu yapılmıştır.</span></span></div>
<div style="-webkit-text-stroke-width: 0px; box-sizing: inherit; font-variant-caps: normal; font-variant-ligatures: normal; orphans: 2; text-align: start; text-decoration-color: initial; text-decoration-style: initial; widows: 2; word-spacing: 0px; margin: 0cm 0cm 12.0pt 0cm;"><span style="font-family: Arial, sans-serif; font-size: 11.5pt;"><span style="color: #f3f3f3;">Kur’an’da<br />
yer alan bu prensibe dayanarak; <strong style="box-sizing: inherit;"><span style="font-family: 'Arial',sans-serif;">“Neden İslam dışındaki düşüncelerin<br />
yanlış olduğuna vurgu yapılıyor.”</span></strong> demek abesle meşgul<br />
olmaktır. Çünkü, bir kimseyi kendi düşüncesine zorlamamak ayrı şeydir, o yanlış<br />
düşüncenin yanlışlığını vurgulamak çok farklı şeydir.</span></span></div>
<div style="-webkit-text-stroke-width: 0px; box-sizing: inherit; font-variant-caps: normal; font-variant-ligatures: normal; orphans: 2; text-align: start; text-decoration-color: initial; text-decoration-style: initial; widows: 2; word-spacing: 0px; margin: 0cm 0cm 12.0pt 0cm;"><span style="font-family: Arial, sans-serif; font-size: 11.5pt;"><span style="color: #f3f3f3;">&#8211;<br />
Eğer İslam dini ile başka doktrin ve düşünceler aynı olsaydı, Kur’an’ın<br />
indirilmesine ne gerek vardı? Madem aynı değil, o halde hangisi hak ise karşı<br />
taraf batıldır.</span></span></div>
<div style="-webkit-text-stroke-width: 0px; box-sizing: inherit; font-variant-caps: normal; font-variant-ligatures: normal; orphans: 2; text-align: start; text-decoration-color: initial; text-decoration-style: initial; widows: 2; word-spacing: 0px; margin: 0cm 0cm 12.0pt 0cm;"><span style="font-family: Arial, sans-serif; font-size: 11.5pt;"><span style="color: #f3f3f3;">İşte<br />
Kur’an’da bu pek doğru mantık formülü doğrultusunda <em style="box-sizing: inherit;"><span style="font-family: 'Arial',sans-serif;">-genel muhteva içerisinde-</span></em> şöyle<br />
bazı ifadeler kullanılmıştır:</span></span></div>
<div style="background: #D4FFAA; box-sizing: inherit; margin-top: 0cm;"><span style="color: #f3f3f3;"><strong style="box-sizing: inherit;"><span style="font-family: Arial, sans-serif; font-size: 11.5pt;"><span style="color: #333333;">“İman edenler salihtir, inkâr edenler fasıktır. İman edenler</span><br />
<span style="color: #333333;"> doğru yoldadır; inkâr edenler yanlış yoldadır. İman edenler istikametlidir;</span><br />
<span style="color: #333333;"> inkâr edenler sapıktır. İman edenler takva sahibidir; inkâr edenler zalimdir…</span>”</span></strong></span></div>
<div style="-webkit-text-stroke-width: 0px; box-sizing: inherit; font-variant-caps: normal; font-variant-ligatures: normal; orphans: 2; text-align: start; text-decoration-color: initial; text-decoration-style: initial; widows: 2; word-spacing: 0px; margin: 0cm 0cm 12.0pt 0cm;"><span style="font-family: Arial, sans-serif; font-size: 11.5pt;"><span style="color: #f3f3f3;">Kur’an’ın<br />
bir adı da <strong style="box-sizing: inherit;"><span style="font-family: 'Arial',sans-serif;">Furkan</span></strong>’dır. Yani hak ile batılı ayıran<br />
kitaptır.</span></span></div>
<div style="-webkit-text-stroke-width: 0px; box-sizing: inherit; font-variant-caps: normal; font-variant-ligatures: normal; orphans: 2; text-align: start; text-decoration-color: initial; text-decoration-style: initial; widows: 2; word-spacing: 0px; margin: 0cm 0cm 12.0pt 0cm;"><span style="font-family: Arial, sans-serif; font-size: 11.5pt;"><span style="color: #f3f3f3;">Şimdi<br />
temel amacı doğru yol ile yanlış yolu göstereme, iyi işler yapanlarla kötü<br />
işler yapanları tefrik etmek, mükâfat kazandıran vasıflarla cezayı çektiren<br />
vasıfları ayrı ayrı ortaya koyarak insanları uyarmak suretiyle irşat etmek olan<br />
Kur’an’ın <strong style="box-sizing: inherit;"><span style="font-family: 'Arial',sans-serif;">“neden bazılarına kâfir, zalim, fasık, sapık” </span></strong>dediğine<br />
itiraz edip eleştirmenin, gerçekten <em style="box-sizing: inherit;"><span style="font-family: 'Arial',sans-serif;">akıl, ilim, insaf, irfan ve izanla</span></em> izahı<br />
mümkün değildir.</span></span></div>
<div style="-webkit-text-stroke-width: 0px; box-sizing: inherit; font-variant-caps: normal; font-variant-ligatures: normal; orphans: 2; text-align: start; text-decoration-color: initial; text-decoration-style: initial; widows: 2; word-spacing: 0px; margin: 0cm 0cm 12.0pt 0cm;"><span style="font-family: Arial, sans-serif; font-size: 11.5pt;"><span style="color: #f3f3f3;">&#8211;<br />
Müşrikler veya diğer kâfirlerle savaşmayı teşvik eden ayetlerin hepsi bizzat<br />
düşmanların başlattığı savaş yıllarına aittir. Tevbe suresindeki ayetlerde de<br />
bu hikmet esastır.</span></span></div>
<div class="MsoNormal"></div>
<p>&nbsp;<br />
</div></div></div></div>The post <a href="https://ateistlerecevap.org/nisa-12-ve-enam-165-celismiyor-mu-allah-acele-eder-mi-etmez-mi-hangisi-dogru/" data-wpel-link="internal">Nisa/12 ve Enam/165 Çelişmiyor mu? Allah acele eder mi  etmez mi, hangisi doğru?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ateistlerecevap.org/nisa-12-ve-enam-165-celismiyor-mu-allah-acele-eder-mi-etmez-mi-hangisi-dogru/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Araf 143 ve Enam 162 ayetlerine göre ilk Müslüman kimdir?</title>
		<link>https://ateistlerecevap.org/araf-143-ve-enam-162-ayetlerine-gore-ilk-musluman-kimdir/</link>
					<comments>https://ateistlerecevap.org/araf-143-ve-enam-162-ayetlerine-gore-ilk-musluman-kimdir/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ateistlere Cevaplar]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 13 Feb 2018 13:48:34 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sözde Çelişkili Ayetler(!)]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.ateistlerecevap.org/?p=1724</guid>

					<description><![CDATA[]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div class="su-box su-box-style-noise" id="" style="border-color:#3b0000;border-radius:10px"><div class="su-box-title" style="background-color:#6e2e28;color:#FFFFFF;border-top-left-radius:8px;border-top-right-radius:8px">Araf 143 ve Enam 162 ayetlerine göre ilk Müslüman kimdir?</div><div class="su-box-content su-u-clearfix su-u-trim" style="border-bottom-left-radius:8px;border-bottom-right-radius:8px">Sorunun Cevabı<div class="su-note"  style="border-color:#1b846e;border-radius:10px;-moz-border-radius:10px;-webkit-border-radius:10px;"><div class="su-note-inner su-u-clearfix su-u-trim" style="background-color:#359e88;border-color:#ffffff;color:#ffffff;border-radius:10px;-moz-border-radius:10px;-webkit-border-radius:10px;">
<div style="box-sizing: inherit; font-family: arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;"><span style="color: #f3f3f3;">İlgili ayetlerin meali:</span></div>
<div style="box-sizing: inherit; font-family: arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;"><span style="color: #f3f3f3;"><span style="box-sizing: inherit; font-weight: bold;">“De ki: “Şüphesiz, benim namazım, ibâdetlerim, hayatım ve ölümüm âlemlerin Rabbi olan Allah aittir. Onun hiçbir ortağı yoktur. Ben bununla emrolundum ve ben müslümanların ilkiyim.”</span> (Enam, 6/162-153)</span></div>
<div style="box-sizing: inherit; font-family: arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;"><span style="color: #f3f3f3;"><span style="box-sizing: inherit; font-weight: bold;">“Musa, tâyin ettiğimiz vakitte gelip Rabbi onunla konuşunca: “Rabbim! Bana zatını göster, sana bakayım” dedi. Allah: “Beni asla göremezsin! Fakat şu dağa bak. Eğer o dağ yerinde durabilirse, o zaman sen de beni görebileceksin!” dedi. Rabbi o dağa tecelli edince onu darmadağın etti. Musa da bayılıp düştü. Ayılınca; “Seni noksan sıfatlardan tenzih ederim, sana tevbe ettim, ben iman edenlerin ilkiyim!” dedi.”</span> (Araf, 7/143)</span></div>
<div style="box-sizing: inherit; font-family: arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;"><span style="color: #f3f3f3;">-Bu iki ayette zahiren çelişki gibi görünen ifadeler: Enam:163’te Hz. Peygamberin <span style="box-sizing: inherit; font-weight: bold;">“ben müslümanların ilkiyim”</span> demesiyle ilgilidir.</span></div>
<div style="box-sizing: inherit; font-family: arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;"><span style="color: #f3f3f3;"><span style="box-sizing: inherit; font-weight: bold;">“De ki: Ben ilk Müslüman olmakla emrolundum.”</span> (Zümer, 39/12) mealindeki ayette de aynı ifadeler söz konusudur.</span></div>
<div style="box-sizing: inherit; font-family: arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;"><span style="color: #f3f3f3;">Buna mukabil, Araf: 143. ayette ise Hz. <span style="box-sizing: inherit; font-weight: bold;">Musa’nın “ben iman edenlerin/müminlerin ilkiyim” </span>demesi, bu ayetler arasında görünürde bir çelişki olduğu zannedilmektedir.</span></div>
<div style="box-sizing: inherit; font-family: arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;"><span style="color: #f3f3f3;">Bunun cevabı şudur:  </span></div>
<div style="box-sizing: inherit; font-family: arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;"><span style="color: #f3f3f3;"><span style="box-sizing: inherit; font-weight: bold;">İman kavramı</span>, bütün hak dinlerin ortak paydasını teşkil eden dinin temel unsurlarını ihtiva etmektedir.</span></div>
<div style="box-sizing: inherit; font-family: arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;"><span style="color: #f3f3f3;"><span style="box-sizing: inherit; font-weight: bold;">İslam ise</span>, bütün emir ve yasaklar konusunda Allah’a  tam teslimiyeti ifade etmektedir.</span></div>
<div style="box-sizing: inherit; font-family: arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;"><span style="color: #f3f3f3;">Bu açıdan bakıldığında, iman esaslarını da içine alan İslam kavramı, Hz. Adem’den beri bütün semavi dinlerin ortak unvanıdır.</span></div>
<div style="box-sizing: inherit; font-family: arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;"><span style="color: #f3f3f3;">Buna göre her peygamber elbette <span style="box-sizing: inherit; font-weight: bold;">kendi devrinde ilk mümin ve ilk Müslümandır.</span> Çünkü her peygamberin kendi döneminde <span style="box-sizing: inherit; font-weight: bold;">herkesten önce Allah’a iman etmesi ve onunu  emirlerine teslim olması</span> sosyolojik olarak da kronolojik bir zorunluluktur.</span></div>
<div style="box-sizing: inherit; font-family: arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;"><span style="color: #f3f3f3;">Buna göre:</span><br />
<span style="color: #f3f3f3;">&#8211; Hz. İbrahim kendi döneminin ilk Müslümanıdır;</span><br />
<span style="color: #f3f3f3;">&#8211; Hz. Musa kendi devrinin ilk Müslümanıdır ve</span><br />
<span style="color: #f3f3f3;">&#8211; Hz. Muhammed de kendi döneminin ilk Müslümanıdır.</span></div>
<div style="box-sizing: inherit; font-family: arimo, arial, verdana, sans-serif; font-size: 15.4px; margin-bottom: 1em;"><span style="color: #f3f3f3;">Demek ki ilgili ayetler arasında herhangi bir çelişki söz konusu değildir.</span></div>
</div></div></div></div>The post <a href="https://ateistlerecevap.org/araf-143-ve-enam-162-ayetlerine-gore-ilk-musluman-kimdir/" data-wpel-link="internal">Araf 143 ve Enam 162 ayetlerine göre ilk Müslüman kimdir?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ateistlerecevap.org/araf-143-ve-enam-162-ayetlerine-gore-ilk-musluman-kimdir/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Tarık Suresi 7. Ayet (Sözde Çelişki)</title>
		<link>https://ateistlerecevap.org/tarik-suresi-7-ayet-sozde-celiski/</link>
					<comments>https://ateistlerecevap.org/tarik-suresi-7-ayet-sozde-celiski/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ateistlere Cevaplar]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 11 Feb 2018 11:00:08 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Ayetler]]></category>
		<category><![CDATA[Sorular]]></category>
		<category><![CDATA[Sözde Çelişkili Ayetler(!)]]></category>
		<category><![CDATA[tarik 7 aciklama]]></category>
		<category><![CDATA[tarık 7 çelişki]]></category>
		<category><![CDATA[tarık 7 diyanet]]></category>
		<category><![CDATA[tarık 7 ekşi]]></category>
		<category><![CDATA[tarık 7 mucize]]></category>
		<category><![CDATA[tarık 7 sure]]></category>
		<category><![CDATA[tarık suresi 7.ayet tefsiri]]></category>
		<category><![CDATA[tarık tefsir]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.ateistlerecevap.org/?p=1696</guid>

					<description><![CDATA[<p>&#8220;LÜTFEN SONUNA KADAR OKUYUN&#8221; &#8220;Onun için insan neden yaratıldığına bir baksın. Atılan bir sudan yaratıldı. O su, erkeğin sulbü ile kadının göğüs kemikleri arasından çıkar.&#8220;(Târık, 86/5-7) Bu tanımda, meninin yahut yumurta hücresinin çıkış yerleriyle ilgili bir işaret görülmemektedir.“Omurga” veya “sertlik” gibi anlamlara gelen &#8220;sulb&#8221; sözcüğüyle baba, “göğüsler” anlamına gelen &#8220;terâib&#8221; sözcüğüyle de anne bedenlerinin üremeyle ilgili nahiyelerinin kastedilmiş olabileceği dikkate alınırsa, son derece nezih bir ifade [&#8230;]</p>
The post <a href="https://ateistlerecevap.org/tarik-suresi-7-ayet-sozde-celiski/" data-wpel-link="internal">Tarık Suresi 7. Ayet (Sözde Çelişki)</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<figure id="attachment_1710" aria-describedby="caption-attachment-1710" style="width: 1280px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/02/Tarik-Suresi-7.-Ayet-tefsiri.png" data-wpel-link="internal"><img loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-1710" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/02/Tarik-Suresi-7.-Ayet-tefsiri.png" alt="Tarık-Suresi-7.-Ayet-tefsiri" width="1280" height="720" srcset="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/02/Tarik-Suresi-7.-Ayet-tefsiri.png 1280w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/02/Tarik-Suresi-7.-Ayet-tefsiri-300x169.png 300w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/02/Tarik-Suresi-7.-Ayet-tefsiri-1024x576.png 1024w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/02/Tarik-Suresi-7.-Ayet-tefsiri-768x432.png 768w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/02/Tarik-Suresi-7.-Ayet-tefsiri-1200x675.png 1200w" sizes="(max-width: 1280px) 100vw, 1280px" /></a><figcaption id="caption-attachment-1710" class="wp-caption-text">Tarık-Suresi-7.-Ayet-tefsiri</figcaption></figure>
<p style="text-align: center;">&#8220;LÜTFEN SONUNA KADAR OKUYUN&#8221;</p>
<blockquote><p><strong>&#8220;</strong><strong>Onun için insan neden yaratıldığına bir baksın. </strong><strong>Atılan bir sudan yaratıldı. </strong><strong>O su, erkeğin sulbü ile kadının göğüs kemikleri arasından çıkar.</strong><strong>&#8220;</strong><em>(Târık, 86/5-7)</em></p></blockquote>
<p>Bu tanımda, meninin yahut yumurta hücresinin çıkış yerleriyle ilgili bir işaret görülmemektedir.<em>“Omurga”</em> veya <em>“sertlik”</em> gibi anlamlara gelen <strong>&#8220;sulb&#8221;</strong> sözcüğüyle baba, <em>“göğüsler”</em> anlamına gelen <em>&#8220;terâib&#8221;</em> sözcüğüyle de anne bedenlerinin üremeyle ilgili nahiyelerinin kastedilmiş olabileceği dikkate alınırsa, son derece nezih bir ifade ile ve dikkatleri sözün asıl amacına yönlendirecek şekilde, cinsel birleşmenin kastedildiği anlaşılabilir.<br />
İnsanın <em>&#8220;sulb&#8221;</em> ile <em>&#8220;teraib&#8221;</em> arasından çıkan suyun bir cüzünden yaratıldığını düşünüp, kendisini böyle hakir bir sudan yaratan Allah&#8217;ın onu döndürmeğe de yani öldükten sonra yeniden yaratmağa da kadir olduğunu anlaması emredilmiştir.<br />
<em>&#8220;Sulb&#8221;</em> ve <em>&#8220;teraib&#8221;</em> üzerinde iki görüş vardır. <strong>Birincisine göre</strong> ikisi de erkektedir. <strong>Sulb</strong>, erkeğin bel kemiği, teribenin çoğulu olan <strong>teraib</strong>ise alttan dörder kaburga kemiğidir. İşte insanın cinsel cihazları, bedenin bu ana iskeleti arasında kalır. İnsan bu ana kemikler arasında bulunan cihazlardan tazyikle atılan suyun bir parçasından yaratılır.<br />
<strong>İkinci görüşe göre ise</strong> <em>&#8220;sulb&#8221;</em> erkeğe, <em>&#8220;teraib&#8221; </em>kadına aittir. Yani insanın, <em>erkeğin <strong>sülbü </strong>ile kadının <strong>teraibi</strong> arasından çıkan bir sudan,</em> yahut her ikisinin sulb ve teraibi arasından çıkan bir sudan yaratıldığı anlaşılmıştır.<br />
Birinci ihtimale göre insan erkekten atılan bir meniden yaratılmaktadır. Ki insanın cinisini belirleyen de, erkekten atılan meninin milyonlarca parçalarından biri olan meni parçacığıdır. İkinci takdirde de insanın, menideki sperm ile kadındaki yumurtanın birleşmesinden yaratıldığı anlatılmış olur. Özellikle <strong>&#8220;Hulike min main dafik&#8221;</strong> âyetinde bir incelik vardır ki o da insanın o tazyikle atılan suyun tamamından değil, bir parçasından yaratıldığı anlatılmaktadır ki gerçekte insan atılan meni içerisindeki milyonlarca spermden sadece birinin, yumurtayı aşılamasıyle yaratılmağa başlar.<br />
Âyet atılgan suyun, <strong>sulb</strong> ile <strong>teraib</strong> arasından çıktığını söylüyor. Kur&#8217;an&#8217;ın söylediğini modern anatomide tasdik ediyor. Zira erkeğin temel üreme organı husye ile kadının temel üreme organı yumurtalık, henüz anne karnındaki ceninin <strong>sulb</strong> ile <strong>teraib</strong> arasındaki bölgede oluşur. Daha sonra bunlar aşağı iner. Kadında rahmin yanına yerleşir, erkekte vücud dışına çıkar.<br />
Bunlar asıl yerlerinden aşağı inmekle beraber yine <strong>sulb</strong> il <strong>teraib </strong>arasından gelen sinir ve lenf damarlarıyle beslenir. Yani bunların faaliyeti, yine sulb ile teraib arasına bağlıdır.<br />
İşte bu âyetlerde, gözönünde her zaman görülen bu gerçeğe işaret edilerek Allah&#8217;ın yaratma kudreti anlatılıyor. Erkekte sperm, kadında yumurta gibi gözle görülmeyen hücreleri yaratıp bunların birleşmesinden yürüyen, gören, düşünen, yapan insan yaratan Allah, onu yeniden yaratamaz mı? Elbette yaratır.<br />
Râzi&#8217;nin naklettiği gibi burada bazı inkarcılar Kur&#8217;ân&#8217;da böyle<em> &#8220;atan su&#8221;</em>dan bahsedilerek<strong> &#8220;Sulb ve göğüs kemikleri arasından çıkar.&#8221; </strong>diye nitelenmesini tenkit etmişler ve demişlerdir ki: <em>&#8220;Sulb ve göğüs kemikleri arasından çıkar.&#8221;</em>denilmekten maksat, meni bu yerlerden ayrılır, yani dediğiniz gibi husyelerden sulbe doğru oluşur demek ise öyle değildir. Çünkü o, kanın fazlasından doğup oluşur ve bedenin bütün cüzlerinden ayrılır. Hatta her uzuvdan o uzvun huyunu ve özelliğini alır da ondan onların, yani o uzuvların benzeri doğmaya elverişli olur. O&#8217;nun için görülür ki, cinsel ilişkide aşırı gidenin bütün uzuvlarını zayıflık kaplar. Eğer maksat, meninin en önemli cüzleri burada oluşur demek ise, bu da zayıftır. Çünkü meninin en önemli cüzleri dimağda gelişir. Bunun delili de meninin görünüşte dimağa benzemesidir. Bir de onu çok harcayanın önce gözlerinde zayıflık ortaya çıkar. Eğer maksat, meninin karar kılıp kaldığı yer burasıdır demek ise bu da zayıftır. Çünkü onun kaldığı yer meni damarlarıdır. Bunlar ise hayalardan itibaren birbirine girmiş girift damarlardır. Eğer maksat, meninin çıkış yeri buradadır demek ise bu da zayıftır. Zira his gösteriyor ki durum öyle değildir.<br />
Yukarıdaki açıklamalardan sonra bu itirazların haksız yere söylenmiş safsatalardan ibaret olduğunu anlamak kolay olur. Bunda sade dimağ işinden ve bir de aşırı gitmenin zararından bahis itibarıyla iki fayda varsa da bunları vesile edinerek yapılan itirazlar boştur ve <strong>&#8220;sulb ile göğüs kemikleri arasından çıkış&#8221;</strong>sözünün ifade ettiği mânânın kapsamından gafil olmaktır.<br />
Bir kere meninin doğup oluşması, ayrılması ve uzuvların ondan doğması keyfiyetleri hakkındaki sözler kuruntu ve zayıf zandan ibarettir. Kuşkusuz Allah sözü uyulmaya daha layıktır.<br />
<strong>&#8220;Sulb ile göğüs kemikleri arası&#8221;</strong> tabiri, hakikat ve kinayesiyle bütün iç organları ve üreme aygıtını kapsayan ve sinirleri hatta bütün vücudu ve hatta birleşmeyi ifade eden son derece kapsamlı ve bu konuda bütün sırları içine alan en güzel bir tabirdir.<br />
Bilindiği gibi meninin halis meni olarak oluşması, ayrılması ve karar kılması sulbe bağlı olan meni torbacığında neticelenmektedir. Üreme yapması için atması şart olduğu gibi, çıkışının da birleşme halinde döl yolundan rahme doğru, kadının sulbü ve göğüs kemikleri arasında olması şarttır. İnsan bu şekilde yaratılmıştır. Onun için burada <strong>&#8220;atan su&#8221;</strong> tabiri mutlak bırakılmayıp bu şarta işaret için bu sıfatla nitelenmiştir.<br />
<strong>İkinci olarak, </strong>kuşku yok ki en önemli uzuvlar ve hatta bütün uzuvlar, sade bu vazifeyle değil her işle ilgilidir. Bu arada en büyük parçası da dimağdır. Arkada sulb, dimağdan gelen omuriliğin kalesi olduğu gibi, önden gerdan, sine ve bütün dallarıyla göğüs kemikleri de böyledir. Bu şekilde sinir sisteminin dayanağı olan <em>&#8220;sulb ile göğüs kemikleri arası&#8221; </em>bir de her canlıda daima uyanık olan ve ihtiyaçlarının tamamlanmasına ve giderilmesine memur edilmiş tabii ve doğuştan var olan bir meyli ifade eder. Bu bakımdan da şunu söyleyelim ki:<br />
Bizim ihtiyaçlarımızı gidermek için hazırlanmış olan eşyadan beyin merkezinde meydana gelen tesir, daima bu tesirin meydana geldiği sırada iç organların bulunduğu hale göre olur. Mesela, görme ve koklama duyusuna bir yiyecek sunulduğu zaman, mide ona son derece muhtaç durumda kalmış ise onun algılanması lezzetli ve elde etme arzusu kuvvetli olur. Oysa mide dolgun bulunduğu zaman aynı yiyeceği nefis ihmal eder veya tiksinir de algılama merkezi o canlıda onu uzaklaştırmaya mahsus hareketler meydana getirir. İşte bu hal, üreme vazifesine mahsus fiillerde ve daha diğerlerinde de olur. Bundan anlaşılır ki algılama merkezinin yabancı cisimler etkisine ait hükmü, onların iç uzuvlar için önemli olması veya olmamasıyla bir paralellik arzetmektedir. Bu hükmün meydana gelmesi için, dış duyularla algılanan ve sinirlerden algı merkezine geçen tesirin derhal bu merkezden iç uzuvlara yansıması da zorunlu olmak gerekir. Bu hal zorunlu olmakla beraber bu etkilenme yalnız kendisine ihtiyaç duyulan uzva yansımakla kalmaz bütün sinir sistemine yayılır, şimşek gibi büyük bir hızla uzuvların hepsini etkiler.<br />
Bir yırtıcı hayvan, mesela bir kurt farz edelim, bir yerde bulunuyor ki, bulunduğu yerden hem dişisini hem de bir koyunu aynı anda görmesi mümkün oluyor. Duyular, beyne ancak bu iki hayvanın dış şeklinin etkisini nakleder. Bunun üzerine beyinden çıkacak hüküm de iki türlü olur. Çünkü dişisini görmekle üreme uzuvları uyanır, koyunu görmekle de yemek arzusu uyanır. Eğer kurtta yemek ihtiyacı hakim ise, önce koyunu avlayıp yemek için saldırır. Eğer cinsel ilişki ihtiyacı ağır basarsa dişisine saldırır. Buna <em>&#8220;Bu şekilde farklı iki tesirin olması, farklı iki hayvandan olduğu içindir.&#8221;</em> diye itiraz etmenin mânâsı da yoktur. Çünkü bu farklılık, sırf o iki etkinin aynı anda ulaştığı iki organın farklılıığndan meydana geliyor. Kurt iğdiş olsaydı, kuşkusuz dişisini bırakıp avına koşacaktı. Bir koyunu bir taraftan bir kurt, bir taraftan da bir koç görseydi kurt yemeğe, koç aşmaya koşacaktı.<br />
Bunlar gibi daha birçok misalden anlaşılır ki, bir şeyden iki ayrı uzuvdaki etkisine göre farklı iki hüküm çıkar. Biri erkek biri dişi iki kaplanı bir araya getirsek, bunlar birbirleriyle cinsel ilişkide bulunma arzusu duydukları zamanın dışında birbirinden kaçınır, böyle bir zamanda ise yanaşırlar. Aralarında ortak olan bu etki öncekinin aksine olur.<br />
Demek ki, aynı etkilerden iç uzuvların durumuna göre farklı fiiller oluştuğu, bunların her zaman bütün uzuvlara aynı anda yansıdığı ve ihtiyacı daha fazla olan uzvun beyne, bu tesiri diğerlerinden daha şiddetle geri çevirdiği kesindir. İç uzuvların isteklerine dair algı merkezine vuku bulan duyurudan ve bu isteklerin yerine getirilmesi için hazırlanan fiillerden zihinsel belirtiler meydana gelir. Her ne zaman canlı, bu isteklerin algılanması ile bunların yerine getirilmesine mahsus hareket arasında bir zaman geçirmezse, onun fiilleri başka değil, sadece ilham kuvveti (estinque)nden meydana çıkar. Zira yalnız bu ilham kuvvetidir ki, terkipçe en aşağı derecede bulunan canlıların fiilleri bununla tamam olduğu gibi, terkipçe en mükemmel olan canlılar, hatta doğumundan hemen sonra insan da böyledir.<br />
<strong>Fakat beyin gelişip zihin sağlamlaşmaya başladıkça insan kendisini tanımaya başlar,</strong>Bu vazifeler gelişmede en yüksek dereceye ulaştığı zaman, iç organların etkisinin beyin üzerinde önceki gibi otoritesi kalmaz. O vakit evvvelki ihtiyaçlardan hemen yapılan fiiller zihin kuvveti ile türlü şekillerde nevilenmiş olur. Bu kuvvetten öyle yeni ihtiyaçlar ortaya çıkar ki, bunların, o gayesi hayatı korumak olan ihtiyaçlarla ilgili olmadığı açık olur. Bu şekilde hayattan fedakarlığı gerektiren bu zihinsel ihtiyaçları ya kendinden başka gaye gözetmeyen boş, oyun ve eğlence zevkinden ibaret bir düşüş ve aklî ve bedeni bir kötüye kullanış olur; bunlar,</p>
<blockquote><p><strong>&#8220;Dinlerini oyun ve eğlence edinenler.&#8221; </strong><em>(A&#8217;râf, 7/51)</em></p></blockquote>
<p>dir. Yahut kendinden fedakârlık ederek Allah&#8217;ın kullarına yararlı olmak için Hak yolunda can feda etmek derecesine kadar varacak ilâhî bir olgunluk gayesini hedef edinen yüksek bir ruhani zevk olur ki, bunlar da</p>
<blockquote><p><strong>&#8220;Onlara mühürlü halis sudan içirilir. Onun sonu misk kokar.&#8221;</strong><em>(Mutaffifîn, 83/26)</em></p></blockquote>
<p>diye anlatılanlardır.<br />
Bu ihtiyaçların da sinir sistemine intikal etme durumları öncekilerin intikal ediş şeklinden farklı olmaz. Bu şekilde bu kuvvetin iç uzuvlarda da bağ ve dalları vardır ki bunlar sulb ve göğüs kemikleri arasıdır. Bu hikmet ile de yüce Allah <em>&#8220;sulb ve göğüs kemikleri</em>&#8220;ni özellikle zikretmiştir. Bundan da anlaşılır ki, dimağa işaret edilmemiş diye sulb ve göğüs kemikleri arasından bahsedilmiş olmasına itiraz eden inkârcılar, bunların sinir sistemi ile ilgisini ve sinir sisteminin dimağa ait olduğunu bilmediklerinden dolayı o lafları söylemişler ve imanları olmadığı için ilâhî kelâmın irşatlarından yoksun kalmışlardır.<br />
Bu şekilde insanın nutfeden yaratılışına dikkatleri çekmenin yararı da pek büyüktür. Çünkü yukarıda da hatırlattığımız gibi bu, insana kendini tanıtacak ve üzerinde koruyup gözetici tek üstün varlık olan Yüce Allah&#8217;ın yaratıcılığını ve kudretini anlatacak en açık delillerdendir.<br />
<strong>İLK OLARAK, </strong>İnsan sûresinin başında da geçtiği gibi, insan vücudunda enteresan terkipler çoktur. Dolayısıyla onun sümük gibi değersiz ve basit görünen bir maddeden yaratılışı, dilediği gibi hareket eden güçlü yaratıcının varlığını ve gücünü gösteren en büyük delildir. Bir nutfenin düşünen, bakan, akıl eden, koruyan ve yüce değerlere sahip olan bir insan haline getirilmesi ne büyük yaratıcılık ve güçlülüktür?!&#8230;<br />
<strong>İKİNCİ OLARAK,</strong> insan kendi hallerini başkalarının hallerinden daha iyi anlar ve görür. Onun için bu delil olmada daha tamamlayıcı bir yol oynar.<br />
<strong>ÜÇÜNCÜ OLARAK,</strong> insan bu halleri hem kendi evladında hem de diğer canlıların doğumlarında devamlı olarak gözleyebilmektedir. Onun için bunun, dilediğini yapan bir yaratıcının varlığına delil olması daha kuvvetlidir.<br />
<strong>DÖRDÜNCÜ OLARAK</strong>, bunun delil olarak kullanılması, hikmet sahibi bir koruyucu ve dilediğini yapan bir yaratıcının varlığını kesin olarak gösterdiği gibi, aynı şekilde bu, öldükten sonra dirilmenin ve haşir ve neşrin doğru olduğuna da kesin delildir. Çünkü insanın sonradan yaratılışı anne ve babasının vücudunda ve hatta bütün âlemde dağılmış olan cüzlerin bir araya getirilmesi ve ona ruh üfürülmesi sebebiyle olduğu için, onu öyle toplayıp düzeltmek suretiyle de düzgün bir insan yapan yaratıcının kudreti düşünülünce, ölüm ile o cüzlerin dağılmasından sonra onları bir araya getirmeye ve önceki gibi düzgün yaratıklar yapmaya gücü yettiğini itiraf elbette gerekli olur.<br />
<strong>Onun için buyruluyor ki:</strong> Kuşkusuz o yaratıcının onu geri döndürmeye elbette gücü yeter. Yani bu yaratılış şekline gerek bir bütün olarak ve gerek ayrıntılarıyla bakılınca insanı başlangıçta yaratanın tekrar geri döndürmeye gücü yettiği, onu ölümle çevirip yeniden dirilterek huzuruna dikmeye ve o suretle kendini tanıtmaya kadir olduğu anlaşılır ve bu şekilde size onu haber verir.<br />
Burada <strong>&#8220;Ancak ona döndürüleceksiniz.&#8221; </strong>(Bakara, 2/245) mânâsını ifade eden bu geri döndürüş, insanın Müminûn sûresinde anlatılan yaratılışının dokuz aşamasından sekizinci ve dokuzuncu mertebe olarak</p>
<blockquote><p><strong>&#8220;Sonra siz bundan sonra muhakkak öleceksiniz. Sonra da muhakkak siz kıyamet günü diriltileceksiniz.&#8221;</strong><em>(Mü&#8217;minûn, 23/15-16)</em></p></blockquote>
<p>âyetleriyle haber verilen ölüm ve kıyamet günü yeniden dirilme aşamalarını anlatmaktadır.</p>The post <a href="https://ateistlerecevap.org/tarik-suresi-7-ayet-sozde-celiski/" data-wpel-link="internal">Tarık Suresi 7. Ayet (Sözde Çelişki)</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ateistlerecevap.org/tarik-suresi-7-ayet-sozde-celiski/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kehf Suresi 86. Ayet Kur&#039;an&#039;a Göre Güneş Balçığamı batıyor?</title>
		<link>https://ateistlerecevap.org/kehf-suresi-86-ayet-kurana-gore-gunes-balcigami-batiyor/</link>
					<comments>https://ateistlerecevap.org/kehf-suresi-86-ayet-kurana-gore-gunes-balcigami-batiyor/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ateistlere Cevaplar]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 10 Feb 2018 10:00:41 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Ayetler]]></category>
		<category><![CDATA[kehf 86 ateist]]></category>
		<category><![CDATA[kehf 86 sorularla islamiyet]]></category>
		<category><![CDATA[kehf 86 tefsir]]></category>
		<category><![CDATA[kehf suresi 86 anlamı]]></category>
		<category><![CDATA[kehf suresi 86. ayet tefsiri]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.ateistlerecevap.org/?p=1701</guid>

					<description><![CDATA[<p>ÖNCE YUKARIDAKİ VİDEOYU İZLEYİN &#160; &#8220;Biz ona dünyada geniş imkânlar verdik ve ihtiyaç duyduğu her konuda sebep ve vasıtalar ihsan ettik. O da batıya doğru bir yol tuttu. Nihayet batıya ulaştığında, güneşi adeta kara bir balçıkta batar vaziyette buldu. Orada yerli bir halk bulunuyordu. Biz: &#8216;Zülkarneyn! İster onlara azab edersin, ister güzel davranırsın.&#8217; Zülkarneyn şöyle dedi: &#8216;Kim zulmederse, [&#8230;]</p>
The post <a href="https://ateistlerecevap.org/kehf-suresi-86-ayet-kurana-gore-gunes-balcigami-batiyor/" data-wpel-link="internal">Kehf Suresi 86. Ayet Kur'an'a Göre Güneş Balçığamı batıyor?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><a href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/02/Kehf-suresi-86-90-ayetlerinin-aciklamasi.png" data-wpel-link="internal"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-1707" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/02/Kehf-suresi-86-90-ayetlerinin-aciklamasi.png" alt="Kehf-suresi-86-90-ayetlerinin-açıklaması." width="1280" height="720" srcset="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/02/Kehf-suresi-86-90-ayetlerinin-aciklamasi.png 1280w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/02/Kehf-suresi-86-90-ayetlerinin-aciklamasi-300x169.png 300w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/02/Kehf-suresi-86-90-ayetlerinin-aciklamasi-1024x576.png 1024w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/02/Kehf-suresi-86-90-ayetlerinin-aciklamasi-768x432.png 768w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/02/Kehf-suresi-86-90-ayetlerinin-aciklamasi-1200x675.png 1200w" sizes="(max-width: 1280px) 100vw, 1280px" /></a></p>
<p><iframe loading="lazy" width="640" height="360" src="https://www.youtube.com/embed/Xt1zQEPgDvc?feature=oembed" frameborder="0" allow="autoplay; encrypted-media" allowfullscreen></iframe></p>
<blockquote>
<h2>ÖNCE YUKARIDAKİ VİDEOYU İZLEYİN</h2>
<p>&nbsp;<br />
<strong>&#8220;Biz ona dünyada geniş imkânlar verdik ve ihtiyaç duyduğu her konuda sebep ve vasıtalar ihsan ettik. O da batıya doğru bir yol tuttu. Nihayet batıya ulaştığında, güneşi adeta kara bir balçıkta batar vaziyette buldu. Orada yerli bir halk bulunuyordu. Biz: <em>&#8216;Zülkarneyn! İster onlara azab edersin, ister güzel davranırsın.&#8217; </em>Zülkarneyn şöyle dedi: <em>&#8216;Kim zulmederse, Biz onu cezalandırırız, sonra da Rabbinin huzuruna götürülür. O da ona benzeri görülmedik bir ceza uygular. Fakat iman edip makbul ve güzel davranışlar içinde olana, en güzel karşılık verilir ve ona kolay olan buyruklarımızı emrederiz, kolaylık gösteririz.&#8217;</em> Zülkarneyn bu sefer yine bir yol tuttu. Güneşin doğduğu yere varınca, onun, kendilerini sıcaktan koruyacak bir siper nasib etmediğimiz bir halk üzerine doğduğunu gördü.&#8221;</strong>(Kehf, 18/85-90)</p></blockquote>
<p>Nihayet güneşin battığı yere ulaştı. Yerleşmiş olduğu yerin gün batı tarafından ta sonuna kadar vardı. Tefsir bilginlerinin de yaptıkları açıklamaya göre, Okyanus denilen Atlas Okyanusunun batı kenarına ulaştı. Bu Okyanus denizinde &#8220;Halidat&#8221; ismi verilen adaların bir zamanlar uzunluk (boylam) başlangıcı olarak kabul edildiklerini kaydediyorlar. Bununla birlikte biz bugün bu Halidat adalarının ne olduğunu tayin edemiyoruz. Özetle uzak batıya vardığı vakit güneşi (sanki) siyah bir çamura batıyor buldu. Veya &#8220;hâmiye&#8221; kırâetine göre, kızgın bir pınar içinde batıyor buldu. Tefsir bilginleri buradaki aynı, su pınarı; hamieyi balçıklı; hâmiye&#8217;yi de kızgın mânâsına tefsir etmişlerdir ki, güneşi balçıklı veya kızgın bir pınar içinde batıyor buldu demek olur. Bu şekilde bu su pınarından maksat, okyanus ve özellikle denizin ufuktaki batış noktasıdır.<br />
Batıya varıncaya kadar geçtiği memleketlerde birtakım saltanatların batışını görerek giden Zülkarneyn, uzak batıda geçtiği yolda önüne çıkan Okyanus kenarında güneşin batışını seyretmek için ufka baktığı zaman Allah mülkünün genişliği ve yüceliği içinde o koca okyanus etrafı gök ile çevrilmiş bir kuyu havzası gibi sınırlı bir su kaynağı manzarasını alıyor. Fakat içilebilecek parlak ve duru bir kaynak gibi değil, kara balçıkla bulanmış, dibi görünmez karanlık bir kuyu gibi görünüyor ve güneş bunun ufkunda batarken zayıflamaya başlayan parıltısı, allı morlu yansımalarıyla puslar içinde çalkalanarak karanlık bir batağa batıyor da, battığı nokta balçıklı bir göz gibi bulanıp kararırken, aynı zamanda renk ve buharıyla kaynayan kızgın bir köz halinde bulunuyor. Demek Zülkarneyn&#8217;in vicdanında güneş batışının bıraktığı intiba bu olmuştur ki, bu müşahedenin en ibret verici mânâsı, en son bir sınırda duracağı kesin olan dünya ululuğunun sınırlı olduğunu görmek ve geçici olduğunu anlamaktır.<br />
Sonra da, yani batıda yapacağı icraatı yaptıktan sonra da bir yol tuttu. Batıda batan güneşin doğuya dönmesi gibi, batıdan doğuya giden bir yol peşine düştü, nihayet güneşin doğduğu yere kadar gitti. Yani yeryüzünde güneşin arada engel bulunmaksızın doğduğu noktaya kadar gitti ki bu noktanın, Afrika&#8217;nın doğu kıyıları olması ihtimali olsa da açıkça anlaşılan Asya&#8217;nın uzak doğusu olmasıdır. Vardığında onu (güneşi) öyle bir kavim üzerine doğuyor buldu ki biz onlara, güneşin berisinde bir siper yapmamıştık. Binaları yok, hatta elbiseleri yok. Güneşin altında yanıyorlar. Nitekim bugüne kadar bile Sudan&#8217;da, Avusturalya&#8217;da böyle çıplaklar vardır. Bununla birlikte maksat, örfte herkesçe bilindiği üzere önemli bir örtü ve siper olduğu takdirde çadırlar bile önemli bir örtü olamayacağından dolayı, bu mânâ çölde yaşayanların çoğunu kapsar.<br />
<strong>Yüce Allah bu âyetiyle Zülkarneyn&#8217;e verdikleri ve temin ettikleri ile onun özelliklerini zikretmektedir. <em>Nedir onlar?</em></strong><br />
<strong>a) &#8220;Ona yeryüzünde imkan sağladık.&#8221;</strong><br />
&#8220;İmkan sağladık, güvenli bir yere yerleştirdik&#8221; anlamını şöyle ve­rebiliriz: &#8220;Ona yerleşik, güvenli bir düzen sağladık.&#8221; Ayrıca Yûsuf sûre­sinin 56. âyetindeki kullanımdan hareketle bu ifadeye <em>&#8220;onu iktidar sahibi yaptık&#8221;</em> anlamını da verebiliriz.<br />
<strong>b) &#8220;Kendisine her şeye ulaşacağı bilgi verdik.&#8221;</strong><br />
<strong>&#8220;es-sebeb&#8221;</strong> kelimesi,<em> &#8220;bir şeye ulaşmak, bir şeyi gerçekleştir­mek için baş vurulan vasıta veya araç&#8221;</em> anlamına gelmektedir. Bu bağ­lamda bu kelimeye <em>&#8220;insanı, amacına, idealine ulaştıracak olan bilgi&#8221;</em> di­yebiliriz. Bir şeye ulaşmak, bir şeyi gerçekleştirmek için en büyük vasıta bilgidir. Bilgiden daha büyük araç olamaz.<br />
Şimdi güvenli yere yerleştirmekle bilgiyi elde etme arasındaki iliş­kiyi görmemiz gerekiyor. Yerleşik düzenin güvenliği içinde bilgi edini­lebilir. Göçebe düzeninde bilgiyi elde etmek zordur.<br />
Önce bilgi sonra güven denileceği gibi, önce güven, sonra bilgi de denebilir. Güvenli ortam ile amacına ulaşacak vasıtayı vermekle Yüce Allah ona büyük lütuflarda bulunmuştur.<br />
<em>İki boynuzlu ya da iki asrın adamı anlamına gelen <strong>Zülkarneyn</strong></em> sıfa­tı ile bu iki şey arasında bağlantı kurulabilir. Bir boynuzu &#8220;güven&#8221; diğeri de &#8220;bilgi&#8221; olabilir. Güven ile bilgi, yüce değerlerin önünde gelmektedir, İki boynuz, bu iki değeri ifade edemez mi?<br />
<strong>&#8220;O da bir yol tutup gitti.&#8221;</strong><br />
Bu âyetteki sebeb kelimesine de <em>&#8220;araç, vasıta, bilgi&#8221; </em>manasını ve­rirsek açıklamamız şöyle olacaktır: Zülkarneyn Allah&#8217;ın kendisine ver­diği araç ya da bilgiyi takip etti. Bütün işlerinde meşru olan vasıtalara başvurdu. Amacına ulaşmak ve yapacağı işi elde etmek için meşru ol­mayan vasıtalara baş vurmadı. Meşru yollara uydu, doğru bilgiyi takip etti. Demek ki Zülkarneyn&#8217;in üçüncü özelliği, işlerinde daima meşru araçları, yani doğru bilgiyi kullanmasıdır. Meşru olmayan vasıtalara yanaşmaz, onları takip etmezdi.</p>
<blockquote><p><strong>&#8220;Sonunda Güneşin battığı yere ulaşınca, Güneşi kopkoyu bir suda&#8217;batıyormuş gibi gördü. Orada bir top­luluk buldu. &#8216;Ey Zülkarneyn, onları ister cezalandır, ister onlara karşı iyi davran&#8217; dedik.&#8221;</strong></p></blockquote>
<p>Bu âyetten yani yorumunu yapmakta olduğumuz Kehf suresi 86&#8217;dan çı­karacağımız önemli neticeler olacaktır:<br />
<strong>a) Zülkarneyn önce batıya doğru hareket etmeyi tercih etmiştir. </strong>Güneşin battığı yere vardığı anlatılmaktadır. Güneş ve batmak ya da batı kavramları bir araya gelmiştir. Güneş, ışığı temsil ettiğine göre Zülkarneyn&#8217;in de işi, ışık denen bilginin peşine gitmek olmuştur.<br />
Güneş, doğudan doğduğu gibi, bilgi de, peygamberler de doğudan doğmuştur. Güneşin ışınları nasıl batıya gidiyorsa, bilginin ışığını da batıya doğru getirip insanları eğitmek gerekiyor. Bilgi ve medeniyet do­ğudan batıya doğru gitmiştir. Zülkarneyn bu gidişin örneği durumunda olmuş ve bunu insanlığa hedef olarak sunmuş bir eğitimcidir; bunu da davranışı ile göstermiştir. Batıdan bir şey almak, yani bilgi ve medeniyet almak için değil, batıyı aydınlatmak için gitmiştir; gitmeyi tercih etmiş.<br />
<strong>b) Güneşi sıcak bir gözede batar buldu.</strong> Bu anlatımda mecazî bir anlatım şekli vardır. Zülkarneyn öyle gibi gördü. Bu durum yerkürenin yuvarlak olduğuna, küre şeklinde olduğuna da delil teşkil etmektedir. Dünyanın hareketi ile Güneş batmış gibi görünmektedir. Aslında Güneş batmamaktadır. Dünya bir taraftan kendi ekseni etrafında dönerken, di­ğer taraftan da Güneş&#8217;in etrafında dönmektedir.<br />
Ayette geçen <strong>&#8216;ayn&#8217;<em> </em></strong><em>&#8220;göze, pınar, suyun çıktığı yer&#8221; </em>anlamına gelmektedir. Gözden yaş çıktığı için, göze de pınar anlamında &#8216;ayn denmiştir. hamie kelimesi de &#8220;sıcak&#8221; anlamına gelmektedir. <strong>&#8220;hamiye&#8221;</strong> şeklinde okunursa &#8220;sıcak&#8221;,<strong> &#8220;hamie&#8221;</strong>şeklinde okunursa &#8220;bal­çık&#8221; manasına gelmektedir.<br />
Bunun anlamı Zülkarneyn&#8217;in yolculuğu Güneş&#8217;in denizde batar gi­bi göründüğü nihai noktaya, yani ötesine gidilemeyecek noktaya ulaş­mıştı. Bu noktanın neresi olduğu zikredilmemektedir.<br />
<strong>c) Zülkarneyn orada bir topluluk buldu.</strong> Bu topluluk, kötülüğün her çeşidine dalmış, erdemlerini tamamen yitirmişti. İşte bu noktada, Zülkarneyn&#8217;in bir eğitimci, hatta bir devlet adamı olduğu ortaya çıkmak­tadır.<br />
<strong>d) </strong>Yüce Allah, Zülkarneyn&#8217;e konuşmuştu ve ona o topluma nasıl muamele edeceğini bildirmiş, ama onu kendi tercihi ile karşı karşıya bırakmıştı. İster cezalandırır, isterse onlara iyi muamelede bulunur. Bu ifadeden şunu anlıyoruz:<br />
<strong>     1. </strong>Zülkarneyn oraya tek başına değil, muhtemelen bir ordu ile git­mişti. Çünkü tek başına bir topluluğa ceza vermesinin imkansızlığı orta­dadır. Bir sonraki âyetteki <em>&#8220;nü&#8217;azzibüh&#8221;</em> kelimesinin çoğul oluşu bu görü­şümüzü desteklemektedir.<br />
<strong>    2. </strong>Yüce Allah Zülkarneyn&#8217;i ceza ile güzel davranmak arasında ser­best bırakmıştır. Bu da bize, Yüce Allah&#8217;ın insana hür irade verdiğini, tercihlerinde serbest bıraktığını, bu konularda ona özgürlük verdiğini öğretmektedir.<br />
<strong>   3. </strong>Ceza ve iyi muamele yapmasını, toplumun, toplumu eğitmesi anlamında alıyoruz. Kötülüklere dalmış bir toplumu eğitmek için ceza metodu da kullanılabilir, iyi muamele metodu da. Bunlardan birini tercih etmek siyasetçiye veya eğitimciye kalmaktadır. Bu açıdan bakıldığında Zülkarneyn&#8217;in ordusu, aynı zamanda bir eğitim ordusu niteliğini taşıyor­du.</p>
<blockquote><p><strong>&#8220;O da şöyle dedi: Haksızlık edeni cezalandıracağız. Sonra Rabb&#8217;ine döndürülecek. Rabb&#8217;i de onu görülmemiş bir ceza ile cezalandıracaktır.&#8221;</strong></p></blockquote>
<p>Yüce Allah 86. âyette Zülkarneyn&#8217;i cezalandırma ile iyi muamele yapma arasında tercihle karşı karşıya bırakınca, 87. âyette Zülkarneyn&#8217;in cevabı ve o topluma olan söylevi şu olmuştur:<br />
<strong>a) &#8220;Haksızlık edeni cezalandıracağız.&#8221;</strong><br />
<em>Haksızlık</em> diye tercüme ettiğimiz kelime âyette<em>&#8220;zaleme&#8221; </em>olarak geçmektedir. Buradaki zulm, <em>&#8220;şirk denen çarpık inanç, başkalarının hak­larını çiğnemek, Yüce Allah&#8217;ın peygamberlerine gönderdiği mesajı inkâr etmek&#8221;</em> anlamına gelmektedir.<br />
Âyetin bu kısmından anlıyoruz ki <em>&#8220;cezalandıracağız&#8221;</em> ifadesi, Zülkarneyn&#8217;in tek olmadığı, bir ordu ile o ülkeye girdiğini göstermekte­dir. Çünkü<em> &#8220;cezalandırma&#8221; </em>fiili çoğul olarak kullanılmıştır.<br />
<strong>Diğer taraftan o toplumu</strong>, geçmişte yaptıkları haksızlıklardan, kötü­lüklerden, ahlâksızlıklardan dolayı cezalandırmayacağı, kendisinin o ülkeye girişinden sonra yapacaklarına göre onlara muamele edeceği or­taya çıkmaktadır.<br />
Buradan şu evrensel ilkeyi çıkartıyoruz: Bir ülkeyi fetheden bir or­dunun başındaki insan, o ülkenin insanlarını, geçmişte yaptıkları ile ce­zalandırmayacak, idareyi ele aldıktan sonra yaptıkları kötülükler nede­niyle onları cezalandıracaktır. Fetihten önceki zulüm, kötülük ve suçlar sıfırlanıp yeni bir hayatı başlatacak şekilde kendilerine bir fırsat verile­cektir.<br />
<strong>b) &#8220;Sonra Rabb&#8217;ine döndürülecek. O da onu görülmemiş bir ceza ile cezalandıracaktır.&#8221;</strong><br />
Demek ki, zulmeden, insanların haklarını çiğneyen, onlara dünyayı dar eden toplumlara hem bu dünyada ceza verilecek hem de âhirette. Çünkü zulüm öylesine kötü bir günahtır ki, dünyanın cezası ya da azabı ona denk olmamaktadır. Cezanın kalan kısmım da Yüce Allah âhirette tamamlayacaktır. Ama âyette geçen I5İ0 nükrâ kelimesi, bu dünyada insan algısının, tasavvurunun kapsayamayacağı, hiçbir kelime ile ifade edemeyeceği tarzdaki azabı ifade etmektedir. Başka bir ifadeyle cezanın ilk aşaması, o toplumda insanlara yapılan haksızlığın cezasıdır ve bu ceza dünyada verilecektir; diğeri de Allah&#8217;a karşı yapılanın karşılığıdır ki o da âhirette verilecektir. <em>Nitekim zulüm kavramı </em>hem insanlara karşı yapılan haksızlığı hem de Allah&#8217;a karşı yapılan haksızlığı, şirki ifade etmektedir.<br />
Bir önceki âyette, yani 86. âyette Zülkarneyn&#8217;e cezalandırma ruh­satı verilirken, o kavmin ne işlediği söylenmemişti. Ama 87. âyetten onların zulmettiği ortaya çıkmaktadır.<br />
<strong>c) </strong>Aslında Zülkarneyn&#8217;in ordularının o ülkeyi fethetmeleri, o top­lum için ceza niteliğini taşımaktadır, ama Zülkarneyn onlara adaleti, hakkı ve bilgiyi götürmüştür.<br />
Güneşin battığı kopkoyu su ya da balçık, hakkın, adaletin ve buna benzer değerlerin, bilginin battığı toplumu ifade etmektedir. Bilgi güne­şi, adaletin, hakkın güneşi o toplumda batıp yok oluyordu.</p>
<blockquote><p><strong>&#8220;Ancak inanıp yararlı iş yapanlara gelince, onlar için, güzel ödül vardır. Biz ona kendi emirlerimizden kolay olanı söyleyeceğiz.&#8221;</strong></p></blockquote>
<p><strong>a)</strong> Daha önce belirttiğimiz gibi, yanlış hareket edip suç veya günah işleyenlere ceza verileceği söylendikten hemen sonra, iman edip iyi amel işleyenlere ne yapılacağı gündeme getirilmektedir. Bu, Yüce Allah&#8217;ın Kur&#8217;ân&#8217;daki anlatım metodudur. 87. âyette geçen zulmün karşılığı 88. âyette iman ve iyi amel olmaktadır. Böylece zulmün ne olduğunun tanı­mı yapılmış olmaktadır.<br />
Kötülük yapana dünya ve âhiret azabı verilirken, iman edip iyi amel işleyene de ödül verilecektir. Demek ki herkes inancına ve ameline göre muamele görecektir.<br />
<strong>b) </strong>Yüce Allah, ödül vermekle kalmayacak, kendi emirlerinden ko­lay olanı söyleyecektir. Bu da ikinci ödülü olmaktadır. <em>Nedir emirlerin­den kolay olanı söylemek? </em>Muhammed Esed bunun:<em> &#8220;Yerine getirilmesi kolay olanla yükümlü tutmak, kolay planlar uygulatılması&#8221; </em>anlamına geldiğini ifade etmektedir.<br />
<strong>Biz bu soruya şöyle cevap veriyoruz:</strong> İman edip iyi amel işleyenle­re bu dünyada ve âhirette güzellikler verilecek, aynı zamanda o kişi Al­lah&#8217;ın emirlerini kolayca yerine getirme alışkanlığını, ruh olgunluğu ve gücünü de kazanacaktır.<br />
Erdemli hayat yaşamak, ahlâkî değerleri hayata geçirmek onun için kolaydır, hiçbir zaman onu sıkmaz. Çünkü erdemli bir hayatı yaşamakta Allah ona yardım edecektir. Bu da onun için bir ödüldür.<br />
Zülkarneyn&#8217;in eğitim okulu iyi ile kötünün ne olduğunu, neticele­rinin nereye varacağını öğreten, o konuda bilinçlendiren bir faaliyet yapmaktadır.</p>
<blockquote><p><strong>&#8220;Sonra yine bir yol tutup gitti. Sonunda Güneş&#8217;in doğduğu yere ulaşınca, Güneş&#8217;i, kendilerine Güneş&#8217;ten başka örtü vermediğimiz bir topluluğun üzerine doğuyor buldu.&#8221;</strong></p></blockquote>
<p>Zülkarneyn ikinci yolculuğunu Güneş&#8217;in doğduğu yere, yani doğu tarafına yaptı; orada da bir topluluk buldu.<br />
<strong>&#8220;Kendilerini Güneş&#8217;e karşı koruyacak hiçbir şeyi Yüce Allah&#8217;ın vermediği toplum&#8221;</strong>ifadesinden, bunların, öncelikle ilkel bir toplum ol­duğunu anlıyoruz. Bu ilkellikten, onların elbise yapacak durumda olma­dıkları, coğrafi çevrelerinin ağaçsız, gölge verecek hiçbir şeyin olmadığı, çöl topraklar olduğu fikrine varıyoruz. Ayrıca onların ev yapıp onun gölgesine sığınacak medeniyetleri de yoktu.<br />
Güneş&#8217;in battığı yerde bulduğu toplumla bu toplumun benzer yönü, akıl ve bilgi değerlerini kullanmamaları ve hayata geçirememeleridir. Bu toplumun da bilgilendirilmesi ve eğitilmesi gerekiyordu; onların da Zülkarneyn&#8217;in eğiticiliğine ihtiyaçları vardı. Eğitimden, bilgiden yoksun olan bu toplum halkının davranışlarında dengesizliklerin olacağı bir ger­çektir.<br />
Ayrıca Güneş&#8217;in ışınlarına karşı kendilerini koruyacak elbiselerinin olmaması gibi, kendilerini nefislerine, şeytana karşı koruyacak takva elbiseleri de yoktu. Takva elbisesi, akıl, bilgi ve Allah&#8217;a karşı görevlerini yapmaktan oluşan bir elbisedir. Bu elbiseden de yoksun olduklarını da anlıyoruz. Demek ki onların hem dışı hem de içi çıplaktı. <em>Elbiselerinin olmaması, onlarda haya duygusunun, utanmanın olmadığına bir işarettir.</em></p>
<blockquote><p><strong>&#8220;İşte onun durumu böyledir. Onun bilgi olarak sahip olduğu her şeyi biz biliriz.&#8221;</strong></p></blockquote>
<p>Yüce Allah, Zülkarneyn&#8217;in sahip olduğu, yani yanında bulunan bilgi, medeniyet araçlarını, imkanlarını, kudretini ve tecrübesini bildiğini söylemektedir. Bunun anlamı şudur: Zülkarneyn&#8217;in sahip olduğu ne var­sa, özellikle bilgi konusunda her şeyi ona Allah öğretmişti. Zülkarneyn&#8217;in bütün sahip olduklarını Yüce Allah ilmi ile ihata etmişti; O&#8217;nun ilmi onların tamamını kapsam alanına almıştı. Zaten dışında ol­ması imkansızdı.</p>
<blockquote><p>Râzî, bu ayetin izahında Zülkarneyn&#8217;in bu ikinci kavime de ilk kavme yaptığı gibi davrandığını yani, batıdakiler dediği topluma uygu­ladığı<strong>&#8220;zalimlere azap, müminlere iyilik&#8221; </strong>metodunu onlara da kullanmış­tı (Râzî, age, XXI/169).</p></blockquote>The post <a href="https://ateistlerecevap.org/kehf-suresi-86-ayet-kurana-gore-gunes-balcigami-batiyor/" data-wpel-link="internal">Kehf Suresi 86. Ayet Kur'an'a Göre Güneş Balçığamı batıyor?</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ateistlerecevap.org/kehf-suresi-86-ayet-kurana-gore-gunes-balcigami-batiyor/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Zariyat Suresi 49. Ayet Açıklaması ve Tefsiri</title>
		<link>https://ateistlerecevap.org/zariyat-suresi-49-ayet-aciklamasi-ve-tefsiri/</link>
					<comments>https://ateistlerecevap.org/zariyat-suresi-49-ayet-aciklamasi-ve-tefsiri/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ateistlere Cevaplar]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 09 Feb 2018 10:15:17 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Ayetler]]></category>
		<category><![CDATA[Sorular]]></category>
		<category><![CDATA[Zariyat 49 açıklaması]]></category>
		<category><![CDATA[zariyat 49 sorularla islamiyet]]></category>
		<category><![CDATA[zariyat 49 tefsiri]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.ateistlerecevap.org/?p=1699</guid>

					<description><![CDATA[<p>&#8220;Yerin bitirdiklerinden, insanların kendilerinden ve henüz mahiyetini bilmedikleri şeylerden bütün çiftleri yaratan Allah&#8217;ı tesbih ve takdis ederim.&#8221; (Yasin, 36/36) &#8220;Düşünüp ibret alırsınız diye her şeyden çiftler yarattık.&#8221; (Zariyat, 51/49) Bu ayetler farklı yorumlara neden olmuştur. Zevc: Çift mânasına geldiği gibi çeşit ve kısım mânasına da gelir. Allah&#8217;ın bütün çeşit ve sınıflarıyla âlemi yarattığını ifade eder. Bu âyet, çift [&#8230;]</p>
The post <a href="https://ateistlerecevap.org/zariyat-suresi-49-ayet-aciklamasi-ve-tefsiri/" data-wpel-link="internal">Zariyat Suresi 49. Ayet Açıklaması ve Tefsiri</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/02/Zariyat-Suresi-49.-Ayet-tefsiri.png" data-wpel-link="internal"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-1703" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/02/Zariyat-Suresi-49.-Ayet-tefsiri.png" alt="" width="1280" height="720" srcset="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/02/Zariyat-Suresi-49.-Ayet-tefsiri.png 1280w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/02/Zariyat-Suresi-49.-Ayet-tefsiri-300x169.png 300w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/02/Zariyat-Suresi-49.-Ayet-tefsiri-1024x576.png 1024w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/02/Zariyat-Suresi-49.-Ayet-tefsiri-768x432.png 768w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/02/Zariyat-Suresi-49.-Ayet-tefsiri-1200x675.png 1200w" sizes="(max-width: 1280px) 100vw, 1280px" /></a></p>
<blockquote><p><strong>&#8220;Yerin bitirdiklerinden, insanların kendilerinden ve henüz mahiyetini bilmedikleri şeylerden bütün çiftleri yaratan Allah&#8217;ı tesbih ve takdis ederim.&#8221; </strong>(Yasin, 36/36)</p></blockquote>
<blockquote><p><strong>&#8220;Düşünüp ibret alırsınız diye her şeyden çiftler yarattık.&#8221; </strong>(Zariyat, 51/49)</p></blockquote>
<p>Bu ayetler farklı yorumlara neden olmuştur.<br />
<strong>Zevc: </strong>Çift mânasına geldiği gibi çeşit ve kısım mânasına da gelir. Allah&#8217;ın bütün çeşit ve sınıflarıyla âlemi yarattığını ifade eder. Bu âyet, çift kavramının insanlar gibi bitkilerde de erkek ve dişi unsurlar ile câri olduğunu, hatta insanların çeşitli dönemlerde bilmedikleri birçok şeylerde de çift unsurun bulunduğunu ifade eder: elektrikte artı ve eksi yük, cisimler arasında itme ve çekme kuvveti, maddenin temeli olan atomlarda pozitif ve negatif elektronlar, bu âyetin mûcizevî olarak haber verdiği şeyler arasındadır. Bütün bunlardan maksat da, her şeyi çift yaratan, bunca çeşitliliği ile kâinatı yaratan Allah&#8217;ın tek olup eş ve ortaktan münezzeh olduğunu vurgulamaktır.<br />
Gerçekten de, bugün, maddenin çiftler halinde yaratıldığı biliniyor. Bir toz zerresinden yıldızlara kadar bildiğimiz ne varsa, hepsinin yapı taşlarını teşkil eden atom parçacıkları ve onlardan daha aşağı seviyedeki parçacıklar, yaratılırken daima antimaddeleriyle birlikte çift olarak yaratılırlar.<br />
Müfessirler <strong>“her şeyden çift çift yaratma”</strong>nın anlamını açıklarken daha çok<strong><em> “gece-gündüz, erkek-dişi, yer-gök, insan-cin, iman-küfür, ay-güneş”</em></strong> gibi karşıtlık örnekleri üzerinde durmuşlardır. Taberî bunu <em>“Cenâb-ı Allah’ın her yarattığının yanı sıra amaç ve işlevi itibariyle ondan farklı bir ikincisini yaratması”</em> şeklinde anlamanın uygun olacağı kanaatindedir. Yine Taberî’nin izahına göre burada esas amaç Yüce Allah’ın yaratma sıfatına dikkat çekmektir. O’nun yaratmasını -meselâ ateşin yakma özelliği gibi- tek sonuçlu olarak algılamamak gerekir, O dilediği her şeyi dilediği biçimde yaratma gücüne sahiptir (Taberi, XXVII/8-9).<br />
<strong>Elmalılı, </strong>bu konudaki görüşleri özetledikten sonra, Beyzâvî’nin<em> “her cinsten iki nevi bulunduğu” </em>tarzındaki yorumunu öncekileri de içine alması itibariyle daha kapsamlı bulur. Bununla birlikte o, âyetteki <strong>“her şey”</strong> ifadesinin sadece cinsleri değil fertleri de kapsadığını dikkate alarak, burada dış âlemdekiler ile onların zihindeki formlarının uyumlu eşleşmesiyle tecelli eden idrak olayına da işaret bulunduğu yorumunu yapar; her hangi bir şey hakkında meydana gelen şuur hâdisesinde bu ikiliğin kaçınılmaz olduğunu, bu ikilik içinde birleştirilmeden hiçbir şeyin tasdik edilemeyeceğini, tefekkür ve tezekkürde bulunulamayacağını, âyetin sonunda yer alan<strong>“ki inceden inceye düşünesiniz”</strong> ifadesinin de bunu desteklediğini belirtir. (bk. Elmalılı Tefsiri, VI/4543-4544.)<br />
Ayrıca Yâsîn 36/36. suresinde,</p>
<blockquote><p><strong>“Toprağın bitirdiklerinden, kendilerinden ve daha bilmedikleri nice şeylerden bütün çiftleri yaratan Allah her türlü eksiklikten uzaktır.”<br />
</strong></p></blockquote>
<p>buyurularak, kâinatta insanın bildiği ve bilmediği bütün çiftleri yüce Allah’ın yarattığı belirtilmekte ve her birinin paydaşı, eşi, benzeri, karşıtı olan bu çiftlerin hepsinin yaratılmışlık özelliğine, dolayısıyla bunları yaratanın tek olduğuna dikkat çekilmektedir. İnsanların Kur’an’ın indiği sırada bilmediği birçok şeyde de çift yaratılma özelliğinin bulunduğu modern araştırmalar tarafından ortaya çıkarılmış olup bu, ileride daha nice varlık, olay ve kavram çiftlerinin keşfedilebileceğinin işaretidir.<br />
Paul Dirac adlı bilim adamının atom parçacıklarının da çift yaratıldığını, yani elektron karşısında pozitronun bulunduğunu tespit edip “parite kanunu”nu keşfetmesi ve bu sayede Nobel Ödülü kazanması, bu âyetteki anlam derinliğine ışık tutucu bir gelişme olarak değerlendirilebilir.<br />
<strong>Soruda geçenlere gelince:</strong><br />
Daha önce de atom için aynı şey söyleniyordu, ama sonra elektronların<em><strong> &#8220;artı ve eksi&#8221; </strong></em>yüklü olduğu görüldü. Zaman geçtikçe Kur&#8217;an’ın harikalığı daha iyi anlaşılmaktadır. Kur&#8217;an’ın bildirdiği şeyler zamanla daha iyi anlaşılacaktır. Bu nedenle henüz bilimin ulaşamadığı gerçekleri hemen inkar etmek asla doğru değildir.<br />
<strong>Eşeyli üremede ise,</strong> aynı türe ait iki bakteri yan yana gelerek aralarında geçici sitoplazmik köprü oluşturur. Bu köprü aracılığıyla DNA molekülü, tamamen veya kısmen bir bakteriden diğer bakteriye aktarılır. Bu gen aktarımı olayına <em><strong>&#8220;konjugasyon&#8221;</strong></em> denir. Konjugasyon olayı ile yeni özelliklere sahip ve ortam şartlarına uyum yapmış dayanıklı bakteriler oluşur. Eşeyli üremede gen aktarımında bulunan bakteri erkek, geni alan ise dişi olarak kabul edilir. Olay tamamlandığı zaman bakteriler arasında kurulmuş olan sitoplazmik köprü erir.<br />
Virüsler bölünerek üremezler. Virüslerin kendisi canlı olup olmadığı tartışmalıdır. Canlı hücresini bulduğunda onun DNA&#8217;sını kullanarak kendisini kopyalar.<br />
<em><strong>Salyangozun üremesi için de çift olması gerekir. </strong></em><br />
<em>“Salyangozlar hermafrodit (Çift eşeyli) canlılardır. Yani hem dişi ve hemde erkeklik organı aynı hayvanda bulunur. Fakat yine de çiftleşmeleri gerekmektedir. Kıştan çıkan salyangozlar ilkbaharda gece gündüz sürekli körpe filizleri yerler. Çok çabuk gelişirler. İki salyangoz yüzyüze gelerek uzuvları sayesinde birbirlerini döller. Her yıl çiftleşmeyebilirler ve mayıs ayında çiftleşirler. Bir defa çiftleşme ile birkaç yıl yumurtlamaya devam ederler. Çiftleşme mayıs ve ağustos aylarında iki defadır. Yumurtlama ise bir defadır. Burgonya cinsi salyangoz çiftleşmeden 12-15 gün sonra, bir başka tür ise 5-8 gün sonra yumurtlar..”</em></p>The post <a href="https://ateistlerecevap.org/zariyat-suresi-49-ayet-aciklamasi-ve-tefsiri/" data-wpel-link="internal">Zariyat Suresi 49. Ayet Açıklaması ve Tefsiri</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ateistlerecevap.org/zariyat-suresi-49-ayet-aciklamasi-ve-tefsiri/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İslamiyet ve Big Bang, Evren Nasıl Oluştu? &#8211; Big Bang ve İslam</title>
		<link>https://ateistlerecevap.org/islamiyet-ve-big-bang-evren-nasil-olustu-big-bang-ve-islam/</link>
					<comments>https://ateistlerecevap.org/islamiyet-ve-big-bang-evren-nasil-olustu-big-bang-ve-islam/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ateistlere Cevaplar]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 12 Jan 2018 20:10:44 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sorular]]></category>
		<category><![CDATA[Big bang teorisi]]></category>
		<category><![CDATA[Big Bang ve İslam]]></category>
		<category><![CDATA[büyük patlama islam]]></category>
		<category><![CDATA[büyük patlama teorisi ve islam]]></category>
		<category><![CDATA[evren nasıl doğdu]]></category>
		<category><![CDATA[evren nasıl genişler]]></category>
		<category><![CDATA[evren nasıl işler]]></category>
		<category><![CDATA[evren nasıl işler izle]]></category>
		<category><![CDATA[evren nasıl oluştu ayet]]></category>
		<category><![CDATA[Evren Nasıl Oluştu?]]></category>
		<category><![CDATA[evren nasıl yaratıldı]]></category>
		<category><![CDATA[evren nasıl yaratılmıştır açıklayınız]]></category>
		<category><![CDATA[kainat nasıl meydana geldi]]></category>
		<category><![CDATA[kainat nasıl oluştu]]></category>
		<category><![CDATA[kainat nasıl yaratılmıştır]]></category>
		<category><![CDATA[kainat nasıl yaratılmıştır ve yaratılış amacı nedir]]></category>
		<category><![CDATA[kâinatın yaratılışı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.ateistlerecevap.org/?p=1016</guid>

					<description><![CDATA[<p>İçinde bulunduğumuz uçsuz bucaksız evrenin nasıl var olduğu, nereye doğru gittiği, içindeki düzen ve dengeyi sağlayan kanunların nasıl işledikleri her devirde insanların merak konusu olmuştur. Bilim adamları, düşünürler asırlardır bu konuyla ilgili sayısız araştırmalar yapmışlar, pek çok teoriler üretmişlerdir. XX. yüzyılın başlarına dek hakim olan görüş, evrenin sonsuz boyutlara sahip olduğu, sonsuzdan beri var olduğu [&#8230;]</p>
The post <a href="https://ateistlerecevap.org/islamiyet-ve-big-bang-evren-nasil-olustu-big-bang-ve-islam/" data-wpel-link="internal">İslamiyet ve Big Bang, Evren Nasıl Oluştu? – Big Bang ve İslam</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/01/big-bang-ve-islam.png" data-wpel-link="internal"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-1017" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/01/big-bang-ve-islam.png" alt="" width="920" height="518" srcset="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/01/big-bang-ve-islam.png 920w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/01/big-bang-ve-islam-300x169.png 300w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2018/01/big-bang-ve-islam-768x432.png 768w" sizes="(max-width: 920px) 100vw, 920px" /></a><br />
İçinde bulunduğumuz uçsuz bucaksız evrenin nasıl var olduğu, nereye doğru gittiği, içindeki düzen ve dengeyi sağlayan kanunların nasıl işledikleri her devirde insanların merak konusu olmuştur. Bilim adamları, düşünürler asırlardır bu konuyla ilgili sayısız araştırmalar yapmışlar, pek çok teoriler üretmişlerdir.<br />
XX. yüzyılın başlarına dek hakim olan görüş, evrenin sonsuz boyutlara sahip olduğu, sonsuzdan beri var olduğu ve sonsuza kadar da var olacağı şeklindeydi. <strong><em>&#8220;Statik evren modeli&#8221; </em></strong>adı verilen bu anlayışa göre, evren için herhangi bir başlangıç veya son söz konusu değildi.<br />
Materyalist felsefenin de temelini oluşturan bu görüş, evreni sabit, durağan ve değişmez bir maddeler bütünü olarak kabul ederken, bir Yaratıcı&#8217;nın varlığını da reddediyordu.<br />
Her şey, hatta henüz yaratılmamış olan &#8220;gökler ve yer&#8221; bile, tek bir noktadayken büyük patlama ile yaratılmış ve birbirlerinden ayrılarak evrenin bugünkü şeklini meydana getirmişlerdir. Materyalizm, maddeyi mutlak varlık sayan, maddeden başka hiçbir şeyin varlığını kabul etmeyen bir düşünce sistemidir. Tarihi eski Yunan&#8217;a kadar uzanan, ama özellikle 19. yüzyılda yaygınlaşan bu düşünce sistemi, Karl Marx&#8217;ın diyalektik materyalizmiyle ünlenmişti.<br />
19. yüzyıldaki durağan evren modeli, başta belirttiğimiz gibi, materyalist felsefeye zemin sağlamıştı. Materyalist felsefeci George Politzer, bu evren modeline dayanarak, &#8220;Felsefenin Başlangıç İlkeleri&#8221; adlı kitabında; &#8220;evrenin yaratılmış birşey&#8221; olmadığını öne sürmüştü ve şöyle demişti: <strong><em>&#8220;Eğer yaratılmış olsaydı, o takdirde Allah tarafından belli bir anda ve yoktan var edilmiş olması gerekirdi.&#8221;</em></strong><br />
Politzer evrenin yoktan var edilmediğini iddia ederken 19. yüzyılın durağan evren modeline dayanıyor ve dolayısıyla bilimsel bir iddia ortaya attığını sanıyordu. Oysa 20. yüzyılda gelişen bilim ve teknoloji, materyalistlere zemin sağlayan durağan evren modeli gibi ilkel anlayışları kökünden yıkmıştır. 21. yüzyılın eşiğinde olduğumuz şu dönemde, evrenin bir başlangıcı olduğu, yok iken bir anda <strong>büyük bir patlama</strong>yla yaratıldığı modern fizik tarafından pekçok deney, gözlem ve hesapla ispatlanmış durumdadır.<br />
Ayrıca, evrenin, materyalistlerin iddia ettikleri gibi sabit ve durağan olmadığı, tam tersine sürekli bir hareket ve değişim içinde olduğu, genişlediği saptanmıştır. Bugün bu gerçekler bütün bilim dünyası tarafından kabul edilmektedir.<br />
<strong>Şimdi de bu çok önemli gerçeklerin bilim dünyası tarafından nasıl ortaya çıkarıldığından bahsedelim:</strong><br />
1929 yılında California Mount Wilson gözlem evinde, Amerikalı astronom Edwin Hubble kullandığı dev teleskopla gökyüzünü incelerken, yıldızların, uzaklıklarına bağlı olarak kızıl renge doğru yaklaşan bir ışık yaydıklarını saptadı. Bu buluş bilim dünyasında büyük bir yankı yarattı. Çünkü bilinen fizik kurallarına göre, gözlemin yapıldığı noktaya doğru hareket eden ışıkların tayfı mor yöne doğru, gözlemin yapıldığı noktadan uzaklaşan ışıkların tayfı da kızıl yöne doğru kayar. Hubble&#8217;ın gözlemleri sırasında ise yıldızların ışıklarında kızıla doğru bir kayma farkedilmişti. Yani yıldızlar bizden sürekli olarak uzaklaşmaktaydılar.<br />
<strong>Hubble,</strong> çok geçmeden çok önemli bir şeyi daha keşfetti: <em>Yıldızlar ve galaksiler sadece bizden değil, birbirlerinden de uzaklaşıyorlardı. </em>Her şeyin birbirinden uzaklaştığı bir evren karşısında varılabilecek tek sonuç, evrenin her an &#8220;genişlemekte&#8221; olduğuydu. Konuyu daha iyi anlamak için, evreni şişirilen bir balonun yüzeyi gibi düşünmek mümkündür. Balonun yüzeyindeki noktaların balon şiştikçe birbirlerinden uzaklaşmaları gibi, evrendeki cisimler de evren genişledikçe birbirlerinden uzaklaşmaktadırlar.</p>
<blockquote><p><strong>&#8220;O inkar edenler görmüyorlar mı ki başlangıçta göklerle yer birbiriyle bitişikken, biz onları ayırdık ve her canlı şeyi sudan yarattık. Yine de onlar inanmayacaklar mı?&#8221;</strong> (Enbiya, 21/30)</p></blockquote>
<p>Aslında bu gerçek daha önceden de teorik olarak keşfedilmişti. Yüzyılın en büyük bilim adamı sayılan <strong>Albert Einstein,</strong> teorik fizik alanında yaptığı hesaplamalarla evrenin durağan olamayacağı sonucuna varmıştı. Fakat o devrin genel kabul gören durağan evren modeliyle ters düşmemek için bu buluşunu bir kenara bırakmıştı. Einstein bu davranışını daha sonra,<strong> &#8216;kariyerinin en büyük hatası&#8217; </strong>olarak adlandıracaktı. Daha sonra Hubble&#8217;ın gözlemleriyle evrenin genişlediği kesinlik kazandı. Peki evrenin genişliyor olmasının, evrenin varoluşu konusundaki önemi neydi?<br />
Evren genişlediğine göre, zaman içinde geriye doğru gidildiğinde evrenin tek bir noktadan başladığı ortaya çıkıyordu. Yapılan hesaplamalar, evrenin tüm maddesini içinde barındıran bu <strong>&#8220;tek nokta&#8221;</strong>nın, <strong>&#8220;sıfır hacme&#8221;</strong> ve &#8220;sonsuz yoğunluğa&#8221; sahip olması gerektiğini gösterdi. Evren, sıfır hacme sahip bu noktanın patlamasıyla ortaya çıkmıştı. Evrenin başlangıcı olan bu büyük patlamaya ingilizce karşılığı olan <strong>&#8220;Big Bang&#8221;</strong> ismi verildi ve bu teori de aynı isimle anılmaya başlandı.<br />
Aslında sıfır hacim bu konunun teorik bir ifade biçimidir. Bilim, insan aklının kavrama sınırlarını aşan <strong>&#8216;yokluk&#8217; </strong>kavramını ancak <strong>&#8216;sıfır hacimdeki nokta&#8217; </strong>ifadesi ile tarif edebilmektedir. Gerçekte ise &#8216;sıfır hacimdeki bir nokta&#8217; &#8216;yokluk&#8217; anlamına gelir. Evren de yokluktan var olmuştur. Diğer bir deyimle yaratılmıştır.<br />
Modern fiziğin ancak bu yüzyılın sonlarına doğru ulaştığı bu büyük gerçek, Kur&#8217;an&#8217;da bize on dört yüzyıl önceden şöyle haber verilmekteydi:</p>
<blockquote><p><strong>&#8220;O Allah gökleri ve yeri yoktan var edendir.&#8221;</strong> (Enam, 6/101)</p></blockquote>
<p>Bilindiği gibi Big Bang teorisi, başlangıçta evrendeki tüm cisimlerin birarada olduklarını ve sonradan ayrıldıklarını göstermiştir. Big Bang teorisinin ortaya koyduğu bu gerçek de, zamanımızdan tam on dört asır önce insanların evren hakkındaki bilgilerinin son derece kısıtlı olduğu bir dönemde yine Kur&#8217;an&#8217;da şöyle bildiriliyordu:</p>
<blockquote><p><strong>&#8220;O inkar edenler görmüyorlar mı ki başlangıçta göklerle yer birbiriyle bitişikken, biz onları ayırdık ve her canlı şeyi sudan yarattık. Yine de onlar inanmayacaklar mı?&#8221;</strong> (Enbiya, 21/30)</p></blockquote>
<p>Yani her şey, hatta henüz yaratılmamış olan<strong> &#8220;gökler ve yer&#8221; </strong>bile, tek bir noktadayken büyük patlama ile yaratılmış ve birbirlerinden ayrılarak evrenin bugünkü şeklini meydana getirmişlerdir. Ayetin ifadelerini <strong>Big Bang</strong> teorisi ile karşılaştırdığımızda tam bir uyum içinde olduklarını görürüz. Oysa Big Bang&#8217;in bilimsel bir teori olarak ortaya atılması ancak 20. yüzyılda mümkün olmuştur.<br />
Evrenin genişlemesi, <strong>Büyük Patlama </strong>teorisinin, yani evrenin yoktan var edildiğinin en önemli kanıtlarından biridir. Evren yaratıldığından beri süregelen bu gerçek, modern bilim tarafından ancak bu yüzyılda keşfedildiği halde Kur&#8217;an&#8217;da bu gerçek yine bundan on dört asır önce haber verilmiştir:</p>
<blockquote><p><strong>&#8220;Biz göğü &#8216;büyük bir kudretle&#8217; bina ettik ve şüphesiz Biz (onu) genişleticiyiz.&#8221;</strong> (Zariyat, 51/47)</p></blockquote>
<p>Açıkça görüldüğü gibi, Büyük Patlama teorisi evrenin &#8220;yoktan var edildiği&#8221;nin, yani Allah tarafından yaratıldığının ispatıydı. Big Bang&#8217;in bu zaferi ile birlikte, materyalist felsefenin temeli olan <strong>&#8220;ezeli madde&#8221;</strong> kavramı da tarihe karışmış oldu. Peki o zaman Big Bang&#8217;den önce ne vardı ve <strong>&#8220;yok&#8221;</strong> olan evreni bu büyük patlama ile<strong> &#8220;var&#8221;</strong> hale getiren güç neydi? Elbette ki bu soru bir Yaratıcı&#8217;nın varlığını göstermektedir. Ünlü ateist felsefeci<strong> Anthony Flew,</strong> bu konuda şunları söyler:</p>
<blockquote><p><em>&#8220;İtiraflarda bulunmanın insan ruhuna iyi geldiğini söylerler. Ben de bir itirafta bulunacağım: Big Bang modeli, bir ateist açısından oldukça sıkıntı vericidir. Çünkü bilim, dini kaynaklar tarafından savunulan bir iddiayı ispat etmiştir: Evrenin bir başlangıcı olduğu iddiasını. Sadece evrenin bir sonunun ve başlangıcının olmadığını kabul ettiğimiz sürece, evrenin şu anki varlığının mutlak bir açıklama olduğunu savunabiliriz. Ben hala bu açıklamaya inanıyorum, ama bunu Big Bang karşısında savunmanın pek kolay ve rahat bir durum olmadığını itiraf etmeliyim.&#8221;</em></p></blockquote>
<p>Kendisini ateist olmak için körü körüne şartlandırmayan pek çok bilim adamı ise, evrenin yaratılışında sonsuz güç sahibi bir Yaratıcı&#8217;nın varlığını kabul etmiş durumdadır. Bu Yaratıcı, hem maddeyi hem de zamanı yaratmış olan, yani her ikisinden de bağımsız bir varlık olmalıdır. Ünlü Amerikalı astrofizikçi<strong> Hugh Ross</strong>bu gerçeği şöyle açıklar:</p>
<blockquote><p><em>&#8220;Eğer zaman ve madde, patlamayla birlikte ortaya çıkmışsa, o zaman evreni meydana getiren nedenin, evrendeki zaman ve mekandan tamamen bağımsız olması gerekir. Bu bize Yaratıcı&#8217;nın evrendeki tüm boyutların üzerinde olduğunu gösterir. Aynı zamanda Yaratıcı&#8217;nın bazılarının savunduğu gibi evrenin kendisi olmadığını ve evreni kapladığını, sadece evrenin içindeki bir güç olmadığını kanıtlar.&#8221;</em></p></blockquote>
<p><strong>Bu bilim adamının da söylediği gibi,</strong> madde ve zaman, tüm bu kavramlardan bağımsız olan sonsuz güç sahibi bir Yaratıcı tarafından var edilmiştir. O Yaratıcı, göklerin ve yerin Rabbi olan Allah&#8217;tır.</p>The post <a href="https://ateistlerecevap.org/islamiyet-ve-big-bang-evren-nasil-olustu-big-bang-ve-islam/" data-wpel-link="internal">İslamiyet ve Big Bang, Evren Nasıl Oluştu? – Big Bang ve İslam</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ateistlerecevap.org/islamiyet-ve-big-bang-evren-nasil-olustu-big-bang-ve-islam/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Nebe suresi 33. ayet Açıklaması</title>
		<link>https://ateistlerecevap.org/nebe-suresi-33-ayet-aciklamasi/</link>
					<comments>https://ateistlerecevap.org/nebe-suresi-33-ayet-aciklamasi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ateistlere Cevaplar]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 27 Dec 2017 12:07:32 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Ayetler]]></category>
		<category><![CDATA[Sorular]]></category>
		<category><![CDATA[nebe 33 anlamı nebe 33 açıklama]]></category>
		<category><![CDATA[nebe 33 diyanet]]></category>
		<category><![CDATA[nebe suresi 33 tefsiri]]></category>
		<category><![CDATA[nebe suresi 33 ve 34]]></category>
		<category><![CDATA[nebe suresi 33. ayet arapça]]></category>
		<category><![CDATA[nebe suresi 33. ayet diyanet]]></category>
		<category><![CDATA[nebe suresi 33. ayet diyanet işleri]]></category>
		<category><![CDATA[nebe suresi 33. ayet tefsiri]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.ateistlerecevap.org/?p=1009</guid>

					<description><![CDATA[<p>Açıklama 1:  Allah Tealâ, ateş ehli olan kötülerin durumlarından bir miktar bahset­tikten sonra, cennet ehli olan iyilerin kurtuluş ve zafer yerinden de söz et­miştir, onlar ateşten kurtulup cennete sokulmuşlardır. Bunun Allah&#8217;ın bir lütfu ve ihsanı olduğu açıklanmıştır. İyilerin ve kötülerin durumlarının gösterilmesi, düşünme ve karşılaştırma, cennete götüren kulluğa teşvik ve ateşe götüren masiyet, küfür ve [&#8230;]</p>
The post <a href="https://ateistlerecevap.org/nebe-suresi-33-ayet-aciklamasi/" data-wpel-link="internal">Nebe suresi 33. ayet Açıklaması</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<figure id="attachment_1011" aria-describedby="caption-attachment-1011" style="width: 1280px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2017/12/Nebe-suresi-33.-ayet-aciklamsi.png" data-wpel-link="internal"><img loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-1011" src="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2017/12/Nebe-suresi-33.-ayet-aciklamsi.png" alt="Nebe-suresi-33.-ayet-açıklaması" width="1280" height="720" srcset="https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2017/12/Nebe-suresi-33.-ayet-aciklamsi.png 1280w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2017/12/Nebe-suresi-33.-ayet-aciklamsi-300x169.png 300w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2017/12/Nebe-suresi-33.-ayet-aciklamsi-1024x576.png 1024w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2017/12/Nebe-suresi-33.-ayet-aciklamsi-768x432.png 768w, https://ateistlerecevap.org/wp-content/uploads/2017/12/Nebe-suresi-33.-ayet-aciklamsi-1200x675.png 1200w" sizes="(max-width: 1280px) 100vw, 1280px" /></a><figcaption id="caption-attachment-1011" class="wp-caption-text">Nebe suresi 33. ayet açıklaması</figcaption></figure>
<span style="font-size: 32px; font-family: 'trebuchet ms', geneva, sans-serif; color: #008080;"><strong>Açıklama 1: </strong></span><br />
Allah Tealâ, ateş ehli olan kötülerin durumlarından bir miktar bahset­tikten sonra, cennet ehli olan iyilerin kurtuluş ve zafer yerinden de söz et­miştir, onlar ateşten kurtulup cennete sokulmuşlardır. Bunun Allah&#8217;ın bir lütfu ve ihsanı olduğu açıklanmıştır. İyilerin ve kötülerin durumlarının gösterilmesi, düşünme ve karşılaştırma, cennete götüren kulluğa teşvik ve ateşe götüren masiyet, küfür ve yalanlama konusunda uyarı için bir zemindir. Özet olarak Allah Tealâ kâfirlere olan vaidini andıktan sonra iyile­re olan vaadini de açıklamıştır.<br />
Allah Teâlâ, kullarının uhrevî nimetlere dair yaklaşık bir fikir edinmelerini sağlamak ve onlar­da bir arzu uyandırmak için, birçok âyette olduğu gibi burada da idrak ve anlama gücüne göre temsilî bir anlatımla bu dünyada en çok ihtiyaç duydukları, arzuladık­ları, sevdikleri maddî-bedensel hazlardan örnekler vermiştir. Bu anlatımda Kur&#8217;an&#8217;ın ilk muhataplarının beklentilerinin dikkate alındığı da söylenebilir, keza bu anlatımdan, âhirette cennete girmeyi hak eden her bir insana, dünyadaki ame­line zihnî ve ruhî kemaline, mutluluk anlayışına ve beklentisine göre neleri istiyor ve bekliyorsa onların verileceği sonucunu çıkarmak da mümkündür.<br />
Bu anlatım, cennette mü&#8217;minler için hazırlanan eşleri tasvir etmek­tedir. Bunlar genellikle iki kısımdır: Biri, cennet yaratıldığı zaman orada yaratılan <strong>«Huri»</strong>denilen ve mahiyeti bizce bilinmeyen bakire ve yaşıt eş­lerdir. Diğeri, dünyadaki sâliha eşlerdir ki, cennete girince onlar da huri misali yaşıt duruma gelir ve genç kız görünümü alırlar.<br />
<strong>KE&#8217;S,</strong> kâse demektir. Dolu kadehe denir. Meşhur mânâda bunun hakikatı, içinde içki bulunan kadehin kendisidir. Özellikle içindeki içkiye de denir. İçki içenlerin asıl maksadı neticede içkinin vereceği neşe olduğu için, daha sonraları bu kelime <em>zikr-i sebeb irade-i müsebbeb (sebebi söyleyip neticeyi kastetme)</em>yoluyla tam neşeden mecaz olarak kullanılmıştır ki, edebiyatta bu mânâda kullanılışı yaygın olmuştur. Şu halde <em>&#8220;tam anlamıyla dolgun, vereceği neşe içinde hiç sarhoşluk ve sersemlik bulunmayan, o anda ve daha sonra her türlü gam ve kederden uzak saf ve duru bir hayat zevki&#8221;</em> demek olur. Böyle bir hayat ise, <strong>&#8220;Kuşkusuz ahiret yurdu, işte gerçek hayat odur.&#8221;</strong>(Ankebut, 29/64) delilince ancak ahiret hayatıdır. Çünkü dünyanın hiçbir neşesi yoktur ki içinde bir keder ve başağrısı bulunmasın.<br />
Bu nedenle <strong>&#8220;ke&#8217;s&#8221;</strong> demekle gözetilen<strong> &#8220;tam neşe&#8221;</strong> mânâsı dünya kadehlerinde, dünya şaraplarında yoktur. Bunlar bir neşeye karşılık bir türlü yıkımla doludur. Bundan dolayı Kur&#8217;ân&#8217;da dünya şarabı <strong>&#8220;Şeytanın işinden bir pislik.&#8221;</strong>(Mâide, 5/90) ve <strong>&#8220;Günahları faydalarından büyüktür.&#8221;</strong> (Bakara, 2/219) diye nitelendiği halde, ahiret şarabı <strong>&#8220;Tertemiz bir içecek&#8230;&#8221;</strong> (İnsan, 76/21) şeklinde nitelenmiştir ki bu, dünyada ancak mutlak bir iman, tertemiz bir aşk neşesi ile ruhani bir gaye halinde düşünülebilir. Bunda cismani zevkten ruhani zevke, geçici güzellik aynasından mutlak güzelliğin şevkine geçen öyle derin ve sonsuz bir sevgiliye kavuşma neşesi vardır ki, yolunda dünyadan geçilir, canlar feda edilir.<br />
&nbsp;<br />
<span style="color: #008080;"><strong><span style="font-size: 32px;">Açıklama 2:</span></strong></span><br />
&#8211; İlgili ayetin meali şöyledir: <strong>“Şüphesiz, Allah’a karşı gelmekten sakınanlar/takva sahipleri, başarı ve mutluluğa ererler. Onlara bahçeler, üzüm bağları, turunç göğüslü genç yaşıt dilberler, dolu dolu kadehler var.”</strong>(Nebe, 78/31-34)<br />
Tabii başka meallerde benzer ifadeler de var dır. Bu konuda şunları söyleyebiliriz:<br />
<strong>a) </strong>Ayetin ifadesinde <strong>“göğüsleri yeni tomurcuklanmış”</strong> denilmemiştir. Bazı  meallerde eklenen <strong>“henüz”</strong> kelimesi, ayetin ifadesinde yer almamıştır. Bu sebeple, ayette <strong>“göğüslerin tomurcuklandığı yıl, ay gün”</strong> gibi belirli bir zaman dilimine vurgu yapılmamıştır. İfade edilen <strong>“göğüsleri tomurcuklanmış olan kadınlar”</strong>dır. Bu tomurcuklanma yeni de olabilir, -söz gelişi- 33 yıl önce de olabilir. Ayetin kullandığı ifadeler belirli bir zaman dilimini kesinlikle içermemektedir.<br />
<strong>b) </strong>Ayette söz konusu edilen kadınlar dünya kadınlarından çok cennette<strong>yaratılmış hurilerdir.</strong> Huriler bir anne rahminde değil, Hz. Adem gibi annesiz ve babasız olarak yaratılmışlardır.<br />
Dolayısıyla, onlarda zaman içerisinde büyümek/tekamül etmek yoktur. Yani, göğüsleri yaratıldıklar günden itibaren tomurcukludur. Bu sebeple,<strong>“tomurcuklanmanın 10-11 yaşlarında olduğunu” </strong>söyleyip, küçük yaşa itiraz etmek yersizidir<br />
<strong>c)</strong> Bazı alimlere göre ayette geçen <strong>“Kevaib”</strong> kelimesi, tomurcuklu değil, <strong>bakire olan kadın</strong> anlamınadır. <em>(bk. Maverdi, ilgili ayetin tefsiri)</em><br />
<strong>d)</strong> Bazı alimlere göre ayette geçen <strong>“Kevaib”</strong> kelimesi,<strong> Kâib</strong>’in çoğuludur. <strong>Kâib</strong>ise, <strong>15 yaşındaki kızlar</strong> için kullanılan bir vasıftır. <em>(bk, İbn Aşur, ilgili yetin tefsiri)</em><br />
<strong>e) </strong>Genel anlayışa aykırı da olsa, burada göz ardı edilmemesi gereken şöyle bir yorum da yapılabilir:<br />
&#8211; Konumuzu ilgilendiren Surenin 33. ayetinde yer alan iki kelime vardır: <strong>“Kevaib”</strong> ve <strong>“Etrab” </strong>kelimeleri. Bildiğimiz yorumlarda<strong> “Kevaib” </strong>kelimesi <strong>“Kâib”</strong>in çoğulu olup <strong>“Tomurcuklu göğüs”</strong>, <strong>“Etrab”</strong> ise Tirb’in çoğulu olup <strong>“Yaşıtlar”</strong> anlamı verilmiştir. Bu kelimeleri böyle anlamlandırmak yanlış değildir.<br />
Ancak yanlış olmayan bir anlamlandırma da şudur: <strong>“Kevaib”</strong> kelimesi, “Ke’be”nin çoğuludur. Ke’be kelimesi, <strong>“yuvarlak-tümsek”</strong> manasına gelir. Mesela: tavlada kullanılan zarlar için de “Ke’be” kelimesi kullanılır. Buna göre, bu kelime daha önceki ayette geçen İneb’in bir vasfı olup üzüm danesi manasında da algılanabilir.<br />
Ayetin ikinci kelimesi olan <strong>“Etrab”</strong> ise yaşıt anlamına geldiği gibi, <strong>“denk”</strong>anlamına da gelir. Zaten yaşıt olup yaşta eşit olanlar birbirinin dengi demektir.<br />
Bu yoruma göre ayetin manası <strong>“göğüsleri tomurcuklu yaşıt kızlar”</strong> değil, <strong>“(büyüklük, sağlamlık ve tatlılık bakımından) birbirine denk olan üzüm daneleri”</strong> anlamına gelir.<br />
&#8211; 31-34. ayetleri bütüncül bir bakışla / siyak ve sibakına bakarak bir değerlendirme yaparsak, bu yorumun yabana atılacak bir şey olmadığını görürüz. Bu hususu birkaç noktada açıklayalım:<br />
<strong>Birincisi:</strong> Konuyla ilgili bu ayetlerin hiç birinde hurilerden, kızlardan, kadınlardan söz edilmemiştir. Burada <strong>“bağ-bahçe-kadın” </strong>kompozisyonu gibi genel bir anlayış esas alınarak kadın söz konusu edilmiştir.<br />
<strong>İkincisi:</strong> Bu yorum, ayetin önceki ve sonraki ayetlerle daha çok uygunluk göstermektedir. <strong>Şöyle ki:</strong><br />
Bu ayetten önce yer alan 32. ayette <strong>“Onlara bahçeler, üzüm bağları var.” </strong>denilmiştir. 33. ayette bu üzüm bağlarında bulunan üzümlerin güzelliklerine işaret edilmiş ve <strong>“(büyüklük, sağlamlık ve tatlılık gibi özellikleri bakımından) birbirine denk olan tomurcuk üzüm daneleri var” </strong>denilmiştir. Bu ayetten sonraki 34. ayette ise, <strong>“(Bu güzel üzüm danelerinden) dolu dolu kadehler var.”</strong> olduğuna işaret edilmiştir.<br />
Demek burada, <strong>“asmalardan devşirilen ve birbirine denk olan dane dane üzümler  ve o üzümlerden yapılıp dolu dolu kadehlerde sunulan içecekler”</strong>söz konusu edilmiştir. Görüldüğü üzere, bu üç ayette, son derece uyumlu bir bütünlük içinde, cennetin bahçeleri, bahçelerin meyveleri ve meyvelerin içecekleri anlatılmıştır.<br />
Tabii ki, daha önceki manalar tefsir kaynaklarında yer lamasına karşılık, bu son yorum yer almamaktadır. Bunu kabul etmezse bile, -yukarıda kaynağı verilmiş olan- bazı tefsirlerde geçtiği üzere, burada “göğüsleri tomurcuklu kızlar” yerine <strong>“15 yaşında bekar kızlar” </strong>manasını tercih edilebilir.<br />
<span id="more-1009"></span><br />
Anahtar Kelime Alanı: nebe 33 nebe 33 tefsir nebe 33 edip yüksel nebe 33 diyanet nebe 33 arapça nebe 33 sorularla islamiyet nebe 33 hakkı yılmaz nebe 33 english nebe 33 ekşi nebe 33. ayet tefsiri nebe 33 ayet nebe 33 yaşar nuri nebe 33 anlamı nebe 33 açıklama nebe 33 agnostik nebe suresi 33 ateistforum nebe suresi 33.ayet oku nebe suresi 33 ayet türkçe meali nebe suresi 33 anlami nebe 33 dinle nebe suresi 33 diyanet nebe 33 mustafa islamoğlu nebe 33 kuran nebe 33 meali nebe 33 meali diyanet nebe 33 ayet türkçe meali nebe 33 nedir nebe suresi 33 nolu ayet nebe 33 kuranmeali.org quran nebe 33 nebe 33 suresi nebe suresi 33. ayet tefsiri nebe suresi 33. ayet. ahzab 50-52 nebe suresi 33 tefsiri nebe suresi 33 uncu ayet nebe suresi 33 ve 34 nebe 33 34 nebe 33 34 35 nebe 33 36 nebe 32 33 34 nebe suresi 31 32 33 ayet nebe suresi 31 32 33 ayetler nebe 78 33</p>The post <a href="https://ateistlerecevap.org/nebe-suresi-33-ayet-aciklamasi/" data-wpel-link="internal">Nebe suresi 33. ayet Açıklaması</a> first appeared on <a href="https://ateistlerecevap.org" data-wpel-link="internal">Ateistlere Cevap</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ateistlerecevap.org/nebe-suresi-33-ayet-aciklamasi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
